PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Muhtıraya Ret..


frodo
14-05-2007, 12:25
Yorumsuz...



Muhtıraya ret
'Muhtıra' olarak nitelendirilen Genelkurmay açıklamasına karşı yayımlanan bildiride 'Demokrasiyi yok etmeye yönelen her tür müdahaleye karşı direnme hakkına sahip olduğumuzu belirtiyoruz' denildi


İSTANBUL Milliyet


Aralarında 67 gazeteci ve yazarın, 48'si profesör olmak üzere toplam 132 akademisyenin, 35 hukukçunun, sanatçıların ve çeşitli meslek dallarından kişilerin yer aldığı 500 yurttaş, Genelkurmay Başkanlığı'nın "muhtıra" olarak nitelenen açıklamasına karşı bir bildiri yayımladı. Muhtırayı reddettiklerini bildiren imzacılar, "Demokrasiyi yok etmeye yönelen her türlü müdahaleye karşı direnme hakkına sahip olduğumuzu açıkça belirtiyoruz" dedi.
Adalet Ağaoğlu, Ahmet Altan, Ahmet Hakan, Prof. Ahmet İnsel, Ali Bayramoğlu, Ali Nesin, Prof. Baskın Oran, Bilgesu Erenus, Çetin Altan, Deniz Türkali, Derya Sazak, Emine Uşaklıgil, Prof. Eser Karakaş, Eşber Yağmurdereli, Etyen Mahcupyan, Prof. Gencay Gürsoy, Genco Erkal, Prof. Halil Berktay, İpek Çalışlar, Latife Tekin, Prof. Mehmet Altan, Mehmet Güleryüz, Mete Tuncay, Murat Belge, Murathan Mungan, Nuray Mert, Osman Kavala, Pınar Kür, Prof. Taner Akçam, Tuğrul Eryılmaz, Prof. Ufuk Uras, Gülsün Karamustafa, Prof. Sadun Aren ve Cüneyt Türel'in de aralarında bulunduğu 500 kişinin yayımladığı Yurttaş Bildirisi'nde şöyle denildi:
'Silah gölgesinde siyaset olmaz'
"27 Nisan 2007 gecesi yayımlanan Genelkurmay Başkanlığı muhtırası, zaten kısıtlı olan demokrasimizi çok ağır yaraladı. Askeri bürokrasinin siyasi alana müdahale etmesi, siyasetin silahların gölgesinde yürümesinin doğal karşılanması, siyasal yaşamın asker vesayeti altında olması kabul edilemez. Genelkurmay Başkanlığı'nın muhtırası demokrasiye yönelik açık bir tehdit ve yasalara göre suçtur. Biz aşağıda imzası bulunan yurttaşlar, bu muhtırayı açıkça reddediyoruz.
'Seçim krizi çözmez'
Bugün siyasal, ekonomik, sosyal alanda yaşadığımız kriz, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle de aşılamayacak derinliktedir. Cumhurbaşkanı seçiminde oy veren seçmenlerin yarıya yakınının siyasi tercihlerinin mevcut seçim yasaları ile parlamentoya yansımayacağı bir sistemde kriz devam edecek, yeni bir genel seçim de krizi çözmeyecek ve sadece kısa bir süre için erteleyecektir.
'Seçim barajı kaldırılmalı'
12 Eylül rejimi bütünüyle tıkanmıştır. Bugün yaşanan sorunların temelinde, 12 Eylül darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası ve bu Anayasa'nın kurguladığı rejim vardır. Türkiye, içinde bulunduğu bunalımdan kalıcı biçimde çıkmak istiyorsa, bir an önce bu Anayasa'dan kurtulmalıdır.
Ülkemiz, özgürlükçü, çoğulcu, barışçı, demokratik, laik anlayış ortak paydasında, hukukun uluslararası ilkeleri ve değerleri ile örülmüş yeni bir anayasaya kavuşmadıkça, keza seçim barajları kaldırılarak toplumun bütün kesimlerinin siyasal temsiline olanak tanıyan bir seçim yasası benimsenmedikçe, sürekli kriz üreten bu yapıyı ve krizden beslenen odakları etkisiz kılmak mümkün değildir.
'Daha fazla demokrasi'
Oysa son günlerde yaşananlar, olması gerekenin tam aksine, 'vesayet demokrasisi'nin açık darbeye dönüştürülmesi için bahaneler arandığını gösteriyor. Bizler, laik cumhuriyetin, muhtıralara yaslanarak değil ancak daha fazla demokrasi içinde yaşatılacağına inanıyoruz. 'Ne mutlu Türküm demeyenler düşmandır' diyebilenlere yanıtımız açıktır: Bizler bu ülkenin sorumlu, duyarlı yurttaşlarıyız ve yaratılan bu ortamda asla mutlu değiliz.
Özgür, demokratik, laik Türkiye'yi korumaya kararlı yurttaşlar olarak demokrasiyi yoketmeye yönelen her türlü müdahaleye karşı direnme hakkına sahip olduğumuzu açıkça belirtiyoruz."

Yurttaş Bildirisi imzacılarının tam listesi:

