Orijinalini görmek için tıklayınız : Atatürk Kuran'ı niçin Türkçeleştirmiştir?
Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi türkçeleştirdi?
bilgivehis
19-12-2017, 07:57
Çok fark etmez, ikisi de insanlığa hizmettir.
Ancak bir fark var, kafa yobazsa Türkçe de olsa bir şey değişmez, değişmediği günümüzde malumunuzdur.
Yobaz kafa alttakini okuduğu zaman, dinimiz ne güzelmiş der.
"Bir kimsenin kalbi iman ile dolu olduğu halde, küfre sebep olan bir şeyi zaruret olmadan yapar veya söylerse, kâfir olur. Kalbindeki imanın ona hiçbir faidesi olmaz." (Uyûnül Besâir)
Aydın kafa okuduğu zaman işaretlediğim yerin farkına varır.
"Bir kimsenin kalbi iman ile dolu olduğu halde, küfre sebep olan bir şeyi zaruret olmadan yapar veya söylerse, kâfir olur. Kalbindeki imanın ona hiçbir faidesi olmaz." (Uyûnül Besâir)
Zaruret varsa küfür edebilirsin diyor, hem de küfür kâfir yapar dediği aynı cümlenin içinde sinsi bir iki yüzlülük yapıyor.
Hani İslam dininde küfür haram ve günah ya güya...
Leonardo
19-12-2017, 12:25
- Batıdaki aydınlanma hareketinin başlangıcı Eski ve Yeni Ahit'in yerel dillere çevrilmesi, bunların çok miktarda basılması ve insanların bunları okuyup kendi kendilerine yorumlamaları ile başlar.
- Orta Çağda öyle herkes Eski ve Yeni Ahit okuyamazmış. Rahipler okuyup sonra onlar halka anlatırlarmış (Kimse yanlış yorumlamasın diye).
Ben Arapça okunmasına karşıyım örneğin. Kutsal kitapları ilahiyatçı, aşırı dindar ve mistikler kendi dilinde okur. O da tercümanın çevirisi ile yetinmeyip, bazı ince anlamları kendileri yorumlayabilmek için.
Bir yandan böyle düşünüyorum. Diğer yandan Ezanın Arapça olması daha iyi, çünkü Türkçe olması, günde beş defa, inanmayan kişileri ve farklı inancı olan kişileri rahatsız ederdi ve beyin yıkayıcı etkisi olurdu diye düşünüyorum. :)
Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi Türkçeleştir di?
-------------------
1-Kuran ın varlığı Atatürk ve düşüncelerine zararlımıy dı ?
2-Kuran arapça yazıldığında Araplar çelişkileri bulup dinden vaz mı geçiyor.
3-Din in devlet yönetenlere zararları nedir.
Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi Türkçeleştirdi?
-------------------
1-Kuran ın varlığı Atatürk ve düşüncelerine zararlı mıydı ?
2-Kuran arapça yazıldığında Araplar çelişkileri bulup dinden vaz mı geçiyor.
3-Din in devlet yönetenlere zararları nedir.
Kardeşim sen ruh hastası mısın? 89 yıl önce Osmanlıca dilini kullanırken halk Arapça bilmiyordu. Arapça bilenler Elmalılı Hamdi Yazır gibi yalnızca Kuran ilimleriyle uğraşan top kesimdi. Dolayısıyla Arapça'yı bilmeyen halk, Kuran'ın içeriğini de bilmiyordu. Yani halk Kuran'ı okuyabiliyor ve yazabiliyordu ama kelimelerin anlamını bilmiyordu. Bu da, milletin Kuran karşısında bir papağandan öteye gitmediğini gösterir.
Yok, ben inanmıyorum diyene, #109 (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=615971&postcount=109). mesajımdaki Falih Rıfkı Atay'ın şu sözüne bir baksın:
Ve kendimizi otelciye, lokantacıya, hatta posta memuruna anlatmak için yavaş yavaş Arapça öğreniyorduk. (*)
Peki Falih Rıfkı Atay kimdi?
https://www.youtube.com/watch?v=6e-Vt3lJ7CI
Falih Rıfkı Atay (https://www.edebiyatogretmeni.org/falih-rifki-atay/), Türk gazeteci, yazar, milletvekili. Cumhuriyet döneminin en etkin gazetecilerindendir. Yani sıradan biri değil!
