PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : TSK Muhtıra gibi bildiri yayınladı !!!!


frodo
28-04-2007, 00:46
Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorunun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumda olduğu belirtilerek, ''Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir'' denildi.Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yer alan basın açıklamasında, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıklarının müşahede edildiği ifade edildi.Açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar.

antimuhammed
28-04-2007, 00:53
Bakalım bu açıklamaların ardından neler olacak... Merak ve endişe ile bekliyorum... ''Ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen '' saptaması çok şeyi açıklıyor... Çin e gitmeden önce Mecidiye köyde çadır kuruyorlardı. Kutlu doğun haftası için di sanırım. AKP döneminde ortaya çıktı bu uygulamalar...

sodomo--
28-04-2007, 01:03
Bildirinin tam metni burada:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6420961.asp?gid=180

Tahminim odur ki; Türkiye 27 Mayıs misali bir sol darbe görecektir. Bunu daha önce söylemiştim yine söyleyeyim.

28-04-2007, 01:41
bu bildiriyi çoktan hakettiler hatta daha fazlasını,keşke bu bildiriyi onlara genel kurmay başkanlığı değil Türk milletinin çoğunluğu verebilseydi......

antimuhammed
28-04-2007, 01:50
Bu bildiri aslında aylardan beri belirli dozlarda kendilerine verilmektedir. Halk aynı bildiriyi 14 Nisan da vermiştir. Fakat anlamak istemiyorlar. Eski Milli Görüşçüler *partinin içinde olduktan sonra değişen bir şey olmayacaktır.

* * Merkez sağız diyip durdular, kutlu doğum haftaları, türban peşinde koşuşturmalar, okullarda ilahiler, abuk sabuk dini hikaye kitapları ile vakitlerini geçirdiler. Başı açık dolaşan, sokakta sevgilisi ile el ele dolaşan için hiç bir şey yapmadılar.

sodomo--
28-04-2007, 01:51
Bu C.Başkanlığı seçimlerinin çok ama çok "uç" sonuçları olacak. İlk defa C.Başkanlığı seçimleri mahkemeye düşmüş ve C.Başkanlığı makamının bütün itibarına gölge düşmüştür. Â*C.Başkanlığı seçimlerine gölge düşmesi öyle kolay hazemedilecek bir konu değildir. AKP'liler kendilerini eğlencede zannediyorlar. Onlar Bakan, genel müdür atar gibi uzaktan kumandalı bir C.Başkanı atamanın ne gibi sonuçlarının olabileceğini tahmin etmediler.

Cumhurbaşkanı Sezer, Cumhuriyetin tehlikede olduğunu söylerken sadece kendi kişisel düşüncelerini açıklamıyordu ama C.Başkanlığı makamından yapılan bu uyarı bile ciddiye alınmadı ve Sezer'in kendi kişisel siyasi düşünceleri olduğunu zannettiler. Olası bir darbe sadece C.Başkanlığı seçimleri nedeniyle olmayacaktır ama C.Başkanlığı seçimleri bardağı taşıran son damla hatta sürahi ile boşaltılan su gibidir.

Genelkurmayın bildirisinde yaygın ve kökleşmiş bir şeriatçı zihniyetin yurt genelindeki uygulamalarına dikkat çekilmekte ve özellikle eğitim kurumlarına dikkat çekilmektedir.
Malatya katliamına da yer verilmiş ve bir bakıma dinin ideolojileştirilmesinin ve siyasallaştırılmasının çok derin sorunlar yarattığı gerçeğine parmak basılmış.

Bu bildiride oldukça ciddi analizler ve tespitler vardır.

Yan C.Başkanlığı seçimleri bu bildiriye göre "sonuç" niteliğinde gelişmelerdir ve bildirinin son paragraflarında yer almıştır. Yani C.Başkanlığı makamının şeriatlaştırılması bile bu bildiriye göre bütün bu gelişmelerin sonucudur ve C.Başkanlığı'nın A.Gül veya başka bir AKP' li olması durumu değiştirmeyecektir. Yani AKP yeni bir C.Başkanı seçse bile ve bu CHP'li bile olsa durum değişmeyecektir.


Sözün kısası 28 Şubattan çok daha köklü bir darbe kapımızdadır. Ve eğer böyle bir darbe olursa (ki olacağı bence artık aşikardır) özellikle eğitim kurumları başta olmak üzere çok daha köklü önlemler alınacaktır, tarikatler illegal örgüt muamelesi görecektir vb... topluma derinlemesine nüfuz eden etkileri olacaktır bu darbenin. Yani 28 Şubatta olduğu gibi sadece iktidar değişikliği ile yetinilmeyecektir.

Bu bildiri bence fazlasıyla açıktır ve muhtıra niteliği taşımaktadır.

dilaver
28-04-2007, 01:51
sevgili sodomo

* *herkesten evvel genelkurmay 29 Nisan ve akabinde 1 Mayıs mitinglerinin ehemmiyetini farkketti.
Eski Roma da köle sahipleri kölelere tek tip elbise giydirmeye karar veriyorlar fakat sonra kölelerin tek tip elbise giymekten ziyade güçlerinin farkına varabileceklerini düşünüp vazgeçiyorlar. Şimdi geldigimiz nokta budur.

* * Şu anda iş planlanan boyutu aşıp düzen içerisinde degil düzene karşı bir mücadele boyutunu alıyor. Demek ki yeni provakosyanlara gebeyiz .


* * saygılarımla

sodomo--
28-04-2007, 02:04
Dilaver, ipler kopmuştur. TSK ne Amerika'ya bakar ne Avrupa'ya ne şuna ne buna. Laiklik çok ama çok önemli bir konudur. Sen şeriat tehlikesini sadece "sivil tepkilerle" önleyebileceğini zannediyorsan yanılıyorsun. 29 Nisan'da Çağlayandayım ama 29 Nisan'a 5 milyon insan da katılsa şeriatçılar bununla dalga geçecek ve bu mitingden hiç mesaj almayacaklardır zaten bunu 14 Nisan'da da gördük. Başbakanlık düzeyinde dalga geçtiler halkın iradesiyle.

Yani Türk demokrasisinin bir ayağı "halk" ise diğer ayağı "ordu" dur. Bu ikisi birleştiğinde çok büyük devrimsel atılımlar çıkar ortaya. Ve bugün bu ikisi birleşmiştir adeta. Potanisyel bir darbe devrimsel nitelikte adımlar atabilir çünkü artık fazlasıyla Â*bir "AYDINLANMA" atılımına ihtiyaç vardır. Bildiride C.Başkanlığı seçimleri bile son paragrafta yer almış.
Yani derin toplumsal dönüşümler kapımızdadır. Derinlemesine nüfuz eden bir darbe olacağa benziyor. Benim tahminim bu.

antimuhammed
28-04-2007, 03:27
AKP hiç bir şeyden ders almıyor. Gerek askerler gerek sivil toplum örgütleri her dini kaynaklı çıkışlarında kendilerine uyarılarda bulundu. AKP erken seçim yapmak zorundadır. C.Başkanlığı erken seçim sonrasına kalacaktır. Başka çıkar yolu yoktur. Eğer diretirlerse bu bir intihar olacaktır.
Baksanıza bu günkü durumumuza Cumhuriyet Tarihinde hiç bu kadar tehlike içinde olmamıştık. Merkez sağ diye geldiler ince ince dini yaşamı uygulamaya koydular.

* * *Bir şiir okudum diye hapse attılar diye AB ye ağlayan bir zihniyet, HY karşıtı sade vatandaşın yazılarına müdahele ediyor. Meclise, okullara kadar HY kitapları girmiştir. İslamiyetgercekleri.org siteside çalışmıyor. Demek ki yargıda çöktü memlekette. Bu gücü nereden alıyorlar? Bakın yabancı basının hepsi A.Gül ün *C. Başkanlığı için mehtiyeler düzüyorlar.

* *Kuran Kursları ve Öğrenci Yurt ve Pansiyonları Yönetmeliği'nde yapılmaya çalışılan değişiklik. Söz konusu yönetmelik değişikliği çerçevesinde, bundan böyle herhangi on kişi, bir araya gelip, "biz Kuran kursu istiyoruz" dediklerinde, kursun açılması zorunlu hale getiriliyor. Peki, farklı on kişi, kendi inançlarını geliştirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla diyelimki Aleviler, Alevilik kültürü çerçevesinde bir kurs açabilirler mi? Hayır, açamazlar!

sodomo--
28-04-2007, 03:55
Seçime de gidilse iktidara gelecek olan parti yine bu bildirinin çizgisinde hareket etmek zorunda kalacaktır. Yani ortada yapılması gereken "köklü" değişimler vardır ve seçim bu değişimlerin siviller eliyle yaplmasına imkan verecek ama bu değişimlerin ne tip değişimler olduğu açıktır bu bildiriye göre. Yani diyelim merkez sağ iktidara gelse o zaman merkez sağ partileri tarikatleri yasaklayacak, eğitimden şeriatçı ögeleri temizleyecek veya zorunlu eğitimi 11 yıla çkartacak, kamu kurumlarındaki tarikat örgütlenmelerini temizleyecek veya diyanete bütçeden daha az pay ayıracak vb...dönüşümler yapacaktır.

Yani bu bildiri artık bağlayıcı bir bildiridir. Düşünsene Malatya katliamına C.Başkanlığı seçimlerinden bile önce değinmiştir.

"Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır"

Sondan bir önceki bu paragrafta da apaçık bir şekilde bu zihniyetin "Ne mutlu Türküm diyene" diyemeyen bir Arap ümmetçi zihniyeti olduğuna vurgu yapılmış ve bunlar "düşman" olarak görülmüştür.

Çok ama çok ciddi bir bildiri bu. Hatta 27 Mayıs, Â*12 Mart ve 12 Eylül öncesi bile bu kadar ciddi bir bildiri yok.

Size daha da fazlasını söyleyeyim: Bu bir darbenin değil ikinci Atatürkçü devrimin işaretidir.

sargon
28-04-2007, 04:17
Bu apaçık bir darbe işaretidir. Darbeyi gerektirecek bir tehlike olmamasına karşın darbe yapılmak isteniyor. Bunun savunulacak hiç bir yeri yoktur. Metinde demokratik bir anlayış falan görmediğim gibi, apaçık tehdit savrulduğu da görülüyor. Bu girişim demokrasiye karşı bir darbedir. Son paragraftaki "Ne mutlu Türküm diyene" ifadesine karşı çıkanların "düşman" olarak ifade edilmesi ise demokrasiye, fikir özgürlüğüne son derece ağır bir saldırıdır. Türkiye'de gelinen demokratik düzey açısından dehşet verici bir ifadedir. 12 Eylül rejiminde işkence ile istiklal marşı okutmaktan farkı yoktur. Dolayısıyla sopa gösterilmiştir ve bu sopa gerici bir tehdittir.

Bu bildiriyi Türkiye demokrasisine açık bir saldırı olarak görüyorum ve şiddetle kınıyorum.

sodomo--
28-04-2007, 04:27
Sargon, siz sosyalistler adam olmazsınız. Size söylecek bir şey bulamıyorum ben daha.

sodomo--
28-04-2007, 04:38
----------

sargon
28-04-2007, 04:52
-----------------

sodomo--
28-04-2007, 05:26
-----------

exclusive
28-04-2007, 05:33
Arkadaşlar öhem, biras ayıp olmuyo mu? Yani sakin olalım diyorum. Burda güzel güzel tartışıyoruz şimdi ne gerek var böyle ortamı gerdiniz. Uğraşacak başka derdiniz kalmadı da birbirinizi mi yemeye başladınız? Heeeyt noluyo len? Tepemi attırmayın benim, ikinizi de banlarım, darbe yaparım sitede. Ayağımın altına alırım. Onur üyesi disiplin kurulu dinlemem üleayn.

Pardın kendimi kaybetmişim bi an. Sakin olalım diyodum.

sodomo--
28-04-2007, 05:48
Benim kullandığım "samimiyetsiz" sözüne karşılık "terbiyesiz" dedi
Ex, söyler misin hangisi terbiyesizlik ?

exclusive
28-04-2007, 05:59
Darbe olursa sonuna kadar desteklerim, "oh iyi oldu" derim. Darbe olmassa kesinlikle karşıyım, olmasını da hiç istemem. (Tıpkı bir kısım şakşakçı medya gibi)

Şaka bi yana darbesiz çözülecek bir iş bu iş. Askerimizin de darbe yapmak için bahane aradığını hiç zannetmiyorum. Darbe gibi ekonomiye (gerçi 10 darbe olsa akp'nin aldığı dış ve iç borçların bize ileride vereceği boyutta bir zarar veremez) ve demokrasiye (ekonomi neyse, aç gezer idare ederiz de demokrasiyi idare edemeyiz, paradan daha çok lazım bize demokrasi) zarar verecek bişiy elbette istenen bir durum değildir.

Genelkurmay da "darbe geliyo" felan dememiş bence. Öyle diyecek olsaydı yazılı açıklama yapmak yerine, kuvvet komutanlarını da yanına alıp kameraların karşısına geçerdi. Hem darbe yapacak adam piyasalar fazla etkilenmesin diye cuma akşamına kadar beklemez.

Açıklamadaki "Ne mutlu türküm diyene" sözüyle başlayan kısmın "Türkiye'li" kelimesini tercih eden Tayyip'e ithafen söylendiğini düşünüyorum. Bu tip açıklamalarda isim kullanmak olmaz ama bi şekilde açıklamanın muhatabının kim olduğu da belli edilir. Yazının bu bölümünün o amacın bir sonucu olduğu kanaatindeyim. Geri kalan kısımlarda ise zaten hemfikirim. Genelkurmay demiş, sıradan vatandaş demiş farketmez. Kim demiş olursa olsun doğru söylemiş, altına imzamı atarım.

exclusive
28-04-2007, 06:04
Benim kullandığım "samimiyetsiz" sözüne karşılık "terbiyesiz" dedi
Ex, söyler misin hangisi terbiyesizlik ?
Siz öpüşüp barışmadan hiç bişe söylemem ben. Önce barışın ondan sonra söylerim (tam barışmışken yine kızıştıracam ortamı)

sodomo--
28-04-2007, 06:11
-----

sodomo--
28-04-2007, 06:16
TSK tek başına hareket ederse ona "darbe" denir ama ordu-millet elele olursa ona "devrim" denir.

14 Nisan'da olduğu gibi şimdi de 29 Nisan'da millet meydanda olacak. Bu bildiride C.Başkanlığı seçimlerine son paragraflarda değinilmiş olmasına rağmen şeriatçı zihniyetin toplum geneline yaygınlaşması ve neticesinde Malatya katliamı gibi spesifik konular önceki paragraflarda yer bulmuş.

Yani TSK başta eğitim kurumları olmak üzere şeriatçı zihniyeti kökleşmiş olduğu yerlerden çıkartmak ve yeniden AYDINLANMA atılımları yapmak istemektedir, daha doğrusu bu artık zorunlu bir hale gelmiştir. Konu bir C.Başkanlığı seçimini aşmıştır.

TSK bu bildiride daha çok toplumu öne çıkartmıştır. Buradan da anlayacağımız gibi büyük toplumsal bir aydınlanmaya gidecek "devrimsel" atılımlar kapıdadır. Anlaşılan o ki, Atatürk devrimlerine kaldığı yerden devam edilecektir.