Abdullah Damar - Abdullah Öztüre - Adalet Ağaoğlu - Adalet Dinamit - Adem Avcıkıran (Diyarbakır Tabib Odası Bşk.) - Adnan Bostancıoğlu - Ahmet Abakay (ÇGD Genel Başkanı) - Ahmet Ağaoğlu - Ahmet Altan - Ahmet Aykaç (Prof. Dr.) - Ahmet Çakmak (Prof. Dr.) - Ahmet Dindar - Ahmet Ersoy - Ahmet Hakan - Ahmet İçduygu (Prof. Dr.) - Ahmet İnsel (Prof. Dr.) - Ahmet Öztürk - Ahmet Şık - Ahmet Ümit - Ahmet Yıldırım - Akın Atalay - Akın Atauz - Alev Sahar - Ali Bayramoğlu - Ali İhsan Gündoğdu (Adıyaman Tabip Odası Bşk.) - Ali İzar - Ali Kazancıgil - Ali Kerim Mutlu - Ali Nesin (Prof. Dr.) - Ali Özbaş (Kaos Gn. Bşk.) - Ali Özdamar - Ali Tevfik Berber - Ali Uçansu - Anıl Duman - Arif Ali Cangı - Arif İsmet Yılmaz - Arzu Başaran - Aslı İçözü - Aslı Öngören - Aslı Tunç - Ayben Altunç - Aydan Çelik - Aydın Bodur - Aydın Cıngı (SODEV Gn. Bşk.) - Aydın Engin - Aydın Müftüoğlu - Ayfer Bartu Candan - Ayhan Bilgen (Mazlum Der Gn. Bşk.) - Ayla Gürsoy (Prof. Dr.) - Ayse Günaysu - Aysen Candaş Bilgen - Ayşe Berkman - Ayşe Berktay - Ayşe Buğra (Prof. Dr.) - Ayşe Erzan (Prof. Dr.) - Ayşe Gül Altınay - Ayşe Önal - Ayşegül Molu - Ayşegül Engün - Ayşen Melekli - Aziz Çelik - Bahri Bayram Belen - Barboros Görgen - Baskın Oran (Prof. Dr.) - Bekir Balkız - Bekir Berat Özipek - Bekir Şensoy - Beral Madra - Berat Günçıkan - Berdan Ekinci - Berk Çakır - Betül Tanbay - Beyhan Günyeli - Beyhan Suna - Beyhan Karadam-Eker - Bilgesu Erenus - Biray Kolluoğlu Kırlı - Bircan Yorulmaz - Burak Bener - Buse Kılıçkaya (Pempe Hayat Bşk.) - Bülent Arınlı - Bülent Atamer - Bülent Aydın - Bülent Somay - Bülent Utku - Büşra Ersanlı (Prof. Dr.) - C. Murat Özgünay - Cafer Solgun - Celal Sonuvar - Celal Yıldırım (Diş Hekimi Birliği Bşk.) - Celalettin Can - Cem Duman - Cemal Polat - Cengiz Aktar - Cengiz Güleç (Prof. Dr.) - Cihan Şenoğuz - Coşkun Üsterci - Cüneyt Türel - Cüneyt Türksen - Cüneyt Uzunoğlu - Cüneyt Ülsever - Çağatay Anadol - Çağhan Kızıl - Çağlayan Üç - Çetin Altan - Çetin Yılmaz - Çiğdem Mater - Çiğdem Turgay – Çiğdem Yergök - Dağhan Irak - Deniz Ali Gür - Deniz Gündüz - Deniz Kavukçuoğlu - Deniz Türkali - Derin Terzioğlu - Derya Sazak - Dilek Çetinkaya - Dilek Kurban - Dinçer Sezgin - Doğan Genç - Doğan Tılıç - E.H. Karacavo - Ekrem Çakıroğlu - Elif Özgen - Elif Özgen - Emine Uşaklıgil - Emrah Uyar - Emre Senan - Ercan Demir - Erdem Ovacık – Erdem Selence - Erdağ Aksel - Erdal Karayazgan - Erdal Yıldırım - Erdoğan Aydın - Ergin Cinmen - Ergun Gümrah - Ergün İşler - Erkal Selvi - Erkan Saka - Erkan Şen - Erol Çıtak - Erol Katırcıoğlu (Prof. Dr.) - Erol Kızılelma - Ersin Salman - Ersu Pekin - Ertan Daş - Eser Karakaş (Prof. Dr.) - Esra Koç - Esra Mungan – Eşber Yağmurdereli - Etyen Mahcupyan - Fadime Gök (Prof. Dr.) - Fahri Aral - Fatma Nevin Vargun - Ferda Keskin (Doç.Dr.) - Ferdan Ergut - Ferhat Kentel (Doç. Dr.) - Feride Çiçekoğlu - Feridun Yazar – Ferzende Kaya - Fethi Açıkel (Doç. Dr.) - Fethiye Çetin - Feyha Karslı - Feyyaz Yaman - Feza Kürkçüoğlu - Fırat Aydınay - Fikret Adaman (Prof. Dr.) - Fikret Başkaya (Doç. Dr.) - Fikret İlkiz - Filiz Koçali - Firuz Kutal - Fuat Keyman (Prof. Dr.) - Fuat Uğur - Fuat Vardal - Gaye Boralıoğlu - Gencay Gürsoy (Prof. Dr.) - Genco Erkal - Gökçen Başaran - Gulhan Moel - Gülen Aktaş (Prof. Dr.) - Gülgün Erdoğan Tosun (Doç. Dr.) - Gülgün Meşe - Güliz Kaptan - Gülnur Acar-Savran – Gülnur Aksop - Gülsün Karamustafa - Gülten Kaya - Günay Göksu Özdoğan (Prof Dr.) - Gündüz Mutluay - Habib Bektaş - Hacer Ansal (Prof. Dr.) - Hakan Tahmaz - Hale Akay - Halil Berktay (Doç. Dr.) - Halim Bulutoğlu - Haluk Ağabeyoğlu - Haluk İnanıcı - Haluk Tekeli - Handan Çağlayan - Hanifi Kurt - Hasan Erkul - Hasan Kuruyazıcı - Hasan Mollaoğlu - Hasan Öztoprak - Hasan Toprak - Hasip Kaplan - Haydar Ergülen - Hayri Kozanoğlu - Hilal Küey - Hilmi Maktav - Hülya Gülbahar - Hülya Uçansu - Hülya Üçpınar - Hürriyet Karadeniz - Hürriyet Şener - Hüseyin Çakır - Hüseyin Ayyıldız - Hüseyin Turhallı - Hüsnü Okçuoğlu - Hüsnü Ovacık - Hüsnü Tuna - Işıl Kasapoğlu - İ.Hakkı Tombul - İbrahim Halil Şimşek - İbrahim Ünal - İhsan Aksoy - İlker Demir - İlknur Demirörs - İpek Çalışlar - İrfan Açıkgöz (Prof. Dr.) - İsmail Aydın - İsmail Özgül - Jaklin Çelik - Jale Mildanoğlu - Jale Parla (Prof. Dr.) - Kadir Akın - Kamuran Yıldırım - Kemal İnan (Prof. Dr.) - Kemal Kıraç - Kerem Öktem - Kıymet Coşkun - Koray Çalışkan - Latif Küey - Latife Tekin - Levent Ünsaldı - Levent Yılmaz (Doç.Dr.) - Leyla İpekçi - Leyla Karakaynak - Lokman Şahin - M. Asım Karaömerlioğlu (Doç. Dr.) - M. Mehmet Söylemez - M. Nafiz Koç - Mahir Günşiray - Mahir Karaboğa - Mahmut Saylıkay - Mahmut Toğrul (Doç. Dr.) - Mahmut Yıldırım - Marianna Yerasimos - Mebuse Tekay - Mehdi Perinçek - Mehmet Alçınkaya - Mehmet Altan (Prof. Dr.) - Mehmet Can (Prof. Dr.) - Mehmet Demir - Mehmet Güç - Mehmet Güleryüz - Mehmet Karlı - Mehmet Kuyurtar - Mehmet Salmanoğlu - Melek Göregenli (Prof. Dr.) - Melek Ulagay - Meltem Toksöz - Mensur Akgün - Meral Azizoğlu (Prof. Dr.) - Meral Danış Beştaş - Meryem Kavak - Mesut Beştaş - Mesut Öztürk - Mesut Yeğen - Mesut Yücebaş - Mesut Yücebaş – Mete Tuncay (Prof. Dr.) – Mete Yeğni - Metin Aksoy - Metin Bakkalcı - Metin Çılgın (Mardin Tabip Odası Bşk.) - Metin Demirci - Mithat Sancar (Prof.Dr.) - Murat Aksoy - Murat Belge (Prof. Dr.) - Murat Çelikkan - Murat Karaduman - Murat Morova - Murat Paker - Murat Satıcı - Murat Utku - Murat Uyurkulak - Murat Zeytinli - Murathan Mungan - Musa Çam - Mustafa Akyol - Mustafa Mayda - Mustafa Paçal - Mustafa Şen - Mustafa Yasacan - Muzaffer Saruhan (Diyarbakır Diş Hekimleri Odası Bşk.) - Müfid İşler - Müjgan Arpat - Müjgan Güneri - Münir Kebir - Nabi Yağcı - Nadire Mater - Nazan Aksoy (Prof. Dr.) - Nazan Üstündağ - Nazar Büyüm - Nazım Öztürk - Nebahat Akkoç - Necat Yıldız - Necmi Demirci - Necmi Erdoğan (Doç. Dr.) - Necmiye Alpay - Nergis Pamukoğlu Daş (Doç. Dr.) - Nesrin Sungur (Prof. Dr.) - Neşe Erdilek - Neşe Yaşın - Neyyir Berktay - Nihal Saban (Prof. Dr.) - Nihat Yıldırım (Adıyaman Tabip Odası Bşk.) - Nil Mutluer - Nilgün Toker (Doç. Dr.) - Nilgün Yurdalan - Nimet Tanrıkulu - Nur Arıkan - Nuran Talyak - Nuray Mert - Nuray Uzunören (Prof. Dr.) - Nurdan Arca - Nuri Ersoy - Nuri Ödemiş - Nurten Tuç - Nüket Kardam (Prof. Dr.) - Nükhet Dilmen - Nükte Devrim Bouvard - Okan Akhan - Olcay Canbulat - Onur Salman - Oral Çalışlar - Orhan Alkaya - Orhan Doğan - Orhan Silier - Orhan Taylan - Orkun Yeşim - Osman Ergin - Osman Kavala - Osman Yener - Osman Zorba - Oya Baydar - Oya Köymen (Prof. Dr.) - Ömer Akat - Ömer Türkeş - Ören Altmışyedioğlu - Özcan Yurdalan - Özdem Petek - Özgür Gökmen - Özgür Soysal - Özgür Uçkan - Özlem Ateş - Özlem Dalkıran - Özlem Duva Kaya - Öztürk Türkdoğan - Perihan Dostgül - Pınar Aytaçlar - Pınar Kür - Pınar Selek - Raffi A. Hermonn - Ragıp İncesagir - Ragıp Zarakolu - Rasim Öz - Recep Rodoplu - Reha Tokgöz - Reşat Kasaba (Prof. Dr.) - Reşit Canbeyli (Prof. Dr.) - Reyhan Başaran - Reyhan Yalçındağ - Rıdvan Akar - Rıza Dalkılıç - Rojbin Tugan - Roni Marguiles - Rüstem Batum - Sabahat Tümerdem - Sabahat Meriç - Sabahat Kurcu - Sabih Ataç - Sacit Kayasu - Sadık Karamustafa - Sadun Aren (Prof. Dr.) - Sait Çetinoğlu - Salima Taşdemir - Salkım Selvi Bener - Sami Gören - Saruhan Oluç – Seçil Aytuğlu – Seçil Bulut - Seda Altuğ - Sefa Feza Arslan - Selahattin Demirtaş - Selçuk Candansayar - Selim Taşdemir - Semih Çelik - Semih Kaplanoğlu - Semra Somersan (Doç. Dr.) - Senih Özay - Serdar M. Değirmencioğlu - Serpil Sancar (Prof. Dr.) - Sevan Nişanyan - Sevilay Çelenk – Sevin Okyay - Seydi Fırat - Sezai Temelli - Sezai Sarıoğlu - Sezgin Tanrıkulu (Diyarbakır Baro Başkanı) - Sibel Erduman - Sibel Yardımcı - Simten Coşar (Doç. Dr.) - Suavi Aydın (Doç. Dr.) - Suna Parlak - Sururi Demirtaş - Suzan Samancı - Şaban Dayanan - Şahika Yüksel - Şanar Yurdatapan - Şebnem Korur Fincancı (Prof. Dr.) - Şefik Beyaz - Şehbal Şenyurt - Şehrazat Çakıroğlu - Şemsa Özar (Doç. Dr.) - Şeref Mustafa - Şeyhmus Diken - Şinasi Haznedar - Şirin Tekeli (Prof. Dr.) - Şükrü Hatun (Prof.Dr.) - Tahsin Ekinci - Tahsin Yeşildere (Prof. Dr.) - Taner Akçam - Taner Güven - Tanıl Bora - Tanju Tosun (Doç. Dr.) - Tansel Güçlü - Tarık Ziya Ekinci - Tayfun Mater - Teoman Madra - Teoman Pamukçu - Tora Pekin - Tuğrul Eryılmaz - Tuna Beklevic - Tuna Erdem - Tuncay Birkan - Turgay Oğur - Tülay Artan - Tümay İmre - Türkan Yalçın Sancar (Doç. Dr.) - Ufuk Uras - Uğur Kutay - Umut Tümay Arslan - Ümit Cizre (Prof. Dr.) - Ümit Fırat - Ümit Kardaş - Ümit Kıvanç - Üstün B. Reinart - Vahap Coşkun - Vangelis Kechriotis - Vasıf Kortun - Vecdi Sayar - Vedat Kalender (Şanlıurfa Tabip Odası Bşk.) - Veli Ünlü Gedik (Batman Tabip Odası Bşk.) - Veysel Eşsiz - Veysi Altay - Veysi Sarısözen - Yahya Madra - Yalçın Ergündoğan - Yaman Barlas (Prof. Dr.) - Yaprak Zihnioğlu - Yaşar Güner - Yeşim Atamer (Doç. Dr.) - Yeşim Erdem - Yıldıray Oğur - Yıldıray Ozan (Prof. Dr.) - Yıldız Önen - Yunus Bircan - Yusuf Alataş (İHD Gn. Bşk.) - Yüksel Selek - Z. Pelin Bayındır - Zafer Aydın - Zafer Kurtul - Zafer Üskül (Prof. Dr.) - Zakaryan Mildanoğlu - Zehra Şenoğuz - Zeki Gül - Zerrin Kurtoğlu - Zeynep Gambetti - Zeynep Tanbay - Zeynep Taşkın - Zeynep Adacan - Zeynep Vardal - Zozan Özgökçe - Zuhal Bilgin - Zülal Kılıç

