Orijinalini görmek için tıklayınız : Sevmediğin ot!
Felâsife
02-10-2017, 03:06
"İnsanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş!"
Hayatın içinde ki ilginçliklerden biride bu sözdür, neyi sezmezseniz o habire karşınıza gelir, ve sizi rahatsız eder, hemde öyle böyle rahatsızlık değildir bu, peki bu neden böyle olur?
"Sevmek" anahtar kelime.
Sevmediğiniz şeyleri hayat bir şekilde karşınıza çıkartır, daha doğrusu bir zamanlar sevdiğiniz, sonradan sevmediğiniz şeyleri çıkartacaktır.
Çünkü o şeyi artık sevmiyorsunuz ve o sevmediğiniz şeyde hayatın içinde varsa, hayat bunu İNATLA karşınıza çıkartacak demektir bu.
O zaman onunla savaşmayı hayat istiyorda denilebilir, zaten insanların anladığıda budur, ve o sevmedikleri ilede savaşırlar.
Mesele ya savaşmak değilse?
Dikkat edin "bir zamanlar sevdiğiniz şey" !...
Meselemiz bu.
Bu dinde de ve dinsizlikte de olur, BAZI kişiler aşk ile sevgi ile ÖYLE bağlanırlar ilk başta her şey iyidir, lakin işler sonunda okuya, araştıra derken kopma noktasına gelir.
Ve kopar.
Ondan sonra geçmiş olan şey ile adeta bir savaşım başlar. Bir zamanlar sevilen şey, artık nefret edilen şey olmuştur.
Dediğim gibi dikkat ediniz, bir zamanlar sevilen şey !...
Burada çok ilginç bir şey olur, insanlar sonradan bunu hem unuturlar, hemde pek bilmezler, burada olan AŞKIN KANUNU ile ilgilidir.
Aşkın kanunu bize der ki sevdiğini her türlü şart altında sevebiliyorsan bu aşktır, değilse o aşk değildir der.
Aşk mezara kadardır, pazara kadar değildir, adeta oyalama beni der.
Dahada netleştirelim.
Kişi dine girer, aşk ile bağlanır, gecesi gündüzü bam başka olur, çünkü huzuru bulmuştur, çünkü çok seviyordur, aşık olmuştur, işte bu tamda "aşık olduğu" hissi kalbine iyice yerleşince, zamanla kara bulutlar toplanmaya başlar, aşk yerini nefrete bırakmaya başlar ve akabinde gök boşalır.
Burada olan şudur.
Aşık oldum dediğiniz anda, artık aşkın kuralları devreye girer ve aşk sizden gerçek aşık mısınız diye sizi SINAR.
Yani aşık olduğunuz şeyin kusurları, kabahatleri tek tek ortaya çıkmaya başlar. Çünkü artık aşkınızı yavaş yavaş bilinmeyen yönleri ile tanımaya başlıyorsunuzdur.
Aşkın karanlık yüzü!
Mesele basittir.
Tüm bu kusurlara, kabahatlere, yanlışlara, olumsuzluklara rağmen onu genede SEVEBİLECEK MİSİN?
AŞKINI DEVAM ETTİREBİLECEK MİSİN?
Öyleye aşık, aşıkının kusurlarını, kusur olarak görüyorsa onu nasıl sevebilecektir?
Kusurlu olan sevilmez ki?
Anca kusursuz olan sevilir!
Aşık, aşkının kusurlarını gö-re-mez!
Aşkını kusursuz (güzel) göremeyende aşık değildir.
Sevgi bitti.
Aşk bitti.
Olay bu kadar basittir.
---
Şimdi bu olayda din/dinsiz diye bir ayırımda yapmadım, AŞK denilen şey, yani sevilen şey, her ne olursa olsun, sonunda ister/istemez DELİL ister.
Aşık imtihana tabi tutulur. Bundan kaçış yoktur.
O yüzden bir zamanlar sevdiğiniz şeye dikkat dedim! Artık o neyse!
Bu bağlamda başka bir şeyde, geçmişte sevdiğiniz ama şimdi sevmediğiniz şeyi sevin de demiyorum, o zaten dediğim gibi NEFRETLE bittiyse bitmiştir, o aşk gerçek bir aşk değilmiş, o ispat olmuştur. Bunda sıkıntı yok, olabilir normaldir. Fakat şurası var ki o sevmediğiniz şeyle savaşırsanızda, hayat onuda sürekli karşınıza çıkartmaya devam edecektir.
Bu da başka bir kanundur.
