PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Eğlenceli etimoloji


Nero
03-08-2017, 12:06
Kozmos ve kozmetik, aynı kökten geliyor. Süsleme ile ilgili. Kozmos, tanrının gökyüzünü yıldızlarla süslemesi. Kozmetik ise kapitalizmin kadınları süslemesi. :)

Nero
03-08-2017, 14:56
Black: siyah ve blanche: beyaz, ikisi de aynı kökten. İlginç, değil mi? :)

Nero
03-08-2017, 15:37
Yakup ve akabinde kökteş. Akb (topuk, iz) kökünden geliyor. Hz Yakub ikiz kardeşinin ardından, onun topuğunu tutarak doğmuş. O nedenle ona Yakub / Jakob demişler.

Nero
03-08-2017, 15:50
Bende, band, bandaj kelimeleri kökteş. Bağlı, köle anlamından çıkmış. Bendeniz köleniz demek aslında.

Nero
03-08-2017, 15:55
Opera şarkısı anlamındaki arya ile hava anlamındaki air kökteş.

Bizde de denir ya "bizim oranın havaları" diye. Demek onlarda da varmış... :)

Nero
03-08-2017, 16:01
Kaynak: ilk mesaj için kelime köken, diğerleri için Bertan Rona adlı Twitter kullanıcı hesapları.

Nero
03-08-2017, 16:04
Lolipop, romanca (çingenece) kızıl elma anlamına gelen loli pabai kelimelerinden geliyormuş.

Kaynak: Halil Babilli.

Nero
03-08-2017, 16:11
D-z ses dönüşümü vardır. Örnek:

Dia-Ziyâ;
Zeus-deus;
Piddah (pide)-pizza...

Bunlar aynı kelimelerin dönüşüme uğramış halleri.

Kaynak: Bertan Rona.

Nero
03-08-2017, 16:15
Biz enfiye diyoruz. Burun otu anlamında. Arapca enf burun demek.

Araplar ise enfiye karşılığında burunoti diyorlarmış! :)

Dil böyle ilginç bir şey.

Kaynak: Bertan Rona.

Nero
03-08-2017, 16:21
"Ezanın aydınlığını unuttuğumuz gün, minare kelimesinin nur kökünden geldiğini de unuttuk." Bertan Rona

Felâsife
03-08-2017, 23:30
Black: siyah ve blanche: beyaz, ikisi de aynı kökten. İlginç, değil mi? :)

İlginç illaki, tabi daha ilginci esas kök olan Black mı? Blanche mi?

Bence blanche (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=603285&postcount=4) :)

Işıktan yansımaydı her şey, göze nakşedenlerse aldanıştı.
Renklere ezelde rol verildi, aldanış ta o zaman başlamıştı.
Hayata çok renkli dediler, aslı ışık oyunu cilveleriydi oysa.
Işıksızlıkta haniydi renkler! karanlık mı her yeri kapsamıştı?

Işık yok diye karanlık vardı, karanlık var diye ışık yok değil.
Işık karanlığı her zaman yok ederdi, karanlık tek güç değil.
Karanlık aslında hiç bir zaman, tek başına ışığa hükmetmedi.
Işık ne kadar lütfetdiyse karanlık o kadardı, daha öte değil.

Işığın olması renklere, olmaması da karanlığa varlığını verdi.
O varlıklara niceleri don biçti, lakin niceleri de unutu verdi.
Bu öyle bir unutuş ki neyi, ne zaman unuttuğunu da bilemedi.
Kuşaklar boyu hem korktu, hemde korktuğuna payeler verdi.

Nero
04-08-2017, 17:05
İlginç illaki, tabi daha ilginci esas kök olan Black mı? Blanche mi?

Bence blanche (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=603285&postcount=4) :)

Şurada bir açıklama var ama tercüme edemedim:

http://www.etymonline.com/index.php?allowed_in_frame=0&search=Black

Nero
05-08-2017, 14:01
Zavallı demek zevale uğramış demek.

İmza ve mazi kökteş.

Linç, zencileri ölüme mahkum eden yasadışı mahkemenin öncüsü adamın soyadı Linch'den geliyor.

Oğlan eski Türkçede çocuk demekti. Bu nedenle kızoğlankız kız çocuğu, bakire demek.

Nero
05-08-2017, 14:17
Çeyiz ve cihaz aynı kökten geliyormuş.

Kaynak: Bertan Rona.

Nero
05-08-2017, 14:20
Sofra ve Sefer de kökteş imiş. Sofra esasen yolcu yiyeceği demekmiş.

Kaynak: Bertan Rona.

Nero
05-08-2017, 14:23
İngilizce to trust: güvenmek ile dürüst aynı kökten geliyor.

Nero
05-08-2017, 14:27
Yarak kelimesi eski Türkçede genel olarak silah, alet, işe yarayan nesne anlamına sahipken, daha sonra anlam daralmasına uğrayarak, erkeklik organı anlamına bürünüyor.

Kaynak: Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it Türk

Nero
05-08-2017, 14:29
"Seni gidi seniiiiii" deriz. Oysa gidi eskiden deyyus demekti. :)

Nero
10-08-2017, 15:33
Nötr, İngilizce "neighter... nor..." (ne o ne o) kalıbından geliyormuş.

Nero
10-08-2017, 15:36
Miskin, Akadca muşkino (alt sınıftan kişiler) kelimesinden geliyor. Tembel anlamı sonradan oluşmuş.

pianola
10-08-2017, 15:53
Nötr, İngilizce "neighter... nor..." (ne o ne o) kalıbından geliyormuş.

Buna bir ekleme;

— "Natura" (doğa) veya naturâl (doğal) kelimeleri ile, Latin neuter , içerdikleri anlam itibariyle benzeşmekle beraber aynı Latince kavramlara dayanıyorlar: «ne-utr-um» (ikisi de değil) & «natus» (doğum) , bu sözcüğün kökeni ise proto-Hint-Avrupa dillerinden «gnhtos»'tan devşirme «gnatos» (- aynı zamanda «genitos», «genesis» ve «genetik» gibi kelimelerin de kökeni)

— "Madde" (Buddhist-Pali मातृ «matr» / Sanskrit: «matarah» मातरः'dan Latin «māter» → İng. "matter" & "mother" » 'doğurgan'), aynı minvalde bir kökenden geliyor.

Nero
10-08-2017, 16:19
Buna bir ekleme;

— "Natura" (doğa) veya naturâl (doğal) kelimeleri ile, Latin neuter , içerdikleri anlam itibariyle benzeşmekle beraber aynı Latince kavramlara dayanıyorlar: «ne-utr-um» (ikisi de değil) & «natus» (doğum) , bu sözcüğün kökeni ise proto-Hint-Avrupa dillerinden «gnhtos»'tan devşirme «gnatos» (- aynı zamanda «genitos», «genesis» ve «genetik» gibi kelimelerin de kökeni)

— "Madde" (Buddhist-Pali मातृ «matr» / Sanskrit: «matarah» मातरः'dan Latin «māter» → İng. "matter" & "mother" » 'doğurgan'), aynı minvalde bir kökenden geliyor.



Katkı için teşekkürler. Madde ve mother de ilginçmiş.

Nero
11-08-2017, 13:30
Havlu...

Eskiden kalma. Eski Türkçede, -lı,li eki -lu,lü şeklindeydi. "Devletlu" örneğindeki gibi. Havlu bir sıfat iken, o dönem isim hâline gelmiş ve dolayısıyla günümüze o izi taşımış.

Şimdi isim olsa "havlı" diyecektik. :)


Kaynak: Sevan Nişanyan sözlüğü.

Nero
11-08-2017, 14:42
Kolonya Köln'den geliyor, daniska danzig'den, papyon kelebek anlamındaki papilyondan, kıravat Hırvat'dan, smokin sigara içerken kokusu elbiseye sinmesin, külü yakmasın diye giyilen smoking jacket'den, çay ve tea Çin'den, kahve de Yemen'den... :)

Nero
11-08-2017, 16:11
Zampara zen (kadın) + perest (tapar) birleşiminden, gulampara ise gulan (oğlan) + perest birleşiminden geliyor.

Gebe ile gebermek kökteş.

Mezar, aslında ziyaret edilen yer anlamında.

Gül, Farsça çiçek anlamında ve gûl şeklinde, ama Türkçeye geçerken ses ve anlam değişimi yaşamış.

Put, Buda'dan geliyor.

Lale ile türban arasında bir ilişki var. :)

Nero
11-08-2017, 16:28
Bihter ve better da kökteşmiş. Her ikisi de "daha iyi" demek. :)


Kaynak: Bertan Rona.

Nero
11-08-2017, 16:40
Dava, davet ve iddia aynı kökten geliyormuş.

Şiir ve şuur da...


Kaynak: Bertan Rona.

Nero
11-08-2017, 17:01
Tabii söylemeye gerek yok ama mağaza, mahzen ve magazin de kökteş.

Nero
12-08-2017, 17:54
Avrupalılar bize hindi (turkey) demiyorlar, hindiye Turkey chicken diyorlar ve sonra dilde ekonomi yasası gereği, chicken atılıyor, sadece turkey kalıyor.

Bir zamanlar ulusalcılar ne mesele yapmışlardı bunu! "Turkey yazan postaları kabul etmeyelim" diye kampanya başlatmışlardı. :)

Nero
13-08-2017, 11:55
Alexander, nasıl İskender olmuş?

Araplar ismin başındaki "al"ı kendi dillerindeki the anlamdaşı olan "al" gibi görüp zamanla atmışlar. X'deki k ve s sesleri de zamanla yer değiştirmiş.

Aynı Araplar Platon'u da Eflatun yapmışlar. Çünki p ve o sesleri Arapçada yok ve söyleyemiyorlar.

Bizim başta olunca r sesini eskiden soyleyemememiz ve Rıza'ya Irıza dememiz gibi.

Alexandros er savan demekmiş bu arada.

Kaynak: kelime köken adlı Twitter hesabı.

Nero
14-08-2017, 12:14
Farsça civan, İngilizce young, Almanca jung, vb... Bir de bildiğimiz civa... Hepsinin kökeni aynı: hareketlilik.


Kaynak: Bertan Rona.

Nero
15-08-2017, 15:13
İngiltere diyoruz. Neden acaba?.. Oysa kendileri England diyor.

Aslında aynı şeyi farklı dillerle söylemiş oluyoruz. Biz ingil+tere: ingil toprağı diyoruz, onlar da kendi dillerinde eng+land: ing toprağı, ülkesi diyorlar.

İngiltere'deki tere teracotadaki toprak. Teracota pişmiş toprak demek.

Ülke adlarının sonundaki -istan eki ile İngilizce ve diğer Avrupa dillerindeki stand aynı kökten. Esas olarak "durmak" fiilinden, yer, diyar, ülke anlamına dönüşmüş. Mesela kabristan kabir yeri demek. Gülistan çiçek diyarı demek.

Nero
15-08-2017, 15:57
Kalp ve beyin... İlki çok önemli bir organ olarak bilinegeldi, ikincisinin ise ne işe yaradığını uzun süre bilmediler. Bu önem sıralaması isimlere de yansıdı.

Kalp ve yürek, ikisi de köken olarak önemli ve hayatiyet içeren anlamlara sahip kelimeler. Yürek yürümekle kökteş. Beyin ise bildiğiniz meniden geliyor! :)

Pıhtı yani...

Batı dillerindeki karşılı da öyle. Brain muhtemelen kırılmış anlamındaki broken ile ilişkili.

Kaynak: Türkçe Etimoloji ve etimonlinedictionary.com

world
16-08-2017, 11:10
Kalp ve beyin... İlki çok önemli bir organ olarak bilinegeldi, ikincisinin ise ne işe yaradığını uzun süre bilmediler. Bu önem sıralaması isimlere de yansıdı.

Kalp ve yürek, ikisi de köken olarak önemli ve hayatiyet içeren anlamlara sahip kelimeler. Yürek yürümekle kökteş. Beyin ise bildiğiniz meniden geliyor! :)

Pıhtı yani...

Batı dillerindeki karşılı da öyle. Brain muhtemelen kırılmış anlamındaki broken ile ilişkili.

Kaynak: Türkçe Etimoloji ve etimonlinedictionary.com
Kuran'ın hatası da kanıtlanmış oldu teşekkürler.

Nero
16-08-2017, 11:13
Kuran'ın hatası da kanıtlanmış oldu teşekkürler.

Nasıl?..

world
16-08-2017, 11:22
Nasıl?..

Ne işe yaradığını Kuran yazarları da bilmiyor.

world
16-08-2017, 11:25
Yakup ve akabinde kökteş. Akb (topuk, iz) kökünden geliyor. Hz Yakub ikiz kardeşinin ardından, onun topuğunu tutarak doğmuş. O nedenle ona Yakub / Jakob demişler.

Yakup'un asıl anlamı hileci.Ayak kaydıran.

Nero
16-08-2017, 11:26
Ne işe yaradığını Kuran yazarları da bilmiyor.

Bunu benim açtığım şu başlıkta tartıştık, oraya katkı sunabilirsiniz:

http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39942

Burada etimolojik konuları ele alıyoruz.

Konu etimoloji, eğlenceli etimoloji.

world
16-08-2017, 11:28
Bunu benim açtığım şu başlıkta tartıştık, oraya katkı sunabilirsiniz:

http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39942

Burada etimolojik konuları ele alıyoruz.

Ben gözüme çarpanı yazdım. Tebrik ederim Kuran'ın bilimsel hatalarından birinin nedenini yazmışsınız.

Nero
16-08-2017, 13:04
Yakup'un asıl anlamı hileci.Ayak kaydıran.

Bu iddianın dayanağı ne? Ayak değil, topuk anlamı var akb kökünde.

Bizde halk etimolojisi vardır biraz. Serbest çağrışım!.. Bu da öyle olmasın? :)

world
16-08-2017, 13:05
Bu iddianın dayanağı ne? Ayak değil, topuk anlamı var akb kökünde.

Bizde halk etimolojisi vardır biraz. Serbest çağrışım!.. Bu da öyle olmasın? :)


İSLAMİ ANLAYIŞA BİR AĞIR DARBE DE İBRANİCE ETİMOLOJİDEN

ÖNCELİKLE YAKUP iBRANİCE'DE İKİ ANLAMA SAHİPTİR:
25:26 וַיִּקְרָא שְׁמוֹ יַעֲקֹב — so he was named Jacob — The name "Jacob" means "one who grabs the heel," or "one who trips up," or "one who supplants." Jacob's name comes from the root עָקַב (eqab) "to take by the heel," or "supplant." Hence, the name "Jacob" ought to be rendered as "Supplanter," or, "Deceiver." Further scriptural evidence supports this hypothesis. The verb עָקַב is often used for those who ambush an unsuspecting party (this was actually Gad's method of warfare alluded to in Gen. 49:19), and implies cunning and deceit (e.g. Psa. 41:10;49:5; et al.).


BU ANLAMLARDAN BİRİ ''TOPUK TUTAR'' DİĞERİ ''HİLECİ VEYA AYAK KAYDIRAN'' DEMEKTİR .
Orjinal okunuşu İbranice Ya'aqov olan İslam'a göre peygamber olan sonradan adı İsrail(Tanrı ile güreşip yenen) olacak olan Yakup günah işlemiş midir hayatının bir döneminde onu soracağım? Çünkü Yakup ismi ''Topuk Tutar ya da ''Hileci'' demek.


Çünkü Torah(Tevrat) Yaratılış bölümüne göre İshak'ın oğulları Yakup ve Esav doğduğunda ilk Esav doğmuştu,sonra Yakup.
Yakup doğduğunda Esav'ın topuğunu tutuyordu.Bu yüzden İshak ona Yakup adını verdi.

Esav avcıydı Yakup'sa çadırda otururdu.İshak Esav'ı çalışkanlığından ötürü daha çok severdi,zaten Esav ilk oğul,yani ilk doğan erkek çocuğu olduğu için Kutsanma hakkı onundu.

İlk Oğulluk hakkı Yahudilik'te önemlidir.

Esav birgün avdan aç ve bitkin gelir Yakup çorba pişirmektedir.Esav çorbadan ister.
Yakup ''veririm ama ilk oğulluk hakkını bana ver'' der.Esav da açlıktan ölmek üzere olduğundan hakkını yani Kutsanma Hakkı'nı Yakup'a verir.

Tabi İshak'ın bu anlaşmadan haberi yoktur Esav'ı çağırtıp ölmeden önce onu kutsamak için kendisine av hayvanından bir yemek hazırlamasını ister.
İshak'ın gözler bu arada pert olmuştur görmemektedir yaşlılıktan.


Esav'la Yakup'un annesi Rebeka,bu konuşmayı duyar ve Yakup'a haber verir. İkisi plan yapar ve Yakup Esav gibi kılığa bürünerek, Esav gibi tüylü olmak için üzerine hayvan derisi ve Esav'ın kıyafetlerini giyerek, İshak'ı kandırıp yemeği yedirip kutsanır Yakup...

Kardeşi Esav döndüğünde iş işten geçmiştir.


Şimdi bu noktaya dikkat edin Esav aldatıldığını öğrendikten sonra babası İshak'a dönerek : ''Ona boşuna mı ''Yakup'' diyorlar? Önce ilk oğulluk hakkımı aldı şimdi de benim yerime o kutsandı?'' Burda kastedilen anlam açık bir şekilde Yakup isminin hileci manasına geldiğidir bunu kimse kıvıramaz.


Şimdi Müslüman arkadaşlara söyleyeceğim şudur İslam'da peygamberler hatasız insanlardır ve iyi insanlar arasından seçilir fakat Yakup'un adı bile ''iki kez Esav'ı aldattığına gönderme'' yapıldığına göre ''hileci'' demektir.


Adında bile ''hileci'' anlamı bulunan Yakup'u Kuran'ın ve İslam'ın günahsız statüsüne sokması ve örnek insan varsayması iki kez kardeşi Esav'ı ve babası İshak'ı aldatıp bunları yapması Kuran ve İslam'ın yine mantıki hata yaptığını göstermektedir.Kuran bir kez daha yanılmıştır.


Yakup kutsandıktan sonra İsrailoğulları'nın büyük atası olmuş ve 12 İsrail kabilesine kendi lakabı olan İsrail'i vermiştir.Bu da kutsanması ve ilk oğulluk hakkını alması sayesindedir.Şimdi sevgili Müslüman arkadaşlar ''hileci'' Yakup'un adının anlamını kıvırıp aslında o ''hileci'' değil diyemezler anlam açıktır.Yaptıkları da ortadadır.


Bu da İslam'daki ''günahsız'', ''temiz'', ''insanlığa örnek'' peygamber anlayışını çürütür

Nero
16-08-2017, 13:19
İlk Oğulluk hakkı Yahudilik'te önemlidir.

Esav birgün avdan aç ve bitkin gelir Yakup çorba pişirmektedir.Esav çorbadan ister.
Yakup ''veririm ama ilk oğulluk hakkını bana ver'' der.Esav da açlıktan ölmek üzere olduğundan hakkını yani Kutsanma Hakkı'nı Yakup'a verir.

Tabi İshak'ın bu anlaşmadan haberi yoktur Esav'ı çağırtıp ölmeden önce onu kutsamak için kendisine av hayvanından bir yemek hazırlamasını ister.
İshak'ın gözler bu arada pert olmuştur görmemektedir yaşlılıktan.


Esav'la Yakup'un annesi Rebeka,bu konuşmayı duyar ve Yakup'a haber verir. İkisi plan yapar ve Yakup Esav gibi kılığa bürünerek, Esav gibi tüylü olmak için üzerine hayvan derisi ve Esav'ın kıyafetlerini giyerek, İshak'ı kandırıp yemeği yedirip kutsanır Yakup...

Kardeşi Esav döndüğünde iş işten geçmiştir.


Şimdi bu noktaya dikkat edin Esav aldatıldığını öğrendikten sonra babası İshak'a dönerek : ''Ona boşuna mı ''Yakup'' diyorlar? Önce ilk oğulluk hakkımı aldı şimdi de benim yerime o kutsandı?'' Burda kastedilen anlam açık bir şekilde Yakup isminin hileci manasına geldiğidir bunu kimse kıvıramaz.


Şimdi Müslüman arkadaşlara söyleyeceğim şudur İslam'da peygamberler hatasız insanlardır ve iyi insanlar arasından seçilir fakat Yakup'un adı bile ''iki kez Esav'ı aldattığına gönderme'' yapıldığına göre ''hileci'' demektir.


Adında bile ''hileci'' anlamı bulunan Yakup'u Kuran'ın ve İslam'ın günahsız statüsüne sokması ve örnek insan varsayması iki kez kardeşi Esav'ı ve babası İshak'ı aldatıp bunları yapması Kuran ve İslam'ın yine mantıki hata yaptığını göstermektedir.Kuran bir kez daha yanılmıştır.


Yakup kutsandıktan sonra İsrailoğulları'nın büyük atası olmuş ve 12 İsrail kabilesine kendi lakabı olan İsrail'i vermiştir.Bu da kutsanması ve ilk oğulluk hakkını alması sayesindedir.Şimdi sevgili Müslüman arkadaşlar ''hileci'' Yakup'un adının anlamını kıvırıp aslında o ''hileci'' değil diyemezler anlam açıktır.Yaptıkları da ortadadır.


Bu da İslam'daki ''günahsız'', ''temiz'', ''insanlığa örnek'' peygamber anlayışını çürütür

İslam'da böyle hatasız, kusursuz, mükemmel insan olarak tanımlanmış değil peygamberler. Böyle bir şey yok.

Yakup adının hileci anlamına geldiğine pek ikna olmadım. Ayrıca Yahudilikte doğan çocuklara işi koyma geleneği vardır. Buna göre, bebek doğarken olan bir olay isim olarak konabilir. Yakup adı da böyle konmuştur.

Bir insana henüz bebekken neden hileci diye isim koysun ki babası? :)

world
16-08-2017, 13:30
İslam'da böyle hatasız, kusursuz, mükemmel insan olarak tanımlanmış değil peygamberler. Böyle bir şey yok.

Yakup adının hileci anlamına geldiğine pek ikna olmadım. Ayrıca Yahudilikte doğan çocuklara işi koyma geleneği vardır. Buna göre, bebek doğarken olan bir olay isim olarak konabilir. Yakup adı da böyle konmuştur.

Bir insana henüz bebekken neden hileci diye isim koysun ki babası? :)

Mitolojide isimler sonradan yakıştırılır. İbrani geleneği böyle önce mit hazırlanır sonra o mite uygun bir isim verilir karaktere. Musa da böyle, Yakup da diğerleri de.

Nero
16-08-2017, 13:36
Mitolojide isimler sonradan yakıştırılır. İbrani geleneği böyle önce mit hazırlanır sonra o mite uygun bir isim verilir karaktere. Musa da böyle, Yakup da diğerleri de.

Hayır, öyle olmaz. Doğum öncesi veya sırasında bir söz edilir, bir olay olur, oradan isim verilir. Mesela İshak adı, gülerler demektir. İbrahim karısından çocuk yapmak isteyince karısı yaşlı olduğu için "bana gülerler" demiştir, o isim olmuştur.

Musa lakaptır, isim değil.

world
16-08-2017, 13:44
Hayır, öyle olmaz. Doğum öncesi veya sırasında bir söz edilir, bir olay olur, oradan isim verilir. Mesela İshak adı, gülerler demektir. İbrahim karısından çocuk yapmak isteyince karısı yaşlı olduğu için "bana gülerler" demiştir, o isim olmuştur.

Musa lakaptır, isim değil.

Tamam işte hep m,ite gönderme olarak isim verilir.

Musa isimdir firavunun kızı vermiştir ismi hatta.Muhtemelen İbranice kökenli değil ama Tevrat bunu İbranice kökenli ''maşa'' (sudan çıkarmak) ifadesine bağlar.Çünkü Musa hem sudan çıkarılmıştır hem de İsrailoğulları'nı sudan çıkarmıştır.

Nero
16-08-2017, 13:48
Tamam işte hep m,ite gönderme olarak isim verilir.

Musa isimdir firavunun kızı vermiştir ismi hatta.Muhtemelen İbranice kökenli değil ama Tevrat bunu İbranice kökenli ''maşa'' (sudan çıkarmak) ifadesine bağlar.Çünkü Musa hem sudan çıkarılmıştır hem de İsrailoğulları'nı sudan çıkarmıştır.

Evet Musa, sudan çıkarılma olayına atfen konulmuş bir lakaptır.

Mit başka şey ama. Ben doğum öncesi veya sırasında yaşanan bir olayı, söylene bir sözü, bir durumu alıp isim olarak koyduklarını söylüyorum. Bunun mitle ilgisi yok.

world
16-08-2017, 13:50
Evet Musa, sudan çıkarılma olayına atfen konulmuş bir lakaptır.

Mit başka şey ama. Ben doğum öncesi veya sırasında yaşanan bir olayı, söylene bir sözü, bir durumu alıp isim olarak koyduklarını söylüyorum. Bunun mitle ilgisi yok.


Bu eserlerin geriye doğru yazıldığının farkındasınızdır umarım yazan kişiler bu kişileri görmediler isimlerini de hikayeye uygun olarak yazıyorlar.

Nero
16-08-2017, 13:56
Bu eserlerin geriye doğru yazıldığının farkındasınızdır umarım yazan kişiler bu kişileri görmediler isimlerini de hikayeye uygun olarak yazıyorlar.

Yani İshak adını ana babası koymadı mı?

world
16-08-2017, 13:59
Yani İshak adını ana babası koymadı mı?


Hikayeye göe evet. Hikayenin tamamını okursanız İsmail'e neden İsmail İshak'a neden İshak dendiği belli oluyor. İsmail ''Tanrı duyar'' demek ve çok ilginç Hacer ile İsmail tek başlarına Sara ve İbrahim tarafından gönderildiklerinde Tanrı meleğiyle onların susuzlıuğunu ve umutsuzluğunu dindiriyor. tanrı onları duyuyor.Sesleri duyuluyor.

İshak da Güler demek ve ne ilgnçtir Tanrı İshak'ı antlaşmaya dahil ediyor ve İsmail'i etmiyor bunlar hep hikayeye uygun verilmiş isimler.

Nero
16-08-2017, 15:08
İmparator daha önce sıradan bir yönetici anlamına geliyordu. Jül Sezar tevazu niyetiyle kendisine de diğer yöneticiler gibi sadece imparator denmesini istedi.

Öyle olunca diğer devlet yöneticileri, komutanları saygı gereği imparator unvanını kendileri için kullanmayı bıraktı. Tek Jul Sezar kaldı imparator olarak.

Böylece kelimenin anlamı değişti, daraldı ve özelleşti.

al maarri
16-08-2017, 16:13
MAREŞAL eski almancada nal anlamında kullanılmaktayken daha sonra askeri bir unvana dönüşmüştür.

Nero
16-08-2017, 16:31
MAREŞAL eski almancada nal anlamında kullanılmaktayken daha sonra askeri bir unvana dönüşmüştür.

Bu doğru görünmüyor. Türkçe Etimoloji adlı sitede mareşal için şöyle demiş:

"Fransızca maréchal "süvari komutanı [esk.], en üst düzey askeri komutan" sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Germence marχaskalk "at hizmetkârı" sözcüğünden türetilmiştir. Bu sözcük Germence marχ- "at" ve Germence skalkh "hizmetçi" sözcüklerinin bileşiğidir."

Nero
17-08-2017, 13:52
Opus: iş, eser
Opera: işler, eserler

Çünki operanın içinde müzik, dans, kostüm, dekor, tiyatro, her şey var.


