PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Fromm ve Özgürlüken Kaçış İkilemi


"ictenlik"
22-09-2017, 22:46
(Arkadaşlar;
Belirtilen içeriğin devam eden bir tartışmada sunulması üzerine incelerken, aşağıdaki alıntıya rastladım ve bu alıntı ile birlikte konuyu ve kavramı bir üst başlık olarak paylaşıma ve tartışmaya açmak istedim. Buyrun...)

"insanoğlu özgür kalıp , özgürce kararlar vermek istemez , bunun yerine sürüye tabi olmayı, bir yerlere sığınmayı tercih ederler. bu dürtünün temeli insanın ilkel kökenlerine kadar gider. kısaca özgürlük için de , özgürlüğü sürdürmek içinde sürekli mücadele/çaba gerekir.

ayrıntıyı eşeğin gözüne su kaçırma düzeyine yaklaştırmak gerekirse;
fromm'a göre insanlar özgür olmanın sorumluluğunu alabilme cesaretini gösterme konusunda sorunludurlar. bu yüzden özgürlük hep arzu edilen özlenen bir şey olmakla birlikte nihayetinde mecburen vazgeçilene dönüşür.

kişi kendi bireysel özgürlüğünü ve özgünlüğünü çoğu zaman kısa bir müddet devam ettirebilir. herkes gibi hareket etmeyip diğerlerine benzemez ise çevresine uyum sağlayamayacak bunun da bir takım sonuçları olacaktır. en basitinden yalnızlık, toplumdan kopuş, dışlanma gerçekleşecektir. bütün bunları göze alıp kendiniz olabilmeniz oldukça zordur. yapacağımız özgürleşme hamleleri de sistemin sınırları dahilinde olmaktadır. bunlar pozitif anlamda bir özgürlük sağlamamaktadır. dindar toplumda yaşayanlar nasıl ki tanrı'nın kudretine boyun eğmek zorunda ve yaşamın amacı tanrı'nın emsalsiz gücü ön kabulüyle kulların onu yüceltmesi, onun için çalışmasına dönük bir sistem ise kapitalizmde de aynı benzerlikler ortaya çıkar. kapitalizmin bireylere sunduğu özgürlükler aslında zahiridir. gerçekte kapitalizmde her bireyin mevcut ekonomik sistemi en etkin şekilde idame ettirmesini sağlamaktır. bu yüzden kapitalizm insanların kazandıklarıyla daha iyi bir hayat sürmesiyle ilgilenmez. önemli olan o gelirin tekrardan sisteme akmasıdır. bu çarkın dönmesi için gereklidir. bir çarkın dişlisi olan insana sunulan seçenekler onun özgür olmasını engelleyen aslında "seçenek olmayan" seçeneklerdir. neticede yapacaklarının seçtikleriniz sisteme katkıda bulunmanızla sonuçlanacaktır.

özgürleşmek adına yaptıklarımız kendi seçeneğiniz sandığımız şeyler özünde kendimiz için yaptığımız seçtiğimiz şeyler olmaktan çıkmıştır. bunlar sistemin insanlara öğrettiği seçeneklerdir yalnızca. kendi kişisel tercihimiz özgürlüğümüz sandığımız şey bize ne yapmamız gerektiğini söyleyenlerin dayatmalarıdır. her insanın ayrı ayrı birey olarak sisteme katkıda bulunduğu bir düzende insanlara çok fazla yük yüklenir. insan adeta insan olmaktan çıkıp bir makineye dönüşür. kendi iç özgürlüğünü sağlayamayan bireyin bu durumu ister istemez kendisi ile dış dünyada çatışma yaratır. bu çatışma kişiyi büsbütün yalnızlaştırdığından kişi bu yükü kaldıramaz ve bir yerlere ait olma isteği duyar. bir yere ait olma isteği aslında özgürlükten kaçıştır.

bunu nazizme şöyle bağlar:
"insanlar aniden özgürleştiğinde derhal yeniden kendilerini esir edecek liderler seçerler"

buradaki durum bir sadistin bir mazoşiste sempatik gelmesi gibi gibidir. kitleler boyun eğme arzularını doyururlar. fromm buradaki olayın sadece toplumsal olaylar da değil ikili ilişkilerde de benzer yansımaları olduğunu anlatır. bir aşığın kendisini büsbütün aşık olduğu kişiye taparcasına bırakması, onu tanrılaştırmasının mazoşist bir tutum olduğunu bunun yerine karşılıklı dengeli bir sevginin daha sağlıklı olacağını anlatır. bireyin kendinden vazgeçip başka birine büsbütün teslim olması onun boyun eğme arzusu sahiplenilme denilenlere aynen uyma yani mazoşist bir ruh haliyle hareket ettiğine işaret ettiğine dikkat çeker.