Ama şunu da unutmayın: Devrimler gelecek kuşakları düşünerek yapılır. O yüzden Atatürk devrimlerinde olduğu gibi toplumda yaygın olan bazı hassasiyetler göz ardı edilebilir. Bugünün insanlarını mutlu etmeyecek bir devrimsel adım gelecek kuşakların taktirine şayan olabilir

InVitatio
28-04-2007, 07:34
Hakimiyet Kayitsiz Sartsiz Askerindir :-)
ya birde bu "ALLAH'cilardan" Demokrat olunmaz demiyorlar mi...deli oluyorum deli....
arkadaslar bana dogu'dan bati'dan hangi uygar bir devlet
demokrasiyi toplumun gen yapisina köklestirmis bir millet
Askerin iki dudak arasindan cikan laf ile yönlendiriliyor ?
Hani anladik ok Müslümanlardan demokrat memokrat olmaz
ya Askerden ?
Ordu Göreve derken Halkin iradesi olmasi gereken Parlamentoyu ne yapacagiz ?
Bu Parlamento burjuvasi demokrasi parlamentosu'mu diyecegiz ?


Askerin Laiklik elden gidiyor naralari atmasi
acaba kendi statükosunu korumak amaci icin söylenmis olamazmi ?
Askerin Sinir Kolluk Görevi ve ne bileyim vatani ve milleti tehdit eden dis düsmanlara
karsi asil görevi degilmidir demokratik ülkelerde ?
Hangi özgürlükcü demokrasilerde görünmüs Askerin son derece kaypak kavram olan "ic tehditlere" karsi da göreve cagrildigi veya kendi kendisine böyle bir yetki verdigi ?
Asker'de halkin cocuklari ve bu vatanin evladi *mi diyecegiz ?
Hangi Halktan bahsediyoruz ? bu Topraklarin gercek Halklarinin cocuklari olan Er'lerine "köylü sürüsü" gözü ile bakan Asker mi "Halkin Cocugu"?!?!

Askerin derdi ne Din / Islam / Müslümanlik nede Demokrasi, Laiklik
Askerin derdi kendi statükosunu tartisilmaz hale getirip ayakta tutmak.....
ve bunu yaparken Muaviyenin Ordulari nasil "Kurani Kerim Ayetlerini oklarin ucuna yerlestirdi"
Asker de Halk Tarafindan öyle veya böyle secilmislere "Atatürk'ü namlusunun ucuna yerlestirip
saldirganligini ap acik göstermekte".......

Hangi Demokratik Ülkelerde o Ülkelerin Halkin büyük kismi kendi Genel Kurmay Baskaninin ismi bilir ?
En kutsal deger kabul edilen Allah'in statükosu bile tartisildigi ortamda
Askerin islevi hangi mantik ile "tartisilmaz" kilinmak isteniyor ?

Askerin eger varsa böyle bir ic tehdit
Ülkenin Cumhurbaskanina durumu bildirmesi gerekmiyormu ?
veya sonucta bagli oldugu Savunma Bakanligina ?
Haa gercekten hangi Demokratik ülkelerde bir Askeri kim temsil ediyor ?
Genelkurmay Baskani mi ? yoksa Savunma Bakani mi ?
Vecdi Gönül ne is yapar ? Asker ic tehditlere tehdit savururken ?
Bakin arkadaslar, gecmis tarihi ile fazla parlak olmayan almanya'da gecen yilki fotbol dünyasampiyonsi sirasinda , bu festivale olasi bir "islami terörüne" karsi ic hizmetlerde
askeri gözlemci olarak kullanmak DÜSÜNCELERINI ( yani daha ortada dogru dürüst lafi bile yokken)
söylemisti zamanin ic isleri bakani......
ne oldu dersiniz ?
HAYIR, ASLA ! aydinlarin ve o aydinlarin esliginde halk hayir dedi.....
devletin ic güvenligini saglayacak Polis kuvvetlerine ve özel yetistirilmis polis gücüne verildi bu görev...Askere degil ! ki sonradan lafi bile olmadi

Eger Varsa böyle bir ic tehdit ?
Istihbarat nerde ? Bu ülkenin neden ülkesini koruyacak savcilar ve hakimler
ve güclü bir adalet sistemi yok ?
neden cumhuriyet hep baska bir tehit unsuru tarafindan yikilmak ile karsi karsiya ?
neden cumhuriyet 80 yildir kendisini koruyacak kadrolar yerlestiremedi ?
yaw zorla güzellik olurmu :)?
hani yoktu zorla kiz evermek :-)?

arkadaslar siz bari yapmayin......
evet laiklik korunmasi gereken bir deger ama bunu halka ragmen degil
halk ile birlikte korumak lazim !
Bugün göbekten Nato'ya bagli olan Askerimiz, bir tarafdan ic tehditlere karsi atakda iken
diger taraf'dan filistini ceheneme cevirmek ile mesgul olan siyonist rejim ile
cok isli disli ?
neden cevik bir amerika komsum olsa diye hayaller kurabiliyor ?
ateist olmayan ben .....benden daha cok aydin ve ilericilik idaasinda bulunan siz
"statükocu" ateistlerden daha olgun , saglam, bireysel özgürlüklere saygili,
parlamenter demokrasi ile barisik, laik , bir durus beklerdim......ve beklentilerimi inadina
sürdürmek niyetindeyim !

dostca selamlarim ile
InVitatio


Edit: vaaayt sodomo helal sana dostum.......
gittin birde devrimi orduya bagladin ya......vay seni eski mihrici vaaaay.....
hani devrimi isci sinifi yapmaliydi ? hani ordu ile yapilan devrimler "sag sapma" idi ?!
helal size helal :)))
devrimin tarihi yeniden yaziliyor.....devrim kirlardan sehirler
is yerlerinden , üniversitlerden iktidara degil ......
tepeden asaga inme bir devrim :)
helal size....zaten proleter dikta böyle kurulur :) degilmi ama halk da kimmis
köylü sürüsü ne anlar dogru dan yanlistan , bak olmayan bir Allaha bile inaniyor bunlar iste
biz devrimi silah zorlu ile tepeden asaga inme bir örgütleme ile yapalim,
sonra kabul ettiriz bu köylü sürüsüne kendimimizi :)
sizin demokratlik ve sosyalizim anlayisinizi seveyim !
sodomo sen git yarin Mihri emmiyi'de bul ne yap ne et, su gelecek *1 Mayis'da sana o eskilerden anlatsin :) hani belki aska gelirsin :)

Bugünün insanlarını mutlu etmeyecek bir devrimsel adım gelecek kuşakların taktirine şayan olabilir <<<< lafa bak asik ol.....
böyle bir gerekce ile Hz Ali "Ya Allah varsa" diye cevap vermis mis mis bir Iman etmeyene...
yüzyillar sonra nasrettin hocada bir göl kenarinda "ya tutarsa" demisti
sodomo tebrik ederim sende artik tarihe gececek bir mantik yürüterek kendini halk kahramani sayabilirsin.....tebrik ederim dostum....gercekten bak cidden tebrik ederim....



yaw sabah sabah hic gülecegim yoktu
su sanal juntaci devrimciler beni güldürdü
Allah'da *hepinizi güldürsün ne diyeyim :)))

sodomo--
28-04-2007, 07:51
InVitatio, saptırma konunun müslümanlıkla ilgisi yok ŞERİAT tehlikesi ile ilgisi var.
Batıyı örnek verip durma, batının var mı şeriat tehdidi?

Arkadaş, gidersin camiye namzını kılarsın, ondan ötesi yok abicim. Bu ülke sizin dini siyasallaştırmanızdan bıktı artık.

Din elden gidiyor diye yaygara kopartmayın boşuna, neyin elden gittiği bellidir...
Elden giden siyasal islamcılığın iktidar ve para saltanatıdır. Tarikat-siyaset-ticaret üçgenidir elden giden.

Seni halk uyardı ve uyarıyor, madem asker postalını istemiyorsun o zaman önce halkın uyarısını dikkate alırdın da adam gibi C.Başkanı seçerdin. "Bindirilmiş kıta" demezdin efendi olurdun biraz.

Ama bu adamlar o makamı "ele geçirilecek" bir makam ve "türbanın zaferi" gibi gördüler.
Yok arkadaş, öyle dini kullanma, burası Türkiye, S.Arabistan değil.

InVitatio
28-04-2007, 08:03
öyle diyorsan öyledir sodomo
neo aradin mi mihri emiyi ?
son zamanlar'da ödp ile yakindi kendisi hani cidden bir git gör
sana güzel güzel anlatir eskilerden
asker ile devrim yapacaktik ama "bana saga sapmis" dediler
revisionist dediler diye belki dert yanar ;))))
sodomo cidden hic gülecegim yoktu.....
ya kim ne ettsin seriati dostum :)?
millet raki icmek yakinda üzüm baglarini dünya sarapcilgina acmak ile mesgul
sen ise seriat tehlikesi havalarindasin :)

dinin sahibi belli biryere gitmiyor din...öyle oldugu gibi duruyor....
dostum ben siyasal islami savunmadigim gibi böyle bir rejimi de savumuyorum....
ama siyasal islama karsi son kurtulus asker mi ?
son care asker mi ?
son careyi askerde görenlerde demokrasi adina fazla beklenti olmamlai ki
bende bundan sonra senden bu tür beklentilerim yok ......

sodomo yaw dur ben su hz google bir sorayim mihri eminin tel nosu varmi ?
bulursam sana verecegim gidersin onla kafadar olursun
bir birinize anlatirsniz hayallerinizi yarin ile ilgili junta demokratliginizi
ama ne olur bu halki bunlar ile rahatsiz etmeyin :-)

niye gücüne mi gidiyor diger demokratik toplumlardan örnek vermek ?

sodomo--
28-04-2007, 08:52
Bak kardeşim, adam gibi yazacaksan yazarsın, senin gibi dalgacı mahmutlarla işim olmaz.

hiramusta
28-04-2007, 09:54
Ne demokrasicilik oynuyoruz yav?Kapatalım meclisi,ülkeyi asker yönetsin olsun bitsin.Zaten alışmadık mı askerlerin ülkenin anasını avradını bellemesine?Yav ben neye kızıyorum biliyor musunuz?Bu kendilerini, halk iradesinin üzerinde gören haddini bilmez memurlara haddini bildirecek Özal gibi bir adam çıkmıyorda ona kızıyorum.Lanet olsun bu güzel ülkemizi 3.dünya ülkeleri seviyesine indirecek bu tür çabaları gösterenlere,onlara çanak tutanlara ve çanak yalayıcılarına.Lanet olsun bin kere,milyon kere.Ama korkunun ecele faydası yok.Çatlasalarda,patlasalarda bu güzel ülke asker postallarının egemenliğinden ve onların çanakçılarının zorbalıklarından kurtulacak.O günler uzak değil...o günler çok yakın.

pante
28-04-2007, 10:40
Ne demokrasicilik oynuyoruz yav?Kapatalım meclisi,ülkeyi asker yönetsin olsun bitsin.Zaten alışmadık mı askerlerin ülkenin anasını avradını bellemesine?Yav ben neye kızıyorum biliyor musunuz?Bu kendilerini, halk iradesinin üzerinde gören haddini bilmez memurlara haddini bildirecek Özal gibi bir adam çıkmıyorda ona kızıyorum.Lanet olsun bu güzel ülkemizi 3.dünya ülkeleri seviyesine indirecek bu tür çabaları gösterenlere,onlara çanak tutanlara ve çanak yalayıcılarına.Lanet olsun bin kere,milyon kere.Ama korkunun ecele faydası yok.Çatlasalarda,patlasalarda bu güzel ülke asker postallarının egemenliğinden ve onların çanakçılarının zorbalıklarından kurtulacak.O günler uzak değil...o günler çok yakın.

Ülkenin anasını avradını belleyecek olanlar, bellemek isteyenlere ordu çok iyi bir zamanlamayla gereken uyarıyı yapmıştır.
Meydanı boş zanneden bu şeriat düzeni heveslilerinin cumhuriyete, demokrasiye ve laikliğe meydan okumalarına karşı bu bildiri suratlarında bir tokat gibi patlamıştır.
Asker postalını görmek istemeyenler, bu ülkenin değerlerine, devrimlerine karşı tavır almaz, hadlerini bilirler. Ama 14 Nisan'daki büyük tepkiyi dahi alaya alarak son kale olarak gördükleri Çankaya'yı ele geçirme inadından vazgeçmeyenler bilsinler ki bu konu alaya alınacak, lay lay lomla geçiştirlecek bir konu değildir.
Asker postalı istemeyen gerilimde diretmez. Halkın gidişat konusunda duyduğu kaygıya karşı halka güven verici uygulamalar, tavırlar sergiler.
Hiç kimse bir AKP'li Çankaya'ya çıkamaz demiyor. Ama meclise türbanı sokamayanlar askere davetiye çıkarırcasına Çankaya'ya türbanı sokmak istiyor. Bırakın türbanı şeriati sokmak istiyor.
Hiç kimse bu duruma ne halkın, ne de cumhuriyetin, laikliğin, demokrasinin teminatı olan ordunun seyirci kalacağını sanmasın.
28 Şubat'tan gereken dersi almayanlara bu defa çok daha sert bir ders verilmesi kaçınılmazdır.
Demokrasi oyuncak değildir. Şeriate götürecek araç hiç değildir. Ülkenin huzurunu, kalkınmasını düşünenler gerilime meydan vermez, diğer partilerle de uzlaşarak cumhurbaşkanlığı seçimini hem AKP'li hem de laikliğe bağlı bir kişi ile sorun olmaktan çıkarırdı.

Bu aşamada şeriatçi olmayanlar ise hiç bir şekilde ağızlarına demokrasiyi almasınlar. Demokrasiyi ortadan kaldırmayı hedefleyen bir zihniyete ses çıkarılmamasını " Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler" diyerek yol verilmesini isteyenler darbe, cunta edebiyatı yapmasın.
Genelkurmay açıklamasının demokrasiye karşı değil demokrasiyi koruma amaçlı içeriği vardır.
Bunu kınayanlar, bunu antidemokratik bulanlar ise oturup 1979 öncesi İran'ın durumunu ve geldiği aşamayı iyi incelemelidirler. İran, 79 öncesinde Türkiye kadar laik ve modern bir toplumdu. Sosyalistler ise Türkiye'den çok daha güçlü durumdaydılar. Mitinglerinde 1,5 milyon kitleyi bir araya getirebiliyorlardı. Bugünkü halleri ise içler acısı.

Sonraki yazımda İran'la ilgili bir alıntı vereceğim. Belki biraz gözlerin açılmasına faydası olur.

pante
28-04-2007, 10:59
İran'a da şeriat adım adım geldi

İran, şeriat öncesinde Türkiye'deki toplum yapısından hiç de farklı değildi. "Türkiye'ye şeriat gelmez" diyenler gibi düşünüyordu İran sosyalistleri de. Aşağıdaki alıntı sosyalistlerin pişmanlıklarını ama bu pişmanlığın artık fayda getirmediğini çok güzel ortaya koyuyor.
Şeriat tehlikesi altındaki ülkelerin tüm sosyalistleri, demokratları bundan ders almalıdır.


