PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Evren’in Bir Başlangıcı Var mı


Velhelebe
18-01-2018, 18:27
Big Bang teorisine göre evrenin bir başlangıcı olduğu varsayılmaktadır. Diğer yandan da hiçlikten bir şeyin çıkmayacağını gözlemlerimizden biliyoruz. Acaba Aristo'nun öngördüğü şekilde varlık hareket etmeye başlıyor ve ilk hareket ettirici mi var? Yoksa evren sonsuzdan beri devinmekte midir?

Yıldıztozu
18-01-2018, 21:08
İnsanın bir başlangıcı var mı? 100 bin yıl önce diyebilirsin; çünkü insanı biz tanımlıyoruz.
Dünyanın bir başlangıcı var mı? 5 milyar yıl önce diyebilirsin, çünkü dünyayı biz tanımlıyoruz.
Aynı şekilde evrene de bir tanım yükleyebilirsin ve o tanıma göre bir başlangıç belirleyebilirsin.

''Başlangıç'' ifadesi tanımı gereği bir referans içermek zorunda. Referanssız evren hakkında doğal olarak bir başlangıçtan söz edilemez.
Bütün başlangıçlar insan kurgusuna/tanımına bağlı olarak var olmakta.

Velhelebe
18-01-2018, 21:18
Aslında şeylerin başlaması için bizim tanımımıza ihtiyaçları yok, çünkü bilincimizden bağımsız olarak varlar. İnsanoğlunun yaptığı belirlemek değil, tespit edip sınıflandırmaktır.

Ancak biz tanımladığımızda ve ifade ettiğimizde olan şeyleri kendi anlayışımıza tercüme etmiş oluyoruz. Biz anlayalım veya anlamayalım, ne oluyorsa ve olacaksa o sürecektir, bitecekse bitecektir.

Referans şeylerin kendisidir. İnsan, dünya bunlar sınırlı örnekler olduğu için doğru örnek değiller. Evren ise var olan bütün şeyleri veya bizim tanımlayabildiğimiz kadarıylaki şeyleri içeriyor. Evren’in dışı ve başka Evren’ler olması mümkündür.

Bir evren bitip diğeri başlıyorsa her şeyin başlangıcı olarak gözükmez bize. Varlık, sonsuzdan beri deviniyor olabilir. Ama tek evren varsa ve o başlıyorsa en azından bizim için her şeyin başlangıcı olacaktır. Fakat bu nasıl bir şeydir, başlangıç ne demektir?

pianola
18-01-2018, 21:53
https://i.imgur.com/ovSqLqb.gif

"ictenlik"
19-01-2018, 04:13
Yoksa evren sonsuzdan beri devinmekte midir?

sonsuzdan beri ilginç bir kavramsallaştırma
sonsuzun berisi ötesi olamayacağı gibi öncesi de olamayacaktır
önceyi irdeleyen bir beri kavramına sanırım sonsuz kavramı ilişkilendirilemez

sonsuz geçmişte bulunamayacaktır ve geçmiş kavramıyla da kavranamaz gibi duruyor

Big Bang teorisine göre evrenin bir başlangıcı olduğu varsayılmaktadır.

evrenin herşeyin başlangıcı olduğu öne sürülüyor mu ? bilmiyorum
bir şeylerin başlangıcı olduğu ve olacağı?
başlagıcın olduğu yerde, orada bir şeyler olmalı. başlamamış bir şeyler

Acaba Aristo'nun öngördüğü şekilde varlık hareket etmeye başlıyor ve ilk hareket ettirici mi var?

varlık hareket etmeye başlıyor
varlık durağandı,varlık vardı,varlık durağanca vardı
varlık hareketsizce vardı

sanırım bir şeyler hareket etmeye ve olmaya başlamıyor

spartacus
19-01-2018, 09:39
Bir evren bitip diğeri başlıyorsa her şeyin başlangıcı olarak gözükmez bize. Varlık, sonsuzdan beri deviniyor olabilir. Ama tek evren varsa ve o başlıyorsa en azından bizim için her şeyin başlangıcı olacaktır. Fakat bu nasıl bir şeydir, başlangıç ne demektir?
Tek evren, fizik evreni, parça değil bütün. Şeyleri birbirine nazaran tanımlıyoruz, ölçekleri de yine belirli başka şeylere nazaran ve ölçeklenenin sınırlarını - sanki uzamda diğerlerinden tamamen ayı-kmış gibi formuna göre yine biz tanımlıyoruz.
Örneğin Samanyolu, galaksi denmişliği yerine evren'de denebilirdi, lakin insanın gözlem ufku genişledikçe, tanı da genişlemekte, böylece Andromeda'da dahil olur ve evren olarak anılmaz, böylece Samanyolu, Andromeda ve milyarlarcası evrenin parçası olarak görülmeye başlanır. Öyleyse Samanyolu'nun, Andromeda'dan ayrı-k bir form temsil etmesi, böylece asıl kıstasın form-yapıya dairliğiyle, insan aynı kıstaslarla daha büyük -ama ayrık- form-yapılar aranmaya-düşünmeye ve bir isim vermeye koyulur.

Dünya atmosferindeki parçalı bulutlara uzaktan bakarsak, bir bütün olarak görmeye başlarız, artık o bulutlar bir bütündür ve yakınlaştığımızda ancak özneleştirebileceğimiz farklılıkları görmeye başlarız. Öznellik aldatır(çünkü dar alanda merkeze kendisini koymak zorundadır), parça düzeyine geldiğimizde, sanki beher parça, diğerinden tamamen ayrıymış gibi bir kanıya kapılırız, oysa uzamda-en azından örnekte ifade edildiği gibi çok daha uzaktan bakıldığında- bütündür. Burada sorun parçanın(form-yapının) tespiti değil, bu algıdan dolayı yalıtım-cı düşünmeye meylediştir. Daha ileri gidilerek öznel idealizme varılır ve özne artık gerçekliği değil, görmek istediği -gibiliği- öncüle almaya başlar...

Başlangıç ve bitişler form-yapıya dairdir, daha doğrusu bağlıdır. Önce şeyler'in hareketi-değişimi, sonra algısı(çeşitli kıstaslarla, şeylerin birbirine nazaran farkıyla yorum, kavramlara anlam verecek).

Zaman ne hareketin ne de değişimin sağlayanı değildir, aksine hareket-değişim, bizim ilk referanslarımızla, ikinci ve diğer referanslarımız arasındaki form-yapısal değişimlerin kıyasıyla anlam kazanır, böylece ölçmenin konusu olur(ölçülen ne? Değişim, değişen ne?). Nesnel zeminde ise böyle bir irade, algı, hafıza ederek tutup, kıyaslayack bir öncül yoktur-ayrı bir özne yoktur o zeminde-, diğer yönüylede böyle bir öncül zaten-ancak varlığın bileşik biçimidir-form, yapı- ve hareketle, ilişkiyle var olur, öznenin valığı özneyi anlamlı kılan zeminden öncüle konulamaz.

O zemin yani nesnel, şu ya da bunun şahsına indirgenemez-özneleşemez olan taban, form-yapılardaki değişime, harekete dair çıkarsamada bulunduğumuz kavramlardan da daha alt bir zemindir. Bu zemin SON-SONSUZLUK, önce, sonra, yukarı, aşağı gibi kavramlarımızın muhatabı değildir, zira bu kavramlarımızı biz, merkeze kendimizi ve bakış açımızı koyduğumuz haliyle, şey'lerin birbirine nazaran form-yapı, biçim, bileşimine göre kıyasımızla anlam kazanır, peki şeylerin bu üst zeminde kıyasının yapılamadığı temel zemine bu kavramları dayatmanın veya bu kavramlarla düşünmenin anlamı-geçerliliği var mıdır? Hasılı o zeminde evvel-sonra diye bir taban yok, bu bağlamda gerçek sadece hareket ve ilişkiden ibaret. Kısaca taban-zemin, zaman kavramıyla sınırlayıp, ifade edebileceğimiz bir yapı arzetmiyor, ama harekete-form-yapısal değişime bağlı olarak yaptığımız kıyaslar sayesinde zaman kavramını soyutluyoruz. Bir başlangıç yok, bir son'da olmayacak, hiç başlamadı ve hiç bitmeyecek çünkü bu kavramların muhatabı formdur.

Örneğin uzay sonsuz mudur? Değildir. Sonlu mudur? Değildir, zira uzay son-sonsuzluk gibi kavramların muhatabı değildir, ayrık, kendi başına özneleştirilebilir, bireye indirgenebilir temel de değildir. "Varlık ve yokluktur" ve bunlar sıfır(0) zamanda devinir durur, değişim ortada olanda bünyevi gerçekleşir(yani farklı zaman yolu-uzayında yol almışlığıyla değil, değişerek zaman kavramını anlamlı kılar, önce zaman gelmez, dolayısıyla öncüle zaman kavramıyla yaklaşmak anlamsız olur)...

Başka evrenler->öznenin yani biz insanın kıstasları ve kabullerine ve elbette kıstas edilenlerin formu-yapısı, biçimine göre tanılanır. Samanyolunu evren olarak baz almış olsaydık, Andromeda bir başka evren olurdu, böylece özneleştirilemez, parçaya indirgenemez, ÇOKLANAMAZ, ayrıklaştırılamaz, öteki-diğerlenemez daha bir üst bütüne-gruba gereksinim duyardık-uzay gibi-, evren demesek dahi bir başka ifade arardık. (benim evren algım, uzayla bir bütündür, özneleşemez, diğerlenemez, ayrı olarak işaret edilemez. Yani nazsıl ki uzayı özneleştirebilmek için, dışında(formun dışında) bir başka uzaya gereksinim duyuyorsak ve böyle bir dış tarifi mümkün değilse, bu da öyle(dışı olmayanın dışından söz etmek ne kadar abes ise, uzay, evrene, varlığa dairde önce, sonra, iç, dış tabride o kadar abestir).

Big Bang geçerli bir teori olmaktan artık çok uzak. Zira bu salt FORM-YAPIYA nazaran kavramlara dayanmışlığıyla değil, gözlemlerimizde form-yapıların eş zaman yansıtmaması-açığa çıkartmamasıyla da ilgili. Yani standard olarak 0(sıfır) kabul edebileceğimiz(neye göre, hangi yapıya göre) özelde bir başlangıç tabir edilebilir MUTLAK bir noktamız yok, şeyler birbiriyle her ne kadar ilişkili olsada, form-yapısal değişime dair eş zamandalık durumu yok.

Görüp tanıladığımız ve isimlendirdiğimiz varlığın biçimleridir ve bu herhangi birine indirgenemez, sabitlenemez değişken bir yapı arzeder(şeylerin form-yapısal aynılığı-ayrılığı eş zamanlı değildir). böylece bizler değişimlere bakarak, başlangıç, bitiş gibi, ama değişen formun NAMINA, aldığı yeni hale(form-yapıya) nazaran kıyaslar yaparız, işte tabir ettiğimiz her başlangıç, varlığın değişken biçimine dairdir, başlayıp biten(başka biçime dönüşen) madde değil, halleri-form-yapısıdır. Bu bağlamda bir yıldız ne zaman başladı diye sormak ne anlam ifade ederse bunun gibi, başlamadan önce de yıldız -plazma bir hal- değil miydi? Değilse-öyleyse yıldız tabir, tanımını biz neye göre yaptık? Neye göre yaptıysak işte ancak biz ona dair başlamak-bitmek tabiri kullanabiliriz, varlığa-madden- zemine dair değil... söndüğünde o, artık yıldız değildir... çünkü bu zemin(varlık zemini) özneleştirilemez, iradi kavramlara-iradi seçimlere, özelleşirmeye indirgenemz sanki şey'miş gibi herhangi bir forma indirgenemez genel-taban, muhteva zeminidir. formu-yapısı, biçimi ne olursa olsun, muhteva anlamında hiç bir ayırt edici, ayrılaştırabilir taban içermez, her halükarda, her biçimde muhtevadır ve devinerek başlangıç-bitiş mefhumuna anlam verir(kim, kime bağlı?)...

Sonuç:Evrenin başlayıp, başlamadığı konusu, evren'e dair neyi baz alıp, nasıl bir tanım yaptığımızla da ilgilidir. Örneğin Samanyolunun bir başlangıcı olabilir, düşünülebilir çünkü bu tanımı biz form-yapı ve diğer form-yapılara dair kıyasla ediniyoruz, yapı değişirse artık farklı bir tanım vereceğiz, ama formun değişimi, muhtevanın da başladığı anlamına gelmiyor(muhtevaya başlangıç salt form-yapı zemini olmamasıyla değil, bir başlangıcının olması beklentisi, bir başlangıcı olsaydı, hiç bir şey(örn: samanyolu) olamaz-oluşmazdı noktasına da varıyor - geçersiz paradoks- kaldı ki başlamak için, oluşmak gerekir, oluşmak fiilinin olması içinde değişen şeyler, varlık. böylece varlığı başlatmak çabası nafiledir, anlamsızdır). Oluşumun, oluşmak fiilinin muhatabı muhteva-varlık değil, varlığın değişen biçimleridir.

Dijwar
19-01-2018, 12:55
Evren dediğimiz şey, nihai bir bütün mü yoksa çoklu evrenlerden sadece bir kabarcık mı...Henüz bilgilerimiz çok yeni ve dahası, kendi Güneş sistemizle ilgili konularda yeni yeni şeyler öğrenmeye devam ediyoruz.

Evrenle ilgili konulara meraklı arkadaşlara, axions konusu ile ilgili araştırmalar yapmalarını tavsiye ederim. Çok ilginç bir konudur.

ilahimasal
19-01-2018, 14:57
Evren dediğimiz , galaksiler bütününün neden bir çerçevesi olmasın ki ? Gayet normal bir durum.

Güneş sistemimizin çerçevesi gibi
Galaksimizin çerçevesi gibi
Evrenimizin çerçevesi de olabilir.

Ufkumuz henüz ,evrenin çerçevesini tespit edemedi , çerçevesi olmayada bilir , belki de sürekli aynı şeyler , galaksiler ve yine galaksiler ve yine galaksiler...........---------->


Tanrıcılar için Güneş sistemi evrendi , geçen yüzyıl da galaksimizin dışı ve şu anda diğer galaksiler tespit edildi , teoriler üretildi.

Bunların tamamının en küçükten daha büyüğüne kadar merkezin etrafında dönmesi !! Benim için en enteresan olanı.

Bu galaksilerin olduğu bütünde , kendisine benzer olması mümkün olan bütünlerle birlikte , başka merkezin çevresinde DÖNÜYOR olabilir mi ?

Şimdilik gördüğümüz kadarı ile......

spartacus
19-01-2018, 17:19
Önemli olan evren kavramını neye göre, nasıl içeriklendirildiğidir

Benim evrenim bütündür, evrencikler içermez, Big Bang'e dayalı olarak dilenirse kabarcık metaforu kullanılsın, hiç biriside evren değildir, kabarcıkneyin üzerinde, hangi zeminde meydana geliyorsa, işte evren o zemindir(kabarcığın kendisi değil) aksine her kabarcık evrenin parçasıdır... Ki bu tür kabarcık kurgular -uzay-evren namına- fantastik.

Daha dar anlamda öznel limite dayalı evren algısı ise evrenin dışından söz edebilir, öyleyse evrenin dışının kapsayıcısı nedir? benim evrenimin içi-dışı yok(uzay ile bütün).

Ancak parçalar, formu-yapısına nazaran tanılanabilirler, haliyle evrenler yerine ada'lar kavramını kullanmak daha yerinde. Ki 500 yıllık gidişatımız bu yönde, güneş sistemiyle darlaştırılan evren, galaksi ve oradan da galaksilere değin genişledi. uzay ve evren gibi alanların, öznenin ufuk açısına göre sınırlandırılması zaten temel bir hata, yanılgıdır, öznel idealizm ve bu gün bilhassa adına teorik fizik denilen kurgu-matematik, lineer sembol dünyasıyla bilim, o alanda hızla öznel idealizme teslim olmakta.

Farzedelim evreni gökada sistemlerine göre(çok sayıda galaksinin içerildiği)* almaktayım, ne oldu? Her bir ada, diğeriyle kıyaslandığı ölçüde evren tanımı anlam kazandı, böylece biz evren'lerden söz edebildik, bu halde her bir adayı da kapsayan bütün sorunsalı nasıl tanılanacak? Eğer öyleyse, adalara, evren tabiri kullanılması doğru değildir...

* Bir hatırlatma, Gökada sistemlerinin -ilişkisel temelde birbirine bağlı -parça-bütün- bir yapı, sistem sergilemesi için- 50-80 milyar yıl gerektiği öngörülüyor.

Klasik bir başka soru, evren genişliyormuş, nereye genişliyor? Bu soru anlaşılması güç bir soru gibi, oysa genişlediği alan'da evren değil mi? Yani genişlediği alan neyin, nesi? Evren dediğimizde en geniş anlamda kapsayıcı olanı ifade ediyoruz ve eğer evren genişliyorsa bu demetir ki kapsanıyor(öyleyse kapsanmış olanın, kapsayıcı olanı ne?)...

ilahimasal
19-01-2018, 22:09
Spartaküs ufkunla ufkumuzu açıyorsun. Sağolun.

Peki , bildiğimiz en küçükten , en büyüğe kadar , merkezin etrafında dönerek hareket eden şeyler gibi , bildiğimiz galaksilerin tümünü oluşturan evren dediğimiz de , başka evrenler ile birlikte başka bir merkezin çevresin de dönüyor ihtimali yok mu ? Hayal perest gibi düşünmüş görünsem de, sistem sanki sürekli aynı şekil de işliyor.

Atom ve çevresi
Güneş ve çevresi
Galaksi merkezi ve çevresi gibi.

Söylediğiniz gibi , evrenler dahi olsa , bu evrenlerin dışının peşine düşeceğiz , bu evrenlere baska bir isim verip , evrenlere , evrenimiz diyip devam edecegiz. Evrenler bir bütün olucak. Galaksiler gibi.

spartacus
20-01-2018, 11:56
Merkez noktası, Şey'lerin birbiriyle olan ilişkisiyle ilgilidir ve mutlak değildir-merkez yine şeylerin biribiriyle ilişki-etkileşimine göre değişkendir-, bizim bu bahisle ele aldığımızın kapsayıcılığı evren kapsamına göre parçaya inilmiş dar bir alandır.

Ada'ların merkez noktasının baz alınmışlığı, ilgili ada'ya dair-göredir, evren tanısı ise merkezleştirilip, bireye indirgenemez, zemin temeliyledir.

Evren şu ya da bunların(şey'lerin) dahil edildiği bütündür.

Bir okyanus düşünelim ve bunun içinde de 1000 adet ada. Evren'in tanısı adalardan herhangi birisi değil, okyanusun kendisidir, öyleyse evren tanılarken herhangi bir adaya göre davranmamalı ve adanın bir merkezinin olması öne sürülerek, evrenin de mutlak bir merkezinin olduğu kanısına kapılmamalı-merkezi olan -> evren değil, parçadır.

Şimdi birisi çıkıp bana diyebilir ki, ama okyanusların bir merkezi var, bu ölçülebilir. Tabi ki, çünkü okyanusun sınırı var, sınırsız bir okyanusun merkezi neresidir? Ya "her yer" ya da "hiç bir yer" değil mi?

Bu bağlamda da parçaya->evren demek hatadır, bizim kullanmamız gereken tabir ADA'dır veya ada anlamını içeren bir başka tabir...

Kaldı ki tüm'ü(fizik alemi) kapsayıcı anlamda, parçaya indirgenmiş EVREN ifadesinin kullanılması doğru değildir, zira burada öncül "EV" kelimesidir, belirli bir mekanı ifade eder. eğer böyle alacaksak, öyleyse biz tabanı-zemini kapsayıcı olanı ifade edebilmek namına örneğin "alem" kelimesini kullanmak durumundayız, fakat görüyoruz ki evren kelimesi zaten yerine kullanılır olmuş, öyleyse hem genel kapsayıcı anlamda kullanıp, ama hem de ifadesini parçaya indirgeyen anlamla dile geitrmek çelişir.

İçinde olduğum parçanın ev'liği, ancak benim içinde olmuşluğuma göre anlam kazanıyor, bu bağlamda öznel durumumu, nesnel zeminde genelleme adına kullanamam, benim içinde bulunduğum bana göre ev ise, senin içinde bulunduğun da sana göre ev'dir, öyleyse bunların tümüde, ben içinde olayım ya da olmayım->ev'dir. Öyleyse daha geniş bir tabire ihtiyacım var ve ev'i değil, tüm evleri, bütünü ifade eden kelime olmalı.

Eğer evren öznenin kendisini esas alıp konumladığına göre, ev gibi kendisini içinde gördüğü bir mekan-zemin gibi alınacaksa, öyleyse Andromeda'yı da kendi evrenine(samanyolu) dahil kılmasının anlamı ne? Ya tüm, ama tüm evleri kapsayan bütün bir kelime olarak kullanacağız(örneğin evlerden meydana gelen mahalle, şehir, ülke, dünya ..... gibi) ya da ikincisi ancak belirli bir alanı ifade etmek namına bu tabiri kullanacağız. İkinciyi esas alacaksak bizim evrenimiz Samanyoludur. Andromeda ise başka bir evren'dir ve bunlar eş zamanlı olarak oluşmadılar(form-yapı değişimi)... Hayır birinciyi esas alacaksak öyleyse evren'e sınır koymak anlamsızdır, zira evren dediğimiz bu durumda parçaya(adalara) aşkın bir zemin olarak alınmış olur. parçayı(her bir ev'i, EV'leri) aşkın olanda, parçaya, herhangi bir ev'e göre sınırlanamaz...

Örneğin ben kıstasımı 2 değilde, 1 alırsam Her galaksi, bir evrendir özünde ve bana göre doğru olan bu olur. Bunu yapmıyorsam sebebi, evren kelimesine güncel olarak yüklenmiş olan anlamda yaşanan kavram kargaşasıdır.

pianola
06-02-2018, 00:30
Evren dediğimiz şey, nihai bir bütün mü yoksa çoklu evrenlerden sadece bir kabarcık mı...

Nihai bir bütün olarak tasavvur etmek daha doğru geliyor. buna mukabil çoklu evrenler/matematiksel boyutlar vs. gibi şeyleri pek tutarlı bulmuyorum, bunların özünde tamamen Platonik kavramlar olduklarını düşünüyorum. ben uzay , uzayzaman vs. gibi belirsiz kavramlara bulaşmadan şunu söyleyeceğim: modern bilimde de tasavvur edildiği şekliyle "genişleyen ve dağılan bütün" sanıyorum en doğru evren tasavvuru olabilir, şöyle ki , bir "sabite" (mesela sonsuz-luk, ya da sadece sonsuz) "kendine-ait-olarak" orada-öylece bulunamamaktadır. Kraussçu kozmolojiyi baz alarak izah etmeye çalışacağım;

1- "sonsuz" gerçek ise, yani bir "öylece-bulunan" ise, bu ontolojik kavram "kendisine özdeş" olur aynı zamanda değil mi? ancak bu durumda herhangi bir "aktivite" nasıl mümkün olacaktır? zira bizim için ontolojinin koşulu, evvela bir özdeşlikten bahsedememektir, bu da "kendinde-sonsuz" (kendinde-şu, kendinde-bu vs.) adında bir ontolojik varlığın söz konusu olamayacağını ifade ediyor —ki bunun modern teorideki karşılığı da kuantum mekaniğidir— o halde "bütün" dediğimizde o bir "sonsuz" değildir , yani, "sonsuz"'un doğru bir anlamı olacaksa, bu ancak ve ancak onun kendi sonluluğunu da içermesiyle mümkün olabilir, özetle "sonsuz", kendisini, kendi sonsuzluğuyla kapatamaz (yani, "dinamizm" demişsek, sonsuz olarak kavranabilecek her ne varsa ,o her zaman için kendisini sökümlemeye olan mahkumiyetini de yedeklemiş durumdadır), demek ki o zat-en sonsuz değildir ve tam olarak bunun için sonsuzdur, bunu bir başka ifadeyle söylersek, sonsuzluk, bir "durum"un değil, bir devinimin adı olabilir sadece..

2- yukarıdan devam edersek, sonsuz değilse evren ve de "sonlu" ise, yine mümkün olamaz[dı], zira bu durumda o kendi kendisiyle limitlenmiş olur ve bu da paradoksal bir diğer özdeşlik türüne karşılık gelir, ancak limitin ortaya çıkması için ise birden fazla egzistensiyalitenin çatışması gerekiyor, yani bir sınırı sınırlayan başka bir sınırdır, fakat yukarıda belirtmek istediğim gibi, bu kavramı evrene uyguladığınızda, o ancak ve ancak "kendinde-sonsuzluk" dediğim önsel bir ontolojinin yedeğinde anlam kazanabilmekte, dolayısıyla bunu da kabul etmek felsefi olarak mümkün görünmüyor.. bu durumda: evren ne sonsuz, ne kendisini kuşatan sonsuz birşeyin içinde, ne de sonlu olarak tahayyül edilemez. (bu şu anlama da geliyor: metafizik anlamda "mekan" zaten yoktur, yani evren "biryerde" olamaz ve bunun için "oluş" da "bütünsel" olmak zorundadır, yani genişleyen-evrenin bir "ötesi" kendisine-özdeş olarak orada öylece bulun[a]madığı gibi, evrenin genişlemesi de tamamen ve ancak kendisinde içkin olabilir , dolayısıyla "genişleme" dediğimizde, bu "oluşun tamamı" olarak da kavranmak durumunda aynı zamanda.. zira ifade ettiğim gibi, aksi durumda onun kendi imkanının oluşabileceği tasavvur edilemiyor (kısaca, yukarıda değindiğim "özdeşlik" buna müsade etmemekte), ve dolayısıyla öylesine bir tasavvurda egzistensiyal-kombinasyonlar da hiçbir şekilde mümkün olamayacaklardır (felsefi bağlamda). öyleyse "imkan" dediğimizde, bu asılda özdeşliğin imkansızlığından başka birşey değildir...

sonuç: bu bağlamda big bang ("genişleyen evren"), "evrenin kendisine özdeş olamazlığı" açısından felsefi bir temele oturtulabilir. kısaca söylediğim: evren sonsuz değildir, sonlu da değildir, o sadece "birşey" olamamaktadır, onun birşey-olamazlığı ise oluş olarak kendisini karşılamaktadır, ve bunun için oluşum[lar] da başlayamaz ya da bitemez[ler]..

Dijwar
06-02-2018, 23:19
Sonsuzluk diye birşey sanırım yok.Sadece hesaplanamayacak kadar çok manasında, kullanılıyor. Hesaplayamadığımız şeylerde ona sığınıyoruz.
Sonsuz, sıfat olmasına rağmen, yanlışlıkla isim yada fiil gibi kullanılıyor. Bu da kafa karışıklığına sebep oluyor.

Yıldıztozu
18-08-2018, 02:32
Bana kalırsa içinde yaşadığımız bu ortamın (yıldızlardan, galaksilerden oluşan bu ortamın) bir başlangıcı olmalı. Bu şekilde bir yapının hep var olmuş olması açıklamasız kalırdı. Yani neden bu ortam bu işleyiş yapısıyla hep var olmuş olsun ki. Yıldızlardan galaksilerden oluşmayan ve başka şeylerden oluşan, başka ortamlar, başka yapılar da var olmuş olmalı.

Ancak içinde yaşadığımız bu ortamın başlangıcını alternatifsizleştirerek tek yapıya indirip her şeyin başlangıcı olarak yorumlayamayız.

Velhelebe
18-08-2018, 06:27
Bana kalırsa içinde yaşadığımız bu ortamın (yıldızlardan, galaksilerden oluşan bu ortamın) bir başlangıcı olmalı. Bu şekilde bir yapının hep var olmuş olması açıklamasız kalırdı. Yani neden bu ortam bu işleyiş yapısıyla hep var olmuş olsun ki. Yıldızlardan galaksilerden oluşmayan ve başka şeylerden oluşan, başka ortamlar, başka yapılar da var olmuş olmalı.

Ancak içinde yaşadığımız bu ortamın başlangıcını alternatifsizleştirerek tek yapıya indirip her şeyin başlangıcı olarak yorumlayamayız.

Gözlemlenebilir evrenin başlangıca sahip olup olmadığı belirsiz. Günlük hayattaki başlangıç bitişlerle gözlemlenebilir evreni değerlendirmek yanlış olabilir. Nasıl ki insanın tasarladığı şeylerle evreni ve evrendeki şeyleri kıyaslayıp onların da tasarım olduğunu söylemek yanlışsa bu da öyle olabilir.

spartacus
18-08-2018, 12:19
Bana kalırsa içinde yaşadığımız bu ortamın (yıldızlardan, galaksilerden oluşan bu ortamın) bir başlangıcı olmalı. Bu şekilde bir yapının hep var olmuş olması açıklamasız kalırdı. Yani neden bu ortam bu işleyiş yapısıyla hep var olmuş olsun ki.
Form-yapı olarak mı? Ortam olarak mı?
Var olmak-olmamak forma nazarandır.

Formun oluşu, hep var olmamakla anlam kazanır.
Hep var olmaklık ifadesi ise, ancak ve dahi forumun hep var olmaması sayesiyle ve olmaklığıyla anlam kazanır.

Var olmaklık, olmamazlık, başlangıç ve bitiş, formun var olmsı ve olmaması sayesinde anlam kazanır. Yani elde olan kavramlarla ifade edebiliyor muyum bilmiyorum ama, hep var olmaki olmamaki başlamak-bitmek gibi ifadeler zaten o form, o form ise devinim sayesindedir.

Hasılı, şu ya da bunu form-yapısına, nitelik, özelliklerine dayalı tanılayan sizsiniz. Varlık-muhteve-ortam zemininde yani hiç bir öznel, özne, tanı, forma ve form-yapı sonrasında ancak soyutlanabilir kavramlara tabi olmayan zeminde, ne bir son-sonsuzluk, ne bir başlangıç-bitiş, ne iç, ne dış gibi kavramların muhatabı da, dayanak-esas alınabilir bir temeli de yoktur.

varlık-uzay-fizik ne hep vardır, ne de hep yoktur. Varlık ve uzay ne sonsuzdur ne de sonlu. Varlık ve uzay ne başlar ne de biter.

Bizim bu tür kavramlarımıza dair, temelin(fizik-varlık-uzay), hemen bir üst noktasında duran zemin, DEVİNİM zeminidir. Hasılı devinim, form-yapının biçimlerine ve öznelleştirilemez bir zemin bağlamında(her şey devinebilir ama o devinimin kendisi bir şey olmaz) nazaran tanıladığımız kavramlardan da önce gelir, aynen varlık-muhteva zemininin de önce gelmesi gibi.

Hasılı hep var olan diye bir soruya herhangi bir şeyi muhatap kılacaksan, bu ancak form-yapı nazarındadır.

Varlık-yokluk-fizik-uzay zemini olarak ifade ettiğim temel zemin bu tür kavramların muhatabı değildir.

lakin o zeminde de ifade edebilir kavrama sahip olmadığımız için, ANLAŞILABİLMESİ, İDRAK,KAVRAYABİLME namına, DAİMDİR gibi ifadeler kullanırız buna mecbur kalırız.

Kısaca UZAY-VARLIK-FİZİK ne daimdir ne de değil.
Ne sonludur ne de sonsuz.
Ne öncedir ne sonra.
Ne şuradadır ne orada.

Ama dediğin gibi, hep var dediğimiz form-yapılar değil...

Peki form değişti diye EVREN tanımınız da değişiyorsa, orada ele almanız gereken esas, evren tanımınızın neye göre olduğudur.

Örneğin benim evren tanımım, uzay-evren bütünlüğüyledir, yani ve evet, daimdir. Oluşmaz ve yok olmaz, başlamaz ve bitmez. Evren tanımım herhangi bir forma nazaran limitlenemez, örneğin Samanyolu form ise, evrenin tanımı herhangi bir form-ların sınırlarıyla tanılanamaz.

Yıldızlardan galaksilerden oluşmayan ve başka şeylerden oluşan, başka ortamlar, başka yapılar da var olmuş olmalı.

Ancak içinde yaşadığımız bu ortamın başlangıcını alternatifsizleştirerek tek yapıya indirip her şeyin başlangıcı olarak yorumlayamayız.
Evet. Zira gelip, geçici olana dairdir tüm tanılarımız, form-yapı...
Peki ortamın içinde olduğumuz kanısına nasıl ulaştınız? Kendinizi merkeze koyup, gözlem ufkunuz ve dışını da dış tayin ederek.

Evrenin için de misiniz? Uzayın içinde misiniz? Burada kavramlarla sorun yaşıyoruz, ama yakın ifade olarak ben üzerinde-bünyesinde, herhangi bir yerinde -ki bunalr dahi karşılamaz- ifadelerini kullanmayı daha anlamlı buluyorum.

Yıldıztozu
18-08-2018, 17:45
Form-yapı olarak mı? Ortam olarak mı?

https://i.hizliresim.com/LD8BOa.jpg

İçinde bulunduğumuz ortam bu. Evren olarak tanımlanan da genelde bu oluyor.
Nereye baksak galaksi yapıları görüyoruz.

Biz her yerde galaksi görsek bile varlık(veya varoluşlar) tamamıyla galaksilerden oluşmak zorunda değil. Öyle bir ortam vardır ki orada hiç galaksi yoktur, başka yapılar vardır. Bu başka yapıların ne olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Burada metafiziksel yapıları kastetmiyorum.

Neden her yer galaksilerle, gezegenlerle dolu olmak zorunda olsun ki? Başka bir ortamda galaksiler, yıldızlar dışında başka yapılar da gayet olabilir. Başlangıç ifadesini bu içinde bulunduğumuz ortama atfediyorum. Bu ortam başka ortamlardan farklı olarak(başka ortamların nasıl yapılar olduğuna dair bir fikrim yok) bir şekilde oluşmaya başlamış.

spartacus
18-08-2018, 21:38
https://i.hizliresim.com/LD8BOa.jpg

İçinde bulunduğumuz ortam bu. Evren olarak tanımlanan da genelde bu oluyor.
Nereye baksak galaksi yapıları görüyoruz.

Biz her yerde galaksi görsek bile varlık(veya varoluşlar) tamamıyla galaksilerden oluşmak zorunda değil. Öyle bir ortam vardır ki orada hiç galaksi yoktur, başka yapılar vardır. Bu başka yapıların ne olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Burada metafiziksel yapıları kastetmiyorum.

Sevgili Yıldıztozu, bak kendin ifade ediyorsun "yapılar" :)

Neye benzediği, niteliği ancak FORM-YAPI çerçevesinde anlam taşımaz mı?

Öyleyse gelip-geçici olmayan ne?
Neden her yer galaksilerle, gezegenlerle dolu olmak zorunda olsun ki? Başka bir ortamda galaksiler, yıldızlar dışında başka yapılar da gayet olabilir. Başlangıç ifadesini bu içinde bulunduğumuz ortama atfediyorum. Bu ortam başka ortamlardan farklı olarak(başka ortamların nasıl yapılar olduğuna dair bir fikrim yok) bir şekilde oluşmaya başlamış.
Şöyle bakalım, yıldız diyorsun, peki plazma(eskiden nebula denen bulut) ne oluyor? Galaksi mi? Yıldız mı?

İnsan doğası gereği kendisini merkez alıp, sonra gözlem ufkuyla bir daire(öyle olmalı) çizer.

Sonra gözlem ufkunun sınırları da bir daire biçimini alır.

Sonra evreni de bir daire gibi tasvir ederken, orada durmaz, gözlem ufkunun sınırlarıyla da limitler. Şimdi gerçek olan bu değil mi?