Falih Rıfkı Atay, 100 yıl önce Osmanlıca yazıyor ve okuyordu. Hatta yukarıdaki sözünün geçtiği "ZEYTİNDAĞI" adlı eserini Arapça yazmıştı. Çünkü eserlerinde sık sık tuttuğu günlük notlarından bahseder.
Peki ne oldu?
Kendisini oralardaki otelciye, lokantacıya, hatta posta memuruna anlatabilmek için "Yavaş yavaş Arapça öğreniyorduk!" diyor. Yani Falih Rıfkı Atay, Arapça yazar ama Türkçe konuşurdu! Buradan da anlaşılan şey, yazdığımız dilin değil ama konuştuğumuz dilin önemli olduğudur!
Özetle, gerçekler böyledir ama sen yine yukarıdaki tipte istediğin fanteziye girebilirsin. Ama bu fantezilerini gerçek diye bize yutturmaya kalkma ya da salağa yatma!
Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi Türkçeleştirdi?
-------------------
1-Kuran ın varlığı Atatürk ve düşüncelerine zararlı mıydı ?
2-Kuran arapça yazıldığında Araplar çelişkileri bulup dinden vaz mı geçiyor.
3-Din in devlet yönetenlere zararları nedir.
Kardeşim sen ruh hastası mısın? 89 yıl önce Osmanlıca dilini kullanırken halk Arapça bilmiyordu. Arapça bilenler Elmalılı Hamdi Yazır gibi yalnızca Kuran ilimleriyle uğraşan top kesimdi. Dolayısıyla Arapça'yı bilmeyen halk, Kuran'ın içeriğini de bilmiyordu. Yani halk Kuran'ı okuyabiliyor ve yazabiliyordu ama kelimelerin anlamını bilmiyordu. Bu da, milletin Kuran karşısında bir papağandan öteye gitmediğini gösterir.
----------------
Sen ruh hastasımısın. Sorulan sorular var bende cevap niteliğinde soru soruyorum . Sana sorayım yukarda maviye boyadığım soruları yalnız iyi oku anlamadan ancak bu tepkiyi veriyorsun.
Felâsife
19-12-2017, 19:35
Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi türkçeleştirdi?
Kısaca Atatürk şöyle diyesiymiş (http://www.edebifikir.com/kitap/kazim-karabekirin-hatiralarinda-cumhuriyet-kurucularinin-dine-bakisi.html). :biggrin1:
"Evet Karabekir, Arap oğlunun yavelerini(saçma sapan söz) Türk oğullarına öğretmek için Kur'an'ı Türkçeye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım! Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
Gerçekte ne olduysa bilinmez, neticede siyasi ve dini bir mesele ki bu mesele, taraflar meseleyi illa kendince anlayacaklar/anlatacaklardır.
Bildiğim kadarıyla Osmanlıca olarakta tercüme edilmiş mealler vardı, hatta matbu basılmış birine şöyle bir bakmışlığım bile vardır, çok değişik bir şey görmemiştim.
Yalnız Elmalının tercümesini bugün okuyupta anlayacak sanırım olmasa gerektir, bildiğin Osmanlıcanın Türkçe Latin harflerle anlatımıdır o kadar.