insanların daha demokrat daha özgür bir sistemde yaşadıkları algısı mevcut olmakla birlikte bu son derece yanıltıcıdır. dikkatli bakılacak olursa aslında hiç bir şey tam anlamıyla değişmemiş sadece şekil değiştirmiştir. yeni düzende kural koyucular farklı tekniklerle bireylerin üzerinde baskılarını aynen devam ettirmektedirler.

- başarılı bir öğrenci olman gerektiği, falanca filanca sınavları kazanman gerektiği, şu kadar paraya sahip olman gerektiği, şu mevki de şu statüde şu standartlarda bir yaşam seçersen ancak kabul edilen saygı duyulan bir insan olabileceğin gibi dayatmalar aynı özgürlük sorunlarının form değiştirmiş halidir.
dahası özgürlük sorunun otokontrolünü ve denetleyiciliğini insan bizzat kendisi de yapar. süper ego denilen şey insanların toplumla uyumu sağlayan insanın kendi sınırlamasını yapan, insanın bizzat kendi kendine kurduğu otoritenin adıdır. insanlar neyi yapıp neyi yapmayacaklarını öğrenirler. bunları da alışkanlık haline getirirler. bu alışkanlık o kadar çok tekrarlanır ki nihayetinde bu sanki başkalarının doğruları değil de insanın kendi seçtiği doğrularmış gibi algılanmaya başlar. işte bu noktada birey özgür olduğunu sandığı bir dünyanın aslında esiri olmuştur.

"çağdaş insan öyle bir durumdadır ki, "kendi" düşündüklerinin ve söylediklerinin çoğu ,herkesin düşünüp söyledikleridir; özgün düşünme yetisini edinmemiştir. oysa düşüncelerine kimsenin karışmaması ancak bu durumda anlamlı olabilir. insanın hayatını yaşarken de, dışsal otoritelerden kurtulduğunu düşünüp gurur duyarız, kimsenin ona neyi yapmasını, neyi yapmamasını emredemediğini düşünürüz. kamuoyu ve sağduyu gibi adsız otoritelerin rolünü göz ardı ederiz; oysa bunlar çok güçlüdür, çünkü insan herkesin kendisinden beklentisine uymaya çok hazırdır, farklı olmaktan çok korkar. kısacası ,kendi dışımızdaki güçlerden kurtulup özgürleşmenin hayranlığını yaşarız, ama içimizdeki kısıtlamaları ,zorlanımları, korkuları, yani özgürlüğün geleneksel düşmanlarına karşı kazandığı zaferlerin önemini azaltan yeni düşmanları görmeyiz. bu yüzden özgürlük sorunun yalnızca çağdaş tarih boyunca kazandığımız türden özgürlükten daha fazla kazanmak olduğunu düşünür, yalnızca bu tür özgürlüğü yadsıyan güçlere karşı özgürlüğü savunmanın yeterli olduğuna inanırız. kazanılan her özgürlüğün sonuna kadar savunulmasının yanı sıra ,özgürlük sorunun nicel değil nitel bir sorun olduğunu unuturuz. yeni bir tür özgürlük kazanmamız gereklidir; öyle bir tür özgürlük ki, kendi benliğimizi geliştirmemize olanak tanısın ,bu benliğe ve hayata inanmamıza fırsat versin."

"günümüzde insana en çok acı veren , yoksulluk değil ; büyük bir çarkın küçük bir dişlisi olmak, bir robot olmak ve hayatının boş ve anlamsız hale gelmesidir. her tür otoriter sisteme karşı bir zafer kazanabilmek için demokrasinin gerilememesi yeterli değildir, saldırıya geçip yüzyıllar boyunca özgürlük savaşı verenlerin amaçlarını gerçekleştirme yoluna gitmelidir. demokrasinin nihilizmin güçlerini yenebilmesi , ancak insanlara aklın kapsayabileceği en güçlü inancı, hayata ve gerçeğe ,bireysel benliğin etkin ve kendiliğinden gerçekleşmesi anlamında özgürlüğe olan inancı verebilmesiyle mümkündür."