Bende diyorum ki, farklı FORM-YAPILAR olabilir, insanın gözlem sınırının ötesinde vb de olabilir, lakin farkı anlamlı kılan FORM-YAPIDIR. Zeminde ise şu ya da bu diye sınırlayamaz bir noktamız var, o da uzay-fizik-varlık zemini.

İşte o zemin sınırlanamaz, yani form-yapıyla sınırlamaz. Sınır, zaman, öncesi, sonrası, önü, arkası, sağı, solu gibi belirlemeler, ancak şeylerin ve diğer şeylerin merkeze ve referans alınmasının kıyaslarıyla ilgili. Bu halde bizim öncelikle belirlememiz gereken, evren dediğimizde kastettiğimizin ne olduğu, nasıl bir tanım getirdiğimiz.

Bana sorarsan 2 türlüdür;
1.) İçinde olunduğu söylenen -ki özne kendisini merkeze alınca, kendi dışında kalan ne ise, kendisini içinde olarak ifade eder, böylece gözlem ufkunca sınırlanmış olana verdiği isim-tanım
2.) Form-yapılardan bağımsız, form-yapılara zemin-ev(italik) olan muhteva, uzay-fizik..

Bir noluya göre düşüneceksem, iddia ediyorum her bir galaksi bir evrendir, neye göre böyle bir kanıya vardığımı sorarsan, çünkü içinde olduğum galaksi Samanyoludur, örneğin Andromeda değil.

2 Noluya göre düşüneceksem, evren, uzay-varlık-fiziktir ve tüm form-yapı özneliği, özelliğinden bağımsız.

Bir ifadeyle, ışığın erim sağlayabileceği maksimum bir sınır var. Bu gözlemin sınırlarını da belirliyor.

Bir zamanlar teleskoplarımız yoktu, dolayısıyla evren dediğimize tayin ettiğimiz sınır yıldız sistemini aşmıyordu, sonra biraz daha ileri gidebildik, zira daha zayıf ışık kaynaklarını gözlemleyebilecek araçlara sahip olduk, bu sefer evren galaksi(Samanyolu) ebadına genişletildi, yıldızlar ötesi halie geldi. Daha sonra daha ileri gitti ve gözlem ufkumuz bir kaç galaksi ebadına ulaştı, galaksiler ötesi...

Şimdi ise milyar, milyar yıldız-galaksi ötelerine değin gözlem ufkumuz genişledi.
Farklı görmek istediğimiz ne varsa görmüş değiliz. Buradan demek istediğim illa neden farklı yapılar olacağı arayışı, pekala uzay-fizik-varlık muhteva böyledir.

İnsan psikolojisi elindekini analiz etmekten yana değildir, çünkü meraklıdır ve merakını zaten mevcut olan gidermez, mevcut olandan farklısının arayışı merak kavramına anlam verir. İçindeki merak, dürtü, istemi vb her ne ise, insanı süreğen zaten elinde olanla yetinmeme, ufku dışındakilerin de elinde olandan illa farklı olacağını düşünme isteğiyle, hayal-kurguya sürükler, öyle olsun ister, hep farklı, çok farklı hayal eder, kurgular

O halde ifadene dair, milyarlarca ışık yılı ötesinin de öteleri, zaten gözlemlediğimiz gibi olamaz mı? Ya da dediğin gibi, farklı da olabilir, lakin gelip geçici olan form-yapıdır zira gelip, geçicilik atfedebilmemiz için, referansımız form-yapı olmak durumunda.

ilahimasal
18-08-2018, 21:52
Evrenin bir başlangıcı var mı ? YOK

Herseyin bir başlangıcı olmak ZORUNDA MI ?

Velhelebe
19-08-2018, 04:59
Spartacus sence uzayda dolaşabilsek git git bitmez mi? Yani gidiyoruz ve sürekli form yapılarla karşılaşıyoruz, ama bir türlü bitmiyor, senin uzay evren anlayışın böyle mi?

Yıldıztozu
19-08-2018, 11:34
Çoklu evrenler (çoklu ortamlar) fikri mantıklı gelmeye başladı bana. Başka bir ortamda atomlar yoktur, foton yoktur, ışık yoktur. Onların yerine farklı yapılaşmalar ortaya çıkmıştır. Bu yapılaşmaların ne olduğunu bilebilmemiz mümkün görünmüyor.
Sadece yapılar değil, işleyişler de farklı olabilir. Örneğin başka bir ortamda uzay-zaman bükülmesi yoktur, kuantum işleyişleri yoktur. Onların yerine hiç bilmediğimiz işleyişler vardır.

ilahimasal
19-08-2018, 11:48
Çoklu evrenler (çoklu ortamlar) fikri mantıklı gelmeye başladı bana. Başka bir ortamda atomlar yoktur, foton yoktur, ışık yoktur. Onların yerine farklı yapılaşmalar ortaya çıkmıştır. Bu yapılaşmaların ne olduğunu bilebilmemiz mümkün görünmüyor.
Sadece yapılar değil, işleyişler de farklı ortamlarda farklı olabilir. Örneğin başka bir ortamda uzay-zaman bükülmesi yoktur, kuantum işleyişleri yoktur. Onların yerine hiç bilmediğimiz işleyişler vardır.

Kurtulamadın gitti şu Tanrı yada benzeri fikirlerden.

O söylediklerinden hangisini neyle gözlemleyip test ettin? De vardır diyebildin.

Forumun kalitesini düşürecek fikirler beyan etmeyelim lütfen. Hayali yazılar yazma!


Orada melekler de var mı ?

spartacus
19-08-2018, 12:24
Spartacus sence uzayda dolaşabilsek git git bitmez mi? Yani gidiyoruz ve sürekli form yapılarla karşılaşıyoruz, ama bir türlü bitmiyor, senin uzay evren anlayışın böyle mi?
Evet. Git, git bitmek ile kasıt, bir formdan başka formlar ortamı ise, bu evreni sınırlayan değil, ilgili yapıyı(!) sınırlayan ve bu sınırı da kendi formuyla anlamlı kılan yapıdan söz etmiş oluruz. Örneğin Samanyolunu git, git biter, ama orada Andromeda vs diğerleri başlar, biten, başlayan nedir?

İlla ve neden bitmesi gerektiği kanısına sahibiz ki? İlk, Ortaçağdan günümüze şekillenen alem anlayşımızın, kısaca teolojik gerekirlik anlayışı. Zira alem git, git biten ve sınırı olan bir şey olmalı ki, O'nu, O'nun dışından-dışarıdan birileri yaratabilmiş olsun.

Uzay, dışıyla ifade edilemez, içiyle de-indirgenemez- çünkü uzay, iç-dış, önce-sonra, alt-üst, sağ-sol gibi herhangi bir şey'iin merkeze konarak, öznece yapılan göreli-göre- kıyasların kavram olarak muhatabı değildir. Bitecek olan ne?

Çoklu evrenler vs, eğer burada kastedilen modern teoloji, hikaye değilse, bu tamamen fiziki bir ifade olmalı. Evet çoklu evrenler, Samanyolu bir evren, Andormeda bir evren, çoklu evrenler - de böyle olabilir, zira olan bu, aksi olması için elimizde hiç bir veri yok, ama bir benzeri için elimizde veri çok. Kaldı kievren tanımı neye göre? git, git gidiyorsun ve bir yerde bitmiyor mu demektesin. Evet bitiyor, biten (form-yapı) Samanyolu...

Paralel evrenler konusu ise mitolojik olarak değil, uzay-fizik-varlığın, form düzeyini yani üst düzeyi dışadığımızda anlam kazanan sabitesinde, sonsuz olasıkla ilgilidir. Yani nasıl ifade edeyim, ifade edebilir kavram yok, ama illa zaman kavramıyla idrak edeceksek, sonsuz zaman da, sonsuz olasılık,sonsuz uzayda, FORM-YAPI namına sonsuz olasılık vardır(şu ya da bu formun benzerine dair)..

Bir hamuru düşünelim ve hamur, süreğen yoğrulurken, çeşitli şekiller çıkıyor, böylece bizler iççinde nitelik, özellik, biçim bakımından kavramlar anlam kazanıyor. Bu şekillerden birisi diyelim ki, tıpkı bizim heykelimiz. Kaba ifade ediyorum, sonsuz devinimde, bu şeklin eşzamanlı olarak dahi, hamurun farklı yerlerinde oluşacağı gibi, eşzaman dışında da -ki hatta!- tıpatıp benzer form-yapıyı tekrar, tekrar oluşturması mümkündür. Çarpıtılmış reenkarnasyonun mantığı buraya dayanır(zamana devinimle anlam kazandıran hamurun sabitesinde, süreğen devinimiyle, form-yapı biçimleri namına, bakınız form-yapı, mitolojik varlıklar vs değil, olanın benzerinin herhangi bir noktada, herhangi bir yerde oluşabilmesi açısından sonsuz olasılık), yani fiziki form-yapı çerçevesinde... çarpıtılan, mitolojik olarak kurgulanan ise, fiziki değil, ruhani tekrar ve aktarım olarak ön plana çıkartılmış, kavranmış olanı deformasyona uğratmış.

Örneğin Hawking'in bir başka evrende, bizim bire-bir aynımız ve paralel evrenler ifadesi, ne yazık ki yukarıda dile getirdiğim biçimle değil, modern mitolojik biçimde sunuldu veya algılandı. başka bir fizik, başka bir uzay, başka bir boyut vs. Halbuki boyut dediğimiz de HACİMSEL-UZAYSAL bir kavram değildir, uzay, nesne üzerinde herhangi bir yeri belirlemek için ihtiyaç duyduğumuz minumum koordinat sayısıdır, bu kavramın, götürülüp uzaymış gibi hacime dayalı bir içindeliğe indirgenip, endekslenmesi çarpıtmadan ibarettir.

Neyse git, git nereye gidersen git, sonuç itibariyle dahili FİZİKTİR-UZAYDIR. Fiziğin, uzayın dışında ne bulabiliriz ki? Evet biçimler, yapılar farklı olabilir, ama bu absürt farklı boyutlar, absürt farklı zamanlar, kısaca Alice harikalar diyarlarına hayat vermez.

Biz Andormeda'nın değil, Samanyolu'nun içindeyiz ve evet, eğer evren kavramı, içinde olunan ortam olarak anlaşılacaksa, Andromeda'da bir başka evrendir ve paralel evren de değillerdir. Ve evet sonsuz uzayda, Samanyoluna bire-bir benzeyen bir başka galaksi-ler de olabilir, ama ne yazık ki paralel falan değildir, biçimsel, form-yapıca, fiziki(!) tesadüftür ve aynı şeyler değillerdir.

Hasılı hayali argümanlarımızın, garip-guraba paralel evren mitolojilerinin, verili an-koşulda anlam taşıdığını ve hatta çokta önemli olduğunu düşünmüyorum.

ilahimasal
19-08-2018, 12:46
Bir hamuru düşünelim ve hamur, süreğen yoğrulurken, çeşitli şekiller çıkıyor, böylece bizler iççinde nitelik, özellik, biçim bakımından kavramlar anlam kazanıyor .

Evren dedigimizi kim yoğuruyor Spartaküs. Malum ! Örneğini verdiğin hamuru insan yada bir makina yoğuruyor ?

Zaten şu evreni anlatmak için bile bizden örnek vermeden anlatamıyoruz.

Evrenin bir başlangıcı olmak zorunda değil.

spartacus
19-08-2018, 13:00
Evren dedigimizi kim yoğuruyor Spartaküs. Malum ! Örneğini verdiğin hamuru insan yada bir makina yoğuruyor ?

Zaten şu evreni anlatmak için bile bizden örnek vermeden anlatamıyoruz.

Evrenin bir başlangıcı olmak zorunda değil.
Ah Fabula, o kadar basit örneği anlayamadın mı? Orada esas alınan evren değil, devinimle açığa çıkan form-yapıların, benzerliği olasılığı! :)

Sonra bak, bir şeyleri eleştireceksen, önce kendin teolojik anlayışı aşmış olmalısın.

Ne demek evren'i yoğuran kim . Hareket için illa birilerinin olması, yoğurması mı gerekiyor?
Çeşitli biçimlerin oluşmasını esas aldığım örneğimde, yoğurmak diye bir fiil kullandığımı hatırlamıyorum.

Demek ki sen hala KİM noktası yani tanrı şartlanmışlığına takılıp kalmışsın.

Peki okyanusları kim dalgalandırıyor Fabula(sana göre). Dalgalanan okyanus dersem, kim dalgalandırıyor diye mi soracaktın veya ben dalganan okyanus dediğimde kastımı dalgalandırılan okyanus olarak mı anlayacaktın. Birde sanırım, hamur dendiğinde sen ekmek hamuru anlıyorsun, form-yapılar namına dile getirdiğim haliyle, devinen(hareketli) muhteva=>h.a.m.u.r.d.u.r(çünkü muhteva devinim halindedir-hareket hali). Birileri olmasa, oknayus da dalgalar olmaz mı, illa birileri mi dalgalandırmalı. neyse umarım "teolojik şartlanmışlık" derken, ne demek istediğimi ifade edebilmişimdir :)

ilahimasal
19-08-2018, 13:38
Ah Fabula, o kadar basit örneği anlayamadın mı? Orada esas alınan evren değil, devinimle açığa çıkan form-yapıların, benzerliği olasılığı! :)

Sonra bak, bir şeyleri eleştireceksen, önce kendin teolojik anlayışı aşmış olmalısın.

Ne demek evren'i yoğuran kim . Hareket için illa birilerinin olması, yoğurması mı gerekiyor?
Çeşitli biçimlerin oluşmasını esas aldığım örneğimde, yoğurmak diye bir fiil kullandığımı hatırlamıyorum.

Demek ki sen hala KİM noktası yani tanrı şartlanmışlığına takılıp kalmışsın.

Peki okyanusları kim dalgalandırıyor Fabula(sana göre). Dalgalanan okyanus dersem, kim dalgalandırıyor diye mi soracaktın veya ben dalganan okyanus dediğimde kastımı dalgalandırılan okyanus olarak mı anlayacaktın. Birde sanırım, hamur dendiğinde sen ekmek hamuru anlıyorsun, form-yapılar namına dile getirdiğim haliyle, devinen(hareketli) muhteva=>h.a.m.u.r.d.u.r(çünkü muhteva devinim halindedir-hareket hali). Birileri olmasa, oknayus da dalgalar olmaz mı, illa birileri mi dalgalandırmalı. neyse umarım "teolojik şartlanmışlık" derken, ne demek istediğimi ifade edebilmişimdir :)

Sevgili Spartaküs herkes biribirini yanlış anlıyor artık.. o yazında ne yazdıysan katılıyorum ama hamur örneğine katılmam , hamur insanın eliyle örneklendirilebir.



Şu şekilde örnek verebilirdin mesela , doğal deviniim

https://encrypted-tbn3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRLIKyTsUP0Cvx0OAAGXchWOcHCc58ms wEjgYuXnyLJes53tRdrww

spartacus
19-08-2018, 15:32
Sevgili Spartaküs herkes biribirini yanlış anlıyor artık.. o yazında ne yazdıysan katılıyorum ama hamur örneğine katılmam , hamur insanın eliyle örneklendirilebir.



Şu şekilde örnek verebilirdin mesela , doğal deviniim

https://encrypted-tbn3.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRLIKyTsUP0Cvx0OAAGXchWOcHCc58ms wEjgYuXnyLJes53tRdrww
Evet haklısın, yanlış anlıyorsun.

Öyle örnek neden vereyim? Hamur gibi yoğrulmak, devinmektir, ama ortada muhteva var ve deviniyorsa buna da yoğrulmak denir. Yani insan hamuru yoğurduğu için değil, aksine muhteva biribiryle karışıp, etkileşebildiği için, insan yoğurma eyleminde etken olabiliyor ama saltık değil.

pianola
19-08-2018, 16:49
her olgu ve olgular kümesi gibi evren diye adlandırdığımız formasyonun da "bir eşiğin aşılması" olarak bir başlangıcı, yani bir süreci olmak zorundadır , ancak kuantum mekaniğinin de bildirdiği gibi oluşun başlangıcı ol-amaz, "fizik" (φύσις — phusis) sözcüğünün antik grek felsefesinden beridir anlamı da bu aslında..

Yıldıztozu
19-08-2018, 18:48
Kurtulamadın gitti şu Tanrı yada benzeri fikirlerden.

Farklı evrenlerin, yapıların olduğunu söylemek ateizme meyilli bir düşüncedir zaten.
Teizm perspektifinden içinde bulunduğumuz evren ve yasalar mutlaktır, tektir.

ilahimasal
19-08-2018, 19:31
Farklı evrenlerin, yapıların olduğunu söylemek ateizme meyilli bir düşüncedir zaten.
Teizm perspektifinden içinde bulunduğumuz evren ve yasalar mutlaktır, tektir.


Başka bir ortamda atomlar yoktur, foton yoktur, ışık yoktur. Onların yerine farklı yapılaşmalar ortaya çıkmıştır. Bu yapılaşmaların ne olduğunu bilebilmemiz mümkün görünmüyor

Nereden biliyorsun ?

Yıldıztozu
19-08-2018, 20:42
Nereden biliyorsun ?

Çünkü olması beklenen, doğal olan bu.

Biz dünya gezegeninde yaşıyoruz diye diğer gezegenlerde de su vardır, oksijen vardır diyemeyiz. Hepsinde aynı özelliklerin bulunmaması daha doğal ve daha beklenen bir durumdur.

Aynı mantıkla ve gerekçeyle, diğer evrenlerde atom, yıldız gibi yapıların olmaması, uzay-zaman bükülmesi gibi işleyişlerin olmaması daha olasıdır, daha doğaldır diyorum.

ilahimasal
19-08-2018, 21:58
Çünkü olması beklenen, doğal olan bu.

Biz dünya gezegeninde yaşıyoruz diye diğer gezegenlerde de su vardır, oksijen vardır diyemeyiz. Hepsinde aynı özelliklerin bulunmaması daha doğal ve daha beklenen bir durumdur.

Aynı mantıkla ve gerekçeyle, diğer evrenlerde atom, yıldız gibi yapıların olmaması, uzay-zaman bükülmesi gibi işleyişlerin olmaması daha olasıdır, daha doğaldır diyorum.

Her dediğini bir kenara koyalım ve sadece ATOM yoktur ! Dediğin yerin ne olduğu üzerinden size soru soralım.

Atomun olmadıgı yer ne ? Evren mi ?

Velhelebe
20-08-2018, 18:49
Evet. Git, git bitmek ile kasıt, bir formdan başka formlar ortamı ise, bu evreni sınırlayan değil, ilgili yapıyı(!) sınırlayan ve bu sınırı da kendi formuyla anlamlı kılan yapıdan söz etmiş oluruz. Örneğin Samanyolunu git, git biter, ama orada Andromeda vs diğerleri başlar, biten, başlayan nedir?

İlla ve neden bitmesi gerektiği kanısına sahibiz ki? İlk, Ortaçağdan günümüze şekillenen alem anlayşımızın, kısaca teolojik gerekirlik anlayışı. Zira alem git, git biten ve sınırı olan bir şey olmalı ki, O'nu, O'nun dışından-dışarıdan birileri yaratabilmiş olsun.

Uzay, dışıyla ifade edilemez, içiyle de-indirgenemez- çünkü uzay, iç-dış, önce-sonra, alt-üst, sağ-sol gibi herhangi bir şey'iin merkeze konarak, öznece yapılan göreli-göre- kıyasların kavram olarak muhatabı değildir. Bitecek olan ne?

Çoklu evrenler vs, eğer burada kastedilen modern teoloji, hikaye değilse, bu tamamen fiziki bir ifade olmalı. Evet çoklu evrenler, Samanyolu bir evren, Andormeda bir evren, çoklu evrenler - de böyle olabilir, zira olan bu, aksi olması için elimizde hiç bir veri yok, ama bir benzeri için elimizde veri çok. Kaldı kievren tanımı neye göre? git, git gidiyorsun ve bir yerde bitmiyor mu demektesin. Evet bitiyor, biten (form-yapı) Samanyolu...

Paralel evrenler konusu ise mitolojik olarak değil, uzay-fizik-varlığın, form düzeyini yani üst düzeyi dışadığımızda anlam kazanan sabitesinde, sonsuz olasıkla ilgilidir. Yani nasıl ifade edeyim, ifade edebilir kavram yok, ama illa zaman kavramıyla idrak edeceksek, sonsuz zaman da, sonsuz olasılık,sonsuz uzayda, FORM-YAPI namına sonsuz olasılık vardır(şu ya da bu formun benzerine dair)..

Bir hamuru düşünelim ve hamur, süreğen yoğrulurken, çeşitli şekiller çıkıyor, böylece bizler iççinde nitelik, özellik, biçim bakımından kavramlar anlam kazanıyor. Bu şekillerden birisi diyelim ki, tıpkı bizim heykelimiz. Kaba ifade ediyorum, sonsuz devinimde, bu şeklin eşzamanlı olarak dahi, hamurun farklı yerlerinde oluşacağı gibi, eşzaman dışında da -ki hatta!- tıpatıp benzer form-yapıyı tekrar, tekrar oluşturması mümkündür. Çarpıtılmış reenkarnasyonun mantığı buraya dayanır(zamana devinimle anlam kazandıran hamurun sabitesinde, süreğen devinimiyle, form-yapı biçimleri namına, bakınız form-yapı, mitolojik varlıklar vs değil, olanın benzerinin herhangi bir noktada, herhangi bir yerde oluşabilmesi açısından sonsuz olasılık), yani fiziki form-yapı çerçevesinde... çarpıtılan, mitolojik olarak kurgulanan ise, fiziki değil, ruhani tekrar ve aktarım olarak ön plana çıkartılmış, kavranmış olanı deformasyona uğratmış.

Örneğin Hawking'in bir başka evrende, bizim bire-bir aynımız ve paralel evrenler ifadesi, ne yazık ki yukarıda dile getirdiğim biçimle değil, modern mitolojik biçimde sunuldu veya algılandı. başka bir fizik, başka bir uzay, başka bir boyut vs. Halbuki boyut dediğimiz de HACİMSEL-UZAYSAL bir kavram değildir, uzay, nesne üzerinde herhangi bir yeri belirlemek için ihtiyaç duyduğumuz minumum koordinat sayısıdır, bu kavramın, götürülüp uzaymış gibi hacime dayalı bir içindeliğe indirgenip, endekslenmesi çarpıtmadan ibarettir.

Neyse git, git nereye gidersen git, sonuç itibariyle dahili FİZİKTİR-UZAYDIR. Fiziğin, uzayın dışında ne bulabiliriz ki? Evet biçimler, yapılar farklı olabilir, ama bu absürt farklı boyutlar, absürt farklı zamanlar, kısaca Alice harikalar diyarlarına hayat vermez.

Biz Andormeda'nın değil, Samanyolu'nun içindeyiz ve evet, eğer evren kavramı, içinde olunan ortam olarak anlaşılacaksa, Andromeda'da bir başka evrendir ve paralel evren de değillerdir. Ve evet sonsuz uzayda, Samanyoluna bire-bir benzeyen bir başka galaksi-ler de olabilir, ama ne yazık ki paralel falan değildir, biçimsel, form-yapıca, fiziki(!) tesadüftür ve aynı şeyler değillerdir.

Hasılı hayali argümanlarımızın, garip-guraba paralel evren mitolojilerinin, verili an-koşulda anlam taşıdığını ve hatta çokta önemli olduğunu düşünmüyorum.

Uzayla ve evrenle ilgili bilgilerimiz yok denecek kadar az spartacus. Dolayısıyla bir yerde biter mi bitmez mi bunu bilmiyoruz, o yüzden dediğin bütün şeyler varsayım. Yani uzayın içi, dışı, sınırı, şurası, burası vs olur mu olmaz mı şu an bilmiyoruz. Formların sınırı olur, uzayın olmaz, sınırı olsa bütün değil parça olurdu falan diyebilirsin de farazi olur. Elde bilgi olmadan kesin bir yargıya varmak saçmalık olur. O yüzden kesin yargılara varmanız doğru değil.

spartacus
20-08-2018, 19:03
Uzayla ve evrenle ilgili bilgilerimiz yok denecek kadar az spartacus. Dolayısıyla bir yerde biter mi bitmez mi bunu bilmiyoruz, o yüzden dediğin bütün şeyler varsayım. Yani uzayın içi, dışı, sınırı, şurası, burası vs olur mu olmaz mı şu an bilmiyoruz. Formların sınırı olur, uzayın olmaz, sınırı olsa bütün değil parça olurdu falan diyebilirsin de farazi olur. Elde bilgi olmadan kesin bir yargıya varmak saçmalık olur. O yüzden kesin yargılara varmanız doğru değil.
Kullandığın o kavramlar form-yapı'ya dair. Uzay'a dair bilgi olmaz, kendinizi merkeze koyup, sonra size etrafınızdaki nesnelerden etkiyen kuvet-baskı vb nin yorumu üzerine, öznelciliğinizle haritaladığınız nesnelerdir. sınırlı olan ufkunuzdur ve sınırınızı belirleyen de nesnelerden alabileceğiniz etkinin sınırıyla ilgilidir(örneğin ışığın maksimum kat edebileceği mesafe gibi, peki ışığın kaynağı ne? nesne-ler)... Bilgi özne-nesne ilişkisinde elde edilen verinin yorumudur, veri de etki-tepki yorumudur, kısaca beni anlayabileceğini sanmıyorum. Garip olan, kendi sınırınla uzaya sınır koyup-onu herhangi nesne-şey'miş gibi bireye indirgerken-, absürt lafızlar ederken, bu üfürüğünde hiç bir beis görmüyorsun.

Tekrar tekrar zemin konusuna girmeyi gerekli görmüyorum, ifadelerimi anlama kapasitesine de sahip olmadığınızı görüyorum.

Bilgi de bir limittir, ama bunu da izah etmeyi gerekli görmüyorum, zira anlayabileceğini düşünmüyorum -limit yok->bilgi yok, dolayısıyla form-yapı vasıtasıyla elde ettiğin kavramların da -örn:uzay- muhatabı yok- Örneğin, uzay ne yukarıda, ne aşağıda, ne sağda, ne soldadır, ne ileride, ne geride, ne öncede, ne sondadır vb demişsem, bu kavramların görece-göreli- şeylerin birbiriyle olan kıyasına dayalı olmasıyla, sanıyorum ki bu ifademi anlamak için süper bir zekaya sahip olmak gerekmiyor...

Velhelebe
20-08-2018, 19:49
Kullandığın o kavramlar form-yapı'ya dair. Uzay'a dair bilgi olmaz, kendinizi merkeze koyup, sonra size etrafınızdaki nesnelerden etkiyen kuvet-baskı vb nin yorumu üzerine, öznelciliğinizle haritaladığınız nesnelerdir. sınırlı olan ufkunuzdur ve sınırınızı belirleyen de nesnelerden alabileceğiniz etkinin sınırıyla ilgilidir(örneğin ışığın maksimum kat edebileceği mesafe gibi, peki ışığın kaynağı ne? nesne-ler)... Bilgi özne-nesne ilişkisinde elde edilen verinin yorumudur, veri de etki-tepki yorumudur, kısaca beni anlayabileceğini sanmıyorum. Garip olan, kendi sınırınla uzaya sınır koyup-onu herhangi nesne-şey'miş gibi bireye indirgerken-, absürt lafızlar ederken, bu üfürüğünde hiç bir beis görmüyorsun.

Tekrar tekrar zemin konusuna girmeyi gerekli görmüyorum, ifadelerimi anlama kapasitesine de sahip olmadığınızı görüyorum.

Bilgi de bir limittir, ama bunu da izah etmeyi gerekli görmüyorum, zira anlayabileceğini düşünmüyorum -limit yok->bilgi yok, dolayısıyla form-yapı vasıtasıyla elde ettiğin kavramların da -örn:uzay- muhatabı yok- Örneğin, uzay ne yukarıda, ne aşağıda, ne sağda, ne soldadır, ne ileride, ne geride, ne öncede, ne sondadır vb demişsem, bu kavramların görece-göreli- şeylerin birbiriyle olan kıyasına dayalı olmasıyla, sanıyorum ki bu ifademi anlamak için süper bir zekaya sahip olmak gerekmiyor...

Form yapıya dair mi değil mi bilmiyoruz ki, belki uzay için de geçerlidir. Ben kendimi merkeze koyup sınır koymuyorum, olasılıklardan bahsediyorum. Ama görünüşe göre siz masabaşında kesin yargılar üretiyorsunuz. Gözlem ufkunun sınırını uzaya atfetmek yanlış olabilir. Ama belki de gerçekten sınırlıdır, uzayın ne olduğu bile belli değil tam olarak. Sizin zemin ifadeleriniz tahminlere dayalı şeyler.

spartacus
20-08-2018, 23:47
Form yapıya dair mi değil mi bilmiyoruz ki, belki uzay için de geçerlidir. Ben kendimi merkeze koyup sınır koymuyorum, olasılıklardan bahsediyorum. Ama görünüşe göre siz masabaşında kesin yargılar üretiyorsunuz. Gözlem ufkunun sınırını uzaya atfetmek yanlış olabilir. Ama belki de gerçekten sınırlıdır, uzayın ne olduğu bile belli değil tam olarak. Sizin zemin ifadeleriniz tahminlere dayalı şeyler.
Avare;
Form-yapıya dair mi değil mi bilmiyoruz ki dediğin nedir? Bu bildiğimiz, bizim bilgi dediğimiz, etkileşimle elde edilen verinin yorumudur.

Uzay belki kuzeydedir bilmiyoruz diyorsun. Bu yön tanımı neye göredir?
Uzay belki yukarıdadır bilmiyoruz diyorsun; Bu yön tanımı neye göre?
Uzay belki ileridedir bilmiyoruz diyorsun; bu doğrultu-konum tanımı neye göre?

kapasiteni aşıyorsa ifadeler, musallat olup, evirip, çevirip, çarpıtmaktansa, ya gerçekten anlamak için çaba sarfet, ya da aksine kendin oturduğun yerden BELKİler öne sürüp, meseleyi arap saçına çevirme.

uzaya sınır tayin eden sensin. Bu halde uzayı ne ile sınırladığını da tarif etmesi gereken sensin, cıvık.

Ben ise bunca cıvıklığına rağmen, şu anda uzay dediğini -ki neye uzay dendiğinden dahi haberin yokken, izah ediyorum, sınır dediğin, öznenin -ki konu uzay olduğunda- kendi durduğu noktadan ETRAFINA çepeçevre bakmasıyla elde ettiği etkleşim (nelerle?nesnelerle, kayank nedir? nesneler), gözlem ufkunun sınırlarınca çiziyor dedim.

Böyle olmuyor mu? Böyle değil mi?

Uzay, form-yapı zemininde bir kavram değil. O sebeple form-yapıya dair kavramlarla, ele alamayız, çünkü muhatabı değil. Eh yani bunu 2 sene boyunca sana ayrıca izah ettiğimi biliyorum.

Bak seni uyarıyorum, ifadelerimi çarpıtma;

UZAY NE SINIRLIDIR NE DE SINIRSIZ.
UZAY NE ÖNCELİDİR, NE SONRALI.
UZAY NE ÖNCESİZDİR NE SONRASIZ.
UZAY NE SAĞDADIR NE SOLDA.

BU KAVRAMLARIN MUHATABI DEĞİLDİR Kİ, BEN SANA ÇIKIP UZAY SINIRSIZDIR DEMİŞ OLAYIM! SINIRLI DA DEĞİLDİR, SINIRSIZ DA, çünkü sınır olarak soyutladığın kavramın anası, FORM'DUR, nesne -ŞEY- zeminidir.

FİZİK NE SINIRLIDIR NE DE SINIRSIZ.
NE ORADADIR NE DE BURADA.
NE DIŞINDALIĞI OLUR NE İÇİNDELİĞİ.
NE KUZEYDEDİR NE GÜNEYDE
NE O YERDEDİR NE BU YERDE.
HİÇ BİR YERDE DEĞİLDİR. BİR YER DEĞİLDİR.

Bir daha ifadelerimi çarpıtma. ZİRA SENİ MUHATAP DEĞİL ADAM YERİNE DAHİ KOYMAYACAĞIM. NEDEN böyle yazışma durumuna geliyoruz, çünkü seninle DİYALOG kurmak HİKAYE, dalga geçiyorsun, işin gücün çarpıtmak, sahtekarlık, LAF EBELİĞİ...

Ben ne demişim, saltık olarak, UZAY bilinemez, çünkü uzay bilginin nesnesi değildir. Uzay'ın bilinimi dolayımladır, yani nesnelerden elde edilen veriyle, öznenin kendi etrafına dair edindiği etkileşimle, elde ettiği veriden yola çıkarak soyutlamasına varır. Limitlenemeyenin bilgisi de olmaz, bilgi esasında limite dayanır. Bu salt form-yapı değil, etki-tepkinin, etkileşimin frekans, titreşim fark-limitleri, ölçülebilirliğin(!yorumlanabilirliğin) esası-sağlayanı, böylece -limitin- farkındalığı, kıyası sağlamasıyla da ilgilidir. uzayla, fizik dediğimizle, dolayımsız -kendinde(bir kendiliği -şahsına münhasır şey'liği- de yoktur, ama sen muhtap edindiğin anda farazi-metaforda olsa kendindeliği alırsın) ifadeyle- etkileşemezsin, ancak nesnelerle etkileşebilirsin ve kafana göre gözlem ufkunun sınırına tekabül eden nesnelerin, form esaslı sınırlarına dayanarak, oradan edindiğin kavramla, uzayı sınırlayamaz, dahi, uzayı herhangi bir nesne, şey'liğe indirgeyemezsin. Ben ne diyorum sen ne diyorsun?

Velhelebe
21-08-2018, 12:26
Avare;
Form-yapıya dair mi değil mi bilmiyoruz ki dediğin nedir? Bu bildiğimiz, bizim bilgi dediğimiz, etkileşimle elde edilen verinin yorumudur.

Uzay belki kuzeydedir bilmiyoruz diyorsun. Bu yön tanımı neye göredir?
Uzay belki yukarıdadır bilmiyoruz diyorsun; Bu yön tanımı neye göre?
Uzay belki ileridedir bilmiyoruz diyorsun; bu doğrultu-konum tanımı neye göre?

kapasiteni aşıyorsa ifadeler, musallat olup, evirip, çevirip, çarpıtmaktansa, ya gerçekten anlamak için çaba sarfet, ya da aksine kendin oturduğun yerden BELKİler öne sürüp, meseleyi arap saçına çevirme.

uzaya sınır tayin eden sensin. Bu halde uzayı ne ile sınırladığını da tarif etmesi gereken sensin, cıvık.

Ben ise bunca cıvıklığına rağmen, şu anda uzay dediğini -ki neye uzay dendiğinden dahi haberin yokken, izah ediyorum, sınır dediğin, öznenin -ki konu uzay olduğunda- kendi durduğu noktadan ETRAFINA çepeçevre bakmasıyla elde ettiği etkleşim (nelerle?nesnelerle, kayank nedir? nesneler), gözlem ufkunun sınırlarınca çiziyor dedim.

Böyle olmuyor mu? Böyle değil mi?

Uzay, form-yapı zemininde bir kavram değil. O sebeple form-yapıya dair kavramlarla, ele alamayız, çünkü muhatabı değil. Eh yani bunu 2 sene boyunca sana ayrıca izah ettiğimi biliyorum.

