PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çok fikirlilik bir aldatmaca mıydı?


bilgivehis
16-10-2017, 01:12
Bilindiği gibi Türkiye çok partili sisteme geçtikten sonra bağımsızlığını yitirdi, kapitalizme teslim edildi.
Oysa çok partili sistem, farklı görüşlerin kendini politik alanda temsil edebileceği özgürlük ve demokrasi olarak tanımlanmıştı.
Daha sonradan zamansız özgürlüğün özgürlük olmadığı, çok partili sistemin de her zaman demokrasi olmadığı görüldü.
Zira çok partili sistem kapitalizme ve yerli işbirlikçilerine yaramış, halk ise demokrasi adı altında kapitalist sisteme daha çok bağlı hale gelmiş ve daha çok yoksullaşmıştı.
Günümüzde ise o zamandan yapılan teslim bayrağının faşist ve dinci sonucunu malumunuz yaşamaktayız...

Yine 47'li yıllarda yürütülen demokrasi aldatmacasıyla birlikte çoğumuzun kabul ettiği çok fikirlilik bilinçli olarak teşvik edildi, ancak yaşam içinde kabul görse de sadece dinciliğe, milliyetçiliğe, ayrılıkçılığa ve doğrudan faşizme yaradı.
Bu zaman içerisinde kapitalist sistemin işine gelmeyen bütün ideolojik akımlar ve bütün fikirler çeşitli yollarla anlamları yozlaştırıldı, baskıya uğradı ve etkisiz bırakıldı...

Çok partili sisteme geçişte olduğu gibi çok fikirlilik ile halklar ayrıştırılarak asıl yılanın aradan sıyrılması sağlandı.
Çok partililik ve çok fikirlilik zamansız yapılan bir aldatmacadan ibarettir...

kartopu
16-10-2017, 09:13
Sn bilgivehis.
Bu sizin yazdıklarınız anti demokratizim.

Çok partililik ve çok fikirlilik demokrasinin temellerini oluşturur. Türkiye cumhuriyetini veya söylediğiniz tarihten bu yana oluşan eleştiriyi daha farklı anlatabilirsin.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu tarafa kapitalist içerikli bir cumhuriyetti zaten.
Çok partiye geçiş in aslı dünya iki ploklu sisteme e ayrılması ile ilgili İnönü önce teslim etmedi 1946 seçimlerinde hile yaptı ama halk (millet) CHP bir kere red etmişti 1950 seçimlerinde DP yi yine iktidar yaptı.
1946 da iki bloktan birini seçmek zorunda bırakılan Türkiye ABD ve diğer kapitalist ülkelerle ittifakı seçti.

Türkiye tarihi 1938 den itibaren değişti farklı yol izledi ikinci dünya savaşı ve sonrası Türkiye anti sovyetik bir çizgi izledi.

Bence kendini duygusal refleks lere kaptırmışsın CHP yi masum göstermeye çalışmaktasınız.

Vefik Sami
16-10-2017, 12:32
Düşünce özgürlüğü, Siyâset ve Demokrasi Kültürü oluşturmayı başarmış toplumların "Şah damarı"dır. Ne var ki bu özgürlük, kayıtsız ve şartsız Millet egemenliğini dört yılda bir seçim sandığına zarf atmak zanneden bizim gibi toplumlarda "gaz" yapar. Bilindiği üzere gaz, bağırsaklarda sıkışma yapınca, mecbûren dışarı salınır. Bu da diğer insanları rahatsız eder.

Sözün özü; bahse konu özgürlük, bireylerinde vatandaşlık bilinci, genel olarak toplumda Demokrasi Kültürü oluşmuş kitleler için yararlıdır.
"Elif"i görüp "mertek" zanneden, "tebaa" kültüründen kurtulamamış üçüncü dünya ülkesi insanlarına, faydadan çok zarar verir.
Bu tür toplumlarda tabelâ "Demokrasi", uygulama ise genel olarak "Oklokrası/ayak takımının egemenliği"dir.

Mutlak mânâda katılmasam da yukarıda arz etmeye çalıştığım hususlar noktasında, sn. bilgivehis son derece haklıdır.

bilgivehis
16-10-2017, 17:54
Bence kendini duygusal refleks lere kaptırmışsın CHP yi masum göstermeye çalışmaktasınız.

Galiba yazımdan öyle anlaşıldı, tam tersi fitili ateşleyen Chp olduğunu söylüyorum.
Neyse konumuz itibariyle kimin olduğunun çok önemi yok zaten.
Çok fikirliliği savunan ve onun için mücadele eden bizleriz, ancak halkın daha feodal alışkanlıktan çıkmadan çok fikirlilik gibi herkesin hoşuna gidecek böyle bir olguyu kapitalizmin işine yarayacak bir zamanda lanse etmeleri aynı zamanda bugünkü dinci faşizmin temelini hazırladı.

Doğu'da saldırgan ve vahşi olsun diye bir köpeği doğumundan iki sene kadar hiç dışarıyı göstermezler, daha sonra birden özgürlüğüne kavuşan köpek şuursuzca ve bilinçsizce saldırır, vahşileşir.
Daha yurttaşlık bilinci dahi olmayan halka da aynısını yaptılar
Çok fikirliliğe evet, zamansız çok fikirliliğe hayır!

Karaiskakis
16-10-2017, 18:20
Demokrasinin her zaman en iyi yönetebilecek siyasi anlayışı iktidara taşıyacağı gibi bir varsayım hiç bir zaman olmamıştır. Demokrasi, temel bir prensibe dayanır ki o da bir ülkede yaşayan halkın, kendisini yönetecek siyasi iktidar üzerinde söz ve karar sahibi oluşudur. Demokrasi, bir takım kendisini toplumun üzerinde gören ve topluma ait kararları, onlar için ve hatta onlara rağmen alan kişi ve güruhların böyle hakka sahip olmadığını söyler. Toplum, doğru veya yanlış, kendi akıbetlerini kendileri belirleme hakkına sahip olmalıdır. Her halk hak ettiği şekilde yönetilir lafzı da aslında eleştiri için kullanılıyor olsa bile aslında genel bir demokratik kaideyi ifade eder. Demokrasi, toplumun düşünsel ve toplumsal gelişimine ışık tutar, yaptıkları siyasi tercihler vasıtası ile...

Diğer yandan demokrasi ile birlikte kapitalizme daha bağlı hale geldik eleştirisi aptalca. Zira demokratik rejimler siyasi olduğu kadar ekonomik özgürlüğü de ön görür. Bu doğrultuda bireysel teşebbüsü destekler. Piyasa üzerindeki devlet baskısını ortadan kaldırarak özel sermayenin ekonomik faaliyette bulunma özgürlüğünü tanır. Dolayısı ile sermaye birikiminin ve kapitalizmin gelişiminin yolunu açar.

