PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yeni Bir Kuş Türünün Evrimleşmesine Şahit Olundu


spartacus
27-11-2017, 06:31
Bilim insanları, hayret verici bir şeyi ilk defa gözlemlediler: tamamen yeni bir türün, doğada ve gerçek zamanlı şekilde evrimleşmesini. Üstelik bu sadece iki nesil sürdü.


Şimdi, yapılan genom dizilemesi ve fiziksel özelliklerin çözümlenmesiyle birlikte Darwin ispinozunun yeni türü onaylandı. Bu tür, Galapagos'ta Büyük Defne adı verilen küçük bir adaya özgü. Kuşları keşfedenler onlara Büyük Kuş ismini verdiler.


Darwin ispinozlarının en az 15 türü bulunuyor. Bu şekilde adlandırılmalarının sebebi, bu kuşların sahip oldukları çeşitlilik sayesinde, ünlü doğabilimci Charles Darwin'in doğal seçilim yoluyla evrim kuramını çözmesine yardımcı olmaları. Doğal seçilim kuramında türler, mutasyonlar sayesinde bulundukları ortama daha iyi uyum sağlayabiliyorlar ve bu mutasyonlar sonraki nesillere aktarılabiliyor.


Tür melezlenmesi adı verilen şeyde, bu iki tür bir araya geliyor ve tamamen yeni bir tür ortaya çıkıyor.

----
Rosemary Grant, geçen sene verdiği bir röportajda, "Yağmurlar tekrar geldiğinde, erkek ve kız kardeş birbiriyle eşleşti ve 26 tane soy oluşturdu" diyor.
"Bunlar arasından dokuz tanesi hayatta kalarak üredi ve mükemmel bir akraba eşleşmesi soyu oluşturdular (bir oğul annesiyle, bir kız babasıyla ve soyun geri kalanı birbiriyle eşleşti)."
Melez ispinozlar yerli popülasyonlardan daha büyük olduğu için, daha önce atıl durumda olan besin seçeneklerine erişebildiler ve hayatta kaldılar. Grants, 2012 yılında adaya yaptığı son ziyarette 23 birey ve 8 eşleşme çifti saydı.
----


Devamı

https://popsci.com.tr/galapagosta-yeni-bir-kus-turunun-evrimlesmesine-sahit-olundu/

nizamname
02-05-2018, 11:09
spartacus üstat : bu yazınızda var olan türler farklı bir yöntemle yeni bir tür oluşturmuş olabilirler.
ama şu soruma cevap verirmisiniz lütfen
bu kuş türünün ilk varoluşu nasıl gerçekleşti yani bu kuşların ilk ataları nasıl ve nerden varoldu
daha önemlisi ilk canlılar nerden türediler bunlara mikroorganizmalarda dahil cünkü onlarda canlı
Bu evren ve bunca sistem nasıl olduda kendi kendine oluştu neden oluştu
Gözle görülmeyecek kadar küçük olan bu mikroorganizmaların içine d.n.a dediğimiz bunca şifre ve bilgiler nasıl ve ne şekilde yerleşti
bu bilgiler ve şifreler nasıl olduda bir araya gelip bir canlı oluşturdular bunları yönlendiren bir güç bir ilahi varlık yokmu
Biz insanların yapısını ele alalım günümüz teknolojisi ile bir bir böbrek yada bir kalp bişr göz oluşturabilirmiyiz
o ilkel çağlarda bunlar kendi kendine nasıl oluştu
İnsan vücudundaki milyarlarca hücre sinir kan kemik damar ve diğer organlar ve uzuvlar nasıl olduda kendi başına gözle görülmeyen iki mikroorganizmanın birleşmesiyle oluştu bunları belli bir sistemde işleyen bir güç yokmu
o iki mikroorganizma nerden varoldu nasıl buluştu nerede bir araya geldi nerede yaşadı geliştide ilk insan yada insanlar oldu veya onlara benzeyen canlılar
Tam burada bir yaratıcının bir var ediçinin olduğu gerçeği devreye girmiyormu
kainat yada evren neden sebepsiz oluşsunki

SÖZÜN ÖZÜ BANA GÖRE BUNCA SİSTEM SEBEPSİZ OLUŞAMAZ BİR YARATICI VAR VE BU YARATTIKLARININ BİR HİKMETİ BİR SEBEBİ VAR
VE O YARATICI BENİM İNANCIMA GÖRE ALLAH TIR VE ONUN VAADETTİKLERİ HAK VE GERCEKTİR.
YANİ O GÜN KIYAMET GELDİĞİNDE KORKUN O GÜN DEHŞETLİ OLACAKTIR

spartacus
03-05-2018, 06:33
Bu evren ve bunca sistem nasıl olduda kendi kendine oluştu neden oluştu
Gözle görülmeyecek kadar küçük olan bu mikroorganizmaların içine d.n.a dediğimiz bunca şifre ve bilgiler nasıl ve ne şekilde yerleşti
Elbette bu tür ilk oluşum-ilk neden söylemleri, zihinsel kurgu-türetimler.

Tümü bir yana, DNA vb sence Allah dediğimiz türetim mi yaratılmaya muhtaç yoksa zaten neden sorunsalına vurulamayacak olan varlık mı? hangisi?

Kısaca bir karınca mı yoksa tanrı mı? Sence hangisi?
Eğer her bir şey namına bir öncül, ilk neden gerekiyorsa, tanrı dediğiniz kurgunun ayrıcalığı ne? Muhtevası ne ki, öncülde var olabiliyor, o'nu vareden ne? Hiç birşey kendi-kendine oluşmaz, çünkü hiç bir şey'in oluşumundan önce bir kendisi yoktur. Doğada kendi, kendine oluşmak diye bir şey yoktur, dönüşüm vardır, buna biz kendi, kendine oluşmak demiyoruz, KENDİLİĞİNDEN diyoruz ve muhatabımız, form-yapıdır, kendi dediğiniz de o form-yapı ve bu dönüşür-değişir, olmak fiilinin kökenindeki fiili anlamlı kılar(dönüş-mek->oluş-mak, dönüşen ne? İşte o ortada, ona varlık diyoruz, o oluşmaz, dönüşürböylece ortaya çeşitli form-yapılar çıkar ve biz bu formları biçimi, nitelikleri vb.ne göre isimlendirir, tanımalrız sadece, işte bizim ol-makla kastettiğimiz formdur ve kalıcı değildir, süreğen değişir-dönüşür -ki böylece de zaman kavramı peyda olur).

Hasılı varlık ortadadır, oluşmaz, ama varlığın hareket-değişim-ilişkilerinden(diyalektik) envai çeşit formlar meydana gelir-dönüşür. Bizim zaman dediğimizde bu envai türde form-yapı değişimi, ilişkilerinden soyutladığımız bir kavramdır hepsi bu. Kısaca önce zaman yok, sadece ortada devinen varlık-madde mevcut. Bu bağlamda ilk diye bir şey yok, ilk dediğiniz, neden dediğiniz, şeylerin değişimi-dönüşümüne dairdir!

Yine de mantığınızı yanlış işletmekte ısrarcı iseniz, efendim tanrı nasıl oluştu ise, onlarda öyle. Yoksa bir tanrının kendi-kendine(?) oluşması mı daha büyük sorun, bir karıncanın oluşması mı?

Görünen Evrende trilyonlarca galaksi, katrilyonlarca yıldız, gezegen mevcut, trilyonlarca ilişki, etkileşim ve böylece binlerce farklı koşul, ilişkiden, çeşitli form-yapılar oluşuyor. Katrilyonlarca(ki her saniyede) ilişkiden, çeşitli ortam, koşullardan çeşitli form-yapı bileşimer meydana geliyor. Örneğin bunlardan birisi, 4 çeşit kimyasalın, uygun ısıl ortamda bileşiminden, organik yapılar meydana gelebiliyor, evrende katrilyonlarca gezegende, böylesi bir ortam, koşulun olabilirliği olasılık dahilindedir. Olasılık milyarda bir dahi olsa, binlerce gezegene tekabül eder bu oran.

Hasılı bu deneylerle de ortaya konmuştur. İnorganik maddelerden, organik yapılar meydana gelmiştir(illa ilk neden diye soracaksan), sonuçta organik yapılarda-yapı!- form-yapıdır, kısaca muhtevanın dönüşümüyle meydana gelirler... Yok varlığa yani muhtevaya ilk neden arıyorsan, bu kavramları doğru bilmemekten kaynaklı bir yanılgı ve ardısıra sürüklediği bir ahmaklıktır. zira nedenler forma-yapıya dairdir, müstakil(ortada olan) muhteva-varlığa dair değil. şeyler değişecek ki sen kurgusal, zihninde türettiğin uzamsal bir zaman kavramına ve mantığınla, neydi-ne oldu vb kıyasa sahip olabilesin, önce, sonra diyebilesin. Önce ve sonranın da muhatabı -zaman kavramıyla bakacaksan- yine formdur, varlık ilk, önce, sonra gibi bir soru'nun muhatabı değil. çünkü zaman dediğiniz ona tabi-bağlı, dışında, ötesinde anlam bulamaz, ifade edilemez, kıstas faktörü olarak alınamaz, kısaca varlık öncesine çıkılarak yaratılabilir bir şey değil, öncesi de, sonrası da yok, böyle bir gerçeklik, böyle bir dilim, böyle bir zaman-mekan yok. Zaman da, mekan da, varlığa ve varlığın hareketine, şeylerin ilişkileriyle değişen-dönüşen formlara-ortama bağlıdır. Kısaca zamanın nedeni ortada devinen varlıktır.

Ha illa yanlış mantık ve kavram da ısrar edeceksen, tanrı nasıl oluşmuş bunu yanıtlamalısın, bana değil, kendine! Yok ben inanıyorum dyorsan tartışmamızın anlamı yok, zira sen inancın dışına çıkıp fikir yürütme, irdeleme peşindesin, dolayısıyla karar vereceksin, sorgulayacak mısın, inanacak mısın? Yok efendim ben inancımı konuşturacam dersen, o zaman yazışmamamızın anlamı yok, bende çıkıp sana derim ki, bende varlığa inanıyorum, sorgulanamaz, nasıl oluştu diye sorulamaz-zaten varlık oluşan bir şey değil, oluşmaz-ortadadır, oluşmak gibi bir fiilin muhatabı değil, fiillerin muhatabı leylerin etkileşimiyle değişen formdur! Vay efendim bu sorgulanamaz, vay efendim bu benim inancım, tırı, vırı anlamı yok.

nizamname
03-05-2018, 09:42
SPARTACUS üstadım yazıma istinaden tanrı nasıl yaratıldı diye sormuşsunuz .
Eğer tanrı yaratılsaydı o zaman tanrı olmaz senin benim gibi bir yaratılan olurdu yani bir kul yada sıradan bir canlı
Ona tanrı yada yaratıcı denmesinin sebebi o doğmamış ve doğurmamıştır. Onun eşi benzeri ortağı çocuğu kardeşi yoktur.
yaratıcı ol der her şey varolur helak ol der herşey helak olur yani yok olur.
Bir diğer konuda senin yazdığına göre evren hep vardı yani bir başlangıcı yoktu benim anladığım kadarıyla .
bunun doğru olduğunu kabul edersek:
1:Bilim adamlarının dünyamız yedi milyar yıl yaşındadır bilgisi yada teorisi yanlıştır.
2:ezelden beri varolan bu evrende neden hala keşvedilemeyen sırlar var.
3:Eğer tanrı ve inanclar olmasa ceza yada mükafat yani islam dinine göre cennet ve cehennem biz insanları suç işlemekten ne alıkoyabilirdiki bu gün inanmayan ülkelerin toplumsal ve aile yapısına bak bi rusya bi ingiltere bir israil bu ülkeler devlet ve birey olarak her türlü suc var
örnek israil haksız yere filistin halkını katlediyor bunu bütün dünya biliyor
ingiltere ezelden beri sömürgeci bir ülke aynı zamanda en çok zina ve tecavüzün yaşandığı yer o kadarki cinsel istismara uğrayan kız çoçuklarının yaşı dokuza kadar düşmüş yani edep haya ahlak yok rusya dersen yine aynı
4:Biz bu dünyada gayesiz ve amaçsızmı yaşıyoruz doğup ve ölüyoruz eğer öyle ise bizler zarardayız hayvanlardan bi farkımızda yok ve boşuna mal mülk biriktiriyoruz ve kendimizi dünyanın tüm zevklerinden boşuna mahrum bırakıyoruz
5:Bir misal eğer tanrı ve cennet cehennem yoksa bizim bir kaybımız yok istediğimiz gibi yaşayalım AMAAA YA VARSA işte o zaman bizi kim kurtaracak o büyük mahkemeden o mahkemeki ne torpil ne rüşvet hiç birşeyin hükmü yok birde böyle düşün
DÜNYA ÜZERİNDE GAYESİZ AMACSIZ VE İNANÇSIZ YAŞAYAN İNSANIN HAYVANDAN Bİ FARKI VARMIDIR ;sizce
SAYGILAR.....

spartacus
03-05-2018, 10:27
SPARTACUS üstadım yazıma istinaden tanrı nasıl yaratıldı diye sormuşsunuz .
Eğer tanrı yaratılsaydı o zaman tanrı olmaz senin benim gibi bir yaratılan olurdu yani bir kul yada sıradan bir canlı
Ona tanrı yada yaratıcı denmesinin sebebi o doğmamış ve doğurmamıştır. Onun eşi benzeri ortağı çocuğu kardeşi yoktur.
Eğer varlık yaratılsaydı, senin benim gibi bir yaratılan olurdu :)
Varlık doğmamış ve doğurulmamıştır, onun eşi ve benzeri yoktur, çocuğu, kardeşi, anası, babası yoktur...

Hem ilk diye tutturuyorsun hemde kendi kafandan tanrı dediğin bir kelimeye o yaratılmadı diyorsun, o zaman neden düşünüyorsun ki? Varlığa illa bir İLK, yaratan arıyorsan ne sebeple arıyorsan, o yaratan dediğine de arayacaksın, ilki, sebebi ne vb. yapmıyorsan düşünüp, zihnini boşa çalıştırmana gerek yok.

Zaman kavramının ne olduğunu izah ettim, anlamaya çalış, gerisi boş..

Masal diyarlarından, tamamen masal dünyalarına has özellik, yetilere sahip bir masal kahramanı kendi, kendine olabiliyorsa, şu aciz canlı, cansızlar hayli hayli olur...

Yazışmamız burada sona erdi, zira konu salt kendi inancına yaslanmaya(safsata, inanca yaslanma safsatası) dönüştüğü ve anlamı kalmadığı için tıkandı-kapandı...

Natan
03-05-2018, 10:40
sn spartacus,

Varlik dedigimiz sey yaratilmadi. Yaratmak, dizayn etmek insan zihninin urunu kavramlar. O halde tanri yada tasarimci da insan urunu olmak zorunda cunku buna suan taniklik ediyoruz. Yaratim esittir insan turu..

Galiba bu konuda ayni fikirdeyiz.

Fakat Tanri denilen sey, tanim itibari ile yaratilmayan anlamina geliyor. Yani onlarin dedigi sey bu. yaratilsa tanri olmaz. Varlik, uzay ve zaman dizgesinde anlam bulur. Tanri bu dizgede yer almadigindan, neden sonuc vargisina ulasilamaz. Ufak bi sohbet edip tartismak istedim. Farkli dusuncede degilim senle de olsun. diyalektik olsun ne edelim ...konu disi bir sey: dogrudur soz vermistim, ama bu aksam hosgor :)

...
sonradan ekleme, Dawkins'in Tanri yanilgisi kitabi genel olarak iyi olsa da cok yuzeysel. Kokensel sorunsali acisindan..Ne dersin bu ise

spartacus
03-05-2018, 11:16
sn spartacus,

Varlik dedigimiz sey yaratilmadi. Yaratmak, dizayn etmek insan zihninin urunu kavramlar. O halde tanri yada tasarimci da insan urunu olmak zorunda cunku buna suan taniklik ediyoruz. Yaratim esittir insan turu..
Yaratma sorunsalının nedenlerinden birisi zaman kavramıdır.
Varlık dediğimiz ise -ki felsefi anlamda- ortada olan muhtevadır.
Zaman bu muhtevanın hareketinden soyutlanır.
Dolayısıyla ilk sorusunu sorduğumuz an, varlık dahilinde bir sorudur bu, dışına çıkamaz, zaten dışında herhangi bir kavrama sahip olmuyoruz. Yaratım sorununun muhatabı ise form-yapıdır, daha anlaşılır ve kabaca formdur. Dolayısıyla bizim önce, sonra dediğimiz ve soyutladığımız mevcut olanın, yani ortada olanın, müstakilin çeşitli değişim, halleri, ilişkileri etkileşimleri ve formlarına dair.

Kısaca yaratmak dendiği anda ister tabanı form-yapı, isterse zaman kavramı olsun, varlığın dışına çıkılmıyor. Ama zihnen türetilen bir masal kahramanını öne sürerseniz, bu aynı anlama gelmez, çünkü zaman ve form-yapı dönüşümünün muhtevası değildir tanrı. Yani örneğin biz zamanı tanrının değişimlerine kıyasla soyutlamadık, dolayısıyla zaman kavramı varlığın devinimine bağlı anlam kazanırken, varlığın dışında ifade edilemiyor. O sebeple varlığa bir önce, sonra, ilk mefhumuyla yaklaşmak mantık hatası, bir yanılgıdır.

Tanrı ise dediğim gibi, hiç bir kavramımızın soyutlandığı zemin, muhteva değildir, bu bağlamda tanrıya dair sarfedilen her bir söz, kurgu sadece hayal ürünüdür ve hem soyutlamarımızın hiç birisi için, ama hiç birisi için ne temel ne de muhteva hemde gözlemlerimizle elde edebileceğimiz bir tabanı olmadığı içinde kavramlarımızın ne temeli ne de muhtevası->MUHATABI olamıyor. Ama varlık, tüm kavramalrımızın(zaman da dahil)->MUHTEVASIDIR, dolayısıyla varlığın muhteva olduğu bir kavram, varlıktan ayrı, dışında düşünülemez, fark burada :)

Peki temel-muhteva ne? varlık, öyleyse muhtevadan soyutlayarak elde ettiğimiz kavramlarımızı, muhtevanın dışında, dışına dair kullanamayız, muhteva yok, o kavramlarda yok, zaman da yok. Dolayısıyla ilk neden, öncesi vb sorular, muhatap varlık-muhteva olduğunda anlamsızdır, kavram çarpıtması-yanılgısıdır. Ama bu sorular form-yapılara dair sorulabilir, neydi-ne oldu...

Hiç bir değişimin sebebi zaman değildir, zaman değişimlere nazaran soyutladığımız kavramdır, somut olan ise şeylerin nesnel ilişkisi, form-yapısıdır. Örneğin depremin sebebi zamandır diyemeyiz, toprak kaymasının sebebi zamandır diyemeyiz, ama nesnelerin birbiriyle olan ilişkisindeki birikimin, yani nesnel değişimin, soyutlanmasıyla zaman anlam bulur ve ifade-anlama tabanında bizler için ölçü haline gelir. Bir su damlası bir taşa düşüyor olsun, taşta meydana getireceği oyuk, bizim algımızda zamanla meydana gelmiş gibidir, çünkü zaten biz zamanı, düşen damlaların, düştükçe, düştükçe, düştükçe niceliğinden soyutluyoruz, yani suyun süregiden damlaması, zaman olarak ifade buluyor. Zaman geçtiği için su damlamıyor, su damladığı için zaman kavramına anlam katıyor ve tersinden biz zaman dediğimizde, oradaki nesnel bir ilişkiyi ve ilişkinin etkleşim niceliğini birim olarak dile getirme imkanı buluyoruz ve nicel birikimler, nitel değişimlere(diyalektik) yol açıyor...

Natan
03-05-2018, 12:03
Sayn sparta'

Varlik; uzay zaman dizelgesinde yer aldigina ve tanri denilen olgunun iddia edildigi gibi, neden sonuc disinda yer almasi sebebi ile soylediklerin tartisilir. Tanri yaratilan bir kavram iken, inanclilar bazinda yaratilmayan bir sey.

Dolayisiyla ''mavi rengin'' kokusu nedir?

Tanriyi kim yaratmistir?

Ayni sacmalik.


Boyle bir soru sormak ontolojik anmlamda bir mana bulur mu?


Tanri'yi kim yaratti?
(ki hepimiz her an duygudurumumuza gore yaratiyoruz)

yaratilmadigi iddia edilen bir varlik icin yararatildigini kabul edip, deklare etmek ve bu konuda felsefi fakat KESIN bir arguman sunmak ne derece mantikllidir?
Soyleyin..


ortada yaratilmayan ontolojik bir olay var.
sen kalkip. dawkins gibi ''onu kim yaratmis''diyorsun..


iyide onu kimse yaratmadi ki...

Ne dersinz bu ise?

küvet
03-05-2018, 14:20
spartacus üstat : bu yazınızda var olan türler farklı bir yöntemle yeni bir tür oluşturmuş olabilirler.
ama şu soruma cevap verirmisiniz lütfen
bu kuş türünün ilk varoluşu nasıl gerçekleşti yani bu kuşların ilk ataları nasıl ve nerden varoldu
daha önemlisi ilk canlılar nerden türediler bunlara mikroorganizmalarda dahil cünkü onlarda canlı
Bu evren ve bunca sistem nasıl olduda kendi kendine oluştu neden oluştu
Gözle görülmeyecek kadar küçük olan bu mikroorganizmaların içine d.n.a dediğimiz bunca şifre ve bilgiler nasıl ve ne şekilde yerleşti
bu bilgiler ve şifreler nasıl olduda bir araya gelip bir canlı oluşturdular bunları yönlendiren bir güç bir ilahi varlık yokmu
Biz insanların yapısını ele alalım günümüz teknolojisi ile bir bir böbrek yada bir kalp bişr göz oluşturabilirmiyiz
o ilkel çağlarda bunlar kendi kendine nasıl oluştu
İnsan vücudundaki milyarlarca hücre sinir kan kemik damar ve diğer organlar ve uzuvlar nasıl olduda kendi başına gözle görülmeyen iki mikroorganizmanın birleşmesiyle oluştu bunları belli bir sistemde işleyen bir güç yokmu
o iki mikroorganizma nerden varoldu nasıl buluştu nerede bir araya geldi nerede yaşadı geliştide ilk insan yada insanlar oldu veya onlara benzeyen canlılar
Tam burada bir yaratıcının bir var ediçinin olduğu gerçeği devreye girmiyormu
kainat yada evren neden sebepsiz oluşsunki

SÖZÜN ÖZÜ BANA GÖRE BUNCA SİSTEM SEBEPSİZ OLUŞAMAZ BİR YARATICI VAR VE BU YARATTIKLARININ BİR HİKMETİ BİR SEBEBİ VAR
VE O YARATICI BENİM İNANCIMA GÖRE ALLAH TIR VE ONUN VAADETTİKLERİ HAK VE GERCEKTİR.
YANİ O GÜN KIYAMET GELDİĞİNDE KORKUN O GÜN DEHŞETLİ OLACAKTIR

1- O kuş türünün ilk varoluşunu evrim, ilk canlının oluşumu ile ilgili ise biyokimya-Abiyogenez'e bakacaksın. Özellikle Abiyogenez hususunda son dönemde çok önemli gelişmeler var ve sizlerin bunlardan haberin dahi yok. Yani cahilsiniz. İlk canlı için gerekli olan şey termodinamik+kinetik ve atom düzeyindeki ısıl titreşimler. Evrim konusu ise artık kapandı. Evrim bugün biyolojideki temel paradigma. Biyoloji, evrimin neden ve sonuçlarını inceleyen bilim dalı.