Bu sarmaldan kurtulmanın tek yolu, geçmişinizi bağışlamaktan geçer.
Öteki türlü dinsizseniz dindarlar, dindarsanızda dindarlar burnunuzun dibinden eksilmeyecektir.
Bu hayat böyle tuhaf bir hayattır.
Sevgiler
Şüpheci Dinsiz
02-10-2017, 05:28
Sevgili Felasife,
Ockham'ın usturası (https://tr.wikipedia.org/wiki/Ockham%27%C4%B1n_Usturas%C4%B1)
Ockham'ın Usturası teorisi temel olarak "her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır" felsefesi üzerinde şekillenir.
14. yüzyıl filozofu Ockham'lı William tarafından ortaya atılmıştır. Latince "Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem" olarak ifade edilen ilkeye göre zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir. Bilimsel düşünüşte önemli bir yeri bulunmaktadır.
Başka bir deyişle şöyle özetlenebilir: Bir olayı, fenomeni açıklamak için kullanılacak olan iki açıklamadan daha basit olanı yani daha az varsayımda bulunanı tercih edilmelidir. Söz gelimi dünyanın uzaydaki hareketini açıklamak için daha önce geliştirilmiş olan genel cisim hareket yasalarını kullanmak bu duruma özgü yepyeni varsayımlar geliştirmeye kıyasla daha makbuldür.
Sevmediğimiz şeyleri sevinceye veya barışıncaya kadar karşımıza getiren, bizi sınayan evrensel bir komplo fikri çok karmaşık, çelişkilerle-çıkmaz sokaklarla dolu, çok maliyetli ve çok gereksiz. Kim, niye, nasıl uğraşır böyle bir karmaşayla?
Sevmediğimiz ot burnumuzda biter, çünkü; algıda seçicilikle, sevmediğimiz şeyleri fark eder hale geliriz.
Sevgiler
Sevilen ot da sevilmeyen ot da burun dibinde bitebilir, olasılık olarak ikisi de dipte bitebilir, bazen biri baskın gelir, bazense diğeri. Hatta kişiden kişiye göre de hangisinin dipte biteceği değişecektir, herkes için aynı olmaz. Ama bazen algısal yanılsamalarla sadece sevilmeyen otu farkedip diğer şeyleri fark etmeyebiliriz, buna algıda seçicilik denir.
sevmediğin ot burnunun dibinde biter. Eskiden bu sözü çok duyardık şimdilerde duymuyoruz.
Zamanımızda her kes en çok parayı seviyor. Para ulaşılması hedef olan en önemli nesne halbuki değişim değeri olarak yaratıldı ihtiyaca ulaşmak için araç yani. Şimdi para sermeye oldu onsuz olunamayacağı beyinlere kazındı.
Her kesin tek aşkı para tek düşmanı yine para.
Bu çağda ne sevgi kaldı ne aşk duygular paranın üstüne odaklandı.
Parayı sermayeyi hayatımızdan çıkardık mı aşk ve sevgi işte o zaman konuşulacaktır.
Her kesin sevmediği ot da sevdiği otta para ile ilintili şeyler.
bilgivehis
02-10-2017, 10:21
Sevmediğin otun burnunda bitmesi gerçek yaşamda elbette olan şeyler.
Ancak tesadüf mü yoksa zorlayan bir şeyler mi var, işte orası muamma...
Çok farklı bir örnek vereceğim, bisiklet sürenlerin bazıları farkına varmıştır, önüne bir taş veya çukur çıktığında kenara geçmek istersin ancak o taş veya çukura bakmaya devam edersen kenara geçemeden akibete uğrarsın.
Çünkü kenara geçilmesi gerektiğini bildiğin halde beynin taş-çukura yoğunlaştığından bildiğin değil dikkat ettiğin öne çıkar.
Diğer anlamda, böyle bir anlık durumlarda ne ilginçtir ki, dikkat etmek seni kurtaracakken tam tersi seni alabora eder.
Buradaki örneğin ne olduğunu açıklamam daha iyi olacak.
Şimdi burada bisikletten düşmemek için önüne çıkabilecek çukurlarda gözün olması yani dikkat etmen gerekiyor ama seni o çukura düşüren yine dikkat etmen oluyor. Oysa önüne çıkan çukura dikkat kesilmeyip de şöyle bir bakıp geçmeyi düşünsen çukura dalmadan kenara geçeceksin.
Yaşamın her alanında aynı durumla karşılaşıyoruz, çok dikkat ettiğimiz noktalara takılıp kalınca ondan gelecek olumsuzlukların gerçek çözümünden uzaklaşıyoruz ve daha sonra da sevmediğimiz ot burnumuzda bitiveriyor.
