PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Enerji Maddeye dönüşür mü ?


ilahimasal
01-12-2017, 23:44
Bu sorunun cevabı varmıdan önce , madde nedir ? Enerji nedire bakalım.

Enerji : maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç


Madde : duyularla algılanabilen, bölünebilen, ağırlığı olan, yer kaplayan nesne


Maddenin enerjiye dönüştüğüne hepimiz şahit oluyoruz. Yaşamımızda maddenin enerjiye dönüşümünü , en basitinden bir odun parçasını yakarken , ortaya çıkan ısı enerjisini fark ederiz ve bu durumun muhteşem bir olay olduğunu fark etmeyiz.

İşte bu olayda enerjiyi ortaya çıkarttınız. Da . İşte ortaya çıkan bu Enerjiyi , Maddeye çevirtmek için bir yönteminiz var mı ?

Hepimizin bildiği şartlarda bu durum olanaksız. Bilimsel olarak bilinen bir yol var mı bilmiyorum ama Cern de ki deneylerde parçacıklar ortaya çıkarıldığı söyleniyor. Bu durum bile geçici bir durummuş. Ortaya çıkan parçacık sonradan kayıp oluyor MUŞ.

Hepinizinde bildiği bir teori var . BİGBANG .

İşte bu teoride ki iddia , Enerjinin maddeye dönüştüğüdür. BİRŞEY patlıyor ve Muazzam bir enerji ortaya çıkıyor . Bu enerji uzun bir zaman sonra yoğunlaşıp maddeye dönüşüyorMUŞ ve bildiğimiz evrende ki maddeLER ortaya çıkıyorMUŞ,

Bu iddiada ki , ilk patlayan şeyin MADDE oldugu durumu var . Sadece bu ŞEYİN adı yok.

Bu konuda bilgisi olan arkadaşların bizleri bilgilendirmesini umuyorum.

Enerji Maddeye dönüşürmü ?

Yıldıztozu
02-12-2017, 00:11
Yıldızlar, gezegenler kendilerinden önceki 'enerjilerden' oluşmuş, ortaya çıkmış materyaller sonuçta.

Yalnız enerjiyi 'maddeden ortaya çıkan güç' olarak tanımlamak kısıtlayıcı oluyor. Bu şekilde tanımlarsan soru da hatalı oluyor zaten.

spartacus
02-12-2017, 01:28
Aslında, Enerji -> Bir kapasite ölçütü, oranıdır... Enerji, bir sistemin(form-yapının), iş kapasitesine denir, aslında kapasitedir. Madde enerjiye veya enerji maddeye dönüşmez, buna dair tüm ifadeler bildik anlamda madde, enerji tanımıyla kullanılsada yanlıştır. Bu bir zamanlar bilimdeki ilerlemelerin-sıçrama-patlamalı ilerleme anları- getirdiği uçukluklarla veya bazı ideolojik sazanlıklarla moda olmuş, fizikde değil ancak matematikteki sembollerin birbirine dönüşürlüğüyle ilgili olmasına rağmen bu fiziğe uyarlanmış bir yanılgıdır.

Ama bu ifadenin aslı, astarıda bildiğimiz, gündelik dilde kullandığımız biçimiyle değil, formüle dayalı-öznel- ifadedir.. Şöyle ki;

Enerjinin formülleri nedir?

e = mc2

Burada m = madde miktarı, c = ışık hızı

Yani ne kadar madde, o kadar enerji, madde yok, enerjide yok çünkü enerji, maddenin(veya bir sistemin) iş kapasitesi, neyin? maddenin, maddi yapıların(sistem), nesi, iş kapasitesi... Bunu ağırlığınızın ölçüsü gibi düşünün, siz ve yer yoksa, ağırlığınız yok ve siz ağırlığınıza dönüşemezsiniz(ama formüllerde semboller dönüşür, kaldı ki matematik(mantık) kendisi, fiziğin yerine ikame edilebilir de, bilim de değildir, ama bilimin bir konusu, dalı olabilir).

Haliyle, eğer siz, m'i bulmak için, "e" ve "c" yi biliyorsanız formül ne olur?

m = e/c2

Ne oldu, madde, enerjiye dönüştü, ama nerede, neye göre, sembolik rakamlar ve matematik bir işlemde...

Şimdi bu yaptığım formülü belki herkes anlamayabilir öyleyse izah edeyim;

10 = 5*2 ise 5 = 10/2 dir değil mi?

Şimdi 10, 5 e dönüştü mü? veya 5, 10'a dönüştü mü? Formül esas alınırsa yani salt sembolik olarak evet, 5, 2 ile çarpılırsa 10'a dönüşür! Rakamların diliyle olan, formüllerin diliyle de farklı olmaz, enerji = madde-miktarı* ışık hızının karesi ise, öyleyse madde-miktarı = enerji/ışık hızının karesidir.

Bu formülde ise bir istisna var, ışık hızını ise diğerleriyle bulamıyoruz, benim fikrim Einstein'ın bu formülü keyfi olmuş, eğer bu türdeki bir formül, bilinenlerden bilinmeyeni bulmamızı sağlamıyorsa orada sorun var... Ama yukarıda verdiğim örnekte nasıl ki biz 10 rakamını bildiğimizde 5'i bulduysak, pekala 2'yide bulabiliyoruz...

O sebeple bana göre en doğru formül, öyle ışık hızı, saniye cinsi birimler değil;
E=Fd
1 Joule enerjisi olan bir madde, 1 metreyi 1 Newton ile gidebilir.

Çünkü yukarıdakine göre formül, enerjinin, kapasite temelli tanımına uygundur, bir maddenin, hareketi esas alınmıştır, Einstein ise enerjiyi bulmak için gitmiş ışık hızını kullanmış ki, ne alaka? Işık hızı yerine siz Pi sayısını da koysanız olur, yani sabit kabul edilmiş ne konursa konsun, nasılsa esası salt ölçü birimidir...

Şimdi;

Kaç kilosunuz?

Peki siz kiloya dönüşür müsünüz? AĞIRLIĞINIZIN ölçüldüğü bir formülde evet, peki ya gerçekte? :)

Enerji diye bir kendinden menkul şey(!) yok, bizim enerji dediğimiz, herhangi bir maddenin, şu ya da bu koşul, ortamda, iş kapasitesidir, bir kapasite ölçüsüdür, aynen boy ölçünüz gibi. doğada boy, ağırlık diye bir obje nasıl ki bulunmaz, enerji diyede ayrı bir obje yoktur... Madde enerjiye, enerji maddeye dönüşmez ama iş yapan madde kütle kaybına uğrayabilir, çünkü iş, sarftır...

Eğer ölçütümüz, açımız formülle, fiziği değilde öznel kıstaslarla kurgulanabilir formüller ise, her şey, bir diğer sembole dönüşebilir, siz boya, boy size, ağırlık size, siz ağırlığa dönüşebilirsiniz, lakin nerede ve nasıl? Sembolik olarak formülde...

Nero
02-12-2017, 11:05
Aslında, Enerji -> Bir kapasite ölçütü, oranıdır... Enerji, bir sistemin(form-yapının), iş kapasitesine denir, aslında kapasitedir. Madde enerjiye veya enerji maddeye dönüşmez, buna dair tüm ifadeler bildik anlamda madde, enerji tanımıyla kullanılsada yanlıştır. Bu bir zamanlar bilimdeki ilerlemelerin-sıçrama-patlamalı ilerleme anları- getirdiği uçukluklarla veya bazı ideolojik sazanlıklarla moda olmuş, fizikde değil ancak matematikteki sembollerin birbirine dönüşürlüğüyle ilgili olmasına rağmen bu fiziğe uyarlanmış bir yanılgıdır.
...

Enerji diye bir kendinden menkul şey(!) yok, bizim enerji dediğimiz, herhangi bir maddenin, şu ya da bu koşul, ortamda, iş kapasitesidir, bir kapasite ölçüsüdür, aynen boy ölçünüz gibi. doğada boy, ağırlık diye bir obje nasıl ki bulunmaz, enerji diyede ayrı bir obje yoktur... Madde enerjiye, enerji maddeye dönüşmez ama iş yapan madde kütle kaybına uğrayabilir, çünkü iş, sarftır...
...



Spartacus, yıktın perdeyi, eyledin viran, varayım Einstein'a haber vereyim heman! :)

O formuldeki m maddenin kütlesidir. Sen madde miktarı diye yazmışsın. Kütle yerine neden miktar diyorsun, bu olabilir mi? Bu ikisi farklı kavramlar.

Maddeyi mutlak kılmak için enerjiyi tamamen maddenin bir işlevi seviyesine indirgemişsin. Madde yokken enerji vardı. Sen maddenin boyu, ağırlığı, miktarı gibi sıradan bir özelliği konumuna indirmişsin enerjiyi.

Demek şimşek bulutların iş kapasitesinden ibaret bir şey, yıldırım da... maddenin boyu, ağırlığı gibi bir özelliği?..

Demek ışık da maddenin sıradan bir özelliği. Yapma spartacus!.. maddeyi öne çıkarmak için enerjiyi bu kadar basitleştirme.

Sundance
02-12-2017, 11:17
Spartacus, yıktın perdeyi, eyledin viran, varayım Einstein'a haber vereyim heman! :)

O formuldeki m maddenin kütlesidir. Sen madde miktarı diye yazmışsın. Kütle yerine neden miktar diyorsun, bu olabilir mi? Bu ikisi farklı kavramlar.

Maddeyi mutlak kılmak için enerjiyi tamamen maddenin bir işlevi seviyesine indirgemişsin. Madde yokken enerji vardı. Sen maddenin boyu, ağırlığı, miktarı gibi sıradan bir özelliği konumuna indirmişsin enerjiyi.

Demek şimşek bulutların iş kapasitesinden ibaret bir şey, yıldırım da... maddenin boyu, ağırlığı gibi bir özelliği?..

Demek ışık da maddenin sıradan bir özelliği. Yapma spartacus!.. maddeyi öne çıkarmak için enerjiyi bu kadar basitleştirme.

Madde yokken enerji mi vardı?

Nereden biliyorsun, anlat bize.

Enerji, maddenin bir özelliği değil de neyin özelliği onu da tarif etsen bir.

İzel'in bir şarkısı vardı:

"Mutluluğun formülü çok açık
Bir sen, bir ben, bir de bebek"

Senin formül de:

"Bir madde, bir enerji, bir de Allah"

Diye geçiyor anlaşılan

Nero
02-12-2017, 12:29
Madde yokken enerji mi vardı?

Nereden biliyorsun, anlat bize.

Enerji, maddenin bir özelliği değil de neyin özelliği onu da tarif etsen bir.

İzel'in bir şarkısı vardı:

"Mutluluğun formülü çok açık
Bir sen, bir ben, bir de bebek"

Senin formül de:

"Bir madde, bir enerji, bir de Allah"

Diye geçiyor anlaşılan


Hayır, bende bir Allah (bilinç, enerji, ruh) diye geçiyor. :)

Big Bang nedir? Eksi evrenden bir anda oluşan bir enerjiden zamanla maddenin doğuşu değil mi?

"ictenlik"
02-12-2017, 13:06
Madde dediğimiz;
Bir önermede ve bir benzetmede; evreni bir gerçek/gerçeklik simülatörü gibi düşünürsek grafiğin/unsurun kendisi gibi düşünülebilir ve yapılanabilir mi?

Sundance
02-12-2017, 13:40
Hayır, bende bir Allah (bilinç, enerji, ruh) diye geçiyor. :)

Big Bang nedir? Eksi evrenden bir anda oluşan bir enerjiden zamanla maddenin doğuşu değil mi?

Bende de bir madde, bir enerji bir de zaman (veya hareket, değişim) diye geçiyor.

Neyse...

Ne olmuş big bange?

Ne vardı big bangden önce?

Biliyor musun?

Benim bildiğim kadarıyla big bang kuramında yoktan varolan bir enerji yok.

Madde - enerji etkileşimi için taaaa big bange kadar gitmeye de gerek yok.

Madde de elimizin altında enerji de.

Biliyoruz bunları.

Ama ortada bir bilinç, ruh yok.

Bilinmeyen konulara kaçıp da hariçden gazel okumak yerine bilinen konularda gösterin şu ruhu da görelim.

Benim tek bildiğim ruh kıvırmaya çalışanların içindeki dansöz ruhu.

ilahimasal
02-12-2017, 14:06
Big bang in tanımı

Büyük Patlama ya da Big Bang, evrenin yaklaşık 13,8 milyar yıl önce aşırı yoğunve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan evrenin evrimi kuramı ve geniş şekilde kabul gören kozmolojik model

Yoğunluk maddenin bir özelliğidir. Sıcaklıkda , yani enerjide.

Tanımda maddenin bir özelliği olan yoğunluk ve sıcaklıktan ortaya çıkan diyor.

6. Yoğunlukcular bu duruma lütfen safsata bulaştırmasınlar.

Yaratılışcıların kuyruğuna yapıştığı big bang teorisi bile ilk patlayan şeye yoğun olan diyor. Yani patlamanın olduğu anın ÖNCESİ yoğunluktan yani maddeden bahis var.

Madde hep vardı söyleminin de kanıtı oluyor.

Allahcılar yada tanrıcılar , sizin tanrınız yoğun bir şey mi ? Big bang teorisinde bile ÖNCE- SONRA söylemleri çıkıyor ortaya , bu bize sizlerin ZAMAN dediğiniz kavramı yine önünüze koyuyor. Madde varsa zaman var .

Enerjiyi maddeye çevirmek diye bir durum yok. Bigbangde madde den ortaya çıkan enerjinin yine yoğunlaşarak maddeye DÖNÜŞÜMÜNE işaret ediyor. İlk enerjiden maddeye dönüşüm var diyemezssiniz.

Nero
02-12-2017, 18:04
Madde dediğimiz;
Bir önermede ve bir benzetmede; evreni bir gerçek/gerçeklik simülatörü gibi düşünürsek grafiğin/unsurun kendisi gibi düşünülebilir ve yapılanabilir mi?

Evet, evren bir simülasyon. Madde de o simülasyonun yapboz parçaları.

Nero
02-12-2017, 18:09
Enerjiyi maddeye çevirmek diye bir durum yok. Bigbangde madde den ortaya çıkan enerjinin yine yoğunlaşarak maddeye DÖNÜŞÜMÜNE işaret ediyor. İlk enerjiden maddeye dönüşüm var diyemezssiniz.

Hahahahahaaaaaa!!!... ben yukarıda spartacus'e yazdığım mesajda cahilce bir hata yapmışım, sonra farkettim. Ama senin bu yazdığın benim hatamı çok geride bırakan bir saçmalık olmuş. :)

Demek big bang, maddeden çıkan enerjinin yoğunlaşarak maddeye dönüşümü ha?! :) :caked::heh::biggrin1:

ilahimasal
02-12-2017, 18:16
Hahahahahaaaaaa!!!... ben yukarıda spartacus'e yazdığım mesajda cahilce bir hata yapmışım, sonra farkettim. Ama senin bu yazdığın benim hatamı çok geride bırakan bir saçmalık olmuş. :)

Demek big bang, maddeden çıkan enerjinin yoğunlaşarak maddeye dönüşümü ha?! :) :caked::heh::biggrin1:

Okuduğunu bile anlamaktan acizssin.

Big bang in tanımı orada.

Sen değilmiiydin bilinen boyutları bıraktım , başka boyutlara akıyorum diyen ? Buralarda işin ne ?

Nero
02-12-2017, 18:22
Okuduğunu bile anlamaktan acizssin.

Big bang in tanımı orada.

Sen değil miydin bilinen boyutları bıraktım , başka boyutlara akıyorum diyen ? Buralarda işin ne ?


Bence bir daha oku big bang'i. Hatta bir daha bir daha...

Ben burada yoğunlukları ve boyutları tartışmıyorum ki. Sadece maddeyi mutlaklaştirmak için yaptığınız bu aşırı çarpıtmaya dayanamayıp müdahil oldum.

ilahimasal
02-12-2017, 18:33
Konuları trollemekten vaz geç.

Bilgi için değil sadece konuları trollüyorsun ve bu durumda ayan beyan ortada..

ilahimasal
02-12-2017, 18:48
Madde , enerji, yoğunluk, big bang in bilinen tanımları üzerinden değilde , üyeleri trollemek için , kişinin fikirleri üzerinden tartışma yaratıp , konuyu saptırma girişimleri , bilgi vermez.

Big bang in tanımında YOĞUNLUKTAN bahis vardır ve yoğunluk maddeye ait bir özelliktir.

Big bang genel olarak , tanrıcıları mutlu etmek için ortaya atılmış bir teoridir. Tanrıcıları mutlu ettirseler bile , yokluktan yada enerjiden ortaya çıkmış madde diyemiyorlar.

Ne diyorlar ! İsim veremedikleri ve yoğunluk özelliği olan bir şeyin patlayarak ortaya çıktığını söylüyorlar.

Big bang tanımından yoğunluğu yani kütlenin halini çıkartamazlar. Çıkartırlarsa , ortaya bilim tanımlaması değil , inanç tanımlaması çıkar. Kimsede bunu ciddiye almaz.

Soru net . Nedir o yoğun olan şey ?

spartacus
03-12-2017, 02:04
Spartacus, yıktın perdeyi, eyledin viran, varayım Einstein'a haber vereyim heman! :)

O formuldeki m maddenin kütlesidir. Sen madde miktarı diye yazmışsın. Kütle yerine neden miktar diyorsun, bu olabilir mi? Bu ikisi farklı kavramlar.

Maddeyi mutlak kılmak için enerjiyi tamamen maddenin bir işlevi seviyesine indirgemişsin. Madde yokken enerji vardı. Sen maddenin boyu, ağırlığı, miktarı gibi sıradan bir özelliği konumuna indirmişsin enerjiyi.

Demek şimşek bulutların iş kapasitesinden ibaret bir şey, yıldırım da... maddenin boyu, ağırlığı gibi bir özelliği?..

Demek ışık da maddenin sıradan bir özelliği. Yapma spartacus!.. maddeyi öne çıkarmak için enerjiyi bu kadar basitleştirme.
Ağırlık Nedir
Ağırlık kütle çekim kuvvetidir, yani aslında cisimlerin birbirine uyguladığı kuvvet ekseninde ele alınır.
İŞ nedir?
İşte yukarıda ifade edilen o kuvvet ekseninin, fiilde-fiziksel etkileşimde- açığa çıkarttığı sonuçlara-değişikliğe İŞ denir. Yani bir cisime bir kuvevt uygulanırda, kuvvetin uygulama yönünde o cisimde değişiklik(konumu da dahil) meydana gelirse buna İŞ denir.
Enerji Nedir?
Enerjide işte yukarıdaki gibi KUVVET EKSENİNDE, bir cisimin, ne kadarlık bir iş kapasitesi olduğuyla ilgilidir, sonuçta iş, işin kapasitesine, kapasite ise madde miktarına(yetisine) bağlıdır.(yeti ifadesi anlayın diye, italik!).

Verdiğin bulut, yıldırım örnekleri ne kadar da çocukça farkında mısın Nero? NE ALAKA NERO, NE ALAKA?

Yıldırım oluştu diyelim, bu etrafa etkiyecek ve etkilenecek-KUVVET verecek, alacak!-, burada açığa ne çıkacak? İŞ, peki bu yıldırımın(herhangi birinin), ne kadarlık bir iş çıkartma kapasitesi vardır? diye sorarsan, işte bunu da enerji olarak ifade edersin.

Enerjiyi bu kadar basitleştirme demek ne demek? Basit, basitleşemez, kısaca tanımalrıyla izah ettim, nesini anlamadın?... Yeni öğrendin peki kabul, ama karşıma geçip diretme, öğrenmesini bil.

Madde yokken enerji vardı demeni dahi ciddiye alsak dert, almasak dert! En iyisi kısaca özetleyim, s.a.ç.m.a.l.ı.y.o.r.s.u.n...

Gelelim kütle üzerine yaptığımı düşündüğün hataya;

Kütle = madde miktarı, yani kütle ölçümünde amaç aslında madde miktarını bulmak içindir ve eğer siz M değerini biliyorsanız yani ölçmüşseniz, o halde böylece siz madde miktarını bilmiş olursunuz. Ölçmek için yararlanılan, "bir cisimin ivmelenmesi" bölümü, ÖLÇMEK ile ilgilidir Nero. Bu ölçmenin METODUDUR, kütlenin neye karşılık kullanıldığı değil, anladıysan ne ala, anlamadıysan uzun, uzun izah vakit israfı...

Sen şimdi çıkıp, kütle maddeden önce de vardı dersin, değil mi, s.a.ç.m.a.l.ı.y.o.r.s.u.n...

Artık unutun enerji=ruhtur, enerji=kendinden menkul bir şeydir türündeki yalan-yanlış bilgilerinizi, bunlar size zarar veriyor -ki yazımda bir dönemin bilimsel uçukluğu olarak, neyin, nerede yanlış anlaşıldığıyla izah etmiştim.

Madde enerjiye, enerji maddeye dönüşmez(bu ifadenin sembolik değerlerle ilgili olduğunu izah ettim)...

Belli ki anlamamışsın örnekle anlatalım, anlarsan tabi;

Pazara gittin, o da nesi, fındık çok pahalı, ama baktın ki, fasulye ve bulgur ucuz. Pazarcıya dedin ki, oradan bana 40 adet fasulye, 50 adet de bulgur ver dedin. Sonra bunlara bir sembolik rakam-değer verdin.

Fn = Fındık (bilinmiyor)
F = Fasulye = 40
B = Bulgur = 50

Çok akıllsın ya, şimdi fasulyeyi, fındığa dönüştüreceksin...

Fındık = 40*50

şimdi elinde 200 adet fındık var! İşte bulgur fındığa dönüştü! Sağlamasını yapalım mı? Tamam yapalım...

örneğin kaç adet bulgurumuz var, bilmiyoruz diyelim, tamam o halde bulalım!

Bulgur = fındık/fasulye => 200/40 = 50, Eureka! Eureka !

Ama yok konu bu değil, konu ne olsun, enerjiyi o kadar basitleştirmeyelimmiş :)

Güzel insan, madem Einstein dedin, orada enerji dediğinin formülü ne?
e= mc2

Madde yoksa, enerji olabilir mi? yani senin iddian şu oluyor;

e=c2

Nereden baksak saçmalıyorsun farkında mısın? Tamam saçmalayacaksın, ama bari saçmalarken formülü göz önünde bulundur, "m" değeri yok, enerji de yok çünkü, Einstein'ın yaklaşımında, enerji = madde miktarı(kütle!)/ışık hızının karesi...

ilahimasal
03-12-2017, 22:28
Ateist kimlikli bir forumun yazarlarından birisinin . Big Bang sırasında bir enerji açığa çıkmamıştır.
Doğası bilinmeyen bir enerji maddeye dönüşmüştür . Bu cümleleri kurması bana çelişki içinde olan bir ateist profili çizdi.

Bu yazarı , bu tarz konularda takip ederim , tesbitlerinede çoğunlukla katılırım , ancak ! Bu ateist yazarın big bang gibi , geriye dönük tesbiti mümkün olmayan konuda , sanki gitmisde tespit edasında fikir beyan etmiş hali beni şaşırttı.

Tanrı denilen inanç ile big bang denen teori neredeyse aynıdır. Big bang , Tanrıcılara , tanrı üfürmesini hoş göstermek için ortaya atılmış ve üzerinede boyası atılmıs bir üfürmedir.

Big bang denilen teori diyelim ! Güya yoğunlaşmış bir noktanın patlayarak dışarı enerji salması durumu olarak tanımı yapılıyor. Böyle anlatım yapılırken bile erjiden önce ki YOĞUNLUK durumunu ortaya koymadan big bang in yani büyük patlamanın tanımını yapamıyorlar. YOĞUNLUK DİYE ORTAYA KOYMAYA ÇALIŞTIKLARI ŞEY NEDİR ? Bunu sorgulayan yok.

Big bang e saçma dememin sebebi , evrenin başlangıcı denmesinden dolayı. Yoksa tanımı yapılan durumun benzeri kozmik olaylar evrende her an oluyor. Karadelik dedikleri yoğunluğu en fazla olan yapılar bu duruma örnek gösterilebilir. Hoş karadelik dedikleri yapılarda gözlemlenemiyor olsada , mantıklı bir yapı olduğu ortada. Işığı dahi mhapiseden bu yapı , olabilirlik arz ediyor .

Evrende ki kuasarlar, hiper nova, süper novalar , evrende bir çok alanda gerçekleşiyor. Bunlar yeni evrenler olusturuyor mu ? Oluşturuyor da , bilim mi bunu tespit edemiyor ? Bilen cevap verebilir.

Bir ateistin bile big bang denilen olaya evrenin ortaya çıkışı olarak bakıp , doğası bilinmeyen bir enerji maddeye dönüşüyor diyip , bir çok insanı yanlış yönlendirmesi kabul edilemez.

Bu ateistin , enerji nedir , madde nedir ? Bunları çok iyi bildiğinden de eminim. Ancak yukarıda ki bilinmez dediğini biliyormuşcasına yazması tam bir ateist olmadığının da kanıtı oluyor.

Geçen y.y. başında , teleskopla göğe bakıp , kırmızıya kaymayı kendilerince yorumlayıp işde evrenin başlangıcı diyen bilim adamları , büyük bir probleme sebebiyet vermişler. Evet maviye kayma , kırmızıya kayma var ama bu evrenin başlangıcına değil , uzaklığa delil olabilir.

Big bangin ardından ve halen ışıktan daha hızlı uzaklaşan galaksiler var diyenler , bunu kırmızıya kayma ile tespit ediyrlarsa , şu soruyu sormak gerekir. İki cisim birbirinden ışık hızı ile uzaklaşıyorsa bu ışığı yada radyo sinyaline dönüşen halini neyle tepit ediyorsunuz. Kırmızıya kaymanın en son hali radyo dalgasına dönüşüyor diyenler , yine bu big bang teorisyencilerinin kendileri.

Evet sorumu tekrar ediyorum; ışık hızı ile birbirinden uzaklasan iki cisimin tesbiti mümkün mü ? Peki ya tesbit edemediğiniz cisimler ? Işık hizı ile uzaklaşan cisimler ve Tespit edemedikleriniz üfürdüğünüz patlamadan öncesine geliyor durumunu nasıl kapatacaksınız?

Geçmişe dönük bir olayın tepiti mümkün değil. Tanrı üfüresinin bir benzeri.

Madde dediğimiz için şu tepite katılırım , duyu organlarımızla olan tespiti halinde bizi yanıltacak durumu olabilr . Bu durum böyle bile olsa , degişimi dönüşümü inkar edilemeyecek tek gerçekliktir.


Odunu yakınca ortya çıkan ısıyı tekrar oduna çevirebilen varsa buyursun gelsin. Araya otomasyon yöntemleri koymadan diye uyarımıda yapayım.

spartacus
03-12-2017, 23:38
Ateist kimlikli bir forumun yazarlarından birisinin . Bu cümleleri kurması bana çelişki içinde olan bir ateist profili çizdi.
Kavramları yanlış kullanmış(gördüğüm bu). ateistliğini sorgulamak, bence yerinde olmaz. Çoğumuz bu konularda günümüz bilimine sinen mitolojik etkinin kurbanı oluyoruz...
Güya yoğunlaşmış bir noktanın patlayarak dışarı enerji salması durumu olarak tanımı yapılıyor. Böyle anlatım yapılırken bile erjiden önce ki YOĞUNLUK durumunu ortaya koymadan big bang in yani büyük patlamanın tanımını yapamıyorlar. YOĞUNLUK DİYE ORTAYA KOYMAYA ÇALIŞTIKLARI ŞEY NEDİR ? Bunu sorgulayan yok.
Yine kavram çarpıtmasından ileri geliyor, yoğunluk bir varlık biçimi, mekan değil, en basit algı için, bir hamurun yoğunluğu gibi, bir hali durum, özellik, miktar esaslı. idealist çarpık tanımı bir yana atarsak, hamur-madde- yoğunluğa iyedir(o özelliği barındırır, malik demek gibi...). Bir kola şişesini açmadan çalkalar, sonra açarsak, kola fışkırır, kolanın varlığı fışkırmadan gelmez, ama fışkırma kola ve etkileşimlerde açığa çıkan tepkimelerden gelir, zira çalkalamak, içeride bir nevi çarpıştırma olur, çalkalamak iştir, şişedekine etki etmiştir, oradaki tepkime bir iş açığa çıakrtacak, kuvvet salınacak-koşulu oluşunca- iş gerçekleşir, kapasite(enerji) açığa çıkar...Hoş karadelik dedikleri yapılarda gözlemlenemiyor olsada , mantıklı bir yapı olduğu ortada. Işığı dahi mhapiseden bu yapı , olabilirlik arz ediyor .
Kara delik diye bir şey yok, ışık da aslında hapsolmuyor, soğuruluyor, hapsolmak deyimini kullanıyorlar ama hayli yanlış bir ifade. yani ışık bir süreliğine saklanıyor deniyor, algı kör, sonra da, atıyorum yüzbin yıl sonra o ışık tekrar serbest bırakılır, salınırsa, o ışıktaki görüntüden biz, ilk kaynağa dair görüntü elde edebiliriz gibi, mitolojik masallar okunuyor. neresinden baksak izdiham. Biz bir yıldızdan gelen ışığı, bir kutuya hapsedersek, sonra serbest bırakırsak göreceğimiz kutunun içidir, çünkü kırılımlar artık kutunun cidarlarından, cidarlarına çarpmakla çoktan yeni bir yansımaya erişmiştir... işte işin o karadeliklere bilgi girer çıkar kısımı da ayrı bir andavallık, süper zeka Hawking bu andavallığı bu kadar basit dile getirdiğimiz için bizi affetsin.. bilimi teorik fizikçi diye kurguculara teslim edişimizi ise, kim affedecek orası belli değil. :)...
Evrende ki kuasarlar, hiper nova, süper novalar , evrende bir çok alanda gerçekleşiyor. Bunlar yeni evrenler olusturuyor mu ? Oluşturuyor da , bilim mi bunu tespit edemiyor ? Bilen cevap verebilir.
Samanyolu bir kaç yüzyıl önceki insan öznelliğinin ufukunca bir evrendir. Esasında bugünün bilimi hala dünyayı ve insanı ve insanın görüş ufkunca limitlediğini merekeze alan ortaçağ etkisinden, ortada olanı kendi sınırına hapsetme-sanki buna bağlıymış gibi- zaafından kurtulamadı. Biz 50 km ötesini göremiyoruz diye, neden bir okyanusun erimi 50 km olsun ki, esasen bakış doğrultusu uzamda sonsuzdur, limtilenen ve limitleyen sadece form-yapıcadır, lakin tüm limitler parçaya dair, bakış açısı ufkunun uzamdaki sonsuzluğu, parçaya indirgenemiyor. Yani sorun öznenin gözlem kapasitesinin sorunu, evreni, fiziği bağlamaz ama, çeşitli kodomanların kaygısıyla teknolojinin kölesi haline getirilen hakim bilim OLGU kavramını dahi iç etme yolunda...
Oysa evren genel bir ifade, sınırlanamaz-limitlenemez, heleki öznenin algı kapasitesine hiç mi, hiç indirgenemez. yani nasıl ifade edebilirim, örneğin galaksi kelimesi geneldir, kapsayandır, Samanyoluna limitlenemez, endekslenemez...
Geçen y.y. başında , teleskopla göğe bakıp , kırmızıya kaymayı kendilerince yorumlayıp işde evrenin başlangıcı diyen bilim adamları , büyük bir probleme sebebiyet vermişler. Evet maviye kayma , kırmızıya kayma var ama bu evrenin başlangıcına değil , uzaklığa delil olabilir.
Evet, aslen ışığın geçtiği madde yoğunluğuna bağlı, çünkü ışık maddi ortamlardan geçerken soğuruluyor bu da kızıla kayma etkisine yol açıyor. örneğin ışığın camdan geçerken, okyanus dibine doğru haeketi, hızı da değişir, bir okyanus altından, güneşe bakan birisi, güneşin bizden hızla uzaklaştığını sanır(o sakat yöntemle!).. O yöntem başlı başına hata, yanlış... kaldı ki bu salt soğurulma sorunu da değil, bir ışık kaynağı zayıf ise, hemen yanında, aynı mesafedeki parlak ise, uzaktan bakan gözlemci, zayıf ışığın, zayıflığı oranıyla ona gelene kadar soğurlacağı için, bunu hızla uzaklaşıyormuş gibi görüyor :) O dayanak, bu kadar sakat bir dayanaktı, ne yazık ki bu sakatlık ortaya konalı yarım yüzyıl geçti. öyleyse, şimdiki bilim nerelere savrulmuş?. ne ilke kalmış ne de o ilkelere uyan, ortalık kirle dolu, ama kimse bundan söz etmiyor...

Evrende, sınırsız uzayda gözlemlediğimizden edindiğimiz çıplak verilerde yanlışlıyor, galaksi kümelerinin ortalam 70 milyar yıllarla ifade edilir oluşumları da-ayrı konu-. Örneğin, galaksilerin, yıldızların oluşumu, ama tekrar plazma haliyle saçılımı, o plazmanın tekrar yoğunlaşması, ardışık ve eş zamanlılık içermiyor.

Eğer bir lafızın işaret ettiği, her bir biriminde, eşit bir kütleye sahip ise, tekil ise -ki her birimde miktar eşit değilse zaten mevcut formunu koruyamaz!, zaten patlamasıyla etrafa dağıtacağı parçalarda birbirine yakın kütleye sahip olur. merkeze konan eş değerlilik ve tekillik bunuda gerektirir. yani Andromeda, bir samanyoluyla ortalama aynı büyüklükte, ya da kütle-madde miktarında olmalı, aşağı, yukarı!... Aksi taktirde sözde Big bang'in o ilk kurgu yoğunluğundaki, lafızları da güme gider.

Bu yanlışları ısrarla sürdürmek için, yok karadelik masalı, yok anti madde masalı ortaya atılıyor, anti madde, maddeyi yok ediyormuş da işte ondanmışta, iki zıt çarpışırsa, yok olmazlar, ama bunalrdan yeni bir biçim çıkar ortaya, esasında brisinin tarafından baktığımızda-diğerinin tarafıda aynısı, kimin beriki, öteki olduğunu bizim hangisine beri, öteki dediğimiz belirliyor-, miktar eksilmez, çoğalır.

Bir diğer sorun ise böyle bir oluşumun merkez noktasının olması, oysa gözlemlediğimiz evren yönden bağımsız. Bu iddiayı olumlayan ise, insanın dünyadan 360 derece etrafına baktığında, ufkunun her bir açıda aynı mesafede kalması! Diğer sorunda galaksilerin kendisinden uzaklaştığı algısı... sebebi galaksilerin bir merkezden saçılım, uzaklaşımı değil, yukarıda da değindiğim gibi, bu yöntemin yanılgısı.

Şimdi 360 derece etrafımıza projektörler yerleştirilmiş olsun, bizde tam merkezde. Biz çepeçevre açıyla bakarsak, ışığa nazaran hesapladığımız uzaklık ölçüsü 360 derece de her bir projektör için eşit mesafe olur(her biri yarıçap uzaklığında). Eğer bu projektörlerden bazılarının önüne ışığın daha fazla soğurulduğu biçimde madde miktarını arttırırsak, tekabül edenler yerinde dursa bile, bizden uzaklaşıyor görünür, çünkü ışık soğurulmuştur, böylece zayıflamıştır...

Son olarak ne doğası bilinen ne de bilinmeyen(!) enerji maddeye, madde enerjiye dönüşmez. Enerji hesabında kullanılan semboller madde değil, madde miktarıyla ilgilidir, ölçümle, oranlarla ilgili... Ne bileyim, trafik kazalarının oranı, herhangi bir kaza yapan araca dönüşmez veya araçların kendisi o oranlara dönüşmez :)

Birde insanların anlamakta zorlandığı matematiğin fizik olmaması, bilim olmaması, fiziği esas almak zorunda olmayan mantıksal kombinasyonlardan-işlemlerden gelmesi.. Örneğin 3 misketi, 3 misketle çarparsak, 9 misketimiz olmaz, ya da 2 misketi birbirinden çıkartırsak(bir başka bahiste geçen, anti-made, madde çarpışması safsatasında da olduğu gibi, geriye sıfır kalmaz), ama biz böyle bir işlemi matematiğe vurmuşsak, yani misketleri artık sembolik birer rakam haline getirmişsek, orada belirleyici olan işlemdir, 9 eder, 9 taneyi, 5*4 olarak çarparsak 20 eder, ama gerçekte böyle bir işlem yoktur, fizikte böyle bir durum söz konusu değil. ancak matematikte(mantıkda) sembolik kombinasyonlar, eşleştirme, ayrıştırmalarda olur. Sonuç matematik bir kaç çarpma işlemiyle 20, çıkartma işlemiyle eksiltmişken, bizim elimizde hala 6 misket vardır...

ya da madem öyle inanılıyor derdimiz ne, haydi bir kaç onluk çıkartalım cebimizden, kabul, 5 adet. 2onluk*3onluk=6 onluk, on lira kazandık mı? hayır, sebep? açıklandı, maddenin, enerjiye dönüşüm ifadeside, enerji miktarını bulmanın formülündeki diğer ölçülerin, sembolik formülasyonuyla ilgili...

ilahimasal
04-12-2017, 00:27
Spartaküs

Maddenin enerjiye dönüşümü ve Enerjinin maddeye dönüşmü olmaz diyorsunuz.