2- Evrenin nasıl oluştuğu ile ilgili çalışma hipotezler ortada. Ve yine kendi ön kabülünüzle herket ediyorsunuz. Kendi kendine derken "kendiliğinden"i kastediyoruz. Bir amaca atıfta bulunmuyoruz. Ki ortada yokluk ya da mutlak hiçlik şeklinde bir kavram da yok. "Zaten varolan" devindi. Bakmanız gereken yer yine; termodinamik, false vacuum ve negatif sıcaklıklar. Bu konuda oluşturulmuş gayet güzel modeller mevcut. Mantıksal hiçbir engeli de yok. Sadece test edilmesi gerekiyor. Bu konuda da cahilsiniz.

3 Bizim günümüz teknolojisi ile ne yapıp ne yapamadığımızın konu ile zinhar bir ilişiği yok. Zaten ilk cevap sorunuzun içerisinde: "günümüz teknolojisi" ..! Günümüz teknolojisi dediğin şey kaç yıllık? Peki Homo Sapiens Sapiens kaç yıllık? Peki evren, ve hatta varoluşun süresi nedir?? Milyarlarca, Belki ondan öte trilyonlarca yıl, Belki de sonsuz..Bu iki ölçeği ve zaman dilimini kıyaslayıp da bundan bir çırsamaya yeltenmek nasıl bir aklın ürünü olabilir? Cevabın bir yerinde yine cahillik yatıyor tabii ki..Günümüz teknolojisi üzerine bir 500 yıl daha koyun, bakalım ne olacak? Biliyor musunuz? Hayır. E o zaman neden bahsediyorsunuz? Cevap tamamiyle zaman içkin ki, bunu hiçbir zaman başaramayacak olsak bile bu, bunun sadece tanrı denen ne idüğü belirsiz ve mantıksal olarak çelişik bir "şey" tarafından yaratıldığı anlamına gelmeyecek. Sadece biz yapamıyor olacaz. Ha ayrıca, günümüz teknolojisi ile yapay organlarda hangi noktalara gelindiğinden haberiniz yok herhalde..

4- Sizin sınırlı algınız, hatalı tümevarımlarınız(ve onları mantıksal zorunluluk sanmanız), insansı/antropik yanılgılarınız ve bir bütün olarak algı ve kavrayış yetersizliğiniz inanın "gerçekleri" hiç mi hiç bağlamıyor. Bu bağlamda bu noktada devreye giren, hele hele sizin bahsettiğiniz türden hiçbir şey yok!..Ne başlangıç mantıksal bir zorunluluk, ne ilk neden. Varolanın bu şekilde varolması gereken her şey ve tüm temel kuvvetler zaten "orada"..İşe bunları kavramaktan başlamanız, ve en azından "eleştirebiliyor" olmanız gerekli. Aman da ilk neden, canımda bunlar nasıl oluştu vb. cinsi cahilin ezber tümce öbeklerine karnımız tok.

5- Hiçbir şeyin ereksel nedeni olması gibi bir mantıksal zorunluluk yok. Hikmeti olması gibisinden mantıksal bir zorunluluk da, yok. Bunların hepsi sizlerin temelsiz, dayanaksız insansı yanılgılarınıza bağlı hatalı çıkarımlarınız ve arzularınız. Kibiriniz. Neden? Çünkü bunlar olmazsa koca bir hiç olacaksınız..Cennet yok, huri yok. Sizin de buna tahammülünüz yok. Zayıfsınız.

Gerekirse tüm maddeleri detaylandırırız.

nizamname
03-05-2018, 14:35
Üstat SPATACÜS: eğer tanrı yoksa bizim yaşamadaki ve bu dünya üzerindeki görevimiz ne
Neden bunca ayrımcılıklar savaşlar ve mal biriktirme hırsımız
İnsanlardaki bu ölüm korkusu neden cennet ve cehennem yoksa
ölüm korkusu yoksa neden en ufak bir rahatsızlıkda dr ye koşuyoruz
ve canlı olarak yaşadığım bir şey anlatayım size
ben sağlık personeli olarak calışıyorum okul yıllarında hastanede staj yaptığım dönem şahit olduğum bir olay
hastanede kardiyoloji servisinde yatan bir hastanın can veremeyip sürekli ızdırap cekmesine şahit oldum
ailesinin anlattığına göre inancı olmayan biri ve bu hali günlerce sürdü ve öldüğü anda vücudu ve yüzü siyaha yakın şekilde morarmıştı
ailesinin anlattığına göre sürekli kelimeyi şahadet getirmeye calışmış ve muaffak olamamış bu şekilde can vermiş
daha öncede dediğim gibi
EĞER TANRI VE CENNET CEHENNEM YOKSA SIKINTI YOK KURTULDUK AMAAAAM YA VARSA YA O VADEDİLEN KIYAMET GÜNÜ VARSA
AHVALİMİZ NE OLACAK ONU Bİ DÜŞÜNELİM İSTERSENİZ .
dikkate alıp cevap verdiğiniz için teşekkürler .
saygılar...

küvet
03-05-2018, 14:56
SPARTACUS üstadım yazıma istinaden tanrı nasıl yaratıldı diye sormuşsunuz .
Eğer tanrı yaratılsaydı o zaman tanrı olmaz senin benim gibi bir yaratılan olurdu yani bir kul yada sıradan bir canlı
Ona tanrı yada yaratıcı denmesinin sebebi o doğmamış ve doğurmamıştır. Onun eşi benzeri ortağı çocuğu kardeşi yoktur.
yaratıcı ol der her şey varolur helak ol der herşey helak olur yani yok olur.
Bir diğer konuda senin yazdığına göre evren hep vardı yani bir başlangıcı yoktu benim anladığım kadarıyla .
bunun doğru olduğunu kabul edersek:
1:Bilim adamlarının dünyamız yedi milyar yıl yaşındadır bilgisi yada teorisi yanlıştır.
2:ezelden beri varolan bu evrende neden hala keşvedilemeyen sırlar var.
3:Eğer tanrı ve inanclar olmasa ceza yada mükafat yani islam dinine göre cennet ve cehennem biz insanları suç işlemekten ne alıkoyabilirdiki bu gün inanmayan ülkelerin toplumsal ve aile yapısına bak bi rusya bi ingiltere bir israil bu ülkeler devlet ve birey olarak her türlü suc var
örnek israil haksız yere filistin halkını katlediyor bunu bütün dünya biliyor
ingiltere ezelden beri sömürgeci bir ülke aynı zamanda en çok zina ve tecavüzün yaşandığı yer o kadarki cinsel istismara uğrayan kız çoçuklarının yaşı dokuza kadar düşmüş yani edep haya ahlak yok rusya dersen yine aynı
4:Biz bu dünyada gayesiz ve amaçsızmı yaşıyoruz doğup ve ölüyoruz eğer öyle ise bizler zarardayız hayvanlardan bi farkımızda yok ve boşuna mal mülk biriktiriyoruz ve kendimizi dünyanın tüm zevklerinden boşuna mahrum bırakıyoruz
5:Bir misal eğer tanrı ve cennet cehennem yoksa bizim bir kaybımız yok istediğimiz gibi yaşayalım AMAAA YA VARSA işte o zaman bizi kim kurtaracak o büyük mahkemeden o mahkemeki ne torpil ne rüşvet hiç birşeyin hükmü yok birde böyle düşün
DÜNYA ÜZERİNDE GAYESİZ AMACSIZ VE İNANÇSIZ YAŞAYAN İNSANIN HAYVANDAN Bİ FARKI VARMIDIR ;sizce
SAYGILAR.....

Önceki mesajda eklemeyi unuttuğum bir husus ilave ederek başlayayım:

Akıl yürütmeniz(daha doğrusu yürütmemeniz) formel mantık açısından şu şekilde:

Herseyin bir yaraticisi olmali ve Allah'ın yaraticisi yoktur. (yaratmanın yerine başlangıcı koy istersen)

Kisaca; Hem kendisi hem de degili dogru olabilen bir önerme (!)
Çıkarımınız geçersiz, yanlış. Hiçbir önemi ya da anlamı yok.


1- Ona tanrı demenizin sebebi yaratılmamış ,doğmamış vb. olmasıdır vb.vb...Bu cümle, bu önerme hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü döngüsel mantık. Ortada bir aksiyom falan da yok, sadece keyfiyet var.

2- Evet evren hep vardı ve buna engel teşkil eden mantıksal hiçbir zorunluluk yok. Varsa gösterin, bunu yapabilen bir babayiğit çıkamadı daha. Dünyanın yaşı bilgisi kime ve neye göre yanlış? O zaman yaşı kaçmış bir yazın bakalım. :)

3- Neden keşfedilmeyen sırlar var?!!..Neden olmasın? Sadece bildiğimiz evrenin ~13 milyar yaşında olması, biz insancıkların ise bunu araştırıp kavrayacak teknolojiyi geliştireli şunun suresında 100 yıl bile olmamasından kaynaklı olabilir mi? Hatta bu teknoloji halen geliştirilebilmiş değil. En gelişmiş parçacık hızlandırıcılarında dahi Planck ölçeğinin yanına dahi yaklaşamıyoruz. Hatta o ölçeğe pratikte inmemiz mümkün dahi gözükmüyor. E o zaman şu soru da geliyor insanın aklına: İnsanlık varolalı beri binlerce nesil ölmüş gitmiş, ve daha halen bu sorulara yanıt bulunamamış. E o zaman bizden neyin hesabı, hangi hakla soruluyor? Bu evreni madem tanrı yarattı ve bilinmek istedi(o ne demekse), o vakit nasıl oluyor da binlerce nesil, onca alim, bu bilgilerin binde birine dahi vakıf olamadan ölüp gidiyor? O bilgiler ki, ortalama bir insanın dünya görüşünü her iki yönde de ters yüz edebilir. Peki bu hak mıdır, onlara sahip olamadan ölüp giden, eksik bilgiye göre kanaat oluşturan onca nesle? Peki bizler daha bu kadar bilgisizken(!), sizler nasıl kalkıp aman da tanrı diye atıp tutabiliyorsunuz peki? Bu nasıl bir mantıktır, nasıl bir sorudur. Bu sorunun cevabı sizi olsa olsa agnostisizme götürür, ötesine değil. Bu evren, bizim onun hakkında neyi bilip bilmediğimizi zerre kadar önemsemiyormuş gibi görünüyor.

4- Bir türlü aklınızın eremediği, ve hatta kendiniz bu uğurda küçük düşürdüğünüz ahlak mevzusu. Öncelikle size şunu sormak lazım: Eğer inançlar/ceza/mükafat.. olmasa, siz aşağılık bir hırsız, iğrenç bir tecavüzcü mü olacaktınız mesela..? Sizi alıkoyan nedir? Ceza ödül mükafata göre şekillendirilen ahlak, Kant'ın da dediği gibi, gerçek bir ahlak mıdır? Hayır değildir. Sizlerin gerçek bir ahlakı dahi yok. Sadece çıkar ilişkisi. Gerçek bir ahlak varsa eğer, ona sahip olan bizleriz. Kaldı ki kurandaki ahlağın iğrençliği de cabası. Sübyancılığa, tecavüze bir ceza dahi yok. Suç olarak bile telaffuz edilememiş. Hatta sübyancılığa endirekt ya da açık olarak teşvik var. Kölelik mi dersin, çapraz kesme mi.. Ne ararsan var..

5- Bu dünyada amaçsız mı yaşıyoruz? Evet, sizin kast ettiğiniz anlamda amaçsız olabiliriz. Şunu bilin ki gerçekler ve gerçeklik, sizin amaç, arzu ve kendinize anlam yükleme kaygınızla hiç mi hiç ilgilenmiyor. Varolan her şeyin bir amacı, hikmeti olması gerektiği şeklindeki mantıksal zorunluluğa dair bir veri mi var elinizde, hayırdır? Evet, gerçekler acı olabilir. Sadece biyolojik bir gen koruma ve onun varlığı/sürekliliğini idame ettirmeden sorumlu bir makina, onun yan ürürnünden ibaret bir şey de olabilirsiniz. Ne oldu? Ağırınıza mı gitti? Kendinize yüklediğiniz onca anlam ve yaratılmışların en şereflisi gibi sözde sıfatlar boşa mı gitti? O iflah olmak bilmez kibriniz mi zedelendi?

6- Ya varsa şeklindeki tipik Pascal's Wager türevi çıkarcı, oportünist şark kurnazı yaklaşımı. Yahu siz tanrıyı aptal mı zannediyorsunuz?! Kimi kandırıyorsunuz; kendiniz mi, yoksa tanrınızı mı? Ben size başka bir olasılık sunayım:

Tanrı ya da ona benzer bir şey var.
Fakat bu şeyin illa da ona inanmamız falan gibi bir obsesyonu, histerisi yok. Hatta tam aksine, bize indirmiş olduğu yegane kitap olan aklımızı kullanmamızı, var olan verilerden hareketle, pozitif bilimi araç edinerek ilerlememizi istiyor. Ve bu bağlamda en kıymetli kulları ateist ve agnostikler. Ve hatta yine bu bağlamda en uyuz olduğu kulları ise insanlar tarafından uydurulmuş, içinde türlü rezillikler barındıran kitapları kendisine maleden teistler ve müslümanlar. Ahirette de şişe ilk takacağı, ağzına küreği indirecek oldukları yine onlar. Mükafatlandırılacak ya da yola kendileri ile devam edilecek olanlar ise ateist-agnostik vb. türevi kişiler.

Böyle bir olasılık olamaz mı?
Olamazsa neden? Elinizde tanrılığın el kitabı falan mı var?
İnanmak neden iyi, inanmamak neden kötüdür?

Aman müslümanlar dikkat edin, ya varsa ve böyle bir tanrı ise yandınız. Gelin hemen dinden çıkın, ateist, agnostik vb. olun. Yoksa yandı gülüm keten helva..
Unutmayın: Ya varsa?!! :)

nizamname
03-05-2018, 14:59
EGER YARADILAN VARSA YARADANDA VAR BU GERCEK PEKİ YARADANI BAŞKA BİR GÜÇ YARATSA YADA VAR ETSE YADA BİR ŞEKİLDE OLUŞSA O YARADAN OLAMAZKİ ODA BİZLER GİBİ YARADILAN OLUR BUNU ANLAMAK NE KADAR GÜÇ OLABİLİRKİ.
YARADANIN İLK ÖZELLİĞİ TEK OLMASI VE YARATMASIDIR BUNU YAPARKEN HİÇ BİR GÜCE VE YARDIMA İHTİYAÇ DUYMAMASI
BU GÜN DÜNYANIN BÜTÜN TEKNOLOJİLERİ BİRLEŞSE BİR İNSAN SPERMİNİ OLUŞTURACAK ŞİFRELERİ BİR ARAYA GETİREBİLİRLERMİ
YADA BİR İNSAN BÖBREĞİNİ TIPATIP AYNI ŞEKİLDE YAPABİLİRLERMİ İMKANSIZ
AYNI ANNE VE BABADAN OLAN KARDEŞLER ARASINDA NEDEN FARKLI KAN GURUPLARI VAR ACIKLANABİLİRMİ
GÜNÜMÜZ TEKNOLOJİSİNDE BİLE ELDE EDİLEMEYEN BU BİLEŞENLER NASIL OLURDA İLKEL DÜNYADA KENDİLİĞİNDEN BİR ARAYA GELEBİLİRLER.
DERSENİZKİ ONLAR HEP VARDI O ZAMAN BİLİM ADAMLARININ DÜNYA NIN YAŞINI HESAPLAYIP DÜNYA YEDİ MİLYAR YIL ÖNCE VAROLMUŞTUR DİYE YAYINLADIKLARI VE DENEYLERLE KANITLADIKLARI BİLGİ YANLIŞ BU DURUMDA
EGER O BİLGİ DOĞRUYSA DÜNYA YEDİ MİLYAR YIL ÖNCE KURULDUYSA YADA VAROLDUYSA O ZAMAN BENİM SORULARIMA CEVAP VERİRMİSİNİZ DÜNYA NASIL VAROLDU DÜNYA ÜZERİNDE İNSAN VE CANLILAR NASIL VAROLDU ONLARI VAR EDEN KROMOZOMLAR HÜCRELER VS NAIL VAROLDU NASIL BİR ARAYA GELDİ
MESELA İLK İNSANI OLUŞTURAN KRAMOZOMLAR NEREDE BULUŞUP CİFTLEŞİP NEREDE YAŞAYIP GELİŞEREK İLK İNSANI OLUŞTURDU
DÜNYA İLK VAROLDUĞUNDA BİR ATAEŞ KÜTLESİKEN HERHALDE İÇİNDE CANLILAR VE MİKROORGANİZMALAR YOKTU
SONRA BUNLAR NEREDEN TÜREDİLER ACABA BİLEN ANLARSIN AMA FELSEFE YOLU İLE DEĞİL BİLİMSEL OLARAK
SAYGILAR
İNSAN BİLSEYDİ BAŞINA GELECEĞİ ANLINI SECDEDEN KALDIRMAZDI HERHALDE
AMA NEFİS İNSANI HEP KANDIRMIŞTIR O NE BÜYÜK BİR DÜŞMANDIR İNSANA

dine mine ne
03-05-2018, 19:21
:deadhorse:Yaratma sorunsalının nedenlerinden birisi zaman kavramıdır.
Varlık dediğimiz ise -ki felsefi anlamda- ortada olan muhtevadır.
Zaman bu muhtevanın hareketinden soyutlanır.

Dikkat et,işte bu muhteva kelimesi ile sonsuzluğu limitlemiş oluyorsun. Sonsuzluğun sınırı mı var ki sen bunun içinde olabilesin. Oda veja sınırı (form/yapısı) yani olan bir (yerin) içeriği olur ancak.Bu sonsuzlugu neye göre tanımlıyayıp içini dolduruyorsun.

Form yapı/= varlık olan = (yeri oluşturan) yapılar,tennistopu da dahil ,büyümektedir diyoruz. Bilimin yer yoktu dediği budur.
Yer yoktu, açıldı. Neyin içinde açıldı sorusunu sorduğun an işte sonsuzluğu limitlemiş oluyoruz.Peki öncesinde ne vardı?. Sonsuz olduğundan dolayı yer veja (şey) olmayan vardı.
Ehh ama neymis bu??? Yahuu sordugun soru sonsuz olani limitliyor anlamiyormusun.

Sen sonsuz olanı neymiş diye soruyorsun.
Neymiş sorusunun cevabını sana şey olarak nasıl verelim.
Ha sonsuz olan ne olabilir sorusunu sorabilirsin, çünkü düşüncelerde (benimkiler hariç) limitlenemez.
Ne olabilir sorusunu nasıl cevabliyabiliriz?. Yer kaplamayan ve limitlenemeyen ne vardı (benimkinden hariç).

spartacus
03-05-2018, 20:44
Boyle bir soru sormak ontolojik anmlamda bir mana bulur mu?


Tanri'yi kim yaratti?

Böyle bir soru sormadım, tamamen subjektif bir safsata mantığına kendi sorusunu yönelttim(zira kişi orada dürüst davranmıyor).

hasılı "Şeyler keni-kendine nasıl oluştu?" gibi saçma bir soruyu sorana, bu soruyu neden inandığı tanrıya yöneltmediği sorunu ifade edildi(keyfi davranış, dürüst olmamak). Yani bu saçma sorunun asıl muhatabı değilim.

yaratilmadigi iddia edilen bir varlik icin yararatildigini kabul edip, deklare etmek ve bu konuda felsefi fakat KESIN bir arguman sunmak ne derece mantikllidir?
Soyleyin..
sorduğun soru mantıksız olmuş.
ortada yaratilmayan ontolojik bir olay var.
sen kalkip. dawkins gibi ''onu kim yaratmis''diyorsun..


iyide onu kimse yaratmadi ki...

Ne dersinz bu ise?
Yazımı tekrar okumalısın, anlamadığını düşünüyorum. Ontolojik olay ne? Tanrı mı?

Yok saçma soru soran muhatabın, saçma sorusunu kendine yönelttiğim kısımdan söz ediyorsan, saçmalığın muhatabı demek ki yine benim ifadem değil, o soruyu sorana göredir.(zaten ilgili sorunun saçmalığından söz ediyorum, ama muhatap böyle saçma bir soru sormakta ısrarcı ise, aynı soruyu, ilk neden olarak gördüğü tanrı için yöneltmeli, o'nun ilk nedeni ne diye kendisi sormalı.)

Kaldı ki tekrar etmeliyim, neden, ilk, önce, sonra, hal(!) sorunsalının muhatabı form-yapıdır, varlık zemini(her türlü form biçiminden, özelde bir şeyden(şey, form-yapı ile anlam kazanır böylece biçimleri-yapısı bakımından diğerinden ayrışır(! tanılanabilir hale gelir)) daha alt zemin, ortadalık) değil.

spartacus
03-05-2018, 20:58
Dikkat et,işte bu muhteva kelimesi ile sonsuzluğu limitlemiş oluyorsun. Sonsuzluğun sınırı mı var ki sen bunun içinde olabilesin.
Muhteva ile uzamsal kavramları nasıl, hangi akıl-mantığa hizmet bir araya getirebildin? Muhteva form-yapının muhtevasıdır...

Sonsuzluk diye bir şey yok, bu insan tarafından yapılan bir soyutlamadır. Daha anlayacağın bir dille, uzay sonluda değildir, sonduzda, bu kavramların muhatabı değildir, zira bu kavramlar ancak sınır-limit ölçeği, kıyasıyla anlam kazanır.

Hasılı içinde, dışında olmuyoruz, doğru-yakın bir kavramla, içinde-dışında diye değil, üzderinde kelimesiyle düşünmek gerekir.

Kavramları anlatabilmek namına kullanıyorum, çünkü düşündüğümü ifade edebilecek bir kavrama sahip değilim, çünkü özneyiz ve kendimizi referans, konum alıyoruz.

Sonsuz(! anlatabilmem için başka kavram yok) uzamın içinde olunamaz, dışında da olunamaz, ama üzerinde olabiliriz, kaba, anlaşılırlık ifadesi namına, uzayın içinde, dışında olamasak dahi, üzerinde(herhangi bir yer, özelde dışarıdan seçilmesi gerekmeyen bir yer de) bulunabiliriz...

Hasılı birisi uzay kavramıdır, dışındalık ve içindelik arzetmeyen.

Konu form-yapılar olduğunda diğeri varlık kavramıdır, dışında olunamayan(form-yapı bu zeminin dışında değil, ama üzerinde anlam kazanır zaman kavramıda böylece varlığın dışında değil, ama form-yapı zemininde, üzerinde anlam kazanır).

Bu kavramlarla anlatabilmem zor, zira düşünsel zeminde eriştiğim çözümlemenin, öznel zeminde kavram-karşılığı yok, kelimeleri mıncıklamak yerine ancak düşünerek, o kafayı yoğun çelıştırarak, düşünerek, her türlü şartlandığınız inanç vb zemininden çıkarak, yorarak erişebilirsiniz.