" birey, kendi olmaktan çıkar; kültürel kalıpların kendisine sunduğu kişiliği tümüyle benimser; böylece tıpkı diğerleri gibi ve onların kendisinden beklediği gibi olur. "ben" ile dünya arasındaki tutarsızlık ve onunla birlikte de, bilinçli yalnızlık ve güçsüzlük duygusu ortadan kalkar. bu mekanizma, bazı hayvanların kendilerini korumak üzere renk değiştirmesiyle kıyaslanabilir. onlar da kendi çevrelerine o kadar benzerler ki, çevrelerinden neredeyse ayırt edilemezler. kendi bireysel benliğinden vazgeçen ve neredeyse bir robot haline gelen kişi, çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur, ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir"

https://eksisozluk.com/ozgurlukten-kacis--334408


Sunulan içeriğin/kitabın oldukça geniş bir özeti buradan okunabiliyor
http://www.altinicizdiklerim.com/resimler/OzgurluktenKacis.pdf

Özgürlük nedir?

pianola
22-09-2017, 23:16
(...) çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur, ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir"

kendi benliği neydi?..

Yıldıztozu
22-09-2017, 23:43
Özgürlük nedir?

Doğanın işleyişi, toplumun işleyişi ve insan zihninin/bedeninin işleyişleri arasında özgürlüğün konumunu, doğanın işleyişinin içerisinde ama diğer iki işleyişin dışında görüyorum.
Doğayı aşkın bir özgürlükten söz edilemez. Toplumsal ve bedensel itkilerin dışına çıkamayan bir özgürlükten de söz edilemez. O halde özgürlüğün konumu bahsettiğim ara-kısımda olmalı.

"ictenlik"
22-09-2017, 23:48
kendi benliği neydi?..

onu Fromm a sormalı sanırım ya da yazım bir alıntılama değil de yorumlama ise yorumlayana da ama şöyle bir katkı sunayım..

özgürlüğün ya da sözde daha nisbi özgür koşulların koşullayacağı ya da yeşerteceği olası benlik ya da yaşam koşul-1

terkedilmiş-pesedilmiş ve direnç gösterilmemiş ve peşinden koşulmamış istek ve özlemler ya da bunun geliştireceği olası yaşamlarda kaybedilen yaşam beni -2

olası gerçek olasılıklarında yaşayacak olası bir başka "o" -3

boyun eğerek ve başkalarına adanarak ve başkaları ya da toplum ya da ideoloji ve doktirn vb. kontrolüne girerek üretilebilecek diğer özgür esnek bilgi alternatif yaşayıştan dan kaybedilmiş benin olası yaşamı -4

(ben değil de yaşam ve özgürlük'ün -kendi- kayıpları'nı buluyorum -onu da bulamam son tahlil de)

sürü istencinden, -uyumdan ya da uyum ve komut kontrol ve birlikte hareket, itaat almadan önceki ben varsa o da 5 olsun...

-eğer varsa(eğer öyleyse ben ve birey için;
toplum yontmadan önceki ya da toplumsal sürtünmelerden önceki daha kıvrak ve açık, esnek, esneyebilir ben bireyi...

(bilgi sorunlarına işaret ediyor-yine ben bulamadım sanırım.

ben- bireyi toplumdan/toplumsal koşullarından ya da bilgi ortamından soyutlayamadım.zorunluluk ifade ediyor gibi...)

kendi benliği?
bence çocukluk hayalleri ikilemine işaret edecek ya da çocukken kurulan hayaller ya da çocukken umulan dünya ve yıkılan hayaller ya da çocukluk beninin kendisi... ilk benn/ilk kabuk-çocukluk hayali.. ...
(yazan için -yorumcunun notu)

daha fazla yorumlarsam çocuğu sahte dünya ve sahte gerçekle yetiştirme tanıştırma ve pembe masal bilinci verme yorumlayacağım ...
çocukken özdeşilen benin kaybolması./yıkılması...

"ictenlik"
23-09-2017, 00:10
Bir; doğanın işleyişi var, iki; toplumun işleyişi var, üç; insan zihinin/bedeninin işleyişi var.

Özgürlüğün konumunu, doğanın işleyişinin içerisinde ama diğer iki işleyişin dışında görüyorum.
Doğayı aşkın bir özgürlükten söz edilemez. Toplumsal ve bedensel itkilerin dışına çıkamayan bir özgürlükten de söz edilemez. O halde özgürlüğün konumu bahsettiğim ara-kısımda olmalı.