Humeyni liderliğinde kitlesel şekilde harekete geçerek İran devriminde önemli bir rol oynayan mollalar, ABD’nin sadık uşağı Şah Rıza Pehlevi rejiminin devrilmesinden sonra ise, İran ilerici-devrimci akımlarını azgın bir şiddet kullanarak ezdiler. Devrimci örgüt ve partilere mensup binlerce devrimciyi katleden bu gerici kast, İran işçi ve emekçilerinin devrimden herhangi bir sosyal kazanım elde etmelerine imkan bırakmadı. Buna rağmen sosyal demagojiyi yaygın bir şekilde kullanarak yoksulların desteğini alabilmişdiler.


Humeyni önderliğindeki mollaların sol-sosyalist güçleri fiziken ezerek tasfiye edebilmesi, İran devrimci hareketinin güçsüzlüğünün sonucu değildi. Tersine, örneğin İran’ın en güçlü devrimci akımı olan Halkın Fedaileri örgütü tarafından düzenlenen eylemlere bir-bir buçuk milyon kişi katılıyordu. Bu yaygın kitle desteğinin yanı sıra, örgütün etkin ve deneyimli silahlı güçleri de vardı. Ancak, diğer örgütler gibi Halkın Fedaileri de, mollalarla devrimci bir hesaplaşmaya girmekten kaçındılar. Hatalarının farkına vardıklarında ise iş işten geçmişti.


Humeyni’nin anti-Amerikancı radikal söylemi, mollaların gerici sınıfsal karakterinin üstünü örtüyordu. Bu, en azından halkçı, Maocu, revizyonist ve Troçkist akımlardan oluşan İran ilerici devrimci akımları tarafından böyle algılanıyordu. Bu yanılsamayı güçlendiren bir diğer etken de, 1979 yazından itibaren temel sanayi dallarının, bankaların, sigorta şirketlerinin ve dış ticaretin millileştirilmesi oldu. Solun olumladığı bu “devletçi ekonomi stratejisi”, gerçekte, fabrika konseyleri, işçi öz yönetimi gibi ileri demokratik açılımları baltalayarak, işçi sınıfını örgütsüzlüğe mahkum etmenin zeminini döşüyordu.


Bu koşullarda sınırlı bir gücü olan Halkın Mücahitleri’nin eski kanadı Peykar ile, Halkın Fedaileri gerillalarından Eşref Deghani önderliğindeki bir grup dışında, hiçbir sol örgüt mollalara karşı açık devrimci bir tavır alamadı. Sovyet çizgisindeki “komünist” Tudeh ise, işi gericiliğe vardırarak, “ilerici din adamları”, “devrimci islam” söylemleriyle Humeyni’yi açıktan destekledi. Fakat bu partinin diğer devrimci örgütlerin tasfiyesine destek vermesi, aynı akıbete uğramasına engel olmadı. Devrimci örgütlerin etkisini kıran mollalar, ardından kendilerini destekleyen revizyonistleri ezdiler.


Mollalara karşı sağlam bir duruş sergilemeyen İran ilerici-devrimci hareketine mensup akımlar kendi aralarında da herhangi bir güç birliği arayışına girmediler. Oysa diğer gruplar bir yana sadece Halkın Fedaileri, Halkın Mücahitleri ve Tudeh’in toplam gücü biraraya gelebilseydi, İran işçi ve emekçilerini harekete geçirebilecek muazzam bir güç çıkardı ortaya. Tüm avantajlara rağmen, gücünü birleştirip mollalara karşı sağlam bir devrimci duruş sergileyemediği içindir ki, yaygın kitle desteği ve güçlü bir geleneği olan İran sol-sosyalist akımı, sonuçta tarihsel bir yenilgiye uğradı.


Devrimci hareketin yediği ağır darbe, İran işçi sınıfı mücadelesine de yansımıştır. Molla rejimi altında işçi sınıfı uzun yıllar tüm örgütlenme olanakları ve sosyal haklardan yoksun, ağır sömürü koşulları altında çalışmaya mahkum edilmiştir. Keza mücadelede her zaman etkin şekilde yeralan ve özellikle Halkın Fedaileri kadın kollarında örgütlü olan İranlı kadınlar da, mollaların zorbalığı ile evlere kapatılarak sosyal ve siyasal yaşamdan dışlanmışlardır. İran halkı, şeriat öncesi büyük ölçüde modern bir toplum düzeyine ulaşmışken , mollaların rejimi altından Ortaçağ dayatmaları altında yaşamaya mahkum edildi.

http://www.kizilbayrak.org/2004/kb17/sayfa_16.html

deli_cevat
28-04-2007, 11:22
bu ülkeye 20 dakkalığına darbe lazım 20 dakka gelcekler tayyip ve çetesini hallettikten sonra geri gitcekler sanki hiçbişey olmamış gibi

aldostu
28-04-2007, 11:25
27 Mayıs'ta ilk okul son sınıftaydım..
İhtilal oldu diye,meydanlarda koşanlar/çoşanlar,bayrak sallayanlar,
bir yanda da lanet okuyanlar,ağlayanlar vardı.

12 Mart'da Mühendislik son sınıftaydım.
Aylar öncesinde kan gövdeyi götürüyordu..
Bir gün sağ kahve taranıyor 7-8 insanımız/gencimiz ölüyor,
ertesi gün solcuların kahvesine baskın veriliyor,
yine onlarca gencimiz ölüyordu.

Yine ,
sağdan/soldan yüzlerce / binlerce insan,
ama sağcı, ama solcu
bazısı haklı,eylemci olduğu için,
bazısı sadece fikrini savunduğu için ,
mahkemelerde ve ardından ceza evlerinde süründü.
Binlerce hayat söndü..

Ardından 12 Eylül..
Ardından Şubat muhtırası..
Şimdi bir başkası..

Yahu ne zaman şu Demokrasiyi adam gibi yaşamayı öğreneceğiz.
Ne zaman,
bir başka gücün sopa göstermesini beklemeden
adam gibi demokrat olacağız.

Aşırıya kaçmayan,
bütün fikirleri tartışacağız.
Aşırıya kaçmayan,
birbirimizden farklı yaşamlara/fikirlere saygı göstereceğiz.

Güzel ATAM,
senden özür diliyorum.
Verdiğinin kıymetini tam bilemedik.
Sadece "Dediğim olacak" kavramından vazgeçemedik.

Şahıs olarak,
parti olarak,
STK olarak sadece kendi istediğimizi söyledik/dinledik.
Başkasına müsamaha edemiyoruz.

Buraya bakın.
Sadece yazık diyorum.

Sevgili Sodomo ve Sargon'a bakın.

Ne çabuk birbirinize düştünüz.
İkinize de teessüf ediyorum..

Siz böyle yaptıktan sonra
sokaktaki ne yapsa,
haklı olur.

Başımızda sopa olmadan,
birbirimize saygı duyarak,
severek,
farklılılarda uzlaşarak,
ne zaman..
ne zaman bunu başararak gerçek demokrat olacağız.

İleriye,
mutlu,muvaffak, muasır medeniyete elele ulaşacağız.

Bu ülke hala askeri tehdit altında
demokrasisini yürütmeye çalışıyorsa..

Başta bana..
Sodomo'ya
Sargon'a
.
.
.
hepimize yazıklar olsun.

ATAM rahat uyu diyoruz.
Uyuduğunu,
rahat olduğunu hiç zannetmiyorum.

Yüreği ağızında,
gözleri nemli,
elinde bir kadeh rakı..
"Ah be çocuklar..
böylemi yapacaktınız" diyordur..

Sağı ile solu ile,
ele ele, kolkola bir demokrasi umuyorum yıllardır.

Kendimi genç görüyordum.
Ama bakın,
kaç ihtilal,
kaç muhtıra görmüşüm..

Yaşım değil ama..
Bu demokratlaşamamış olmak yıpratıyor beni..

Üzüntülerimle;

Aldostu.

sargon
28-04-2007, 11:36
Olan oldu. Sabah TV'lerden haberlerdeki ilk yorumlara da baktım. Olay bitmiştir, Türkiye kaybetmiştir. Genelkurmay Başkanlığı bu sefer 12 Mart'ta ve 12 Eylül öncesinde yaptığı gibi yetkili makamlara bir mektup gönderme ihtiyacı bile duymadı, cuma gece yarısı internet sitesinde bir kamuoyu açıklaması yayınladı. Aslında doğru dürüst ayağa kalkamamış olan demokrasi'ye de dur denildi ve 27 Nisan ile birlikte 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat zincirine bir halka daha eklendi. 27 Mart ilk olarak internet üzerinden yapılmış bir darbe olarak tarihe geçecektir.

Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir. Asker yargının çözmesi gereken birkaç olayı da gerekçe gösteriyor. Bunların hiçbiri demokrasiye dur demenin gerekçesi olamaz. Malatya olayı gibi olaylar yargının konusudur. Bu bilinci yaratan ise sadece muhtıranın konusu olan İslamcılar değil aynı zamanda kendi anlayışları dışındaki herkese "düşman" yaftasını yapıştıran muhtıra verenlerdir. Yaptıkları açıklamada da bunu açıkça söylüyorlar. Bu ne biçim bir ilkelliktir. "Ne mutlu Türk'üm" anlayışına karşı çıkanlar Türkiye'nin düşmanı imiş. Kürt'ü, Ermeni'yi "ne mutlu Türk'üm" demiyor diye "düşman" ilan etmenin şeriatçıların müslüman olmayanları "kafir" ilan etmesinden ne farkı var? Hatta şeriatçılar kafirlere bile açıktan "düşman" demiyorlar. Bu anlayış şeriattan bile geridir.

Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir. Asker Cumhurbaşkanlığı seçimini gerekçe gösteriyor. AKP bu süreci yönetmeyi başaramamış, uzlaşma kültürünü geliştireceği yerde kendi adayını diretmeyi tercih etmiştir, CHP kışkırtıcı ve provokatör bir tutum izlemiş ve aynı zamanda demokrasi ile bir alakası olmadığını da ortaya koymuştur. Peki ne olacak bu durumda. Askerin sopasını salladı. Yapılacak tek şey yeniden seçime gitmek. Ancak seçim sonrasında da muhtemelen şimdi AKP eskiden de fazla oy alacaktır. Çünkü mazlum durumda olan AKP'dir. CHP'ye ben dahil birçok kimse bir daha oy vermez. Ne yazık ki krizler yaşanmaya devam edecektir.

Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir. Krizlerin bu şekilde devam etmesi durumunda daha da gerilere gidebiliriz. Basın adeta bir şok yaşıyor şu anda. Tepkilerin artması durumunda bir başka açıklamanın da basını susturmak üzerine yapılmasından korkarım. Yapılacak birşey göremiyorum artık. Hükümet istifa etmelidir. Ama bunun da bir çözüm olamayacağını ve bu ülkenin hiç hakketmediği bir sürece gireceğini düşünüyorum.

Son derece üzgünüm. Türkiye bu sabah itibarı ile 10 yıl geriye gitmiştir.

hiramusta
28-04-2007, 11:41
Sonra kim gelecek?Perinçek mi?
Yoksa Sezer mi?Emin olun Türkiye birgün tam demokratik bir ülke olduğu zaman içinde bu 2 zevatında bulundu laik faşistler vatan hainlerine destekten ve darbe çığırtkınlıklarından dolayı yargılanacaklardır.

http://www.youtube.com/watch?v=r3kybkD1_x8
http://www.youtube.com/watch?v=OTXWkkXF28k&mode=related&search=

mhmd
28-04-2007, 12:02
Tam da şimdi zamanıydı oysa,
Karşıt görüş dahi olsa saygı duyarım demiyor muyduk?
Artık sivil inisiyatifi, sivil halk gücünü oluşturalım diye düşünmüyor muyduk?
Cesaret, bu zamanlarda gösterilmiyor muydu?
Demokratik görüş?
Hukuk devleti?
Anayasa?
!!!
Ne oldu bizlere?
Birileri; Dirsek temas aralığı, Hizaya GEEEEEEEEEEEEÇ mi dedi?
Geçtik mi?

Sevinelim mi?
Köleler gibi aynı giysiyeri mi giymemiz gerekiyor, gücümüzün farkına varmak için?

Tam da zamanı diyorum.
Tüm görüşlerden ciddi bir tepki bekliyorum.
Karar bizim, kimsenin değil.
Tercih bizim, kimsenin değil.

Darbeler tarihimize devam mı?
Özgür, demokratik, laik, anayasal, çağdaş, ilerikçi, sivil bir tarih yazmaya başlayalım mı?
Tercih bizim.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

28-04-2007, 12:18
Bu iletim sitenin dinci olmayan üyelerinedir. (Çünkü onlar şimdiye kadar gördüğüm aynen bu şeriatçi Akape ile aynı söylen içindeler.)

27 Mayıs ile diğer ordu hareketlerini aynı paralelde tutamazsınız. 27 Mayıs devrimcidir. Diğerleri geriye dönük hareketlerdir. 27 Mayıs sayesinde demokratik anayasa kurumlarını kavuştuk. Sadece bu,onu diğerlerinden ayırmak için yeterlidir.

Bu sitedeki çeviriler dışındaki iletilerimde şeriatın nasıl gelip yerleşmekte olduğunu göstermeye çalıştım. Aşağıdaki fotoğrafa bakın:

Uzun yıllardır tarikat yurtlarıyla başlamış gençleri ve çocukları yeşerirken dinci yapmak taktiği Akape iktidarının 5. yılında inanılmaz boyutlara ulaştı. Düşünün ki bu sistemin yarattığı tipler gün gelecek Türkiye’yi yönetecek! Bunu düşündünüz mü? Bunu anlamını TSK’dan fanatil biçimde korkan üyelerin idrak edemediğini sanıyorum. Çünkü: Akape’nin bu yaptığı SİVİ Â*DARBE dir. Bu darbeye neden karşı çıkmıyorsunuz? Ben torunumun resimdeki gibi giyinmesini görmektense ölmeyi tercih ederim. İnsanımızın papağan gibi konuşturulmak istenmesine, iman körlüğüne geçmesine karşıyım. Bu husus yavaş yavaş demokratik sisteme dayatılmaktadır. Bunlar demokrasiyi amaç değil araç olarak görüyorlar. Biz kurbağaların suyu yavaş yavaş sezdirmeden ısıtılıyor. Bunu görün artık.

Şimdi, her ordu darbesi ülkeyi 10 yıl geriye götürüyor, dendi. Doğrudur. Gerçekten de öyledir. Ayrıca aydın bir insanın darbeleri onaylaması diye bir şey olamaz. Ancak bunların elinde kalmak ülkeyi 100 yıl geriye götüren beter bir şey. Â*

Ayrıca sargon’un tehdidini çok yadırgadım. Kendisine söylenen “samimiyetsizlik” tanımını hakaret görmüyorum. Kendisi çok daha ağır bir dil kullanmış. Saygınlığına yakışmamış
http://www.vatanim.com.tr/pics/news/117568000.jpg

pante
28-04-2007, 12:29
Hırsızla bekçiyi değerlendirirken, hep bekçiye ve ev sahibine yönelik eleştir getiriyorsunuz.
Hırsızı görmezden gelip, hırsızın haklarını dikkate alıp ev sahibinin kaygılarına, güvensizliğine anlayışsız yaklaşır ve bekçiyi ise despotlukla suçladığınızda hırsızdan yana, hırsızla işbirliği konumuna düşersiniz.
Hırsız defalarca uyarılmıştır. En büyük uyarıyı Tandoğan'da aldı.
Ama bu uyarıları alayla karşıladı, "çatapat seslerinden korkmayız" diye meydan okundu.