Sevgiler
"ictenlik"
19-12-2017, 21:27
Son meclis konuşması; meclis tutanağı
http://belgelerlegercektarih.files.wordpress.com/2012/06/gc3b6kten-indigi-sanilan-kitaplarin-dogmalari-kemal-atatc3bcrk-meclis-konusmasi-meclis-tutanagi-biz-ilhamlarimizi-gc3b6kten-veya-gaipten-degil-dogrudan-dogruya-hayattan.gif?w=593
---
http://belgelerlegercektarih.com/tag/son-meclis-konusmasi/
M. Kemal'e ait olduğu öne sürülen başka bir el yazması;
http://belgelerlegercektarih.com/tag/son-meclis-konusmasi/
https://belgelerlegercektarih.files.wordpress.com/2012/06/atatc3bcrkc3bcn-el-yazilari-m-kemalin-el-yazilari-atatc3bcrk-peygambere-hakaret-m-kemal-peygambere-hakaret-atatc3bcrk-mc3bcslc3bcman-mi-atatc3bcrk-din-dc3bcsmani-mi-2.jpg
https://belgelerlegercektarih.files.wordpress.com/2012/06/atatc3bcrkc3bcn-el-yazilari-m-kemalin-el-yazilari-atatc3bcrk-peygambere-hakaret-m-kemal-peygambere-hakaret-atatc3bcrk-mc3bcslc3bcman-mi-atatc3bcrk-din-dc3bcsmani-mi-3.jpg
https://belgelerlegercektarih.files.wordpress.com/2012/06/atatc3bcrkc3bcn-el-yazilari-m-kemalin-el-yazilari-atatc3bcrk-peygambere-hakaret-m-kemal-peygambere-hakaret-atatc3bcrk-mc3bcslc3bcman-mi-atatc3bcrk-din-dc3bcsmani-mi-1.jpg
"Kuran sureleri Muhammede açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdir. Muhammedin beyan ettiği sureler uzun bir devirde dinî tefekkürlerinin (düşüncelerinin) mahsulü olmuştur. Muhammet bu surelere birçok çalıştıktan ve tedkikler (incelemeler) yaptıktan sonra edebî bir şekil vermiştir. Mamafi (Bununla birlikte) kendisini tahrik eden batınî amilin (etkenin) yukarda söylediğimiz gibi tabiatın üstünde bir vücut olduğuna kani idi. (Yani "Allah var" zannediyordu). Muhammedi harekete geçiren ilk amil samimî heycanlar olmuştur. Muhammet daha sonra irticalen dinî hitabede bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten nebiliğe, nebiliktende nihayet allahın Resulü haline geçti. Içinde yaşadığı insanların manevî menfaati için ve büyük bir hakikat namına mücahedeye atılmış olan Muhammet, sonunda dinî bir imparatorluğun mutlak reisi ve bütün dünyaya hakim olmak iddiasını besliyen muharip bir dinin müessisi sıfatı ile ömrünü bitirdi. Bu iki netice münhasıran Muhammedin kendi manevî ve fikrî kuvvetinin mahsulü idi."
Bu belgeler Anıtkabir Kütüphanesi'ndedir. Fotokopisi, Türk Tarih Kurumu'nda ve Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı Askeri Tarih ve Stratejik Etüdler Başkanlığı arşivindedir…
http://belgelerlegercektarih.com/tag/son-meclis-konusmasi/
Atatürk'ün Türk Tarih Kurumu'na yazdığı mektup
Tarihi Tetkik Cemiyeti Yüksek Başkanlığı'na
Mektubumuzda heyetinizin gözlemine çok şeyler arz olunduğunu zannederim. Bu görüşleri içeren mektup yazılıp zarfa konulduktan sonra çok önemli olduğu düşüncemizde bir defa daha beliren noktaları dikkatinize sunmayı önemli gördük. Son senelerde İstanbul'da yayınlanan gazetelerde Roman diye okuduğumuz bazı eserler vardır ki, bunlar şüphesiz yüksek heyetinizin gözleminden kaçmış değillerdir; Bu roman sayfaları bence gerçek tarih belgelerinin yorumudur; bu roman sayfalarında görülen şeyler yaklaşık şöyle açıklanabilir. Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; (Ikre, Bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır. Bu zihniyetle hareket edenler İslam'dan önce Türk uygarlığının bütün belgelerini imha etmekte engel görmediler.
Yazacağınız İslam tarihinin de bu doğrultuda toplayabileceğiniz belgelere dayanarak açıklanmasını önemli görürüm.