Türkiye 1950 ile birlikte modern bir devlet haline gelmiştir. Tarımda makina kullanımı, ağır sanayi hamlesi, siyasal özgürlükler gibi modern batılı devletlere içkin siyasi ve ekonomil gelişmeler ancak Demokrat Parti ile hayata geçmiştir. Ondan önceki süreç, 90'ların Doğu bloğu ülkeleri veya bugün Küba, Kuzey Kore'de görebileceğimiz kendi içine kapalı, dünyadan kopuk bir döneme tekabül etmektedir.

Özetle bilgivehis arkadaşımız yine bir hayli saçmalamış...

bilgivehis
16-10-2017, 20:14
Demokrasinin her zaman en iyi yönetebilecek siyasi anlayışı iktidara taşıyacağı gibi bir varsayım hiç bir zaman olmamıştır. Demokrasi, temel bir prensibe dayanır ki o da bir ülkede yaşayan halkın, kendisini yönetecek siyasi iktidar üzerinde söz ve karar sahibi oluşudur. Demokrasi, bir takım kendisini toplumun üzerinde gören ve topluma ait kararları, onlar için ve hatta onlara rağmen alan kişi ve güruhların böyle hakka sahip olmadığını söyler. Toplum, doğru veya yanlış, kendi akıbetlerini kendileri belirleme hakkına sahip olmalıdır. Her halk hak ettiği şekilde yönetilir lafzı da aslında eleştiri için kullanılıyor olsa bile aslında genel bir demokratik kaideyi ifade eder. Demokrasi, toplumun düşünsel ve toplumsal gelişimine ışık tutar, yaptıkları siyasi tercihler vasıtası ile...

Diğer yandan demokrasi ile birlikte kapitalizme daha bağlı hale geldik eleştirisi aptalca. Zira demokratik rejimler siyasi olduğu kadar ekonomik özgürlüğü de ön görür. Bu doğrultuda bireysel teşebbüsü destekler. Piyasa üzerindeki devlet baskısını ortadan kaldırarak özel sermayenin ekonomik faaliyette bulunma özgürlüğünü tanır. Dolayısı ile sermaye birikiminin ve kapitalizmin gelişiminin yolunu açar.

Türkiye 1950 ile birlikte modern bir devlet haline gelmiştir. Tarımda makina kullanımı, ağır sanayi hamlesi, siyasal özgürlükler gibi modern batılı devletlere içkin siyasi ve ekonomil gelişmeler ancak Demokrat Parti ile hayata geçmiştir. Ondan önceki süreç, 90'ların Doğu bloğu ülkeleri veya bugün Küba, Kuzey Kore'de görebileceğimiz kendi içine kapalı, dünyadan kopuk bir döneme tekabül etmektedir.

Özetle bilgivehis arkadaşımız yine bir hayli saçmalamış...


İşte o övdüğün 50'li yıllar senin gibi geri zekalı üretmiştir.
Bu başlığı senin gibiler belki aklını başına toplar diye açmıştım ama nafile, kapitalist sevicisi yobazdan beterdir...

Karaiskakis
16-10-2017, 21:10
İşte o övdüğün 50'li yıllar senin gibi geri zekalı üretmiştir.
Bu başlığı senin gibiler belki aklını başına toplar diye açmıştım ama nafile, kapitalist sevicisi yobazdan beterdir...

Terbiyesiz...

Senin gibilerin karakteristik özelliğidir cehaletlerinin yanında aynı oranda ahlaksız oluşları...

Felâsife
16-10-2017, 21:32
Bilindiği gibi Türkiye çok partili sisteme geçtikten sonra bağımsızlığını yitirdi, kapitalizme teslim edildi.

Türkiye'de ne aldatmaca değil ki bu aldatmaca olmasın. :) Hatta tek sesliliğin kendisi bile aldatmacaymış. Gönülle değil zorla getiriliyor çünkü.
Nutuk'u şöyle bir okuyayım dedim, yok artık dedirtiyor, isyanlardan başkaldırılardan geçilmiyor, hep bastırılmış. Yapılan askeri müdahalelerin haddi hesabı yok.
Enteresan bir şey olmuş çünkü... çokları madem Avrupalının kanunlarını, kurallarını alacaktık o zaman onlarla biz niye savaştık demişler. Çokları bu yüzden sonradan madalyalarını, maaşlarını bile reddetmişler. Tabi böyle edenlerde ciddi cezalara çarptırılmış.

Hasılı bir sistem kurulmuş ama sistemi korumak için yapılanlar işi çığırından çıkartmış. Halkın giyeceği donu yokken şapkasızlık yüzünden devlet dairesinde işi yapılmamış mesela, hatta katrana bulama filan bile yapılmış bazı yerlerde.

Diyeceğim devlet demokrasinin demir yumruğu olmuş, halka dönmüş vurmuşta vurmuş, yani kurtuluş bir fiyasko olmuş halk için. Yenilmiş bir devletin çektiklerini çekmişiz aslında, biz yenildik! bunu bir görsek ama göremiyoruz işte. Kahramanlık hikayeleri ile bunu örtmüşüz, örttürülmüş.

Atatürk hayattayken tek partiden başkasına izin veremiyor mesela, iki kere teşebbüs etmiş onda da ilkinde çoğu yöneticiyi astırmış, ikincide de tutuklatmış, akabinde ölene kadarda başka parti filana da izin mizin vermemiş.
Tek parti ile seçime gidilir mi?
Bizde gidilmiş.

Şimdi bunun adı demokrasi denen şey olsada, içeriği zaten değildir, bu başka bir şey. Cumhuriyet ilk başlarda askeri bir rejimdi, öylede devam etti, benim gördüğüm budur.

Bizde her şeyin ismi ile cismi başka başkadır, bu da her türlü aldanılmaları doğuruyor.

Hakimiyet bilâ kaydu şart milletindir.
Demokrasi halkın kendi kendini idare biçimidir.

Bunlar yanılsamadır.
Bu kurulduğunda bile böyle değildi ki, şimdi böyle olsun. Anca kulağa hoş gelen sözlerdir.
Gerçeğiyse kapitalist sistemler herkes gibi bize de ayarı vermiş, daha başka ayar tutamayız.

Gerçi ite kaka bu günlere gelindiyse, demek ki bu daha da ileri gidilecek demektir, başka yerde dediğim gibi, bunlar toplum bağışıklığını güçlendiren şeylerdir aynı zamanda. Ya da seni öldürmeyen şey, güçlendirir dendiği gibidir.

