Orijinalini görmek için tıklayınız : ÇYDD VE TÜRKAN SAYLAN
Aliminyum
03-05-2007, 11:41
Nedir bu ÇYDD? (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği)
http://www.cydd.org.tr/?sayfa=biz linkinde kendileri hakkında "Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşmak amacını güden Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, ülkenin “çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkması†ülküsü için bilgi, beceri ve deneyim birikimiyle, gönüllü çalışan bir sivil toplum örgütüdür."
İyi ne güzel? Peki amaçları ne?
"Amacımız : Atatürk devrim ve ilkeleri ile gerçekleşmiş olan hakların korunması, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve çağdaş eğitim yolu ile çağdaş birey ve çağdaş topluma ulaşılmasıdır."
Kimdir bu Türkan Saylan?
ÇYDD'nin kurucusu.
1935 doğumlu.
Annesi 1936'da müslüman ismi alıyor belki de daha önceden müslüman olmuştur. Yani annesi Türk asıllı değil.
Bir insanın dini veya etnik kimliğinin önemi var mıdır? Vardır. Herhangi birisinin olmasa bile Türkan Saylan'ın dini ve etnik kimliğinin bir önemi vardır. Buna geleceğiz.
Annesi hakkında bilinenler; Raber Ragman ve Mina Verlig kızı, 1324 (1908) Bermingen İngiltere doğumlu ve Katolik Hıristiyan “Lili Mina Raiman†olduğunu gösteriyor. Ancak kendi söyledigine göre annesi Lilly “İsviçreliâ€. Burası tam bilinmiyor. 1936'da Lili Mina hanım adını Leyla olarak değiştiriyo.
Türkan Hanım ortaokulda köy hekimi olmaya karar veriyor ve cüzzamla mücadele için Anadoluyu gezmeye başlıyor. İşin bu kısmı gerçekten takdire şayandır. Halkın içler acısı durumunu görüyor ve bu gerçeklere sırt çevirmemesi gerektiğini anlıyor. İroni filan yapmıyorum Türkan Hanımın bu yönünü gerçekten saygıyla ve hatta gıptayla karşılıyorum.
Tıpta öğrenciyken evleniyor, 23 yaşında anne oluyor, tüberküloz geçiriyor, ameliyatlar oluyor, Tıp fakültesini zorluklar içinde 10 yılda bitiriyor. Deri ve zührevi hastalıklar kolunda uzmanlaşıyor.
işçi sigortalılara bakıyo Nişantaşı hastanesinde. İşçi kesiminin hali pür melalini orada anlıyor. Günde 100 hastaya filan bakıyormuş o sıralar.
Ruhi bir olgunluk ve sınıf bilinci edinmiş birisi gibi geliyor Türkan Hanım. Akademik kariyerden pek hazetmez, Prof. olarak anılmak pek umurunda değildir, böyle de alçakgönüllü.
Bi ara cüzzamla uğraşmaya karar veriyor. Anavatanı İngiltereye gidiyor ve 1976'da geri dönüyor. Cüzzamla mücadele işini üstleniyor.
İstanbul Lepra hastanesini filan kuruyor galiba. O zamanlar Türkiyede kayıtlı 10.000 küsür cüzzamlı var. Müthiş bir mücadele sergiliyor. Dünyada ve bu ülkede cüzzam karşısında gerçekten başarılı sonuçlar da elde ediyor ve uluslararası Gandhi ödülünü alıyor. Helal hoş olsun.
21 yıllık başhekimlikten sonra 2002'de emekli oluyor. 25 yıldır Hala daha Arnavutköy'de 2 katlı ahşap binada yaşar. Başından çok hastalık geçmiş, göğüs kanseri ve karaciğer rahatsızlıklarıyla da mücadele ediyor. Gerçekten mücadeleyi seviyor.
Türkan Saylan hakkında Buraya kadar ki ortaya çıkan tablo şu; Hayatını hastalara adamış, iyilik yapmayı ve mücadele etmeyi seven, sosyal sorumluluk sahibi, çağdaş düşünen, çağdaş giyinen, çağdaş yaşayan, çağdaş yiyip içen, başarılı bir doktor, model bir "Cumhuriyet Kadını..."
MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜ
“Başkanlığını Profesör Türkan Saylan’ın yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği hakkında, Atatürk İlke ve İnkılâplarını kalkan olarak kullanıp, birçok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topladığı, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurtdışından yardım aldığı, hiç bir yasal dayanağı olmadan kamuoyuna kendisini sivil toplum kuruluşları birliği olarak tanıtan çeşitli dernek ve vakıflarla işbirliği içerisinde oldukları yönünde yapılan ihbarlar sonucu denetime tabi tutulmuş ve Dernekler Kanunu 62 ve 85/2 maddesine muhalefetten 5 Şubat 2001 tarihinde Maltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapılmıştır.â€
Bu satırlar şeriatçı bir gazetenin paranoyak bir yazarı tarafından yazılmadı.
Bu laflar MİT İstihbarat Başkanı Cemal Uzgören imzasıyla 24 Nisan 2001 tarihinde Başbakanlığa gönderilen iki sayfalık yazıdan alınmıştır Yani devletin istihbarat kurumunun resmi belgesidir.
Türkan Hanım konu hakkında “Bahsedilen olay adaletin önünde bir konu. Bir görüş vermiyorum. İleride kitaplarımda bu konuyu anlatacağım†gibi laflar ediyor.
“Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) yöneticileri hakkında bölücülük yaptıkları gerekçesiyle dava açıldı. İl Emniyet Müdürlüğü, Defterdarlık ve Vergi Dairesi yetkilileri, İstanbul Valisi Erol Çakır'ın izni ile bir soruşturma yaptı. Soruşturma sonucunda 18 ayrı nedenden dolayı Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu, yöneticilerle ilgili dava açıldı. Beyoğlu 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davada, ÇYDD yöneticilerine yönelik en büyük suçlama ise 'bölücülük' suçlaması. Bölücülük dışında ÇYDD hakkında, eksik mal bildirimi, depremden toplanan paraları borsaya ve repoya yatırmak, yurtdışından izinsiz para transferi ve gayrimenkul bildiriminde usulsüzlük suçlamaları var.†gibi durumlar da söz konusu.
Aslına bakarsanız bunlar pek önemli değil. Daha doğrusu şahsen beni pek ilgilendirmiyor. Doğru da olabilir yanlış da, raporlar düzmece de olabilir, bana ne.
Benim garibime giden Türkan Saylan'ın bizzat kendisi.
İTÜ'nün Maçka yerleşkesinde 'Türkiye'mizin çağdaşlaşma sürecinde laiklik' adı altında bi konferansta şu lafları ediyor;
"Biz Türkler hep akın etmişiz; yakıp yıkmışız, başkalarının yaptıklarını yakıp yıkmışız. Şimdi kendi yaptıklarımızı yıkıyoruz. Nedir bu alışkanlık. Biz yakıp yıkmak için var değiliz. Biz yaratmak, geliştirmek ve çağın üstüne geçmek için varız,"
Tabii bu görüşlere bu forumlardan pek çok arkadaş onay verecektir. İslam'ın Türk milletini nasıl barbarlaştırdığını, suçun ırkta değil dinde olduğunu falan iddia edecekler. Hadi onu da geçelim.
"Türkiye'nin bölünmesine, ırkçılığa yönelmesine, binlerce yıl öncesinin Arap ve İran âdetlerinin gelmesine karşıyız. Çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil bale yapmasını istiyoruz. "
İyi hadi bunu da geçtik.
Bu ve daha nice nefret kaynaklı ifadeler. Bu milletin dinini beğenmez, milletin kendini beğenmez, adetlerini beğenmez, bunlara açık bir düşmanlık ve nefret göstermekten de çekinmez. Hadi sizler bunu da onayladınız.
ÇYDD nasıl geçinir? Bazı hali vakti yerinde firmaların bağışlarıyla. Bunda bi beis yok. Normaldir.
Peki hangi firmalar bunlar?
Danone, Metro Grosmarket, Turkcell, TNT Ekspres, Ericsson, Finansbank, İş Bankası, Mercedes-Benz vs…
BURAYA DİKKAT
Turkcell hariç istisnasız hepsi yabancı sermayeli.
Bu ülkeye yatırım yapan yabancı sermaye şirketlerini işgalci gibi görüyordu bu kadın. Miting meydanlarında bas bas bağırıyordu, Türkiye yabancı şirketlerle işgal ediliyor diye. Ne oldu? Bunlar ne?
Türkan Hanımın gerçekten de iki farklı yönü var. Birisi kafa karıştıracak şekilde iyilik meleği, yardımsever, karanlıklara karşı savaşçı, azimli, modern, akademisyen, bilgili, görgülü, nazik, kibar bir hanımefendi. Tam bir cumhuriyet kadını.
Diğeri ise Türk Milletinin mukaddes değerleri söz konusu olduğunda bütün bu özelliklerini sol cebine koyup sağ cebinden nefret püsküren, konuşurken gözleri öfkeden büyüyen, saldırganlaşan, işi bir bayana hele de bir akademisyene yakışmayacak ölçülerde acayip tavırlara vardıran bir kadın.
Çağdaşlaşmak için namaz yerine bale yapın diyen bir kadın.