Bu tartışmalık bir konu olsa da galiba yaşamı biraz da doğal haline bırakmak gerekiyor...
Merhaba sevgili Felâsife, ot gibi burnunda bitiverdim:)
Vefik Sami
02-10-2017, 11:42
Einsten'ın izâfiyet teorisini şöyle açıklamışlar:
"Kızgın bir soba'nın üzerinde oturmak sûretiyle geçecek 5-10 saniye; güzei, alımlı bir bayanın yanında geçirilecek birkaç saatten daha uzundur."
Sevdiğimiz, hoşumuza giden şeylerle mi yoksa bizi rahatsız eden hususlarla mı daha sık karşılaşırız ? Bunun net bir ölçüsü yapılmış mıdır veyâ böyle bir sonuç çıkmışsa da herkes için geçerli midir; bilinmez. Hoşlandığımız anlarda geçen vaktin pek farkında olmayız. Sevmediğimiz, bizi rahatsız eden durumlarla karşılaşınca da psikolojik olarak olumsuz etkileniriz. Misâl; hayatta en sık yaptığımız şey nefes alıp-vermektir. Ama; hiç kimse bir günde ne kadar nefes alıp-verdiğini saymaz, buna dikkat kesilmez. Fakat; birkaç gün üst üste ve günde birkaç defâ başımız ağrısa hemen şikâyet ederiz.
Elbette, insanın hoşlanmadığı şeylerle sık karışlaştığı da oluyor.
Ne var ki bunların insan hayatında sürgit devam ettiğini düşünmüyorum.
Felâsife
02-10-2017, 19:47
Sevgili @Şüpheci Dinsiz
Karmaşa yazının içinde işaret edildi, karmaşa bu işle uğraşmaktan ziyade, (bence tabi) sonunda kişilerin içine düştüğü durumun adıdır. Dediğin gibi sonunda algıda seçicilik devreye girer, lakin bu da zaten karmaşayı engellemez, bilakis körükler.
Öte yandan algıda seçiciliğimiz çokta güvenli işlemez, bizi doğruya da sevk etmez. Zira beynimiz belli bir hareketin üstünü algılamaz, gözlerimiz odağın dışında görmez bile, bazen yanımızdan fil geçse farkında bile olmayız. Zira dalgınlıklarımız da vardır. O yüzden algıda seçicilik isabetli olmaz.
Ockham'ın usturası 'nı beğendim, zor anlaşılmıyorsa basit olana yönelmek iyidir, fakat bu genede bırakalım karmaşa, karmaşa olarak kalsın olmasa gerektir.
Karmaşayı yaratan insan, onu çözecek olanda gene insandır.
@SelGom
İnsan sevdiğini ot demez, onu ot olarakta görmez, dolayısıyla sevdiği otta burnunun dibinde bitmez, o artık güldür, menekşedir, laledir vs.
Seven sevdiğini ot olarak görmez/göremez.
"Ot" demek zaten istenmeyene kinaye bir şey.
@kartopu
Herkes neyi seviyorsa onun peşinden koşuyor, buna yapılacak bir şey yok. Sevgi/Aşk denilen o duygu bir şekilde DEŞARJ olmak zorunda.
Ama tabi eskiler onunla saadet olmazda demişler, gerçi bunlarda unutuldu.
https://www.youtube.com/watch?v=Fm_PDaaGCw0
@bilgivehis
Zaten benimde aşk derken kast ettiğimde budur, zira Aşkta dikkat dağılır, başka şeye odaklanma başlar, o şeye odaklanmada etraf ile bağları kopartır.
O yüzden verdiğin bisiklet örneği doğrudur ama insan işte, et ve kandan, duygularıda var ve neye ne zaman odaklanacağı, belli değildir. Her zaman tedbir içinde olması da mümkün değil, neticede makine değil, sadece evden işe, işten eve gelsin, başka hiç bir şeyle ilgilenmesin.
İlgisizlik pek insanî bir şey değil bana göre.
Dostun otuda, dikenide, taşıda sözdedir, özde değildir. Lâtife addederim. :)
@Vefik Sami
İzafiyete bir şey diyemem, zaman uzar mı kısalır mı, zor bir mesele ama insanın sevdiği ile sevmediği arasında, fark illaki var.
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir,
Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat?
Sevgiler
bilgivehis
03-10-2017, 09:36
Hoşlandığımız anlarda geçen vaktin pek farkında olmayız.