Bak seni uyarıyorum, ifadelerimi çarpıtma;

UZAY NE SINIRLIDIR NE DE SINIRSIZ.
UZAY NE ÖNCELİDİR, NE SONRALI.
UZAY NE ÖNCESİZDİR NE SONRASIZ.
UZAY NE SAĞDADIR NE SOLDA.

BU KAVRAMLARIN MUHATABI DEĞİLDİR Kİ, BEN SANA ÇIKIP UZAY SINIRSIZDIR DEMİŞ OLAYIM! SINIRLI DA DEĞİLDİR, SINIRSIZ DA, çünkü sınır olarak soyutladığın kavramın anası, FORM'DUR, nesne -ŞEY- zeminidir.

FİZİK NE SINIRLIDIR NE DE SINIRSIZ.
NE ORADADIR NE DE BURADA.
NE DIŞINDALIĞI OLUR NE İÇİNDELİĞİ.
NE KUZEYDEDİR NE GÜNEYDE
NE O YERDEDİR NE BU YERDE.
HİÇ BİR YERDE DEĞİLDİR. BİR YER DEĞİLDİR.

Bir daha ifadelerimi çarpıtma. ZİRA SENİ MUHATAP DEĞİL ADAM YERİNE DAHİ KOYMAYACAĞIM. NEDEN böyle yazışma durumuna geliyoruz, çünkü seninle DİYALOG kurmak HİKAYE, dalga geçiyorsun, işin gücün çarpıtmak, sahtekarlık, LAF EBELİĞİ...

Ben ne demişim, saltık olarak, UZAY bilinemez, çünkü uzay bilginin nesnesi değildir. Uzay'ın bilinimi dolayımladır, yani nesnelerden elde edilen veriyle, öznenin kendi etrafına dair edindiği etkileşimle, elde ettiği veriden yola çıkarak soyutlamasına varır. Limitlenemeyenin bilgisi de olmaz, bilgi esasında limite dayanır. Bu salt form-yapı değil, etki-tepkinin, etkileşimin frekans, titreşim fark-limitleri, ölçülebilirliğin(!yorumlanabilirliğin) esası-sağlayanı, böylece -limitin- farkındalığı, kıyası sağlamasıyla da ilgilidir. uzayla, fizik dediğimizle, dolayımsız -kendinde(bir kendiliği -şahsına münhasır şey'liği- de yoktur, ama sen muhtap edindiğin anda farazi-metaforda olsa kendindeliği alırsın) ifadeyle- etkileşemezsin, ancak nesnelerle etkileşebilirsin ve kafana göre gözlem ufkunun sınırına tekabül eden nesnelerin, form esaslı sınırlarına dayanarak, oradan edindiğin kavramla, uzayı sınırlayamaz, dahi, uzayı herhangi bir nesne, şey'liğe indirgeyemezsin. Ben ne diyorum sen ne diyorsun?

Uzayın bilinimi dolaylı gözükebilir ama gelecekte doğrudan da bilinir mi orası belli değil. Çünkü limitlenemez sandığımız uzay belki de limitlenebilir, daha uzayı bilmiyoruz dediğim gibi. Nesnelerin limiti olması, uzayın olmadığını göstermez. Ama limitli nesneden ve limitli ışıktan, etkileşimden, gözlem ufkundan yola çıkıp uzay ya da evren limitli denebilir mi emin değilim. Belki bilimcilerin bir bildiği vardır, yani doğru mu yanlış mı yapıyorlar en azından şu an bir şey diyemeyiz. Bu arada mesele kapasite ya da anlayıp anlamama meselesi değil. Söyledikleriniz farazi şeyler, kanıtlanması için çok fazla gözlem gerek, o yüzden şu an bir şey diyemeyiz diyorum, nerde çarpıtma?

Şüpheci Dinsiz
21-08-2018, 12:36
Arkadaş ne beton sevdasıymış, kafalara bile beton dökmüşler.

Neva
21-08-2018, 12:52
Uzay nedir Velhebele?

Çünkü olması beklenen, doğal olan bu.

Biz dünya gezegeninde yaşıyoruz diye diğer gezegenlerde de su vardır, oksijen vardır diyemeyiz. Hepsinde aynı özelliklerin bulunmaması daha doğal ve daha beklenen bir durumdur.

Aynı mantıkla ve gerekçeyle, diğer evrenlerde atom, yıldız gibi yapıların olmaması, uzay-zaman bükülmesi gibi işleyişlerin olmaması daha olasıdır, daha doğaldır diyorum.

Yani diyorsunuz ki, yine atom, yildiz, su, oksijen vb. Olmali ki, farkli bir evren,evrenler modelleyebilelim.

Velhelebe
21-08-2018, 13:01
Arkadaş ne beton sevdasıymış, kafalara bile beton dökmüşler.

Ben diyorum ki kesin yargılara varmak için daha çok erken, faraziden öte geçmez bu konularda tartışmak. Burada anlaşılmadık ne var?

spartacus
21-08-2018, 13:21
Uzayın bilinimi dolaylı gözükebilir ama gelecekte doğrudan da bilinir mi orası belli değil. Çünkü limitlenemez sandığımız uzay belki de limitlenebilir, daha uzayı bilmiyoruz dediğim gibi. Nesnelerin limiti olması, uzayın olmadığını göstermez.
Hayli zor seninle yazışmak. Uzay ne gelecekte, ne geçmişte, ne metafizikte, ne rüyanda, ne hayalinde, limitlenemez, doğrudan da bilinemez, uzay, limitin, anlam taşımadığı bir zemindir, MUHATABI değildir, bu kavramlara muhatabın neler olduğu bellidir. Bu kadar kelime oyunu boş işler.

Önemli bir hata, Uzay'ı hacim ölçeğiyle düşünmek, ele almak. Uzay hacim ölçeğiyle ele alınabilir mi? Hacim Nedir?
Bir cisimin boşlukta kapladığı alana hacim denir.
Tekrar edelim, bir cisimin boşlukta(!) kapladığı alana hacim denir.

Görüldüğü gibi, önemli hatalardan birisi de uzay'ı hacim ölçeğiyle düşünüp, daha sonrasında ise madem uzay hacim ölçeğiyledir demek ki uzay, UZAYI'IN(what) boşlukta kapladığı alana denmektedir, gibi totoloji, absürt, gerçekten saçma-sapan bir yargı-kıyasa kapılınır.

Sonra ne mi olur, bizim ahmağımız, uzayı, hacim ölçeğine mahkum ettiği dayanağıyla, hacim ölçeğiyle sınırlamak için, hacim merkezli laflazanlıklarla üfürür. belki gelecekte bir gün der, develer tellal, pireler berber, ben annemin beşiğini tıngır, mıngır sallarken, aflllglfşslşfkdfkşdfdfkş....

Oysa sözde kıyasını belirleyen de, ne yazık ki, yukarıda basitçe ifade ettiğim, en temel-önemli hatalardan birisi, yani uzayı, hacim ölçeğine endeksleyen ahmak tutumundur. bir cisimin boşlukta(uzayda diyelim) kapladığı alana hacim denir, boşluğun, boşlukta kapladığı alana denir gibi saçma bir ifade kullanılmaz.

Velhelebe, o kadar kısa ifadelerde bulundum ki, 3 satır yazdım ama biliyorum ki, sen üzerinde 3 dakiak dahi düşünüp, sağlıklı bir anlam çıakrtabilecek kapasiteye -niyete, isteğe- sahip değilsin. O sebeple ifadelerimi detaylıca anlatma gereği duymuyorum, zia dalga geçiyor, kelime younalrı oynuyorsun, harcanacak zamana yazık.

Uzayı sınırlama sevdan, geri bilincinden, dini şartlanmışlığından dürtüleniyor, ama en önemli hatan, uzayın muhatap alınamayacağı kavram, ölçü biirmlerini kullanman, örneğin yukarda ifade ettiğim gibi, uzayı, hacim ölçeğiyle düşünmendir, böyle olunca da sınırlı olması gerektiğine şartlanıyorsun çünkü hacim dediğimiz kavramın sağlayanı da SINIRDIR, LİMİTTİR, ney'in sınırı? CİSİMİN(!). Önceki yazımı insan gibi(kelimelerle cambazlık yapan, şebelek gibi değil) okusaydın zaten ifade etmiştim, uzay'ın bir kendinde nesne, şey, cisim olmadığını anlattım, senin uzayı limitlemek için kullandığın tüm o kavramların form-yapıya nazarandır, böylece o kavram, ölçü birimleri, kıyaslar limitle de anlam kazanır dedim, yetmez, bilginin dahi temelinde limit yatar demiştim.

Anlıyor musun, anlıyorsundur, ama işne gelmiyor, haydi bakalım bir daha ki cevabında ne gibi oyunlar, oynacaksın, hep birlikte göreceğiz.

Uzay ne sınırlıdır ne de sınırsız, uzay ne hacimdir ne de değildir(neydi hacim, bir cisimin boşkukta kapladığı alan), uzay ne aşağıdır ne de yukarı, uzay ne kuzeydedir, ne güneyde, uzay ne yakındır ne de uzaktır...

Velhelebe
21-08-2018, 13:28
Hayli zor seninle yazışmak. Uzay ne gelecekte, ne geçmişte, ne metafizikte, ne rüyanda, ne hayalinde, limitlenemez, doğrudan da bilinemez, uzay, limitin, anlam taşımadığı bir zemindir, MUHATABI değildir, bu kavramlara muhatabın neler olduğu bellidir. Bu kadar kelime oyunu boş işler.

Önemli bir hata, Uzay'ı hacim ölçeğiyle düşünmek, ele almak. Uzay hacim ölçeğiyle ele alınabilir mi? Hacim Nedir?
Bir cisimin boşlukta kapladığı alana hacim denir.
Tekrar edelim, bir cisimin boşlukta(!) kapladığı alana hacim denir.

Görüldüğü gibi, önemli hatalardan birisi de uzay'ı hacim ölçeğiyle düşünüp, daha sonrasında ise madem uzay hacim ölçeğiyledir demek ki uzay, UZAYI'IN(what) boşlukta kapladığı alana denmektedir, gibi totoloji, absürt, gerçekten saçma-sapan bir yargı-kıyasa kapılınır.

Sonra ne mi olur, bizim ahmağımız, uzayı, hacim ölçeğine mahkum ettiği, uzayı hacim ölçeğiyle sınırlamak için, hacim merkezli laflazanlıklarla üfürür. belki gelecekte bir gün der, develer tellal, pireler berber, ben annemin beşiğini tıngır, mıngır sallarken, aflllglfşslşfkdfkşdfdfkş....

Oysa sözde kıyasını belirleyen de ne yazık ki yukarıda basitçe ifade ettiğim en temel-önemli hatalardan birisini, yani uzayı, hacim ölçeğine endekleyen ahmak tutumudur.

Velhelebe, o kadar kısa ifadelerde bulundum ki, 3 satır yazdım ama biliyorum ki, sen üzerinde 3 dakiak dahi düşünüp, sağlıklı bir anlam çıakrtabilecek kapasiteye -niyete, isteğe- sahip değilsin. O sebeple ifadelerimi detaylıca anlatma gereği duymuyorum, zia dalga geçiyor, kelime younalrı oynuyorsun, harcanacak zamana yazık.

Uzayı sınırlama sevdan, geri bilincinden, dini şartlanmışlığından dürtüleniyor, ama en önemli hatan, uzayın muhatap alınamayacağı kavram, ölçü biirmlerini kullanman, örneğin yukarda ifade ettiğim gibi, uzayı, hacim ölçeğiyle düşünmendir, böyle olunca da sınırlı olması gerektiğine şartlanıyorsun çünkü hacim dediğimiz kavramın sağlayanı da SINIRDIR, LİMİTTİR, ney'in sınırı? CİSİMİN(!). Önceki yazımı insan gibi(kelimelerle cambazlık yapan, şebelek gibi değil) okusaydın zaten ifade etmiştim, uzay'ın bir kendinde nesne, şey, cisim olmadığını anlattım, senin uzayı limitlemek için kullandığın tüm o kavramların form-yapıya nazarandır, böylece o kavram, ölçü birimleri, kıyaslar limitle de anlam kazanır dedim, yetmez, bilginin dahi temelinde limit yatar demiştim.

Anlıyor musun, anlıyorsundur, ama işne gelmiyor, haydi bakalım bir daha ki cevabında ne gibi oyunlar, oynacaksın, hep birlikte göreceğiz.

Uzay ne sınırlıdır ne de sınırsız, uzay ne hacimdir ne de değildir(neydi hacim, bir cisimin boşkukta kapladığı alan), uzay ne aşağıdır ne de yukarı, uzay ne kuzeydedir, ne güneyde, uzay ne yakındır ne de uzaktır...

Hacim cismin uzayda yer kaplamasına göre tanımlanabilir. Bu şu an için geçerli. Daha uzay nedir bu bile tam olarak belli değil. Gidip gözlem mi yaptınız? Kozmoloji daha işin başında, bir şey bildikleri bile yok. Şu anki bilgi ve kavramlarla şu zemin bu zemin diye kesin yargılar üretmek doğru değildir. Bu kadar kesin konuşmanıza yol açan şey nedir?

spartacus
21-08-2018, 13:54
Hacim cismin uzayda yer kaplamasına göre tanımlanabilir. Bu şu an için geçerli. Daha uzay nedir bu bile tam olarak belli değil. Gidip gözlem mi yaptınız? Kozmoloji daha işin başında, bir şey bildikleri bile yok. Şu anki bilgi ve kavramlarla şu zemin bu zemin diye kesin yargılar üretmek doğru değildir. Bu kadar kesin konuşmanıza yol açan şey nedir?
Senin adiliğin, senin ahmaklığın, senin soytarılığın! Sebebi bu. Çünkü senin dışında hiç kimse kesin konuşmadı, aksine ben UZAY'A DAİR KESİN KONUŞULAMAZ DEDİM, ÇÜNKÜ uzay nevi şahsına münhasır ve ancak şahsına münhasırların muhatap olacağı kavramların muhatabı değildir, ben dediğim için değil, öyle olmdığından, o sebeple uzaya dair o kavramları kullanmamalısın, muhatabın yok. UZAY SINIRSIZDIR DEMEDİM, SINIRLIDIR DEMEDİM,, ben bu kavramlarımızın muhatabı değildir dedim,TAM 10 CEVABIMDIR AYNI ÇARPITMANI DÜZELTİYORUM, AMA SEN HALA AYNI ŞEREFSİZLİĞİ YAPIYORSUN,.

Ben kesin hiç bir şey söylemiyorum! Bilakis uzaya dair doğrudan-kesin hiç bir şey söylenemez diyorum, form-yapıya dair hiç bir kavramı, uzaya dair zaten kullanamayız diyorum

Şu an için geçerli ne demek?
Adi herif, HACİM bir ölçü birimidir, bunun belirleyni ise bir cisimin boşlukta kapladığı alandır. Be alçak, sen uzayı HACİM ÖLÇEĞİYLE düşünürken şimdiki tanımla düşünüp, uzayı sınırlıyorsun-ki gelecekte bir gün illa değişmesi mi gerekiyor, değişmesini gerektirecek spesifik esasa dayalı bir birim değil ki.

Ben diyorum ki, hacimin tanımı bu, sen uzayı hacimin bu tanımıyla sınırlamaya kalkıyorsun, hatanı görebiliyor musun diyorum, sen tam bir salak olarak, hacim tanımının gelecekte değişebileceğini söylüyorsun. Beyinsiz mahluk, sen uzayı gelecekte bir gün değişecek tanımla değil ki, şimdi ki gibi hacim tanımıyla düşünmektesin. Bu kadar beyin, deveye bile az.

Kısaca bunca safsata, mantık hatalarıyla dolu haltı yiyen sensin, benimkisi yediğin haltın zararlarından söz etmek, ne bok yersen ye yahu. Bu tartışma bitmiştir, cahil ile tartışmak çok zor, ama hem cahil, hem de ikiyüzlü, soytarıyla tartışmak, ona bir şeyler vermek-almak imkansız.

Velhelebe
21-08-2018, 14:06
Senin adiliğin, senin ahmaklığın, senin soytarılığın! Sebebi bu. Çünkü senin dışında hiç kimse kesin konuşmadı, aksine ben UZAY'A DAİR KESİN KONUŞULAMAZ DEDİM, ÇÜNKÜ uzay nevi şahsına münhasır ve ancak şahsına münhasırların muhatap olacağı kavramların muhatabı değildir, ben dediğim için değil, öyle olmdığından, o sebeple uzaya dair bok yiyeceksen o kavramları kullanmamalısın, muhatabın yok. UZAY SINIRSIZDIR DEMEDİM, SINIRLIDIR DEMEDİM, NASIL KESİN KONUŞMUŞ OLUYORUM, ben bu kavramlarımızın muhatabı değildir dedim,[COLOR="red"]LÇAK LAFI DAHİ SANA AZ ÇÜNKÜ TAM 10 CEVABIMDIR AYNI ÇARPITMANI DÜZELTİYORUM, AMA SEN HALA AYNI ŞEREFSİZLİĞİ YAPIYORSUN,.

[B]Ben kesin hiç bir şey söylemiyorum! Bilakis uzaya dair doğrudan-kesin hiç bir şey söylenemez diyorum, form-yapıya dair hiç bir kavramı, uzaya dair zaten kullanamayız diyorum

Şu an için geçerli ne demek?
Adi herif, HACİM bir ölçü birimidir, bunun belirleyni ise bir cisimin boşlukta kapladığı alandır. Be alçak, sen uzayı HACİM ÖLÇEĞİYLE düşünürken şimdiki tanımla düşünüp, uzayı sınırlıyorsun-ki gelecekte bir gün illa değişmesi mi gerekiyor, değişmesini gerektirecek spesifik esasa dayalı bir birim değil ki.

Ben diyorum ki, hacimin tanımı bu, sen uzayı hacimin bu tanımıyla sınırlamaya kalkıyorsun, hatanı görebiliyor musun diyorum, sen tam bir salak olarak, hacim tanımının gelecekte değişebileceğini söylüyorsun. Beyinsiz mahluk, sen uzayı gelecekte bir gün değişecek tanımla değil ki, şimdi ki gibi hacim tanımıyla düşünmektesin. Bu kadar beyin, deveye bile az.

Kısaca bunca safsata, mantık halarıyla dolu boku yiyen sensin, benimkisi yediğin bokun zararlarından söz etmek, ne bok yersen ye yahu. Bu tartışma bitmiştir, cahil ile tartışmak çok zor, ama hem cahil, hem de ikiyüzlü, soytarıyla tartışmak, ona bir şeyler vermek-almak imkansız.

Ağır konuşuyorsunuz, böyle davranmanıza gerek yok. Ben fikrimi söylüyorum, niyet okumayın. Herkes aynı düşünecek diye bir şey yok neticede.

Zemin zemin ayırıp bu kavramların muhatabı değildir, uzay ne sınırlıdır ne sınırsızdır gibi ifadeler kesindir. İşte kesin konuşuyorsunuz. Ben de böyle kesin yargılara en azından şu an varamayız diyorum. Gözlem mi yaptınız da böyle konuşuyorsunuz diye de ekliyorum.

Uzayı bir cismin uzayda kapladığı alan ile düşündüğümü kim söyledi? Uzayın bir sınırı, kapladığı alan olabilir diyorum. Gelecekte bu tespit edilebilir ya da edilmeyebilir. İlla böyledir de demiyorum, bir ihtimal işte. Ayrıca şimdiki hacim kavramı ile uzayı düşünmek çok totolojik gibi görünse de gelecekte doğrulanır belki, bu da var. Aklımızın hayalimizin almayacağı olasılıklar olabilir, şöyle olmaz böyle olmaz diye sınır koyamayız.

spartacus
21-08-2018, 14:32
Ağır konuşuyorsunuz, böyle davranmanıza gerek yok. Ben fikrimi söylüyorum, niyet okumayın. Herkes aynı düşünecek diye bir şey yok neticede.
Ağır mı konuşuyorum? Hafif olduğunu kendin dahi biliyorsun.
Zemin zemin ayırıp bu kavramların muhatabı değildir, uzay ne sınırlıdır ne sınırsızdır gibi ifadeler kesindir. İşte kesin konuşuyorsunuz. Ben de böyle kesin yargılara en azından şu an varamayız diyorum. Gözlem mi yaptınız da böyle konuşuyorsunuz diye de ekliyorum.
Arkadaşım, sen şöyle bir iddia da bulunuyorsun.
Ankara'nın, İstanul'a olan uzaklığı, 90 Santigrad derecedir. gelecekte bir gün belkide, su, çay demliğinde 90 dereceye ısıtılırsa, Ankaradan, İstanbul'a gidilmiş olabilir, kesin konuşuyorsun Spartacus, mesafenin birimi ısı derecesi değildir derken, kesin konuşuyorsun, gelecelte bir gün öyle olmayacağı ne malum, sonsuz olasılık vs(olasılık kavramını dahi, sağlıklı olarak bildiğini sanmıyorum). Geleceğe ihtiyacın yok, koy suyu demliğe, 90 dereceye kadar ısıt, bakalım seni Ankara'dan, İstanbul'a götürdü mü?
Bende sana diyorum ki, Ankara ile İstanbul arasındaki mesafe, ısı kavramıyla, ısı birimiyle ilgili değil,böyle bir sabitlik kuramazsın... yani mesele mesafe olduğunda, ısı birimine muhatap değildir diyorum.
Uzayı bir cismin uzayda kapladığı alan ile düşündüğümü kim söyledi? Uzayın bir sınırı, kapladığı alan olabilir diyorum.
Velhelebe uzay elma, armut, potakal gibi ele alıyorsun, sorun nerede?
Uzay'ın kapladığı alan mı? Nerede kapladığı alan?

Uzay kavramının tanımı şu; bütün gökcisimlerini içinde bulunduran sonsuz, sınırsız boşluk. Uzam....

Boşluğun, kendi boşluğunda, bir alan kaplamasını düşünmemiz gerekmiyor. Neden boşluk ifadesi kullanılıyor, çünkü boşluk olarak ifade edilemeyen ne varsa ŞAHSINA MÜNHASIR tanımlanabiliyor. Yani boşluk denmesinin sebebi boş mu, dolu mu tartışması değil, tanımlanabilmesi namına nesnelerin yani doluluk özelliği arzedebilecek bir şeylere referans olarak başvurma sebebiyledir, kısaca ŞU diyeişaret edebileceğin ne varsa çıktığında elde kalan(elde kalıyorsa) uzaydır. Kısaca nesne-form-yapı namına ne varsa çıktığında geriye kalandır! Anlayabiliyor musun acaba, işine gelir mi?
Gelecekte bu tespit edilebilir ya da edilmeyebilir. İlla böyledir de demiyorum, bir ihtimal işte. Ayrıca şimdiki hacim kavramı ile uzayı düşünmek çok totolojik gibi görünse de gelecekte doğrulanır belki, bu da var. Aklımızın hayalimizin almayacağı olasılıklar olabilir, şöyle olmaz böyle olmaz diye sınır koyamayız.
Bu kafayla sana da insan diyemem, alçak diyorum çok ağır konuşuyorsun diyorsun. Neden ki gelecekte bir gün belkide alçaksındır, yani bugün kendine insan diyor olabilirsin ama ne belli gelecekte velhelebe gibi olanlara insan değilde alçak denmeyeceği? Kesin konuşma bence:) hala çarpıtma peşindesin.
Hacim bir cisimin boşlukta kapladığı alana denir. Gelecekte değişebilir, zart-zurt ediyorsun, iyide sen uzaya bir hacim giydirmeye kalktığında bu hacim kavramını kullanıyorsun
Uzay, tüm şey'leri çıktığında geride ne kalıyorsa ona denir, dolayısıyla ŞEY'E dair anlam kazanan kavramlara, uzayı muhatap etmek geleceğin meselesi değil, şimdinin salaklığıdır. Çünkü şey namına ne varsa çıktığında, şey namına olan kavramlarda çıkmış olur

Ben kesin konuşmuyorum, aksine uzay hakkında, birimlerle konuşulamaz diyorum, kaldı ki kesin konuşayım!

Bir daha söylüyorum, kullandığın kavramlar, seçtiğin muhatap için geçerli değil diyorum, sonra sahtekar olduğunu söylüyorum, çünkü sen geleceğe dair yüklemeyi zaten şimdiki kullandığın kavramla yapıyorsun, şimdi ki anlamlarıyla. Ve üfürklerinde haklı çıkmak namına da gelecekte bir gün çarpıtmasını yapıyorsun. hem sen kavramın bugünkü anlamıyla kullanıp, uzayı hacime endeksle, bunu bugün yap ama hemde gelecekte bir gün hacim kavramının değişebileceğini iddia et, kendi ifadelerini kendin anlayabiliyor musun, boş, anlamsız, saçma özünde

Yaptığın sahtekarlık değilse gerçekten geri-zekalılık.

Velhelebe
21-08-2018, 14:48
Ağır mı konuşuyorum? Hafif olduğunu kendin dahi biliyorsun.

Arkadaşım, sen şöyle bir iddia da bulunuyorsun.
Ankara'nın, İstanul'a olan uzaklığı, 90 Santigrad derecedir.
Bende sana diyorum ki, Ankara ile İstanbul arasındaki mesafe, ısı kavramıyla, ısı birimiyle ilgili değil,böyle bir sabitlik kuramazsın... yani mesele mesafe olduğunda, ısı birimine muhatap değildir diyorum.

Velhelebe uzay elma, armut, potakal gibi ele alıyorsun, sorun nerede?
Uzay'ın kapladığı alan mı? Nerede kapladığı alan?

Uzay kavramının tanımı şu; bütün gökcisimlerini içinde bulunduran sonsuz, sınırsız boşluk. Uzam....

Boşluğun, kendi boşluğunda, bir alan kaplamasını düşünmemiz gerekmiyor. Neden boşluk ifadesi kullanılıyor, çünkü boşluk olarak ifade edilemeyen ne varsa ŞAHSINA MÜNHASIR tanımlanabiliyor. Yani boşluk denmesinin sebebi boş mu, dolu mu tartışması değil, tanımlanabilmesi namına nesnelerin yani doluluk özelliği arzedebilecek bir şeylere referans olarak başvurma sebebiyledir, kısaca ŞU diyeişaret edebileceğin ne varsa çıktığında elde kalan(elde kalıyorsa) uzaydır. Kısaca nesne-form-yapı namına ne varsa çıktığında geriye kalandır! Anlayabiliyor musun acaba, işine gelir mi?

Bu kafayla sana da insan diyemem, alçak diyorum çok ağır konuşuyorsun diyorsun. Neden ki gelecekte bir gün belkide alçaksındır, yani bugün kendine insan diyor olabilirsin ama ne belli gelecekte velhelebe gibi olanlara insan değilde alçak denmeyeceği? Kesin konuşma bence:) hala çarpıtma peşindesin.
Hacim bir cisimin boşlukta kapladığı alana denir. Gelecekte değişebilir, zart-zurt ediyorsun, iyide sen uzaya bir hacim giydirmeye kalktığında bu hacim kavramını kullanıyorsun
Uzay, tüm şey'leri çıktığında geride ne kalıyorsa ona denir, dolayısıyla ŞEY'E dair anlam kazanan kavramlara, uzayı muhatap etmek geleceğin meselesi değil, şimdinin salaklığıdır. Çünkü şey namına ne varsa çıktığında, şey namına olan kavramlarda çıkmış olur

Ben kesin konuşmuyorum, aksine uzay hakkında, birimlerle konuşulamaz diyorum, kaldı ki kesin konuşayım!

Bir daha söylüyorum, kullandığın kavramlar, seçtiğin muhatap için geçerli değil diyorum, sonra sahtekar olduğunu söylüyorum, çünkü sen geleceğe dair yüklemeyi zaten şimdiki kullandığın kavramla yapıyorsun, şimdi ki anlamlarıyla. Ve üfürklerinde haklı çıkmak namına da gelecekte bir gün çarpıtmasını yapıyorsun. hem sen kavramın bugünkü anlamıyla kullanıp, uzayı hacime endeksle, bunu bugün yap ama hemde gelecekte bir gün hacim kavramının değişebileceğini iddia et, kendi ifadelerini kendin anlayabiliyor musun, boş, anlamsız, saçma özünde

Yaptığın sahtekarlık değilse gerçekten geri-zekalılık.

İstanbul ve Ankara örneği çok hoş olmuş ama uzay konusu bu kadar net olmayabilir. Mesela boyum 90 kilodur diyemem, bu belli gibi. Ama uzay meselesi bu kadar net değil.

Kısaca uzay, dolu olanları çıktığında geri kalan şey diyorsunuz. Diğer dedikleriniz de bu uzay tanımına bağlı. Bu uzay tanımı doğru olmayabilir, daha ne kadar gözlem yaptık ki.

Uzayı uzayda kapladığı alan diye totolojik düşünmedim ama düşünülebilir de. Sadece kapladığı bir alan, bir sınırı olabilir diyorum. Kesin kanıtlara sahip olmadığımız için muhatabı değildir ya da muhatabıdır da diyemeyiz diyorum. Gayet düzgün ifadeler bunlar.

Velhelebe alçak olabilir meselesi uzay meselesi gibi değil. İnsanları gözlemlemek ve karara varmak uzaya göre çok daha basit. Ayrıca verdiğiniz tanımda sonsuz ve sınırsız demiş. Ve boşluk derken de sizin dediğinizi kastetmemiş olabilir tanımı yapanlar. Yani gök cismini çıkar geriye uzay kalır gibi bir anlam ifade etmeyebilir boşluk. Hadi etsin yine de bilmiyoruz deyip geçebiliriz.

Velhelebe
21-08-2018, 15:31
Şunu anlamıyorsun spartacus. Hacimin tanımının gelecekte değişip değişmemesi ayrı, şimdiki hacim tanımı ile uzayı ilişkilendirmek ayrı bağlam. Ayrı bağlamda ifade ettim tanım değişme meselesini. Yani farklı bir hacim tanımı çıkıp uzayla ilişkilendirilebilir, şimdiki tanımla da uzay ilişkilendirilebilir gelecekte. Olmaz diyemeyiz.

ilahimasal
21-08-2018, 16:02
Hacim cismin uzayda yer kaplamasına göre tanımlanabilir. Bu şu an için geçerli. Daha uzay nedir bu bile tam olarak belli değil. Gidip gözlem mi yaptınız? Kozmoloji daha işin başında, bir şey bildikleri bile yok. Şu anki bilgi ve kavramlarla şu zemin bu zemin diye kesin yargılar üretmek doğru değildir. Bu kadar kesin konuşmanıza yol açan şey nedir?

Sen uzay konusuna Andromeda düşüncen gibi bakıyorsan ! Uzay dediğin sadece gördüğün kadar yani eskiden gökyüzüne bakıp KUBBE diyenler gibisin. Bu durumda seninle bu konuları tartışmak bile anlamsız olur.

Ha şöyle diyebirsin , yer düz ve kubbe var üzerinde. Bunu söylemekten korkuyorsan ne diyim. Biraz dürüst ol ben böyle düşünüyorum de. Ne olur ki ? Kımse seninle dalga geçmez.

Hadi çekinme söyle Dünya düz, kubbesi var ve uzay denilende o kadarcık bir şey. Hadi ama çekinme. Korkma. Alay etmeyiz.

spartacus
21-08-2018, 16:12
İstanbul ve Ankara örneği çok hoş olmuş ama uzay konusu bu kadar net olmayabilir. Mesela boyum 90 kilodur diyemem, bu belli gibi. Ama uzay meselesi bu kadar net değil.
aksine, o kadar hatta daha bir net!
Kısaca uzay, dolu olanları çıktığında geri kalan şey diyorsunuz. Diğer dedikleriniz de bu uzay tanımına bağlı. Bu uzay tanımı doğru olmayabilir, daha ne kadar gözlem yaptık ki.
uzay portakal gibi gözlemleyip, özellik, nitelik, şu ya da burası, şu ya da bu bilgisi, deney, test yapabileceğin bir şey(!) değil. uzay bunu yapabileceğin ne varsa çıktığında, geriye kalandır :) Boş konuşuyorsun, daha konuştuklarının anlamını bilmiyor ya da ne olduklarına dair fikrin yok.

gelecekte belki şöyle böyle diye bir kıstası yok bunun. Gelecekte oturup, hımmmm işte orada Güneş, tamam biz güneşe yıldız demeyelim artık, uzay olsun deneceğini mi sanıyorsun.

Örneğin defalarca ifade etmişimdir, uzay yönden bağımsızdır diye.
Neden böyle ifade ettiğimi de defalarca izah ettim.
Yön neydi?
Herhangi bir öznenin, kendisi veya başka referans aldığı herhangi bir şeyi merkeze koyup, diğer şeylerle yaptığı kıyasla elde ettiği göreli bir kavramdır. Yani sen gelecekte böyle olmayabilir demen anlam ifade etmiyor, çünkü yön tayinini belirleyen özne ve referans aldığı diğer şeylerdir. Nereden baktığına bağlı değişir.

Örneğin masanın ortasına bir nesne koyalım. Bu nesne hangi yöndedir şimdi? Bu kendinde bir yön içermez, ancak masanın etrafında bir özne ya da başka şeyler varsa ona göre kıyaslayıp, kıyasladığın şeyin ne tarafına baktığıyla masanın ortasındaki nesneye şu yönde dersin. Oysa uzay yönden bağımsızdır, kendi halinde ona illa bir yön verme, belirleme uğraşı, salaklık değilse ne olabilir? Bu salaklığı illa kabul ettirmek için belki gelecekte laflarını kullanmışlığının hiç bir değeri yok.

Yani yönden bağımsız olanı, herhangi bir yöne endeksleme ahmaklığı yapmadığın sürece, gelecekte bir gün belki yöne bağlı hale gelir, masanın ortasındaki nesne sadece ama sadece kuzey de olur lafını kullanamazsın(öncüldeki ahmaklığı görebiliyor musun, oysa nesnenin hangi yönde olduğu, öznelerin belirlenimi veya kıyas edilen şeylere göre değişiyordu). Öncesinde ahmaklık etmektesin, ahmaklığını baskın kılmak içinde, alaksızca gelecekte bir gün lafını kullanıp, belki deyip, laf salsatası, kir üretmiş oluyorsun. Önce ahmaklığı görmelisin.

Şimdi örneğin, uzay yönden bağımsız derken, amacım kesin bir bilgi ifade etmek değil, aksine şu ya da bu yöne endeksleyerek kendi geri bilinçlerini, safsata ya da üfürklerini kabul ettirmeye çalışan kim varsa, yaptığının anlamsız, geçersiz olduğunu ifade etmek içindir.

Sen çıkıp uzay kuzey d eolabilir diyorsun.
bende çıkıp diyorum ki, uzay ne kuzeydedir, ne de güneyde.
Yani benim ifademin özü bundan ibaret.

Kısaca şu konuda uzaya sınır tayin etmek namına kullandığın tüm birim ve ölçüler, kıyaslar, kavramlar, uzayı muhatap edebileceğimiz niteliğe sahip değiller. Gelecekte de olacak değiller, zira bu kavramların(örneğin yönü açıkladım işte) nasıl elde edildiğini biliyoruz.

ilahimasal
21-08-2018, 16:18
Spartaküs

Bu herkesin uzay dediği büyüklüğe yok diyor. Gerekçesi de , gözlemleme yani yanlış ve hatalı diyor. Senin uzay dediğinle onun uzay dediği farklı.

O uzay deyince gözü neyi görüyorsa o ! Gerisi uydurma.

Dürüstçe söyleyemiyor.