Enerjinin maddeye dönüşmedigini gözlem ve deney( im) yaparak olmayacagını biliyorum.

Peki madde enerjiye dönüsemez demende ki sebep nedir ?


Mesela ben , araziye gittim ve o arazide üşüdüm. Üşümek beni , ısınmakiçin ısı enerjisi elde etmeye zorladı, bu zorlama ile gittim bir kaç parça odun denilen kütleli madde buldum ve yakma yöntemini kullanarak odunları yaktım sonucunda benim ihtiyacım olan ısı enerjisini elde ettim. Isınmak için bilinçsizce maddenin kimyasını bozarak maddeyi enerjiye çevirdim .

Ve

Odunlarım bitti ! Tekrar odun ihtiyacım oluştu , bu ihtiyacım için elde ettiğim ısı enerjisini odunaa yani kütlesi olan maddeye çeviremedim!

Burada odun yanarak ısıya dönüşüyor ama ısı kütlesi oln maddeye tekrar dönüşemiyor yada yöntemini bilmiyorum.


Ben gözlemle ve deneyimle bunu söylüyorum. Bilimsel olarak bu anlatımda ki yanlış nedir. Madde enerjiye dönüşmüyor diyorsunuz ya.

spartacus
04-12-2017, 04:00
Spartaküs

Maddenin enerjiye dönüşümü ve Enerjinin maddeye dönüşmü olmaz diyorsunuz.

Enerjinin maddeye dönüşmedigini gözlem ve deney( im) yaparak olmayacagını biliyorum.

Peki madde enerjiye dönüsemez demende ki sebep nedir ?
Enerji dediğimiz, kapasiteyle ilgili bir kavram da ondan. Tersi, düzü farketmiyor, tanım değişmiyor.
Üşümek beni , ısınmakiçin ısı enerjisi elde etmeye zorladı, bu zorlama ile gittim bir kaç parça odun denilen kütleli madde buldum ve yakma yöntemini kullanarak odunları yaktım sonucunda benim ihtiyacım olan ısı enerjisini elde ettim. Isınmak için bilinçsizce maddenin kimyasını bozarak maddeyi enerjiye çevirdim .
maddeyi enerjiye çevirmediniz, siz çeşitli maddeleri, yine birbirilerine kuvvet uygulayabilecekleri biçimde çatıştırdınız, yapılarda alışverişler meydana geldi, alış ve verişler, isrter madde, ister etki-tepki, kuvvet babında... Anlamak için ısı elektrik gibi kavramları kullanmak ilk elden doğru değil. örneğin bez bir çadır çökerse, 1 oranında iş açığa çıkartır, bir demir bina çökerse 10 gibi, örneğin bu binanın çökerken etrafına uyguladığı kuvvet, etkinin meydana getirdiği değişim iş, bakın bina, etrafta oluşturduğu iş'in kapasitesine dönüşmüyor etrafta oluşturabilir değişim kapasitesi de, tersin geri o binaya dönüşmüyor...Odunlarım bitti ! Tekrar odun ihtiyacım oluştu , bu ihtiyacım için elde ettiğim ısı enerjisini odunaa yani kütlesi olan maddeye çeviremedim!
Oksidasyon->yanma dediğimiz olay, bir sistemden-atom, moleküler YAPI, elektron ayrılması-bunu tetikleyen bir kuvvet olmalı, ona da ateş dediniz, ama ateş dediğinizde maddenin bir halidir(atomun elektron bağlayamama durumunda ortam, serbest elektron, nötr atom çorbasına dönüşür, maddenin bu halide plazma hali, ki örneğin mum, çakmak alevi, plazma haldir). bir hali, diğer halle, ilişkiye sokarak birbirine dayatarak, çatıştırıyorsunuz(kaba yazıyorum,diğer türlüsü anlaşılırlığı zor).. Elektronlar ayrıldıysa o halde başka yapılara, ayrılan elektronlar vasıtasıyla etkiyecektir, onlarda elektron alınca buna redüksiyon deniyor. Bir göle taş attınız, ne olur, aldınız, verdiniz. Yani madde bir yerden kopuyor, diğerine geçiyor, ayrılıyor, birleşiyor veya etkiyebilir, etkilenebilir ilişki oluşuyor, maddeler birbirine kuvvet uygulayabilir duruma geliyor... işte o an, etki-tepki, elektron alma, verme, kuvvetler, etkiler-tepkimeler durumu metabolizmanızı hareketli kılıyor veya yüklüyor... işte o hareketlilik-yüklenme değişimi sağlıyor, İŞ oluyor. ne kadar(nicelik) kapasite(iş yükü), o kadar iş. o kapasite miktarına da enerji diyoruz... bunlar ilgili örnekte neye bağlı? Oksidasyon ve redüksyona, çeşitli etki-tepkimelere, erimine kadar... meselenin temeli, madde, ilişki, etki-tepki alış-verişine düğümleniyor.

hani yukarıda çöken binadan söz ettim, eğer metabolizmanızı hareketli kılacak, form yapınızı da koruyamayacağınız düzeyde bozmayacak olsaydı, o çöken binanın etrafa uyguladığı etki, kuvveti de kullanacaktınız, etrafına geçip, o etkiye maruz bırakacaktınız kendinizi... Nicelikler, maddeye dönüşmez veya madde niceliğe... madenin kendisi nicelik değildir, ama bir yerdeki maddelerin sayısı-miktarı, veya bir cisimin, sistemin, madde miktarı niceliktir(m), ışığın hızı da niceliktir.. enerji de zaten bu niceliklerin, formülüyle bulunuyor.Burada odun yanarak ısıya dönüşüyor ama ısı kütlesi olan maddeye tekrar dönüşemiyor yada yöntemini bilmiyorum
Sevgili fabula, madde ısıya d.ö.n.ü.ş.m.ü.y.o.r, kabaca yazıyorum yukarıda özetledim... İşi sağlayan faktörler azaldığında, tepki veriyorsunuz-çünkü iş düşüyor-, buna üşümek diyorsunuz, aksi durumda etkiye maruz kaldığınızda ise ısınmak diyorsunuz...

form ve yapılar değişiyor, madde başka bir şeye dönüşmüyor, form-yapılar değişiyor, değişerek başka formlara dönüşüyor. madde ve hareket birliktedir, lakin form-yapı farklı bir kavram, maddenin hareketi, hareketliliği, en nihayetinde form-yapıalrıda değiştiriyor, süreğen dinamik bir zemin.. peki iş ne idi?

Diyelim ki elinizde 10 taş var ve bir suya atacaksınız, taşları attığınız süreç boyunca, atmış olduğunuz taşlar, su'da hareketlenmeye, tepkimeye yol açtı. iyi ama neden sona erdi diyeceksiniz, çünkü taşın, suya etkisi, yer çekimi ekseni, kuvvetiyledir de. taş suya ilk çarptığında kuvvet uyguladı, aksetti, sonra yüklendiği çekim kuvvetiyle aşağı indi, zemine düştü ve o zemin, taşın çekim doğrultusunda hareket edemez, örnek bağlamında artık çarpmaya dayalı biçimde, suyun yüzeyinde, görünür bir iş meydana getirme-etki, değişim sağlama koşulu tükendi... Taşı attınız, bir ÇARPIŞMA, hareketlenme gerçekleşti, oldu ve bitti, şimdi o haraket bittiği an iş'de bitti, enerji o işin kapasitesiydi, siz bana aslında suda oluşan ve sonrada artık olmayan iş'in, kapasitesinin-iyi de enerji dediğimiz tam da burada-, neden tekrar geri taşa dönüşmediğini veya daha doğrusu süreci tersine çevirip, taşın evvelce, suya aksetiği kuvvetle açığa çıkartabildiği iş'in kapasitesine neden dönüşmediğini sormuş oldunuz... Daha kısacası, enerji bir maddenin, bir sistemin iş eksenli -korunmuş- özelliğidir, o bakımdan, madde, sistemler özelliklerine dönüşmezler.. Korunmuş ifadesi ise potansiyel ekseniyledir, siz taşı suya atmasanızda, o taşta, o suda o işi meydana getirecek kapasite, potansiyel mevcuttur...

ya da, bir su değirmeni, su aktığı ve etkidiği sürece dönecek, su ne kadar çok ve ne kadar yer çekimiyle ivmeleniyor(o kadar direk çekim gücüyle yükleniyor), yüklenebiliyor-o kadar kapasite!, haliyle açığa bir iş çıkacak. İşte biz buna da, işin mahiyetine göre "su, akışkan sıvı enerjisi" diyoruz, ısı enerjisi, elektrik enerjisi, sıvıların sıkıştırlamazlığına dayalı kullandığımız hidrolik sistemlerdeki enerji kullanımı ifadelerimiz de böyle, farklı değil. maddi bir akış, bir kuvvet, kuvvetle yüklenebilirlik, direnç, tepkilenme ve yol açtığı sonuçlar var esasın temelinde.

Natan
04-12-2017, 04:38
Enerji dediğimiz, kapasiteyle ilgili bir kavram da ondan. Tersi, düzü farketmiyor, tanım değişmiyor.

maddeyi enerjiye çevirmediniz, siz çeşitli maddeleri, yine birbirilerine kuvvet uygulayabilecekleri biçimde çatıştırdınız, yapılarda alışverişler meydana geldi, alış ve verişler...

Anlamak için ısı elektrik gibi kavramları kullanmak ilk elden doğru değil. örneğin bez bir çadır çökerse, 1 oranında iş açığa çıkartır, bir demir bina çökerse 10 gibi, örneğin bu binanın çökerken etrafına uyguladığı kuvvet, etkinin meydana getirdiği değişim iş, bakın bina, etrafta oluşturduğu değişime dönüşmüyor :) etrafta oluşan değişim de -çok farklı bir kavram!- tersin geri o binaya dönüşmüyor...
Oksidasyon->yanma dediğimiz olay, bir sistemden-atom, moleküler YAPI, elektron ayrılması-bunu tetikleyen bir kuvvet olmalı, ona da ateş dediniz, ama ateş dediğinzide maddenin bir halidir, bir hali, diğer halle, ilişkiye sokarak birbirine dayatarak, çatıştırıyorsunuz(kaba yazıyorum,diğer türlüsü anlaşılırlığı zor).. Elektronlar ayrıldıysa o halde başka yapılara, ayrılan elektronlar vasıtasıyla etkiyecektir, onlarda elektron alınca buna redüksiyon deniyor. Bir göle taş attınız, ne olur, aldınız, verdiniz. Yani bir sistemden ayrılan elektronlar, kimyasal tepki vermenizi sağlıyor, alıyorsunuz, veriyorsunuz, yani madde bir yerden kopuyor, diğerine geçiyor veya etkiyebilir, etkilenebilir ilişki oluşuyor... işte o tepkime de, o an, etki-tepki metabolizmanızı hareketli kılıyor, işte o hareketlilik değişimi sağlıyor, İŞ oluyor. ne kadar(nicelik) hareket edebilirlik, kapasite, o kapasite miktarına da enerji diyoruz... bunlar ilgili örnekte neye bağlı? Oksidasyon ve redüksyona, erimine... meselenin temeli, madde alış-verişine düğümleniyor, hani dile getirmiştim, ne kadar madde miktarı o kadar "iş kapasitesi"(eneji).

hani yukarıda çöken binadan söz ettim, eğer metabolizmanızı hareketli kılacak, form yapınızı da koruyamayacağınız düzeyde bozmayacak olsaydı, o çöken binanın etrafa uyguladığı etki, kuvveti de kullanacaktınız...

Nicelikler, maddeye dönüşmez veya madde niceliğe... madenin kendisi nicelik değildir, ama bir yerdeki maddelerin sayısı-miktarı, veya bir maddenin, madde miktarı niceliktir(m), ışığın hızı da niceliktir.. enerji de zaten bu niceliklerin, formülüyle bulunuyor.
Sevgili fabula, madde ısıya d.ö.n.ü.ş.m.ü.y.o.r, kabaca yazıyorum ama en anlaşılır olanı, maddi yapılar, sistemler birbirlerinden parça alıp veriyor, kimyasal tepkimeler oluyor, hatta elementler dahi değişiyor(molekül sayısı, elektron sayısı, moleküllerin diziliş FORMU yapısı), bu alıp verme ile açığa çıkan, size yansıyan tarafıyla tepkime, o tepkime de esasında bir iş, iş gerçekleşiyor böylece, siz o iş'e ısı diyorsunuz, ısı kapasitesine ise ısı enerjisi, yani o kapasiteyi kullanmak... İşi sağlayan faktörler azaldığında, tepki veriyorsunuz-çünkü iş düşüyor-, buna üşümek diyorsunuz, aksi durumda etkiye maruz kaldığınızda ise ısınmak diyorsunuz...

form ve yapılar değişiyor, madde başka bir şeye dönüşmüyor, form-yapılar değişiyor, değişerek başka formlara dönüşüyor. madde ve hareket birliktedir, lakn form-yapı farklı bir kavram, maddenin hareketi, hareketliliği, en nihayetinde form-yapıalrıda değiştiriyor, süreğen dinamik bir zemin.. peki iş ne idi?

Diyelim ki elinizde 10 taş var ve bir suya atacaksınız, taşları attığınız süreç boyunca, atmış olduğunuz taşlar, su'da hareketlenmeye, tepkimeye yol açtı. iyi ama neden sona erdi diyeceksiniz, çünkü taşın, suya etkisi, yer çekimi ekseniyledir de, o kuvvetledir, taş suya ilk çarptığında kuvvet uyguladı, aksetti, sonra yüklendiği çekim kuvvetiyle aşağı indi, zemine düştü ve o zemin, taşın çekim doğrultusunda hareket edemez, örnek bağlamında görünür bir iş meydana getirme-diğer maddelere etki, değişim sağlama koşulu tükendi... Taşı attınız, bir ÇARPIŞMA, hareketlenme gerçekleşti, oldu ve bitti, şimdi o haraket bittiği an iş'de bitti, enerji o işin kapasitesiydi, siz bana suda oluşan ve sonrada artık olmayan iş'in, kapasitesinin, ineden tekrar geri taşa dönüşmediğini sormuş oldunuz...

peki ne kadar madde miktarlı taş? O kadar iş, işte bu "o kadar" ifadem, kapasiteyle ilgili...

ya da, bir su değirmeni, su aktığı ve etkidiği sürece dönecek, su ne kadar çok ve ne kadar yer çekimiyle ivmeleniyor(o kadar direk çekim gücüyle yükleniyor), yüklenebiliyor-o kadar kapasite!, haliyle açığa bir iş çıkacak. 10 metre yüksekten 1 damla suyu bıraksak, ama o da değirmeni çevirmeyecek, hızına rağmen, oysa orada asıl ölçüt, bizim yerin çekim kuvvetinden yararlanma çabamızdır, dolayısıyla bu madde miktarı ve yüklenme süresine de bağlı. ne kadar yüksekten düşüyor, yüklenme birikimi-ki bu da süre kavramını soyutluyor- o kadar uzuyor. ivmelenme de, hız yüklenen kuvvetin artmasıyla doğru orantılı artıyor, ama esas işi yapan, maddenin, yüklendiği kütle çekimi kuvveti, böylece ne kadar madde-miktar o kadar yüksek oranlı yüklenme durumu ve yükenebilirlik kapasitesi.. İşte biz buna da, işin mahiyetine göre "su-akışkan sıvı- enerjisi" diyoruz, ısı enerjisi, elektrik enerjisi değimiz de böyle, farklı değil, maddi bir akış, bir kuvvet, kuvvetle yüklenebilirlik, direnç, tepkilenme var esasın temelinde.

Kapasite dedigin sey, insanin atifta bulundugu birsey. Yani sadece anlam yuklenen bir kelime. Maddenin kapasitesini bilim belirleyemedi. Henuz evren ve varlik dahi tanimlanamadi.(cern'de dikkate deger calismalar hala suruyor) Tanimlayanlar dahi suphe ve bilgi arayisinda, mevcut bilimsel bilgi ile bunu yapiyorlarken kalkip da DIR-li cumleler kurmak erken kacmiyor mu? Kaldi ki bir kac yuzyil daha yasayacaksin ve bilginin dogasi degisecek. Bu kesin birsey.

Burada anlatilan tanri, metafizik vs degil.

Anlatmaya calistigim sorgulama ve bu sinirli bilgi icinde dir-li cumleler. Bilim bilgi koyar sevgili ihtiyar.

Mevcut bilgi, (sahip oldugumuz yada henuz olmadigimiz) bizi dir-lere ulastirmaz.

Varginin naturalist dogasi dogru olsa da sonucu sanki dogmatik oluyor.
Olmuyor mu?

spartacus
04-12-2017, 07:32
Kapasite dedigin sey, insanin atifta bulundugu birsey. Yani sadece anlam yuklenen bir kelime. Maddenin kapasitesini bilim belirleyemedi. Henuz evren ve varlik dahi tanimlanamadi.(cern'de dikkate deger calismalar hala suruyor) Tanimlayanlar dahi suphe ve bilgi arayisinda, mevcut bilimsel bilgi ile bunu yapiyorlarken kalkip da DIR-li cumleler kurmak erken kacmiyor mu? Kaldi ki bir kac yuzyil daha yasayacaksin ve bilginin dogasi degisecek. Bu kesin birsey.

Burada anlatilan tanri, metafizik vs degil.

Anlatmaya calistigim sorgulama ve bu sinirli bilgi icinde dir-li cumleler. Bilim bilgi koyar sevgili ihtiyar.

Mevcut bilgi, (sahip oldugumuz yada henuz olmadigimiz) bizi dir-lere ulastirmaz.

Varginin naturalist dogasi dogru olsa da sonucu sanki dogmatik oluyor.
Olmuyor mu?
O benden alıntı yaptığın alıntı da, iddia ettiğin tarzda DİR'LEYİCİ ifadeler nerede, neyin ihtiyacından doğmuşlar merak ettim. bir alıntı yapabilir misin? enerji anlam yüklenmiş bir kelime değil, atıfta bulunmuşluğu anlamlı, ama kelimeye indirgemen geçersiz... Acıkınca ekmek yerine, kelimesini ve atıfta bulunmuşluğumuzu yemiyoruz...

maddenin kapasitesini bilim belirleyemez zaten, tanrı mı bu? :) Bir kaç yüzyıl sonra kesinliği belirterek, bilginin doğası değişecek diyorsun. bir şeye, olguya dair bilgiler, bilgi edinmenin yolları, araçları gelişebilir, değişebilir veya revize olabilir, lakin bu şapkadan, tavşan çıkacağı anlamına ve bilginin doğasının değiştiği anlamına gelmez. binlerce yıldır doğası değişmedi ve şimdi bize lazım olan şimdiki doğası. kaldı ki öyle gelirsen biz 100 yıl bilgi edinmeyelim, zaten edinmeyeceğiz, doğası değişecekmiş ve sen şimdkilere bilgi diyemiyorsun... ama 100 yıl sonrada aynı şeyi, bir 100 yıl sonra da söylersin, kaldı ki öyleyse bilim de olmaz, şimdi de yok, hiç olmayacak demiş oldun... neyse, paradoksa bir anlam bulamadım...

Anlayamadım, sonucu doğmatik derken kasıt ne, neye göre? varlığın hiç bir felsefik bağlamda doğası doğru değil, yanlış da değil.

Enerji tanımlananı beri 100 yıl oldu, beğenir beğenmezsiniz ama tanım orada. iddialar ise ne olduğu belirsiz ve bilinmediğini iddia ettiğin bir bilinmeze dayalı değil ki, tanımlanmış olandan yola çıkış arzediyor. yanıtlayanlar veya iddiaları irdeleyenler(ki asıl yapılan bu) başka türlüsünü, başka bir tanımı kullanamaz ki...

sevgili Natan, hani özel durumlardan genel sonuç safsatalı Kuantum istismarları bitip, şimdide aynı biçimde bilimi kötürümleştiren, kör, topal eyleme kampanyalarının istismarı CERN olmasın-ayrı konu. bildiklerimiz, yanlış bildiklerimizden de anlam kazanıyor, kısıtlar, çitler örmeyin önün-m-üze, bizler hatalarımızla daha ileri olana erişiyoruz, hatalarımızı da dile getirmeliyiz, henüz hata olduğunu bilmesek de.

Bilimin en kısa tanımı-ki dilediğin tüm tanımlara bak, Enerji, bir sistemin iş yapma kapasitesidir. Deprem, yer sarsıntısı veya zelzele, .... olayıdır. "dır"ı kaldırınca bambaşka tanıma dönüşmüyor...

Ne diyeyim, nasıl izah edeyim bilmiyorum. izah ile tanıyı, tespitin ifadesi ile anladığım kadarıyla bana yüklemeye çalıştığın "bilmişlik" algılı yükleyişi, anlayamadım...TANIMLAR dirli, durlu olur Natan, bu senin kullandığın biçimde DİR, DUR yapmak için, bilmişlik temelinde değil, tanının-tespitin doğası ve ifadesinin dayattığı, dille ilgili de bir sorun[dur], ayrıca yapmak(bir şeye endeksli ifade olması veya endekslenebilirlik vb) fiili taşır, o maksatladır, insan şu ve buna dayanarak tanımlamış çünkü.

Neden öyle dediysem öyledir gibi bir algı noktasına getirdin ki, gözlem, veri, böylece yorum->bilgi değişince tanısının dir'inin konumu da değişir.. sen bütün anlamı cümlenin sonundaki "dir"'e yüklemiş oldun. Dirli cümlelerde araman gereken, öyle demişsem öyledir yani ifadeleri öne sürenin, ifadelerinin kaynağı olarak yine kendi keyfine başvurması durumları, sorun "dir" de değil, yönteminde, hala kavrayamadık bunu :)

diyorsun ki, bilim bilgi koyar, nasıl olacak Natan? örneğin bilim, Harujuni diye bir şeyi aramaz, nesnel zeminde bilgi aranmaz, çünkü kendi halinde bir yerlerde saklı bilgi bulunmaz. bilgi gözlemlerden elde edilen duyu, algı, bağlı sorular ardınca yapılan gözlem, tespitle(amaç yorumlayabilir veri edinmek), verilerin yorumuyla oluşur, o veriler alınırken oluşur ve o verilerle kıstas edilir, konmaz,. bilgiyi arama söylemi öznenin bireysel çabasıyla ilgilidir, gözlemlerden elde edilen, yapılmış yorumlara ulaşmak biçimiyle yoksa gözlemi olmayanın, henüz hiç bir bilgiside yok ki -ki aranıp bulunsun... çıkıp bir şey bilmiyoruz ama CERN de araştırıyoruz demez, demeniz bir anlam ifade etmez, bir şey bilmiyorsak neyi araştırdığımıza dair hiç bir fikrimiz de yok demektir... işte o zaman o bilim değil, dogma olur.

Neyse, iddialara ve o iddialara kaynaklık eden ve mevcut kavramların, çarpık olarak kullanımıyla olagelmiş yargılara ve bunları irdeleyen ifadelere dair eleştirin ne? gerçekten benim için bu önemli...

Khaos
04-12-2017, 14:33
Bence bir daha oku big bang'i. Hatta bir daha bir daha...

Ben burada yoğunlukları ve boyutları tartışmıyorum ki. Sadece maddeyi mutlaklaştirmak için yaptığınız bu aşırı çarpıtmaya dayanamayıp müdahil oldum.

hangisini.
30 tane bin(g) bang var.
hangisinin okunmasını öneriyorsun.

bi de şu alıntılayacağım cümleye takıldım.

''Demek şimşek bulutların iş kapasitesinden ibaret bir şey, yıldırım da... maddenin boyu, ağırlığı gibi bir özelliği?..''


değil mi.ne peki.
yıldırım dediğin elektron akışı değil mi.

sistem/yapı ne demek.
spartacus bu kavramı niye ısrarla kullanır, hiç düşündün mü/düşündünüz mü.

senin enerji dediğin şey materyalistin materia kavramında içkin olabilir mi.

düşündün mü.

kafandaki kağıttan kaplanla kavga edip
sonra da fantom ormanda on kaplan gücünde ayağına yatma.

spartakusu anlamadan da hoplama.

şu cümlene bak.

''maddeyi öne çıkarmak için enerjiyi bu kadar basitleştirme.''

yahu sen materyalistleri ne zannediyorsun.
adam sana enerji yapı/sistemin kapasitesi diyor.

ama tabi ya.

büyük patlama zırvaları tırtlayınca neredeyse enerjiyi tanrıya eşitleyeceksiniz. derdiniz bu zırva mı.

yani tanrınız maddenin iş yapma kapasitesi olsun istiyorsunuz da farkına dahi varmaktan acz içindesiniz.

yazmayın birader
harbiden katlanılmıyo.

amına koyayım okumayın da.

çekin esrarı çakralarınız açılsın başka alemlerde gezin.
harbiden diyorum.

ilahimasal
05-12-2017, 15:33
Spartaküs

Saolun durumu anladım

Şekil ve biçim değişikliğini , madde ye ve enerjiye dönüş gibi yanlış bir bilgiye sahip olmaktan kurtardın.

İyi ki varsın. Şuursuz bilgi sahibi olanlara kalsak ne olur halimiz.

Odun ----> yanınca ----> kül ve duman gibi form değişikliğine uğruyor.

Bu vesile ile , Paslanma dediğimiz olayın da , yanma dediğimiz kimyasal bir olay olduğunun da bilgisine ulaşmış oldum.

spartacus
05-12-2017, 19:44
Odun ----> yanınca ----> kül ve duman gibi form değişikliğine uğruyor.
Evet ve birde etrafa ise elektron salıyor(bizi ısıtan aslında salınan elektronlar, elektronların salınımıyla bize doğru yönlenen diğer maddeler(rüzgar gibi hissedilir))...

Ateşe ne kadar yakınsanız, o kadar fazla sayıda elektron alıyorsunuz, ne kadar uzaklaşıyorsanız o kadar az alıyorsunuz, böylece yakın iken daha fazla sayıda elektrona-şiddete maruz kalıyor, böylece daha yüksek tepki veriyorsunuz, tepki beyine sinyal olarak gönderiliyor, tepki şiddeti ve frekansı arttıkça, sinyal aralığı kısalıyor böylece tepki oranı yükseliyor.

Ateş ile aranızda bir sürü madde var, havayı dolduruyor, onlarda elektron alıyor, böylece yanan bir cisim kül, duman derken, o etrafa saçılan elektronları da kaybediyor.

Maddenin plazma hali, yapısal olarak atomlardan kurtulmuş, saçılmış elektron ile, elektronsuz kalmış atom çorbası, işte o gördüğünüz alevde o çorba(maddenin plazma hali)... Elektronlar etraftaki diğer maddelerle birleşiyor, o maddeler kimyasal olarak değişiyor, serbest atomlarda kısa sürede maddenin gaz hali olan havaya karışınca, serbest elektronları bağlıyor, moleküler bileşikler yapıyor vs, plazma hali kayboluyor...

ilahimasal
05-12-2017, 20:37
Spartaküs ,Sana bir sorum olucak.

Sıcak olan şeyler soğurken , soğuk olanlar neden ısınmaz ?

Caydanlıktaki sıcak çay soğur. Soğuk olan bu çay neden aynı şartlarda ısınmaz.

spartacus
05-12-2017, 21:34
Spartaküs ,Sana bir sorum olucak.

Sıcak olan şeyler soğurken , soğuk olanlar neden ısınmaz ?

Caydanlıktaki sıcak çay soğur. Soğuk olan bu çay neden aynı şartlarda ısınmaz.
Sıcak şeyler dediğimizde zaten soğuk iken ısınıyor...

Soğuma gerçekleştiyse, ısınma olması için tekrar ısındığı koşula girmesi gerekir... Örneğin termosların mantığı nedir? Önceden ısıtılmış(içine bir dolu deli dana elektron, atom girmiş, almış, aldığı kadarını da verememiş, yapısı değişmiş, bir savaş hali!), biz termosa koyarak, alış-veriş koşulundan mahrum bırkmaya çalışıyoruz. Aslında içeride saçılan, elektronların, atomların, birbiriyle çatışan moleküllerin, gidip başka maddelere tutunmamasını sağlamak için, hava ile irtibat kesilmiştir ve irtibat gaz kadar agresif alış-veriş yapmayan katı bir cisimle çevrelenmiştir. Şimdi termosun içerisindeki madde nasıl soğur? Daha evvel saçılan, dağılan atomlar, dış-diğer maddelerle buluşamadığı için, dağılanlar, dağıtanlara geri döner, yakalanır kapılır ve bu sürecin sonunda sistem kararlı duruma gelir, kısaca İŞ düşer.

Felâsife
05-12-2017, 22:24
Sıcak olan şeyler soğurken , soğuk olanlar neden ısınmaz ?

Caydanlıktaki sıcak çay soğur. Soğuk olan bu çay neden aynı şartlarda ısınmaz.

Soğuk olan ısınmadığı gibi aslında kolay donmazda, daha doğrusu sıcak su, normal sudan çok daha çabuk donar.
Mpemba Etkisi (https://www.fizikist.com/mpemba-etkisi-sicak-su-soguk-sudan-daha-once-donar/) diye bir şey var. Bunun ne olduğu çokta açıklanabilmiş değil, bir kaç yıl önce, büyük ödüllü ciddi bir yarışma filanda düzenlenmişti. Araştırıp bulabilirsiniz.

Benim basit mantıkla anladığım, soğuk su da direnç var, yani direniyor, kendi halini koruyor ama ateş gibi yüksek ısılar suyun bu direncini kırıyor ve kendini savunamayan su, kaynıyor, ölü gibi oluyor yani, sonrada kolayca donabiliyor.
Ölülerinde kolayca donması gibi, direnç yok.

Su normal haline geldiğinde, direncini geri kazanıyor. Ortama direniyor.

ilahimasal
06-12-2017, 01:04
Sıcak şeyler dediğimizde zaten soğuk iken ısınıyor...

Soğuma gerçekleştiyse, ısınma olması için tekrar ısındığı koşula girmesi gerekir... Örneğin termosların mantığı nedir? Önceden ısıtılmış(içine bir dolu deli dana elektron, atom girmiş, almış, aldığı kadarını da verememiş, yapısı değişmiş, bir savaş hali!), biz termosa koyarak, alış-veriş koşulundan mahrum bırkmaya çalışıyoruz. Aslında içeride saçılan, elektronların, atomların, birbiriyle çatışan moleküllerin, gidip başka maddelere tutunmamasını sağlamak için, hava ile irtibat kesilmiştir ve irtibat gaz kadar agresif alış-veriş yapmayan katı bir cisimle çevrelenmiştir. Şimdi termosun içerisindeki madde nasıl soğur? Daha evvel saçılan, dağılan atomlar, dış-diğer maddelerle buluşamadığı için, dağılanlar, dağıtanlara geri döner, yakalanır kapılır ve bu sürecin sonunda sistem kararlı duruma gelir, kısaca İŞ düşer.

Soğuk olanın , ısınması için tekrar İŞ yani enerji gerekli . Isınan şey ne olursa olsun , bir süreliğine enerjiyi depolar ve sonrasında , enerjisi düşer . Dogru anladım galiba

Saol spartaküs .

ilahimasal
06-12-2017, 01:25
Soğuk olan ısınmadığı gibi aslında kolay donmazda, daha doğrusu sıcak su, normal sudan çok daha çabuk donar.
Mpemba Etkisi (https://www.fizikist.com/mpemba-etkisi-sicak-su-soguk-sudan-daha-once-donar/) diye bir şey var. Bunun ne olduğu çokta açıklanabilmiş değil, bir kaç yıl önce, büyük ödüllü ciddi bir yarışma filanda düzenlenmişti. Araştırıp bulabilirsiniz.

Benim basit mantıkla anladığım, soğuk su da direnç var, yani direniyor, kendi halini koruyor ama ateş gibi yüksek ısılar suyun bu direncini kırıyor ve kendini savunamayan su, kaynıyor, ölü gibi oluyor yani, sonrada kolayca donabiliyor.
Ölülerinde kolayca donması gibi, direnç yok.

Su normal haline geldiğinde, direncini geri kazanıyor. Ortama direniyor.


Felasife bu olay termodinamigin 2 yasasına dayanarak cevaplandırılmış. Düzen --------> düzensizliğe
"Hiçbir enerji akışı, düşük enerji konumundan yüksek enerji konumuna olamaz.". Bunun zıttını yapmak için , iş yani enerji gerekiyor.

Bir bardak masadan yere düşüp kırılabilir.. ancak bu bardak eski haline kendi başına gelemez, iş yani enerji ile tekrar bardak yapılabilir. Diyor ... termodinamik yasası.

Felâsife
06-12-2017, 02:03
Sevgili Fabula
Cevabınızı bulduysanız tamam, ben zaten meselenin teknik tarafıyla çok ilgili değilim.
Bir kaç yıl önce bu meseleyi hastalığımla ilgili araştırırken, suyun hücrelere ihtiyacı olan maddeleri de taşıdığını öğrenmiştim, bununla ilgiliydim yani. Sonrasında da araştırırken Mpembaya kadarda gelmiştim.

Neyse size cevap yazarken benimde aklıma başka bir şey geldi. Birde onu deneyeyim sonra.
Suyun soğudukça eski gücüne kavuşması, başka bir şey düşünmeme sebep oldu.

spartacus
06-12-2017, 03:07
Soğuk olanın , ısınması için tekrar İŞ yani enerji gerekli . Isınan şey ne olursa olsun , bir süreliğine enerjiyi depolar ve sonrasında , enerjisi düşer . Dogru anladım galiba

Saol spartaküs .
Evet, anlaşılır olanı, haliyle biz iş meselesinde oturmuşuz, demek ki, bu durumda bir kapasite var demişiz, işte o kapasiteye de enerji demişiz.

ilahimasal
03-09-2023, 23:28
Bu sorunun cevabı varmıdan önce , madde nedir ? Enerji nedire bakalım.

Enerji : maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç



Enerji Maddeye dönüşürmü ?

Enerji dediğimiz ve üzerine tapındığımız soyut , zaman gibi , mekan gibi , renk gibi gerçekliği varliğı olmayan bir KELİMEDEN başka bir şey değilse enerji üzerine yazılan çizılen bu kadar saçmalikta nedir.

Forumda tanrılarını enerjiye benzeten zavallı üyelerimiz var dı !
Tüm hayallerini enerji üzerine kurup evreni doğayı açiklamak için yırtınan üyelerimiz.
Enerji diye kendinden bir şey yok ki ? KORUNUMU olsun.

Evren enerjiden madde ye dönüştü diye hikaye yazanlarımız.

Enerji madde - madde enerji dönüşümünü sorgulayan felsefe özürlü üyelerimiz ( o ben oluyorum)

Enerji gerçek mi ?
https://youtu.be/_lNwVLIuuDI?si=rkObjDjNawoF6E41

dine mine ne
05-09-2023, 15:06
Evet, anlaşılır olanı, haliyle biz iş meselesinde oturmuşuz, demek ki, bu durumda bir kapasite var demişiz, işte o kapasiteye de enerji demişiz.


Spartacus, E=mc² formülü fizikte önemli bir denklem. Bu denklem, kütle (m) ile enerji (E) arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Yani, bir nesnenin kütlesi enerjiye dönüştürülebilir ve bunun tersi de mümkün. Ancak bu denklem doğrudan hareket veya işle ilgili değil. Daha çok, kütle ve enerjinin birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini ve farklı süreçlerde nasıl dönüştürülebileceğini açıklıyor.

Öte yandan E=Fd formülü, bir kuvvetin (F) bir nesneyi bir mesafe (d) boyunca hareket ettirirken yaptığı işi veya enerji transferini tanımlıyor. Bu, bir nesnenin bir kuvvetin etkisi altında nasıl hareket ettiğiyle ilgilidir.

Şimdi, hayal edelim ki her ikimiz de ışık hızında hareket eden bir araçta seyahat ediyoruz ve tartışıyoruz. İşte bu noktada garip bir durum ortaya çıkacaktır. Örneğin, sen arkamdan bir şişe atmaya çalışıyorsan, bu şişe beklediğin gibi ileri doğru hareket etmeyecektir. Bunun nedeni, normalde bir nesnenin hareketi sırasında gerçekleşen enerji transferi olarak bilinen işin, ışık hızında çalışma şeklinin aynı olmamasıdır. Özel Görelilik Teorisi, hiçbir şeyin ışık hızından daha hızlı olamayacağını söyler ve bu yüksek hızlarda enerji transferi ve hareketin nasıl çalıştığını etkiler.

Bu nedenle, E=Fd formülüne ışık hızı sabiti "c" eklesen bile, özellikle nesne ışık hızına yaklaştığında, iş ve enerji transferiyle ilgili karmaşık sorunlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle, iş veya enerji transferini E=mc² formülü ile tanımlamamalıyız, çünkü bu formül özellikle kütle (m) ve enerjinin (E) eşdeğerliğini tanımlar ve doğrudan hareket yoluyla iş veya enerji transferine atıfta bulunmaz. Formüldeki "m" durağandır, çünkü bir nesnenin durgun kütlesine atıfta bulunur ve bu durgun kütle bir enerji biçimi olduğunu gösterir. Formül durgun kütleyle ilgili olduğundan, iş veya hareket enerji transferini doğrudan tanımlamaz.

spartacus
05-09-2023, 22:20
Spartacus, E=mc² formülü fizikte önemli bir denklem. Bu denklem, kütle (m) ile enerji (E) arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Yani, bir nesnenin kütlesi enerjiye dönüştürülebilir ve bunun tersi de mümkün. Ancak bu denklem doğrudan hareket veya işle ilgili değil. Daha çok, kütle ve enerjinin birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini ve farklı süreçlerde nasıl dönüştürülebileceğini açıklıyor.