Sevgili Vefik Sami, burası benim alanıma girer:)
Bahsettiğiniz haleti ruhiye elbette genel anlamda doğrudur lakin istisnalar da olabiliyor.
Ben de o istisnadan biriyim.
Hoşlandığım anlar hoşlanmadığım anlardan çok daha az olduğu için olsa gerek hoşlandığım anların daha çok farkında oluyorum.
Hatta o kadar ki, hoşlandığım güzel bir kelime, güzel bir söz, hoş bir an, bir selam dahi yaşamımda özel yeri oluyor.
Onu unutamıyorum, güzel anların hayalleriyle yaşıyorum.
Hoşlanmadığım her şeyden bir ders çıkarıyor daha sonra gerisini psikolojik olarak çöpe atıyorum.
İnsanların genelde iyi, doğru yanlarını önemsiyorum.
Zira kötü yanlarına takılacak olsam ölümü yeğ tutmak zaruri hale gelir.
Velhasıl hoşlandığımız şeyler küçük ayrıntılarda gizlidir, onun da farkına varıp değerini bilmek gerekir...
"Hayatın içinde ki ilginçliklerden biride bu sözdür, neyi sezmezseniz o habire karşınıza gelir, ve sizi rahatsız eder"
sn felasife, insan mıknatıs gibidir habire çeker birşeyleri belayı da cefayı da... bazı insanlar da bu daha yoğundur. sanırım insanın yaşam tarzı-dünya görüşü-çevre-içsel dürtüleri bunu şekillendiriyor, özellikle içsel dürtüleri.. insan önce kendini yenmeli ki sevimsiz şeyler gelmesin burnunun dibine. yok abi, önce kendimizi ıslah edeceğiz savunmamızı güçlendireceğiz bela yaklaşamasın.
Felâsife
04-10-2017, 20:34
sn felasife, insan mıknatıs gibidir habire çeker birşeyleri belayı da cefayı da... bazı insanlar da bu daha yoğundur. sanırım insanın yaşam tarzı-dünya görüşü-çevre-içsel dürtüleri bunu şekillendiriyor, özellikle içsel dürtüleri..
Bir Çin atasözü tamda bu noktada "Mutlulukla mutsuzluk kendiliklerinden değil, çağrıldıkları için gelir" diyor.
Bu çoğunca kişilerin elinde ki bir şey, fakat birde "çürük elma" diye bir teori var ki (teori bana aittir, defalarca da denenmiştir. :D )
Çürük elma teorisi:
Buzhanelerde elma kasalarına 1-2 tane çürük elmayı bilerek koyarlar, bu diğer elmalara gelen çürükleri çekmek içinmiş... Dolayısıyla o çürük elmalar olmasa tüm kasa çürürmüş...
Hiç bir şey yapsanızda, çok şey yapsanızda, bazen meseleler dediğin mıknatıs meselesine gelir takılır ki ne bundan anlayan, ne de anlamak isteyen bulunur etrafta.
Böylesinin hiç ama hiç şansı yoktur.
insan önce kendini yenmeli ki sevimsiz şeyler gelmesin burnunun dibine. yok abi, önce kendimizi ıslah edeceğiz savunmamızı güçlendireceğiz bela yaklaşamasın.
Güçlü olmak önemli mesele tabi. Helede kendimizi ıslah etmek zaten meselenin diğer yarısıdır. Bunda ki başarımda içsel gücümüz demektir.
Bazen belgesellerde görüyorum, hayvanlar fazla efor sarf edeceklerse o avdan yanında bile olsa vazgeçiyor, sebebide basit, kazanacağından daha fazlasını harcamak, mantıklı gelmiyor.
Diyeceğim güç her şey demek olmuyor, eğer onu akılla birleştirebilirsek anlamlı.
Yoksa sürekli gardı yüksek tutmakta, güç açısından doğru gelebilir ama akıla göre çokta gerekli değildir, basit bir hamle ile nötr olabilecek bir şey için, fiziki güçten ziyade akıl yürütmek daha mantıklıdır.
Sevgiler
Pardon Yani
12-10-2017, 03:58
Sevgili Felâsife (http://turandursun.com/forumlar/member.php?u=12800),
güzel bir konuya deginmissiniz.
Saniyorum bende bu talihsizler arasindayim.
Belki sizlere garip gelecek ama yasadigim bir cok olay tamda bahis ettiginiz degime uyuyor.
Bir tencere yemegin icinde bir tane kil olsun ve 10 kisinin tabagina bu yemekten konsun, o kil benim tabaga girer.