Son tahlil de ben özgürlüğü isteme dayayamadım çünkü (istemin doğasını ya da istenci kendimce sorguladım ve) istemi negatif olarak yorumladım (yani mantığın doğasına ters ve çatışkılı seçimler ve arzunun seçimlerini ve salt doğal istem ve onun peşinden gitmeyi (körlük olarak sınadım ve) özgürlük olarak onayamadım) ve bunun üzerine büyük karmaşa yaşadım. Mantığa yaslıyorum onu ne garip -şimdi...
Mantığın seçimlerine.
bunu ya da benzerini şimdi düşünürken farkeder gibi oldum...

Özgürlük mantıklı kararlar vermektir /verebilmektir. (birey için ya da bireye indirgenmiş kısıtlı bir çözümde) başka tanım bulamadım. mantığı yadsımamaktır.. başka bi şey diyemeyeceğim... aşağıdakiler yazıyordum oysa ilk tahlilde

Özgürlüğü ben şöyle yorumlayabiliyorum.

sınırlayıcılık kapalılık karşıtı genişlemenin yönü/tarafı gibi

---

deneyimin özgürlüğü mü? neyin özgürlüğü? iyi hissetmenin mi? bir özgürlük bulamadım ya da temelleyemedim

isteme ve arzuya özgürlük temellenir mi?
komple bir deneyim çözümleme ifade edecektir.
Toplumsal deneyimin bir amacı,sonucu ya da ereği ve erekselliği olduğunu mu söylemeliyiz bu durumda

Durun bi dakika.
Özgürlük çelişkili midir? Çelişkili bir kavram mıdır?
Özgürlük ereksellik ile mi çakışır. Bir şeyin iyi olduğunu/olacağını savunmak ve seçmek ve bizleri iyi adlandıracağımız deneyime yönelten alternatif olasılıklı yaşayım ve deneyim bütünlerinin tarihini özgürleştirici olarak sınıflamak
bunun özgürleyici olacağını savunmak gibi ikilimeler

özgürlüğün doğasıyla ve sınırlılıklarıyla ilgili büyük bir muğlak kaos ve karmaşa içindeyim şimdi.
her şey olduğu gibi özgürdür. her şey olduğu gibi var özgürdür. o zaman...

o zaman hiç bir sorun görmemeliyiz ve tanımlamamalıyız
ve tüm duygusal çelişmeler hatadır bunu nasıl gidereceğiz -guru olarak mı? hiç sorun görmemek

"ictenlik"
23-09-2017, 00:47
kendi benliği neydi?..

ben sonuçta, kendi -son- çözümlemem de o kavramı, dünyayı düzeltme isteği ve çocukken dünya ve gerçekle geç tanıştırılma ve sevgi dolu idealinin ve topumsal ebevynce -çocukken- çoğuğa küçük dünya çizilmesinin /dar dünya çizilmesinin yüklemleri ve umulan hayatı (dış koşulları bulamayınca) bulamayınca ,kabuk kırma açlığı ve, (tırnak içinde dünyadaki kötüler ve kötülükler ikilemi ile basit savaş ve bunun sonucu ) kendince üretmenin bir verdisi olarak gelişmiş bir tümce olarak yorumladım...

"ictenlik"
23-09-2017, 01:06
kendi bireysel benliğinden vazgeçen ve neredeyse bir robot haline gelen kişi, çevresindeki milyonlarca diğer robotla aynı olur, ve artık kendini yalnız hissetmez, kaygı duymaz. ama ödediği bedel yüksektir; kendi benliğini yitirmiştir"

burda sanki diğerlerini eleştiriyor kaçırdığı yaşam için...,

yani robotsunuz ve ben sizin yüzünüzden yaşamı kaçırıyorum. dışarda kaos olduğu için yaşayamıyorum. istediğim hayatı kuramadım/yaşayamıyorum ya da güvenlik yok. kötü insanlar var ya da sevgicil tanımıma uygunsuz insanlık....

"sevgicil tanımıma uygunsuz benlersiniz ve insanlarsınız" deformasyonu
o yüzden sizle yaşayamıyorum. o yüzden dışarda yaşayamıyorum...

hadi insanlığı bir-az düzeltelim...
sevgicil tanımına/sevgicil tanımıma/ uygun bir insanlık halinee getirelim ve sokalım sizi/bizi-- ..bunu biraz bilimle yapalım..
diğer benden öncekilerle de birleştirelim -yeni çözümlemeler sunalım...