Öte yandan E=Fd formülü, bir kuvvetin (F) bir nesneyi bir mesafe (d) boyunca hareket ettirirken yaptığı işi veya enerji transferini tanımlıyor. Bu, bir nesnenin bir kuvvetin etkisi altında nasıl hareket ettiğiyle ilgilidir.
Hız hesapları da önemli denklemler, füzeyle, füze vuruyorlar. Hayal edelim dediğin ve diğer paragrafların da yine her zaman ki gibi, zemini, temeli karıştırmakla ilgili.

Hatta meridyenler gerçek değil, ama kullanıyoruz, ne yapıyoruz, gerçek olan, maddi olan üzerinde KABULE DAYALI ölçü birimleri oluşturuyoruz.

Yönler de gerçekte yoktur, konuma ve özneye göredir, ama kullanıyoruz.

Temel ve nesnel ile öznel olan arasındaki farkı bir türlü kavrayamadın gitti!

E = mc² formulü KABULE dayalıdır. YANİ BİLİNEN, kabul edilen bir değer-sabit kullanılarak kabule dayalı ölçü oluşturuluyor.

E=Fd
E=mc2
E=P

Bunların hepsi kabule dayalı formüllerdir, hepsi de ENERJİ, YANİ BİR CİSMİN(FORM-YAPI), BİR SİSTEMİN İŞ YAPMA KAPASİTESİDİR. EN NİHAYTETİNDE YİNE TEMELDE ETKİ-TEPKİ-HAREKET YATAR.

Anlayabiliyor musun? Elbette o sistemin İŞ KAPSİTESİ hesaplanmalı, ölçülebilmeli!

Okuduğunuzu anlayamıyosunuz, piyasa geri zekalılar, akıllı-uyanıklar(cehaletten geçinenlerle) dolu. İNSANLAR İFADE EDEBİLMEK, AÇIKLAYABİLMEK İÇİN ölçüler, birimler, kavramlar kullanmak zorundadır, bu mecburiyetten gelir, özneye dairdir, özne içindir, SOMUT OLAN ifade edebilmek namına kullanılan söylemlere, kelimelere, araç, gereçlere yani, soyutlandıkları söylemlere, araçlara indirgenemezler, bu AKIL-MANTIK HATASI YANİ SAFSATA OLUR.

Saçların siyahtır, ama bu seni siyah rengi yapmaz, sen renk olmazsın. Maddi zeminde, etki-tepkiler, ilişkiler, tepkimeler, hareket gerçekleşir ve bunlar çeşitli oluşum, dağılım, kuvvet, değişimlere yol açar, şu ya da bu şey'in, şu ya da bu nitelği, özelliği, o şeyden ayrı-bağımsız olmayacağı gibi, o şey şu ya da bu özelliği, niteliğine indirgenemez! Gerçek olan bu, ama öznel olarak indirgemede bulunmak SAFSATA OLUR, SAP İLE SAMANI, HANGİ KONU, NEYE GÖRE, KİME GÖRE, E-GÖRE, E-DAİR zemini de karıştırılmamalı

Sürekli söylüyorum, -E-GÖRE, -E-DAİR! Biz maddenin, maddi form-yapıların, ETKİ-TEPKİ gibi fiziksel kuvvetler yoluyla haraket, değişimlere yol açtığını GÖZLEMLİYORUZ, öyleyse anlamak, ölçmek, kavramak, kullanmak için ARAÇLARA İHTİYACIMIZ VAR DEMEKTİR, ENERJİ DEDİĞİMİZDE İŞTE O MADDE, MADDİ FORM-YAPIALRIN NE KADAR İŞ YAPABİLECEĞİ SORUSUNA DAİR bir anlam kazanır.

Senin yaptığın bu, oradaki Hüseyin karakteri..

https://www.youtube.com/watch?v=vuRC4iGxCxc

dine mine ne
06-09-2023, 01:22
Hatta meridyenler gerçek değil, ama kullanıyoruz, ne yapıyoruz, gerçek olan, maddi olan üzerinde KABULE DAYALI ölçü birimleri oluşturuyoruz.

Yönler de gerçekte yoktur, konuma ve özneye göredir, ama kullanıyoruz.

Temel ve nesnel ile öznel olan arasındaki farkı bir türlü kavrayamadın gitti!

E = mc² formulü KABULE dayalıdır. YANİ BİLİNEN, kabul edilen bir değer-sabit kullanılarak kabule dayalı ölçü oluşturuluyor.


Yönler, fiziksel dünyada bizim bakış açımıza ve konumumuza bağlı olduğundan, fiziksel dünyada göreli bir konsepttir. Ancak, temel nesnel unsurlar ile subjektif unsurlar arasındaki farkı anlama konusunda zorluklar yaşıyorsun.

Temel, nesnel unsurlar ile subjektif unsurlar arasındaki fark, doğaları ve gerçeklikle olan ilişkilerinde yatmaktadır: Hayatın ve bilimin birçok alanında, bu iki unsur arasındaki farkı ayırt etmen önemli. Temel, nesnel unsurlar, objektif bilgi ve tartışmaların ortak temeli olarak hizmet ederken, subjektif unsurlar bireysel deneyimin bir parçasıdır ve kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Farkı anlayabilmen, çeşitli tartışma ve araştırma alanlarında netlik ve anlayış sağlaman için bu çok önemli.

E = mc² formülüde bilimsel kabul üzerine inşa edilmiştir. Diğer bir deyişle, bu formül, bilinen ve kabul edilen bir değer sabitine dayanan bir ölçüye dayanmaktadır. Bu formül, sayısız deney ve gözlemde bilimsel olarak doğrulandı ve son derece sağlam bir şekilde kanıtlandı. Bilimsel teorilerin ve kavramların kapsamlı araştırmalara ve kanıtlara dayandığını neden yazmam gerektiğini anlamıyorum. Bu teoriler ve kavramlar, gerçek dünyada ve ampirik araştırmalarda sağlam bir temele sahiptirler; senin yaptığın o keyfi saptırıcı kelime oyunlarına benzemezler. Pes doğrusu.

spartacus
06-09-2023, 06:22
Yönler, fiziksel dünyada bizim bakış açımıza ve konumumuza bağlı olduğundan, fiziksel dünyada göreli bir konsepttir. Ancak, temel nesnel unsurlar ile subjektif unsurlar arasındaki farkı anlama konusunda zorluklar yaşıyorsun.

Temel, nesnel unsurlar ile subjektif unsurlar arasındaki fark, doğaları ve gerçeklikle olan ilişkilerinde yatmaktadır: Hayatın ve bilimin birçok alanında, bu iki unsur arasındaki farkı ayırt etmen önemli. Temel, nesnel unsurlar, objektif bilgi ve tartışmaların ortak temeli olarak hizmet ederken, subjektif unsurlar bireysel deneyimin bir parçasıdır ve kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Farkı anlayabilmen, çeşitli tartışma ve araştırma alanlarında netlik ve anlayış sağlaman için bu çok önemli.

E = mc² formülüde bilimsel kabul üzerine inşa edilmiştir. Diğer bir deyişle, bu formül, bilinen ve kabul edilen bir değer sabitine dayanan bir ölçüye dayanmaktadır. Bu formül, sayısız deney ve gözlemde bilimsel olarak doğrulandı ve son derece sağlam bir şekilde kanıtlandı. Bilimsel teorilerin ve kavramların kapsamlı araştırmalara ve kanıtlara dayandığını neden yazmam gerektiğini anlamıyorum. Bu teoriler ve kavramlar, gerçek dünyada ve ampirik araştırmalarda sağlam bir temele sahiptirler; senin yaptığın o keyfi saptırıcı kelime oyunlarına benzemezler. Pes doğrusu.
O senin anlayabilmen için basit bir metafordur, tümünde de işlettiğimiz yöntem aynıdır :)

Enerji, bir cismin, form-yapı, sistemin İŞ KAPASİTESİNE DENİR.

Boş lafazanlığı bırak, bundan ne anladığını anlat bekliyorum.

dine mine ne
06-09-2023, 14:44
O senin anlayabilmen için basit bir metafordur, tümünde de işlettiğimiz yöntem aynıdır :)

Enerji, bir cismin, form-yapı, sistemin İŞ KAPASİTESİNE DENİR.

Boş lafazanlığı bırak, bundan ne anladığını anlat bekliyorum.

Bak, bir önceki yazımda sana enerjinin çalışma şeklinin ışık hızında aynı olmadığını söylememe rağmen, enerjiyi hala ÇALIŞMA KAPASİTESİ olarak yorumluyorsun? Sen, ışık hızında iş ve hareket bağlamında şişeyi arka koltuktan kafama atabiliyor musun, atamıyor musun? Önce bunun cevabını ver; hareketin konumlanamadığı bir durumdan bahsettiğimi ve bu durumun hareketi = yani senin mekanik anlamda kullandığın işi veya enerji transferini ortadan kaldırdığını neden görmezden geliyorsun?

Işık hızı ile alakalı bunu tartışacağına neden sorduğun soruyla yine mekaniğe kaçmaya çalışıyorsun? Dürüst olsaydın, bana haklısın, ışık hızında şişeyi fırlatamıyorsam, bu işi gerçekleştiremiyorum demektir demeliydin. Ama bunun yerine kaçıp bana mekanik anlamda geçerli olan soruyla geliyorsun. İşte bu yüzden gözümde şarlatansın; birincisi samimiyetsiz olduğun için, ikincisi de kelime oyunları yaptığın için. Metafor dediğin çarpıtmak yanlış yönlendirmek amacıyla kullanılmaz ama sen kelime oyunlarınla çarpıtıp konuyu yanlış yönlendiriyorsun.

spartacus
06-09-2023, 15:19
Bak, bir önceki yazımda sana enerjinin çalışma şeklinin ışık hızında aynı olmadığını söylememe rağmen, enerjiyi hala ÇALIŞMA KAPASİTESİ olarak yorumluyorsun?
Öyle yorumlamıyorum, ÖZÜ budur, kaynağı, temeli budur. Buradan hareketle, bir sistemin İŞ KAPASİTESİNİN ne kadar olduğunu tespit edebilmek, ölçebilmek, kullanabilmek, ORTAM DEĞİŞKENLERİNE, KOŞULLARA GÖRE ARZETTİĞİ DEĞİŞKENLİKLER, şu ya da bu kavramın özünü, tanımını, temel kaynağını değiştirmez.

Işık hızı söylemin konuyu çarpıtmak üzerine, enerji nedir, ne değildir konusuyla ilgisi yok. Sana haklısın da demedim haksızsın da demedim, çünkü o örnek enerjinin, iş kapasitesiyle ilgili bir esasa dayandğı gerçeğini değiştimiyor.

Atmosfer basıncı deniz seviyesinde başka, yükseltilerde başkadır, değil mi? Şu ya da bu etkileşim, ortam, koşul dahilinde her türlü sistemin verimi, iş kapasitesi değişkenlik arzedecektir, burada değişkenliğin temelinde kerameti kendinde menkul soyutlamalarımız değil, bizzat maddi koşullar, maddi ilişkiler ağı, etkileşimler, hareket, tepkileşimler, oranı vb...

defol git piyasada edindiğin bir dolu kirli ve çoğu da aslında bilinçli olarak kitleleri aldatmak üzerine kurulu cin-peri masalları tadında okuduğun, dinlediğin, izlediğin şeylerden name okuma...

ENERJİ, bir cismin, form-yapı, sistemin İŞ KAPASİTESİNE DENİR. KERAMETİ KENDİNDEN MENKUL BİR FORMA SAHİP DEĞİLDİR :)

Enerji budur.
1.) Enerjinin bu olması başka,
2.) Çok çeşitli sistemler, ilişkiler ağıyla çeşitli sonuçların ortaya çıkması(adı üzerinde İŞ) başka şeydir, elektron akışı ve bu elektronların, diğer maddeler üzerinde oluşturduğu etkiyle açığa çıkan iş ve SARFINA elektrik enerjisi dersin vs. aslında orada gerçekleşen maddi etkileşimlerdir, bunlar fiziki de olabilir, kimyasal da, sonuçta açığa bir iş(ortam da ilişkilerde, etki ve tepkimelerle değişim çıkar.

İkincisi, birincisini ne tanımlar ne de belirler, ancak ona bağlı olarak anlam kazanır(ne kadar çeşitli olsalar da)

Enerjiyi ruh gibi, kerameti kendinden menkul bir varlık veya FORM gibi alma-görme hali, isteği, arzusu ise çağımızın ahmaklığıdır ve bolca kullanılır, sömürülür... Enerjinin temel kaynağı, soyutlandığı temele inmek başka bir şeydir, bilimsel olarak fiziksel, kimyasal etkileşimlerden açığa çıkan değişimler, ilişkiler vb. yorumlamak, ölçmek, ve birimlendirip kullanmak, formüle ederek, ne olursa ne olur, ne kadar olursa nelere yol açar, ne kadar olursa, şu kadar iş çıkartılabilir, ne kadar olursa bu kadar etki eder soruları, hesapları, olayları, olguları açıklama, kavrama esasıyla kullanılması da gayet normaldir.

Khaos
06-09-2023, 15:29
Spartalı

Sana neyi anlamadığını izninle anlatayım.

Konudan bağımsız, tek derdi muhatap alınmak olan
Muhatap alınmakk isteyen bi erkek ******suna birşeyler yazıyosun.

Yazma.

Ya da bana de ki,
Burası forum, ben anlayana yazıyorum.

Dmn denen orosbuya yazılmaz.

*****

Tanı bu primatları.
Ruhunu satmış erkek orosbularını.

spartacus
06-09-2023, 15:35
Spartalı

Sana neyi anlamadığını izninle anlatayım.

Konudan bağımsız, tek derdi muhatap alınmak olan
Muhatap alınmakk isteyen bi erkek ******suna birşeyler yazıyosun.

Yazma.

Ya da bana de ki,
Burası forum, ben anlayana yazıyorum.

Dmn denen orosbuya yazılmaz.

*****

Tanı bu primatları.
Ruhunu satmış erkek orosbularını.
Bir yeri ben sansürledim.

Ona anlatmıyorum, zira o anlama kapasitesine sahip değil, ama biliyorum piyasa bunları bu biçimde aldatarak sömürenlere inanmış-aldanmışlarla dolu, dmn önemli bir ayrıntı değil, vesile oluyor sadece :)

ilahimasal
07-09-2023, 11:59
Güneş "enerjisi"!
Alta yazdıklarim tamamen benim çikarim ve fikirlerim.

Güneşin kendi icerisinde meydana gelen kimyasal ve fiziksel reaksonlarin işlevinden( fonksiyon) ortaya maddenin başka formu olan IŞIK ile ISI dedigimiz ve bilindik olarak parcacik degil ama dalga biçimi ( formu) olarak radyoaktif diger bir isimle manyetik dalga olarak ortaya çıkan şeye biz ENERJİ diyoruz.
Enerji formu dendigini duymuşuzdur. ( gelicem oradan yapilan sacma soyutlamaya )

Enerji derken bir başkasina ( topluma) açıklama yapmak için kullandığımiz bir isimden başka bir şey demiyoruz.

Enerji tam bir soyutlamadir. Soyutlamaya da en iyi orneklerden bir tanesidir. Maddenin kimyasal yada fiziksel tepkimesinden Ortaya çıkan başka madde formuna yada formlarina ENERJİ derken başka bir varlik ortaya koyuyormuşcasina konuşmak idealist bir yaklaşımdır. ( bunu anlamak birilerine güc geliyor )

Guneş deki bu tepkime reaksiyonlar diyalektik olarak konuşulabilir. Diyalektiğe ornek olarak verilebilir ben böyle düşünüyorum çünkü Guneş deki tepkimeler GERÇEK olan üzerinden SONUÇ ortaya koyuyor.

Alman hanzomuz diline diyalektigi dolamış ama diyalektik ne uzerinden konuşulabilir bunu bir turlü anlamıyor yada anlamak istemiyor. Diyalektigin zıtliklardan ortaya çıkan sonucun oldugunu anliyor ama SADECE GERÇEK olanlar uzerinden diyalektik olacaginı kavrayamiyor. Idealist diyalektik gerçekleri temel almaz , gerçek olmayan hayali şeylerin zıtlıklarının sonucunu ele alıp konuşur.

Materyalist diyalektik öyle mi ? Hayır sadece GERÇEKLER uzerine zıtlikların sonucunu ele alır.

Tam olarak bilmiyorum ancak hegel in diyalektik düşüncesini " başaşşağı" iken aldım duzelttim diyen marx belkide bunu söyluyordu. Hayaller uzerinden degil gerçekler üzerinden diyalektik demek istedi.

Soyutlar üzerinden diyalektik olur mu ? Evet olur düşünce ifade şeklinde olsa da , düşunce bir materyalden hemde organize olmuş materyalden ortaya çıktıgı gibi yine sonuç olarak materyal bir sonuç ortaya koyar yani temelde yine madde olmak zorunda.
Gerçek temel alinmadıkca diyalektik uzerine ahkam kesmek gevezelik olur.
Alman hanzosu da gevezelik yapiyor.

Tekrar guneşe ve " enerjisi" dedigimize gelirsek güneşten orta çıkan formları ele alıp oradan soyutlama yapıp cin peri melek tanrı gibi yukarıda belirttigim "enerji formudur" üfürme ve safsataları ancak gülünecek inançlar olmaktan öte gidemez.

Elbetteki sadece guneşden ortaya çikandan degil evrende ortaya çıkan her benzeri formu cin peri tanrı yapmaktan geri durmuyorlar. Öyle abartiyorlar ki ; evren enerjiden maddeye dönüştü diyecek kadar abuklayıp yanına inanćlarıda koyup toplumu kandırip peşlerine sürüklüyorlar.

Evrene " enerji" donu biçmek madde nin ne olduğunu anlamamaktan dolayıdir. Insanlar madde yi sadece bir parçacik gibi düşünuyorlar. Eline alıp gözlemleyecegi bir şey gibi tassavur ediyorlar. Bu düşünce yanlış.

Bizim alman hanzosu ne diyalektiģi ne de materyali kavrayamadı bu kafayla gidersede kavrayamayacak ,
Neden böyle söyluyorum ?
Çünkü ben de soyutlanan her şey in VAR (gercek) oldugu takıntısı inadı ile bu konulara yaklaşıyordum. İnadımdan vaz geçince okumam düşünmem ve degerlendirmem degişdi.

Bu iki konuyu anlamak için cok derin akademik bigiye gerek yok. Biraz düşünüp değerlendiren her insan bunu kavrar.
İlk kavrama SOYUTLAMA uzerine olmalı , şayet bu konu atlanıp diger mevzulara girilirse alman hanzosu gibi saçmalar durursunuz.

dine mine ne
07-09-2023, 16:32
ENERJİ, bir cismin, form-yapı, sistemin İŞ KAPASİTESİNE DENİR. KERAMETİ KENDİNDEN MENKUL BİR FORMA SAHİP DEĞİLDİR :)


Etki ve tepki, zıtlık gibi algılansa da iyi ve kötü gibi zıtlıkları ifade etmezler. İkisinin ortak temeli harekettir, tıpkı kinetik enerji gibi. Etki ve tepki, hareketin yüzüdür. Etki, hareketi başlatan değişikliktir. Tepki ise hareketin neden olduğu değişikliktir. Bu bağlamda kinetik enerji, etki ve tepkinin yarattığı hareketin bir ölçüsüdür.

Hareket olmadan etki ve tepki mümkün değildir. E = fd formülünde, hareket ortak bir unsurdur. Etki ve tepki, her ikisi de harekettir. Bu nedenle, onları ayıramayız.

Kinetik enerjininde sadece bir hareket şekli olduğunu unutmamak önemlidir. Isı enerjisi, elektrik enerjisi, kimyasal enerji gibi birçok farklı enerji şekli vardır.

Ancak, Einstein'ın enerjisi, tüm enerji türlerini kapsadığı için genel bir enerjidir. Durağan kütle bir enerji biçimidir ve hız bir hareket biçimidir. Bu nedenle, Einstein'ın enerji formülü, durağan enerji ile hareket enerjisinin birleşimi olarak diyalektik bir doğaya sahiptir. E = fd formülünde ise dialektik, nesnel ilişkidedir, ama forma dair değildir.

ilahimasal
07-09-2023, 17:46
E = fd formülünde ise dialektik, nesnel ilişkidedir, ama forma dair değildir

Bu E neye DAİR miş ? Değildir! Deyip açiklamamakla bitmiyor.
Soyle rahatla ...

Biliyorum " tanrım" diyeceksin. Geçmişte bir yazinda , frekansları titreşimleri TANRIN olarak belirtmişdin.

Enerji dedigin şeyi " tanrı" dediginle ozdeşleştiren bir mal ancak bu kadar sacmalayabilir.

Protonların fuzyonda ki tepkimesinden senin tanrin mı ortaya çıkiyor.

Olum laf salatası yapmayı bırak , enerji dedigin maddenin form degişikligidir. Baskada izahı yok . Tabiki bilimsel anlamda.

Her radyoaktiviteyi , manyetik dalgayı tanrın yada onun icinde saklanan biri saniyorsan , degis bu akli derim.

Potansiyel yada kinetik ile alakalı durumları hareket ettiriciyi ariyorsan , boşuna ararsin , bak sana bir yol , 4 kuvveti ve işleyişini ogrenmeni tavsiye ederim.
Hidro elektirik santralinden üretilen "enerji " dedigimiz potansiyelin harekete cevrilmesinde ki TANRIN degil o 4 büyük kuvveten birisi
Guneşin fuzyon tepkimesi v.s tamami böyle
Kömurün odunun yanmasınin neticesi ..v.s
Neticede sadece maddenin başka bir formu ortaya çıkıyor. Ve o madde yok olmaz denilende bu oluyor. FORM değiştirir.

İdealizm insani koreltir.

spartacus
07-09-2023, 21:09
Etki ve tepki, zıtlık gibi algılansa da iyi ve kötü gibi zıtlıkları ifade etmezler. İkisinin ortak temeli harekettir, tıpkı kinetik enerji gibi. Etki ve tepki, hareketin yüzüdür. Etki, hareketi başlatan değişikliktir. Tepki ise hareketin neden olduğu değişikliktir. Bu bağlamda kinetik enerji, etki ve tepkinin yarattığı hareketin bir ölçüsüdür.
Mesele şu oldu, bu oldu meselesi değil, sandığınızın veya iddia ettiğinizin aksine, enerji ne bir RUHANİ NE DE kermaeti kendinden menkul fiziki bir varlık-FORM-YAPI biçimi değildir, benim üzerinde durduğum bu, bu durumu değiştimeyecek türde kafa şişirmeye gerek yok :)
Sen öznel idealizminle diyalektikten söz etme. ETKİ-TEPKİ = TEPKİ-ETKİ'dir de ve bu konuyu salt fiziksel kuvvet olarak düşünmek de hata -örneğin reaksiyonlar-... Bunu sana nasıl anlatmalı, anlayamazsın :)

O sebeple sürekli ne diyorum; HAREKET-İLİŞKİ-ETKİ-TEPKİ

Anlık olarak hangisinin önce geldiğini, siz iradi olarak belirleyemezsiniz, bu konuyu SARMAL biçimde düşünmek zorundyız, anlayabildin mi?

Yani sonuç itibarıyla bunlar TEMEL ZEMİNDEKİ KAVRAMLARDIR, EĞİP-BÜKMENİN GEREĞİ, ANLAMI YOK.

Sizlerin en önemli hatası, bu tür konularda, neyin, neye yol açtığı konusunda, basamakları tersinden işletmektir, anlayasın diye söylüyorum, yanardağlar nasıl olur sorusuna, yanardağ patladığı için, yeryüzünde mağma oluşur tarzındadır, her bir şeyi böyle tersten-size görünür veya dağarcığınıza uyan biçimlerle kavramaya çalışıyorsunuz(hasılı avare dingil demeyim de ne diyeyim?).
Hareket olmadan etki ve tepki mümkün değildir. E = fd formülünde, hareket ortak bir unsurdur. Etki ve tepki, her ikisi de harekettir. Bu nedenle, onları ayıramayız.
Etki-tepki=hareket değildir, bunlar ne aynı şeydirler ne de birbirine indirgenebilirler, ilişkilidirler, ama bu konuya girmeyeceğim.

Bunların hepsi kabule dayalı formüllerdir, hepsi de ENERJİ, YANİ BİR CİSMİN(FORM-YAPI), BİR SİSTEMİN İŞ YAPMA KAPASİTESİDİR. EN NİHAYTETİNDE YİNE TEMELDE ETKİ-TEPKİ-HAREKET YATAR.
Ben bu konuları zemim esaslı ele alırım, daima şunu söylerim;

HAREKET-İLİŞKİ-ETKİ-TEPKİ, bu bir zemindir ve bu zemini birlikte, SARMAL düşünmek gerekir :)

Kinetik enerjininde sadece bir hareket şekli olduğunu unutmamak önemlidir. Isı enerjisi, elektrik enerjisi, kimyasal enerji gibi birçok farklı enerji şekli vardır.


Maddi zeminde, etki-tepkiler, ilişkiler, tepkimeler, hareket gerçekleşir ve bunlar çeşitli oluşum, dağılım, kuvvet, değişimlere yol açar, şu ya da bu şey'in, şu ya da bu nitelği, özelliği, o şeyden ayrı-bağımsız olmayacağı gibi, o şey şu ya da bu özelliği, niteliğine indirgenemez!

Sürekli söylüyorum, -E-GÖRE, -E-DAİR!
Bu bağlamda bu tür konulara bu zeminden hareketle yaklaşırım -geçerli kavrama ve anlama bu zeminde mümkün olur-, bu RUHANİ BİR ZEMİN DE DEĞİLDİR, dingiller genelde benim hangi zeminde olduğumu anlayamaz, tekrar döner bak ben bundan söz ediyorum derim, ama o dingiller bu seferde işi adiliğe vurur, amaçları üzüm yemek, bir şeyler almak-vermek değildir.

Sonuç olarak ENERJİ DEDİĞİMİZ, KERAMETİ KENDİNDEN MENKUL BİR VARLIK BİÇİMİ değil, var olanın-varlığın çeşitli aksiyon, yansımaları, potansiyellerden, bir ya da bir kaçı esas alınarak, ne kadar(kapasitesi bakımından) sorusuna dayalı olarak soyutladığımız, bir kavram, ölçü, anlama-kavrama ve kullanma birimi, biçimidir.

Biz bir kavramı bir kez tanımladıktan sonra, o kavramı kullanıyoruz :) Bunun için kavramlaştırdık, anlamlandırdık, İLİŞKİLENDİRDİK.

TABİ Kİ BİR KEZ SOYUTLADIKTAN SONRA, her türlü ifademiz de, etkileşimlerin de, ilişiğin de vb. bu kavramı kullanacağız, o kavramı kullanmamız, o kavramı tanımlayan koşulun, o kavramı kullandığımız cümleye bağlı olduğu sanrısı, ahmakların, cahillerin okuduğunu anlayamaması(üstte yanardağ örneğim var) ve kavramları deforme eden sonuçlar üfürerek üzerlerine mitoloji yazması, bizim referans alabileceğimiz veri-bilgi, davranışlar değildir. Bizler(maddi süreçleri, ruhani üfürüklere bağlı hale getirmeye çalışmayanlar) yine de elimizden geldiğince işin aslına değinmeye çalışıyoruz.

dine mine ne
14-09-2024, 04:50
Atom altı parçacıklar da form-yapıdırlar, MADDE bütün form yapıların temeli, muhtevası, materyali...

Uzay da atom-altı parçacıklar dünyası da boş değil, madde, yüküyle dolu. Eğer gözlem aracımız elektron etkisine dayalı ise, elektron altı form-yapıların, alıcıda bıraktığı etki,alıcının tepkilenemeyeceği düzeyde ise, alıcı tetiklenmeyeceği için ne ölçülebilir, ne de gözlemlenebilir, ancak dolaylı yollarla ve bir çok deneyle üzerne yorum yapabilir düzeye geliriz.

Son kez; uzay da, atom dünyası da, boşluk sandığımız bir çok makro, mikro boşluklar da boş değildir, temel zeminde vakumlanamaz(süreğen akış, aktı oluşutrarak boşluklar yine dolar). Soluduğumuz havanın boş olmaması gibi, her bir ŞEY'in, şey olabilenin, form-yapıalrın, ilişki, etkileşimlerinin temeli, özü, muhtevası madde...

Klasik özellikler olmadan maddeyi nasıl tanımlıyorsun? Eğer kütle ve hacim gibi özellikler "indirgenemez" diyorsan, o zaman maddeyi neye göre "madde" olarak adlandırıyorsun?

Senin "Uzay ve atom-altı parçacıklar dünyası boş değil, madde ve yükle dolu" ifaden bazı açılardan çelişkili ve tam olarak neyi kastettiğinde net değil.

Öncelikle kuantum mekaniği, vakumun tamamen boş olmadığını ve enerji dalgalanmaları ile sanal parçacıklarla dolu olduğunu öne sürer. Bu sanal parçacıklar sürekli ortaya çıkar ve yok olur, ancak gerçek anlamda "maddi" varlıklar değillerdir. Ölçülemez ve kalıcı değillerdir; dolayısıyla klasik anlamda "madde" olarak nitelendirilemezler. Proton, nötron, elektron gibi atom-altı parçacıklar ise elektriksel yük taşırlar, ancak bu parçacıkların varlığı uzayın tamamen maddi bir şeyle dolu olduğu anlamına gelmez. Atom-altı parçacıklar, klasik anlamda düşünülmeyecek kadar küçük ölçeklerde ve yüksek enerji seviyelerinde bulunurlar.

Farklı fiziksel kavramları bir araya getirmeye çalışırken çelişkiler yaratıyorsun. Eğer maddeyi klasik fiziksel özelliklerle (kütle, hacim, yoğunluk) tanımlamayı reddediyorsan, o zaman maddeyi uzayda nasıl tanımlıyorsun??? Maddesel bir şeyin kütlesi hacmi ve gözlemi de yoksa, ona neden "madde" diyorsun????? Uzayın "maddeyle" dolu olduğunu nasıl savunuyorsun?

Enerji ve maddeyi ayıralım:

Enerji, fiziksel bir nesne değildir. Kütlesi, hacmi ya da yoğunluğu yoktur. Enerji iş yapma kapasitesidir ve farklı formlarda olabilir.
Madde, belirli bir kütle ve hacme sahip olan fiziksel varlıkları ifade eder. Enerji madde gibi fiziksel bir varlık değildir, ancak madde ve enerji arasındaki ilişki, Einstein'ın E=mc² formülüyle açıklanabilir. Enerji ve madde birbirine dönüşebilir, ancak aynı şey değildirler.

Eğer uzayın maddeyle değil enerjiyle dolu olduğunu savunuyorsan, o zaman enerji ve maddeyi nasıl ayırdığını açıkça belirtmelisin. Enerji, klasik anlamda maddi bir varlık değildir; iş yapma kapasitesidir. Kuantum vakumu enerji dalgalanmaları içerebilir, ancak bu dalgalanmalar klasik madde gibi kütle veya hacim içermezler, geçici fenomenlerdir. Bu nedenle, uzayın enerjiyle dolu olması klasik anlamda bir madde doluluğu anlamına gelmez.

Madde yüküyle dolu ifadesine gelince: Atom-altı parçacıkların elektriksel yük taşıma özelliğinden bahsediyorsun. Ancak yük ve madde kavramları birbirinden farklıdır. Elektriksel yük, bir parçacığın elektriksel alanla etkileşime girme kapasitesini ifade eder. Bu, bir parçacığın enerjik bir özelliğidir, madde değildir. Yük, parçacıkların enerjik özelliklerini tanımlar, maddi varlıklar değildir.

Belki de yük kavramını enerji alanı ile karıştırıyorda olabilirsin. Kuantum mekaniği ve parçacık fiziğinde yük, maddi bir varlık değil, enerjisel bir özellik olarak değerlendirilir. Elektriksel yük, parçacığın elektrik ve manyetik alanlarla etkileşimini tanımlar. Yani, bir yük taşıyan parçacık çevresinde bir enerji alanı oluşturur, ancak bu enerji alanı maddi bir şey değildir; boşlukta oluşan bir etki ya da kuvvet alanıdır.

Sonuç olarak, "madde yüküyle dolu" derken uzayın enerji alanları ve elektriksel yüklerle dolu olduğunu kastediyor olabilirsin. Ancak bu, klasik anlamda uzayın "maddeyle dolu" olduğu anlamına gelmez. Yükler enerji alanları yaratır, fakat bu alanlar "maddi" varlıklar değildir.

spartacus
14-09-2024, 05:09
Klasik özellikler olmadan maddeyi nasıl tanımlıyorsun? Eğer kütle ve hacim gibi özellikler "indirgenemez" diyorsan, o zaman maddeyi neye göre "madde" olarak adlandırıyorsun?

Senin "Uzay ve atom-altı parçacıklar dünyası boş değil, madde ve yükle dolu" ifaden bazı açılardan çelişkili ve tam olarak neyi kastettiğinde net değil.
Amacın konuları trollemek, bu sorularına onlarca kez yanıt aldın ve yaptığın şarlatanlık, şaklabanlıklar da defalarca somut olarak ortaya kondu, ısrarcısın. 10 kere açıkladık, kütle vb. esaslı tanımlar yanlıştır diye, ispatladık da(neden yanlış olduğunu).
5 sayfayla ancak anlatılacak konu ve datayları,şurada 1 sayfaya indirme çabasıyla, en kaba haliyle dahi rahatlıkla anlaşılabilir bir düzeyde ifade etmeye çalışıyorum, çok yoruyor, sıkıyor ve geriyor artık.

Uzay elbette boş değildir, bunu da defalarca izah ettim, süreğen tekrar ettirmen senin art niyetin... Ama siz, illa büyük ölçekli form-yapılar ararsanız nafile... Uzayı hamur gibi de düşünebilirsiniz, eğilip, büzüşebilen bir yapı, hamurun malzemesi, muhtevası ise madde. Kütle çekimine, çeşitli dalgalara değin tümünün temelinde, boş olmaması. İster büyük form-yapılarca hissedilir, isterse bu yapılarca hissedilmez dalgalanmalara sahne olur ve uzay tamamen vakumlanamaz. Ancak lokal olarak ranstlantı olarak çeşitli noktalarda madde yoğunlaşması, birikimi, sağladığı madde uzayında aktı vb. kütle çekimi, enflasyon vb. oluşur... Ton balığı ağıyla nasıl ki hamsileri yakalayamazsanız, madde uzayını da, bir birim alanda -uzayı tümüyle asla-, kapalı bir alana(kapalı bir kaba) hapsedip, vakumlayamazsınız(vakumla ilgili ifademe dair). Her parçacık, madde ortamı, uzayında yer işgal eder, bu sebeple de, madde yükü aktısına yol açar-yani ortam, etrafı boş değil, madde yüküdür-, bu halde bu ister hissedilir, ister hissedilmez çekim, itimlere yol açar. Kısaca uzayı deniz, form yapıları da balıklar gibi de düşünebiliriz, gibi dedim umarım çarpıtılmaz ve konu madde olduğunda 1 atom dahi aslında küçük değil, küçüklerden daha büyük bir form-yapıdır(madde uzayında yüzen başka görece daha küçük form-yapılar, parçalardan oluşur-dağılır -madde uzayında etki oluşturur, etki boş olmayan madde uzayında yayılır->dalga ve madde uzayında yüzer).Neyse, üzerinde yeterince, ancak sağlıklı bir felsefe, bilim temeli olan herkes, bunu kavrayabilir -ki sitede açıkladım ve hiç Einstein okumasa dahi -ki ben bu sonuçlara ulaştığımda henüz Görelilik Teorisini okumamıştım, gereği de yok, yeterince veri, sağlıklı bir felsefe ve bilimsel yaklaşım temeli yeterli oluyor- aynı sonuca varabilir.
"Genel görelilik teorisini tek cümlede özetlemek zorunda kaldığımızda: Zaman, uzay ve kütle çekiminin maddeden ayrı bir varlığı yoktur." Einstein.

Maddeye dair spesifik bir tanım getirilemez, AKIL, MANTIĞIN DIŞINDADIR. Çünkü tüm spesifik detayları ve spesifik işaretleri, kavramları, kelimeleri anlamlı kılan maddi FORM-YAPILARIN görece açığa çıkarttığı farklardır, bu farklar etki-tepki bazlı olabileceği gibi biçime de dayalı olabilir ve biz bu etki-tepkilere, biçimlere de bir isim veririz(öyle değil mi?!*).

Örneğin KATI, SIVI vb. dediğin maddenin değil, muhtevası madde ve maddeden oluşan form-yapılar arası ilişki, bağdan anlam kazanan MOLEKÜLER YAPIYA DAİRDİR! KÜTLE İSE tanım ve ölçü birimi olarak NİCELİKTİR, DOLAYISIYLA bir şeyi tanımlarken o şeyin miktarını öne sürmek safsatanın daniskasıdır. Elma nedir? Efendim elma elmalardan oluşan şeydir,böyle bir saçmalıktır. konu miktar, kütle, nicelik olacaksa, orada tanımlanan madde değil, cisimdir..