MİT RAPORUNDAN;
“Dünya Kiliseler Birliği temsilcisi olarak 1830’lu yıllardan beri ülkemizde faaliyet gösteren Amerikan Bord Heyeti’nin, Protestan mezhebini benimseyen bir kuruluş olduğu, din eğitimi ve sağlık hizmetleri konularında faaliyet gösterdiği, bünyesindeki Protestan kilisesi ve Kitab—ı Mukaddes (Bible House) şirketi aracılığıyla Protestanlığın yayılması için uğraş verdiği öğrenilmiştir
Böyle şeyler var işte. Artık bilmiyom nasıl değerlendirirsiniz.
sodomo--
03-05-2007, 12:10
MİT RAPORUNDAN;
“Dünya Kiliseler Birliği temsilcisi olarak 1830’lu yıllardan beri ülkemizde faaliyet gösteren Amerikan Bord Heyeti’nin, Protestan mezhebini benimseyen bir kuruluş olduğu, din eğitimi ve sağlık hizmetleri konularında faaliyet gösterdiği, bünyesindeki Protestan kilisesi ve Kitab—ı Mukaddes (Bible House) şirketi aracılığıyla Protestanlığın yayılması için uğraş verdiği öğrenilmiştir (aliminyum)
Bu metninn başı nerede? Amerikan Bord Heyeti ile ilgili yazılmış bu rapor, T.Saylan ile bu kuruluş arasında nasıl bir bağ kurulmuş? Bu metnin başını ve sonunu verebilir misin? Yoksa yama tipi bir metin mi var karşımızda? Bu paragraf bir şey ifade etmiyor haberin ola...
Türkan Saylan, sadece bir derneğin başkanı, kimsenin pek önemsediğini düşünmüyorum.
Eğer insanların annelerinin geçmişine bakacak olursak İsa'dan, Muhammed'den başlayalım, padişah analarına kadar gelelim.
Önemli olan soy sop değildir. Üstelik fetullahçıların yayınların da yer alan bu haber mahkemeliktir. Türkiye'de şeriatçilere karşı mücadele veren herkesin üzerine gidilmekte, hakkında davalar açılmakta, iftiralar yapılmakta, büyük bir baskı ve yıldırma politikası izlenmektedir. Bunun adı dinci faşizmdir.
Siz bir derneğin başkanının söylediklerine değil, ülkemizin başına cumhurbaşkanı olmaya soyunmuş ve direkten dönmüş Abdullah Gül'ün söylediklerine bakın asıl.
İngiliz Guardian gazetesine verdiği demeçte;
"Cumhuriyet'in sonu gelmiştir" diyor. Asıl ülkeyi yönetenleri değerlendirelim.
Yoksa ÇYDD gibi onlarca şeriatçi derneği ve başkanını buraya sıralayıp haltlarını yazmak zor değil. Başta da Fetullah'ın..
sodomo--
03-05-2007, 12:17
ÇYDD nasıl geçinir? Bazı hali vakti yerinde firmaların bağışlarıyla. Bunda bi beis yok. Normaldir.
Peki hangi firmalar bunlar?
Danone, Metro Grosmarket, Turkcell, TNT Ekspres, Ericsson, Finansbank, İş Bankası, Mercedes-Benz vs…
BURAYA DİKKAT
Turkcell hariç istisnasız hepsi yabancı sermayeli. (aliminyum)
Önce ÇYDD'nin bu firmalardan bağış aldığını ispatla... Sonra bu konu hakkında yazacaklarım var.
Sayın Aliminyum
* * *İnsanları degerlendirirken özneye insan olma edinimini koyabilirseniz sizin nerden baktıgınıza göre suç ya da ihanet teşkil eden kavramların, insanlık perspektifiyle bakıldıgında son derece anlamsız kalabildigini göreceksiniz.
* * *Sorun şudur : dil, din, milliyet, etnisite ayrımı yapmadan tüm bunların üstüne çıkacak bir bakış açısıyla olgulara bakabiliyor muyuz. Yoksa degerlendirme ve tahlillerimize etkin olan dinsel, milliyetçi, etnik, cinsel bakış açıları mıdır.
* * * Yazınızdaki bakış açısı ya dinsel perspektiften ya da milliyetçi perspektifden ilhamla yazılmış. Dini ve milliyeti bir kenara atarsanız o zaman Türkan Saylan hakkında ne söyleyebileceksiniz onu merak ediyorum. Dini ve Türklügü bir kenara bırakarak bu kişinin suç ve kabahatlarını bir daha izah edebilir misiniz.
* * * *saygılarımla
Türkan Saylan hakkındaki tüm suçlamalar yazılmış görünüyor.
Bu suçlamalarla yargılandığına göre bir de kararları (iddiaların gerçek olup olmadığını) görseydik iyi olmaz mıydı?
sodomo--
03-05-2007, 12:21
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) yöneticileri hakkında bölücülük yaptıkları gerekçesiyle dava açıldı. İl Emniyet Müdürlüğü, Defterdarlık ve Vergi Dairesi yetkilileri, İstanbul Valisi Erol Çakır'ın izni ile bir soruşturma yaptı. Soruşturma sonucunda 18 ayrı nedenden dolayı Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu, yöneticilerle ilgili dava açıldı. Beyoğlu 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan davada, ÇYDD yöneticilerine yönelik en büyük suçlama ise 'bölücülük' suçlaması. Bölücülük dışında ÇYDD hakkında, eksik mal bildirimi, depremden toplanan paraları borsaya ve repoya yatırmak, yurtdışından izinsiz para transferi ve gayrimenkul bildiriminde usulsüzlük suçlamaları var.†gibi durumlar da söz konusu. (aliminyum)
Bak kardeşim, savcılılık yolda yürüyen bir adam hakkında da suçlamada bulunabilir.
Şimdi bana bu suçlamaların mahkeme sonuçlarını söyler misin?
Sn. pante,
"Cumhuriyet'in sonu gelmiştir" diyor. Asıl ülkeyi yönetenleri değerlendirelim" demişsiniz.
Bunu dile getiren gazeteye düzeltme gönderilmiş ve yayınlanmıştır. Konu ile ilgili olarak Abdullah GÜL canlı yayında konuşmuştur.
Soy sop konusundaki görüşlerinize sonuna kadar katılıyorum. Bir insanın bırakın annesi babasının kim olduğu, dün ne düşündüğü bile çok önemli olmamalıdır.
Bu gün ve şu an ne yaptığı ve düşündüğüdür önemli olan.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
sodomo--
03-05-2007, 12:24
Aliminyum, şimdi bu iddiaları daha gerçekçi bir zemine oturtmak zorunda kalacak. Yoksa bunlara bir İDDİA değil İFTİRA denir bunu o da biliyor. Bakalım, önce benim sorduğum sorulara bir cevap versin...
sodomo--
03-05-2007, 12:34
Kişilerle ilgili İFTİRA niteliği taşıyan bu tip suçlamaların bir topic konusu ve başlığı olmaması gerektiğini düşünüyorum.
Bunu dile getiren gazeteye düzeltme gönderilmiş ve yayınlanmıştır. Konu ile ilgili olarak Abdullah GÜL canlı yayında konuşmuştur.
Hayır. Abdullah Gül tabi ki yalanlayacak. Alıştık artık konuşup konuşup yalanlamalarına.
Gül yalanlamadı aslında kıvırmaya çalıştı. Buyrun:
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6444915.asp?top=1
Bakın İngilizcesi de burada, kıvrılacak tarafı yok yani;
"This is the end of the Republican period. Secular system has failed and we definitely want to change it."
"Bu, Cumhuriyet döneminin sonudur. Laik sistem çökmüştür ve onu kesinlikle değiştirmek istiyoruz."
aliminyum demiş ki Turkcell hariç istisnasız hepsi yabancı sermayeli.
bi kere adına aldanmayın, turkcell de yabancı sermayedir. (adını türk koyup her ay 10 larca milyon kişiden düzenli para kesiyorlar)
Kaldı ki, bahsettiği (Danone, Metro Grosmarket, Turkcell, TNT Ekspres, Ericsson, Finansbank, İş Bankası, Mercedes-Benz gibi) şirketler sadece çağdaş yaşamı destekleme derneğine bağışta bulunmuyorlar.
Nerede eğitimle ilgili, kız çocuklarının okula yollanmasıyla ilgili, okul yaptırmayla ilgili bir yardım toplansa önce yabancı şirketler koşar. dolayısıyla bu durum ÇYDD'nin yabancıların dediğini yapmak için onlardan para alan bir dernek olmaktan çıkarır.
Bana kalırsa yabancı şirketleri kız çocuklarının okutulmasına, eğitime bolca destek vermelerin altında şu görüş de yatıyor olabilir; sonuçta yabancı sermayeye karşı olan, işte türk malını, türk sermayesini koruyalım, yabancı şirketlere kesinlikle paramızı kaptırmamalıyız *fikrine sahip kişiler aynı zaman kız çocuklarının okutulmasına ve de eğitime önem veren kişileramaç onlara sempatik görünmek olmalı. (sadece sesli düşünmemdir, yazının bu kısmını umursamayabilirsiniz).
Bu başlığın açılış yazısı kadar nefret dolu, intikam almak uğruna yazılmış bir yazı olabilir mi? Şu son günlerde Akape'nin yılgınlığı yüzünden en olmadık çirkin karalamalarla karşılaşıyoruz. Niye Türkan Saylan'a hücum ediliyor? Çünkü Saylan, mitinglerde Akape'nin şeriatçılığını öyle deşifre etti ve Türkiye'nin durumunu öyle teşhis etti ki şeriatçılar ne yapacağını şaşırdı.
