PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir Köy Enstitüsü öğrencisinin günlüğü


sodomo--
14-05-2007, 17:25
Bilindiği gibi köy enstitülerinde yılda en az 22 klasik kitap okuma zorunluluğu vardı. İşte bir köy enstitülünün (Ali Görgülü, Arifiye, 1946 mezunu) günlüğünden okudukları kitaplara ilişkin notlar:

(O yıl okulun bulunduğu Adapazarı-Bolu bölgesi ardarda depremlerle sarsılmakta, II. Dünya Savaşı’nın yol açtığı kıtlık öğrencilere yemek verilmesini zorlaştırmakta, çocuklara Trakya sınırına dayanan savaş nedeniyle askerlik dersi gösterilmektedir. Günlükte sözü edilen kitaplar bu koşullarda okunmaktadır.)

“İkinci Kanun 1, 1944 Cumartesi:
Atatürk isimli kitabı okudum. Sebahatdin Güngörsün yazan.

Kum işi öğleden sonra tatil.
…….

İkinci Kanun 17 Perşembe:
Bolu’dan gelen Kemal Yaman zelzele(nin) hafif devam ettiğini söyledi.

300-400 m. Derinlik - 72 km. Uzunluk

İkinci Kanun 26 Cumartesi:
Ateşden Gömlek’den (H. Edip Adıvar) 90 sayfa (okudum).

İkinci Kanun 27 Pazar:
145 sayfa Ateşten Gömlek romanını bitirdim. Halide Edip Adıvar.

İkinci Kanun 28:
Öğretmen olarak gideceğimiz köylere yazıldık. Askerliğe aktif yürüyüş selam vaziyeti yaptık.

….

3 Mart cuma:
Vatan gazetesi baş …(muharriri?) Ahmet Emin Yalman geldi.

………..

11 Mart:
Ömer ağanın evinin önünde birisi, diğeri de okul binalarına yakın olmak üzere iki tane ıhlamur diktim. Aziz bey, Habib bey, Hüseyin bey asker oldu.
…………
23 Mart:
Jan Jak Ruso Yazan: Sedat Simavi
62 sayfa okudum.


17 Nisan Pazartesi:
Köy Enstitüleri Kanunu dört yıl önce bugün kabul edildi.
Hasan Ali Yücel’in nutkunu dinledik.

18 Nisan:
45 bin öğretmen lazım. 15 bin var.
……
24 Nisan:
Kütüphaneye 2 mecmua, Muhammed’in Hayatı, Coğrafya Bilgileri kitabı teslim oldu.


13 Haziran:
Fontamara romanı. Çev: Sabahattin Ali

14 Haziran:
Yaban Gülü romanı, (Güzide Sabri) bitirdim.
Dudaktan Kalbe romanı, (Reşat Nuri) başladım.

……

25 Haziran:
Yunan klasikleri 55: Medea.
Maraş mebusu Prof. A. Hamdi Tanpınar tercüme etmiş.

……..

29 Haziran:
İlk ve Son
Yazan: Esat Mahmut Karakurt

30 Haziran:
Kızıltuğ, Abdullah Ziya Kozanoğlu

3 Temmuz Pazar:

Baraganın Devedikenleri
Yazan: Panait İstrati Çeviren: Salah Birsel

4 Temmuz:
Mefkureci Muallim
Türkçeye çeviren: Ali Haydar

13 Temmuz:

Timur (?) Devrinde Kaşgar’dan (?) Semerkanda’a Seyahat 2. kısım
Yazan:Ömer Rıza Doğrul

……
Günümüzde bir lise öğrencisinin bu kadar çok ve genelde nitelikli kitap okuması (hem de haftada 44 saat teorik ve pratik ders görürken) ne ölçüde mümkün? Bugünü ve o günü karşılaştırmak için bundan daha güzel bir örnek var mıdır?

Selam olsun tüm Köy Enstitülülere, bu nice günler görmüş yaşlı çınarlara.