(burda tek eleştirilir nokta dışarda güç ve fiziksel aktivite ile savaşılmaması (yetke-noksanlık vb.) olacaktır... son tahlili de)
tıpkı bizim şu an bilgisayar başında yaptığımız gibi -ama iyi çözümler;iyi etkinlik;)

çocukların oyun oynamayı bırakması, oyuna almama ya da oyun ile uyumsuzluk/oyunun zor gelmesi gibi...

çocuk kalmak istemek ya da çocukluğa duyulan özlem olabileceği olarakta -imledim- ...

Felâsife
23-09-2017, 01:29
Özgürlük konusunda ben Maymun gözünü açtı! (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39293) dediğim için rahatım, özgürlük denen kelimeden bile özgürüm, onun peşinde koşmak (insanlara öğretilen bu) bana göre değil artık.

Özgürlük düşüncesi bile, özgür olamadığımızın ispatı iken, (düşünmeye mahkumuz, kapatma düğmesi yok, bu dayatmadır) özgürlük neye göre olacak ki.
Öteki türlüsü de acayip, özgürlük isteyen zaten özgür olmasa bunu isteyemez, bu devirde her çeşit yolda var, yaşıyorlar, sorun şu ki özgür olana daha ne kadar özgürlük verilebilir ki?
Özgürlük isteminin bir sınırı da yok.

Neyse, ben kendi içimde sınırladım onu, "an" varken özgürlüğün esamesi olmaz. An da yaşandığına göre, özgürlük hiç bir şeydir.

"ictenlik"
23-09-2017, 01:39
-özgürlük üzerine serbest karalama..

(özgürlüğün ne olacağına/olduğuna ve nereye nasıl yaslanacağına karar veremedim. benim özgürlük kavramım (tıkanık biçimde) boşlukta sallanıyor dolanıyor ya da dallanıyor şimdi)

(bu yüzden serbest düşün üretimi denerken ya da çarpıcı yargılar bulma/üretme telaşındayken aşağıdakileri imledim)

özgürlük; -eğer özgürse- her şeyin olduğu gibi olmasıdır

özgürlük; özgür olarak tanımlanabilecek durumlar yücesidir yani düşünsel keskinlikte -en nice- özgür -olarak- tanımlanabilecek/tanıtlanabilecek durum nicesi en özgürdür

özgür; bir şeyi ya da her şeyi olduğu gibi bırakmaktır...

"özgürlük olduğu gibidir" ya da "ya var ya yoktur" gibi bir kavram belirecek oluyor oysa ya yoktur imini yoksayıyorum ve bunu yadsıyor kafamdan siliyor ve bu düşünceyi düşünmeye bile direniyorum.
"bu kendini yapmadır" diye bir ses imi takip ediyor bunu içimden ve buna soruyorum bu düşüncel sesin kaynaksalı neden içimden ikincil bir karşı ses gibi imleniyor..

"özgürlük olduğu gibidir" ya da "ya var ya yoktur" gibi bir kavram belirecek oluyor oysa ya yoktur imini kafamda parçalıyorum. bunu böyle anlatmayı seviyorum çünkü şov yapıyor gibi hissediyorum. iyi bi şey yazıyorum -gibi duy-his-anlıyor musun? tarihi sallamalıyım cümlelerimle/sizleri etkilemeliyim- buraya bir bakmalısınız ve bana bi şeyler demelisiniz...
bir şeyler olmalı-yeni--
şimdi bunu böyle yazıyorum. orda bir şey oluyor...

bir kaç alanı ve cümleyi kara-kapkara yapmalıyım oysa ilk taramam da karartacak yeterli cümle bile bulamadım.
beni okumalısın ve beni sevmelisin heyy

özgürlük nedir? onu biz mi uydurduk?
kavramsal bir kavram
biz ona çok anlam yüklemiştik
kelimelerle bir şeyleri takip ediyoruz şimdi bunu çöpe mi atalım

özgür düşünme nedir derken ya da düşünmeyi özgürleştirmeden sözederken bu kavram imini kullanıyoruz
ve onun temas ettiği sıradan anlam buluntusu bize bir şey anlatıyor. Bunu tarife çalışırken mutlak bir özgürlüğün kabulünü sınayacak ve onayacak özgürlük merkezi gibi bir anlamsı arama ve ya da "bir ve tanrı arayışı" gibi bir yanılgıda mıyız?

sadece bir kavram-
bir kavram bir kavramdır

--
özgürlük varlıksal koşulların kendinden var belirtmesi ve böylece varlığın/varlığının sahibi, kontrolorü ve idareci bulunmaması gibi bir alana merkezlenecekse?
ne demeliyiz?