Erkan Mumcu'yu dün herhalde dinlemediniz, Antalya Hava Limanının satışında milyar dolarların nasıl döndüğünü anlattı ve Akape'yi itham etti "Hadi göreyim bakayım, benden belge istesinler, isteyemezler!" dedi. Aliminyum buradaki başlığı şu an ne yapacağını şaşırmış, çoğunluğu ile sürekli muhalefette kalmış Akepe'nin, ve şeriatçıların şaşkınlığı sonucu ve kuyruk acısıdır. İlk önce kökü dışardalığı RTE ve Gül'de arasınlar, kimlerin dizi dibinde ve milletin paralarını sucuk, pastırma, rozete güya verdiklerini (!) Erbakan'la beraber o cukkaları temizlesinler. Almanya'dan dindar insanları nasıl kandırıp soyduklarının hesabını versinler. RTE Almanyada yabancı gazetecilerin "yeşil sermaye ile ilişkin nedir" sorularına muhatap oldu. Onun değil ama Türkiye başbakanının düştüğü duruma benim yüzüm kızardı.
sodomo--
03-05-2007, 13:10
Erkan Mumcu dün süper bir konuşma yaptı. AKP'nin bütün yolsuzlukları belgeleriyle elindeymiş.
Onlar daha belgeli-bilgili İDDİA nedir görmemişler anlaşılan.
Tabii bir de milletvekillerine teklif ettikleri "rüşvet"ler var ki, artık neredeyse olağan karşılanıyor.
Bunlar fakir insanlarımızın oylarını da patetes, soğan, kömür, cumhriyet altını dağıtarak toplamıyorlar mıydı?
Şimdi devletin beyt-ül mal'ını "oy avcılığı" için kullanacaklar.
Aslında seçimlerden 2-3 ay öncesinden beyt-ül mal hükümetin elinden alınıp Sayıştay gibi kurumlara verilmeli yoksa seçimlerde bu tip istismarlar devlet parasıyla yani sizin benim paramızla yapılır. Belediye bütçeleri de öyle.
sodomo--
03-05-2007, 13:30
Annesi hakkında bilinenler; Raber Ragman ve Mina Verlig kızı, 1324 (1908) Bermingen İngiltere doğumlu ve Katolik Hıristiyan “Lili Mina Raiman†olduğunu gösteriyor. Ancak kendi söyledigine göre annesi Lilly “İsviçreliâ€. Burası tam bilinmiyor. 1936'da Lili Mina hanım adını Leyla olarak değiştiriyo. (aliminyum)
Demek annesi İngilizmiş. No problem, Abdülhamit'in de annesi Ermeni Virjin dir ve hiç bir müslüman bunu takmaz kafaya çünkü Abdülhamit öz Osmanlıdır :) Peki ya Merve Kavakçı?
Onun annesi değil kendisi Amerikalıdır ve Amerikalı olmasına rağmen TBMM'ye milletvekili olarak girmiştir. Netekim, müslüman kardeşlerimiz için bunun da önemi yoktur Â*:)
Aliminyum
03-05-2007, 13:37
“Dünya Kiliseler Birliği temsilcisi olarak 1830’lu yıllardan beri ülkemizde faaliyet gösteren Amerikan Bord Heyeti’nin, Protestan mezhebini benimseyen bir kuruluş olduğu, din eğitimi ve sağlık hizmetleri konularında faaliyet gösterdiği, bünyesindeki Protestan kilisesi ve Kitab—ı Mukaddes (Bible House) şirketi aracılığıyla Protestanlığın yayılması için uğraş verdiği öğrenilmiştir.
Üsküdar Amerikan Lisesi, Üsküdar SEV İlköğretim Okulu, İzmir Amerikan Lisesi, İzmir SEV İlkoğretim Okulu, Tarsus Amerikan Lisesi, Tarsus SEV İlköğretim Okulu, Gaziantep Amerikan Hastanesi ile bağlantısı bulunan Amerikan Bord Heyeti’nin sağladığı eğitim hizmetlerinden dolayı Milli Eğitim Bakanlığı’na, sağlık hizmetlerinden dolayı Sağlık Bakanlığı’na, dini çalışmalarından dolayı ise Diyanet İşleri Başkanlığı’na karşı sorumlu olduğu tespit edilmiştir.
Ayrıca faaliyetlerini yabancı müessese sıfatıyla yürüten ve son yıllarda yeni mülk edinmeyen Amerikan Bord Heyeti’nin tasarrufu altındaki mülklerini de Sağlık ve Eğitim Vakfı’na (SEV) devrettiği ve halihazırda faaliyetlerini SEV aracılığıyla yürüttüğü intikal eden bilgilerdendir. Öte yandan Amerikan Bord Heyeti’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Kitab—ı Mukaddes şirketinin yöneticisi olan Süryani Asıllı Emanuel Bağdaşâ€™ın, Türkiye Ermenileri Patriği Metrof Mutafyan ile Fener Rum Patriği Bartholomeos Arhondonis’in Haziran 2000 ayı içinde yaptıkları görüşmede vardıkları mutabakat gereği, 17 Ağustos 1999 yılı Marmara depremi ardından ortaya çıkan Kiliseler arası deprem yardım komisyonu başkanlığı yaptığı öğrenilmiştir.
Amerikan Bord heyeti ile aynı adreste faaliyet gösteren Sağlık Eğitim Vakfı’nın ise ülkemizde sağlık, eğitim, kültür kurum ve kuruluşlarına yardım amacıyla 1968 yılında kurulduğu, vakfın üye sayısının yaklaşık 12 bini bulduğu, üyelerinin Amerikan Bord heyeti ve SEV’e bağlı okullardan mezun olan şahıslardan oluştuğu, 1999 yılı itibariyle 15 trilyon TL’yi bulan malvarlığına sahip olduğu yönünde duyumlar alınmıştır.
Başkanlığını Gülseven Yaşer’in yaptığı Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ile Amerikan Bord Heyeti ve SEV koordinasyon içerisinde olup, ÇEV deprem bölgesinde eğitim ve öğretim evi projesi hazırlayarak Amerikan Bord’dan yardım talebinde bulunmuştur. ÇEV, ayrıca üç bine yakın öğrenciye burs vermektedir.
Başkanlığını Profesör Türkan Saylan’ın yaptığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği hakkında, Atatürk İlke ve İnkılaplarını kalkan olarak kullanıp, bir çok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topladığı, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurtdışından yardım aldığı, hiç bir yasal dayanağı olmadan kamuoyuna kendisini sivil toplum kuruluşları birliği olarak tanıtan çeşitli dernek ve vakıflarla işbirliği içerisinde oldukları yönünde yapılan ihbarlar sonucu denetime tabi tutulmuş ve Dernekler Kanunu 62 ve 85/2 maddesine muhalefetten 5 Şubat 2001 tarihinde Maltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yapılmıştır.
Profesör Türkan Saylan hakkında yapılan incelemede annesinin Raber Ragman ve Mina Verlig kızı, 1324 (1908) Bermingen İngiltere doğumlu ve Katolik Hıristiyan olduğu, Lili Mina Raiman ismini taşımakta iken 1936 yılında Leyla ismini aldığı hususları tespit edilmiştir.
Merkezi İsviçre Cenevre’de bulunan Dünya Kiliseler Birliği’nin kurulması ilk defa Birinci Dünya Savaşı sonrasında 1920 yılında Fener Rum Patrikhanesi tarafından gündeme getirilmiş ve 22 Ağustos 1948 tarihinde Katolik kiliseleri haricinde 44 ülkeden 147 kilisenin katılımıyla kurulmuştur. Tüzüğündeki amaçları:
Dinî diyalog aracılığıyla kiliseler ve insanlar arasında yakın ilişkiler geliştirmek,
İnsanların sahip olduğu maddi ve manevi kaynakların paylaşımını sağlamak,
Her yerde ve ortamda İncil’in öğretisi doğrultusunda çalışmalar yapmak,
İnsanlar arasında adalet, dayanışma ve barışı sağlamak,
Kiliselerin insan ihtiyacını karşılamak,
Ekümenik bilincini geliştirmek,
Birlik ve beraberlik için gelişme ve yenilenmeyi sağlamak,
Diğer ekonomik organizasyonlar ile bağlantı sağlamak,
Yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde ekümenik hareketleri desteklemek yönünde belirlenmiştir.â€
MİT raporunun büyük bölümü bu, yama ifadeler falan yok. Zamanında çok tartışıldı bu rapor, Türkan Saylan kendisi bile böyle bir raporun varlığını inkar edemedi, etme gereği de duymadı zaten, kime güveniyor nereden destek alıyorsa önceki yazıda belirtilen cevabı verirkenki gösterdiği pişkinliğini sürdürmeye devam ediyor.
Bu yabancı sermayeli şirketlerin ÇYDD ve benzeri derneklere yardım ettiğini de kendileri de ikrar ederler. Bunlar belge delil göstermeye gerek olmayacak kadar aşikar şeyler.
Sen yazacağını yaz sodomo--- Ben piyasada dergi ve gazetelerde dolaşan haberleri taşıdım buraya. Hiçbirisi de gizli bilgi ya da belge değil.
Amacım şu;
Bu tip suçlamalar İslami hassasiyeti olan dernek veya vakıflara da yapılıyor. Maalesef aynı mantıkla yapılıyor.