Enerji: Bir cismin, sistemin İŞ YÜKÜ KAPASİTESİDİR. Boyut: uzay veya herhangi bir nesne üzerinde, herhangi bir noktayı belirlemek için gereken minumum koordinat sayısı, ölçü amaçlı tanımladığımız ve gayr-ı resmi, afaki kullandığımız bir niceliktir.

Aslında,, İŞTE O ENERJİDİR diye sayıkladıkların = İŞTE O MADDE, MADDİ'DİR, buradan, kavramların anlamlarını da çarpıtarak ruh üfürme şansın yok. Sen ruhu, yine maddi imkan ve olanaklarda ara, dışlama! Ama öyle metafizik üfürüklerle olmaz, öyle bir masalımız yok, en fazla 1 insanın tüm hafızasını kopyalarsın, DNA vb. kopayalarsın, ister embriyonik düzeyde oluşurduğun yapıya, ister bir makineye aktararsın(aslını yansıtmaz, aynısı da olmaz, ancak eski hafızaya tekrar hayat verilebilir, başka,farklı bir yorumcu tarafından yorumlanmış olur), senin yürüyeceğin yol yine madde ve fizik dünyası olur, başka malzemen yok. Madde ne mi? paragrafta dile getirdim, MUHTEVADIR,şu ya da bu form-yapının şekline indirgeyemeyiz, çünkü madde, form-yapının şekli, biçimi değil muhtevasıdır

* Peki senin taktiğin neydi?
ÇÖMLEKÇİ TOPRAĞI ALDI, İŞLEDİ VE BİR TOPRAK ÇANAK YAPTI. Sonra sen şunu iddia ediyorsun: "ÇANAK TOPRAKTAN ve en nihayetinde toprak ise [çanak demen BİÇİMİYLE İLGİLİ DEĞİL Mİ?!] o halde her çanak topraktır, her çanak olmayan da toprak ve topraktan değildir, bir şeyin toprak-tan olması için çanak olması gerekir" demiş oluyorsun(görece biçime bakarak). Çüş mü demeliyim?! Zaman da, enerji de, aklına ister form yapıların biçimleri, ister yapıları, ister ilişkileri, algılanan etki-tepkileri namına tanımladığın ne varsa, tümü de madde+maddir.

Bu safsata anlayışla bize de aynı biçimde davranmamızı dayatıyorsun... Bu tarz yaklaşımlar, akıl, mantık dışı safsatalardır. Tanım istedin verdim: Madde varlığın ve bağıl tüm oluşumlar, ilişkiler, yansımalar, etkileşimlerin(tüm kuvvetler de dahil) temeli, muhtevası,bünyesidir o kadar.

dine mine ne
14-09-2024, 17:46
Maddeye dair spesifik bir tanım getirilemez, AKIL, MANTIĞIN DIŞINDADIR. Çünkü tüm spesifik detayları ve spesifik işaretleri, kavramları, kelimeleri anlamlı kılan maddi FORM-YAPILARIN görece açığa çıkarttığı farklardır, bu farklar etki-tepki bazlı olabileceği gibi biçime de dayalı olabilir ve biz bu etki-tepkilere, biçimlere de bir isim veririz(öyle değil mi?!*).

Örneğin KATI, SIVI vb. dediğin maddenin değil, muhtevası madde ve maddeden oluşan form-yapılar arası ilişki, bağdan anlam kazanan MOLEKÜLER YAPIYA DAİRDİR! KÜTLE İSE tanım ve ölçü birimi olarak NİCELİKTİR, DOLAYISIYLA bir şeyi tanımlarken o şeyin miktarını öne sürmek safsatanın daniskasıdır. Elma nedir? Efendim elma elmalardan oluşan şeydir,böyle bir saçmalıktır. konu miktar, kütle, nicelik olacaksa, orada tanımlanan madde değil, cisimdir..

Enerji: Bir cismin, sistemin İŞ YÜKÜ KAPASİTESİDİR. Boyut: uzay veya herhangi bir nesne üzerinde, herhangi bir noktayı belirlemek için gereken minumum koordinat sayısı, ölçü amaçlı tanımladığımız ve gayr-ı resmi, afaki kullandığımız bir niceliktir.

Aslında,, İŞTE O ENERJİDİR diye sayıkladıkların = İŞTE O MADDE, MADDİ'DİR, buradan, kavramların anlamlarını da çarpıtarak ruh üfürme şansın yok. Sen ruhu, yine maddi imkan ve olanaklarda ara, dışlama! Ama öyle metafizik üfürüklerle olmaz, öyle bir masalımız yok,

Maddenin muhteva veja"içerik" olarak tanımlanması, aslında onun ne olduğuna dair tam bir resim sunmaz. Bu tanım, maddenin temel bileşenlerine veya yapısına odaklanırken, onun fiziksel dünyadaki varlığını ve etkileşimlerini tam olarak yansıtmaz.

Maddeyi anlamak için hem içeriğini hem de fiziksel özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekir: Mesela icerik olarak Maddeyi oluşturan temel parçacıklar (atomlar, moleküller) ve bunların düzenlenişidir. Bu, maddenin kimyasal özelliklerini ve nasıl tepkime verdiğini belirler. Öte yandan Maddenin kütlesi, hacmi, yoğunluğu, erime noktası, kaynama noktası gibi ölçülebilir ve gözlemlenebilir özellikleri.

Bu fiziksel özelliklerde, maddenin nasıl davrandığını ve diğer maddelerle nasıl etkileşime girdiğini açıklar. İçerik, maddenin diğer maddelerle nasıl bir araya geldiğini veya onlara nasıl tepki verdiğini açıklamak için yeterli değildir. "Su" kelimesini ele alalım. Suyun içeriği, iki hidrojen atomu ve bir oksijen atomundan oluştuğu şeklinde tanımlanabilir.
Ancak bu tanım, suyun sıvı, katı veya gaz halinde olabileceğini, şeffaf olduğunu, donduğunda buzu oluşturduğunu veya diğer maddeleri çözdüğünü açıklamaz.

Suyun fiziksel özellikleri, onun günlük hayattaki kullanım alanlarını ve önemini belirler.
Yani, maddenin sadece "içerik" olarak tanımlanması, onun karmaşık yapısını ve fiziksel dünyadaki rolünü tam olarak anlamayı engeller. Maddeyi anlamak için hem içeriğini hem de fiziksel özelliklerini bir arada düşünmek gerekir. Bir şeyi "muhteva" diye adlandırmakla, onun ne olduğunu gerçekten anlamamıza yardımcı oldun mu?

Maddeyi sadece bir öz ya da içerik olarak görebilmen icin, fiziksel özelliklerini göz ardı etmemiz anlamına gelebilirmi?
kütleyi tanımlamanın gereksiz olduğunu söylesen de, kütle fiziksel dünyada maddenin en önemli özelliklerinden biridir. açıklamalarında maddeyi çok geniş bir perspektiften ele aliyorsun.

Zaman ve Madde İlişkisinide konusmustuk. zamanın maddeden bağımsız bir varlık olmadığını savunuyorsun. Einstein'a göre, zaman ve uzay, maddenin etkisiyle eğilen ve değişen bir yapıdır.

Bu yüzden, zamanın da maddi bir temele dayandığını iddia edebilirsin. Ancak burada sorun şu: Zaman, fiziksel dünyada bir ölçüm veya boyut olarak kabul edilir, doğrudan bir madde değildir, iliskilidir, cünkü maddenin hareketi değişimi hizi ve kütlesiyle ortaya çıkan bir kavramdır.

Enerji ve madde arasındaki sınırlarıda bulanıklaştırıyor ve enerjiyi de maddi bir fenomen olarak tanımlıyorsun. Bu, biraz Einstein'ın enerji ve madde arasındaki dönüşüm formülüne (E=mc²) dayansada. enerji, madde gibi somut bir varlık değildir. Yani madde ve enerji birbirine dönüşebilir, ama aynı şey olduklarını söylemek yanlıştir.
Enerji, maddeden bağımsız bir formda da var olabilir (örneğin, elektromanyetik radyasyon gibi). Bu nedenle, enerjiyi doğrudan maddeyle eşdeğer tutmak, fiziksel gerçeklikle tam uyumlu bir açıklama değildir. "tüm ilişkiler, etkileşimler ve kuvvetler maddedir" demen, oldukça geniş bir kavram.

Etkileşimler ve kuvvetler (örneğin, kütle çekimi, elektromanyetik kuvvet) maddeler arasındaki ilişkileri tanımlar.

Bu kuvvetler, maddeden türeyebilir, ancak kendileri doğrudan madde olarak tanımlanamazlar. Kuvvetler, maddenin özelliklerinden kaynaklanan fenomenlerdir, ancak madde değillerdir. Maddeyi geniş bir kavram olarak ele aldığını görüyoruz. Bu perspektifte, maddi olmayan hiçbir şey yok; her şey maddeyle ilişkilendirilmiş durumda. Oysa, fiziksel bilimler bu noktada daha net tanımlar kullanır. Madde; kütlesi olan ve uzayda yer kaplayan şeydir der. Enerji, zaman, kuvvetler ve etkileşimler ise maddenin davranışlarını ve etkilerini tanımlar, ancak doğrudan madde olarak kabul edilmezler. bilimsel anlamda, madde ile enerji, zaman ve kuvvetler arasında net bir ayrım vardır. Kuvvet ve etkileşimler maddi olduğu, yahu bunlar maddeden çok maddenin davranışını açıklayan şeyler değil midir?
madde, enerji ve zaman kavramlarını bu kadar geniş bir çerçevede ele almakla, Einstein'ın görelilik teorisinide yanlış yorumluyorsun.

Görelilik teorisi, zamanın ve uzayın mutlak değil, göreceli kavramlar olduğunu belirtir. Yani, zaman ve uzay sabit değildir; bunlar, maddenin kütlesi, enerjisi ve hareket hızına bağlı olarak değişebilir. Einstein'ın teorisine göre, büyük kütleli cisimler veya yüksek hızlar zamanın akışını yavaşlatabilir ve uzayı eğip bükebilir. Ancak bu, zamanın doğrudan "maddi" bir şey olduğu anlamına gelmez. Zaman, maddenin etkisi altında değişebilen bir boyuttur, ama madde gibi somut bir varlık değildir.

Senin ise zamanın maddeyle aynı şey olduğunu varsayman, önemli bir kavramsal hata yapmana neden oluyor. Einstein'ın anlatmak istediği, zamanın maddenin etkisiyle değişebileceği, esneyip bükülebileceği, hatta yavaş akabileceğidir. Ancak bu, zamanın fiziksel bir nesne olduğu anlamına gelmez. Zaman, maddenin varlığı ve hareketiyle ilişkilendirilen bir boyuttur sadece; yani kütle gibi somut ve ölçülebilir bir şey değildir.
Eğer zamanı maddeyle aynı şey olarak görürsen, görelilik teorisinin temelinde yatan bu önemli ayrımı gözden kaçırırsın. Bu yaklaşım, bilimsel gerçekliği yanlış yorumlamak anlamına gelir. Zamanı maddileştirerek onu fiziksel bir varlık gibi ele alman, sanki zaman yoksa bir komplo varmış gibi düşünmene yol açıyor. O halde ne yapmalı? Zamanı maddileştirip bir varlık haline getirmeli ki onu 'yok edebilelim' diye düşünüyorsun. Bu oyunu oynamayada hala devam ediyorsun, Vallahi bravo sana!

Keyfi amaç peşinde koşan monist felsefe, ortaya çıkmakta olan somut, soyut, diyalektik gerçekliği söküp atamaz. Dolayısıyla kelime oyunlarına gerek yok, gerçeği olduğu gibi kabul etmeliyiz, öyleymiş gibi davranmak hiçbir anlam ifade etmeyen kendini kandırmadan öteye gecemez.

"Madde, form yapının şekli, biçimi değil, muhtevasıdır" şeklindeki ifadende, yanlış. Özellikle "muhteva" (içerik) kavramını bu şekilde ele alman, bilişsel ve zihinsel süreçleri (rüya görmek gibi) açıklamada yetersiz. Zihinsel süreçler ve rüyalar gibi olgular, beyinle sınırlı olmayan, daha geniş bir bilinç ve algı boyutuna sahiptir.

rüyalar gerçekten de kütleye dayanmayan bir dialektik gerçekliğin var olabileceğini gösterir. Rüyalar, beynimizde maddi olmayan bir dünyada yaşadığımız deneyimlerdir ve bu süreçler, fiziksel gerçekliğe ya da kütleye doğrudan bağlı değildir. Rüyada gördüğümüz nesneler, hissettiğimiz duygular ya da yaşadığımız olaylar, fiziksel dünyada var olan şeylerin bir yansıması, ancak rüyalar esnasında bunlar kütlesel ya da fiziksel bir temele dayanmaz. beynimizde meydana gelen sinirsel aktivitelerin bir ürünüdür, ancak bu deneyimler somut, kütlesel varlıklar gerektirmez. Rüyada bir yerden bir yere gitmek, uçmak ya da bir nesneye dokunmak, fiziksel dünyada olduğu gibi gerçek bir mekan veya kütle gerektirmediği halde gerçekmiş gibi algılanır. Bu masal deyil.

Eğer bu gerçeklik bir "peri masalı" olarak nitelendiriliyorsa, aynı argüman maddi dünya için de ileri sürülebilir. Zira günümüzde bazı bilim insanları maddenin içsel bir varlık olmadığını ve "madde" dediğimiz şeyin aslında enerji, kuvvet alanları veya olasılık dalgaları gibi soyut olguların bir tezahürü olduğunu savunmaktadır. Belki de bu yüzden onu belirli bir şeye indirgemeye çalışmıyorsun, çünkü aslında özünde peri masalından başka bir şeyden bahsetmiyoruz.

spartacus
14-09-2024, 21:28
Maddenin muhteva veja"içerik" olarak tanımlanması, aslında onun ne olduğuna dair tam bir resim sunmaz. Bu tanım, maddenin temel bileşenlerine veya yapısına odaklanırken, onun fiziksel dünyadaki varlığını ve etkileşimlerini tam olarak yansıtmaz.
Konuyu dağıttın gerisini okumadım, okuma gereği duymadım, çünkü yine çarpıtmışsın, bravo! Uzay nasıl ki tanımlanırken şu ya da buna indirgenemez, şu ya da bunun özellik, biçimiyle anlamlandırılamaz ise, fiziğin, maddenin de tanımı herhangi bir şey(forma), cisime, o şey'in GÖRECE(!) şahsına münhasır özelliklerine indirgenemez, bu bir tercih meselesi değil, ZEMİNİ-DOĞASI gereğidir.

Biber acı o hade madde acıdır, ama elma tatlı o halde madde tatlıdır gibi bir tanım aramak, hele ki aynı çarpıtmayı envai konularda yapıp, konuları trollediğini bildiğimiz halde, 50. kez aynı cevapları vermemiz de artık sıktı! İnsan 3 paragrafı önce bir anlar, lafazanlık edecekse dahi sonra lafazanlık eder. Sen düpedüz çarpıtıyorsun, teolojik saplantıları aşmak zor farkındayım, ama her konuyu da saplantınızla trollemeyin. Bu tür konuları defalarca aynı şekilde çarpıttın, aynı soruları sordun ve hepsinde de OBJEKTİF olarak açıklandı ve şimdi geldin bu konuyu trolledin -ki bu konudaki yazıların ve benim cevaplarım taşınacak!... [Not: bu mesaj ve öncesi 3 mesaj, ilgili konu trollendiği için şu başlıktan (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=660007), bu başlığa taşındı - Spartacus]

Bir kez daha
Çömlekçi, toprağı aldı, işledi, çanak yaptı, çömlekçinin işlediği malzemenin(!) biçimine bakıp ona çanak dedin, o biçim senin için kullanışlı olduğu için zaten o biçimde işlendi ve ihtiyaç haline geldi. Şimdi biçimi çık, elinde kalan ne? => toprak! Peki burada toprak nedir?

Bir duvar ustası da toprağı aldı, işledi, tuğlalar yaptı ve bu tuğlalarla bir ev inşa etti. Nedir bu ev? neye göre ev dedin, tanımı neye göre yaptın? Form-yapıya nazaran biçimine dayalı! Çık veya yık biçimi, elde kalan ne? Toprak => malzeme. O halde toprak nedir, hadi tanımla?

Sen toprağı çanaktır, evdir, tuğladır, envai tür form-yapıların biçimine indirgeyip tanımlayamazsın değil mi? Toprak, o form-yapılar oluştuğu veya toprağın insan tarafından işlenerek şekil verildiği biçimlerden dolayı var değil, aksine toprak var olduğu için o çanak, tuğla şu veya bu yapılar oluşuyor öyle değil mi? yani?Zemin, ufuk ve açını genişlet.

İnsan gibi evirip, devirmeden, yalana, dolana sapmadan yukarıda izah edileni anladın mı? Önce anla, sonrasına sonra geliriz, örneğin sözünü ettiğin, e=mc2 formüldür ve buradaki m, madde değil kütledir, ikisi de niceliktir, miktar, kapasite bazlı niceliktir özünde, haliyle ne kadar miktar(!) madde(kütle!), o kadar enerji, demek ki formül çerçevesi-açısından bunlar birine dönüştürülebilir nicelikler, ancak gerçekte aynı şeyler değillerdir, bunlara, örneğin şu ya da bu enerji, şu ya da bu kuvvet dediğimiz ne varsa temelde olanın madde ve maddi etki-tepkiler üzerinden yaptığımız tanımlar olduğuna da sonra geleceğiz, önce insan gibi anladığını görmeliyim....

dine mine ne
14-09-2024, 22:24
Bir kez daha
Çömlekçi, toprağı aldı, işledi, çanak yaptı, çömlekçinin işlediği malzemenin(!) biçimine bakıp ona çanak dedin, o biçim senin için kullanışlı olduğu için zaten o biçimde işlendi ve ihtiyaç haline geldi. Şimdi biçimi çık, elinde kalan ne? => toprak! Peki burada toprak nedir?

Bir duvar ustası da toprağı aldı, işledi, tuğlalar yaptı ve bu tuğlalarla bir ev inşa etti. Nedir bu ev? neye göre ev dedin, tanımı neye göre yaptın? Form-yapıya nazaran biçimine dayalı! Çık veya yık biçimi, elde kalan ne? Toprak => malzeme. O halde toprak nedir, hadi tanımla?

Sen toprağı çanaktır, evdir, tuğladır, envai tür form-yapıların biçimine indirgeyip tanımlayamazsın değil mi? Toprak, o form-yapılar oluştuğu veya toprağın insan tarafından işlenerek şekil verildiği biçimlerden dolayı var değil, aksine toprak var olduğu için o çanak, tuğla şu veya bu yapılar oluşuyor öyle değil mi? yani?Zemin, ufuk ve açını genişlet.


Çömlekçinin topraktan çanak yapması, sadece topraktan ibaret değildir; biçim ve işlev de maddeyle iç içedir. Evin de bir formu var ve o form, kullanışlılık ve anlam kazandırıyor. Biçimi çıkarırsak geriye sadece malzeme kalmaz, anlam ve işlev de kaybolur. Yani maddeyi sadece muhtevaya indirgemek eksik bir yaklaşım olur. Önemli olan, maddenin hem malzeme hem de biçim olarak birlikte nasıl bir anlam ve değer taşıdığıdır.
Maddenin hem malzeme hem de form olarak nasıl anlam kazandığını göz ardı ediyorsun. Toprak, kendi başına bir potansiyele sahip olsa da, çanak, tuğla veya ev haline geldiğinde, formuyla birlikte bir anlam ve işlev kazanır.

Yani sadece maddenin var olması değil, o maddeye biçim ve işlev kazandıran süreçler de önemlidir. Bir çanağı, sadece toprağa indirgemek, onun anlamını eksik bırakmak olur. Zemin genişletilmeli, ama biçimin de maddeyle birlikte ele alınması gerekiyor."

"toprak var olduğu için çanak ve tuğla gibi yapılar oluşuyor" iddiası bir bakıma doğru olsa da, bunu mutlak bir gerçeklik gibi sunmak gerçekten eksik bir yaklaşım. Çünkü sadece "toprak" olduğu için bu yapılar oluşmuyor; aynı zamanda o toprağın işlenmesi, şekillendirilmesi ve bir amaca hizmet edecek biçime sokulması gerekiyor. Bu nedenle, yalnızca madde var diye bir şeyler oluyor demek, süreci basitleştirmek olur.

Asıl komik olan, maddeyi mutlak bir temel olarak görüp, onu işleyen insan aklını, emeğini ve yaratıcı süreci göz ardı etmek. Madde var, ama onu şekillendiren, ona anlam katan biziz. Yani, "toprak var diye çanak oluşur" demek, gerçek yaratıcılık sürecini yok saymak olur.
Madde tek başına yeterli değil, maddeyi bir şeye dönüştüren akıl, emek ve form da en az madde kadar önemli.

spartacus
15-09-2024, 03:53
Çömlekçinin topraktan çanak yapması, sadece topraktan ibaret değildir; biçim ve işlev de maddeyle iç içedir. Evin de bir formu var ve o form, kullanışlılık ve anlam kazandırıyor. Biçimi çıkarırsak geriye sadece malzeme kalmaz, anlam ve işlev de kaybolur. Yani maddeyi sadece muhtevaya indirgemek eksik bir yaklaşım olur. Önemli olan, maddenin hem malzeme hem de biçim olarak birlikte nasıl bir anlam ve değer taşıdığıdır.
Maddenin hem malzeme hem de form olarak nasıl anlam kazandığını göz ardı ediyorsun. Toprak, kendi başına bir potansiyele sahip olsa da, çanak, tuğla veya ev haline geldiğinde, formuyla birlikte bir anlam ve işlev kazanır.
Dine mine ne, konu anlam-işlevin kaybolmasını tartışmak değil(form yapıyla anlam kazanıyor demişsem, zeka sorunun da yoksa, form-yapı kaybolunca onlarda kaybolur değil mi?), o konuları merak edersen bu forumda, form-yapılar ve form-yapılara DAİR! soyutlamalarımızı etraflıca dile getirmişimdir. BU KONUDA dahi, form-yapılara nazaran anlam kazanan özellikler diye de dile getirmişim. Ne demiştim, uzay, zaman enerji, boyut maddeden ayrı ve bağımsız düşünülemez. Örneğin aşağıdaki alıntıyı kafana göre envai yere çekip, ilgili ifadeyi mahiyeti, -E DAİR, -E GÖRESİNDEN saptırıp dansözlüğe, safsataya, lafazanlığa girişirsen yaptığın şarlatanlık!. Cümlenin mahiyeti, maksadı,ifadesi okadar net ve açık ki...

"Genel görelilik teorisini tek cümlede özetlemek zorunda kaldığımızda: Zaman, uzay ve kütle çekiminin maddeden ayrı bir varlığı yoktur." Einstein

Form-yapı ile anlam kazanan biçimler, özellikler vb., kaybolan-dönüşen, evrilen- form-yapı ile de O FORM-YAPI HALİNDE SERGİLEDİĞİ anlamını kaybeder, bunu özellikle beliritmek mi gerekiyor, zeka sorunun mu var? Oysa, MALZEME, MUHTEVADAN söz etmişim, orada amacım, anaokulu düzeyinde, BİLAL'E anlatır gibi, MALZEME, MUHTEVAYA derken dile getirdiğim ATIFTIR. Çarpıtma demişim...

Çok merak ediyorsan yine anaokulu düzeyinde örnekleyim(amacım alakasız envai çeşit öznel veya nesnel özellik vb. konusunu tartışmak, şu ya da bu namına bir şeyleri mutlak* vs. ilan etmek değil çarpıtamayacağın seviyeyi bulana kadar İZAH!) -ki sahtekar ve şarlatan yine de çarpıtmayı başarıyor. *Madde ne ezelidir(sanal), ne ebedi(sanal), ne de mutlaktır, çünkü zaman maddenin dışında ve ayrı, bağımsız soyutlayabileceğimiz bir şey(!) değil, umarım anlarsın! uzay kuzeyde, güneyde denebilir mi? hayır, maddeyi de öyle zamana veya maddi ilişkilerle anlam kazanan kriter, ölçüt, sınırlara dayalı-bağlı bir kafese sokamazsın!.

X+X(2X DİYELİM) => oluştu -> A(form, yapı bileşen)
3X(X+X+X) => oluştu B(form, yapı)
4X, 2A, 1A1B, 2A1B... uzar gider, daha üst, daha farklı biçim, ebad ve özelliklerde çeşitli form yapılar, ilişkiler, etkileşimler, tepkimeler... anlam bulur... En nihayetinde burada(metafor örneğimizde!), muhteva, malzeme nedir? X(madde), öyle değil mi? Tümününde temelinde olan şey-> X(MADDE, konu kapanmıştır).

Elma tatlı, biber acı, limon ekşi, ev kapalı bir mekan ve insan için korunak, su sıvı, taş katı.... o halde madde acı, tatlı, sıvı, insan için barınakr, sıcak,soğuk, yüksek, alçak, geniş, dar....... diyerek ve tek, tek sıralayarak, madde bunlardan herhangi birine indirgenebilir mi? Peki sen ne demiştin? maddeyi KATI olarak kriterlemiştin(konunun başında sözde itiraz edebilmek namına yaptığın zırvalık bu değil miydi? Sen ne yazık ki daha bu seviyedesin, bu konularda yeterince bilince sahip değilsin ve bu ayıp değil, senin sorunun yobazlık ve bağnazlığın, kendi, kendine ördüğün duvar, bu konularda forumları,provokatif safsatacı sidik yarıştırmalarınla -rüzgara karşı işiyorsun- baltalamak yerine,, önce anlamaya,kavramaya çalışsan ne kaybedersin? Kaç kez ifade ettim, biz ETKİ-TEPKİYE dayalı olarak görüyor, duyuyor, soyutluyor, kavramlaştırıyoruz, fizik, maddi dünya sizlerin iradi ve özneye göre tanımlarına, arzu, ihtiyaçlarına göre var olmaz, biçim almaz, sıvı,katı, akışkanlık, neye göre? etki-tepkiye nazaran sergilediği davranışa göre. Yani sıvılık, katılık şey'in davranışıyla ilgili soyutladığımız bir kavram, şeyin yapısını ifade edeceğimiz temel ise moleküler yapısıdır(nice benim diyen bile bunu anlamıyor ki, kaldı ki sana izah edebileyim...).

Uzatmama gerek var mı? Burada konumuz A, B form, yapıları insana ne kadar yararlı, C acı mı, tatlı mı diye tartışmak mı? HAYIR! E? Neden çarpıtıyorsun bak BASİTÇE bir kez daha izah verdim, insaf! ÇARPITMA, önce anlatılmak isteneni, cümlelerin amacı, manayı idrak etmeye çalış!

dine mine ne
16-09-2024, 03:37
Madde ne ezelidir(sanal), ne ebedi(sanal), ne de mutlaktır, çünkü zaman maddenin dışında ve ayrı, bağımsız soyutlayabileceğimiz bir şey(!) değil, umarım anlarsın! [B]


Bu nasıl cümle böyle, karmakarışık olmuş. 'Çünkü' ne demek? Bu alıntıyı düzgün bir şekilde açıkla; Ayrıca, zamanı soyutlayabilseydik ne değişirdi, bunu da açıkla.

spartacus
16-09-2024, 04:35
Bu nasıl cümle böyle, karmakarışık olmuş. 'Çünkü' ne demek? Bu alıntıyı düzgün bir şekilde açıkla; Ayrıca, zamanı soyutlayabilseydik ne değişirdi, bunu da açıkla.
Cümle o kadar açık ki, zaten zaman kavramı da, hareket, değişim ve sonuçları kriter-esas alınarak soyutlanır :)

Cümlemin herhangi özel bir detayı açıklamak gibi bir derdi yok, cümle diyor ki, zaman, boyut, enerji... gibi kavramlar maddeden ayrı, bağımsız olamaz, haricen anlam taşımazlar. Ezel, ebed, mutlak gibi kavramlarımız da, zaman kavramıdır, yani ezel, ebed gibi kavramlarınız da maddeden ayrı, bağımsız değildir. Zaten açık, bak orada ÇÜNKÜ demiş ve ifade etmişim:)

Bilal'e cümlenin mahiyetini 10. Kez örnekliyorum-> uzay'ın yönden bağımsız olması ve bu bağlamda "uzay kuzeyde mi, güneyde mi?" gibi bir soru-yaklaşımın anlam-muhatap içermemesi gibi... Forum, ilgili detaylar(detayların açıklandığı haliyle!), defalarca -üstelik bazıları sana özel- yapılmış izahlarla dolu...

Cümleleri öncelikle maksadıyla anlamaya çalış. Şimdi bu ifademde "çalış" demişsem, amacım çalışmanın ne olduğunu, efendim çalışmayanların da olup, olmadığı vb. tartışmak veya açıklamak veya detayandırmak değil. Art niyetin, illa fanatik, holiganca karşı çıkmış olayım da nasıl olursa olsun, isterse akıl, mantık dışı, aptalca yöntemler kullanmış olayım, yeter ki karşı çıkmış olayım kafası(bu da sana, kaçınılmaz bir trollük bahşediyor :) )...

dine mine ne
16-09-2024, 15:07
Peki, bu uzay mekân kavramları mutlak mı?

spartacus
16-09-2024, 16:20
Peki, bu uzay mekân kavramları mutlak mı?
Uzay ne mutlak ne de değil, niceliğe vurulamaz-sayılamaz, olmayan öteki, diğeri başka uzay ile kıyaslanamaz, zaman kavramı olarak ne sonlu ne de sonsuz, ne başlar ne de biter, ne içi vardır ne de dışı, ne var olur ne de yok olur(bu halde "neden" var, "nasıl" var gibi sorular anlamsızdır, eyleme tabi var olma biçimi değildir), bu kavramların muhatabı değil,salt gerçeklik, ortadalık,verili form-yapıya nazaran(mecburen) kavramlar birebir karşılamaz,ancak anlamayı, ifadeyi sağlar(salt gerçeklik, ortadalık kelimelerim veya sonsuz(sınırsız anlamıyla), daim(zaman kavramı olarak, kalıcı, ortada(!)) kelimeleri gibi, sırf kavrayış için -bir amaçla- kullanılırlar). Öznece sınırlandırılan-varsayılan sözde uzaylar (lokallikler) ise afaki, tercihli-referanslı, gayr-ı resmidir ve uzay olmaktan ziyade A, B uzayı, mekanı vb. çerçevesinde ifade edilirler... Mantık hatası namına bir örnek daha vereyim, sınırsız olanın ne zaman veya nerede başladığını mesele etmek, sormak anlamlı olabilir mi? Zaman, maddeye bağlı -hareket-değişimden soyutladığımız bir kavram, bu halde aynı minvalde, madde veya varlık ne zaman başladı diye sormak da anlamsızdır, hasılı "uzay+varlık-yokluk" bir bütün ortadadır, salt -su katılamaz- gerçek, fiziktir....

Mekan(lokal), şahsına münhasır veya öznece çeşitli referans noktaları, tercihlere göre sınırlıdır ve sınırlar da görecelidir, bu bağlamda mutlak olamazlar. Bu kavram ile uzay kavramı, ifade amacı, zemini birbirinden farklı olup; mekan çeşitli biçimler ve anlayış sağlamak adına da kullanılır, örneğin: yeri, yurdu, içinde olunan ortam vb. gibi.

dine mine ne
16-09-2024, 19:55
Bilocan, eğer madde mutlak değilse ve zaman göreceli ise, uzayın da göreceli olması beklenir, değil mi? Bu, senin "Mekan (lokal), şahsına münhasır olarak sınırlıdır ve sınırlar da görecelidir, bu bağlamda mutlak olamazlar" cümlenle uyumludur. İkisi de uzay ve zamanın mutlak olmadığını ve değiştiğini ifade eder.

Ama bu, senin içi ve dışı olmayan uzay modelinin yüzeyi olmadığı anlamına gelir ve bu nedenle fiziksel gerçekliği yoktur. Bu Einstein ile uyuşmaz çünkü Einstein, uzay ve zamanın maddeden bağımsız olmadığını ve maddenin uzayı bükebileceğini belirtir. Yüzeyi olmayan bir uzay, fiziksel gerçeklikte anlam ifade etmez çünkü ne bükülür ne de değişebilir. Einstein'ın genel görelilik teorisi, uzayın bu dinamik ve etkileşimli doğasını açıkça ortaya koymuşken, sen bence bu konuyu bir daha iyi düşün derim.

spartacus
17-09-2024, 01:18
Bilocan, eğer madde mutlak değilse ve zaman göreceli ise, uzayın da göreceli olması beklenir, değil mi? Bu, senin "Mekan (lokal), şahsına münhasır olarak sınırlıdır ve sınırlar da görecelidir, bu bağlamda mutlak olamazlar" cümlenle uyumludur. İkisi de uzay ve zamanın mutlak olmadığını ve değiştiğini ifade eder.

Ama bu, senin içi ve dışı olmayan uzay modelinin yüzeyi olmadığı anlamına gelir ve bu nedenle fiziksel gerçekliği yoktur. Bu Einstein ile uyuşmaz çünkü Einstein, uzay ve zamanın maddeden bağımsız olmadığını ve maddenin uzayı bükebileceğini belirtir. Yüzeyi olmayan bir uzay, fiziksel gerçeklikte anlam ifade etmez çünkü ne bükülür ne de değişebilir. Einstein'ın genel görelilik teorisi, uzayın bu dinamik ve etkileşimli doğasını açıkça ortaya koymuşken, sen bence bu konuyu bir daha iyi düşün derim.
Maymun bile daha kavrayışlı olmalı -çarpıtmasan kabul, devamlı çarpıtıyorsun-, ne diyeyim ki artık. Sözde sunduğun gerekçeler yine saçma.

Yüzey'in olması, sınırlı olduğu anlamına gelir mi? Hayır. Hem kime, neye göre yüzey-sınır?-uzay sınırlanmış mı oluyor? hayır. Bir okyanusun bir bölgesinde fırtına çıksa, 10 metrelik dalgalar oluşsa, okyanus, okyanus olmaktan çıkar mı? Hayır, mal bile bu kadar basit metaforu anlar. Biz ne deriz, okyanusun şu bölgesinde fırtına, o kadar, peki okyanus fizikle sınırlanamaz olsaydı(yani sınırı olmasaydı?. Ancak genel zemine -ki doğası gereği- tanımlarla, bir şey'in, yerin, olayın vb. spesifik detaylarına dayalı tanımları birbirine karıştırmak da ayrı bir hata olur. Okyanus metafordur, onu da çarpıtma... Başka?

Uzay spesifik, şahsına münhasır özellikler, niteliklere göre diğerlerine nazaran farklar ve benzerlikleri, çeşitli biçimler vb. esas alınarak ortaya konmuş bir tanım değildir, genel zeminde tanımlanabilir -herhangi bir şeye indirgenemez, bu bizim tercihmiz değil, doğası gereğidir.

Zaman maddenin hareket ve değişimden soyutlanır. UZAY ve elbette zaman da(!) MADDEDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ. Ay'dan dünyaya baktığında göreceğin Dünya'dır ve senin evin,dünyayı sınırlamış olmaz. Yine anaokulu düzeyinde izah ediyorum, yine çarpıtacaksın(ama trollüğün lüzumu yok), senin ev'in(bina) Dünya'yı sınırlamış oldu mu? hayır, belirli alanda, lokal olarak ve öznel gereksinimlerle, referanslarla hem inşa edildi hem de tanımlandı... Ama ben sana eve ihtiyacın yok, ev kuramaz, hatta mühendisliğini, dayanım, kuvvet hesaplarını vb. yapamazsın diyor muyum? hayır, e uzayda rastlantısal, olası, çeşitli maddi yoğunluklar vb. olması uzayı sınırlar mı? Hayır, uzay referans edindiğimiz herhangi bir bölge, lokallikten veya dünya senin evinden mi ibarettir? hayır. Demek ki ilgili lokalliğin gözlemlenip, izah edilmesi de uzaya KARŞIT ARGÜMAN GELİŞTİRMEK, sınırlamak için değildir, büzüşen, genişleyen vs. bir bütün halinde uzay değil, ilgili lokallikteki DOKUDUR, ki bu halde enflasyon terimi dahi gelir konuya dahil olur(!). Katılır, katılmazsın o ayrı, sen insanların ifadelerini ÇARPITIYORSUN, gerçekten feci cahil ve en tipik özelliklerini sergiliyorsun...

Diyorum ki zaman maddeden ayrı, bağımsız düşünülemez ise, ne demektir? Demek ki zaman kavramlarını maddenin ve uzayın dışına taşıyamazsın, 50 kez anaokulu düzeyinde izah ettim, hala daha bu basit cümleyi anlayamadın, anla eleştir kabul de bin dereden bin türlü alakasız şeyler öne sürüp çarpıtmak nedir?. :)

Yaptığının mizahı da var. Buradaki Hüseyin'in rolü, seni ve senin gibileri oynamak.

vuRC4iGxCxc

dine mine ne
17-09-2024, 23:17
bütün halinde uzay değil, ilgili lokallikteki DOKUDUR, ki bu halde enflasyon terimi dahi gelir konuya dahil olur(!).


