PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 15 Temmuz Şehitler (Boğaziçi) Üniversitesi'nde Kuran okunması tepkilere yol açtı!!!


upuaut
17-07-2017, 15:53
http://www.youtube.com/watch?v=sW9vxTWtQuU

Ayaktaki Öğretim Üyesi (Erkek): "Dışarıya çıkabilir. Rahatsız olan dışarıya çıkabilir. Kuran'ın yeri, mekanı yoktur"
Oturan Öğretim Üyesi (Kadın): "Erdoğan gibi yerde okunabilir"

Bu gelişme üzerine bu sabah A HABER'de Erkan Tan'ın 12 gün önceki şu videosu yayına konuldu:

http://www.youtube.com/watch?v=M4-Tpu0-6gA

Eğer ilk video başlığındaki linki tıklarsanız, Youtube'daki bu videonun altındaki son yorumda şunun yazılmış olduğunu görürsünüz:

nurı cakar (https://www.youtube.com/user/blackhawk6674) 13 saat önce

size bir tiyo boğaziçi üniversitesi'nin kuruluş adı AMERİKAN KOLEJİ'dir

Hayır, bu üniversitenin adı bundan sonra köprüde olduğu gibi başlıkta yazdığım gibi olacaktır. Evet, rahatsız olan dışarıya çıkabilir. Hatta, Erdoğan gibi yerde de okuyabilir!

upuaut
17-07-2017, 16:57
İşte bu tür olayların nedeni BATI'dan şöyle görünüyor:

http://www.cumhuriyet.com.tr/thumbs/984x440/Archive/2017/7/16/782845_cover_mainslider_big.jpeg
15 Temmuz anmaları dünya basınında: Bölünme derinleşti (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/782845/15_Temmuz_anmalari_dunya_basininda__Bolunme_derinl esti.html)

Erkan Taaan. Ver mehteri!!!

Vefik Sami
17-07-2017, 17:11
Ne "şehit"i yahu ?
Siyâsi iktidarın bu noktadaki tasarruflerı bir tür nebbaşlık.
Bilindiği üzere, mezar-kefen soyanlare "Nebbaş" denir.
Bunlar da 15 Temmuzda ölenler üzerinden siyâsi rant devşiriyor.

Kuvvet komutanlarını elleriyle koymuş gibi bulup derdest edenler, bir tane hükûmet üyesine, siyâsetçiye neden ulaşamadılar ?
Saklandığı yerden halka "sokağa çıkın" diyerek asker ile sivilleri karşı karşıya getirenlerin, insanlar ölünce "şehit" edebiyâtı yapmaya ne hakları var ?
Bu arada; Meclis'e ve Cumhurbaşkanının sarayına atılan bombalar hangi karargâh veyâ depodan çıkmış, seri no'ları nedir ? henüz hiç bir açıklama yok.
Sivil vatandaşların ölümüne neden olan kurşun ve silahlar için de ses-sedâ çıkmadı şimdiye dek.

Sivil ölümleri, darbe başarıya ulaştıktan sonra olur.
Çünki; darbecilerin hedefi, sokaktaki vatandaş değil, siyâsi iktidardır.
Darbeciler duruma hâkim olunca direnenleri öldürürler.
Burada ele geçen sâdece TRT binası oldu.
Muhtemelen bu da "görüntü" için elverişli bir mizansenden öteye gitmedi.

Kazan'ı hemen "kahraman" yaptık da...
Kahraman şehitlerimize kasdeden tetikçiler niçin ortaya çıkarılamadı !?

upuaut
17-07-2017, 21:50
Arkadaşlar, Boğaziçi Üniversitesi’nde 15 Temmuz için Kur’an okunmasına bir öğretim üyesi tarafından “Kur’an ibadethanelerde okunur” diyerek tepki gösterilmiştir. Fakat bunu fırsat bilenler, olayı cep telefonu ile kaydederek sosyal medyadan paylaşıp büyük bir infialin doğmasına neden olmuştur.

Orada keşke Ahmet Rasim olsaydı, oradaki atmosferi mükemmel bir şekilde tasvir ederdi.

Ne demek istiyorum?

Aynı günkü bu sefer Boğaziçi Köprüsü'nün Anadolu yakasında konuşan Cumhurbaşkanımız, konuşmasının sonunda Necip Fazıl Kısakürek'in şu şiirini okur:

http://www.youtube.com/watch?v=t6DTLE6Q5n0
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğanın 15 Temmuz Şehitler Köprüsünde Yaptığı Konuşma 15.07.2017

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Bunda ne var diyebilirsiniz. Ama kazın ayağı öyle değil. Çünkü Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul'u "Canım İstanbul (https://www.antoloji.com/canim-istanbul-siiri/)" şiirinde anlatırken kendi bakış açısına göre anlatır. Örneğin, yukarıdaki parçada büyük puntolu yerdeki "Beyoğlu'nda tepinmek, Karacaahmet'te ağlamak" tezat örneği, onun bakış açısını yansıtır!