özgürlüğü yöneltiyorsun ya da birilerine bir şey anlatmaya çalışıyorsun diyen, kendini yoran sese sesleniyorum bu karmaşanın, daha dürüst çözümseli için savaş vermedik mi?

peki varlığın özgür olduğuna sizleri götürmek /ikna etmek ya da inandırmak istiyorum-kendimi de götürmek. .
sizi nasıl götüreceğim
kendi gittiğin yerden
orayı sevmezsiniz.. sevmezdiniz

---
özgürlük varlıksal koşulların kendinden var belirtmesi ve böylece varlığın/varlığının sahibi, kontrolorü ve idareci bulunmaması gibi bir alana merkezlenecekse?

bunu biz mi oluşturuyoruz tanımlıyoruz?
bu bilgiyi nereye merkezleyeceğiz?
anlayışa
daha fazla gelişime -sınama

özgürlük varlıksal koşulların kendinden var belirtmesi ve böylece varlığın/varlığının sahibi, kontrolorü ve idareci bulunmaması gibi bir alana merkezlenecekse?

bu sanırım tanımlanabilir en yüksek özgürlüklerden biri peki ve oysa ölüme karşı ya da sonlu yaşama ve iradeye karşı?
bir özgürlük ve gelişimi-tanımı dengesi nerede kurulabilir sağlanabilir?
boşlukların hiçi olduğunu kabul etmekte mi?
yoo bilimsel araştırma da..
buna inanıyor musunuz?
sen ne arıyorsun?
emin değilim ancak tanımlayabilirdim-sanırım... kıvırmadan bunu yapamazdım-dürüst düşünmeliyim

varlığa daha fazla doygunluk diyelim ve yetke ya da yetkinlik ve bilgi diyelim o halde
ancak doygunluk ve bilgi temas ediyor oysa rahat yaşamanın istenci, iyi hissetme
iyi hissetsem sanırım ölümü umursamazdım.
peki biz burda ne yapıyoruz?
bilmiyorum tüm yaşam karmaşam

--
rahat yaşama bilimi istiyorum özgürlük budur...kafa rahatı, düşünce - istenç rahatı ve iyi yaşam

"ictenlik"
23-09-2017, 02:12
biri bana iyi ya da işe yarar bi şeyler yazdığımı söylesin yoksa çıldıracağım...

fromm'un işe yarar bi şeyler yazdığını söylebilirim ..
diğer kim soruyor?..
benim işime yaradı.. aslında mevlana nın yazdıkları da çok işime yaradı.. oldukça kullanışlı.. ondan geldik buraya...

bu çatışmayı çekiyorum.. tam açmadığım o/bu şeyi...

biri varlığımı mı onamalı? buna karşı daha- ne yapabilirim ya da doğru yolda mıyım-iz demiyim o halde?
iyi gidiyorsun...

bir çöp olarak ölebilirim şimdi.
böyle hissedince kötü hissediyorum/çatışıyoruz çünkü iyi hissetme değil sakin/dingin ya da -ne dediğini bilir-kaptırmamış ve duruma efor vermemiş aslında - benzeri hissetme onanır...

fromm dan alıp mevlanaya verdiğimi söylemek yanlış olmazdı...

bu böbürlenmeyi niye yapıyorum? birilerine caka satmak tuhaf görünmek mi? peki o halde sade mizah mı?
bence mizahi ve takıcı. ikisi bir arada
-kararlılık serbest

bazı sözlerimi onamıyorum ama onlar geldiğinde yazmak/yazmamak (demek dememek) telaşı
hem eğlenceli hem takıcı, bununla boğuşuyoruz

-durağanlı dingin çatışması-

sabah ölüm gibi işe gideceğim ve saat iki olmuş.. bununla boğuşmam ne zaman sona erecek.
yaşamını planladığın zaman

fromm dan alıp mevlanaya vermek iyi espri değil mi?

biri bana büyük ,kitle endeksi büyük, kalıntılı ve cakalı bir söz varlığı yazdığımı/yazabildiğimi/bulabildiğimi felan söylesin
bak şimdi kötü hissediyoruz

tarihe geçebilecek miyim?
sence?

doğa filozofu
yok forum dinozoru
---

forum mentollüsü aga

iyi geceler bye...
sevilir.nokta...

Nero
23-09-2017, 19:32
Forumların yararı, insanın kendini geliştirmesine az da olsa yardımcı olması. Bu konuyla ilgili yorum yazacağım. Ama soyut değil somuta yakın olacak.