sargon
14-05-2007, 12:35
Aynen katiliyorum.

frodo
14-05-2007, 12:39
dur sargon'u da ilave ediyim *:lol:

pante
14-05-2007, 13:29
Ben de aynen katılıyorum. *:)
Türkiye'nin aydınları, demokratları olaylara duyarsız kalmamalı, yerinde ve zamanında olumsuz konularda ilgili mercilere tepkilerini duyurmalıdırlar.
Keşke bu bildiriye imza atanları her olumsuz konuda böyle duyarlı görebilseydik.
Ne yazık ki birçoğu bugüne kadar " Bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler" politikası içinde tavır sergilemiş ve hiçbir konuda iktidara yönelik olarak bir tepki ortaya koymamışlardır.
Bunları bugüne kadar iktidarın yanlış eğitim politikalarına karşı bir girişimde görmedik. Kadrolaşmalara, yolsuzluklara, işsizliğe, yanlış ve yanlı özelleştirmelere, aşırı borçlanmaya, yatırım yapmamaya, işçilerin, çalışanların sendikal haklarına, akademik haklara tavır koyamadılar.
Bunlar Kyoto sözleşmesinin kabulü taleplerine imza vermediler. Bunlar 1 Mayıs'ta iktidarın zorba uygulamasına karşı tepki koymadılar. Bugüne kadar F tipi cezaevlerinde yaşatılan zulüm karşısında sessiz kaldılar.
Bunlar, artık seçim aşamasına gelinmiş şimdi %10 barajının sözünü ediyorlar. Bir yıl önce aklınız nerdeydi? Bunlar iktidarın dayatmacı cumhurbaşkanı seçiminde sessiz kaldılar. Bunların birçoğu iktidarı destekleyici yazılarda, konuşmalarda bulundular. Açık oturumlarda iktidarı savundular.
Bunların birçoğunun *ABD'nin Irak politikasına karşı karşı çıkmadığını gördük.

Bütün bunlara kayıtsız, sessiz kalanların muhtıra olarak adlandırdıkları genelkurmayın bir web açıklamasına karşı ayağa kalkmış olmaları manidardır. Üstelik de mesele soğuduktan sonra.

Bunların ülkenin kötü gidişatı ve laikliğin tehlikeye girmesi karşısında duyarlılık gösteren ve demokratik tepkilerini ortaya koyan milyonların katıldığı mitingleri eleştirirdiklerini ve o kitleleri darbeci olarak nitelediklerini gördük.

O nedenle bildiri içeriğinin geneline katılmakla birlikte, bildiri sahiplerinin büyük çoğunluğunu samimi bulmuyor, hala iktidarın borazanlığını yapar bir havada görüyorum. Samimi olsalardı, sözde muhtırayı eleştirirken, iktidarın da yanlış politikalarına değinirlerdi. Bu bildiriyi genelkurmaya karşı konulmuş bir tavır olarak değil, seçim sürecine girilen ortamda iktidara verilmiş bir destek olarak görüyor ve bildiri sahiplerini her zaman, her konuda ülkenin ve halkın çıkarları doğrultusunda duyarlı ve tepkili görmek istiyorum. Yoksa kimseye inandırıcı gelmeyeceklerdir.

Cemal
14-05-2007, 14:13
Aynen katiliyorum.