Görmüş olduğunuz gibi ortalık ister dindar ister laik ister bilmem ne ve hatta misyoner kimliği altında faaliyet gösteren kişi ve kurumlara yönelik böylesi suçlamalarla dolu. Her iki tarafın da mantığı aynı işliyor.
Tepkilerinizden anladığım da şu; Her iki taraf da tepkilere aynı mantık silsilesi içinde cevap veriyor. Form değişse bile içerik değişmiyor.
Bu işte bir garabet var.
sodomo--
03-05-2007, 14:08
Güzel kardeşim, Amerikan Bord Heyeti dediğin kuruluş ile T.Saylan arasında bir bağlantı yok ki bu metinde...
T.Saylan'ın annesinin İngiliz olması dışında ne var bu metin de anlamadım ki...
MİT raporlarını Başbakana sunduğuna göre bu tip bir raporun ifşa edilip T.Saylan aleyhinde kullanılması da R.T.E'ye ait bir ciddiyetsizlik ve ard niyettir. Lakin bu raporda bile T.Saylan ile ilgili bir bağlantı kurulmamış. Yani tek yurt dışı bağlantısı annesinin İngiliz olması. Metni iyi okuyun bari..
Bu yabancı sermayeli şirketlerin ÇYDD ve benzeri derneklere yardım ettiğini de kendileri de ikrar ederler. Bunlar belge delil göstermeye gerek olmayacak kadar aşikar şeyler. (aliminyum)
Tabii tabii, delil göstermeyecek kadar aşikarmış... Aşikar olsa veya gizli olsa Â*MİT raporuna da
girerdi zaten. Hani nerede? Delilsiz konuşmak da yeni moda, nasıl olsa halk detaylara bakmaz değil mi? At çamuru tutmasa da izi kalır...
Burada ÇYDD gibi saygın bir STO'ya çamur atmaya ve insanların kökeninin farklılığından medet ummaya kalkışacağınıza aşağıdaki yüz karası duruma bakın. Her türlü AB + D esiri olmuş, deliğe süpürülmeye hazırların gözlerinin önünde bazısı STO bile olmayan insanların vergisiz algısız nasıl çıkarlar sağlandığına bir bakın. Bunlar Yılmaz Dikbaş'ın kitaplarında yazıyor ve hiç tekzip de gelmemiş:
--------------------------
AB NEDEN TRUVA ATLARINI YEMLIYOR ? VE ...AB Türkiye’de Niçin Hibe Dağıtıyor?
Türkiye’de Propaganda Ağını 1996’da örmeye başlayan Avrupa Birliği’nden bugüne kadar ‘Hibe’ adı altında karşılıksız paralar almış bulunan örgütlerin listesi epeyce kabarık. Bu örgütlerin AB’den karşılıksız para almış olmalarının yasa dışı hiçbir yanı yok mudur?
Bu sorunun yanıtını verebilmek için bir dizi başka sorular sormak zorundayız :Kim kime karşılıksız para verir? AB, bugüne kadar Türkiye’ye milyarlarca Avro’yu ‘hibe’, yani karşılıksız olarak niçin vermiştir? AB, kendileriyle üyelik müzakerelerine başladığı ülkelere, katılım müzakereleri sürecinde parasal destek vermektedir, bu doğru. Ancak AB Türkiye’de para dağıtmaya, henüz Müzakere Tarihi verilmeden çok önce başlamıştır, niçin? AB ile müzakerelere resmen başlama tarihi, 03 Ekim 2005’dir. Oysa AB, Türkiye’de sivil toplum örgütlerine 1995 yılında karşılıksız para dağıtmaya başlamıştır, neden? AB’den müzakere sürecinde parasal destek alan aday ülkelerin tamamı, müzakereler sonunda AB’ye üye olarak katılmışlardır. Oysa artık sağır sultan bile duyup öğrendi, AB’nin Türkiye ile başlattığı müzakerelerin ucu açık da değil neredeyse kapalıdır. AB en az 10–15 yıl, belki de 20 – 30 yıl daha Türkiye’de çeşitli örgütlere karşılıksız para dağıtmayı sürdürecek midir, sürdürecekse neden? Müzakerelerin sonunda, eğer Türkiye AB’ye üye yapılmazsa, o güne kadar Türkiye’de *çeşitli örgütlere dağıtılmış olan paralar yandı gitti kül oldu mu, olacaktır? AB, *sonunda kaybedeceği bir oyuna milyarlarca Avro harcar mı?
Daha somut soru 25 Üyeli AB’de bugün yaklaşık 20 milyon işsiz varken; AB niçin Kütahya’nın Tavşanlı ilçesindeki işsiz maden işçilerine iş bulunsun diye 141.950 Avro (yaklaşık 230 milyar TL.) veriyor?
AB Üyesi Polonya’da 25 yaşından genç olanların yüzde 40,7’si, Slovakya’da yüzde 30,5’u ve Litvanya’da yüzde 25’i işsizken; AB niçin *‘Türkiye’de Genç İşsizlere Yeni Ufuklar’ adlı bir proje için 187.580 Avro (yaklaşık 300 milyar) hibe ediyor?
Almanya’da 860.000 evsiz insan bulunmaktadır. Nüfusu 1 milyon 300 bin olan Almanya’nın en büyük üçüncü kenti Münih’te 5.120 evsiz *Alman vatandaşı yaşamaktayken; AB niçin Diyarbakır’da geleneksel el sanatlarının *tanıtımı için Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’na karşılıksız 369.000 Avro (yaklaşık 480 milyar TL.) bağışlamıştır?
AB’nin kurucu üyelerinden Fransa’da 200.000’den fazla evsiz bulunmaktadır. Yalnız Paris’te 8.000 evsiz Fransız yaşarken; AB niçin *Erzurum’un Oltu taşından mücevherat üretimi eğitimi alsınlar diye Erzurumlulara *124.989 Avro (yaklaşık 200 milyar TL.) hibe etsin?
AB’nin 15 üye Ülkesinde toplam 65 milyon insan, fakirlik sınırında yaşamaktayken; Siirt’in Eruh ilçesindeki köylülere ‘Ağaç Aşılama ve Budama Eğitimi ve Uygulaması’ verilmesi için AB neden 84.936 Avro (yaklaşık 135 milyar TL.) hibe ediyor?
Bugün AB’nin 15 Üye Ülkesinde toplam 37 milyon yardıma muhtaç fakir bedensel ve zihinsel engelli insan bulunurken; AB niçin Türkiye’de sakatlara yeni iş fırsatları yaratılması için Türkiye Sakatlar Derneği’ne 134.381 Avro (yaklaşık 215 milyar TL.) bağışlasın?
AB’nin 15 üye ülkesinde 3 milyon evsiz insan perişan durumdayken;İstanbul’un Fener ve Balat semtlerindeki evlerin onarım ve bakımı için AB niçin 300.000 Avro (yaklaşık 480 milyar TL.) hibe gönderiyor?
Hollanda’nın Başkenti Amsterdam’da her gün, “Çorba Otobüsü†adı verilen bir otobüs günde beş tur atmakta, Amsterdam sokaklarında gördüğü evsizlere yiyecek, giyecek, battaniye ve ilaç dağıtmaktadır. AB’nin kurucu üyelerinden olan Hollanda’nın Başkentinde bu onur kırıcı acı manzara yaşanırken;İstanbul’un Kadıköy, Maltepe, Kartal, Pendik, Tuzla, Sultanbeyli, Ümraniye, Üsküdar ve Beykoz ilçelerinde yaşayan 18–30 yaş arası yoksul ve dar gelirli 50 Türk vatandaşı eğitim kursları alsın diye, AB niçin 50.000 Avro (yaklaşık 80 milyar TL.) bağışlasın?
AB Üyesi Almanya’da işsizlik oranı yüzde 10,8, Belçika’da yüzde 12,8, İspanya’da yüzde 10,5 iken ve bu oranlar giderek artmaktayken; Türkiye’nin 12 ilinde imam-hatip, müezzin ve Kuran kursu öğrencileri arasından *seçilmiş 455 kişinin din görevlisi olarak yetiştirilmesi için AB, niçin *40.170 Avro hibe ediyor?
Her biri AB Üyesi olan Almanya’da 5 milyon 580 bin, İspanya’da 2 milyon 380 bin, İngiltere’de ise 2 milyon 200 bin bedensel ve zihinsel engelli yoksulluk içinde yaşarken; AB niçin Türkiye Sakatlar Derneği Kocaeli Şubesi’ne 57.600 Avro (yaklaşık 92 milyar TL.) bağışlasın?
İspanya’da 20 bin, İtalya’da 78 bin, Almanya’da 7.789, *Belçika’da 3.445, Fransa’da ise 1.200 doktor işsiz bulunurken; Yalova’da 30 dar gelirli Türk kadınının el örgüsü eğitimi alarak meslek sahibi olması için, AB neden 66 021 Avro (yaklaşık 105 milyar TL.) hibe etsin?