Velhelebe
21-08-2018, 16:31
aksine, o kadar hatta daha bir net!

uzay portakal gibi gözlemleyip, özellik, nitelik, şu ya da burası, şu ya da bu bilgisi, deney, test yapabileceğin bir şey(!) değil. uzay bunu yapabileceğin ne varsa çıktığında, geriye kalandır :) Boş konuşuyorsun, daha konuştuklarının anlamını bilmiyor ya da ne olduklarına dair fikrin yok.

gelecekte belki şöyle böyle diye bir kıstası yok bunun. Gelecekte oturup, hımmmm işte orada Güneş, tamam biz güneşe yıldız demeyelim artık, uzay olsun deneceğini mi sanıyorsun.

Örneğin defalarca ifade etmişimdir, uzay yönden bağımsızdır diye.
Neden böyle ifade ettiğimi de defalarca izah ettim.
Yön neydi?
Herhangi bir öznenin, kendisi veya başka referans aldığı herhangi bir şeyi merkeze koyup, diğer şeylerle yaptığı kıyasla elde ettiği göreli bir kavramdır. Yani sen gelecekte böyle olmayabilir demen anlam ifade etmiyor, çünkü yön tayinini belirleyen özne ve referans aldığı diğer şeylerdir. Nereden baktığına bağlı değişir.

Örneğin masanın ortasına bir nesne koyalım. Bu nesne hangi yöndedir şimdi? Bu kendinde bir yön içermez, ancak masanın etrafında bir özne ya da başka şeyler varsa ona göre kıyaslayıp, kıyasladığın şeyin ne tarafına baktığıyla masanın ortasındaki nesneye şu yönde dersin. Oysa uzay yönden bağımsızdır, kendi halinde ona illa bir yön verme, belirleme uğraşı, salaklık değilse ne olabilir? Bu salaklığı illa kabul ettirmek için belki gelecekte laflarını kullanmışlığının hiç bir değeri yok.

Yani yönden bağımsız olanı, herhangi bir yöne endeksleme ahmaklığı yapmadığın sürece, gelecekte bir gün belki yöne bağlı hale gelir, masanın ortasındaki nesne sadece ama sadece kuzey de olur lafını kullanamazsın(öncüldeki ahmaklığı görebiliyor musun, oysa nesnenin hangi yönde olduğu, öznelerin belirlenimi veya kıyas edilen şeylere göre değişiyordu). Öncesinde ahmaklık etmektesin, ahmaklığını baskın kılmak içinde, alaksızca gelecekte bir gün lafını kullanıp, belki deyip, laf salsatası, kir üretmiş oluyorsun. Önce ahmaklığı görmelisin.

Şimdi örneğin, uzay yönden bağımsız derken, amacım kesin bir bilgi ifade etmek değil, aksine şu ya da bu yöne endeksleyerek kendi geri bilinçlerini, safsata ya da üfürklerini kabul ettirmeye çalışan kim varsa, yaptığının anlamsız, geçersiz olduğunu ifade etmek içindir.

Sen çıkıp uzay kuzey d eolabilir diyorsun.
bende çıkıp diyorum ki, uzay ne kuzeydedir, ne de güneyde.
Yani benim ifademin özü bundan ibaret.

Kısaca şu konuda uzaya sınır tayin etmek namına kullandığın tüm birim ve ölçüler, kıyaslar, kavramlar, uzayı muhatap edebileceğimiz niteliğe sahip değiller. Gelecekte de olacak değiller, zira bu kavramların(örneğin yönü açıkladım işte) nasıl elde edildiğini biliyoruz.

Uzay masanın ortasındaki nesne gibi olmayabilir. O nesne en azından önümüzde duruyor, biliyoruz yani. O yüzden yönle ilgili örnek verilebilir ama uzayı bilmiyoruz. Kavramların sınırı ve çerçevesini tam olarak bilmiyoruz ki. Mesela sınır kavramı form ve yapıya dair dersiniz, çünkü ordan soyutluyoruz dersiniz. Bu demek değil ki gelecekte uzaya ilişkin bu kavramlar kullanılamaz. Şuraya dair sandığımız şey öyle olmayabilir. Yön, sınır, başlangıç, bitiş, sonsuzluk vs hepsi için bunlar geçerli olabilir. Kısaca bilmiyoruz.

spartacus
21-08-2018, 18:29
Uzay masanın ortasındaki nesne gibi olmayabilir. O nesne en azından önümüzde duruyor, biliyoruz yani. O yüzden yönle ilgili örnek verilebilir ama uzayı bilmiyoruz.
O örnek, yön dediğin kavramın nasıl, ne şekilde neye dair oluşturulduğunu, KISACA BELİRLEYİCİ FAKTÖRLERİN NELER olduğunu anlaman için, uzayın nasıl bir şey(! şey mi? neyse) olup-olmadığını analtmak için değil, senin uzaya dair nasıl bir ahmak safsatası türettiğini anlaman için, ilgili safsata kıyasının nerede olduğunu görmen için. Uzayı biliyoruz;
Nesneler ve cisimleri çıktığımızda kalan=>uzaydır. Bu böylece, şeylere, nesnelere dair -ki çıktık onları!-nicelik, niteliklerle elde edilen soyutlamaları da çıktığımızda kalandır. Bakınız bu ifade şu nedir, bu nedir esasıyla ele alındığı için, yani anlamanız için, oysa gerçekte uzay boş-doludur, ne boştur, ne doludur, ne sınırlıdır ne sınırsız, ne güzeldir ne çirkin, ne sarı saçlıdır ne siyah, bütündür ve sınırlayacağını iddia edebileceğin ne varsa, o bütüne dair-dahildir zaten....
Kavramların sınırı ve çerçevesini tam olarak bilmiyoruz ki. Mesela sınır kavramı form ve yapıya dair dersiniz, çünkü ordan soyutluyoruz dersiniz. Bu demek değil ki gelecekte uzaya ilişkin bu kavramlar kullanılamaz. Şuraya dair sandığımız şey öyle olmayabilir. Yön, sınır, başlangıç, bitiş, sonsuzluk vs hepsi için bunlar geçerli olabilir. Kısaca bilmiyoruz.
Aynı şeyleri tekrar ediyorsun, ÇARPITIYORSUN, her ifaden çarpıtmayla dolu, haliyle kavramları da çarpıtıyorsun ve yaptığın bu uygunsuz davranışın namına gelecekte, bir bilinmeyene sığınıyorsun.

Örneğin, yön dediğimiz şeyin tarifi gelecekte değişmesi gerekmiyor ya da biz bu gün neye yön dediğimizi(iddia ettiğin gibi!) bilmiyor değiliz Haliyle sen nasıl ki bugünün yön kavramıyla diretip, UZAY KUZEYDEDİR, demeye kalkıyorsan, sınır, nicelik gibi, form-yapı esasıyla elde ettiğimiz kavramalrımız da farklı değil.

Sen gelecekte değil, şimdi konuşuyorsun. uzayı gelecekte ne idüğü belirsiz bir kavramla değil, bildiğimiz hacim kavramıyla yani bugünün hacim kavramıyla sınırlamaya çalışıyorsun. Buna rağmen hem bunu yapıp, hem de aynı hacim kavramıyla, uzayı(boşluğu) sanki uzayda yer kaplayan boşlukmuş(uzaymış) gibi -nasıl oluyorsa başarıyorsun bunu- hacime indirgeyip, buna dayanıp sınırlılık lafzı ediyorsun, ne yaptığının farkında değil misin gerçekten? Öyleyse bu konuda ne işin avr, senin söyleyebilecek hiç bir şeyin yok! Ama nedense işine gelince hacim kavramının bugün sınırladığı şeklini alıp, uzayı onla sınırlamaya kalkıyorsun,ama uzayın hacim kavramına muhatap olmadığı ifade edilince de bu sefer gelecekte hacim kavramı dğeişebilir diyorsun, bu nasıl bir cambazlıktır?

Sen bugünün kavramlarıyla kanaatlar üretiyor, ama buna rağmen, alakasız(safsata, üfürük) yargılarını savunmak, haklı çıkartmak namına da gelecekte bir günün ne idüğü belirsiz üfürük kavramlarını öne sürüyorsun.

Uzay' meslesinde bugün kavramlarıyla madem SINIR konusundan söz edemezsin, o halde ne demeye konuşuyorsun? yani bu konuda ne işin var?

Gerçekten anlama kapasitesi mi gösteremiyorsun yoksa işine mi gelmiyor?

spartacus
21-08-2018, 22:03
Spartaküs

Bu herkesin uzay dediği büyüklüğe yok diyor. Gerekçesi de , gözlemleme yani yanlış ve hatalı diyor. Senin uzay dediğinle onun uzay dediği farklı.

O uzay deyince gözü neyi görüyorsa o ! Gerisi uydurma.

Dürüstçe söyleyemiyor.
Sevgili Fabula evet, aynen ve farklı...
fakat zaten uzay dediğimiz de ne görüyorsak, dışında kalana deniyor. Tabi bu ifade,, kavranabilmesi, dolayım sayesinde uzay hakkında bir şeyler ifade edebilmemiz için başvurduğumuz bir yöntem aslında. Yoksa gözlemlediğimiz şeyleri, uzaydan yalıtmak mümkün değil :)

Çünkü farklı bir uzay tanımı türetemezse, mitolojik tanrı'sına bir kapı aralayamayacak.

Aslında yapmak istediği şu, biz gözlemleyemiyoruz diye, neden tanrı olmasın ki, belki gelecekte bir gün tanrı gözlemlenecek... Bugüne kadar ise hiç gözlemlenmemesine rağmen, hakkında nasıl konuşabildiğine dair ise en ufak bir fikri yok, aynı anda, eş zamanlı olarak bir diğer başlıkta ise bilimi=dine eşitleyerek, gözlem-deney ve herkesin o gözlem-deneyi yapabilirliği olanağını(nesnel olarak!), hiçe sayabilmek namına, gizli-kapaklı, yalnız 1 kişiye has-mahsusmuş gibi bir zemine indirmeye de çalışacak(çalışıyor). 2 cambaz bir ipte, oynayıp, duruyor, zira tanrı dediği her ne ise eğer gelecekte gözlemlenebilir ise, bugün hakkında nasıl konuşabilir ki?.

Bu durumda, bir şekilde gözlemlediğimiz bir şeyler bulmaya zorluyor kendisini, bu ne olabilir, imdadına yetişebilecek en uygun seçim, "uzay" üzerinden yürümek oluyor, ama bunun içinde kavramları çarpıtması gerekiyor.

1 Taşla 2 kuş, zira hem tanrıya bir kapı açacak, hem de uzayı sınırlı ilan edebilirse(sanki bir form-yapı, kendinde bir cisimmiş gibi), böylece uzayın dışının olduğunu ilan edip, dışına bir şeyler yerleştirebilecek(tanrı!) ve yine böylece uzayın kapsamından kurtarıp, dışında varlık imkanı sağladığı tanrıya dönüp, tersin geri yarattıracak.

Tabi tanrı uzay'ı yaratmazken neredeymiş, mekan sorunu, sorusuna da hiç bir zaman cevap veremeyecek, kaldı ki zaten uzayın-fiziğin içi-dışının olmaması ifadelerimiz hep canını sıkacak, meseleyi psikolojik-ideolojik şartlanmışlığıyla ele aldığı için, galebe çalmak(zafer kazanmak), kendi, kendini avutmalı-kandırmak namına çaprıtmalara, akıl oyunlarına, kelime-laf oyunlarına saplanacak...

Velhelebe
28-08-2018, 09:22
O örnek, yön dediğin kavramın nasıl, ne şekilde neye dair oluşturulduğunu, KISACA BELİRLEYİCİ FAKTÖRLERİN NELER olduğunu anlaman için, uzayın nasıl bir şey(! şey mi? neyse) olup-olmadığını analtmak için değil, senin uzaya dair nasıl bir ahmak safsatası türettiğini anlaman için, ilgili safsata kıyasının nerede olduğunu görmen için. Uzayı biliyoruz;
Nesneler ve cisimleri çıktığımızda kalan=>uzaydır. Bu böylece, şeylere, nesnelere dair -ki çıktık onları!-nicelik, niteliklerle elde edilen soyutlamaları da çıktığımızda kalandır. Bakınız bu ifade şu nedir, bu nedir esasıyla ele alındığı için, yani anlamanız için, oysa gerçekte uzay boş-doludur, ne boştur, ne doludur, ne sınırlıdır ne sınırsız, ne güzeldir ne çirkin, ne sarı saçlıdır ne siyah, bütündür ve sınırlayacağını iddia edebileceğin ne varsa, o bütüne dair-dahildir zaten....

Aynı şeyleri tekrar ediyorsun, ÇARPITIYORSUN, her ifaden çarpıtmayla dolu, haliyle kavramları da çarpıtıyorsun ve yaptığın bu uygunsuz davranışın namına gelecekte, bir bilinmeyene sığınıyorsun.

Örneğin, yön dediğimiz şeyin tarifi gelecekte değişmesi gerekmiyor ya da biz bu gün neye yön dediğimizi(iddia ettiğin gibi!) bilmiyor değiliz Haliyle sen nasıl ki bugünün yön kavramıyla diretip, UZAY KUZEYDEDİR, demeye kalkıyorsan, sınır, nicelik gibi, form-yapı esasıyla elde ettiğimiz kavramalrımız da farklı değil.

Sen gelecekte değil, şimdi konuşuyorsun. uzayı gelecekte ne idüğü belirsiz bir kavramla değil, bildiğimiz hacim kavramıyla yani bugünün hacim kavramıyla sınırlamaya çalışıyorsun. Buna rağmen hem bunu yapıp, hem de aynı hacim kavramıyla, uzayı(boşluğu) sanki uzayda yer kaplayan boşlukmuş(uzaymış) gibi -nasıl oluyorsa başarıyorsun bunu- hacime indirgeyip, buna dayanıp sınırlılık lafzı ediyorsun, ne yaptığının farkında değil misin gerçekten? Öyleyse bu konuda ne işin avr, senin söyleyebilecek hiç bir şeyin yok! Ama nedense işine gelince hacim kavramının bugün sınırladığı şeklini alıp, uzayı onla sınırlamaya kalkıyorsun,ama uzayın hacim kavramına muhatap olmadığı ifade edilince de bu sefer gelecekte hacim kavramı dğeişebilir diyorsun, bu nasıl bir cambazlıktır?

Sen bugünün kavramlarıyla kanaatlar üretiyor, ama buna rağmen, alakasız(safsata, üfürük) yargılarını savunmak, haklı çıkartmak namına da gelecekte bir günün ne idüğü belirsiz üfürük kavramlarını öne sürüyorsun.

Uzay' meslesinde bugün kavramlarıyla madem SINIR konusundan söz edemezsin, o halde ne demeye konuşuyorsun? yani bu konuda ne işin var?

Gerçekten anlama kapasitesi mi gösteremiyorsun yoksa işine mi gelmiyor?

Bugünki kavramla konuşup gelecekte değişebileceğini söyleme meselesini örnekle anlatayım. Mesela maddesiz akıl olmaz diyelim. Dayanağımız da insanlar olsun. Ama mevcut durumda tanımı belirleyecek örnekler az olabilir. Örnekler arttıkça durum değişebilir. İşte bugünki anlama yine belli ölçüde sadık kalarak ama gelecekteki olası değişimi de hesaba katarak bir şeyler söylüyorum aslında. Yani bu örnekte akıl sandığımız gibi maddeli olmak zorunda olmayabilir, maddesiz örnekleri de vardır, bu tanımı etkileyebilir. Yani bugünki anlam yine belli ölçülerde kalıyor ama değişiklik olduğu için yani kavram değiştiği için de bugünün kavramıyla konuşup gelecekte değişebileceğini söylemek sandığınız gibi sorun değil.

spartacus
28-08-2018, 11:56
Bugünki kavramla konuşup gelecekte değişebileceğini söyleme meselesini örnekle anlatayım. Mesela maddesiz akıl olmaz diyelim. Dayanağımız da insanlar olsun. Ama mevcut durumda tanımı belirleyecek örnekler az olabilir. Örnekler arttıkça durum değişebilir. İşte bugünki anlama yine belli ölçüde sadık kalarak ama gelecekteki olası değişimi de hesaba katarak bir şeyler söylüyorum aslında. Yani bu örnekte akıl sandığımız gibi maddeli olmak zorunda olmayabilir, maddesiz örnekleri de vardır, bu tanımı etkileyebilir. Yani bugünki anlam yine belli ölçülerde kalıyor ama değişiklik olduğu için yani kavram değiştiği için de bugünün kavramıyla konuşup gelecekte değişebileceğini söylemek sandığınız gibi sorun değil.
Bu her şey için nalına, mıhına söylenebilecek şeyler, o durumda forumda başlık açıp, şu ya da buna dair yazışmanın anlamı ne :)

Olay yordamı başka, bilgi yordamı başka.

Özellik, nitelik ve şu ya da bunun niceliğine dair ifadeler başka, herhangi bir nitelik, özellik, nicelik arzetmeyene dair konuşmak başka.

Uzay=>özellik, nitelik, nicelik taşımayan.

Şu ya da bu niteliği, şu ya da bu özelliğine dair bilgi yok, bunun sebebi, uzay kavramının daha doğrusu uzayın ne olduğuyla ilgilidir.

Nesi değişecek gelecekte?
Tadı ekşi de, şu ya da bu koşulda tatlı, acı mı olabilir.
Rengi şudur da, bu mu olur.
Pürüsüzsüzdür de, ihtiyarlayıp buruşur mu?
Küçüktür de, büyür mü?
Katıdır da, sıvı mı olur?
2 ayaklıdır da, 4 mü olur?

Var mı elinde bu ve benzeri, değişebileceği öngörülebilir tespitlerin? Nesi değişecek?

Uzatmıyorum, zira bir daha ifade ediyorum;
Uzay->maddeyi(kısaca her şey'i ve şey'liği) çıktığımızda kalan BOŞLUKTUR(kendinde ve kendine has özellik, nitelik olmayan).

Bu şu ya da buna dair, şu ya da şu şey'in özelliği, niteliği, niceliği gibi herhangi bir değer arzeden bir şey değildir.

İKİNCİSİ gelecekte belki değişebilir gibi absürt argümanlar öyle sunulmaz, ELİNDE DEĞİŞEBİLİRLİĞİNİ ÖNGÖREBİLECEK veri olmalı.

Lafla gelecekte bir gün her gördüğüm sakallı dedem olabilir türünde lafızlar, LAFAZANLIKTAN ibarettir Velhelebe.

Şimdi artık bu lafazanlıkta -ki konu itibariye- diretmekten vazgeçmelisin, zira muhatabın yok(yani uzay şu ya da bu niteliği, niceliği, belirlenmiş, şu ya da bu denmiş de gelecekte değişebilir bir zemin değil, muhatabı değil).

Defalarca ifade ettim, uzay'a dair BİLGİ olmaz, çünkü uzay, kendinde bir dairlik, öznelik taşımaz. Biz uzayı tanılayabilmek için, mecburen nesnelere ve nesneleri çıktığımızda geride kalan ifadesini kullanarak, direk değil, dolaylı bilgi ediniriz.

Nesi değişecek de uzayın, gelecekte tanısı değişsin?

Uzay, değişen ve değişebilir özellik, nitelik taşıyan her şey'i çıktığında kalandır, "şey" olmayandır.

Lafazanlığı bırakalım. Bilgi salt öznenn kaabiliyetine dayalı değişmez, E-DAİR liği olarak öncülde, ortada olan NESNEnin(objenin), hareketi-değişimine de bağlıdır. Buna itiraz eden yok, her halükarda bilgi geçerlidir. Eksik veriler olabilir, olmayabilir de. Örneğin yağmurun yağdığı bir gün, İstanbul bugün yağmurlu->bilgidir, bir gün sonra güneşli, bu da bilgidir...

Ama örneğin efendim volkanlar nasıl oluşur gibi bir ifadenin tanımı öyle kafana göre gelecekte bir gün, belki diye absürt gerekçeler öne sürerek değişmez. Yani volkanların nasıl oluştuğunun bilgisi gelecekte bir gün, Andromeda'dan gelen zavazinigosunus'un insanları korkutmak için keyfine yaptığı bir eğlencedir vb denmez. Ya olursa, ya öyleyse, belki diye de lafazanlığın anlamı yok, şimdi, şu an volkanlar oradadır ve insan gözlemlediği ölçüde bilgi edinmektedir. Gözlem nesnesi olmayan absürt metafizik üfürklerin gelecekte olabilirliğini öne sürmek, lafazanlıktır, bilim dışılıktır, zira böyle bir üfürüğü öne sürebilmen için bugün gözlemlemiş olman lazım(değil mi), örneğin tanrı diyor her ota, bota tıkıştırıyorsun, iş başında, etki-tepki zemininde vb gözlemin nerede, tespitin nerede ki, böyle bi rşeyi faktör olarak bu gün üfürebilesin, işine gelmeyince de gelecekte bir gün belki diye zırvalayabilesin. (bahsettiğin, tanrı dediğin her ne ise, bilgi yok ki, kullanabilesin, kısaca lafazanlık, bilimdışılık, psikolojik, ideolojik sağlık sorunları. Bilgi'den bahsettiğin an, elnde laf değil veri olmalı).

Velhelebe
28-08-2018, 13:56
Bu her şey için nalına, mıhına söylenebilecek şeyler, o durumda forumda başlık açıp, şu ya da buna dair yazışmanın anlamı ne :)

Olay yordamı başka, bilgi yordamı başka.

Özellik, nitelik ve şu ya da bunun niceliğine dair ifadeler başka, herhangi bir nitelik, özellik, nicelik arzetmeyene dair konuşmak başka.

Uzay=>özellik, nitelik, nicelik taşımayan.

Şu ya da bu niteliği, şu ya da bu özelliğine dair bilgi yok, bunun sebebi, uzay kavramının daha doğrusu uzayın ne olduğuyla ilgilidir.

Nesi değişecek gelecekte?
Tadı ekşi de, şu ya da bu koşulda tatlı, acı mı olabilir.
Rengi şudur da, bu mu olur.
Pürüsüzsüzdür de, ihtiyarlayıp buruşur mu?
Küçüktür de, büyür mü?
Katıdır da, sıvı mı olur?
2 ayaklıdır da, 4 mü olur?

Var mı elinde bu ve benzeri, değişebileceği öngörülebilir tespitlerin? Nesi değişecek?

Uzatmıyorum, zira bir daha ifade ediyorum;
Uzay->maddeyi(kısaca her şey'i ve şey'liği) çıktığımızda kalan BOŞLUKTUR(kendinde ve kendine has özellik, nitelik olmayan).

Bu şu ya da buna dair, şu ya da şu şey'in özelliği, niteliği, niceliği gibi herhangi bir değer arzeden bir şey değildir.

İKİNCİSİ gelecekte belki değişebilir gibi absürt argümanlar öyle sunulmaz, ELİNDE DEĞİŞEBİLİRLİĞİNİ ÖNGÖREBİLECEK veri olmalı.

Lafla gelecekte bir gün her gördüğüm sakallı dedem olabilir türünde lafızlar, LAFAZANLIKTAN ibarettir Velhelebe.

Şimdi artık bu lafazanlıkta -ki konu itibariye- diretmekten vazgeçmelisin, zira muhatabın yok(yani uzay şu ya da bu niteliği, niceliği, belirlenmiş, şu ya da bu denmiş de gelecekte değişebilir bir zemin değil, muhatabı değil).

Defalarca ifade ettim, uzay'a dair BİLGİ olmaz, çünkü uzay, kendinde bir dairlik, öznelik taşımaz. Biz uzayı tanılayabilmek için, mecburen nesnelere ve nesneleri çıktığımızda geride kalan ifadesini kullanarak, direk değil, dolaylı bilgi ediniriz.

Nesi değişecek de uzayın, gelecekte tanısı değişsin?

Uzay, değişen ve değişebilir özellik, nitelik taşıyan her şey'i çıktığında kalandır, "şey" olmayandır.

Lafazanlığı bırakalım. Bilgi salt öznenn kaabiliyetine dayalı değişmez, E-DAİR liği olarak öncülde, ortada olan NESNEnin(objenin), hareketi-değişimine de bağlıdır. Buna itiraz eden yok, her halükarda bilgi geçerlidir. Eksik veriler olabilir, olmayabilir de. Örneğin yağmurun yağdığı bir gün, İstanbul bugün yağmurlu->bilgidir, bir gün sonra güneşli, bu da bilgidir...

Ama örneğin efendim volkanlar nasıl oluşur gibi bir ifadenin tanımı öyle kafana göre gelecekte bir gün, belki diye absürt gerekçeler öne sürerek değişmez. Yani volkanların nasıl oluştuğunun bilgisi gelecekte bir gün, Andromeda'dan gelen zavazinigosunus'un insanları korkutmak için keyfine yaptığı bir eğlencedir vb denmez. Ya olursa, ya öyleyse, belki diye de lafazanlığın anlamı yok, şimdi, şu an volkanlar oradadır ve insan gözlemlediği ölçüde bilgi edinmektedir. Gözlem nesnesi olmayan absürt metafizik üfürklerin gelecekte olabilirliğini öne sürmek, lafazanlıktır, bilim dışılıktır, zira böyle bir üfürüğü öne sürebilmen için bugün gözlemlemiş olman lazım(değil mi), örneğin tanrı diyor her ota, bota tıkıştırıyorsun, iş başında, etki-tepki zemininde vb gözlemin nerede, tespitin nerede ki, böyle bi rşeyi faktör olarak bu gün üfürebilesin, işine gelmeyince de gelecekte bir gün belki diye zırvalayabilesin. (bahsettiğin, tanrı dediğin her ne ise, bilgi yok ki, kullanabilesin, kısaca lafazanlık, bilimdışılık, psikolojik, ideolojik sağlık sorunları. Bilgi'den bahsettiğin an, elnde laf değil veri olmalı).

Şurda haklısınız. Olasılık için öncülde gözlem gerekebiliyor. Yağmur yağma olasılığı diyorsak öncülde birçok defa yağmurun yağdığını görmüşüzdür. O yüzden tanrının olasılığı olmaz, olasılığın dışındadır. Dolayısıyla hakkındalığı yoktur, belki gelecekte ispatlanır deme şansımız yoktur. Nasıl ki ejderhanın gelecekte ispatlanabilirliğinden bahsedemiyoruz, tanrıdan da bahsedemeyiz diye düşünüyorum. Ha biri gelip ispatlarsa kabul etmek lazım ama öyle bir durum yok şu an, olasılık görünmüyor. Yani uzaydan söz ederken tanrıyı ispat etmeye çalışmıyorum, uzay sınırlı bile olsa tanrı ile alakası yok.

Volkanın tanımı ya da nasıl oluştuğu keyfe göre değişmez tabi. Ama bazı şeyler tespit ederiz ve mevcut volkanlardan farklı ama onlar da volkan kavramına dahil edilebilir. Düşünün çok farklı bir elma tespit ediyoruz, tanım değişebilir, o yüzden mevcut örnekler tanım için yetersiz olabiliyor, o yüzden bu böyledir dememek gerek.

Uzay sizin dediğiniz gibi olabilir de olmayabilir de. Belki de boş gibi gözüken bir doluluktur. Ya da nasıl ki bardağa su doldurunca dolu oluyor ama boşaltınca boşluk kalıyor yani doluyu çıkarınca geriye kalan değil de hakikaten boşluk da olabilir. Şu anki veriler kesin konuşmaya yetmiyor gibi. Mesela evreni balon gibi tasvir ederler, evrenin bi şekli de var. İşte size göre gözlem ufkumuzun sınırını evren ve uzayın sınırı sanarak hata yapıyorlar. Ama gerçekten de sınırı olabilir. Sadece form ve yapıların sınırı olacak diye bir kaide yok ki. Bakın uydurma yapmıyorum, birçok olasılık olabilir diyorum.

spartacus
28-08-2018, 20:23
Uzay sizin dediğiniz gibi olabilir de olmayabilir de. Belki de boş gibi gözüken bir doluluktur.
Bak yine aynı şekilde diretiyorsun;
Bizim uzay dediğimiz, bizim gözlem kaabiliyetimizle ilgili değil.

Bizim madde dediğimiz, boş'u çıktığında kalan ne ise.
Uzay dediğimiz doluyu(maddeyi) çıktığında kalan ne ise.

Bunu değiştirmenin yolu, görmediğin bir maddeyi görmek olamaz. Tanı belli...
Ya da nasıl ki bardağa su doldurunca dolu oluyor ama boşaltınca boşluk kalıyor yani doluyu çıkarınca geriye kalan değil de hakikaten boşluk da olabilir. Şu anki veriler kesin konuşmaya yetmiyor gibi.
Bak Velhelebe, biz uzaya dair zaten konuşmuyoruz, biz E-DAİR konuşabildiklerimizi çıktığımızda uzay'ı kavrayabiliyoruz.

Sorun senin hala, ama hala, bu kadar basit tanımı anlayamamış olmanda.
Mesela evreni balon gibi tasvir ederler, evrenin bi şekli de var. İşte size göre gözlem ufkumuzun sınırını evren ve uzayın sınırı sanarak hata yapıyorlar. Ama gerçekten de sınırı olabilir. Sadece form ve yapıların sınırı olacak diye bir kaide yok ki. Bakın uydurma yapmıyorum, birçok olasılık olabilir diyorum.
Evren=uzay demek değil, -tabi onlar, bunlar şöyle, böyle söylüyor diyenlerle aynı görüşte de değilim, yani bana göre evren dolu-boş bütünlüğüdür, evren, evrenlerle sınırlanamaz vs, farklı bir konu, lakin bahsettiğin tasvircilere göre bakacaksak uzay=evren değil, evren'i tasvir edebilmelerinin yolu, tasvir edilemez bir dayanağa mahkumdur, nedir bu? u.z.a.y. Değil mi ama? Yani bir sınır-tasvir için, sınırlanamaz ya da daha dışta kalan bir dayanağa-referansa ihtiyacın var(anlayabiliyor musun?). Örneğin bende şimdi bulunduğum binayı görüp, tasvir edebiliyorum, nasıl yapıyorum bunu, salt içinde olmakla mı, yoksa dışıyla da mı?(ne demiştim, uzay, nesneleri çıktığında yani tasvir edilebilir olanı çıktığında kalandır, böylece -yani diğer taraftan, uzay(boşluk ve sınır kavramına muhatap olmayışı) tasvir edilebilirliğin de sağlayanıdır. Buradan nereye vardık, şimdi, şu anda evren tasviri yapanlar zaten tasvirin önemli bir dayanağından(dış dayanak!) yoksundurlar, anlatabiliyor muyum? Kuyunun dibinde bir gözlemcinin, gökyüzü tasviri gibi).

Şu ana kadar ben ne anlattım ki?

ŞEY=>OBJE, nitelik özellik, ebad vb ve elbette ölçeklenebilir, ölçülebilir çeşitli niceliklere sahiptir, dolayısıyla tasvir de edebilirsin, çizebilirsin, ölçebilirsin, gözlemleyebilirsin de........

Uzay, bu şekilde herhangi bir nesne değil.

Bir daha diyorum;
Uzay dediğimiz, farazi olarak, mevcut olan tüm, ama tüm şeyleri(gözlemlenmiş, gözlemlenmemiş böyle bir ayrıma gereksinim yok) çıktığımızda geriye kalandır->boşluk... Efendim gelecekte hiç bilinmeyen bir şey tespit edilirse dediğinde, işte o tespitedilebilirliğin dahi sağlayanıdır uzay(boşluk), anlayabiliyor musun? Yani tespit ediyorsan, bu uzay'ı belirleyen bir şey olmayacak, ama uzay o şey her ne ise tespit edilebilirlik dayanağının(yukarıda ifade ettim) faktörlerinden birisi olmaya devam edecek, kısaca şey'in tespiti, salt diğer şeylerle değil, şeysizle(şey olmayan, örn:boşluk) mümkün.

bu ifadeyi anlaman neden bu kadar zor? Sınır, limit gibi kavramlar form-yapıya dair, form-yapıdan hareket-kaynakla soyutlanan kavramlardır, uzay hem bu kavramların muhatabı olmadığı gibi, hem de bu kavramlarımızın kaynağı değildir, fakat sınırın belirleyeni sınırsız, sınırsızın belirleyeni ise sınırdır, birbirini tamamlarlar. bir şey'i tespit ettiğin an nedir? O şeyi dışıyla yakalamışsın, dışında kalan nedir peki? Dışı yoksa tespit edebilir misin? ya da şey diyebilir misin, burada şeyliği sağlayan bir dış dayanağımız var, nedir bu? Uzay, yani şey dediğin anda zaten etrafını saran, kuşatan başka şeyler, şeyleri çıktığında, etrafını kuşatan, o şeyden ayrı-bağımsız, böylece şey ile sınırlanamayan(! ama şey'in sınırının belirlenmesinde asli dayanak olan) bir çepe-çevre boşluk, referans, dayanak gerekir. işte şey'i tespit etmekle boşluğu(uzayı) sınırlamış olamazsınız, aksine sınırlayamadığınız o çevre-boşluk sayesinde şey'i tespit edebilme, sınırını kavrayabilme şansına erişirsiniz. Başından beridir ifade ediyorum sınır kavramı FORM-YAPIYA dairdir... Şey'in sınırı üzerinden, boşluğu sınırlayabilseydiniz, şey'den söz edemez veya tespit edemezdiniz, kaldı ki zaten şey'in sınırıyla(uzay bu sınırın dayanağı!!), uzayı sınırladığını düşünmeye çalışmak aptalca, neresinden bakarsan bak aptalca... yani bilmiyorum çok zor ifadeler, çok farklı bir dil mi kullanıyorum?

Velhelebe
03-09-2018, 00:42
spartacus

Uzay hiçbir özelliği olmayan ama özelliği olan şeyleri çıkarınca geriye kalan ve şeyleri de sınırlamamıza yarayan bir dayanaktır diye tanımlıyorsunuz. Kısaca uzayın hiçbir özelliği yok ve şeyleri çıkarınca geriye kalan sadece, dolaylı tanım yani. İyi de uzayın böyle olduğu kesin değil.

Şeyleri dışından bakarak tespit ediyoruz bu doğru. Mesela bilgisayarın sınırını görüyoruz, dışından bakıyoruz. Bilgisayar odada duruyor, yani odanın boşluğunda. Ama sınırlanamaz ve hiçbir özelliği olmayan bir dayanak gerekmiyor mesela bilgisayara. Gök cisimleri de böyledir belki. Yani gök cisimleri odadaki bilgisayar gibi hakkaten bir boşluktadır ve bu boşluk sınırlı olabilir. Boş gibi gözüken doluluk da olabilir. Böyle olunca yine gök cisimlerini sınırlayıp tasvir edersiniz, illa sizin dediğiniz gibi olması gerekmiyor uzayın.

spartacus
03-09-2018, 01:30
spartacus

Uzay hiçbir özelliği olmayan ama özelliği olan şeyleri çıkarınca geriye kalan ve şeyleri de sınırlamamıza yarayan bir dayanaktır diye tanımlıyorsunuz. Kısaca uzayın hiçbir özelliği yok ve şeyleri çıkarınca geriye kalan sadece, dolaylı tanım yani. İyi de uzayın böyle olduğu kesin değil.
Kesin. Çünkü bu tanımı şeyleri(şahsına münhasır tanılanabilir olanları) çıktığımızda, kalan olarak biz yaptık.