"Ona asla reddedemeyeceği bir teklifte bulunacağım"
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Don Corleone
(Baba filminin unutulmaz repliği :) *)

Ben de aynen katılıyorum. * :)
Türkiye'nin aydınları, demokratları olaylara duyarsız kalmamalı, yerinde ve zamanında olumsuz konularda ilgili mercilere tepkilerini duyurmalıdırlar.

Bendeaynene katılıyom.benim neyim eksik katılmayım.. 8O
üStelik ben pırofumda..
FırODO abim benim imzamada koy.
SEn koymassan ben koyarım.. :lol:

.......
* ........
... Ümit Cizre (Prof. Dr.) - Ümit Fırat - Ümit Kardaş - Ümit Kıvanç - Üstün B. Reinart - Vahap Coşkun - Vangelis Kechriotis - Vasıf Kortun - Vecdi Sayar - Vedat Kalender (Şanlıurfa Tabip Odası Bşk.) - Veli Ünlü Gedik (Batman Tabip Odası Bşk.) - Veysel Eşsiz - Veysi Altay - Veysi Sarısözen - Yahya Madra - Yalçın Ergündoğan - Yaman Barlas (Prof. Dr.) - Yaprak Zihnioğlu - Yaşar Güner - Yeşim Atamer (Doç. Dr.) - Yeşim Erdem - Yıldıray Oğur - Yıldıray Ozan (Prof. Dr.) - Yıldız Önen - Yunus Bircan - Yusuf Alataş (İHD Gn. Bşk.) - Yüksel Selek - Z. Pelin Bayındır - Zafer Aydın - Zafer Kurtul - Zafer Üskül (Prof. Dr.) - Zakaryan Mildanoğlu - Zehra Şenoğuz - Zeki Gül - Zerrin Kurtoğlu - Zeynep Gambetti - Zeynep Tanbay - Zeynep Taşkın - Zeynep Adacan - Zeynep Vardal - Zozan Özgökçe - Zuhal Bilgin - Zülal Kılıç.
pırof.dere.Zere.Cemal ve yrd. doç.dere. de-Ve yaŞŞar

mhmd
14-05-2007, 14:27
AMA, diyerek başlayanlarla birlikte değil,
NE OLURSA OLSUN, Sivil yönetimlerin üzerine, militarist tüm baskılara HAYIR.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

sodomo--
14-05-2007, 16:46
Bu tip muhtıra dönemleri "demokratlara" ve "demokrat geçinenlere" olağanüstü fırsatlar sunar. İleride torunlarına "darbe oldu, muhtıra oldu ve ben tepkimi koydum aslanlar gibi " diyebilecek hoş anılar bırakacaktır onlara. Ömürleri boyu anlata anlata bitirmezler bunu. "Darbeye direnmiş olmak" az destansı bir kahramanlık değilidir.

İran 1979'da İslam rejimine geçti. O gün bugündür yani 28 yıldır en ufak bir ilerleme yok ve daha nice 28 yıl boyunca öyle kalacak. Kadınlar saçlarını kısmen gösteriyorlardı ama şimdi o da yasaklandı ve 3 bin kadın tutuklandı bu yüzden. Eğer ikinci defa bunu yaparlarsa "kırbaç" cezasına çarptırılacaklar.

Neden demokrasi, insan hakları, laiklik denilince aklıma hep İran kadınlarının dramları gelir bilmem?

Hitler iktidara seçim ile geldi ve bu Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi başkanı diğer sosyalistleri içeri tıkana ve kurşuna dizene kadar sosyalistler burjuva demokrasisinin erdemine inanır ve savunurlardı.

Acaba şimdiki akılları olsaydı bu Alman demokrasisinin bir parçası olan Hitler ve partisine karşı muhtıra verilmesi durumunda sosyalistler muhtıraya karşı çıkarlar mıydı?

Eminim karşı çıkarlardı ve o burjuva demokrasisini "kahramanca" savunurlardı.

Hele İran'da mollalar ile şaha karşı işbirliği yapmaları da ayrı bir destansı demokrasi mücadelesidir onu da ekleyelim.

Tarih ondan ders almayanlar için daima tekerrür eder.
Sosyalistler tarihten ders almamış olabilir ama bu yalnızca onları bağlar.
Laiklik konusunda söyleyecek sözü olmayanların demokrasi konusunda söyleyecek hiç bir sözü olamaz.
Laiklik ve demokrasi. Ya bu ikisini birden savunacaksın ya da ikisini birden tehlikeye atacaksın.
İşte böyle bir dönemeçteyiz.

14-05-2007, 19:49
sokaklarda şalvarlı sarıklı cübbeli sakallı yeşil yeşil yobazlar görmektense
muhtıra ya razıyım, *gerçeği görmek lazım, o kadarda kasmanın anlamı yok,
muhtıra veren kötü bişeymi yapmış, araplara özenip sürünmeyin, yolunuz
aydınlık olsun diyor adamlar, şeriatçılar oldukça muhtırada olacaktır, verenin
kalemine kuvvet.

mhmd
14-05-2007, 19:55
Olay budur.
Kasmayın, gevşeyin.
Pek çok şeyin, dipçik gücüyle ne güzel olacağını göreceksiniz.

Vurulan yerlerde güller bitecektir.
Yazılan yerlerde sümbüller.

Olmuyor mu?
E canım sizde kasmayın canım.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

14-05-2007, 20:51
bu ülkeye demokrasi bir kaç numara büyük geliyor mhmmd, kuran ile yönetilmektense
dipçik ile yönetilmeye razıyım, bu son uyarının dipçik ile ne alakası varsa artık. *askerler
uzaydan gelmedi mhmmd, onlarda en az sizin kadar söz sahibi bu ülkede, dışardaki ve
içerdeki düşmanlara karşı bu ülkeyi korumak onların görevi, şeriat gelip cumhuriyetin
tepesine oturacak, herkes susacak, neymiş efendim demokrasi, ben böyle demokrasinin...

mhmd
14-05-2007, 21:47
Sn. gandalf,

Görüşlerinizde yanlız değilsiniz ülkemiz insanları içinde.
-Sallandıracaksın maydanlarda birkaç kişiyi, bak bakalım bu suçu işleyen kalıyor mu?
Sözlerini sarf edenler ile;
-Bizlere demokrasi fazla canım. Başımıza eli sopalı, babayiğit bir döven olmayınca akıllanmayız.
Diyenler aynı saflardadır.
Ben demokrasi demiyorum, demeyeceğim.

Ben Güney Doğu'da, Rojin bebeğin annesinin, köylerindeki su derdi için sesini yükseltmesi diyeceğim, Karadeniz bölgesinde çay toplayan Meryem'in, çaya verilen taban ücretin azlığı için bağırması diyeceğim,
Marmara'da, zeytin üreticisi Hasan amcanın, üretim sorunları için söz etmesi diyeceğim,
Ege'de Kemal öğretmenin ücretinin yetmediği için ailesine yeterince vakit ayıramamasının hıncı diyeceğim,
İç Anadolu'da Ahmet beyin dükkanındaki azalan müşterilerin hesabını sorması diyeceğim,
Akdeniz'de Rençber Osmanın kızını okula niye gönderemediği sorgulaması diyeceğim,
Doğu Anadolu'da Rasim'in hayvan üretimindeki kötü durumu için sesini yükseltmesi diyeceğim,
Diyeceğim....

Demokrasiyi küçümseyenler, bu halka yakıştıramayanlar, kendilerini gözden geçirmelidirler.
Parasını, canını, kanını vererek ülke koruması için var ettiği Askerin, yukarıdaki halkı susturup ona karşı silahı doğrultması her şeyden önce ihanettir.
Varın gerisini siz düşünün.