Kaynak: Bertan Rona

Nero
17-08-2017, 14:17
Çilingir sofrası da ne demek oluyor ki? Mükellef bir sofraya neden bu isim verilmiş? Ne alaka?..

Meğer iki ayrı çilingir kelimesi varmış. Bunlar ses benzerliğiyle karışmış.

çilingir1
~ Fa *çēlāngār چيلانگار § Fa çēlān چيلان demirden alet ve edevat, kapıların demir aksamı + OFa kār yapan

çilingir2
~ Fa şēlāngār شيلانگار şölen veren § Fa şēlān شيلان şölen, Moğollarda büyük törensel yemek + Fa kār كار yapan


Kaynak: Türkçe Etimoloji sitesi

Nero
17-08-2017, 14:27
Bu ses yakınlığı meselesi yüzünden kelimelerin karışması durumu sıkça olur. Örnekler:

Malumu ilan değil, ilam ederiz.
Su değil, sus küçüğün.
Su uyumaz, sü (asker) uyur.
Eski camlar değil, eski çamlar bardak olur.

Nero
17-08-2017, 16:28
Harikulade ve hırka kökteş. Hrk kökü yırtma ile ilgili. Harikulade, adet olanı yırtan demek.


Kaynak: Bertan Rona.

Nero
18-08-2017, 10:58
Meydan kelimesinin aslı medyan. Anlamı ara, orta. Medium, mezzo, middle aynı kökten.


Kaynak: Bertan Rona.

Nero
18-08-2017, 14:31
Eldiven ilginç bir kelime. Eğlenceli...

Tü el + Fa (das)tuvān eldiven Fa dast el + Fa vān tutan, koruyan → el1

Türkçe el ve Farsça (das)tuvān "eldiven" sözcüklerinin bileşiğidir. Bu sözcük Farsça dast "el" ve Farsça vān "tutan, koruyan" sözcüklerinin bileşiğidir.

Kaynak: Türkçe Etimoloji sitesi.


Anlayacağınız, dastuvan zamanında kısmen türkçeleştirilmiş. Dest yerine el getirilmiş ama bir hata yapılmış; Elvan veya eliven denmesi gerekirken kelime yanlış yerden kırılıp eldiven denmiş. :)

world
18-08-2017, 14:34
Furkan Aramice ''Purqan'' olarak yazılıyor ve ''kurtuluş,kurtarma,kurtarılma'' demek.

https://www.youtube.com/watch?v=yoYZGJOMi38


Yequm Purqan Aramice Yahudi duası orda geçiyor Purqan sözcüğü. Duanın İngilizcesi şu :

https://scontent-frx5-1.xx.fbcdn.net/v/t1.0-9/20604227_1472736242821457_5557703231126771475_n.jp g?oh=18f8943b9b47ff10062e4116aeb62ebf&oe=5A18332C

Kuran'da ise Furkan şeklinde geçer ve tefsirciler ''Kuran'' veya ''Tevrat'' gibi bir mana verirler.

Nero
18-08-2017, 14:48
Furkan Aramice ''Purqan'' olarak yazılıyor ve ''kurtuluş,kurtarma,kurtarılma'' demek.

Kuran'da ise Furkan şeklinde geçer ve tefsirciler ''Kuran'' veya ''Tevrat'' gibi bir mana verirler.

Doğru, Araplar p harfini söyleyemeyip yine f'ye dönüştürmüş. Fark da buradan geliyor.

Furkan kurtulma demek ama daha çok borçtan veya kölelikten kurtulma gibiymiş. O nedenle fark, ayrılma anlamı da anlaşılabiliyor.

Bir de Faruk var. O da Ömer Faruk olarak sıkça birlikte söyleniyor. Bu da halife Ömer'in isminden geliyor. Kurtarıcı Ömer anlamına, lakabı olarak söylenegelmiş.

Nero
18-08-2017, 17:58
Üniversite, bazılarının sandığı gibi evren ve kent birleşimi ile oluşmamış. University, yani evrensellik anlamına geliyor. Dolayısıyla ortada bir kent veya bir site söz konusu değil.

Nero
19-08-2017, 10:38
Bir başlıkta zülkarneyn tartışılıyor. İki boynuzlu olarak açıklanmış. Dü-l-karn-eyn şeklinde ayırabiliriz.

Karn, chorn, corona, vb. boynuz demek. Bizdeki korna da oradan geliyor.

Ama zurna oradan gelmiyormuş. :) Zurna Farsça sur (düğün) ve ney (boru) kelimelerinin birleşmesinden oluşmuş. Ney bizde de kullanılıyor. Üflemeli bir çalgı. Sesi de çok etkileyici.


Kaynak: Türkçe Etimoloji sitesi.

Nero
19-08-2017, 11:47
Bir başlıkta zülkarneyn tartışılıyor. İki boynuzlu olarak açıklanmış. Dü-l-karn-eyn şeklinde ayırabiliriz.

Karn, chorn, corona, vb. boynuz demek...


Zülkarneyn tartışılan başlıkta sevgili Felâsife zulkarneyn'i "iki zamanlı" diye yorumlamış. Oysa karn zaman değil, boynuz.

Zaman anlamına gelen kelime de ona benziyor ama farklı.


chrono- Look up chrono- at Dictionary.com
before vowels chron-, word-forming element meaning "time," from Latinized form of Greek khrono-, comb. form of khronos "time, a defined time, a lifetime, a season, a while," which is of uncertain origin.


Kaynak: www.etimonlinedictionary.com

Abdullah Rzayev
19-08-2017, 11:59
nesil manasında veriyor.İki nesil sahibi manasında. (Zül-sahib,karn-nesil,eyn-tesniye ikilemesi)

Edip Yüksel: Uzak batıya varınca güneşi büyük bir okyanusta batar buldu ve orada bir topluluk ile karşılaştı. 'Ey İKİ NESİL SAHİBİ, dilersen onları cezalandır, dilersen onlara iyi davran,' dedik.

Nero
19-08-2017, 12:12
nesil manasında veriyor.İki nesil sahibi manasında. (Zül-sahib,karn-nesil,eyn-tesniye ikilemesi)
...

Nesil mânâsı neye göre verilmiş? Kelimenin kökeninde böyle bir anlam yok ki...

Abdullah Rzayev
19-08-2017, 12:22
http://corpus.quran.com/qurandictionary.jsp?q=qrn#(18:86:16) buradan bak qaf ra nun kökünden gelen kelime 21 kez nesil manası veriyor Zülkarneyndeki yazılış şeklide aynı diğerleri gibi.

(6:6:8) qarnin generations
(6:6:30) qarnan generations
(10:13:3) l-qurūna the generations
(11:116:4) l-qurūni the generations
(17:17:4) l-qurūni the generations
(18:83:4) l-qarnayni Dhul-qarnain
(18:86:16) l-qarnayni O Dhul-qarnain
(18:94:3) l-qarnayni O Dhul-qarnain
(19:74:5) qarnin a generation
(19:98:5) qarnin a generation
(20:51:4) l-qurūni (of) the generations
(20:128:8) l-qurūni the generations
(23:31:5) qarnan a generation
(23:42:5) qurūnan a generation
(25:38:5) waqurūnan and generations
(28:43:9) l-qurūna the generations
(28:45:3) qurūnan generations
(28:78:16) l-qurūni the generations
(32:26:9) l-qurūni the generations
(36:31:7) l-qurūni the generations
(38:3:6) qarnin a generation
(46:17:11) l-qurūnu the generations
(50:36:5) qarnin a generation

Nero
19-08-2017, 14:54
Bir başlıkta zülkarneyn tartışılıyor. İki boynuzlu olarak açıklanmış. Dü-l-karn-eyn şeklinde ayırabiliriz. ...


Kaynak: Türkçe Etimoloji sitesi.

Türkçe Etimoloji sitesi hata yapmış sanırım. Az önce Arapça bilen bir kaynaktan öğrendiğime göre biraz farklıymış.

Zu-l: sahip, karn: boynuz, eyn: çift anlamı veren bir ek.

Zulkarneyn: çift boynuzlu.

Nero
19-08-2017, 16:33
Sezar, kayzer, çar... Bunlar aynı kelimenin farklı söylenişleri. Ts sesinin çıkarılamayıp ç olarak söylenişi nedeniyle çar olmuş.

Bizde Kayseri ve yeni Kayseri, yani neo Kayseri, Niksar bu kelimeden. Roma imparatoru kurmuş.

Kelimenin kökü, Jül Sezar'ın ismine gidiyor.

Sezaryen de buradan mi geliyor peki? Kelimenin kökünde kesme fiili var: caesura.

Nero
20-08-2017, 11:27
Özgürlük, öztürkçecilik döneminde türetilmiş bir kelime. Hürriyet karşılığı önerilmiş. Ama neden "özgür"?

Özün gür olması ne demek? İnsanın özü nasıl gür olabilir? Ama birileri uydurmuş ve kelime tutmuş. Özellikle de sol kesimde... Ama düşünememişler.

Bir de özgür, hür ve azat karşılığı önerilmiş ama günümüzde hem hür ve azat, hem de serbest karşılığı kullanılıyor. Bu da hatalı. Hür başka, serbest başka, azat da başka. Nüans önemlidir.

Nero
20-08-2017, 12:21
31 çekmek, Osmanlı döneminde kelimenin ebced hesabına göre bulunan rakamın o kelimenin yerine söylenmesi âdetine dayaniyor. El kelimesinin ebced değeri 31 imiş.

Nero
21-08-2017, 09:51
Yemin sağ ve güney demek. Sağ el kaldırılarak yemin edildiği için bildiğimiz yemin anlamı da oradan çıkıyor. Yemen şehri de buradan geliyor.

Şom ise sol, kuzey ve uğursuz anlamlarına sahip. Şam şehrinin adı buradan geliyor.

Araplar veya o coğrafyadakiler yüzlerini güneşe, doğuya dönerek durduklarında sol taraf kuzey, sağ taraf ise güney yönü oluyor. Soldaki Şam şehrine bu nedenle solda ve kuzeyde kalması nedeniyle bu isim verilmiş. Güneydeki ve sağdaki Yemen şehrine de bu nedenle o isim verilmiş.

Sol şom, uğursuz; sağ ise hayırlı, uğurlu anlamlarına sahip.

Türkçede de solak olmak bir kusur gibi alınmış ve buna "kızamık"da olduğu gibi "solamuk" denmiş. "Solak" oradan evrilmiş.

world
21-08-2017, 11:25
Yemin sağ ve güney demek. Sağ el kaldırılarak yemin edildiği için bildiğimiz yemin anlamı da oradan çıkıyor. Yemen şehri de buradan geliyor.

Şom ise sol, kuzey ve uğursuz anlamlarına sahip. Şam şehrinin adı buradan geliyor.

Araplar veya o coğrafyadakiler yüzlerini güneşe, doğuya dönerek durduklarında sol taraf kuzey, sağ taraf ise güney yönü oluyor. Soldaki Şam şehrine bu nedenle solda ve kuzeyde kalması nedeniyle bu isim verilmiş. Güneydeki ve sağdaki Yemen şehrine de bu nedenle o isim verilmiş.

Sol şom, uğursuz; sağ ise hayırlı, uğurlu anlamlarına sahip.

Türkçede de solak olmak bir kusur gibi alınmış ve buna "kızamık"da olduğu gibi "solamuk" denmiş. "Solak" oradan evrilmiş.

Furkan Suresi 1. Ayet'teki neziren ne demek? Daha doğrusu etimolojisine baktığımızda ''adak'' demek olan bir kelime nasıl takla attırılarak uyarıcı olmuş?

Nero
21-08-2017, 11:36
Furkan Suresi 1. Ayet'teki neziren ne demek? Daha doğrusu etimolojisine baktığımızda ''adak'' demek olan bir kelime nasıl takla attırılarak uyarıcı olmuş?

Evet, sözlüklerde nezir "adak" olarak geçiyor. Ama kuran meallerinde hepsi de "uyarıcı" diye çevirmiş. Nedenini bilmiyorum.

world
21-08-2017, 11:39
Evet, sözlüklerde nezir "adak" olarak geçiyor. Ama kuran meallerinde hepsi de "uyarıcı" diye çevirmiş. Nedenini bilmiyorum.

Benim bir tahminim var Furkan'ın kefaret, kurtarma,kurtarış demek olduğunu söylemiştim.Sen de bana katılmış hatta Halife Ömer'i örnek vermiştin.

Birçok kısmı Mekke'de indiği söylenen 77 ayetlik Furkan Suresi 1.Ayet'inin Arapça ve Türkçe okunuşu şudur:

Tebârakellezî nezzelel furkâne alâ abdihî li yekûne lil âlemîne nezîrâ(nezîren).

Diyanet İşleri: Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân'ı indiren Allah'ın şanı yücedir

1. tebâreke : mübarek
2. ellezî : ki o
3. nezzele : indirdi
4. furkâne : furkan
5. alâ abdi-hi : kuluna
6. li yekûne : olması için
7. li el âlemîne : âlemlere
8. nezîren : nezir, uyarıcı
............

Furkan'ın yerine " Kurtarış, kurtuluş, kefaret " kelimesini koymadan önce benim burda bir itirazım daha var ben nezir kelimesinin etimolojik kökenine baktığımda bu kelimenin "adak" demek olduğu yazıyor:


https://www.etimolojiturkce.com/kelime/nezir


Şimdi bence olması gereken meali yazayım:

Furkan Suresi 1.Ayet : Âlemlere bir kurtuluş/kurtarış/kefaret olsun diye kuluna "adağı" indiren Allah'ın şanı yücedir.


Hiç yorum yapmadan şunu söyleyeceğim Hristiyanlık 'ın hemen hemen her mezhebinde ve kanonik İnciller'de İsa günahlarımız için Baba Tanrı'nın özünden çıkıp günahlarımıza fidye ve kefaret olarak çarmıhta ölüp "insanlığın kurtarıcısı" olmuştur.

Ha unutmadan Furkan Suresi 2.ayet konunun İsa olduğunu kanıtlar :

2 - Diyanet İşleri: O, göklerin ve yeryüzünün mülkü (hükümranlığı) kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir( Kime gönderme olduğu açık) . Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur. O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir

Bence bu ayet İslam öncesinden geliyor.

Kaynak: http://www.christoph-heger.de/sura25_1.html

Nero
21-08-2017, 11:55
Furkan Suresi 1.Ayet : Âlemlere bir kurtuluş/kurtarış/kefaret olsun diye kuluna "adağı" indiren Allah'ın şanı yücedir.

O kadar mealci yanılmış olamaz. Nezir ile nezirân iki farklı kelime olabilir.

Kasten o şekilde çarpıtmaları için de bir neden yok. Adak demeyip uyarıcı demeleri için hiç bir sebep yok.

Bilmeden iddia etmek bizi komik durumlara düşürebilir! :)

Felâsife
21-08-2017, 11:59
Evet, sözlüklerde nezir "adak" olarak geçiyor. Ama kuran meallerinde hepsi de "uyarıcı" diye çevirmiş. Nedenini bilmiyorum.

Sanırım nedeni kuranın kutsal bir kitap olmasından dolayı, düz bir anlamdan ziyade, ona daha derunî anlamlar yüklemelerinden kaynaklanıyor. Yoksa dediğin gibi pek çok şeyde kelime asıllarının bir anlamı yok, olay adeta kuranın kendi terminolojisi şeklindedir.

Hasılı kuranın kullanılan dille bir alakası yok, bu sanırım İncilde filan da böyle, biz onu düz bir roman gibi okurken, onlar bunu tamamen sembolik olarak yorumluyorlar.

world
21-08-2017, 12:02
O kadar mealci yanılmış olamaz. Nezir ile nezirân iki farklı kelime olabilir.

Kasten o şekilde çarpıtmaları için de bir neden yok. Adak demeyip uyarıcı demeleri için hiç bir sebep yok.

Bilmeden iddia etmek bizi komik durumlara düşürebilir! :)

Yanılmış olabilirler bakın ben Arapça bilen bir arkadaşa neden uyarıcı uzun neziiren(uzatmali i) iken adak anlamına gelen ''neziren'' yazılmış diye sordum. Cevabı şu : Uyak olsun diye . Fakat sorun var çünkü 1. ayette uyak aranmaz.

Dostum İngilizce biliyorsan verdiğim kaynağı okur musun daha uzun bir açıklama var orda.

Nero
21-08-2017, 12:04
Dostum İngilizce biliyorsan verdiğim kaynağı okur musun daha uzun bir açıklama var orda.

Tamam, göz atayım.

world
21-08-2017, 12:18
Uyarıcı ''mundhir'' demek galiba : This peculiarity is excused with the traditional comment that in this case the word of this pattern fa'îl has the meaning as if it were of the pattern muf'il (=mundhir, participle active of the IV. form of nadhara, which duly has the meaning "warner"). See for instance Lane, An Arabic-English Lexicon, London-Edinburgh 1863-1893

Felâsife
21-08-2017, 12:24
İki ayrı Lûgatte böyle geçiyor, nezr, nezir farklı anlamlar da anlaşılan, ya da duruma göre değişiyor bilemiyorum.

https://3.bp.blogspot.com/-9jjXHenyVZg/WZqld_dzbpI/AAAAAAAAEsg/BRoiZRTYz_QjwYYTWj8wWhsNHT7mQdXQACKgBGAs/s1600/nzr.png

* * *

https://3.bp.blogspot.com/-V9j5QGpu7aM/WZqld-G_oXI/AAAAAAAAEsg/t8Ix-Sk626UXC5e6eIYE0GWrQP3srbQXQCKgBGAs/s1600/nzr3.png

world
21-08-2017, 12:25
Antik Arap şiirlerinde ''nezir''

To the pre-Islamic ("jahîlî") poet `ANTARAH the following poem is attributed:[1]

وكم من نذير قد أتانا محذّر
فكان رسل في آلسّرور يبشّر

"Wa kam min nadhîrin qad atânâ muHadhdhirâ
fa kâna rasûlan fî s-surûri yabaššira."

"And how many devoted [or dedicated or sacred] ones [meaning: ascetes, apostles, preachers or missionaries or people like that] have come to us frightening [us],
but he was a messenger in joy that he should announce."

The a bit unusual order of the words "fî s-surûri yabaššira" instead of " yabaššira fî s-surûri" is due to the necessity to fulfil the metre Tawîl.

Also here in this (alleged) Old Arabic poem there is no idea of nadhîr meaning "warner"!

The verse was most probably part of a Christian poem, praising JESUS as the messenger of joy (n. b. بشّر baššara "to announce a joyful message" and بشرى bušrâ or بشارة bišârah "Gospel"), in contrast to other preachers who have frightened people with awful messages.[2]

world
21-08-2017, 12:32
Bu arada unutmadan İsa'nın lakabı yani memleketi Nasıra da ''adanmış'' kelimesiyle ilişkili bir anlama sahip.

world
21-08-2017, 12:38
Tevrat Çölde Sayım 6:1-4 /
Rab'bin Adanmışı
1 RAB Musa'ya şöyle dedi: 2 “İsrail halkına de ki, ‘Eğer bir erkek ya da kadın RAB'be adanmış kişi olarak RAB'be özel bir adak adamak, kendini RAB'be adamak isterse, 3 şaraptan ya da herhangi bir içkiden kaçınacak, şaraptan ya da başka içkilerden yapılmış sirke içmeyecek. Üzüm suyu da içmeyecek. Yaş ya da kuru üzüm yemeyecek. 4 RAB'be adanmışlığı süresince çekirdekten kabuğuna dek asmanın ürününden hiçbir şey yemeyecek.

Kontrol edin: http://biblehub.com/interlinear/numbers/6-2.htm

Nero
21-08-2017, 12:56
Adanmış başka, adak başka. Kendini bir şeye adamak fiilinin içeriği ile adak kavramının içeriği farklı. Adak bir dileğin gerçekleşmesi üzerine kesilen bir hayvandır. Adanmak ise bir amaç için kendini feda da dahil, o amaca her türlü vermektir.

Kelimelerin İngilizce karşılıkları da farklı köklerden. Adak vow, adanmış ise dedicated.

world
21-08-2017, 13:21
Adanmış başka, adak başka. Kendini bir şeye adamak fiilinin içeriği ile adak kavramının içeriği farklı. Adak bir dileğin gerçekleşmesi üzerine kesilen bir hayvandır. Adanmak ise bir amaç için kendini feda da dahil, o amaca her türlü vermektir.

Kelimelerin İngilizce karşılıkları da farklı köklerden. Adak vow, adanmış ise dedicated.

Hayır İbrahimi dinlerde Tanrı'ya adanmak adak olmak demektir. Münzevi olursunuz hayatınızı Tanrı'ya adak olarak sunarsınız.

Nero
21-08-2017, 13:25
Hayır İbrahimi dinlerde Tanrı'ya adanmak adak olmak demektir. Münzevi olursunuz hayatınızı Tanrı'ya adak olarak sunarsınız.

Munzevî olmak başka şey ama. Tanrıya adanmak evet, ama kendini adak olarak sunamaz kimse. Bu adak kavramına aykırı.

Adak olarak sunmak değil ayrıca İsa'nın yaptığı. O insanların günahları karşılığı kendini feda ediyor. Tabii Hıristiyanlık inancına göre...

world
21-08-2017, 13:27
Munzevî olmak başka şey ama. Tanrıya adanmak evet, ama kendini adak olarak sunamaz kimse. Bu adak kavramına aykırı.

Adak olarak sunmak değil ayrıca İsa'nın yaptığı. O insanların günahları karşılığı kendini feda ediyor. Tabii Hıristiyanlık inancına göre...

felasife gibi anlamları zorlamaya gerek yok buyrun İsa Hristiyanlık'a göre günah sunusudur Tanrı kuzusudur kurbandır,adaktır ,kefarettir.,

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/kurban

Nero
21-08-2017, 14:08
felasife gibi anlamları zorlamaya gerek yok buyrun İsa Hristiyanlık'a göre günah sunusudur Tanrı kuzusudur kurbandır,adaktır ,kefarettir.,

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/kurban

Kurban adak demek de İsa adak değil.

Bu arada kurbanla akraba akrabaymış, sayende onu öğrendim. :)

world
21-08-2017, 15:53
Kurban adak demek de İsa adak değil.

Bu arada kurbanla akraba akrabaymış, sayende onu öğrendim. :)

Nasıl adak değil yahu İsa günah sunusu olarak görülür Hristiyanlık'ta .

Adak ne demek: bir kimsenin, Tanrısal, kutsal bir güce, bir isteğini gerçekleştirdiği, kendisini bir tehlikeden koruduğu zaman yerine getirmeye söz verdiği şey.

İsa adaktır çünkü insanlığı günahın getirdiği tehlikeden korumak için fidye olarak kullanılmıştır.

Nero
21-08-2017, 16:18
Nasıl adak değil yahu İsa günah sunusu olarak görülür Hristiyanlık'ta .

Adak ne demek: bir kimsenin, Tanrısal, kutsal bir güce, bir isteğini gerçekleştirdiği, kendisini bir tehlikeden koruduğu zaman yerine getirmeye söz verdiği şey.

İsa adaktır çünkü insanlığı günahın getirdiği tehlikeden korumak için fidye olarak kullanılmıştır.

Şimdi de fidye yaptın! Oysa bunlar kavram olarak birbirinden farklı.

Benim burada, bu başlıkta göstermek istediğim şey, kelimenin kökeni ve bugüne gelirken geçirdiği değişimler. Konu etimoloji. Meselenin bu yönüne bağlı kalırsak iyi olur. Öbür türlü dağılıp gider ve asıl konuyu gölgelemiş oluruz.

Başka başlıkta tartışabiliriz öbürlerini. Mesela bak ben yine senin yazdıklarını alıp etimolojiye bağlamak istedim ve kurban ile akrabanın kök olarak aynı olduğunu yazdım. Bu ilginç değil mi?

Nero
21-08-2017, 17:06
Yemin sağ ve güney demek. Sağ el kaldırılarak yemin edildiği için bildiğimiz yemin anlamı da oradan çıkıyor. Yemen şehri de buradan geliyor.

Şom ise sol, kuzey ve uğursuz anlamlarına sahip. Şam şehrinin adı buradan geliyor.

Araplar veya o coğrafyadakiler yüzlerini güneşe, doğuya dönerek durduklarında sol taraf kuzey, sağ taraf ise güney yönü oluyor. Soldaki Şam şehrine bu nedenle solda ve kuzeyde kalması nedeniyle bu isim verilmiş. Güneydeki ve sağdaki Yemen şehrine de bu nedenle o isim verilmiş.

Sol şom, uğursuz; sağ ise hayırlı, uğurlu anlamlarına sahip.

Türkçede de solak olmak bir kusur gibi alınmış ve buna "kızamık"da olduğu gibi "solamuk" denmiş. "Solak" oradan evrilmiş.

Görüldüğü gibi sol, şom, uğursuz ve kuzey; sağ ise uğurlu ve güney anlamlarına geliyor. Solun uğursuz, sağın ise uğurlu olduğuyla ilgili böyle bir algı var ve bu dile yansımış. Bunun islamiyetle ilgisi yok. Dile yansıdığına göre çok daha eskiye gidiyor.

Kimbilir neden? Ama inanış böyle. Bugün de sağ ayakla adım atılır, vb... Bu batıl inanış günümüzde de sürüyor.

Doğu ve batı ise elbette güneşin hareketine göre isim almış. Türkçeleri açık. Arapçada da şark, "kızardı" demek olan şarakaya kadar gidiyor. Akadca şarku kan demekmiş.

Garp ise günbatımı, garaba: ayrıldı, uzaklaştı sözünden geliyor. Aramice, Süryanice, Akadca'da var. Avrupa bile buradan geliyor.

world
21-08-2017, 18:26
Zaten etimoloji yapıyoruz adak Tanrı'ya sunulan kurbandır ve bunun bir karşılığı olur. Kefaret ve fidye işlevleri vardır. İsa'dır Furkan Suresi'nde bahsedilen zaten nezirin de uyarıcı demek olmadığı açıktır.

Nero
21-08-2017, 18:45
Zaten etimoloji yapıyoruz adak Tanrı'ya sunulan kurbandır ve bunun bir karşılığı olur. Kefaret ve fidye işlevleri vardır. İsa'dır Furkan Suresi'nde bahsedilen zaten nezirin de uyarıcı demek olmadığı açıktır.

Ben de Arapça bilen ve Arap kökenli olan birinden teyit ettirdim; Nezir adak demek ama Kuran'da geçen o ifadenin uyarıcı demek olduğunu söyledi.

Nero
22-08-2017, 15:42
Od ateş demek, biliyorsunuzdur. Oda, ocak, otağ, odak, odun hep bu kökten geliyor.

Oda: ateşin konulduğu yer;
Ocak: ateş yakılan yer;
Otağ: Ortada ateş yanan yer;
Odak: Ateşi gören yer;
Odun: Ateşi yakan şey.

Felâsife
22-08-2017, 15:58
Od ateş demek, biliyorsunuzdur. Oda, ocak, otağ, odak, odun hep bu kökten geliyor.

Oda: ateşin konulduğu yer;
Ocak: ateş yakılan yer;
Otağ: Ortada ateş yanan yer;
Odak: Ateşi gören yer;
Odun: Ateşi yakan şey.

Bir kaç yıl önce cenaze dolayısıyla kışın köye gitmiştim. Ev kalabalıktı haliyle, o ara ev sahibi "Ocak yaktım dışarı gelin" dedi.

Dışarıda çıkınca büyükçe bir ateş yakmıştı. Koca koca odunların köz olmasıda görsel açıdan da müthişti. Aslında şaşırmıştımda "Ocak yakmak" düşününce ateş yakmaktan daha mantıklıydı, ateş zaten yanan bir şeydi.
Köylüler eskiye daha sahipler.