Kudüs'ün teslim olunması için Patrik'inin koyduğu şart üzerine Kudüs önlerine gelen Halife Ömer'in kölesi ile ortaklaşa ve değişerek bir deveye binerek yol aldığını ve asıl kilise yakınına gelindiği zaman deveye binmek sırası köleye geldiğinden ötürü Ömer'in yürüyerek Arap ırkından başka ve yüksek ırklardan oluşan ordunun yüksek ve muhteşem huzurunda o ordunun kumandanlarına karşı yerden taş alarak atmak suretiyle gösterdiği çıplak ve çıfıt Araplık, malumunuzdur. Bunu artık Türk çocuklarına bir erdem gibi okutmakta ısrar gösteren notları göz önüne almalısınız.Bir hırka ve bir hurma hikayesi artık bir insanlık erdemi olarak gösterilmek felsefesi esas tutularak tarih yazılmamalıdır. Bunun gibi Arap ordularının bir çok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiğinden bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığı araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır.Şüphesiz Türkler için çok kahraman evlatlar, şu ve bu tarzda Arap halifelerinin sarayının içine hükümetinin teşkilatının ve Arap adına fetholunan birçok vilayet ve eyaletlerde bütün zaferleri sağlayan kuvvetlerin kalbinin içine girmişlerdir. İlim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuçta Arap İmparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde birinci derecede güç ve hakimiyet sahibi olmuşlardır. En nihayet Muhammed'in Halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir.
Eğer bunu yapmış olan insanlara köle demek uygunsa herkes bir şart dahilinde köleliği öğünerek kabul eder. Efendiye, sahibe, hakime köle demek ve esir, önemsiz, değersiz adamlara efendi demek, tarihin ifade etmemizi emrettiği bir gerçeklik midir?
Bu münasebetle yüksek heyetinizin başkanı bulunan size hatırlatırım ki, yeni dünya ufuklarına açacağınız yeni tarih semasında dikkatli olunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir.
Camii Ezher varlığı ve prensipleri, mevhum denecek kadar hiç olan İsa'yı yaratan apotrlar yetiştirmeye ne yazık ki kaynak olamamıştır.
Halbuki biz tarih yazarken Apotr değil; bizzat fiiller ve hadiseler sahibi arayan adamlarız. Eğer bunları bulamazsak meçhuliyeti ve bu noktada cehaletimizi itiraf etmekten çekinmeyelim. Apotr yaratmaya kalkışmayalım çocuğum! Bizim mesleğimiz bu değildir. Biz daima gerçeği arayan ve onu buldukça; ve bulduğumuza inandıkça ifadeye cesaret gösteren adamlar olmalıyız!
Batı'nın, herhangi dilinde yazılmış olursa olsun, gözünüzden mütalaanızdan geçmiş olması doğal bulunan tarih belgelerine dikkat etmiyor musunuz? Yüksek heyetiniz üyeleri içinde bu belgelerden görüşünü heyetiniz huzurunda söyleyenler az mıdır? Bu sözler o yalnız heyetinizin değil, bütün Türk milletinin ilgisini çekmeye layıktır! Bunu yalnız aranızda değil, bütün Türk milleti önünde belirtiniz! Bu büyük gerçeği bütün insanlığa tanıtınız! Kuruluş amacınızın büyük hedefi budur zannederim.
Her şeyden önce kendinizin dikkatle ve itina ile seçeceğiniz belgelere dayanınız! Bu belgeler üzerinde yapacağınız incelemede her şeyden ve herkesten önce kendi karar verme yetkinizi ve ince milli süzgecinizi kullanınız! Sizi büyük hedefe ancak bu görüşlerden, kıskanç olmak ulaştırabilir. Yoksa dünyanın bin bir şarlatanı ve bin bir milletin tarihşinas yaşayan sokak politikacısının ve bunları yüksek ölçekte temsil eden Camii Ezher kaçkınının oyuncağı kılar.
Bana bu kadar çok söz söyleten nedeni açıklayayım:
Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir! Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Siz buna razı mısınız?
Türkiye'de yüksek başkanlığınızda ilk meydana getirilen Tarih Cemiyeti büyük dikkat uyanışını kullanarak şimdiye kadar bütün dünya milletleri içinde kurulmuş benzerlerini aşan bir konum ala*cağına emin olduğum Türk uygarlığının sevdalılarına hürmet ve muhabbetlerimi lütfen iletiniz.