Sevgiler

bilgivehis
16-10-2017, 22:00
Terbiyesiz...

Senin gibilerin karakteristik özelliğidir cehaletlerinin yanında aynı oranda ahlaksız oluşları...

Ahlaksız olduğumdan emin değildim, memnun oldum.
Ayrıca kapitalist sisteme geçiş ile küresel kapitalizme bağımlılığı ayırt edemeyecek kadar cehaletinizi sergilemeniz çok fikirlilik düşüncemi de doğrulamış oldu...

Karaiskakis
16-10-2017, 22:05
Ahlaksız olduğumdan emin değildim, memnun oldum.
Ayrıca kapitalist sisteme geçiş ile küresel kapitalizme bağımlılığı ayırt edemeyecek kadar cehaletinizi sergilemeniz çok fikirlilik düşüncemi de doğrulamış oldu...

Kapitalizm, bugün ulaştığı aşamada ulusal sınırları aşmıştır. Sermayenin, devlet sınırlarının koyduğu engeller olmadan dünyada serbest dolaşımı, kapitalizmin genel bir kaidesi olmuştur. Dolayısıyla küreselleşme sürecinden bağımsız bir kapitalizm söz edilemez artık.

Dolayısıyla bu konuda da yanılıyorsunuz.

bilgivehis
16-10-2017, 22:05
Türkiye'de ne aldatmaca değil ki bu aldatmaca olmasın

Sevgili Felâsife, Türkiye'de dedin de şunu tüm dünyaya, dinlere, ve hatta ideolojilere kadar genişletsek, hiç de yanlış olmaz gibime geliyor:)

Felâsife
16-10-2017, 22:26
Sevgili Felâsife, Türkiye'de dedin de şunu tüm dünyaya, dinlere, ve hatta ideolojilere kadar genişletsek, hiç de yanlış olmaz gibime geliyor:)
Olmaz elbette neden olmasın ama iş genelleşince, bu seferde kimse kendi üstüne almamak gibi bir şey oluyor.
Görmedim, duymadım, bilmiyorum 'a zemin hazırlıyor bu.

Öteki türlü benim zaten "Organize KAOS !... (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=609050&postcount=7)" diye bir görüşüm var ki, bundan insana dair hiç bir şeyi ayırmıyorum, istesemde ayıramıyorum.

spartacus
16-10-2017, 23:13
Ülkelerdeki demokrasiyi, çok partili mi, az partili mi gibi bir ayrıma endekslemek aslında kapitalist bir ilizyon, sahtekarlıktır. Bu tarz bir biçimin, demokrasinin kaideleriyle ne alakası var?

Demokrasi sana rağmen, senin adına olamaz, kaldı ki insanalr kendilerine rağmen kendi adlarına yine kendilerini yönetmeleri için, kendileri adına, kendilerine rağmen karar vermelerinin seçimini yapıyorsa, bu zaten demokrasiye terstir. Demokrasi illa birilerinin, ne idüğü belirsiz konular namına birisini seçmesi değildir, demokrasi sırf işin teknik kısmına indirgenemez, bu kısım işin teknik kısmıdır ve demokrasiyi velirlemez. Demokrasi daha farklı bir zemindir, seçim kısmı ise nasıl sorunsalına dair teknik bir meseledir.

Demokrasi sana rağmen senin adına temsil edilebilir değil, ancak bizzat seninde dahili olduğun yaşanabilir, FİİLİ BİR işleyiştir.

Yoksa A partisi çıkmış da, B partisi çıkmışta, futbol takımı gibi atışıp, tutuşarak, reklamdı şuydu buydu, kandırmacaydı, lafazanlıktı oy toplamış, 4-5 yıl SANA RAĞMEN SENİN ADINA konuşup, karar vermiş, bu demokrasi değildir aslında aleni oligarşi, faşizmdir. Başkaları adına karar verme yetkisi, bu demokrasi değil, demagograsidir, demokrasi tam tersine başkaları adına karar vermezden önce, o başkalarına sorulması ve kararının alınması esasına dayanır, başkası adına karar vermek işi demokrasi değildir, zaten demokrasinin ortaya çıkış sebebi de budur, başkasına rağmen, başkası adına karar verilmesini engellemek. İşte o temsilciler vb de bu sorumluluğu yerine getirmek esasıyla, yani başkası adına karar vermek değil, gidip o başkasına sormak işini yüklenir.

Aslında demokrasi, halkın KENDİ DOĞAL ÖRGÜTLERİNDE kararlar alıp, uyguladığı, böylece ancak kendi, kendini yönettiği bir zemin olmalıdır.

Bunun yolu ise, halkın BİRİMLER esaslı örgütlü olduğu KONSEYLERİ yapılandırmak, SEÇİM DEĞİL, KONGRELERLE, en alt birimden, en üst birime kadar, sorunların, konuların ele alındığı, işin teknik kısmının YÖNETİCİ DEĞİL, aslında kongre süreçlerinde SORUMLULUK VERİLMİŞ temsilciler eliyle yürümesi gerektiği, seçilenin, SEÇENE TABİ OLDUĞU bir yapıyla mümkün.

Kongre süreçlerinde ise REKLAM YASAKLANMALI. Çünkü her bir temsilci, BİZZAT KANLI-CANLI ÜYESİ olduğu birimdeki insanlarca seçilmiş olmalı..

İşyeri komiteleri, mahalle komiteleri, ilçe komiteleri, il komiteleri, merkez komite.

Kongre süreçlerinde her bir birim(işyeri, mahalle vb komiteler), önce kendi kongrelerini yapar, kongrede ele alınan sorun ve kararlar, ilgili komitede seçilen temsilciler eliyle, bir üst komite kongresine gönderilir. Bu süreç merkez komiteye kadar bu yolla işler.

Daha sonra iş yönetime gelince, en ufak bir mahalle komitesi dahi nedir? Yönetim organının bir parçasıdır, bu zaten içlerinde olan temsilciler eliyle, işlerin yolunda gitmediği koşullarda da, gittiği koşullarda da toplanıp durum değerlendirmesi yapabilmeli... İşte bu yapılabiliyorsa, demokrasi mümkündür, yapılamadığı koşulda demokrasi yoktur, aslında gücü elde tutan ya da bir biçimde maddi, manevi değerleri kullanarak güçlü olanın iktidarına dönüşür ki, bu tür yapılar kısa sürede de oligarşik(bir kesimin-kendi akrabalarını da önemli yerlere getirdikleri) bir sisteme dönüşür.

Hasılı aslında gördüğümüz, monarşinin birazcık değişmiş hali, seçilmiş krallığıdır..