Şeyleri dışından bakarak tespit ediyoruz bu doğru. Mesela bilgisayarın sınırını görüyoruz, dışından bakıyoruz. Bilgisayar odada duruyor, yani odanın boşluğunda. Ama sınırlanamaz ve hiçbir özelliği olmayan bir dayanak gerekmiyor mesela bilgisayara.
Neden salt bilgisayara indirdin meseleyi, oda ifadesini sen kullanmadın mı? Ne demek odanın boşluğunda, peki oda'yı oda yapan ne-yin dışı-boşluğu olacak? :)
Gök cisimleri de böyledir belki. Yani gök cisimleri odadaki bilgisayar gibi hakkaten bir boşluktadır ve bu boşluk sınırlı olabilir. Boş gibi gözüken doluluk da olabilir. Böyle olunca yine gök cisimlerini sınırlayıp tasvir edersiniz, illa sizin dediğiniz gibi olması gerekmiyor uzayın.
Çorba yapma... Boşluğu sınırlayan ne? E-bilir bir anlam ifade etmiyor, Velhelebe, gelcekte birgün belki Romayı yakan Neron olabilir demenin anlamı yok. Önceki mesajlarımda ifade ettim, e-bilir dediğin an e-bilirliğini anlamlı kılacak ve elbette kopuk-alakasız(safsata) olmayacak veri-dayanak ile konuşmalısın. Örneğin o boşluğu ne sınırlayabilir, o her ne ise, o şey'i anlamlı kılan dış etken ne olacak, şey'den söz edebilmek için muhtaç olduğun yine uzay olmayacak mı?

Uzay'ın boşluk ile ifadesinin ise, KAVRAM-KAVRAYIŞ zemininiyle ilgili olduğunu, şeyleri dışta bırakmanın bu açıdan farazi olduğunu ifade ettim. Orada amaç, şu ya da bu nesneyi tanımlamak olmadığı için bu yolu kullanıyoruz. Uzay'dan bahsediyorsun, uzay diyorsun, elma, armut tanımlamıyorsun...

Diğer taraftan nesnel olarak ise defalarca ifade ettim;
uzay üzerine sınır muhabbeti ahmaklıktır.
Defalarca açıkladım,
uzay bu kavram-kelimelerin muhatabı değil(belkisi, olabiliri vs yok, muhatabı değil).
Yani örneğin İstanbul, Ankara arası mesafeden söz edeceksek, "belki uzaklığı, 50 santigrad derece denebilir, olabilir(!)" demekle, uzayı sınır-sınırsızlık esasıyla ele almak farklı olmuyor.

Defalarca ifade ettim;
Uzay ne sınırlıdır, ne de sınırsız.
Ne büyüktür ne de küçük.
Ne yukarıdadır ne aşağıda.
Ne sağdadır ne solda.
Ne doludur ne de boş.
Kısaca salt-ık olarak bunlardan herhangi birisini almaz!

Çünkü uzay, al işte diye işaret edip, ebadını, yapısını(!), formunu, konumunu(!), yönünü(!) vs tayin edebileceğin ve diğeriyle KIYAS edebileceğin herhangi bir nesne değil. Bu bağlamda bu temele BAĞLI kavramlarla yaklaşmak boştur...

Sorunun ideolojik ise-ki öyle-, sorunun illa bir başlangıç ve başlatan(tanrı) yanılgısı ise, subjektif ise -ki öyle- o halde, sınırdan söz edebilmenin sağlayanı sınırsız, sınırsızdan söz edebilmenin sağlayanı da sınırdır, bunu kavramalısın(düşünce zemininde. madem işin salt kelime, kavramlarla oynamak).

Uzay'ı ne ile sınırlıyorsun, belki, olabilir diyorsun madem, tamam oldur o halde, şu olabilir, bu olabilir demelisin(lakin O deiğini anlamlı kılan ne olacak?), desteksiz atma... Uzay'ı sınırla(farazide olsa yap bunu, ama şu şekilde sınırlanıyor, şu ya da bu sınırlıyor vs ortaya bir destek, dayanak sun)...

Velhelebe
03-09-2018, 02:04
spartacus

Kesin. Çünkü bu tanımı şeyleri(şahsına münhasır tanılanabilir olanları) çıktığımızda, kalan olarak biz yaptık.

Tamam çıktığında kalan diye yaptık ama uzayın bu olduğu kesin değil. Kesin diyorsanız kanıtınız nedir?


Neden salt bilgisayara indirdin meseleyi, oda ifadesini sen kullanmadın mı? Ne demek odanın boşluğunda, peki oda'yı oda yapan ne-yin dışı-boşluğu olacak?

Odanın dışı burada mesele değil. Sadece oda ve bilgisayara bakın. Odanın içinde eşyalar var, işte eşyaların olması için odada yeterli boşluk olması gerekiyor. Yani şeyler bu boşlukta duruyor ve dışından bakarak tanımlıyoruz şeyleri. Uzay ve gök cismi de böyle olabilir, illa geriye kalan olmak zorunda değil. Oda örneğinde eşyaları çıkar geriye kalan odanın boşluğu ama hakikaten bir boşluk bu, sadece geriye kalan değil. Kaldı ki odanın boşluğunda hava falan var. Havayı da çıkart onu çıkart bunu çıkart demeye gerek yok, manası yok, odadaki boşluk aslında boş gibi gözüken bir doluluk, hava falan var. Uzay neden böyle olmasın?

Çorba yapma... Boşluğu sınırlayan ne? E-bilir bir anlam ifade etmiyor, Velhelebe, gelcekte birgün belki Romayı yakan Neron olabilir demenin anlamı yok. Önceki mesajlarımda ifade ettim, e-bilir dediğin an e-bilirliğini anlamlı kılacak ve elbette kopuk-alakasız(safsata) olmayacak veri-dayanak ile konuşmalısın. Örneğin o boşluğu ne sınırlayabilir, o her ne ise, o şey'i anlamlı kılan dış etken ne olacak, şey'den söz edebilmek için muhtaç olduğun yine uzay olmayacak mı?

Uzay'ın boşluk ile ifadesinin ise, KAVRAM-KAVRAYIŞ zemininiyle ilgili olduğunu, şeyleri dışta bırakmanın bu açıdan farazi olduğunu ifade ettim. Orada amaç, şu ya da bu nesneyi tanımlamak olmadığı için bu yolu kullanıyoruz. Uzay'dan bahsediyorsun, uzay diyorsun, elma, armut tanımlamıyorsun...

Diğer taraftan nesnel olarak ise defalarca ifade ettim;
uzay üzerine sınır muhabbeti ahmaklıktır.
Defalarca açıkladım,
uzay bu kavram-kelimelerin muhatabı değil(belkisi, olabiliri vs yok, muhatabı değil).
Yani örneğin İstanbul, Ankara arası mesafeden söz edeceksek, "belki uzaklığı, 50 santigrad derece denebilir, olabilir(!)" demekle, uzayı sınır-sınırsızlık esasıyla ele almak farklı olmuyor.

Defalarca ifade ettim;
Uzay ne sınırlıdır, ne de sınırsız.
Ne büyüktür ne de küçük.
Ne yukarıdadır ne aşağıda.
Ne sağdadır ne solda.
Ne doludur ne de boş.
Kısaca salt-ık olarak bunlardan herhangi birisini almaz!

Çünkü uzay, al işte diye işaret edip, ebadını, yapısını(!), formunu, konumunu(!), yönünü(!) vs tayin edebileceğin ve diğeriyle KIYAS edebileceğin herhangi bir nesne değil. Bu bağlamda bu temele BAĞLI kavramlarla yaklaşmak boştur...

Sorunun ideolojik ise-ki öyle-, sorunun illa bir başlangıç ve başlatan(tanrı) yanılgısı ise, subjektif ise -ki öyle- o halde, sınırdan söz edebilmenin sağlayanı sınırsız, sınırsızdan söz edebilmenin sağlayanı da sınırdır, bunu kavramalısın(düşünce zemininde. madem işin salt kelime, kavramlarla oynamak).

Uzay'ı ne ile sınırlıyorsun, belki, olabilir diyorsun madem, tamam oldur o halde, şu olabilir, bu olabilir demelisin(lakin O deiğini anlamlı kılan ne olacak?), desteksiz atma... Uzay'ı sınırla(farazide olsa yap bunu, ama şu şekilde sınırlanıyor, şu ya da bu sınırlıyor vs ortaya bir destek, dayanak sun)...

Kesin sınırı vardır demiyorum ki uzayın. Olabilir diyorum. Olabilir demek için bir şey sunmam gerekmiyor bu konuda.

Uzay bir nesne olarak görünmüyor, belki de gerçekten boşluktur. Boşlukta gök cisimleri duruyordur. Bu boşluk da sınırlıdır belki. Boşluk deyince boşluk da bir yer kaplayabilir. Sadece olabilir diyorum, şu sınırlıyor bu böyle demiyorum, hiç aklımızın hayalimizin almayacağı bir şekilde olabilir bu uzay. Yani sizin dediğiniz gibi özelliksiz olmak zorunda değil, kesin de değil, santigrad gibi değil. Nesneleri sınırlaman için özelliksiz bir dayanak gerekmiyor. Bizim sınırlamamız kanıt olmaz zaten. Bize öyle görünebilir.

spartacus
03-09-2018, 03:47
spartacusTamam çıktığında kalan diye yaptık ama uzayın bu olduğu kesin değil. Kesin diyorsanız kanıtınız nedir?
Kesin zira kanıtı olan ŞEY'lerdir, dolayısıyla biz onalrı çıktığımızda kalandır demekteyiz. Kendi halinde uzayın kanıtı da olmaz.
Odanın dışı burada mesele değil. Sadece oda ve bilgisayara bakın. Odanın içinde eşyalar var, işte eşyaların olması için odada yeterli boşluk olması gerekiyor. Yani şeyler bu boşlukta duruyor ve dışından bakarak tanımlıyoruz şeyleri. Uzay ve gök cismi de böyle olabilir, illa geriye kalan olmak zorunda değil.
mesele yeterli boşluk meselesi de değil. Aldığın biçimde bakarak, totolojiden öte gidemiyorsun. Eşyaların olması için diyorsun yeterli boşluk(uzay) olması gerekir, sonra da diyorsun ki uzay da böyle olabilir. Kısaca dediğin şu, uzay'ı tanımlayabilmek için uzayın dışında uzay olması gerekir veya uzayın içinde uzay... Kafa basmıyor demek ki...

Gerisine cevaba gerek yok,yok böyle de görülebilir, şöyle de görülebilir vb diyorsun, sebep? Tanrı'ya yer açacaksın diye mi? :) hayır efendim sizlerin keyfine göre göremeyiz, uzay, anlayasınız diye mecburen başvurduğumuz, ama aslında o(sınır-sızlık) kavramın da muhatabı olmayan haliyle, sınırsız boşluktur... Burada uzay dendiğinde sanki bir şey'miş gibi bahsetmek zorunda kalıyoruz, çünkü dile getiriyoruz, ama esasında uzay, herhangi bir şey değil, şahsına münhasırlığı da yok dolayısıyla kendine has-şahsına münhasır herhangi bir özellik, nitelik, form, sınır, sınırsızlık, ebad, yön vb ve böylecebunlara bağlı kavramları da almaz, kullanılıyorsa bile siz kavrayasınız diye mecburen başvurulur(metafor gibi).

Bu "uzay" diye söz edip bir isim verdiğiniz için, esasında ise, salt boşluk olarak da alınamaz, kısaca "birey'e" indirgenemez olan...

Form-yapı tabanı dışında kalan ne varsa, form-yapı tabanına bağlı-has kavramalrın da hem kaynağı hem de muhatabı değildir. O sebeple belki, olabilir vb lafazanlıktan öte geçmez.

Sonuç: Uzay ne sınırsızdır, ne de sınırlı :)

Velhelebe
03-09-2018, 07:08
Uzay belki de sınırlı bir boşluk, nereden biliyorsun böyle olmadığını? Senin tanım neden doğru olsun ki? Senin öyle tanımlanan önemli değil, elde bilgi yok. Dolayısıyla özelliksiz olarak tanımlamak doğru olmaz.

ilahimasal
03-09-2018, 11:40
Uzay belki de sınırlı bir boşluk, nereden biliyorsun böyle olmadığını? Senin tanım neden doğru olsun ki? Senin öyle tanımlanan önemli değil, elde bilgi yok. Dolayısıyla özelliksiz olarak tanımlamak doğru olmaz.

İşte sana o belkin için , ortaya bir şey koyman için fırsat veriliyor.

Belki SINIRLI ise neyle sınırlı ? Tanrı mı ? O tanrı dediginin tanımı ne ?

Lafı eveleyip geveleyip duruyorsun. Belki ne ?

spartacus
04-09-2018, 01:39
Uzay belki de sınırlı bir boşluk, nereden biliyorsun böyle olmadığını? Senin tanım neden doğru olsun ki? Senin öyle tanımlanan önemli değil, elde bilgi yok. Dolayısıyla özelliksiz olarak tanımlamak doğru olmaz.
Elde bilgi var :) O sayede tanımladık, nedir bu bilgi, elma, armut, gezegen, yıldız, gökyüzü, ufuk, dolu-boş birlikteliği(!)... Lakin beher dolu saydığın, kendi özgülünde birer formdur yani şey'dir, bu bağlamda demek ki elimizde bir de şeyleşmeyen bir done var, o da boşluktur(uzay), zira şey'leri anlamlı kılan, diğer taraftan şeysiz-dir. Salt elma olsa idi, armutdan söz edemezdik, ama elmadan da, çünkü saltelma olduğu zaman, elmanın bir dışından da söz edemezdik(yani bütün sırf elmadan ibaret olsaydı, çevresinde hiç bir boşluk olmasaydı). Elma, armut gibi evirip, çevirip kafana göre formdan bağımsız boşluğa(salt olarak), nicelik üfüremezsin, üfürsen ne olacak, muhatabın yok.

Uzay Dedin... Dedin değil mi? :) Şaşkınım, absürt üfürüklerin ve belkilerin ciddiye alınabilir olsaydı, "uzay" kelimesini kullanman abes olurdu, madem elinde bilgi yok, uzay lafzı da nereden çıktı? Nedir uzay? bilmiyorum, ee bilmediğin hakkında ne demeye vakit israfı oluyorsun o halde, hatta o kadar ileri gidiyorsun ki, sınırlı olabilir diyorsun, ne sınırlı olabilir? Hiçç, bilmiyorum, aşgşdşfşfşgsakjhfhhf sınırlı olabilir, o, nedir peki?

Şimdi benim önceki yazımda az-çok da olsa kavradığını gösterdiğin, bir şey'i tanılayabilmenin koşulunun o şey'in dışıyla mümkün olduğu bu dış faktörün de diğer şeyler ve diğer şeyleri de şey'ler olarak anlamlı kılan çevre-boşluk-farklılık vb esasıyla, oda örneğine geri dönelim;
Dedin ki;
1 bilgisayar var.
Bu bilgisayarı tanımlayabilmek için odanın boşluğuna ihtiyacımız var.

Elbette o boşluğa ve o boşlukla birlikte, diğer şey'lere de ihtiyacımız var, referans olarak...
Dedim ki, biz şey'i tespit edebilmek için, o boşluğa ihtiyaç duymuşsak, bu tersinden de şey üzerinden boşluğu kavramaya olanak vermekte, bunlar birbirinden ayrı-gayrı değil, böylece elimizde bilgi mevcut!.

Buraya kadar anladığını farzediyorum, şimdi, odayı bilgisayar ile sınırlayabilir misin?
Belki öyledir demek anlam ifade etmez, zira eğer oda, bilgisayarla sınırlanıyor olsa idi, ya bilgisayar ya da oda tanımlanamazdı, kısaca ikisi de tanımsız ve tespit dışı olurdu :)

Bu durumda sen tanısız bilgisiyarla(üf-püf), tanılanamaz odadan söz etmeye çalışıyorsun. Yani başından beridir izah ediyorum, s.a.f.s.a.t.a üretiyorsun, sebebi ise, hala, form-yapıya dair kavramların, bu zeminin altında, daha alt temelde kullanılmasının MUHATAP bulamayacağını izah etmeme rağmen i.ş.i.n.e g.e.l.m.e.m.e.s.i... (sanırım yeni türden bir Taslaman edindin kendine, o çok sevdiğin kelime, kavram çarpıtma oyunalrıyla kafanı karıştırıyor)

Uzay bir bilgisayar, bir elma, bir taş, bir dal-budak, bir masa, bir perde, bir toprak parçasıi bir kum tanesi vb TANIMLAR(!!!!) gibi TANIMLANAMAZ, bir şey'i tanımlayabilmek için*, ancak kendi formu(böylece şey'lik vasfı, ilk limiti) diğer form-yapılar(böylece ayırt edilir referans, kıyas imkanı) ve dışında sınırlanamaz(böylece sınırlanabilirliği anlamlı kılan) çepe-çevre, ayrı ve bağımsız boşluğa gereksinim* var. Yani bizim uzay tanımımız limitleriyle, ayrı-gayrı biçimde kendisiyle(ki kendisi diye bir muhatabımız da yok) ve dışında kıyas edip, ayırıp, sınırlayabileceğimiz bir form değil. Yapısı bu değil, daha doğrusu şahsına münhasır forma sahip olamamsı gibi, yapısı da yok, yapacak bir şey yok, sınır-sınırsızlık, form, yapı gibi temele dayalı kavramalrın muhatab o.l.a.m.ı.y.o.r, ben böyle tanımladığım veya söylediğim için değil, zemin öyle olduğu için.

Şimdi gelelim senin ne yapmak istediğine;
"Uzay belki de sınırlı bir boşluk"
Diyorsun, diyorum ki, yapı, zemin gereği, uzay sınır gibi form-yapı gibi, şahsına münhasır bir şey olarak ele alınamaz(çünkü bir şey'in şahsına münhasırlığı anlamlı kılan boşluktur(uzay), boşluğu, boşlukla sınırlamaktan söz etmenin, kaba totolojinin anlamı yok), dolayısıyla şahsına münhasır ele alınan şeylere dair kavramlarla da evirip, çevrilemez. Hala çarpıtma derdindesin.
Tamam sınırla diyorum, bırak fiziği, belkiyi, hayali olarak dahi olsa yap bunu, ne ile sınırlıyorsun?

Bir örnek alayım! Lafazanlığa gerek yok, boş konuşmaya da, şu ya da bu biçimde, şu ya da bununla e-bilir, a-bilir demediğin sürece seninkisi gerzeklik, sahtecilik(sırf bir tanrı masalı uğruna, lakaitlik, kircilik)...

Yıldıztozu
29-12-2018, 18:42
Bu fikrin insan kurgusu olduğu ortada.
Sadece tanımlanan sınırlı yapıların başlangıcı veya sonundan söz edilebilir.

İnsanı böyle bir kurguya iten doğal sebep neydi? Neden insan durduk yere bir başlangıç arama hevesine girmişti?

Sanırım insan yine kendini merkeze koydu. Kendi doğumunu ve ölümünü evrene yansıttı.

ilahimasal
21-01-2020, 23:18
Evrenin bir başlangıcı olmasaydı, evrendeki hidrojenin tümüyle yanarak helyuma dönüşmüş olması gerekirdi diye söylenmiş!!!


yani bu demek oluyor ki
Güneşimiz şu anda bu şekilde olmaması gerekirdi .
Hirdrojen topu degil , HELYUM TOPU OLMALIYDI ??!! MI-MI ?



https://encrypted-tbn0.gstatic.com/images?q=tbn%3AANd9GcQbx0ekXWHNlkPAl5Q4ZQSkphF2U-G0ja-mumn4RKUqyqn4wNEv

ilahimasal
26-01-2020, 12:33
Spartaküs bu konu hakkındaki düşünceni ögrenebilirmiyiz.


Evrenin bir başlangıcı olmasaydı, evrendeki hidrojenin tümüyle yanarak helyuma dönüşmüş olması gerekirdi


Bu cümle kendi içinde ve bilimsel olarak gayet tutarlı.

Evet madde hep vardı , yoktan varoluş olamaz ise hidrojen şimdiye kadar, maddenin ezeliyeti ve dönüşümü durumuna bakınca tükenmiş olması gerekirdi.

Dönüşüme bakınca hidojen helyuma dönüşümü tamamda hidrojen tükenmeden bu ana kadar hep var ise hidrojen neyden dönüşendir. Tükenmiyorsa bir şeyden dönüşüyor olması gerekmezmi ?


Bu cümleden evrenin bir başlangıcı vardır diyemem ama hidrojen neyin nesi!!

Bu durum için fikrini gercekten çok merak ediyorum.

RollingStones
27-01-2020, 16:21
Teori ve gözlemler, birçok bilimsel araştırma, Evren'in yaşının 14 milyar yil olduğunu söylemekte. İnsanlığın bu gün itibariyle elinde olan bilgi bu.

ilahimasal
30-01-2020, 21:53
Evren 14 ( 13 .8 ) milyar ışık yılı yaşındamı
Yoksa
Söylenen milyar ışık yılına kadar olan MESAFEYİMİ görebiliyoruz.

Öncelik bunun tespitidir. Çünkü teoriye dair ne üretiyorllarsa ( sallıyorlarsa, üfürüyorlarsa ) sözde bilim için ortaya koydukları sadece bu ----> BIG BANG

Benim için ----> big bang tamamen işin içinden çıkamadıkları için üfürdükleri koca bir yalandır.

Benim kendi fikrim , Gözlemlenen evren 14 milyar ışık yılından daha ötelerde bir ŞEY .
Bizler sadece oraları şimdiki teknolojimizle göremiyoruz.
Tıpkı bir zamanlar güneş sistemimiz , ardından galaksimiz ve nihayetinde diğer galaksiler ve gök adaları gözlemleyebildigimiz gibi belkide 14 milyar ışık yılının ötesini gözlemleyebileceğiz.

Aslında ben evrenin bir başı olduğuna dair merakım olsada esas olarak bilinen evrendeki HIDROJENIN ne olduğu , nasıl ve neyden dönüştüğünü merak ediyorum.
Idealizmin dahi buna bir cevabı varken MATERYALIZMIN BIR CEVABI YOK.

Atomun ve elementlerin nasıl davranısta bulunduğunu inceleyen bilim , hidrojen denilen elementin evrenin en çok bulunan elementi oldugunu söylüyorlar %70 , ve bu hidrojen elementinin bildiğimiz tüm elementlerin demire kadar olan hafif ve demirden sonraki elementlerin sebebi olduğunda hem fikirler. İtiraz eden var mı ? Ben bilmiyorum.

Bilim insanlarının hidrojene dair söyledikleri bir tespitte , hidrojenin sonsuzdan gelemeyecegi yani bir başlangıcı olması gerektiğini söylüyorlar. Çünkü TÜKENECEK DÖNÜŞECEK bir ŞEY bu hidrojen . Bu sebepten sonsuzdan beri var olması mümkün değil.

Bence big bang i ortaya atan üfürükçülerin galaksilerin birbirinden uzaklaşması yani kızıla kaymadan dolayı ortaya attıkları büyük patlama kızıla kaymadan sebep evrene don biçmelerinin altında CEVAP BULAMADIKLARI şeyin HIDROJENIN olduğuna eminim.

Hidrojenin nasıl meydana geldiğine kesin bir cevap bulamayınca elbetteki bir başlangıç ortaya koyup herkeside bu konuda manipule edip karşı duranlarıda şeytanlaştırıp hatta aşağılayıp dışlayarak dinci idealist kafalarında gereksiz desteğini alıp BIG BANG denilen bariz üfürmeyi tüm dunya ya kabul ettirip her bilimsel ataklarınıda bu teori üzerinden işleyip gerçeğe her gün bir adım daha uzaklaşıyorlar.
Yani merkezden bir derecelik açı sapması olursa uzun mesafe ve zamanlarda hedeften ne kadar uzaklaşılacağı herkesin malumu.


Bilim hidrojenin çok yogun bir noktadan patlayıp meydana geldi üfürüğünden kurtulup hidrojenin neden oluştunu MATERYALISTIM diyenlerin hidrojenin NEYDEN DÖNÜŞTÜĞÜ bulamadıkları sürece her konuştukları SAFSATA dan ileri gidemez.

Hidrojen bir şeyden mi dönüştü yoksa bir şey durmadan HIDROJENMİ DOĞURUYOR.

aksi halde hep vardı ile cevap olmuyor.

Maddenin yaratıldığını yada bir iradeye bağlı olduğunu söylemiyorum. Söylememde ancak bu sorunum cevabını verebileğini düşündüğüm spartaküse soru yönelttim
Bekledim cevap gelmedi
Belki bilmiyor bilemiyor
Belki kaale almıyor.

Her ne olursa olsun
Hidrojende maddeye dairse hidrojen hep vardı olamaz. BITMIŞ TUKENMİŞ OLMASI GEREKIRDI.

aksi halde hidrojene biçilen degere göre evrenede YAŞ BİÇENLER haklıdır.
Başkada bir YOL YOK. Olmayıncada en iyi üfürme big bang olurki. Big bange İtiraz edenlerin dedikleri üfürme bile olamaz.

Dahada ötesi TANRICILAR dahi haklı çıkabilirler.


Her şey değişip dönüşüyor demekle bitmiyor.

spartacus
30-01-2020, 22:10
Teori ve gözlemler, birçok bilimsel araştırma, Evren'in yaşının 14 milyar yil olduğunu söylemekte. İnsanlığın bu gün itibariyle elinde olan bilgi bu.
Yazımda belirtmiştim, evrene o şekilde, şahsına münhasır, özneleştirerek tanım koymak => yanlıştır.
1 İnsanın yaşı ile insanlığın yaşı aynı şey midir? Burada farkı oluşturan nedir? 1 İnsan dediğimiz kişi iken, insanlık dediğimiz geneldir.
İnsan bir özne iken, evren özne değildir, yani biçime dayalı olarak sınırlanamaz..

O rakamlar yanlış tanımlanmış biçime dair. Biçimi de gören yok ve o tanım da tamamen kurgusal...

Örneğin 60 milyar yılda ancak oluşabileceği öngörülen gökadalar mevcut, hatta biçime göre tanımlanmış sözde evrenden, daha yaşlı yıldızlardan da bahsedilmekte.

Halbuki evren dediğimiz tek bir an'da dahi aynı şey değildir.

tekrar sorayım evren nerede?

spartacus
30-01-2020, 23:02
Spartaküs bu konu hakkındaki düşünceni ögrenebilirmiyiz.


Evrenin bir başlangıcı olmasaydı, evrendeki hidrojenin tümüyle yanarak helyuma dönüşmüş olması gerekirdi

Bu cümle kendi içinde ve bilimsel olarak gayet tutarlı.

Evet madde hep vardı , yoktan varoluş olamaz ise hidrojen şimdiye kadar, maddenin ezeliyeti ve dönüşümü durumuna bakınca tükenmiş olması gerekirdi.
"ması gerekirdi" diye kıstaslar lokal, sınırlı, dar. 2 konuda masaydı, meliydi -ders çıkarmak, mantık yürütmek dışında-anlam taşımaz, belirleyici olmaz, birisi tarih(çünkü nasıl olduysa tarih öyledir, olmuş, bitmiştir), iki bilim.

Bu tür şartnameleri idealist ve sözde teorik fizikçiler sever, biz böyle bir sınır koyamayız

Helyum dediğimiz nedir? Dediğim gibi maddi ilişkiler, etkimeler, tepkimeler, bileşimler, ayrışımlar, DÖNÜŞÜMÜ meydana getiriyor ve bu dönüşümler bütünde ne eş zamanlıdır ne de eş-ikizdirler nede mutlak bir çizgide, yönde olmak zorundadırlar. Şu ya da bu dediğimiz, form-yapıdır, hidrojen ile helyumu farklı kılan form-yapılarıdır, bunlar da mutlak değil. Biz bu ayrımları da, farklı yapılardan farklı etkileşim aldığımız için koyuyoruz, yani biz belirlemiyoruz, maddenin form-yapısı belirliyor.

Farzet ki bütün evren helyuma dönüşmüş olsun, o yine de evrendir :) Ve helyum da dönüşmeye devam eder... O da yine evrendir.

DİNAMİK... O halde dinamik bir yapının değişimleri, olağandır, değişimler, ilgili yapıyı olumsuzlamaz, aksine olumlar. Bu bağlam da evren, her biçimde evrendir, değişimleri evreni dışlayamaz.

materyalistlerin cevabı yok diyorsun, ama bilmediğin şu; materyalistlerin böyle bir sorunu yok, yanlış sorulara cevap aramak ise anlamsız. Vakıf materyalistler Big-Bang kurgularıyla oyalanmaz.

Baştan dediğim gibi materyalistler evreni, şu ya da buna saltıklaştırıp, kişiselleştirip, salt biçime indirgemiyorlar -ki, böyle bir sorunu olsun. Yani evren, hangi biçimde olursa olsun maddi formların bütünüdür, bu formlar insanın isteklerine ve kabullerine göre olmak zorunda değiller.

Yine tekrar ediyorum bizim başlangıç-bitiş kavramlarımız form-yapıya dairdir, yani anlaşılması namına biçime dairdir. Biçimlerin değişkenliği, maddenin varlığı ya da yokluğunu belirlemez, maddenin dönüşümleri, değişimleri bir yoktan var olma veya bir yaratılış değil, form-yapıca dönüşüme dairdir.

Biz o değişimlere isim veriyoruz o kadar. Yani bir şeyler yoktan varlığa çıkmıyor, mevcut, ortada olan deviniyor. İşte evren dediğimiz de o ortada olanın bütünlüğüyle ele alınmalı. MADDE ile.

İlla insan iradesine has kıstaslar şart koşulamaz. Örneğin Dünya bir gezegendir, Venüs'te öyle, Venüs'e gezegen dememiz için illa insanın yaşayabileceği bir form-yapıya sahip olması gerekmiyor...

Evrene de evren dememiz için illa şimdiki biçimde olması gerekmiyor. Bu ifade şahsa münhasır bir ifade değil ki. ne değişiyorda biz başlangıç diyoruz.

Tekrar etmeliym ki, başlangıç-bitiş, bu kavramlarımız, bu bağlamda, maddenin etkileşim, tepkileşim, değişim-dönüşümlerine nazarandır, isimlendirmelerimiz de...

Bu yapılar, bizler isimlendirdiğimiz veya bizler kıstaslar oluşturduğumuz için var değiller, onların varlığı sorunsalı form-yapıya dairdir, madde ise var-yok temelli bir sorunun muhatabı değildir. Bizim evren dediğimiz maddi bütündür... Böylesi bir evrenin başlangıcından söz edemeyiz, zaten başlangıç, zaman gibi kavramlarımız da, bu maddenin hareketinden soyutlanıyor, materyalistler bunu bildiği için paradoksa düşmüyor. Genelde tüm paradoksların temeli, mantık hatalarına dayanır :) Günümüz idealizmi ve öznel fizikçileri antik, teist safsataları aşamıyor, indirgemeleriyle, hatalarıyla türettikleri pardokslarıyla boğuşuyor... Biçime indirgedikleri yapılardan, maddenin ortadalığı ve dönüşümlerinin sonuçlarını kavrayamıyorlar.

Bizler çıkar da, özneleştirilemez olan bir kavramı, kendimize has-göre kıstaslarımızla sınırlayıp, özneleştirip, kurgusal olarak biçime indirgersek buna dayalı sorularda yanlış olacaktır.

Dinamik evren, değişiyor, madde deviniyor, formlar dönüşüyor....... Bu böyle... Bizler bu dinanizmin dahilindeyiz, her şey değişiyor... Daha genel zeminde, Evren değişiyor... Biz bu dinamizmi, şu ya da bu kıstalarla, zihinsel olarak bazı refensları sabitleyip, durağan sayıyor ve sonra da kıyas yapıyoruz...

Zaman kavramı olmadan düşünemiyoruz, çünkü dinanizmin sabit, mutlak ve hiç değişmeyen bir referansı yok, bizler dahi değişiyoruz... O sebeple sabit bir hareketi, referans-baz almak zorunda kalmışız(zaman). O sebeple, illa bir geçmişten söz edeceksek, sonsuzdur. Sonsuz yordamda ise; başlangıç ol-a-maz. o halde demek ki, geçmiş, gelecek bunlar nesnel(varlık) değiller, nesnel olan, yani ortada olanın(madde) devinimi... Bunun bir başlangıcı yok, sonsuz hareket, sonsuz nesnel etkileşim, sonsuz form, biçim değişimleri, olasılık...

Yani bir başlangıçtan söz ettiğimiz an bu FORM-YAPIYI, form-yapıca kıyasları-karşılaştırmaları aşamaz. Form yapıların dönüşümleri de maddenin ilişki, etkileşimleriyle ise(ki zaman kavramıda öyle), o halde sözde bir başlangıç tayin edip bir yaratıcı üfürmek de hem mantık hatası hem de safsatadır...

yakın soru, evren ne zaman oluştu değil, bu biçime nasıl dönüştü olabilir, tabi böyle bir soru içinde elinizde farklı biçimine dair veri olması gerekir.

ilahimasal
31-01-2020, 00:11
"ması gerekirdi" diye kıstaslar lokal, sınırlı, dar..

yakın soru, evren ne zaman oluştu değil, bu biçime nasıl dönüştü olabilir, tabi böyle bir soru içinde elinizde farklı biçimine dair veri ol ması gerekir.

Spartaküs tersindende söylenir.
Ol maması da denebilir.

Nasıl yani.
Olması gerekir belirleyici olamıyorsa verinin olmamasıda belirleyici olmaz

Hidrojenden öncesinin verisi yoksa YOKTUR. hidrojen hiç bir şeyden DÖNÜŞMEDI yada DOĞMADI demekte gayet yerinde.

Verisi yok çünkü. Dönüştüde hidrojen oldu DENEMEZ. Dönüşüm havada kaldı.

Materyalistlerin sorunumu değil mi bilememde , hidrojenin varlığı benim aklım için sorun oluşturdu.

Evet bizim söylememizle evren şekil forum değiştirmiyor. Ne olacaksa oluyor. Bu başka

Hidrojen helyuma dönüşüp helyum evreni oluyor yada olamıyor. Bunu biliyoruz ve diyoruzki hidrojen tüm evrenin şekil vereni.

Tüm evrendeki hidrojenin birbiri ile etkileşime girip bilinen evreni oluşturması cevabın HIDROJENDE oldugunu gösteriyor.

Cevap için teşekurler spartaküs ama hidrojene dönüşenin ne olduğunun cevabı yoksa evrene materyalist olarakta idealist olarakta don biçmek bir şey ifade etmez diye düşünüyorum. Lafta kalır.


Ha bu arada hidrojen ile oksijeni ayrıştırmanın çok basit oldugunu yeni öğrendim . Okulda anlatılanı labaratuvarlarda yapmamaları çok kötü.
Evde dahi oksijen ve hidrojeni ayrıştırıp çıkan hidrojeni yakmak çok keyifli ısısıda belli limitlerde olsada insanın içini ısıtıyor.

Merak edenler , yapılan bir çok deneye ulaşabilir.
Evde yap ama yinede dikkat et.


Ah spartaküs ah ne vardı hidrojen elementi neyden dönüşüyor bilseydin.

spartacus
31-01-2020, 05:41
Spartaküs tersindende söylenir.
Ol maması da denebilir.

Nasıl yani.
Olması gerekir belirleyici olamıyorsa verinin olmamasıda belirleyici olmaz
Şöyleki, söylemiş olmak anlam ifade etmiyor, yani insanın iradesi, özneline göre olmuyor... Demek istediğimi anlamamışsın.

Hidrojenden öncesinin verisi yoksa YOKTUR. hidrojen hiç bir şeyden DÖNÜŞMEDI yada DOĞMADI demekte gayet yerinde.
Hidrojen dediğin de form-yapı. Dönüşüyor değil mi.
Konu hidrojen değil, hidrojenin olması evren konusunda ne gibi bir genlleme yapmana neden oluyor? Hidrojen varsa evren mi yok?