Gazi M. Kemal
16/17.8.1931
(Yalı ova)
http://yuksekturkiyeideali.blogspot.com/2017/09/ataturkun-sansurlenen-mektubu.html
Şüpheci Dinsiz
19-12-2017, 21:49
Atatürk'ün kafasındaki vatandaş tipolojisi şöyleydi (ki, bunu İttihat Terakki'den ve kurucularından almış) :
- Türk olacak.
- Türk değilse de Türk olacak (Asimile olacak, boyun eğecek veya taklit edecek, Türk'ü övecek).
- Müslüman (Aleviler ve tüm İslamdan türeme tarikatlar) ise Sünni olacak.
- Tarihi, dini, milliyeti devlet belirleyecek, herkes bunu itirazsız kabul edecek.
Bu kapsamda Alevilik, Atatürk'ün varlığına izin vereceği bir yapı değildi. Çünkü Alevilikte Dedelik diye bir makam var, Dedeler Alevi toplumlarında birer önderdir, danışma ve hüküm makamıdır. Dinden, eğitimden hukuka kadar her şeyi onlar belirler, yönetir, son sözü söyler. Dedelik makamı, devlet otoritesi ile halk arasına giren bir tehdit idi Atatürk'e göre.
Bu yüzden tüm Alevi dergahlarını, tekkelerini kapattırdı. Diyaneti kendi kontrolündeki Sünni İslam'a teslim etti. Alevilerin yoğun olduğu illere göçmenleri yerleştirdi, Alevileri göç ettirdi, böldü, birliklerini zayıflatmak için elinden geleni yaptı. İrili ufaklı bir çok Alevi katliamı gerçekleşti. Bu anlayış şimdi de sürmekte. Bu devlette Alevi'nin adı yok, inancıyla ilgili hiç bir hakkı yok. Sünni İslamın önü ise -devlet güvencesinde- sonuna kadar açık. Alevi katliamlarından yargılanan, ciddi bir hüküm giyen yok.
Atatürk'ün kafasındaki vatandaş tipolojisi şöyleydi (ki, bunu İttihat Terakki'den ve kurucularından almış) :
- Türk olacak.
- Türk değilse de Türk olacak (Asimile olacak, boyun eğecek veya taklit edecek, Türk'ü övecek).
- Müslüman (Aleviler ve tüm İslamdan türeme tarikatlar) ise Sünni olacak.
- Tarihi, dini, milliyeti devlet belirleyecek, herkes bunu itirazsız kabul edecek.
Bu kapsamda Alevilik, Atatürk'ün varlığına izin vereceği bir yapı değildi. Çünkü Alevilikte Dedelik diye bir makam var, Dedeler Alevi toplumlarında birer önderdir, danışma ve hüküm makamıdır. Dinden, eğitimden hukuka kadar her şeyi onlar belirler, yönetir, son sözü söyler. Dedelik makamı, devlet otoritesi ile halk arasına giren bir tehdit idi Atatürk'e göre.
Bu yüzden tüm Alevi dergahlarını, tekkelerini kapattırdı. Diyaneti kendi kontrolündeki Sünni İslam'a teslim etti. Alevilerin yoğun olduğu illere göçmenleri yerleştirdi, Alevileri göç ettirdi, böldü, birliklerini zayıflatmak için elinden geleni yaptı. İrili ufaklı bir çok Alevi katliamı gerçekleşti. Bu anlayış şimdi de sürmekte. Bu devlette Alevi'nin adı yok, inancıyla ilgili hiç bir hakkı yok. Sünni İslamın önü ise -devlet güvencesinde- sonuna kadar açık. Alevi katliamlarından yargılanan, ciddi bir hüküm giyen yok.
İlk bölümde ki yazdıklarınız faşizmdir.
İkinci ve üçüncü bölümler ise ilginç geldi bana.
Aleviler ekseriyetle hala CHP içindedirler. Tunceli'de dahil.
Atatürk'e toz kondurmaz hatta tartıştığın an saldırganlık içine girerler.