Bu gün; demokrasinin içine edenler, yarın ettiklerinin içinde boğulmaya mahkum olurlar.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

14-05-2007, 22:26
Sevgili mhmmd,

"-Sallandıracaksın maydanlarda birkaç kişiyi, bak bakalım bu suçu işleyen kalıyor mu?
Sözlerini sarf edenler ile;
-Bizlere demokrasi fazla canım. Başımıza eli sopalı, babayiğit bir döven olmayınca akıllanmayız.
Diyenler aynı saflardadır. "

Ben de buna malesef katiliyorum. Demokrasi insan icin vardir, hem degisen hem de degistiren bir surectir toplum icin. Egiten bir surectir. O bizim insanimiza dedigin toplum icerisinde kac tane sen kac tane ben, kac tane Turan Dursun, Ataol Behramoglu, Fakir Baykurt, Cemal Sureya ... var biliyor musunuz?

Yahu bizim millet iste, bizim insanimiz gibi tanimlar, kolay soylendigi icin hakkinda hukum vermekte kolay oluyor sanirim. Bir toplumu yargilarken herseyi ile yargilamali insan. Kurunun yaninda, yas yanmasin!

mhmd
14-05-2007, 22:41
Sn. respendial,

Kalabalıklar ana gibidir, anaç mı anaç?
İçlerinde ne barındırdıklarını kimseler bilemez, bizler de.
Çok doğru söylemişsiniz, -Kaç kişi çıkar kalabalıklardan, diye.
Bilemeyiz, bilemeyiz ama,
Turan Dursun'lar, Ataol Behramoglu'ları, Fakir Kurt'lar, Cemal Sureya'lar da hep o kalabalıklardan çıkmıştır.
Kalabalıkları küçümsemeyin.
Demokrasi adına canlarını vermiştir.
Kurtuluş savaşında kanlarını.
Sesleri de çıkmamıştır bu kalabalıkların.
Dalga da geçilmiştir, küçümsenmiştir.
Ve söz sırası gelince da ağızları kapatılmıştır.
Gerçi açık olsa da söylemez kalabalıklar.
Dedik ya.
Anadır kalabalıklar, anaç mı anaç.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

sargon
15-05-2007, 01:03
Sevgili Pante,

yazdıklarını görünce aklıma Şener Şen'le Kemal Sunal'ın Kibar Feyzo filmi geldi. Şener Şen ağadır. Feyzo da onun marabası. Ağa marabalara yapmadığı eziyeti bırakmaz. Feyzo'nun da öküzünü bir gerekçeyle elinden alır. Zavallı Feyzo da ne yapsın, bu yüzden sabana kendini koşar. Birgün ağanın Ankara'dan misafiri gelir. Ağayla birlikte gezerlerken Feyzo'yu sabanın önünde görür ve ağaya dönüp "Ağa ağa hangi devirde yaşıyoruz, hiç sabana insan koşulur mu" der. Şener Şen hemen Feyzo'yu çağırıp "gel lan buraya namıssız", "niye kendini sabana koşuyorsun" der. Feyzo şaşkın "ağam öküzü aldın ya elimizden" der. Ağa hemen yanındaki yalakası İlyas Salman'a bir tokat aşkeder ve "ulen namıssızler, niye bana haber vermezsiiz" deyip hemen iki öküz getirip Feyzo'ya vermelerini söyler. Feyzo kulaklarına inanamaz. "Ağam benle eğleniyor" der.

Yazdıklarını okuyunca "ağam benle eğleniyor" demek geldi içimden. Yukardaki listedeki birçok isim tam da senin bahsettiğin özgürlükler, haklar için mücadele etmiş, iktidarlarla dalaşmış, yazılar yazmış, defalarca yargılanmış insanlar. 1 Mayıs'lar konusunda da, F tipi cezaevleri konusunda da, birçok başka demokratik sorunda da bu insanların sesi çıktı.

Örneğin F tipi cezaevleri ve o dönem yaşanan ölüm oruçları konusunda en çok yazı yazmış olan kişi Oral Çalışlar'dır. F Tipi cezaevlerinin militan savunucusu ve uygulayıcısı ise DSP'li Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'tü. Hatta sivil tepkileri tamamen bastırmak için cezaevlerine operasyon yapılıp 30 kişi öldürüldü ve mahkumların yakınları cezaevlerine dolduruldu. Yukardaki insanların içlerinde olduğu parti ve sivil toplum kuruluşlarına da valilikler tarafından tehdit dolu yazılar gönderildi. Eğer F tipleri hakkında birşey yazıp çizerlerse terör örgütüne yardım ve yataklıktan içeri atacaklarını bildirdiler. Kimsenin gıkının çıkamadığı faşist bir baskı uygulandı. Ne basın, ne kitle örgütleri ses çıkaramaz hale getirildi. Bu operasyon 6 yıl önce DSP iktidarı ve Genelkurmay tarafından birlikte uygulandı.

İşte bu yüzden aklıma Feyzo'nun sözü geliyor hep: "Ağam benle eğleniyor"

zelzeleci
15-05-2007, 01:23
Benden de muhtıraya ret. Muhtıra istemiyorum.

* Lakin Cumhuriyet'e karşı atak varsa, muhtıra filan gerekmez ; darbe yaparsın, olur biter. Bu ülkede Cumhuriyet'in nitelikleri bellidir. Cumhuriyet tehlikeye girerse darbe yapılır. Demek istediğim darbe gerekliyse bu demokrasinin bir parçasıdır. Fakat muhtıra hiç bir şekilde demokratik değildir. Her milletvekili Meclis'e girerken yemin ediyor. Bu ülkenin rejimini herkes biliyor. Bunu siyasetçilere tekrar tekrar hatırlatmaya gerek olmadığı kanaatindeyim.

pante
15-05-2007, 01:38
Sevgili Sargon;
Ben de zaten hepsi demedim, birçoğu dedim. İçlerinde benim de çok sevdiklerim, hatta yakından tanışık olduklarım var.
Benim kastım, yazımın başında belirttiğim gibi bu aydın, yazar, sivil toplum yöneticisi ve öğretim üyelerinin böyle çok nadir olarak biraraya gelmeleri değil, her tavır konması gereken, duyarlı olunması gereken konuda birleşmeleridir.
Tabi ki günlük yaşamlarında, köşe yazılarında bireysel olarak olumsuzlukları dile getiriyorlardır.
Ama bu ses getirmiyor, yetmiyor. Birlik çok önemli.
Bu 500 kişiden çok daha değerli insanlar da var, genişletildiğinde 2000'e varır bu sayı.
Bu 2000 kişi birlik oluştursalar ve güçlerini gereken zamanda ortaya koysalar, duyarlılıklarını gösterseler çok farklı olurdu.
Yani sadece bir sözde muhtıra bir araya getirmemeli bu insanları.
Örneğin şu yaşanılan 1 Mayıs rezaleti sonrası da ihtiyaç vardı bu tür bir harekete ama görmedik.
Gazeteciler valiliğe yürümüştü. Aydınlar da bir başka gün İçişleri bakanlığına yürüse muhakkak bir sonuç alınır, suçlular cezalandırılırdı.
Ama bakıyorsunuz, 27 Nisan'dan bu yana 15 gün geçmiş, olay soğumuş, unutulmuş böyle bir tavır göstermelik geliyor bana ve organize edenler -ki onlar da grubun içinde sırıtarak kendini gösteriyor- sanki iktidara mesaj gönderiyor gibi. O kadar yazının içinde iki satır da ! Mayıs'a ayırırdı insan yahu. Ama iktidarı eleştirmekten kaçınmaya özen gösterilmiş.