Genelkurmay açıklaması yerinde ve zamanında yapılmış bir açıklamadır.
Demokratik bir uyarıdır.
Bir demokratik uyarı yarın Çağlayan'dan, 1 Mayıs'ta da 1 Mayıs alanlarından verilecektir.
Demokratik uyarılardan anlamayan zihniyete gerekirse demokratik olmayan yoldan da müdahale edilir ve ülke seçime gider.
Seçimden sonra dahi aynı zihniyeti sürdürenlere ise;
" Us ile uslanmayanın hakkı tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" sözünde olduğu gibi
gereken yanıt verilir.

Türkiye, bu demokratik uyarılar olmasa 10 yıl değil, 90 yıl geri gidecekti.
Türkiye 1 gün bile geriye gitmedi. Tersine bu geleceğe yönelik atılacak adımların işareti verilmiştir. Türkiye'de Ulusal Demokratik Devrime gereksinim vardır ve yaşadığımız sancılı dönem bu devrime giden yolda bir açılımdır. Bunun doğru değerlendirilmesi ve tüm sivil toplum örgütleri halkla beraber ırkçılığa, dinciliğe, bağımlılığa, feodalizme karşı birleşmelidir.
Disk başta olmak üzere işçiler bu hareketten kopuk olmamalı devrimde öncü güçlerin başında yer almalıdır.

28-04-2007, 12:40
Ahhh ahhhh ölümü görüp sıtmaya razı olmak dedikleri şey bu mu olsa gerek ne ?

pante
28-04-2007, 12:55
Orduyu kışlasında tutmak siyasilerin ve halkın görevidir.
Dönemimiz Ordu komutasının 80 öncesinden çok önemli bir farkı vardır.
O dönemde 77'den 80 Eylülüne kadar çatışmalara, katliamlara,
provakasyonlara göz yumulmuş, iş bize kalsın amacı güdülmüştür.
28 Şubat'ın ve içinde yaşadığımız durum ise 12 Eylül'le kesinlikle
kıyaslanamaz. 28 Şubat'da ordu cunta kurmamış, parlamentoya
müdahalede bulunmamıştır. Bugün de öyle.
28 şubat ve 27 Nisan uyarıları cuntacı değil, "cuntaya gerek bırakmayın"
uyarısıdır. Bunu anlamayıp da demokratik olmadığını savunanlar
yanılırlar. " Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler" politikası ile demokrasinin
rafa kaldırılıp, devrimlerin yokedilmesine, dinci faşizmin, şeriatin oluşumuna,
halkın yaşam haklarına müdahale edilecek bir karanlık ortam oluşumuna
suskun kalınamaz. Siyasiler ve halk suskun kalmazsa, orduya görev düşmez.
Siyasiler ve halk tavır koymasına rağmen bunu takmayanlara, zor ve hile ile
çirkin emelleri için inat edenlere ise gerekirse ordu "dur" demesini bilir.

Bunlara rağmen CHP'yi antidemokratik bulan, orduyu faşist gören, halkı
cuntacı, olarak niteleyenler, " Ne mutlu Türküm Diyene" yi sanki Kürtlere
karşı ırkçı bir sloganmış gibi algılıyanlar Genelkurmay'ın açıkladığı gibi
düşmandır. Siyasi düşmandır. Siyaseten onlar karşı saftadır. Çünkü artık
saflar bellidir. Herkes yerini, safını tayin etmek durumundadır. Saflaşmayı
yaratanlar ülkeyi şeriate ve bölünmeye götürenlerdir. Şimdi 2 saf vardır.
Şeriatçiler ve bölücüler.
Yurtseverler
Bu artık çok açıktır ve Yurtseverler safına eleştiri getirenler, şeriatçi ve bölücü
safındadır. 3. bir saf yoktur. Çünkü bu gidişatın 2 sonucu vardır.
Ya susulacak ve şeriat gelecek, Sevr ortamı yeniden doğacak.
Ya da Atatürk'ün laik, demokratik, sosyal hukuk devleti yolunda devam
edilecek. Bu yolun devamı da susulmamasına bağlıdır.

pante
28-04-2007, 13:01
"Ahhh ahhhh ölümü görüp sıtmaya razı olmak dedikleri şey bu mu olsa gerek ne ?"

Sevgili Psikokemoterapi;
Sıtmaya da razı değiliz. Sıtmaya tutulmadan ölümden kurtulmak için
gerekli tedbirler alınabilir, doğru tedavi uygulanabilir.
İktidar ve muhalefet erken seçim kararı aldıkları takdirde mesele kalmaz.
Ama tüm uyarılara rağmen hala efelik taslamakta devam edilirse sıtmayı
göze almaktan başka çare kalmaz.

degisim
28-04-2007, 13:22
Lutfen sunu anlayalım ALLAH yolunda ınsan kafası koparmanın mubah oldugunu soyleyen bır zıhnıyetın
demokrasıyede boyle bakmamasını onun yolundan gıderek bır gun demokrasınınde kafasını koparmayacagının aksını kım soyleyebılır
lutfen bunu bir ayrıstıralım.
Tabıkı askerın bakıs acısı bu olmamalıydı ancak goruyoruzkı bız farklılastık dıyenler artık ısı somutlastırma yonunde zaten adımlarını attılar
ve dahada gec olmadan *bu ıse dur denılme noktasıda burası olması gerektı vede oyle oldu.
Orduların *demokrasılere mudahıl olması tabıkı hazmedılır bır sey degıldır kaldıkı TSK sımdıye kadar cıddı anlamda bır adım atmadı bu konularla ılgılı ve hep uzak kalmaya calıstı ancak TSK yı zorla bu konuların ıcıne cektıler ve soylemlerınde hep yumusak tavır takınmasına ragmen ıslamı rejım yanlıları bunu bır cekınce veya deyım yerındeyse demekkı bız ıstedıgımızı yapabılırıze kadar getırıp hatta AB yasalarının arkasına sıgınarak hıc bır uzlasmacı yol aramadıkları gıbı halkın sesınıde sız kımsınız seklınde yorumladılar.En guzel ornek ANKARA mitingi.
Sahsım adına soyluyorum ulkemın yuzyıllarca gerı goturulmesıne karsılık bır 10 yıl gerı goturulmesıne razıyım...
Bugunku HURRIYET ıme *sonsuza kadar el konması yerıne benı 10 yıl gerıden getırecek ancak sonsuza kadar HUR olacagım bır rejıme razıyım...

28-04-2007, 13:51
başka bir forumda tandoğan mitinginin darbe şakşakçılı olduğunu yazmıştım
sonra düşündüm, iyide biz demokrasiyi korumak adına şeriatçıların ülkeyi ele
geçirmesine izin vermiyormuyuz. son bir kaç gündür canım çok sıkılıyordu
çok çarasiz hissettim kendimi, ülke nereye gidiyor dedim, yoksa iran gibi
bir ülke mi olacagız, dedim. ne kadar karşı olsakda sanırım ordu dan başka çaremiz
yok, halk koyun sürüsü gibi ne zaman başıboş bıraksanız sürekli doğu ya
yöneliyor.

ayrıca dün geceden beri epey ferahladığımı farkettim, bu şarkıyı akp ye
hediye ediyorum *:lol:


http://www.youtube.com/watch?v=892WfupqOdw

mhmd
28-04-2007, 13:57
Militarizme,
Darbelere,
Askeri dayatmalara,
Tüm dayatmalara,
Hukuksuzluğa,
Balans ayarlarına,
Demokratik darbelere,
Postallı darbelere,
Muhtıralara,
E-Muhtıralara,

HAYIR

mhmd
28-04-2007, 13:59
halk koyun sürüsü gibi ne zaman başıboş bıraksanız sürekli doğu ya
yöneliyor.

Bu ülkede, halkı; koyun sürüsü gören zihniyete

HAYIR

28-04-2007, 14:03
mhmmd

buda sana hediyem Â*:D

şakir :akp

abbas: chp

nazlı: halk

bekçi: Â*ordu

http://www.youtube.com/watch?v=ATxKRRXaQO4

güzel uydu ama

mhmd
28-04-2007, 14:06
:lol:

K.C.
28-04-2007, 14:09
Erdoğan Türk Kızılay Kongresinde şöyle bir cevap vermiş:

"Çok şükür milletimiz afet bekleyenlere felakete yol açan fırsatçılara fırsat tanımıyor ve tanımayacaktır. Türkiye'nin bütün dinamikleriyle güçlendiği bir dönemde yaşıyoruz. Kim ki bu dayanışma ruhumuzu, bu yardımşlaşma ruhumuzu, bu sosyal dokumuzu yaralama gayretine girerse, buna gölge düşürmeye gayret ederse milletimiz ve tarih onları affetmeyecektir. Bunu böyle bilin..İstikrar ortamını korudukça Türkiye tüm ideallerine kavuşacaktır. "

Bu da videosu (http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=82021)

mhmd
28-04-2007, 14:21
Sn. gandalf,

Benden de size; farklı bir görüşün duruşu.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=237459

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

pante
28-04-2007, 14:38
Militarizme,
Darbelere,
Askeri dayatmalara,
Tüm dayatmalara,
Hukuksuzluğa,
Balans ayarlarına,
Demokratik darbelere,
Postallı darbelere,
Muhtıralara,
E-Muhtıralara,

HAYIR

"Ve bunlara sebep verenlere HAYIR" diye bitirseydin cümleni seni anlardım.
Ama anlayamıyorum Mhmmd.
Yoksa sende mi şeriatçi oldun?

pante
28-04-2007, 14:42
"Benden de size; farklı bir görüşün duruşu.
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=237459"

Asıl darbecilerin, cuntacıların onlar olduğuna emin olabilirsin.
Genelkurmay'ın görevden alınmasına kalkışmak demek, darbe olsun"
demektir.

mhmd
28-04-2007, 14:48
Sn. pante,

Tüm dayatmalar, demişiz.
Yetmemiş mi?

Birilerinden ya da birşeylerden medet umarak yaşamaya, düşünmeye hayır demiyor muyduk?
Bunu söylerken inançlarımızı bile gözden geçirebiliyoruz da, sosyal hayatımızda gölgelerin arkasına sığınmaktan vaz geçemiyoruz.

Tüm dayatmalara hayır (Büyük harf ile yazmak isterdim. Ama hepimizin iyi duyduğu ve gördüğünü biliyorum.)

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.

exclusive
28-04-2007, 15:01
Başbakanın kendi babasının şirketine müdür atar gibi, kendi oğlunun gemisine kaptan atar gibi cumhurbaşkanı ataması demokrasiyse, askerin o atanmış kaptanı devirmesi de demokrasidir. Ben böyle algılıyorum.

spartacus
28-04-2007, 15:29
Kusura bakmayın ama, histeriler ile politika üretilemez, ancak kullanılabilirler...

Demokraside, insanların kendilerini özgürce ifade etmelerinde hiç bir şey yıkılmaz... Yani böyle bir amaç görmek baştan insanları buna koşullamak olur. Hislerle hareket edemeyiz, edince geldiğimiz nokta işte burası oluyor, hissiyatı ağır basan düdüğü çalar oluyor, biz insanlarımıza sürü demeyiz ama hali hazırdaki mekanizma insanı sürleştirmekle hayat buluyorsa sürü kelimesi bir durum analizinden başka bir şey değildir ve sonuç insanlar kendilerini *sürü görenler tarafından ve bu durumu sağladıkları için yönetiliyor, yönlendiriliyor olur...

Bu ülkede Şairlerde bu şekilde hücrelerde çürütüldü, aydınlarda, hep aynı histeriler ile politikalar, duygu sömürüleri yapıldı, yaşarken, ölüm dendi, hasta olduk.. Şimdi ise kötürüm.. Kısaca Oyuncular değişiyor ama ne hikmetse senaryo hep aynı! Demokrasiden korkuyorsak, toplumsal olarak demokrasiyi hiç ama hiç bir biçimde anlayamamış bunun yerine demokrasiyi benim kendimi ifade edebilmem olarak bakmış ve ya öteki sorusuna herkesin kendini ifade özgürlüğü diyememiş, bunada bir yığın sallama histerik teoriler ile kılıflar bulmışsak, demokrasi dışında her türlü alternatif hayat bulur. Ondan sonrada vay niye oldu vay niye oldu, balonu sıktık, sıktık, sıktık, sibob patladı vay niye patladı, tek derdimiz suçlu bulmak, düşman bulmak biz kahramanızya, ayakta alkışlayacağız ya, kısaca toplum seyirciya, politikada arena!

Ben eskiden dilsizdim şimdi lal diyor bir şair, ne diyor iyi düşünmek gerekiyor. Ha sonra şiir ile devleti yıkmak suçundan şair yargılanır bizim ülkemizde, şiir nasıl devlet yıkar sorusunu sormak ise bir suçtur, bu bile ürkek ve çekingen bir sorudur, bunu sormak bile yardım yataklıktır, yada bilemediniz destektir, iyide kime neye, bir ifade biçiminde demokrasiden bahsedip bir de kişiyi yargılamaklamı, niye sen kendini ifade ettin, demokrasi dedin arkadaş ama kusura bakma sen kendini ifade edemezsin........

Bir kere bilmemiz gereken Darbeler, siyasi bir darbeydi, gider kökenini politik-ekonomik alanda ararsınız, geriye tek bir şey mi kalıyor, toplumun gözünde meşruluk mu, onada bu hissiyat yetiyor işte! 1979 yılı bizzat Darbe yapacaklar ile Yaptıracak olanların ABD hazırlık yılları olarak geçiyor, yani ortam geriliyor, insanlar bir şekilde meşruiyet oluşturmaya kurban ediliyor, maraş yanıyor bakıyorsunuz yakanlar sadece kullanılmış! Sivas deseniz yine öyle, sonra işte size suçlu deniyor debelen dur!

Böylesi sömürge yada güdümlü ülkelerde darbe vs gibi olgular salt iç politikaya değil, aslen dış politikayada bağlı olarak hayat buluyor. Şimdi Bir BOP Planı var, eee, demek ki bu ülkedeki politkada buna angaje edilecek, herkes kozlarını kullanacak, ve arenada koz kullananları alkışlayan halk bir şeyin farkına varamayacak, asıl arenada kendisinin kendisini boğazladığının...

Kısaca her türlü mantıklı getiriye evet ama bir kaşık suda fırtına kopartarak işi hiisyatla dehşet boyutlarda politik faydalara yada manevralara alet etmeye hayır.

Ne ölüyüm, nede hasta, her şey doğallığınca güzel, her şey kararınca anlamlı, ötesi süs.