AB’nin kurucu üyesi Fransa’nın Başkenti Paris’te, Kasım 2005’in ilk günlerinde, kenar mahallelerde yaşayan 21 yaşından küçük *binlerce genç ayaklandılar. Üst üste 12 gecede 6 bin arabayı, onlarca okulu ve mağazayı yakıp yıktılar. Bu gençler; babaları, hatta dedeleri yıllarca *önce Cezayir, Fas ve Tunus’tan Fransa’ya göç etmiş, Arap kökenli *göçmenlerdi. Fransız İçişleri Bakanı Sarkozy’nin “pislikler, ayaktakımı†olarak nitelediği bu gençler şehir dışındaki ucuz ve yetersiz sosyal konutlarda yaşıyorlar ve Fransızlar tarafından horlanıp dışlanıyorlardı. Hepsi de ceplerinde Fransız pasaportu, daha doğrusu AB pasaportu taşıyan bu gençlerin yüzde *40’ından fazlası işsizdi! İşsizlik ve toplum dışına itilmişlikle boğuşmak zorunda kalan AB pasaportlu bu gençlere, Fransız polisi, yolda durdurup üst-baş araması yaparken, “Ulan Araplar, evinize dönün! Sizin ırkınızı si....m!†diye alçakça küfürler yağdırıyordu. (Jon Henley, The Guardian, 09.11.2005). Sözde Aydınlanmış Avrupa’nın bu sözde en uygar kentinde bu mide bulandırıcı manzaralar yaşanırken; AB, Şırnak’ta El Sanatlarının *Yaşatılması ve Geliştirilmesi için Türkiye’ye 448.776 Avro (yaklaşık 718 milyarTL.) hibe gönderiyordu! Bunun nedeni nasıl açıklanabilir?
Yukarıdaki listeye bakarak siz bu tür soruları çoğaltabilirsiniz. Ama dönüp dolaşıp yine hep aynı soruları sormak zorunda kalacaksınız: Kim kime karşılıksız para verir? AB neden Türkiye’ye 1995 yılından beri milyarlarca Avro hibe etmeyi sürdürüyor?
----------------------
Sorunun yanıtını bulabilir misin başlık yazarı? Bence kahverengi gözlerimizin hatırı içindir...
Aşağıda bir alıntı daha var. Dikkatinizi çekerim, burada bahsedilenlerin çoğunluğu dernektir. Vakıf da değil. *Akape'nin Kendisine karşı olanları susturmak için mali durumlarını nasıl didikleri çok iyi biliniyor. ÇYDD'nin açığı olsaydı neler olurdu kim bilir. Bunların bir açığı yok ki çamur atmak gerekiyor. Biraz düşünün diye bu sefer daha özgün bir durumu aşağıya aldım:
---------------------------
Gazetelerde, Kadın Adayları Eğitme ve Destekleme Derneği, KA-DER'in renkli reklamını , daha doğrusu duyurusunu görmüşsünüzdür.
Lale Mansur'un ‘bıyıklı' bir fotoğrafı yanı sıra şu soru soruluyor:
“Meclise girmek için erkek olmak şart mı?â€
Bizim de KA-DER'e bir sorumuz var:
“ AB'den hibe almak için erkek olmak şart mı?â€
Hemen yanıtını verelim:
Hayır, şart değil!
KA-DER, “bıyıklı†fotoğrafa gerek duymadan Avrupa Birliği, AB'den 339.396 Avro hibe almıştır!
AB'den hibe alan kadın derneği yalnız KA-DER değildir. Liste uzundur, işte bazıları.
• *KAGİDER, Kadın Girişimciler Derneği. Sözde iki proje karşılığı AB'den toplam 187.674,15 Avro hibe almıştır.
• *Kadın ve Gençlik Platformu Derneği. Sözde iki proje karşılığı AB'den toplam 251.786,48 Avro hibe almıştır.
Derneğin Genel Koordinatörü Yıldız Batur'un ifadesine göre, yukarıda yazılı paranın dışında, AB'den sözde dört proje karşılığı olarak yaklaşık bir milyon Avro hibe alınmıştır.
• *VAKAD, Van Kadın Derneği. Sözde bir proje karşılığı AB'den 71.744 Avro hibe almıştır.
• *TÜKD, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Gaziantep Şubesi. Sözde bir proje karşılığı AB'den 89.406 Avro hibe almıştır.
• *UÇAN SÜPÜRGE. Sözde iki proje karşılığı AB'den toplam 117.006,70 Avro hibe almıştır.
• *AÇEV, Ana-Çocuk Eğitim Vakfı. Sözde üç proje karşılığı AB'den toplam 1 milyon 385 bin 577 Avro hibe almıştır.
• *YAKA-KOOP, Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi. Sözde bir proje karşılığı AB'den 50.000 Avro hibe almıştır.
• *KA-MER, Diyarbakır Kadın Merkezi. Sözde bir proje karşılığı AB'den 43.400 Avro hibe almıştır.
• *KEDV, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı. Sözde iki proje karşılığı AB'den toplam 287.688,79 Avro hibe almıştır.
• *Kadın Dayanışma Vakfı. Sözde bir proje karşılığı AB'den 78.984 Avro hibe almıştır.
AB'den alınan hibelerin içinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tek bir kuruşu dahi yoktur.
Sivil Toplum Örgütlerinin AB'den aldıkları hibeler, ‘karşılıksız' paralardır!
“Bıyıklı†KA-DER diyor ki:
“Toplumun yarısını kadınlar oluşturuyor.Ancak kadınların 1935 yılından bugüne Meclis'te temsil oranı ortalama yüzde 2,2.â€
Öyle de, peki “bıyıklı†KA-DER, kadın dernekleri dışında,
AB'den hibe alan örgüt yöneticilerinin yüzde 30-50' sinin kadın olmasını nasıl açıklıyor acaba?
AB projesinin mimarları, Türkiye'de propagandalarını yürütebilmek için kadın örgütlerine de bol keseden hibe dağıtmışlar, onların “bıyıklı†olup olmamasına bakmamışlardır!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yabancılardan karşılıksız para almayı, ‘iğfal' edilmekle eş değer görmüştür.
Karşılıksız hibe alarak emperyalist AB tarafından ‘iğfal' edilmeyi kabul edenleri, Bağımsızlık Savaşı'nın sırtında mermi taşımış yiğit Anadolu kadınlarıyla bir tutabilir misiniz?
sodomo--
03-05-2007, 15:00
Burlap sen konuyu başka bir noktaya çekiyorsun.
ÇYDD nasıl geçinir? Bazı hali vakti yerinde firmaların bağışlarıyla. Bunda bi beis yok. Normaldir.
Peki hangi firmalar bunlar?
Danone, Metro Grosmarket, Turkcell, TNT Ekspres, Ericsson, Finansbank, İş Bankası, Mercedes-Benz vs…
BURAYA DİKKAT
Turkcell hariç istisnasız hepsi yabancı sermayeli.
arkadaşlar beni mazur görün fakat iş bankasıdamı yabancı sermayeli kafamı karıştırdı.
"Bu başlığın açılış yazısı kadar nefret dolu, intikam almak uğruna yazılmış bir yazı olabilir mi?"
Evet sevgili Burlap, cok guzel buldun. Aliminyum, aslinda ingiliz kokenli Rose Marie Antiturk ailesinden gelen bir katolik oldugu icin boyle birsey yapmis. Hep ayni nane!
CYDD ve benzeri dernekler, akillarinca toplumun dusunme bicimine mudahale ederek, anavatanlarinin kalkinmasini, 3. dunya ulkelerinin de o oranda anavatanlarina bagimliliklarini arttirmak icin vardir. Sahislar uzerine konusarak hicbiryere varamayiz, fikirler uzerine konusalim. Ispat isteyenler icin CYDD ve benzeri NGO'larin yaptigi eylemlerle ilgili yuzlerce rapor var. Bu raporlara inanmayin, mahkeme kararlarida birsey ifade etmesin. Bu sadece tezgahin ne kadar iyi duzuldugunden baska hicbir anlama gelmez.
Diger bir konu, cagdasliktan kasit neden bale, neden halay degil? Bu kadin gibileri bana halk muzigini yasaklamaya kalkan, Nurullah Atac'i hatirlatti.
sodomo--
03-05-2007, 15:57
Cumhuriyet'in ilanının hemen ardından bizzat Atatürk'ün direktifi ile yeni rejimin öncü kadrolarınca bir 'ana ticaret bankası' olarak kurulan İş Bankası'nın Cumhuriyet tarihinde kendine özgü bir konumu vardır. Bankanın tarihini, Cumhuriyet'in iktisat politikaları tarihinden, özellikle bankacılık sisteminin gelişme sürecinden ayrı düşünmek neredeyse olanaksızdır. Gerçekten de İş Bankası, "Türkler bankacılık yapamaz" yargısının egemen olduğu bir dönemde ve son derece güç ekonomik ve toplumsal koşullarda mütevazı bir sermaye ile kuruldu. Kısa sürede yalnızca Türklerin bankacılık yapabileceğini kanıtlamakla kalmadı, ülkenin ekonomik inşasına aktif biçimde katılarak yeni Türkiye'nin oluşumuna katkıda bulundu. Çağdaş bankacılığın ülkemizde kurulup gelişmesinde adeta bir laboratuar işlevi gördü. Türk bankacılığında pek çok konuda öncü rolü üstlendi. Proje, Prof. Dr. Uygur Kocabaşoğlu yönetimindeki akademisyenlerden oluşan bir ekip tarafından yürütüldü.
http://www.tarihvakfi.org.tr/icerik.asp?IcerikId=242
Türkiye İş Bankası'nın tarihinden söz etmek Cumhuriyet'in tarihini anlatmak ile özdeş. Atatürk'ün isteğiyle, 26 Ağustos 1924'te kurulan İş Bankası, bu yönüyle Cumhuriyet Tarihi'nde özel bir yere sahip. Savaştan yeni çıkmış Türkiye'de son derece zor ekonomik ve sosyal şartlarda kurulan İş Bankası'nın ilk sermayesini, Kurtuluş Savaşı sırasında Hindistan'dan Cumhuriyet'in kuruluşuna destek amacıyla Atatürk'e gönderilen 250 bin TL oluşturuyordu. İlk Genel Müdürü Celal Bayar olan İş Bankası'nın, kuruluşunda sadece 2 şube ve 37 çalışanı bulunuyordu.
http://www.istegenc.com.tr/bankaniz/isbank.asp
Aslında oldukça sevdiğim konudur, ulusal ekonomi tarihimiz ve çok şey yazabilirim bu konuda.