Verisi yok çünkü. Dönüştüde hidrojen oldu DENEMEZ. Dönüşüm havada kaldı.
[/qutoe]
Kastettiğim hidrojen değil, evreni sınırlayacağın ve ÖTEKİYLE(!) kısyaslayacağın bir başka veriye sahip değilsin.
Hidrojeni ise zaten kıyaslayabildiğin için isim veriorsun, dediğim gibi neye dayanarak kıyaslıyoruz, tanımlıyoruz, form-yapı ve etkileşimleriyle değil mi?
[QUOTE=ilahimasal;643468]
Materyalistlerin sorunumu değil mi bilememde , hidrojenin varlığı benim aklım için sorun oluşturdu.

Olmaması mı gerekiyordu? Yine başa döndük, sen kendine göre olmalıydı, olmamalıydı şartları geliştiriyorsun, bu tarz evrene dair genelleme yapman için kıstas oluşturmuyor.
İlla hidrojen demiyoruz, madde diyoruz, hangi biçim altında olursa olsun.
Hidrojen helyuma dönüşüp helyum evreni oluyor yada olamıyor. Bunu biliyoruz ve diyoruzki hidrojen tüm evrenin şekil vereni.
Madde, bu zemin yeterli.

Tüm evrendeki hidrojenin birbiri ile etkileşime girip bilinen evreni oluşturması cevabın HIDROJENDE oldugunu gösteriyor.
Madde'de olduğunu gösteriyor... Bizim şu ya da bu diye tanımlarımızın kaynağı maddenin formları, şeylerin yapısına NAZARAN. bu form-yapılarda ilişki, etkileşim, hareket, dönüşümhalinde -> dinamik. İşte evren dinamik.
İfaden de sorun var, "Tüm evrendeki hidrojenin birbiri ile etkileşime girip bilinen evreni oluşturması " burada totoloji yapıyorsun... Tüm evrendeki hidrojen diyorsun, bilinen evreni oluşturuyor. tekrar dediğime geliyoruz, evren tanımın kendi kıstaslarına dayalı, ben ise bunun bir yanılsama olduğunu izah ediyorum. O tüm hidrojen dediğin ne ise, bütündeki ifadesi yine evrendir. Evren, evrene dönüşüyor diyorsun, oysa ifadem açık, değişen-dönüşen form-yapılar, evren ise daha geniş bir kavram. Şurası evrendirdiyebileceğim, şahsına münhasır bir şey, öutlak bir biçim, form, birey değil. şeylerin biçimi nasıl olursa olsun, bütünde yine de evren.. Evren dinamik derken de, zaten açıklıyorum, evreni dünyanın katılığına, bilmem hangi yıldızın da plazma olmasına indirgeyemezsin, evreni bütün olarak, genel bir zeminde, daha kapsamlı, geniiş bir açıyla düşünmeli...
Cevap için teşekurler spartaküs ama hidrojene dönüşenin ne olduğunun cevabı yoksa evrene materyalist olarakta idealist olarakta don biçmek bir şey ifade etmez diye düşünüyorum. Lafta kalır.
Madde demeyi öğrenirsek sorun kalmaz. Hidrojen dediğimiz form-yapıdır. Biz o yapıya hidrojen diyoruz. Madde derken kastımız ise yapı taşıdır, daha alt bir zemindir..
Ah spartaküs ah ne vardı hidrojen elementi neyden dönüşüyor bilseydin.
O sebeple defalarca ifade ediyorum;
Madde oluşmaz, FORM-YAPILAR, BİÇİMLER oluşur.
Madde var olmaz, yok olmaz, maddenin öncesi, sonrası, kuzeyi, güneyi, doğusu, batısı yok,
tüm bu kavramlarımız göreceli ve form-yapıya ve referans aldığımız form-yapılara ve kıyasa nazarandır.

Materyalistlerin neden bu tarz sorunları yok, buradan dahi anlaşılabilir. Yukarıdaki paragraf diyor ki, maddeye bir başlangıç arıyorsam, ya çok safım ya da ahmak. Çünkü sorulan soruların temelini oluşturan kavramlar, zaten maddeye bağlı soyutlanıyor. Yani madde yoksa önce yok, sonra yok, yukarı, aşağı, yön yok, sayı yok, rakam yok, kıyas yok, biçim yok, şekil yok, katı, sıvı, gaz yok, sıcak, soğuk, aydınlık, karanlık, başlangıç, bitiş, uzun, kısa, sebep-sonuç(etkileşimler ve dönüşümlere dairlerdir) yok. madde yok zaman da yok.

Daima hidrojen vardı da denemez, yoktu da denemez, illa demek de gerekmiyor.. Zamanın o zeminde, madde nezdinde bir anlamı yok. Sonsuz etkileşimler, sonsuz yoğrulma, devinim, sonsuz biçimler(metafizik biçimler olarak değil, insanın aklına gelecek her türlü hayali, abuk, subuk biçimler olarak değil, nesnel formlar, biçimler, olabilitenin-ki bu sonsuz sayıda olamaz- olasılıkları). Yani düşün ki, mecburen maddeyle anlam kazanan zamana başvuruyorum, madde katilyonlarca, katrilyonlarca, katrilyonlarca katrilyon.........n ortada... Zamanında başlangıcından söz edilemez, tabi zaman dediğimizde bir yol gibi düşünülmemeli, hareket, değişime dair soyutlama, kıyas.

Bir kez daha
Madde ne zaman başladı? Başlangıç ve başlatan olmalı, neydi vb?-> saçma sorular.

İnsanın önünde dağ gibi çözümlemesi gereken sorunları, etkileşip, veri edindiği an ve gerçekler dururken, ikidebir masal kurgularıyla, evren ne zaman başladı, kim başlattı gibi soruları hem anlamsız hem de mitolojik hipnoz halidir, hemde sağlıklı cevap bulacakları konular değil. Kim ne dese inanmak durumundalar, zira mantık hatalarıyla paradokslar örüyorlar. Sonra akıl-mantık dışı kurgularla paradokslardan sıyrılıp, mitolojik olarak tesiri alında kaldıkları şartlanmalarından rahatlayıp, huzura erdiklerini sanıyorlar.

Antik çağdan beridir, elinde yıldırım asasıyla övüle övüle göklere çıkartılıp, orada taht kurulan, tahtını da meleklerin taşıdığı iddia edilen sözde Zeus ve masallarıyla cevap mı buldular? Bu kafa hala değişmedi, Zeus'un yerine başka türlü masallar koymak çözüm değil, soru baştan yanlış.

Bu gün bir insan dahi, esasında milyarlarca canlı organizmanın bileşiminden oluşur, o derecede ki, bölünerek çoğalan en ilkel kalıtım, yapılardan -ki bu anormal bir durum değil, milyarlarca basit organizmanın etkileşimi, birleşip, ayrışması bütünde farklı yapıların ortaya çıkmasına yol açıyor, bu doğal, olağandır ve elbette nesnel koşullar da belirleyici rol oynar. Nihayetinde o nesnel koşulları da, yine maddenin etkileşimi belirler. Yani insan dahi milyarlarca canlının, bir form yapıdaki bileşik, bütün yapısından açığa çıkıyor. bütünde açığa çıkan fark, bütün halindeki ilişki, etkleşimden, fonksiyonel olarak açığa çıkıyor, hatta irade dahi. Bir bütünden söz edilirken, bütün, herhangi bir parçacığa indirgenirse ve buradan da genellemeler yapılmaya kalkılırsa, bu hata ve safsata olur.

Evrenden söz ediyorsak, şu ya da bunun şahsına münhasır parçacıklara indirgememek gerekir, bu kavram-ifade bütüne dair, genel bir ifade ve o genel ifadenin kıstası da şu ya da bu form-biçime saltıklaştırılamaz, indirgenemez olan MADDE.

Madde ve evren.
2 Tür evren var, birisi maddi evren, diğeri de insan kurgusuna dayalı masallar, mitolojik oyun senaryoları, hayali evren(alem!)... bu ikincisi aşılamadığı veya etkisinde kalındığı sürece elbette nesnelde anlam taşımayan, ama hayallerinde, hayali olarak bir yere kondurabildikleri öznel başlangıç sorunları olacak. Zira kurgulara hapsolmuşlar, o kurguları da metafizik. Korkuları, arzuları, kompleksleri, cehaletleri, mahrum ve mağduriyetleri, hayallerince kuşatılmış... En son dert edinilecek konuları, çok şeyden öne koymaktalar,. An dahili zır cahil, ama nedense evren ne zaman başladı konularında mangalda kül bırakmıyorlar(mutlak inancından, şartlandırılmışlıktan, ahmak safsatalarına değin) ve söylemleri de masallardan veya varsayımlardan öte geçmiyor.

İnsan ne kadar az varsayım da bulunuyorsa, gerçeğe o kadar yakınlaşıyor demektir... Hala daha -ki evrenden çok daha yaşlı yıldızlar, oluşumu 60 milyar yıllarla ifade edilen gök-ada sistemleri konuşuluyorken, evrenin yaşının 14 milyar yıl vs olduğu iddia ediliyor. 2-3 Yüzyıl öncede evren samanyolundan ibaret sayılıyordu. Bu tarz, uzaya sınır çizme anlayışı, mitolojik şartlanmalar ve öznel idealizmden -insanın kendisine göre idealize etmesi anlamında da kullanıyorum- kurtulamamaktan ve burunun önünü görmeden, ufuk çizginden öteye dair konuima zaaflarından kaynaklı...

Neva
31-01-2020, 12:03
Hidrostatik denge icin evrenin baslangici mi olmasi gerekiyormus?

ilahimasal
31-01-2020, 12:14
Hidrostatik denge icin evrenin baslangici mi olmasi gerekiyormus?

Aaaa neva yaşıyor.
Kim böyle bir şey dediki?
Hoş geldiniz.


*************

Sevgili spartaküs

Madde ile alakalı kaygımda şüphemde yok.
Hidrojeninde maddenin bir hali oldugunu biliyorum.
Hidrojenin etkileşimi ilede ortaya çıkan sonuçları az -çok biliyorum.

Buradan ne tanrı safsatasına nede bir iradeye gitmem kimsede gidemez.

Merakım
Senin hidrojenin ardından dönüştüğü şeyleri bildiğin kadar aşşagı- yukarı bende biliyorum.
Bundan fazlasını biliyormusun bunu soruyorum.
Hidrojen neyden dönüşen sorum bu . Yoksa evrene mesafeler çizme derdinde değilim.

Sen veri yok dedin . Ama olması gerekir. Kendini saklamayan ve işlevini bir şekilde gösteren bu element neyden dönüştüğünü elbetteki saklamaz. Muhakkak bir verisi vardır. İsa hikayesi gibi gizli kapaklı degil ya !

Hidrojen neyden dönüştüğüne bir cevap verecek verisi ol-malı.


İşte insan denilen var lık bunu bilemedigi için yargı koyuyor ve her tip safsatayı zihninde nesnesi maddesi var-lıgı olmadan üretiyor. Ben o hataya düşmem bu saatten sonra.

Peki sence hidrojenin neyden dönüştüğüne dair veriye ulaşılacakmı ? Biraz metafizik tarzı soru oldu ama temeli var. DEĞIŞIM DÖNÜŞÜM.

Senden hidrojenin neyden dönüşebilecegi hakkında tahminde olsa fikrini ögrenmek isterim.

Madde bu durumu bizden saklamaz sanırım. Açık vermiştir muhakkak.

Neva
31-01-2020, 12:21
Hosbuldum ilahimasal, yukarda renkli alintiladigin cumleye iliskin sormustum.

spartacus
31-01-2020, 22:24
Hidrojen neyden dönüşen sorum bu . Yoksa evrene mesafeler çizme derdinde değilim.

Temelde dönüşmeyen, dönüşüm olmayan, var-yok düzlemine vurulamayan bir şey olmalı => madde.

Maddenin temel formu olabilir. Kesin konuşmak mümkün değil. Hidrojen muhteva olarak madde, biçim de ise form-yapı biz o biçime hidrojen diyoruz.

Temel maddenin proton olduğu düşünülebilir, ancak o'da yapıdır. En azından varsayım olarak (10 üzeri 34)
10.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 yıl ömür biçiliyor, bu ömür biçme işi de özeldir, genele vurulurken safsataya düşülmemeli. Daha erken bozunsa ne olur ki? madde mi yok olur? hayır, o zaman da demek ki daha farklı yapılar oluşur, ayrışır, değişir, dönüşür, bozunur, bileşir vs...

Her parçacık ifadeside illa bildik türden parça olmak zorunda değil, manyetik alanlar, etki alanları, karşılıklı etkileşimde alanlar oluşturur bu alanlar da madde dahilidir, maddidir, bu tür alanların bileşik yapısı bizde etki oluşturursa, dolayısıyla bizler açısından da bir görüntü, biçim açığa çıkartır, ne kadar madde, farklı yapı bileşimleri, o kadar farklı etki edinimi...

Kısaca yapıtaşından envai tür form-yapı açığa çıkabilir, çıkar.

Hidrojenden temel maddelerden herhangi birisi ayrışırsa, hidrojen artık hidrojen olmaktan çıkar. Plazma denebilir, hasılı bu bağlamda, hidrojen plazması da denir, ama bu tür yumurta, tavuk paradoksları genellenecek detaylar değil, zira aksine hidrojen oluşmazdan önceki temel biçim plazma olabilir, bu sefer tersinden en basit biçimde hidrojene dönüşecek(ayrık parçalar bileşerek) potansiyel plazma denebilir, her element, potansiyel plazma hali de taşır, başka element potansiyeli de, temel etken iletişim, etkileşimdir, tepkimedir.

Diyalektikle dalga geçenler bu noktayı kavramıyor, iletişimmiş, çelişimmiş(etki-tepki), hareketmiş, ne önemi var vs. derler. formel ve lineer mantıkla yaklaştıkları için kavrayamaz, kavrayamadıkları için de, maddeye, evrene abuk-subuk kılıflar, mutlak biçimler uydurmaya çalışırlar. halbuki diyalektik, işte bu temel sorularda en önemli faktör, öz haline geliyor.

Daha önceleri de değindiğim gibi, madde, şu ya da bu biçim olarak tanımlanamaz. Tanımlarımız form-yapıyla ilgili.

Diğer konu da şu, özel ile genel arasındaki ilişkiyi indirgememek...

Günümüzün temel sorunu budur, özelden-genele safsatası, bu kavranmaz ve aşılmazsa safsata üretilir.

Yani tekrar ediyorum, şu ya da bu parçağın adı buymuş, sanı buymuş, biçimi buymuş, yapısı plazmaymış, gazmış gibi konular, ÖZELE dair konulardır, madde, evren ifadelerimiz ise geneldir, şu ya da buna indirgenemez.

Dolayısıyla madde hakkında konuşurken veya evrene dair konuşurken, herhangi bir parçanın biçimi, ne mutlak ne esas ne de şart koşulamaz, bu tür şartnameler öne sürülemez.

Herhangi(!) bir yerdeki taşa bakıp, bu taşın bir taş saray olduğu iddia edilebilir mi, sırf taştır diye.

Sonra herhangi bir taşın moleküler yapısına bakarak, herhangi bir binanın mühendisinden, motiflerinden, genişliğinden, yüksekliğinden, sınırlarından, kim tarafındn yapılmış, kaça mal olmuş, halı kullanılmışsa motifler neymiş, içinde yaşayanlar düzenli, düzensizmiymiş vs söz edilemez, birisi bir parçanın kimyası ile ilgilidir, diğeri herhangi bir binanın çok çeşitli değişkenleriyle ilgili.

Ancak ne zaman ki, muhteva olarak, yapı özellikleri, ama temel parçalara göre(e-göresi) temelinde bir analiz, fikir soz konsudur o zaman kimyasıyla ilgilenilir, alakasız genellemeler konu dışıdır.

Kısaca evrendeki parçalar hangi biçimde, yapıda, ömürde olursa olsun, bunların yapısal değişimleri, dönşümleri evreni dışlamıyor. evren çok daha genel bir kavramdır(özel isim değildir). Örneğin madde derken de öyle, o geneldir, elma, armut diye ayrıştırılıp, herhangi birisine indirgenemez, şey her ne biçim altında olursa olsun, ne tür form-yapıya dönüşürse dönüşsün, yine maddedir.

Bizim "maddi evren" diye belirtimde bulunmalarımız, öznel, subjektif alanlarda zaruriyet oluyor, sebebi de insanın teolojik, metafizik, hayal alemler uydurmasıyla ve kapsamı öznel olduğuda, ayrımla ilgilidir.

Madde yoktan var, vardan yok olmuyorsa - ki ben var-yok düzeleminde tartışmam, anlamsız- o zaman evren de, ne var olur, ne de yok olur. Ha tüm form-yapılar değişir, dönüşür, o ayrı, ama evren işte o değişimlerle de bir bütündür, dinamiktir. Hidrojene bir milad bulsan bile bu, bu durumu değiştirmiyor.

ilahimasal
01-02-2020, 11:28
Hidrostatik denge icin evrenin baslangici mi olmasi gerekiyormus?


Evrenin bir başlangıcı olmasaydı, evrendeki hidrojenin tümüyle yanarak helyuma dönüşmüş olması gerekirdi

Neva bu cümleden kast ettikleri senin dedigingibi kütle çekim ve basınç dengesindenmi bahsediyorlar bilmiyorum

Benim bu cümleden anladıgım değişim- dönüsüm. Gayette tutarlı bir cümle.

Evet hidrojen hep olsaydı tükenmiş olurdu.
Maddenin bu özelligi maddenin kendi varlıgının hep var oldugu durumuna karşı bir söz degil.
Bilinen ise hidroJEN nin diger madde şekillerini doğuran olması.
Bu dogurgandan oluşan doğurganların neler doğurdugu biliniyor ama hidrojeni neyin dogurdugu bilinmeyince

Hikayeler masallar üfürmeler -----> big bang tanrı vs başlıyor.

Renkli kısımdaki sözü söyleyenlerin kütle cekim ve basınç dengesinin statik yada değişip değişmeyecegini bilmediklerini sanmam. Çokda iyi bilyorlardır.

spartacus
01-02-2020, 19:34
Evrenin bir başlangıcı olmasaydı, evrendeki hidrojenin tümüyle yanarak helyuma dönüşmüş olması gerekirdi
Bu dogurgandan oluşan doğurganların neler doğurdugu biliniyor ama hidrojeni neyin dogurdugu bilinmeyince.
Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür.

Güneş çöktüğünde açığa muazzam bir plazma yayılacak, hidrojen, helyum, azot vs dönüşümler... Güneş zaten plazma. Oradaki etkileşimler, bizim ısı dediğimiz enerjiyi açığa çıkartıyor. Güneş saf hidrojen değil, potansiyeldir, bu potansiyelde etkileşimlerle, tepkimelerle, reaksiyonlarla bileşik yapılar oluşturuyor...

Bildiğimiz şimşekler de plazma oluşumudur, hidrojene de dönüşür, ortamdaki diğer elemenletlerce elektron bağlanması, ortamdaki diğer elementlerden elektron bağlanması vs ile de dönüşümlere yol açar. Yıldızlar, yıldızlar arası madde, beliryeici olarak plazmadır.

Oradaki reaksiyon açısından hidrojen saf ve mutlak bir halde bulunmuyor... Plazma; serbest elektron, serbest proton deryası.

Henüz saf bir halde, şu ya da bu elementten söz etmiyoruz orada. Orada daha alt zeminde madde parçacıkları bulunuyor.

Bizim Dünyamız'da temel olarak plazmadır. Plazma manyetik değeri yüksek bir haldir, çünkü serbest proton, elektronlardan söz ediyoruz, yüksek hızlarda hareketli, dolayısıyla çok uzak mesafalerle etkileşimi. kaldı ki elektonların, çeşitli atomların çekim gücüne kapılması ve bağlanması da, geniş bir alanda manyetik akımların, muazzam İŞ oluşumunu vb sağlıyor, hatta dünyanın binlerce kilometre dış atmosferine değin... Bu anlamda akıcıdır-sıvı... Plazma elementlere dönüştüğünde, bu elementler o kabuğu oluşturuyor. Bu bir anda olmuyor, birikimle gerçekleşiyor.

Yani hidrojen Big Bang kurgularıyla ele alınmamalı. Bu kurgular öznel, merkezine insanı, evrenin merkezine de dünyayı ve dünya şartlarını, insanın iradesini, insana göreliği(pragmatizmi) koyan bir temele sahip.

Big Bang kurgusunda olduğu gibi, başlangıçta hidrojen vardı, hidrojenden önce evren yoktu denemez.

Proton için öngörülen ömürden söz etmiştim, peki ya elektron? Elektronun ömrü de sözde Big bangcilerin evren yaşının 5 milyar katı ömüre sahip olduğu düşünülüyor.

Hidrojen maddenin kendisi değil, form-yapıdır.
Formun özellikleri de(form içerik-içerilen, elemanların toplamı, kapsayıcısı anlamında) biçimi vb belirliyor. Bu bir poşet gibi değil, bileşikler, bileşik yapılar formu belirliyor, biz o bileşik yapıların ortaya çıkardığı bütüne form diyoruz, aralarındaki ilişki de yapıyı anlamlı kılıyor. Form-yapı değişimi dersek, bu bileşik yapıların ve yapıalr arasındaki bağ, ilişkilerin etkielşimlerin değişimi demektir.

Plazma halinde, henüz hiç bir elektronla ilişkisi olmayan 1 proton, elektron bağlarsa, ne oluyor? Yapı oluşuyor, yapının yansıttığı biçim değişiyor, orada bir bağ oluşuyor, bu bağın da dış etkilere verdiği tepkide değişiyor...
1 proton, 1 elektron bağı, hidrojen, 2 helyum, elektron mesafeleri ve mesafelerde elektron sayısı vs azot, oksijen vs...

Elementlerin hal değişim koşulları dahi mutlak değildir, biz dünya üzerinde, 0 metre, atmosferik basıncı baz alıyoruz. Yani etkime ve tepkimeler, ortamdaki madde yoğunluğu ve çeşitliliğine göre de değişiyor.

Örneğin azot miktarının fazla olduğu bir ortamda, hidrojenin tepkimesi ile - yanma-, az olduğu bir ortamda aynı sonucu vermez.

Bu gün 1 mumu alevlediğinizde, oradaki tepkime plazma halin oluşumuna yol açıyor, o plazma da kısa sürede, etrafta bir dolu element, atom olduğu için, elektronlar diğer elemtlerin atomalrınca bağlanıyor veya protonlar, diğer elementlerden elektron çalarak elementlere dönüşüyor... Elementlerde bileşik yapı oluşturduğunda moleküler yapı olarak farklı form-yapılar oluşturuyor, örneğin karbonmonoksit, karbondioksit...

uzayda mum yaktığınızı düşünürsek, o mum bitene kadar, efrafta bir oda büyüklüğünde alev bırakabilir(tabi bu ilgili alevin saçıldığı ortamdaki madde yüküne de bağlı). O alev öyle dünyadaki belirlediğiniz kurallara veya mutlak saydığınız değerlere göre sönmez...

Bu evrenin başlangıcı olmasa hidrojen kalmazdı gibi düşünceler dar açılıdır, evreni, madde temelli tanımlamak gerekir, şu ya da bu elementin formuna dayalı değil! Şu ya da bu parçacığın hal, durumuna göre değil.

Evren gaz iken de evren, tamamen katılaşsa da evren, oluşan değil, değişen evren, böyle bakılmalı.

Biz evrene hidrojen, azot, oksijen vb evreni demiyoruz ki, maddi evren...

Zaman neydi, maddenin hareketinden, tespit ettiğimiz fiziksel değişimlerin, bu değişimlere sebep olan etkileşimlerin kavranması ve kıyası. Biz tespit etmemiş olsak da hareket değişim yine de mevcut mu? Mevcut, o zaman zaman insan soyutlaması olarak öznel iken, soutlamanın kaynağı, yani somut göstergesi nesneldir.

Yani maddeye, zaten maddeye bağlı soyutlanamalarla bir başlangıç atfedilemez, uzay-madde ve tabiki böylece zaman(hareketi etkileşim, değişim), lolakize edilemez. Hidrojen yoksa başka elementler vardır.

Son olarak Evren'i Big bang kurgularıyla düşünmemeli, öylesine basit, açısız, dar, lokal, homojen düşünülmemeli. Ne homojendir ne de şu ya da burada eş zamanlıdır. Bir noktada bir yıldız sönümlenirken, diğer noktada yeni bir yıldız oluşur, bir noktada galaksi varken diğer noktada yeni bir galaksi oluşur, burada temel madde hali plazmadır.

Big bang'in sözde ispatlarının 1'i dışında hepsi çökmüştür. Bu lafzen değil, nesnel olarak. O çökmediği öngörülen sözde ispat ise ispat dahi sayılamaz, insanın kendince yorumu, kurgusuna da dayalı, kozmik fon ışımasıymış, bunun yakın olarak bizzat güneşin oluşumundan ya da güneşten önce herhangi bir süper nova patlamasından veya galaksinin süpernova etkisinden olamayacağı söylenemez. Big Bang, çıkış, start anlayışı, yaratılış efsanesinin çıkış anlayışıını aşamadı. En önemli sorunu, bir BAŞLANGIÇ şart koşması(madde-zaman ilişkisine ters), evrene merkez ataması, etrafımıza baktığımızda homejen bir yapı görülmemesi, 360 derece etrafı gözlemlediğinde evrenin merkezinin tam da dünyaymış gibi görünmesi, buna rağmen evreni lolaklize etmeye kalkması(kendi görüş kaabiliyetine indirgemesi) vs.

Bizim bir diğer yanlışımız da, madde ve evren hakkında düşünürken, Dünyanın, Güneş etrafındaki turuna göre, insan ömrüyle yaklaşıyor olmamız. Kısa zaman aralıklarını merkeze koymamızdır.

Milyar değil, katrilyon değil, trilyon değil, kentilyonlarca yıl bazlı düşünmek gerekir.
İradi kurguları da bir yana bırakmalı, şu ya da bu yapı, trilyonlarca yıl katı kalmış, gaz kalmış, plazma kalmış, buz halindeymiş.... maddenin-evrenin böyle bir umrundalığı yok, böyle bir ayrımı da yok, böyle bir ayrım da koyamayız. Bu ayrımları insan kendi yaşamına ve ortamı, metabolizmik yapısına uygun olup, olmamasına göre koyuyor ve bu sebeple de bir umrundalık atfediyor, yani öznel, ama baktığımız evren nesnel. İnsanın öznel evreninden mi söz etmekteyiz, nesnel evrenden mi? İnsana göre uygun mu, değil mi prgamatizminden mi yola çıkacağız yoksa materyalizmden mi? Elbette insana göre uygun mu, değil mi kritikleri yapacağız, ama o zaman konumuz evren değil, insan ve ortamı olur? merkeze insanı, isanın yaşam koşullarına, kabullerine uygun mekan sorunlarını koyduğumuz konular olur.

Daha mantıklı tartışabiliriz, nedir? Evrenin halleri, -ki bu bile bir sorundur zira evren dediğimiz, uzay gibi genel bir ifade ve şu ya da bu yapıya saltıklaştırabileceğimiz homojenik bir yapı, her birimde, noktada eş zamanlık durumu içermiyor. Ne salt gaz, ne salt buz, ne salt sıvı, ne salt katı....diyemeyiz, maddenin, form-yapıların envai tür dönüşümleri birlikte, hatta anlık gözlemleniyor..

Yıldıztozu
01-02-2020, 20:49
Başka bir yerde de yazdığım gibi biz insan olarak evrenin başlangıcı olduğunu iddia etme hakkına sahip değiliz.

Evren bizi sonradan var etti. Biz neyiz de ona başlangıç yükleyelim. Ona başlangıç yüklemeye çalışan insanların hepsi salaktı.

Spartacus'un dediği gibi, sadece form/yapı gibi tanımlamaların başlangıcından söz edebiliriz.
Evren/varlık/varoluş/madde/materyal artık adı her neyse onun başlangıcını iddia etmek hem gözleme aykırı hem mantığa aykırı.

ilahimasal
02-02-2020, 12:03
Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür.
..

Bu cümle yanlış.

Güneşi örnek verirsek oradaki kütle çekim ve basınçtan kaynaklanan durum( füzyon) hidrojenin iyonize olmasına ve serbest hale gelen parçacıkların durumu plazmayı olusturuyor.

Yani

Hidrojen plazmadan dönüşmüyor. Plazma hidrojenin basınctan ve kütle çekiminden sebep parçacıklarının serbest hale gelmiş durumu - formu oluyor.

Burada ortaya çıkan ısı ve ışıkta maddenin hidrojen şeklinden ısı ışık haline dönüşmesininde einstein in meşhur formulünün dogru oldugunu gösteriyor.

Hidrojen helyuma dönüşüyor ve ardında ısı ışık ve corba misali plazma.


Hidrojenin oluşumu ile alakalı kisiyi ikna edecek bir tek bilgi yok.
Sadece teoriler var.

spartacus
02-02-2020, 19:44
Bu cümle yanlış.

Güneşi örnek verirsek oradaki kütle çekim ve basınçtan kaynaklanan durum( füzyon) hidrojenin iyonize olmasına ve serbest hale gelen parçacıkların durumu plazmayı olusturuyor.

Yani

Hidrojen plazmadan dönüşmüyor. Plazma hidrojenin basınctan ve kütle çekiminden sebep parçacıklarının serbest hale gelmiş durumu - formu oluyor.

Burada ortaya çıkan ısı ve ışıkta maddenin hidrojen şeklinden ısı ışık haline dönüşmesininde einstein in meşhur formulünün dogru oldugunu gösteriyor.

Hidrojen helyuma dönüşüyor ve ardında ısı ışık ve corba misali plazma.


Hidrojenin oluşumu ile alakalı kisiyi ikna edecek bir tek bilgi yok.
Sadece teoriler var.
İşte öznellik bu oluyor ilahimasal.
Sen burada insan iradesini devreye sokup, seçici davranmış oluyorsun. yazımda paradokstan söz etmiştim, neresinden bakarsanız, orasını esas alıyorsunuz.

Sen insanın, mevcut elementleri, plazma haline dönüştürme yöntemini esas alıyorsun, yani devinimi, dönüşümü bir yönde esas almak. Peki şimdi, sana göre şu anda, evrende hidrojen dönüşmüyor, oluşmuyor mu?

Bunlar Big Bang esaslı, başlangıç esaslı teoriler için öznel olarak öne sürülen şartnameler. İşine gelen yerden bakmak.

PLAZMA maddenin hallerinden birisi, hidrojen ise element... uzamda, saf bir biçimden zaten söz etmiyoruz, etmekte anlamsız, aramakta gereksiz. Plazma derken bu mutlak ve saf biçimde, izole, ayrık, proton, elektron deryası demek değildir. Ortamda proton, elektron varsa, serbest biçimde olsalar dahi, an itibariyle bağlı biçimde olmaları da koşula göre değişken oranları barındırır. Serbest bir elektron, proton tarafından bağlanırsa bu hidrojen oluyor, bir elementin elektronları serbest olarak dağılır, ayrılırsa bu da plazma oluyor. Bu protonlar, elektronlar, tekrar bir araya gelemez, hidrojen oluşmaz diye bir kaide mi var? Siz neresinden bakarsanız orasını görüyorsunuz, ama hangisi daha bir bileşik hangisi daha ayrışık,ayrşırsa tekrar neye dönüşür bu baz alınır, alınmalı. yani birisi üst zemin bir form, diğeri daha alt zemin bir form...

Burada yanlış veya anormal görülecek bir durum yok.

başlangıç düşünceleriyle yapılan deneyler ve gözlemler, bu düşünceleri olumlamadı. protonun, elektronun öngörülen ömründen söz etmiştim, örneğin elektronun ömrü, -öngörüdür- big bang evreninden 5 milyar yıl kat daha uzun ömürlü, proton ise bunu ikiye katlıyor. Hidrojen proton, elektron bağı ise, o proton, elektron da daha alt bir form-yapı oluyor. Yani hidrojen bir form-yapı biçimi olarak maddeye değil, elemetler için temel konumunda.

An olarak evren dinamik, mutlak bir biçim, homejen bir yapı dayatımı geçerli bir yaklaşım değil.

Oturup böylesi bir konuyu, hidrojen esaslı düşünmek yanlış, ben plazma derken plazmayı, hidrojenle kıyas emiyorum, edilmez de, çünkü bunların zemini farklıdır.

Hidrojen maddesiz düşüneyiz, maddeyi hidrojensiz düşünebiliriz, farklı zeminler.

Milyar yıllarla değil, kentilyon yıllarla düşünmeye başlamak gerekir.

Hidrojen değil, MADDE olarak düşünmeli, o zaman yanlış ile doğru yaklaşım açısından taşlar daha bir yerine oturur.

Elementlerin oluşumu ve kaynağının yıldızlar olduğu konusu, 1950 lerde konuşuluyordu.

Dinamik, devinim, döngüsel...

Sabit ve bir yöne giden 1 ok gibi değil, 360 derecede dairesel ve homojen olmayan bir biçimde düşünmeli.

benim gördüğüm illa bir BAŞLANGIÇ sorunsalı yaşıyor olman ve bunuda lokalize ederek yapıyor olman.

Hidrojen bir yapıdır, formdur, plazmanın formu denemez çünkü plazma, daha alt bir yapıyı temsil ediyor. Kum ve çimento gibi, element ise harç gibi... Aralarında çin seddi yoktur ama bunalr aynı şeyler de değildir, bileşip, ayrışmalar, haliyle çok çeşitli farklı biçimlere dönüşür.

Evreni biçimlere göre düşünmek, artık mantıklı bir yol değil.

ilahimasal
02-02-2020, 20:53
İşte öznellik bu oluyor ilahimasal.
Sen burada insan iradesini devreye sokup, seçici davranmış oluyorsun. yazımda paradokstan söz etmiştim, neresinden bakarsanız, orasını esas alıyorsunuz.

Sen insanın, mevcut elementleri, plazma haline dönüştürme yöntemini esas alıyorsun, yani devinimi, dönüşümü bir yönde esas almak. Peki şimdi, sana göre şu anda, evrende hidrojen dönüşmüyor, oluşmuyor mu?
.

Hidrojenin neyden dönüştüğünü merak etmek öznel degil. Ben buna yargı koyarsam öznel olur spartaküs. Hic yargı koymadım hep merak ettim.

Hidrojenin maddenin GAZ hali oldugu
Maddenin Gaz halinden elektronlarının serbest kalacak ısıya ulaştıgı iyonlşmış hali ise plazma olduğu nesneldir. ( burada benim hiç bir dahlim yok) bilim bunu tespit etmiş.

Evet ben hidrojenin yani maddenin GAZ HALI olan hidrojenin neyden dönüştüğünü merak ediyorum. Bu demek oluyor ki hidrojen dönüşüp olusan ve dönüştüğü formdan başka bir hale degişip dönüşendir. (helyum vs.)

Sevgili spartaküs seninle ne atışıyorum nede tartışıyorum. Hatta merakımı sana soruyorum. Hidrojenle plazmayı kıyas etmiyorum. Olanı söylüyorum. Çünkü maddenin katı-sıvı- gaz ve plazma hali bu şekilde davranıyor. Nesnel

Ama sen yanlış bir cümle kuruncada huyum kurumasın işaret ediyorum.

Plazma gazın iyonlaşmış durumu ise hidrojende bir GAZ ise plazma kendisine hangi tabandan yol bulup plazma haline geçicek sevgili spartaküs

Bunların peşinde degilim. O hidrojenin peşindeyim. Bulursam bulurum. Belkide hiç cevabı YOK.