Siz ülkeyi Müslüman olarak tanımlayın, devlet dinlerede, dinsizlerede eşit mesafede olmasın, en ala koltuklara oturanlar bile dini kullansın, toplumu böyle sövüşlesin, demokrasiyi bakın bir kadın başbakan oldu ve saçıda açık gibi absürt şeylerle tanımlayacak kadar aciz olun, ondan sonrada 3-5 tane canavvar yaratıp işte suçlu deyin, bu kadar basit olmamalı bence... Sofraya ne koyduysak o var, ne üretiyorsak o çıkıyor, lafla peynir gemisi yürümüyor. Madem yasalar diyoruz, haklar vs, cart yada curt, o halde tek kriter yasalardır, yoldur, yöntemdir, buna uyan ne varsa, ama, ama, ama diyerek kimseyi hedef alamayız. Politikasımı alırız, eleştirmek mi eleştiririz, hem yasayı yapıp hemde yasama göre hakkındır dedikten sonra gerisi sinekten süt dağmak amacıdır. Politik malzemedir...
Ölümü gösterip hastalığa razı etmektir, ki demokrasiyi hiç bir zaman sindiremedik ama bu söz tam sindirebildiğimiz, artık bağımlılık yaptığımız bir şey oldu.

antimuhammed
28-04-2007, 15:29
Sert açıklamalar olduğu kesindir. Şu soruyu sormak ta gerek görüyorum. Askerin bu açıklamaları olmasa sonuç nereye gider? Askerden önce sivil toplum örgütleri, halk, muhalefet gerekli uyarılarda bulunmuştur. Akp bunu ne kadar dikkate almıştır? Erken seçim konusunda uyarılmışlardır... Sonuç?

* * * *Demokrasi yara alıyor diyebiliriz. Ama *bakın Avusturya da Jörg Haider olayı vardır. %27 oy alarak koalisyon ortağı olmuştur 1999 seçimlerinde. Aşırı ırkçı söylemlerinden dolayı AB üyesi 14 ülke Viyana'ya karşı sosyal, ekonomik ve diplomatik yaptırımlar uygulamaya başlayarak FPÖ'nün iktidardan uzaklaştırılması için baskı yapmaya başladılar. Sonunda Haider istifa etti ama partisi koalisyonda kalmaya devam etti. Bunun üzerine AB yetkilileri, Haider'in istifasını yeterli görmedi ve partisinin koalisyondan uzaklaştırılması gerektiği, aksi takdirde tecrit politikalarının devam edeceğini birdirmiştir. AB tarihinde ilk kez bir AB üyesinin statüsünün dondurulması hatta üyelikten atılması gündeme geldi.

* * *Ortada dünyanın en büyük suçu ırkçılık varken AB nin böyle tavır almasını normaldir diyebilenler çıkacaktır. Ama ne kadar demokratiktir? Haider sadece ifade özgürlüğünü kullanmıştır,eylemler de bulunmamıştır.

* * *Siyaset te din ile ırkçılığın kullanılması arasında fark yoktur. Sonuçlarını hepimiz gördük. Malatya olayı, Papaz ın öldürülmesi, bir çok kiliseye yönelik saldırılar ve tehditler, Hrant Dink in öldürülmesi...... Sade vatandaşların, yazarların din adına katledilmeleri..Sivil toplum uyarılarını dikkate almayan bir partiye böyle bir uyarının gelmesi demokratik değildir diyebilirsiniz. Ama gereklidir..

* * *Haider iktidar da kalsaydı ne değişecekti? Bizde asker uyarıda bulunmasaydı ne değişecekti? Kendimize sormamız gerekli... Demokrasi zarar görmesin aman diyelim ama bunun sonucunda ileride ramazanda oruç *tutulup tutulmayacağını kontrol edebilecek bir rejimin gelmesinide göze almak gereklidir..

28-04-2007, 16:05
Ama bu uyarıları alayla karşıladı, "çatapat seslerinden korkmayız" diye meydan okundu. Genelkurmay açıklaması yerinde ve zamanında yapılmış bir açıklamadır. Demokratik bir uyarıdır.
Bir demokratik uyarı yarın Çağlayan'dan, 1 Mayıs'ta da 1 Mayıs alanlarından verilecektir.
Demokratik uyarılardan anlamayan zihniyete gerekirse demokratik olmayan yoldan da müdahale edilir ve ülke seçime gider.

Tandoğancıların sakladıkları gerçek yüzü açığa çıktı sonunda. Askerin muhtırası olana kadar böyle demiyordunuz. Darbeciliğe çağrı yapmıyoruz Tandoğanda diyordunuz. Ama şimdi bakıyorum da Tandoğancıların yazılarına "demokratik yoldan uyardık anlamadılar" demeye başladılar. Bu durumu 10 nisandaki bir yazımda zaten öngörmüştüm:

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=5691&postdays=0&postorder=asc&start=60

O yazıda şöyle yazmışım:

" Korkarım ki bu yürüş bir darbe öncesi "Bakın biz demokratik yoldan sizi uyardık ama anlamadınız ne yapalım biz de darbe yaptık" diyebilmek için düzenleniyor."

Tandoğan yürüyüşçülerinin cuntayı bugünden itibaren net şekilde savunması aslında 14 nisan yürüyüşünün demokrasiye saygı anlamı taşımadığını, salt laiklik savunusu anlamına geldiğini doğrulamış oldu. O yürüyüşü desteklemememin nedeni de zaten bu idi. Demokrasilerde yürüyüş özgürlüğü vardır ancak o yürüyüşteki talebin yerine getirilmediğinde demokrasiyi çiğneyeceğini, karşındakini zorla indireceğini ifade ediyorsan onun adı demokrasi yürüyüşü değildir, cuntacılığa çağrı yürüyüşüdür. *Demokrasi olmaksızın tek başına laiklik de dikatörlüktür. Cuntacılar, demokrasiyi savunmayı "demokrasi havariliği" olarak gördükleri için uzlaşma pek zor görünüyor. Laiklik konusunda mutabıkız ancak demokrasi de en az laiklik kadar önemli olduğu için arada çok önemli anlayış farkı görünüyor.

TSK'nın muhtırasını demokrasi görevi olarak tanımlamak tam bir faciadır. Demokrasi kurallarına göre askerin meclisi tehdit etme hakkı yoktur. Meclisi halk seçmiştir. Meclise zorbalık yapmak demokrasi değil demokrasiyi katletmektir. Meclisten rahatsız olanlar bunu %10 barajını koyarken düşüneceklerdi. Barajın yaptığı azizlikten dolayı AKP tek başına iktidar oldu. Tanımak zorundasın arkadaşım bunu.

Kuralı koyan sensin sonra da kural işine gelmedi, sevmediğini iktidar etti diye kuralları zorla, tehditle
kaldıramazsın.

Ne zaman müdahale meşru olur? Şeriat gerçek anlamda bir tehdit haline gelir işte o zaman askeri müdahaleyi ben de savurum. Bu konuyu "şeriat geliyor muydu?" başlığında işlediğim için burada girmiyorum.

sodomo--
28-04-2007, 16:05
Bu bildirinin ana sebebi C.Başkanlığı seçimleri değil, bir önceki sayfada Burlap'ın koyduğu resimdir.

sodomo--
28-04-2007, 16:12
Şeriat gerçek anlamda bir tehdit haline gelir işte o zaman askeri müdahaleyi ben de savurum. (Cem)

Cem, hayatta iki tip insan vardır. Gerçekçiler ve hayalciler.
Sen şeriat tehlikesini "gerçek anlamda" bir tehdit olarak görmüyor olabilirsin ama bazıları da görüyor olabilir. O halde ya bazıların "korkularından" kurtulması gerekir ya da diğer bazıların "görememe" huylarından. Aradaki fark sadece budur ve bu farkı da getirip "demokrat olmaya" bağlayamazsın.

28-04-2007, 16:15
Cem, hayatta iki tip insan vardır. Gerçekçiler ve hayalciler.

Haaa, sen gerçekçilerdensin. Anladım.

sodomo--
28-04-2007, 16:19
"Demokrasi içine bindiğimiz bir tren değil, içimize çektiğimiz havadır" (Erkan Mumcu)

İşte size bir bilgece söz daha.

InVitatio
28-04-2007, 17:24
ya anlamiyorum.... anlamiyorum cidden anlamiyorum....
ya ne bicim demokrasi anlayisi bu ?
askerin statükosu korunsun diye koparlian yaygaraya bakarmisiniz ....
yahu seriata karsi olan bu halkin ta kendisi !
iki üc kendini bilmez birseyler yapti diye, askerin kislasindan cikmasi mi gerek ?
nerde bu ülkenin savcilari ? hakimleri ? duyarli sivil toplum örgütleri ?
valisi ? emniyet müdürü ?
neden demokrasi isletilerek yasatilmak istenmiyor ?
cok zahmetli bir is oldugu icin mi ?


askerin bu denli toplumsal hayati , parlamenter demokrasiyi yönlendirmesine
nasil "normal" ve gerekli gözü ile bakabiliyorsunuz ?

Bu asker kime bagli ?
hükümete degilmi ? bu asker bu bildiriyi okurken savunma bakani ne yapmakta ?

yok "bati"da seriat yokmus'da farkliymis mis mis
ya batida seriat yok ama bati demokrasilerini tehdit eden ic unsurlar yok mu ?
Ingiliz kraliyet Askerleri Irlanda'nin hükümet'den habersiz ic islerine karisiyormu ?
Almanya'da ordu özgürlükcü demokrasileri tehdit eden hergün biraz daha güclenen
alman fasitlerine karsi "bir önlem" almak gibi kendi kendini görevlendiriyormu ?
Ispanya'da hem ic tehdit hem "disardan" destekli bak sorunu Ordunun basi bos "astigim astik
kestigim kestik" mantigi ile mi cözülüyor ?

Cumhuriyet 80 yildir kendisini koruyacak dogru dürüst sivil insanlar yetistirememnin acizligini
Ordu gelsin bun insanlari "adam" etsin diye kendi ayibini ört bas etmek ne kolay bir cözüm degilmi :)....ohhh ne güzel.....

Orduya mutlaka birinin "kendine ceki düzen" ver demesi gerek !
Ordu mensuplarinin böyle aciklamlari bati'da o Ordunun sorumlularin konumlari sorgulanir !

Parlamenter Demokrasilerde ordunun görevi yasa ile kesin cizgiler ile belirlidir !
Parlamenter Demokrasilerde ordunun toplumsal hayata bu denli yönlendirmek istemesine izin verilmez !
Özgürlükcü Demokratik Sistemlerde Halk egitilerek "adam" edilir.....
Özgürlükcü Demokratik Sistemlerde tepeden asaga inme dayatmalar ile degil
Halkin kendilingen gerek görerek gönülden sahiplenmesi esas'dir......

yaw olacak is degil.....bir kadinin bas örtüsü yüzünden devlet ha yikildi ha yikilacak
pes yani :)

sargon
28-04-2007, 17:39
Bunlara rağmen CHP'yi antidemokratik bulan, orduyu faşist gören, halkı
cuntacı, olarak niteleyenler, " Ne mutlu Türküm Diyene" yi sanki Kürtlere
karşı ırkçı bir sloganmış gibi algılıyanlar Genelkurmay'ın açıkladığı gibi
düşmandır. Siyasi düşmandır. Siyaseten onlar karşı saftadır. Çünkü artık
saflar bellidir. Herkes yerini, safını tayin etmek durumundadır. Saflaşmayı
yaratanlar ülkeyi şeriate ve bölünmeye götürenlerdir.

Tek kelimeyle dehşet verici. Demek ki ben pante için bir düşmanım. Bunu öğrenmiş olmak güzel.

Demokrat olmayan ve baskı rejimlerine eğilimli olanlar şimdiye kadar insanları laikler anti-laikler, inananlar-inanmayanlar diye bölerlerdi. Darbeciler, artık biz ve düşman olarak bölüyor. İşte gerçek bölücülük budur.

antimuhammed
28-04-2007, 17:57
DEMOKRASİYİ ancak biz böyle "maskara" yapabilirdik.

Tıpkı çamaşır makinesinden "yayık" yaptığımız gibi... Ya da faizciliği "yatırım", denizleri "foseptik çukuru" yaptığımız gibi...

Şimdi bu demokratik(!) ülke, cumhurbaşkanını seçiyor.

Aylar süren "koydu-koymadı" döneminden sonra, siyasetin beşiğinde birkaç gündür yaşananlar "verdi-vermedi" sürecidir.

Türkiye’yi temsil edecek cumhurbaşkanının, seçmenin çeyreğinin oyuna dayalı, kendisi tartışmalı bir tek kişi tarafından belirlenmesi yetmiyor... Şimdi de işi kılıfına uydurmak için pili bitmiş birkaç milletvekilinin oyuna ihtiyaç var.

Ve "verecek-vermeyecek" süreci başlıyor:

"Beyefendi verecek misiniz?.."

"Veririm de, vermem de..."

Kimisi ise kararsız:

"Yüce milletimizin menfaatleri için vermem gerekiyorsa veririm... Biliyorsunuz, vermek ya da vermemek konusunda bağlayıcı grup kararı alınamıyor... İster ver, ister verme... Ama eğer Abdullah Bey’in cumhurbaşkanı olması memleketimizin hayrına ise veririm..."

*

Ve dün ilk tur seçimleri izlediniz.

Bir komedi gibi gelmedi mi size?

Hürriyet’in diğer sayfalarında okuyacaksınız; Türkiye gibi bir büyük ülke, devletin en yüce makamına bu kadar yapmacık, uyduruk, şaibeli, entrika dolu seçim yapabilir mi?..

Hem de "demokrasi" adına?..

*

Ama oluyor.

Kuşkunuz olmasın; Türkiye’nin 11’inci Cumhurbaşkanı, Bülent Arınç’ın "dindar birisi" diye yeterliliğini belirlediği, Tayyip Erdoğan’ın iki dudağının arasından çıkan Abdullah Gül olacaktır.

Bu izlediğiniz oylama-moylama ise sadece işi kılıfına uydurma aşamasıdır.

O kadar...

Maskaraya çevrilmiş bu demokraside; seçim dışı kalmış Tayyip Erdoğan, hukuk oyunları ile önce Siirt’ten "milletvekili" yapılıp ardından "Başbakan" olmadı mı?..

Oldu...

Bu da olur.

Maskaraya çevrilmiş bir demokraside olmayacak şey var mı?

Yok...