Aşkınsallaşmak olmayacak... :)

rainfall38
23-09-2017, 19:56
yazıyı okumadım ama bence ben özgür değilim.

"ictenlik"
25-09-2017, 14:25
"Özgürlükten Vazgeçiş/Vazgeçirilme" kavramı üzerine düşünmek

Kavramı Esnetmek-Geliştirmek
(Dağınık Notlar ve Ön-Eskizler/Taslaklar)

Kavram, Fromm tarafından, insanın ve kitlenin, mutlakiyetçi rejimlere ve mutlakiyetçi otoriteye teslimiyetçiliğini ve boyun eğme refleksini ve bunun doğasını tanımlarken aynı zamanda bu yaptığının boyun eğme oluşunu ve -sözde- egemen güçlere teslim olma oluşunu ve diz çökmüş oluşunu yadsıyışını da tanımlıyor...

Yani kısaca özünde bu kavram, güç hakimiyeti, güç baskısı ve zorbalığıyla birlikte her türlü ikna ve kontrol manipülsayonu ve mekanizması kullanılarak, yalanlarla -kanaatlerin yöneltilmesi ve varolan doğal/kendinden özgürlüğün/hakların bilincinin köreltilmesi/yokedilmesi ve özgürlüğün bilincinin insana yadsıtılması ya da inkar ettirilmesinin de bir tanımıdır.

kavramın özü, tehdit, korku, zorbalık ve baskı sonucu güce boyun eğmedir .. Güç karşısında ve mutlak otorite karşısında diz çökmedir. Bunun hoş ya da onanacak bir tarafı yoktur ancak tuhaftır ki/ne ironiktir ki bunda bir hoşluk vardır ya da öyle görülür....

(Kendi üzerindeki dış otoriter) Egemenliğe razı olma, egemenliği ve egemenini kutsama/kutlama (ve tapınma ve egemenine güç bağışlama) edimini ve) eğilimini de tanımlar, çözümlemeye girişir özünde bu kavram-

aidiyetini ve sahipliğini kutsayan insan kendine egemensizliğini göklere çıkarmıştır. iradesizliğini ya da iradesini bypass edişini ise allayıp süsleyip iyi bir deneyim kılığına sokmuştur.....

özgürlükten vazgeçme ya da bilindik bir tabirle yenilginin doğası...
kaçınılmaz bir tecavüzü travmadan kaçış bilinci ve zihinsel bir dışavurdu ile hoş bir deneyim sentezine ve kılığına dönüştürme ve bürüme gibi bir şeydir de aslında ....

Ya da savaşım iradesinin ve direncinin kırılması...

Ya da gücün karşısında güçsüzlük, acizlik ile kapanma teslim olma, vazgeçme....
tam olarak teslimiyetçilik iradesini yansıtır anlatır bu kavram

Sonra köleliğin içinden kölelik yadsınır ve hoşgörülür ve tersi olacağı savlanır…

Kavram mutlakiyetçi totaliter rejimlere teslimiyeti tanımlasa da tanrı insan psikolojisine de birebir uyarlanabilir

Coğu tanrı düşüncesinin altı ve içi bom-boş olmasına rağmen yaratılan bu öge kutsanır. Kutsanamnın doğası kırılmaz engeller ve aşılamaz geçitlerle dolu gibi göserilir...

yadsımasinin kokeninde daha travmatik bir hayati ya da savaşımı göze almamak vardir. Ya da bilgisizlik ya da etkenlik yoksanlığı
Mutlak bir sekilde yasam rahatını ve konforunu kaçırmama kve surdürmek , kendini-avutmak vb. vardir.

Oysa kaybedilir de kaybedilir. Bir kez boyun eğildiğinde hep daha fazlasını isteyecek otoriter ya da mutlak otorite ve mutlak kontrolü ve tam bilinçsiz teslimiyeti ve itaati ve kişiyi tam ele geçirmeyi kurmadan durmayacak olan mutlakiyetçiye karşı bir kez teslim olunmuştur ve yelkenler indirilmiştir.
ya da güç yoktur savaşacak...

Çoğu insana guvenli bir seks bir öğün corba yeter. Ya da işlerin iyi olacağı günü izler. Pembe hayallerinin ertelenmesi ve beklenmesi içinde ferah bulur-işler düzelecektir..
O çocuklarını uyuşuk uyuşuk büyütüp günü atlatıp yaşayacaktır. Kitle otoriterleri/egemenleri bunu biliyorlar...