15-05-2007, 02:07
Bu yazi ODP'nin basin aciklamasi niteliginde, oyle genel bir aydinlar, demokratlar hareketi degil. Listede tanidiklarimin hepsi ODP'li.

sodomo--
15-05-2007, 02:39
Yani sadece bir sözde muhtıra bir araya getirmemeli bu insanları.
Örneğin şu yaşanılan 1 Mayıs rezaleti sonrası da ihtiyaç vardı bu tür bir harekete ama görmedik

Evet, 1 Mayıs ile ilgili bildiri yayınlamayan *sosyalist aydınlar G.kurmay bildirisine tepki koyarak ne kadar böyük demokrat olduklarını göstermişlerdir. AKp hükümtini ürkütecek yaklaşımlar sosyalistleri bozar, o yüzden 1 Mayıs için bir tepki yoktur onun yerine AKp'nin stepnesi gibi hareket etmek ve G.kurmay bildirisine onlar adına tepki koymak daha böyük bir demokratlıktır.
Sosyalistlerin bizzat Akp tarafından kullanıldıklarının ve öne piyade askeri gibi sürüldüklerini biliyoruz. Fazlasıyla kanıt var bununla ilgili. Şu Kanal7'yi izleseniz yeterli tek başına.
Acaba bu işler için kaç para alıyorlar merak ettim. Akp kendisini destekleyenleri eli boş göndermez, huylarıdır verir de verir ne de olsa devletin kasasının üstünde oturuyorlar.
Evet sormak lazım onlara, kaç paraya sattınız imzanızı? diye.
Bu sosyalistlerle ilgili de söyleyecek çok şeyimiz olacak elbette ama şimdi değil.

antimuhammed
26-05-2007, 01:03
Son günlerde Türkiye politik bir curcuna içine girdi. Özellikle askerin bir gece yarısı internet sitesinde yayımladığı bildirinin ardından ortalık iyice şenlendi. Malum Türkiye de bu muhtıraların ardından gelen darbeler sonunda çok acı çekmiş bir kısım var. Çoğu darbe sonrası hapislere girdi, bir kısmı ise memleketinden kaçmak zorunda kaldı. O yıllar benim çelik çomak oynadığım senelerdi. Ne olup bittiğinden pek haberim yoktu.

İşte bu darbe mağdurları günümüz Türkiyesinde asker ne zaman bir şey söylese hemen kafalarını uzatıp başlarlar demokrasi elden gidiyor demeye.. Aslında onlar hep tetiktedir demokrasiyi askerin şerrinden korumak için. Start alan bir atlet misali sadece asker sesini beklerler. Onlara hak veriyorum, zira geçmiş yılların acısı hepsinin içlerinde kalmış askerle, darbecilerle hesaplarını kesememişlerdir. Aslına bakarsanız onlar köşelerinde heyecanla beklerler. Neyi mi. Ah şu asker bir laf etse de bizde ağızlarının payını versek diye.

Geçenlerde bu darbe mahdurları aralarında toplanıp bildiri yayınladılar. Sağ olsunlar sayelerinde demokrasimiz kurtuldu. Hatta çoğu laiklik adına düzenlenen ve milyonların katıldığı gösterilere katılmadı. Bu gösteriler darbeye zemin hazırlıyor diyerek.

Zaten bizim milletimiz oldum olası gariptir. Osmanlı hanedanının 23. padişahı II. Ahmet lale bahçeleri ortasında , geceleri kaplumbağaların üzerinde mumların yakıldığı cümbüşlü bir hayata özenmişti. Onunla aynı devirlerde Avrupa da aristokrat sofralarında burjuvalar şaraplı, etli, kadınlı, bol kahkahalı sofralar kurarken sokakta ezilen işçi sol yumruk havada barikatlar kuruyordu.

Osmanlı ise aynı hayatı paylaşamayan sol parmak havada işçi sınıfı yerine,dimdik işaret parmağı havada, imamlar bulmuştu *sokaklarda, Muhammed e vekil olan halifeye karşı.

- Din elden gidiyor, diye bağırıyorlardı.

Günümüzde ise devlet elden gidiyor. Demokratik devlet gidiyor ama demokrasiyi askerler değil devletin bizzat başındakiler parça parça didikleyip götürüyorlar. Demokrasi diye diye demokrasiyi ve laikliği gözümüzün içine baka baka götürüyorlar. Peki asker gıkını çıkarana kadar bu darbe geliyor diye ortalığı birbirine katanlar neden toplanmadılar? Toplanamazlar zira onların kulakları sadece askerde.

Tayyip bas bas bağırıyor Avrupa İnsan Hakları Kararı için bu ulemanın işidir onlar niye karışıyor? Daha geçen gün anayasa mahkemesini hedef gösteren açıklamalar yaptı. Bir başbakanın anayasa mahkemesini eleştirmesi demokrasi değildir. Demokrasinin son sözüdür o mahkeme. Ne olursa olsun Tayyip askerin yediği haltın aynısını yemiştir. Hadi toplanın sizde kınayın bakalım Tayyibi!!

Neden o bildiriyi kınayanlar Türk Milletini demokratik bir şekilde tetikleyip meydanlara dökmedi bugüne kadar? Yapamazlar zira kulakları sadece askerde bekliyorlar. Diğerlerini duymuyorlar.

Dümeni kopuk bir teknede, demokrasi elden gidiyor diye başlarını sadece askere karşı çıkartanlar, nutuklar atarak kaptanlık yapmaya çalışanlar bakıyorum da şahadet parmağını kaldırıp yürümek isteyenlere yol açıyorsunuz.

Yol açtıklarınız vatanı milleti sevmek ve doğru dürüst bir anayasa yazacak kadar bile Türkçe dilini sevmeye boş vermiş ümmetçiler, ayrıca onlar şairlerin, yazı adamlarının, düşünürlerin bir çoğunun da andıçlanacak ölçüde zararlı görenler.

Oturun siz daha kafanızı kuma gömün askerin konuşmasını bekleyin ki, *onlarla hesabınızı görün.

Saygılar

PS. Asker askerliğini bilmeli üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokmamalı, demokrasi isteyenler ise her sese kulak vermeli. Şimdinin çocukları çelik çomak nedir bilmiyorlar. Ama geçmişin gençleri hala aynı şarkıyı söylüyorlar.