Birde cenaze olduğu için mesela şehirlerde "Allah sabır versin" denir, ama köylüler "Allah sabırlık versin" diyorlardı, o da çok dikkatimi çekmişti. Neden böyle diyorlardı bilmiyorum.
Tabi bizi oranın şivesiyle "Alah sabuluk versin" diyorlardı o da ayrı :D

Nero
22-08-2017, 16:05
Birde cenaze olduğu için mesela şehirlerde "Allah sabır versin" denir, ama köylüler "Allah sabırlık versin" diyorlardı, o da çok dikkatimi çekmişti. Neden böyle diyorlardı bilmiyorum.
Tabi bizi oranın şivesiyle "Alah sabuluk versin" diyorlardı o da ayrı :D

Dil çok müthiş bir şey. Hem insan ürünü, hem ondan bağımsız-özerk; hem kollektif, hem bireysel.

Sabır yerine sabırlık kimbilir neden, nasıl, ne tür bir süreç içinde gelişti. Aklıma "görmezden gelmek" deyimi geldi. Bunu "görmezlikten gelmek" diye de söyleriz.

Ama şimdi artık "görmemezden gelmek" şeklinde, hatalı biçimde söylüyorlar. Bu tabii bir bozulma...

Ölenlerin ardından yakınlarına söylenen "başınız sağolsun" deyimi ise başımızdaki kişiyi, lideri, sultanı, padişahı, halifeyi vb kast ediyormuş.

Felâsife
22-08-2017, 16:09
Ölenlerin ardından yakınlarına söylenen "başınız sağolsun" deyimi ise başımızdaki kişiyi, lideri, sultanı, padişahı, halifeyi vb kast ediyormuş.

Bu da ilginçmiş, teşekkürler bilgilendirmeler için.

Nero
22-08-2017, 16:45
Mahalle, halletmek ve tahlil kökdeş. Hepsi de çözmek anlamındaki hll kökünden.

Göçebeler yükleri çözüp mahalleye yerleşiyor. :)

Nero
22-08-2017, 19:41
Narenciye ve orange... ikincisi ilkinden geliyor. Dilde rastlanan bir masum hata ile...

Arapça ve farsca narenc: portakal, Batı dillerine geçince bir süre sonra a narenc: bir portakal, an arenc: bir portakal (*) gibi anlaşılmaya başlıyor. Orange böyle doğuyor. :)


(*) İngilizce ve diğer bazı Batı dillerinde 1 demek olan a ünlüsü, başka bir ünlü kelimenin başına gelince an olur.

ang
22-08-2017, 23:05
İşlerim nedeniyle foruma uzun bir süre giremedim, bundan sonra da pek sık giremeyeceğim. Bu başlığı görünce sevdim, ilgi alanıma giriyor. Ancak pek çok yanlış bilgi de verilmiş, hazır foruma girmişken o yanlış bilgileri düzeltmek isterim.

Nero'dan alıntılar

"Ezanın aydınlığını unuttuğumuz gün, minare kelimesinin nur kökünden geldiğini de unuttuk." Bertan Rona

Evet, Arapça munâra < nur "ışık"tan gelir, çünkü munâra aslen "ışıklı şey 2. deniz feneri" demektir.

Kalp ve beyin... İlki çok önemli bir organ olarak bilinegeldi, ikincisinin ise ne işe yaradığını uzun süre bilmediler. Bu önem sıralaması isimlere de yansıdı.

Kalp ve yürek, ikisi de köken olarak önemli ve hayatiyet içeren anlamlara sahip kelimeler. Yürek yürümekle kökteş. Beyin ise bildiğiniz meniden geliyor!

Pıhtı yani...

Batı dillerindeki karşılı da öyle. Brain muhtemelen kırılmış anlamındaki broken ile ilişkili.

Yürek sözcüğü yürümek eylemi ile kökteş değildir. Eski Türkçede "yürek" aynen yürek iken "yürü-" eylemi yorı- biçimindedir.

Beyin de meni'den gelmez, zaten meni sözcüğü Arapça kökenlidir "sperm, atmık" demektir, sperm de Yunanca "saçış" demektir bu arada, spor-lanma (bitkilerdeki) "saçılış", dia-spora "dağılma, saçılma" da aynı kökten.

Beyin sözcüğü eski Türkçe beñi ya da meñi biçiminden gelir, buradaki ñ "enye" harfi "ny" okunur, düz n gibi okuyup meñi ile meni'yi karıştırmayınız. Eski Türkçedeki "ny" sesleri bugüne gelişte yitmiştir, örneğin > eski Türkçe koñ (kony) > koyun, beñ (beny) > beyin gibi... Beyin'in Arapçası dimağ'dır bu arada.

Bu ses yakınlığı meselesi yüzünden kelimelerin karışması durumu sıkça olur. Örnekler:

Malumu ilan değil, ilam ederiz.
Su değil, sus küçüğün.
Su uyumaz, sü (asker) uyur.
Eski camlar değil, eski çamlar bardak olur.

Doğru. Bu biçimde yanlış kullanılan bir deyim de > "Göz var nizam var". Oysa doğrusu > "Göz var izan var"dır. İzan, Arapçada "işiten, duyan" yani "kulak" demektir, ezan "duyuru", müezzin "duyuran" ile kökteş. Yani deyimin daha Türkçesi: "Göz var kulak var"dır.

Eldiven ilginç bir kelime. Eğlenceli...

Tü el + Fa (das)tuvān eldiven Fa dast el + Fa vān tutan, koruyan → el1

Türkçe el ve Farsça (das)tuvān "eldiven" sözcüklerinin bileşiğidir. Bu sözcük Farsça dast "el" ve Farsça vān "tutan, koruyan" sözcüklerinin bileşiğidir.

Kaynak: Türkçe Etimoloji sitesi.

Anlayacağınız, dastuvan zamanında kısmen türkçeleştirilmiş. Dest yerine el getirilmiş ama bir hata yapılmış; Elvan veya eliven denmesi gerekirken kelime yanlış yerden kırılıp eldiven denmiş.

Bu iddia Nişanyan'a ait, Türkçe Etimoloji Sitesi belli ki bu bilgiyi Nişanyan'dan aparmış, ancak bu yanlış bir bilgi. Bir kere Farsçada dastuvan diye bir sözcük yok, tarih boyunca da olmamış, kaynaklarda bulunmuyor. Farsçada eldiven'e deştkeş "el-çeken" (ele-çekilen) denir.

Eldiven sözcüğü eski Türkçe eltügen'den gelir. Eski Türkçede tüg- "kenetlemek" biçiminde bir eylem vardır, tügme "düğme", tügüm "düğüm", tügün "düğün" (aslında "[I]senet, akit, bağlılık" demektir) gibi sözcükler de bu kökten gelir. Günümüzde tüg- eylemi işlek olarak yaşasaydı düğ- olacaktı. Yani, eltügen yerine eldüğen diyecektik aslında, bir zamanlar demişiz, ancak zaman içinde eldüğen > eldüven > eldiven biçiminde değişmiş.

Üniversite, bazılarının sandığı gibi evren ve kent birleşimi ile oluşmamış. University, yani evrensellik anlamına geliyor. Dolayısıyla ortada bir kent veya bir site söz konusu değil.

Üniversite, Latince universitas "birlik" sözcüğünden gelir. İlk olarak Bologna'da öğretim üyelerinin haklarını koruma amcıyla kurulmuş "birlik"lere denmiştir, ad oradan geliyor, "meslek birliği", "sendika" gibi bir anlamı var aslında, "evrensellik"le ilgili yok. Latincede "evren" sözcüğü de aynı kökten türetildiği için karıştırılıyor genelde, universus "evren". Aslında Latince universus "bütün, tüm" demek < unus "bir" + versus "dönen" bileşiğinden türetilmiş, yani "birdönüm" gibi bir anlamı var :)

Özgürlük, öztürkçecilik döneminde türetilmiş bir kelime. Hürriyet karşılığı önerilmiş. Ama neden "özgür"?

Özün gür olması ne demek? İnsanın özü nasıl gür olabilir? Ama birileri uydurmuş ve kelime tutmuş. Özellikle de sol kesimde... Ama düşünememişler.

Bir de özgür, hür ve azat karşılığı önerilmiş ama günümüzde hem hür ve azat, hem de serbest karşılığı kullanılıyor. Bu da hatalı. Hür başka, serbest başka, azat da başka. Nüans önemlidir.

Özgür, uydurma değil, türetme bir sözcüktür. Öz "kendi" demek bildiğiniz gibi, gür de "güçlü" demektir. Gür saç, gür sakal, gür akan su... Eski Türkçedeki biçimi kür'dür, meşhur roman kahramanı vardır Kür-Şat diye, şat bir ünvan, kür ise "güçlü" demek. Kür adından gelen küre- "güç kullanmak" eyleminden de küreş "güç oyunu 2. mücadele" sözü türemiştir. Eski Türkçede kür "güçlü" ile küç "güç" de zaten aynı kökten gelir < Proto Türkçe *kü- "güçlü ve kavi olma".

Özgür sözcüğü muhtemelen eski Yunancadaki auto-krator "kendi-güçlü" yani "bağımsız", "kendi başına buyruk" sözünden esinlenerek türetilmiş olmalıdır. Farslar da bu esinle Hwa-dây "kendi-güçlü" türetiminde bulunmuşlar yüzyıllar önce, günümüzdeki Hüdâ ve Kürtçedeki Xwede sözcükleri de buradan gelir.

Hürriyet sözünün nihai kökeni de Arapça değildir bu arada, ana kök Aramice hawr "beyaz, ak" sözüdür, Arapçaya hurr "hür" olarak alınmış. Bu olayın mantığı ise Bizans'a dayanır, Bizans devrinde yalnızca "hür" olanlar "beyaz" renkli elbise giyebilirdi, azat edilen köleler de simgesel olarak beyaz giysi giyerlerdi, olayın kökü bu.

Yani semantik olarak hürriyet "beyazlık" demektir :)

Azat da Farsçada salık ya da saltuk demektir < âzâd < eski Persçe zây- "salmak" kökünden türetilmiş.

Serbest de < Persçe ser "baş" + best "bağlı" demektir, yani başıbağlı.

Bu da eski bir Ortadoğu (Sümer) töresine dayanır. Sümerler zamanında yalnızca "hür" kadınlar "başlarını örterdi" ki köle/cariye olmadıkları anlaşılsın, yani tabiri caiz ise "sahipleri" olduğu anlaşılsın. Bu kavram ne yazık ki Türk kültürüne de girmiştir, söz gelimi bir kadın "benim başım bağlı" der, yani "sahibim var". Persler de bu Ortadoğu kültürünü bizlerden çok çok önce benimsemişler, bu nedenle serbest "başıbağlı" özgür demektir, başı açık kadın "cariyedir" çünkü bu kültüre göre.

Oysa eski Türkçede ne güzel bir sözcüğümüz var: erkin "erk'i, krates'i kendi elinde olan" demek. Ne gerek var Fars'ın salık'ına (azat), Arami'nin/Arap'ın/Romalı'nın aklık'ına (hurriyya)...

Eski Türkçede bir çok kavram var: başlıg (günümüzde başlı olur), tizlig (günümüzde dizli olur), erkin. Başlı, "başına buyruk, özgür 2. köle olmayan" demek. Dizli, "iktidar ve nüfuz sahibi olan, güçlü" demek, erkin ise "doğuştan özgür" demek, yani hiç köle olmamış, özgürlüğünü sonradan kazanmamış, ezelden özgür demek.



Doğru ancak açıklamalarını yapalım. Oda ile otağ aslında aynı sözcüktür, dilbilimde bu gibi sözcüklere doublet ya da köken ikizi denir. Yani sözcük, evrilmesi gerekirken, belli bir çağda donup, o çağdaki söylenişiyle yoluna devam eder ve ayrı bir anlam kazanır, bir koldan ise evrimini sürdürür.

Eski Türkçe ôtag "içinde ôt/ateş yakılan yer 2. sıcak yer,
konut" sözü doğal evrimle > önce odağ sonra > oda olur ki olmuştur da, ancak otağ bir ara biçim olarak donuk kalmış, "büyük padişah/han konutu" anlamıyla. Eski Türkçede bir "uzun o" ile ôt vardır "ateş" demektir, bir de "kısa o" ile ot vardır "şifâlı bitki, herbalis" demektir. İşte bu uzun sesli olanlar günümüze gelirken uzunluklarını yitirdiler, bu nedenle de ardlarındaki sert ünsüzleri yumuşattılar, bu nedenle "ôt" > od olurken "ot" hâlâ ot. Buna bir başka örnek daha verelim merak edenler iyice anlasınlar, eski Türkçede bir ât vardır "isim" demek, bir de at var "beygir" demek, uzun ses kısaldığı için bugün biri ad olurken diğeri hâlâ at...

Ocak sözcüğü de < ôtçak'tan gelir "ateş yeri" demektir. Türkçede yer adları yapan +çak/+çek ekiyle türemiş, kolçak "kol koyma yeri" gibi, Anadolu'da merdiven'e ayakçak derler örneğin, kışın kulakları soğuktan koruma amacıyla yakılan kulaklığa da kulakçak derler, bir ara büyük şehirlerde de modaydı...

Kısaca ôtçak > odcak > ocak

Odak da, tıpkı Arapça mihrak ve Latince focus gibidir. Arapça haraka "yakmak"tan > mihrak "yakma noktası", Latince focus "ocak" demek. Bir merceği güneş ışığı altına tuttuğunuzda, bir kağıdı ya da kuru yaprağı merceğin ışığını odaklayarak (mihraklayarak, focuslayarak) yakabilirsiniz, mantık buradan geliyor, eski Türkçe ôta- "yakmak, oda vermek" demek, günümüzde oda- olur, buradan > odak gayet güzel türetilmiş.

Odun sözcüğünün sonundaki n aslında nazal n'dir yani odung ya da oduñ gibi. Buradaki -ñ ektir, adlardan, o adla ilgili, o ada içkin şey adları türetir, od "ateş" > oduñ "ateşe ilişkin, ateşe içkin şey".

Ayrıca Türkçede od simgesel olarak yaşamın, ailenin simgesidir. Bu nedenle ocak aynı zamanda "aile 2. yuva" demektir. Ocağım söndü "yuvam yıkıldı" demektir. Hatta ocak sözü bu anlamıyla Gürcüce ve Lazcaya da alınmıştır, Gürcüce ocaxi (ocakhi), Lazca ocaği "aile" demektir, Anadolu ağızlarında da hâlen ocak "aile" anlamı yaşar.

Eski Türk kültüründe od "yaşam" simgesi dedik, odun olduğu yerde hayat vardır. Bu nedenle içinde od yanan ve içinde yaşanan yere de ôtag "oda, otağ" denmiştir, otağ da bir tür ocak'tır (yuva, ev 2. aile).

Eski Türklerde bir ocak (aile) tüm bireyleriyle öldüğünde, onların otağlarının konuşlandığı yere bir daha başkası ev kurmazdı, o ocağın/otağın yerine de ilek (Farsçası ile incir) ağacı dikilirdi. Bu arada Farsçada ancîr "delik 2. anüs" demektir, incir'in dibinde delik olduğu için ona da "delik" demişler, bu yemişin Türkçesi ilek'tir. Neden ilek? Çünkü Türk kültüründe ilek, "bolluk ve bereket" simgesidir, kutsal bir yemiştir. Bu nedenle incir yani ilek için bugün yemiş deriz, oysa yemiş genel anlamda "meyve" demektir Türkçede. Nasıl ki her türlü yemeğe genel olarak "ekmek" diyorsak (çünkü ekmek de kutsaldır), bunun gibi bir durum.

Bugün artık bu uygulama ortadan kalksa da dilimizde deyim olarak yaşamayı sürdürüyor, "ocağıma incir ağacı diktin" demek, yuvamı ortadan kaldırdın, beni/ailemi yok ettin demektir.

Türk kültüründe ilek neden bolluk simgesi? Muhtemelen içini açtığınızda binlerce tohumu gözüktüğü için, o her bir tohum birer ilek ağacı demek muhtemelen bundan. Tıpkı Ermeni kültüründe nar'ın bolluk ve bereket simgesi olması gibi, nar'ın da yüzlerce tanesi var...

Tüm bireyleri ile ortadan kalkan ocağın yerine ilek ağacı dikilirdi, böylece ölen kişilerin yeniden yaşama bollukla bereketle katılacakları düşünülürdü.

Mahalle, halletmek ve tahlil kökdeş. Hepsi de çözmek anlamındaki hll kökünden.

Göçebeler yükleri çözüp mahalleye yerleşiyor.

Mahalle Arapçada yok bizimkiler uydurmuş. Aslı mahal "çözme yeri" demek < hall "çözmek"ten. Arapların, deve kervanlarını duraklattıkları ve develeri "çözdükleri" konaklama yeri anlamında türetilmiş, bizle ilgisi yok yani :)

pianola
22-08-2017, 23:29
İşlerim nedeniyle foruma uzun bir süre giremedim, bundan sonra da pek sık giremeyeceğim. Bu başlığı görünce sevdim, ilgi alanıma giriyor. Ancak pek çok yanlış bilgi de verilmiş, hazır foruma girmişken o yanlış bilgileri düzeltmek isterim.

Nero'dan alıntılar

"Ezanın aydınlığını unuttuğumuz gün, minare kelimesinin nur kökünden geldiğini de unuttuk." Bertan Rona

Evet, Arapça munâra < nur "ışık"tan gelir, çünkü munâra aslen "ışıklı şey 2. deniz feneri" demektir.

Kalp ve beyin... İlki çok önemli bir organ olarak bilinegeldi, ikincisinin ise ne işe yaradığını uzun süre bilmediler. Bu önem sıralaması isimlere de yansıdı.

Kalp ve yürek, ikisi de köken olarak önemli ve hayatiyet içeren anlamlara sahip kelimeler. Yürek yürümekle kökteş. Beyin ise bildiğiniz meniden geliyor!

Pıhtı yani...

Batı dillerindeki karşılı da öyle. Brain muhtemelen kırılmış anlamındaki broken ile ilişkili.

Yürek sözcüğü yürümek eylemi ile kökteş değildir. Eski Türkçede "yürek" aynen yürek iken "yürü-" eylemi yorı- biçimindedir.

Beyin de meni'den gelmez, zaten meni sözcüğü Arapça kökenlidir "sperm, atmık" demektir, sperm de Yunanca "saçış" demektir bu arada, spor-lanma (bitkilerdeki) "saçılış", dia-spora "dağılma, saçılma" da aynı kökten.

Beyin sözcüğü eski Türkçe beñi ya da meñi biçiminden gelir, buradaki ñ "enye" harfi "ny" okunur, düz n gibi okuyup meñi ile meni'yi karıştırmayınız. Eski Türkçedeki "ny" sesleri bugüne gelişte yitmiştir, örneğin > eski Türkçe koñ (kony) > koyun, beñ (beny) > beyin gibi... Beyin'in Arapçası dimağ'dır bu arada.

Bu ses yakınlığı meselesi yüzünden kelimelerin karışması durumu sıkça olur. Örnekler:

Malumu ilan değil, ilam ederiz.
Su değil, sus küçüğün.
Su uyumaz, sü (asker) uyur.
Eski camlar değil, eski çamlar bardak olur.

Doğru. Bu biçimde yanlış kullanılan bir deyim de > "Göz var nizam var". Oysa doğrusu > "Göz var izan var"dır. İzan, Arapçada "işiten, duyan" yani "kulak" demektir, ezan "duyuru", müezzin "duyuran" ile kökteş. Yani deyimin daha Türkçesi: "Göz var kulak var"dır.

Eldiven ilginç bir kelime. Eğlenceli...

Tü el + Fa (das)tuvān eldiven Fa dast el + Fa vān tutan, koruyan → el1

Türkçe el ve Farsça (das)tuvān "eldiven" sözcüklerinin bileşiğidir. Bu sözcük Farsça dast "el" ve Farsça vān "tutan, koruyan" sözcüklerinin bileşiğidir.

Kaynak: Türkçe Etimoloji sitesi.

Anlayacağınız, dastuvan zamanında kısmen türkçeleştirilmiş. Dest yerine el getirilmiş ama bir hata yapılmış; Elvan veya eliven denmesi gerekirken kelime yanlış yerden kırılıp eldiven denmiş.

Bu iddia Nişanyan'a ait, Türkçe Etimoloji Sitesi belli ki bu bilgiyi Nişanyan'dan aparmış, ancak bu yanlış bir bilgi. Bir kere Farsçada dastuvan diye bir sözcük yok, tarih boyunca da olmamış, kaynaklarda bulunmuyor. Farsçada eldiven'e deştkeş "el-çeken" (ele-çekilen) denir.

Eldiven sözcüğü eski Türkçe eltügen'den gelir. Eski Türkçede tüg- "kenetlemek" biçiminde bir eylem vardır, tügme "düğme", tügüm "düğüm", tügün "düğün" (aslında "[I]senet, akit, bağlılık" demektir) gibi sözcükler de bu kökten gelir. Günümüzde tüg- eylemi işlek olarak yaşasaydı düğ- olacaktı. Yani, eltügen yerine eldüğen diyecektik aslında, bir zamanlar demişiz, ancak zaman içinde eldüğen > eldüven > eldiven biçiminde değişmiş.

Üniversite, bazılarının sandığı gibi evren ve kent birleşimi ile oluşmamış. University, yani evrensellik anlamına geliyor. Dolayısıyla ortada bir kent veya bir site söz konusu değil.

Üniversite, Latince universitas "birlik" sözcüğünden gelir. İlk olarak Bologna'da öğretim üyelerinin haklarını koruma amcıyla kurulmuş "birlik"lere denmiştir, ad oradan geliyor, "meslek birliği", "sendika" gibi bir anlamı var aslında, "evrensellik"le ilgili yok. Latincede "evren" sözcüğü de aynı kökten türetildiği için karıştırılıyor genelde, universus "evren". Aslında Latince universus "bütün, tüm" demek < unus "bir" + versus "dönen" bileşiğinden türetilmiş, yani "birdönüm" gibi bir anlamı var :)

Özgürlük, öztürkçecilik döneminde türetilmiş bir kelime. Hürriyet karşılığı önerilmiş. Ama neden "özgür"?

Özün gür olması ne demek? İnsanın özü nasıl gür olabilir? Ama birileri uydurmuş ve kelime tutmuş. Özellikle de sol kesimde... Ama düşünememişler.

Bir de özgür, hür ve azat karşılığı önerilmiş ama günümüzde hem hür ve azat, hem de serbest karşılığı kullanılıyor. Bu da hatalı. Hür başka, serbest başka, azat da başka. Nüans önemlidir.

Özgür, uydurma değil, türetme bir sözcüktür. Öz "kendi" demek bildiğiniz gibi, gür de "güçlü" demektir. Gür saç, gür sakal, gür akan su... Eski Türkçedeki biçimi kür'dür, meşhur roman kahramanı vardır Kür-Şat diye, şat bir ünvan, kür ise "güçlü" demek. Kür adından gelen küre- "güç kullanmak" eyleminden de küreş "güç oyunu 2. mücadele" sözü türemiştir. Eski Türkçede kür "güçlü" ile küç "güç" de zaten aynı kökten gelir < Proto Türkçe *kü- "güçlü ve kavi olma".

Özgür sözcüğü muhtemelen eski Yunancadaki auto-krator "kendi-güçlü" yani "bağımsız", "kendi başına buyruk" sözünden esinlenerek türetilmiş olmalıdır. Farslar da bu esinle Hwa-dây "kendi-güçlü" türetiminde bulunmuşlar yüzyıllar önce, günümüzdeki Hüdâ ve Kürtçedeki Xwede sözcükleri de buradan gelir.

Hürriyet sözünün nihai kökeni de Arapça değildir bu arada, ana kök Aramice hawr "beyaz, ak" sözüdür, Arapçaya hurr "hür" olarak alınmış. Bu olayın mantığı ise Bizans'a dayanır, Bizans devrinde yalnızca "hür" olanlar "beyaz" renkli elbise giyebilirdi, azat edilen köleler de simgesel olarak beyaz giysi giyerlerdi, olayın kökü bu.

Yani semantik olarak hürriyet "beyazlık" demektir :)

Azat da Farsçada salık ya da saltuk demektir < âzâd < eski Persçe zây- "salmak" kökünden türetilmiş.

Serbest de < Persçe ser "baş" + best "bağlı" demektir, yani başıbağlı.

Bu da eski bir Ortadoğu (Sümer) töresine dayanır. Sümerler zamanında yalnızca "hür" kadınlar "başlarını örterdi" ki köle/cariye olmadıkları anlaşılsın, yani tabiri caiz ise "sahipleri" olduğu anlaşılsın. Bu kavram ne yazık ki Türk kültürüne de girmiştir, söz gelimi bir kadın "benim başım bağlı" der, yani "sahibim var". Persler de bu Ortadoğu kültürünü bizlerden çok çok önce benimsemişler, bu nedenle serbest "başıbağlı" özgür demektir, başı açık kadın "cariyedir" çünkü bu kültüre göre.

Oysa eski Türkçede ne güzel bir sözcüğümüz var: erkin "erk'i, krates'i kendi elinde olan" demek. Ne gerek var Fars'ın salık'ına (azat), Arami'nin/Arap'ın/Romalı'nın aklık'ına (hurriyya)...

Eski Türkçede bir çok kavram var: başlıg (günümüzde başlı olur), tizlig (günümüzde dizli olur), erkin. Başlı, "başına buyruk, özgür 2. köle olmayan" demek. Dizli, "iktidar ve nüfuz sahibi olan, güçlü" demek, erkin ise "doğuştan özgür" demek, yani hiç köle olmamış, özgürlüğünü sonradan kazanmamış, ezelden özgür demek.

Od ateş demek, biliyorsunuzdur. Oda, ocak, otağ, odak, odun hep bu kökten geliyor.

Oda: ateşin konulduğu yer;
Ocak: ateş yakılan yer;
Otağ: Ortada ateş yanan yer;
Odak: Ateşi gören yer;
Odun: Ateşi yakan şey.

Doğru ancak açıklamalarını yapalım. Oda ile otağ aslında aynı sözcüktür, dilbilimde bu gibi sözcüklere doublet ya da köken ikizi denir. Yani sözcük, evrilmesi gerekirken, belli bir çağda donup, o çağdaki söylenişiyle yoluna devam eder ve ayrı bir anlam kazanır, bir koldan ise evrimini sürdürür.

Eski Türkçe ôtag "içinde ôt/ateş yakılan yer 2. sıcak yer,
konut" sözü doğal evrimle > önce odağ sonra > oda olur ki olmuştur da, ancak otağ bir ara biçim olarak donuk kalmış, "büyük padişah/han konutu" anlamıyla. Eski Türkçede bir "uzun o" ile ôt vardır "ateş" demektir, bir de "kısa o" ile ot vardır "şifâlı bitki, herbalis" demektir. İşte bu uzun sesli olanlar günümüze gelirken uzunluklarını yitirdiler, bu nedenle de ardlarındaki sert ünsüzleri yumuşattılar, bu nedenle "ôt" > od olurken "ot" hâlâ ot. Buna bir başka örnek daha verelim merak edenler iyice anlasınlar, eski Türkçede bir ât vardır "isim" demek, bir de at var "beygir" demek, uzun ses kısaldığı için bugün biri ad olurken diğeri hâlâ at...

Ocak sözcüğü de < ôtçak'tan gelir "ateş yeri" demektir. Türkçede yer adları yapan +çak/+çek ekiyle türemiş, kolçak "kol koyma yeri" gibi, Anadolu'da merdiven'e ayakçak derler örneğin, kışın kulakları soğuktan koruma amacıyla yakılan kulaklığa da kulakçak derler, bir ara büyük şehirlerde de modaydı...