Yine bir tencere bulgur pilavinin icinde tek bir tas parcasi olsun oda benim tabaga denkgelir.
Simit yerken disini kiraniniz oldumu bilmiyorum ama ben koca bir disi kirdim.
Aracimla yaklasik 23 sene gittigim hic bir yerin tam önünde park yeri bulmuslugum yoktur. Tam aksine dakikalarca park yeri ararim. Oda yetmez uzaga park ettigikten sonra gidecegim yere geldigim de ya önünde yada yakinlarda park yerlerinin bosaldigini görürüm. Gel gelelim bir baskasinin araciyla yan koltukda defalarca gidilen yerin tam önünde park yeri bulmusluga tanik olmusumdur.
Eskiye oranda aracimla cok nadir yola cikmama ragmen muhakkak bir trafik yogunluguna denk gelirim. Bu yüzden aylik metro, ötobüs karti almama ragmen, bu kezde ya metro gecikir, yada otobüs vaktinde gelmez.
Alisveris de hanki kuyruga girersem gireyim o kasada muhakkak bir terslige sahit olurum.
Elektronik cihaz alisverislerin de sifir bir cihaz olmasina ragmen defalarca bozuk ciktigi olmustur.
Birde bu olaylarin tam zittinida yasarim. Mesela zamaninda envayi cesit sans oyunlari oynadigim oldu. Tümünde ilk hanki sans oyunu oynarsam oynayim muhakkak bir ikramiye kazanirim. Bir kacinda hatri sayilir ikramiyeler de kazanmisligim oldu. Ikinci kez oynadigim da ise kesinlikle bos gecer.
Bunun gibi daha nice olaylar. Artik bikkinlik verdigini söylesem yanlis olmaz. Ben böyle SIKLIKLA yasanan olaylarin tesadüf olmadigini kesin olarak düsünüyorum, cünki tesadüfün cok ilerisinde bir sey. Sebebini bilmiyorum orasi baska. Su miknatis gibi cekim aciklamasinin olasiligini da cok düsünmüsümdür. Yalniz bu durumda maddenin ötesinde bambaska birseylerin oldugunu düsündürüyor bana. Inancliyken allah beni belalar la, tersliklerle siniyor diye inanirdim. Kulum bakalim isyan edecekmi diye. Bunda da vardir bir hayir derdim. Simdiler de o inanc da kalmadi. Su sevmedigim otu burnumun dibinde kurutamadim gitti.
Saygilarimla...
Felâsife
13-10-2017, 04:13
Simit yerken disini kiraniniz oldumu bilmiyorum ama ben koca bir disi kirdim.
Eheh, bunun atasözüde var malum, "Ters gitmeye görsün kişinin işi, muhallebi yerken kırılır dişi" :D
Bunun birde dedem versiyonu vardı, ben o zamanlar çocuktum çokta anlamazdım ne demek isterdi ama sonradan tabi çok iyi anladım. "Ilgaz da çam devrilse, gelir ucu kıçıma batar" derdi ki bunu diyen dedemin, bir gözü kör, bir kolu çolak, bir ayağıda topaldı. Böyleyken bile mıknatıslık yakasını bırakmazmış ki böyle şeyler derdi. Sanırım dedemin mirasına ben varis oldum ki onun izinden gidiyorum.
Helede "Bir gözüm kör, bir ayağım topal, bir kolum çolak, Allaha şükür bir şeyim yok!" derdi ki millet kahkalarla gülerdi, ya Ismail ağa ne komik adamsın filan diye.
Tüm bunlara rağmen o genede pozitifmiş onu anladım, yoksa şükredecek bir halide yoktu yani. Bir şekilde yaşadığı olaylara ironik bir şekilde yaklaşmayı öğrenmiş, yani kafaya takmamayı öğrenmiş.
Özetle insan yaşadıklarını alaya alamıyorsa, onun etkisinden kurtulamaz, buda sıkıntıdır haliyle. Sevmediği ot burnunun dibinden hiç ayrılmaz. Tabi sevincede ayrılmayabilir ama nedir: artık o alay konusu bile olabilecek ciddi olmayan bir şeydir.
Birde bu olaylarin tam zittinida yasarim. Mesela zamaninda envayi cesit sans oyunlari oynadigim oldu. Tümünde ilk hanki sans oyunu oynarsam oynayim muhakkak bir ikramiye kazanirim. Bir kacinda hatri sayilir ikramiyeler de kazanmisligim oldu. Ikinci kez oynadigim da ise kesinlikle bos gecer.