timurca
26-05-2007, 11:36
iki yanlış bir bir doğru etmiyor.şeriatçı faşitlerin önünü açan 12 eylül cuntası 24 ocak kararları olarak bilinen sömürü ve yoksulluğu alt sınıflar için kronikleştiren imf politikalarının yaşama geçirilmesi ve yükselen sol muhalefetin tümüyle tasfiye edilmesi gibi iki"ulvi"amaçla yola koyulmuştu.bilinçlenmenin ve örgütlenmenin önüne set çekmek için panzehir olur umuduyla dinsel-mistik bir ton zırvayı doğrudan kürsülerden televizyonlardan halkın üzerine ısrar ve inatla boca ettiler.sonuç bir kuşağın aydınlıktan-gelecekten tasfiyesi oldu.aradan geçen yıllar boyunca dinsel-mistik örgütlenmeleri kendine sözüm ona aydın diyen kimi unsurlarında katkılarıyla bir kimlik haline dönüştürdüler.başka bir yaşamın,bir başka anlama-çözümleme yönteminin mümkün olabileceğine dair kavramsal olarak bile fikri olmayan gerçekten zavallı denebilecek bir tür çıkardılar ortaya.alabildiğine sığ alabildiğine kendine ve doğaya yabancılaşımış bir alt tür ! muhtıra içeriği itibariyle şeriat karşıtlığından dolayı övgüye değer görülsede gerçekte içinde ilerici-aydın öğeler içermemesi nedeniyle umut vermeyen politik bir manifesto gibi ve daha çok dinci gericiliğin politik gücüne set çekme çabası olduğu açık.ancak muhtıranın arkasındaki ideolojik yaklaşım dinsel gericikle mücadelenin salt askeri-politik baskı araçlarıyla gerçekleştirilemeyeceği gerçeğini gözden kaçırıyor.şeriatla mücadele ırkçı faşist yaklaşımlarla da hesaplaşmayı gerektiriyor.bu ikisi hipodromdaki at ve binicisi gibi ayrılmaz ikilidirler ve kendi aralarında geçişkenlik zaman zaman diğer ülkelerde gördüğümüz ırkçılık-dinsel gericiliğin flörtünden öte çoğu zaman ortadoğulu olma karakterinin ayrılmaz parçası olarak "halvet" noktasında olduğunu göstermektedir.ümmet "bilinci" ulusal kavrayıştan uzak görünsede bizim yakın tarihimiz bu garabet çiftleşmenin oldukça makul ve doğal karşılanabildiğini gösteriyor.bunun nedeni her iki "bilincin"de kırılgan olmasından ve gelişkin bir "periferisi"-ideolojik olarak yaşama yanıt verecek bir sistemi-değerler dizgesi- olamamasından kaynaklanıyor.politik mücadelede en kötü yaklaşım "düşmanımın düşmanı dostumdur"anlayışıdır ama yurdum coğrafyasında düşman olması gerekenler çok basit bir günlük çıkar ilişkisinde ortaklaşabilmekte yada kendisi ile son derece büyük ortak paydaları olan gruplarla-anlayışlarla salt günlük çıkar ilişkisi o anki konsepte uymadığı için düşmanlaşabildiğinin örnekleriyle dolu.yüzyıllardır süren islamcı-yağmacı *pragmatizmin aradan geçen zamana karşı oldukça başarılı bir direniş gösterdiği açık."ilkeli olmak" sözünün kalın tuğla kitaplarda geçen "delikanlıca"bir tanımlama olmasının ötesinde bir anlamı vardır! umarım öğreniriz!
yurdum demokrasisi genelkurmayın muhtırasıyla tehlikeye girmez çünkü ortada gerçekten batılı anlamda bir demokrasi yoktur.imzacıların "kallavi geçmişleri" bilinçlerini açık olduğunu göstergesi değildir.imzacı dostlar genelkurmayın -ekseni çarpık bile olsa- kaygısını anlamaktan uzak ve ciddiyetsiz bir görüntü çiziyorlar..evet metinde geçen"ne mutlu türküm diyene demeyenler düşmanımızdır"metaforu ve bunla ilgili diğer başlıklar ne kadar doğru değilse ve gerçeklikten uzaksa da,şeriatçı gericiliğin tüm ülkedeki kurumsallaşmasına dikkat çeken ve emperyalistlerin yeşil kuşak politikasının deşifrasyonuna dönük satırlarda bir o kadar doğrudur.(içerik bağlamında..emperyalizm-kapitalizm-devlet ilişkisi ayrı ve özgün bir başlık) Demokrat parti-Menderes karanlığından kısmende olsa sıyrılmamızı sağlayan 27 Mayıs darbesi de Ordunun işidir..12 Mart ve 12 Eylül cuntalarıda.Ordunun politik duruşu ülkenin sınıfsal dengeleri ve uluslararası ilişkilerde yer aldığı pozizyon nedeniyle değişebilmektedir ancak genel olarak TC ordusunun kimi istisnalar dışında Şeriatçı yobazlığa ve gericiliğe karşı bir duruşu olduğunu görmemek miyopluktur.Kemalist öğretinin *anti emperyalist karakteri *tüm sulandırma ve dejere eteme gayretine rağmen ana eksen olmaktadır.Sözüm ona "sivil demokrasi yandaşları"her şeyin sandıkta sonuçlanacağı saftirkliğiyle hamasi ve artık iç bayan bir budalalıkla her ne koşulda olursa *parlamenter demokrasinin herşeye ilaç olacağını söyleyerek ve bu yanılsamayı yaygınlaştırarak gerçekte hiç bir şekilde demokratik çözüm inancı olamayanların demokrasi oyununa alet olmakta ve onların topyekün demokrasiyi ortadan kaldırma çabalarına destek olmaktadırlar.Çözüm darbe de değildir elbette (bu geçiçi bir bozguna yol açar şeiatçı saflarda..o kadar) ama idelojik mücadeleyi *eksen alan,tüm demokrasi güçleriyle ortak payda arayışını sürdüren ve bu ülkenin aydınlık ve meşruiyetini bu ülkenin sahibi olma vasfından alan(alması gereken)güçler türkü,lazı ,kürdü,çerkezi hepsinin ortak kimliğinin cumhuriyet *vatandaşı olma kriterini öne çıkaran aydın ve onurlu bir zeminde birlik yaratmalıdır.genelkurmaya metin döşeme konusunda bir hayli aceleci heyecan içinde *olanlar aynı duyarlılığın onda birini AB ve ABD ci politikaların eleştirisini yaparak,şeiatçı-faşist örgütlenmelerin önünü kesmeye çalışarak *gösterseler bir ülke biraz daha yaşanası olurdu.genelkurmayın muhtırası *eleştireye muhtaçtır bu her zeminde yapılmalıdır ama bunu şeriatıçılığın yedeğine düşmüş bir zangoç görüntüsüyle yaptığınızda sığ bir ordu düşmanlığı yaptığınız dışında akılda hiç bir şey kalmayacak

timurca
26-05-2007, 12:00
sevgili sodomo bence sosyalistlere haksızlık ediyorsun..sosyalizm her niyete yenen bir muz oldu artık.bu imzacılar içinde sosyalist olduğunu söyleyenler-idida edenler-var bu doğru,ancak bunların bir bölümü sosyalizm sıfatını salt politik argüman olarak kullanan,sosyalizm iddialarına kendilerinden başka kimsenin inanmadığı -bir bölümü ödp ye yakın -AB *yalakası isimler..onlar sosyalistse ben napolyonum..hatta jozefin!

degisim
26-05-2007, 12:04
Bende darbe yılların da celık comak oynayanlardandım.Babamın sol goruslu olup *fikirlerini soylemekten cekınmemesı daha dogrusu sıvrı dıllı olması, ihtılal zamanı aksam lısesınde derslerının bıtıpde eve gelmesını annemın tedırgınlık ıcındekı *bekleyıslerının bızede yansıdıgını ve ne oldugunu bılmedıgımız sag sol olayları o donem ıcın,kargasalar,ölümler hep cocuklugumdan berı ıcımde *benimle yasıyor.Bir yerden de olsa darbelerle ne getirilir ne goturulur oyle yada boyle *bilinc altımıza bir korku seklinde işlenmiş.

Aslında toplumun aydınları olarak nıteledıgımız ama aydınlanama mıs (?) kesımın gercekten de sadece askerın bıldırgesıne karsı cıkıs yapmaları,devletın farklı kurumlarının basında oturanlara karsı degıl toplu bıldırge tek bır elestırı yapmıyor olmaları dusundurucudur.Medyanın cıkarcı olusu sadece din kokenlı medyanın degıl hemen hemen tumu, bır kac tanesı harıctır kı onlar hep aynı cızgıyı devam ettırıyorlar zaten,toplumu sadece bir somurulecek yonlendırılecek koyun olarak tanımlamaları ve bunda da basarılı olusları gercekten de gelecek ıcın bır kaygı ve endıse yaratmaktadır.Bende dahil olmak uzere bu kotuye gıdisatın onune gececek tek durusun askerden gelecegıne ınananlardanım (yukarda yasadıgımı anlattıgım olaylara ragmen).Burdaki sucun bende mi yoksa ulkemızı temsıl eden sozde aydınlarda mı yoksa baska yerler demı aranması gerektıgını tartısmak lazım.

Demokrasıyı halka askerın tekelındeymıs gıbı gostermeye calısan fakat hala dogru durust bır, kısısel cıkarlardan uzaklasamamıs sıvıl toplum orgutu yaratamayan sozde aydınlardan uzak bır toplum olabılmemız ıcın gercek bır egıtım sevıyesıne ulasmamızın ımkansız oldugunu, dunyada su gunlerde *gıderek artan milliyetcılıgın ve *ummetcı olma yolundakı toplumumuzun *uyanmasının pekde beklenebılır bır gerceklık tasımadıgı bır gercektır.