Atatürk Kur'an-ı Kerim'i Türkçeye çevirmek zorundaydı. Türkçü gayelerle kurulan bir devlet yapılanmasına Arapça Kur'an ters düşerdi.
İslam dininin saçma olduğunu ve herkesin kendi okuyup karar vermesi gerektiğini, doğal olarak dini bırakacaklarına inanıyordu.
Ancak başaramadı. Üst üste gelen Şapka Kanunu ve ikinci İstiklal Mahkemeleriyle, daha sonraları İsmet İnönü'nün sert tutumları yüzünden tutmadı.
Leonardo
19-12-2017, 22:02
Atatürk'ün kafasındaki vatandaş tipolojisi şöyleydi (ki, bunu İttihat Terakki'den ve kurucularından almış) :
- Türk olacak.
- Türk değilse de Türk olacak (Asimile olacak, boyun eğecek veya taklit edecek, Türk'ü övecek).
- Müslüman (Aleviler ve tüm İslamdan türeme tarikatlar) ise Sünni olacak.
- Tarihi, dini, milliyeti devlet belirleyecek, herkes bunu itirazsız kabul edecek.
Bu kapsamda Alevilik, Atatürk'ün varlığına izin vereceği bir yapı değildi. Çünkü Alevilikte Dedelik diye bir makam var, Dedeler Alevi toplumlarında birer önderdir, danışma ve hüküm makamıdır. Dinden, eğitimden hukuka kadar her şeyi onlar belirler, yönetir, son sözü söyler. Dedelik makamı, devlet otoritesi ile halk arasına giren bir tehdit idi Atatürk'e göre.
Bu yüzden tüm Alevi dergahlarını, tekkelerini kapattırdı. Diyaneti kendi kontrolündeki Sünni İslam'a teslim etti. Alevilerin yoğun olduğu illere göçmenleri yerleştirdi, Alevileri göç ettirdi, böldü, birliklerini zayıflatmak için elinden geleni yaptı. İrili ufaklı bir çok Alevi katliamı gerçekleşti. Bu anlayış şimdi de sürmekte. Bu devlette Alevi'nin adı yok, inancıyla ilgili hiç bir hakkı yok. Sünni İslamın önü ise -devlet güvencesinde- sonuna kadar açık. Alevi katliamlarından yargılanan, ciddi bir hüküm giyen yok.
Ben Atatürkçülüğü Cumhuriyetçiliğe eşitleyen birisiyim. Eğer Atatürk bunu söylediyse, Atatürkçülük cumhuriyetçilikten ayrı bir felsefedir. Bu da beni cumhuriyetçi yapar. Atatürkçülükten çıkmam gerekir. O yüzden böyle olduğunu zannetmiyorum. Bu tür şeyleri faşist kafalı diğer insanların eklemesi olarak yorumluyorum. İnönü'nün bile bu tür düşünceleri olacağını zannetmiyorum.
Birincisi: - Evet Türklük kimliğinin üzerinde durulmuştur çünkü Osmanlı döneminde bu kimlik ( ve bütün ulusal / dini kimlikler) hemen hemen yok sayılmıştır.
2) İttihak ve Terakicileri biliriz ama hiçbirine secde de etmeyiz. Benim şahsen ne Enver Paşa'Nın hayallerine yönelik hayranlığım var ne de örneğin Ermenilerin (Sırf Doğuyu onlara vermemek için) sürgün edilmeleri gibi olaylara sempatim var.
3) Asimilasyonun denenmiş olabileceğini artık biliyoruz. 1930'larda öyle bir şansları vardı. 1980'lerin sonlarına kadar bu haklarını sonuna kadar denediler. Çünkü ulus-devlet kurmak istediler.
4) Alevi / yezidi düşmanlığı şeriatçı Osmanlı devleti mirasıdır. Tıpkı AKP'liler gibi buna sahip çıkan insan da vardır. Yalan söyleyemem.
Ama 5) Atatürk'ün nihai hedefi de bu değildi, benim Atatürkçülük anlayışım da bu değil. Fransa eskiden emperyalist idi. ABD'de ayrımcılık / kölelik vardı. Neticede 2012'de etnik / dini farklılıkların demokrasiye güç kattığı, çeşitliliğin zenginlik sayıldığı bir ülke istediğimizi ifade ediyoruz. Kimsenin anladığı yok, ama aklın gösterdiği yol yine de budur.