Ama yukarıdaki pasajlar yeterlidir Â*ve kendimi çok fazla da yormak niyetinde değilim.
Lakin İş Bankasını bile ybancı bir kurummuş gibi gösterenler nasıl bir cehalet içinde olduklarından haberleri yok maalesef. Bu durumda şunu diyorum: ÇÜŞ...
T.C. İş Bankası özel bir bankadır.
Sermayesi milli bir bankadır.
Bu konuda iki yanlış vardır.
1. İş bankasını; Devlet bankası olarak görüp de kutsayanlar.
2. İş bankasının 1998 yılında yerli ve yabancı müteşebbislere satılan %12.3 lük payı görüp de; yabancı sermaye olarak görenler.
Gerçekler aşağıdadır.
"Kuruluşundan beri halka açık bir şirket olan İş Bankası, bugün Munzam Sandığı aracılığı ile çalışanlarının ve emeklilerin % 41,5'ine ortak olduğu ve ülkemizde benzeri olmayan bir ortaklık yapısına sahip.
Aralık 2006 itibarıyla İş Bankası ortaklık yapısı aşağıdaki gibidir
İş Bankası Munzam Sandık Vakfı: % 41,5
Atatürk Hisseleri (Cumhuriyet Halk Partisi)*: % 28,1
Halka açık pay: % 30,4
* Atatürk'ün vasiyeti çerçevesinde mülkiyeti Cumhuriyet Halk Partisi'ne ait olan söz konusu hisselere ilişkin temettü geliri, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'na bırakılmıştır.
Mayıs 1998'de T.C. Hazinesi'nin İş Bankası'ndaki % 12.3 oranındaki payı, başarılı bir halka arz işlemi ile yerli ve yabancı yatırımcılara sunuldu. Bu hisseler bugün İMKB'de ve Londra Borsası'nda işlem görüyor.
Kaynak ( http://www.isbank.com.tr/yatirimci/yi-ortyapisi.html )
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
ÇYDD ve Türkan Saylan bizim için gurur vesilesidir.
Hakkındaki iddialar ise çamur at izi kalır mantığıyla üretilmiş !
Önümüzdeki süreçte bu tür laik Atatürkçü derneklere çok iş düşüyor.
Zira gelişen olaylar karşısında TSK'dan medet ummak aymazlıktır.
Laik rejime en önce bu tür STK'lar ve bizler sahip çıkıp daha çok aktif olmalıyız.
14 Nisan ve 29 Nisan mitinglerinin aynı çoşkuyla devam etmesi dileğimle.....
sodomo--
03-05-2007, 17:54
Mhmmd, ben yüzde yüz yerli bir firma aramıyorum ve sosyalistler gibi de devletçi ekonomiyi savunmuyorum. Benim burada anlatmak istediğim başka bir şey var: İşbankası gibi tamamıyla Atatürk direktifleri ile kurulmuş ve neredeyse Cumhuriyet ile özdeşleşmiş ve daha da ötesi bugün Türkiye ekonomisinin bu düzeye gelmesinde neredeyse "başat" rol oynamış bir kurumu yabancı diye "damgalamak" nasıl bir cehaletin ürünüdür ona şaşıyorum. Yani geçtik bugünün hisse oranlarını İşbankası bizde manevi çağrışımlar da yapıyor aynı Köy Enstitüleri gibi.
Tabii bu tip suçlamalarda bulunanların da nasıl İstanbul'un en değerli yerlerini Arap sermayesine bedavaya vermek istediklerini ve mahkemelerin iptal kararından sonra o bedava verilmeye çalışılan yerlerin 700 milyon dolara ihale değerini bulduğunu falan da gördükten sonra ve dahası bu camianın Faisal Finans, Al Baraka gibi Arap bankaları ile içli dışlı halini hatırladıktan sonra T.Saylan gibi Atatürkçü bir kadına ve ÇYDD gibi Atatürkçü derneklere bu yollardan iftira kapmanyaları düzenlemelerini de hayretle izliyoruz.
Yani kendi gözündeki odunu görmez başkasının gözündeki çöpü görür bu camia...
Bu tipik bir örnektir. İşbankası hem tarihsel olarak hem de günümüzde fazlasıyla millidir daha da ötesi İş bankası neredeyse Türk ekonomisi ile özdeşleşmiş bir bankadır ve ekonomik gelişmişlik düzeyimizde en önemli paya sahiptir.
Burlap, bahsettigi sey konuyla alakasi olmadigi gibi yuzkarasi bir durum falan degil. Butun universiteler, kitle orgutleri, belediyeler cesitli AB fonlarindan yararlanmak icin projeler gelistirirler. Aliminyum'un yazisinda camur atildigi ve karalandigini soyledigin - ki ben de ayni sekilde dusunuyorum. Turkan Saylan'in CYDD'si de senin alintinda karalanan KADER de son derece saygin kuruluslardir- Turkan Saylan'in CYDD'si AB'den 200.000 Euro hibe almistir. Yine Emre Kongar'in yonetiminde oldugu ACEV de bu yardimlardan yararlaniyor. Yine Necla Arat ile Nur Serter'in basinda oldugu CEV, 700.000 euro yardim almistir. Bunda garipsenecek de ayiplanacak da birsey yok.
http://www.addisparta.org/News.asp?action=Read&hid=196
Kitle orgutleri hakkindaki bu kampanyayi yurutenler yeni irkcilardir, kendilerine kemalist diyorlar ama ben bunlara Enverci, ittihatci diyorum. Bati ve aydin dusmanligi anlayislarinin bir uzantisidir bu.
Sadece Turkiye'de degil bugun dunyanin her yerinde bu tur fonlar vardir ve kitle orgutleri, belediyeler, universiteler gibi devlete direk bagli olmayan kurumlar bunlardan yararlanmaya calisirlar. Tersine Turkiye'deki kuruluslar az proje uretip bu fonlardan az yararlanmaktadirlar. Fonlarin buyuk kismi yine Bati'daki kuruluslar tarafindan kullanilmaktadir.
Aliminyum'un Turkan Saylan hakkinda yazdiklari ise yukarda linkini verdigim irkcilarin yazdiklarindan bir milim farkli degil. Resmen kayikci dogusu. Is Bankasi'na girmeye falan ne gerek var. Ortada zaten hic bir kanit yok ki. Birileri sikiyor, salliyor, bununla politika yapiyor. Her iki taraf da ayni sekilde kirli bir politikayi surduruyor. Artik Turkiye'de sadece yalan ve karalamayla politika yapiliyor. Nefret propagandaciligi etkisini gosterdi sanirim. Bu nefret urunleri her gun beni daha karamsar yapiyor. Sanirim bu isin sonu hic iyi olmayacak.
sodomo--
03-05-2007, 19:09
"Türk'ün Türkten başka dostu yoktur" anlayışı milliyetçilik falan değil düpedüz cehalettir.
Üstelik AB'nin aday ülkelerde sivil toplumun gelişimi için, eğitim, insan hakları veya hayvanların ve çevrenin korunması için sağladığı fonlar AB uyum sürecinin doğal sonuçlarıdır.
Sadece bunlar değil, daha iler aşamalarda altyapı yatırımları, tarım süvansiyonları, üniversite projeleri, bilim ve teknolojik kurumların finansmanı, sanat-kültür projeler ve daha binlerce alanda AB fonlarından faydalanılacaktır. Bunlar AB aday olan bütün ülkelere tanınmış ve resmi onaylardan geçmiş fonlardır. Daha da ötesi AB üyesi olduktan sonra da bu tip fonlar verilmeye devam eder.
Bu şekilde dünyaya kapalı, izole bir ülke hayali kuranlar bu fikirlerini Atatürkçülük ve milliyetçilik perdesi arkasına saklamasınlar.
"ÇYDD ve Türkan Saylan bizim için gurur vesilesidir.
Hakkındaki iddialar ise çamur at izi kalır mantığıyla üretilmiş ! "
sagol icimizi ferahlattin(!)
Sevgili sodomo--,
" "Türk'ün Türkten başka dostu yoktur" anlayışı milliyetçilik falan değil düpedüz cehalettir. "
Tabiki turkun turkten baska dostu olamaz. Ingilizin ingilizden baska dostu olmaz. En onemlisi, ulkelerin dostu ve dusmani olmaz, menfaatleri olur. Neden bir devlet Turkiyenin menfaatlerini kendi ulkesinin menfaatlerine yeg tutsun?
Uluslararasi siyasi platformda aktif olan ulkelerin arasinda, canhiras bir fayda saglama ve aslan payi kapma yarisi vardir. Bunu inkar edebilir miyiz?