Adam orada biraz milliyetçilik biraz dincilik kullansın, ama hayli yüklüde maddi kaynağı olsun, orada burada kendine bağlı teşkilatlar kurup, bol, bol reklam yapsın, bol, bol atıp, tutsun, demokrasi dışı tutulmuş halk, sanki bir at yarışında oynar gibi, yarışan bu atları seçsin, sonra bu bol cilalı, boyalı atlar da dönüp halkı yönetsin...

Çok partili bir sisteminiz mi var? Demokrasi mi? Öyleyse söyleyin bakalım, eğitim, sağlık, kentleşme şu ya da bu alanda yapılan hangi iş size soruluyor? Size sorulmadan yapılıyorsa o demokrasi değildir.

Örneğin mahallenizde bir oyun parkı, sökülüp, yerine gökdelen dikiliyor, hanginize soruldu?

Demokrasi demek, temsilcinin size rağmen sizin adınıza karar kılması demek değildir, temsilcilikte GÖREV, SİZE SORMAKTIR! ONUN asli görevi size sormaktır, demokrasi budur. Ha ne zaman partili sistem ortadan kaldırılır, yerine halk kongresi ve FİİLİ YÖNETİM-mahalle, işyeri komiteleri ve komitelerin kongrelerce merkezileştiği yapı- gelir, o zaman demokrasi mümkün.

Bilhassa neo liberal kapitalistler, sahtekarca, demokrasyi, tek partili mi, çok partilimi ayrımına indirgemektedir, bu temelden yanlış bir kıyastır. Örneğin ÇOK PARTİLİ olmasına rağmen Türkiyede hakim olan koşul FAŞİZMDİR, demokrasi değildir, bu tür sana rağmen senin adına temsile dayalı yönetim mekanizmaları, oligarşiden daha ileri gitmezler, ha denir ki Avrupa örnekleri, hayır efendim verilen örneklerde çok partili oligarşik sisteme halkın belirli oranda bilinçlenmesi, dayatımıyla girmiş, zaten yukarıda açıkladığım biçimi iyi, kötü yansıtan sosyalist yapılaşmalardır(yerel yönetim konseyleri, bilmem ne mahalle konseyi, kent konseyi, sendikalar, kooparatifler, işyeri komite, konseyleri vs!). Demokrasi ancak partilerin olmadığı koşullarda mümkün. Bakınız 1 partinin iktidarı, egemenliği demiyorum, hiç bir partinin olmadığı ve olsa bile olanın seçime, kongrelere, parti kurumu olarak katılmadığı koşullar da mümkün.

Demokrasi bir grubun veya zümrenin, halka rağmen, halk adına karar kıldığı koşullarda mümkün değildir, demokraside temsil, bana rağmen benim adıma karar kılmak değildir, benim belirlediğim karar ve görevler varsa onalrı yerine getirmekle görevli, mükelleftirler, henüz yeni bir sorun ise, yine temsilcilerin BANA SORDUĞU koşullarda anlam kazanır.

Bana rağmen, benim adıma karar veriliyorsa, o demokrasi değildir. Bu kadar basit.

Demokrasi bir kimsenin iradesini, başkasına devretmesi demek değildir, bu demokrasi olmadığı gibi aksine mahkumiyet esaslı bir yönetim biçimidir, aslında demokrasiye TERSTİR. Bana rağmen benim adıma yönetmek nerede ise, orada demokrasi yoktur, bunun lamı, cimi yok.

Örneğin bir eviniz var ve 5 yaşayanı mevcut. 5 yılda bir mahallenin DAYISINI seçiyor olun, şimdi bu mahalle dayısı mı evinizdeki hayatı belirleyecek, yoksa siz mi? Siz bu dayıyı neye göre seçtiniz? Eğer bu dayımızı seçmeden, önüne madde, madde işler yüklediniz de o bunları yapıyorsa, yani ona verilen iş görevini yerine getiriyorsa-ki siz de denetleyebiliyorsanız-, fiili durumda yapamıyorsa da onu alıp yerine başkasını seçebiliyorsanız bu demokrasidir, ama aksine dayıyı seçerken siz önüne madde, madde yapılması gereken, yapılacaklar, yapılmayacaklar diye görev veremiyorsanız, bu demokrasi değildir.

Eve geldiniz banyoya koştunuz, o da nesi, banyo kapınıza duvar örülmüş, sebep? Dayı öyle istemiş, nasıl size mantıklı geliyor mu? Size rağmen sizin adınıza birilerinin karar vermesi? Kapitalistlerin ve neo liberallerin aldatmacası olarak, pişkince, vay efendim 5 yıl önce dayıyı siz seçtiniz, madem seçtiniz o size rağmen, sizin adınıza hayatınıza müdahale edebilir anlayışının neresidir demokrasi? Kime sordu efendim? Oysa demokraside iş böyle yürümez, siz o kişiyi seçersiniz, madde, madde önüne korsunuz, bilmem ne sokağında mazgallar tıkanmış açılacak, bilmem nerede oyun parkı yok yapılmalı, bilmem nerede bilmem ne sorunumuz var çözülmeli, yollar bozuk, ışıklandırma yetersiz, bilmem ne de bilmem ne, işte seçilenin önüne bu görev konur, bunalrı yapacak, bu demek değil ki size rağmen sizi yönetecek, aksine demokrasi budur, siz iş verirsiniz, böylece kendi, kendinizi yönetmiş olabiliyorsanız yani seçtiklerinizin sizi yönettiği değil, sizin seçtiklerinizi yönettiğiniz(yönelndirip, görevlendirebildiğiniz) bir yapı mümkün olmuşsa demokrasidir.
Ya da bu evden birisini temsilci seçtiniz, bu demek değil ki o temsilci dilediği gibi davranıp, hiç birinize sormadan kafasına göre kararlar alıp, iş çevirebilir. hayır demokraside böyle olmuyor, demokraside o kişiye siz, iş yükü verirsiniz, şu, şu kalemlerde, şu ve şunu yönetmek(bakınız beni yönet demiyorum!! işi yönet diyorum!), yerine getirmek diye, örneğin eve giren paranın yönetilmesi görevi, ona siz, sizi değil, giren, çıkanı yönetme işi vermiş olursunuz, para trafiğini(!) iyi yönetimiyorsa da anında değiştirebilmelisiniz. Demokrasi budur ve ancak böyle işler. Yoksa sırf seçtiniz diye size rağmen sizin adınıza karar veriyorsa o demokrasi değildir, aksine bir durumdur.