Bekir Coşkun

Sorun budur... İşine gelince demokrasi, gelmeyince ulema.

soro
28-04-2007, 18:46
bu ülkede kaos ortamından çıkmak için aslında,sadece türban şahsi tercihtir devleti ilgilendirmez diyeceksiniz.hepsi bu bir tek sorun kalmaz.

kimsenin devleti yıkma gibi bir düşüncesi olamaz.herkese lazım devlet aygıtı.
devletin yönetilmesinde ise şeriatın kuralları (ki kimin neyi kasdettiği belli değil burada aslında) uygulansın diyenler,çok azınlıktadır ki,o kadar azınlık dünyanın her ülkesinde olur veya olabilir yani,normaldir.zorla ağzını büzemessiniz kimsenin.(yani normalde büzmemeye çalışmalısınız,dünya standartlarına göre,amma keyif,ve güç sizin bir şey diyemem.)

topu topu,
dini emir telakki ettikleri tesettür ile yaşamak isteyenlere,her insanın sahip olduğu hakları teslim edeceksiniz hepsi buydu.nolur yani,isteyen kapansa,ve bu haliyle insanca yaşamakiçin,okuyabilse,çalışabilse,he nolur.
şu ülkede birdenbire sorun kalmaz.herşey güllük gülüstanlık olur.

ne dinci parti denenlerin elinde koz kalır,ne de dinci tanımı haricindekiler,kendi insanına ters düşmüş olur.
mesele kalmaz tartışacak.insanlarımız uğraşacak başka meşgaleler bulur.aya felan gideriz.
fena mı olur yani didişmektense bilime sanata spora herneyse kavga harici şeylere yönelsek,tabi isteyen de dinine yönelir.evliya olur uçar,koşar kime ne?

muhtıra meselesi ise benim ilgi alanım dışında kaldığı için değinemedim ona.
ordumuz da,bu milletin evlatlarıdır,içinde lazı kürdü türkü ermenisi vardır.hepimizin gözbebeğidir.amma bazen şahıslar olarak onun icraatlarını da beğenmeme hakkımız olmalı diye düşünüyorum.ben de sözkonusu muhtıranın tarzını ve içeriğini *begenmediğimi,istense daha güzelini yapabileceklerini belirtmek isterim.

biz bizle uğraştıkca,sizce kenarda bizi seyredip gülen ve de ellerini ovuşturanlar yok mudur?sizce varsa eğer ellerini ovuşturan birileri,bu birbirimizle didişmelerimizde tarz ve içerik olarak bizleri kavgaya motive etmekte de olabilirler mi arasıra veya devamlı olarak bu ellerini ovuşturan kişiler.
yapmayın yaw,biraz dikkatli bakın olaylara.toplumun genelinde bir düşmanlık yok.kimse kimseye düşman değil bu ülkede.

antimuhammed
28-04-2007, 19:21
Soro sen işin baş örtüsü takma özgürlüğü ile biteceğini mi sanıyorsun? Her şey adım adım sessizce gelir.

*Benim ülkem artık yürüyen ölüler hükümdarlığı.. Müzik, konser yasaktı. Taliban, ölümün ta kendisi, yürüyen ölüler hayatıdır. Yaşamı bilmedikleri için başkalarına yaşamı yasaklıyorlar.

Adım adım gelir her şey.. Bak bakalım aşağıda ki linklerine çıkacak karşına....

http://www.islamiyetgercekleri.org/
http://www.cevaplar.wordpress.com

Milli Eğitim Bakanlığı kuşatılmış din baronlarınca... Polis örgütü ele geçirilmişti tarikat şeyhlerince...Dinci faşizm Türkiye 'yi kuşattı artık...Alanya da Belediye Meclisi, "kuma alacaklara belediyenin yardımcı olması" önerisini oybirliğiyle kabul etti. Tuzla belediyesi kadının dövülebileceğini yazan evlilik ilmihali yayınlıyor. Bunu yazan gazete kapatılıyor. Emperyalizme Karşı Yurtsever Cephe üyeleri, AKP'nin cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül'ü Beyazıt'ta protesto etti. 14 kişi tutuklandı. Daha bir sürü örnek...


Trabzon'daki rahip Santoro cinayeti, gazeteci Hrant Dink 'in öldürülmesi, Malatya'daki katliam dinci faşistlerin işidir unutma!.. Sence bunlar kimden cesaret alıyorlar? Türban serbest kalınca bitecek mi bu cinayetler?

soro
28-04-2007, 19:38
o dediklerinin türbanla alakası yok anti.
o dediklerinin ellerini ovuşturanlarla alakası var.
lütfen anlayınız,başınızı kumdan çıkarınız.evvelden müslüman idiysen,bu saydığın kötülüklerden kaçını yaptın?veya yapanı gördün ?veya islamı anlatan hangi kitapda okudunç
rahip dediğin,ve yeni malatya olaylarındaki hristıyan vatandaşların durumu hakkında hiç bir düşmanlık okudun mu kitaplarda.yani barış zamanı,dostluk içinde yaşarken *kim karışabilir ki onlara?
bak bu sitede yazan müslümanlardan hiç hırıstiyanlığa laf edeni gördün mü?
yaw adamlar ellerini ovuşturuyor,bir de üstüne kıs kıs gülüyorlar.valla utanıyorum onlar güldükçe.

antimuhammed
28-04-2007, 19:59
Hiç bir zaman dinler bana sıcak gelmedi. Dinlerin içinde potansiyel şiddet vardır. Hiç kimse bunu inkar edemez. Kusura bakma ama Kuran başlı başına içinde şiddet içeren bir kitaptır. Sadece Müslüman isen o zaman yardımlaşma, dayanışma, sevgiden bahseder. Kurallara uymadığın yerde odabiter zaten.

* * * * Ali İmran 118. Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.

* * * *Ey inananlar! Yahudilerle Nasranileri dost edinmeyin...sizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki o da onlardandır.(5.Maide/51

* * * *Akraba bile olsalar, müşrikler için magrifet dilemek Peygambere ve müminlere yakışmaz(9.Tevbe 113).

* * * *Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varis yeridir!(Tevbe/73)

* * * *Nisa 89. Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin. * Medine
Enfal-39 'Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın...'

Bunlar yeterli içi barış sevgi dolu kitaptan..

Birde soruma cevap *vermemişsin. Sence bunlar kimden cesaret alıyorlar? Türban serbest kalınca bitecek mi bu cinayetler?

exclusive
28-04-2007, 20:06
Sen şeriat tehlikesini "gerçek anlamda" bir tehdit olarak görmüyor olabilirsin ama bazıları da görüyor olabilir. O halde ya bazıların "korkularından" kurtulması gerekir ya da diğer bazıların "görememe" huylarından. Aradaki fark sadece budur ve bu farkı da getirip "demokrat olmaya" bağlayamazsın.
Cem bence Sodomo'nun sözlerindeki gereksiz bir satıra odaklanıp esas noktayı kaçırmışsın. Yukarıda alıntıladığım kısımın altına imzamı atmak istiyorum.

Neticede kara çarşaflılar, sakallı, sarıklı, takunyalı mollalar "hurra biz geliyoruz, Türkiye'yi müslüman yapmaya geliyoruz, kanlı da olsa kansız da olsa geliyoruz" diye bağıra bağıra gelecek olsalar sen de ben de "askeri yeğleriz" diyeceğiz.

Onlar bunca yılda kalkıştıkları her denemenin hezimetle sonuçlanmasından dersler çıkarmayı başardılar. Tabi amaçlarının değiştiğini düşünmek en büyük saflık olur. Artık oyunu kurallarına göre oynuyorlar ve iş işten geçene kadar ağızlarını sıkı tutmayı başarıyorlar. Değişen tek şey bu.

İş işten geçmeden, yani baş komutan statüsündeki dinci bir cumhurbaşkanı orduda dinci atamalar yapmadan, yani ele geçirmeleri gereken son kale olan TSK'yı da zaptetmeden gerçek yüzlerini belli etmeyecekler ve "demokrasi" kavramını sonuna kadar kullanacaklar. Onlar için "demokrasi" gerçekten de bir araç, hem de çok kullanışlı bir araç...

pante
28-04-2007, 20:34
"Tandoğancıların sakladıkları gerçek yüzü açığa çıktı sonunda. Askerin muhtırası olana kadar böyle demiyordunuz. Darbeciliğe çağrı yapmıyoruz Tandoğanda diyordunuz. Ama şimdi bakıyorum da Tandoğancıların yazılarına "demokratik yoldan uyardık anlamadılar" demeye başladılar. Bu durumu 10 nisandaki bir yazımda zaten öngörmüştüm:

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=5691&postdays=0&postorder=asc&start=60

O yazıda şöyle yazmışım:

" Korkarım ki bu yürüş bir darbe öncesi "Bakın biz demokratik yoldan sizi uyardık ama anlamadınız ne yapalım biz de darbe yaptık" diyebilmek için düzenleniyor." "

Cem darbe ile cunta ile uyarıyı birbirine karıştırmayalım. Bu bildiri bence muhtıra bile değildir.
Sadece zamanlaması çok uygun bir uyarıdır ve haklıdır.
28 Şubat'ta halk tavır koymadığı ve iktidar uyarıları dikkate almadığı için muhtıra gelmiştir. Hatırlayın, Genelkurmayın her uyarısını Erbakan " Bize karşı değil " diye yanıtlamış ve hep geçiştirmişlerdi. Sonunda muhtıra geldi. Demokrasi ise asla kesintiye uğramadı, darbe olmadı.
İstese yapamazlar mıydı? Bal gibi yaparlardı ama olayı cumhurbaşkanının müdahalesi ile çözdüler. Sorun kalmadı.

Bugün iktidar Nimet Çubukçu'yu ya da güven veren başka bir AKP'liyi aday yapsa ne ordu ne muhalefet ne halk sesini çıkarmazdı. Ama milletle, muhalefetle, halkla alay eder gibi o isimler teşkilat içinde ankete sunuldu, ortada ne Gül vardı ne Arınç. Ama gördük ki halkın talebi değil Arınç'ın talebi geçerli oldu. Bir meclis başkanının bağımsız hareket etmesi gerekirken meclisteki tavırlarını hepimiz biliyoruz. Cumhurbaşkanlığını da Gül alınca 3 şeriat silahşörü ne derse o olacaktı. Çünkü hepimiz gördük, cumhurbaşkanının ismi RTE'nin ağzında idi. Bu şimdi demokrasi mi?

Bu uyarıyı hakettiler. Bu ordu darbeden yana değildir, hükümet de bunu bildiği için uyarıyı da takmamıştır. Aynı kafada giderlerse 2. uyarı geldiğinde ona da hak veririm. Halk ve ordu neden geri adım atıyor. İktidar adam gibi adım atsın.
Bu ordu darbeci değildir dedim ama genelkurmayın alt kademeleri aşırı rahatsızdır ve artık tahammül sınırları aşılıp ta genelkurmayın da müdahale yapmadığını görürlerse onlar darbe yapabilir. Onların yapacağı darbe ise 60 ihtilalinden daha sert olabilir. İstenmeyen durumlar oluşabilir. Onun için umalım da iktidar gerilimi kaldırıcı kararlar alsın.

sargon
28-04-2007, 21:15
Bugün CNN Türk'te Tarhan Erdem'i dinledim. Genelkurmayın muhtırası üzerine tabii. Diyordu ki, eğer İsmet İnönü yaşasaydı bu muhtıraya net olarak karşı çıkardı. Elbette AKP'yi de uyarırdı ama muhtıraya net tavır alırdı.

Acaba o eski Kemalistlerden kaldı mı, yoksa hepsi darbeci mi oldu merak ediyorum. Var mı bu muhtıraya net olarak karşı çıkan bir tane babayiğit Kemalist? Böyle demokrasi olmaz, çağdaş medeniyete böyle ulaşılmaz diyen bir tane Kemalist. Gerçekten merak ediyorum.

pante
28-04-2007, 21:23
"Tek kelimeyle dehşet verici. Demek ki ben pante için bir düşmanım. Bunu öğrenmiş olmak güzel.

Demokrat olmayan ve baskı rejimlerine eğilimli olanlar şimdiye kadar insanları laikler anti-laikler, inananlar-inanmayanlar diye bölerlerdi. Darbeciler, artık biz ve düşman olarak bölüyor. İşte gerçek bölücülük budur."
Sargon ben kişisel bir düşmanlıktan söz etmedim. Merak etme sen Avrupa'dasın vuruşmayız seninle. :)
Yahu ben siyasi taraflıktan bahsediyorum. Saflardan söz ediyorum. Yoksa "sen karşı saftasın, benim düşmanımsın" anlamında yazmıyorum. Kim ister bir iç savaşı. Bu dönem iki saf arasında bir mücadele yaşanacaktır ve, ya demokrasi kazanacaktır ya Şeriat. Sizin safınızdan tabi bu tersi görülüyor. :)

Ayrıca belirteyim, ben yazarken siteyi ziyaret edip okuyanların tümünü düşünerek yazıyorum. Ben yazarken hedefimde Sargon yok. Sargonun yazısına cevaben yazıyorum ama bu yazıyı okuyacak 300-500 kişiye de mesaj veriyorum. Aynı şekilde sen de. Türkiye'nin nabzı bu şekilde oluşuyor. Her birimden çıkan sesler kamuoyunu oluşturuyor. Dolayısıyla bildirinin de kamuoyunda oluşturacağı izlenimin Yüzbinde biri de olsa buradaki yazıların da bir katkısı var.


Genelkurmay'ın " Ne mutlu Türküm diyene" lafını sen ırkçı olarak görebilir ve eleştirebilirsin. Ben de haklı görebilirim. Çünkü o konuya değinmelerinin nedeni bellidir. RTE'nin " Ne mutlu Türküm diyene " sözünü eleştirmesi üzerine değinilmiştir o konuya. Şeriatçiler bu sözü ümmetçi oldukları için eleştirir. Kürtler ise kendilerini Türk olarak hissetmedikleri için. Ancak kendilerini Türk olarak hissedenlerin bu sözü söylemesine kimse engel olamaz, eleştiremez. Eleştirilmesi gereken bu sözlerin Diyarbakır'da, Hakkari'de söylenip kışkırtıcılık yapılmasıdır. Kürt olan da " Ne mutlu Kürtüm diyene " diyebilir. Doğrusu ise artık bu sözlere gerek kalmamış olmasıdır. Çünkü Atatürk döneminde bir ümmet devletinin içinden bir ulus devleti yaratılmaya çalışıldı. O nedenle bu sözler o dönem önemliydi. Fakat birileri çıkıp ta en hassas zamanlarda bu sözleri eleştirirse birileri de ona yanıt verir.

pante
28-04-2007, 21:47
"Bugün CNN Türk'te Tarhan Erdem'i dinledim. Genelkurmayın muhtırası üzerine tabii. Diyordu ki, eğer İsmet İnönü yaşasaydı bu muhtıraya net olarak karşı çıkardı. Elbette AKP'yi de uyarırdı ama muhtıraya net tavır alırdı.

Acaba o eski Kemalistlerden kaldı mı, yoksa hepsi darbeci mi oldu merak ediyorum. Var mı bu muhtıraya net olarak karşı çıkan bir tane babayiğit Kemalist? Böyle demokrasi olmaz, çağdaş medeniyete böyle ulaşılmaz diyen bir tane Kemalist. Gerçekten merak ediyorum."

Darbeye karşı olmak ayrı, muhtıraya karşı olmak ayrı, uyarıya karşı olmak ise apayrı birşey.
Herşey den önce bu bir muhtıra değil, muhatabı belli bir uyarıdır. Uyarı iyi niyetlidir, darbeci değildir.
27 Mayıs'ı, 12 Mart muhtırasını, 12 Eylül'ü ve 28 şubat'ı bununla kıyasladığımızda aradaki farkı görürüz. 27 Mayıs, 12 mart ve 12 eylül öncesinde hiç uyarı yapılmamıştır ve ani müdahale olmuştur.
28 Şubat'ta ise uyarıları dikkate almayan hükümet üzerinde geçici bir baskı uygulanmıştır. Ama hükümete ve parlamentoya müdahale olmamıştır. İşlevleri devam etmiştir.
27 Nisan'da uyarısını hükümet görmüş ve dikkate almıştır. Ama bildiğini okumaya devam ederse ardından 2. uyarı ya da muhtıra gelebilir. Darbeye gerek olacağını ise kesinlikle tahmin etmiyorum.