Kurgudan bakarsak, sonsuz, ancak sonlu noktalarla anlam kazanır. Süreç dahilinde her başlanguıç bir son, her son bir başka başlangıçtır, form-yapı zeminindedir ve kişi keyfice, kafasına göre belirleyemez... Konum, yer, zaman, yön gibi görece kavramlar, ancak kurgulayan öznenin, kendisini referans alıp, nesnel(form-yapı), öznel(kavramları) kıstaslarına göre anlam kazanır, bu bağlamda açılımlanması gereken kavramların soyutlandığı, somut zemindir.

nizamname
05-05-2018, 13:12
küvet usta : İlk canlı için gerekli olan şey termodinamik+kinetik ve atom düzeyindeki ısıl titreşimler. bu sözünüzü acıklarmısınız .
nasıl bu bileşenler bir canlıyı oluşturdu diyelimki bu bileşenler doğada var fakat mesele şu
1: Bu bileşenler tek başınamı yada bir araya gelerekmi ilk canlıyı oluşturdu.
2:Bu canlıyı oluştururken gerekli materyalleri kan kemik sinir damar akıl bunları nasıl bir araya getirdi.
3:Bu oluşumu gercekleştirirken uygun ortamı ve sıcaklığı nasıl sağladı bunu sağlayacak aklı fikrimi vardı.
4:Dünya üzerinde milyonlarca canlı binlerce farklı şekilde üreyebiliyor bu kadar farklılığı nasıl oluyorda termodinamik+kinetik ve atom enerjisi ile ilişkilendirebiliyorsunuz.ve bu enerji türleri bunu nasıl sağlıyor bir örnekle acıklarmısınız.
5:ilk canlı ne idi mikroorganizmamı hayvanmı insanmı ağaç yada bitkimi yada bütün bunların hepsini dişili erkekli ayrı ayrımı üretti bu ismini zikrettiğiniz bileşenler
6:Dünya ezelden beri varmı yokmu yani evren sonradan varolmadımı yada dünya o zaman bilim adamları neden dünyamız yedi küsür milyar yaşındadır diyor.
7:Ayrıca bu yukarıda ismini zikrettiğiniz bileşenler ilk canlı veya canlıları oluştururken onlara akıl ve düşünebilme kavramını nasıl enjekte ettiler.
düğer bir konuda yapay organ dediniz şu anda bir kalbin yada böbreğin görevlerini yerine getirebilecek ve onlarla aynı ebatlara sahip bir yapay organ üretilebildimi
ve gelelim sonuca :
senin hayata gelişini bir düşün evveliyatın bir damla sperm ve bir kadının kramazomu (yumurtası) bu iki bileşen senin nasıl düşünen konuşan akıl ve fikir yürütebilen bir canlı olarak doğmanı sağladı bunlara bu özellikleri ne yükledi nerden aldılar bu bilgileri
bir soru daha aynı anne ve babadan doğan kardeşlerden biri akıllı ve sağlıklı doğarken diğeri neden hastalıklı ve özürlü doğabiliyor bunları meydana getiren kramazomlar aynı hatta tek yumurta ekizlerinde bile görülen bu olayı nasıl acıklayabilirsiniz
dikkate alıp hakaret etymeden cevaplandırırsanız sevinirim
ALİM NEYE VE KİME GÖRE ALİM CAHİL NEYE VE KİME GÖRE CAHİL
AKIL HER CANLIDA VAR AMA KULLANAMAZ CÜNKÜ MANTIĞI YOK FİKREDİP ANLAYAMAZ
SAYGİLAR

nizamname
05-05-2018, 13:35
ARKADAŞLAR SİZDEN ÖZÜR DİLİYORUM SİZ MÜNAZARA DEĞİL DİREK MÜNAKAŞAYA GİRİYORSUNUZ
VE O HAKARET DOLU YAZILARINIZIN HİÇ BİRİ BEŞ PARA ETMEZ FELSEFİ SAÇMALIKLARDAN İBARET ÖZELLİKLE
KÜVET RUMUZLU ARKADAŞ BANA YAZDIĞIN HER YAZIDA YAPTIĞIN BÜTÜN O AŞAĞILAYICI TANIMLAMALARINI SANA İADE EDİYORUM

ilahimasal
05-05-2018, 14:58
Nizamname

Tanrı ne ?


Bilimin ortaya koyduğu her bilgiyi neye dayanarak allah dediğine ait kılıyorsun . Dayanağın ne ?


Bilim atom diyor , yapısını açıklamaya çalışıyor sizler hemen işte bunu allah yaptı diyorsunuz . Kanıtını da ortaya koyman gerekmez mi ?


Bildiğim kadarı ile tanrı dediğinize tek kanıt diye ortaya koyduğunuz şey Kuran dediğiniz kitap. Orada HERŞEYİ allah yaptı deyince bu kanıt mı olur ? Bilim mi olur ?


Biriside kalkar , atar bir isim ortaya , her şeyi bu yaptı der. Tabiki sorarız kendisine

Bu ne ?


Tanrınız ne ?

dine mine ne
05-05-2018, 20:45
Muhteva ile uzamsal kavramları nasıl, hangi akıl-mantığa hizmet bir araya getirebildin?
Nasıl mı ?, alıntı yapıyorum ama okumuyorsun galiba, bak bakalım aşağıda ne yazmışsın.

ortada olan muhtevadır.
Ortada olan diyorsun, ortada (olan) dediğinde, form/yapıları statik olana içerik olarak kulanmış oluyorsun.
İçerik olarak kulandığın anda, statik olanı otomatikman, limitlemiş olyursun.Bu yüzden sana dikkatli olmanı söyledim,fakat sen
şimdi niyese
Muhteva form-yapının muhtevasıdır...
demeye başladın ki bu da doğru olandır zaten.Hatırlatalım dedik kötü mü yaptık.

Sonsuzluk diye bir şey yok, Daha anlayacağın bir dille, uzay [Bsonluda değildir, söndüzda, bu kavramların muhatabı değildir, zira bu kavramlar ancak sınır-limit ölçeği, kıyasıyla anlam kazanır.

Burada da dikkatli ol diyorum.Dialektik ,tik tik tiklemeye başladı.Ne demek sonsuzluk diye bir şey yok. İpin ucunu iyice kaçırmaya başladın.
Varlık =form/yapı limitlidir,limitli olan ölur, bunu gözlemliyoruz. Varlığa/maddeye/kütleye zıt olan (limitlenemeyen =varlık olamayan) olmasaydı varlık statikleşir , hareket sıkışmış olurdu. Bak gördün mü yaptığını, o güzelim itişip kakışmaların içinde etin.

Zıt, çatışma değildir, tam aksine o ilişki bağıdır ki buda e,görenin yorumuna, seçim özgürlüğüne kalmışdir.kaldıki sonsuzluğu yok saydığında bilgiyi/enformasyonu da yok etmiş oluyorsun.
Her şey zıddıyla bilinir. Zengin olmasaydı fakirin farkına vara bilirmiydik.
Zıt olan bildirendir, zıt ile bil-i-n ir. Zıt farkındalgı yaratandır, O olmaz ise farkındalık yoktur,
farkındalık yoksa özgürlükte yoktur.

bu insan tarafından yapılan bir soyutlamadır.
Sonsuzluk maddimidir ki biz onu maddesinden sıyırarak, soyarak düşünmüş olalım. Sonsuz diyoruz ki bu gerçekte bizden ayrılamaz olanı zihinde, düşünceden nasıl ayırmış olalım.
Birde şu var. Soyutlama sonsuzluk gerçeğini değiştirmez. Unutarak veja bilmeyerek "içindeyiz" kelimesini kulanarak kendisini limitlesekte, sonsuzluk gerçeğini değışıtırmış olmayız. Bizim düşünsel yanlışımız, sonsuz olani bağlamaz.

Hasılı içinde, dışında olmuyoruz, doğru-yakın bir kavramla, içinde-dışında diye değil, üzderinde kelimesiyle düşünmek gerekir.
Aynı rüya gibi mi ?.

Konu form-yapılar olduğunda diğeri varlık kavramıdır, dışında olunamayan(form-yapı bu zeminin dışında değil

Bu diğeri dediğin ney, sonsuzluk mu?. Öyle ise varlık demek ile kendisini yine limitlemiş oldun. Varlık, limiti olandır dostum.
Not: Varlık kelimesini sonsuzluğa ebedi olana kullanmaylım, görüyorsun yanlış oluyor.
Varlık kelimesi yerine o veja olan diyelim çünkü o zaten tek olan.

Form yapılar sonsuzun dışına çıkamaz kısmına katılıyorum. Fakat içinde de olamıyoruz, içinde olunduğu an biliyorsun kendisini limitlemiş oluyoruz.
Ne içinde nede dışında olamıyorsak, bu ne olabilir ?.

Kurgudan bakarsak, sonsuz, ancak sonlu noktalarla anlam kazanır.Süreç dahilinde her başlanguiç bir son, her son bir başka başlangıçtır, form-yapı zeminindedir ve kişi keyfice, kafasına göre belirleyemez...

Süreç litmitli olana = varlığa,böylece yerin içeriğine muhatapdir, Süreç limitsiz/ebedi olanı bağlamaz.
Değişim dönüşüm ise limitli olanın içeriğinde sürece muhatap olarak işlemek zorundadır, çünkü süreç, limitli olan ile beraber ortaya çıkmışdir.Cikmamissa yer ve sürec yoktur.Cikmis ise yerin icerigi sürec ile isler.Transformasyonun süreci varlığın içinde işlediğinden o da varlık gibi mutlaka son bulacaktır. Bunu gözlemliyoruz.

Bu dikkat hem big bang hemide statik evren modelinede geçerli.
Hangi model olursa olsun sonsuz olan limitlenemez. Limitlendiği an ,düsünsel olarak dialektikte gitmis olur.

küvet
06-05-2018, 15:34
küvet usta : İlk canlı için gerekli olan şey termodinamik+kinetik ve atom düzeyindeki ısıl titreşimler. bu sözünüzü acıklarmısınız .
nasıl bu bileşenler bir canlıyı oluşturdu diyelimki bu bileşenler doğada var fakat mesele şu
1: Bu bileşenler tek başınamı yada bir araya gelerekmi ilk canlıyı oluşturdu.
2:Bu canlıyı oluştururken gerekli materyalleri kan kemik sinir damar akıl bunları nasıl bir araya getirdi.
3:Bu oluşumu gercekleştirirken uygun ortamı ve sıcaklığı nasıl sağladı bunu sağlayacak aklı fikrimi vardı.
4:Dünya üzerinde milyonlarca canlı binlerce farklı şekilde üreyebiliyor bu kadar farklılığı nasıl oluyorda termodinamik+kinetik ve atom enerjisi ile ilişkilendirebiliyorsunuz.ve bu enerji türleri bunu nasıl sağlıyor bir örnekle acıklarmısınız.
5:ilk canlı ne idi mikroorganizmamı hayvanmı insanmı ağaç yada bitkimi yada bütün bunların hepsini dişili erkekli ayrı ayrımı üretti bu ismini zikrettiğiniz bileşenler
6:Dünya ezelden beri varmı yokmu yani evren sonradan varolmadımı yada dünya o zaman bilim adamları neden dünyamız yedi küsür milyar yaşındadır diyor.
7:Ayrıca bu yukarıda ismini zikrettiğiniz bileşenler ilk canlı veya canlıları oluştururken onlara akıl ve düşünebilme kavramını nasıl enjekte ettiler.
düğer bir konuda yapay organ dediniz şu anda bir kalbin yada böbreğin görevlerini yerine getirebilecek ve onlarla aynı ebatlara sahip bir yapay organ üretilebildimi
ve gelelim sonuca :
senin hayata gelişini bir düşün evveliyatın bir damla sperm ve bir kadının kramazomu (yumurtası) bu iki bileşen senin nasıl düşünen konuşan akıl ve fikir yürütebilen bir canlı olarak doğmanı sağladı bunlara bu özellikleri ne yükledi nerden aldılar bu bilgileri
bir soru daha aynı anne ve babadan doğan kardeşlerden biri akıllı ve sağlıklı doğarken diğeri neden hastalıklı ve özürlü doğabiliyor bunları meydana getiren kramazomlar aynı hatta tek yumurta ekizlerinde bile görülen bu olayı nasıl acıklayabilirsiniz
dikkate alıp hakaret etymeden cevaplandırırsanız sevinirim
ALİM NEYE VE KİME GÖRE ALİM CAHİL NEYE VE KİME GÖRE CAHİL
AKIL HER CANLIDA VAR AMA KULLANAMAZ CÜNKÜ MANTIĞI YOK FİKREDİP ANLAYAMAZ
SAYGİLAR

Benim yazdıklarım ve sorularıma direk ve gerekli cevapları vermemişsiniz. Aksine sorulara soru ile cevap vermişsiniz. Eğer gerçek cevaplar verseydinz foyanız meydana çıkacaktı ama neyse, bu haliyle daj-hi foyanızı yeterince ortaya çıkarmışsınız.

1- Evet, termodinamik+kinetik ve atom dzeyindeki moleküler titreşimler. Ne o? Bunlardan haberiniz yok muydu? İlk defa mı duydunuz? Oysa bunlar üzerine çalışmalar yapılıyor, bilim insanları göbeğini çatlatıyor. Üzerine makaleler ve hatta kitaplar yazılıyor. Sizin gibi oturdukları yerden göbeğini kaşıyarak masal martaval sallamak yerine. Bu konulardan haberiniz olmadığı ortaya çıktı. E o vakit hangi hakla ve ne demeye atıp tutmaktasınız buralara kadar gelip de? Bunlar hakkında bir bilgi kırıntısına dahi sahip olmadan yazmak cüretini göstermeyin bir daha lütfen. Önce öğrenin, sonra varsa üzerine eleştirileriniz getirin, üzerine konuşalım. Bu sözlerimi burada şu anda açıklamama hiç mi hiç gerek yok. Armut piş ağzıma düş de yok. Nihayetinde tüm güncel araştırma ve kitaplar orada. Niyetiniz gerçekten üzüm yemek de, bağcıyı dövmek değilse eğer, oturur araştırır, önce cahilliğinizin pasını silersiniz. Ayrıca konu o kadar kısa değil ve bunca bilgisizliğiniz ve şu halinizle halihazırda algılayamayacağnız ortada. Size sadece bir kaç örnek ve ipucu vererek konuya giriş yapabilirm ama.

* Kar ve buz kristalleri
* Kendilerini kopyalayabilen kil kristalleri
* Sabun köpükleri
* Bir hücrenin etrafındaki yağlı bir zar, lipidler

gibi göz alıcı düzeyde düzenli yapılar nedir, nasıl oluşur..Bir araştırın bakalım.

2- Kan, kemik, sinir ve damarlar çok sonraki hikayeler ve tamamı ile doğal seçilimin determinasyonu. Soruyu soruş şekliniz "getirdi" kelimesindeki 1. tekil şahısı bir amaç yükleyerek kullanma girişiminiz dahi önyargı, cahillik ve yanılsamalarınızın düzeyini ele veriyor..

3- Uygun ortamı sağlamak? Ortam uygun olmasa zaten bunlar olmazdı. Kimse uygun ortam sağlamadı, uygun ortama uyum sağladı, uygun ortam bunu sağladı. Hatta bugünkü canlılık için uygun ortamı sağlayan ise yine canlılığın kendisi, mavi-yeşil algler. Tanrı bunu da beceremediği için canlılık yine kendi göbek bağını kendisi kesmiş. Akıl fikir derken? Bunlar için akıl fikir gerektiğini de nereden çıkardınız? Yine ilkel bir yaklaşım, yine afaki bir ön kabul. Siz önce düzenin zeka gerektirdiğini kanıtlayıp, bunun mantıksal bir zorunluluk olduğunu gösterin bize de, daha sonra bu soruyu yöneltmeye hakkınız olsun. Henüz bunu yapabilen bir babayiğit çıkmadı haberiniz ola. Bakın kar ve kil kristalleri orada duruyor.Düzense düzen, ama ortada akıl fikir falan göremiyoruz. Mühendis falan da..

4- Biyokimya, ilk canlının oluşumu ve abiyogenezi termodinamikle ilişkilendiriyorum. Dünyadaki milyonlarca tür ve nasıl üredikleri ise çok sonrasının apayrı bir hikayesi. Yani sorunuz kel alaka. Sorunuzu açın..Binlerce farklı şekilde üreme dediğiniz de aslında sadece temelde iki tür üreme. Bir köpek nasıl ürüyorsa, biz insanlarda aynı şekilde ürüyoruz. Ağırınıza gitmesin.

5- Yine tam bir cahillik turnusolü söylem. Ne demek ilk canlı ağaç mı, hayvan mı? siz cidd misiniz, konudan bu kadar mı bihabersiniz? İnsaf yahu..

6- Dünya ezelden beri vardı diye kim söylemiş? Nerede gösterin? Başka bir şaka mı bu yoksa? Yanlış algınız üzerinde bilim adamlarına çamur atmayın..Dünya kaç yaşındaymış siz söyleyin hele bakalım o zaman?

7- İlk canlılarda sizin anladığınız anlamda akıl ve düşünme kabiliyeti var mıydı acaba? Enjekte etmek nedir yahu? Akıl fikir dediğin beynin, yani bir organın bir fonksiyonu, yani canlılığa içkin zaten başka bir anlamda..Bir bütün. Niceliğin getirdiği bir nitelik. Ne kadar beyin, o kadar akıl fikir. Ne kadar ekmek o kadar köfte. Herşey fiziksel.

8- Yapay organ diye bir şey duymadınız mı hakikaten, ya da son dönem gelişmeleri..Neredeyse 4d printerlerde insan basacaklar yahu..Hep ben mi öğretecem size..

9- Genlerden DNA ile aldılar. Embriyoloji ile geliştiler. Bir anneden doğan iki çocuktan birinin neden özürlü olduğunun hesabını her haltı mükemmel yarattığını söyleyen allahından sor istersen. Bu anomaliler modern tıp ve bilimde gayet iyi anlaşılmış ve açıklanmıştır. https://www.scientificamerican.com/article/identical-twins-genes-are-not-identical/
Buyrun. Ayrıca bu işin içinde embriyolojik süreçler var, epigenetiği var, varoğlu var..İş sadece genetik mirasta bitmiyor ki..Garip olan ya da açıklanamaz olduğunu düşündüğünüz nedir?

Arada alınıp gücendiğinizi görüyorum. Hiç alınmayın da, gücenmeyin de. Ben onların hiçbirini hakaret amaçlı yazmıyorum. Cahile cahil demenin neresi hakaret olabilir ki? Hem sizi biraz provoke etmek, belki biraz galeyana gelip de gerçekten araştırmanızı, düşünmenizi sağlamak amaçlı. Ha yine de sürç-i lsan ettiysek affola. Kusura bakmayın.

Sizden tek bekelidiğim hamaset dolu ezberler yerine, gerçek cevaplar. Sağlıklı bir münazara.

Bu arada size yazdığım ikinci mesaja hiç cevap vermemişsiniz. Ahlaktan dem vurduğum, "ya varsa" diyerek sizi uyardığım, ateistliğe, agnostikliğe davet ettiğim mesaj..Hayırdır. Gelin etmeyin eylemeyin. Ateist olun, agnostik olun. Unutmayın ya varsa? İşte o zaman yandınız bu teist halinizle ;)

küvet
06-05-2018, 17:33
Not: 4. madde ile ek bilgi, eklediğim bu kısmı çıkmamış önceki mesajda.

hücre bölünmesi ile ön bilgi:

Hücrelerin bölünmesi bir yoğunlaşma meselesidir. Biyolojik zarlar yağ asitleri ya da izoprenlerden oluşan lipidlerden yapılmıştır. Yağ asitlerinin yoğunluğu bir eşik seviyesini aştığında, sürekli yeni yağ asitleriyle "beslenirse" büyüyüp bölünebilecek hücre benzeri kesecikler oluştururlar kendiliğinden. Yağ asitlerinin, aynı gerekçe ile nükleotidlerin dağıldıklarından daha hızlı birikmeleri için, bir tür odaklanma gerekir: Yerel olarak yoğunlaşmalarını artıran, daha büyük ölçekli yapılar oluşturmalarını sağlayan fiziksel bir huni ya da doğal bir bölümleme gibi. Bu koşullar sağlandığında, keseciklerin oluşumu sihir(ya da içgüdü) işi olmaktan çıkar: Fiziksel olarak bu en istikrarlı haldir, sonuçta genel entropi artar.

Tepkimeye hazır yapıtaşları sürekli temin edilirse, bu durumda basit kesecikler de yüzey alanının hacme oranı sonucu kendiliğinden büyür ve bölünür.

Çeşitli organik moleküller içeren küresel bir kesecik (basit bir hücre)düşünün. Bu kesecik yeni malzemeler alarak büyür:zarda lipidler, hücrenin içerisinde diğer organik maddeler..Sonra da büyüklüğü iki katına çıkarın: Zar yüzey alanı iki katına çıksın, organik içerikler iki katına çıksın. Neler olur? Yüzey alanının iki katına çıkarılması, hacmi iki katından fazla artırır çünkü yüzey alanı yarıçapın karesi kadar artar, hacimse yarıçapın küpü kadar. Ama içerik yalnızca iki katına çıkmıştır. içerik zarın yüzey alanından daha hızlı bir şekilde artmadığı sürece,kesecik aptala dönmeye başlayacaktır, zaten iki yeni kesecik üretme işinin yarısına kadar gelmiştir bile.

Başka bir deyişle, aritmetik büyüme; sadece büyümek yerine bölünme ve ikileşmeye yol açan bir istikrarsızlık katar işin içine. Büyüyen bir küreciğin daha küçük balonlara bölünmesi sadece an meselesidir.

İç güdü değil.

Bunun neticesi dışkılamaya kadar varır. Dışkılamak termodinamik bir zorunluluktur.

spartacus
07-05-2018, 02:02
Ortada olan diyorsun, ortada (olan) dediğinde, form/yapıları statik olana içerik olarak kulanmış oluyorsun.
İçerik olarak kulandığın anda, statik olanı otomatikman, limitlemiş olyursun.Bu yüzden sana dikkatli olmanı söyledim,fakat sen
şimdi niyese

Zaman israfısın... Daldan dala alakasız saçma sapan lafızlar.

Ortadalık ile limitin alakası yok. Ortadanın ifadesi limit ya da buna benzer bir ölçüm değeri değil, tespit-işaret anlamıyladır.

50 kere izah ettim, limit ŞEY'ler namınadır, şey ise form-yapıca anlam kazanır. (bütün ölçümler ve değerler, özne ve nesne(form-yapı) zemininde anlam bulur)

Limit ise o zeminde en fazla uzamla(mesafe cinsinden) ilgili kullanabilirsin ki, bu yaklaşımında benim ifadelerimle alakası yok, uzayın ne içi ne de dışı mevcut değildir o sebeple mesafe cinsinden öçülemez ve limite vurulamaz(ortadalık da limite vurulamaz bu bağlamda, LİMİT kavramının KISTASI DA, MUHATABI DA DEĞİL!). Diğerini ise zaten söyledim, limit forma dairdir, form ile muhtevayı forma has-saltıkmış gibi limitleyemezsin, kendine has, kıstas edinebileceğin başka bir şeyle diğerleyemez, kıyaslayamazsın(ki bundan zaten söz ettim)...