Demokrasi ele alınacaksa, bence bu çok partili mi, az partilimi kafasıyla olmaz, bu lafızların demokrasiyle alakası yok, demokrasinin kaidesi bu biçimlere indirgenemez, zaten demokrasinin ölçütü, kaidesi de bu olamaz, sana rağmen, senin adına karar verilmeyecek ve sen seçmiş olsan bile bu irade teslimi değil, ancak seçtiğine yüklediğin senin iradence belirlediğin işler olabilir-temsili, iradenin teslimi değil, iradenin temsili de değil, hiç bir iradeyi, bir başka irade temsil edemez, bu ancak iş bazlı görevlendirme, sorumluluk yükleme bazında bir temsil olabilir-. Kısaca temsilci işin teknik tarafı ve ancak kişiler, şu ya da bu işlerin çöüzümünde işe bağlı sorumlu-temsilciler seçebilir. Yoksa kimse, kimsenin iradesini temsil edemez, bir başkası, bir başkasının iradesi namına iş yapamaz, iş çeviremez, böylesi koşullarda salt demokrasi değil, hukuk da anlamını yitirir(şu an dünya kapitalist ülkelerinde yaşanan budur).

Halka gidin tek, tek ne gibi sorunlar yaşadığını sorun, işte demokrasinin işlevi de, anlamı da, yönetim olgusunun hayat damarları da, siyaset de aslında halkın dile getirdiği sorunlarıyla ilgilidir, çok azı kendi sorunlarından alakasız kof ideolojik lakırtılar edecektir ve zaten esasen demokrasi örgütlü bir toplumda mümkün ise, toplumun örgütlü konseyleri zaten yine kendi konseylerinin sorumluluk alanına giren sorun ve meselelerini ele alacak ve o koşulda ancak demokrasiyi işletecek, o sorunların çözümü konusunda kurumlar, temsilciler seçebilecek ve yetkilendirebilecektir, siyaset de, demokrasi de budur. Mevcut olan ise demokrasi değil, alakasız kılıflarla saklanan birer kandırmaca, monarşi, oligarşi veya faşizmin şu ya da bu biçimidir...

bilgivehis
16-10-2017, 23:27
Kapitalizm, bugün ulaştığı aşamada ulusal sınırları aşmıştır. Sermayenin, devlet sınırlarının koyduğu engeller olmadan dünyada serbest dolaşımı, kapitalizmin genel bir kaidesi olmuştur. Dolayısıyla küreselleşme sürecinden bağımsız bir kapitalizm söz edilemez artık.

Dolayısıyla bu konuda da yanılıyorsunuz.

Küreselizm güç demektir, pazar payını da güç finanse eder.
Buna göre bir bu finansın ortağı vardır bir de verildiği kadarıyla yetinen vardır.
Güce dayalı küresel pazarda salt yetinenler söz sahibi olamaz, üretim gücünü pazarın ağababası belirler.

Coğrafi konumu kendi kendine yeten bir kaç ülkeden biri olan Türkiye'de 38 yılına kadar sayısız fabrika açılmış, karma ekonomi hedeflenmiş, geleceğin küresel pazarında söz sahibi olacak alt yapı hazırlanmıştı.
İşte bu noktada senin o çok övdüğün demokrat partin hepsinin içine ediverdi.
Küresel ağababalara teslimiyeti ve bağımlılığı, modern, gelişen Türkiye diye görecek kadar körsünüz...

Karaiskakis
17-10-2017, 14:17
Küreselizm güç demektir, pazar payını da güç finanse eder.
Buna göre bir bu finansın ortağı vardır bir de verildiği kadarıyla yetinen vardır.Güce dayalı küresel pazarda salt yetinenler söz sahibi olamaz, üretim gücünü pazarın ağababası belirler.Coğrafi konumu kendi kendine yeten bir kaç ülkeden biri olan Türkiye'de 38 yılına kadar sayısız fabrika açılmış, karma ekonomi hedeflenmiş, geleceğin küresel pazarında söz sahibi olacak alt yapı hazırlanmıştı.İşte bu noktada senin o çok övdüğün demokrat partin hepsinin içine ediverdi.Küresel ağababalara teslimiyeti ve bağımlılığı, modern, gelişen Türkiye diye görecek kadar körsünüz...

Serbest piyasa ekonomisinin mantığı, piyasanın, bir güç tarafından belirlenmesi ve şekillendirilmesi değil, bilakis her türlü müdahaleci yaklaşımdan uzak tutulmasıdır. Laissez-faire, laissez-passer ilkeside bunu ifade eder zaten. Piyasaya müdaheleyi senin savunduğun devletçi ekonomi modeli benimser.

Demokrat Parti konusuna gelirsekte, bu ülkede ağır sanayi hamlesini gerçekleştiren Demokrat Parti'dir. Ondan önceki süreçte sanayileşme son derece sınırlıdır. Aynı şekilde tarımda makineleşmede Demokrat Parti'nin döneminde gerçekleşmiştir. Ondan önce tarım, hayvan gücüne dayalı olarak ilkel bir biçimde gerçekleştiriliyordu. Yine Türkiye'nin NATO'ya girişi sayesinde ordunun modernizasyonu da Adnan Menderes tarafından gerçekleştirilmişti.

Türkiye, Demokrat Parti öncesinde dünyaya entegre olamamış, demokratik kurumlarını işletemediği için uygar dünyadan kopmuş olan geri kalmış bir tarım ülkesi niteliğindedir.

bilgivehis
17-10-2017, 14:58
Türkiye, Demokrat Parti öncesinde dünyaya entegre olamamış, demokratik kurumlarını işletemediği için uygar dünyadan kopmuş olan geri kalmış bir tarım ülkesi niteliğindedir.


Savaştan henüz çıkmış Türkiye'de Atatürk'ün 15 yılda kurduğu fabrikalar

1-Ankara Fişek Fabrikası (1924)
2-Gölcük Tersanesi (1924)
3- Şakir Zümre Fabrikası (1925)
4-Eskişehir Hava Tamirhanesi (1925)
5-Alpullu Şeker Fabrikası (1926)
7-Uşak Şeker Fabrikası(1926)
8-Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (1926)
9-Bünyan Dokuma Fabrikası (1927)
10-Eskişehir Kiremit Fabrikası (1927)
11-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1928)
12- Ankara Çimento Fabrikası (1928)
13-Ankara Havagazı Fabrikası (1929)
14-İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası (1929)
15-Kayaş Kapsül Fabrikası (1930)
16-Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Fabrikası (1930)
17-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1931- Genişletildi)
18-Eskişehir Şeker Fabrikası (1934)
19-Turhal Şeker Fabrikaları (1934)
20-Konya Ereğli Bez Fabrikası(1934)
21-Bakırköy Bez Fabrikası (1934)
22-Bursa Süt Fabrikası (1934)
23-İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1934 Temel atma)
24-Zonguldak Antrasit Fabrikası (1934 Temel Atma)
25-Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası (1934)
26-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1934)
27-Isparta Gülyağı Fabrikası (1934)
28-Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Filoları (1934)
29-Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1935 - Tamamlandı)