Demekki kimseyi hain yada dusman diye tanimamiza gerek yok. Turkan Sayla iyi bir ingiliz, vatansever ve vatanina faydali olabilmek icin cok calisiyor.
sevgili sargon,
"Kitle orgutleri hakkindaki bu kampanyayi yurutenler yeni irkcilardir, kendilerine kemalist diyorlar ama ben bunlara Enverci, ittihatci diyorum. Bati ve aydin dusmanligi anlayislarinin bir uzantisidir bu. "
Kahrolsun halay, yasasin bale! Hayatimda gordugum en komik heves, ucuncu dunya ulkeleri ve bagimsiz fakir ulkelerinin icindeki bati hevesidir. Yabanci muzik dinlenir, boylece yerel olanla yetinilmez, aydin aydin, dunya muzigi dinlenir. Bu dunya muzigi sadece ingilizcedir tabi. Temel dusunce, batililarin daha zeki oldugu, bu sebeple herseyi daha duzgun yaptiklaridir. Avrupa insani guleryuzludur, sagliklidir, tatile gidince isi dusunmez, ayagin kaysa dussen onbinlerce avro tazminat alirsin. Onlardan biri gibi olmak ne guzel seydir. Boyle icice uzayip giden bir masallar ve hayaller zincirinin bir uzantisidir bu.
Bir sure once biri, Almanyadan tatile gelmis bir ailenin, cocuklarin ellerine o sicakta poset baglayip plaja cikardiklarini anlatti. Cocuklarin eli ve yuzu esmerlesirse, Almanya'da daha cabuk goze batiyormus, okulda ve sokakta tehlike artiyormus. Bati, irkcilik diyari, insanligin ayibi!
buldugun bu enverpasaci ismi size dahiyane geliyor olmali. Lakin birkac keredir tekrar ediyorsunuz, hemen arkasindanda yaftayi yapistiriyorsunuz, o enverci bu bilmemneci buda su dusmani diye. Hirsiniza binaen soruyorum, birgun tekbasiniza iktidara gelseniz, ulkenin refahi icin, Envercileri idam ettirir miydiniz?
sevgili respendial,
Enverciler sözünü daha önce neden kullandığımı uzun uzun açıklamıştım. Sanırım sadece başındaki bir kısmını okumuşsunuz. Orda bir de katkınız olmuştu. Sanırım hepsini okursanız ne demek istediğimi anlarsınız.
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=5763
En son olarak tatlı yiyelim tatlı konuşalım kabilinden bir mesajla vedalaşmıştık. Gerçi siz uzun süredir TV seyretmeyi bırakmışsınız ama ben bir kez daha eğlenceli şeyler seyretmek konusunda ısrar edicem. Daha önce birinci bölümü göndermiştim. Bu da devamı.
http://www.youtube.com/watch?v=coIfc080ywQ&mode=related&search=
Saygılar
Sargon'un kısmen haklı olma olasılığı var. Bu yazıları tam irdelemeden astığımı itiraf ediyorum. İkinci asılanda proje karşılığı bedeller olduğu için gerçekten bunun yanlışlığını kabul ediyorum, üzgünüm, kusura kalmayın. Ancak birinciyi aynı kategoride değerlendirmiyorum. Ayrıca beni düşündüren bir kaç şey var. 1) Bu ödemeler karşılıksız verilmiş 2) Üniversite gibi akademik kuruluşlara AB araştırma - proje fonları olduğunuı biliyorum. Bunların elbette karşılıksız olarak yapılması da normaldir. Bu iş içinde AB'den her sene belli kaynak ayrılıyor, hatta proje yapılmadığı için bu kaynaklar kullanılmıyor diye ah-vah ediliyor; bundan da haberim var. Ancak benim vurgulamak istediğim doğrudan bağışlardı. Kimse kimseye gözlerinin rengi için para vermez. Burada doğrudan bağışlardan söz ediliyor, yani proje vs karşılığı olmayan bir servis var. Bunun nedeni de elbette düşünülmeli. Bir de sargon'un hemen "faşist, ırkçı" etiketlerini de yadırgıyorum. Ben bunu da kendim için reddediyorum. Hiç bir zaman ne ırkçı ne de faşist düşüncem olmadı.
Sevgili Burlap, ben şimdiye kadar senin için ırkçı, faşist gibi bir söz kullanmadım. Bu topicde de astığın yazıları yazanların yeni ırkçılar olduğunu söyledim. Senin ırkçı olduğunu söylemedim. Olay son derece açıktır. Bu kesimin kimler olduğunu da metinlerinden onlarca alıntıyla ve örnekle açıkladım. Bu adamlar ırkçı, Avrupa düşmanı, ulusal dargörüşlü, demokrasi ve insan haklarına karşıdır. Ancak gördüğüm şey şu ki, nedense son dönemde Kemalistler içinde hiç de azımsanmayacak sayıda insan bu adamların dümen suyuna kendilerini koyvermiş durumdalar. Sen irdelemeden bir yazı asıyorsun, öbürü vayy Kemalist adama bak, ne güzel yazmış diye başka bir metini sağa sola postalıyor. Her gün bana ciddi sayıda ırkçılık kokan yazılar geliyor. Neden bu kadar kolayca alet oluyosunuz bu adamların yapmak istediği şeye.
Bu yazdıklarından bir sonuç çıkarmanı tercih ederim doğrusu. Benim için de birkaç defa değerlendirmelerde bulundun. Önce benim kasıtlı olarak bir topiği başka bir yere astığımı iddia ettin, sonra fanatizmimi buldun, şimdi de sana ırkçı, faşist etiketleri astığımı iddia ediyorsun. Bu kadar hata yapman son zamanlardaki politik atmosferin gerginliğindendir diye düşünüyorum. Ben çok sorun yapmıyorum bunları ama senin hakkındaki kendi adıma başta yaptığım olumlu değerlendirmeler sürekli gölgeleniyor.
Edit: Bu bahsettiğin bağış kısmı sanırım uydurma. Yani ortada bir bağış olduğunu sanmıyorum. Bu kurumları gözden düşürmek için bağış, hibe falan gibi isimler koyuyorlar sadece. Bunun anlamı sanırım geri ödemeli olmayan fon destekleridir. Bildiğin gibi bazı destekler geri ödemelidir. Genellikle ticari amaçlı yatırımlarda olur. Ancak bu tür şeylerde fonu veren kurumun yönetiminin kabul edebileceği bir proje, hedefler vb. olmalı. KADER'in, İHV'nin, ÇYDD'nin bu şekilde çok sayıda projesi var. Bunları götürüyorlar ve kabul edilirse bunun karşılığında geri ödemesiz bir fon yardımı alıyorlar.
Yani bu kurumlara AB alında bizim orda sözcülüğümüzü yapın diye bolca para dağıtmıyor. Bunların hangi projeler karşılığı verildiği de belli, bu paraların nasıl kullanıldığı da. Kısacası çamur at, izi kalsın politikası yapılıyor.
Sevgili sargon,
ben televizyon izlemem, dizi felan gibi seyleri hic izlemedim zaten. Bu sebeple ne demek istediginizi anlamadim. Bunu onceki seferde soylemistim, belki dizinin olayini bilsem anlarim.
Benim elestirim ideolojiler hakkindaki tespitlere degil, yaptiginiz yargisiz infazlara ve ifade seklinize. Bahsettiginiz yeni enverpasacilik ve kemalizm kisvesi ile yutturulan fasizm, genclerin beynine nufuz etmektedir, tamamen katiliyorum.
Katilmadiklarim;
"Bu adamlar ırkçı, Avrupa düşmanı, ulusal dargörüşlü, demokrasi ve insan haklarına karşıdır."
Avrupaya karsi olmak, demokrasi ve insan haklarina karsi olmaktir. Ben hic turkluk gururu tasimam, onemsemem gurur onyargi gibi seyleri. Demokrasiye inancim sonsuzdur, kendi dogrularimi cok rahat elestiririm ve degistiririm. Analizlerimin ve yasadiklarimin sonucu olarak da, bati uygarliklarinin yikilmasini temenni ederim, bu dusmanlik degil cunku yikilmasini istedigim sey kurum, sahislarla bir alip veremedigim yok. Bu temennim alti bos bir temenni degildir. Ben Humanizm ve Demokrasi adina, batiya karsi duruyorum. Bir Ahmedinejad densizligi yapmiyorum. Butun bati karsitlarini ayni kefeye koymak yanlis.
"Yani bu kurumlara AB alında bizim orda sözcülüğümüzü yapın diye bolca para dağıtmıyor."
DKO lerin projeleri gayet masumane gorulebilir, asil olay hangi projenin ne sekilde desteklenecegine karar verirken ortaya cikiyor. Bu projeler, kamuoyunda istenen etkileri olusturacak projeler oluyor. Bu isi anlayan DKO ler, destek gorecek(!) projeler buluyorlar. Uzun vadede insanlar istenen kivama getiriliyor.
"En son olarak tatlı yiyelim tatlı konuşalım kabilinden bir mesajla vedalaşmıştık. "
Benim icin sizin gibi aydin ve aktif bir kimsenin agzindan cikan her kelime baldan tatlidir.