Dedigin gibi bir çember misali devinip dönüşüp başladıgı yere geliyor. Bir ilk (başlangıç -irade tanrı cart curt yok) Çokta peşine düşmemek gerekiyor gibi görünsede merak işte !

Madde ile alakalı hiç bir şüphem zaten yok. Hidrojen elementinide maddenin yerine koymadım. Yine soruyorum. Hidrojen elementinin neyden dònüştügüne dair bir bilgiye ulaşırsan bizimle paylaş.

spartacus
03-02-2020, 00:31
Hidrojenin neyden dönüştüğünü merak etmek öznel degil. Ben buna yargı koyarsam öznel olur spartaküs. Hic yargı koymadım hep merak ettim.
Sevgli İlahimasal
Plazmanın, hidrojenden dönüştüğü -tek yönlü- düşüncesi, öznel olan bu.
Hidrojenin maddenin GAZ hali oldugu
Maddenin Gaz halinden elektronlarının serbest kalacak ısıya ulaştıgı iyonlşmış hali ise plazma olduğu nesneldir. ( burada benim hiç bir dahlim yok) bilim bunu tespit etmiş.
Ah... Dönüşüm ifadesinden ne anlaşılıyor? En az 2 yönlü! İşte genel ifade de bir yönünü mutlak alırsak bu öznel oluyor. Bu elementin, plazmaya dönüşüyle ilgili kısım, bir de plazmanın elemente dönüşümü var! Burada seçiclik yapmak öznel oluyor. İnsan hali hazırda elementleri kullanıyor, dönüştürerek iş elde ediyor, elinde olan hidrojen ise, ihtiyaç duyduğu plazma ise tabi ki, elde olanı kullanacak!

Şöyle izah edeyim;

1 milyar A, 1 milyar da B olan bir ortam düşünelim. A'nın, B yi bağlama yetisi olsun. Birisine "+" diğerine "-" diyelim.

A ve B bunlar da birer ALT form, yapılar. Bu iki form bağlanırsa, bu da C oluyor olsun. İşte o C, hidrojen oluyor.

İnsan da plazma elde etmek isterse, C deki protondan, elektronu ayırmayı başarırsa elde etmiş oluyor. Sırf böyle yapıyoruz diye, sen böyle düşünüyorsun. Anlamadığın şu, proton ve elektron, ayrı, ayrı yapılardır. Hidrojen ise, bu yapıların BİLEŞİMİNDEN oluşuyor.

Şimdi neden plazmayı daha temel aldığım burada açık değil mi?

Birisi "su" ise, diğeri çimento, hidrojen ise harç formunda. Sen harçtan tekrar su ve çimentoyu ayrıştırmanın yolunu buldun diye, su ve çimentonun kaynağı harç olmuş olmuyor.

Evrendeki hidrojen oranı ifadesi, POTANSİYELDİR. %99 plazmadır, ama plazma potansiyel hidrojendir, o %99 içinde de bileşik hallerde bulunması zaten olağandır. Proton, eltronu bağlar... yani oradaki hidrojen potansiyeldir, çünkü maddenin etkleşim ve tepkimeleri, FORM-YAPILARI açığa çıkartıyor, bu kaçınılmaz, hem açığa çıkartıyor, yapım hem de tekrar çözündürüyor söküm! YAPI-SÖKÜM. Fakat bu doğrusal bir yolda ileremek gibi değil, anlık olarak iç-içe bir süreç. Verili an'da hem yapım hem de söküm birlikte.

tepkime konusuna geleyim, örnekle;

Şimdi, 1 milyar A, 1 milyar B bir ortamda bulunuyor olsun. Ayrıklar, ama bileşik de yapıyorlar.

Bu ortamda, sadece 1 A, 1 B ile birleşse dahi, ortam tepkimesi değişiyor. Çünkü ayrı, ayrı A ve B'lerin ilişkisi ile, bileşik A ve B yapısının yani C'nin, tüm diğerleriyle ilişkisi ve tepkimesi değişiyor.

Bu durumda ortamın evvel, iş yükü, 10 ise, bu aniden onlarca kat yükselebiliyor. Şöyle ki;

C(A+B), diğer A ve B'ler in ilişkisi yanına bir C ilişkisi daha, olağan-süregiden- durumdan, bu etki farkı, olağandışı, ZİNCİRLEME REAKSİYON bir duruma taşıyor. yani olağan biçimde atıyorum 1 günde 1 A+B bileşiği oluyorsa, 1 tane eklendiğinde, bu 1 gün, yarıma, yarım, çeyreğe düşüyor, C sayısı arttıkça, katlanarak, zincirleme rekasiyon ve değişim miktarı da artıyor.

1 C(A+B), erafına küresel bir etki bırakıyor, böylece etraftaki A ve B lerin, C ye dönüşümü, olaganüstü biçimde tetikleniyor. Katlanarak bir değişim söz konusu olur. 1 C, 10 A+B tetiklemesi, 10 tetiklenme, 100, 10.000, 100.000.000, 1.000.000.000.000.000.000 ............

Yani evrende sabit, mutlak bir yapı durumu söz konus değil, böylesine iç, içe geçmiş, daim bir çatışma, etkileşim durumu geçerli, dinamik. Anlık olarak dahi, maddi yapılar açısından, hiç bir biçimde sabit bir değere, şu ya da bunun sabit bir rakamına sahip değil.

Yani şu an evrendeki hidrojen sayısı anlık olarak değişiyor.

Biz bu etkimenin değişimlere yol açma durumuna iş diyoruz, bunun potansiyeline de enerji. Muazzam bir enerji açığa çıkıyor ve bu doğrusal değil. Enerji, verili enerji potansiyelinin de katlanmasına, katlanan enerji de, yine katlanmasına yol açıyor. Etkime ve tepkimeler, katlanarak... iç-içe...

Eğer A ve B lerin ortamı, yani aralarındaki mesafe uzak ise, düşük yoğunluklu oluyor. Manyetik etkisiyle yoğunlaşırsa, yüksek yoğunluklu hal alıyor. Yoğunluk arttıkça, birim ortama düşen madde miktarı da arttığı için, hem muazzam bir çekim ve etkleşim gücü hem de muazzam bir zincirleme reaksiyon, çatışma oluşuyor. Yoğunluk ne kadar fazla ise açığa çıkan iş, etki, enerji de, çekim gücü de o düzeyde fazla oluyor ve denge eşiği aşıldığında, ya da yoğunluk merkezi olagan etkişeimden fazla etkiye maruz kaldığında çöküyor, saçılım gerçekleşiyor. parçacıkalr açısından, hapislik, serbestlik farklı biçimler de rol oynuyor.

Bu A+B ler C yi meydana getirince, C lerin A ve B lerle ve diğer C lerle etkileşimi de, A+C+B, C+C, C+B gibi yapıların oluşumuna imkan veriyor. Her bir form-yapı değişimi, yeni ve değişken etkimelerin açığa çıkmasına yol açıyor, bu zincirleme olarak oluyor.

Yoğunluk merkezlerindeki reaksiyon ve muzzam etki, saçılımda, A ve B leri ve tüm diğer C leri ve diğerlerinin saçılımına dönüşüyor, saçılım düşük yoğunluklu ortamda, daha zayıf ilişkilere ve dönüşümlere yol açarak, oluşan formların korunumu, kalıcılığı durumu değişiyor. İlişkisel oran ve tepkimeler de ve tepkimelerin yayılımı, iletim alanı da değişiyor.

Ne zaman merkez ve çevre yoğunluğundaki tepkimeler, olaganüstü biçimde zincirleme reaksiyonlara dönüşür, oradan da açığa saçılım çıkar, bu saçılım, diğer taraftanda, merkez yoğunluğu dengelerken, madde kaybına da dönüşür. burada diyalektik bir ilişki vardır. salınım ilgili yapının, bir yandan ömrünü uzatırken, diğer yandan da tüketiyor, bu hem madden ama hemde çevre yoğunluğun etkisinin artımı bakımından. Çevre yoğunluk, atımlarla o kadar artar ki, merkez yoğunluğu, saçılım derecesinde negatif etken, duvar etkisi oluşturmaya da başlar, bu etki başlangıçta hesaba katılamayacak denli küçük olabilir, ancak süreçle durum değişir.

Salınım yapılamadığı anda güçlü saçılım gerçekleşirse, hem merkez yopunluktaki, hem de o çevrede ki C, C+C, C+B'ler tekrar dağılarak A ve B deryasına dönüşür. Bu ortam saf olarak ne salt A ne salt B ne de salt C değildir elbette, çünkü dinamik bir ilişki var, ancak genel, belirleyici ortam A ve B lerin hakimiyetine döner. Yine A ve B ler bağlaşmaya, yine yoğunluk merkezlerinin oluşmasına vs dönüşür. Devinimdir.

Bu devinim evrene içkindir. Bu devinimlerde her yerde aynı anda ve aynı biçimde, aynı yoğunlukta ve aynı yoğunluk, element oran-biçimlerinde değildir, yani evrene 1 saniye bile baktığında, o evren, 1 saniye önceki değildir, burada biz uzaysal düşünüyoruz ve evren ifademiz de, şahsa münhasır değil uzamsaldır.
Burada ne anlatığımı ifade ediyorum, şu ya da budur demiyorum, bu benim anladığımı ifade edebilmem için bir yol.

Evet ben hidrojenin yani maddenin GAZ HALI olan hidrojenin neyden dönüştüğünü merak ediyorum. Bu demek oluyor ki hidrojen dönüşüp olusan ve dönüştüğü formdan başka bir hale degişip dönüşendir. (helyum vs.)
Maddenin mutlak bir hali yoktur, hidrojen gaz halinde ise, bu gaz hali maddenin halidir, hidrojene özgü değildir. Hal ile, şu ya da bunun şahsındaki form-yapı çok farklı şeyler. Maddenin gaz, sıvı, katı, plazma halleri, form-yapılardan açığa çıkan daha üst zemindeki geniş form-yapılarla ilgilidir. Biz buna moleküler yapı diyelim.

Moleküler bir yapının davranışı ile, 1 ama sadece 1 elementin halini karıştırmamalı. Doğada gaz halinde, şurada sıvı halinde bulunur vb gibi ifadeler, içinde bulundukları ortam ve sahip oldukları(elbette çevre ve yoğunluk etkisi de önemli) etkleşimlere göre değişir.

Moleküler yoğunluk, yapı bunlar önemli etmenler.
Örneğin su sıvıdır, ama moleküler yapı düşük etkileşimde(örneğin elektron etkileşimi etkisinin değişimi), katı olarak yansır. Öyleyse su ne salt katı ne de salt sıvıdır denemez.
Ama sen yanlış bir cümle kuruncada huyum kurumasın işaret ediyorum.

Plazma gazın iyonlaşmış durumu ise hidrojende bir GAZ ise plazma kendisine hangi tabandan yol bulup plazma haline geçicek sevgili spartaküs
Plazma şu ya da bu element değil. 1 Hidorjenden, 1 elektron ayrılırsa, o hidrojen olmaktan çıkar, eğer o ayrışan protonlar, elektronlar serbest dolaşım ortamına dahil olursa, o ortama plazma denir. 1 Elementten elektronlar, anlaşmalı gibi, tek tek ya da hep birden ayrıcalak diye bir kaimiz de yok.
Bunların peşinde degilim. O hidrojenin peşindeyim. Bulursam bulurum. Belkide hiç cevabı YOK.
var, proton ve elektron ayrı yapılardır. Birlikte iken hidrojen oluşur, ayrışırlarsa hidrojen dağılır. Bu kadar basit.

Ama hali, hazır, Dünya ortamındaki maddelerin olası moleküler yapılarını esas-mutlak alırsan, sonra hali hazır hidrojenin, helyumun şu ya da bunun çeşitli işlemlerle plazmaya dönüştürülmesini esas alırsan, tabi ki öznelleşmiş olursun. O plazma, sonrasında ne oluyor?

Zaten hali hazır dönüşmüş bir form-yapıyı geri dönüşüme tabi tutmuş oluyorsun.

Plazmayı neden baz alıyoruz? açık, çünkü hidrojen, 1 proton+1 elektron, ama plazma ise ayrı, ayrı proton ve elektron deryası. İkisi form-yapı olarak farklı zeminler, plazma halindeki madde, herhangi bir element olarak münhasırlaşmıyor.
Şu ya da bu elementin mutlak ve izole bir miladından söz edilemez, ama herhangi bir formun, kendi şahsına münhasır miladından söz edilebilir. Çok daha komplike yapılar için belki söz edilebilir, ancak onlarda lokaldir, yani uzam-uzay açısından mutlak bir miladdan söz edilemez, edilse bile -oldu da edildi-, başka hiç bir yerde gerçekleşemeyeği, tek ve benzersiz olacağı düşünülemez..

Sonsuz uzam, sonsuz hareket, sonsuz etkleşim, anlaşılır halde, sonsuz zamanda, olasılıklar...
Hidrojen elementinin neyden dònüştügüne dair bir bilgiye ulaşırsan bizimle paylaş.
Zaten defalardır bunu anlattım, yine anlattım. P(roton)+E(lektron) = hidrojen.
Biz burada hidrojeni değil artık elektronun, protonun yapıtaşlarını(FORM-YAPI OLARAK!) düşünme noktasındayız. Ama bu evren açısından, başlangıç gibi özel mefhumları, genele dayamak gibi hatalarla ilgili, kimya ile ilgili bir konu! Plazma hidrojene göre daha geniş bir ifade evren ise çok daha geniş bir ifade...

ilahimasal
03-02-2020, 14:28
İnsan da plazma elde etmek isterse, C deki protondan, elektronu ayırmayı başarırsa elde etmiş oluyor. Sırf böyle yapıyoruz diye, sen böyle düşünüyorsun. Anlamadığın şu, proton ve elektron, ayrı, ayrı yapılardır. Hidrojen ise, bu yapıların BİLEŞİMİNDEN oluşuyor.

Sevgili spartaküs bunda anlaşılmayacak bir şey yok ki , aksine herkes atomu ve atomun yapısında olan proton -nötron- elektronları ve son olarakta kuarkları biliyor.

Varsayıma--- >(big bang) göre ,
enerjiden--> quark ve sonra tek
elektron oluştu
bunun karşıtı protn oluşarak denge sağlandıgı
oluşan elektron ve ters elektronların birlesmesi ile atomların oluştugu varsayılıyor.

Varlık temelinde elektron ve ters elektron=proton olduğu ve sonra oluşan nötronlarla, atomların
geliştiği ve moleküllerle varlıkların oluştuğunu ----- > big bang varsayımına göre söylüyorlar.

Hadi big bang varsayımını bir kenara koyalım. Maddenin bilinen en küçük parcacıklarının ve kuarkların en basit element olan hidrojeni bu şekilde oluştuğunuda bir kenara atalım .

Bu kuarklar ortada bilinen başka bir materyal yokken hidrojen atomunu nasıl oluşturdu? Plazma hali ile mi ? E zaten plazma olması için maddenin gaz hali lazım.

Hidrojenin ardından olanlar zaten biliniyor. Bunları konuşmaya hiç gerek yok.


Maddenin.

Katı
Sıvı
Gaz halleri ve en nihayetinde gaz tabanı olustuktan sonra plazma haline geçmesi plazmadan sonra kuarkları ve elektron proton dengesini sağlayıp TEKRARDAN Elementlerimi oluşturuyor?

Bilinen evrenin büyük bölümü plazma ve güneste plazma günese bakıp her şeyi güneş ve benzerleri mi olusturuyor diyelim!!

spartacus
03-02-2020, 20:30
Bu kuarklar ortada bilinen başka bir materyal yokken hidrojen atomunu nasıl oluşturdu? Plazma hali ile mi ? E zaten plazma olması için maddenin gaz hali lazım.
İlahimasal, hal davranışa göre verilen bir isim. Tümü de maddenin(daha doğrusu büyük yapıların, örn:moleküler yapı) davranışına göre tanımlanıyor.

Bilinen başka bir materyal diyorsun, materyal ile yapıyı karıştıryorsun. Materyal, maddedir.
Hidrojen bir form-yapıdır, daha alt yapılardan oluşur.

Plazma ise sıvı olarak ifade edilir, çünkü organize, güçlü manyetik akıma(akış) sahiptir. Akıcı özellik, dolayısıyla davranış kazandırır, bu davranış yapı bütünlüğü özelliği gösteriyorsa, sıvı olarak ifade edilir. Moleküler yapı olarak, organize-bütün hareketten uzak bir biçimde hareketli ise, o zaman ilgili yapı gaz olarak ifade edilir. Yoğunluk vb ise zaten yapıyla ilgili ifadelerdir.

Duran insan, koşan insan, yürüyen insan ... Buradaki, durmak, koşmak, yürümek, o formun, verili koşuldaki davranışına(fiil, eylem) dair haldir.

Ben plazma derken, HAL olarak söz etmiyorum, o haldeki alt-yapıların(proton, elektron vb) serbest durumunu dile getirebilmek için söz ediyorum. Zaten hal dediğimizi beliryen de, özünde muhtevanın durumu, yapısı..

Koşan insan söylemindeki hal neye bağlıdır? İnsanın hareketine. Plazma, küçük yapılar deryası. Bir hidrojen, bir helyum ise, daha üst seviyede formdurlar. Tuğla, çimento ile bir bina arasındaki fark gibi. Plazma dersem, sen SERBEST DOLAŞIMLI proton, elektron deryası, yani hidrojenin de alt-yapısı anlamalısın. Orada verdiğim örnek gibi.

P, E deryası, plazma. P+E bileşim=C. C+E, C+C, C+C+C, C+E+N+P+E başka yapılar. (helyum, azot vs)

Buradan sonrası genel.
--------------------------------------------------------------------------------
Plazma deryası dediğimiz, küçük yapıların, daha büyük(örneğin hidrojen) yapılar oluşturmadığı ya da büyük yapıların hakim-bütünü belirleyici role henüz sahip olmadığı ortamdır.

Plazma yoğunlaşmasında, madde yoğunlaşması, birikimi, sonsuzdur. Tabi buradaki "sonsuz" ifadesi, davranış olarak. süreğen çekim, itim... böylece eşikler de söz konusu. sıkışma eşiğine geldiğinde, bir yandan madde birikirken, diğer yandan da merkez basınçla saçılır. O merkez basınç altında şu ya da bu elementin oluşabileceği ortam yok iken, saçılımın düşük yoğunluğu, buna uygun ortamı doğrurur. İşte orada parçacıkların bağlanarak, daha büyük yapılar oluşturması = iş olarak sonuçlanır, çünkü etkileşim ve etkiyebilme ortamı değişmiştir.

Hidrojen dönüşümü mantıken daha fazla olacaktır, çünkü o basit elementtir. Zaten merkez çekirdekten salınan parçacıkalr, bir aralıktaiken, hala basınç altındadır ve 1P+1E yi mümkün kılacak sınırlar içerir. İstinalar ise henüz belirleyicilik arzetmez. Daha az yoğunluk, basınç, bağ yapılarında çeşitlenmesi ortamı doğar. yani burada koşul ifadesi anlam kazanır, sbepleri de görüldüğü gibi yine yapı ve tepkimelerle ilgili.

Zincirlenmiş ama birbirine koşarak sarılmak isteyen 3 insanı düşün. Bir de serbest haldeki. İşte o element oluşumlarının da, yoğunluk etmeniyle de ilgili ortam-koşulları var.

Bir plazma çekirdeğinin yakıtını tükettiğinde patladığı ifade edilir. Bu ifade izah içindir ve aslında yanlıştır. Süreç ise, çekirdeğin artık dengeyi sağlayacak kadar salınım yapamadığı anda yaşanan çökmedir. Salınım(enerji, potansiyel iş salınımı) olmazsa, dengelenebilir basınç bir eşiğe varır. Burada da diyalektik birilişki söz konusu. merkez bir yandan çekerken, diğer yandan da basınç yüküyle salınım-itme- yapar. Çeker, iter, itilenler, salınıma kabuk oluşturdukça, basınç artar, basınç artınca daha güçlü salınım olur, daha güçlü salınım, çevre de daha fazla madde miktarı olur, daha fazla miktarı merkezde daha fazla madde miktarına karşı çekim, basınç (doğrusu tepkime, izajı çekirdek tepkimesi) birikime yol açar, salınım daha güçlü olur. Bu böyle diyalektik ve katlanan bir süreç. Ne zaman ki, salınım yapamaz, salınımlar da böylece daha üst form yapılara dönüşemez hale gelir, çökme yaşanır, ve, bom, big bang... Form-yapılar nezdinde ve tabi ki evrene dair yaratım kurguları olmadan...

Sonra derler ki, evren birgün bu yakıtını tüketecek... O iş öyle değil işte. Evren sıcak, soğuk hallerde de evren.

Kurguda, yok olmuş(!), tamamen tükenmiş dense dahi bu tükenme olmuyor. Madde dinamiktir. Milyarlarca yıl sıcak ->soğuyan, miyarlarca yıl da soğuk ->ısınan... Her iki durum da da evren.

yani evren yok olmuyor, bunlar ancak evreler olarak görülebilir... Ney'in evreleri? Evrenin. Kısaca yine evrene içkin, dair evreler. lakin bu evreler aynı anda birliktedirler de(bütünün diyalektiği)

O halde evreler, evereni dışlamaz, aksine evrence içerilir. O halde bir şeyin evreleri, o şeyi belirlemez, aksine evreler, o şey tarafından belirlenir. Evren mutlak sıcak evren, mutlak soğuk evren evresi içermez, daha bütünlüklü bir yaklaşımla, ikisini de aynı anda, şu ya da bu noktalarda sıcak-soğuyan, şu ya da bu nokta da soğuk->ısınan olarak birlikte barındırır.

Milyarlarca yıl, soğuk, katı görünen bir madde, milyarlarca yılda ısınıyordur. Bizim sıcak, soğuk dediğimiz, yapıyla ilgili açığa çıkan etkileşimler. (elektron etkimesi, tekimeleri buradan hareketli bir ilişki diyebiliriz)

Soğuk bir evren dendiğinde, madde hareketsiz değildir, yine çekim, yoğunlaşma süregider. Burada değerler, virgülden sonra onlarca sıfır olabilir. Öreğin, 0,00000000000000000000000002 brim olabilir, bu değer uzam da muazzam ve katlanarak fark oluşturur. Bu sıcak dense de, soğuk dense de böyledir.

Gözlemlerimizle de, evrenin homojen olmadığını görüyoruz. Yani ne tam soğuk, ne tam sıcak ne de sırf şu biçimde, evrede denemez! İşte önemli nokta burasıdır. Demek ki, bu evreler de, lokalize olarak, uzayda, rastantısal olarak, olasılık olarak bulunabilir.

Bir nokta soğuk evreden, milyarlarca yıllık birikimle, sıcak evreye, bir nokta da milyarlarca yıllık sıcak evreden soğuk evreye geçiyordur.

İnsan öznelciliği, herhangi bir şeyi baz, referans aldığı için, süreçleri lineerleştirir.
örneğin bir dağın bir yüzü yaz, diğer yüzü kış yaşıyorsa, insan ancak bulunduğu tarafıyla karar kılmak durumunda kalır, çünkü nerede bulunuyorsa, insan için oradaki ortam bağlayıcı olur.

İnsan gecedeiken o an dünayı karanlık olarak kavrar, ama öte tarafı aydınlıktır. İnsan öznelcilikten çıkıp, açısını genişletirse, dünya aynı anda hem karanlık, hem de aydınlıktır, diyalektik mantık budur ve formel mantıktan çok daha geniş bir açıyı ve üst bir düzeyi temsil eder.

Bu bakışa, bu kavrayışasahip olmayan kişi, bilim insanı da olsa, içinde olduğu ortama ve kendi durumuna göre yargı oluşturduğunda elbette bazı sonuçlara varacaktır. Bu sonuçalr bilimsel olduğu gibi bilimsel olarak ispatlıda olacaktır. Buraya kadar sorun yok, sorun, kendi referansları ve ortamını baz alıp bunu genellediğinde yaşanır.

Örneğin Türkiye de birisi saat 02:00 da güneşin görünmediğini ispatlayabilir, bu bilimseldir, gökte güneş yoktur, böylece karanlık olduğunu da söyleyebilir, bu da doğrudur, ama bu kişi, tüm dünyanın, evrenin o saatte karanlık olduğunu baz alıp teoriler üretirse, bu safsata halini alır.

Günümüzde dinlerin etkisiyle de bu yöntem AYET gibi kullanılmakta ve insanlarımız da kendi ortamı ve baz aldığı lokal, iğne ucu dar açısında referanslar edindiği için, aksi bir durumu görememekte, düşünememekte ve balıklama atlamaktadır.

Web ortamı böylesi kirlerle doludur, o kadar bariz ahmaklıklar yapılıyor ki, bunu yapanların prof, fizikçi olduklarını görmek daha büyük bir garabet oluşturuyor. Garabet mantığını o düzeye çekebiliyorlar ki, lokal ilişkileri genelleyip, evreni bile gerçeklik, varlık dışı ilan ediyor, masabaşında yarım mantığıyla kurgulayıp yukarıda örnek verdiğim özel durumlardan, genel sonuç safsatalarıyla yargılar oluşturup, buna da bilim diyorlar. Yetmiyor ahmakça ürettikleri yargılardan, paradoks üretip, bir de herhangi bir gazete habercisi edası-diliyle, ince edebiyalarla, bunun, neden böyle olduğunu bilmiyoruz diyorlar, oysa ürettiği yargı bir garabet, bilgi ile ölçülebilir mahiyeti veya yanlış sorulara sağlıklı biçimde verilebilecek bir cevap yok.

Bir de, bazı bilim politikaları, popüler bilim kurbanları, sırf kitleler bilimi sevsin veya bazı kurumların, sırf müşteri kazanmak(televole) için, bilimi eğip, bükme girişimleri(ki bilimdışı bir tutum, ama sistem kapitalizm. kimine ödenek, kimine de milyarların cehaletini sömürmek, para lazım), görememekten dolayı da, garabet, kir üretiliyor.

ilahimasal
03-02-2020, 22:55
Spartaküs

Benim şu alttaki söylediğimden

Bu kuarklar ortada bilinen başka bir materyal yokken hidrojen atomunu nasıl oluşturdu? Plazma hali ile mi ? E zaten plazma olması için maddenin gaz hali lazım.

Sen şu alttaki yazdıgını nasıl çıkartın ?


Bilinen başka bir materyal diyorsun, materyal ile yapıyı karıştıryorsun. Materyal, maddedir.
Hidrojen bir form-yapıdır, daha alt yapılardan oluşur.


Soru açık ve net

kuarklardan daha alt yapıda bilinen bir materyal( madde) parcacık var mı ?
Varsa VAR yoksa YOK denir.


Ben bu soruyu neden sordum?

Sen demiştin ki ;

Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür.

Bende bu cümle YANLIŞ dedim
Çünkü elektronu ve protonundan ayrışan dağılan , plazma halinde elementten söz edilemez dedim

Bundan daha öncesinde de VERI yok demiştin.

Daha sonrada diyorsun ki ;

Plazma şu ya da bu element değil. 1 Hidorjenden, 1 elektron ayrılırsa, o hidrojen olmaktan çıkar


Karar ver spartaküs

-Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür. Mü
-Maddenin plazma halinde hidrojen olmaktan çıkar MI


Ben tekrar soruma dönüyorum
Kuarktan daha küçük-alt bilinen madde ( materyal) parcacıgı var mı?

Hatta bu kuarklar insan eli ile tokuşturulup bildigin mudahale ile ÜRETILIRKEN bunlara parçacık diyebilirmiyiz?

Kuarklar , proton paketlerinin ışık hızına yakın bir hızda hızlandırılıp , diger protonlarlarla carpıştırılıp dogal olmayan bir yolla bildigin üretilip saptanıyor.

Maddenin plazma halinde
Atom ,elektron ve protonlarına kadar ayrışırken , elektron alış verişi yaparken protonlarıda parcalanıp kuarklar oluşuyor mu ?

Standart modele gerimi dönücez!!! Enerji --------> kuark ----> atom-----element ve bilinen her sey ?!??!!!

Hidrojenin element olduğunu herkes biliyor spartaküs


Ben kuark deneni sordum

Bu altta dediğinden hiç ama hiç bahsetmedim LUTFEN.

SPARTAKUS DIYOR KI ;
Bilinen başka bir materyal diyorsun, materyal ile yapıyı karıştıryorsun. Materyal, maddedir.
Hidrojen bir form-yapıdır, daha alt yapılardan oluşur

spartacus
04-02-2020, 03:08
Spartaküs

Benim şu alttaki söylediğimden

Bu kuarklar ortada bilinen başka bir materyal yokken hidrojen atomunu nasıl oluşturdu? Plazma hali ile mi ? E zaten plazma olması için maddenin gaz hali lazım.
Lazım değil! Bu ifaden tamamen yanlış.Bak cevap verdiğin yazıda zaten dile getirdim, davranıştan söz ediyorsun, soruların ise MEMBA esaslı. Bir apartmanı düşün, kuark temeldeki, atom bodrumdaki, plazma 1. katdaki, hidrojen ise 2. katdaki -zemindeki- konu.. Anlamamak için direnç gösterirken, daha nasıl izah edeceğim bilmiyorum.

Yapılar, yapı-söküm tekniğiyle daha kolay kavranır. 2 oksijen atomu birleşirse, ozon oluşur, oksijen ile ozon farklı özellikler yansıtır.
Kömürde karbon bileşimidir, elmas da, ama aynı dizlimlere sahip değildir.
benzin de, yağ'da karbon bileşikleridir, ama aynı özellikte değillerdir.

Tuğla ile bir gökdelen de yaparsın, bir müstakil ev de...

İkincisi bu kuarklar, hidrojen atomonu nasıl oluşturdu sorusu da, kuark konu edilince yine doğru olmuyor, üzerinden atlama, zıplama gibi çok üst formlara geçilmiş oluyor.

Bir yapıcık, diğer yapıcıkla birleşirse başka yapıcık açığa çıkıyor, bu başka yapıcık da, diğer yapıcıklarla birleşirse başka........ A bir yapıcık, B başka bir yapıcık, A yapıcık gitti, 2 B yapıcığı ile bağ kurdu, oldu ABB... ama heyhat, bir diğer B yapıcığı da gitti, 1 adet A, 1 adet B yapıcığıyla bağ kurdu, o da oldu BAB, sonra ABB yapıcığı, AB yapıcığıylailişki kurunca, ABB+AB yapıcığı hasıl oldu, heyhat o kadarla kalmadı, ortada bir dolu AB, ABB, ABA, ABB+AB, BAB+A, AAB, AAB+B, bir dolu kombinasyon gerçekleşti....

Hidrojen oluşabilir mi? Bunu sordun, nasıl sorusunun cevabı basit, verildi, ama anlamamakta ısrar ediyorsun, ki nereden geldik kuarklara?

Soru açık ve net

kuarklardan daha alt yapıda bilinen bir materyal( madde) parcacık var mı ?
Varsa VAR yoksa YOK denir.
VAR, VEYA yok, konu açısından zerre bağlayıcı değil. Evrenden söz açılmış. Ve sen kuark değil, hidrojen diye soruyordun ve kimya üzerine.

Ben bu soruyu neden sordum?

Sen demiştin ki ;

Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür.

Bende bu cümle YANLIŞ dedim
Çünkü elektronu ve protonundan ayrışan dağılan , plazma halinde elementten söz edilemez dedim
Daha o yazılarımda, Plazmaya şu ve bu element gözüyle bakma-mamız gerektiğinden söz ediyorum. Bu ifaden de yanlış, yanlış ifadene dayanıp, yanlış diyorsun. Sebep olarak da yine yanlış ifadeni kaynak gösteriyorsun. plazmaya element denmemesi ayrı bir şeydir, ki demek yanlış, plazmanın, hidrojen için(plazmaya göre daha bir münhasır, minik ama üst-yapı) potansiyeldir denmesi ayrı. plazma element değil, elementlerin yapı taşları(proton, elektron, nötron) açısından bir çorba. :)

Hidrojenin oluşması için daha alt bir element olmak gibi bir zaruriyet yok, yanlış olan bu değil, senin böyle birzaruriyet gerektiğini sanman.
Önceki 2 yazımdaki ifadelerimi doğru anlamıyorsun.
Bundan daha öncesinde de VERI yok demiştin. [/COLOR]
Ne için veri yok dedim? Konu hidrojen olursa, proton, elektrondan ve membadan(plazma)daha alt bir zemine gerek yok.
Plazma şu ya da bu element değil. 1 Hidorjenden, 1 elektron ayrılırsa, o hidrojen olmaktan çıkar
İlahimasal, doğru demişim. Bu da dönüşümün diğer yönü, 1 poroton 1 elektron bağlaşık yaparsa hidrojen yapısı, ayrışırsa o yapı, element kalmaz-haydan geldi, haya gitti. Yapı-kurum, yapı-söküm. gayet basit izah etmişim. Proton ve elektronun serbest dolaşımlı halde bulunduğu çorbaya da(element değil, çorba!), plazma deniyor.


Karar ver spartaküs
-Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür. Mü
-Maddenin plazma halinde hidrojen olmaktan çıkar MI
Dönüşen hal değil, element baz alınınca, oradaki plazma ifadesi, proton, elektron çorbası, memba olarak kullanılıyor. Hidrojen için ise proton+elektron bağlı yapısı gerekir... proton, elektronun serbest dolaşımlı olduğu biçim mümkün mü peki? Evet, işte o çorbaya plazma diyoruz. Bu mümkünse demek ki hidrojenden daha temel zeminler var.
Ben tekrar soruma dönüyorum
Kuarktan daha küçük-alt bilinen madde ( materyal) parcacıgı var mı?Bunu ne zaman sormuştun? Hidrojeni bitirdik, tamam mıyız? Yoksa hala, plazma için, gaz olmalı gibi memba konusuna, davranış hallerimi dayatacaksın?

Diyelim ki bilinmiyor, ama olmalı, durum bunu gösteriyor-, nereye varacaksın? Sorun şu, bu sorularının hiçbirisi, konuştuğumuz konu ve nokta açısından bağlayıcı değil. Kimya açısından dersen evet, önceki yazılarımda zaten belirttim, kimya konuşalım. Ama buradan yine, özelden, genele safsatası çıkacaksa, boşa yorulmayalım.

Şunu dedin, bunu dedin bunlar aşılmalı, BENDEN ALINTI YAP, onu yorumla, ben de neyi nasıl anladığını veya yanlış isem nerede yanlış yaptığımı göreyim, ama mümkünse kelimeleri, cümle anlamından yalıtmadan.

Hatta bu kuarklar insan eli ile tokuşturulup bildigin mudahale ile ÜRETILIRKEN bunlara parçacık diyebilirmiyiz?
Diyebilirsin, nasıl ki 1 Tuğla, kendi özgülünde yapı olarak baz alındığında, bileşimindeki her bir toprak parçası, parçacık, bir bina esas alındığında, o her bir tuğla da parçacık oluryorsa. 1 kum tanesi esas alındığında, o kum tanesindeki her bir element parçacık, o her bir element baz alındığında, her bir proton parçacık, her bir proton baz alıdnığında her bir kuark parçacıktır.