İlgili link (http://nicomedian.wordpress.com/2006/04/06/koy-enstituleri-2-bolum-bir-koy-enstitusu-ogrencisinin-1944-yili-gunlugunden-bazi-pasajlar/)

------------

Bu da benim notum:

Köy enstitülerine "faşist kurumlardır" diyen Engin Ardıç gibi.... adamlar utansın

sodomo--
14-05-2007, 17:29
Otlar, böcekler gibiydik bozkırda

Acılarda gökyüzü kadardık

Bizden geçerdi zamanın karanlığı

Yorgun öküzler, kara sabanlarla

Unutulmuş unutulmuş unutulmuş köylerdik

….

Komadı karanlığın ağaları

Halk uyansın, ülke çiçeğe dursun

Komadı aydınlıktan korkanlar

Terledin dayattın bizim için

Hey Cılavuzlar, Kepirler, Hasanoğlanlar


Mehmet Başaran “Tonguç Baba”Şiirinden

sodomo--
14-05-2007, 19:01
Köy Enstitüleri'nde hayat sabah saat altıda, dan dan dan diye çalan kalkma kampanasıyla başlardı. Nöbetçi öğretmen, nöbetçi öğrenci başkanıyla bütün yatakhaneleri dolaşarak öğrencilerin kalkmasını sağlardı... Köy Enstitüleri'nde her şeyi yaparak, yaşayarak öğrenir, ezberciliğe yer verilmez, üreten, düşünen, neden ve niçin sorularının cevaplarını araştıran kişilikli insanlar yetiştirilirdi... Kamil Emiral
---------
"Köy Enstitüleri binlerce köy çocuğu gibi benim de kaderimi değiştirdi. Kapkaranlık dünyamda hiç umamadığım zamanda bir pencere açarak hayatıma yön verdi. Bu bakımdan Köy Enstitüleri deyince ilk aklıma gelen, bizi aydınlığa götüren bir yol. Çalışmalarımız kültür, sanat ve tarım alanlarında devam ediyordu.

Bir taraftan da İkinci Dünya Harbi'nin getirdiği yoklukla savaşıyorduk. Ekmeğimiz sınırlıydı. Binalarımızı kendimiz yapıyor, tahılımızı, sebzemizi, balımızı, etimizi, kendimiz üretiyorduk. Çok yoruluyorduk ama meydana gelen eserleri ve üretimi gördükçe yorgunluğumuzu unutuyorduk.
Öğretmenlerimizle kardeş gibiydik. Tüm alanlarda kendimize yetecek ve çevreye örnek olacak şekilde yetiştirildik. Hayatta karşılaştığımız problemleri çözmede hiç zorluk çekmedik. İyi niyetle hiçbir karşılık beklemeden millete ve devlete olan borcumuzu ödedik... İhsan Yüce"
---------
Köy Enstitüleri sadece öğretmen yetiştirmiyordu; köylerde görev yapacak sağlık memurları ve ebeler de yetiştiriyordu. 3. sınıfı bitirenler sınavla sağlık kollarına ayrılabiliyordu. Ben de sağlık kolundan mezun oldum. Yıllarca köylerde görev yaptım. Hayatımda hiç kimseden para istemedim. Bu yüzden adım "para almayan sağlıkçı"ya çıktı. Veysel Alkan

ninkasi
14-05-2007, 19:08
Bu konuda size katılıyorum sodomo,ben de ne yazık ki körleşen ve iyice kitaplardan uzaklaşan bir gençliğin parçasıyım..Bugün öyle bir şeyle karşılaştım ki sizinle de paylaşmak istedim.
Bugün öğlen derste bir sunum yapacaktım sınıftakiler konuyu sordular ben de "Linç Kültürü" dedim. Bu kelimenin çıkış noktası,nedenleri ve sonuçlarını inceliycem dedim.Ordan bir soru geldi linç kültürü ne?,diye açıkladım birkaç cümleyle ve Murat Belge'nin bunun üzerine yazılmış kitabından söz ettim.Ordan bi yorum geldi ve çok şaşırdım "nasıl yani şimdi bunla ilgili insan ne yazabilir ki?Nasıl dayak atılcağı falan mı yazıyor?...Yok sağdan tokat atarken şu açıdan atın yok soldan bu açıdan atın mı?yazıyor" dedi.Hiçbir şey diyemedim bu yorumun üstüne çünkü o kadar anlatmama rağmen öyle bir yaklaşımı açıkcası hiç beklemiyordum.Her şeyden uzak,televizyonlarda sadece magazin izleyen bir gençlik haline geldiğimizi bir kez daha anladım