Diğer taraftanda BAŞLANGIÇ saftsasının sadece bir safsata olduğunu ve kavramları kavrayamamak-anlayamamaktan ileri gelen bir safsata bakışı-yanılgı olduğunu gayet net özetledim. Zaman varlığın devinime bağlı ise, varlığın dışında, varlığa rağmen dışında telaffuz edilemez(e bu kadar basit, ben ne diyorum sen nerelere çarpıtıyorsun, sen çarpıtmayı bırak da, öncelikle bu ifademi anladın mı avare dingil? neyin ispatı peşinde isen, net değilsin, sırfitiraz etmek için itirazetmiş birisinin şaşkın heyecanını görüyorum, ideolojik bir kompleks dürtüsü. düşünme potansiyeli mevcut mu, yoksa boşa yorulmayalım)

Velhelebe
07-05-2018, 12:32
Ortada olan şeyler var ve birde bunların var olma durumu var. Bu şeyler genelde cisimdir, maddedir, limiti vardır. Varlığın limiti derken var olma durumunun cisim olması anlaşılmamalı. Var olma durumu belli töz ve şekillerle karşımıza çıkıyor, bu manada limit denebilir gibi.

spartacus
07-05-2018, 22:31
Ortada olan şeyler var ve birde bunların var olma durumu var. Bu şeyler genelde cisimdir, maddedir, limiti vardır.
Bakınız ŞEY denilen -> FORMDUR.

Şey'leri tanılayan da formdur. Limiti siz belirlemezsiniz, form'un kendisi belirler! Bu bağlamda daha doğru ifadeyle ne diyorum? Form-YAPI(!)

Madde denilen ise form değildir, maddeye öyle gelişigüzel bir kafayla limit koyamazsınız.

Limiti de zaman kavramını da, anlamlı kılan taban maddedir. Burada kavram tabanına göre düşünmeli, siz ancak biçimsel ölçümleri, formlara dair-nazaran yaparsınız ve o ölçümleriniz o forma dairdir(madde tabanına genişletemezsiniz) ve dahi bir formu ölçerken, başka bir formdan yararlanırsınız, kıyas edersiniz(bilinen bir form ile bilinmeyen diğerini!, ölçüm diyecekeniz, limit vb bu noktaları da gözden kaçırmamalı.Kısaca maddeyi, yine madde ile ölçerek, daha doğrusu form ile ölçerek maddeyi(tümsel anlamda, özneleştirilemez zemin anlamda) ölçmüş, sınırlamış veya birime indirgemiş olmazsınız. ölçtüğünüzün de muhtevası maddedir, ölçmekte kullandığınızızın da muhtevası maddedir. dolayısıyla bu açıda ancak form-yapıları(limtileri, limitevurulabilir üst zemin olmaları sayesinde) ölçebiliriz, uzam bağlamında ise ancak gözlem ufkumuza dayanarak ve yine bilinen bir limit(formla) kıyas ederek mesafe cinsinden vb ölçeriz. Son ve sonsuz gibi kavramların muhatabı olmayan uzay-varlık zeminini ise elinizdeki form-limit-ölçeklerle kıyas edemezsiniz, uzay-varlığı ölçecekseniz, uzay-varlığın dışından, başka bir şeyle(! hönk) karşılaştırabilmelisiniz, uzaya sınır konulamazsa, uzayın dışına çıkıpda uzayı, başka tür bir metafizik ölçüm kıstasıyla ölçemezsiniz, varlığı da varlığın dışında metafizik kıyas suje-leriyle kıyas edemezsiniz) Kısaca bana limitten, ölçümden vb söz edeceksiniz, elinizde maddi temeli olmayan ama nesnel bir tabanı olan -metafizik, kurguya dayalı lafız değil- kıyasla gelebilmelisiniz. Örneğin uzayı sözde ölçmek için uzayın dışından, kıyas edebileceğiniz bir başka uzaya(!) ihtiyacınızın olması gibi...

Felsefi olarak kullandığımız MADDE ile atomlardan mütevellit ifade edilen maddeyi anlamamamlısınız, ikisi farklı tanımlar. O sebeple ben ne diyorum? ORTADALIK, daha temel bir zeminde ifade ediyorum. O kadar basit ifadeler kullanıyorum, öyle olmuyorsa, şöyle deneyelim birde;

Maddeyi ne ile ölçüyorsunuz? Maddenin dışına çıkıp, maddeyi ölçebileceğiniz ne var? Dolayısıyla varlığı, hem varlığa dayalı formlarla-yani varlığa tabi, varlığın dışında anlam ifade etmeyen kavramlarınızla-, hem de varlığın dışına çıkarak sınırlayamazsınız, 10 kere izah ettim, limit-sınır gibi ifadelerin muhatabı FORM-YAPIDIR diye. Daha alt zemini yok bunların.

Örneğin uzayda bir bölgeyi, kendinizi esas alarak, gözlem ufkunuzla sınırladığınızı düşünebilirsiniz, ama bu nedir, uzayın sınırı değil, öznenin yani gözlemcinin gözlem sınırıdır, özne ne zaman gözlem sınırını=uzayın sınırı olarak algılamaya başlamıştır, yanılgı orada en temelden başlar! dolayısıyla buradaki sözde limit, sınır, özneldir. Nesnel olarak yazışacaksak, ifadelerimi öznel-subjektif handikaplarla değil, objektif yani nesnel-fizik tabanıyla okumalısınız. Yoksa yazışmamızın anlamı yok, zira subjektif görecelik ve öznellikle, fiziğe, nesnel zemine dair lakırtıların anlamı olmaz.

Ne demiştim varlığı-maddeyi ne ile ölçüyorsunuz?(dışına çıkamıyoruz-aslında dışı da yok(hacim, mesafe vb anlamıyla değil buradaki dışı ifadesi, başka tabanımız, ölçüm nesne ve biçimlerimizin başka yolu yok. kavramlarımız gibi onlarda varlığa-maddeye, varlığın hareketi, ilişkiler, form-yapılar ve değişkenliğine tabi. kabaca, tabi olan, tabi olduğunu belirleyemez veya tabi, ancak ona bağlı anlam kazanan-olan, tabi-bağlı anlam kazandığı-olduğuna öncül alınamaz, birisi olmadan diğeri zaten olmuyor. Öyleyse madde ve hareketine bağlı ölçüm nesnelerimiz, ölçüm yetilerimiz vb madde-varlık olmadıkça nasıl ki anlamsız ise, demek ki, bu ölçümlere dayanarak biz varlığa limit koyamayız. Çok mu ağır ifadelerim bilmiyorum ama 5 dakika sakince üzerinde düşünülse belkide anlaması zor olmayacak. Yani varlığın dışına çıkmayan ancak varlığın devinimiyle anlam kazanan ölçüm gereçleri ve biçimleriyle maddeyi limitleyemez, bir başlangıç, bitiş, dış tayin edemezsiniz, bir kere kavram ve ölçümleriniz zaten maddeye, maddenin biçim, hareket vb bağlı..)
Varlığın limiti derken var olma durumunun cisim olması anlaşılmamalı. Var olma durumu belli töz ve şekillerle karşımıza çıkıyor, bu manada limit denebilir gibi.
Denmemeli, o zeminde denemez, ama siz daha bir üst zemin yani form-biçim alanında ifade edecekseniz zaten limiti-ni form belirlemiştir. lakin varlık zemini böyle özeneleştirebileceğimiz ve herhangi bir şey'e(!) saltıklaştırıp bakabileceğimiz veya belirli formları, biçim ve yapıları saltıklaştırıp, kesin biçimler atfedebileceğimiz bir zemin değil. Varlığı bir bütün olarak şöyle düşünmeli, uzay-ortadalık->fizik...

Zaman kavramı açısından örneğin, ortada-lık dediğimiz, devinir->zaman kavramı anlam bulur, zaman varlığa tabi anlam kazanır, varlık zamana tabi-bağlı anlam kazanıyor değil(nesnel gerçek bildiğiniz zaman anlayışının tam tersi ve varlığın dışından, varlığa zaman tayin edip başlangıç safsatası üretmek ise nafiledir, o ebeple diyorum ki, ortada olan, ortadalık-> yani zaman kavramıyla da ortada olandır(*), zamanın içinde ve zamana bağlı, dışta bir yerlerde ve zamanla peyda olmuyor, ortada deviniyor ve zaman kavramı hayat buluyor(işte o sebeple ortada-lık diyorum yani zaman varlığın dışında da, varlık zamanın bir yerinde meydana gelmiyor, o ortada devindiği için zaman kavramı hayat buluyor, o sebeple zamansal bir dışarıdan peyda olma durumu olmadığı içinde ortada-lık ile ifade ediyorum). öyleyse zaman kavramı içinde varlık->ortadadır. Zaman kavramıyla, ne bir başlangıcı, nede bir sonu yok, ne de zaman da yol alıyor değil->zamanda yol almıyorsa nedir->ortadadır, devinir durur, şeylerin ise yol alması, hareketle ilgilidir ve alınan yollar zaman yolu değil, bildiğimiz fizik, yani hareket-ilişki yoludur, zamansal değil fizikidir ve o fiziki hareketten zaman kavramını soyutlarız, işte tamda form-yapı ve hareket, devinim zeminidir burası, o halde devinen ne? işte bu soruya verilen cevap yazdıklarımdır.)...

Velhelebe
08-05-2018, 14:20
spartacus

Evet şey dediğimiz formdur. Günlük hayatta ise form yerine cisim deriz. Madde ise tözdür. Maddeyi kütle ve hacim olarak anlıyorum ben. Varlık, madde ve form bütündür ve ayrı düşünülemez. Ayrı olarak ifade etmemizin sebebi soyutlamadır, normalde ayrı değiller, bağlı bulunuyorlar. Nasıl ki özellikler formdan ayrı değilse öyle birlikteler, mesela kendinde kırmızılık diye bir şey yok.

Elbette formu ölçerek maddeyi birime indirgeyemeyiz. Madde eşittir elma diyemeyiz mesela, çünkü elma haricinde diğer formları da kapsar. Peki bu formların ortak noktası nedir? Kütle ve hacimdir. Madde özele indirgenemez zemindir(spesifik forma indirgenemez) ama kütle ve hacim diye sınırlanabilir. Bunun için maddeye aşkın olmaya gerek yok bence, bunu akılla anlıyoruz, direk maddenin kendisini görmüyoruz, formlardaki ortak noktadan ulaşıyoruz, tümel ve tikel meselesi yani.

Varlık meselesi de böyle. Varlık nasıl karşımıza çıkıyor? Maddesel mi tinsel mi? Tinsel bir deneyime sahip değiliz ve aklımız kurguluyor tinselliği. Ama maddeselliği algılıyoruz. İşte varlığı ortadadır ve fizik olarak düşünebilmek için var olanlarla ilişkisine bakmak lazım, yoksa salt ortadalık olarak anlaşılmaz. Fizik dediğimiz bütün fiziksel şeyleri kapsar. Fiziksel şeyler ortadadır, yani ortadalık bir nitelik oluyor gibi görünüyor. Dolayısıyla ortadalık fizik ve madde ile karşımıza çıktığı için limiti bu denebilir gibi, sonuçta tinsel veya başka şekilde karşımıza çıkmıyor. Ha fizik ve madde haricinde varlıklar da var ama algılamıyoruz denirse belki fizik ve madde diye varlığı sınırlayamayız ama algıladıklarımıza göre böyle bir çıkarımda bulunabilmeliyiz.

Zaman kavramıyla ilgili teorinizi beğendim. Zamanın A ve B kuramıyla veya kuramın biçimleriyle bir ilişkisi var mı?

Varlık ve maddenin limitinden söz ettim. Elbette bu limit onları forma indirgemiyor, sadece çerçevesini çiziyor. Ama bu limitler madde ve varlığın başlangıcı anlamına da gelmiyor tabi, o sonuç çıkmıyor. Ki başlangıç sorunu irdelenirken zaman kavramıyla doğrudan bir alakası olmayabilir gibi. Yani hangi zaman anlayışı olursa olsun başlangıç olmadığı savunulabilir. Mesela hep sonsuzdan gelmek der insanlar. Burda ayrı bir zaman yolu anlamaya gerek yok.

Mesela basit bir akıl yürütme yapalım. Şu nerden geldi, bu nerden geldi diye geriye gidersek insanlar başlangıç olduğunu düşünür. Mesela kitap nerden geldi? Ağaçtan. Ağaç nerden geldi? Kendi atalarından. O atalar nerden geldi? İlk canlı hücrelerden. Onlar nerden geldi? Kimyasallardan. Kimyasallar nerden geldi? Yıldızlardan geldi diyelim. Yıldızlar nerden geldi? Evrendeki materyalden. Onlar nerden geldi? Böyle sonsuza kadar gidilebilir, bu demek değil ki hareket ve değişimden bağımsız zaman yolu var. Zaman değişimin ölçüsü olarak alsak da böyle bir sonsuzluk söz konusu oluyor. Yani geçmiş bitmiyor, hep onun kaynağı ve onun da kaynağı diye geriye gidilebilir. Sonunda onun neyden geldiğini bilemeyiz ama fiziksel şeylerden gelmiştir heralde diyerek sonsuza gider. Evreni, uzayı bu anlamda sonsuz diye niteleyebiliriz gibi, başlangıcı olmak zorunda değil.

Gözlem ufkumuzla uzayı sınırlamak hatalı olabilir evet. Ama bizim sınırlamamız haricinde sınırı olabilir mi bilmiyoruz. Diyebilirsiniz ki sınırlar formlar içindir, onlara bağlıdır. Bunu diyebilmek için uzayı çok daha iyi bilmek gerekir gibi. Bilimsel bilgi arttıkça bu anlayışlarımız değişebilir sonuçta, ama mevcut verileri açıklarken en iyi açıklama bu diyebiliriz. Bilginin evrimi kesin yargılarımızı baltalıyor, sadece mevcut veriler için şu anlık açıklama sunabiliriz gibi. Dolayısıyla uzay tam olarak nedir ve sınır uzayın muhatabı mıdır, son sonsuzluk anlamlı mıdır bilim gösterecek.

ilahimasal
08-05-2018, 15:22
Madde töz müş ! Özüde vardır ??

Madem öyle insanda töz ! Özüde ruhmu ?

İdealist felsefenin düşünüp düşünüpte işin içinden çıkamayıpta , tam balataları yakacağı anda AMAN HA SIYIRMADAN bir şey uyduralımda orada cevabını bulamadığımız varlığın adını koyalım halidir.

Töz
Öz
Ruh

Alayı da tanrı diyip kapıya kiliti vuruyor.


Her balatayı sıyırdığınız anda niye Tanrı deyip duruyorsunuz ki ?

Melekti cindi periydi yok veliydi.

Bilim bunları tınlamıyor. Maddenin ve yapısındaki en son kuarklara ve onların çeşitlerine kadar sadece araştırıp buluyor ve halen NASIL diye tekrar tekrar deney ve gözlem yolu ile araştırıyor.

Tözcü ve özcü musubetler ise halen vay efendim ahanda tanrı orada diyip yine beyninde ki düşüncenin balatalarını yakmaya uğraşıyorlar.

Vay efendim özün özü nedir? Yok evladım yok özün özü falan . Dibini bulamazssın. Bak en kral idealist felsefecileriniz tözün özü nedir den sonra baktı olmuyor = TANRI diyip kenara çekiliyordu.


Big bang safsatasında öz arayanla
kuantumda ki garipliklerde öz arayanlar

Özü mözü yok. Bilemezsinizde bulamazssınızda.

Gözlemleyemediğiniz her şeyin özünde Tanrı var diyerek zaten amacınızı ortaya koyuyorsunuz. Neden birde o tanrı aramak için yoruluyorsunuzki ? Balatalarınızın yandığı yerde beyninizde bulmuşsunuz zaten.


Zaman sanki nesnesi olan bir şey mişki davranıp konuşarak neyi amaçlıyorsunuz.

Zaman diye bir şey yok. O senin sizin uydrduğunuz ve fakat işinizi kolaylaştırmak için nesneye ( duvar saati , kol saati , atom saati vs ) uyarladığınız soyut.


Tözünüzün özü olan tanrınız da nesneye uyarlanmış bir uyduruk işte.

Tanrınız karşımıza

Cami kilise , turban , tesbih , gereksiz kitaplar olarak çıkıyor.

Velhelebe
08-05-2018, 15:41
Ne idealist felsefeymiş arkadaş :) İdealizm sanıldığı gibi basit bir görüş de değil. Ağır biçimleri var, üzerinde çokça düşünülmüş şeyler. Öyle ha deyince çürütülecek bir görüş değil, baya bir felsefi birikim gerekir çürütmek için. Filozof olmayan birisi idealizmi falan çürütemez.

Düşünsenize Platon, Aristoteles, Kant, Hegel gibi devler var idealizmin arkasında. Bizim haddimize midir idealizmi eleştirmek? Ha yanlış anlaşılmasın idealizmi falan savunmuyorum. Felsefe bilmeyen, felsefi düşünemeyenler realist olurlar, ya da tanrıyı hariç tutarsak materyalist olurlar. Yani sade vatandaş idealist olamaz, idealizmi bilemez, anlayamaz, çürütmesi imkansızdır.

Tanrı görüşü ile idealizm arasında benzerlikler var elbet. Ama hiçbir şey bilmeyen birisi deist, teist olabilir veya tanrı görüşünü eleştirebilirken idealist olamaz, idealizmi eleştiremez. Sade vatandaşın yapması gereken dev filozofları anlamaya çalışmasıdır, çürütme girişimi komik olur. Kahvehanede evrim, tanrı tartışmaya benzemiyor bu konular.

ilahimasal
08-05-2018, 17:24
Arkaaş neyi ağır bu idealistlerin ? Dönüp dolaşıp tanrısına dönüyorlar.

Tanrı zaten çürük bir fikir neyini çürütsün insanlar. Filizof takıntın var. Kurtul.


Felsefe gayet iyi bir düşünme yöntemi ancak idealizmin fikirleri toptan çürük. Idealist felsefeyi felsefeden saymamak gerekir. İdealist felsefe dediğime de bakma felsefeden sayıyorlar işte.

Kendilerince bir hayal dünyası olusturup oradan bilim adına fikirler atıyorlar ortaya hah tamam diyorsun , birde bakıyorsun ki adamın devreler özdü tözdü diyip yanıyor , tekrar dönüp dolaşıp başladıkları yere geliyorlar.

Neymiş tanrı !! öźzz ????!!!!!?????


Geçmişde , ismini ortaya attığın isimlerin elinde ki imkanlar ile konuşuyor fikir üretiyorlardı. Hadi onları anlarızda ! Size ne demeli? Özmüş tözmüş. Cindi periydi


Hem sen kendini filozof falanmı sanıyorsun? Birilerinin ezberini burafa tekrar etmen seni bir yeremi koyar.

Anlatılanı anlamaktan uzak birisin. Kalın kafa diyorlardı galiba.

Burada ezbere konuşma. Burası yeri değil. Burda kutsal yok

spartacus
08-05-2018, 20:22
Evet şey dediğimiz formdur. Günlük hayatta ise form yerine cisim deriz. Madde ise tözdür. Maddeyi kütle ve hacim olarak anlıyorum ben.
Yanlış anlıyorsun.
Kütle -> Bir form-yapının ihtiva ettiği madde miktarı->şey'e dair ölçülebilir niceliktir.

Hacim ise yine forma dair bir kapsam ifadesidir.

Bunlarla maddeyi ifade edemezsiniz.

Madde zemini daha alt bir zemindir, defalarca özetliyorum, izah ediyorum.

Burada maksat madde ile formu ayırmak değil elbette, KAVRAMLARIN HANGİ ZEMİNDE anlam kazandığını idrak etmenizdir.

Hasılı sen ifadelerimi anlıyor musun bu önemli.

DEĞERLENDİRME yapmazdan önce anlama kapasitesi, idrak gerekiyor. E göreliği iyi kavramak gerekir.
Varlık meselesi de böyle. Varlık nasıl karşımıza çıkıyor? Maddesel mi tinsel mi? Tinsel bir deneyime sahip değiliz ve aklımız kurguluyor tinselliği. Ama maddeselliği algılıyoruz. İşte varlığı ortadadır ve fizik olarak düşünebilmek için var olanlarla ilişkisine bakmak lazım, yoksa salt ortadalık olarak anlaşılmaz. Fizik dediğimiz bütün fiziksel şeyleri kapsar. Fiziksel şeyler ortadadır, yani ortadalık bir nitelik oluyor gibi görünüyor.
Yanlış, ortadalık bir nitelik değildir, nitelik şu ya da bu forma dairdir ve esasında özellik zemininde anlam kazanır.
Ortadalık kavramı, iradeden bağımzıs ve her türlü iradi kavrama tabi olmayan anlamıyladır.
Varlık ve maddenin limitinden söz ettim. Elbette bu limit onları forma indirgemiyor, sadece çerçevesini çiziyor. Ama bu limitler madde ve varlığın başlangıcı anlamına da gelmiyor tabi, o sonuç çıkmıyor. Ki başlangıç sorunu irdelenirken zaman kavramıyla doğrudan bir alakası olmayabilir gibi. Yani hangi zaman anlayışı olursa olsun başlangıç olmadığı savunulabilir. Mesela hep sonsuzdan gelmek der insanlar. Burda ayrı bir zaman yolu anlamaya gerek yok.
Uzay ve varlığa bir çerçeve çizemezsiniz(defalarca tekrar ettiriyorsunuz). Kurgu zemninde boşa inat etmeyin.

Hep sonsuzdan gelmek->safsatadır. Şu-bu, şey bağlamında Sonsuzdan ne gelinir nede gidilir, zaten zaman dediğiniz sonsuz olmayan(limitli form) form-yapıların değişimine bağlı-tabi, anlam kazanır, bunuda kavramanız gerekir, yani şey'ler zaman dahilinde değişip, anlam kazanmıyor, aksine zaman o şeylerin hareket-değişimiyle(böylece sonsuz olamaz, sonsuzdan da gelemez) peyda oluyor. yani, varlık zamansız, ortada, ama devinimiyle zaman kavramına anlam veriyor. bunu salt kelimelerle değil, düşünerek anlamalısınız, kısaca varlık devinerek zamana anlam katıyorsa, o halde devineni zamana tabi-bağlı kılmak, zaman küme-sinin içine varlığı yerleştirmek safsata olmayacak mı?. yani varlık sonsuzdan gelip, sonsuza gitmez, zaman kavramıyla bakarsak, zamana muhatap edilemez zeminde, ortadadır, devindikçe zaman kavramı anlam kazanır ve sizlerin sonsuz ve öncelik, sonralık gibi kavramlarınız muhatabı ise formdur, varlık zemininde önce ve sonra yoktur, geçmiş, gelecek diye zaman kavramı anlam taşımaz, anlamsızlaşır ok. Zaman kavramıyla da kavramın özünde, zaten yol katetmek, bir yerden gelip, bir yere gitmek ölçeği yoktur! Zaman değişime dair kıyastır, mesafe cinsinden değildir.
Mesela basit bir akıl yürütme yapalım. Şu nerden geldi, bu nerden geldi diye geriye gidersek insanlar başlangıç olduğunu düşünür.
İşte o ŞU dediğini tanılayan FORM-YAPIDIR, ELBETTE ne diyoruz devinen varlık-madde.
Ne demiştim, madde devindikçe "şu", "şu", "bu" anlam kazanır, tanı forma dair konur böylece şu idi, bu oldu algısı, zaman kavramına hayat verir...
Hasılı zaman kavramının muhatabı FORMDUR, MUHTEVA DEĞİL, YANİ DEVİNENİN KENDİSİ değil, biçimidir(!), ok? O halde başlangıç, bitiş mefhumuda forma dairdir, yani muhteva dediğimiz, ortada olan zamana tabi değil, zaman açısından o sadece ortada devinmekte ve böylece zaman mefhumu anlam kazanmakta.