Kısaca ôtçak > odcak > ocak

Odak da, tıpkı Arapça mihrak ve Latince focus gibidir. Arapça haraka "yakmak"tan > mihrak "yakma noktası", Latince focus "ocak" demek. Bir merceği güneş ışığı altına tuttuğunuzda, bir kağıdı ya da kuru yaprağı merceğin ışığını odaklayarak (mihraklayarak, focuslayarak) yakabilirsiniz, mantık buradan geliyor, eski Türkçe ôta- "yakmak, oda vermek" demek, günümüzde oda- olur, buradan > odak gayet güzel türetilmiş.

Odun sözcüğünün sonundaki n aslında nazal n'dir yani odung ya da oduñ gibi. Buradaki -ñ ektir, adlardan, o adla ilgili, o ada içkin şey adları türetir, od "ateş" > oduñ "ateşe ilişkin, ateşe içkin şey".

Ayrıca Türkçede od simgesel olarak yaşamın, ailenin simgesidir. Bu nedenle ocak aynı zamanda "aile 2. yuva" demektir. Ocağım söndü "yuvam yıkıldı" demektir. Hatta ocak sözü bu anlamıyla Gürcüce ve Lazcaya da alınmıştır, Gürcüce ocaxi (ocakhi), Lazca ocaği "aile" demektir, Anadolu ağızlarında da hâlen ocak "aile" anlamı yaşar.

Eski Türk kültüründe od "yaşam" simgesi dedik, odun olduğu yerde hayat vardır. Bu nedenle içinde od yanan ve içinde yaşanan yere de ôtag "oda, otağ" denmiştir, otağ da bir tür ocak'tır (yuva, ev 2. aile).

Eski Türklerde bir ocak (aile) tüm bireyleriyle öldüğünde, onların otağlarının konuşlandığı yere bir daha başkası ev kurmazdı, o ocağın/otağın yerine de ilek (Farsçası ile incir) ağacı dikilirdi. Bu arada Farsçada ancîr "delik 2. anüs" demektir, incir'in dibinde delik olduğu için ona da "delik" demişler, bu yemişin Türkçesi ilek'tir. Neden ilek? Çünkü Türk kültüründe ilek, "bolluk ve bereket" simgesidir, kutsal bir yemiştir. Bu nedenle incir yani ilek için bugün yemiş deriz, oysa yemiş genel anlamda "meyve" demektir Türkçede. Nasıl ki her türlü yemeğe genel olarak "ekmek" diyorsak (çünkü ekmek de kutsaldır), bunun gibi bir durum.

Bugün artık bu uygulama ortadan kalksa da dilimizde deyim olarak yaşamayı sürdürüyor, "ocağıma incir ağacı diktin" demek, yuvamı ortadan kaldırdın, beni/ailemi yok ettin demektir.

Türk kültüründe ilek neden bolluk simgesi? Muhtemelen içini açtığınızda binlerce tohumu gözüktüğü için, o her bir tohum birer ilek ağacı demek muhtemelen bundan. Tıpkı Ermeni kültüründe nar'ın bolluk ve bereket simgesi olması gibi, nar'ın da yüzlerce tanesi var...

Tüm bireyleri ile ortadan kalkan ocağın yerine ilek ağacı dikilirdi, böylece ölen kişilerin yeniden yaşama bollukla bereketle katılacakları düşünülürdü.

Mahalle, halletmek ve tahlil kökdeş. Hepsi de çözmek anlamındaki hll kökünden.

Göçebeler yükleri çözüp mahalleye yerleşiyor.

Mahalle Arapçada yok bizimkiler uydurmuş. Aslı mahal "çözme yeri" demek < hall "çözmek"ten. Arapların, deve kervanlarını duraklattıkları ve develeri "çözdükleri" konaklama yeri anlamında türetilmiş, bizle ilgisi yok yani :)

Arka sayfada kalmasın diye alıntıladım :frog: döndüğüne sevindim ang, umarım daha sık vakit bulursun yazmak için..

ang
22-08-2017, 23:31
Arka sayfada kalmasın diye alıntıladım döndüğüne sevindim ang, umarım daha sık vakit bulursun yazmak için..

Sağol Pyrrhon, her fırsat bulduğumda girmeye çalışacağım :)

world
23-08-2017, 08:27
Sağol Pyrrhon, her fırsat bulduğumda girmeye çalışacağım :)

Nezir kelimesi hakkında bir de sana teyit ettireyim doğru mudur dostum yazdıklarım.Furkan'ın kefaretle kurtulma demek olduğu açık.

Nero
23-08-2017, 09:50
İşlerim nedeniyle foruma uzun bir süre giremedim, bundan sonra da pek sık giremeyeceğim. Bu başlığı görünce sevdim, ilgi alanıma giriyor. Ancak pek çok yanlış bilgi de verilmiş, hazır foruma girmişken o yanlış bilgileri düzeltmek isterim.
...
Yürek sözcüğü yürümek eylemi ile kökteş değildir. Eski Türkçede "yürek" aynen yürek iken "yürü-" eylemi yorı- biçimindedir.

Beyin de meni'den gelmez, zaten meni sözcüğü Arapça kökenlidir "sperm, atmık" demektir, sperm de Yunanca "saçış" demektir bu arada, spor-lanma (bitkilerdeki) "saçılış", dia-spora "dağılma, saçılma" da aynı kökten.

Beyin sözcüğü eski Türkçe beñi ya da meñi biçiminden gelir, buradaki ñ "enye" harfi "ny" okunur, düz n gibi okuyup meñi ile meni'yi karıştırmayınız. Eski Türkçedeki "ny" sesleri bugüne gelişte yitmiştir, örneğin > eski Türkçe koñ (kony) > koyun, beñ (beny) > beyin gibi... Beyin'in Arapçası dimağ'dır bu arada.
...
Bu iddia Nişanyan'a ait, Türkçe Etimoloji Sitesi belli ki bu bilgiyi Nişanyan'dan aparmış, ancak bu yanlış bir bilgi. Bir kere Farsçada dastuvan diye bir sözcük yok, tarih boyunca da olmamış, kaynaklarda bulunmuyor. Farsçada eldiven'e deştkeş "el-çeken" (ele-çekilen) denir.

Eldiven sözcüğü eski Türkçe eltügen'den gelir. Eski Türkçede tüg- "kenetlemek" biçiminde bir eylem vardır, tügme "düğme", tügüm "düğüm", tügün "düğün" (aslında "[I]senet, akit, bağlılık" demektir) gibi sözcükler de bu kökten gelir. Günümüzde tüg- eylemi işlek olarak yaşasaydı düğ- olacaktı. Yani, eltügen yerine eldüğen diyecektik aslında, bir zamanlar demişiz, ancak zaman içinde eldüğen > eldüven > eldiven biçiminde değişmiş.

Üniversite, Latince universitas "birlik" sözcüğünden gelir. İlk olarak Bologna'da öğretim üyelerinin haklarını koruma amcıyla kurulmuş "birlik"lere denmiştir, ad oradan geliyor, "meslek birliği", "sendika" gibi bir anlamı var aslında, "evrensellik"le ilgili yok. Latincede "evren" sözcüğü de aynı kökten türetildiği için karıştırılıyor genelde, universus "evren". Aslında Latince universus "bütün, tüm" demek < unus "bir" + versus "dönen" bileşiğinden türetilmiş, yani "birdönüm" gibi bir anlamı var :)

Özgür, uydurma değil, türetme bir sözcüktür. Öz "kendi" demek bildiğiniz gibi, gür de "güçlü" demektir. Gür saç, gür sakal, gür akan su... Eski Türkçedeki biçimi kür'dür, meşhur roman kahramanı vardır Kür-Şat diye, şat bir ünvan, kür ise "güçlü" demek. Kür adından gelen küre- "güç kullanmak" eyleminden de küreş "güç oyunu 2. mücadele" sözü türemiştir. Eski Türkçede kür "güçlü" ile küç "güç" de zaten aynı kökten gelir < Proto Türkçe *kü- "güçlü ve kavi olma".

Özgür sözcüğü muhtemelen eski Yunancadaki auto-krator "kendi-güçlü" yani "bağımsız", "kendi başına buyruk" sözünden esinlenerek türetilmiş olmalıdır. Farslar da bu esinle Hwa-dây "kendi-güçlü" türetiminde bulunmuşlar yüzyıllar önce, günümüzdeki Hüdâ ve Kürtçedeki Xwede sözcükleri de buradan gelir.

Hürriyet sözünün nihai kökeni de Arapça değildir bu arada, ana kök Aramice hawr "beyaz, ak" sözüdür, Arapçaya hurr "hür" olarak alınmış. Bu olayın mantığı ise Bizans'a dayanır, Bizans devrinde yalnızca "hür" olanlar "beyaz" renkli elbise giyebilirdi, azat edilen köleler de simgesel olarak beyaz giysi giyerlerdi, olayın kökü bu.

Yani semantik olarak hürriyet "beyazlık" demektir :)

Azat da Farsçada salık ya da saltuk demektir < âzâd < eski Persçe zây- "salmak" kökünden türetilmiş.

Serbest de < Persçe ser "baş" + best "bağlı" demektir, yani başıbağlı.

Bu da eski bir Ortadoğu (Sümer) töresine dayanır. Sümerler zamanında yalnızca "hür" kadınlar "başlarını örterdi" ki köle/cariye olmadıkları anlaşılsın, yani tabiri caiz ise "sahipleri" olduğu anlaşılsın. Bu kavram ne yazık ki Türk kültürüne de girmiştir, söz gelimi bir kadın "benim başım bağlı" der, yani "sahibim var". Persler de bu Ortadoğu kültürünü bizlerden çok çok önce benimsemişler, bu nedenle serbest "başıbağlı" özgür demektir, başı açık kadın "cariyedir" çünkü bu kültüre göre.

Oysa eski Türkçede ne güzel bir sözcüğümüz var: erkin "erk'i, krates'i kendi elinde olan" demek. Ne gerek var Fars'ın salık'ına (azat), Arami'nin/Arap'ın/Romalı'nın aklık'ına (hurriyya)...

Eski Türkçede bir çok kavram var: başlıg (günümüzde başlı olur), tizlig (günümüzde dizli olur), erkin. Başlı, "başına buyruk, özgür 2. köle olmayan" demek. Dizli, "iktidar ve nüfuz sahibi olan, güçlü" demek, erkin ise "doğuştan özgür" demek, yani hiç köle olmamış, özgürlüğünü sonradan kazanmamış, ezelden özgür demek.
...
Eski Türklerde bir ocak (aile) tüm bireyleriyle öldüğünde, onların otağlarının konuşlandığı yere bir daha başkası ev kurmazdı, o ocağın/otağın yerine de ilek (Farsçası ile incir) ağacı dikilirdi. Bu arada Farsçada ancîr "delik 2. anüs" demektir, incir'in dibinde delik olduğu için ona da "delik" demişler, bu yemişin Türkçesi ilek'tir. Neden ilek? Çünkü Türk kültüründe ilek, "bolluk ve bereket" simgesidir, kutsal bir yemiştir. Bu nedenle incir yani ilek için bugün yemiş deriz, oysa yemiş genel anlamda "meyve" demektir Türkçede. Nasıl ki her türlü yemeğe genel olarak "ekmek" diyorsak (çünkü ekmek de kutsaldır), bunun gibi bir durum.
...
Türk kültüründe ilek neden bolluk simgesi? Muhtemelen içini açtığınızda binlerce tohumu gözüktüğü için, o her bir tohum birer ilek ağacı demek muhtemelen bundan. Tıpkı Ermeni kültüründe nar'ın bolluk ve bereket simgesi olması gibi, nar'ın da yüzlerce tanesi var...
...
Mahalle Arapçada yok bizimkiler uydurmuş. Aslı mahal "çözme yeri" demek < hall "çözmek"ten. Arapların, deve kervanlarını duraklattıkları ve develeri "çözdükleri" konaklama yeri anlamında türetilmiş, bizle ilgisi yok yani :)



Katkıların için teşekkürler Ang. İşlerine de zaman ayır ve hallet tabii ki ama foruma ve özellikle bu konulara daha sık girmeni dilerim.

Seninle daha önce başka forumlarda da bu konularda tartıştık gibi bir tahminim var. Maalesef bu konularla ilgilenen ve bilgili olan kimse az. Sen de onlardan birisin.

"Yanlış bilgileri düzeltmek" deyince önce korktum ama sonra rahatladım; çünki yanlış bilgi pek göremedim. Zaten sen de yazdığın maddelerin bir kısmında ek katkı sunmuşsun.

Beyin-meni ilgisinin yanlış olduğunu söylemekle haklısın. Ben her iki sözlükte de beyin-meni ilişkisinden söz edildiğini görünce bunu arapçadaki meni ile karıştırdım. Hatta bunu yadırgadığımı da hatırlıyorum ama yine de bilgi olarak o şekilde aktardım.

Beyin-beñi ya da meñi bağlantısının açıklaması ne acaba? Yani bu kelimenin anlamı ne? Nişanyan'da "meyi" de eklenerek "ilik" olarak yazılmış.

Yürek-yürü(mek) ilişkisi iddiası her iki sözlükte de (Nişanyan ve Türkçe Etimoloji) var. Doğru olmayabilir.

Eldiven-eltügen iddian doğru görünmüyor. Olabilir ama buna dâir kanıtın veya dayanağın nedir? Ben Kaşgarlı'nın Divan-ı Lügat-it Türk'üne baktım ve orada el yerine elig, eldiven karşılığı olarak da eliglik dendiğini gördüm.

Eldügen-eldiven bağlantısı bana ses değişimi açısından da pek mantıklı gelmedi. Ama destvan-destüvandan eldivene geçilmiş olması daha uygun ve laf aramızda daha eğlenceli. Şaka! :)

Üniversite konusunda haklısın. Ben orada kaynaklara bakmadan yazmışım ve dediğin kısmı atlamışım. Nişanyan'ın üniversitelerin tarihî gelişimiyle ilgili yakın zamanda yazdığı çok yararlı yazıları vardı. Blogunda duruyor olmalı. Gerçi blog saldırıya uğradı ve silinmeler oldu galiba.

Özgür uydurma ve türetme bir kelimedir. Uydurma kötü anlam taşımaz ille de. İyi uydurma var, kötü uydurma var. İyi türetme var, kötü türetme var. Bence özgür kötü bir uydurma ve türetme. Özün güçlü olması kişinin hür olması anlamına gelmiyor. Ama senin de yazdığın gibi, kelimenin ilk çıkış anlamına takılı kalmak da doğru değil. İşte hür örneğin...

Ama özgür kelimesinin hem "hür", hem de "serbest" karşılığında kullanılması yanlıştır ve kötüdür. Bunu ayrıca tartışmayayım burada, çünki bu konuyu seninle diğer başlıkta tartıştık. Orada devam edebiliriz.

Faydalı bilgilerin için tekrar teşekkürler. Özellikle "incir ağacı dikmek" deyimiyle ilgili bilgilendirmen çok iyi oldu.

Şimdi aklıma geldi; "dişini tırnağına takmak" nereden geliyor acaba? Bunu çok merak ediyorum yıllardır.

Felâsife
23-08-2017, 15:27
Hazır ustalar da buradayken merak ettiğim bir şeyi sorayım, bu bazı yerlerde R harfi başta söylenmiyor, bunu detayı veya kökeni nasıldır, rica etsem söyleyebilir misiniz? Ben sadece eskiden böyle bir kuralmış diye biliyorum o kadar.

Ben babama mesela Ruh, Rüya gibi kelimeleri asla söyletemiyorum, resmen dili dönmüyor ve uRuh, üRya diyor.
Zaten başta R li hiç bir şeyi söyleyemiyor, iRecep, öRüzgar.

Özay Gönlüm bir eserinde, Egeli bir kadını canlandırıyor orada "Rabbim" değilde "ıRabbim" diyor mesela.

Nero
23-08-2017, 15:31
Oha!, ingilizce oops!, bir başka türkçe ifadesi çüş!...

İngilizce etimoloji sitesi oopsun "doğal ünlem" diye açıklamasını vermiş. Ama bizim türkçe sitelerde ohanın açıklaması yok. Muhtemel ki doğal ünlemdir o da. Çüş ise eşekleri durdurmak için ünlem imiş. Kamus-ı Türki'de varmış açıklaması.

Benim eğlenceli bulduğum husus, günümüzde özellikle gençler arasında bu ohanın doğal ve sıradan bir ifade gibi yaygınlaşması. Kibar hanımlar, beyler bile, dile özen göstermiyorlarsa bu ohayı "ooha!" dedirtecek kadar sık kullanıyorlar.

Eskiden "vayy!" denirdi de ingilizce dizi filmlerin etkisiyle bu "waawww"a dönüştü ya, bu oha da onun gibi bir yaygınlaşma eğilimi gösteriyor. Tabii bu kötü bir şey.

İyi olanı ise bu eğilimin muhtemelen geçici olması.

Nero
23-08-2017, 15:33
Hazır ustalar da buradayken merak ettiğim bir şeyi sorayım, bu bazı yerlerde R harfi başta söylenmiyor, bunu detayı veya kökeni nasıldır, rica etsem söyleyebilir misiniz? Ben sadece eskiden böyle bir kuralmış diye biliyorum o kadar.

Ben babama mesela Ruh, Rüya gibi kelimeleri asla söyletemiyorum, resmen dili dönmüyor ve uRuh, üRya diyor.
Zaten başta R li hiç bir şeyi söyleyemiyor, iRecep, öRüzgar.

Özay Gönlüm bir eserinde, Egeli bir kadını canlandırıyor orada "Rabbim" değilde "ıRabbim" diyor mesela.

Türkçede bu harf kelime başında söylenemezdi. Şimdi söyleyebiliyoruz ama eskiden Türkçe konuşmada bu harfi başına sesli harf alarak söylemek zorunda kalırlardı.

R ile başlayan Türkçe bir kelime yoktu.

Felâsife
23-08-2017, 15:43
Oha!, ingilizce oops!, bir başka türkçe ifadesi çüş!...
Güzelmiş. :D


Tabii bu kötü bir şey.

İyi olanı ise bu eğilimin muhtemelen geçici olması.

Tabi bu konularda yetkin değilim ama bence olması gerekende sanki böyle olması gerektiğidir, neticede dil de yaşayan, canlı bir şey gibi duruyor. İnsanla birlikte o da gelişiyor. Gelişen bir şeyinde aynı kalması çok mümkün olmasa gerektir.

R ile başlayan Türkçe bir kelime yoktu.
Bu da bir gelişim/değişim sonucu demek ki ama eskilerin söyleyememeleri de ilginç tabi. Çokta kolay değil değişimler, anlaşılan o.

Teşekkür ederim.

Nero
23-08-2017, 15:54
Tabi bu konularda yetkin değilim ama bence olması gerekende sanki böyle olması gerektiğidir, neticede dil de yaşayan, canlı bir şey gibi duruyor. İnsanla birlikte o da gelişiyor. Gelişen bir şeyinde aynı kalması çok mümkün olmasa gerektir.


Dil değişim içindedir sürekli olarak tabii ki. Ama değişimin yönü, çizgisi önemli. Bence doğal olarak gelişim içinde kalması önemli. Ama tamamen gelişigüzel bir değişim de her zaman iyi olur mu, bilemiyorum. Belki ben de pek çok dilsever gibi biraz tutucu davranıyorumdur.

Oha çok kaba kalıyor. Ama bunu günlük dilde sıkça ve kolayca kullananlar bunun farkında değil. Dolayısıyla zamanla belki de bu kabalık kalkacak ve normal bir söz gibi algılanacak. Gidinin deyyus anlamından çıkıp, sevimli, haşarı şey anlamına bürünmesi gibi.

Neyse ki asıl önemli olan yazılı dildir. Kalıcı olan ve asıl değeri koruyan odur. Şükür ki şimdilik oha yazılı dile bu şekilde geçmedi. :)


Bu da bir gelişim/değişim sonucu demek ki ama eskilerin söyleyememeleri de ilginç tabi. Çokta kolay değil değişimler, anlaşılan o..

Eskiden söyleyemezdik ama artık söyleyebiliyoruz. Gırtlak yapımız, seslerle ilişkimiz ve diller arası alışverişimiz bizi daha kolay telaffuz eder hâle getiriyor.

Nero
24-08-2017, 15:18
-sel, -sal eki...

Bu ekin kaynağı belirsiz. Türkçede işlerliği olan bir ek değil. Türkçe böyle bir ek olup olmadığı da kesin değil. Örnek olarak gösterilen iki kelime var. Birisi kumsal, öteki de uysal. Bunların ikisinde de -sal eki günümüz Türkçesindeki işleve sahip değil.

Oysa bu eki birilerinin bulup çıkarması sonrasında bu ek giderek yerleşti ve günümüzde gerekmediği durumlarda bile -sallı, -selli konuşulur oldu. Mesela daha dün havasal şartlar diye bir şey duydum. Hava şartları denebilecekken böyle denmiş. Tam bir saçmalık!

İklimsel değişimler yerine iklim değişimleri denebilir ve doğrusu budur. Ruhsal durum yerine ruh durumu denebilir.

Bir de görsel, işitsel, dokunsal şeklinde fiile ekleme adeti çıktı ki tam bir facia!..

Nero
24-08-2017, 15:33
Cins, aslında ırk, tür, soy anlamında bir kelime. Cinsellik, cinsiyet, genos, genetik kelimeleriyle bağlantılı.

Ancak Türkçemizde bir de farklı bir anlamı var. Birisine cins dediğimizde onun biraz tuhaf birisi olduğu, olumsuz anlamda nev-i şahsına münhasır birisi olduğu anlaşılır.

Aynı anlamda çeşit de kullanılır. "Biraz çeşit bu adam" denir mesela. Çeşitle cins arasında çok ufak, ufacık da olsa bir nüans var mı acaba?

Çeşit ise farsça tatmak fiiliyle alakalı imiş. çeşni, çeşnicibaşı da buradan geliyormuş. Türkçede 19. yüzyılda şimdiki anlamına kavuşmuş.

Nero
24-08-2017, 15:44
Biri bir şey uydurur, herkes buna atlar. Türkiye'de bilgi edinmenin temel mekanizması budur. :)

Estağfurullah, "Allah'dan merhamet dilerim" anlamında bir özür dileme deyimi. Mağfiret, bağışlama, esirgeme...

Oysa birileri bunun "aynen öyle" anlamına geldiğini ileri sürdü ve buna bile inananlar oldu. :)

Nero
24-08-2017, 15:50
İngilizce person birey, kişi anlamına geliyor. Bu kelimenin kökeni, Etrüskçe persona: maske'den geliyormuş.

Modern birey, maskeli kişi. Günümüzde de herkesin yüzünü, kişiliğini, ruh hâlini gizleyen, örten bir sahte maske var. Bu bir tesadüf olabilir mi? :)

Nero
24-08-2017, 15:55
İngilizce instruction hem talimat, hem de eğitim, öğretim demek.

Bizde de talim-talimat var.

Kavramların gelişim süreci farklı kültürlerde de olsa dillerde benzer işliyor.

Felâsife
24-08-2017, 15:56
İngilizce person birey, kişi anlamına geliyor. Bu kelimenin kökeni, Etrüskçe persona: maske'den geliyormuş.

Modern birey, maskeli kişi. Günümüzde de herkesin yüzünü, kişiliğini, ruh hâlini gizleyen, örten bir sahte maske var. Bu bir tesadüf olabilir mi? :)

Nereden nereye :)

Nero
24-08-2017, 16:01
Nereden nereye :)

Nere: ne+re. -rA yön ve yer bildiren ek.

bura, nere, ora, şura, ücra, üzere...

ücra, uç+ra ile oluşmuş.

world
24-08-2017, 16:02
Heykel Aramice'de tapınak demek.

Nero
24-08-2017, 16:07
Heykel Aramice'de tapınak demek.

Evet, tapınak, anıt, abide... Ondan da öncesi Akadca ekallu (saray), onun da öncesi Sümerce e-gal (büyük ev) imiş.

Nero
24-08-2017, 16:29
Kahin, gâipten haber veren anlamına olduğu kadar, rahip, tapınak görevlisi anlamına da sahipmiş. İbranice kohen de buradan. Kainat da bununla ilişkili. Kwn kökü durmak, var olmak, ayağa kalkmak vb demekmiş.

world
24-08-2017, 16:45
Resul ne demek?

Nero
24-08-2017, 16:51
Resul ne demek?

"Saldı, gönderdi" anlamındaki risala/rasaladan geldiği iddiası var ve resul haberci, elçi demek.

risale, mürsel ve irsaliye de bu kökten geliyor.

Nero
24-08-2017, 17:00
"Saldı, gönderdi" anlamındaki risala/rasaladan geldiği iddiası var ve resul haberci, elçi demek.

risale, mürsel ve irsaliye de bu kökten geliyor.

Bu kapsamda peygamber de haberci, elçi demek. Türkçede bir de yalvaç var. Yalvarmak fiiliyle ilgisi olabilir.

İngilizce peygamber demek olan prophet ise ilk önce kahin anlamında imiş.

Nero
24-08-2017, 17:10
Bu kapsamda peygamber de haberci, elçi demek. Türkçede bir de yalvaç var. Yalvarmak fiiliyle ilgisi olabilir.

İngilizce peygamber demek olan prophet ise ilk önce kahin anlamında imiş.

İncil de iyi haberci demek. Eu:iyi, angelos: haberci.

Bu angelos sonra melek olarak da bilinen isim. İlk başta aggaru biçiminde ve ulak, kurye gibi bir kişiymiş.

Kutsal metinlerdeki haber, beklenen müjdeli ilâhî haber olarak anlaşılıyor. Haberci de bunu bildiren kişi oluyor.

Eskiden daha geniş bir anlamı varmış ve bu nedenle çok sayıda görevli kişi elçi, peygamber vb olarak adlandırılıyormuş. Sonra daralma olmuş kelimenin anlamında sanırım.

İmparator kelimesinde olduğu gibi. Ama sürecin sebebi elbette farklıdır.

world
24-08-2017, 17:30
"Saldı, gönderdi" anlamındaki risala/rasaladan geldiği iddiası var ve resul haberci, elçi demek.

risale, mürsel ve irsaliye de bu kökten geliyor.

Risale yazılan kitapçık demek o da mı ordan geliyor?

Nero
24-08-2017, 22:13
Risale yazılan kitapçık demek o da mı ordan geliyor?

Öyleymiş. Zaten rsl kökü net.

Yıldıztozu
24-08-2017, 23:29
Adam kelimesinin kökenini araştırıyordum. İnsan, insanoğlu, Adem gibi kelimelerin yerine kullanılıyormuş sanırım.

Mitolojide insanın atası erkek kabul edilmiş. Oysaki ''ilk insan'' figürüne doğurganlığından dolayı kadının konulmasını beklerdim.

Nero
24-08-2017, 23:43
Adam kelimesinin kökenini araştırıyordum. İnsan, insanoğlu, Adem gibi kelimelerin yerine kullanılıyormuş sanırım.

Mitolojide insanın atası erkek kabul edilmiş. Oysaki ''ilk insan'' figürüne doğurganlığından dolayı kadının konulmasını beklerdim.

Adam ve adem aynı zamanda yokluk ve toprak kelimeleriyle irtibatlandırılıyor.

Havva ise hayat ile irtibatlı.

world
24-08-2017, 23:56
Adam ve adem aynı zamanda yokluk ve toprak kelimeleriyle irtibatlandırılıyor.

Havva ise hayat ile irtibatlı.