sodomo--
14-05-2007, 19:37
Evet Ninkasi, linç kültürü aldı başını gitti. Belki sana "nedir linç kültürü?" diye soran öğrencilerin de bir gün bu kültür ile tanışacaklar o kültürün aktif bir üyesi olarak.
Linç kültürü bağnazlığın, yobazlığın, cehaletin, karanlığın ve dahası zifiri karanlığın bu memlekti nasıl ele geçrirdiğinin en tipik göstergesidir.

Köy Enstitülerine "faşist kurumlar" diyenler asıl faşizmin "linç kültürü"olduğunu bile görmekten acizler.

Daha da garibi bu halka sunulan en çağdaş eğitim imkanlarına her türlü çamuru atanlar yeri geldiğinde bu halkı "lümpen" diyerek aşağılamaktalar.

Evet geldiğimiz nokta linç kültürüdür ve bunun ana sebebi de Köy Enstitülerinin kaldırılmasıdır.
Bugün belki de binlerce Köy Enstitüsü Anadolu'nun en ücra köyüne kadar Cumhuriyetin "aydınlanma" vizyonunu taşıyacak ve Türkiye dünyada gıpte edilen bir ülke olacaktı. Mesleksiz ve işsiz bir tek gencimiz kalmayacağı gibi en ücra köylerimizden bile büyük sanatçılar, yazarlar, ozanlar, edebiyatçılar çıkacaktı Fakir Baykurt gibi.

Ama ya şimdi? Tarikat yuvaları, din istismarcılığı, faşist partiler, namus davaları, kan davaları, linç kültürü ve öldürülen gencecik kızları ile Anadolu karanlığa teslim edilmiştir.

Bakın ne demişler Köy Enstitüleri için karanlık zihniyetler:

---Bunlar Shakspeare’in, Goethe’nin, Gogol’ün, Balzac’ın eserlerini okuyorlarmış, güler misin ağlar mısın? Bu eserleri biz bile okuyup anlayamıyoruz.”

---Köylü çocuklarını şımartıyoruz. Enstitüde okuduk diye çalımlarından geçilmiyor. Göreceksiniz bunlar bize kafa tutacaklar. Besle kargayı oysun gözünü.

--Daha şehir çocuklarını doğru dürüst okutamıyoruz, kakmışız köylüleri okutmaya…insan yorganına göre bacağını uzatmalı; para yok, öğretmen yok, kitap yok, binlerce çocuğu toplayıp yarım yamalak yetiştirmenin ne manası var?

---Köy bir tecrübe tahtası değildir. Uzun tetkikler yapmadan, pedagojik, sosyolojik esaslara dayanmadan böyle cetvel kalem yenilik yapmaya kalkılmaz

vb...

İşte tanısın herkes bu gerici zihniyetleri.
Hiç kimseye haksız yere "gerici" yaftası yapıştırmam ama söz konusu olan Köy Enstitüleri gibi çağdaş eğitim kurumlarının tasfiyesi ise o zaman bunda parmağı olan herkes gericidir. Bunu destekleyen Engin Ardıç gibi....ler da öyle.

14-05-2007, 20:14
Sonuncu yorumu yapan arkadas, liberal sanirim. Digerleride karisinin konkenden arkadaslari sanki. Balik bastan kokar, bu koy dusmanligi taa Nurullah Atac ve Inonu ile baslar. Bugun "anani al git" ifadeleri bile bu zihniyetin meyveleri.

mhmd
14-05-2007, 20:21
Evet,
Ülkemin; eğitim ve öğretimdeki aydınlık geçmişi,
Toplumumuzun, ihtiyaç ve ilerlemesinin dinamiği,
17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı Kanunun özeli,

İlkokul çocuklarımızı uygarlığa taşıyanlarımızın okulu *
İş için iş içinde eğitim ilkesiyle kavrulan gençliğimizin ruhu

Anlı, şanlı ve aynı zamanda bahtsız Köy Enstitülerimiz.