Bu iyiymiş. :D
Bunun gibi daha nice olaylar. Artik bikkinlik verdigini söylesem yanlis olmaz. Ben böyle SIKLIKLA yasanan olaylarin tesadüf olmadigini kesin olarak düsünüyorum, cünki tesadüfün cok ilerisinde bir sey. Sebebini bilmiyorum orasi baska. Su miknatis gibi cekim aciklamasinin olasiligini da cok düsünmüsümdür. Yalniz bu durumda maddenin ötesinde bambaska birseylerin oldugunu düsündürüyor bana.
Bu işleri fizik kuralı gibi düşün derim, çürük elma olmasa diğerlerinin hepsinin çürüyecekse, bu bir kuralsa, demek ki çürük elmada gerekli diye düşün.
Çürük elmanın bile büyük bir fonksiyonu varsa, o bile boşa değilse, hayat birilerinin dediği gibi de ASLA değil, her şey yerinde demektir bu. Daha doğrusu bütünün içinde her şey yerinde.
Yoksa bütünü parçalamaya çalışanların yaptığı şekilde, yerinde değil, onlara göre çürük çürüktür, defedilmelidir.
Inancliyken allah beni belalar la, tersliklerle siniyor diye inanirdim. Kulum bakalim isyan edecekmi diye. Bunda da vardir bir hayir derdim. Simdiler de o inanc da kalmadi. Su sevmedigim otu burnumun dibinde kurutamadim gitti.
Kurtulamazsın zaten, böyle bir dünya yok.
Ama nedir, kurtulamadığım dediğin düşünceden kurtulabilirsin, işte bundan kurtulabilirsin.
Şurada (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=36545) dediğim gibi mesela.
Olacak olanları istemezsen ; onlar istemediklerin olur.
Olacak olanları kabullenirsen ; istediklerinde hep olur.
Senin bir istediğin yoksa ; istemediğin nasıl olacak ki?
Bir istemediğin yoksa ; olanlar aleyhine niye olacak ki?
Sevgiler
Pardon Yani
13-10-2017, 05:25
Eheh, bunun atasözüde var malum, "Ters gitmeye görsün kişinin işi, muhallebi yerken kırılır dişi" :D
Bunun birde dedem versiyonu vardı, ben o zamanlar çocuktum çokta anlamazdım ne demek isterdi ama sonradan tabi çok iyi anladım. "Ilgaz da çam devrilse, gelir ucu kıçıma batar" derdi ki bunu diyen dedemin, bir gözü kör, bir kolu çolak, bir ayağıda topaldı. Böyleyken bile mıknatıslık yakasını bırakmazmış ki böyle şeyler derdi. Sanırım dedemin mirasına ben varis oldum ki onun izinden gidiyorum.
Helede "Bir gözüm kör, bir ayağım topal, bir kolum çolak, Allaha şükür bir şeyim yok!" derdi ki millet kahkalarla gülerdi, ya Ismail ağa ne komik adamsın filan diye.
Tüm bunlara rağmen o genede pozitifmiş onu anladım, yoksa şükredecek bir halide yoktu yani. Bir şekilde yaşadığı olaylara ironik bir şekilde yaklaşmayı öğrenmiş, yani kafaya takmamayı öğrenmiş.
Özetle insan yaşadıklarını alaya alamıyorsa, onun etkisinden kurtulamaz, buda sıkıntıdır haliyle. Sevmediği ot burnunun dibinden hiç ayrılmaz. Tabi sevincede ayrılmayabilir ama nedir: artık o alay konusu bile olabilecek ciddi olmayan bir şeydir.
Bu iyiymiş. :D
Bu işleri fizik kuralı gibi düşün derim, çürük elma olmasa diğerlerinin hepsinin çürüyecekse, bu bir kuralsa, demek ki çürük elmada gerekli diye düşün.
Çürük elmanın bile büyük bir fonksiyonu varsa, o bile boşa değilse, hayat birilerinin dediği gibi de ASLA değil, her şey yerinde demektir bu. Daha doğrusu bütünün içinde her şey yerinde.
Yoksa bütünü parçalamaya çalışanların yaptığı şekilde, yerinde değil, onlara göre çürük çürüktür, defedilmelidir.
Kurtulamazsın zaten, böyle bir dünya yok.
Ama nedir, kurtulamadığım dediğin düşünceden kurtulabilirsin, işte bundan kurtulabilirsin.
Şurada (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=36545) dediğim gibi mesela.
Olacak olanları istemezsen ; onlar istemediklerin olur.
Olacak olanları kabullenirsen ; istediklerinde hep olur.