Yani Atatürkçülük'te, bu konuda da, yapısal bir hata yoktur.
ABD demokrasisinin, örneğin siyah insanların durumunu uzun süre görmezden gelmesi gibi bir şeydir. Tek seferde anlatamayınca buna mecbur kalıyorsun çünkü :)
Karanlıktan aydınlığa
20-12-2017, 11:59
Atatürk kuran'ı insanlar kendi diliyle okuyup anlayabilsin diye hizmet olarak mı türkçeleştirdi yoksa okuyunca çelişki bulup din sevdasından vazgeçerler diye mi türkçeleştirdi?
Said nursi ikincisi diyor.bu konuyla alakalı savunmaya geçtiği risalesi var.meal Kur'an'ın yerini tutmaz,Kur'an'ı birebir tercümesini yapmak mümkün değildir,anlatımda ki eşsizliği mealler veremez şeklinde cevabı var...bu durumda elmalılı hamdi yazır meal yazmakla Atatürk'ün bu amacına hizmet etmiş oluyor.elmalılı gibi bir islam alimi bunu yapar mı diye akla soru geliyor.çünkü m.akif ersoy meal yazmaktan bu sebeble vazgeçmiş.Atatürk'ün böyle bir amacı varsa elmalılı niye yazmış cevabı mühim.
Said nursi ikincisi diyor.bu konuyla alakalı savunmaya geçtiği risalesi var.meal Kur'an'ın yerini tutmaz,Kur'an'ı birebir tercümesini yapmak mümkün değildir,anlatımda ki eşsizliği mealler veremez şeklinde cevabı var...bu durumda elmalılı hamdi yazır meal yazmakla Atatürk'ün bu amacına hizmet etmiş oluyor.elmalılı gibi bir islam alimi bunu yapar mı diye akla soru geliyor.çünkü m.akif ersoy meal yazmaktan bu sebeble vazgeçmiş.Atatürk'ün böyle bir amacı varsa elmalılı niye yazmış cevabı mühim.
Bence herkesin anlamasını engelleyip araya ruhban sınıfın yerleştirmesini yapan yorum Said Nusi ninki.
O zaman şu soru geliyor Allah sadece Arapların tanrısı mı.? Tercümesi mümkün olmayan Kuran Arap dili bilmeyenler için nasıl anlaşılacak.
İnsanlar Arap dili bilse bile başka dilleri bilinlere kuran ı nasıl anlatacak.
Şu çıkıyor anlamasan da olur yeter ki inan. Bende soraraım kime inanayım sana mı Allaha mı.
Ben ne kadar haklıyım. Tanrı İnsandır demekte.
Leonardo
20-12-2017, 12:59
Eski Eski ve Yeni Ahitler de hep Latince imiş. Yerel dillere 1400'lü yıllarda çevrilmeye başlamışlar.
Aynı bizdeki gibi. Halk zaten okuma yazma bilmiyor. latince filan hiç bilmiyor. Tartışma da olmazmış. Kilise ne derse o olurmuş.
Karanlıktan aydınlığa
20-12-2017, 13:33
Said nursi edebi dili ,ahenkli anlatımı,vurguları ,ifadede ki enerjiyi mealler tam yansıtamaz demek istediyse kısmen katılırım..elbette ki Kur'an her dilde anlaşılabilir olmalı.fakat cümle kurma,cümleyi ifade etme açısından mealler birbirinden çok farklı.hatta bazıları sanki yorumda katıyor...anlamı bozduklarını iddia edenler bile var."ayetlerin başına gelenler " başlıklı youtube da süleymaniye vakfına ait videolar var.merak edenler izleyebilir.
Atatürk zamanından öncede Kur'an tefsirleri varmış. Yani Atatürk Türkçeye çevirdi demek doğru bir söylem değil. Türk Alfabesi (Latin Alfabesi) getirildiği için o alfabeye göre çevrilmiştir.