İçi ve dışı olmayan bir uzayda maddenin nasıl konumlandığı ve yer aldığı soruma cevab bekliyorum . Ayrıca uzayı çevreleyen bir sınır yoktur; Einstein'a göre uzayın yapısı doğası gereği kendiliğinden ortaya çıkar. Işık hızı, uzayın sınırlarını belirler ve bu hızın ötesinde uzay-zaman, geleneksel fiziksel anlamını yitirerek "sonsuz" ya da "sanal" bir boyuta geçiş yapar. Fizikte, ışık hızının mutlaklığına göre uzayın eğriliği sadece belli bölgeleri değil, uzayın tamamını etkileyebilir. Bu eğrilik, uzayı "sıfır noktasına" kadar bükerek, sanal bir sonsuzluğa açılmasına neden olabilir.

Evrenin yaşını hesaplayabiliyoruz, çünkü gözlemlenebilir evrenin sınırlarını belirleyebiliyoruz. Bu sınırlar içinde, kozmik mikrodalga arka plan radyasyonu (CMB) gibi bilgilerle evrenin genişleme hızını ve başlangıcını hesaplamak mümkün oluyor. Eğer evren sonsuz olsaydı, yaşını belirleyemezdik, değil mi?

spartacus
18-09-2024, 09:57
İçi ve dışı olmayan bir uzayda maddenin nasıl konumlandığı ve yer aldığı soruma cevab bekliyorum .
Eğer evren sonsuz olsaydı, yaşını belirleyemezdik, değil mi?
İçi dışı olmayan uzayda madde nasıl mı konumlandı? Konum nedir? Görecelidir. Neye, kime göre konum, iç, dış?

Örneğin

A ve etrafında 6 adet başka özne olsun.
A, B'ye göre Kuzeyde ve 1 metre mesafede.
A, C'ye göre Güneyde ve 3 metre mesafede.
A, D'ye göre Batıda ve 10 metre mesafede.
A, E'ye göre Doğuda ve 7 metre mesafede.
A, F'ye göre Kuzeybatıda ve 30 metre mesafede.
A, G'ye göre Kuzeyde ve 100 metre mesafede.

Şimdi A nerededir, konumu nedir (oysa GÖRELİ, GÖRECELİDİR->Görelilik!)? peki 6 referans noktası değil, dünyadaki ve Güneş sistemindeki tüm parçaları esas alsak ne olurdu? bir cevap verebilecek misin? 50 kere izah ettim, kavramlar, sorular vb. tümünün de bir ZEMİNİ, MUHATAPLIK ZEMİNİ bir -e göre, -e dairi var, değil kavrayış, cümleleri okurken dahi anlamak isteniyorsa bunlar dikkate alınmalıdır. Sonuç: A belirli bir konumda değildir, ortadadır, bünyededir. hangi zeminde belirli, salt bir konumda değildir? Konum kavramını anlamlı kılan zeminin daha alt zemininde.

Başından beridir diyorum ki, uzay yönden bağımsızdır, dolayısıyla nasıl ki uzaya kuzeyde, güneyde diye ayrım yapamaz, yön tahsisinde bulunamazsak, bu soruların da saçmadır ve 50 kez izah edildiği halde saçma, yanlış sorular sorup, pişkince doğru cevap bekliyorsun, akıl, mantığı yok.

Yazdıkların tümden saçma, Even neden girdi konuya? ne alaka uzay ile? Evren dediğin nedir? Kıçını yasladığın koltuktan etrafına bakıp, görebildiğinin sınırıyla tanımladığın, sınırladığın bir alan mı? Ömür tayinleri form-yapılar içindir, irisi, ufağı fark etmiyor, çünkü tüm bunlar oluştur(eylem) ve oluşlar da -e nazaran zaman kavramına hayat verir, oluşuyorsa, dönüşüyordur, yoktan var olmuyor! A, B ye dönüşürse, B(form-yapı) için ömür tayini anlam kazanır, bu A'nın(form-yapının) dönüşmesi sayesindedir, yoktan var olmaz, var'ın çeşitli biçimleri, eylemini, ilişki, hareket, değişimler, dönüşümlerini yansıtır...

Konu, uzay, madde, varlık, yokluk gibi kavramlar ise daha genel, alt zemindedir, o zemine böyle abuk sabuk, zemini bağlamayan kıstaslar, kıyaslar, sorular, akıl, mantık dışıdır, kaç kez daha akıl, mantık dışı olduğunu açıklamalıyım?

Saçmalıkların, özellikle yaptığın çarpıtmalar namına, daha kaç kez cevap verilecek? Anlamak güç mü? Uzay yönden bağımsızdır, o halde yön tahsisli sorular anlamsız.
Zaman, maddeye bağlıdır, hareket, değişimlerden soyutlarız, o halde zaman,, maddenin dışında tasavvur edilemez, bu halde maddeye bir başlangıç tayin etmeye çalışmak, ne zaman başladı diye sormak, yine yukarıdaki paragrafta olduğugibi saçmadır. Zemin ile kastedilen nedir bunu bilmek de önemli.

S.a.ç.m.a şeyler düşünüp, akıl, mantık dışı saçma sorular sormak meziyet değil, gerçekten, tam anlamıyla söylüyorum -itham değil, ahmakçadır. İmzamda bulunan ilk söze bakılabilir.

dine mine ne
18-09-2024, 17:47
Sen, konum kavramının yalnızca mekan ve zamanla değil, aynı zamanda ilişki ve algıda da nasıl değişebileceğini vurgularken, bu kavramı nesnel bir gerçeklikten çok, ilişki ve referansın bir ürünü olarak ele alıyorsun. Ancak, bu bakış açısı, konumun belirli ve somut bir şekilde nerede olduğuna dair soruyu yanıtsız bırakıyor.

Göreliliği öne sürerken, her şeyin göreceli olduğunu vurgulayıp, bu durumu tamamen belirsiz bir hale indirgeyerek, konum kavramının anlamını bulanıklaştırıyorsun. Oysa, konum belirli referans noktalarına göre anlam kazanır ve bir nesne, hangi bakış açısından olursa olsun, bir konumda yer alır.

Verdiğin örneklerde A'nın B'ye göre kuzeyde, C'ye göre güneyde olduğu gibi farklı referans noktaları belirtilmiş, ve bu konumlar elbette görecelidir; ancak sen, bu çoklu referans noktalarını belirsizlik gibi sunarak, göreceli konumun tanımlanabilirliğini göz ardı ediyorsun. Konum kavramı elbette ki belirli bir referans çerçevesinde tanımlanır, ama bu çerçeveyi dikkate almadan konumlanmayı anlamsızlaştırman, kavramın içeriğini çarpıtmaktır.

Görelilik, her ne kadar farklı referans noktalarına dayansa da, nesnenin bir konumda bulunduğunu inkar etmez; senin bu noktayı bulanıklaştırman, konumun anlamını boşaltıyor.


Einstein'ın özel görelilik teorisi çerçevesinde, ışık hızına ulaşan bir nesne için zamanın durması ve mekânın anlamını yitirmesi açıklanan fenomenlerdir. Bu durum, ışık hızına yaklaşan veya bu hıza ulaşan nesneler için geçerlidir. Bu özelliklerin nasıl işlediğini anlamak, uzay ve zamanın doğasını anlamada önemli bir adım olsada, sana ne oluyor? Sana boşuna uçma demiyorum. Madde diye diye Kafan güzel olmus saçma sapan konuşuyorsun.

spartacus
18-09-2024, 19:07
Verdiğin örneklerde A'nın B'ye göre kuzeyde, C'ye göre güneyde olduğu gibi farklı referans noktaları belirtilmiş, ve bu konumlar elbette görecelidir; ancak sen, bu çoklu referans noktalarını belirsizlik gibi sunarak, göreceli konumun tanımlanabilirliğini göz ardı ediyorsun. Konum kavramı elbette ki belirli bir referans çerçevesinde tanımlanır, ama bu çerçeveyi dikkate almadan konumlanmayı anlamsızlaştırman, kavramın içeriğini çarpıtmaktır. .
Bu cümlenden ne anladın? Cümlen diyor ki, ben anlamaktan acizim zaten öyle bir çabam da yok, çarpıtmak istiyorum diyor ve ayrıca sözlerin kendi, kendini çürütüyor. Ben konum belirsizdir demedim, görecelidir dedim, yine bilerek çarpıttın. Bana bunu sormuştun öyle değil mi?
İçi ve dışı olmayan bir uzayda maddenin nasıl konumlandığı ve yer aldığı soruma cevab bekliyorum.

Oysa cevabını vermiştim, defalarca... Hem kendi cümlende, kendin de cevap vermişsin, madde nasıl mı konumlanmış , referans noktasına bağlı olarak, inandın mı? kendin söylemişsin, oysa madde orada veya şurada değil, ortada, uzayla bütün. Konum derken, konum birbirlerine nazaran orada ve şurada(rastlantı) olarak ifade ettiğimiz form-yapılara nazaran, göredir. Böylece birbirlerine kıyasla referans alarak konum kavramına hayat veriririz. Uzay-madde açısından ise bir ayrımı yok, tümü uzay, tümü madde, ayıramaz :). Sen anlayamıyorsun, hangi sorunun, hangi zemin, açıda, neye muhatap olup, olamadığına bakmaksızın, nasıl, neye göre anlam kazandığını bilmiyorsun. Elma ağacı da ağaçtır, armut ağacı da öyle değil mi? Bana madem bu ağaç meşe değil, o halde nasıl elma veriyor diye sorarsan veya bana bütün ağaçlar elmadır dersen saçmalarsın, anlıyor musun? Tabi ki hayır :)

Bırak lafazanlığı, soruyu cevapla. A nerededir? Tamam madem bana bu minvalde bir soru sordun, cevabını aldın, hala aksi yönde ısrarcısın, o halde buyur yanıtla ve ayrıca A'nın sonsuz konuma sahip olması da tuhaf olmadı mı?. Örneğin

A ve etrafında 6 adet başka özne olsun.
A, B'ye göre Kuzeyde ve 1 metre mesafede.
A, C'ye göre Güneyde ve 3 metre mesafede.
A, D'ye göre Batıda ve 10 metre mesafede.
A, E'ye göre Doğuda ve 7 metre mesafede.
A, F'ye göre Kuzeybatıda ve 30 metre mesafede.
A, G'ye göre Kuzeyde ve 100 metre mesafede.

Şimdi A nerededir, konumu nedir (oysa GÖRELİ, GÖRECELİDİR->Görelilik!)? peki 6 referans noktası değil, dünyadaki ve Güneş sistemindeki tüm parçaları esas alsak ne olurdu?
Sen, konum kavramının yalnızca mekan ve zamanla değil, aynı zamanda ilişki ve algıda da nasıl değişebileceğini vurgularken, bu kavramı nesnel bir gerçeklikten çok, ilişki ve referansın bir ürünü olarak ele alıyorsun. Ancak, bu bakış açısı, konumun belirli ve somut bir şekilde nerede olduğuna dair soruyu yanıtsız bırakıyor.
Ben yapmıyorum, sen anlamıyorsun, sorunu yanıtladım ya, görecelidir, referansına göre değişir, ayrıca form-yapı oluşumları özellikle şahsına münhasır belirlenmiş bir konumda değil, rastgeledir(rastlantısal) diye! kavramları da bilmiyor, izah edildiğinde çarpıtıyorsun, "nesnel gerçek" bu, ben söylediğimdne dolayı değil, zeminin açısı, kapsamı, doğası gereği.

Tamam uzayın konumunu, yönünü, nerede olduğunu söyle bekliyorum...

Bu videoyu ve Hüseyin karakterini iyi izle, irdele, aramızdaki diyalog bu biçimde işliyor, anlatılan senin hikayendir, daha nasıl anlatayım?...
vuRC4iGxCxc

dine mine ne
18-09-2024, 20:48
Bir mekânda bir A nesnesi tek başına bulunuyorsa, o nesnenin bulunduğu yeri, yani konumunu, içinde bulunduğu mekânı referans alarak tanımlayabiliriz. Ancak senin 'sonsuz ve içi dışı olmayan' üfürdüğün uzay modeli, böyle bir fiziksel yer kavramını ortadan kaldırır. Bu durumda, A'nın nereye konumlandığı sorusu anlamsız hale gelir çünkü 'konum' dediğimiz şey, fiziksel bir yerle ilişkilidir.

A'nın nerede olduğunu sormaya devam ederek beni referans noktalarına çekmeye çalışman gerçeği değiştirmez. Rüyalarımızda da ışığın belirlediği referans noktalarına göre hareket ederiz, ama bu hareketin fiziksel anlamı var mı? Hayır. Benzer şekilde, içi dışı olmayan bir uzayda konumlanma diye bir şey istesende o laa maz. Nokta

spartacus
18-09-2024, 22:35
Bir mekânda bir A nesnesi tek başına bulunuyorsa, o nesnenin bulunduğu yeri, yani konumunu, içinde bulunduğu mekânı referans alarak tanımlayabiliriz. Ancak senin 'sonsuz ve içi dışı olmayan' üfürdüğün uzay modeli, böyle bir fiziksel yer kavramını ortadan kaldırır. Bu durumda, A'nın nereye konumlandığı sorusu anlamsız hale gelir çünkü 'konum' dediğimiz şey, fiziksel bir yerle ilişkilidir.

A'nın nerede olduğunu sormaya devam ederek beni referans noktalarına çekmeye çalışman gerçeği değiştirmez. Rüyalarımızda da ışığın belirlediği referans noktalarına göre hareket ederiz, ama bu hareketin fiziksel anlamı var mı? Hayır. Benzer şekilde, içi dışı olmayan bir uzayda konumlanma diye bir şey istesende o laa maz. Nokta
Çarpıtma, yine saçmalıyorsun, mekan da görecelidir, göreceliğin daha alt zemininde genel zemin yatar, yani herhangi bir nesne bir yerde var olduğu için değil, var olduğu ve diğerlerince kıyaslanabildiği için YER kavramı anlam kazanır, bunu anlamamak için ne bileyim, ne kadar cahil veya akılsız olmak gerekir izah edemiyorum. Rüya örneğin de saçma -rüyada ışığa göre hareket etmeyiz, hafıza edilmiş kodlar okunarak çeşitli işlemler gerçekleştirilir-, tekrar etmek istemiyorum. SORDUĞUN SORU SAÇMA, yanlış, saçma sorulara nasıl cevap verilmesini bekliyorsun, saçma diyorum ya(imzama bak!)! 50 kez izah ettim. Konum dediğimiz öncelikle bilinen, tayin edilmiş, mutlak, belirli bir yerle değil, şeylerin birbirine nazaran KIYASIYLA ilgilidir, ancak o zaman YER mefhumundan söz edebilirsin, ağaçlar, elmalar, armutlar örneği gibi. Meyvenin şahsına yöneldiğinde -açı, ZEMİN!- kıyas oluşturursun, daha alt zeminde ise ağaçlar söz konusudur ve illa elma olacak diye bir kaide kurulamaz. Daha da alt zeminde, uzay, madde nazarında elma olmuş, armut olmuş, neredeymiş bir önemi, kıyası yok, tümü de temelde maddedir, bu isimlendirmeler madde oldukları gerçeğini(!) değiştirmez!

Önce dürüstçe, çarpıtmadan cevap ver, 5 kezdir aynı izahı, tekrarı yapıyorum, nato kafa, nato mermer..

Cevap vermen gereken sorular(çarpıttığın gibideğil, işte sorduğun ve iddia ettiğin bu, o halde cevap vermelisin);
1. A nerede, hangi konumdadır? aynı anda onlarca konumda, yerde olması ve aslında sonsuz konumda olması da tuhaf olmadı mı? Diyelim ki A'dan başka hiç bir şey yok, A nerededir? İşte varlığın kriteri budur, sonrası şeylerin yani form-yapıların birbirine kıyasıyla ilgilidir, bir yerde olmak için değil, ortada var olduğu, form-yapılar yansıtabildiği için, form-yapılar nazarında ve birbiriyle kıyasla bir yerdelik anlam kazanır, daha alt zeminde madde, uzay ortadadır ve başka bir şeyle kıyas edip, bir yer tayin edemezsin. Uzay sınırsızdır, YER temsil etmez, yer, konum gibi kavramlara muhatap değildir, olabilmesi için uzayın dışının olması(sınırlı olması, ne ile, nasıl sınırlandırıyorsun? mümkün mü?) ve dışında da uzayla kıyaslayacağın uzay-bir şeyler olması ve kıyas yapman gerekir, bu akıl, mantığa da, gözleme de aykırıdır. Kısaca hiç bir şey yok ve sadece A varsa, A'nın konumundan söz edilebilir mi? Uzay, varlık-yokluk, bir BÜTÜN ve ÖNCELİKLE(her düşünceden, tasavvurdan önce!) öyle ele alınmalıdır. Yani o zeminde(!), eşdeğer veya benzer terazileyip ele alınabilir başka bir şey yok, şahsına münhasır form-yapı da değiller, yani elma, armut ayrımı da yok, hasılı belirgin bir yeri, noktası konumu da(ki zaten göreceli!) anlamsız, aksine konum, yer gibi mefhumlarımız bunlara bağlı!. İşte uzay, varlık böyle ortada, belirli, bilinen, mutlak ve tayin edilmiş bir konumu yok, konum varlığın(herhangi bir yerde, özel bir konumda olmayan! Uzay+varlık Güneş sistemindedir, ama Andromeda'da yoktur diyemeyeceğin -zemin) çeşitli biçimleri form-yapılar baz alınarak, birbirlerine göre kıyasıyla göreceli(değişken olarak da) anlam kazanıp, tayin ediliyor ve burada kavramlaştırdığımız konum mefhumu RESMİ DEĞİL GAYR-I RESMİDİR..
Örneğin

A ve etrafında 6 adet başka özne olsun.
A, B'ye göre Kuzeyde ve 1 metre mesafede.
A, C'ye göre Güneyde ve 3 metre mesafede.
A, D'ye göre Batıda ve 10 metre mesafede.
A, E'ye göre Doğuda ve 7 metre mesafede.
A, F'ye göre Kuzeybatıda ve 30 metre mesafede.
A, G'ye göre Kuzeyde ve 100 metre mesafede.

Şimdi A nerededir, konumu nedir (oysa GÖRELİ, GÖRECELİDİR->Görelilik!)? peki 6 referans noktası değil, dünyadaki ve Güneş sistemindeki tüm parçaları esas alsak ne olurdu?

2. Soru
Uzay nerededir, hangi yöndedir, konumu neresidir?

dine mine ne
18-09-2024, 23:14
Söylediklerin arasında büyük bir çelişki var. Bir yandan 'içi dışı olmayan bir uzay' diyerek, bu uzayın yön tayin edilemez, dengi olmayan, muhatap alınamaz olduğunu söylüyorsun. Ancak, verdiğin örneklerde A oradadır, B buradadır gibi ifadelerle, bu uzaya üç boyutlu derinlik katıyorsun ve konumlandırmalar yapıyorsun.

İçi dışı olmayan bir uzay dediğin şey, aslında hiçbir fiziksel mekân tanımı içermediği için, konumlar ve referans noktaları da tanımlanamaz. Yani, içi dışı olmayan bir uzayda A, B, C gibi noktalar arasında bir mesafe, bir derinlik, ya da yön tayin etmek imkânsızdır.

Senin verdiğin örneklerde, bu uzayı fiziksel bir mekânmış gibi sunuyor ve referans noktalarıyla derinlik kazandırıyorsun, bu ise savunduğun 'içi dışı olmayan uzay' anlayışıyla tamamen çelişiyor. Eğer içi dışı yoksa, boyutlar ve konumlandırmalar da olamaz. O zaman senin A, B ve C ile yaptığın tanımlar anlamsız hale gelir.

spartacus
18-09-2024, 23:20
Söylediklerin arasında büyük bir çelişki var. Bir yandan 'içi dışı olmayan bir uzay' diyerek, bu uzayın yön tayin edilemez, dengi olmayan, muhatap alınamaz olduğunu söylüyorsun. Ancak, verdiğin örneklerde A oradadır, B buradadır gibi ifadelerle, bu uzaya üç boyutlu derinlik katıyorsun ve konumlandırmalar yapıyorsun.
Trol, nerede dedim, alıntıla da göster, hadi bekliyorum! Sorulara da insan gibi yanıt ver. Mal mısın nesin? Şarlatanlık yapıyorsun, cümleleri hem özellikle çarpıtıyor, hem de anlamazlığa vuruyor hem de kelime oyunlarına başladın... Seni ciddiye alınır insan yerine koyduğumu da düşünme, forum konusu kamuya açık ve ortada, yoksa sana verilecek en güzel cevap hadi oradan vakit israfı mal demektir.

Boşver bunalrı, 2 tane sorun var, 5 cevaptır, cevaplayacaksın, neden cevap vermiyorsun, gerçek yüzün mü açığa çıkacak? Neden korktun?

dine mine ne
18-09-2024, 23:31
Sonsuzluk bir yer değildir, bu yüzden 'A nerede?' gibi bir soru sonsuzluk bağlamında anlamsız hale gelir. Senin savunduğun 'içi dışı olmayan sonsuz uzay' modeline göre, bir konum veya yer tanımlanamaz. O yüzden 'A nerede?' diye sormak, Zenon'un paradokslarındaki gibi varsayımsal bir sorudur ve gerçek dünyada bir karşılığı yoktur.

Bu yüzden sorunun mantıken geçersiz olduğunu söylüyorum; çünkü senin tanımladığın sonsuzluk ve içi dışı olmayan uzay modelinde bir şeyin 'nerede' olduğunu sormak mümkün değildir. 'A nerede?' sorusu, fiziksel dünyada geçerli olabilecek bir şeydir ama senin sonsuzluk kavramına göre bu anlamını yitirir.

spartacus
19-09-2024, 00:01
Sonsuzluk bir yer değildir, bu yüzden 'A nerede?' gibi bir soru sonsuzluk bağlamında anlamsız hale gelir. Senin savunduğun 'içi dışı olmayan sonsuz uzay' modeline göre, bir konum veya yer tanımlanamaz. O yüzden 'A nerede?' diye sormak, Zenon'un paradokslarındaki gibi varsayımsal bir sorudur ve gerçek dünyada bir karşılığı yoktur.

Bu yüzden sorunun mantıken geçersiz olduğunu söylüyorum; çünkü senin tanımladığın sonsuzluk ve içi dışı olmayan uzay modelinde bir şeyin 'nerede' olduğunu sormak mümkün değildir. 'A nerede?' sorusu, fiziksel dünyada geçerli olabilecek bir şeydir ama senin sonsuzluk kavramına göre bu anlamını yitirir.
Zenon Paradoksu da mantık hatasıdır! O nu da açıklamıştım. Sorun akıl, mantık hataları(paradokslar -istisnası varsa hariç- mantık hatasıdır, önce buraya bakılmalı).
Yitirmez, çünkü konum, yer mefhumu, VARLIKTAN,daha doğrusu varlığın açığa çıkarttığı çeşitli biçimler, form-yapılara nazaran anlam bulur ve SONRA GELİR ve görecelidir, özneye göredir, mutlak, salt belirli bir konum yoktur! 50 kez izah ettim yahu! Önce 1.) uzay-madde, 2.) Sonra form-yapılar, 3.) sonra da özne, konum, yer, zaman gibi mefhumlar, form-yapıların çeşitli özellik, nitelik vb. kendiyle ve birbirine kriter, kıyasıyla [/B]anlam kazanır, ve özneye, referans aldığı noktalara göre DEĞİŞİR, GÖRECELİDİR. [B]Daha alt zeminin(1. zemin!) özneleştirip, şahsileştirip, münhasırlaşıtırlabilir, -form-yapı tarzında- birbiriyle kıyas edilebilir, şahsına münhasır ayrı özel muhatap, kriter, referans alıp, edinme olanağı, GEREĞİ DE yoktur . Atıyorum meşe ağacı da ağaç ise, o halde o elma olmayacaksa, meşe de olamaz, anlamını yitirir diyorsun! Yani Güneş'i şu ya da bu yıldıza göre konumlayabilirsin, ancak uzayı veya maddeyi sınırlamış, konumlamış olmazsın ve şart koşamazsın, bu tayinin uzay açısından gayr-ı resmidir, siyasi bir sınır içermeyen dünya üzerindeki ülke sınırları gibi, gayr-ı resmi. peki senin iddian nereye varıyor, önce siyasi sınırlar olmalı ki dünya var olsun? Böyle saçmalıyorsun, önce konumu olmalı ki A var olsun, hayır tam tersi, A ortada olduğu için gayr-ı resmi konum, dünya ortada olduğu için siyasi sınrılar tayin edebilme mefhumu anlam kazanıyor!... Sayı saymayı da mı bilmiyorsun? İfademin özeti, uzay-varlık, şu ya da bu konumda değildir, otadadır, konumdalık, bir yerdelik, çeşitli form-yapılara nazaran yaptığımız kıyas zemininde(yani daha üst zemine nazaran,sonra) anlam kazanır. bu kıyaslarımız da uzay-varlığa bağlıdır, yani sen bu kıyasları uzayın, yani BÜTÜN'ÜN dışına taşıyıp, BÜTÜN namına dayatıp, soru sorarsan saçma olur. Sen madem elma, armut, meşe ağacı da ağaçtır, o halde bütün ağaçlar elma olmak zorundadır yoksa ağaç olamaz gibi bir soru soruyorsun... hangisi öncelikli, hangisi hangisine bağlı anlam kazanıyor? Sonra bana diyorsun ki, iyi de senin dediğin gibi olamaz, o zaman ağaç olmaz? Sebep? Meşe ağacının da ağaç olması için illa yemişinin elma olması gerekir, bütün form-yapılar bütünde varlıktır, sen söyle o halde nerededir, bir tane konum söyle!! Yaptığın akılsızlık ve kelime oyunları, hem de bu minvalde.

Birincisi yalancısın, ikincisi çarpıtıyorsun, KONUM FORM-YAPILARA NAZARANDIR dedim mi? dedim? Ne demişim? (üstelik önceki yazılarımda çok daha detaylı izah etmişim). Bir daha yazıyorum, yalanını ALINTILA GÖSTER. masal anlatma, konuyu trolleyip, saptırma.
ALINTILA bekliyorum, ne demişim de ne anlamışsın, veya nerelere çarpıtmışsın? bekliyorum. Sonra soruları cevaplayacaksın, bu 6. kez cevap beklediğimi belirtmem...

Gerçekten anlamak istiyor ve kafanda soru işaretleri varsa, tümünü de açıkca, basitçe açıkladım,açık, berrak ve net ifadeler.
Sorulara cevap ver;
1.) Soru; A nerede, hangi konumdadır, bırak masal okumayı, buyur kendin söyle!
Örneğin

A ve etrafında 6 adet başka özne olsun.
A, B'ye göre Kuzeyde ve 1 metre mesafede.
A, C'ye göre Güneyde ve 3 metre mesafede.
A, D'ye göre Batıda ve 10 metre mesafede.
A, E'ye göre Doğuda ve 7 metre mesafede.
A, F'ye göre Kuzeybatıda ve 30 metre mesafede.
A, G'ye göre Kuzeyde ve 100 metre mesafede.

Şimdi A nerededir, konumu nedir (oysa GÖRELİ, GÖRECELİDİR->Görelilik!)? peki 6 referans noktası değil, dünyadaki ve Güneş sistemindeki tüm parçaları esas alsak ne olurdu?

2. Soru; Uzay hangi yöndedir? Madem sana göre böyle bir mecburiyet, şart koşulmalı, buna da cevap ver.

3. Soru; Diyelim ki, A'dan başka hiç bir şey yok ise, A nerede, hangi konumda olurdu -demek ki konum, yer mefhumu temel zeminle değil, çokdaha üst zeminlerde, şeylerin biribine kıyasıyla elde ettiğimiz gayr-ı resmi bir tayin işidir, açık ve kabaca söylediğim bu!)?

Cevapla, bekliyorum, bana sorarken atığp tutuyorsun, açıklıyorum soruların SAÇMA, neden, nasıl basitçe anlatıyorum, çarpıtıyorsun, madem öyle kendin cevapla! Sorular açık, bekliyorum!

dine mine ne
19-09-2024, 00:42
"Yer mefhumu, varlıktan ve form-yapılardan sonra gelir" diyorsun ama varlık dediğin çeşitli biçimlerin önce bir yer edinmesi, yani konumlanabilmesi gerekir. İçi dışı olmayan, sonsuz bir uzayda bu form ve yapılar nasıl konumlanabilir? Konumlanmak için önce bir mekân veya yer olmalıdır ki, bu da form ve yapıların varlığından önce gelir.

Yani, bir varlık veya biçimin konumlanabilmesi için önce bir yer tanımlanması gerekir. Senin savunduğun gibi "içi dışı olmayan" bir uzayda bu nasıl mümkün olabilir? Bu tür bir uzayda ne yer mefhumu olabilir ne de form ve yapılar anlam kazanabilir. Çünkü bir şeyin var olabilmesi ve bir biçim kazanabilmesi için önce onu barındıracak bir mekân gerekir. :crazy:

spartacus
19-09-2024, 01:50
"Yer mefhumu, varlıktan ve form-yapılardan sonra gelir" diyorsun ama varlık dediğin çeşitli biçimlerin önce bir yer edinmesi, yani konumlanabilmesi gerekir. İçi dışı olmayan, sonsuz bir uzayda bu form ve yapılar nasıl konumlanabilir? Konumlanmak için önce bir mekân veya yer olmalıdır ki, bu da form ve yapıların varlığından önce gelir.

Yani, bir varlık veya biçimin konumlanabilmesi için önce bir yer tanımlanması gerekir. Senin savunduğun gibi "içi dışı olmayan" bir uzayda bu nasıl mümkün olabilir? Bu tür bir uzayda ne yer mefhumu olabilir ne de form ve yapılar anlam kazanabilir. Çünkü bir şeyin var olabilmesi ve bir biçim kazanabilmesi için önce onu barındıracak bir mekân gerekir. :crazy:
Neden sorularımı cevaplamak yerine sürekçi çarpıtıyorsun? Her defasında izah edemem 10 kez izah ettim, geri dön tekrar oku.
Sen şunu iddia ediyorsun, toprağın, toprak olması için çömlek olması lazım, çömlek olarak yer edinmesi lazım, ben de sana diyorum ki, artık çüş, hastır. A varlığın herhangi bir biçimidir, varlık mevcuttur, biçimlere bakarak sen konum, yer kavramına anlam veriyorsun, yani A yoktan, bir yerden geliyor değil, ortada olanın çeşitli devinim, hal, biçimlerine dayalı. Senin tayin edeceğin herhangi bir mutlak, öncül konumdan dolayı A var değil, A, varlığın açığa çıkarttığı form-yapı, biçimi olarak ortada olduğu an sen A'yı ve diğer biçimleri referans alarak konum, yer vb. kıyası yapabiliyorsun, avare, kaç kez söylemeliyim? Yani A olmadan önce, A'ya ayrılmış özel bir konum vs. söz konusu değil, uzay-madde bir bütün, şurası uzaydır, burası değildir diye bir ayrımı yok, orası da uzaydır, maddedir, bura da, haliyle türlü biçimler, özelde tahsis dilmiş bir konumdan anlam kazanmıyor, varlığın orada burada ve şurada olan, mevcutun yansıttığı biçimlerden anlam kazanıyor, biçimlerin özel, mutlak bir konumu yok, rastgele, konum tayini sonra, biçimlerin birbirine kıyasıyla mümkün oluyor. Varlık DEVİNEN BİR HAMUR GİBİ. A açığa çıkmadan, konum mefhumuna da muhatap değil, referans, dayanak noktası yok, YANİ BİR KONUMU YOK,(ortada devinen varlık mevcut) öyle değil mi? A, muhtevadan açığa çıktığında da BELİRLİ, MUTLAK TAYİN EDİLMİŞ BİR KONUMU YOKTUR, görecelidir, haliyle böylece, A oluştuğunda, diğer form-yapılara kıyaslanarak A konum sahibi olur. A yoksa, konumu da yok, A konuma değil, konum mefhumu burada A'ya bağlı!....

Dünya da varlık-madde, Andromeda da, alt zemin ise tümüdür, uzay-madde bütündür, o halde madde nerede, hangi konumda, yerdedir? bir soruyu da insan gibi cevapla yahu!?

Benim her ifademi çarpıtıyorsun, YER EDİNMESİ GEREKMİYOR, yoktan var olmuyor!, madem öyle iddia ediyorsun, arkadaş bana A'nın edindiği yeri, konumu söyle de bitsin bu gerizekalı işkence.

işte sorular açıkla. Tamam, madem iddia ediyorsun, o halde söyle yahu!
1. Soru; A nerede, hangi konumdadır? aynı anda onlarca konumda, yerde olması ve aslında sonsuz konumda olması da tuhaf olmadı mı?
Örneğin

A ve etrafında 6 adet başka özne olsun.
A, B'ye göre Kuzeyde ve 1 metre mesafede.
A, C'ye göre Güneyde ve 3 metre mesafede.
A, D'ye göre Batıda ve 10 metre mesafede.
A, E'ye göre Doğuda ve 7 metre mesafede.
A, F'ye göre Kuzeybatıda ve 30 metre mesafede.
A, G'ye göre Kuzeyde ve 100 metre mesafede.

Şimdi A nerededir, konumu nedir (oysa GÖRELİ, GÖRECELİDİR->Görelilik!)? peki 6 referans noktası değil, dünyadaki ve Güneş sistemindeki tüm parçaları esas alsak ne olurdu?

2. Soru; Uzay nerededir, hangi yöndedir, konumu neresidir?
3. Soru; Diyelim ki, A'dan başka hiç bir şey yok ise, A nerede, hangi konumda olurdu?
ben soru soruyorum, bir şey demiyorum, sadece soruyorum, cevaplayamayacaksan neden saçma sapan lafazanlık ediyor, saçma sorularda ısrar ediyor, yazıyorsun?

dine mine ne
19-09-2024, 14:08
Çift yarık deneyini hatırlarsan, gözlem yapıldığında sonsuz olasılıklar çöker ve tek bir gerçeklik haline gelir. Aynı şekilde, senin bahsettiğin sonsuz uzayda A'nın bir yerde konumlandığını söylersen, sonsuzluk kavramı çöker. Çünkü artık sonsuz bir yapıdan değil, içinde hacmi olan sınırlı bir mekândan bahsetmiş oluyorsun. Oysa hacmi olmayan bir şeyin içinde hacim olamaz. Sonsuzluk böyle bir mekânda anlamını kaybeder.

Yani, A'nın hacmi ile bir konuma sahip olması senin "sonsuzluk" iddianı çürütür. Sonsuz bir yapıdan bahsederken konumlandırmalar yapamazsın, çünkü sonsuzluk bu tür sınırları ortadan kaldırır. Bu, bir çemberin köşesi vardır' demek gibidir. Çemberin tanımı gereği köşesi yoktur; eğer köşesi varsa, o zaten çember olmaz. Aynı şekilde, sonsuzlukta referans noktası tanımlamaya çalışdigin an, o yapı sonsuz olmaktan çıkar. Çünkü referans noktaları, sonsuzluğun içi olduğunu ima eder ve bu da sonsuzluk kavramını çökertir diyorum ama kafan almiyor.

spartacus
19-09-2024, 16:02
Yazdıkların yine ilgisiz, alakasız, saptırma ve çarpıtma amacı güdüyor. Zira öne sürdüğün DAVRANIŞLA ilgili...

Önce soruları yanıtla...
1. Soru; A nerede, hangi konumdadır? aynı anda onlarca konumda, yerde olması ve aslında sonsuz konumda olması da tuhaf olmadı mı?
Örneğin

A ve etrafında 6 adet başka özne olsun.
A, B'ye göre Kuzeyde ve 1 metre mesafede.
A, C'ye göre Güneyde ve 3 metre mesafede.
A, D'ye göre Batıda ve 10 metre mesafede.
A, E'ye göre Doğuda ve 7 metre mesafede.
A, F'ye göre Kuzeybatıda ve 30 metre mesafede.
A, G'ye göre Kuzeyde ve 100 metre mesafede.

Şimdi A nerededir, konumu nedir (oysa GÖRELİ, GÖRECELİDİR->Görelilik!)? peki 6 referans noktası değil, dünyadaki ve Güneş sistemindeki tüm parçaları esas alsak ne olurdu?

2. Soru; Uzay nerededir, hangi yöndedir, konumu neresidir?
3. Soru; Diyelim ki, A'dan başka hiç bir şey yok ise, A nerede, hangi konumda olurdu?
ben soru soruyorum, bir şey demiyorum, sadece soruyorum, cevaplayamayacaksan neden saçma sapan lafazanlık ediyor, saçma sorularda ısrar ediyor, yazıyorsun?

dine mine ne
19-09-2024, 21:56
Eğer sadece "A" varsa, "A" = form yapısıyla bütünü kapsar; bu nedenle "konumlanma" terimi onun için anlamını yitirir. Kendisi ama sonsuz değildir çünkü sonsuzluk biçimsizdir.

spartacus
20-09-2024, 00:11
Eğer sadece "A" varsa, "A" = form yapısıyla bütünü kapsar; bu nedenle "konumlanma" terimi onun için anlamını yitirir. Kendisi ama sonsuz değildir çünkü sonsuzluk biçimsizdir.
Tamam, madem kavramları tersinden işleteceğiz-ki konum dediğimiz şeylerin -form-yapı, varlığın biçimlerinin- birbirine kıyasıyla ilgili anlam kazanmasına rağmen, konudaki iddiana dayanarak-, sıradan gidelim,

1.) Uzay sınırlı mıdır? Ne ile sınırlıdır? Nasıl sınırlıdır, sınırlayan nedir, sınırlayan da sınırlı mıdır, sınırlayanı sınırlayan da sınırlı mıdır .............. +n sınırlayanı, sınırlayanın, sınırlayanı ....+n sınırlı mıdır?