Risale'yi tam oturtamadım resulle aynı kökten ama bağlantılı değil anlamları , biri kitapçık diğeri elçi demek. Bağlantı nedir?

Nero
25-08-2017, 09:21
Risale'yi tam oturtamadım resulle aynı kökten ama bağlantılı değil anlamları , biri kitapçık diğeri elçi demek. Bağlantı nedir?

Bağlantı şurada: Resul, risale ve irsaliyedeki rsl kökü göndermek anlamına geliyor.

Risale gönderi, mesaj gibi bir anlama geliyor aslında. Kitapçık anlamı sonradan ekleniyor.

İrsaliye ise bize özgüymüş. Biz o kökten türetmişiz. Gönderilenler listesi anlamında...

Nero
25-08-2017, 09:44
Bağlantı şurada: Resul, risale ve irsaliyedeki rsl kökü göndermek anlamına geliyor.

Risale gönderi, mesaj gibi bir anlama geliyor aslında. Kitapçık anlamı sonradan ekleniyor.

İrsaliye ise bize özgüymüş. Biz o kökten türetmişiz. Gönderilenler listesi anlamında...

Yani iki kelime arasında etimolojik ilişki olması demek öncelikle köken birliğinin var olması demek. Günümüzde taşıdığı anlamlarının yakın olması gerekmez. İşte Kozmos ve kozmetik ilişkisi:

Kozmos ve kozmetik, aynı kökten geliyor. Süsleme ile ilgili. Kozmos, tanrının gökyüzünü yıldızlarla süslemesi. Kozmetik ise kapitalizmin kadınları süslemesi. :)

Nero
25-08-2017, 11:39
Kök olarak aynı yerden çıkıp sonradan bambaşka anlamlara sahip olmaya ilginç bir örnek daha:

Lağım ve lahana da kökdeşmiş. :)

Toprağı sürmek, kazmak anlamına gelen laxaino fiilinden türemiş. Lağım aslen kazı, hendek, tünel gibi bir anlama sahipmiş. Bu kelimeden gelen laxanon "her türlü sebze" anlamına bürünmüş. Oradan da bizde lahana adlı bitkinin adı olarak dar bir anlama sahip olmuş.

Lağım ne kadar kötü imaja sahip bir kelime. Kokusu tahammül edilmez. Oysa lahana ne kadar faydalı ve lezzetli bir bitki ve yemek çeşidi.

Nero
25-08-2017, 13:23
Çay dünyanın tüm dillerine bu ismin değişik versiyonları olarak geçmiş. Örnek olarak ingilizcede tea. Daha başka cha, tcha, chia, cia versiyonları varmış.

Çünki çay Çin'in Mandarin bölgesinden dünyaya yayılıyor. İsmi o nedenle hep aynı. Sadece değişik telaffuz farklılıkları var.

Çaydanlık aslında hatalı bir söyleyiş ama galat-ı meşhur olmuş. Çaydanlıkdaki dan da lıkla aynı anlama geliyor. Yani çaydanlık derken çaylıklık demiş oluyoruz. :)

Mesela "hanedanlık" diyemeyiz. Böyle dersek hata olur. Hanedan zaten "hanlık" demek. Bir lık eki daha eklemek yanlış.

"Hanedanlık" diyemeyiz ama "çaydanlık" diyebiliriz. Çünki o artık bir galat-ı meşhur. :)

world
25-08-2017, 13:33
Çay dünyanın tüm dillerine bu ismin değişik versiyonları olarak geçmiş. Örnek olarak ingilizcede tea. Daha başka cha, tcha, chia, cia versiyonları varmış.

Çünki çay Çin'in Mandarin bölgesinden dünyaya yayılıyor. İsmi o nedenle hep aynı. Sadece değişik telaffuz farklılıkları var.

Çaydanlık aslında hatalı bir söyleyiş ama galat-ı meşhur olmuş. Çaydanlıkdaki dan da lıkla aynı anlama geliyor. Yani çaydanlık derken çaylıklık demiş oluyoruz. :)

Mesela "hanedanlık" diyemeyiz. Böyle dersek hata olur. Hanedan zaten "hanlık" demek. Bir lık eki daha eklemek yanlış.

"Hanedanlık" diyemeyiz ama "çaydanlık" diyebiliriz. Çünki o artık bir galat-ı meşhur. :)

Abi bana Cia demeyin cia diyince aklıma Doğu Perinçek'in CIA'yi yazıldığı gibi okuması geliyor :)

Nero
25-08-2017, 13:38
Abi bana Cia demeyin cia diyince Doğu Perinçek'in CIA'yi yazıldığı gibi okuması geliyor :)

:)

Adam millîcilik adına öyle yapıyor. Ama Türkçede olmayan harfleri ne yapacağını düşünmüyor tabii. Mesela x, q, w... bunları mecburen İngilizcedeki gibi söyleyecek.

İşte millîcilik, ulusalcılık böyle düşüncesizce bir şey.

Yıllar yılı dilimize yerleşmiş yabancı soylu kelimeleri türkçe değil diye atıp, yerlerine türetme kelimeler bulmaya ve kullanmaya kalktılar. Geriye ne anlama geldiği anlaşılamayan veya öngörülenden farklı anlamlara bürünen tuhaf sesli uyduruk kelimelerle dolu bir dil bıraktılar.

world
25-08-2017, 13:42
:)

Adam millîcilik adına öyle yapıyor. Ama Türkçede olmayan harfleri ne yapacağını düşünmüyor tabii. Mesela x, q, w... bunları mecburen İngilizcedeki gibi söyleyecek.

İşte millîcilik, ulusalcılık böyle düşüncesizce bir şey.

Yıllar yılı dilimize yerleşmiş yabancı soylu kelimeleri türkçe değil diye atıp, yerlerine türetme kelimeler bulmaya ve kullanmaya kalktılar. Geriye ne anlama geldiği anlaşılamayan veya öngörülenden farklı anlamlara bürünen tuhaf sesli uyduruk kelimelerle dolu bir dil bıraktılar.

Tayyipçi olana kadar Perinçek'e sempatim yüksekti. Tayyipçi gibi görününce soğudum . Ergenekon savunmasına hayrandım. Şu an hakkında ne düşüneceğimi bilmiyorum arada dinlerim Nuh'un Gemisi programı güzel oluyor Türk Tarihi falan onu izlerim.

Nero
25-08-2017, 15:43
Yakup ve akabinde kökteş. Akb (topuk, iz) kökünden geliyor. Hz Yakub ikiz kardeşinin ardından, onun topuğunu tutarak doğmuş. O nedenle ona Yakub / Jakob demişler.

Bunu yazmışım. Ceketin de Jack isminden geldiğini yazacaktım ama yazmamışım.

Ama şimdi şu yazıyı okuyunca bu iki bilgi arasında da bir bağlantı olduğunu gördüm:



Ceket

Arapçası Yakub, Tevrat'ta ise Yacqôb, İshak'ın oğlu, İbranice עקב kökünden "ardından gelen, sonraki" manasında. İkiz kardeşinden az sonra doğduğu için bu adı almış. Arapça tacqîb, mütecâqib, câqibet ve akabinde'den bildiğimiz caqb (iz, topuk) ile akraba bir sözcük. Takip = izlemek. Akıbet = izleyen şey, art.

Latinceye Iacobus olarak uyarlamışlar. Fransızcada sesliden önce gelen /y/ sesi jandarmanın /j/sine dönüştüğü için, ve ayrıca vurgusuz hece düştüğü için, Jacques (/jak/) halini almış. İngilizcesi, Fransızcadan uyarlama Jack (/cäk/). Yorkshire (Kuzey İngiltere) diyalektinde Jock olur.

Ortaçağın sonlarına doğru Batı Avrupa'da jacque/ jack/ jock en yaygın köylü erkek adı. Dolayısıyla hem Fransızcada hem İngilizcede "köylü, kıro, andavallı" anlamını yapıştırıvermişler. Bizdeki Memiş yahut İbiş gibi bir şey, ama tam değil, çünkü bayağı aşağılayıcı bir tınısı var. Fransızca 14. yüzyılda jacquerie = köylü isyanı, jaquette = köylü mintanı. İngilizce jack 16. yüzyılda "çiftlik hayvanlarının erkeği", 17. yüzyılda "herif, uşak, seyis, gemide tayfa". Jockey esasen "herifçik" demek, ama sanırım özellikle Kuzeyden gelen ağır taşralı bir tip kastedilmiş. Atlara bakan uşağa bu ad verilmiş.

Türkçede jaket adı verilen gâvur giysisinin adını en erken Ahmet Mithat'ın 1877 tarihli bir romanında buldum. /j/ sesi Türkçede zor olduğundan kısa sürede ceket'e dönüşmüş. Genel kuraldır, yaygın dolaşıma giren kelimeler yerel dilin ses alışkanlıklarına uyar, buna karşılık jaketatay (jaquette à taille) gibi elit dilinde kalanlar orijinal seslerini daha çok korurlar. Jokey de "at yarışlarında binici" anlamında 1900'lerde geçiyor. Osmanlı Jokey Kulübü 1906'da mı ne kurulmuş.

Üff, daha jakoben'i anlatacaktım çok uzadı.

Kelimebaz- Sevan Nişanyan - 14.02.2009

Nero
25-08-2017, 16:09
Eldiven-destiven konusunu yazmıştım ve sevgili Ang itiraz etmişti. Bu iddianın kaynağı Nişanyan. O da şöyle yazmış:


Eldiven

Falsche Trennung (false division) her dilde rastlanan bir dil fenomeni. Çoğu zaman eğlenceli sonuçları var. Mesela Eski İngilizcede ikename “ikinci isim, lakap, unvan” demek. (Baştaki ike Almanca auch karşılığı, ilave demek). “Bir lakap” anlamında an ikename deyimi 16. yüzyıl civarında yanlış bölünüp a nikename (nickname) biçimini almış. Şimdi internetçi dilinde bunun kısaltması olan nick kullanılıyor.

Arapçası narenc olan meyveyi Ortaçağda Fransızcaya, oradan İngilizceye narange veya norange diye almışlar. “Bir portakal” anlamında un norange deyimi sonradan yanlış bölünüp un orange olmuş.

Türkçede aklıma gelen tek örnek eldiven. Farsça eldiven anlamına gelen destüvan, Osmanlı Türkçesinde sık sık kullanılmış. Yapısı dest (yani el) + van (koruyan). Bu kelime 18. yüzyıl civarında yanlış yerden kesilip, başına Türkçe el eklenmiş. Yoksa diven diye bir şey yok.

Kelimebaz - Sevan Nişanyan - 24.11.2008

Nero
26-08-2017, 14:35
Batı dillerindeki god:tanrı kelimesi ile ilah kelimesi ortak kökten geliyor olabilir mi diye baktım. Onu bulamadım ama başka bir ortaklık buldum. God ile hüda... :)

etymonlinedictionary.com sitesinde god maddesinde sankskritce huta "çağırdı" arasında bir ilişki kurulmuş sanırım.

ang
27-08-2017, 22:39
Katkıların için teşekkürler Ang. İşlerine de zaman ayır ve hallet tabii ki ama foruma ve özellikle bu konulara daha sık girmeni dilerim.

Seninle daha önce başka forumlarda da bu konularda tartıştık gibi bir tahminim var. Maalesef bu konularla ilgilenen ve bilgili olan kimse az. Sen de onlardan birisin.

"Yanlış bilgileri düzeltmek" deyince önce korktum ama sonra rahatladım; çünki yanlış bilgi pek göremedim. Zaten sen de yazdığın maddelerin bir kısmında ek katkı sunmuşsun.

Sağolun. Öyle bir işe girdim ki günde 12 saat çalışıyorum, yol falan derken daha da uzuyor, bir de üstüne üstlük iki haftada bir tatil var :) bu hengâmede fırsat ve güç buldukça girmeye çalışacağım foruma.

Şimdi aklıma geldi; "dişini tırnağına takmak" nereden geliyor acaba? Bunu çok merak ediyorum yıllardır.

O deyimin nereden geldiğini ben de bilmiyorum açıkçası :)

Hazır ustalar da buradayken merak ettiğim bir şeyi sorayım, bu bazı yerlerde R harfi başta söylenmiyor, bunu detayı veya kökeni nasıldır, rica etsem söyleyebilir misiniz? Ben sadece eskiden böyle bir kuralmış diye biliyorum o kadar.

Ben babama mesela Ruh, Rüya gibi kelimeleri asla söyletemiyorum, resmen dili dönmüyor ve uRuh, üRya diyor.
Zaten başta R li hiç bir şeyi söyleyemiyor, iRecep, öRüzgar.

Özay Gönlüm bir eserinde, Egeli bir kadını canlandırıyor orada "Rabbim" değilde "ıRabbim" diyor mesela.

İç Anadolulu ya da Egeli iseniz normal bir durum :) eski Türkçede "r" harfi yalnızca sözcük içinde bulunur, sözcük başında bulunmazdı, bu nedenle "r" ile başlayan ve doğal olarak yabancı kökenli olan sözleri özellikle yörükler başına sesli harf koyarak seslendirirler, Iramazan, İrecep gibi. Mesela eski bir İranî dil olan Soğdcada rôç "gün" demek, Farsça eşdeğeri rôz, Kürtçe eşdeğeri roj. Bizimkiler atayurttayken (Hazar'ın doğu kıyıları) Soğdlardan bu sözü almışlar, "bir gün boyu tutulan şey 2. günlük şey" anlamında, oroç demişler, zamanla oruç olmuş, hâlâ da kullanıyoruz, oysa İranlılar Rôza derler, "günlük 2. günlük tutulan şey" anlamında, diğer Türkî dillere daha geç dönemlerde Farsçadan alındığı için onlar oroza derler mesela "oruç"a, yine başına sesli harf koymuşlar.

-sel, -sal eki...

Bu ekin kaynağı belirsiz. Türkçede işlerliği olan bir ek değil. Türkçe böyle bir ek olup olmadığı da kesin değil. Örnek olarak gösterilen iki kelime var. Birisi kumsal, öteki de uysal. Bunların ikisinde de -sal eki günümüz Türkçesindeki işleve sahip değil.

Oysa bu eki birilerinin bulup çıkarması sonrasında bu ek giderek yerleşti ve günümüzde gerekmediği durumlarda bile -sallı, -selli konuşulur oldu. Mesela daha dün havasal şartlar diye bir şey duydum. Hava şartları denebilecekken böyle denmiş. Tam bir saçmalık!

İklimsel değişimler yerine iklim değişimleri denebilir ve doğrusu budur. Ruhsal durum yerine ruh durumu denebilir.

Bir de görsel, işitsel, dokunsal şeklinde fiile ekleme adeti çıktı ki tam bir facia!..

Doğrudur, Türkçede -sel/-sal diye bir ek yok. Kumsal ile uysal'daki ekler -sel/-sal değil. Kumsal sözcüğündeki sal "düzlük, platform 2. suda giden platform" anlamındaki sözcük, yani kum-sal "kum düzlüğü, kum salı, kumluk düzlem" demek, bileşik sözcük. Mesela halk dilinde dağsal "dağların tepelerindeki düzlük alan" anlamında bir söz vardır, o da dağ-sal bileşimi.

Uysal sözcüğünün de eski biçimi usal diye geçiyor kaynaklarda. Kökü usa- "bıkmak, yılmak 2. bezmek", bu kökün dönüşlü biçimi usan-, tanıdık. Usa- ana kökünden, fiillerden edilgen ad/sıfat yapan -l eki ile türemiş > usal "bezgin, yılgın 2. takatsiz 3. üşengeç". Zaman içinde anlamı değişerek ve uy- fiilinden geldiği düşünülerek "uyumlu" anlamına bürünmüş. Eski Türkçede bu ekle türemiş çok söz var: kısıl "vâdi 2. dar geçit", tükel "tam, bütün 2. mükemmel, eksiksiz" vb.

Gelelim -sal/-sel'e. Türkçede böyle bir ek yok evet, ancak -sıl/-sil eki var. Mesela otsul gibi. Tabii Türkçede bir de sesli genişlemesi olayı var, meselâ aslı kılcıl olan sözcük bugün kılcal biçiminde kullanılıyor, aslı güncül olan söz, bugün güncel olarak kullanılıyor. Bu örnekler tıpkı eski Türkçede boguz olan sözün bugün > boğaz, eski Türkçede ortu olan sözün bugün > orta olması gibi.

Yani özetle, Türkçede bilimsil gibi bir söz olur, sıkıntı yok, ancak sesli genişlemesi olur ve bilimsel'e dönebilir, burada da sıkıntı yok aslında. Türkçedeki ilişkinlik eki yerine göre -cıl/-cil, yerine göre -sıl/-sil'dir, aslında aynı ek, yani bilimsil olabileceği gibi bilimcil de olur ki bence bilimcil daha doğru çünkü "n", "m", "l" gibi yumuşak seslerden sonra genelde -cıl/-cil gelir, tıpkı kılsıl değil kılcıl (kılcal) örneğindeki gibi, yani bilimsel çok yanlış olmasa da bilimcil dense sıfır hatalı bir kullanım olur.

Bir de evet, Nero'nun da söz ettiği gibi bu ek (-cıl, -cil, -sıl, -sil > -sal/-sel) adlara gelir, eylemlere gelmez. İşitsel, görsel olmaz, olsa olsa önce bir ad türetmek, söz gelimi işitim, görüm gibi, ardından bu eki getirmek gerekir > işitimsel/işitimcil, görümsel/görümcül gibi.

World'den

Risale'yi tam oturtamadım resulle aynı kökten ama bağlantılı değil anlamları , biri kitapçık diğeri elçi demek. Bağlantı nedir?

Risale Arapçada "mektup" demektir, "gönderilen şey, gönderi" demek. Mektup'u bizim Osmanlılar türetmişler, Arapçada yoktur. Arapça rsl kökü "salmak 2. yollamak 3. göndermek" demek, Resul "gönderilen 2. elçi", risale "gönderi, mektup". Türkçede de "haber salmak" denir, eski Anadolu Türkçesinde de salık "haber" demekti.

Kök olarak aynı yerden çıkıp sonradan bambaşka anlamlara sahip olmaya ilginç bir örnek daha:

Lağım ve lahana da kökdeşmiş.

Toprağı sürmek, kazmak anlamına gelen laxaino fiilinden türemiş. Lağım aslen kazı, hendek, tünel gibi bir anlama sahipmiş. Bu kelimeden gelen laxanon "her türlü sebze" anlamına bürünmüş. Oradan da bizde lahana adlı bitkinin adı olarak dar bir anlama sahip olmuş.

Lağım ne kadar kötü imaja sahip bir kelime. Kokusu tahammül edilmez. Oysa lahana ne kadar faydalı ve lezzetli bir bitki ve yemek çeşidi.

Yunancada laxaino (lakhaino) "kazmak" demek evet, buradan > laxaimo "kazılmış 2. çukur, lağım", laxanon "kazılan", tabi burada daha çok kazıldıktan sonra "ekilen" anlamı üzerinden "bitki" anlamı var, bizdeki lahana da oradan geliyor evet. Halk dilinde lahana'ya Farsça kökenli kelem ve Türkçe kökenli dürme, ya da yöreye göre dürülgen de derler.

Çay dünyanın tüm dillerine bu ismin değişik versiyonları olarak geçmiş. Örnek olarak ingilizcede tea. Daha başka cha, tcha, chia, cia versiyonları varmış.

Çünki çay Çin'in Mandarin bölgesinden dünyaya yayılıyor. İsmi o nedenle hep aynı. Sadece değişik telaffuz farklılıkları var.

Asya dillerine kuzey Çin dili Mandarince ça'dan geçtiği için Türkçe, Rusça, Moğolca, Farsça hepsinde çay olmuş (Japoncada da oça), Güney dili Yue'de ise aynı bitkiye te deniyor, ilk olarak Portekizliler bu dilden almışlar, diğer batı dillerine de Portekizce üzerinden alındığı için tee, tea gibi Yue kökenli türevler oluşmuş.

Türkçede aklıma gelen tek örnek eldiven. Farsça eldiven anlamına gelen destüvan, Osmanlı Türkçesinde sık sık kullanılmış. Yapısı dest (yani el) + van (koruyan). Bu kelime 18. yüzyıl civarında yanlış yerden kesilip, başına Türkçe el eklenmiş. Yoksa diven diye bir şey yok.

Kelimebaz - Sevan Nişanyan - 24.11.2008

Farsça, gerek eski gerekse de yeni sözlüklerde destuvan diye bir söze denk gelinmiyor. Farsçada eldiven anlamına gelen sözcük destkeş "elçeken" دستکش (ele-çekilen anlamında). Şuradaki sözlüğe glove yazıp aratabilirsiniz => http://www.farsidic.com/en/Lang/EnFa

Farsçada böyle bir sözcük olsa bile destbân ya da destvân olurdu, bağçebân/bağçevân "bahçe koruyan,
bahçe gözeten, bahçe kollayan" gibi, şubân/şuvân"koyun koruyan, gözeten, kollayan", Türkçeleşmişiyle çoban" gibi. Ayrıca bu -bân/-vân eki, ilgili işle iştigâl eden kişi adları türetir, rôznâmevân "gazeteci" gibi, bağçevân, şuvân tümü "kişi"dir. Destvân olsa bile kişi değil nesne adı olduğu için Farsça mantığına aykırı bir söz olur.

Belki Osmanlıların uydurduğu, binlerce kuraldışı sözden biridir? Dest u vân "el ve koruyan" gibi? Osmanlıdır ne yapsa yeridir :)

Bu arada eltügen, eski Türkçe biçimiyledir, günümüz Türkçesinde eldüğen olur, çünkü düğme, düğün, düğüm örneklerinde gördüğümüz gibi eski Türkçe tüg- "kenetlemek" günümüzde düğ- olmuş. Eldüğen sözü de baştaki "e" sesinden dolayı incelmeye uğrar ve > eldiğen olur, o aşamadan sonra ğ > v dönüşümü de kolaylaşır ve > eldiven olması kaçınılmaz olur. Ayrıca söyleniş kolaylığı açısından da eldiğen yerine eldiven demek daha kolaydır, tıpkı eski Türkçe kagun'a bugün kağun değil kavun, yaygan'a yayğan değil yayvan dememiz gibi.

Felâsife
27-08-2017, 23:11
Teşekkür ederim @ang güzel bilgiler için. :)

Nero
28-08-2017, 10:44
Teşekkürler Ang. Yeni katkılarını bekliyoruz.

Felâsife
28-08-2017, 23:09
Birde vakit oldukça "yazgı" nın geçmişini istesem. :)

world
29-08-2017, 01:41
Bence anakronizmin Türkçe karşılığı ''tarih sürçmesi'' olmalı sözlüklerde başka başka uzun açıklamalar yapmışlar tarih sürçmesi diyen yok. Bence cuk oturuyor ve çok yakışıyor ben de ya kendim uydurdum bunu ya da bir yerde okudum aklımda kalmış.

Nero
29-08-2017, 15:06
Birde vakit oldukça "yazgı" nın geçmişini istesem. :)

Yazgı yeni türkçe kelimelerden. Yaz ve gı eki ile oluşturulmuş, türkçe kurallarına uygun bir kelime.

Geçmişi pek yok yani. Yakın zaman "sözcük"lerinden. :)

Nero
29-08-2017, 15:12
Bence anakronizmin Türkçe karşılığı ''tarih sürçmesi'' olmalı sözlüklerde başka başka uzun açıklamalar yapmışlar tarih sürçmesi diyen yok. Bence cuk oturuyor ve çok yakışıyor ben de ya kendim uydurdum bunu ya da bir yerde okudum aklımda kalmış.

Anakronizme "tarih sürçmesi" pek cuk oturmuyor. Sürçme, kaza sonucu oluşan bir durumu anlatıyor. Anakronizmde ise kaza değil, hata söz konusu. Bazan da kasıt...

Anakronizm, ana eki ve krono kelimesinin birleşiminden oluşuyor. Krono tarih değil, zaman demek.

Ayrıca anakronik ve anakronizm bence yeterli. Ayrıca "türkçe" karşılık aramaya gerek yok. Selfie varken "özçekim" uydurdular da ne oldu? Dilimizi yapay tilciklerle, sözcüklerle bozmaya gerek yok. :)

world
29-08-2017, 15:29
Anakronizme "tarih sürçmesi" pek cuk oturmuyor. Sürçme, kaza sonucu oluşan bir durumu anlatıyor. Anakronizmde ise kaza değil, hata söz konusu. Bazan da kasıt...

Anakronizm, ana eki ve krono kelimesinin birleşiminden oluşuyor. Krono tarih değil, zaman demek.

Ayrıca anakronik ve anakronizm bence yeterli. Ayrıca "türkçe" karşılık aramaya gerek yok. Selfie varken "özçekim" uydurdular da ne oldu? Dilimizi yapay tilciklerle, sözcüklerle bozmaya gerek yok. :)

Anakronizm bilmeden yapılan hataları içermiyor mu ayrıca tarih sürçmesi yerine zaman sürçmesi güzel olmaz olayda tarihi bir olayın zamanının bozulması var. Tarih sürçmesi uygun gibi.

Nero
29-08-2017, 15:33
Anakronizm bilmeden yapılan hataları içermiyor mu ayrıca tarih sürçmesi yerine zaman sürçmesi güzel olmaz olayda tarihi bir olayın zamanının bozulması var. Tarih sürçmesi uygun gibi.

Evet, bilmeden yapılan hataları da içerir anakronizm, ama dil sürçmesi bilmemekle ilgisi olan bir şey değil, kazayla ilgili.

Mesela ortaçağı anlatan bir filmde insanlara domates yedirirsek bu anakronizmdir. Ama arka fonda kazara uçak geçiyorsa ve bu filmde görünmüşse bu anakronizm değil, kazadır. :)

Nero
29-08-2017, 17:02
Yazgı yeni türkçe kelimelerden. Yaz ve gı eki ile oluşturulmuş, türkçe kurallarına uygun bir kelime.

Geçmişi pek yok yani. Yakın zaman "sözcük"lerinden. :)

Yazgı ilginç değil ama felek dolu dolu etimolojik bir geçmişe sahip. Akadca palakku kaynağı. Döndürmek anlamı var ve felek çark demek.

Yıldızların çarkı. Yıldızları çevirip çarkın falına bakmak. Feleğin kör mü, şaşı mı olduğunu anlamaya çalışmak... :)

Nero
29-08-2017, 18:02
Kelimelerin görünen anlamı dışında bir de iç anlamı var. Efendi kelimesi eskiden saygın bir anlama sahipken, artık hafif alaycı, küçümseyen bir anlama sahip. Artık daha çok kapıcılar, hizmetliler vb için söyleniyor. Daha "saygın" konumdakiler için "bey" ve "beyefendi" var.

İnsan isimleri için de bu böyle. Eski isimler artık alay konusu olabiliyor. Mesela eski dinî anlama sahip isimler, Kemal Sunal filmlerinin de etkisiyle gırgır konusu oldu. Şaban, Ramazan, vb... hatta bu nedenle dinî bir yazar Kemal Sunal'a kızan bir yazı yazmıştı.

Mesela Zühtü... Bu isim "samanlıkta kaldıramadın samani da zühtü" türküsü ile alay konusu bi isim hâline geldi. Oysa dinî yoğunlukta bir anlamı var sanırım.

Zahid, arapça zhd kökünden geliyor ve bu kök, bıraktı, terketti, kaçındı anlamlarına sahip. Özellikle dünya nimetlerinden kaçınmayı anlatıyor. Zühtü de bunun isim hâli oluyor sanırım.