Yani bu ifadelerimi yazıyla anlayamazsınız, ben size öznel ve özneyi referans alıp merkeze koyan salt form-yapıya dair algıyla oluşan kavramlarla anlatamam, siz düşünerek, emek sarfederek o anlamı yakalamısınız.

Hasılı dönüp uzay-varlık ne zaman başladı, bir başlangıç olmalı vs türündeki her ifade, soru yanılgıdır, öznel hata, safsatadır sadece(bunu idrak edemediğiniz sürece öznel kavramlarla yazışmamaızın anlamı yok, cevap vermek, itiraz için değil önce ANLAMAK için okumalısın). Varlık diyorum, muhteva diyorum, dingilin birisi çıkıp, muhteva ile, yani anlam-kavram bakımından uzama göre-dair olmayan bir ifadeyi - ki tamamen alakasız- limit lafzı üfürüyor, sende o safsatadan-alakasız ilişki safsatası- zor ediyorsun...

Alone Star
08-05-2018, 21:10
Esekle atin ciftlesmesinden dogan katir da evrime bir ornek midir?

Velhelebe
08-05-2018, 22:32
spartacus

Yanlış anlıyorsun.
Kütle -> Bir form-yapının ihtiva ettiği madde miktarı->şey'e dair ölçülebilir niceliktir.

Hacim ise yine forma dair bir kapsam ifadesidir.

Bunlarla maddeyi ifade edemezsiniz.

Madde zemini daha alt bir zemindir, defalarca özetliyorum, izah ediyorum.

Burada maksat madde ile formu ayırmak değil elbette, KAVRAMLARIN HANGİ ZEMİNDE anlam kazandığını idrak etmenizdir.

Hasılı sen ifadelerimi anlıyor musun bu önemli.

DEĞERLENDİRME yapmazdan önce anlama kapasitesi, idrak gerekiyor. E göreliği iyi kavramak gerekir.

Bence hala ortada bir yanlış yok. Maddenin tanımı kütle ve hacimdir. Ayrı bir felsefi tanıma gerek yok. Kütle ve hacim tanımı genel bir tanımdır, herhangi bir forma indirgenemez. Mesela elma, armut, kapı, televizyon vb bunların hepsi de maddeye örnektir, formdurlar. Form ve yapı denilen şey maddenin örneğidir, madde kendi başına kullanıldığında geneldir. Verdiğim örneklerdeki ortak nokta nedir? Kütle ve hacimdir.


Yanlış, ortadalık bir nitelik değildir, nitelik şu ya da bu forma dairdir ve esasında özellik zemininde anlam kazanır.
Ortadalık kavramı, iradeden bağımzıs ve her türlü iradi kavrama tabi olmayan anlamıyladır.

Ortadalığı zihinden bağımsız olarak var olmak olarak tanımlıyorsunuz, yani var olma durumu. Var olanlar ile olmayanları ayırıyor ortadalık. Mesela elma ortada ama superman değil. Dolayısıyla elmanın hem özelliği hem niteliği oluyor ortadalık. Diğer var olan şeyler de ortadadır, bu manada ortak olduğu için özellik bağlamındadır, ama var olmayanlara göre de niteliktir onlardan ayırdığı için.


Uzay ve varlığa bir çerçeve çizemezsiniz(defalarca tekrar ettiriyorsunuz). Kurgu zemninde boşa inat etmeyin.

Hep sonsuzdan gelmek->safsatadır. Şu-bu, şey bağlamında Sonsuzdan ne gelinir nede gidilir, zaten zaman dediğiniz sonsuz olmayan(limitli form) form-yapıların değişimine bağlı-tabi, anlam kazanır, bunuda kavramanız gerekir, yani şey'ler zaman dahilinde değişip, anlam kazanmıyor, aksine zaman o şeylerin hareket-değişimiyle(böylece sonsuz olamaz, sonsuzdan da gelemez) peyda oluyor. yani, varlık zamansız, ortada, ama devinimiyle zaman kavramına anlam veriyor. bunu salt kelimelerle değil, düşünerek anlamalısınız, kısaca varlık devinerek zamana anlam katıyorsa, o halde devineni zamana tabi-bağlı kılmak, zaman küme-sinin içine varlığı yerleştirmek safsata olmayacak mı?. yani varlık sonsuzdan gelip, sonsuza gitmez, zaman kavramıyla bakarsak, zamana muhatap edilemez zeminde, ortadadır, devindikçe zaman kavramı anlam kazanır ve sizlerin sonsuz ve öncelik, sonralık gibi kavramlarınız muhatabı ise formdur, varlık zemininde önce ve sonra yoktur, geçmiş, gelecek diye zaman kavramı anlam taşımaz, anlamsızlaşır ok. Zaman kavramıyla da kavramın özünde, zaten yol katetmek, bir yerden gelip, bir yere gitmek ölçeği yoktur! Zaman değişime dair kıyastır, mesafe cinsinden değildir.

Ben şunu anlıyorum. Zaman hareket ve değişimin sebebi değil sonucudur. Yani zaman değişimin ölçüsüdür, sağlayanı değil. Bu bağlamda varlık ve formlardan ayrı bir zaman yolu kurgulayıp değişimin sebebi olarak sunamayız elbette.

Sonsuzdan gelmek demek uzaysallaştırılmış zaman değildir ki. Formlar sonsuz değil ama formların kaynağı ne diye gide gide bir yerde duracak mıyız, durmayacak mıyız mesele bu aslında.


İşte o ŞU dediğini tanılayan FORM-YAPIDIR, ELBETTE ne diyoruz devinen varlık-madde.
Ne demiştim, madde devindikçe "şu", "şu", "bu" anlam kazanır, tanı forma dair konur böylece şu idi, bu oldu algısı, zaman kavramına hayat verir...
Hasılı zaman kavramının muhatabı FORMDUR, MUHTEVA DEĞİL, YANİ DEVİNENİN KENDİSİ değil, biçimidir(!), ok? O halde başlangıç, bitiş mefhumuda forma dairdir, yani muhteva dediğimiz, ortada olan zamana tabi değil, zaman açısından o sadece ortada devinmekte ve böylece zaman mefhumu anlam kazanmakta.

Yani bu ifadelerimi yazıyla anlayamazsınız, ben size öznel ve özneyi referans alıp merkeze koyan salt form-yapıya dair algıyla oluşan kavramlarla anlatamam, siz düşünerek, emek sarfederek o anlamı yakalamısınız.

Hasılı dönüp uzay-varlık ne zaman başladı, bir başlangıç olmalı vs türündeki her ifade, soru yanılgıdır, öznel hata, safsatadır sadece(bunu idrak edemediğiniz sürece öznel kavramlarla yazışmamaızın anlamı yok, cevap vermek, itiraz için değil önce ANLAMAK için okumalısın). Varlık diyorum, muhteva diyorum, dingilin birisi çıkıp, muhteva ile, yani anlam-kavram bakımından uzama göre-dair olmayan bir ifadeyi - ki tamamen alakasız- limit lafzı üfürüyor, sende o safsatadan-alakasız ilişki safsatası- zor ediyorsun...

Zamanın muhattabı muhteva(madde) değil formdur diyorsanız şu bu formun sebebi nedir diye geriye gittiğimizde muhteva aynı olmalı, farklı bir muhtevaya geçiş ya da muhteva yokken muhtevanın oluşması olmamalı. Sadece form ve yapı değişmeli ama muhteva aynı kalmalı yani. Peki durum gerçekten öyle mi? Ayrıca muhtevadan kastınız madde ama madde tanımınız da önemli. Kütle ve hacimden ayrı bir tanımınız varsa keyfi olabilir iddialarınız.

Uzay ile varlığı birlikte zikrediyorsunuz aynıymış gibi ama bence farklı kavramlar. Uzayın tanımı vikide şöyle: "Uzay, Dünya'nın atmosferi dışında ve diğer gök cisimleri arasında yer alan, gök cisimleri hariç, evrenin geri kalan kısmındaki sonsuz olduğu düşünülen boşluğa verilen isimdir. Dikkat ederseniz sonsuz olduğu düşünülen diyor, kesin bir veri yok yani. Tabi size göre uzay ne sonlu ne de sonsuz ama aslında kastettiğiniz sonsuz ve sınırsız olduğudur. Çünkü size göre uzayın sınırı ve başı sonu yok, demek ki hem sonsuz hem sınırsız ama iddiada bulunmuyor gibi gözüküp gizli iddiada bulunuyorsunuz gibi geldi bana.

Benim anlatmak istediğim konuya ilk mesajımdan beri varlığın da limiti olduğu ama elma, armut, kapı vblerdeki gibi olmadığı. Sonuçta fiziksel şeyler var, varlık fiziksel görünüyor şu an için. Yani sınırı fiziktir varlığın denebilir gibi.

nizamname
09-05-2018, 01:46
üstat küvet sen benim yazdıklarımı tamamen yanlış yorumlamışsın ilk önce şunu bir netleştirelim dünyamız ve evren sonradanmı varoldu
6- Dünya ezelden beri vardı diye kim söylemiş? Nerede gösterin? Başka bir şaka mı bu yoksa? Yanlış algınız üzerinde bilim adamlarına çamur atmayın..Dünya kaç yaşındaymış siz söyleyin hele bakalım? yukardaki yazdığınız maddeye istinaden söylüyorum dünya sonradan varoldu bu doğrumu?
Eğer doğru ise ne şekilde oluştu benim bildiğim ilk oluşumda dünya bir ateş kütlesi halinde idi zamanla soğudu
Hal böyle ise soğuduktan sonra binlerce hatta milyonlarca canlı türleri ilk üremelerini nasıl başlattılar bu bahsettiğiniz termodinamik enerji nereden nasıl üretti aşağıdaki yazıdan anladığım var olan bir mekanizma yada sistemin ürettiği enerji eğer bu doğru ise bu sistem nasıl oluştu .
Yoktan enerji üretmek ya da var olan enerjiyi yok etmek için yapılan çalışmaların
başarısızlıkla sonuçlanmasından birinci yasa ortaya çıkmıştır. İşin ısıya dönüşümü
Benjamin Thomson (1753 - 1814) ve James Prescott Joule {1818 - 1887) tarafından
nicel olarak incelenmiştir.
Diğer enerji türlerinin tümüyle ısıya dönüştüğünü denel yoldan gösteren Joule 1840
yılında 1 cal'lik ısının 4,184 J değerindeki işe eşit olduğunu bulmuştur.
Bu alandaki benzer çalışmalar da göz önüne alınarak «evrendeki enerji sabittir»
şeklinde özetlenebilen termodinamiğin birinci yasası kabul edilmiştir.
Bu yasaya göre, enerji var iken yok, yok iken de var edilemez ancak bir halden diğer
bir hale dönüştürülebilir. Enerjinin yaratılamayacağı ve yok edilemeyeceği düşünülerek
tüm fiziksel ve kimyasal olaylar için enerji denklikleri yazılır.
Birde bu termodinamiğin ikinci kanununda bulunan entropi eğer bu da doğruysa kıyamet yakın demektir...
Termodinamiğin ikinci kanununun önemli konularından biri de entropidir. Kainattaki bütün olaylarda entropi (değişiklik) artışı vardır. Bu sebeple kainatın entropisi hızla artmaktadır. Nihayet kainatın entropisi maksimum noktaya gelecektir. Maksimum olması demek, daha fazla artmaz demektir. Bu da entropi artışını meydana getiren kainattaki olayların durması demektir. Kainattaki olayların durması, bitmesi demekse kıyametin kopması demektir. Burada olduğu gibi, müsbet ilimler doğru anlaşılır ve herhangi bir felsefi görüşe alet edilmezse insanı gerçeğe ve Allah'a götürmektedir.
KİNETİK ENERJi
Kinetik nedir? Kinetik enerji ne demektir? Anlamı

Potansiyel enerjinin kinetik
enerjiye dönüşümü
(fizik) Temeli yada ilkesi hareket olan, hareketle ilgili, hareket dolayısıyla oluşan, devimsel.
(felsefe) Tüm doğal olayların harekete bağlı olduğunu ve hareketle açıklanabileceğini öne süren görüş.
Eğer bu tanımlar doğruysa ilk hareket nasıl başladı bunu ne başlattı
Bütün bunca oluşumları nasıl olur da enerji ve bileşenlerle acıklayabilirsiniz
Örneğin insanın hareket mekanizmasını kontrol eden beyin neden kalbin calışmasını kontrol edemiyor
vücudumuzdaki tüm düz çizgili kaslar beynin kontrolündeyken nasıl olurda kalp kası düz çizgili kas olduğu halde beyinden bağımsız çalışır ?
yapay organ şu ana kadar üretilebildimi vücudumuzdaki böbrekle birebir aynı ebatta ve aynı fonksiyonları sağlayan aynı işlevleri yapan bir organ?
Asıl bana yeryüzündeki bu kadar farklı oluşumların var olma sebebini ve bütün bunların insanlığın emrine sunulma gayesini acıklayabilirmisiniz?
Ayrıca akıl ve mantık sonradanmı insanlarda gelişti eğer böyle ise ilk insanlar hayatta kalmayı nasıl başardılar mesela mısır pramitlerini yapan insanlar günümüz insanlarından dahamı akılsızdılar acaba akıl ve fikir bizlerde zaman ilerledikce kazanılan bir olgu ise yüzyıllar önce insanlık ve bilim adına yapılan buluşları ve yapıtları (hatta bazılarının günümüz teknolojisi ile bile yapılabilineceğini bir gerçek) nasıl olmuşta o kadar imkansızlık içinde yapmışlar ? yoksa uzaylılarmı
Msela sen bana kendi oluşumunu açıkla o iki bileşenin içine ( sperm ve yumurta ) sana verilen bunca özellik nasıl ve kim tarafından konuldu mesela doğduğunda daha aklın ve beynin gelişmemişken nasıl aç olduğunu anlıyordun ve nasıl oluyorda acıkınca ağlıyarak meme istiyordun bunu senin genlerine ne yerleştirdi
Bir dişi hayvanı ele alalım onun genlerine annelik içgüdüsü nasıl yerleşti yavrusunu dünyaya getirdiği an nasıl oluyorda yıkayıp temizleyip emzirebiliyor onu canı pahasına koruyor bu özelliği ona hangi enerji dalı verdi?
enerjiler akılda üretebiliyormu merhamet vijdan kin ve nefrette üretebiliyormu mesela?

İlk canlılarda sizin anladığınız anlamda akıl ve düşünme kabiliyeti var mıydı acaba? Enjekte etmek nedir yahu? Akıl fikir dediğin beynin, yani bir organın bir fonksiyonu, yani canlılığa içkin zaten başka bir anlamda..Bir bütün. Niceliğin getirdiği bir nitelik. Ne kadar beyin, o kadar akıl fikir. Ne kadar ekmek o kadar köfte. Herşey fiziksel.mi acaba ?
O zaman insanları oluşturan o sperm ve yumurtanın içine beyin ve o beynin içine akıl ve fikri koyan güç yada sır ne ?
ilk canlılarda akıl ve fikir yoksa nasıl hayatta kalabildiler ilk anne ve ilk baba nasıl oluştu ve bunlar evlatları olunca onu nasıl bakacaklarını nereden öğrendiler ona sevgi ve şevkat göstermeyi onu beslemeyi bu içggüdüleri onlara bu yukarıda zikrettiğiniz enerjilermi verdi? burada bir şeye dikkatinizi cekerim ilk insan demiyorum bütün canlıları düşünün eger öyle ise sizin tanrınız bu enerjilermi
ve kusura bakmayın ben cahilim ama galiba sizde çok akıllı sayılmazsınız demekki sizin bu enerjileriniz canlıların hislerinide belirliyor
mesela bir kuşa bir yılana bir ineğe annelik içgüdüsünü empoze edebiliyor bazı kendini insan sanan anelere bunu öğretemezken
bende sürçü lisan etti isem af ola
SAYGILAR......
__________________________________________________ ___
© Kaynak: https://www.lafsozluk.com/2014/05/kinetik-nedir-kinetik-enerji-ne.html

ilahimasal
09-05-2018, 11:25
O zaman insanları oluşturan o sperm ve yumurtanın içine beyin ve o beynin içine akıl ve fikri koyan güç yada sır ne

Bak işte burdan sonrası bilimin işi . Dinler ve onların takipcileri burdan sonrasına sadece tabansız temelsiz düşünceler ortaya atarlar , orada da kalırlar bir adım dahi ilerleyemezler çünkü tanrı sözü diye tapındıkları kitaplarda bunların cevabı yoktur. Cevabı olmamasının sebebide o günlerin şartlarında ne görüyorsa onun üzerinden zırvalar üretip , o zırvalar üzerinden baskı ve şiddet yöntemi ile insanları sadece ve sadece inandırdıklarını sanıyorlardı.

Tâ- ki ronesans ve ardından maddenin yapısına dair bilgilere araştırma ve sorgulama sonucu elde edilene kadardı inançlarının yalan olduğu.

19 - 20 ve 21 yy da ki bilimsel gelişmeler bunların inançlarını müze raflarına kaldırdı.

İnanç sahipleri kitap dediklerinden insanları ikna edecek bir sonuç elde edemeyeceklerini anlayınca KAREKTERSIZCE bilimin ortaya koyduğu her bilgiye virgül atıp yanına ahanda kitapta vardı bak şurada bu yazıyordu gibi yöntemlere başvurmaya başladılar. Öyle ki günümüzde mitolojik nuhun oğluna ve kendine CEP TELEFONU yakıştıracak tipler bile ortaya çıktı.

Buraya da geliyor bazı islami tipler , kitaba bakıyor , kitapta hiç bir açıklayıcı bilgi bulamayınca o KAREKTERSIZ kişiliği ile bilim ortaya koyduğu her şeyi sanki kitabın sözü gibi değerlendirip abuk subuk fikirler ortaya koyuyorlar.

Neymiş efendim ilk canlı nasıl olmuş muş.

Kitaba göre toprak ve üfürükten , orada böyle yazıyor ve sana senin sorunun cevabını vermiş işte daha ne sorup duruyorsun.

Ha sen bilime bakıp kitaptaki safsata inanamıyorsan açık konuş. De ki ..........

Bilimin ortaya koyduğu bilgilere neden sıçrıyorsun ve eeeee biz neden olduk diye sorup peşinden de tanrı saçmalığını söylüyorsun ki ?

Sizlerin işin içinden düşünce ve inançlarınızla çıkamadığı anda tek çıkar yolunuz var TANRI diyip sıyrılmak .

İşte bilimde öyle olmuyor . Bilim tanrı var mı yok mu !! Derdinde değil karşısına çıkan her şeyi kurcalıyor ve NASIL diye araştırıyor. Elbetteki sonuca henüz ulaşmadığı halende peşinde olduğu bir çok bilinmez var . Burada bilinmez var ben o zaman buna Tanrı diyip kurtulayım da demiyor.


Senin kitabında kilerin hepsi fantazi , atmasyon , üfürme dir bunu önce kabul edeceksin. Yüceltme yönteminiz FOS çıktı artık bunu anlayınız.


Tek teklerden araştırma deney gözlem yolu ile kullanılan yönte mi geçerli dir. Yoksa üfürükten yalandan üretilen tek dediğiniz anlamsız manasız nesnesiz bir üfürükten yola çıkarak mı gerçeğe ulaşacaksınız bunun ayrımını yapmadan devam etmeyin.

Bu ayrımı yapmayıp tekten yola çıkıp , tek tek araştırma yapanların yöntemi bilgi ile karşılık vermeye kalkarsanız bu karektersizlik oluyor.

Madem kitabınıza bağlısınız ve gerçek diyorsunuz. Andromeda galaksisini , atomu , kuarkı , elektronu , ışığın yapı ve hızını , güneşin yapısını , hücreyi , beyinin yapısı ve işleyişini , dunyadaki tüm canlı türlerini , havada uçan demir yığının nasıl uçtuğunu vs vs

Bunların tamamını oradan bulup konuşacaksın. Bilim bunu ortaya koyana kadar susup bulunca zıplamayacaksınız.


Bu çağda hangi salak yıldızların yer yüzüne düşeceğine evet diyebilir ki !!!

Bu çağda hangi salak uzayın 7 kat olduğuna heee evet diyebilir ki

Bu çağda hangi salak karınca ile konuşan birisine evet diyebilir ki

Uzarda uzar.


Kurandan konuş arkaaş bilimden değil.

Velhelebe
09-05-2018, 16:44
Sperm sorusuna cevap vereyim. Sperm suya benziyor ve bazıları bu sudan nasıl canlı çıkabiliyor diye merak ediyor ve hayret ediyorlar. Demek ki biçimi su gibi ama diğer sulardan farklı, canlı oluşturma potansiyeli var. Biyolojik olarak spesifik detaylara girilebilir ama sorun detayları bilip bilmemek değil, sorun yaklaşımda.

Spermin potansiyelini gördüğümüz halde olmayan açıklamalar arıyoruz, olmayanı olmuş gibi göstermeye çalışıyoruz. Detayını merak eden açar biyoloji kitabı okur ama dediğim gibi yaklaşım hatalı. Sperm ve yumurta bir araya gelince yeni birey oluşuyor ve ayrı bir açıklamaya gerek yok genel bağlamda, temeli bu.

Peki beyin nasıl düşünce üretiyor? Tamamen nöronlar arası ilişki ile. Mesela beyninde patolojik sorunları olan insanların bilişsel kapasitesi düşüyor, düşünme kabiliyeti eksiliyor.

Hasılı birçok problem ya da sorulan sorular aslında dilsel ya da mantıksal hatalardan kaynaklanıyor, yani gerçek sorunsallar değiller. O yüzden bilgi tartışması yerine sorunsalların meşruiyeti tartışılmalı, bilgiyle alakası yok.

spartacus
09-05-2018, 17:52
Bence hala ortada bir yanlış yok. Maddenin tanımı kütle ve hacimdir. Ayrı bir felsefi tanıma gerek yok.
Velhelebe :)
Kütle -> MADDE MİKTARIDIR, niceliktir. Bunu kavrayabildin mi? Maddenin tanımı nasıl olurda = madde miktarı olur, acaba diyorum normal insanlar böyle absürt düşünüyor da ben mi anormalim? Hacim dediğin ise yine dediğim gibi forma dayalı bir ifadedir, kısaca bir cisimin boşlukta kapladığı alan diyelim.

Eee madde demek => Madde miktarı ve bir cisimin boşlukta kapladığı alandır demek mi? açıkladım ama sen hala neye hizmet ısrar ediyorsun? Mesela elma nedir, sepetteki elma adedi ve sepette kapladığı alandır demek elmanın tanımı mı oluyor, dingil? hayeret ki ne hayret önceki yazımda o kadar basit ifadem ettim ki bunu, yuh artık, şaşkınım mı desem, ama artık şaşırmıyorum.

Eğer siz bir şeyi, biçimine dayalı tanımlamaya kalkarsanız, o tanım biçimine dairdir ve o biçim değişkendir, biçimin mutevasını(bakınız biçimden azade!!!!!!!!!), biçimi tanımlamakla tanımlamış olmazsınız ve muhteva(biçimden bağımsız olan!) biçime bağlı değildir, aksine biçim muhtevaya bağlıdır.

MADDE-> BOŞLUK olmayandır(boşluk olarak ifade edilemez olan ve boşluğu da anlamlı kılandır! boşluk dediğin an varlığı, varlık dediğin an boşluğu anlamlı kılmış olursun), bu kadar basit. Ortadalığı zihinden bağımsız olarak var olmak olarak tanımlıyorsunuz, yani var olma durumu. Var olanlar ile olmayanları ayırıyor ortadalık. Mesela elma ortada ama superman değil. Dolayısıyla elmanın hem özelliği hem niteliği oluyor ortadalık.
Eh yani o kadar basit ifadeleri dahi anlamama kapasitesi göstermene şaşırmıyorum artık. Ortadalık ifadesi, olan ile olmayanı ayırmak için kullanmadım.