2.) Eğer sınırlayanlarla sınırlı ise, bütün sınırlayanları baz aldığımızda uzayın bir konumu var mıdır, varsa neresidir, neye göre kriter alınıp, nasıl belirlenebilir?

dine mine ne
20-09-2024, 01:20
1. Uzay/Zaman Sınırlı mıdır? Evet.

Uzay/zaman dediğimiz mekân sınırlıdır. İçinde yaşadığımız ve gözlemlediğimiz evren, belirli fiziksel yasalara ve sınırlara tabidir.

2. Ne ile Sınırlıdır?

Doğası gereği bütün varlıkları her yandan kavrayan, içi dışı olmayan sonsuz bir sanal uzay boşluğu ile sınırlıdır. Bu, evrenimizin dışında, bizim fiziksel yasalarımızın ve kavramlarımızın geçerli olmadığı, içi ve dışı tanımlanamayan sonsuz bir boşluk anlamına gelir.

Bizim evrenimiz, uzay/zaman dokusuyla sınırlıdır. Evrenimizin bir başlangıcı (Big Bang) ve muhtemelen bir sonu olacağıma inaniyoruz. Ancak bu evrenin dışında, bizim bildiğimiz fiziksel kavramların ötesinde, içi ve dışı olmayan sanal bir sonsuzluk (dialektiğe göre de) mevcut olmalı.

Dolayisiyla, konum ve mekân kavramları bizim sınırlı uzay/zaman evrenimiz içinde anlamlıdır. Ancak, evrenimizin dışındaki sonsuz ve içi dışı olmayan sanal boşlukta, konum kavramı anlamsız hale gelir çünkü referans noktaları ve fiziksel yasalar geçerli değildir. Bu sonsuz boşluk, ne bir "iç" ne de bir "dış" kavramına sahiptir. Bu nedenle, sınırlarıni tanımlamak veya konumlar belirlemek mümkün değildir. Bu sonsuzluk, evrenimizi her yönden kavrar sınırlar ancak etkileşime girmez.

spartacus
20-09-2024, 02:20
1. Uzay/Zaman Sınırlı mıdır? Evet.

Uzay/zaman dediğimiz mekân sınırlıdır. İçinde yaşadığımız ve gözlemlediğimiz evren, belirli fiziksel yasalara ve sınırlara tabidir.
Uzaya mekan demek başlı başına yanlış, işte kavramları ya bilmiyor, ya da doğrusunu söylediğimde dahi bilinçli olarak çarpıtıyorsun, mekan konusuna değinmiştim tekrar etmeyeceğim. Allah ne verdiyse döşeyim, kalabalk edeyim, birbirine boca edeyim ki, durumum açığa çıkmasın derdindesin, elma, armut, bakır, bronz döşüyorsun. Evren başka, varlık-yokluk kavramı başka, uzay başka, mekan(lokaldir) başka zeminli, temelli kavramlar. Neyse, devam edelim.
2. Ne ile Sınırlıdır?
Doğası gereği bütün varlıkları her yandan kavrayan, içi dışı olmayan sonsuz bir sanal uzay boşluğu ile sınırlıdır. Bu, evrenimizin dışında, bizim fiziksel yasalarımızın ve kavramlarımızın geçerli olmadığı, içi ve dışı tanımlanamayan sonsuz bir boşluk anlamına gelir.
Sonsuz boşluk mu? Hem de içi, dışı olmayan (ne oldu içi yok, dışı yok -genelin içi, dışı yok, form-yapıların ise hem yapıları hem de birbirlerine nazaran var!) dediğim noktaya geldin mi? Geldin, bir eksiğin var salt boşluk lafzın, bu ise bir üfürük!
Tabi illa önüne anlamını bilmediğin bir kelime yerleştireceksin, "sanal!!! metafizik" gibi. Çık o kelimeyi, elde kalan ne? İşte Uzay ile kastımız o, biz salt dolu, salt boş demiyoruz, dolu varlık, boşluk yokluk olarak atfediyoruz ve varlık-yokluk birlikte, bir bütün, teizmden roketlenip keyfine göre davranıyorsun... :)

Hala daha konum nedir öğrenemedin, hala daha anlamak istemiyorsun, anlama derdin olsa nerede, nasıl ve neden yanlış yaptığını, nasıl yanlış düşündüğünü defalarca izah ettim.

Sonraki yazdıkların yine kavramları çarpıtmışsın, ben asıl soruy sorayım,oysa sen kendine sormalıydın...
Şunu söyledin.
1. Uzay/Zaman Sınırlı mıdır? Evet.
Bunu da söyledin.
Doğası gereği bütün varlıkları her yandan kavrayan, içi dışı olmayan sonsuz bir sanal uzay boşluğu ile sınırlıdır. (? farazi bir boşlukla sınır tayini diyelim, peki!:))

Oysa sen öncesinde, bu durumda -eğer sonsuz, sınırsız sözkonusu olursa, uzayın da var olmayacağını, çünkü öncesinde bir konumu olması gerektiğini, ama sonsuzlukta(oysa sonsuzlukta herhangilerden sonsuz nokta da düşünebilirsin, konum sonra anlam kazanır) bunun mümkün olmadığını(çüş!), bu sebeple bir konumu olmayacağını da söylemiştin. Her ne kadar SANAL kelimesini, üfürüğünü süslemek,çapsızlığın üstünü örtmek için yerleştirmişsen de, yine de senin sorunu sorayım;

Madem sana göre uzayın bir konumu var ve sana göre konum her şeyden önce gelir, sonsuz, içi, dışı boş olan sanal uzayda, uzayı nasıl konumladın? Buyur soru açık, lütfen evren(kime göre, neye göre? varlık başka, evren başka, uzay başka mekan başka), mekan gibi, ilgisiz kalabalık yapmadan cevapla, soru çok açık.

Sonsuz, içi, dışı olmayan sanal uzayda, hem bu sonsuz "sanal uzayı" hem de uzayı nasıl konumladın? Şimdi senin iddia ettiğin sınırlı uzay nerede? hangi konumdadır? El cevap...

dine mine ne
20-09-2024, 13:14
Sonsuz, içi, dışı olmayan sanal uzayda, hem bu sonsuz "sanal uzayı" hem de uzayı nasıl konumladın? Şimdi senin iddia ettiğin sınırlı uzay nerede? hangi konumdadır? El cevap...



Evrenin konumu nedir? Böyle bir sorunun ardında yatan varsayımı hiç sorguladın mı? Evrenin bir konumu olabilir mi? Düşün, evren bir yerden mi türemiştir? Hayır, aksine, evren dediğimiz şey, konumlanmanın temelini oluşturan yegâne varlıktır. Mekân ve zaman dışında bir yer aramak ne kadar mantıklıdır?

Evrenin kendisi mekânın ve zamanın kaynağı iken, ona bir dış referans noktası atfetmek, onu sınırlandırabilecek bir dış unsurun varlığını varsaymak, gerçeği ne kadar yansıtabilir?
Bir an durup düşün, evrenin nerede olduğunu sormak, onun dışında bir yer olduğunu öne sürmek değil midir? Peki, bu mantıksal olarak tutarlı olabilir mi? Evren, tüm mekânsal ve zamansal çerçevelerin temelini teşkil ederken, kendisini konumla sorgulamak ne kadar akla yatkındır? Evreni sınırlandırabilecek bir "dış" unsur varmış gibi düşünmek, evrenin doğasını anlamaktan seni ne kadar uzaklaştırır? O halde, evrenin konumunu sormak, yanlış bir varsayımın peşine düşmek değil midir?


Şu soruyu da düşün: Rüyalarında bir mekânda hareket ederken, konumlanabiliyormusun?. Hareketin anlamı var mı? Hayır. Peki, neden içi dışı olmayan bir uzayda konum kavramının geçerliligini kabul etmekte zorlanıyorsun? O halde, A'nın nerede olduğunu sormak, anlamsız değil midir?

Evrenin konumu nerede?" diye sormak, aslında konum kavramının özünü gözden kaçırmaktır. Konum dediğimiz şey, bir referans çerçevesi veya gözlemci olmadan nasıl var olabilir? Ancak işin ilginç yanı, evren dediğimiz bu muazzam yapı, tüm bu referans çerçeveleriyle birlikte var olur ve onlarla bütünleşik bir sistem oluşturur. Yani, evrenin "nerede" olduğunu tanımlamak için dışarıdan bir gözlemciye ihtiyaç vardır, peki evrenin dışında forma dair gözlemci var mıdır? Elbette hayır. O halde, evrenin konumunu dışarıdan düşünmek mümkün müdür? Kesinlikle değil; evren, kendi içindeki mekân ve zamanın temelidir, ve bu temel üzerine konumlanmış bir yapıdır.

Sonsuz bir potansiyelde bir "varma" ya da "olma" durumundan bahsediyorsak, bu klasik anlamda bir konumlanma olabilir mi? Sonsuzluk, her an gerçekleşme ihtimali taşıyan sınırsız bir potansiyel olarak düşünüldüğünde, bu potansiyelin mekânsız, yani sanal olmasıyla mümkündür. Bu durumda, bir "varma" durumu, klasik anlamda bir konumlanmayı ifade eder mi? Tabii ki hayır. Konumlanma, belirli bir yerde sabit bir noktaya yerleşmeyi gerektirir; oysa sonsuz potansiyel, sürekli bir evrim, bir genişleme veya değişim halindedir.

Öyleyse sonuç nedir? Zaman ve mekânın konumlanması mı gerekiyor? Hayır! Zaman ve mekân, tüm varlıkların temelini oluşturan, kendi başına var olan bir potansiyeldir. Sonsuzluk içinde bir "varma" ya da "olma" durumu, bir noktaya ulaşmasini değil, sürekli bir süreçte bulunmasini ifade eder. Bu yüzden, zaman ve mekânın nerede olduğunu sormak yerine, onun varlığını ve işlevini anlamak, asıl meselenin ta kendisidir.

Singularity
20-09-2024, 15:30
Enerjinin maddeye dönüşüp dönüşemeyeceği konusunda sahip olduğum düşünce, bu dönüşümün mümkün olmadığı yönündedir. Dünyamızın bir simülasyon olduğu fikrine dayanarak, enerji, bir bilgisayarın çalışmasını sürdüren elektrik gibi, sistemin canlı kalmasını sağlayan bir güç kaynağıdır.

Madde, bilinen atom dizilişine sahip elementlerden oluşmaktadır; her bir elementin kimyası ve yapısı belirli ve sabittir. Örneğin, altın atomu daima altın atomudur ve karbon atomu daima karbondur. Kimyasal reaksiyonlarda, giren ve çıkan madde miktarının daima eşit olduğunu biliyoruz. Bu durum, enerjinin maddeye dönüşemeyeceğini desteklemektedir.

Bu bağlamda, bazı iddiaların ve sözde bilimsel çalışmalara dayanan görüşlerin, bu temel prensiplere karşıtlık taşıdığına inanıyorum. Enerji ve maddenin ayrı varlıklar olarak kaldığı gerektiği fikrinin daha mantıklı ve tutarlı olduğuna inanıyorum.

spartacus
20-09-2024, 20:46
Evrenin konumu nedir? Böyle bir sorunun ardında yatan varsayımı hiç sorguladın mı? Evrenin bir konumu olabilir mi? Düşün, evren bir yerden mi türemiştir? Hayır, aksine, evren dediğimiz şey, konumlanmanın temelini oluşturan yegâne varlıktır. Mekân ve zaman dışında bir yer aramak ne kadar mantıklıdır?
Bu konuya -zaten söylediğin ifadelerini kullandığım -ki elbette mekan değil uzay dedim!- ifademe- saçma sapan biçimde uzayın(mekan değil, uzay), varlığın konumu olduğunu, uzayın sınırsız olmadığı, konumu olması gerektiği, uzay sınrısız, sonsuz olursa varlığın olamayacağını(sanki uzay+varlık bir oluşmuş gibi), uzayın illa bir sınırı, konumu olması gerektiği, şartı vb. gibi absürt laflarla, garip bir edebiyatla itiraz etmedin mi?

Soruma da yine edebiyat dizmilsin, dizme dedim! Evet veya hayır kıvamında sorular, ama gördün ki, evet dersen şu ana kadar yaptığın saçmalıkalrın güme gidecekti, bukalemun gibi şekil değiştirdin, psikolojik soruların olduğunu düşünüyorum-evet itiraz etmiştim, amahatalı düşünmüşüm diyemiyorsun.

Sorduğun saçma sapan sorulardan örnek..
Peki, bu uzay mekân kavramları mutlak mı?
Mekan değil, UZAY! İkisi farklı şeyler ve zaman da maddeye BAĞLI! E? Uzay ne mutlaktır ne de değil, ne vardır ne de yoktur, ne içi vardır ne de dışı - sonsuzdur, bu kavramların muhatabı değil, bu kavramların muhataplığı form-yapılar nezdinde, zemininde anlam kazanır... 1 şeyin konumu, o şeyin varlığına bağlıdır, varlığı konuma değil. Bu ifadelerime boyuna alakasız üfürükler dizdin.

Trol izahlarımı, ifadelerimi alıp bana söylemişsin, yalnız kelimeleri değiştirerek, ben uzay demişim, sen mekana çevirmişin ki, genel olarak anlamı değiştimese de, "mekan" ifaden yine hatalı, mekan değil, uzay.
Neye itiraz ettiğini de, ne söylediğini de bilmiyorsun, baştan beridir itiraz ettiğin şey benim uzayın sınırsız -dolayısıyla sonsuz- olduğunu, bu bağlamda da uzay nerededir, hangi yöndedir gibi soruların muhatabı olmadığını söylemiş olmam, gelinen noktada ise evren, sınırsız evren, konumun temeli(kaynağı), hatta resmen mutlak mekan demeye başladın.
İçi dışı olmayan bir uzay dediğin şey, aslında hiçbir fiziksel mekân tanımı içermediği için, konumlar ve referans noktaları da tanımlanamaz. Yani, içi dışı olmayan bir uzayda A, B, C gibi noktalar arasında bir mesafe, bir derinlik, ya da yön tayin etmek imkânsızdır.

Çüş!
Evrenin konumu nedir? Böyle bir sorunun ardında yatan varsayımı hiç sorguladın mı?
...
Evrenin kendisi mekânın ve zamanın kaynağı iken, ona bir dış referans noktası atfetmek, onu sınırlandırabilecek bir dış unsurun varlığını varsaymak, gerçeği ne kadar yansıtabilir?
Neyse arzu eden geriye doğru giderek, nasıl da saçmaladığını görebilir. mesele o değil, bukalemun olman, kişiselleştirmen, psikolojik sorunlar...

Son mekan değil-> UZAY, evren değil(yanlış anlaşılır) varlık-yokluk bütünü demelisin, uzay, mekan değildir, mekan uzayda from-yapılara nazaran* sınırlayıp, sınır dahilinde olmak mefhumundan, gayr-ı resmi verdiğimiz isimdir.

* Form-yapılara nazaran derken, yapıların biçimi, yapısı, maddi hatta manevi bütün özlelikler, ilişkiler dahildir, özlelikle yazmam gerekmiyor.

spartacus
20-09-2024, 21:26
Enerjinin maddeye dönüşüp dönüşemeyeceği konusunda sahip olduğum düşünce, bu dönüşümün mümkün olmadığı yönündedir. Dünyamızın bir simülasyon olduğu fikrine dayanarak, enerji, bir bilgisayarın çalışmasını sürdüren elektrik gibi, sistemin canlı kalmasını sağlayan bir güç kaynağıdır.
Sevgili LEVH
Enerji bir cismin, sistemin İŞ kapasitesine denir, aslında ortam boş değildir, yani salt boşluk yok, madde ve madde yüküyle dolu, dolayısıyla herhangi bir cismin hareketi, ortamı etkiler, etki-tepki yayılımı -birbirini etkileme- dalgalanmalara yol açar, bu maddi etkimelere, tepkimelere, basınç vb. değişimlerine vb. yol açar, dolayısıyla kaçınılmaz olarak açığa İŞ çıkar. Peki iş "ne kadardır" veya ne kadar olabilir? Örneğin A, B'ye ne kadar(?) etki edebilir, B ne kadar(?) tepki verebilir diye sorarsak, işte enerji ifadesi orada anlam kazanıyor, bu "ne kadar iş" sorusunun da kapasite bazlı(enerji) cevabıdır.

Kelimenin tam anlamıyla enerji, maddeye dönüşmez, ilgili formülde adı geçen "m" madde değil "kütledir". Yani "ne kadar madde, o kadar enerji", "ne kadar madde, o kadar kapasite(iş kapasitesi)".

Her şey' maddendir, öylese muhtevaca maddedir. Madde genel bir ifadedir, bu zemini toprak ve diğer zemini topraktan oluşan şeyler, örneğin cisimler(anlamlı kılan form-yapılar, yani görece, biçimce malzemenin açığa çıkarttığı farklı biçim, yapılar) gibi düşünmeliyiz. Madde dediğimiz ise tüm cisimlerin muhtevası, şu ya da bu cismin biçimi, ebadına indirgenemez, anlaşılması namına ana grup diyebiliriz. Form yapılar, cisimler, moleküler yapılar, ne varsa, tümü de bu guruba dahildir, dışında var olamaz, dışında anlam taşımazlar. örneğin elma da, armut da topraktandır deriz, ama toprak=elma ise topraktır, değilse toprak değildir diyemez ve toprak "elma veya elma gibi olandır" gibi bir kriter kuramayız.

Şu ya da buna has kriterlerimizin etken olmadığı veya anlam içermediği zeminlerde, kavramlarımız yetmediği için bizler atıflarda bulunuruz, bazen mecbur kalırız. Bu anlamda maddeyi, bir taşa veya elma veya armut .....+ veya nane, su, gaz, katı, sıvı ....+ veya yumuşak, sert veya ......+ iyi, kötü, sıcak, soğuk veya ........+ üçgen, daire, kare, dikdörtgen, yamuk veya ......+ ..... form-yapılarca anlam kazanan FARKLI ve çeşitli biçimlerden herhangi veya bir kaçına indirgeme şansımız olmadığı için, kavrayış sağlama namına, maddeyi, temelde enerji gibi düşünebiliriz denmiş, bu bir metafordur, tanım, işaret amacı gütmez. Örneğin 3 oksijen atomu, ozon'u oluşturur, bu halde oksijen atomunu, ozonun özelliklerine bağlı tanımlayamaz veya ozonun özelliklerine bağlı kılamayız. ya da ozon var olduğu için oksijen oluşur veya okisjenin varlığı ozona bağlıdır diyemeyiz, gerçek tam tersidir, 3 oksijen atomu ozonu, 2 hidrojen 1 oksijen atomu su'yu meydana getirir, küçük form-yapıların, daha büyük form-yapıları(moleküler) oluşturması, açığa çıkartması. Günümüzde bir çok konuda yapılan genel, temel hata budur, anneyi, bebeğin doğrumasını sağlamak gibi. Bu hatalar, zaman, mekan, enerji vb. konularda da ısrarla yapılır, maddenin zamana bağlı olduğu, şeylerin zaman bağlı olduğu iddia edilir, oysa yine gerçek tam tersidir, zaman maddeye ve elbette form-yapıların ilişki, hareket, değişimlerine bağlı soyutlanır. Enerji de maddi etki-tepkilerin oluşturduğu sonuçlar(hareket, değişimler, dönüşümler) bakımından (iş), kapasite bazlı anlam kazanır.)

İşin özü; zaman, mekan, enerji, maddeden ayrı ve bağımsız düşünülemez, hem doğası gereği hem de akıl-mantık gereği....

dine mine ne
21-09-2024, 13:08
Eğer gerçekten sonsuzluğun bir "mekân" olduğunu savunuyorsan, bu mekânın kuantum dolanıklığı ve elektron sıçraması gibi fenomenleri nasıl açıkladığını ortaya koyman gerekir. Kuantum dolanıklığı, birbirinden uzak parçacıkların anında etkileşime girdiğini gösteriyor. Öyleyse, mekânın bu parçacıkların aynı anda bağlantıda kalmasını nasıl sağladığını açıkla.

Bu yeterli gelmediyse, elektron sıçramasını düşün. Elektronlar bir enerji seviyesinden diğerine geçerken anında yer değiştirir. Bu geçiş sırasında klasik mekân kavramını tamamen göz ardı ederler. Peki, sonsuz mekân bu ani ve yerel olmayan geçişleri nasıl açıklar?

Unutma, kuantum dolanıklığı ve elektron sıçramaları, mekânın düşündüğünden çok farklı olduğunu gösteriyor. Eğer sonsuz bir mekândan söz ediyorsan, bu anlık ve yerel olmayan etkileşimleri açıklayabilmen gerekir. Oysa bu fenomenler klasik mekân anlayışını altüst eder. Sonsuzluk gerçekten bir mekânsa, bu karmaşık kuantum olaylarını nasıl açıklayacağını merak ediyorum.

Açıklaması yoksa, burada bir şeyler eksik demektir, değil mi? Sonsuz bir mekân kavramıyla bu gerçekleri göz ardı edemezsin. Sonsuzluğun bir mekân olduğunu iddia ediyorsan, bu soruları tatmin edici şekilde cevapla.

Yıldıztozu
21-09-2024, 16:29
Tanım yapıldığında sınır koymuş olunur. Doğa bize enerji şudur, madde şudur demiyor. Biz kendimiz sınırlama/sınıflama getirip tanım uyduruyoruz.
Masa kediye dönüşür mü? dolaylı yoldan evet dönüşür.
Evrendeki herhangi bir şey diğer şeylere dönüşmek zorunda.

dine mine ne
21-09-2024, 18:59
Dalga desenlerini tanımlayabilmemizin temel nedeni, bu desenlerin belirli sınırları ve yapısal özellikleri olan fiziksel varlıklara dayanmasıdır. Evreni tanımlama çabamız, keyfi bir süreç değil, gözlemlerimiz ve ölçümlerimiz tarafından belirlenen bir zorunluluktur. Bilimsel yöntem, evrenin doğasını anlamak ve açıklamak amacıyla yapılan tüm ölçümleri kapsayan bir modelin geliştirilmesini zorunlu kılar. Kozmik mikrodalga arka plan radyasyonu (CMB), evrenin yaklaşık 380.000 yıllık geçmişine kadar uzanan bir bilgi kaynağıdır ve bu nedenle gözlemlenebilir bir fenomen olarak kabul edilir. Bu arka plan radyasyonu, evrenin erken evrelerine dair önemli veriler sunar.

Eğer ışık daha önce yayılmış olsaydı, Büyük Patlama'nın kendisini gözlemleyebilirdik. Dolayısıyla, evreni bu verilere dayanarak tanımladığımızda, bu tanımın mantıksal olarak evrenin sonlu bir yapıya sahip olması gerektiği sonucunu ortaya çıkardığını görürüz. Bu bağlamda tanımlama süreci, evrenin sınırlı bir yapıya sahip olduğu düşüncesine götürmektedir.

spartacus
21-09-2024, 22:31
Eğer gerçekten sonsuzluğun bir "mekân" olduğunu savunuyorsan, bu mekânın kuantum dolanıklığı ve elektron sıçraması gibi fenomenleri nasıl açıkladığını ortaya koyman gerekir. Kuantum dolanıklığı, birbirinden uzak parçacıkların anında etkileşime girdiğini gösteriyor. Öyleyse, mekânın bu parçacıkların aynı anda bağlantıda kalmasını nasıl sağladığını açıkla.
Örneklerin konuyu dağıtmak için, alakası yok, daha önce belirttim, ortam BOŞ DEĞİL, madde yük-l-ü! :)[/B]
Varlığın tartıya çıkarak ölçtüğün kilona mı bağlı, yoksa kilo varlığına mı?

Yazılarımı okumamış, kafana göre trollemeye devam etmişsin, son yazdığın yazı, trollük ve saçma ve kendinle çelişmişsin. Önceki yazında, ilk paragrafın mekan yerine uzayı kullandığımızda ve arada dile getirdiğin KAYNAĞI mefhumunı düşündüğümüzde ve saçmaladığın mekan, zaman yerine uzay, varlık-yokluğu koyduğumuzda anlamlı oluyor, doğru soruları sorarken (o yazında), yanlış kullandığın kavramları düzeltmiş, olması gerekenleri "uzay, varlık, madde" yerli, yerine yerleştirmiştim. Ne yazık ki, kavramları, tanımları ne de neyin neye göre tanımlanıp, anlam kazandığını bilmiyorsun, işine gelmiyor(yoksa doğrusu, 50 kez izah edildi).
Zaman ve mekânın konumlanması mı gerekiyor? Hayır! Zaman ve mekân, tüm varlıkların temelini oluşturan, kendi başına var olan bir potansiyeldir. Sonsuzluk içinde bir "varma" ya da "olma" durumu, bir noktaya ulaşmasini değil, sürekli bir süreçte bulunmasini ifade eder. Bu yüzden, zaman ve mekânın nerede olduğunu sormak yerine, onun varlığını ve işlevini anlamak, asıl meselenin ta kendisidir.
Cisimlerin hareket, değişim, etki-tepki vb. özellik, esaslara bakarak, zaman ve mekan gibi, maddeye bağlı soyutlayıp, sınırladığımız kavramları, uzayın, fiziğin ötesine(farazi) iteleyip, garip, guraba bir alem uydurup, masal yazamayız. O sözünü düzeltirsek; "Uzay ve varlık(madde)-yokluk, konumlanması mı gerekiyor? Hayır! Uzay ve madde, tüm varlıkların temelini oluşturan, var olmayan(yani ne var, ne de yok, bu kavramlara muhatap değil, salt gerçek. var, yok iddiası özeneye ait), ortada gerçekliktir, fiziktir." Bu kadar basit.
Sonsuzluğun bir mekân olduğunu iddia ediyorsan, bu soruları tatmin edici şekilde cevapla.
Sonsuz olan mekan değil, mekan sınırlıdır, sonsuz değil sınırsız kavramını daha doğru buluyoruz ve sınırsız olan UZAYDIR, mekan ise çeşitli kriterler esas alınarak yapılan sınırlamaya dayanıri gayr-ı resmidir, aslında ve gerçekte o sınırlar yoktur.

Kapağını kapattığın bir kavanoz(form, yapı, maddi biçim) içindeki bakteri için mekan olabilir, ama senin için değil. Açıyı genişletelim Güneş, galaksi, galaksiler, gözlerini gök yüzüne çevirdiğinde görebileceğin en geniş ufukları baz aldığımızda peki?! neyi neye göre mekanlayıp, konumadın? Önce bunu anlat.

Nasıl ki bu göreliği, mutlak hale getiremezsek, göreli kavramlar üzerinden mutlak noktalar belirlemeye kalkmak, amuda kalkıp, "ben deveyim" diye bağırmaktan daha saçmadır, boştur. Kavramları, ölçü birimlerini, neye göre hayat, anlam kazandıklarını bilmeden, her yazında hamsiyi kavağa çıkartıp, bütün kuşların yuvasını balıklar yapar tarzında, saçma sapan lafızları öne sürüyorsun.

Singularity
23-09-2024, 13:32
Sevgili Spartacus,

Yorumun için teşekkür ederim. Enerji ve madde arasındaki ilişkiyi detaylandırman, konuyu derinleştirmek açısından faydalı. Ancak, benim perspektifim bu dönüşümün mümkün olmadığı yönünde. Enerjinin maddeye dönüşümünü reddetmemin birkaç nedeni var.

Öncelikle, enerji ve maddenin ayrı varlıklar olduğuna inanıyorum. Enerji, bir sistemin iş kapasitesini tanımlasa da, bu onun maddeye dönüşebileceği anlamına gelmez. Maddenin belirli bir kimyası ve yapısı vardır; her bir atom, kendine özgü özelliklere sahiptir. Bu nedenle, madde ve enerji arasında doğrudan bir dönüşüm olduğunu düşünmüyorum.

Ayrıca, kimyasal reaksiyonlarda kütlenin korunumu ilkesi, enerji ve maddenin ayrı kalması gerektiğini destekliyor. Enerji, bir sistemin işleyişini sağlasa da, maddenin varlığına ve kimyasal yapısına etki etse de, maddeyi oluşturacak şekilde dönüşmemektedir.

Zaman ve mekanın maddeye bağlı olduğu fikrinde hemfikirim, fakat enerjinin maddeye dönüşümünü düşünmek, bu temel prensiplerle çelişiyor. Enerji, bir sistemin dinamiklerini etkileyen bir güç kaynağı olarak kalmalı.

Sonuç olarak, benim düşüncem, enerji ve maddenin ayrı ve bağımsız varlıklar olduğu yönünde. Bu konudaki farklı görüşlerin önemli olduğunu düşünüyorum, ancak ben bu iki kavramın dönüşümü noktasında katılmıyorum.

Saygılarımla.

dine mine ne
23-09-2024, 15:58
Sonsuz olan mekan değil, mekan sınırlıdır, sonsuz değil sınırsız kavramını daha doğru buluyoruz ve sınırsız olan UZAYDIR, mekan ise çeşitli kriterler esas alınarak yapılan sınırlamaya dayanıri gayr-ı resmidir, aslında ve gerçekte o sınırlar yoktur.

İyi güzelde sen maddenin sonsuz olduğunu iddia ediyor gibsin, bu nedenle bu görüşün bazı temel fizik yasalarıyla çelişiyor diyorum. Düşünsene, ışık hızı, sonsuz miktarda madde ve enerjiyi taşıyamaz; mekân bunu kaldıramaz. Bu durum, doğa yasalarına aykırıdır.
Sınır kavramı, bazı kuralları kabul etmekten kaynaklanır. Bu nedenle, maddenin sonsuz olduğunu düşünmen, evrenin yapısını ve kurallarını anlamayadığını gösterir.

dine mine ne
23-09-2024, 16:09
Enerji maddeye dönüşür mü? Tıpkı madde canlıya dönüşür mü sorusu gibi.

spartacus
23-09-2024, 23:44
Enerji maddeye dönüşür mü? Tıpkı madde canlıya dönüşür mü sorusu gibi.
Geri zekalı argüman! Temelde canlı da, cansız da maddedir. Organik(örgütlü), inorganik(örgütsüz). Enerji ise bir cismin, sistemin iş KAPASİTESİDİR, yani enerji de maddeye bağlı ve herhangi bir form-yapı veya bunlar arasında ilişkiye bağlı sistemler de, madde miktarı, yoğunluğu ne kadar fazla ise(kütle), iş(etki-tepki, etkileşimle anlam kazanan) "iş kapasitesi(enerji)" de o denli yüksek olur, kütle ne kadar göreceli ve değişkenlik arzederse iş kapasitesi(enerji) de o denli değişken olur. Tabi etki kadar tepki de önemli, elektrik akımı ve plastik gibi, maddenin, maddi formların etkileşimi(iş'in temeli)...
İyi güzelde sen maddenin sonsuz olduğunu iddia ediyor gibsin, bu nedenle bu görüşün bazı temel fizik yasalarıyla çelişiyor diyorum. Düşünsene, ışık hızı, sonsuz miktarda madde ve enerjiyi taşıyamaz; mekân bunu kaldıramaz. Bu durum, doğa yasalarına aykırıdır.
Sınır kavramı, bazı kuralları kabul etmekten kaynaklanır. Bu nedenle, maddenin sonsuz olduğunu düşünmen, evrenin yapısını ve kurallarını anlamayadığını gösterir.
Yine başa sardık, aynı şeyleri 50 kere yaz, nerede hata yaptığın 50 kere anlatıldı, kavramları çarpıtıyorsun(!)!!! Her çarpıtman, saptırman, cevabın ALAKASIZ! Işık hızı ve maddeyi taşıma görevi, yine anlamını bilmediği mekan lafzı vb. bilmeyen insanla yazışmak -kieğer kişi dürüst, amacı üzüm yemekse kolay ve yarralı, ama tek derdi, konuları saptırmak, çarpıtmak, üstüne bir de geri zekalı bir kara cahille uğraşmak çok zor. Işık hızının sonlu veya sonsuz miktarda madde taşıması gerektiğini nerenden çıkarttın? Bu tür çıkarımlar sağlıklı bir beyin mahusülü olamaz... Hız da benzer diğer kavramlar gibi, yine varlığın biçimleri, etkileşimleriyle soyutladığımız bir kavram, ÖLÇÜ birimdir ve MADDİ yapıların(form-yapılar, varlığın biçimleri, etki-tepkiler, etki yayılmı-dalga) HAREKETİNE DAYANIR. HIZ'ın maddeyi, uzayı sırtında taşımak gibi bir görevi yoktur, zaten hız da ŞEY' değil, sırtı yoktur.

ZAMAN, KONUM MADDEYE BAĞLI KAVRAMLARDIR. SONSUZLUK: Zaman kavramıdır, zaman, madde, maddi biçimlerin(form-yapılar) hareketi değişimine kıyasla soyutladığımız bir kavram, bir nevi ölçü birimidir, yani TEMEL KAYNAĞI=MADDEDİR. Mesafe ölçüsüyle SON-SONSUZLUK da, yine varlığın biçimlerine ve aralarındaki kıyasa nazaran anlam kazanır! "Varlık+yokluk" sonludur, sonsuzdur, şurada başlar, biter demek anlamsızdır. Bizim için "varlık-yokluk" bütünlüğünün ötesi yok, varlık-yokluk yoksa(!) zaman da, mesafede vb. kıyaslar da, dolayısıyla ilgili kavramlarda muhatapsız dolayısıyla yoktur, anlam taşımaz. Bizi ilgilendiren varlık-yokluk bütünlüğünün ortadalığı, öncesi, sonrası yok(bu paragrafta izah ettim), salt gerçek. Bizi bu ilgilendirir, "varlık-yokluk, fizik ötesine" dair masallar anlam taşımıyor, ötesi de yok...

Madde ne sonludur ne de sonsuz. Uzay ne sınırlıdır ne de sınırsız, GERÇEKTE bu KAVRAMLARIN MUHTABI DEĞİL, BİZ ÖZNE olarak varlığın çeşitli biçimlerine dayalı kavramlar soyutluyor, ANLAYIŞ, KAVRAYIŞ SAĞLAMA ADINA uzay sınırsızdır vb. ifadelerini kullanıyoruz, GERÇEKTE İSE MADDE, UZAY sınır ve sınırsızlık, sonlu ve sonsuz gibi kavramların muhatabı değil, KAYNAĞIDIR.

Dürüst ol, konulara gerçekten öğrenmek, bir şeyler alıp vermek için dahil ol. [B]HİÇ sulandırma, sulandırma, aşağıdaki ifadeyi anladın mı? DÜRÜST ol, alaksız şeylerle konuyu boğma, sadece ANLADIN MI? ANLAMADIN MI? Bunu söyle ve ne anladın, neden? "Hala daha uzay hangi yöndedir? uzay, madde sonsuz mu değil mi?(uzay,madde ne sonlu ne de sonsuz, o kavramlara muhatap değil, muhatap olan form-yapıalr, varlığın kendisi değil biçimleri)gibi sorular sorup alakasız şeyler öne sürmeye devam mı edeceksin?

Örneğin "uzay kuzeyde mi, güneyde mi?" gibi bir soru YÖN sorusudur(demek ki soruları sormadan önce KAVRAMLARIN ANLAMINI, KAYNAĞINI bilmen gerekir!), UZAY bu kavramın muhatabı mı? DEĞİL, ÇÜNKÜ UZAY NAMINA, "O ZEMİNDE!" bu kavramların muhataplığı, anlamı, referansı yok(uzay muhatap değil(uzay yönden bağımsız), ancak form-yapılar, varlığın biçimleri arasındaki kıyas muhatap!). Bunu 50 kez anlattım, maymun olsa anlar demiştim ya vazgeçtim, yanlış ifade etmişim, sığır olsa anlar, sen hala anlamadın.

dine mine ne
28-09-2024, 16:30
Geri zekalı argüman! Temelde canlı da, cansız da maddedir. Organik(örgütlü), inorganik(örgütsüz). Enerji ise bir cismin, sistemin iş KAPASİTESİDİR, yani enerji de maddeye bağlı ve herhangi bir form-yapı veya bunlar arasında ilişkiye bağlı sistemler de, madde miktarı, yoğunluğu ne kadar fazla ise(kütle), iş(etki-tepki, etkileşimle anlam kazanan) "iş kapasitesi(enerji)" de o denli yüksek olur, kütle ne kadar göreceli ve değişkenlik arzederse iş kapasitesi(enerji) de o denli değişken olur. Tabi etki kadar tepki de önemli, elektrik akımı ve plastik gibi, maddenin, maddi formların etkileşimi(iş'in temeli)...