Sevgili Sargon,
Astığım iletilerin içeriğini beğenmedim ve sana hak vererek hatamı da kabul ettim. Ancak senin bu son iletimi değerlendirmen de farklı oldu. Ben kendimi Kemalist olarak değerlendiriyorum. Beni ulusalcı da sayabilirsin. Ama benim ırkçı ve faşist olmam mümkün değil. Bana da böyle nitelemen zaten yok. Tamam. Ancak Ulusalcı ve Kemalistler için genel anlayışın bu doğrultuda. Tabi herkesin kendi oluşumu içinde kendi anlayışı vardır. Ancak benim gördüğüm Kemalistler kendilerine özenle milliyetçi demez ulusçu, ulusalcı olarak nitelerler. Bunu ırkçı karakterli anlayıştan kaçınmak için yaparlar. Zaten senin de son nitelemen "çoğu" Kemalistler içindi. Neyse bunların ne derece önemi var yazarken de kuşkuluyum. Benim burada aktarmak istediğim senin daha önceki iletilerinde özellikle kemalistleri benzeri şekilde vurgulamandır. Bu bende ve benim gibi düşünen arkadaşlarda da aksi bir tesir - senin iletini yadsıyanlardan gördüğüm - yaratıyor. Bunun hakedilmediğini düşünüyorum. Bugün şeriatçı iktidara karşı etkileyici mitingler yapılmışsa, bir sonuç alınmışsa, bunun kaynağı, kurgusu Kemalistlerindir. Alet olmaya gelince, bu nitelemeyi de bir ileti üzerine çok kolay kullandığını düşünüyorum.
Diğer taraftan bir kere karşılıklı bir yazışmamız oldu. Bu sitede 4 -5 aylığım. Üyeleri çok iyi tanıdığımı söyleyemem. Senin astığın başlığa çok önem verdiğin için o cins bir uygulama istedin diye düşünmüştüm. O sıradaki kendi iletine dönersen gereksiz yere "hain, düşman" nitelemeleri yaptığını ve benim de bunu yadsıdığımı, dolayısıyla, yine iletine verdiğin öneme atfederek "herhalde fanatikliğinden" nitelemesi yaptığımı görürsün. Ama nedense bu sıralarda çok revaçta bir söylen var, karşıdakinin ne söylediği değil muhatabın algıladığı önemliymiş. Önceki iletinde "Enverci, ittihatçı" şeklindeki nitelemelere bakarak beni de bu sınıfa soktuğunu sanmam doğaldı. Bunun böyle olmadığına sevindim. Ayrıca benim "bu kadar çok hata" yapmam diye bir şey de yok. Ancak genelde iletilere dikkat edersen yakıştırmalarda bulunan tarafda olduğunu da görürsün sanırım.
Bu "bağış"ları artık daha sıkı izleyeceğimden emin olabilirsin.
Sevgili Burlap,
tabi haklisin, yoksa simdi bu "hainler enverpasacilar vs vs vs" soylemlerinin ne isi var bu baslikta. Okudugun zaman cikan anlam bu, tabi sevgili sargon, sozum meclisten disari seklinde bir aciklamasi da olmamis. Bir taraftan, Kemalizm populer bir ideoloji haline geliyor ve insanlari degistiriyor. Bu surecte'de Kemalizm'de olmasada Kemalist kurumlarda bozulmalara bende sahit oluyorum. Sol icin ucfidancilar ne kadar zararliysa, kemalizm icinde Enver Pasacilik tehlikeli. Kurt dusmani, Ataturk'cu motifler iceren mailleri ve siteleri giderek daha fazla goruyoruz.
Allahtan *:lol: *sosyalistlerle kemalistler arasındaki tartışmada yokum , ne de olsa komünistim. *:o
* * saygılarımla
Sevgili Respendial,
Uzunca bir süredir çeşitli eposta gruplarında ne olduğunu gözlüyorum. Kafatasçıların ortada olduğu grup iletilerinde de görünüyor. Ama bunların farkına varılıyor ve dışlanıyor.
Ancak Merkez solda bir birleşme umudu eskiden çok zayıftı (ben şimdi de bunu çok zayıf olasılık buluyorum) o zaman şeriata karşı daha geniş yelpaze olsun dediler. Örneğin Doğu Perinçek Maoculuktan başlayıp renkten renge girip şimdi bir numaralı ulusalcı oldu. Örneğin "Demirel" bile bu birleşmeye katılsın dendi. Çok tartışma çıktı. Bu arada, doğrudur, MHP'yi de benimsemek isteyenler çıktı. Yeter ki bu şeriat gitsin dendi ve hoş görülmek istendi. Bunlar oldu. Buna çok tepkiler de oldu tabi. Bu arada kafatasçıların gruplara kaynadığı bile görüldü. Yakalananlar gruplardan atıldı. Ben bu konuda iyimserim, bu faşolar reddedilir. Yani bu kargaşa içinde ne yazık ki böyle şeyler oluyor. "Kurt puslu havayı sever" değil mi? *Ortam böyle!
exclusive
04-05-2007, 02:28
Sevgili Aliminyum, Türkan Saylan'ın Türkiye'de cüzzamla mücadele için Anadolu'yu gezdiğini ve bu konuda büyük başarı kaydedip uluslararası Ghandi ödülüne layık görüldüğünü bilmiyordum.
Bu güzel bilgileri aktardığın için teşekkürler. Ne mutlu bize ki aramızdan Türkan Saylan gibi sorumluluk sahibi aydınlar çıkartmayı başarabilmiş bir toplumuz.
Madalyonun öbür yüzünde suçlamalar ve iddialar var demişsin. "Düzmece de olabilir, bana ne" demişsin. Bu konuda da sana katılıyorum. Bana ne iddiadan, suçlamadan... Bi mahkumiyeti olur o zaman değerlendirmesini yaparız ama iddialarla değerlendirme yapılmaz.
Annesi yahudiymiş, babası hristiyanmış, kayın biraderi budistmiş felan o da beni ırgalamaz. Neci olursa olsun, böyle sorumluluk sahibi bir aydın yetiştirebilmiş bir aile kendisiyle ne kadar gurur duysa azdır.
Türkan Saylan'ın şu sözünü tekrar yazmak istiyorum:
"Türkiye'nin *bölünmesine, *ırkçılığa *yönelmesine, *binlerce *yıl *öncesinin *Arap *ve *İran *âdetlerinin *gelmesine *karşıyız. *Çocuklarımızın *sıra *üstünde *namaz *kılmasını *değil *bale *yapmasını *istiyoruz."
Türkan Saylan neye karşı olduğumuzu ve ne istediğimizi son derece açık ve net bir şekilde özetlemiş.
Böyle bir açıksözlülükle hislerimize tercüman olan, bizim söylemek isteyip söyleyemediğimizi ya da söyleyip duyuramadığımızı, çıkıp herkesin önünde dobra dobra söyleyen bu cesur cumhuriyet kadınına tüm samimiyetimle teşekkür ediyorum.
İşte halife-i müslimin'i bu topraklardan defeden, ümmetten millet yaratan, din devletinden çağdaş bir hukuk devleti var eden irade, tam da bu iradedir. Mustafa Kelmal'in kurduğu bu cumhuriyet var oldukça bu iradeye sahip insanlar da var olacak.
Burlap'ın kadın dernekleriyle ilgili yazısında büyük çarpıtmalar olduğunu düşünüyorum. Belki de bilgi eksikliği...
Türkiye'deki Kadın hareketinin içinde bulunan tüm Sivil Toplum Kuruluşlarının AB destekli olduğu yazılmış.
Oysa AB'nin desteklediği veya düzenlediği alana bakarsak kadın-erkek eşitliği şeklinde bir düzenlemesi dahi yoktur. Kadın-Erkek Fırsat eşitliği şeklinde girmiştir terminolojisine ve kadını istihdam pyasası içinde görüp o yönde adeta gönülsüz düzenlemeleri bulunmaktadır.
Türkiye'deki kadın hareketi 20 yılı aşkın bir süredir yoğun faliyetler, eğitimler, bilinçlendirmeler içine girmiştir. Bunlar sayesindedir ki Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanunda erkek lehine olan hükümler nispeten yumuşatılmış, kadını yok sayan hükümler yerine ise onun da insan olduğu ve hakları bulunduğunu hatırlatacak düzünlemeler getirilmiştir.
Bu hareketin en büyük destekçisi AB değil, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi'dir. Bu uluslararası kuruluşlar ise sadece Türkiye'ye yapmıyorlar bu yardımları. Periyodik toplantılar esnasında kabul edilen protokollerle, Şartlarla, kurulan Komitelerle Birleşmiş Milletlere üye ülkelerde getirilmesi gereken düzenlemeleri karara bağlıyorlar, daha sonra da bu kararların uygulanabilmesi için, gücü yetmeyen veya henüz düzenleme yapmamış, hayata geçirememiş ülkelere bu çerçevede kaynak aktarıyorlar. Ve emin olun o kaynaklar öylesine sıkı bir şekilde denetlenmektedir ki desteklenen projeler mutlaka hayata geçirilmekte ve her kuruşun hesabı tutulmaktadır.
Bu bağlamda katıldığım son projede bizzat Birleşmiş Milletlerin iki temsilcisi her daim yanımızda ve denetimdeydi...
AB ise en fazla İş Kanunu değişiklikleriyle ilgilenmekte, kadınların projeleriyle, statüleriyle ilgili herhangi bir çalışması ve kaynak aktarımı (bildiğim ve bize bildirildiği kadarıyla) bulunmamakta.