Üzerine konuşmamız gereken, tartışmamız gereken çok önemli bir yere haiz olan Köy Enstitülerimizi her yönü ile değerlendirmek lazım.

"Dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular."
Kaynak ( http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6y_Enstit%C3%BCleri )

"Köy Enstitüleri fikri *( 17 Şubat- 4 Mart 1923)
1. İzmir İktisat Kongresinde kendini gösterir. Bu anlamda İzmir İktisat Kongresinde ” liberal ekonomi” *modeline uygun olarak *“ faydacı eğitim” *felsefesi *benimsenmiştir. Bunun
kanıtı da, faydacı eğitim felsefesi fikrinin öncüsü John Dewey’in *Türkiye’ye davet edilmesidir. ( 1924) Dewey kalkınma için gerekli eğitim hamlesinin başlatılmasını, eğitim hizmetlerinin
köye götürülmesi ile sağlanabileceğini belirtmiştir. Köye eğitim hizmeti 1936 da başlamış ve bu tarih de 35.000 köyde ilkokul yoktur. 16 Milyon nüfusun 12 milyonu köylüdür. Bunlardan
erkeklerin % 76.7 sı, kadınların ise % 91.8 i okur- yazar değildir.İlk adım 1926 da Milli Eğitim Bakanı Mustafa Nejat tarafından atılmış “ Köy Muallim mektepleri “ açılmıştır. Daha sonra 1936
da deneme amaçlı başlayan “ Köy Enstitüleri” 1940 da yasallaşarak Türk Eğitim tarihinde doğan reform olmuştur. 1942 de Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açılmış ve 1946 da sayıları 21 e ulaşmıştır. *Kuruluşu üzerinden 6 yıl sonra programları ve dersleri değiştirilmiş, 1950 yılında da kapatılma sürecine girip 1954 de kapatılmışlardır. *

1950 den sonra *“ Marshall yardımı” nın gelişi *kapatılma süreçlerinin hız kazanmasına neden olmuştur. Bu yardım içinde “Köy Enstitüleri”nden vazgeçilmesini *sağlayan 12 kadar eğitim projesi vardır."

Kaynak ( http://www.cumok.org/html/cumok/istanbul/koyenstitu.htm )

İki alıntı ile başlayalım.
Siyasetin ve iğrençliğin nasıl iç içe olabileceğini son yaşadığımız olaylarda teşhis edip o günlere geri dönelim ve bir daha bakalım, bu günlerimize.
Eğitimsizliğimize, hoyratlığımıza, cehaletimize, yobazlığımıza.
Ve öylece değerlendirelim Köy Enstitülerinin kapatılma nedenlerini.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

Engse Hohol
14-01-2018, 22:40
✔ (https://guncelbakis.org/koy-enstitusu-binalarina-ahir-yakistirmasi/) Trabzon Beşikdüzü Belediyesi internet sitesi ve sosyal medya açıklamasında "Ahırları yıktık, yurt yapıyoruz" ifadesini kullandı.

Eski köy enstitüsü binasına Ahır tabiri yapılmasının asıl sebebi, metruk binanın Beşikdüzü Köy Enstitüsü olarak 1940-1945 yılları arasında yalnızca 5 yıl kullanılmasıdır. sonraki yıllarda bu 8 bina, içerlerinde gerçekten hayvan barındırılan ahırlara dönüştürülmüştü ve kimseden de ses çıkmıyordu itiraz anlamında. Beşikdüzü Belediye Başkanı Orhan Bıçakçıoğlu Akp'li dir ama Köy Enstitüsü mantığına hakaret olarak "ahırları yıktık, yurt yapıyoruz" denildiğini sanmıyorum. Ayrıca Orhan Bıçakçıoğlu istanbul'daki Akp'liler kadar yobaz birisi değil.