Maddenin deterministik bir çerçevede fiziksel yasalarla yönetildiği kabul edilir. Bu da dünyanın gelecekteki durumlarının nedensel olarak geçmiş durumlardan türetilebileceği sonucuna götürür. Buna karşılık, canlılık olgusu, geçmiş durumlara tam olarak geri götürülemeyeceği için indeterministik olarak tanımlanabilir. Bu yan yana geliş, nedenselliğin artık katı bir şekilde determinist görülmediği kuantum mekaniği ilkelerinde daha derin bir karşılık bulmuştur. Bu durum, gerçekliği karmaşıklığı içinde nasıl yeterince tanımlayabileceğimiz sorusunu gündeme getirmekte ve maddenin doğasına ilişkin mevcut bilgimizin sınırlarını ortaya koymaktadır. Bu nedenle madde ve canlılık arasındaki ayrım, özellikle özgürlük, biliş ve gerçekliğin doğası ile ilgili felsefi düşünceleri gündeme getirmektedir.

Maddenin evrenin temel yapı taşı olduğuna şüphe yoktur. Ancak, gerçekliğin daha derin ve karmaşık boyutlarını göz ardı edeceğinden, varlığı yalnızca maddi kategorilerle açıklamak dar görüşlü bir yaklaşım anlamına gelir. Kuantum fiziği, evren yasalarının klasik fiziksel teoriler kullanılarak tam olarak anlaşılamayacağını göstermiştir.


Maddi varlıkların doğası, hem moleküler hem de atom altı seviyelerde bir dereceye kadar değişme ve belirsizliğe sahiptir. Parçacıkların hem dalga hem de parçacık olarak tezahür edebilmelerinin yanı sıra davranışlarının gözlemci de dahil olmak üzere çeşitli faktörlere bağlı olması ve potansiyel olarak değişebilmesi dikkat çekicidir.

Dolayısıyla, evrenin yalnızca maddi terimlerle açıklanabileceği varsayımı tamamen doğru bir yaklaşım olamaz. Madde kuşkusuz kozmik düzende temel bir rol oynamaktadır, ancak tek başına gerçekliğin tamamını tam olarak kavrayamaz. Gerçekliğin daha kapsamlı bir şekilde anlaşılması için, maddenin ötesinde yatan süreçleri de dikkate almak mantıklıdır. Bu bağlamda, örneğin, geleneksel düşünceye göre ilk etapta maddeyi ortaya çıkaran frekanslar ve dalgalar da ilgi çekicidir. Bu sayede asıl çalışma daha iyi anlaşılabilir.
Sonuçta, madde temel, bağımsız bir yapı taşı olarak görülemez, daha ziyade frekans, dalga ve etkileşimlerle tanımlanan karmaşık, altta yatan süreçlerin bir sonucudur
---

Dolayısıyla gerçekliğin daha kapsamlı bir şekilde anlaşılması, salt maddenin ötesine geçen bu temel süreçlerin dikkate alınmasını gerektirmektedir. Alanlar ve dalgalar, özelliklerini ve etkileşimlerini belirleyen frekanslarla karakterize edilir ve bu frekansların kendileri de maddi olmayan bir doğaya sahiptir. Bu da maddenin doğası ve gerçekliğin temel yapı taşları hakkında derin sorulara yol açmaktadır. Özetlemek gerekirse, modern fizik gerçekliğin maddi ve maddi olmayan süreçlerin karmaşık bir karışımı olduğunu göstermektedir. Maddenin ötesinde yatan frekanslar ve dalgalar, maddenin ortaya çıkmasını sağlayan temel süreçlerdir ve bu süreçler, gerçekliğin özünü anlamamız için kritik öneme sahiptir. Bu anlayış, gerçekliğin çok katmanlı ve dinamik bir yapı olduğunu, yalnızca maddi bileşenlerin değil, aynı zamanda bu maddeleri şekillendiren enerjik ve bilgi temelli süreçlerin de varlığını kabul etmemiz gerektiğini göstermektedir.
Fiziksel gerçekliğin frekans ve dalgalar alanına dayandığını bilmeliyiz. Bu, maddenin ötesinde gerçekleşen temel süreçlerin anlaşılmasını gerektirir. Madde, frekans ve dalgaların bir ürünüdür. Maddi olmayan süreçleri de maddi tanımlamak yanlistir. olasılık dalgalarından oluştuğunu biliyoruz bu bakış açısı modern fizik teorileriyle uyumlu bir şekilde ele alınabilir. Etki-tepki, madde arası doğrudan etkileşimler olarak düşünülse de, daha derin bir seviyede bu etkileşimler, maddelerin birbirine "dokunmasından" öte, frekansların ve dalga formlarının bir ürünüdür.
Kuantum mekaniğinde, temel parçacıklar ve kuvvetler, dalga fonksiyonları veya frekanslarla tanımlanır. Bu dalga fonksiyonları, parçacıkların olasılık dağılımlarını belirler ve bu dağılımlar, parçacıklar arasındaki etkileşimlerin temelini oluşturur. Yani, bir parçacığın başka bir parçacıkla etkileşime girmesi, aslında bu dalga fonksiyonlarının veya frekansların kesişmesi ve birbirini etkilemesidir.
Bu bağlamda, etki ve tepki, klasik anlamda fiziksel temas veya dokunma yoluyla değil, dalga formları ve frekansların etkileşimi yoluyla gerçekleşir. İki nesne arasındaki etkileşim, bu nesnelerin altında yatan frekanslar, titreşimler veya dalga formları aracılığıyla gerçekleşir. Bu da bize fiziksel gerçekliğin altında yatan daha derin bir doğanın bulunduğunu ve etkileşimlerin frekanslar aracılığıyla gerçekleştiğini göstermektedir.
Bu görüş, madde ve enerji de dahil evrendeki her şeyin titreşimlere ve frekanslara dayalı olduğunu savunan teoriler tarafından doğrulanmıştır. Bu titreşimlerin etkileşimi, klasik fizik yasalarının ötesine geçen bir gerçeklik anlayışının mümkün olduğu sonucuna götürmektedir. Bu da etki ve tepki arasındaki ilişkilerin kökenini daha derin bir düzeyde anlama olasılığını ortaya çıkarmaktadır.



Fiziksel gerçeklik hakkında görüş bildirirken, bu gerçekliğin frekans ve dalgalar alanına dayandığını vurgulamak önemlidir. Bu görüş, maddenin ötesinde meydana gelen temel süreçlerin anlaşılmasını gerektirir ve maddenin kendisinin de frekans ve dalgaların bir ürünü olduğunu gösterir. Dolayısıyla maddi olmayan süreçleri maddi olarak nitelendirmek yanlıştır.

Kuantum fiziği ve modern fizik teorileriyle uyumlu olarak, etki-tepki ilkesi de bu bağlamda yeniden değerlendirilmelidir. Geleneksel olarak madde arasındaki doğrudan etkileşimler olarak görülen bu süreçler, aslında daha derin bir seviyede, frekansların ve dalga formlarının bir ürünü olarak kabul edilmelidir. Kuantum mekaniği, temel parçacıklar ve kuvvetleri dalga fonksiyonları veya frekanslar üzerinden tanımlar. Parçacıkların olasılık dağılımları, bu dalga fonksiyonlarıyla belirlenir ve parçacıklar arasındaki etkileşimler, aslında bu olasılık dalgalarının veya frekansların kesişmesiyle ortaya çıkar.

Fiziksel gerçeklikteki etkileşimler dalga formları ve frekansların etkileşiminden ibarettir ve klasik anlamda fiziksel bir temas ya da dokunuş içermez. Bu da bize evrendeki her şeyin temelinde titreşimlerin ve frekansların yattığını göstermektedir. Dolayısıyla fiziksel gerçeklik, frekans ve dalgalar açısından tanımlanan daha derin bir yapıya dayanmaktadır. Bu görüş, madde ve enerji gibi kavramların da bu temel titreşim ve frekansların tezahürleri olduğunu anlamamızı sağlar. Tabii ki, eğer dogmalarımıza boyun eğmezsek.

spartacus
28-09-2024, 18:39
Ne saçmalıyorsun acaba? :)
Okumuyorum emin ol, çünkü daha başında maddenin deterministik davranışı vs demişsin, yine bir dolu alaksız edebiyat, saçmalık, itiraz ettiğin davranışla ilgili de değildi, daha neye, neden itiraz ettiğini izah edemedin...

Kuantum terapistlerden daha fazla sallıyorsun, neyse, konu bunlar değil.

uzay sınırlanamaz. Haliyle uzay'a yön, mutlak bir nokta, konum aramak akıl, mantık dışılık kadar gerçekten ahmakçadır, defalarca açıkladım.

Maddeye gelirsek, madde muhtevaya verdiğimiz isimdir, yani muhtevaca açığa çıkan şekillere, biçimlere indirgenemez veya zaman mefhumu maddenin ötesine taşınamaz(yani madde var olmaz, başlamaz, var edilemez, yok edilemez, vardır). Şu ya da bunun konumuna indirgenemez. Evinin kapısına bakıp madde sadece benim kapımdaki konumdadır denemez, bu kafa yine internetten ne kadar alaksız -ki çoğu saçma veya bilim dışı, sözde bilim dediğimiz sömürü söylemleri üzerindne edebiyat yapmışsın.

Geri zekalı laflar, frekanslar, dalgalanmalar demiş, mal, kaynağı ne? Madde. 50 kere söyledim, kuantum dünyası boş değil, atom altı parçacıkların altı, temeli, madde yüküyle dolu. Ortamın madde yükü, form-yapıların birbirine temas edemeyeceği düzeyde madde yüküyle doludur(yani o parçacıkların da malzemesi maddedir ve ortam o muhevayla doludur, o sebeple de mikro titreşimler, madde yükü üzerinde mikro etki-tepkiler, dalgaları doğuruyor, bu dagalar madde yükünde, madde okyanusunda hayat kazanıyor. Ancak şu an gözlem tekniklerimiz atom altı parçacıklara nazaran çok daha büyük form-yapıyı temsil eden atomların altına inememektedir, tahminer, etki ölçümleri, varsayımlar söz konusu!

Aşağıdakki noktaları atomdan daha küçük parçacık dünyası, ":o" ile işaretlenmişleri de atomlar olarak düşünürsek, etki-tepki yayılımı nasıl gerçekleşiyor? Dalga nasılnerede, hangi bünyede oluşuyor açıktır, mitolojiler üfürmeye gerek yok.

::o::::::o:::::::::::::::::::::o::::::::::o::::::
::o::::::::::::::o:::::::::::::::o:::::::::::o:::
:::::::o::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
:::::::::::::::::::::::o:::::::::::::::::::::o:
::o::::::::::::o:::::::::::::::o:::::::o:::::::::

Madde ne zaman başladı, nerede başladı? Madde nerededir? Bu tür sorular da "madde katıdır" diye -moleküler yapı özelliği nedir bilmeyen ve üzerinden- zırvalayan "dine mine ne" gibi saçmadır.

Saçma itirazının kaynağı yerine, yani saçmalıklarını izah yerine, itiraz ettiğinden tamamen alaksız şeyleri oradan, buradan boca edip duruyor, akıl, mantık, zeka dışı edebiyata boğuyorsun.

Edebiyat yapma, çarpıtma, alakasız şeyleri öne sürme, soruya soruyla dönme, sadece cevap ver.

Uzay ne yöndedir? Altı üstü 4 ana yönden birini söyleceksin, ne saçmalıyorsun?...

dine mine ne
28-09-2024, 20:28
Geri zekalı laflar, frekanslar, dalgalanmalar demiş, mal, kaynağı ne? Madde.


Dalga ve frekansların kaynağının madde olduğunu savunuyorsun. Eğer bunlar gerçekten maddenin bir ürünü ise, o halde maddenin en temel yapıtaşları olan atom altı parçacıkların dalga özellikleri göstermesini nasıl açıklayacaksın? Bu durum, maddeyi oluşturan şeylerin özünde zaten dalga özellikleri taşıdığını göstermiyor mu? Eğer bu doğruysa, dalgaların maddenin bir ürünü değil, aksine maddenin özünde yer alan daha temel bir gerçeklik olduğunu söylemen gerekmez mi?

Madde var diye dalga özellikleri oluşmuyor; dalgalar doğaları gereği zaten var olan fenomenlerdir. Bu durum kuantum alan teorisi gibi modern fizik yaklaşımlarında da görülür. Bu dalgalar, maddenin varlığına bağlı olmaksızın mevcuttur ve madde, bu dalga özelliklerinin bir tezahürüdür. Yani madde, dalga özelliklerinin sonucudur, tersi değil. Karıştırıyorsun. Örneğin, bir elektronun dalga fonksiyonu, elektronun uzayda var olma olasılığını belirler. Bu dalga fonksiyonu, elektronun varlığına bağlı değildir; elektron, bu dalga fonksiyonunun bir tezahürüdür. Dalga, maddenin varlığına ihtiyaç duymaz.

spartacus
29-09-2024, 03:54
Dalga ve frekansların kaynağının madde olduğunu savunuyorsun. Eğer bunlar gerçekten maddenin bir ürünü ise, o halde maddenin en temel yapıtaşları olan atom altı parçacıkların dalga özellikleri göstermesini nasıl açıklayacaksın? Bu durum, maddeyi oluşturan şeylerin özünde zaten dalga özellikleri taşıdığını göstermiyor mu? Eğer bu doğruysa, dalgaların maddenin bir ürünü değil, aksine maddenin özünde yer alan daha temel bir gerçeklik olduğunu söylemen gerekmez mi?

Madde var diye dalga özellikleri oluşmuyor; dalgalar doğaları gereği zaten var olan fenomenlerdir. Bu durum kuantum alan teorisi gibi modern fizik yaklaşımlarında da görülür. Bu dalgalar, maddenin varlığına bağlı olmaksızın mevcuttur ve madde, bu dalga özelliklerinin bir tezahürüdür. Yani madde, dalga özelliklerinin sonucudur, tersi değil. Karıştırıyorsun. Örneğin, bir elektronun dalga fonksiyonu, elektronun uzayda var olma olasılığını belirler. Bu dalga fonksiyonu, elektronun varlığına bağlı değildir; elektron, bu dalga fonksiyonunun bir tezahürüdür. Dalga, maddenin varlığına ihtiyaç duymaz.
Gerizekalı argümanlara devam, oysa madde yok dalga, frekans yok, zaman da, konumda, etki, tepki de yok :) Dalgalar, bildiğin su dalgaları gibi, sen sürekli yalan, dolan, çarpıtmalarla, gerinden üfüre, üfüre ve her üfürüğünü de atlaya, sıçraya(arsızlığın bir başka!) bu konulara neden yazıyorsun? Neden insan gibi öğrenme, düşünebilme çabası yerine üfürdüğün 1 tanrı için yapmadık çarpıtma, yalan, dolan, talan, istismar bırakmıyorsun.(AKP yetmiyormuş gibi, bıktık bu cehalet ve harami türünden, gına geldi, bari bu konularda olmasın!).

BİLAL'E ANLATIR GİBİ.
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/4/43/2006-01-14_Surface_waves.jpg/1280px-2006-01-14_Surface_waves.jpg
Aynı özelliği okyanusdaki su damlaları içinde varsayabilirsin. Dalga etkileşimle anlam kazanır, etkil eden, tepki veren, etkilenen, etkiyi aktaran... dalgaya yol açar, avare, biz buna dalga diyoruz, ama aslında özü maddi ortamda, parçalar arasında etki yayılımıdır.

A algılacıyısı -> moleküler yapıdaki parçalarla etkileşiyor olsun. haliyle her dalga etkileşiminde parçacıklar, alıcı üzerinde dalga algısı, etkisi oluşturacaktır(en makul cevap bu, ancak dingiller henüz anlayamıyor veya birilerinin işine gelmiyor).
1 su dalgasında parçalar olacaktır. Örneğin suda 1 damlayı iteklerseniz, o damla etrafını saran diğer tüm damlaları itecektir, bu diğer damlaların itkiye tepki, direnç göstermesiyle de anlam kazanacaktır, böylece /parçacıkalr arası da BOŞ OLMADI, MADDE YÜKÜYLE DOLU OLDUĞU İÇİN) etki-aktı halini aldığında, damlalar, moleküler yapı mevcut durumunu koruyamaz, ancak etki su yüzeyi ile altı arasında fark oluşturacağı için, yüzey, kıvrımlara marz kalacaktır, kaynağı madde, form-yapıalr(ister parçacık, ister parça, ister moleküler düzeyde, ilişkide olsunlar) etki-tepki ve madde yüküdür.

Bir masaya toprağı diz, bir taraftan itekle, ne olur? iteklediğin yönde toprak yükselti oluşturmaya başlar, dalga dediğimiz özünde, temelde kabaca bu. Hem konuyu çarpıttın, hem de cehaletinle, yetmedi süreğen masal uyduran bir aymazlıkla uğraşıyoruz.

Madde katıdır dedin, uzay yöne ve konuma tabidir dedin, maddesiz zaman, konum, dalga, frekans üfürdün -cehaletinle, bu basit ifadelerimden sonra tüm diğerleri gibi, bu zırvalıklarında ısrarcı isen, ne yazık ki yine kendine karşı adisin veya malsındır.

Bu konuda yazdım, yine yazıyorum, atomların içi de, dışı da, içinde olduğun ortam gibi, hava gibi maddeyle dolu, bu sebeple kaba, mekanik dalgalar gibi özellikler gösterse de, mikro seviyedeki dalgalar, tam da o madde yükü dediğimiz, atom altı parçacıklarında altında kavranması, tasvir edilmesi gereken madde yüküyle ilgilidir(yani atomun içi de boş değil!), yukarıdaki resimi mikro seviyede düşünün. Böylece mikro dalgalar, form-yapıların içinde ve dışında etkinliğini sürdürebiliyor, elbette bu kırılmalara yol açıyor(öyle değil mi!? Bir yerinden hayalet dalga üfüren : ). Burada yine bir etki-tepki yani iş vardır ve o sebeple de bu temeldeki ifadelerde enerji(iş kapasitesi) kavramı kullanılır, izah için, kavranması içindir yoksa enerji diye bir "şey" yok, enerji maddi formların iş kapasitesine denir, haliyle dalga yayılımları iş ve iş aktarımı halini alır(etki-tepki->aktı)..

Yazdıkların yine kendi konu ettiğin söylemin dışında, itirazınla ilgisi yok. Soruma kısacık 1 cevap ver, trollüğü bırak da saçma sapan üfürklerini değerlendirelim, cevap 3 kelimeyi geçmez yahu;

Uzay ne(hangi) yöndedir?

dine mine ne
29-09-2024, 05:01
Klasik fizikte su dalgaları gibi örnekler yerinde, ama kuantum dünyasında durum tamamen farklı. Eğer kuantum alanları gerçekten "madde yüküyle dolu" olsaydı, bilim insanları evrenin başlangıcını bu alanlardan başlatmayı akıllarından bile geçirmezdi. Boşluğun yük ile dolu olduğu iddiasının buradan bile ne kadar saçma olduğu açıkça ortada.

Tanrıyı işin içine katmaya gerek yok, benim için her şey çok net. Madde, yerçekimi, etki-tepki gibi kavramlar aslında ne oldukları tam belli olmayan şeyler, ama açıklama adına kuvvet demişiz. Kaldı ki, senin dediğin gibi madde sonsuz bir döngüde olsaydı, bizim de mantıken tekrar tekrar ortaya çıkmamız kaçınılmaz olurdu. Yapıtaşları sonsuz bir devinimde olsaydı, her zaman diliminde yeniden ortaya çıkmamız gerekirdi—belki de sonsuzlukta sayısız kez. Bu durumda, maddeyi sürekli bir döngüde düşünmek, sonsuz sayıda tekrar eden varoluşları kabul etmek demek olur. Belki şu an bu tartışma, sonsuzluğun bir yerlerinde aynen şu anki gibi sayısız kez gerçekleşiyor olurdu.

spartacus
29-09-2024, 14:27
Klasik fizikte su dalgaları gibi örnekler yerinde, ama kuantum dünyasında durum tamamen farklı. Eğer kuantum alanları gerçekten "madde yüküyle dolu" olsaydı, bilim insanları evrenin başlangıcını bu alanlardan başlatmayı akıllarından bile geçirmezdi. Boşluğun yük ile dolu olduğu iddiasının buradan bile ne kadar saçma olduğu açıkça ortada.
Evren(kişilere göre değişen, öznece sınırlanmış tanımlarla) başka, MADDE, VARLIK başka, uzay, madde başlayan bir şey değil, aksine zaman kavramının kaynağı. Uzay, zaman, maddeden ayrı ve bağımsız düşünülemez. Görelilik teorisi üzerinde yapılan çalışmalar defalarca ispatlamıştır.

Kuantum konusunda bilinen %1 dahi değil -o da çoğu yanlış biliniyor, çünkü gözlem araçları yetmiyor, tam da o boş olmayan, madde yüküyle dolu alana(maddeye bağlı anlam kazanır) dairdir ve eldeki gözlemler,üzerine masal yazılacak kadar dahi ileri gitmiş değil, uydurulan masallar ise cabası. Piyasada dolaşan bir çok uyduruk,,, masal, mitoloji, SAFSATA, çarpıtmadan, modern cehalet sömürüsünden ibaret, akıl, mantık dışı hayal gücü ürünleri.

Karanlık madde aranıyor değil mi? Karanlık denmesinin sebebi, kullandığımız kabaca büyük(!) aletlerle etkileşime girmemesi, hassasiyetin yetmemesi, bunu da bu başlıkta izah ettim. Hatta fotonların milyarlarca km. yol kat etmediğini, aksine mikro düzeyde madde yükü dalgalanmalarında -mikro titreşimler- dalga tesiri sürüklenen parçacıkların, maddi yükün alıcıya çarptığını iddia ediyorum, o sözde anlaşılmayan deneyleri de anlamlı kılmaktadır, ama şimdi sırası değil...

Dalga davranışlarına dair esas, temelde klasik veya modern diye bir ayrım yok, çeşitli ayrımları yapıyorsak, etki-tepkilerin, etkielşim-tepkileşimlerin çeşitliliği, şiddeti vb. ilgilidir! ALAN kavramı da, uzay, mekan, konum, zaman, hız vb. kavramlar gibi, maddeden ayrı, bağımsız düşünülemez.
Tanrıyı işin içine katmaya gerek yok, benim için her şey çok net. Madde, yerçekimi, etki-tepki gibi kavramlar aslında ne oldukları tam belli olmayan şeyler, ama açıklama adına kuvvet demişiz.
Kuvvet, madde ve maddi yapılar arasında meydana gelen etkileşimler sayesindedir. Uzay, zaman, kuvvet, konum.............. -> MADDEDEN AYRI, bağımsız düşünülemez.

Senin en önemli silahın (yanlışın demiyorum, çünkü trolsün) madde, maddi yapı, ilişkilere dayanan, bağlı anlam kazanan ne kadar olgu, olay, kavram varsa, akıl, mantık dışı biçimde ayrıştırıp, maddeye karşı kullanmaktır.

Madem sana göre uzay yön bağımlıdır o halde, soruya yanıt ver, alakasız noktalara çarpıtma asıl meseleye gelelim;

Uzay ne(hangi) yöndedir?

dine mine ne
30-09-2024, 04:57
Einstein'ın birbirinden bağımsız olarak düsünülemezler ifadesi, genel görelilik teorisinde açıklanan Mekan, zaman, madde ve enerji arasındaki yakın bağlantıya atıfta bulunur.
Önemli olan nokta, zaman/mekanin, hareket ve yerçekiminin göreceli kavramında birbiriyle yakından bağlantılı olmasıdır. Ancak senin Zaman/ mekanın sadece madde ile bağlantılı sekilde var olduğu veya olabileceği düşüncen, görelilik teorisinin bulgularını göz önünde bulundurduğumuzda oldukça sığ bir düşüncedir.

Çünkü boşluk düşünüldüğünde, altta yatan yapının varligi anlaşılabilir, cünkü fiziksel anlamda bir etkileşim veya olay olarak yorumlanabilecek şekilde kendisini göstermez. Genel göreliliğin pratik uygulamasında da, mekan eğriliğinin ve ilgili geometrinin etkileri her zaman madde ve enerjinin dağılımı ve hareketiyle bağlantılıdır der einstein, hepsi bu. Maddeden bağımsız düşünülemez demesi, zaman/mekânın eğilip bükülmesine ilişkin söylenilmiş bir söz.

Çünkü teoride zamanın doğası, fiziksel olaylardan bağımsız olarak var olan bir boyut olarak görülür. Planck ölçeğindeki boşluk, yani evrenin en küçük ölçekteki yapısı, klasik anlamda madde yüküyle dolu değildir. Kuantum alan teorisine göre, boşluk (vakum) enerji dalgalanmaları ve sanal parçacıklarla doludur, ancak bu parçacıklar sürekli var olan madde veya yükler değildir. Bu dalgalanmalar, Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi nedeniyle anlık olarak ortaya çıkıp kaybolmak zorunda.



Bu dalgalanmaların, yani enerji dalgalanmaları ve sanal parçacıkların Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi nedeniyle anında ortaya çıkıp kaybolması önemli. Bu ilke, enerji ve zaman arasındaki belirsizliği ifade eder: Bir sistemin enerji seviyesindeki belirsizlik ile bu belirsizliğin gerçekleştiği zaman aralığı arasındaki çarpım, Planck sabitinin bir bölü iki katından büyük veya eşittir. Eğer bu dalgalanmalar olmasaydı, Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi geçersiz olurdu. Çünkü bu ilke gereği bile, boşlukta enerji dalgalanmalarınin var olması gerekiyor.

Eğer boşluk madde yüküyle dolu olsaydı, bu dalgalanmalar ve belirsizlik ilkesiyle öngörülen fenomenler gerçekleşmez, bu da kuantum fiziğinin temel prensipleriyle çelişirdi.

Yani, Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi, bu dalgalanmaların var olmasını zorunlu kılar. Bu olmadan kuantum dünyasının işleyişini açıklamak mümkün olmazdı.


Eğer boşluk madde yüküyle dolu olsaydı, bu durum hem kuantum fiziği hem de Einstein'ın görelilik teorisiyle de çelişirdi. Cünkü enerji ve parçacıkların konumları hakkında kesinlik getirirdi. Bu, kuantum mekaniğinin temel prensiplerinden biri olan belirsizlik ilkesini ihlal eder, ışığın hareketini etkiler, hızını değiştirir ve bu da özel görelilik teorisindeki ışık hızının sabitliği ilkesine aykırı olurdu. Dolayısıyla planck ölçeğindeki boşluk madde yüküyle dolu olamaz, olsaydı evrenin işleyişi hakkında bildiğimiz pek çok şeyi geçersiz kılardı.

Klasik fizik, dalgaları genellikle maddesel bir ortamda yayılan sürekli süreçler olarak ele alır, örneğin, su dalgaları veya ses dalgaları gibi. Kuantum mekaniği ise dalga-parçacık ikiliği gibi klasik fiziğin ötesine geçen kavramları içerir.

Etki-tepki ve etkileşimler elbette önemli, ancak kuantum dünyasında süreçler deterministik değil, olasılıksaldır. Bu, klasik ve modern fizik arasında temel bir ayrımı temsil eder. Kuantum mekaniğinde, parçacıkların davranışı kesinlikle tahmin edilemez; sadece olasılıklar üzerinden konuşabiliriz.

Alan kavramının maddeden ayrı ve bağımsız düşünülemeyeceğini söylüyorsun. Oysa fiziksel alanlar, özellikle kuantum alan teorisinde, maddeden bağımsızdir. Örneğin Parçacıklara kütle kazandıran alan, maddenin bir sonucu değil, aksine maddenin temel özelliklerini belirleyen bir yapıdır.

Uzay, zaman, konum ve hız gibi kavramların maddeden bağımsız olarak düşünülebileceği birçok fiziksel teori ve model var. Genel görelilik teorisi, uzay-zamanın maddenin varlığından etkilendiğini söyler, ancak bu, uzay ve zamanın madde olmadan var olamayacağı anlamına gelmez. Madde, uzay-zamanı bükerek yerçekimi etkilerini oluşturur o kadar.

Sonuç olarak, klasik ve modern fizik arasında dalga davranışları konusunda temel farklar mevcut ve alan kavramı, maddenin varlığına bağlı olmaksızın fiziksel gerçekliğin temel bir parçasıdır. Madem tartışıyoruz, o zaman dalga ve alan kavramlarının maddeden bağımsız olarak ele alındığını ve bu nedenle modern fiziğin önemli bir parçası olduğunu anlamalısın, aksi takdirde hep aynı noktaya geri döneriz.

spartacus
30-09-2024, 07:25
Einstein'ın birbirinden bağımsız olarak düsünülemezler ifadesi, genel görelilik teorisinde açıklanan Mekan, zaman, madde ve enerji arasındaki yakın bağlantıya atıfta bulunur. ....
O kavramlar(mekan, zaman, enerji) madde, maddi olay, olgulara ATIFLA ANLAM KAZANIYOR zaten. kaç(50) kez detaylandırdık ya! Özel iş olsun diye atıfda bulunulmuyor, madde, maddi olay olgulara bağlı anlam kazanıyorlar, yani ->bağlılar :) 50 kere söyledik, biz "dil" kullanıyoruz, dolayısıyla kelimelerimiz, kavramlarımız var, cümlelerin neye dair, neye göreliği kavranmak zorunda, o kapasite şart!

Şimdi bazı hesaplarda HIZ ve birimleri, kavramını kullanıyoruz değil mi? "hımmm cümlelerde hız kullanıyor ve tüm hesaplar hıza göre yapılıyorsa demek ki hız; cisimlerden veya maddi olgulardan ayrı, bağımsız, kerameti kendinde menkul bir cisim(şey), varlıktır vs." demektesin. Derdin ne, üfürük tanrı yaratmak mı? Evet. Bu forumda aynı sahtekarlığı, trollüğü yıllardır yapıyorsun(her konuda, bilim, siyaset, din), sen kendine, ısrarla sahtekarlığı yol edinmeyi seçiyorsun.

Biz tümü için MADDE, madden, maddi diyoruz, ekstra bir şeyler üfürmeye ihtiyacımız yok. Bir daha tanımları ve temeli veriyorum, yine 50 olmuştur, yaptığın ucube hatayı hala göremiyor olmam mümkün mü? hayali biçimde 1 pinokyo tanrı var etmeye çalıştığın için, sahtekarlığı seçiyorsun, başka çaren yok.

Zaman: Maddi değişimlere bağlı, kıyas yoluyla soyutlarızr. Temelde olan hareket-değişimdir(maddi olgular). Hareket-değişim nesnel, zaman kıyasla anlam kazanan öznel bir kavramdır.
Boyut: Bir alanın ya da nesne üzerindeki herhangi bir noktayı belirlemek için gereken minimum koordinat sayısı
Enerji: İş kapasitesi.

Kısaca yazdıkların, ucube argümanların, -doğru bilinenleri, yanlış şeylerle ilişkilendirip genellemek veya indirgemek de safsatadır- bütün çarpıtmaların, sahteliğin boş, nafile...
Sürekli dile getiriyorum ya, şaşırdık mı? hayır. forumda süreğen -hatta bu konuda bile söyemiştim ki sazan atladı, "Belirsizlik İlkesi" kişiliksiz, karaktersiz, fahişelerin(sermaye edinmek için türlü kişiliğe bürünenler) süreğen çarpıtarak kullandığı biçimde, istismar halini almaktadır. Cahil troller hiç şaşırtmıyor :)

[B]Bu dalgalanmalar, Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi nedeniyle anlık olarak ortaya çıkıp kaybolmak zorunda.
Öncesi de, sonrası da, tüm yazdıkların da yalan, yanlış, çarpıtma, bunun gibi :)
Belirsizlik İlkesi Nedir?
Bir cismin konumu ile momentumunun (Kütle*hız!) aynı anda tam doğrulukla ölçülememesi.

Parçalar, dalgalar gaipten var olup, yok olmuyor(etki sönümlenmelerinde ölçü aleti tetiklenmiyor!), -ki önceki yazımda değindim, alan boş değil, boş olarak düşünüldüğü sürece saçmalık bitmeyecek!. Bu algının sebebi, imkanlar, olanaklarımızın yetersizliğinden ve bazılarının da bilerek çarpıtmasından, alaksızca kullanmasından ileri gelmektedir. Bu ÖZNEL BİR SORUN. Tarih, henüz yeterince bilinmeyen, ölçülemeyenler için, periler, cinler, metafizik üfürüklerin üretildiği argümanlarla dolu, ne oldular? Çöp. Yani illa metafizik üfürüklerde bulunmanız şart değil, BİLİMSEL yaklaşın, DÜŞÜNÜN. Ölçemiyoruz(ölçüyoruz ama tam doğru ölçemiyoruz!) , bu ölçme işini alın bunun üzerinden evrenler yıkın, kurun, fiziği, nesneleri yok edin, dübürünüzden tanrı üfürün denmiyor, alakası da yok :)
---------------------- Konuya gel -------------------------------
Senin en önemli silahın (yanlışın demiyorum, çünkü trolsün) madde, maddi yapı, ilişkilere dayanan, bağlı anlam kazanan ne kadar olgu, olay, kavram varsa, akıl, mantık dışı biçimde ayrıştırıp, maddeye karşı kullanmaktır. Madem sana göre uzay yön bağımlıdır o halde, soruya yanıt ver, alakasız noktalara çarpıtma asıl meseleye gelelim;

Uzay ne(hangi) yöndedir?

dine mine ne
30-09-2024, 16:44
Hologramlar, ışığın girişim ve kırınım özelliklerinden yararlanarak üç boyutlu görüntüler oluşturan tekniklerdir. Gerçek bir nesne gibi görünmelerine rağmen maddi değildirler; hareket ve hız algısının yarattığı bir çeşit optik yanılsamadırlar.

Eğer dediğiniz gibi olsaydı, o zaman maddeyle ilişkili olmadan hızın olamayacağı fikri, ışığın doğası göz önüne alındığında doğru değildir. Işık kütlesiz fotonlardan oluşur ve ışık hızı diye bir kavram vardır ve bu hız evrendeki temel fiziksel sabitlerden biridir. Dolayısıyla hız kavramı kütlesiz ya da maddesel olmayan varlıklar için de geçerlidir.

Hologramlarda hareket ve hız algısı ışığın özellikleri tarafından yaratılır. Bu durumda hız kavramı maddi olmayan bir görüntü için geçerli hale gelir. Bu da hız gibi kavramların sadece maddi nesnelere bağlı olmadığını göstermektedir.

Dolayısıyla hızın sadece maddeye bağlı olduğunu söylemek ışığın ve enerjinin doğasını göz ardı etmek olur. Işık hem dalga hem de parçacık özelliklerine sahiptir ve evrende ilerlerken hız kavramını taşır. Dolayısıyla hız ve hareket kavramları maddi olmayan bir şeyde de (örneğin bir hologramda) anlamlıdır.

Zamanında sadece maddi değişimlerle anlam kazandığını iddia ediyorsun, ancak rüyalar ve zamanın öznel algısı argümanına ters düşüyor. Zaman, sadece maddi olgularla sınırlı değildir. Rüyalarda, zaman algısı maddi değişimlere bağlı degil ve hatta fiziksel dünyadaki zamanla örtüşmeyebilir. Bu durum, zamanın maddi olaylardan bağımsız da anlam kazandığını gösterir.

Bu nedenle, zaman sadece maddi değişimlerle anlam kazanır iddian eksik. Zaman, hem nesnel hem de öznel bir gerçekliktir ve maddi olguların ötesinde algılanabilir.

Terimleride iki de bir sıkışınca alakasız yerlere cekerek niyet okumayı bırak, dürüst ol.
Yinede gaip" ifadesi, beklenmedik, gizemli veya olağanüstü bir şekilde ortaya çıkan olaylar veya bilgiler için kullanılıyormuş. Vakumdaki sanal parçacıklar da benzer bir şekilde, aniden ortaya çıkıp kayboluyor. Bu nedenle, "gaip" ifadesinin bilimsel bir karşılığı olarak düşünülebilirler.

spartacus
30-09-2024, 17:21
Hologramlar, ışığın girişim ve kırınım özelliklerinden yararlanarak üç boyutlu görüntüler oluşturan tekniklerdir. Gerçek bir nesne gibi görünmelerine rağmen maddi değildirler; hareket ve hız algısının yarattığı bir çeşit optik yanılsamadırlar.
Nasıl madde, maddi değiller? Her yanlışını düzeltemem, düzeltsem de papağan gibi tekrar ediyorsun. Hologram oluşturmak için madde ve maddi olanaklar kullanılmıyorsa ne kullanılıyor? Işık da etki-tepki yayılımı, aslında bizlerde, ilgili organların(madde), etkilere dair tepki vererek görüyoruz, etki yok=etkiye verilen isim, kavram da yok. Madde yok=hiç bir "şey" yok, alıcısı da :)
10.000 metrelik bir demir çubuğu 1cm iteklerseniz, 10.000 metre ucunda etkinin hissedilmesi kaç saniye sürer? (buna bir cevap versen, etki 10.000 metreyi ne kadar zamanda alır? Demir de, üstelik kaba diyeceğimiz biçimde madde, maddi form-yapı değil mi? 360 derece nereden bakarsan bak, madde yükündeyiz, bir okyanusun içi gibi... Şimdi bunu daha mikro düzeylerde düşünürsek? :)
Eğer dediğiniz gibi olsaydı, o zaman maddeyle ilişkili olmadan hızın olamayacağı fikri, ışığın doğası göz önüne alındığında doğru değildir. Işık kütlesiz fotonlardan oluşur ve ışık hızı diye bir kavram vardır ve bu hız evrendeki temel fiziksel sabitlerden biridir. Dolayısıyla hız kavramı kütlesiz ya da maddesel olmayan varlıklar için de geçerlidir.
Hepsi = madde-n-dir. Madde=kütle demek değil, madde yükü miktarıyla ilgili, kaç kez izah ettim bunu? Diyorum ya dürüst değilsin, cahillik ayrı mesele. Madde dediğimiz, bin yıldır söylediğimiz muhtavalığıdır, biz muhteveya madde diyoruz, sen TANRI DİYORSUN YA, işte tanrı değil, madde. Metafizik de değil, metafiziğe de ihtiyacımız yok, çünkü şu, bu diye isimlendirdiklerimiz maddi form-yapılar+etki-tepkilere dairdir. Elma, armut, taş, su, demir, pas, monitörün, üzerinde gördüğün her bir harf, renk, şu ya da bu, tümü de madde, maddi, kaynağı maddedir. :)

Bu yazdıklarının şu konuştuğumuzla ilgisi yok, her cevabın yanlış, çarpıtma ve gerçekten akıl, mantık dışı kelime oyunları! Geç bunları, dürüst olsan işlerdik, ama değilsin. her cevabında alakasız şeyler, bin dereden su getirme, seninle bu çorbaya çevirdiğin konuları tartışmıyorum, senin bazı iddia ve tirazların oldu!