Aman rahatım kaçmasın, ama toplumsal barışım incinmesin ve aman hayatımda sarsıntılar, kavgalar gürültüler ve zorluklar olmasın...
,

"Özgürlükten vazgeçirme" insanın elinden yemeği alınarak yapılan şeydir.. Rahatı elinden alınarak ve huzuruyla tehdit edilerek
ya da çoluk çocuk sevdikleriyle tehdit edilerek yapılan şeydir...
-bir ele geçirme bu...kontrolünü ve iradesini devretme

Şu önermeleri veriyoruz.

Annesinden fiziksel zihinsel ya da duygusal zorlama baskı ve şiddet gören çocuk 8 katı büyüklüğündeki annesine karşı boyun eğme/bükme eğilimi/iradesi vb. gösterebilecektir. Otoriter ya da totaliter de olsa anne olan bu kişi toplumca onanmış/kutsanmış yüceltilmiş sevginin bağrı olarak tanımlanmış bu kişi ve her akşam her gün ona yemek veriyor ve sıcak bir çorba sağlıyor tüm ihtiyaçlarını gideriyor ve kendine bağımlılaştırıyorsa?

Parasız kalma korkusu bizi patronlara ve kötü çalışma koşullarına razı olmaya, aza kanaate ve sözde bir üst iyi koşula ve hayata hemen tamaha/tav olmaya ve her şeyi iyi hissetmeye güdüler değil mi?

Azımız bunun dışında özgürlüğü arayabilir ya da azımız bu paravanı güçlükle aşabilir...

Dünya boktan bi yer olmasına rağmen aksini söylememek kutsanmış ve başkaldırmamak yuceltilmiştir. Baskaldıranlar ve hak iddia edenler anarşik, düzen düşmanı vb. olarak yaftalanmıştır.
Kamunun ve gücün boyunduruğuna ve otoritenin buyruklarına uymak ise kutsaldır.kutsallanmıştır. Yerlerde tapınmak ve sürünmek ideal yaşam sunusudur...
"Özgürlüğe küstürülmek" hepsinde var

Onurunu -hakkını- ya da özgürlüğünü arayan ve bunlardan dem vuran kimse kesin kendini beğenmiş çoluk çocuğu yaşamı umursamayan işini ya da parasını beğenmeyen bencilin tekidir. Sistem yaftaları hazırdır...

"Özgürlukten kaçış" kavramı insan/kitle psikolojisine ilişkin güzel bir önermedir.

Özgürlükten kaçış korkudan travmatize olmuş varlığın/insanın sığınma ihtiyacını da anlatır.

Örneğin dinozorlarin ve yırtıcılarin ormaninda ya da çok şimşekli ve fırtınalı bir havada bir mağaraya sığınan insanı ele alalım. Sonraki tehditlerden ve sonraki şimşeklerden, saldırıalrdan korunmak için o mağarada kalmak isteyebilir ve magarayı evine dönüştürürse ve orayı dizayn eder bu koşulu kendine sevdirirse dışardaki özgürlüğü hatta dışarının varlığını bir süre sonra yadsıyacaktır.... Özgürlükten kaçış ve ozgurlüğün yadsınması benzer durum sonucu gelişir...

---
Bireye indirgersek
Kimi birey dış dünya ile daha rahat iletişim kurar. kolay dostlar edinir ve kolay sosyalleşir.
Kimi birey yeri geldi kavgadan kaçmaz. Kimi birey ise hayatında sosyal toplumda bağırıp cağırmamış ya da bireysel bir kavgaya girmemiştir.
Benzer kimse dışardaki toplumu ve insanı yadsıyarak kötülükçül görerek rahat guvenli ılımlı bir toplum arayıp durabilir...

Doğa karşısında güçlenmek ,ölümü, hastalığı ve canı acımayı kabul etmek savaşları gibi savaşlar doğada vardır ne yazık ki!

Ensesine vur lokmasını al diye bir tabirimiz var. Durmumuz çok mu farklı?
Güç her gün ensemizde, nefes alamıyoruz oysa yaşamadayız...

Özgürlükten yoksun bırakılma, insanı boyun eğer şartlılıklara itaat ve ılıma zorlama; insanin egemen güçler ve doğa karşısında toplumsal sözde otoritelere ve bilgi özgürlüğüne karşı da sessiz ve kayıtsız hale getirilmesini ve bunun onatılmasını tanımlar

Kimimiz/çoğumuz sınırları çizilmiş daracık özgürlüklerle avunuruz...