Çok ilginçtir, biz Beyoğlu'nda tepinmeyi işgal yıllarında öğrenmiştik. Refik Halit Karay’a göre halkın Miladi yılbaşı adetiyle tanışması 1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra İstanbul’a akın eden Beyaz Ruslar (Haraşolar) sayesinde şöyle olmuştu:

“Mütareke yılbaşılarına kadar bizler, saat 12’yi çalarken ışıkların söndürülmesi düzenbazlığını bilmezdik; limandaki vapurların da bu merasime düdük çalarak katılmalarını işgal senelerinde öğrenmiştik. Esasını ararsanız, müslüman halkı Beyoğlu tarafına alıştıran da haraşolar oldu… Arkasından gelen garblılaşma hareketi, kaç göçün kalkması, balolara rağbet, bize yılbaşı geceleri sabahlama adetini de kabul ettirdi. Ama dikkat ediniz: Bu adetin sadece eğlence tarafını almışızdır. Zira bizdekinin Hıristiyanlardaki gibi dinle alakası yoktur, hayır ve hasenat işlemekle de, hele bir hafta evvel gelen Noelle de! Tuhafı şudur ki, tek geleneğimize dayanmayan bu yeni adete, yani yılbaşı sabahlamasına, bütün adet ve bayramlarımızdan fazla gayretle, dört elle sarılmış haldeyiz! Meğerse lazımmış. Bakalım şehirden köye de gidecek mi?”

Demek ki suç bizde değilmiş!

Bir başka gözlemci Ahmet Rasim de, ayıplar gibi anlatsa da, aslında ayıla bayıla keşfettiği İstanbul'daki yılbaşı gecesini şöyle geçirmiştir:

O ne sefahat gecesi idi!.. Aşağıda, yukarıda ne kadar her gazino, her kahve, her koltuk [küçük meyhane] bir kumarhane. Her sokakta çalgı, saz eğlentisi, çengi, köçek… Her evin odasında bir ziyafet sofrası. Üstünde hindiler, yemişler, rakılar, biralar, etrafında türlü türlü erkekler…Eğlence Evlerinin birinden çık ötekine gir… Kumarhanenin birinde yutul, ötekinde kazan!.. sarhoşluğa ait hangi ve kaç türlü vasıta varsa hepsi ayakta; bildiğimiz karnavallar, yahut eski Roma’nın satürnalleri [Saturnus şenlikleri] buralarda akşamleyin dirilir sabahleyin can çekişirdi. Armonik, çığırtma, lâvtadan ibaret Yenişehir bandoları, zilsiz tefli lâternalar, kemençesi kucağında bir iki udla kabasaz, yanında fırt fırt sümüğünü çeker nakkarecisi, zurna, klârnet, keriz alayı, bunların önünde çiftetelli oynar kopuk takımı, sürt Allah kerimdir, sokak sokak gezilir. Kâh kapılardan coşan karı kümeleri yol keserler, tepsiler içinde susuz, mezesiz rakılar dağıtırlar; öyle anlar olurdu ki bütün sokağı dolduran kalabalık, bir evden içeri dolar; yine bir an olurdu ki, bir yükselme kuvvetiyle, evlerden birkaçı birdenbire boşalırdı.-Oysa bizde( Osmanlılarda) Aileler, aile dostları ve Eş-dostlar bir araya gelir gönlünce eğlenirlerdi.Osmanlılar da bu tarihten sonra (1829) Dünya ile birlikte yeni yıl kutlanmaya başlamıştır. Tarihi gerçekleri unutmayalım ki yeni yılda Osmanlılarda Haliç de benzeri görülmemiş!

Özetle, 3 farklı gözlemci var ama aynı İstanbul anlatılıyor. Demek ki her şey İstanbul'a bakış açısına göre şekilleniyor. Buradan, Necip Fazıl Kısakürek ile Ahmet Rasim'in hayat tarzları farklı olduklarını öğreniyoruz. İşte Boğaziçi Üniversitesi'nde olan tam da bu iki zıt görüşün kavgası idi!!!

Güzel. Bakalım, kim kazanacak bu kavgayı? Vur, kır, parçala... Hani biz medeni bir toplum idik?