Senin bir istediğin yoksa ; istemediğin nasıl olacak ki?
Bir istemediğin yoksa ; olanlar aleyhine niye olacak ki?
Sevgiler
Ilahi Sevgili Felâsife,
hem güldüm, hem düsündüm. Parmaklariniza saglik.
Kimi görüse göre insan beynindeki düsünceyi manipule edebilirmis. Yani olumsuz olana olumlu bakmak gibi. Gerekce olarak da, ortada olumsuzluk varsa zaten var, ona bakisi degistirip algida kendine yalan söylemek gibi. Bu manipule durumu süreklilik haline getirildigin de ise, beyin artik yogunlastigi düsünceyi gercek saymaya baslarmis. Bu yöntemle hayatla cok kisinin mücadelede basarili oldugu iddaa ediliyor.
Benim acimdan ne varki bu manipule olayi ne hikmetse aklimla hic uyusmuyor. Cünki, zaten insanlar yasam mücadelesi verirken yalanlarin bini bin para ortalik da ucusurken insan birde kendine yalan söylermi gördügünü, algiladigini manipule eder mi. Birde olumlu olanla olumsuz olani biribirine karistirirsak algimiz tümden karma karisik bir hal almaz mi. Birine karsi haksizlik yaptigimiz da, yada yanlis davrandigimiz da, bir zaman sonra manipule edilmis beynimiz bunu nasil fark edip dogruyla yanlisi ayirabilecek. Öyleya, kendi basimiza gelenleri algida degisime ugratmisken, bir baskasina nasil kendimizden daha fazla gercekci davranabiliriz.
Bir takim yasadigim haksizliklar karsisinda 1 sene piskolocik seanslara katilmistim. Dr. bana size birileri tarafindan dürüstlük siringasimi enjekte edildi, nedir bu dogruluk, dürüstlük takintiniz demisti. Halen bu sözleri hanki manada söyledigini anlayabilmis degilim. Acaba diyorum bana piskolog dr. dünyanin düzeni bu, ne bekliyorsun hayatdan, sende bir cogu gibi kivir kivirabildigin kadar, düzene ayak uydur, bosber dogruyu, yanlisi mi demek istedi? Nedenini sormaya cekindim, cünki verecegi cevab bu dogrultuda olsaydi seanslarimi o gün dururdum. Oysa ben bilmedigimi ögrenmek icin ordaydim. Eger öyleyse piskolog dorktorun da kalibina tüküreyim :caked: Bosuna mi onca kazik, darbe yedik de kuyrugumuzu yinede dik tuttuk. Belki sizler farkli bir fikir edinebilirsiniz.
Ayni sekilde seanslarda olumsuz olani olumlu düsünme konusu islenirken pikologa; siz aciktiginiz da düsünceyle karninizi doyurabiliyormusunuz, veya susadiginiz da susuzlugunuzu migdenize gida, su almadan düsünce gücüyle bu ihticaclarinizi giderebiliyormusunuz diye sormustum. Doyurucu cevap yerine kivirma dedigimiz türden cevaplar vermeye calismisti.
Belki civisi cikmis dünyada beynimizi manipule ederek hayatimizi sürdürmek en kolayi, en sagliklisi. Tabi basarabilen icin bir cözüm gibi görünüyor. Sonucda dogruluk / dürüstlük madalyasida takilmiyor insanlara, hem takilsa neyi degistirirki, adi üstünde madalya. Malesef gerecekleri oldugu gibi görüp kabullenmek, sadece aciyi arttiriyor. Yada sizin dediginiz gibi basa gelen olumsuz olaylar ile dalga gecmek de cözüm. Bunun icinde matrak bir yapiya, vurdum duymazliga ihtiyac var. Bir gün herkezin ölecegini bilerek hayati fazla cittiye almamak gerektigini özümüzde hepimiz idrak etmisizdir. Gel gelelim heran ölümü düsünerek te yasanmiyor. Lakin hissedilenle mantik cogu yerde ayrisiyor. Adeta cikisi olmayan labirent gibi :fencing:
Saygilarimla...
Felâsife
15-10-2017, 01:42
Kimi görüse göre insan beynindeki düsünceyi manipule edebilirmis. Yani olumsuz olana olumlu bakmak gibi. Gerekce olarak da, ortada olumsuzluk varsa zaten var, ona bakisi degistirip algida kendine yalan söylemek gibi. Bu manipule durumu süreklilik haline getirildigin de ise, beyin artik yogunlastigi düsünceyi gercek saymaya baslarmis. Bu yöntemle hayatla cok kisinin mücadelede basarili oldugu iddaa ediliyor.