Dil böyle... kollektif bir olgu ve kimsenin suçu yok. Ortak algıya, ortak belleğe ve toplumsal uzlaşıya dayanıyor.

Felâsife
29-08-2017, 18:54
Yazgı yeni türkçe kelimelerden. Yaz ve gı eki ile oluşturulmuş, türkçe kurallarına uygun bir kelime.

Geçmişi pek yok yani. Yakın zaman "sözcük"lerinden. :)

Bu kelimenin geçmişi olmalı sanki, neden dersen yazgı dediğimiz şey yani kader olayı Şamanlığın en temellerinden ve bunun yazgı deyince bildiğimiz harf ile yazı anlamı var sanki. Yazılı şey gibi.

Ama kader meselesi yazı/harf vb.lerinin olmadığı bir zamana ait bir olay.
Yani yazı olmadan yazgı mı diyorlardı acaba, benim en çok merak ettiğim budur.

Ayrıca kader meselesi, Antik Romadan, Yunandan, Araplara kadar kadim toplumların hepsinde de var (http://docplayer.biz.tr/44740708-Ezeli-yazgi-algisinin-kadim-telakkileri.html) görünüyor. Olmayan toplum belkide çok azdır.

Kelime anlamlarının değişime bir T.İzutsu'nun kefere için bir incelemesi. Zaten Araplarda kelimelerde anlâm devrimi olmuş.
Kefere ( كافر ) aslında birinin yaptığı iyiliğe veya verdiği nimete karşı kadir bilmeyip nankörlük etmek demektir.
Teşekkür anlamındaki şekere ( شكر ) nin tam karşıtıdır. Arap dilinde kefere'nin asıl manası budur. Bu kelimeyi ister müslüman Araplar, ister müslüman olmayan Araplar kullansın, bu nankörlük anlamı değişmez.
Çünkü kelimenin genel manası budur. Kaldı ki tâ İslam öncesi çağlardan günümüze kadar, kelimeden hep bu mana anlaşılmıştır.

Fakat kelime, islâm teolojisi sınırı içinde kalınca çok özel bir anlam kazanır. Arap dili evriminin, Kur'ân ça ğında Tanrısal vahiy tarafından kullanılan bu kelime, İslam öncesi dilden alınarak Allah'a iman merkezi etrafına dizilen çok önemli bir düşünce alanına getirilmiştir. Ve bu kelime ile Allah arasında çok sıkı bir direkt temas kurulmuştur. Bu dar semantik alanda-ki biz buna iman alanı diyebiliriz.
Kabaca inanç (blief), imanın karşılığıdır-artık küfr, basit bir nankörlük hareketi değildir. Evet nankörlüktür ama Allah'a karşı, daha doğrusu Allah' ın yaptığı iyiliğe, O'nun verdi ği nimete karşı nankörlük. Kelimenin Kur'ân'da uğradığı ilginç semantik gelişmenin ilk aşaması budur.

Hayatının sonuna doğru (Hz.) Muhammed'e vahyedilen Kur'ân âyetlerinde artık kefere, şekere'nin zıddı değil, inanmak anlamına gelen âmene fi'linin zıddı olmuştur. Ve bunun ismi faili olan kâfir-bu form, gerek kelâmi gerek siyasi bakımdan sonraki İslam düşünce tarihinde önemli rol oynamıştır sadece imansız anlamını ifade etme ğe başlamıştır.
Diğer taraftan şekere kelimesi de iman manasına çok yaklaşmıştır. Allah'a şükretmek anlamında olan şekere, Kur'ân' ın birçok yerinde Allah'a inanma anlamında olan âmene'nin hemen hemen sinonimi olmaktadır.
Fakat bu kelimedeki semantik değişme, keferedeki kadar tam değildir.
Değildir ama yine biz, bir kelimenin, içinde bulundu ğu sistemde komşu kelimelerin etkisiyle nasıl mana değişikliğine uğradığım görüyoruz.

Teşekkür anlamındaki bir kelime, şayet özel semantik alana konulmasa, hiçbir zaman inanma anlam ına gelmez. Bu özel alana konulunca bütün çevre, kelimenin o yöne yönelmesine yardım etmiştir. "Esas mana" ve "Izafi mana" diye yaptığımız ayırım çerçevesi içinde durumu şöyle açıklıyabiliriz: Şekere'de, kelimenin Kur'ândaki esas manası etrafında izafi bir mana gelişti ve bu mana, kelimeyi bazı zamanlar âmene'nin eş manalısı yaptı. Nankörlük anlamındaki kefere'de ise kelime o derece kuvvetli bir etki altında kaldı ki sonunda temel manasını kaybedip yeni bir kelime oldu, inanmama manasını aldı.
Kuranda Allah İnsan T.İzutsu

Nero
30-08-2017, 13:20
Bu kelimenin geçmişi olmalı sanki, neden dersen yazgı dediğimiz şey yani kader olayı Şamanlığın en temellerinden ve bunun yazgı deyince bildiğimiz harf ile yazı anlamı var sanki. Yazılı şey gibi.

Ama kader meselesi yazı/harf vb.lerinin olmadığı bir zamana ait bir olay.
Yani yazı olmadan yazgı mı diyorlardı acaba, benim en çok merak ettiğim budur.

Ayrıca kader meselesi, Antik Romadan, Yunandan, Araplara kadar kadim toplumların hepsinde de var (http://docplayer.biz.tr/44740708-Ezeli-yazgi-algisinin-kadim-telakkileri.html) görünüyor. Olmayan toplum belkide çok azdır.

Kelime anlamlarının değişime bir T.İzutsu'nun kefere için bir incelemesi. Zaten Araplarda kelimelerde anlâm devrimi olmuş.

Evet, katılıyorum. Mesela zulüm ve zâlim de anlam değişimine uğramış. Esas anlamı örten, karartan demek. Gerçeği karartan kişilere deniyormuş ve Kuran'da da o anlamda yer almış.


Yazgı yeni bir kelime ama alın yazısı daha eski olabilir. Ama sonuçta yazının bulunuşundan önce olamayacağı açık. :) aksi halde yazı kavramı eskiden farklı idi demek olurdu.

Yani yazı bulunmadan önce yazgı veya alın yazısı demiyorlardı. Bu olamaz.

Kader ve felek deniyordu ki felek kelimesini bir önceki mesajımda kısaca ele aldım. Çark demek ve yıldızların çarkı anlamında yer almış.

Nero
30-08-2017, 13:41
Ümmî, kelime anlamı olarak ümmete ait, umuma ait gibi bir anlama sahip.

world
30-08-2017, 13:49
Ümmî, kelime anlamı olarak ümmete ait, umuma ait gibi bir anlama sahip.

İyi de bu kelime anlamı değil. Kelimeyi yine aynı kelime türeviyle açıklamışsın. Ümmi ''diğer uluslar, uluslar,halklar'' demek fakat İbrahimi din literatüründe ümmi kelimesi özel olarak ''Yahudi olmayan, avam, bilgisiz halklar için yani İbranice goyim için '' kullanılır. Aramice Peshitta'dan (İncil'den) örnek verelim:

https://scontent-frx5-1.xx.fbcdn.net/v/t1.0-9/20638355_1472557189506029_8193652889143462716_n.jp g?oh=7ac99bde325588e8fcd2e834facc0ec5&oe=5A1EE849



Okuma yazma bilmemekle hiç alakası yok kelimenin.Kendilerine kitap verilmeyen halklar için terim anlamıyla kullanılır tek başına ''ulus, halk'' demek olabilir tabii.

Nero
30-08-2017, 14:07
İyi de bu kelime anlamı değil. Kelimeyi yine aynı kelime türeviyle açıklamışsın. Ümmi ''diğer uluslar, uluslar,halklar'' demek fakat İbrahimi din literatüründe ümmi kelimesi özel olarak ''Yahudi olmayan, avam, bilgisiz halklar için yani İbranice goyim için '' kullanılır. Aramice Peshitta'dan (İncil'den) örnek verelim...

Okuma yazma bilmemekle hiç alakası yok kelimenin.Kendilerine kitap verilmeyen halklar için terim anlamıyla kullanılır tek başına ''ulus, halk'' demek olabilir tabii.

Evet, ulus ve halk değil de, kavim, aşiret gibi bir anlama sahip olan ümmetle alakalı.

Okuma yazma bilmemekle ilgisi yok, doğru.

world
30-08-2017, 14:44
Evet, ulus ve halk değil de, kavim, aşiret gibi bir anlama sahip olan ümmetle alakalı.

Okuma yazma bilmemekle ilgisi yok, doğru.

Muhammed'in okuma yazma bilmemekten ziyade (yaşadığını düşünürsek) Tevrat'ı bilmediği kitap verilmeyen halklardan olduğu ortaya çıkıyor. Tüccar olan biri (hikayeye göre) mutlaka okuma yazma biliyor olmalı en azından öğrenmiş olmalı.

Nero
30-08-2017, 14:49
Muhammed'in okuma yazma bilmemekten ziyade (yaşadığını düşünürsek) Tevrat'ı bilmediği kitap verilmeyen halklardan olduğu ortaya çıkıyor. Tüccar olan biri (hikayeye göre) mutlaka okuma yazma biliyor olmalı en azından öğrenmiş olmalı.

Evet, bu yorum da yapılıyor ve haklılık payı var.

Muhammede "ıkra" dendiğinde onun "ben okuma bikmem" dediği rivayeti doğru olmayabilir. Ikra zaten "oku" anlamı dışında "seslen" anlamına da sahipmiş.

world
30-08-2017, 14:52
Evet, bu yorum da yapılıyor ve haklılık payı var.

Muhammede "ıkra" dendiğinde onun "ben okuma bikmem" dediği rivayeti doğru olmayabilir. Ikra zaten "oku" anlamı dışında "seslen" anlamına da sahipmiş.


İslam literatüründeki rivayetler o kadar çeşitli ve farklı varyantları var ki bence en iyisi etimolojiden , diğer dnilerin kelimelere verdiği anlamlardan gitmek. Çünkü onlar İslam'ın doğuşu zamanında zaten literatürünü oluşturdular, İslam da bu literatüre başvurmak zorundaydı kendini yetkin göstermek için, o yüzden onların verdiği anlamları vermiştir (en azından ilk dönemlerinde)

Nero
30-08-2017, 15:03
İslam literatüründeki rivayetler o kadar çeşitli ve farklı varyantları var ki bence en iyisi etimolojiden , diğer dnilerin kelimelere verdiği anlamlardan gitmek. Çünkü onlar İslam'ın doğuşu zamanında zaten literatürünü oluşturdular, İslam da bu literatüre başvurmak zorundaydı kendini yetkin göstermek için, o yüzden onların verdiği anlamları vermiştir (en azından ilk dönemlerinde)

Kuran tabii ki kelimelere, kavramlara o donemde taşıdığı anlamı veriyordu. Aksi düşünülemez. O nedenle Kuran o dönem insanlarına anlaşılmaz gelmiyordu.

Zalim ve kafir, karartan demekti, yani gerçeklerin üzerini örten. Zulüm, akadca şalamu kelimesinden geliyor, siyah demek.

Kâfir, nimete nankörlük eden demekti.

Esas anlamlar bunlar. Ama şimdi taşıdığı anlam çok farklı.

Kuran'da esas anlamda kullanılıyordu. Bu acıdan bakıldığında dinsizlik, ateistlik vb kuran'da mesele edilmiyordu. O dönem de ateistlik vardı, buna o dönemde dehriyye deniliyordu.

Bilgi için: kuranadresim.blogspot.com.tr

world
30-08-2017, 15:05
Kuran tabii ki kelimelere, kavramlara o donemde taşıdığı anlamı veriyordu. Aksi düşünülemez. O nedenle Kuran o dönem insanlarına anlaşılmaz gelmiyordu.

Zalim ve kafir, karartan demekti, yani gerçeklerin üzerini örten. Zulüm, akadca şalamu kelimesinden geliyor, siyah demek.

Kâfir, nimete nankörlük eden demekti.

Esas anlamlar bunlar. Ama şimdi taşıdığı anlam çok farklı.

Kuran'da esas anlamda kullanılıyordu. Bu acıdan bakıldığında dinsizlik, ateistlik vb kuran'da mesele edilmiyordu. O dönem de ateistlik vardı, buna o dönemde dehriyye deniliyordu.

Bilgi için: kuranadresim.blogspot.com.tr

Kafir nimete nankörlük eden olabilir ama Kuran'da kimlere kafir denildiğine bakarsak hepsi inanmayanlar inananlara dendiğini hatırlamıyorum.

Felâsife
30-08-2017, 15:07
Yazgı yeni bir kelime ama alın yazısı daha eski olabilir. Ama sonuçta yazının bulunuşundan önce olamayacağı açık. :) aksi halde yazı kavramı eskiden farklı idi demek olurdu.
İyice bakmak gerekir mesela "yazı" da düz, ova anlamında da kullanılıyor, bu da pek yeni kelime olmasa gerek. Bir köye gitmiştim, ismi "Yazıcık köyü" idi, o zaman bu ne demek diye biraz bakınmıştım, düz, ova yer anlamındaymış, hakikaten orasıda meyilli olsada düzce bir yerdi.


Kader ve felek deniyordu ki felek kelimesini bir önceki mesajımda kısaca ele aldım. Çark demek ve yıldızların çarkı anlamında yer almış.
Yörünge olarakta çok kullanılıyormuş Ay feleği dendiğinde, ayın yörüngesi anlaşılıyormuş. Tabi eskiden yörünge bir kelimede olmadığı için felek deniyormuş.
Ama felek, yazgı yı karşılar mı, sanki bana pek karşılamıyor gibi geldi. Felek deyince işin içine baht, talih, şans gibi şeylerde girer herhalde.

Okuma yazma bilmemekle hiç alakası yok kelimenin.Kendilerine kitap verilmeyen halklar için terim anlamıyla kullanılır tek başına ''ulus, halk'' demek olabilir tabii.
Katılıyorum, durum onu gösteriyor.


Muhammede "ıkra" dendiğinde onun "ben okuma bikmem" dediği rivayeti doğru olmayabilir. Ikra zaten "oku" anlamı dışında "seslen" anlamına da sahipmiş.
Ben şurada (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=592429&postcount=18) ikraya bir yorum yapmıştım.
Ki sonradan Muhammed'e sana ağır bir söz vahyedeceğiz bile deniyor, okuması gereken söz, kitap değil zaten.

Nero
30-08-2017, 15:14
İyice bakmak gerekir mesela "yazı" da düz, ova anlamında da kullanılıyor, bu da pek yeni kelime olmasa gerek. Bir köye gitmiştim, ismi "Yazıcık köyü" idi, o zaman bu ne demek diye biraz bakınmıştım, düz, ova yer anlamındaymış, hakikaten orasıda meyilli olsada düzce bir yerdi.


Yörünge olarakta çok kullanılıyormuş Ay feleği dendiğinde, ayın yörüngesi anlaşılıyormuş. Tabi eskiden yörünge bir kelimede olmadığı için felek deniyormuş.
Ama felek, yazgı yı karşılar mı, sanki bana pek karşılamıyor gibi geldi. Felek deyince işin içine baht, talih, şans gibi şeyler de girer herhalde...

Evet, felek ingilizcedeki fortuna anlamında.

Yazı değil de yazdan geliyordur o Yazıcık... y-z ses dönüşümü vardir. Yaz, yay olur ve yayla denir. Bence bu da onunla ilgili olmalı.

world
30-08-2017, 15:16
Kuran daha tamamlanmadan önce bir kitaptan bahsediyor ama bundan bahsettiğinde daha Kuran yazılmamıştı sizce bu Kitap nedir?

Nero
30-08-2017, 15:17
Kuran daha tamamlanmadan önce bir kitaptan bahsediyor ama bundan bahsettiğinde daha Kuran yazılmamıştı sizce bu Kitap nedir?

Ben bilmiyorum. Nerede bahsediyor?

world
30-08-2017, 15:27
Ben bilmiyorum. Nerede bahsediyor?

''Bu kitap'' diyor kendisinden bahsederek ama bahsettiğinde Kuran daha tamamlanmamıştı. Yoksa Kuran parça parça inmedi mi?

Nero
30-08-2017, 15:37
''Bu kitap'' diyor kendisinden bahsederek ama bahsettiğinde Kuran daha tamamlanmamıştı. Yoksa Kuran parça parça inmedi mi?

Tabii ki parça parça indi. Somut sorunlara somut çözümler öneremezdi ki öbür türlü olsa.

Kitap nasıl geçiyor, ne diyor?

world
30-08-2017, 15:49
Tabii ki parça parça indi. Somut sorunlara somut çözümler öneremezdi ki öbür türlü olsa.

Kitap nasıl geçiyor, ne diyor?
Örneğin Ankebut Suresi

29:47 - (Resulüm!) İşte sana (önceki kitapları tasdik eden) bu kitabı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.

Nero
30-08-2017, 16:01
Örneğin Ankebut Suresi

29:47 - (Resulüm!) İşte sana (önceki kitapları tasdik eden) bu kitabı indirdik. Onun için, kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ediyorlar. Şunlardan da ona iman eden nice kimseler vardır. Ayetlerimizi ancak kâfirler bile bile inkâr eder.

Kitap, ktb kökü, dikiş dikme, bağlama, raptetme, yazı yazma anlamlarına geliyormuş. Kitap ise tabii ki o zaman basılı şeylere denmiyordu ve yazili metinlere kitap deniyordu.

Kuran indikçe çeşitli materyaller üzerine yazılıyordu.

Bu ayetin indiği sırada zaten epeyce ayet inmiş durumda. Kitap hâline gelmiş yani.

world
30-08-2017, 16:06
Kitap, ktb kökü, dikiş dikme, bağlama, raptetme, yazı yazma anlamlarına geliyormuş. Kitap ise tabii ki o zaman basılı şeylere denmiyordu ve yazili metinlere kitap deniyordu.

Kuran indikçe çeşitli materyaller üzerine yazılıyordu.

Bu ayetin indiği sırada zaten epeyce ayet inmiş durumda. Kitap hâline gelmiş yani.

Sure Mekke dönemiene ait değil mi? İmkansız kitap haline gelmesi Muhammed zamanında olmadı zaten.

Nero
30-08-2017, 16:10
Sure Mekke dönemiene ait değil mi? İmkansız kitap haline gelmesi Muhammed zamanında olmadı zaten.

Ciltlenmiş anlamda demedim. Yazılı metin anlamında demek istedim. Yanlış anlaşılacak şekilde yazmışım, özür...

Nero
30-08-2017, 16:29
Enayi aslinda benci demek. Ene ben, sonraki î ise ci takısı. Benci, kendini beğenmiş anlamında iken sonra aptal, saf anlamına bürünüyor.

Nero
30-08-2017, 16:41
Caiz ve cevaz aynı kökten. Geçerli anlamına geliyor. Daha çok para, usul, işlem vb için kullanılıyormuş eskiden. Sonradan dinî anlam öne çıkmış.

Felâsife
30-08-2017, 17:34
Evet, felek ingilizcedeki fortuna anlamında.

Yazı değil de yazdan geliyordur o Yazıcık... y-z ses dönüşümü vardir. Yaz, yay olur ve yayla denir. Bence bu da onunla ilgili olmalı.

Bilemiyoruz tabi, yoz, yüz, yas var, hepside yakın şeylere benziyor.

Nero
30-08-2017, 17:46
Bilemiyoruz tabi, yoz, yüz, yas var, hepside yakın şeylere benziyor.

Evet, yakın ama yakın olması başlı başına bir kanıt değil. Kaynakların araştırılması ve karşılaştırılması da gerekiyor.

Bizim Kaşgarlı'nın Divan-ı Lügat-it Türk'ü bu yüzden çok değerli bir kaynak.

Nero
30-08-2017, 17:58
Rab ve mürebbiye kökteş. Rbb kök. Büyük, ulu kişi, efendi demek.

Ya rabbî dediğimizde "ey efendim" demiş oluyormuşuz.

Nero
02-09-2017, 14:12
Ramazan kuru sıcak anlamına gelen ramad kelimesinden geliyormuş.

Kurban ise akraba ile kökteşmiş. Yakın olma anlamı var. Akraba çoğul, karibin çoğulu.

world
02-09-2017, 14:29
Ramazan kuru sıcak anlamına gelen ramad kelimesinden geliyormuş.

Kurban ise akraba ile kökteşmiş. Yakın olma anlamı var. Akraba çoğul, karibin çoğulu.

Amad Aramice'de vaftiz etmek demek ama Ahmed ile aynı kökten mi bilmiyorum. İngilizce-Aramice Okunuşu:
.....

Matthew 11:11 - ᵓamīn ᵓāmarnā ləḵon dəlā qām bīlīḏay nešše dərabb men yūḥannān maᶜməḏānā (Vaftizci Yahya) zəᶜūrā dēn bəmalkūṯ šəmayyā raḇ ū mennēh .

Matthew 11:11 - Amen I say to you, there hath not arisen among them born of women [one] who [is] greater than Juchanon the Baptizer (Vaftizci Yahya): yet, the least in the kingdom of heaven is greater than he.
.........


John 1:26(Yuhanna 1:26)
- ᶜənā yūḥannān wemmar ləhon ᵓennā maᶜmeḏ nā bəmayyā baynāṯḵon dēn qāem haw datton lā yāḏᶜīn ᵓətton lēh .

John 1:26 - Juchanon answered and said to them, I baptize you with waters; but he standeth among you whom you know not.

.....


John 1:31 (Yuhanna 1:31)- wennā lā yāḏaᶜ wīṯ lēh ᵓellā dəneṯīḏaᶜ līsrāyel meṭṭul hānā ᵓeṯīṯ ᵓennā daḇmayyā ᵓaᶜmeḏ .

John 1:31 - And I knew him not, but that he should be made known unto Isroel, therefore have I come with waters to baptize

Nero
02-09-2017, 14:35
Amad Aramice'de vaftiz etmek demek ama Ahmed ile aynı kökten mi bilmiyorum.

Hamd kelimesinin etimolojik bilgisinde arapça köke işaret edilmiş, aramiceye değinilmemiş.

https://www.etimolojiturkce.com/kelime/hamd

Nero
02-09-2017, 16:21
Kim derdi ki priz ile sürpriz kökteştir diye, öyleymiş...

Sür: üstüne, priz: tutma.

Nero
04-09-2017, 13:49
Deniz yok ama adı Denizli. Neden?..

Çünki aslında adı Domuzlu. :)

Nero
04-09-2017, 14:25
"Rejisör", Fransızcada "kahya" anlamına da geliyor. Zira "reji", "idare" demek. Temel düşünce, çekip "çevirmek": "daire", "idare" "müdîr".


Bertan Rona

Felâsife
04-09-2017, 18:18
Deniz yok ama adı Denizli. Neden?..

Çünki aslında adı Domuzlu. :)

İlginçmiş.

Bizim o taraflarda, başka yerlerde de duydum "Doğuz" veya "Donuz" gibi telafuz ediyorlar. Gerçi ğ ile n arası bir ses gibi çıkan ses.

Nero
05-09-2017, 11:30
İlginçmiş.

Bizim o taraflarda, başka yerlerde de duydum "Doğuz" veya "Donuz" gibi telafuz ediyorlar. Gerçi ğ ile n arası bir ses gibi çıkan ses.

Evet, nazal n sesi. "Donguz" gibi. Ama n ve g öyle güzel eriyor ki birbirinde, insan o söyleyişe hayran kalıyor.

Türkçede olan bir ses bu. Alfabede de olsaymış iyi olurmuş. Sevgili Ang bunları daha iyi açıklar sanırım.

Nero
08-09-2017, 11:54
Hemşire süt kardeşi demek. Özellikle kız kardesler için. Farsca şir süt demekmiş.

Hemşehri aynı şehirden olan.

İki şey var ancak ölümle unutulur
Anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü

(Nâzım Hikmet)


Kaynak: Kelime Köken adlı twitter hesabı

Nero
09-09-2017, 10:41
Eğlenceli bir etimoloji konusu daha...

Kuzey, Türkçe kuz: gölge kökünden geliyor. Kuzgun da muhtemelen bu köktenmiş. Kuzey, kuzeyde güneşin eğimli olması yüzünden gölgenin fazla olmasindan dolayı.

Güney ise güneşden geliyor. Oraya da güneş vuruyor ve gölge olmuyor. :)


Kaynak: Burçin Aydoğdu adlı twitter hesabı.

Nero
09-09-2017, 10:50
Eğlenceli bir etimoloji konusu daha...

Kuzey, Türkçe kuz: gölge kökünden geliyor. Kuzgun da muhtemelen bu köktenmiş. Kuzey, kuzeyde güneşin eğimli olması yüzünden gölgenin fazla olmasindan dolayı.

Güney ise güneşden geliyor. Oraya da güneş vuruyor ve gölge olmuyor. :)

Kuzeyin rengi karadır. Kuzey rüzgarina karayel deriz, vb. Karadeniz'e birkaç istisna dışında bütün dillerde de ayni anlama gelen isimler verilmiş. Sebebi bu denizin kuzeyde olması. Eskiden de bahr-i siyah dermişiz. Siyah deniz yani.

Akdeniz'e ise bir tek biz o anlamda isim vermişiz. Asıl ismi "karalar arası deniz" demek olan mediterranean sea. Biz akdeniz derken batının rengi beyaz olduğu icin öyle demişiz.


Kaynak: Burçin Aydoğdu adlı twitter hesabı.

Nero
09-09-2017, 12:16
Ya kökü varmış, şimdi işlerliğini kaybetmiş. Ama bu kökten yanmak, yakmak anlamı dışında dönmek anlamına kelimeler de çıkmış. Yankı, yansı, yanıt hep bu anlamdan geliyor. Yanar döner lafı da buradan bakınca anlaşılır oluyor.


Kaynak: Bertan Rona.

world
09-09-2017, 13:25
Ya kökü varmış, şimdi işlerliğini kaybetmiş. Ama bu kökten yanmak, yakmak anlamı dışında dönmek anlamına kelimeler de çıkmış. Yankı, yansı, yanıt hep bu anlamdan geliyor. Yanar döner lafı da buradan bakınca anlaşılır oluyor.


Kaynak: Bertan Rona.

Dün ile Dünya aynı kökten mi ''yakın olan '' falan.

Nero
09-09-2017, 13:43
Dün ile Dünya aynı kökten mi ''yakın olan '' falan.

Dün türkçe tün:gece kelimesinin ses ve anlam değişimine uğramış hâli diye açıklanmış nişanyan sözlük'de, ancak acaba arapça dún kelimesiyle ilgisi olabilir mi? Çünki dünya onunla ilgili. "Aşağıda olan" demek. Göğün, evrenin aşağısında.

"Kadınlar dînen eksik" değil, dúnen eksik yaratıklar" demek gerekiyor yani. Sözün doğrusu o.

ang
09-09-2017, 22:11
Yeniden esenlikler forumdaşlar :)

Bence anakronizmin Türkçe karşılığı ''tarih sürçmesi'' olmalı sözlüklerde başka başka uzun açıklamalar yapmışlar tarih sürçmesi diyen yok. Bence cuk oturuyor ve çok yakışıyor ben de ya kendim uydurdum bunu ya da bir yerde okudum aklımda kalmış.

Ben bazen anakronizm yerine kendi türettiğim zaman şaşımı tanımını kullanırım, ilk kez duyanlar dahi anlayabiliyorlar.

Yazgı konusuna da değinilmiş, bildiklerimi aktarayım. Yazgı ile yazı halk ağızlarından derlenerek yazı dilimize aktarılmış bir sözcük. TDK'nın "Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü"nde de bulunmakta.