Oncelıkle demokrasının ne oldugunu ogrenmemız gerekıyor toplum olarak.Bız daha cok demokrasıyı herkesımın kendısıne *gore yorumladıgı bır toplumuz.Hala demokrasıyı sındırememıs bır toplumuz.Sozde aydınlarımızdan da farklı bır tepkı beklemek sanırım fazla ıyımserlık olur kanımca.

NedimYilmaz
26-05-2007, 15:08
Demokrasi'nin bir sürü açığı bulunuyor. Ülkemizde hala "çoğunluğun istediği olur" mantığı uygulanıyor. halbuki "Gerçek" demokratik rejimlerdebir kişinin bile hakkı yeniyor ise bunun hakkı aranır.

Laiklik, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Tabi ülkemizdeki gibi olanı değil. Ülkemizde "Müslüman laikliği" uygulandığı için her şey ona göre düzenleniyor.

Tek güvenilecek kurum askerdir.

12 Eylül'ü de askerler yaptı diyeceksiniz. Doğru. Ben darbenin olmasını yanlış bulmuyorum, sadece Kemalizm'den kopar ise -12 Eylül gibi- karşısındayım.

Fakat ülkemizdeki %99 olan "dincilieri" bastırmanın tek yolu askerdir.

O yüzden ben gerektiğinde, toplum için gerekli olduğu zamanlarda, Kemalist çizgiden uzaklaşanlara gereken ceza açısından, darbe yanlısıyım.

Ayrıca ülkemizdeki demokraside "Atatürk karşıtı olmak" yasaktır. Alın size demokrasi..

walla
26-05-2007, 16:20
Ben bu 500 kişinin ve buna katılanların *Genelkurmayın bu bildirisini okuduklarını sanmıyorum. Bu bildiri demokrasi düşmanı değil aksine demokrasiyi koruyan bir mesajdır.
İşte Basın Açıklamasının aslı. Okumayanlar okusun. Gerçek demokrasi düşmanı kimlermiş görsün.

İşte lingi. * http://www.tsk.mil.tr/bashalk/basac/2007/a08.htm

TARIH * * * * * *: 27 NİSAN 2007
NO * * * * * * * * *: BA- 08 / 07

* * * * Türkiye Cumhuriyeti devletinin, başta laiklik olmak üzere, temel değerlerini aşındırmak için bitmez tükenmez bir çaba içinde olan bir kısım çevrelerin, bu gayretlerini son dönemde artırdıkları müşahede edilmektedir. Uygun ortamlarda ilgili makamların, sürekli dikkatine sunulmakta olan bu faaliyetler; temel değerlerin sorgulanarak yeniden tanımlanması isteklerinden, devletimizin bağımsızlığı ile ulusumuzun birlik ve beraberliğinin simgesi olan milli bayramlarımıza alternatif kutlamalar tertip etmeye kadar değişen geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

* * *Bu faaliyetlere girişenler, halkımızın kutsal dini duygularını istismar etmekten çekinmemekte, devlete açık bir meydan okumaya dönüşen bu çabaları din kisvesi arkasına saklayarak, asıl amaçlarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Özellikle kadınların ve küçük çocukların bu tür faaliyetlerde ön plana çıkarılması, ülkemizin birlik ve bütünlüğüne karşı yürütülen yıkıcı ve bölücü eylemlerle şaşırtıcı bir benzerlik taşımaktadır.
* * *Bu bağlamda;

* * *Ankara’da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları ile aynı günde Kur'an okuma yarışması tertiplenmiş, ancak duyarlı medya ve kamuoyu baskıları sonucu bu faaliyet iptal edilmiştir.

* * *22 Nisan 2007 tarihinde Şanlıurfa’da; Mardin, Gaziantep ve Diyarbakır illerinden gelen bazı grupların da katılımı ile, o saatte yataklarında olması gereken ve yaşları ile uygun olmayan çağ dışı kıyafetler giydirilmiş küçük kız çocuklarından oluşan bir koroya ilahiler okutulmuş, bu sırada Atatürk resimleri ve Türk bayraklarının indirilmesine teşebbüs edilerek geceyi tertipleyenlerin gerçek amaç ve niyetleri açıkça ortaya konulmuştur.
* * *Ayrıca, Ankara’nın Altındağ ilçesinde “Kutlu Doğum Şöleni” için ilçede bulunan tüm okul müdürlerine katılım emri verildiği, Denizli’de İl Müftülüğü ile bir siyasi partinin ortaklaşa düzenlediği etkinlikte ilköğretim okulu öğrencilerinin başları kapalı olarak ilahiler söylediği, Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Nikfer beldesinde dört cami bulunmasına rağmen, Atatürk İlköğretim Okulunda kadınlara yönelik vaaz ve dini söyleşi yapıldığı yolunda haberler de kaygıyla izlenmiştir.

* * *Okullarda kutlanacak etkinlikler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilgili yönergelerinde belirtilmiştir. Ancak, bu tür kutlamaların yönerge dışı talimatlarla yerine getirildiği tespit edilmiş ve Genelkurmay Başkanlığınca yetkili kurumlar bilgilendirilmesine rağmen herhangi bir önleyici tedbir alınmadığı gözlenmiştir.

* * *Anılan faaliyetlerin önemli bir kısmının bu tür olaylara müdahale etmesi ve engel olması gereken mülki makamların müsaadesi ile ve bilgisi dahilinde yapılmış olması meseleyi daha da vahim hale getirmektedir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

* * *Cumhuriyet karşıtı olan ve devletimizin temel niteliklerini aşındırmaktan başka amaç taşımayan bu irticai anlayış, son günlerdeki bazı gelişmeler ve söylemlerden de cesaret almakta ve faaliyetlerinin kapsamını genişletmektedir.
* * *Bölgemizdeki gelişmeler, din ile oynamanın ve inancın siyasi bir söyleme ve amaca alet edilmesinin yol açabileceği felaketlerin ibret alınması gereken örnekleri ile doludur. Kutsal bir inancın üzerine yüklenmeye çalışılan siyasi bir söylem veya ideolojinin inancı ortadan kaldırarak, başka bir şeye dönüştüğü, ülkemizde ve ülke dışında görülebilmektedir. Malatya’da ortaya çıkan olayın bunun çarpıcı bir örneği olduğu ifade edilebilir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin çağdaş bir demokrasi olarak, huzur ve istikrar içinde yaşamasının tek şartının, devletin Anayasamızda belirlenmiş olan temel niteliklerine sahip çıkmaktan geçtiği şüphesizdir.
(Kim demokrasi düşmanı, Kim demokrasi koruyucusu belli değil mi?)

* * *Bu tür davranış ve uygulamaların, Sn. Genelkurmay Başkanı’nın 12 Nisan 2007 tarihinde yaptığı basın toplantısında ifade ettiği “Cumhuriyet rejimine sözde değil özde bağlı olmak ve bunu davranışlarına yansıtmak” ilkesi ile tamamen çeliştiği ve Anayasanın temel nitelikleri ile hükümlerini ihlal ettiği açık bir gerçektir.

* * *Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.

* * *Özetle, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.

* * *Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.
* * *Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

timurca
26-05-2007, 22:18
inönü'nün bir sözü vardır(inönü eleştirisi ayrı bir konu!)"namuslular en az namussuzlar kadar cüretkar olmalıdır"..ülkemizin aydınlık ve onurlu insanları darbeye gerek bırakmayacak bir cesaretle ülkeyi ve geleceği savunmak zorundadır..darbe hiç bir koşulda kalıcı çözüm olmayacaktır.söz konusu olan geleceğimiz ise darbe en fazla kısa bir paus işlevi görür..karanlık asla boş durmayacak..sorun onların önüne geçici setler çekmek değil varlık koşullarını ortadan kaldıracak sosyal-politik(bu bağlamda ideolojik) bir meşruiyet alanı yaratmaktır.