İnsanın çok gücü var aslında, manipule dediğiniz şeyde bununla alakalı, ben insanın bu gücü olduğuna inananlardanım.
Olumsuz olanı olumlu edebildiği gibi, olumlu durumu da olumsuz edebilir.
İnanan/inanmayan hepside hayatlarını yaşayamadıklarını iddia edebiliyor, bu çok ilginç değil mi? Daha fazla özgürlük, daha fazla haklar ve dahada önemlisi sadece kendisi kalsın, tek arzu bu.
Bu mesele aslında şurada ki (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39158) konumda #7. mesajımda değindiğim olaya denk geliyor, yani "Organize kaos!"
Bu mesele insanın şimdiyi bile manipule edebilme gücüdür. Kaldı ki geçmişler, hatta gelecekler bile manipule edilebilir, yani etkilenebilir, yönlendirilebilir.
Diyeceğim manipule zaten insanın çok iyi bildiği ve uyguladığı bir şeydir, zor bir şey değildir, ki elanda yaptığı bir şeydir.
Ama tabi mevzu bunu kabullenmek oldu muydu o zaman kimse bunu kabullenmez, çünkü işin içinde hatalar ve bu hataların kabulü vardır ki bu da zaten organizenin onaylamadığı bir şeydir.
Seans kısmına bir şey diyemem, belki dr.a sorsanız daha iyi olurmuş, zira ne için öyle dediyi anlamak zordur, nihayetinde dr.dur ve seansına katılmış kişilere göre, uzmansa zaten donanımlıdır. Kinayen bile öyle söyleyebilir, ya da tepki ölçmek için bile öyle diyebilir, genelde dr.lar itiraf işlerini severler.
Neticede hep dürüst, doğru görünmek onlar için "kalkan" gibidir, kişi kendini bu tip kalkanların ardına saklıyordur, onunda görevi o kalkanın ardında ki kişiye ulaşmaktır. Dr. bakışı bir farklıdır neticede, dediğim gibi tepkinizi ölçmek içinde yapılmış olabilir, bilinmez.
Sevgiler
bilgivehis
15-10-2017, 02:38
İnsanın çok gücü var aslında
"Sevmediğin ot" başlığını sevdim, konu açmaya oldukça müsait:)
Japonya'da olayı kendi istediği gibi hissetme gibi bir örgüt varmış.
Dayak yerken dahi kendini kadın okşuyormuş gibi bir haleti ruhiye içine sokabliyormuş.
Bu örgüte üye olanların çok azı bunu başarabiliyormuş.
Aslında bazı şeyler genel olsa da olayları algılama ve hissetme bakış açısıyla ilgili.
Örneğin çoğumuz GNU/Linux'u salt bir işletim sistemi olarak görüyor, ben ise onu en yakın dostum olarak görüyorum.
Bütün derdimi ona anlatıyorum, sıkıldığımda beni teselli ediyor, bazen küçük tartışmamız oluyor, üstelik o bana karşı o kadar açık ki, benden hiç gizlisi, saklısı yok, oldukça dürüst:)
Felâsife
15-10-2017, 02:51
"Sevmediğin ot" başlığını sevdim, konu açmaya oldukça müsait:)
Evet müsait, gözlemler, deneyimler sonucu böyle bir söz söylenmiş ki böyle bir şeyin olmasının derinlerine inmekti amacım.
Bu sözü, kişilerin sadece kendilerini haklı görmek için kullandıklarını da gözlemledim desem yalan olmaz.
Japonya'da olayı kendi istediği gibi hissetme gibi bir örgüt varmış.
Dayak yerken dahi kendini kadın okşuyormuş gibi bir haleti ruhiye içine sokabliyormuş.
Bu örgüte üye olanların çok azı bunu başarabiliyormuş.
Doğrudur.
Aslında normalde bizlerde pek çok konuda "doğal" olarak hiç bir enerji harcamadan da yapabiliriz bunu, bir nevi bazı durumlarda iletken, bazı durumlarda yalıtkan olabiliriz.
Japon abilerimizde demek ki kendilerini iradeli koyarak iyi yalıtabiliyorlar. :D
Bütün derdimi ona anlatıyorum, sıkıldığımda beni teselli ediyor, bazen küçük tartışmamız oluyor, üstelik o bana karşı o kadar açık ki, benden hiç gizlisi, saklısı yok, oldukça dürüst:)
Onu kullanmıyorum, yaşıyorum diyorsun yani, eyvallah.