Tarhan Erdem kendi görüşünü söylerken İnönü'den yararlanmış ama bir tahminde bulunmuş. Bence İnönü uyarıya karşı çıkmaz, uyarıdan sonra bir muhtıra ya da darbe oluşmaması için çaba gösterirdi.
Kemalist sözüne gelince Tarhan Erdem Kemalist değil mi? Eleştirmiş işte. Bak bir örnek daha vereyim. DYP genel başkan yrd. Ümmet Kandoğan. Bak kürsüye bile çıktı, AKP'yi savundu. Sen bana bir tane şeriatçi göstersene AKP'nin cumhurbaşkanı seçiminde AKP'ye karşı eleştiride bulunmuş olsun, 14 Nisan'ı, orduyu haklı görsün.

sargon
28-04-2007, 21:59
Pante, lafı değiştirmeye çalışma boşuna. Düşman sözcüğü siyasi rakip yada karşıt için kullanılmaz. Askeri bir ifadeyi çağrıştırır. *Muhtırada kullanılan düşman sözcüğünde de üzerine basarak "Türkiye'nin düşmanları" deniyor. Siyasi rakipten bahsedilmiyor yani. Sen de kalkıp bunu bana karşı savunuyorsun. Lafı çevirip siyasi karşıtlık gibi sunmaya çalışıyorsun şimdi de. Bunun değiştirilecek, eğilip bükülecek yanı yok. Son derece net bir şekilde bir siyasi anlayışın dışında olan herkes düşman olarak tanımlanıyor. Senin yaptığın da bunu savunmak. Bu son derece açık bir despotizmdir. Kendi siyasi anlayışının dışında olanları düşman olarak tanımlayan ister sosyalist, ister dinci, ister kemalist olsun despottur, zorbadır. Bu, gün gibi açıktır.

Ben eğer Kemalistler benim düşmanımdır dersem, bunun içine pante de girer. Sen de kalkıp bana bunu sorabilirsin. Ben sana demedim genele dedim falan diyerek kıvırma şansım yoktur. Sen bunu dedin ve beni ve benim gibi düşünen binlerce insanı "Türkiye düşmanı" olarak ilan ettin. Buna söylenecek tek bir söz vardır. Türkiye'nin gerçek düşmanları kendileri gibiş düşünmeyenleri düşman ilan edenlerdir.

Son paragrafta da yine kıvırıyorsun. Bugünü darbecilerin kıvrak danslarını izlemekle geçirdik zaten. Önce darbe istemiyoruz, mitinglerin amacı darbe çağrısı değildi dediniz, sonra işte demokratik yoldan uyardık anlamadılar deyip aslında darbeci olduğunuzu gösterdiniz. Şimdi de yok o paragraf Kürtler için değil de RTE içindi diye kıvırıyorsunuz. RTE Türkiye'nin düşmanı mıdır? Şimdi Kürtler düşmanlıktan azade edildi, RTE düşman oldu, yarın Kürtler, ertesi gün liberaller düşman ilan edilir. Bunun açıklaması şudur: Darbeciler şeraiata karşı demokrasiyi savunmuyorlar, onlar demokrasiye karşı despotizmi savunuyorlar. Hep böyle oldu ve Türkiye'ye en az şeriatçılar kadar zarar verdiler.

Son darbeci kıvırması ise "biz aslında darbelere karşıyız" kıvırmasıdır. Hiçbir darbeci darbe istemez. Hep mecbur olduğu için yapar. Buna da ancak çoluk çocuk aldanır. Darbeciler başka bir rejimde yaşayamazlar. Başkalarının görüşlerine, demokratik açılımlara tahammül edemezler, sınırları belli dar bir despotizm yanlısıdırlar. Bunu allayıp pullayıp bize demokrasi olarak yutturmaya çalışırlar. Kendileri de bazen demokrat, bazen sosyalist bazen milliyetçi görüntülerde karşımıza çıkarlar. İşin özü bunların hiçbiri değil despotizm yanlısı olmalarıdır.

spartacus
28-04-2007, 22:06
Evet hislerimizle devam edeceğiz.
1950 lerde Komünizm geliyordu değil mi? Ne oldu, panzehiri ırkçılıkta bulduk.
1960 ların kapısı aralandı.. Ne oldu yine olan oldu, üst tarafta bir yerde hesap ile kitaplar uyuşmayınca ceremesi halkın omuzlarına yüklendi. Yine Komünizm böyük bir tehlikeydi, resmi olarak Türk Sentezi, İslam ilede birleşti, kitle gücü dahada kapsamlı hedefleniyordu, sürekli duyguları, hisleri kaşındı, okşandı bu halkın.
1970 ler ne oldu, yine aynı oldu... Oysa darbeler halka rağmen yapılırken ne hikmetse, Halkın gücünün ordudan daha büyük olduğu hesaba katılmadı.. Madem bu halk Komünizm getirmekteydi, darbe, marbe mi dinlerdi? Eski çamlar bardak oluyordu bu arada, ne kadar aydın var ise Yaftaları yapışıp, ağızları bantlanıp, fikirlerde pısıştırılıp dizleri üzerinde çürütülmekteydi. Aslen hedeflenen insanların aydınlanmış iradelerini çürütmekti, herkes tek pijama giyecek, kalk denecek kalkacak, yat denecek yatacak, Düşünmeyecek, ha Komünizmmi gelirmiş, onuda onlar getirecek, onlar ne isterse o olacak! İşte bir tarafta demokrasi dediğiniz, demekten bıkmadığınız ama bir kez olsun ülke tatlı ve durgun sularında görülememiş, bir kez tespit edilememiş, bir balık gibiydi bu demokrasi.
1980 ler ne oldu, Darbe oldu... Yine halk ne hikmetse, yola getiriliyordu ve gariptir ki bir öncekinde söylediğim gibi, yine pire, deveyi tuş yapıyordu. hani bu deve huysuzlanmıştı, nasıl pire ile yola getirdiniz?

10 Yıl geriye gidildi, eskileride sayarsak dahada ve bu olmayan demokrasi ile yine hali hazır düşman kelimeleri, bir indirip bir kaldırarak, bir onu bir bunu tercih ederek, toplumu ısrarla bölümlendirilmiş ve kendi istedikleri anda birbirisine düşman kesecek ayrılıklar oluşturarak yine geriye doğru gidiş devam etmektedir. Komünizm dendi, dendi, karşısına en son Yeşil Kuşak ile çıkıldı, artık görmüyormuyuz, Yeşil Kuşağı çıkartanda, Darbeleri yapanda, Demokrasiyi Ben temsil ederim diyende, Laik şeriatçı çatışmasını oluşturanda, birisi aşağı düşse hemen yukarı çıkartanda aynı, aynı antidemokratik zihniyet. Toplumun yaşam standardı düştükçe, ya iyileşme yapılacak yada yaşam standardının sorunsuz görüldüğü yıllara doğru geri-geri gidilecek...

Oysa sus, sana demokrasi yok denen kesimler anında yapay bir laik-antilaik kampanyasında buluyorlar kendilerini, birisini laikler dininizi yasaklıyor, diğerini dinciler şeriatı getiriyor diye yoğuruyorlar, bir bakıyorsunuz hastalık var, ölüm var seç durumları. O halde şimdi sıra şeriata karşı Yeşil Komünizm Kuşağını oluşturmaktır.

Darbe demokrasiye karşı yapılır, başka hiç bir şeye karşı yapılmaz! Demokrasi ise insanlara, topluma yönetenden sömürene kadar ifade hakkı verirki, krizler ve toplumsal problemlerin yaşandığı döenmlerde demokrasi rafa kaldırılır, ya işte gördünüz mü gül gibi demokrasimiz vardı ama ne yapak, darbe oldu.
1980 Darbesine bakın, görünki hastalık diye bir şey kalmadı artık kötürümlük var ve alkış tuttuğumuz, sırf hislerimizle, aidiyet duygularımızla vs oynandığı için kendi kötürümlüğümüze alkış tutmaktayız. Nasıl mı?

pante
28-04-2007, 22:34
"Bunlara rağmen CHP'yi antidemokratik bulan, orduyu faşist gören, halkı
cuntacı, olarak niteleyenler, " Ne mutlu Türküm Diyene" yi sanki Kürtlere
karşı ırkçı bir sloganmış gibi algılıyanlar Genelkurmay'ın açıkladığı gibi
düşmandır. Siyasi düşmandır. Siyaseten onlar karşı saftadır. Çünkü artık
saflar bellidir."

Sargon ben kıvırmıyorum, bak yazım yukarıda. Siyasi sözcüğü de orada. Sonradan siyasete çekiyor değilim.
Ama sen bunu çarpıtıp, anlamak istediğin gibi anlıyorsun o senin bileceğin iş.

Son paragrafta da kıvırmış değilim. Her zamanki düşüncelerim onlar.
Ama Genelkurmayın bildirisini haksız göstermek adına yazıdaki içeriği sanki Kürtlere karşıymış gibi yansıtanlara karşı, ben de onun öyle olmadığını savunma hakkına sahibim.
"Ne mutlu Türküm Diyene" nin temel amacını daha önce de tartıştık. Ama inatla bunun sadece Türk olanı kapsadığını iddia ediyorsun. Türkçülükle, Atatürk'ün koyduğu "Misak-ı Milli sınırları içinde yer alan ve cumhuriyeti kuran herkes Türktür." anlamını karıştırıyorsun. Senin bu iddianı Türkiye'de 2 grup yapıyor. Biri Ülkücü Türkçüler, diğeri PKK'lı Kürtçüler. Halk ise böyle düşünmüyor. Hem kendi adına böyle algılayıp hem de diğer anlamıyla algılayanları *ırkçılık yapıyorlar, Kürtleri düşman ediyorlar diye suçlamaya kalkışıyorsun.
Yanılıyorsun. Genelkurmayın bu bildirisi Kürtlere yönelik değil, şeriatçilere ve iktidara yöneliktir ve o sözde şeriatçilerin ulus kavramına karşı çıkıp ümmetçiliği daytmalarıyla ilgilidir.

spartacus
28-04-2007, 23:30
Değerli Pante, kusura bakma bir şey söyleyeceğim;

1960 lı yıllarda solcular bir hata yaptı, Darbeyi destekledi, sağ gösterilip sol vurulmuştu çünkü, bir müddet sürdü bu, kökenide 1920 lere kadar gider..
1970 lerde durum daha bir değişti. Yeşil Kuşak artık işbaşındaydı...
1980 lerde Sol darbeyi desteklemedi. Garip bu seferde şeriatçılar destekledi, Yeşil Kuşakçılar darbe istiyordu...

Şimdide sözde, sol Darbe kaçınılmaz demeye getirerek savunu kanalı edinmeye çalışıyor bu sefer Şeriatçılar ne hikmetse Demokrasi demeye başladı, demokrasi anlayışı yok Türkiyede, demokrasi denince sadece benim kendimi ifadem ve benim egemenliğimdir anlaşılıyor, bakın dün darbe destekleyenler bu gün demokrasici oldular, neden?

1980 deki darbeyi Yeşil Kuşak isterken, darbe sözde solculara iner gibiydi, oysa şimdi ne hikmetse aynı darbe solcuları arkasına alarak Yeşil Kuşağa indirecek öyle mi? Oysa garip, demokrasiye karşı yapılır darbe ve her darbe siyasi, politik dengeye göre birilerini kullanır. Bir yeşil Kuşak, bir ırkçı söylemler yada bilemdiniz demokrasi için bile...

Düşüncede ufkunuz belki, sorunumuz düşüncede değil, ama işte somut ortada, somut durum bu ve malesef düşüncelerimiz ile somut durum hiçde aynı şeyi söylemiyor. Bakınız somut bir örnek daha vereyim;

"Çünkü Atatürk döneminde bir ümmet devletinin içinden bir ulus devleti yaratılmaya çalışıldı. O nedenle bu sözler o dönem önemliydi. Fakat birileri çıkıp ta en hassas zamanlarda bu sözleri eleştirirse birileri de ona yanıt verir."

Diyorsunuz, o halde en basit bir ilkokul kitabını açarsınız, bakarsınız, somut sizi doğruluyor mu, ne yazıyor daha ilk sayfada ve 6 yaşla başlayan ve beyine ilk kazılan ne, bu dönem hiçde gerekli olmayan bir söz ve bunun bu dönemin gerekliliği, önemliliği olmadığını söyleyende yine siz oldunuz.

28-04-2007, 23:51
Sevgili sargon,

"Düşman sözcüğü siyasi rakip yada karşıt için kullanılmaz. Askeri bir ifadeyi çağrıştırır."

Nefrete ve irkciliga olan hassasiyetin, seni en irkci irkcidan bile sikici bir hale getirdi. Bu mu yani siyaset? Irkciliga kayan sozler soylemeyelim.

O Enver Pasa'ci, o komplocu, o seriatci derken,

senden buyuk irkci var mi!

pante
29-04-2007, 00:12
Sevgili Spartacüs;
Yazındaki ifadenin değişmesine mi yol açar bilemiyorum, çünkü son tarafını tekrar okuyacağım.
Önce okuduğum kısımdaki yanlış bulduğum bilgileri düzeltmek isterim. Çünkü yanlış bilgi ve tespit, yanlış sonuçlara, değerlendirmelere götürür.

1960 ihtilalinin oluşumunda etkin olarak sol da vardı. Ama hiçbir zaman hata yaptığını düşünmedi. 61 Anayasası oldukça ilerici ve demokratik bir anayasa idi. Pişmanlık yok ama idamlardan dolayı bir burukluk vardır.

1980 darbesini şeriatçilerin desteklediği bilgisi de yanlış. Darbeye tavır aldıkları gibi 82 anayasasına da karşı oldular. Ancak bunu yazmana sebep, 12 Eylül'ün şeriatçileri büyüttüğü bilgisi ise eğer şöyle ki;
Darbe olduğunda değil, darbeden 3-4 yıl sonra bundan fayda sağladıklarının farkına vardılar.
12 Eylül'ün arkasında ABD vardır ve darbeden önce 24 Ocak kararlarını da aldıran ABD'dir. Darbeciler ekonomi konusunda askerin zayıf olduğunu bildiklerinden darbeyi yapar yapmaz ekonominin başına Özal'ı getirdiler. Ancak daha sonra Özal'ın parti kurup sahneye çıkmasına karşı durdular ve kendi çizgilerindeki MDP'yi savundular. Özal'ı ve ANAP'ı ise gerici-dinci olarak suçladılar. Ama Özal kazandı ve bundan en çok dinciler fayda gördüler ve partide yer aldılar. Darbecilerin şeriatçileri büyüttüğü konusu bu ve rabıta meselesidir.

Şimdi gelelim konuya;
Evet, yara alan daima demokrasi olmaktadır. Darbeciler, siyasi yelpazenin bir tarafının desteğini almak isteyebilirler ama bu her zaman mümkün olmaz. Eğer darbeyi yapan yönetimde de kalmayı amaçlıyorsa parlamentonun tamamını, partilerin tümünü kapatır. Aynı 12 Eylül'de olduğu gibi. Öbür türlü destek olan siyasi partiye kısa zaman içinde yönetimi vermek, seçime gitmek durumundadır. 27 mayıs, 12 mart böyledir. Ama 80 de tüm partiler kapatılmış ve 7 yıl kapalı kalmıştır.

Kimi darbeler demokrasiye karşı, kimi darbeler ise demokrasi için yapılır. 27 Mayıs ve 28 şubat demokrasi için yapılmıştır. Ama buradan demokrasi için yapılan darbeler savunulmasın. Doğrusu demokrasi için yapılanı da halkın yapmasıdır.