1. Madde katıdır dedin, ama yalan, yanlış, maddeyi bu biçime indirgeyemezsin -şimdi 10 mesajdır yazdıklarının alakası ne? Alakasız :)
2. Madem uzay sınırlı, yön ve konuma bağlı ve iddian bu, o halde şu soruyu cevapla. (ne alakası var 10 mesajdır çorba ettiklerinin?)

Alakası yok? Yani sana, şu ya da bunun, şu ya da bu kavrama muhatap olamadığı, olmadığı söyemlere dair "nasıl ki uzay yön kavramına muhatap değilse" örneği veriyorum ki "ARTIK BASİT İFADELERİ ANLAYASIN!", anlamak ne kelime, sen cümleyi mahiyetinden kopartıp, uzay sınırlıdır, yön bağımlıdır tadında ayrı bir tartışma konusu üretiyorsun. Tamam işte madem öyle soruyorum, cevap versene, bırak çamura yatmayı, konuyu boğmayı.

Buyur cevap ver;
Uzay ne(hangi) yöndedir?

dine mine ne
30-09-2024, 19:47
Hologramların oluşturduğu görüntüler maddi değildir; yani fiziksel bir kütleye veya maddeye sahip değillerdir. Hologramlar, ışığın girişim ve kırınım özelliklerini kullanarak üç boyutlu görüntüler oluşturan optik fenomenlerdir. Bu görüntüler, gerçek nesneler gibi görünebilir ama aslında sadece ışığın davranışının bir sonucudur ve maddi bir varlıkları yoktur.

Demir çubuğu örneğini veriyorsun, ancak bu örnek maddi bir nesne üzerinden etki ve tepkinin iletilmesini anlatır. Oysa hologramlarda bahsettiğimiz şey, maddi olmayan, kütlesiz ışık dalgalarının etkileşimidir. Işık, foton adı verilen ve kütlesi olmayan parçacıklardan oluşur. Dolayısıyla, hologramların oluşturduğu formlar, maddi bir ortama ihtiyaç duymadan, sadece ışığın özellikleriyle meydana gelir.

Işık hızı, maddi etkileşimlere bağlı olmaksızın boşlukta sabittir ve ışığın yayılması için maddeye ihtiyaç yoktur. Eğer ışığın yayılması madde yüküne veya maddi etkileşimlere bağlı olsaydı, uzay boşluğunda yıldızlardan ve galaksilerden gelen ışığı gözlemleyemezdik.

Sonuç olarak, hologramların oluşturduğu kütlesiz formlar, maddi bir temele dayanmaz ve demir çubuğu örneği bu bağlamda uygun bir karşılaştırma değildir. Hologramlar, enerji ve ışığın davranışlarıyla oluşan, maddi olmayan görüntülerdir. Bu nedenle, maddeden bağımsız fenomenlerin de var olabileceğini ve etkileşim yaratabileceğini kabul etmen gerekir. Hologramlarda görünen cisim, proton ve elektronlara sahip atomlardan oluşmaz; yani maddi bir yapısı yok ki maddi yük taşısın. Hologramın oluşturduğu görüntü, ışık dalgalarının girişim ve kırınım özelliklerini kullanarak ortaya çıkan optik bir fenomendir.


7D hologram teknolojisi, daha gelişmiş ve etkileyici bir projeksiyon teknolojisidir ve gösterilerde havada uçan nesneler veya canavarlar gibi gerçekçi görüntüler oluşturmak için kullanılır. Bu tür görüntüler, çok boyutlu ışık ve projeksiyon teknolojisi ile elde edilir. Ancak bu görüntüler, gerçek maddi varlıklar değildir; sadece optik bir yanılsamadır.Bir hologram, ışığın girişimine dayandığı için geleneksel anlamda maddi bir ortam gerektirmez, bilgiyi oluşturup iletmek için gerekli ışık dalgaları mevcut olduğu sürece boşlukta da görüntülenebilir.

spartacus
30-09-2024, 22:46
Hologramların oluşturduğu görüntüler maddi değildir; yani fiziksel bir kütleye veya maddeye sahip değillerdir. Hologramlar, ışığın girişim ve kırınım özelliklerini kullanarak üç boyutlu görüntüler oluşturan optik fenomenlerdir. Bu görüntüler, gerçek nesneler gibi görünebilir ama aslında sadece ışığın davranışının bir sonucudur ve maddi bir varlıkları yoktur.
Hala daha BOŞLUK diyesaçmalıyorsun, mutlak boşluk diye bir yer yok, madde yüküyle dolu -ışık, ses vb. dalgalar bu sayede anlam kazanır-, etkileşen, titreşen madde-ler. Tamamen boş bir alanda ne ışığı(etki-tepki biçimlerinden birisi) ne hologramı oluşturamazsın, g.ötünden sallama, ışık da madde, maddidir.

Görüntüyü oluşturan beynin, ışık etkisini oluşturan, kıran, veren, alan madde,yuh, pes. İnsan heykel de yapıyor değil mi? Burada fenomen olan ne? Heykelin maddi varlığı ne kadar ise, hologramla oluşturulan görüntüler de o kadardır, avare dingil! Baktığın monitörde ampullerden oluşuyor, monitörde bir manzara resmi olarak yorumlayacağın biçimde ampuller yanıp, söndüğünde, sen mal gibi monitöre bakıp, aa içinde manzara var diyorsun, monitörün içinde manzara falan yok, sadece ampuller yanıp, sönüyor, böylece ortamda oluşan etki, gözlerine etki ediyor, beyin de bu ampullerden gelen etkiyi yorumluyor, manzara kıyası, yorumu beyinde oluşturuluyor! Kısaca doğaya baktığında kaynağı doğa, monitöre baktığında kaynağı ışıktır, ancak taklittir(yani beyninde oluşturduğun aslında bir nevi -bilinçli- yanılgı, empati vs. çıkarımı yapılan -yani insan kurgusuyla sanki öyleymiş gibi varsayılan(!) manzara ise sanal -hayali manzara ise fenomen değil, fenomen öznenin yetisi, etki edenine tki biçimi vb. üzerine aranır!).

Güneş ışık kaynağı, madde, oluşturduğu etkilerden birisi de ışık, ısı(bu da aslında bir etkileşim) değil mi? Işığı maddeden ve aslında maddi etki temelinden bağımsız sanacak kadar cail veya sahtekarsın(ki defalarca açıkladım, ışık, ses, kuvvetler gibi soyutladığımız, kavramlaştırdığımız, kıyasladığımız, özünde(!) çeşitli MADDİ etki-tepkiler).

Günlerdir saçmalayıp, bol yalan yanlış, sahtekarlıkla konu neydi, nerelere getirdin, yeter artık zırvalamayı bırak, konuya gel, rezil trol. Gerizekalı türde masallar anlatma! Bırak masaldan tanrılar uydurup, uyduruklar adına bu derecede rezil, cahil, kepaze olmayı, değer mi? Bak ne demişim K.O.N.U.Y.A G.E.L;

1. Madde katıdır dedin, ama yalan, yanlış, maddeyi bu biçime indirgeyemezsin -şimdi 10 mesajdır yazdıklarının alakası ne? Alakasız
2. Madem uzay sınırlı, yön ve konuma bağlı ve iddian bu, o halde şu soruyu cevapla. (ne alakası var 10 mesajdır çorba ettiklerinin?)

... "nasıl ki uzay yön kavramına muhatap değilse" örneği veriyorum ki "ARTIK BASİT İFADELERİ ANLAYASIN!", anlamak ne kelime, sen cümleyi mahiyetinden kopartıp, uzay sınırlıdır, yön bağımlıdır tadında ayrı bir tartışma konusu üretiyorsun. Tamam işte madem öyle, soruyorum, cevap versene, bırak çamura yatmayı, konuyu boğmayı.

Buyur cevap ver;
Uzay ne(hangi) yöndedir?

dine mine ne
01-10-2024, 02:08
:boom: ışık da madde, maddidir.

Eğer ışık madde ise, karanlık nedir? Eğer ışık madde olarak tanımlanıyorsa, o zaman karanlık maddi bir yokluk mudur?:boom:

dine mine ne
01-10-2024, 02:35
Eğer vakum gerçekten 'madde ile yüklü' olsaydı, ışık uzayda nasıl serbestçe yayılabiliyor? Oysa biliyoruz ki ışık, boşluktan rahatlıkla geçiyor. Kuantum dalgalanmaları madde ya da yük taşımıyor; sadece geçici enerji dalgalanmalarıdır. Peki, bu dalgalanmalar yüklü olsaydı, çevremizdeki madde neden bu kadar stabil kalıyor? Eğer vakum yüklü olsaydı, tüm elektromanyetik ve fiziksel süreçler kökten değişirdi. Bu kadar açık bilimsel gerçekler ortadayken, hala vakumun yüklü olduğunu nasıl savunuyorsun?.

spartacus
01-10-2024, 07:41
Eğer ışık madde ise, karanlık nedir? Eğer ışık madde olarak tanımlanıyorsa, o zaman karanlık maddi bir yokluk mudur?
Aydınlık, karanlık, etki-tepkinin, tepkileşimin hissedilir(tepki verebilen yapı), hissedilemeyecek(tepki veremeyen yapı) düzeyde düşük olması veya olmamasıdır -ki karanlık da aslında karanlık değildir, ancak bizim aydınlığımız ışığa, etki düzeyinin belirli aralığına dayalı olduğu, alıcımızın(göz) ilgili etkiye tepki verebildiği yapı, ölçüsüyle görürüz. Eğer ışık değil ses dalgaları(daha kaba maddi yapıların etki-itki sağladığı) olsaydı, bu sefer karanlık ses dalgalarını alamadığımız noktalar olarak düşünülecekti, renkleri de sesin frekansına göre oluşturacaktık! :)

Gece elektrik butonuna dokun, ışığı kapat, nereye gitti? Fotonlar vb? Yoksa ortamdaki maddi yük yoğunluğu, irili form yapılardan, ki bu yapılar haliyle yoğunluk bakımından daha fazla madde yüküne sahiptir) etki aktı, sönümlenmesi mi oldu? Işığı kapattığında, sırf ortam karanlık diye ortam BOŞ mu oldu? karanlık da değildir, saf aydınlık-karanlık diye bir durum da yoktur, etkileşim halindeliği ve bu haldeliği algılayan öznenin, algılayabilme düzeyi vardır :)

Eğer vakum gerçekten 'madde ile yüklü' olsaydı, ışık uzayda nasıl serbestçe yayılabiliyor? Oysa biliyoruz ki ışık, boşluktan rahatlıkla geçiyor. Kuantum dalgalanmaları madde ya da yük taşımıyor; sadece geçici enerji dalgalanmalarıdır. Peki, bu dalgalanmalar yüklü olsaydı, çevremizdeki madde neden bu kadar stabil kalıyor? Eğer vakum yüklü olsaydı, tüm elektromanyetik ve fiziksel süreçler kökten değişirdi. Bu kadar açık bilimsel gerçekler ortadayken, hala vakumun yüklü olduğunu nasıl savunuyorsun?.
Vakum imkansızdır... Işık dalgaları da madde yükü, etki, tepki, direnciyle birlikte değişir. Manyetik alanlar => madde yükünden dolayıdır, bu yük esasında görünürde iri form-yapılarla ilgili değil, form-yapıların muhtevasını temil eden, çok daha küçük parçalar(atom altı parçalar ve o parçaları da meydana getiren atom altı parçalar altı parçalar) ve muhtevanın saf haliyle ilgilidir.

::O:::O::O::O::O::O::O:::O
::O:O::O::O::O::O::O:::O::
::O:::O::O::O::O::O:::O::
::O:::O::O::O::O::O::O:::O
::O:::O::O::O::O::O:::O::

İlgili alan yukarıdaki şekil gibi bir yapıylaifade edilebilir(kavranması namına). "O" ile ifade ettiklerim, "yapılar(iri cisimler, form-yapılar)", ": ->2 nokta" ile işaret ettiklerim de daha küçük yapılar veya parçacıkalr, madde yükü... Kırmızı "O" titreşen parça olsun, bu halde, mor olarak renklendirdiğim "O'lar da" titreşimin, etki alımı, yayılım göstergesi. Araları boş değil, parçalar etki yayılımıyla-aradaki noktalar sayesinde- birbirine yakınlaşıp, uzaklaştıkça, madde yükü, AKTI oluşumuna yol açar. Atıyorum O:::O ittiğinde, 2 O arasındaki madde yükü, iki O arasında O:O bu hali alır, diğer 2 :: ise etrafına dağılır, O'ların içinden de geçer veya O'lar noktaların üzerinden geçer, bu durumda O'ların içinde olan noktalar arasında da etkileşim yaşanır, yüklenme-madde yükü değişimi- yaşanır, bu iç etkiye de muhtemel titreşim diyeceğiz. Kısaca iç, dış, küçük, büyük etkiler, titreşim,dalga vb. olarak isimlendireceğiz. Tüm bu etkileşimler ve madde yükü değişimleri de kuvvet, İŞ, enerji vb. kavramımıza hayat verecek.

Sonraki sözlerinde yanlış, maddeyi dalgalar taşımaz, aksine etki eden ve maruz kalan madde yükü -> dalgaları -etki iletimi, aktı- oluşturur. iddia ettiğin gibi ne madde stabildir ne de stabil olabilir (çünkü madde yükü dahilindedir, bu etki öznenin fark edebildiği ve edemediği biçimlerde tezahür eder. Örneğin şu an oturduğun ev dahi hareketlidir, ancak bunu sen fark edemiyorsun diye, stabil olmuyor, bütün ypılar(!) madde okyanusunda anlam kazanır ve madde okyanusunda titreşir, etkielişir, yüzer.) Esasında aktarılan etki(madde yoksa etki de yoktur!), itki, aktı. Alan boş olmadığı için de etki-tepki, maddi yapılarda tepe ve alt noktalar oluşmasına -harekete yol açar.
Örneğin etki-tepki, itki biçimine göre, direnç ne kadar yüksekse, etki-itki etkisi o kadar fazla olur, ancak direnç, aktı boyunda etkiyi sönümlemeye doğru ilerler bu da tepe ve alt noktalar arasında değişime yol açar -dalga boylarının uzaması, kısalması! Sonuç: Dalhgalar, manteyik alan tümü de maddi etki-tepki biçimlerinden anlam kazanır.

Elektromanyetizma, elektrik yüklü parçacıklar arasında etkileşimle anlam kazanır. Etkileşimin ufkunca da etki alanı anlam kazanır, elektromanyetizma bu alana denir. Bütün kuvvetlerin temelinde etki-tepki yatar, elektrik, mekanik, kimyasal... -> tümü de görece form-yapı farklarına(bağ dokuları, ebadları, bağ dokunun maddi yükle olan ilişkisi, aralıkları, özellik, nitelikleri vb.) nazaran maddi etki-tepki biçimlerinden anlam kazanır. Kısaca yazdıkların yine boş, çünkü sen gerçekleri, olanı, olguları, kavramları tümü ç.a.r.p.ı.t.ı.y.o.r.s.u.n.

Soru ne oldu? Hala asıl soruya gelmedin, cevaplamamak için bin dereden alaksız bin su getirmeye devam ediyorsun, sebep? Uzay ne(hangi) yöndedir?

dine mine ne
01-10-2024, 18:30
Eğer vakum imkansızsa, yani her şey madde yüküyle doluysa, o zaman elektromanyetik dalgaların vakumda nasıl hareket ettiğini açıkla. Bildiğimiz gibi, ışık gibi elektromanyetik dalgalar, tamamen boş bir alanda, yani vakumda bile yayılabilir. Eğer vakum gerçekten madde yüküyle dolu olsaydı, dediğim gibi, ışığın vakumda yayılması mümkün olmazdı.

İkincisi, maddeyi sadece madde yüküyle açıklamak doğru değildir. Işık gibi elektromanyetik dalgalar, vakumda, yani maddesiz ortamda bile hareket edebilir. Madde ve enerji farklı yapılardır. Madde kütleye sahip olan bir şeydir, ancak enerjiyi taşıyan dalgalar (örneğin ışık) kütlesizdir.

Ayrıca 'madde durgun değildir, her zaman hareket eder' ifadesi doğru, ancak bu, maddenin stabil olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, içinde yaşadığım ev hareket ediyor olabilir, ama bu hareket, maddenin varlığını veya stabilitesini sarsmaz. Durağan olmayan şey, maddenin sürekli etki-tepki ilişkisi içinde değiştiğini söylemek değildir; madde enerjiye dönüşmediği sürece varlığını korur.

Sonuç olarak, elektromanyetik alanlar veya dalgalar maddeye bağlı değildir; tam tersine, madde olmadan da enerji taşıyabilirler. Maddi yapılar etki-tepki ilişkisiyle var olabilir, ama bu, her şeyin maddeyle tanımlanabileceği anlamına gelmez. Örneğin, elektromanyetik dalgalar maddeye ihtiyaç duymadan var olabilir. Bu da gösteriyor ki, madde her zaman etkileşime girdiği şey değildir; enerji, madde olmadan da kendi başına anlam kazanabilir.

Senin mantığına göre, eğer ışık madde ise, madde de ışık gibi davranmalı, yani madde de enerji yayabilen bir yapı olmalı. Işığı kapattığımızda, karanlık imkansız olurdu çünkü neydi? (madde = ışık) tı. :doh:

dine mine ne
01-10-2024, 19:03
Elektromanyetizma, elektrik yüklü parçacıklar arasında etkileşimle anlam kazanır. Etkileşimin ufkunca da etki alanı anlam kazanır, elektromanyetizma bu alana denir. Bütün kuvvetlerin temelinde etki-tepki yatar, elektrik, mekanik, kimyasal... -> tümü de görece form-yapı farklarına(bağ dokuları, ebadları, bağ dokunun maddi yükle olan ilişkisi, aralıkları, özellik, nitelikleri vb.) nazaran maddi etki-tepki biçimlerinden anlam kazanır. Kısaca yazdıkların yine boş, çünkü sen gerçekleri, olanı, olguları, kavramları tümü ç.a.r.p.ı.t.ı.y.o.r.s.u.n.


Çarpıtmıyorum senin eksiklerini tamamlamaya çalışıyorum. Yahu Elektromanyetik dedigin kuvvet, yalnızca yüklü parçacıklarla ilgili değil ki; aynı zamanda ışık, radyo dalgaları, X ışınları gibi elektromanyetik dalgalarla da ilgilidir. Bu dalgalar, kütlesiz fotonlar aracılığıyla taşınır ve elektriksel ya da manyetik bir yükle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Yani, bu dalgaların var olması için yüklü parçacıklara ihtiyaç yoktur.

Başka bir deyişle, bir şeyin diğerinin varlığına mutlaka bağımlı olmadığını, ancak aralarında yine de dolaylı bir ilişki olabileceğini ifade eder. Elektromanyetik dalgalar, örneğin vakumda yüklü parçacıklar olmaksızın da yayılabilirler.

Işığı maddeden bağımsız göremiyorsun ve bu yüzden ışığa madde diyorsun. Oysa ışık, kütlesiz fotonlar tarafından taşınan bir elektromanyetik dalgadır ve maddeye bağlı olmadan, örneğin vakumda bile yayılabilir. Işık, madde gibi kütleye sahip değildir ve bu yüzden maddeyle karıştırılamaz. Nokta

spartacus
01-10-2024, 22:04
Çarpıtmıyorum senin eksiklerini tamamlamaya çalışıyorum. Yahu Elektromanyetik dedigin kuvvet, yalnızca yüklü parçacıklarla ilgili değil ki; aynı zamanda ışık, radyo dalgaları, X ışınları gibi elektromanyetik dalgalarla da ilgilidir. Bu dalgalar, kütlesiz fotonlar aracılığıyla taşınır ve elektriksel ya da manyetik bir yükle doğrudan bir bağlantısı yoktur. Yani, bu dalgaların var olması için yüklü parçacıklara ihtiyaç yoktur.

Elektromanyetizma diyen sendin, o sebeple ona dair de yazdım :) ama bak ne demişim?
Bütün kuvvetlerin temelinde etki-tepki yatar, elektrik, mekanik, kimyasal... -> tümü de görece form-yapı farklarına(bağ dokuları, ebadları, bağ dokunun maddi yükle olan ilişkisi, aralıkları, özellik, nitelikleri vb.) nazaran maddi etki-tepki biçimlerinden anlam kazanır. Kısaca yazdıkların yine boş, çünkü sen gerçekleri, olanı, olguları, kavramları tümü ç.a.r.p.ı.t.ı.y.o.r.s.u.n.
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/a4/Amfm3-en-de.gif
Radyo dalgaları, radyo frekansı ile gerçekleşen elektromanyetik dalgalardır. Tel gibi somut bağlantılar kullanmadan, atmosfer içerisinde veri taşınmasına olanak tanırlar. Radyo dalgalarını diğer elektromanyetik dalgalardan ayıran özellikleri görece uzun dalgaboylarıdır.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Radyo_dalgalar%C4%B1
Kaldı ki ortam madde yüküyle dolu dersem, buradaki yük illa elektrik yükü vb. gibi değil, VARLIK anlamıyladır, ne diyeyim gerçekten beyin özürlü biri dahi cümlelerimden böylesine çarpıtmalar, alakasız yerlere çekmek gibi sonuçlar çıkartamazdı. sen 10 mesajdır(ki forumda ise 1.000 mesajdır) her şeyi yalan, yanlış çarpıtmakla, trollükle meşgulsün, senin gibiler o kadar çok ki, koskoca ülkeyi bile, 3-5 yalan, yanlış, çarpıtma, istismarla talan edip, resmen gasp ettiler. 5 kelimelik cümleleri bile anlama kapasiten yok, çünkü gerçekten cahilsin, "e göre, e dair" bunu bile kavrayamadın, cümlelerianlama şansın yok :) Tamam cahilsin, ama insanın hem cahili hem de böylesine arsız o.rospuyla(bacak arası değildir, huydur, bozuk karakterdir, ısrarla sürdürdüğün gibi) uğraşmak çok zor.

Radyo dalgaları da, yine maddi, etki-tepki süreçleriyle anlam kazanır ve elbette MADDİDİR, kısaca kaynağı, muhtevası(!) maddedir :)

KÜTLENİN ne olduğunu daha önce ifade ettim, foton dediğimiz de -ki her ne ise- maddedir, etkiler-tepkileşimler de maddidir Günümüz bazı -direk gözlemin dışında kalan, dolaylı çıkarımlara dayalı tanımlar sorunlu ve bu değişebilir, değişecektir de. Çünkü uzayın boş olmadığı, madde yükü(varlığı!), maddi ilişki ağları, etki-tepki deryalı, MADDİ DOKUYA SAHİP OLDUĞU İSPATLIDIR. Bu sebeple karanlık madde aranıyor, fakat biz henüz direk gözlemleyemediğimiz için(çünkü gözlem nesnelerimiz görece iri form-yapılar, etkilere tepki verebiliyor) ""karanlık" madde" diyoruz.

BAĞLI OLMAK ifadesini bile yanlış anlıyorsun, örneğin yağmurun yağması neye bağlıdır? Burada bağlı ifadesini çeşitli cisimlerin, birbirine direk, dolaysız bağlanması gibi bir şey sanıyorsun. Cümleleri anlamak için oku, burada bağlı ifadesi anladığın türden bağlı olmakla ilgili değil, kimileri sonucu yansıtma bağlamında, kimisi çok çeşitli ilişkilere dair, kimileri koşul çerçevesinde, kimileri etki-tepki sonucu anlamında, kimileri önününde, sonunda kaynağa bağlı anlam kazanması vb. temelinde kullanılan ifadeler. O kadar cahil bir trolsün ki, insan ne yapacağını şaşırıyor, cümleleri,kavramları ya hiç anlamıyorsun ya da daim yanlış anlamışsın, öyle saçmalıyorsun ki, tarifi zor...

Nerede nasıl bir deney yaptın da, ya da kavramları nerenden anladın da madde olmaksızın radyo sinyali oluşturdun, buyur göster! Kısa ve öz, bütün kuvvetler, dalgalar, alanlar da........-> MADDE VE MADDİDİR, lamı, cimi yok, net cevap veriyorum, özelde şu ve bu demiyorum.

Boşver bunları, gerçekten bu kafayla, yalan yanlış,çarpıtmalarla hayalibir tanrı yaratabileceğini mi sanıyorsun(aynı soruları bu sefer de o hayali, gereksiz saplantı tanrın için sormayacak mısın?)? sen itirazına gel ve soruyu yanıtla...

Madem ben uzay yön bağımsızdır dedim ve itiraz ettin, o halde;
Uzay ne(hangi) yöndedir?

dine mine ne
02-10-2024, 17:00
Higgs alanının bir kuantum alanı olduğunu ve bu alanında vakuma özel bir yapı kazandırdığını unutuyorsun. Higgs alanının vakumdaki özellikleri, parçacıkların kütle kazanmalarının temellerinden biri olan spontan simetri kırılmasına yol açar. Higgs alanının vakum durumu, Higgs vakumu olarak bilinen sıfır olmayan bir değere sahiptir ve bu, parçacıkların yalnızca bu alanla etkileşim yoluyla kütle kazandığı anlamına gelir.

Maddi olmayan alanlar (örneğin, Higgs alanı gibi kuantum alanları) ile kütlesis parçacıklar arasında bir etkileşim vardır. Bu etkileşim, parçacıkların kütle kazanması gibi çok temel fiziksel süreçleri açıklar. Bu içerik maddi değildir, çünkü kuantum alanları maddesel yapılar değil, enerji taşıyan alanlardır.

Yani, parçacıklar maddesel degiler, etkileşimde bulundukları alanlar (örneğin Higgs alanı)da maddi değildir. Parçacıklar bu maddi olmayan alanlarla etkileşime girerek kütle gibi özellikler kazanırlar. Bu durum, maddenin doğasını sadece maddesel süreçlerle açıklamaya çalışmanın yetersiz olduğunu gösterir. Buradaki içerik maddesel değil, enerji ve alanlar düzeyindedir.

Öncelikle, maddeyi ve elektromanyetik dalgaları kuantum alanları ve bunların etkileşimleri çerçevesinde anlaman gerektiğini bilmelisin. Elektromanyetik dalgaların kaynağı klasik anlamda bilindigi gibi madde değildir; çünkü her ikisi de alttaki alanların karmaşık dinamiklerinin ürünüyse her şeyin kaynağı madde olamaz.

Cünkü kütle, kendi başına izole bir şekilde var olan bir şey değil; daha ziyade madde olarak adlandırdığımız yapıların bir özelliğidir. Ancak yapilarin bu özelliği, uzay ve zaman içinde hareketle ilişkilidir. Hareket, enerji ve yapıların kütle arasındaki ilişkiyi tanımlayan denklem E=mc² de bu bağı sana gösterir.

Varligi hareketten kaynaklanan, iç unsuru olmayan bir yapıdır madde. Bunu anlaya bilmen icin: Vakumu kaynayan kütlesiz bir su gibi ve bu kaynar ortamda bir damlanın, yani kütlesiz bir yapının, ivmelenip kütlesine kavuşması gibi düşünebilirsin.

Dolayisiyla felsefi ve bilimsel açıdan bakıldığında kütle, maddi olmayan etkileşimler yoluyla ortaya çıkan bir özellik veya durumdur ve bu nedenle bağımsız veya içsel bir unsuru yoktur. Bu hakikat, gerçekliğin temel ilkelerini ve madde, enerji ve evrenin yapıları arasındaki ilişkileri anlamak için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla gözünü aç, kafanı çalıştır ve maddenin her şeyi açıklayamayacağını anla, çünkü madde de maddi olmayan bir temelin sonucudur. Yani, maddenin kendisi bile maddesel olmayan etkileşimlerden doğar, bu yüzden her şeyi sadece maddeyle açıklamaya çalışmak yetersiz kalmaya mahkumdur.


Maddeden yola çıkarak her şeyi açıklayamayacağın gerçeğini fark etmediğin sürece tartışmalarda hakaret etmeye başvurman kaçınılmazdir. Bu yüzden senin de kendini ifade ederken yetersiz kaldığını görüyorum. Maddeye dayanarak her şeyi açıklamaya çalıştığın sürecede, bu eksiklik seni farklı düşünceleri anlamak yerine her seferinde kişisel saldırılara yönlendirecektir. Yazik.

spartacus
02-10-2024, 22:27
Higgs alanının bir kuantum alanı olduğunu ve bu alanında vakuma özel bir yapı kazandırdığını unutuyorsun.
Yine nereleri, cehaletin ve gerçekten yarım akıl bir mantıkla -hangi linkleri- karıştırıp, sapı, samanı birbirine karıştırdın :)
Gözlem ortamlarında, saf vakum diye bir alan yok, bizim ifadelerimizde vakum görecelidir. E göreliği, varlığa muhtaçlığı vardır. Örneğin atmosfere boşluk deriz, ama biliriz ki boşluk değildir, fakat burada kullandığımız boşluk, hava boşluğu, atmosfer boşluğu gibi ifadeler, yani gözle görülebilir olan cisimler,etkilere kıyasladır :)
%100 vakum alanı değil, değil özel çaba, doğada %100 vakum oluşturmak imkansızdır, ancak bir neye göreliği olur, yanılgıların oluşmaması adına değinip geçeyim.

Maddi olmayan alanlar (örneğin, Higgs alanı gibi kuantum alanları) ile kütlesis parçacıklar arasında bir etkileşim vardır.
Maddi olmayan alan yoktur, zaten madde ve maddi etkileşimler olmaz ise alandan da söz edilemez.
Saf madde => kütlesizdir zaten, kütle, form-yapılara -cisimlere özgü...

Örneğin 2 veya daha fazla saf parça(madde), bağ, ilişki ve üzerinden form-yapı oluşturursa = oluşan cisim kütle sahibi olur, ne kadar parça ihtiva ediyorsa kütle de o kadardır, odur. Zaten kütlenin tanımı bu. Madde miktarına -yüküne- bağlıdır, aksi halde tek başına -form-yapı olmayan madde namına- kütleden söz edilemez, bu akıl, mantık ve ilgili kavrama da aykırıdır. Madde zaten, özünde kütlesizdir, ancak madde çeşitli form-yapılara, biçimlere muhteva, hayat verdiğinde, şeylerin nazarında kütle anlam kazanır. Birey ve kitle ilişkisi gibi düşünebilirsin, eğer toplum form-yapı olarak düşünülürse, kitleliği birey miktarına bağlıdır. Birey=kitle değildir, ama 10 birey bir topluluk oluşturursa => kitle ifadesi anlam kazanır. 2 kişi dahi kitledir, çünkü yüklüdür, neyle yüklü? Bireylerle, birey miktarı ne kadar artarsa, hem kitle(kütle) hem de ağırlık artar. Salt maddi değil, toplumsal anlamda manevi nazarda da o kadar artacak, ağırlıklı olacaktır. MİKTAR ÖLÇÜSÜ = NİCELDİR, yani KÜTLE de miktar ile ilgilidir ne kadar madde, o kadar kütle, İŞ, iş kapaitesi(enerji) miktar-ı(nicelik)i demek ki buradan da enerji hesabında neden kütle kullanıldığını da bir kez daha duymuş oldun(bu kaçıncı duyman, ama kavrayamıyorsun). Daha sen ölçü, miktar, ne kadar vb. gibi soru ve kavramlarımızın NİCEL olduğunu bilmiyorsun, sana ne anlatabilirim, insan olsan mümkün. Bunca sahtekarlığına, alavereliğine rağmen, sabırla anlatıyorum da.

Kısaca birey ve kitle gibi düşünebilirsin, tabi bu kadar basit izahlarımı anlamanın işine gelmediğini defalarca gördük.
Elektromanyetik dalgaların kaynağı klasik anlamda bilindigi gibi madde değildir; çünkü her ikisi de alttaki alanların karmaşık dinamiklerinin ürünüyse her şeyin kaynağı madde olamaz.
demişsin, her ŞEY'İN KAYNAĞI MADDEDİR, biz her şey'in kaynağına -> madde dedik, bu ismi verdik! hani sen pinokyo tanrı diyor, uyduruyorsun ya ya, DEĞİL, bizim metafiziğe ihtiyacımız yok, gereği de yok, işte her şey'in muhtevası, kaynağı, temeli maddedir, hasılı her şey(cisim, parça) madde, şeyler arasında ceryan eden ve etki-tepki biçimleriyle etkileşerek anlam kazanan bütün olgu ve olaylar da maddidir. Yazdıklarını 40 kere oku ve ben nasıl bu kadar gerizekalı lafızlarda bulunabiliyorum diye irdele. Oysa bütün karmaşık ilişkilerin temelinde, çok, ama çok basit, ilkel, temel ilişkiler yattığını daha önce izahla açıklamıştım, sen hem aşırı cahilsin hem anlayamadığın(kapasiten yetmediği için) aşırı çarpıtan birisin. sende emek,alınteri, düşünme yok, bari emeği vermiş olanları çarpıtma... bir şeyler edinmeye çalış. Sen sanıyorsun ki fizik alanı(metafizik olmayan yani!), stabil , şeyler katı* vs., değil. Madde, etkileşimler deryasındasın, duyular, algı namına elinde olan ise etkilere-tepki verme ve buradan anlamlar oluşturma çabası., İrisinden, en ufağına değin, ortam KAOTİK bir şey'ler, etki-tepki deryası ve bu etki-tepkileşimler, çok çeşitli seviyeler, çok çeşitli etki düzeylerinde... Kısaca öyle bir okyanusun içindesin, sana karmaşık gelen ne varsa bu senin kapasitesizliğinden, özneliğinden, farkında olamadığın balıklıklığından dolayı. Şu an oturduğun sandalyede, aynı anda envai tür etkileşimler, titreşimlerle, hatta senin etkin bile bir dolu tireşim, dalgalar yaymasına sebep oluyor, temelde hiç bir şey, alan sabit değil, kaotik -çünkü maddi bir okyanus dahilinde...

* Katı, sıvı vb. tümü de moleküler yapıyla ilgili, temel parçalar katı, sıvı,gaz vs. olamaz, imkan yok, çünkü temel parçadırlar(birey), moleküler(kitle, kütleye de anlam kazandıran) yapılarından söz edilemez :)

Düşünsene böyle saçma sapan, akıl, mantık, bilim dışı lafızlarla gerekçeler üretecek kadar cahil, izah edildiği halde -ki nasıl üretildiklerini dahi ifade ettim, bütün yapılması gereken maddi yapılar arasında etkileşim ortamı sağlamak, daha doğrusu zaten varolan maddi etkileşimleri, TAKLİT ederek kullanmak!, gerçekten geri zekalı, akıl, mantık dışı biçimde kelime, kavramları, cümleleri, anlam, ilişkileri çarpıtacak kadar da arsız, utanmaz, arlanmazsın. Bak yazdığın edebiyatı buradan sonrası için okumama gerek kalmadı, cahil.

Safsataları bırak, konumuz "nasıl ki uzay sınırsız ve yön bağımsızdır, bu bakımdan uzay yön kavramına muhatap değildir yön kavramı için uzay gerekir, uzay için ise yön kavramı gerekmez, uzay herhangi bir yöne tabi, BAĞLI kılınamaz" ifademi, Bilal'e değil, mala anlatır gibi -muhatap olmama durumunı anlayasın diye örnek verdim, sen uzay sınırlıdır, yön bağımlıdır diye itiraz etmiştin. KONU BUYDU, NE ZAMAN SANA SORU SORDUM her cevabın ne mantık ıdlı itirazınla ne de soruyla ilgili, ALAKALI omadı. Cehaletini ortaya serdiğin çarpıtmalar, yalan, dolanlarla dolu bir garabet, sıçıp, bez isteyip, sıvamak gibi.

Madem ben uzay yön bağımsızdır dedim ve itiraz ettin, o halde;
Uzay ne(hangi) yöndedir?