3 biçimde bakabiliriz ama beni ilgilendiren 2 biçime değineyim;
Örneğin yön diyelim, bir misket olsun. Kuzey, doğu, batı, güney... Misketten bakığımızda, misket, kuzey, güney, doğu, batının ortasındadır. Ok.

Bu kısımı anladın mı?

Geçelim zaman kavramıyla ortadalık meselesine.
Zaman dedim, şeylerin hareket ve değişimiyle anlam kazanır, yani en temelde varlık gelir, devinerek zaman anlam kazanır. Misket nasıl ki, yön kavramlarımız için örnekte ortada ise, zaman kavramımız açısından da varlık ortadadır,yani zamanı anlamlı kılandır! Buraya kadarını anladın mı?
Öznenin, öznelliği ve kendisini merkez almasından dolayı düştüğü yanılgıyı da açıklamıştım. Özne, varlık devindikçe elde ettiği zaman kavramını, uzaysallaştırır. Yani önce-sonra gibi bir yol-mesafe cinsinden bir algı oluşturur, böylece uzam-uzaymış gibi zamanı yol'laştırır.

Düştüğü yanılgıdan dolayıda varlığı, ÖNCE olmayan AMA SONRA var olan, veya varlık(!) zamanla(! zaman varlıktan bağımsız olamaz ki), zaman yolunda ilerlerken(?!), zamana bağlı değişen, şu iken bu olan olarak algılamaya başlar. Oysa varlık öncede, sonra da varlık, bu bağlamda da ne dedim yine, ortada(zaman yolunda(böyle bir yol yok!), zaman olarak mesafe cinsinden(zaman mesafe cinsinden bir kavram değil), zaman kavramıyla, bir orada(öncede), bir şurada(sonrada) olmuyor, aksine ortada(önce, sonra değil, ortasında, öncesi, sonrası yok). önce dediğinde de varlık, sonra dediğinde de varlık->müstakil. ortada(devinince önce, sonra anlam kazanıyor, varlık ve nesnel gerçek ise tam ikisinin merkezinde->ortada, anlayacağınız kavramla -daima şimdi de). zaman da aynen misket örneği gibi, varlığa göre anlam kazanıyor(ok!), öyleyse zaman kavramı açısından varlık nedir ortadadır, aynen yön kavramı için misketin ortada olması gibi... varlık ortada, onu merkeze koyup, 360 derece açısının bir yerine zaman mefhumunu koyacaksınız(idrak için söylüyorum çarpıtmayın yine, ne oldu, zaman kavramı namına merkezde-ortada)

Buraya kadarını da anladın mı?

Şimdi misket örneğimize dönelim.
Yön neydi?
Yön gerçekte olmayan, ancak öznelerin kendi ya da başka cisimleri, form-biçimleri referans, dayanak edip, bakış-duruş açılarına göre referanslarını birbiriyle kıyaslayarak elde ettiği(özneye de bağlı) bir kavramdı değil mi?

Yön açısından bakarsak ortada duran ne? ÖZNE değil mi?

Şimdi zaman açısından bakarsak ortada olan ne? HAREKET, hareket eden ne? varlık, değişen ne? varlığın biçimleri. Öyleyse nasılki misket soyut, görece kavram olan yön ifademde ortada ise, varlık da zaman açısından ortadadır, yani varlığın öncesi, sonrası yoktur(zaman kavramıyla), zaman uzaysal bir kavram değil, değişimin tespitiyle yapılan kıyasla ilgilidir. Demek ki zaman açısından bakarsanız, varlık, ortadadır. Ortada devinir durur(zaman açısından) ve zaman ortada devinen varlığın hareketiyle anlam kazanır, varlığa ve hareketine, değişen biçimlere BAĞLIDIR.

BUNU DA ANLADIN MI? YANİ VARLIK, NE ÖNCE, NE DE SONRA DA değil, ortada->zaman kavramıyla, nasıl ki misket ortada iken biz miskte dayalı doğu, batısı, kuzeyi, güneyi diyebildiysek ve böylece merkezde-ortada olan misket ve misketin merkezde-ortada olmasına mütevellit, miskete göre yön tayini yapılabildiysek, işte varlıkta zaman kavramı açısından ortada, merkezde, temeldedir, o ortada devinir, ondan önce ne bir zaman vardır ne de ondan sonra bir zaman vardır, zaman ancak önce ve sonrası olmayan zeminde, varlık zemininde, varlığın hareketiyle anlam kazanır... Nasıl ki misketin varlığı(ortadalığı, mevcudu, formu) yönlere bağlı değilse, varlık da zamana bağlı değildir, sen dilediğin kadar değişen biçimlerinde sonsuzluk ifadesi türet, varlık zeminini bağlamayacaktır. Misket açısından da sonsuz açıda bakış açını değişirsen, sonsuz sayıda yön ifade edebilsen dahi, eğer o yön tayinin miskete bağlı ise misketin etrafında dönüp dolaşmaktan daha öteye geçemezsin, anlayabiliyor musun? Eğer zaman varlığa bağlı ise sonsuz sayıdada dönüp, dallandırıp, dolaştırsan varlığın etrafı-biçimleri arasında dönüp, durmaktan daha öteye, varlıktan daha öteye geçemezsin, limitmiş, mimitmiş, ifade ettiğimle, anlattıklarımla alakası yok, alakasız safsata örneği türetiyorsunuz ve evet sizin bakış açınızın bir sorunu, limit sorunu var(varlıktan öteye, daha alt bir zemine geçemiyorsunuz), yani limit lafzı üfürüken dahi kendi düştüğünüz batağın farkına varmıyor, benim anlattıklarımı anlamamakta ısrar ederken, size zaman kavramının sınırı-limitini ben anlatmakla, sizin asıl limit sorununuzu açık ediyorum(anlamıyorsunuz orası ayrı).

HALA LİMİT DİYORSUN, O LİMİT LAFZINI DİNE MİNE NE DİYEN BİR cehalet ABİDESİ, ifadelerimle anlamıyla, ifade gayemle alaksız olarak ORTAYA ıkındı. BEN NE ANLATIYORUM SİZ NE ZIRVALIYORSUNUZ?

Senin önce, sonra dediğin varlık zemininde sanaldan ibaret, varlık-fizik-uzay, öncesi, sonrası yok bunların, çünkü o zeminde zaman yok, zaman ancak varlığın biçimlerinin değişimiyle ilgili, yani senin limit, limit diye zor edeceğin ne olursa olsun bir çıkmaz sokak gibi, varlığa toslamaktan ve zamansızlıktan öte gitmez.
Yani öncesi, öncesi diye gitsen dahi, varlık zeminine bunu vuramazsın, varlık-uzay-fiziğin o zeminin öncesi yok, öncelik, sonralık verili koşulda, müstakil olanın(varlık) hareketinden ibaret. Yani geçmiş, gelecek diye kafanda sanallaştırıp, uzaysallaştırdığın bir zaman uzayı-yolu yok, mesafe cinsinden bir birim de değil. Geçmiş, gelecek nesnel bir gerçeklik değil, öznenin, form-biçimlere dayalı HAFIZA vasıtasıyla kaydettiği sembolik biçimle, devinmekte olanın devinerek açığa çıakrttığı zaman kavramıyla, verili durumda ki biçimle yaptığı kıyastan ibaret.

Benizorluyorsun çünkğü 50 kere dedim ki, bildiğiniz kelime ve kavramlarla ben izah edemem, çünkü tüm kavramarımız özneden hareketle, özne ise kendisiniş merkez, referans almadığı sürecede kavram elde edemiyor.

DÜŞÜNMEK ZORUNDASIN, kelime oyunlarını bırakın.
Sonsuzdan gelmek demek uzaysallaştırılmış zaman değildir ki. Formlar sonsuz değil ama formların kaynağı ne diye gide gide bir yerde duracak mıyız, durmayacak mıyız mesele bu aslında.
Velhelebe gide, gide derken dahi mesafe cinsinden ele alıyorsun. Öyle bir yol yok. Gitmiyorsun, ortada derken ne kastettiğimi anlasaydın(anlamak için uğraşsan) zaten böyle sorularının safsata olduğunu anlayacaktın.

Gidecek bir yeriniz yok, varlık-fizik-uzay, sadece şimdide'dir, öncesi, sonrası yok. Tekrar, tekrar izah etmek zorunda mıyım?
Önce dediğin, sonra dediğin, gide, gide dediğin bir YOL MAHSULÜ, hafızanda varlığın bir biçimiyle, diğeri arasında yaptığın kıyastır, birisi -önce- sanaldır, verili durumda her halükarda, varlık bir yere gitmiş değil, zaman kavramıyla bir yere gitmiş, gelmiş değil, sadece HAREKET halinde, deviniyor, yani ortada deviniyor. O zeminde biçimin ne olduğu ,varlık açısından önem arzetmiyor. Varlık bir yere gitmiyor, sen varlık zemininde gide, gide, gidemezsin, öyle bir zemin, öyle bir yol, öyle bir zaman kaynağın yok.

Elma, çürüdü mü? Çürüdü, değişen ne? form, varlık başka bir şey mi oldu, yani varlık zemini yok oldu, sonra zaman dahilinde yeniden mi peyda oldu ki gide, gide, gitmekten söz edesin. İşte ortada derken kastımın diğer kısmı da budur. Yani oradaki değişim BİÇİMSELDİR(!), bunu ardışık bir uzama bağlayıp, oradan kafana göre gide, gide diye bir son-sonsuzluk üfüremezsin, çünkü o zemin böyle bir üfürüğün muhatabı olamıyor. Her halükarda biçimi ne olursa olsun kaybolmayan bir temel-taban zemin var, işte o zemin varlıktır, o sebeple de ortada devinen diyorum, ortada deviniyor böylece zaman kavramı peyda(!) oluyor.
Uzay ile varlığı birlikte zikrediyorsunuz aynıymış gibi ama bence farklı kavramlar.
Gerizekalı değilsin umarım? Birlikte zikretmek ne zamandan beridir aynı olduğu iddiası oldu, bu kadar mı malsınız? İşiniz gücünüz yok, ahmaklık vesikası lafazanlığı mı yapacaksınız, zaman israfı, sırf lakırtı etmek ve vakit öldürmek. o boyunlarınızın üzerindeki saksıyı çalıştırmamak için boşa zaman öldürmekten ayrı bir zevk mi alıyorsunuz?
Ulan uğraştığınız şeylere bakın, ben sana anlatabilmek için çalışıyorum, uzay-varlığı birlikte düşünmeli diyorum sen bu sözden bile ikisi aynı şey demişim gibi bir ÇARPITMA algısına düşüyorsun, aferin, zaman israfına devam edecek miyiz? eeceksek burada kapatıyorum, önceki ifadelerim gayet açık, anlayan, anlamak isteyene zaten tekrar, tekrar yazmam gerekmiyor...

world
09-05-2018, 20:05
Velhelebe :)
Kütle -> MADDE MİKTARIDIR, niceliktir. Bunu kavrayabildin mi? Maddenin tanımı nasıl olurda = madde miktarı olur, acaba diyorum normal insanlar böyle absürt düşünüyor da ben mi anormalim? Hacim dediğin ise yine dediğim gibi forma dayalı bir ifadedir, kısaca bir cisimin boşlukta kapladığı alan diyelim.

Eee madde demek => Madde miktarı ve bir cisimin boşlukta kapladığı alandır demek mi? açıkladım ama sen hala neye hizmet ısrar ediyorsun? Mesela elma nedir, sepetteki elma adedi ve sepette kapladığı alandır demek elmanın tanımı mı oluyor, dingil? hayeret ki ne hayret önceki yazımda o kadar basit ifadem ettim ki bunu, yuh artık, şaşkınım mı desem, ama artık şaşırmıyorum.

Eğer siz bir şeyi, biçimine dayalı tanımlamaya kalkarsanız, o tanım biçimine dairdir ve o biçim değişkendir, biçimin mutevasını(bakınız biçimden azade!!!!!!!!!), biçimi tanımlamakla tanımlamış olmazsınız ve muhteva(biçimden bağımsız olan!) biçime bağlı değildir, aksine biçim muhtevaya bağlıdır.

MADDE-> BOŞLUK olmayandır(boşluk olarak ifade edilemez olan ve boşluğu da anlamlı kılandır! boşluk dediğin an varlığı, varlık dediğin an boşluğu anlamlı kılmış olursun), bu kadar basit.
Eh yani o kadar basit ifadeleri dahi anlamama kapasitesi göstermene şaşırmıyorum artık. Ortadalık ifadesi, olan ile olmayanı ayırmak için kullanmadım.

3 biçimde bakabiliriz ama beni ilgilendiren 2 biçime değineyim;
Örneğin yön diyelim, bir misket olsun. Kuzey, doğu, batı, güney... Misketten bakığımızda, misket, kuzey, güney, doğu, batının ortasındadır. Ok.

Bu kısımı anladın mı?

Geçelim zaman kavramıyla ortadalık meselesine.
Zaman dedim, şeylerin hareket ve değişimiyle anlam kazanır, yani en temelde varlık gelir, devinerek zaman anlam kazanır. Misket nasıl ki, yön kavramlarımız için örnekte ortada ise, zaman kavramımız açısından da varlık ortadadır,yani zamanı anlamlı kılandır! Buraya kadarını anladın mı?
Öznenin, öznelliği ve kendisini merkez almasından dolayı düştüğü yanılgıyı da açıklamıştım. Özne, varlık devindikçe elde ettiği zaman kavramını, uzaysallaştırır. Yani önce-sonra gibi bir yol-mesafe cinsinden bir algı oluşturur, böylece uzam-uzaymış gibi zamanı yol'laştırır.

Düştüğü yanılgıdan dolayıda varlığı, ÖNCE olmayan AMA SONRA var olan, veya varlık(!) zamanla(! zaman varlıktan bağımsız olamaz ki), zaman yolunda ilerlerken(?!), zamana bağlı değişen, şu iken bu olan olarak algılamaya başlar. Oysa varlık öncede, sonra da varlık, bu bağlamda da ne dedim yine, ortada(zaman yolunda(böyle bir yol yok!), zaman olarak mesafe cinsinden(zaman mesafe cinsinden bir kavram değil), zaman kavramıyla, bir orada(öncede), bir şurada(sonrada) olmuyor, aksine ortada(önce, sonra değil, ortasında, öncesi, sonrası yok). önce dediğinde de varlık, sonra dediğinde de varlık->müstakil. ortada(devinince önce, sonra anlam kazanıyor, varlık ve nesnel gerçek ise tam ikisinin merkezinde->ortada, anlayacağınız kavramla -daima şimdi de). zaman da aynen misket örneği gibi, varlığa göre anlam kazanıyor(ok!), öyleyse zaman kavramı açısından varlık nedir ortadadır, aynen yön kavramı için misketin ortada olması gibi... varlık ortada, onu merkeze koyup, 360 derece açısının bir yerine zaman mefhumunu koyacaksınız(idrak için söylüyorum çarpıtmayın yine, ne oldu, zaman kavramı namına merkezde-ortada)

Buraya kadarını da anladın mı?

Şimdi misket örneğimize dönelim.
Yön neydi?
Yön gerçekte olmayan, ancak öznelerin kendi ya da başka cisimleri, form-biçimleri referans, dayanak edip, bakış-duruş açılarına göre referanslarını birbiriyle kıyaslayarak elde ettiği(özneye de bağlı) bir kavramdı değil mi?

Yön açısından bakarsak ortada duran ne? ÖZNE değil mi?

Şimdi zaman açısından bakarsak ortada olan ne? HAREKET, hareket eden ne? varlık, değişen ne? varlığın biçimleri. Öyleyse nasılki misket soyut, görece kavram olan yön ifademde ortada ise, varlık da zaman açısından ortadadır, yani varlığın öncesi, sonrası yoktur(zaman kavramıyla), zaman uzaysal bir kavram değil, değişimin tespitiyle yapılan kıyasla ilgilidir. Demek ki zaman açısından bakarsanız, varlık, ortadadır. Ortada devinir durur(zaman açısından) ve zaman ortada devinen varlığın hareketiyle anlam kazanır, varlığa ve hareketine, değişen biçimlere BAĞLIDIR.

BUNU DA ANLADIN MI? YANİ VARLIK, NE ÖNCE, NE DE SONRA DA değil, ortada->zaman kavramıyla, nasıl ki misket ortada iken biz miskte dayalı doğu, batısı, kuzeyi, güneyi diyebildiysek ve böylece merkezde-ortada olan misket ve misketin merkezde-ortada olmasına mütevellit, miskete göre yön tayini yapılabildiysek, işte varlıkta zaman kavramı açısından ortada, merkezde, temeldedir, o ortada devinir, ondan önce ne bir zaman vardır ne de ondan sonra bir zaman vardır, zaman ancak önce ve sonrası olmayan zeminde, varlık zemininde, varlığın hareketiyle anlam kazanır... Nasıl ki misketin varlığı(ortadalığı, mevcudu, formu) yönlere bağlı değilse, varlık da zamana bağlı değildir, sen dilediğin kadar değişen biçimlerinde sonsuzluk ifadesi türet, varlık zeminini bağlamayacaktır. Misket açısından da sonsuz açıda bakış açını değişirsen, sonsuz sayıda yön ifade edebilsen dahi, eğer o yön tayinin miskete bağlı ise misketin etrafında dönüp dolaşmaktan daha öteye geçemezsin, anlayabiliyor musun? Eğer zaman varlığa bağlı ise sonsuz sayıdada dönüp, dallandırıp, dolaştırsan varlığın etrafı-biçimleri arasında dönüp, durmaktan daha öteye, varlıktan daha öteye geçemezsin, limitmiş, mimitmiş, ifade ettiğimle, anlattıklarımla alakası yok, alakasız safsata örneği türetiyorsunuz ve evet sizin bakış açınızın bir sorunu, limit sorunu var(varlıktan öteye, daha alt bir zemine geçemiyorsunuz), yani limit lafzı üfürüken dahi kendi düştüğünüz batağın farkına varmıyor, benim anlattıklarımı anlamamakta ısrar ederken, size zaman kavramının sınırı-limitini ben anlatmakla, sizin asıl limit sorununuzu açık ediyorum(anlamıyorsunuz orası ayrı).

HALA LİMİT DİYORSUN, O LİMİT LAFZINI DİNE MİNE NE DİYEN BİR cehalet ABİDESİ, ifadelerimle anlamıyla, ifade gayemle alaksız olarak ORTAYA ıkındı. BEN NE ANLATIYORUM SİZ NE ZIRVALIYORSUNUZ?

Senin önce, sonra dediğin varlık zemininde sanaldan ibaret, varlık-fizik-uzay, öncesi, sonrası yok bunların, çünkü o zeminde zaman yok, zaman ancak varlığın biçimlerinin değişimiyle ilgili, yani senin limit, limit diye zor edeceğin ne olursa olsun bir çıkmaz sokak gibi, varlığa toslamaktan ve zamansızlıktan öte gitmez.
Yani öncesi, öncesi diye gitsen dahi, varlık zeminine bunu vuramazsın, varlık-uzay-fiziğin o zeminin öncesi yok, öncelik, sonralık verili koşulda, müstakil olanın(varlık) hareketinden ibaret. Yani geçmiş, gelecek diye kafanda sanallaştırıp, uzaysallaştırdığın bir zaman uzayı-yolu yok, mesafe cinsinden bir birim de değil. Geçmiş, gelecek nesnel bir gerçeklik değil, öznenin, form-biçimlere dayalı HAFIZA vasıtasıyla kaydettiği sembolik biçimle, devinmekte olanın devinerek açığa çıakrttığı zaman kavramıyla, verili durumda ki biçimle yaptığı kıyastan ibaret.

Benizorluyorsun çünkğü 50 kere dedim ki, bildiğiniz kelime ve kavramlarla ben izah edemem, çünkü tüm kavramarımız özneden hareketle, özne ise kendisiniş merkez, referans almadığı sürecede kavram elde edemiyor.

DÜŞÜNMEK ZORUNDASIN, kelime oyunlarını bırakın.

Velhelebe gide, gide derken dahi mesafe cinsinden ele alıyorsun. Öyle bir yol yok. Gitmiyorsun, ortada derken ne kastettiğimi anlasaydın(anlamak için uğraşsan) zaten böyle sorularının safsata olduğunu anlayacaktın.

Gidecek bir yeriniz yok, varlık-fizik-uzay, sadece şimdide'dir, öncesi, sonrası yok. Tekrar, tekrar izah etmek zorunda mıyım?
Önce dediğin, sonra dediğin, gide, gide dediğin bir YOL MAHSULÜ, hafızanda varlığın bir biçimiyle, diğeri arasında yaptığın kıyastır, birisi -önce- sanaldır, verili durumda her halükarda, varlık bir yere gitmiş değil, zaman kavramıyla bir yere gitmiş, gelmiş değil, sadece HAREKET halinde, deviniyor, yani ortada deviniyor. O zeminde biçimin ne olduğu ,varlık açısından önem arzetmiyor. Varlık bir yere gitmiyor, sen varlık zemininde gide, gide, gidemezsin, öyle bir zemin, öyle bir yol, öyle bir zaman kaynağın yok.

Elma, çürüdü mü? Çürüdü, değişen ne? form, varlık başka bir şey mi oldu, yani varlık zemini yok oldu, sonra zaman dahilinde yeniden mi peyda oldu ki gide, gide, gitmekten söz edesin. İşte ortada derken kastımın diğer kısmı da budur. Yani oradaki değişim BİÇİMSELDİR(!), bunu ardışık bir uzama bağlayıp, oradan kafana göre gide, gide diye bir son-sonsuzluk üfüremezsin, çünkü o zemin böyle bir üfürüğün muhatabı olamıyor. Her halükarda biçimi ne olursa olsun kaybolmayan bir temel-taban zemin var, işte o zemin varlıktır, o sebeple de ortada devinen diyorum, ortada deviniyor böylece zaman kavramı peyda(!) oluyor.

Gerizekalı değilsin umarım? Birlikte zikretmek ne zamandan beridir aynı olduğu iddiası oldu, bu kadar mı malsınız? İşiniz gücünüz yok, ahmaklık vesikası lafazanlığı mı yapacaksınız, zaman israfı, sırf lakırtı etmek ve vakit öldürmek. o boyunlarınızın üzerindeki saksıyı çalıştırmamak için boşa zaman öldürmekten ayrı bir zevk mi alıyorsunuz?
Ulan uğraştığınız şeylere bakın, ben sana anlatabilmek için çalışıyorum, uzay-varlığı birlikte düşünmeli diyorum sen bu sözden bile ikisi aynı şey demişim gibi bir ÇARPITMA algısına düşüyorsun, aferin, zaman israfına devam edecek miyiz? eeceksek burada kapatıyorum, önceki ifadelerim gayet açık, anlayan, anlamak isteyene zaten tekrar, tekrar yazmam gerekmiyor...

Üstad bu zamanın göreliliğini ışık hızına yaklaşınca zamanın yavaş akmasını nasıl açıklıyorsun?

spartacus
09-05-2018, 20:54
Üstad bu zamanın göreliliğini ışık hızına yaklaşınca zamanın yavaş akmasını nasıl açıklıyorsun?
Basit, şeylerin birbiriyle olan ilişkisi harekete pozitif-negatif etki ediyor, böylece hareket-değişimden soyutlanan birimlerde buna göre değişiyor.