Bugünün kitaplarında hala yanlış eğitimler varsa ırkçılık ve dincilik minik beyinlere zerkediliyorsa bu geçmiş siyasi iktidarların tümünün yanlışıdır. Eğitim sistemi komple yanlıştır, tutar tarafı çok azdır. Bu da devrimsiz düzelmez. Çünkü tüm siyasi iktidarlar kendi düşüncelerine göre düzenleyeceklerdir. 1930'ların Lise 2 tarih kitabının içeriğine de rastlanamaz bugün. Yarın da evrim teorisi bilgileri kitaplardan çıkarılabilir.

antimuhammed
29-04-2007, 00:30
Bu iktidar sivil toplumun uyarılarını kulak arkası edip görmezden gelmiştir. Bu iktidar demokrasiyi kendi mantıklarıyla bir hilkat garibesine bizzat kendileri çevirmiştir. Şiir yazdım diyerek AB ye ağlayanlar hala ifade özgürlüğü için bir şey yapmamışlardır.

* * İsteklerine ulaşınca sırıtan yüzleri arkasında birdenbire asıl kimliklerini oluşturan iğrenç yüzleri görülür. Birdenbire o sevimli halleri sona erer, saldırgan bir hayvana dönüşürler. Ne demokratlıkları kalır ne insan hakları davaları. Dişlerini göstererek üstünüze saldırırlar.

"14 Nisan mitingini mevcut statükocuların demokratikleşme ve sivilleşmeye karşı bir direnişi olarak nitelendiriyor ve desteklemiyoruz." diyenler olabilir, oldu da..

* *Atatürk’ün kurduğu oligarşik yapıyı devirmeye uğraşan devrimci AKP diyenleri, alın bu demokrat aydınları tepe tepe kullanın. *Demokratik faşistlik..

* Demokrasi, laiklikle demokrasi olur. Demokrasi ve laiklik çoğulculuk demektir. Devletin bu çoğulculuk karşısında nötr olması demektir. Yani şiddet ve zora başvurmadıkça her düşüncenin, her inancın özgürce savunulması demektir. Siz, sizin gibi düşünmeyenleri düşman kabul eder hedef gösterirseniz olacağı budur işte!

* Başbakan kendisini bir dinin görevlisi olarak sunarsa, televizyonlar karşısında bir dinin propagandasını yaparsa, devletin tarafsızlığından bahsedilebilir mi? Laiklikten bahsedilebilir mi? Farklı inançların, farklı düşüncelerin devletin korumasında olduğundan söz edilebilir mi? Laikliği savunacağım diye meydanlara çıkıp, misyoner avı başlatanların laikliğinden söz edilebilir mi? Kendinize göre ve kendiniz için demokrasi anlayışının sonu budur işte!

* Laik bir ülkede Meclis Başkanı "dindar bir cumhurbaşkanı seçeceğiz" derse, laiklik mücadelesi verdiğini söyleyen koca koca profesörler, yurtseverlik yaptığını sanarak "ülkemizin her yerinde misyonerler var" derse, her politik eğilim "yabancı düşmanlığını" bir malzeme olarak görürse, tüm yetkililer hoşgörüsüzlük konusunda birbiriyle yarış ederse, demokrasiyi sadece kendimiz için demokrasi olarak anlarsak, toplumu "kutsal - dokunulamaz değerler" diye şartlandırırsak, toplumsal yaşamı sistematik olarak dini inançlara göre şekillendirmek istersek olacağı budur işte!

* Eğer demokrasiye zarar verir diyorsanız genelkurmayın söylemleri için hırsızın hiç mi suçu yok diye sormamız gerekmiyor mu?

29-04-2007, 00:31
Bugünün kitaplarında hala yanlış eğitimler varsa ırkçılık ve dincilik minik beyinlere zerkediliyorsa bu geçmiş siyasi iktidarların tümünün yanlışıdır.

yahu pante hocam,

hepimiz o yazilarin golgesinde buyuduk, gozumuz o yazilari mi goruyordu? Sanki 9-10 yasinda eli silahli mucahitler yetistirdi bu "Ne mutlu turkum diyene" zihniyeti. Paraya bakinca parayi mi goruyorsun, Ataturk'u mu?

sodomo--
29-04-2007, 00:36
Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetici atama yönetmeliğiyle, “yandaş” olarak nitelendirilen yaklaşık 20 bin kişi okul müdürü yardımcılığına, asaleten atanması Genelkurmay Başkanlığı’nda büyük rahatsızlık yarattı. Atamalarda sınav ve mülakat zorunluluğunu kaldıran Bakanlık, müdür ve yardımcılarının seçiminde ilçe milli eğitim müdürlerini yetkilendirdi, atamanın da valilikler tarafından yapılmasını öngörmüştü. Bakan Hüseyin Çelik, valiliklere gönderdiği genelgede, atamaların geciktirilmeden yapılmasını isteyen genelgenin ardından tüm illerde “müdür operasyonu” yürütülüyor.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6423276.asp?gid=180

Eğitim kurumları şeriat örgütlenmelerinin merkezi haline gelmiştir. AKP sıradan bir partizanlık yapmıyor. O bütün devlet okularını hedefine koymuştur.
Şeriatçı zihniyetin devlet içindeki örgütlenmesi Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş bir ölçüye ulaşmıştır. Okullarda sıraların üstünde namaz kılmasını öğreten bir zihniyetin, ilkokul çocuklarına türban giydirip ilahiler okutması veya devlet okullarında hatim indirme yarışmaları düzenlemesi sadece henüz atılmamış bir adımdır ve fırsat bulunduğunda o adımlar da atılacaktır. Sonra da okul içlerinde mescit kurma, toplu namaz kılma, zikir ayinleri...

Evet, bugün eşi türbanlı bir başbakan, meclis başkanı, cumhurbaşkanı, d.işleri bakanını son derece normal bir şeymiş gibi bize sunanların yakın gelecekte okul içlerinde yapılacak zikir ayinlerine de "ne var canım bunda" diyecekleri ve pek çok "demokrasi aşığı saf insanımıza"da bu fikri aşılayacakları aşikardır.

Yarın 29 Nisan ve Çağlayandayız. Bugüne kadar bu bir çok başbakan ve c.başkanı geldi ama hiçbirisi için bu kadar geniş katılımlı bir halk tepkisi oluşmadı. Olası bir darbeye karşı demokratlığını her fırsatta vurgulayanlar ve demokratlıklarını "halk tepkilerine" verecekleri reaksyonlarla da vurgulamak zorundalar. Bir demokrat yarın 1 milyon insanı sokağa dökecek olan bir halk tepkisini "küçümseyemez" veya "alaya alamaz."

Bir demokrat halkın tepkisini "dikkate almak" zorundadır.

Bu ahvalde AKP hükümeti demokrasinin bütün nimetlerini kullanarak iktidara gelmiştir ama demokrat olma vasfına haiz değildir çünkü bu parti Tandoğan mitingine karşı saldırgan ve aşağılayıcı bir söylem benimsemiştir.

Onların demokrasiden anladıklar "parmak hesabıdır."
Bu "parmak hesabı" anlayışları önlerine çıkan her imkanı kendi lehlerinde kullanmak isteyen fırsatçı bir takiyye zihniyetinin anlayışıdır.

Konunun siyasi yönünü fazla uzatmak istemiyorum.
Ama bugün Tv'lerden aldığım bütün yorumlar hala Türk aydınının bu bildiriyi okuma ve anlama zoluğu çektiğini farkettim. Medya halktan oldukça uzaktır ve hala bildiriyi C.Başkanlığı seçimlerine bağlamaktadır çünkü onlar yukarılarda, siyaset arenasında olup biten gelişmelerle daha fazla ilgilendirmektedir ve Türkiye'nin sıcak gündemini takip ederek "C.başkanı Ahmet oldu Mehmet oldu, eğer Mehmet olursa darbe olur" gibi komik ötesi yorumlarda bulunmaktalar.

Arkadaşlar defalarca söyledim, bu bildiride C.Başkanlığı seçimleri bütünün içinde bir detay gibi durmaktadır ve asıl odak noktası ilkokullara kadar giren şeriatçı zihniyetin yurt genelindeki yayılımıdır. Bu bildiri o türban giydirilmiş kız çocuklarına ilahiler okutulmasını C.Başanlığı seçimlerinden daha fazla önem vermektedir. Malatya katliamına yapılan vurgu ile de yine yurt genelinde yaygınlaşan şeriatçı zihniyetin "sonuçlarına" dikkat çekmek içindir.

Eğer, şeriatçı zihniyet ile birlikte demokratik bir rejimde barış içinde el ele, gönül gönüle yaşayabileceğinizi zannediyorsanız çok ama çok yanılıyorsunuz. Â*Yanınızda sizi yok ederek dini vecibelerinden birini daha yerine getirmek isteyen bir insan var ise onunla birlilkte oturup tatlı tatlı sohbet etmeniz sizin "saflığınızın" kanıtıdır. Şeriat her daim tarihte ve günümüzde bir "yok edici" olmuştur. Bir şeriatçının demokrat olabileceğini zannetmek saflığın dik alasıdır.

Şeriat ile birlikte demokrasi olmaz. AB ülkelerinin hiç birisi örnek teşkil etmez çünkü onlar laiklik meselesini tarihin içinde çoktan çözmüşlerdir ve şeriat hakkında deneyimsel bir bilgileri yoktur.
Ülkesinde şeriat tehlikesi olmayan hiç bir ülke ile Türkiye'yi karşılaştırmazsınız.

Aslı demorat olmayanlar halkın laiklik tepkilerini algılayan ve bu tepkilerin parelelinde hareket eden TSK değil, tam tersine halkın gösterdiği büyük tepkilere kulaklarını kapatan ve halkı aşağılayan siyasi kişilikler ve partilerdir. Asıl anti-demokratik olanlar herşeyi "parmak-hesabı ile halletmeye çalışanlardır. Asıl anti-demokratik olanlar "ben yaptım oldu" diyenlerdir.

TSK ile ilgili olarak şunu söyleyeyim ki; TSK, Türkiye'de demokrasinin gelişmesini ve daha sağlıklı bir raya oturmasını sağlayan asıl güçtür. Bunu anlamanız için olaylara local Â*değil ama "tarihsel" bir gözle bakabilmeniz gerekmektedir. "Darbe oldu beni içeri attılar" türünden kendi kişisel deneyimleriniz ve bunlar üzerinden oluşturduğunuz tepkileriniz bu "tarihsel" bakışınızı engellememelidir.

pante
29-04-2007, 01:06
"yahu pante hocam,
hepimiz o yazilarin golgesinde buyuduk, gozumuz o yazilari mi goruyordu? Sanki 9-10 yasinda eli silahli mucahitler yetistirdi bu "Ne mutlu turkum diyene" zihniyeti. Paraya bakinca parayi mi goruyorsun, Ataturk'u mu?"

Hayır Respendial, ben onu demek istemedim. Okul kitaplarının özellikle Tarih ve Türkçe olanlarında Türk-İslam sentezi doğrultusunda bir bilgi sunumu vardır.
Marşa gelince o yıllarda çoğumuz anlamını dahi tam bilmiyordu dediğin gibi. Okul eğitimi, öğrenimi değil tabi ki gençleri saldırgan yapan, katil yapan. Ama insan sevgisi daha çok öne çıkarılmalı. Türk ve müslüman olmayana gavur, kafir söylemleri olursa çocuk bunun etkisini üzerinden atamaz. Irkçı-dinci olmaya müsait bir yapı edinir. Eğer, bir şekilde ırkçı ya da dinci bir grubla tanışıp içlerine girdiğinde onları yadırgamaz ve ağlarına düşebilir.
Yoksa bir bebekten, bir çocuktan nasıl cani çıkacak ortaya?
Çıkmaması için ırkçı-dinci kurumların, grupların olmaması, ailelerin bilinçli olması gerekir.
Ama ülkemizdeki durum belli. Okulda da kitaptan, öğretmenden doğru eğitim alınmazsa şiddete meyilli olanların arasından cani çıkması önlenemez.

29-04-2007, 01:16
Yillarca okullarda turkun turkten baska dostu yoktur denildi. Kurtulus savasi, kotu niyetli insanlarin, masum Turkiye'ye saldirmasiydi. Bunun gibi yuzlerce masal etkilemedi insanlari. Ne kadar cok gorulduyse bu yazilar, o kadar cok onemini yitirdi. Ama su ozel medyalarin uc bes senede yaptiklarini hicbiri yapamadi. Medya o kadar guzel linc meraklisi bir toplum yetistirdi, herseye karsi durabilirler, yeterki linc edebilsinler. Bir Reha Muhtar'in yaptigini kimse yapamadi.

pante
29-04-2007, 01:30
Medya tabi ki büyük bir faktör ama bence olumlu ve engelleyici yönü daha fazla olmuştur.
80 Öncesi medya böyle gelişmiş değildi. Sadece TRT ve o da kısıtlı yayın yapıyordu ama 80'i baz alıp 27 yıl öncesi ile 27 yıl sonrasını kıyasladığımızda görürüz ki 80 öncesi kat kat daha fazla cinayet ve katliam vardı. Kanalların, kameraların çoğalması ile hem kültürel olarak hem de frenleyici olarak olumlu taraflarını da hesaplamak gerekir. Kurtlar vadisi ve benzeri flimler suç işlemeye teşvik edici olsa da bundan daha tehlikeli olanı şiddete yönelik bilgisayar oyunlardır.

Ama asıl etken ekonomik sebeplerdir, gelişmemişliktir, gelir düzeyi düşüklüğüdür, işsizliktir.
Bu şeriat tehlikesini de bölünme tehlikesini de büyüten en önemli faktördür. Doğuda halk yoksul olmasa, işsiz olmasa böyle mi olurdu? Gelişmiş, kalkınmış bir ülkede şeriat tehlikesi yaşanır mıydı?
Düzen bozuk, düzen!!

29-04-2007, 02:35
pante hocam,
soyle diyebilir miyiz;

biri yer biri bakar, kiyamet ondan kopar.

antimuhammed
29-04-2007, 02:38
Yıllarca Türkün Türkten başka dostu yoktur dendi ve bu söz yüzünden kaç kişi öldürüldü?

Â* Oysa şimdi Müslümanın Müslümandan başka dostu yoktur deniliyor ve Müslüman değilse sık kurşunu gebersin deniliyor açıkça söylenmese de..

Â* Tercih sizin... İslami usulü demokrasi. İçinde demokrasi kelimesi geçsinde. Aman zarar gelmesin demokrasiye.. Â*Usulü önemli değil maksat demokrasi değil mi?

Â* Â*Bu askerler beni tımarhaneye kapatmışlardı. Hiç unutmam o günlerimi. Mhp li delilerde vardı orada. Önce odamın önünde uludular. Sonra linç etme girişiminde bulundular. Â*Aman dedim demokrasi zarar görmesin ses etmedim...

Â* Â*Sonra beni revire kaldırdılar. Başkaları söyledi bana ayılınca. Bana saldıran delilerle beraber öbür delileri toplamış askerler konuşma yapmış. Ne olursa olsun o özünde bir insan demiş delilere benim için. Bana ne kadar saldıran deli varsa hepsini koyvermiş askerler hastaneden. Rapor tutmuşlar üstelik.. Fikirleri için bir insana saldıranlar deli olamaz diye...