30-Kayseri Bez Fabrikası (1934 Temel atma)
31-Nazilli Basma Fabrikası (1935- Temel atma)
32-Bursa Merinos Fabrikası (1935 Temel Atma)
33-Gemlik Suni İpek Fabrikası (1935 Temel Atma)
34-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1935)
35- Ankara Çubuk Barajı (1936)
36-Zonguldak Taş Kömür Fabrikası (1935)
37-Barut, Tüfek ve Top Fabrikası (1936)
38-Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (1936- İlk Türk Uçağı NUD-36 Üretildi)
39-Malatya Sigara Fabrikası (1936)
40-Bitlis Sigara Fabrikası (1936)
41-Malatya Bez Fabrikası (1937 temel atma- Bu fabrika hariç bütün bez ve dokuma fabrikaları Atatürk'ün sağlığında açılmıştır.)
42-İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası (1934- Temel Atma)
43-Karabük Demir Çelik Fabrikası (1937- Temel Atma)
44-Divriği Demir Ocakları (1938)
45-İzmir Klor Fabrikası (1938- Temel Atma)
46-Sivas Çimento Fabrikası (1938-Temel Atma)

SelGom
17-10-2017, 19:33
Sevgili spartacus demokrasi şöyle olmalı, böyle olmalı diye anlatmışsın eyvallah. Ama maalesef hayata geçirilmiyor, idea olarak kalıyor, yani olan değil de olması gereken o. Fakat senin anlattığın türden bir yönetim biçimi dünyanın hiçbir yerinde yok, Avrupa'da bile yok, yanlış mıyım? İçerisinde doğduğumuz sistem neyse boyun eğmek durumundayız, bireylerin yapacağı budur. Avrupa ülkeleri ile Türkiye'deki durumu kıyaslar mısın? Hem siyasi, hem ekonomik, hem alım gücü kısaca her bir açıdan kıyaslanıp farklar ortaya konmalı. Yani ülkelerdeki sorunlar böyle kıyaslayarak ve fikir ortaya atarak tespit edilebilir. Senin kıyaslaman ne bu konuda?

Natan
17-10-2017, 19:52
Spartacus,

Su cumlelerinden alinti yapmak istiyorum. Dikkatimi cekti.

"Dayı öyle istemiş, nasıl size mantıklı geliyor mu? Size rağmen sizin adınıza birilerinin karar vermesi? Kapitalistlerin ve neo liberallerin aldatmacası olarak, pişkince, vay efendim 5 yıl önce dayıyı siz seçtiniz, madem seçtiniz o size rağmen, sizin adınıza hayatınıza müdahale edebilir anlayışının neresidir demokrasi? Kime sordu efendim? "

Koyu renkle kapitalist ve neoliberallere atifta bulunuyorsun. Neden sosyalist rejimleri de virgul ile eklemedin? Sovyetlerde Lenin, stalin halka mi sordu da basa gecti mesela? Insanlarin ozel mulkine el koyan bir guc, nasil o insanlar adina onlari yonetebilir? Nasil yukaridaki o tarife girmez? Bu adamlar, halkin herseyine el koymadi mi? Tarafli mi bakiyorsun?

Cunku burdan oyle gorunuyor.

Elide guc olan ve halkin iyiligi icin basa gelen (bu onlarin soylemi) olusumlar tehlikelidir. Baskalari adina iyilik yapmak diye bir sey de yoktur.

bilgivehis
17-10-2017, 20:51
Sevgili spartacus önce aramıza hoş geldin, seni görmek mutlu etti beni, umarım sağlığın yerine gelmiştir:)

Çok partili sistemden önce Türkiye'de zaten demokrasi yoktu, çok partili sistem de olmayan demokrasinin tuzu-biberi oldu...
Ben de zaten seninle aynı fikirdeyim...

spartacus
17-10-2017, 22:01
Spartacus,

Su cumlelerinden alinti yapmak istiyorum. Dikkatimi cekti.

"Dayı öyle istemiş, nasıl size mantıklı geliyor mu? Size rağmen sizin adınıza birilerinin karar vermesi? Kapitalistlerin ve neo liberallerin aldatmacası olarak, pişkince, vay efendim 5 yıl önce dayıyı siz seçtiniz, madem seçtiniz o size rağmen, sizin adınıza hayatınıza müdahale edebilir anlayışının neresidir demokrasi? Kime sordu efendim? "

Koyu renkle kapitalist ve neoliberallere atifta bulunuyorsun. Neden sosyalist rejimleri de virgul ile eklemedin? Sovyetlerde Lenin, stalin halka mi sordu da basa gecti mesela? Insanlarin ozel mulkine el koyan bir guc, nasil o insanlar adina onlari yonetebilir? Nasil yukaridaki o tarife girmez? Bu adamlar, halkin herseyine el koymadi mi? Tarafli mi bakiyorsun?

Cunku burdan oyle gorunuyor.

Elide guc olan ve halkin iyiligi icin basa gelen (bu onlarin soylemi) olusumlar tehlikelidir. Baskalari adina iyilik yapmak diye bir sey de yoktur.
Elinde guc olan ve halkin iyiligi icin basa gelen (bu onlarin soylemi) olusumlar tehlikelidir.

Tamam doğru, ama bu ifadenin detayını zaten dile getirdim, tehlikelilikten ileri gelmiyor, demokrasi ve demokratik yapıya sahip olmamasından kaynaklı, demokrasi zaten bu tür sorunlar üzerinden anlam kazandı. Bu tür sorunları içeren hiç bir yapı, demokratik olamaz.

Lenin'e gelirsek:
Lenin dönemi sovyetlerin(KONSEYLERİN) oluşturulduğu dönemdi, bu süreç daha sonra sekteye uğratıldı, bunun konumuzla alakası yok! demokrasi budur da Ali, Veli öyle yapmamış, yanlış yapmış vs bu apayrı özelde bir tartışma konusu, demokrasi nedir başka bir şey, şu ya da burada Ali, Veli'nin ne yaptığını tartışmak ayrı. Ayrıca, Lenin dönemi kısa sürmüştür ve Rusya 14 kapitalist devlet tarafından ister fiili katılan ister lojistik sağlayan ülkeler bazında İŞGAL altında geçmiştir, yani Rusya o zamanlar hem işgal ediliyor, edilmeye çalışılıyor hem de diğer taraftanda içeride iç savaş örgütleniyor, böyle bir ortamı kafanızda canlandırabilmelisiniz. Lenin dönemi devrimin başladığı ama kurumlarını henüz oluşturamadığı bir dönemdir, yani bir ülkede toplumun demokratik örgütlerde örgütlenmesi, demokrasiyi içselleştirmesi, uzun erimli yılları alır. Bir anda 7 den 77'yenin örgütlü, konseylerde örgütlü karar aldığı mekanizma olmaz, Lenin dönemi kesinlikle bu tür keyfi kıyasları yapabileceğiniz bir dönem değildir.