Hasılı örneğin ışık hızı, hareketin niceliklerinden birisi. yani fiziki-nesnel tabanda ana-esas ölçüt hareket.
Çok yüksek hızlara eriştiğinizde hareket gibi metabolizmanızın hareket-değişimi de baskılanır böylece bunlara bağlı olan nicelik, birim ve kavramlarımızda etkilenir. Örneğin yüksek basınç altında organizmanızın hareket-değişim kapasitesi ile düşük basınç altındaki farklıdır ve biz öncül olarak eğer organizmanızın hareketini esas alırsak, her iki koşulda açığa farklı zaman çıkar.

Zaman kavramı da esasında, hareketin niceliği olarak anlam kazanıyor. Bir cisim hız niceliği olduğu için hareketli olmuyor, fiziksel anlamda hareket ettiği için hız niceliği anlam kazanıyor ve kıstas, hareket halinde olan ile, görece ona göre hareketsiz diğer şeylere göre ölçüyoruz. referanslarımızdan ikisi de hareketli ise yine görece bir hız farkı doğuyor, kısaca buradaki biçimsel hareket dahi, şeylerin birbirine göreliğinin kıyasıyla ilgilidir. Bir başka konuda, sonsuz uzamda şey tek-kendi başına biçimsel bir harekete sahip değildir ne durağandır ne de hareketli(biçimsel hareket bakımından), bu bağlamda diğer şeylere yani maddi ortama, etkileşim-iletişim, göreliğe gereksinim vardır, bu taban dahi anlaşılır ki hareket çelişkidir, çelişmedir, şey, şeylerle çeliştiği oranda hareket anlam kazanır, bu çelişme ister biçim-konum, uzaklaşma, yakınlaşma olsun isterse karşılıklı çekim, itim, ayrışım, birleşim olsun.

şeyler zaman kavramı olduğu için değişmiyor, değiştiği için zaman kavramı anlam kazanıyor. Bu bağlamda hareket-değişim, hem zamanın göreceliğini hem de zamanı anlamlı kılıyor.

Örneğin buzlukta duran bir yiyecekle, dışarıda duran bir yiyecek farklı zamanı anlamlı kılar. Temelde yatan elbette hareket-değişim, bu temelden ayrılamaz olan şeylerin birbiriyle olan etkileşimi-iletişimidir, zaman ya da tüm diğer görece niceliklerimiz açısından belirleyicidir, ama biliriz ki değişimin-hareketin sebebi zaman değildir. Buzluktaki yiyecek zamanla bozulmaz, bozuldukça zaman anlamlı hale gelir ve bozulmasının sebebi diğer şeylerle olan teması, ilişkisi, organik yapısındaki aktivetinin sağlayıcı koşulları(zamansal değil tamamen fiziki!)...

Öyleyse sorulması gereken soru, ışık hızına yaklaştıkça, hareket-değişim, form-yapı kaybı-değişimine mi uğruyor-uz?

Velhelebe
10-05-2018, 02:20
spartacus

Kütle, ivmelenmeye karşı direnç olarak tanımlanabilir. Yani madde ivmelenmeye karşı direnci olan ve uzayda yer kaplayan tanecikli olandır, muhtevadır yani. Bakın biçime indirgemedim, biçimleri de kapsıyor tanım. Yani elma, armut vb bunların hacmi ve kütlesi olduğu için maddedir. Ama elma ve armut özeline inersek yani biçim zeminine inersek form ve yapı deriz, ama özünde maddedirler. Tabi elma çürüdü ama hala madde ama başka madde oldu, kütle ve hacim hala var, muhteva aynı.

Siz maddeyi boşluk olmayandır olarak tanımladınız, yani hacime göz kırptınız. Benim tanımımdan temelde farklı değil aslında. Sadece madde miktarı konusunda totolojik bir tanım olabileceğine dair itiraz yaptınız ama kastettiğimiz tanımlar çok benziyor.

Varlık devinir ve zamanı anlamlı kılar kısmını anladım ama saltık düşünmek zor alışkın olmayanlar için. Sade vatandaş varlık diye düşünmez, şey diye düşünür, madde diye düşünür. Yani belli fiziksel şeyler değişiyor, dönüşüyor ama yoktan var olma ya da vardan yok olmuyor, sadece biçim değişimi oluyor demek lazım. Varlık deviniyor deyince düşünmek için nesne yok ortada. Ortadalık diye nesne yok, ama belli şeylerin sürekli değiştiğini fakat muhtevanın ya da varlıkların yoktan var olmayıp hep var olduğunu söylemek lazım. Yani A B olur, B C olur falan ama ortada hep bir şeyler vardır ve mutlak yokluk söz konusu değildir, var olma durumu başlamamıştır demek lazım. Muhtevanın form değişimiyle bakmak lazım yani.

Sizin uzaysallaştırılmış zaman meselesindeki tavrınızı anlamaya çalışıyorum. Aslında siz şuna cevap veriyorsunuz. Geçmişin arkalarda bir yerlerde mevcut olduğunu savunanlar var değil mi. Yani arabayla gidiyoruz ve ağaçlar arkada kalıyorsa geçmiş de öyle diyen bir görüş var. Varlık ortada ve zaman, biçimlerin değişimine dair derken bu görüşe bir yanıt veriyorsunuz aslında. Yolda ilerlemiyoruz, varlık bünyevi olarak değişti ve zamanı anlamlı kaldı olarak bakıyorsunuz.

Varlığın sonsuzdan gelmesinde sanki geçmişi hep mevcutmuş gibi bir kısım var sanki. Hatta o yüzden sonsuz geçmiş var olamaz, sonsuz geçmişi aşamaz diyorlar değil mi. Ordan ilk nedene varmaya çalışıyorlar. Zaten geçmiş sonsuz değil ve şimdi var dersek argümanları yıkılıyor gibi. Hatta varlığın şimdisi bile yok aslında ama metafor olarak kullanıyorsunuz. Çünkü şimdi, geçmiş gelecek değişimi içerir. Varlık ise var olma durumu olarak değişmiyor ki, sadece biçimi değişiyor. O yüzden zaman biçim içindir ama var olma durumu hep mevcuttur. Ortadalık diyorsunuz ki önce sonra ve başlangıç gibi şeylerle düşünülemeyeceği için.

Benim geriye gitme düşüncem hala hatalı değildi aslında. Zamanı değişimin ölçüsü olarak aldım, değişimin sebebi olarak değil. Mesafe cinsinden gibi gözükse bile o metafor idi, biçimin kaynağına gitmek hafızasal bir kıyas idi, yoksa geçmiş mevcut değil idi. Biçimler arasında dolaştım ama hep bir şeyler vardı, yani varlık başlamıyor ve bitmiyordu. Zaten yoktan bir şeylerin olmasını düşünemeyiz bile, hep bir şeyler vardır ama değişir dönüşürler ve kavramlar hayat bulur değil mi. Ama benim geriye gidişte muhatabım varlık değil muhteva idi aslında. Yani madde dediğimiz muhteva oluşuyor muydu yoksa oluşmak salt formsal mıydı? Geriye gitsek ne görürdük? Bunu bugün bilebilir miyiz? Ki varlığın bile başladığına dair görüşler var. Hatta Hawking yokluktan var olmayı düşünmüyor mu? Hiçliğin dolaysız olup varlığı başlattığını düşünüyor sanırım. Sizin görüş mü yoksa bunlar mı doğru bunu kesin olarak bilebilir miyiz bugün? Tamam sizin görüşü anlasak bile doğruluk payı mühim.

spartacus
10-05-2018, 15:03
Kütle, ivmelenmeye karşı direnç olarak tanımlanabilir. Yani madde ivmelenmeye karşı direnci olan ve uzayda yer kaplayan tanecikli olandır, muhtevadır yani.
Velhelebe sıkıyorsun ama. Andığın ifade fizikte kuvvet esas alınarak yapılan tanım, bir cisimin o tanımla direncini bulduğunda elde ettiğin birim sayesinde madde miktarını da bulursun. ok, zira o ivmelenme zaten madde miktarıyla doğru orantılı. Madde ivmelenmeye karşı direnciyle tanımlanamaz, çünkü öncülde madde lafzını kullanıyorsun. Biz buna cisim deriz-demeliyiz. Niceliklere dair ifadelerde, bir cisimin diye ifade etmeliyiz.
Siz maddeyi boşluk olmayandır olarak tanımladınız, yani hacime göz kırptınız. Benim tanımımdan temelde farklı değil aslında.
Hacime filan göz kırpmadım, hacim vb bir sonraki zemin! Boşluk olmayan ne varsa=maddedir, tanım bu kadar basit. Benim ifadelerimi okuyacaksan, benim ifadelerimi benim tanımımla okumak zorundasın. Abuk-subuk kelime oyunu oynuyorsan seninkisi absürt bir monolog olur.
Varlık devinir ve zamanı anlamlı kılar kısmını anladım ama saltık düşünmek zor alışkın olmayanlar için. Sade vatandaş varlık diye düşünmez, şey diye düşünür, madde diye düşünür.
İyi de ben kaç defa ZEMİNDEN SÖZ ETTİM? Başkasının nasıl, ne gibi düşüneceği ifademin sorunu olamaz, ben her cevabımda bir ZEMİN telaffuzunda bulunuyor ve o zemini de açıklıyorum, bana cevap veren birisi, sözde kafasına göre yazdıkalrımdan alaksız bu türden absürt-alakasız zeminleri getiriyorsa bence ya kapasitesizdir-ahmaktır ya da ideolojik şartlandığından dolayı komplekse girmekte-halindedir.
Geçmişin arkalarda bir yerlerde mevcut olduğunu savunanlar var değil mi. Yani arabayla gidiyoruz ve ağaçlar arkada kalıyorsa geçmiş de öyle diyen bir görüş var. Varlık ortada ve zaman, biçimlerin değişimine dair derken bu görüşe bir yanıt veriyorsunuz aslında. Yolda ilerlemiyoruz, varlık bünyevi olarak değişti ve zamanı anlamlı kaldı olarak bakıyorsunuz.
O bakış açısı -MESAFE cinsinden bir bakış açısıdır. MİSKET örneği vermiştim, biliyordum o kadar basit örnekle anlamayacağını ama yine de vermiştim...

Sen yolda gidiyorsun, evler arkanda kaldı diyelim, şimdi o evler arkanda kalmakla, artık yoklar, geçmişte mi kaldılar? Ya da evler fiili anlamda, SENDEN, SENİN İRADENDEN, SANA GÖRELİKTEN BAĞIMSIZ, ARKADALAR MI? PEKİ YA BEN DE AKSİ YÖNDE EVLERE DOĞRU YAKLAŞAN BİR ÖZNE İSEM, ŞİMDİ O EV AYNI ANDA, HEM ARKADA, HEM ÖNDE, HEM GEÇMİŞTE, HEMDE GELECEKTE OLMADI MI? Nedir buradaki geçmiş, gelecek sorunu? ÖZNELDİR, özneye göre-lidir(rölatif, görece-li, öyleyse salt bir tanesini saltık-mutlak olarak referans alamazsın). özneyi ve önzelliği-göreceyi dışladığımızda, o ev ortadadır, ne buna göre geçmiş, ne buna göre gelecekte, ne şuna göre kuzey, ne buna göre güneyde değildir, ona, şuna, buna göresi ancak ortada(ortalarında) oluşudur! (hala anlamamana şaşırmalı mı?) Ne demiştim, varlık, uzay, fizik zemini, ne geçmişte, ne gelecekte bulunmaz, sadece şimdi'de(ortadadırlar). değişen, sen, şu, o bu, kısaca aslolan hareket-değişim-ilişkidir o zeminde(o zeminde özneye, şuna, buna görelik yoktur).

50 Kere izah ettim, oradaki arkada kalmışlık durumu SANA GÖRE, ÖZNELDİR, yani subjektiftir, ev senin arkanda kalmakla geçmişte kalmıyor, o yerinde duruyor, seninle aynı şimdide.
Zaman içinde öyle, geçen zaman değil, değişen şeyler, sensinok...

A kişisi Kuzey yönünde gidiyor.
B kişisi Güney yönünde.
Z nesnesi ikisinin ortasında.
Buna göre Z nesnesi, A'nın da, B nin de geleceğindedir(A ve B Z ye varmadıkça ortada bir Z nesnesi mevcut değil mi yani? Oysa Z ye göre de A ve B Z'nin geleceğinde oluyorlar :))

Bir süre sonra erişiyorlar, ve aşıyorlar diyelim. Şimdi Z nesnesi ikisininde geçmişinde, ikisine göre geçmişte olmakla, Z nesnesi(kendsi!) geçmişte kalmış mı oldu-artık yok mudur?. Neye göre, kime göre geçmişte? A'nın kendisini referans almasına göre, sen tutarda A nın yani öznel olanı esas alıp nesnel zemine saltıklaştırıp, indirgersen, safsatanla boğulursun(görüldüğü üzere), Z nesnesi geçmişte filan değil, hareket eden-değişen sensin-konumun vb!..

Yine A ve B, Z nesnesini aştığında, bu sefer A, B Ye göre geçmişte, B de A ya göre geçmişte oluyor. A nın B ye göre geçmişte kalmışlığı, B ye göre konumsal iken zaman mefhumuna göre ise SANALDIR, ÖNZELDİR.

Şöyle oluyor
<---- A.........Z...............B->

Şimdi A mı geçmişte kaldı B mi? hangisine göre alacaksın da safsata mantığıyla gidip, salt A ya da B ye göre aldığın görece-öznel kıyasını benim andığım nesnel, fizik zeminine yani objektif zemine, herhangi bir öznenin göreliğine indirgeyeceksin? Bunu yapıyorsunuz, saçmalıyorsunuz işte.

Kısaca

Varlık ne geçmişte kalır ne gelecekte, nasıl ki demiştim, geçen zaman değil değişen sensin, nasıl ki yukarıdaki örnekte geçmişte kalan, gelecekte olan şey(örnekteki ev) değil, hareket eden sensin bunu da öyle düşüneceksin,sana göre senin geçmişinde kaldı ama nesnel zeminde seni esas-ölçüt alamayız çünkü o zeminde özneye-kişiye görelik anlam taşımaz, anlam katmaya kalkarsan ahmak paradoklar üretirsin. (yukarıda A,B,Z olarak örnekledim, kime göre, neye göre geçmişte? gelecekte?)

Varlık ne geçmiştedir, ne gelecekte(ortasında düşün), ortadadır ve devinir. Kısaca varlık ne geçmişten gelir, ne geleceğe gider, ne geçmiştedir, ne gelecekte, ortadad devinir-hareketli-değişir.

Ne demiştim zaman geçmez, değişen sensin, "sensin" yerine varlığı koy, METAFOR olarak. Zaman geçmiyor, değişen varlık.

Daha fazla yazmayacağım, anladığını görene kadar yazışmamızın anlamı yok.

Velhelebe
10-05-2018, 16:09
spartacus

Madde sözlüklerde hep kütlesi ve hacmi olan şey diye tanımlanırdı. Kütle demeleri sizce yanlış mıydı o zaman? Çünkü madde miktarından söz ediyorsunuz. Neyse bu konuda ısrar etmiyorum ama sözlüklerdeki durumu dile getiriyorum. Sizin tanımınızda doluluk var. Yani boşlukta yer kaplamaktır o. Bu da hacimdir diye anlıyorum. Tabi kabul etmenize gerek yok, isterseniz doluluk olarak bakın, terminoloji farklı olsa da aynı kapıya çıkıyor bence.

Eyvallah zeminden söz ettiniz ama varlık zeminini düşünürken muhteva ve formsuz düşünülemez demek istiyorum. Ortada olan muhteva ve formlarıdır. Bunlarsız ortadalık yok. Bunların ortada olma durumu mevcut. O yüzden hamurun yoğurulması gibi bakılabilir, hamur şekilden şekle giriyor ama hala hamur. Muhteva ve ortadalık değişmiyor size göre, böyle düşünmekte sıkıntı yok.

Evin arkada kalma meselesinin birden fazla açısı var. Kimine göre geçmiş kimine göre gelecek olduğu için ortada olması var, buraya güzel değindiniz. Bir de geçmiş ya da gelecek olsun bunun mevcudiyeti var. Size göre sadece şimdi var. Geçmiş ve gelecek mevcut değil gerçekte, sadece hafızasal kıyasla anlam kazanıyorlar.

Evden uzaklaştık diye geçmişte kalmadı tabi. Gidip hala eve ulaşılabilir, çünkü ortada. Ama mesela 1 saat önceki evdeki halimize ulaşamayız, o artık yoktur, sadece verili an vardır. Arabayla gitme örneği bunun için verilir, yani ortadalıkla da bakılabilir ama kasıt bu idi. Yoksa yön konusunda ortada demekte sıkıntı yok. Yani geçmiş gelecek göreceli olsun olmasın ondan bağımsız olarak mevcudiyeti tartışması var. Bu konu zaman yoluyla da alakalı. Geçmiş ve gelecek mevcut ise zaman yolunda ilerlediği için değişiyor şeyler sanırım. Böyle desek bile varlığın ortadalığı sıkıntıya girmez. Çünkü o zaman yolu form için oluyor, varlık hala ortada yani, burda sıkıntı yok.

Dolayısıyla varlığın başlayıp bitmediğini anladım ve diyorum ki uzaysallaştırılmış zaman bile varlığı başlatmaya yetmez. Çünkü o zaman yine şeylerin değişimiyle alakalı oluyor, şeylerin değişmesini sağlıyor ve o haller kaybolmuyor. Sizin örnekte ev ortada idi. Yani benim arkamda olsa bile başkasının önünde olabilir ama hala bir yerlerde mevcut. İşte geçmiş başkasının geleceği olsa bile hala bir yerlerde mevcutsa uzaysallaştırılmış zaman oluyor ama varlık hala ortada oluyor. Sadece formların ya da muhtevanın ilki olabilir belki ama varlığın ortada olması uyuşabiliyor bu görüşle.

Neyse ben sizin dediğinizi anladım ama şimdi doğruluk payına geçebiliriz. Hawking hiçliğin dolaysız hale gelip varlığı başlattığını düşünüyordu. Yani ona göre varlık ortada değil. Başlayan bir şey idi. Tabi uzaysallaştırılmış zamanla da ilintilemiş olabilir. Hangisinin doğru olduğuna dair karar vermek bugün için zor değil mi? Bir de doluluk denilen muhtevanın başlayıp başlamaması var. Formlar başlıyor biliyoruz ama muhteva için de geçerli mi? Bunları bilmiyoruz gibime geliyor. Sadece mevcutlar arasında en iyi açıklama şu denebilir belki sadece.

Velhelebe
10-05-2018, 16:40
Ev metaforuna şöyle bakmak lazım. Evin yerine bebekleri koyalım. İnsanlar bebekliğinden uzaklaşıp büyüyorlar. Peki bazıları da doğuyor ve bebeklik onların geleceği. Yani kimisi için bebeklik geçmiş, kimisi için gelecek. Ev örneğinde de ev kimisi için geride, kimisi için ilerde, yani ortada. Bebeklik de uzaysallaştırılmış zamanı varsaydığımızda kimisi için gelecek olarak, kimisi için geçmiş olarak ortalarda bir yerlerde mevcut mu? Yoksa hafızada mı var sadece? Ev örneğinin maksadı bu idi, yön değildi yani. Geçmiş ve geleceğin mevcudiyeti idi zaman uzayındaki.

Demeye çalıştığınız varlığın ortada olmasını anladım da geçmiş ve geleceğin mevcudiyetine de değineyim istedim spartacus. Örneğin maksadını doğru anlayalım. Geçmiş ve geleceğin mevcudiyeti varlığın ortada olmasıyla uyuşabiliyor gibi görünüyor.

spartacus
10-05-2018, 22:24
Ev metaforuna şöyle bakmak lazım. Evin yerine bebekleri koyalım. İnsanlar bebekliğinden uzaklaşıp büyüyorlar. Peki bazıları da doğuyor ve bebeklik onların geleceği. Yani kimisi için bebeklik geçmiş, kimisi için gelecek. Ev örneğinde de ev kimisi için geride, kimisi için ilerde, yani ortada. Bebeklik de uzaysallaştırılmış zamanı varsaydığımızda kimisi için gelecek olarak, kimisi için geçmiş olarak ortalarda bir yerlerde mevcut mu? Yoksa hafızada mı var sadece? Ev örneğinin maksadı bu idi, yön değildi yani. Geçmiş ve geleceğin mevcudiyeti idi zaman uzayındaki.

Demeye çalıştığınız varlığın ortada olmasını anladım da geçmiş ve geleceğin mevcudiyetine de değineyim istedim spartacus. Örneğin maksadını doğru anlayalım. Geçmiş ve geleceğin mevcudiyeti varlığın ortada olmasıyla uyuşabiliyor gibi görünüyor.
Birincisi zaman uzaysallaştırılamaz, orada oluşturduğun uzaysallık, zihinsel yani sanal. Bir bebeğin büyümeside aslında geçmişte kalmıyor. Burada dikkat edilmesi gereken kalmak fiilidir. Kalmak dediğinizde sanki geçmiş denilen bir gerçeklik-nesnellik var da orada hala bir bebek mevcutmuş gibi algı oluşturuyor.


Çok kere anlattım ben bu durumu, bebek geçmişte kalmıyor(kalmak fiilini gözden kaçırmadan), değişim üzerinde gerçekleşiyor. Siz formun değişimine göre tanımlarda bulunur oluyorsunuz, ilk doğduğundaki form-yapıya bebek diyorsunuz, fakat bu organizma hareketli, etkileşim halinde, dolayısıyla girdi-çıktılarla değişiyor.

Yani değişen ne? İşte o değişen geçmişte kalmıyor, ama değişen biçimlerini biz hafızamızda referans olarak sembolik kodladığımız için, hareket halindeliği, verili algımızla, hafızamızdaki referansla kıyaslıyoruz. O geçmiş o kıyas zemininde anlam kazanıyor.

Örneğin bir bebeği, 500 yıl dondurduğunuzu ve 500 yıl sonra da uynadırdığınızı düşünün. Geçen ne? değişen ne? Zamanın anlamı ne burada, zamana anlam veren ne? İşte zamana anlam veren geçmişte-gelecekte olamaz, çünkü geçmiş ifadesi zaman kavramıdır, zamana anlam veren, kendi dışında bir zamanı anlamlı kılamaz ki, geçmişinden söz edelim.

Şöyle basitleştireyim.

Varlık, A grubu olsun. (devinen ne sorusunun en temelindeki zemin)

B grubuda hareket-değişim olsun.
C de zaman mefhumu olsun.
A nın içinde B, B nin içinde ise C var.

A->B->C

Geçmiş-gelecek mefhumu C grubunda, B'ye bağlı peyda oluyor.

Bu halde B nin dışında yani A grubunda zaman kavramı mevcut değil veya anlamsız.

İfadelerimi anlatabiliyor muyum?

Yani şeylerin hareketi, değişimine nazaran elbette bir zamandan, geçmişinden(öznellik de birlikte) söz edebilirsiniz, ama ZEMİN(!) A GRUBU OLDUĞUNDA, A'ya dair ZAMAN KAVRAMLI sorular fırlatmak veya A'yı zamana tabi kılacak biçimde geçmiş-gelecek lafzında bulunmak safsatadır, A zaman kavramının muhatabı değildir ama zaman kavramı(örnekteki C), B zeminine muhataptır.