Sözcüğün yörelere göre anlamları:

yazgı: yazacak, kalem 2. mektup 3. alın yazısı (yani "kader") 4. levha, tabela

Görüldüğü gibi Osmanlı saray çevresi bilmese ve kullanmasa da, halk ağızlarında bu anlamlarda bilinen ve kullanılan bir sözcük yazgı, "alın yazısı 2. kader" anlamı da var.

Bu sözcük bizim Batı Oğuzcasında (Türkçe/Türkiyece, Azerbaycanca, Gagauzca) yazgı, Doğu Oğuzcasında da yazgıt (Türkmenistan Türkmencesi) biçimlerinde bulunmaktadır => yazgıt (http://enedilim.com/sozluk/soz/%C3%BDazgyt) (Türkmencede ý'ler bizdeki "y", y'lar ise bizdeki "ı"dır). Türkmencede yazgı ise "yazı 2. kayıt" anlamlarında kullanılmakta (yazgı "kader" de bir tür kayıttır zaten).

https://www.youtube.com/watch?v=mitc7KKodqc

videonun altında

"Döwlet Ballykow (Ýetim) - 6-nji ýazgysy (Erkin) Dutar aýdymlary"

yazıyor :)

Türkçesi: Devlet Ballıkov (Ballıoğlu) ["yetim" lâkabı sanırım], 6. yazgısı (yani "kayıt"ı) diyor. Merak edenler için aydım da ayt- "söylemek"ten geliyor, "deyiş 2. türkü, şarkı" demek. Batı Oğuzcasında eyt- olmuştur; "Çiçek eydür derviş baba" (Çiçek ayıtır, der, söyler). Eski Anadolu Türkçesindeki eyüdür- > bugün eyitir- olur.

Bu arada ilginç bir kullanıma da dikkat çekmek isterim, videonun altındaki açıklama bölümünde şöyle yazıyor:

"Mukam - Şekilli ýazgylar toplumy"

Yani, makam-şekilli yazgılar toplumu. Şekilli yazgı, yani "görüntülü kayıt, video" :) Toplum, bizde yalnızca "insan topluluğu" anlamında kullanılıyor ancak Türkmencede her türlü topluluk (insan, şekilli yazgı vb.) her şey için kullanılır :) "grup, küme" anlamında daha çok.

Öte yandan diğer Türkî alt ailelerde de bu kavram hep yaz- kökünden türetilmiş, çünkü yaz- Türkçede aynı zamanda "kaydetmek" anlamına gelir. Tıpkı Yunancadaki grapho- "yazmak 2. çizmek 3. kaydetmek" gibi.

Kıpçak ailesinden olan dillerde

Kazakça jazmıs (yazmış "kader"), aynı zamanda bizdeki gibi jazw (jazuv okunur, yani "yazı") "kader" demektir.

Tatarcada da yazmış "kader, yazgı" anlamına gelir.

Tataristan'dan bir yır ile bu iletiyi burada bitirelim :) eski TRT spikerleri gibi yazayım: Ayfara söylüyor, "Yazmış" (kader) :)

https://www.youtube.com/watch?v=N7zb2cqQRvY

ang
09-09-2017, 23:02
İkinci bölümle devam forumdaşlar :)

İyice bakmak gerekir mesela "yazı" da düz, ova anlamında da kullanılıyor, bu da pek yeni kelime olmasa gerek. Bir köye gitmiştim, ismi "Yazıcık köyü" idi, o zaman bu ne demek diye biraz bakınmıştım, düz, ova yer anlamındaymış, hakikaten orasıda meyilli olsada düzce bir yerdi.

Türkçede iki ayrı yaz- kökü vardır, biri "yazmak, betimek 2. kaydetmek" demek diğeri ise yay- ile aynı ana kökten gelen yaz- "yayılmak, serilmek 2. geniş ve düz olmak", buradan gelen yazı "ova, geniş düzlük" demektir, genelde yer adlarında bolca bulunur; Akyazı, Gökyazı vb.

Yeri gelmişken beni rahatsız eden bir konuya da açıklık getirmek isterim. Dilbilimde homofoni ya da Türkçesiyle eşseslilik, sesteşlik ve homografi yani eşyazımlılık ya da yazımdaşlık konusu var, bu konu Türkçede çok karıştırılıyor.

Türkçe gibi, okunduğu gibi yazılan ve yazıldığı gibi okunan dillerde eşsesli olan sözcükler doğal olarak aynı zamanda eşyazımlıdır. İşte Türkçedeki bu sözcükler sanki bir tek sözcükmüş de çok anlamı varmış sanılıyor. Örnek: yüz

Çoğu kişi sanıyor ki Türkçedeki yüz sözcüğünün iki anlamı var biri "100", diğeri "çehre, simâ". Hayır, iki ayrı yüz sözcüğü var, ancak bu iki ayrı yüz sözcüğü eşsesli ve eşyazımlı, olay bu. Bu nedene konuyu bilmeyenler karıştırıyor doğal olarak.

Sayı olan 100, Proto-Turkic dönemde *cür biçimindeydi, simâ anlamındaki yüz ise *nyüür biçimindeydi. Nereden biliyorsun derseniz konu uzar, ama kısaca değineyim. Proto-Turkic dilde iki "r" sesi vardı, biri bugünkü "r", diğeri sızıntılı r-z arası bir sesti, işte bu sızıntılı olan sözcük sonu "rz" sesi Bulgar dillerinde bildiğimiz "r"ye dönüştü, diğer bütün alt ailelerde ise (Oğuz, Kıpçak, Karluk, Sibirya) "z" oldu. Bu yüzden örneğin bütün Türkî dillerde tokkuz, dokuz vb. denirken eski Bulgar Türkçesinin tek vârisi olan Çuvaşçada tıxxır denir (x:"kh" sesi), çünkü Proto-Turkic dilde bu sayı *tokkur idi. İşte, cür > yüz "100" oldu, baştaki c > y olayına hiç girmeyeyim :)

Bir diğer ses değişimi de Proto-Turkic dildeki sözcük başındaki ny-'lerin bugün bizde y- olması. Bu ses, Moğolca ve Macarcada ise "n" oldu, yani adeta ortadan ikiye ayrıldı. Bu nedenle Proto-Turkic (ya da Proto Uralic-Altaic) dildek nyüür (uzun ü ile), bugün bizde yüz olurken, Moğolcada nüür (Kiril Alfabesiyle /нүүр/) olmuştur, aynı sözcüktür. Proto-Uralic-Altaic dildeki nyaar bugün bizde beklenen evrimle yaz olurken, Macarcada nyár (á "uzun a") olmuştur vb.

Neyse, özetle Türkçede yüz sözcüğünün iki anlamı yok, iki ayrı yüz sözcüğü var. Yüz'ün iki anlamı olduğunu sanıp, Türkçedeki sözcük sayısını az gösteriyorlar, bu durum tıpkı ikiz çocuklara tek kimlik çıkarmak gibi :)

Bu durum eylemlerde de var, yine Türkçede iki ayrı eylem var biri yüz- "suda ilerlemek", diğeri yüz- "deriyi etten sıyırmak". Geçenlerde youtube'da Türkiye'ye gelen Amerikalı bir çifte Türkçe öğreten bir kıza denk geldim, Amerikalı çiftin kanal adı wayaway'di galiba, şimdi aramaya üşendim :) orada Türk kız da bu hataya düşüyor, "Türkçede yüz'ün üç anlamı vardır, hundred, face and swim" diyor, eylemi de katıyor yani :) alta da biri yorum yapmış "bir de peel var" diyor, tövbe Tengrim ya :) Türkçeyi en bilmeyen millet Türkler sanırım :)

İngilizce gibi yazılışı ile okunuşu ilgisiz dillerde yazımdaşlık pek yoktur, sesteşlik de nadiren görülür. Örneğin İngilizcedeki Hungary sözcüğü ile hungry sözcükleri sesteştir, aynı biçimde sesletilir ancak yazımdaş değildir.

Yıllar önce Kürt bir arkadaşın kendince tuttuğu ve Kürt kültürünü anlattığı bir blogda şöyle bir yoruma denk gelmiştim:

"Kürtçede jin, hem "kadın" hem de "hayat" demektir, çünkü kadın doğurur, hayat verir, işte bu nedenle olsa gerek Kürtler kadın ile hayat kavramlarını aynı sözcükle belirtmişler".

Naif bir yorum ancak yanlış, bu arkadaş da bizim Tirkîlerin düştüğü yanılgıya düşmüş :)

Oysa Kürtçede de jin'in iki anlamı yok, iki ayrı jin var. Biri, Proto-Indo-European dilindeki *gwen "kadın 2. dişi" sözcüğünden gelir, eski İngilizce gwen > bugünkü anlam değişmesine uğramış queen, Norveççe, İsveççe vb. dilerdeki kvinda "kadın", Farsça zen "kadın" ile kökteştir. Diğeri ise yine Proto-Indo-European dilindeki *gwi- "diri/canlı olmak" kökünden gelir, Farsça cân "hayat", Hintçe jîva "hayat", Soğdca jvan "yaşam", hatta Latince vivere "yaşamak", ile kökteştir. İtalyanca giovane, Almanca jugend, İngilizce young, Farsça civân, Avestaca yuwân hepsi kökteştir ("genç, diri" demek).

Evet, yeri gelmişken bu homofoni, homografi konusuna açıklık getirmek istedim, çünkü ülkemizde hiç bilinmeyen bir konu.

Felâsife
09-09-2017, 23:08
Yeniden esenlikler forumdaşlar :)

Yazgı konusuna da değinilmiş, bildiklerimi aktarayım. Yazgı ile yazı halk ağızlarından derlenerek yazı dilimize aktarılmış bir sözcük. TDK'nın "Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü"nde de bulunmakta.

Sözcüğün yörelere göre anlamları:

yazgı: yazacak, kalem 2. mektup 3. alın yazısı (yani "kader") 4. levha, tabela

Görüldüğü gibi Osmanlı saray çevresi bilmese ve kullanmasa da, halk ağızlarında bu anlamlarda bilinen ve kullanılan bir sözcük yazgı, "alın yazısı 2. kader" anlamı da var.

Bu sözcük bizim Batı Oğuzcasında (Türkçe/Türkiyece, Azerbaycanca, Gagauzca) yazgı, Doğu Oğuzcasında da yazgıt (Türkmenistan Türkmencesi) biçimlerinde bulunmaktadır => yazgıt (http://enedilim.com/sozluk/soz/%C3%BDazgyt) (Türkmencede ý'ler bizdeki "y", y'lar ise bizdeki "ı"dır). Türkmencede yazgı ise "yazı 2. kayıt" anlamlarında kullanılmakta (yazgı "kader" de bir tür kayıttır zaten).

https://www.youtube.com/watch?v=mitc7KKodqc

videonun altında

"Döwlet Ballykow (Ýetim) - 6-nji ýazgysy (Erkin) Dutar aýdymlary"

yazıyor :)

Türkçesi: Devlet Ballıkov (Ballıoğlu) ["yetim" lâkabı sanırım], 6. yazgısı (yani "kayıt"ı) diyor. Merak edenler için aydım da ayt- "söylemek"ten geliyor, "deyiş 2. türkü, şarkı" demek. Batı Oğuzcasında eyt- olmuştur; "Çiçek eydür derviş baba" (Çiçek ayıtır, der, söyler). Eski Anadolu Türkçesindeki eyüdür- > bugün eyitir- olur.

Bu arada ilginç bir kullanıma da dikkat çekmek isterim, videonun altındaki açıklama bölümünde şöyle yazıyor:

"Mukam - Şekilli ýazgylar toplumy"

Yani, makam-şekilli yazgılar toplumu. Şekilli yazgı, yani "görüntülü kayıt, video" :) Toplum, bizde yalnızca "insan topluluğu" anlamında kullanılıyor ancak Türkmencede her türlü topluluk (insan, şekilli yazgı vb.) her şey için kullanılır :) "grup, küme" anlamında daha çok.

Öte yandan diğer Türkî alt ailelerde de bu kavram hep yaz- kökünden türetilmiş, çünkü yaz- Türkçede aynı zamanda "kaydetmek" anlamına gelir. Tıpkı Yunancadaki grapho- "yazmak 2. çizmek 3. kaydetmek" gibi.

Kıpçak ailesinden olan dillerde

Kazakça jazmıs (yazmış "kader"), aynı zamanda bizdeki gibi jazw (jazuv okunur, yani "yazı") "kader" demektir.

Tatarcada da yazmış "kader, yazgı" anlamına gelir.

Tataristan'dan bir yır ile bu iletiyi burada bitirelim :) eski TRT spikerleri gibi yazayım: Ayfara söylüyor, "Yazmış" (kader) :)

https://www.youtube.com/watch?v=N7zb2cqQRvY

Eline sağlık sevgili ang, güzel iz sürmüşsün gerçekten.
Yaz/yazgı denilen şey sayende bir temele oturdu, "kayıt/kaydetmek" hakikaten tamda oldu, zira şimdiki anlamda yazı dediğimiz şey kalemle yazmaktan öte bir anlama gelmiyor, ama ta yazının olmadığı zamanlardan, Şamanik toplumların kader inancı olduğunu biliyorum, Kehanet, fal gibi şeyler de zaten Kader ile alakalı, ve bu toplumlarda kader inancı da var, gönül nikahı, bazı bebeklerin öldükten sonra, ailelerinin dünür olmaları gibi kullanımları var. Şamanlık bunlarla da anlamlı, Şamanlarda zaten görüm/duyum denen olayda var.

Kaydında illa yazılı olmasına gerek yok tabi, ses, görüntü de kayıt olur, ilginç gerçekten.

Tekrardan çok teşekkürler.

ang
09-09-2017, 23:24
Üçüncü bölümle yine birlikteliğimiz sürüyor :)

Denizli konusuna da değinilmiş, evet aslı Doñuzlu yani domuzlu. Eski yazıda deñiz ile doñuz aynı biçimde yazıldığı için karışmış, ayrıca domuzlu'nun anlamı insanların hoşuna da gitmemiş olmalı, domuz haram ya ondan olsa gerek.

Anadolu yörük ağızlarındaki geniz n'leri ñ > İstanbul ağzında olmadığı için genelde m'ye evrilir. Barñak > parmak, koñşu > komşu, doñuz > domuz, tırñala- > tırmala- gibi (tırñak ise tırmak değil tırnak olmuş, arada böyle istisnalar da var).

Kuzeyin rengi karadır. Kuzey rüzgarina karayel deriz, vb. Karadeniz'e birkaç istisna dışında bütün dillerde de ayni anlama gelen isimler verilmiş. Sebebi bu denizin kuzeyde olması. Eskiden de bahr-i siyah dermişiz. Siyah deniz yani.

Akdeniz'e ise bir tek biz o anlamda isim vermişiz. Asıl ismi "karalar arası deniz" demek olan mediterranean sea. Biz akdeniz derken batının rengi beyaz olduğu icin öyle demişiz.


Kaynak: Burçin Aydoğdu adlı twitter hesabı.

Kuz, "güneş görmeyen yer 2. kuytu yer" demektir ki kuytu ile kuz Proto dönemlere dek gidersek aynı ana kökten gelir *ku- "derinde olmak, ışıksız olmak, karanlık ve serin olmak" kuyu vb. hepsi bu *ku- ana köküne dayanır. Bu arada sözcüğün aslı kuzay'dır, zamanla güney etkisiyle değişmiş. Kuzay (daha da eski biçimi kuzgay) ile güney çoğu kişi tarafından yeni sözcükler sanılırlar oysa oldukça eski kaynaklarda geçiyorlar, -gay/-gey eki yer ve yön adları yapan bir ektir.

Eski Türk kültüründe kuzey kara, güney kızıl, batı ak, doğu ise gök renkleriyle simgelenirdi. Bu nedenle kuzeydeki denize, kara deniz, güneydekine kızıl deniz, batıdakine de ak deniz demişiz. Kök Türük de özünde "doğu"daki nizamlılar demektir. Benim bu konuda bir de tezim var, "doğu"daki nizam'a Kök Türük dendiğine göre bunun bir de batısı yani "Ak Türük"leri olmalı (yani biz Oğuzların nizamı) ancak ya yazılı ürün vermediklerinden ya da verdikleri yazılı ürünler henüz bulunamadığından kendileri hakkında henüz pek bilgimiz yok. Yine bence, Gagauz adı "Gök Oğuz"dan gelemez, gelse gelse "Ak Oğuz"dan gelebilir, çünkü "batı"da yaşıyorlar. Eski Türkçedeki uzun sesliler, bugüne gelirken kısaldı ve bu durum ardlarındaki sert sessizleri yumuşattı, ak sözcüğü eski Türkçede "aak" biçimindedir uzun a'lıdır, bu nedenle bizde ek alınca yumuşar ak > ağ-armak. Ancak Azerbaycan Türkçesinde her zaman yumuşak yazılır, Azerbaycancada ağ "ak, beyaz". Hatta White House'a "Ağ Ev" derler :) biz ise "Beyaz Saray" diyoruz. Neyse, duruma böyle de bakınca "Ag Oguz/Ağ Oğuz"un > Gagauz'a dönmesi daha da kolay gözükür.

Evet, Ak Deniz'e yalnızca biz Ak Deniz diyoruz, Kazakçada mesela Aralık Tengiz diyorlar :)

ang
09-09-2017, 23:46
Ya kökü varmış, şimdi işlerliğini kaybetmiş. Ama bu kökten yanmak, yakmak anlamı dışında dönmek anlamına kelimeler de çıkmış. Yankı, yansı, yanıt hep bu anlamdan geliyor. Yanar döner lafı da buradan bakınca anlaşılır oluyor.


Kaynak: Bertan Rona.

Doğrudur. Proto-Turkic dilde *ya- "geri dönmek, return". Bu ana kökten yansı-, yankı, yanıt, eski Türkçe yanturı "tekrar" vb.

Ancak Bertan Rona yanılmış, yanmak ve yakmak ayrı bir *ya- köküdür, yine geldik homofoni ile homografi'ye :)

Bir diğer kök olan öteki *ya- "parlamak, ışımak" demektir. Bu kökten dönüşlü çatı > yan- "parıldan-mak" (yıkan- gibi), pekişik çatı > yak- "parlat-mak, yandırmak" (yumuşak olan yığ-, sert/pekişik olan yık- gibi), eski kök yaşu- bugünkü biçimine gelirken > yuşu- > yışı- > ışı-. Geçişli çatı > yar- "ışıldamak, ışık saçmak" > yarın (asıl anlamı "sabah, günün ilk ışıkları"), eski Türkçe yaruk "ışık, nur", yarkın "şua, ışın", edilgen çatı > yal- "parıldanmak, ışıldanmak" (sevil-, görül- gibi) > yaldız "parlak süs", yaldır yazdır "ışıl ışıl", yalap yalap "ışıldaya ışıldaya, parlaya parlaya" (Suyun akar yalap yalap, böyle emreylemiş Çalap - Yunus Emre), yalabık "parlak", yıldız, yalaz (alaz "ateş"), yalav (alav > Farsçaya geçmiş biçimiyle alev) vb.

Proto-Turkic dilde bir sürü *ya- kökü vardır, ve tüm bu kökler birbirlerinden ayrı köklerdir. Birkaç örnek vereyim, bir yukarıda söz ettiğimiz *ya- "to return" var, bir de diğer söz ettiğimiz *ya- "to shine"ı.

Bunların dışında bir tane daha *ya- "to split" > ettirgen biçimi yar- kökü var. Bir diğer *ya- "hataya düşmek 2. günah işlemek" > yanıl-mak, yazık "günah" falan da buradan gelir. Bir diğer *ya- "kötü olmak 2. düşmanca davranmak" > yağı "düşman", yavız "kötü, gaddar, zâlim", yavlak "kötü, fena", yavan "bozuk 2. tadı bozuk" fala da buradan gelir. Bir de *ya- "yakın olmak, yaklaşmak" var > yakın, yaklaş-, yavuk "yakın 2. akraba" falan da buradan gelir :) Yani Proto-Turkic dilde şu an aklıma gelen 6 ayrı *ya- kökü var, hepsi farklı kökler.

ang
10-09-2017, 00:18
Son iletime ek olarak şu Uygurca şarkıyı da koyalım :) Abdurehim Heyit - Vijdan Soriki (Vicdan Sorusu/Sorgusu).

Şarkının sonunda şöyle diyor

https://www.youtube.com/watch?v=ZEAusVNbFkg

Yaşaysen niçin, dep sorsa vijdan (Yaşıyorun niçin, deyip sorsa vicdan)
El, vatan içün dep cevap birmen (El [il, devlet], vatan için deyip cevap veririm)
Bu yaşaş yolumdur, yanmaymen haman (Bu yaşayış yolumdur, yanmam [geri dönmem] ben aman)
Vatan, halk için barlığım kurban (Vatan, halk için varlığım kurban)

Görüldüğü gibi burada yan- "geri dönmek" eylemi kullanılmakta.

Nero
10-09-2017, 09:11
Sağol Ang, teşekkürler. Yazdıkların katkı oldu bu başlığa.

Bildiğin, yararlanabileceğimiz kaynak var mı? Elimde Kaşgarlı'nın ölümsüz eseri Cihan-ı Lügat-it Türk var, Nişanyan'ın sözlüğü var ve bir de Türkçe Etimoloji sitesi ile twitter hesapları var. Bunların dışında bir de Meninsky'nin yarım sözlüğünün internetten indirilmiş hâli var.

al maarri
10-09-2017, 09:32
Sağol Ang, teşekkürler. Yazdıkların katkı oldu bu başlığa.

Bildiğin, yararlanabileceğimiz kaynak var mı? Elimde Kaşgarlı'nın ölümsüz eseri Cihan-ı Lügat-it Türk var, Nişanyan'ın sözlüğü var ve bir de Türkçe Etimoloji sitesi ile twitter hesapları var. Bunların dışında bir de Meninsky'nin yarım sözlüğünün internetten indirilmiş hâli var.
Andreas Tietze nin yarım kalmış sanırım j ye kadar getirilmiş bir etimolojik sözlüğü var en iyi.etimolojik sözlük budur onu alabilirsin ama bildiğim kadarıyla fiyat olarak çok pahalı şuan basımı olmadığı için.

Nero
10-09-2017, 09:38
Andreas Tietze nin yarım kalmış sanırım j ye kadar getirilmiş bir etimolojik sözlüğü var en iyi.etimolojik sözlük budur onu alabilirsin ama bildiğim kadarıyla fiyat olarak çok pahalı şuan basımı olmadığı için.

Evet, onu da biliyorum ama dediğin gibi çok pahalı olduğunu duymuştum. Yarım olması da cabası. Ama yine de elimin altında olmasını isterdim doğrusu.

Nero
10-09-2017, 09:55
Ang'ın sözünü ettiği ses benzerligine şimdi yeni bir örnek öğrendim: Yavşak...

Bit yavrusu anlamındaki yavşak ile yılışık, geveze anlamındaki yavşak iki ayrı kelimeymiş. İlki ufalmak anlamında bir sözden, ikincisi yanaşan anlamından geliyormuş.

(Kaynak: Kelime Köken adlı twitter hesabı.)

Yılışık, geveze anlamındaki yavşak günümüzde anlam değişimi ile **** anlamı kazanıyor.

İbne ise ibn, oğlan kelimesinden geliyor.

Nero
13-09-2017, 10:55
Denizanası... Neden öyle denmiş acaba? Nişanyan Sözlük'de bir açıklama var ama?.. :)

http://www.nisanyansozluk.com/?k=denizanas%C4%B1&x=0&y=0

Hatta Evliya Çelebi kullanmış o esas anlamında.

Felâsife
13-09-2017, 13:12
Esas veya süret, ikiside çok tehlikeli. :D

Nero
13-09-2017, 14:21
Esas veya süret, ikiside çok tehlikeli. :D

Evet, ama ikisinin de zehirli olanları... :)

Nero
14-09-2017, 16:27
Ziraat ve mezra aynı kökten. Zar tohum atma kökünden. Mezra sanırım tarla demek oluyor.

Mezra diye adlandırılan pek çok yer aslında belki de kurak çorak yerlerdir. Ama isim oradan geliyor.

Kültür de toprağı ekip biçmek anlamındaki colere kelimesinden geliyor. İngilizce agriculture tarım demek. Bizdeki özleştirmeciler kültür karşılığı olarak bu nedenle ekin diye bir kelime önerdiler.

Toprağı ekip biçmek, topraktan çıkanla geçinmek, hayatın temeli oldu uzun bir süre. İnsanların başka pek çok kelimeye verdiği isimler bu tarım faaliyeti ile ilgili işlere verdikleri isimlerden türedi.

Samanyolu bile gökyüzündeki görüntünün dağılmış samana benzetilmesi sonucu o ismi aldı. İngilizcede de süt yolu anlamına gelen milkyway dediler. Şimdi bir pek göremiyoruz ama bir zamanlar insanlık geceleri gökyüzüne baktığında büyüleyici güzellikte izler görüyordu.

Nero
15-09-2017, 10:15
Arapça tercüman ve recm kökteş.

Tercüman kelimesi bizden Batı dillerine de geçiyor. Dragoman vb oluyor.

Aynı şekilde Türkçe köklü ve benzer anlama sahip olan dilmaç da bizden Macarcaya tolmács olarak ve Almancaya ise dolmetscher olarak geçiyor. Dilmaçdaki -maç eki meslek adı yapan ek. Sığırtmaçda da var.

Ama özleştirmeciler telefon ahizesi karşılığı almaçı önerebildiler. Türkçedeki eklerin hangi göreve karşılık geldiğini bilmediklerinden bunu yapabildiler. Kafalarına hangisi yatıyorsa o eki alıp takıyorlardı. :)

Nero
15-09-2017, 17:24
Sosyal medyada bir tenasül polemiği yaşanıyormuş. Ama buna tenasür polemiği de diyebiliriz. İkisi de kelimeyi bir süre tenasür diye yazarak devam ettiler. Sonra doğrusunu öğrendiler.

https://www.mynet.com/nevsin-menguden-sosyal-medyada-18lik-polemik-erkekler-tenasur-organinizin-avantajini-119521-mymagazin

Tenasül ile nesil kökteş.Soyunu sürdürme anlamındaki nasl'dan geliyorlarmış.

Nero
18-09-2017, 11:41
Eski Türkçede işemek anlamına gelen bir siymek kelimesi varmış. Erkeklik organının yaygın adı oradan geliyor. Sonradan bu kelime unutulmuş bizde; belki başka Türk lehçelerinde yaşıyordur.

Mahcup bir forum üyesi olarak ben susayım da Nişanyan konuşsun. :)

"ETü: [ Kaşgarî, Divan-i Lugati't-Türk, 1073]
sik: [[erkek organı - Bu nedenle cahil Türklerin ve onların kadınlarının yanında Kuran okurken '(...) sikkīnen' ve '(...) yümsik' ayetleri kısık sesle okunur.]]
TTü: [ Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876]
sivik سيوك: Türkīde siyme ve tebevvül aleti. Halen sīk.
<< ETü sik siyme organı < ETü sid-/*si- siymek, işemek +Uk (Kaynak: Erdal 1:203, 2:642)
→ siy-"

http://www.nisanyansozluk.com/?k=sik&x=0&y=0

"Sinkâf" demek, bu kelimeyi sansürleyip vermek demek oluyor. Sin s, kâf ise k'nin arap alfabesindeki karşılığı.

Felâsife
19-09-2017, 01:46
Eski Türkçede işemek anlamına gelen bir siymek kelimesi varmış. Erkeklik organının yaygın adı oradan geliyor. Sonradan bu kelime unutulmuş bizde; belki başka Türk lehçelerinde yaşıyordur.