Buna rağmen, Rusya işgal altında ve içeride iç çatışmalar olmasına rağmen Lenin, düzenli ordunun dahi olmasına karşı çıkmıştır, yani mecburiyet durumunda başvurulacaksa dahi bu tercih edilmeyen, fiili durumun getirdiği zaruriyet olacak, koşullar oluşturulana kadar zaten orada istenen, hedeflenen demokrasi, eksik kalacaktır. Örneğin düzenli ordu istememek ayrı, dünya ülkelerinin düzenli orduya sahip olmasından dolayı, profesyonel birimleri mecburen oluşturmak ayrıdır, istem başkadır, zaruriyet başka, tercih başkadır, tercih edilmeyene mecbur kalmak başka. Gerçekleşmemiş olması ayrıdır, gerçekleştirilmek istenenin ne olduğu ayrı. Bunu anlıyorsunuzdur.

Örnek vereyim Küba'dan;

Her Küba seçimlerinde, kapitalist basın sürekli şu ifadeyi kullanır;
Küba da seçim oldu ve yine Castronun tek partisi seçimden galip ayrıldı vs.

Şimdi ben bu ifadenin tamamen bir aldatmaca, sahtekarlık olduğunu söylersem ve açıklarsam, senin yaklaşımınla illa Lenin, Stalin de demem gerekir mi? ne alaka?

OYSA;
1.) Küba'da parti seçimlere k.a.t.ı.l.m.a.z. Castro da parti başkanı vasfından ötürü seçilmez, hangi birime(konseye) dahilse, o birim onu yollar, kafasına göre vitrin malzemesi gibi seçilmez.
2.) Seçimler, HALK KONGRESİ olarak, konseyler ve birimlerde, her konsey aşağıdan, yukarıya kendi kongresini yaparak olur ve seçilenler, orada burada alakasızca vaadlerde bulunan, kimsenin tanımadığı partililer değildir, insanlar kendi içinden kendi temsilcilerini seçerler(herkes kendi biriminde aynı masada oturup kongre yaptığı insanlar arasından DELEGE gönderir).
3.) Castro artık beni seçmeyin demesine rağmen, halk konseyleri, bunu ret etmiştir, yani o kişi kendi bireysel iradesiyle seçilmiyor, onu konseyin iradesi seçiyor ve görev yüklüyor.
4.) Örneğin bir önceki Küba seçiminde sanırım 7.000.000 insan fikir belirtmiş, bu insanlar düşüncelerini nerede belirtiyorlar? İşte kendi konseylerindeki kongrelerde, o fikirleriyle de, o fikirlerini merkezileştirecek kongrelere, delegeler eliyle yolluyorlar.

Elbette Küba'da da bir çok eksikler vardır, ben işte model tam anlamıyla budur demiyorum(ama orada bir çaba var), çünkü demokrasi ancak bir toplumun içselleştirip, kavraması ama fiili kurumsal örgütlenme ile de pratiğini yaşadığı koşul ve süreçlerde ancak anlam kazanır, diğer taraftan da kapitalist dünyaca kuşatılmışlık koşulları olumsuz rol oynar, eğer bir toplum en zaruri ihtiyaçlarını karşılayamıyor veya karşılamak için iradesini onun, bunun önünde yerlerde paspas ediyorsa(Türkiye gibi) zaten orada toplumun önceliği demokrasi olmaz, olamaz, olduramazsınız, insanlar canının derdine düşmüştür, demokrasi koşulalrında ise can derdi sorunları minimize edildiği gibi can derdine düşen insanlar kendi başlarına kalmazlar, can derdi, örgütlü toplumun sorunu olur, yani insanlar sistem içerisinde yapayalnız, çaresiz kılınmaz, her sorun konseyler eliyle toplumsal olarak çözülmeye koşullanır(örneğin bu gün avrupa da işsizlik sigortası, ücretleri varsa bu zoraki, çarpık, çurpuk da olsa toplumsal demokrasiye giren sosyalist bilincin ürünüdür, madem bir insan işsiz ve toplum iş verememiş, onun yükünü toplum üstlenmek zorundadır, barınak, sağlık, eğitim de böyle vs. örneğin Türkiye de bir kimse işsiz ise bu kimin sorunu olarak görülür? O kişinin! toplumun sorunu olarak görülmez değil mi(tabiri caizsse kurban, kurtlar sofrasındadır(kapitalistler sofrası))? Kişi kendi başının derdine düşecektir, bu koşulda, böylesine can yakıcı bir sorunda dahi bir kişinin kendi başına kaldığı koşullarda demokrasiden söz edilebilir mi? En önemli sorunlarında kişiler tek başına, çaresiz!). Bu demokratik yapıya geçiş, süreç bir çok dolaylı ve dolaysız etken ve etmenlerle uzun yıllar alabilir. Demek ki burada benim ele aldığım ne olduğu değil, ne olması-olmaması gerektiği üzerinedir, yani usülendir, usül üzredir.

Lenin döneminde de zaten yapılmak istenen konseylerin yönetimiydi...Hasılı "bütün iktidar sovyetlere(konseylere)" sloganı kadar hedefi de gerçekleştirilemedi. Bakınız olması gereken noktası. Bu ayrı bir konu değil mi Natan? Yani olması, yapılması gerekeni dile getiriyorum, sen ise yapılması için çalışılmış ama şu ya da bu sebeple hayata geçmemişi sanki demokrasi tanımına, demokrasiye karşıt bir ifade olacakmış gibi öne sürüyorsun.

Kısaca burada, demokrasi nedir, ne değildir üzre yazıyorum ve mevcut, egemen olanın DEMOKRASİ olmadığını, ama bununda DEMOKRASİYMİŞ gibi propaganda edilmesi sahteliğini elbette dile getireceğim. Çünkü girişte tek partili mi, çok partili mi, demokrasiye dair böyle bir kaidenin, demokrasi adına geçerli olmadığını belirtiyorum, o sebeple de bu türden çarpıtmaları ve bu tür söylemleri türeten-yapanlara da mecburen değinecektim, neden demokrasinin kıstasının tek mi, çok partili mi gibi bir esas, kıstas içermediğini de açıklayacaktım tabi ki.