Hasılı bu son basit ifadelerimle ZEMİN derken neyden-nasıl söz ettiğimi de anladığınızı umuyorum.

Hasılı A'nın geçmişi, geleceği yok, başlangıcı, bitişi yok, bu sorun, B ile C zeminin, daha doğrusu C zeminin sorunudur, ok?

spartacus
10-05-2018, 22:32
Madde sözlüklerde hep kütlesi ve hacmi olan şey diye tanımlanırdı. Kütle demeleri sizce yanlış mıydı o zaman? Çünkü madde miktarından söz ediyorsunuz. Neyse bu konuda ısrar etmiyorum ama sözlüklerdeki durumu dile getiriyorum. Sizin tanımınızda doluluk var. Yani boşlukta yer kaplamaktır o.
Kütle niceliğidir ve elbette nicel değerler, nitelik açısından da belirleyici olur, ama bizim üzerinde durduğumuz zemin daha genel bir zemin-tanım, o sebeple o tanım, genel-zemin ifadesinin tanımı, muhatabı değil. Her tanım bir sınırlamadır, esasında sınırlayamadığını, tanımlayamazsın, hasılı maddenin, genel-taban anlamında bir tanımı yok, bizim tanımalrımız o zemin değil, form-yapıya dair tanımlar(öyle değil mi)


Bak benim tanımımda doluluk yok, daha doğrusu boş ve dolu diye bir kıyas yok! haricilik-haricen algılatmak anlamıyla kullanıyorum, boşluğun haricinde olan ne ise=>madde odur diyorum, amacım tanım yapmak da değil özünde, İŞARET etmek temelinde, işi tanım noktasına getirip çıkmaz haline getirmeye çalışan sizsiniz, ben farklı bir şeyden söz ediyorum oysa :)

Dolu dediğin-> boş ve doludur. Ok, birliktedirler. Form dediğini anlamlı kılan salt dolu değil boşluktur da, boşluk sayesinde form anlam kazanır, dolu sayesinde ise boşluk. Bir bardak suyu mikroskobik olarak büyütürsen zaten o satıhın ne denli boş ve ne denli doludan şbaret olduğunu göreceksin. Birliktedirler. Ama salt boşluk nedir dediğimizde bir cevap arayacaksak verdiğimiz cevabın kapsamı dışında(kapsamı dışındalık ifade temellidir, fiziki dışındalık değil, cevabın kapsamınca içerilmeyen) kalan ne ise =>madde-varlıktır. Ok bu kadar basit.

Kısaca ben maddeyi, boşluk-doluluk ifadesi anlamında tanımlamadım, boşluktan başka ne varsa madde odur dedim ve esasında varlığı tanımlayamazsınız(ok), ancak form-yapıları tanımlayabilirsiniz, varlığı sadece tespit-işaret edebiliriz, zira tanımlamak için özneleştirmek gerekir ki, bu da form-yapıların göreceliğine toslar.

Velhelebe
10-05-2018, 23:57
spartacus

Birincisi zaman uzaysallaştırılamaz, orada oluşturduğun uzaysallık, zihinsel yani sanal. Bir bebeğin büyümeside aslında geçmişte kalmıyor. Burada dikkat edilmesi gereken kalmak fiilidir. Kalmak dediğinizde sanki geçmiş denilen bir gerçeklik-nesnellik var da orada hala bir bebek mevcutmuş gibi algı oluşturuyor.


Çok kere anlattım ben bu durumu, bebek geçmişte kalmıyor(kalmak fiilini gözden kaçırmadan), değişim üzerinde gerçekleşiyor. Siz formun değişimine göre tanımlarda bulunur oluyorsunuz, ilk doğduğundaki form-yapıya bebek diyorsunuz, fakat bu organizma hareketli, etkileşim halinde, dolayısıyla girdi-çıktılarla değişiyor.

Evet geçmiş nesnel gerçek olarak anlaşılabiliyor ama ilginç bir şekilde öyle hataya düşmez birçok kişi. Ama yine de zamanı nesnel gerçeklikmiş gibi algılayabiliyorlar. Yani zaman uzayında bebekliğim duruyor diye düşünen yoktur. Ama değişimi zamanın sağladığını düşünen çoktur, ikisi yakın ama biraz farklı gibi. Yani sihir gibi bilinmeyen bir şey değişimi sağlıyor ama geçmiş diye bir gerçeklik var da şimdi ile beraber duruyor demezler. Geçmiş geçmiştir, bitmiştir, kalmamıştır bir yerde, hafızada ve resimlerdedir.

Bebekle ilgili söylediğinize katılıyorum. Ben son iletimde zamanın uzaysallaştırılmasını savunmak için dememiştim. Bence de bünyevi değişim var ve zaman da kıyas için araç, meridyen gibi yani. Ama evden uzaklaşma örneğinin maksadını anlatmak için bebek örneği ve uzaysallaştırılmış zamandan söz ettim, yoksa dediğinizi anladım. Ayrıca uzaysallaştırılmış zaman ile sizin varlık görüşünüz bağdaşabilir. Yani varlığın başlamadığını söylemek için zamandan bahsetmek şart değil gibi geliyor bana. Zaman uzaysallaştırılmış dense bile form içindir diyebilirsiniz yani.

Yani değişen ne? İşte o değişen geçmişte kalmıyor, ama değişen biçimlerini biz hafızamızda referans olarak sembolik kodladığımız için, hareket halindeliği, verili algımızla, hafızamızdaki referansla kıyaslıyoruz. O geçmiş o kıyas zemininde anlam kazanıyor.

Aynen. Konudan sapmak gibi olmasın ama hafızamıza kaydettiğimiz algı ile verili durum çelişiyor, diyalektik yani. Hatta antik filozoflar bu yüzden deneye güvenmemek gerektiğini düşünmüşler ama diyalektik materyalistler de deneyin güvenilirliğini savunmuşlar. Yanlış anlamayın konudan saptırmaya çalışmıyorum, hafızadaki ile verili durum kıyası deyince aklıma çelişki geliverdi.


Örneğin bir bebeği, 500 yıl dondurduğunuzu ve 500 yıl sonra da uynadırdığınızı düşünün. Geçen ne? değişen ne? Zamanın anlamı ne burada, zamana anlam veren ne? İşte zamana anlam veren geçmişte-gelecekte olamaz, çünkü geçmiş ifadesi zaman kavramıdır, zamana anlam veren, kendi dışında bir zamanı anlamlı kılamaz ki, geçmişinden söz edelim.

Yıl kavramı dediniz de aklıma geldi. 1 yılı şöyle açıklıyorlar. Dünya güneş etrafındaki dönüşünü 1 yılda tamamlar diyorlar. Hatta ilkokulda bile herkes böyle öğrendi, nette bile hala böyle yazıyor. Halbuki 1 yılda tamamlamaz, tamamladığında 1 yıl anlam kazanır. Hareket etmese, dönmese yıl olur muydu, zaman geçmesinden söz edebilir miydik? Hayır. Değişime bağlı yani tamamen. Dolayısıyla hareket ve değişim geçmişte falan değil. Geçmişte olması için şimdi hareket ve değişimin olmaması lazımdı, hareket ve değişim geçip şimdi olmaması lazımdı. Ama hiç geçmiyor, hep sürüyor. İşte o yüzden hareket ve değişim zamanı kapsıyor, hayat veriyor gibi geliyor bana. Yine de zamanın A ve B kuramları ve bu kuramların biçimleri var, onları kıyaslamak iyi olabilirdi.


Şöyle basitleştireyim.

Varlık, A grubu olsun. (devinen ne sorusunun en temelindeki zemin)

B grubuda hareket-değişim olsun.
C de zaman mefhumu olsun.
A nın içinde B, B nin içinde ise C var.

A->B->C

Geçmiş-gelecek mefhumu C grubunda, B'ye bağlı peyda oluyor.

Bu halde B nin dışında yani A grubunda zaman kavramı mevcut değil veya anlamsız.

İfadelerimi anlatabiliyor muyum?

Yani şeylerin hareketi, değişimine nazaran elbette bir zamandan, geçmişinden(öznellik de birlikte) söz edebilirsiniz, ama ZEMİN(!) A GRUBU OLDUĞUNDA, A'ya dair ZAMAN KAVRAMLI sorular fırlatmak veya A'yı zamana tabi kılacak biçimde geçmiş-gelecek lafzında bulunmak safsatadır, A zaman kavramının muhatabı değildir ama zaman kavramı(örnekteki C), B zeminine muhataptır.

Hasılı bu son basit ifadelerimle ZEMİN derken neyden-nasıl söz ettiğimi de anladığınızı umuyorum.

Ben daha da basitleştireyim. Zaman geçmesi deyince bir şeylerin değişmesi, hareket etmesi anlaşılır. Ortada hiç bir şey olmazsa hareket değişim olabilir mi? Hayır. Hareket ve değişim için ortada var olanlara ihtiyaç var. Yani halkımızın anlayacağı ifade ile, zamanın geçmesi için bir şeylerin var olması lazım, hiçbir şey olmasa nasıl zaman geçecekti, ne değişecekti?

Hiçliğin potansiyeli yoktur diye bir algı var. O yüzden hiçlik varlığı oluşturamaz deniyor. Sanırım antik Yunan'daki algı da bu. İşte burdan hareketle varlığın başlayıp bitmediğini yani sizin deyiminizle ortada olduğunu düşünüyorlar sanki. Çünkü başlatmak için bir potansiyel yok, başlatacak şey yok. O yüzden hep bir şeyler var ama değişiyorlar.

Peki sizin ve Antik Yunan'daki görüşlerin doğruluğunu nasıl test edeceğiz? Mesela Hawking hiçliğin dolaysız hale gelip varlığı oluşturduğunu düşünüyordu. Yani varlık başlamak ve bitmek gibi kavramların muhatabı ona göre. Yani zamanı uzaysallaştırıyor mu bilmem ama varlık başladı ve başlayınca zaman da başladı ve şimdi var diye düşünüyordu belki de, fikriyle çelişmez sonuçta. Yani uzaysallaştırılmış zaman yolunu varsaysa ya da varsaymasa bile dediğini savunabilir, zaman kavramıyla çok da alakası yok. Önemli olan hangi görüş doğru onu bilmek bence.


Kütle niceliğidir ve elbette nicel değerler, nitelik açısından da belirleyici olur, ama bizim üzerinde durduğumuz zemin daha genel bir zemin-tanım, o sebeple o tanım, genel-zemin ifadesinin tanımı, muhatabı değil. Her tanım bir sınırlamadır, esasında sınırlayamadığını, tanımlayamazsın, hasılı maddenin, genel-taban anlamında bir tanımı yok, bizim tanımalrımız o zemin değil, form-yapıya dair tanımlar(öyle değil mi)


Felsefedeki ya da sizin madde kavramınız daha genel ama fizikteki daha özel diyebilirsiniz elbette. Ama özel olsa bile özel madde kavramını tanımlarken onun niceliğiyle tanımlamak hatalı olmaz mı? Yani mesele genel özel değil gibi bu noktada.

Form yapılardaki ortak nokta sizce nedir?

Tanımın form yapılarla sınırlı olduğu bence doğru değil. Soyut şeyler de tanımlanabilir. Varlık soyut mesela, form ve yapı değil, cisim değil. Yani ne olduğu söylenebilir gibi yine de.

Bak benim tanımımda doluluk yok, daha doğrusu boş ve dolu diye bir kıyas yok! haricilik-haricen algılatmak anlamıyla kullanıyorum, boşluğun haricinde olan ne ise=>madde odur diyorum, amacım tanım yapmak da değil özünde, İŞARET etmek temelinde, işi tanım noktasına getirip çıkmaz haline getirmeye çalışan sizsiniz, ben farklı bir şeyden söz ediyorum oysa

Siz maddenin ne olduğunu değil, ne olmadığını söylüyorsunuz. Açıkçası boş olmayan deyince doluluktan başka bir şey aklıma gelmiyor. Harici ifade için doluluktan ayrı kavramlar da lazım maddeyi karşılamak için. Yani boşluğun haricinde doluluktan farklı şeyler de olması lazım ki işaretiniz anlamlı olsun. Tabi bilmediğimiz şeyler olabilir elbet bu bağlamda. Ama iddialarda netlik aranması gerekmez mi? Yani tespitlerinizdeki kavramların çok net tanımları olması gerekmez mi bilimsel açıdan? Aksi takdirde keyfiliğe kapı açılır gibi.


Dolu dediğin-> boş ve doludur. Ok, birliktedirler. Form dediğini anlamlı kılan salt dolu değil boşluktur da, boşluk sayesinde form anlam kazanır, dolu sayesinde ise boşluk. Bir bardak suyu mikroskobik olarak büyütürsen zaten o satıhın ne denli boş ve ne denli doludan şbaret olduğunu göreceksin. Birliktedirler. Ama salt boşluk nedir dediğimizde bir cevap arayacaksak verdiğimiz cevabın kapsamı dışında(kapsamı dışındalık ifade temellidir, fiziki dışındalık değil, cevabın kapsamınca içerilmeyen) kalan ne ise =>madde-varlıktır. Ok bu kadar basit.


Büyüttüğümüzde madde boşluktan ibaret diyenler oluyor. Yani o şeyin özünde boşluklar da var. Ama hiçlik olarak değil, arası boş gibi. O yüzden boşluktan ibaret demek yerine içeriğinde hem boşluk hem doluluk var demek daha uygun gibi belki de dediğiniz gibi.

Uzay boşluğunu düşünün, orda gök cisimleri de var ve boşlukla doluluk birlikte. Boşluğun olmadığı yere doluluk deriz. Yani uzay boşluğu olmasa ne olurdu diye sormak anlamlı olur mu? Hem boş değil hem de dolu değilse nedir o, 3. bir durum var mı? Diyebilirsiniz ki biri olmasa diye bir şey yok, ikisi birliktedir. 2si de olmasa ne olurdu?


Kısaca ben maddeyi, boşluk-doluluk ifadesi anlamında tanımlamadım, boşluktan başka ne varsa madde odur dedim ve esasında varlığı tanımlayamazsınız(ok), ancak form-yapıları tanımlayabilirsiniz, varlığı sadece tespit-işaret edebiliriz, zira tanımlamak için özneleştirmek gerekir ki, bu da form-yapıların göreceliğine toslar.

Varlık tanımlanabilir bence. Varlık var olma durumudur. Var olanlarla varlık arasındaki ilişki, doğrularla doğruluk arasındaki ilişkiye benzer.

Velhelebe
11-05-2018, 00:00
Konu kuş türünün evrimleşmesine şahit olundu imiş nerelere geldik :) Konuyla alakalı da bir şeyler söyleyeyim. Birçok ispinoz türü mevcut. Yani türleşmişler. Ama fark derecesel gibi. Yeni organ farkı değil yani. Dereceli değişimlerin biraraya gelip yeni organları oluşturabilip oluşturamayacağı önemli bir sorun gibi. Damlaya damlaya göl olur mu? Yoksa yeni organlar için farklı evrimsel değişimler mi gerekir, nasıl yeni organlar evrildi?

spartacus
11-05-2018, 01:27
Varlık tanımlanabilir bence. Varlık var olma durumudur. Var olanlarla varlık arasındaki ilişki, doğrularla doğruluk arasındaki ilişkiye benzer.
Bu özünde, tespit ifadesidir... O sebeple başından beridir diyorum->geneldir(herhangi bir şey'e saltıklaştırılıp, özelleştirilemez-sınırlanamaz, buradaki sınırlanamaz ifadeside mesafe cinsinden değil, herhangi bir şeye saltık-göre ele alınamaz)

Tanımlar ise özünde formalara dairdir, biçim, özellik, nicelik, ilişki, etkileşim vs nazaran.

Son söylediğine ise aslında defalarca cevap verdim, doyum-ulaşılabilir ve sürdürebilirliğin koşullarının olumladığı oran-düzey ve elbette koşullardadinamiktir, onarda değişiyor böylece evrim sürece yayılıyor.

Memelileri düşünelim, organlarımız uçuk farklara sahip değil, rastgele değişimler dahi, sürdürebilirlik zemininde, uzamda farkedilebilir farklılıklar oluşturabiliyor.

Velhelebe
11-05-2018, 18:09
spartacus

Bu özünde, tespit ifadesidir... O sebeple başından beridir diyorum->geneldir(herhangi bir şey'e saltıklaştırılıp, özelleştirilemez-sınırlanamaz, buradaki sınırlanamaz ifadeside mesafe cinsinden değil, herhangi bir şeye saltık-göre ele alınamaz)

Tanımlar ise özünde formalara dairdir, biçim, özellik, nicelik, ilişki, etkileşim vs nazaran.

Evet tespittir ama tespit de tanım olabilir. Varlık form değildir ama formlara dair genel bir kavramdır. Günlük hayatta şu varlık, bu varlık diye tikel şeylere atfen kullanırız. Yani tikel şeylerdeki ortak noktayı genelleştirdiğimizde varlık olur, genel bir özellik yani.


Son söylediğine ise aslında defalarca cevap verdim, doyum-ulaşılabilir ve sürdürebilirliğin koşullarının olumladığı oran-düzey ve elbette koşullardadinamiktir, onarda değişiyor böylece evrim sürece yayılıyor.

Memelileri düşünelim, organlarımız uçuk farklara sahip değil, rastgele değişimler dahi, sürdürebilirlik zemininde, uzamda farkedilebilir farklılıklar oluşturabiliyor.

Zaman ve sınır konusu anlaşılmıyor insanlar tarafından sanki. Evrimin limitinin olabileceğini düşünüyorlar. Sınır var ama zannedildiği gibi değil. Mesela omzumuzdan kanat çıkmaz ama kanat çıkmaya uygun canlılarda çıkabilir. Ya da hayvanlar alemi bitkilere dönüşmez. Zaten bitki ve hayvan diye ayrılmışlar, birbirlerine dönüşme olmaz.

İşte bu noktada evrim yok zannediliyor. Yani spesifik değişimlere indirgenip o değişimleri görmeyince evrim yok zannediliyor. Hasılı tek tip değişimle sınırlanamaz. Buna gerekçe olarak şunu sunabiliriz; ortam koşullarının nereye yönlendirirse öyle değişim olabileceği ve bazı yönlere ise olmayabileceği unutulmamalı.

Zaman konusunda ise bütün süreci ömrümüz dahilinde görmemiz gerektiği ve görmediğimiz için evrime şüphe ile bakanlar var. Halbuki günümüzdeki evrim örneklerinden hareketle süreklilik olduğu takdirde yeni organlar, yeni cinsler, familyalar oluşabilir koşullar çerçevesinde diyemez miyiz? Neden bütün süreci görmemiz gereksin? Bazı karşıtlar günümüz evrim örneklerinden çıkarım yapabileceğimizi ama bunun kesinlik taşımadığını ve tahmin olarak kaldığını savunuyor. Bu itirazlar saçma değil mi?

spartacus
11-05-2018, 23:22
İşte bu noktada evrim yok zannediliyor. Yani spesifik değişimlere indirgenip o değişimleri görmeyince evrim yok zannediliyor. Hasılı tek tip değişimle sınırlanamaz. Buna gerekçe olarak şunu sunabiliriz; ortam koşullarının nereye yönlendirirse öyle değişim olabileceği ve bazı yönlere ise olmayabileceği unutulmamalı.
Evrim yoksa-> zaman da yok. İkisininde ana-taban temeli hareket-ilişki->değişim.

Ve işin gerçeği, zamanı anlamlı kılan evrimdir bir yerde.

Varlık-yokluk birlikte anlam kazanıyorlar bu bağlamda hareket-ilişki, değişim dışlanamaz.

Velhelebe
12-05-2018, 02:47
Evrim yoksa-> zaman da yok. İkisininde ana-taban temeli hareket-ilişki->değişim.

Ve işin gerçeği, zamanı anlamlı kılan evrimdir bir yerde.

Varlık-yokluk birlikte anlam kazanıyorlar bu bağlamda hareket-ilişki, değişim dışlanamaz.

Evrim karşıtlarını gözlemlediğim kadarıyla zaman içerisindeki değişimi yadsımıyorlar ama buna evrim demiyorlar. Değişim ister ani ister yavaş olsun bunu kabul ederler. Çoğunun kabul etmediği türleşmedir. Asla kabul etmez çoğu. Türleşmenin olduğunu görenler bu sefer cins oluşumu, familya oluşumu, yeni organ oluşumu gözlemlenmedi der. Mikro ve makro evrim diye ayırır.

Ama zaten çoğu kişi maymundan gelmek olarak algılamıştır. Canlı türleri bazında değil, salt insan ve maymun bazında ele alırlar hiç bilmeyenler. İnsanla sınırlı değil, bütün canlıları kapsayan bir süreç olduğu anlatılıp düz bir çizgi gibi ilerlemediği söylenince bu sefer türleşme noktasına gelirler. Sonra da dediğim gibi yeni cins, familya ve organ oluşumu noktasına gelirler. Mikro evrimlerin birikerek makroya yol açmasının varsayım olduğunu öne sürerler.

Söylenebilecek şey düşünmek gerektiği gibi. Hiçbirimiz film şeridi gibi milyarlarca yılı gösteremeyiz. Günümüzdeki gözlemlerin milyarlarca yıl boyunca sürüp bu kadar çeşitliliği meydana getirdiğini kavramamız gerekiyor. Evrim ağacı ise üniformitaryanizm ilkesi ile cevap veriyordu. Bu ilke diyor ki yasalar süreklidir. Dolayısıyla milyarlarca yıl devam edince böyle olacağını anlamamız gerekiyor.

Bazıları değişim sürekli olsa bile bu hadi türleşme yaptırsa bile yepyeni organ ve özelliklerin oluştuğu sonucuna varılamayacağını söyleyecektir. Yeni organ oluşması ile değişimlerin birikmesi arasında neden sonuç bazlı bir ilişki var mı bilmiyoruz diyebilirler. Ama düşünürsek bir engel yok gibi oluşmasında. Mesela ayının pençesi var, bizim parmaklarımız var. Kademeli olarak pençeye dönüşemez mi? Engel yok gibi. Ama engel olup olmadığını bilmememiz, olduğunu göstermez diyebilirler. Fakat şu anki verilere göre olması lazım.

Bu sefer de yarım göz, yarım kanat falan işe yaramaz diyebilirler ama bu noktaya gelirlerse elleri daha zayıf olur. Çünkü karşı bir argüman sunmuş oluyorlar, argümanlarının çürütülme şansı var ve kanıt gösterme yükümlülüğü düşüyor üzerlerine. Ama karşı argüman sunmayıp da salt şüphecilikle geldiklerinde cevap vermek çok daha zor.

Mesele şu aslında; biyolojik mekanizmalarla baktığımızda yeni organlar, yeni cinsler, familyaların vb oluşumunun mümkün olduğunun gösterilmesi, olduğunu gösterir mi? Günümüzde evrim örneklerini de olduğuna göre sürece yayıp olduğuna emin olmak gerekmez mi? Geçmişi başka nasıl bilebiliriz ki? Çıkarım yapıp emin olmak gerekiyor gibi. Aslında şüpheciliğin meşru olup olmadığına bakmak lazım. Yani verilerden çıkarım yapıp olduğu sonucuna ulaşıyorsak ve olup olmadığını bilemeyiz denmesi meşru olur mu, haklı olur mu? Dediğim gibi akılla çözülecek bir mesele gibi. Süreci kafasında düşünebilen birisi sonuçlara varabilir, kavrayabilir gibi belki de.