Ben bunu bir şeyler damlattığında, sızdırdığında çok kullanıyorum, siydirdi, veya siydiriyo diye.
Özellikle evde ki demlik çay koyarken çok siydiriyo :D

Nero
19-09-2017, 09:11
Ben bunu bir şeyler damlattığında, sızdırdığında çok kullanıyorum, siydirdi, veya siydiriyo diye.
Özellikle evde ki demlik çay koyarken çok siydiriyo :D


Bu konuda Ang bizi daha iyi bilgilendirebilir ama sanırım siy-sız-sıv ortak bir köke sahip. Sıvık-cıvık, sızma, siyme, anlam olarak da ses olarak da yakın.

Nero
19-09-2017, 14:19
İkrar-karar:

[ Codex Cumanicus, 1303]
confessio - Fa: atref - Tr: ykrar iχrar berdi [ikrar verdi]
~ Ar iḳrār إقرار [#ḳrr ifˁāl IV msd.] evet deme, onaylama < Ar ḳarra قَرَّ durdu, yerleşti, karar kıldı
→ karar

http://www.nisanyansozluk.com/?k=ikrar&x=0&y=0

Nero
19-09-2017, 16:34
Trol, latince çekmek, sürüklemek anlamındaki bir kökten geliyormuş. Traktör de buradan geliyormuş. :)

Nero
19-09-2017, 17:19
Troll başka ama. Troll, İskandinav mitolojisine özgü kötü bir cinin adıymış.

Nero
20-09-2017, 09:50
Yakın zamana kadar adam kelimesi sadece erkekleri değil, genel olarak insanları kapsıyordu. "Bilim adamı" dendiğinde kadın-erkek tüm bilim insanları kastediliyordu.

Sonradan feminizm dile de yansıdı ve dildeki erkek egemen söyleme son vermek amacıyla "bilim insanı" sözü getirildi.

"İş adamı" yerine, "iş insanı" denmiyor ama onda da "iş kadını" deniyor. Bu ilginç. Çünki "iş erkeği" diye bir isim yok. Ama "iş kadını" oldu, yerleşti artık. :)

Bu "işkadını", "bilim insanı" deyişlerine ilk itiraz eden, ilginç ama bir kadın dil sevdalısı oldu; Feyza Hepçilingirler.

Bu tür müdahaleler olabiliyor ve dili az çok etkileyebiliyor. Dilde bozulmaya da yol açabiliyor bu tür müdahaleler.

Ecevit bir ara "çekinser"i icad etmişti. Çekimser sözünün doğrusunun o olduğunu sanıyordu. Başbakandı o sıra ve medya da "çekinser" demeye başlamıştı. Tabii bu yanlıştı. Çünki "çekimser" çekinmek ile alakasız bir kelimeydi ve çekinsemek diye bir fiilimiz yoktu. :)

Dil böyle müdahalelerle değişip yol alıyor. Kimi geçici, kimi daha uzun ömürlü oluyor.

Nero
21-09-2017, 14:21
Dilde olsun, başka alanlarda olsun, bir bilginin tutulması, tekrarlanmasına bağlı. Ne kadar çok tekrar, o kadar tutulma. İnsan beyni tekrara öncelik vermeye zaaflı.

Belli durumlar karşısında belli tavrı takınmak. Belli sözü söylemek, belli mimiği göstermek, kısacası benzer durum karşısında benzer tepkiyi vermek...

Dil de böyle gelişiyor, davranışlarımız da, hatta düşüncelerimiz dahi.

Bu iyi mi, kötü mü? İyi veya kötü, ama durum böyle.

Beynimizin ilgili bölümünde tekrara dayalı olarak iz oluşuyor. O izi takip ederek davranışlarımız ve sözlerimiz belirleniyor.

Bunun dışına çıkan davranışlar ve sözler ise yeni izler ve yollar açıyor.

Gücü varsa o yeni iz ve yol güçleniyor.

Güç, çeşitli etkenlerce oluşturulabiliyor. Haklılık, doğruluk gücü, iktidar gücü, para gücü, nüfuz gücü, nüfus gücü, vb...

Nero
21-09-2017, 14:35
Acur ve incir ses benzerliği... Galiba kökteş miymiş? :)


http://nisanyan1.blogspot.com.tr/2017/09/sozluk-notlar-acur-incir-gugum.html

Nero
21-09-2017, 15:11
Kâbe, küp, topuk veya aşık kemiğinden yapılma 6 yüzlü zar anlamındaki kubos kelimesi...

Günümüzdeki zar, bu "kubos"un, yâni aşık veya topuk kemiğinin geliştirilmiş hâliymiş.

http://www.bilgiustaniz.com/asik-kemigi-nerede-bulunur/


Kaynak: Nişanyan Sözlük

Nero
21-09-2017, 21:49
Real Madrid'deki real, İgilizcedeki real gibi "gerçek" demek değil, "krala ait", "kraliyet" demek.

İngilizcede royal.

Arması da taç.


Bilgimin kaynağı: kelime köken adlı twitter hesabı.

Nero
21-09-2017, 23:01
"Arsenal", bildiğiniz "tersane" demek. Ar. "dār-aṣ-ṣinā‘", yani "dar'üs sınaa" (sanayi evi, tersane, liman) tamlamasından geliyor.

Bertan Rona.

Ancak buna itiraz olmuş. Sanırım Bertan Rona yanlışlıkla tersane yazmış, doğrusu tophane imiş. Arması da top silahı.

Nero
22-09-2017, 11:05
"Arsenal", bildiğiniz "tersane" demek. Ar. "dār-aṣ-ṣinā‘", yani "dar'üs sınaa" (sanayi evi, tersane, liman) tamlamasından geliyor.

Bertan Rona.

Ancak buna itiraz olmuş. Sanırım Bertan Rona yanlışlıkla tersane yazmış, doğrusu tophane imiş. Arması da top silahı.

Hayır, buna da itiraz edilmiş ve sanırım ilk yazılan doğrusu. Tersane yani.

Nero
22-09-2017, 11:06
Bâkir-bâkire: "~ Ar bākir باكر [#bkr fāˁil fa.] erken olan meyve, turfanda < Ar bakara بَكَرَ erken idi
→ bikir
Not: Arapça dişil bākire biçimi nadiren kullanılır; bākir, dişi ve erkek ayrımı gözetmeksizin "ilk mahsul" anlamındadır. "Evlenmemiş (kız veya erkek)" anlamı Türkçeye özgüdür."

Alıntı: Nişanyan Sözlük

Felâsife
24-09-2017, 20:02
Etimolojik değeri var mıdır bilmem ama bizim o tarafların (köylerin) konuşuğu böyleymiş. (https://yadi.sk/i/HAjnnz8P3NB2vC)
Köylüler elanda böyle konuşuyorlar tabi, ben pek bilmiyorum. :D

Nero
24-09-2017, 20:30
Etimolojik değeri var mıdır bilmem ama bizim o tarafların (köylerin) konuşuğu böyleymiş. (https://yadi.sk/i/HAjnnz8P3NB2vC)
Köylüler elanda böyle konuşuyorlar tabi, ben pek bilmiyorum. :D

Etimolojik değil ama değeri var. Yörelerin kendi lehçeleri ilginç ipuçları sunabiliyor. Bu hangi yöre?

Felâsife
24-09-2017, 20:53
Boyabat yöresinin, aslında Kastamonu, Çorum, Çankırı filanda bu konuşuğa çok yabancı değildir bildiğim.
Bu arada Boyabat kelimeside şurada (http://www.boyabatgazetesi.com/?subaction=showfull&id=1219293584&archive=1302500339&start_from=&ucat=16&) geçtiği üzere öncesinde Boyova imiş, sonra bu abad olmuş, son halde de abat olmuş, yani Boyabat.
Gerçi Boyvat diyenler de az değildir, Voyvodadan dolayı öylede olabilirmiş. Dil işleri karışık. :D

rainfall38
24-09-2017, 21:02
filolojiyi öneririm alanında uzmanlaşmak isteyenler için.

Nero
25-09-2017, 17:00
Komedi kelimesi esasen "köy eğlencesi" anlamına geliyor. Kelime Eski Yunanca kōmē "köy" ve oidía "şarkı söyleme (eğlenme)" bileşiği.

Kelime Köken adlı twitter hesabı.

Nero
18-10-2017, 14:11
Etimoloji, eski Yunanca etymon (bir şeyin doğrusu, aslı) kelimesinden geliyor.

Eğlence ise eski Türkçe'de meşgul etmek, oyalamak anlamına geliyormuş. Şimdiki hoşça vakit geçirme anlamını sonradan kazanmış. Halen "şurada biraz soluklanıp eğlenmişler." gibi cümlelerde ilk anlamına rastlanır.

Böyle diyerek bu başlığımızı tamamlamış olalım. Başka pek çok ilginç ve eğlenceli kelime öyküsü vardır ama onları arayıp bulmak ve burada paylaşmak da sizlere kalsın.

ang
21-10-2017, 21:32
Köken bilgisi ile ilgilenenler için, Nişanyan sözlüğü yenilendi > http://www.nisanyansozluk.com/?

Hâlâ ufak tefek eksik gedikleri olsa da, iş görür :)

Nero
21-10-2017, 21:56
Köken bilgisi ile ilgilenenler için, Nişanyan sözlüğü yenilendi > http://www.nisanyansozluk.com/?

Hâlâ ufak tefek eksik gedikleri olsa da, iş görür :)

"Tosbağa" hâlâ yanlış verilmiş ama. :)

ang
22-10-2017, 03:09
"Tosbağa" hâlâ yanlış verilmiş ama. :)

Evet, dedim ya hâlâ ufak tefek yanlışlar var sözlükte. Azerbaycan Türkçesinde tısbağa, Türkmencede pışbaga deniyor. Bu sözcklerdeki ilk bölüm yansıma ses olabilir, tıs "tıslama sesi", Türkmencede pışırdı "fısıltı, fışırtı" demek, pışbaga "fışırdayan bağa" olabilir belki :) Azerbaycan Türkçesindeki de "tıslayan bağa" belki de.

Bence Karluk ile Kıpçak dillerindeki anlam çok daha açık, Özbekçe toshbaqa "taş bağa", Kırgızca taşbaka, Tatarca taşbaqa, Kazakça tasbaqa (Kazakça tas "taş").

Bence bizdekinin de aslı *taşbaga idi, zamanla tosbağa'ya dönüşmüş olsa gerek.

Macardaki sözcük de ilginç teknősbéka. Aslında Türkçe kökenli, teknő < Türkçe tekne "leğen 2. yalak 3. gemi gövdesi"den alıntı, Macarcada da aynı anlamda. Macarlar buna küçültme eki takıp > teknős "küçük leğen, kap 2. kabuk" biçiminde bir söz türetmişler, buradaki küçültme eki olan /-s/ (okunuşu "ş", Macarcada s'ler "ş", sz'ler "s" okunur) bizdeki küçültme eki plan /-ç/ iel kökteştir, örneğin topaç "küçük top", anaç "ana gibi olgun davranan küçük kız çocuğu", bakraç "küçük bakır kap < bakır-aç" vb. ş-ç benzeşen sesler.

Macarca teknős = bize uyarlarsak tekneç olur, Macarca béka da bizdeki bağa, yani Macarca teknősbéka sözcüğünü bize uyarladığımızda tekneçbağa olur :) "teknecikli bağa" da denebilir... Zaten küçültme eki /-cık/ aslında eskiden < /-cak/ idi, bu da ikili bir küçültme ekidir, biri söz konusu /-ç/ diğeri de bir diğer küçültme ekimiz olan /-k/ (başak "küçük baş", yolak "küçük yol, patika", gölek "küçük göl", topak "küçük top" vb.) bu iki ek birleşince iyice küçültme eki olmuş :) /-cak/ bu nedenle sevimlilik anlamı katmış, oysa /-ç/ ile /-k/ ekleri sevimlilik katmaz, yalnızca boyut bazında küçüklük bildirir.

İzlandacada kaplumbağa'ya > skjaldbaka denir, skjald "zırh 2. kalkan" demek (İngilizce shield ile kökteş), sondaki baka'yı Türkçe baka sanabilirsiniz ancak değil, "arka, sırt" demek, İngilizcedeki back ile kökteş yani zırhsırt ya da kalkansırt :) Tacikçede de sengpüşt derler, yok hemen yanlış anlamayın, seng "taş" demek, püşt da "arka 2. sırt" yani taşsırt :) Bu arada, sözcüğün aslı "u" ile, ancak öyle yazınca forum sansür verdi, sözcük **** biçiminde yazıldı, o nedenle "ü" ile püşt yazdım, Türkçeye argo olarak alınmış Farsçadan...

Kurbağa da ilginç meselâ, Kazakçada qurbaqa ya da kölbaqa "göl bağa" deniyor, Azerbaycan dilinde qurbağa, Özbekçe qurbaqa, Kırgızca kurbaka, Tatarcada yalnızca baqa, Türkmencede ise gurbaga deniyor :) aslında baka tek başına "kurbağa" demek zaten, eski Türkçede uzun a iledir < bâqa, belki bagır- "ses çıkarmak" ile kökteş olabilir.

İranî dillere de bağa/kurbağa Türkî dillerden alınmış, Farsça qurbağa /قورباغه/, Tacikçe qurboqqa /Қурбоққа/ Türkçeden alınma olduğu belirgin olan sözler, Kürtçe beq "kurbağa" da Türkçe baqa'dan alınma olabilir, ancak olmaya da bilir, çünkü Sanskritçe'de bheka /भेक/ da "kurbağa" demek, Kürtçe de Hint-İran dillerinin İranî kolundan olduğu için Sanskritçe bheka ile Kürtçe beq akraba olabilir. Bu durumda, Türkî dillerdeki bâqa < Sanskritçeden alınma olabilir mi? Olukça güç bir olasılık, Budist olaydık ihtimal vardı ancak Sibirya'daki Yakutlar dahi bağa diyorlar kurbağa'ya, Sanskrit nere Sibirya nere? :) Türkçeden Sanskrite geçti desek o da zor... İngilizce earth "yer" ile Arapça ardh /أرض/ "yer" gibi bir tesadüfî benzerlik olsa gerek.

Ekavil
19-04-2018, 10:33
TÜRKÇE OKI (okumak) VE ARAPÇA KARAE FİİLİ ÜZERİNE (https://www.facebook.com/notes/ilker-kurt/ilk-emir-okumak-mi/10160099970975533/)

Türkçede okı fiilinin ilk defa Orhun yazıtlarda, Bilge Kağan'ın bir cümlesinde "çagırmak" anlamıyla geçtigi tespit edilmiştir. Mahmud Kaşgari'nin Divan-ı Lugati't-Türk'ünde de yine çagırma manası verilmiş:
Ol meni okıdı (beni çağırdı)
Er bitig okıdı (adam kitap okudu)

Altay dilleri teorisi (http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20DILI/tuna_01.pdf)ne göre *okı (http://starling.rinet.ru/cgi-bin/response.cgi?single=1&basename=%2Fdata%2Falt%2Faltet&text_number=1562&root=config), proto Alatayca bir fiil olup, çesitli dillerde "çagırma, söz söyleme/konuşma ve dua etme" gibi anlamları vardır
Görüldüğü gibi, kelimenin eskiden yaygın olan manaları giderek unutulurken günümüzde "yazı okuma" anlamı aktüel halde bulunuyor...

Kur'an'da Alak suresinin 1. ayetinde "oku" diye tercüme edilen kelime de, Türkçede oldugu gibi anlam daralması yaşayan sözcüklerden biridir. Zira diger Sami dillerinde kəra (ܩܪܐ) ve kara (קרא) şeklinde görülen bu fiilin, okumak anlamının yanı sıra "çagırma, seslenme, söz söyleme (zikr)" gibi türevlerinin hali hazırda aktüel olmasından bu anlaşılıyor.

Fahreddin Razi, söz konusu ayeti tefsir ederken ikra (اقرأ) emrinin, uzkur (أذكر) anlamında olabileceğini gündeme getirir. Uzkur, zikr masdarının emir kipidir ki, bu da "dile dökülen söz (http://www.baheth.info/all.jsp?term=%D8%B0%D9%83%D8%B1) (الشيء يجري على اللسان)" demektir. şu halde ayetin anlamı "Rabbinin ismini zikret" şeklinde olmaktadır.

Bu manada Tevratta geçen "✡ Samuel de onun ismini okuyanların/zikredenlerin arasındaydı (ושמואל בקראי שמו)" cümlesi dikkate deger..

"Tanrının ismini okumak/zikretmek (לקרא בשׁם יהוה)" eylemi, Tanah'ın geneline bakıldıgında özellikle nabiler (peygamberler) tarafından sunakta tatbik edilen bir tür tapınma veya ibadet olarak göze çarpıyor. Bir kaç örnek vermek gerekirse:

✡ İshak, bir sunak yaparak orda Yahve'nin ismini okudu/zikretti (ויּקרא בשׁם יהוה) sonra...çadırını batıdaki Beytel'e kurdu. Orda bir sunak yapıp Yahve'nin ismini okudu/zikretti (ויּקרא בשׁם יהוה)

✡ İbrahim, yapmış olduğu sunağa gidip, orda Yahve'nin ismini okudu/zikretti (ויּקרא בשׁם יהוה) [Beresit 26-25; 13-4]

Tanaha göre insanlar, tanrının ismini okumaya Enoş'un doğumuyla birlikte başlamışlar:

✡ Şit'in bir oğlu olunca adını Enoş koydu ve Yahve'nin ismini okumaya/zikretmeye (לקרא בשם יהוה) o zaman başladılar. [Beresit 4-26]

İncilde ise, şöyle geçer:
✡ Yahudi ve Yahudi olmayan ayrımı yoktur, Rab herkesin Rabbidir. Kendisine yakaran (ܕ݁ܩܳܪܶܐ) herkese cömerttir/zengindir. Rabbin adını okuyan/zikreden (ܕ݁ܢܶܩܪܶܐ ܫܡܶܗ ܕ݁ܡܳܪܝܳܐ) herkes kurtulacak [Romans 10-11/12]

Rapi
02-03-2019, 22:25
Sizdeki bu kelimelere dair anlam arayışı bilgiye saygının bir inceliği. Kaleminize sağlık Nero.
Hep bilmiyoruz, ama öğrenmeye açık olmalıyız. Öğrendikçe bilgimizin artması ne güzel bir tebessümdür. İnsan kullandığı kelimeleri tanıyabilmeli.

Rapi
05-03-2019, 21:09
Bertan Rona'nın ''Talep'' ve ''Talebe'' kavramlarına dair bir röportajına rastladım. Paylaşmak isterim:))

Talep, her şeyden evvel, öğrenme açısından önemlidir. Çünkü talep etmeyen öğrenemez. Bizim ilim-irfan geleneğimizde "talebe" kavramı, merkezî bir noktada bulunur.
Ne demek "talebe?" "Talep eden, isteyen" demek. Unutmayalım ki ancak isteyen kişi öğrenebilir, kendini geliştirebilir. Zorla tahsil, pek olumlu sonuç vermiyor.

Rapi
14-03-2019, 19:53
"History" sözcüğünün kök anlamı, "macera." Zira:

1. Eskiden tarih maceralı yolculuklarla öğrenilebiliyordu.
2. Tarih, insanın macerasıdır.

Bertan Rona

Rapi
14-03-2019, 19:55
İng. & Farsça, akraba. Aralarında ilginç yakınlıklar var.
Aynı kökten gelen, "güvenmek" anlamındaki İng. "to trust" ile Far. "dürüst" gibi.

Bertan Rona

ForumKirpisi
14-03-2019, 20:15
to trustta tu ya gerek yok trust zaten dürüst oleyör.

Höyük - High
Diş - Dish
Ebilmek - Able
Git - get - getir vs.
Büyük - big (orta kaynaştırma y gitmiş)
Deep - dip
Kes - ket - cut
Seer - seyir
çene - chin
body - beden
tak - take

Bazıları baya harf değişimine hatta anlam değişimine uğramış ama kökenler aynı.
5000 tane falan buldum.

İnuitle Türkçe bağlantısı bilem var. Türkçe Rusya Almanca falan dolu.
Kürtçe Fransızca zaten ayağa düştü.

büyük ihtimalle cinsiyetsiz tüm diller türkçe kökenli çıkıcek. bizim dilimiz en iyi en yüce dildir.

"ictenlik"
14-03-2019, 21:40
Benim kız bebekken çaya çay demeye çalışarak "tii" diyordu öyle telaffuz ediyordu ve emin olun gerçek bunu şaka yollu söylemiyorum
Bu aklımda kalan bir örnek
Bu dil sesleri üzerine ben de çok düşündüm ve bir çok örneğim de vardı ayrıca ben temel sesler gibi bir şey uydurmuştum. Doğa sesleri, taş kırma sesi, ağaç kesme yarılma sesi, ok sesi, su sesi gibi günlük maruz kalınan temel seslerin dil çattığı gibi bir algı oluşmuştu ben de o an.

İnsan isimlerinde çok ilginç şeyler bulmuştuk

Jhan John Can (Yan, i-yan Han Qhan Kan ) gibi
Mesela Cank Cunk, Jank Junk, Jing Jank, Yank Yunk kayaya ve kuyuya taş atma yankısı gibi ya da suya bir şey düşmesi sesi gibi ya da hava da sürtünme sesleri gibi idi örneğin

Mesela burdan Yankı sözcüğünü ele alalım..
Şank Şunk Şangır/Şangur Şungur
Shang Cheng Chang
Çank Çenk Çunk Çanak
Metal sesleri
Metal sürtünme sesleri
Çelik Demir dövme sesi

Çatur Çutur
Paldır/Paldur Küldür/Kuldur
Patırtı Kütürtü
Küldürtü Paldırtı (Hep sesin kendini veriyor)

Küt,
bir şey düşme sesi

Küldürt diye düştü derler halk ağzında
Bi küldürtü koptu derler

Çatırt Çatırtı Çatlama
Yarılma sesi

Pat
Patlama sesi

Eski Halk ağzında çok geniş farklı kullanımlr var vardı
Aşina olan bilir..
Ben bunla ilgili bir kaç yerde daha yazmıştım bir ararım
Kart Kurt ve Cart Curt , Cartha Kartha ve Karthal (Kartal) Agartha benzetmiştik. Fazla mistik mitolojik uçarı vb. bulanabilir diye de tereddüt ettim
(Erken çocukluğuna ilişkin tuhaf içsel konuşma vb. anıları olan var mı?)

Kartal dal kopma sesi ya da dalın kendi salınım sesi ya da uçma kanat çırpma sesi olmalı

Jard Jord Kart Kord

Ayna gibi bir şey uydurmuştuk sesler arasında parallellik benzerlik ve geçişmeler kurmuştuk.
Mesela yukarıda C, J vb. benzerliği gibi...

"ictenlik"
14-03-2019, 22:26
Benim kız bebekken çaya çay demeye çalışarak "tii" diyordu öyle telaffuz ediyordu ve emin olun gerçek bunu şaka yollu söylemiyorum
Bu aklımda kalan bir örnek
Bu dil sesleri üzerine ben de çok düşündüm ve bir çok örneğim de vardı ayrıca ben temel sesler gibi bir şey uydurmuştum. Doğa sesleri, taş kırma sesi, ağaç kesme yarılma sesi, ok sesi, su sesi gibi günlük maruz kalınan temel seslerin dil çattığı gibi bir algı oluşmuştu ben de o an.

İnsan isimlerinde çok ilginç şeyler bulmuştuk

Jhan John Can (Yan, i-yan Han Qhan Kan ) gibi
Mesela Cank Cunk, Jank Junk, Jing Jank, Yank Yunk kayaya ve kuyuya taş atma yankısı gibi ya da suya bir şey düşmesi sesi gibi ya da hava da sürtünme sesleri gibi idi örneğin

Mesela burdan Yankı sözcüğünü ele alalım..
Şank Şunk Şangır/Şangur Şungur
Shang Cheng Chang
Çank Çenk Çunk Çanak
Metal sesleri
Metal sürtünme sesleri
Çelik Demir dövme sesi

Çatur Çutur
Paldır/Paldur Küldür/Kuldur
Patırtı Kütürtü
Küldürtü Paldırtı (Hep sesin kendini veriyor)
Lambur lumbur
Bangır bangır

Küt, pat çat
bir şey düşme sesi

Küldürt diye düştü derler halk ağzında
Bi küldürtü koptu derler

Çatırt Çatırtı Çatlama
Yarılma sesi

Pat
Patlama sesi

Eski Halk ağzında çok geniş farklı kullanımlr var vardı
Aşina olan bilir..
Ben bunla ilgili bir kaç yerde daha yazmıştım bir ararım
Kart Kurt ve Cart Curt , Cartha Kartha ve Karthal (Kartal) Agartha benzetmiştik. Fazla mistik mitolojik uçarı vb. bulanabilir diye de tereddüt ettim
(Erken çocukluğuna ilişkin tuhaf içsel konuşma vb. anıları olan var mı?)

Kartal dal kopma sesi ya da dalın kendi salınım sesi ya da uçma kanat çırpma sesi olmalı

Jard Jord Kart Kord

Ayna gibi bir şey uydurmuştuk sesler arasında parallellik benzerlik ve geçişmeler kurmuştuk.
Mesela yukarıda C, J vb. benzerliği gibi...

Canı acıyınca ıışş , iişşş , ay vay sesi çıkarmak
Yorulunca atılan sesler, oy hoy uyy gibi sesler
zorlanınca atılan hia kia şıağ çıaağ gibi sesler
Canı yanınca anne diye bağırmak

Işıağ mesela şia şua ışk (bu kuş sesi gibi ağustıs böceği sesi gibi)

ForumKirpisi
14-03-2019, 22:30
içtenlik tespitlerin hayal değil tamamen doğru.

bi 5 sene önce benle dalga geçiyolardı. daha sonra kelimelerin kökenleri olayı meşhur olunca hepsi kepaze oldu.

avrasya milletlerinin selamlaşması hi , hai , hal-lo (lo??), hey, hei
türkçede öz selamlaşma hey.

merhaba ve selam araplaştırmasından önce.

onaylama manasında:
ye,yah,da,ja,he,hah

sesler aynı.

genelde dinler olayı bozmuş. dinle beraber kültürler diller benlikler değişmiş sarsılmış. çeşitlilik ölmüş.

Rapi
10-05-2019, 23:45
''İsot''un adı "issi ot"tan gelir.
İssi"nin anlamı "yakan, sıcak" demektir.
Sıcak" sözcüğü de buradan gelir; issi-cek

*

"Yaprak" ve "yorgan" sözcükleri arasındaki bağ:
İkisi de "örtmek" anlamındaki "yapurmak" eyleminden türemiştir. "Yapurak", yaprağa; "yapurgan" da yorgana dönüşmüştür.

*

"Kumral" sözcüğünün kökü, Eski Türkçeye uzanıyor.
Eski Türkçede kestane rengi "konur(kongur)"dur. Bu sözcüğün anlamı kaynaklarda "yanık al, yağızımsı al" diye verilmektedir. "Konur" + "al", zamanla "kumral" olmuştur.

Rapi
08-08-2019, 21:18
Erguvan ağacının isimlendirilmesinde genellikle büyüleyici rengine atıfta bulunulur. Kelimelerin kökenine baktığımızda hemen hepsi Akadça'da mor rengi ifade eden argamannu sözcüğüne denk gelir. Aramice'ye argvana, Aramice'den Arapça'ya ercuvani ve oradan da Türkçe'ye argavan diye geçmiştir. Günümüz Türkçesi'nde erguvan halini almıştır.
Bununla birlikte Kutadgu Bilig'de yer alan on yedi çiçek isminden biridir. Deliboynuz, selecek ve zazalak diye de bilinir.