Kısaca, bir ülkede demokrasinin göstergesi, o ülkede tek mi, çok parti mi olup olmadığı değildir, orada demokrasinin kıstası fiili olarak halkın yönetim organ ve kurumlarına sahip olup, olmadığı, kararları kimin aldığı ve uyguladığı, nasıl aldığı ve uyguladığıdır ki, yazımda kısaca değindim(olması gereken olarak!).

yani çok partili mi, tek partili mi demokrasiye böyle alakasız dolayımlı bir kıstas koymak yanlışsa, elbette bende bu yanlışı dile getirirken, bu yanlışı propaganda edenlere de değinecektim, bu bağlamda ne Lenin ne de Stalin, demokrasiye dair, tek partili mi, efendim çok partili mi bu belirler diye bir ifade de bulunmadığı için, ki bulunsa dahi bunalr KİŞİLER olduğu içinde(neo liberaller derken herhangi bir kişiden söz etmiyorum!), bu bağlamda muhatabımız değildir. O sebeple de değinmenin geçerli bir anlamı yok.

Natan
19-10-2017, 03:07
Spartacus,

Dostum,

Iletine dair daha detayli ifade edecegim sonra ama, simdilik gitmek zorundayim.

Su cumleni gundeme getirmek istiyorum. Diyorsun ki" Ayrıca, Lenin dönemi kısa sürmüştür ve Rusya 14 kapitalist devlet tarafından ister fiili katılan ister lojistik sağlayan ülkeler bazında İŞGAL altında geçmişti".

Ben de diyorum ki,

Bu ihtilali finansal olcekte destekleyen ve kaynak sunan zaten KAPITALISTLER'di! Ayrica ortaya koydugun bu sey de dogrudur.

Lenin, lojistik destegi zaten Amerikalilardan almistir. Bu tarih sahnesinde bir belge niteligi tasiyor. Ideolojilerin yorumlanisindan bagimsiz olarak. Isin teorigi simdi farkli anlatilabilir. Fakat tarihsel nesnelligi bence bu asamada animsanmali..

Kisilerin ne yaptigi, ne icin nelere măl olan islere imza attigi onemlidir, zira milyonlarca insan bunlarin acisini cekmistir. O insanlar icin onemlidir.Bunlar goz ardi edilmemeli bence. Ben bu sekilde dusunuyorum.

spartacus
19-10-2017, 05:48
Spartacus,

Dostum,

Iletine dair daha detayli ifade edecegim sonra ama, simdilik gitmek zorundayim.

Su cumleni gundeme getirmek istiyorum. Diyorsun ki" Ayrıca, Lenin dönemi kısa sürmüştür ve Rusya 14 kapitalist devlet tarafından ister fiili katılan ister lojistik sağlayan ülkeler bazında İŞGAL altında geçmişti".

Ben de diyorum ki,

Bu ihtilali finansal olcekte destekleyen ve kaynak sunan zaten KAPITALISTLER'di! Ayrica ortaya koydugun bu sey de dogrudur.

Lenin, lojistik destegi zaten Amerikalilardan almistir. Bu tarih sahnesinde bir belge niteligi tasiyor. Ideolojilerin yorumlanisindan bagimsiz olarak. Isin teorigi simdi farkli anlatilabilir. Fakat tarihsel nesnelligi bence bu asamada animsanmali..

Kisilerin ne yaptigi, ne icin nelere măl olan islere imza attigi onemlidir, zira milyonlarca insan bunlarin acisini cekmistir. O insanlar icin onemlidir.Bunlar goz ardi edilmemeli bence. Ben bu sekilde dusunuyorum.
Natan demokrasi nedir, ne değildir temelinde ele alınmış bir yazı, içerikle bu ifadelerinin -ki birde alakasız komplo teorisi içeriyor- alakasını kuramıyorum.

Şimdi oturup bu ifadelerinle açığa çıkan alaksız ama özel konuyu mu tartışalım. Finansal destek sunan kapitalistler miydi, aslında aksine bazı alanlarda, silah, mühimmat, şu ya da bu zaten o koşullarda kapitalist pazarda üretildiği için yine kapitalist pazardan mı, yeri geldiğinde de mecburen alım anlaşmalarıyla mı alınacaktı vs. Ortalıkta basit komplo teorisyenleri, provokatörler dolanıyor, kir saçıyor, sizler nasıl oluyorda bir çok konuyu, yüzeysel, bu kadar sığ ve basit, bilinç, yeterli bilgi birikimi olmadan, en bayağı komplo teorilerine dahi, dinci şartlanma normlarında şartlanabiliyorsunuz aklım almıyor...

Şimdi ismi aklıma gelmedi, bir basit blog da, işi gücü yok, altı kuru keyfi yerinde bir komplocu blog yazarının böyle bir iddiası olmuştu, sırf vakit öldürüp, blogunu okuyum dedim, resmen okuyucuyla dalga geçiyor, mide bulandırıyor(ki senin ifadelerininde kaynağı o dingil olabilir)...

Siz neye inandırıldınız ya da inanmak istiyorsanız, komplo teorisi odur, başka hiç bir değer(bilgi yükü) taşımazlar, bu durumda sizin durumunuz ne olur, nasıl tanımlanır artık bilmiyorum...

Sorun şu ki, bu yaklaşımının, eleştirinin, benim yazımla, heleki ilgili yazımın mahiyeti, içeriğiyle uzaktan, yakından ilgisi, alakası yok, apayrı bir konu :)

İlgili yazımı konular işlenirken;

Demokrasinin kıstası olarak "çok partili mi, tek partili mi" diye, hakim anlayışın-zihniyetin, sanki demokrasiyi TANIMLAYAN-TANILAYAN, belirleyenin bu biçimsel-teknik yapıymış gibi, bir ölçüt, kıstas oluşturulması üzerineydi. Peki günümüzde bu ilizyonist kıstas, kanı anlayışı ve süreğen bu geçersiz kıstasın tek ve geçerli kıstasmış gibi insanları yanıltan biçimiyle kanıksatılması ve pazarlamasını yapanlara da değinmeyecek miydim?

demokrasi nedir, ne değildir, çok partili mi, tek partili mi ayrımı demokrasiyle alakalı kaide olabilir mi gibi sorulara dayanarak işlediğim bir yazıdan söz ediyoruz, yani bu sorular ve cevaplar, örneğin senin yukarıda alıntı yaptığım söylemlerinle hiç bir bağ, alaka, gerekirlik taşımıyor. Kısaca sevgili Natan, eleştirin alakasız, ilgisiz, gereksiz, geçersiz. Açıkladım ama tekrar açıklama gereği duydum, çünkü hala beni anladığını düşünmüyorum:noidea:...