ÜRETMEK mi? Neyse...
Bir çok konuda dile getirdim, MADDEYİ tanımladığını sandığın an yanılırsın. Bu konuda da açıkladım, tanımlar FORM-YAPIYA nazardır.

madde açısından,
Antik çağdaki mantık->doğru
Modern çağdaki mantık-> yanlış.
Modern çağdaki yaklaşım, maddeyi, illa bir kalıba sokma eğilimiyle, zaten baştan yanlış yapmış oldu.
Madde atomu olması gereken bir yapı değildir, bunlar mantık hataları, bunlar Ortaçağ idealizmi etkisi, o kilise merkezli kütüphanecilikle, her bir şeyi bir kalıpla kategorilendirme hastalığından kalan bir miras.
Element yapısı= madde yapıldı, sonra bunun yanlışlığı ortaya çıktı bu seferde tam bir ahmaklıkla, kütlesi olma şartı koydu. halbuki, kütle demek madde miktarı demek, madde nedir="madde miktarı olan şeylerdir" gibi totolojik, saçma-sapan sonuçlara varıldı..

Maddyi tanımladığımızı sandığımız an, o maddenin tanımı değildir. Madde, ancak yapı-taşı temelinde ifade edilebilir, ama münhasır olarak tanımlanamaz... Çünkü her tanım, bir form-yapı, biçim gerektirir, her tanım bir sınır gerektirir, bunlara da ancak form-yapılar uygun düşer. Madde ise yapıların, biçimlerin kendisi değil, malzemesi, yapı-taşı olarak kullanılan bir ifadedir ve yapılar açısından, hangi yapıya nazaran değerlendiryorsanız, ona göre malzeme denebilir, burada bir beis yok. parçalamak, spesifik detayda, en dar alanda olan biteni, saltıklaştırıp, genele dair genellemek, yargı oluşturmak, indirgemek anlayışı, yargı bağlamında safsatadır, ama spesifik detayları öğrenme, diğer yapılarla ve ayrıca bütünle olan ilişkisini açığa çıkartmak çalışması, kimya ise bilimdir.
Hidrojenin element olduğunu herkes biliyor spartaküs
Kim element değildir dedi ki?

Yazılarımın seninle ilgili olan kısımlarını bir kez daha, ama anlamak için oku.

Neva
04-02-2020, 04:40
Evrenin bir başlangıcı olmasaydı, evrendeki hidrojenin tümüyle yanarak helyuma dönüşmüş olması gerekirdi

Neva bu cümleden kast ettikleri senin dedigingibi kütle çekim ve basınç dengesindenmi bahsediyorlar bilmiyorum

Benim bu cümleden anladıgım değişim- dönüsüm. Gayette tutarlı bir cümle.

Evet hidrojen hep olsaydı tükenmiş olurdu.
Maddenin bu özelligi maddenin kendi varlıgının hep var oldugu durumuna karşı bir söz degil.
Bilinen ise hidroJEN nin diger madde şekillerini doğuran olması.
Bu dogurgandan oluşan doğurganların neler doğurdugu biliniyor ama hidrojeni neyin dogurdugu bilinmeyince

Hikayeler masallar üfürmeler -----> big bang tanrı vs başlıyor.

Renkli kısımdaki sözü söyleyenlerin kütle cekim ve basınç dengesinin statik yada değişip değişmeyecegini bilmediklerini sanmam. Çokda iyi bilyorlardır.

Bilip bilmediklerini acikcasi bilemem. Sana tutarli gelmesini anlayabilirim ancak.

Ama kisisel gorusum tutarli degil. Cunku alintiladigin cumle kabaca sunu soylemekte.

Evrenin bir baslangici olmasaydi, evrendeki tum ametaller yanar ve agir gazlar topuna donerdi.(topu dedim cunku gunesle iliskilendirip sordun.) Ametaller hep olsaydi, tukenmis olurdu. Yazan arkadas parantez icinde belirtmis matematik ustunden, gorunuse gore kendi oznel yorumu.

Cunku bahsettiginin biri ametal yani hafif element digeri ise asal gaz!?

Ilaveten bahsedile denge, saykila iliskindir. Yani bir statiklik degil soz konusu olan.Ismi oyle sadece. Aksine dinamik.

Neden tutarli degil yazayim.

-Ametallerin evrende tukenecegi nasil saptandi?
-Genel olarak evrendeki unsurlara iliskin, herbirinde icerik oranlari sabit degildir? Bu sabite nasil ulasildi?

Big bang'i savunan insanlar icin tutarli olabilir ayri konu.



Einstein demissin ancak onun evreni izotropiktir. Fiziksel acidan evrenin tamami maddedir yani. Dolayisiyla yonsuzdur ve bu yuzden bir baslangic soz konusu olmaz.

ilahimasal
04-02-2020, 09:31
Spartaküs

Sürekli "yanlıs anlıyorsun " beni anlamıyorsun" " yanlış ifade ediyorsun diyorsun"

Bence sen yanlış şeyler söylüyorsun ve fark edincede düzeltmek için başka bir yol seciyorsun.

Bu kadar basit bir konuda ANLAŞILMAYACAK bir şey YOK. çokda basit . Bu kadarda büyütme bence

Altı atom üstü element bileşikler vs



Sana hidrojenle alakalı soru sorduğumda
VERI YOK DEDIN.

daha sonra "
Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür"
Dedin ... ne sebepten dedin?

Daha sonra
" Plazma deryası dediğimiz, küçük yapıların, daha büyük(örneğin hidrojen) yapılar oluşturmadığı ya da büyük yapıların hakim-bütünü belirleyici role henüz sahip olmadığı ortamdır."
Dedin ... ne sebepten sormuyorum ama dedin.


Daha ilk sözlerinde öznellikten sebep en az 2 yönlü dediğin yeri hatırla
Senin bu yaptıgın öznellik değilde ne ?




Bunu diyip
Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür"

Sonrada bunu diyorsun!!!!

" Dönüşen hal değil , element baz alınınca, oradaki plazma ifadesi, proton, elektron çorbası"

Dogada Evrende hidrojen bolca var ve yanıyor ( madde YOK OLUYOR demiyorum)
Dönüşüyor. Elektronunu protununu serbest kalıyor - çorba oluyor oluyorda oluyor.

Bu hidrojen maddenin gaz halindeki proton ve elektron sayısı belli olan GAZ yana yana miktarıda belli ( sonsuz diyen delilinide ortaya koyar) oldugu için biticek (madde yok oluyor demiyorum) atıyorum 10000000 milyar yıl sonra biticek.

Ha bitmeyecek dönüşüm tekrardan hidrojen oluşturacak ise nasıl?
Evrende HIDROJEN OLUŞUMUNA DAIR bilinen var mı ?

Hidrojenin SONRASINDA olanla degil. Hidrojenin oluşması için gerekli olan taban ne onu soruyorum.

Sen
" veri yok" dedin
" maddenin plazma hali hidrojene dönüşür"dedin
" Plazma deryası dediğimiz, küçük yapıların, daha büyük(örneğin hidrojen) yapılar oluşturmadığı" dedin

Halada " beni anlamıyorsun , yanlış ifadene dayanıp yanlıs konuşuyorsun" diyorsun.

Şu sana ait 3 cümleyi anlayan varsa !!

ilahimasal
04-02-2020, 09:59
Bilip bilmediklerini acikcasi bilemem. Sana tutarli gelmesini anlayabilirim ancak.

Ama kisisel gorusum tutarli degil. Cunku alintiladigin cumle kabaca sunu soylemekte.

Evrenin bir baslangici olmasaydi, evrendeki tum ametaller yanar ve agir gazlar topuna donerdi .(topu dedim cunku gunesle iliskilendirip sordun.) Ametaller hep olsaydi, tukenmis olurdu. Yazan arkadas parantez icinde belirtmis matematik ustunden, gorunuse gore kendi oznel yorumu.

Cunku bahsettiginin biri ametal yani hafif element digeri ise asal gaz!?

Ilaveten bahsedile denge, saykila iliskindir. Yani bir statiklik degil soz konusu olan.Ismi oyle sadece. Aksine dinamik.

Neden tutarli degil yazayim.

-Ametallerin evrende tukenecegi nasil saptandi?
-Genel olarak evrendeki unsurlara iliskin, herbirinde icerik oranlari sabit degildir? Bu sabite nasil ulasildi?

Big bang'i savunan insanlar icin tutarli olabilir ayri konu.



Einstein demissin ancak onun evreni izotropiktir. Fiziksel acidan evrenin tamami maddedir yani. Dolayisiyla yonsuzdur ve bu yuzden bir baslangic soz konusu olmaz.


Renklendirdiğim yer sizin söyleminiz.
Tüm Ametaller demiyor
Sadece Hidrojenden bahsediyor.
Hidrojende güneşteki yanmasının ardından Helyuma dönüşür . Evrende de böyledir sanırım!
Bildiginiz gibi helyum da bir gazdır ve asal gazdır ve yanmaz.
Tüm ametaller yanar dönüşür dediniz ya !

Helyumun yanmayacagını bilenler tüm a metaller yanar biter der mi ?

Güneşte ve benzerlerindeki denge kütle cekim ve basınç üzerinden. Bir denge statik denilende o sanırım. Yoksa kendi içindeki hareketlilige ve dışarı saldıkları için elbette dinamik.

Einstein akıllı birisi ama hatasız degil .
Meşhur denklemide gayet anlaşılır. Ama hata yapıp yaptıgı hatayıda söyleyen birisi.
Evreni duragan sayma durumundan bahsediyorum.

E= m.c karedeki c nin neden c oldugu onun yerine başka bir sabit olsa olmazmıydı ile alakalı bir fikriniz var mı ?

Merak işte ..

spartacus
04-02-2020, 12:32
Sana hidrojenle alakalı soru sorduğumda
VERI YOK DEDIN.
Nerede, neye dair veri yok dedim, örneğin Zeus'a dair veri mi yok dedim?.... Veri yok, kendi başına bir anlam ifade etmeyen iki kelime. Önceki yazımda da söyledim, cümleyi alıntıla...

daha sonra "
Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür"
Dedin ... ne sebepten dedin?
Başlık olsun diye dedim, sonrasında da detaylandırdım. Yapısal olarak!. öyle olduğu için zaten açıklamasında, yapının parçaları esasıyla yol aldım,,,, orada...

Bir dönüşüm sözkonusu ise, yani, yapılaşma söz konusu ise, yapı-söküm de sözkonusudur, bunların evren dahilinde, lokal olarak da mümkün olduğunu düşünüyorum, söylüyorum... Kaldı ki, big bang'e göre düşünürsem, ilk elementlerin hidrojen, helyum olması durumu da, teoriyle çelişkilidir, zira muazzam yoğunluk, basınç, madde miktarından söz ediliyor. Neyse konuşmamalıyım, soru soruyor, cevap verildiğinde açık arıyorsun...
Daha sonra
" Plazma deryası dediğimiz, küçük yapıların, daha büyük(örneğin hidrojen) yapılar oluşturmadığı ya da büyük yapıların hakim-bütünü belirleyici role henüz sahip olmadığı ortamdır."
Dedin ... ne sebepten sormuyorum ama dedin.
dedim, gayet normal ve anlaşılır bir ifade. Ve bu biçimde eksik. Yine de daha büyük yapı ile kastın element, daha küçük yapı ile kastın, daha bir alt-yapı olarak, proton, elektron vb olduğu anlaşılabiliyor. yani deniyor ki, yapı olarak, hidrojen, proton, elektrona bağlı ise, bunların birlikte, münhasır bir yapıyı ouşturmadıkları ortam, koşul da daha bir alt-yapı, ortam olmalı... Bu ifadeye nazaran bir betimleme...
Daha ilk sözlerinde öznellikten sebep en az 2 yönlü dediğin yeri hatırla
Senin bu yaptıgın öznellik değilde ne ?
Alıntıladığın ifademde öznellik yok ki. nasıl bir ortam, zeminden bahsettiğimi, neye göre şu ya da bu ifadeyi kullandığımı açıklamışım, öznellik bunun neresinde?

Öznellik, bir merdiveni çıkarken, burası salt çıkıştır, bunun inişi yoktur çünkü ben şu anda çıkıyorum, tarzındaki, ölçütü kendi veya salt kendine göreliği referans alan türden ifadelere benzer söylemlerde kullanılabilir.
Maddenin plazma hali hidrojene dönüşür"

Sonrada bunu diyorsun!!!!

" Dönüşen hal değil , element baz alınınca, oradaki plazma ifadesi, proton, elektron çorbası"
Plazma hali ile hangi detayı kastettiğimi öncesinde, sonrasında zaten, alt yapı parçalarının, bağımsız bulunması hali, ZEMİN olarak kullandığımı söylüyorum. Bu parçacıkalrın serbest dolaşımlı olduğu durumu ifade etmek için ne demeliydim?
Bu hidrojen maddenin gaz halindeki proton ve elektron sayısı belli olan GAZ yana yana miktarıda belli ( sonsuz diyen delilinide ortaya koyar) oldugu için biticek (madde yok oluyor demiyorum) atıyorum 10000000 milyar yıl sonra biticek.
Yaptığını yapayım, dedin ki "10000000 milyar yıl sonra biticek" nerden biliyorsun bu kadar yılda biteceğini (ama ben cümleleri bütün olarak ve bağlamından koparmadan okuyorum, "atıyorum" kelilmesini görmezden gelmiyorum :)

Evrende, 60-80 milyar yıllık yapılardan da söz ediliyor...

Öyle bile olsa, bu evrene içkindir. senin nasıl düşündüğünle ilgili yazmıyorum, nasıl düşündüğümü yazıyorum. benimle aynı fikirde olmak zorunda değilsin! Bu evrenin bitmesi gibi anlamlara gelmiyor çünkü evren tanımım, tanımın hakkını vermek üzerine kurulu, yani evren, spesifik değil, genel bir ifade ve ben böyle olduğunu düşünmüyorum, spesifik detaylarda dönüşümlerin de, füzyonya mümkün olabildiğini, önü, sonu yine ilişkiler ağı, reaksiyon, tepkime olduğunu düşünüyorum...
Ha bitmeyecek dönüşüm tekrardan hidrojen oluşturacak ise nasıl?
Evrende HIDROJEN OLUŞUMUNA DAIR bilinen var mı ?
Mantıken zaten böyle bir soruya muhatap olduğum için, cevabı-tabanı veriyorum, ama ifadelerle ilgili olmadığın için, tekrar soruyorsun.. yapı-sökümle anlayabiliriz... Bu konu politik sebeplere kurban da olabilir.
peki hidrojenin oluşmadığı, gaipten geldiği veya Big bang ile oluştuğuna veya yapı-söküm, yapı-kurum süreçlerinin, evrende mevcut olmadığına veya zinhar olamayacağına dair bir bilinen var mı?
Hidrojenin SONRASINDA olanla degil. Hidrojenin oluşması için gerekli olan taban ne onu soruyorum.
proton, elektron ilişkisi, taban bu!

Sen
" veri yok" dedin
" maddenin plazma hali hidrojene dönüşür"dedin
" Plazma deryası dediğimiz, küçük yapıların, daha büyük(örneğin hidrojen) yapılar oluşturmadığı" dedin

Halada " beni anlamıyorsun , yanlış ifadene dayanıp yanlıs konuşuyorsun" diyorsun.

Şu sana ait 3 cümleyi anlayan varsa !!
Bunlar, kendi başına(bir işi tek başına yapamayacak birinin kendi başına davranması anlamında değil), cümle(herkes anlamında değil), ifade bağlamlarından kopartıldığında, neye göre-dair söylendiği(türkü söylemek anlamında değil) yutulduğunda muğlak kelimeler. Kendim söylüyorum, bir anlamı yok ya da dilediğin(tanrıdan niyaz anlamında değil) yere(yer derken, coğrafik bir yer değil) çekebilirsin(çekmek derken, çile çekmek gibi değil) :)

Son olarak, anlık katrilyonlarca etkleşimin, katrilyonlarca ortam-koşulun, bir dolu olasılığın gerekleşebildiği evrende, parçacık ayrışma ve birleşmelerinin gerçekleşmediği, gerçekleşemeyeceği fikrine nereden kapıldığımızı anlamam gerekiyor.

Neva
04-02-2020, 12:49
Renklendirdiğim yer sizin söyleminiz.
Tüm Ametaller demiyor
Sadece Hidrojenden bahsediyor.
Hidrojende güneşteki yanmasının ardından Helyuma dönüşür . Evrende de böyledir sanırım!
Bildiginiz gibi helyum da bir gazdır ve asal gazdır ve yanmaz.
Tüm ametaller yanar dönüşür dediniz ya !

Helyumun yanmayacagını bilenler tüm a metaller yanar biter der mi ?

Güneşte ve benzerlerindeki denge kütle cekim ve basınç üzerinden. Bir denge statik denilende o sanırım. Yoksa kendi içindeki hareketlilige ve dışarı saldıkları için elbette dinamik.

Einstein akıllı birisi ama hatasız degil .
Meşhur denklemide gayet anlaşılır. Ama hata yapıp yaptıgı hatayıda söyleyen birisi.
Evreni duragan sayma durumundan bahsediyorum.

E= m.c karedeki c nin neden c oldugu onun yerine başka bir sabit olsa olmazmıydı ile alakalı bir fikriniz var mı ?

Merak işte ..

Elbetteki benim soylemim, aksini iddia etmedim ki!?
Big Bang uzerine konustugumuza gore onun icerigini ele alarak cevap vermek gerekir. Alintiladiginiz kisma dair.

Model, yanilmiyorsam sayet evrende hidrojen miktarini %75 olarak veriyor. Siz diger mesajinizda, evet, hidrojen hep olsaydi tukenirdi demistiniz.

Evrenin bir başlangıcı olmasaydı, evrendeki hidrojenin tümüyle yanarak helyuma dönüşmüş olması gerekirdi

Neva bu cümleden kast ettikleri senin dedigingibi kütle çekim ve basınç dengesindenmi bahsediyorlar bilmiyorum

Benim bu cümleden anladıgım değişim- dönüsüm. Gayette tutarlı bir cümle.

Evet hidrojen hep olsaydı tükenmiş olurdu.
Maddenin bu özelligi maddenin kendi varlıgının hep var oldugu durumuna karşı bir söz degil.
Bilinen ise hidroJEN nin diger madde şekillerini doğuran olması.
Bu dogurgandan oluşan doğurganların neler doğurdugu biliniyor ama hidrojeni neyin dogurdugu bilinmeyince

Hikayeler masallar üfürmeler -----> big bang tanrı vs başlıyor.

Renkli kısımdaki sözü söyleyenlerin kütle cekim ve basınç dengesinin statik yada değişip değişmeyecegini bilmediklerini sanmam. Çokda iyi bilyorlardır.




Kaldi ki gunes denilen ozunde yildiz/yildiz sistemi, haliyle buna iliskin bilgilerle cevap vermek tutarli olandir. Bu sebeple yanma deyince, yasadimiz gezegen kosullarina iliskin konuyu ele almamak gerekiyor, kisaca nukleosentez. Fuzyonun diger adida yanmadir. Yani bu bir saykil.Bu yuzden yukarida herbirinin sabiti nasil alindi diye sormustum. Cunku evrende oranlari degisken. Benzer yorumunuzda tum evrende boyle olabilirligi.. Kisaca hidrojen yanar helyuma donusur seklinde... Ama evrende bununla kalmiyor. Iyi arastirirsaniz, evrende helyumun yandigi bilgisine ulasabilirsiniz.


Elbette kutlecekim ve basinc ama sadece bununla sinirli degil, ortama dair bir dolu farkli etkenler var.Mesela gunesteki manyetik alanlar(gunes lekesi dedigimiz) ve bunun etkileri, manyetik hidrodinamik alanlar vb. bir dolu faktor var.

Einstein babinda diger yorumlar ise farkli konu basligi. Merak guzel elbette, bunlarla ilgili baslik acarsaniz tartisilir.

Şüpheci Dinsiz
04-02-2020, 19:58
Konuyla ilgili okuduğum kaynaklar şunlar:
https://www.sciencetimes.com/articles/11524/20170403/hydrogen-is-the-most-common-element-heres-the-reason-why.htm
https://www2.lbl.gov/abc/wallchart/chapters/10/0.html
https://stardate.org/radio/program/more-hydrogen
https://www.journals.elsevier.com/molecular-astrophysics/highlighted-articles/how-hydrogen-in-space-is-made

Hidrojen formunun nasıl oluştuğu pek bilinmemekle birlikte Big-Bang'e sadık kalmak için zorlayarak bazı gözlemlenmemiş-gözlemlenemeyecek-doğrulanamaz-yanlışlanamaz şeyler söylemişler.

Buna göre,
Big-Bang patladığı an oluşan milyonlarca derece ısıdaki gaz toz bulutu saçılıyor, bu bulut henüz plazma halinde, yani atom altı parçacıklar halinde iken evrende saçıldıkca soğumaya başlıyor, biz buna plazma bulutu diyelim. Patlamadan yüzbinlerce yıl sonra soğuyan, ancak çekim etkisiyle devasa kütleler oluşturan kısımlar, kendi çok güçlü çekim etkileriyle sıkışıp çok çok güçlü elektromanyetik alanlar, elektrik alanlar oluşturuyor, bu sayede en basit atom formu olan 1 proton+1 elektron (nötron yok) ile ilk hidrojen atomlarını oluşturuyorlar. Devasa kütleye sahip ilk yıldızlar doğuyor, buradan devasa nükleer patlamalar, devasa ısılar vs derken helyum dönüşümü başlıyor. Daha sonra daha karmaşık elementler üretiliyor.

Evreni oluşturan maddenin %73 oranında hidrojen, %25 oranında helyum, geri kalan elementlerin %1-2 oranında olduğu söyleniyor.

Bu iddialara dair gözlem yapmak için JWST (James Webb Space Telescope) teleskopundan faydalanmayı uman epey bilim insanı varmış. 2019 yılında atılması planlanıyordu, daha önce atılması bir kaç kez ertelenmişti, şimdiki durumunu bilmiyorum.

--/--

Yazılardan birinde şöyle bir ifade geçiyor:
Diyor ki, 4.5 milyar yıldır ışıyan Güneş'in hala hidrojen oranı helyum oranından çok daha fazlaymış, daha milyarlarca yıl yetecek hidrojen yakıtı varmış.

Biz çok uzak olmayan uzay gözlemlerinden biliyoruz ki yaşlı yıldızlar sönerken yeni yıldızlar da doğuyor. Yukarıdaki iddia doğruysa plazma bulutu galaksi merkezlerinden uzaklaştıkça soğuyor, çekim gücü çok yüksek olan devasa kütleler oluşturduğunda da hidrojen üretiyor. Koca evrende bunun sürekli olmasını engelleyen nedir?

--/--

Big-Bang'cilerin hidrojenin nasıl oluştuğuna dair iddialarına göre;
Patlamadan yüzbinlerce yıl sonra soğuyan plazma, devasa kütleler oluşturduktan sonra hidrojen atomları formu oluşmuş. Bu iddia doğru olsa bile Big-Bang ile bağlantısı yok. Evrende soğuk bir köşede devasa bir kütlede biriken her plazma bulutu hidrojen üretebilir demektir. Big-Bang bir gereklilik değil bu iddiaya göre.

--/--

Evrende değişim-dönüşüm sınırsız ve süreklidir. Örneğin, yakıtını tüketen Güneş curuf haline gelip oyundan çıkmıyor, başka dinamiklere hammadde oluyor, başka başka formların oluşmasında rol oynuyor.

spartacus
04-02-2020, 21:54
Hidrojen meselesinde, politik bir tutum olduğunu düşünüyorum.
Bir yandan teoriyi doğrulamak için, kuark-gluon plazma(kuark çorbası) seviyelerinden söz edilirken, diğer yandan hidrojeni yapı-taşlarından muaf tutma eğilimi gösteriliyor.

Parçacıkların, daha üst formlarda bulunmadığı durum ise, plazma olarak ifade ediliyor, yani bu kavram, parçacıkların serbest dolaşımlı olabildiği-olduğu ortam için de kullanılıyor.

Hidrojenin verili formunu koruyamadığı, daha üst bir forma geçiş yapamadığı, yani deyim yerindeyse parçalarına ayrıldığı bir ortam, koşul olmalı. O zaman mantıken plazma ifadesi kullanıyoruz...

Örneğin atomları parçalamak -yapı taşlarını ayırmak- için nükleer yöntemler kullanılıyor.
Peki bir hidrojen atomundan, protonun yalıtılması ortamı için gerekli koşullar nedir? Burada nükleer sentezler, füzyonlar konu edilecek, evrende milyarlarca nükleer füzyon gerçekleşiyor.

Sonra dile getirdiğim gibi, hidrojen temel alındığı için, plazma da, serbest dolaşan proton, elektronlar için de, hidrojen protonu, hidrojen elektronu denmekte, herhangi bir başka element de bu biçimde çözünebiliyor(parçalanabiliyor). Oysa 1 proton, 1 elektron serbest, bağlı değilse, hidrojen denemez. Lakin dönüşüm, dönüşümün hem süreçlerine, hem basit yapı, hem de 2 yönüne vurulduğunda, potansiyel hidrojen denebilir. Kısaca 1 hidrojen protonu, yalnızlaşırsa, elektron bağını kaybederse, bu durumda o protona hidrojen denebilir mi? Denemez, denebiliyorsa, hidrojenin biteceğine dair bir ifade kullanılamaz. Ama öyle bir ortam, tam anlamıyla saftır veya mutlaktır denemez, anlık ayrışmalar gibi anlık birleşmeler de içiçe - çorba.

Böylesi dönüşümlerin, atom parçalanmalarının, ancak , Big-Bang ortamında bilmem kaç saniye sonra oluşabileceği, başka hiç bir koşulda mümkün olamacağı(ki dönüşüm 2 yönlü, nükleer yöntemler. evrende milyarlarcası ortada) ifadesinin geçerli bir ifade olmadığını düşünüyorum.

Enketum
04-02-2020, 23:26
Bunlar, kendi başına(bir işi tek başına yapamayacak birinin kendi başına davranması anlamında değil), cümle(herkes anlamında değil), ifade bağlamlarından kopartıldığında, neye göre-dair söylendiği(türkü söylemek anlamında değil) yutulduğunda muğlak kelimeler. Kendim söylüyorum, bir anlamı yok ya da dilediğin(tanrıdan niyaz anlamında değil) yere(yer derken, coğrafik bir yer değil) çekebilirsin(çekmek derken, çile çekmek gibi değil) :)

Burada koptum gulmekten, iyi de oldu.

Aradim, ama bulamadim konular icinde. (Kirinti-kirpinti kadar bile olsa) Mistik dusunce kalipli bir beyin ogrenme ile bu kalibin disina tamamen cikmayi basarabilir mi? Tartisilmissa daha onceden donup okuyayim, yoksa eger yetkim var ise yeni baslik acmayi deneyeyim.

ilahimasal
06-02-2020, 00:20
https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2018/03/16/evrenle-soylesiler-6-bir-fermiyon-ve-bir-bozonla-soylesi/

Evrenle söyleşiler 6: Bir fermiyon ve bir bozonla söyleşi


Richard T. Hammond

Çeviren: Yusuf Öngel

Bu kez iki atomaltı parçacıkla birden söyleştik. Bir fermiyon ve bozondan oluşan bu alışılmadık çift, canlı bir tartışma ortamı oluşturdular. Bu söyleşide, keşfedilmiş olan herhangi bir parçacığın ya bozon ya da fermiyon olacağını anlıyoruz ve bu terimlerin anlamının ne olduğunu da güçbela çözebiliyoruz. Söyleşinin sonunda vardığımız sonuç olarak, bir metafora başvurarak söylersek, fermiyonlar maddenin tuğlası, bozonlar ise harcıdır diyebiliriz.



– İkinize de ortak bir söyleşiyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim…

Bozon atıldı:

– Başlığınızda fermiyonun adının benimkinden önce gelmesine değinmek zorunda hissediyorum kendimi, hatta itiraz ediyorum.

– Affedersiniz, sıralamayı rasgele yaptım, yerlerini seve seve değiştiririm. Sanırım artık başlasak iyi olur. Bir bozon ile fermiyon arasındaki farkı söyler misiniz?

Fermiyon ağzını açamadan bozon yanıt verdi:

– Onun neden burada olduğuna bir anlam veremedim, bozonlar hareketin olduğu yerdedir. Bizler dinamiğiz, etkileşim üretiriz, bir şeyleri gerçekleştiririz. Biz olmasaydık bu sıkıcı fermiyonlar, oldukça sıkıcı bir dünyanın etrafında boş boş gezinirlerdi.

Fermiyon sabırla dinledikten sonra söze başladı:

– İkimiz arasındaki farkı açıklayayım. Öncelikle, gözlenen her parçacık ya fermiyondur ya da bozon.

Bozon araya girdi:

– Gördünüz mü? Fermiyonu ilk sıraya koydu. Pekâlâ, tamam, devam edin.

Fermiyon devam etti:

– Parçacıkların da spini (dönüşü) vardır, tıpkı Dünya'nın kendi ekseninde dönmesi gibi…

Bozon sözünü kesti:

– Hayır, Dünya'nın kendi ekseninde dönmesi gibi değil, parçacık spini hareketten doğmaz, biz kütle veya yüke doğuştan sahip olduğumuz gibi spine de doğuştan sahibiz.

Fermiyon yanıtladı:

– Doğru söylüyor, benzetme yapıyordum. Her neyse, spin Planck sabitinin 2pi'ye bölünmesiyle hesaplanır ve ölçü birimi ħ'dir. Bir veya üç yarım vb.'den oluşan parçacıkların ħ'sine fermiyon; ħ birimi sıfır dahil tamsayı olan parçacıklara bozon denir. Daha basit bir tabirle, spini kesirli olan parçacıklara fermiyon, spini tamsayı olan parçacıklara ise bozon denir.

Bozon lafa karıştı:

– Yine yanlış. Bu tür kaba genellemeler bir fermiyona özgüdür. Sözünü ettiği spin, genellikle z bileşeni dediğimiz ve bazı eksenlerde hızlı giden bileşendir.

– Bu durumda fermiyon haklı mı?

"Evet" diyerek kabul etti bozon.

– Fer… Yani bozonlarla fermiyonlara birkaç örnek verebilir misiniz?

Bozon:

– Tabii ki, bir fotonun, bir ışık partikülünün spini birdir ve haliyle bozondur. Zayıf nükleer etkileşimlerin sebebi olan W ve Z parçacıkları bozondur. Kuarklar arasındaki kuvvetin sebebi olan gluonların spini birdir ve tabii ki kütleçekim alanlarının gravitonlarının da spini ikidir. Bunların hepsi bozondur.

Fermiyon, yüzünde öfke izi olmaksızın ekledi:

– Tüm sabit, bilinen parçacıklar fermiyondur. Örneğin elektronların, protonların, nötronların hep yarım spini vardır ve bu yüzden fermiyondurlar. Keza proton ve nötronları oluşturan kuarkların yarım spini vardır ve fermiyondurlar.

Bozon lafa karıştı:

– Aman, ne büyük marifet! Bozonlar olmadan etkileşime geçemezlerdi. Çekirdeği bir arada tutmaya yarayacak bir güç olmazdı, atomları oluşturan elektriksel güç, manyetik güç olmazdı. Hiçbir şey olmazdı. Evren'de, düz çizgiler halinde hareket eden bir grup tekil parçacık dışında hiçbir şey olmazdı. Yıldızlar, galaksiler, gezegenler olmazdı; hiçbir şey olmazdı.

– Bu gerçekten çok sıkıcı bir Evren olurmuş. O halde bozonların görevi tam olarak nedir?

Bozon söze devam etti:

– İki parçacık arasındaki bir kuvveti, örneğin birbirini iten iki elektronu düşünelim. Bu kuvvet nereden gelir?

– Pekâlâ, birbirini iten yükleri biliyoruz. Anladığım kadarıyla bir elektron elektrik alanı oluşturur ve o elektrik alanı da bir diğer elektron üzerine kuvvet uygular.

Bozon biraz sakinleşmiş bir sesle konuştu:

– Nerelerdeydin sen? Bu görüş boynundaki kravattan bile eskidir. Olan şey tam olarak şudur; bir elektron, değiştokuş parçacıkları, fotonlar oluşturur ve bunlar da diğer elektronlarca emilir. Foton değiştokuşu aralarındaki kuvvetin esas kökenidir.

– Tüm parçacıklar foton değiştokuşu yapar mı?

Fermiyon yanıtladı:

– Hayır, yalnızca elektrik yüklü parçacıklar yapar. Ancak proton ve nötronları oluşturan kuarklar gluon değiştokuşu yapar…

"Ki onlar da bozondur" diyerek araya girdi bozon.

Fermiyon devam etti:

– Evet, onlar da bozondur ve güçlü nükleer kuvvetin nedenidirler.

– Bir dakika durun. Onları oluşturan kuarklar, gluon denen parçacıkların değiştokuşunu yaptığı için nötronlar ve protonlar bir arada kalıyor mu diyorsunuz?

Fermiyon, bozondan kıl payı önce davranarak:

"Bu kadar basit olmamakla birlikte, evet" dedi.

– Tamam, o halde fermiyonlar, yani elektronlar, kuarklar, protonlar vs. bozon değiştokuşu yaparak birbirleriyle etkileşime giriyorlar. Bana öyle geliyor ki bozon ile fermiyonlar arasındaki fark sadece spinleriniz değil, ikiniz de esasta farklı rollere sahipsiniz.

Bozon, "Ve biz olmadan oldukça yoksul bir dünyanız olurdu" diye yumurtladı.

Fermiyon, bozona aldırmadan ve ondan daha iyi açıkladığını düşünerek konuştu:

– Haklısınız. Yaşadığımız Evren'i oluşturmak her iki parçacık türünün de görevi. İkisi de gereklidir ve ikisi de zengin yaşamlara yönlendirebilir. Bozonsuz bir dünyada yaşamak istemezdim, aynı şekilde fermiyonsuz bir dünyayı da hayal edemiyorum.

Bozon fermiyonu kızdırmak ister gibi görünüyordu, yeni bir argüman getirdi:

– Bayan mağrur çok eşitlikçi konuşuyor, ama ona sakın inanmayın! O tam bir züppe, tüm fermiyonlar züppedir.

– Züppe mi?

Bozon heyecanla devam etti:

– Sor bakalım inkâr edecek mi? Etmeyecek, edemez. Parçacıklar, gerek bozonlar gerekse fermiyonlar, özel bir kuantum mekaniksel durum içinde olmakla tanımlanırlar.

– Kuantum mekaniksel hal mi?

Bozon devam etti:

– Bütün bunlar şu demek oluyor: Doğa yasaları tarafından yalnızca izin verilen belirli enerjilere ve izin verilen belirli ivmelere sahip olabiliriz, vb. Bunların ne olduğunu açıkça nitelendirdiniz mi; buna bizim kuantum mekaniksel halimiz, kısaca hal, denir.

– Anladım.

Bozon devam etti:

– Şimdi soruyorum sana, verili bir durumda kaç parçacığın izinli olduğunu biliyor musun?

– Üzgünüm, bilmiyorum.

– Peki, anlatayım o halde. Şöz konusu olan şayet bozonlarsa, limit yoktur. İstenilen kadar parçacık aynı durumu paylaşabilir. Hiçbir şeyi dışlamayız. Ama sözünü ettiğiniz şu züppe fermiyonlarsa, yanıt birdir, yalnızca bir. Fermiyon bir durumu işgal etti mi başka hiçbirine izin verilmez. Buyrun, sorun bakalım, inkâr edecek mi?

Fermiyon karşı geldi:

– Tabii ki inkâr etmiyorum, buna Pauli dışlama ilkesi deniyor.

Bozona hâlâ aldırmıyordu, ekledi:

– Bu özellik kesinlikle Evren'e bu zengin yapısını kazandıran şeydir. Fermiyon olan tüm elektronlar aynı durumu işgal etselerdi, atomlar güçlükle ayırt edilebilirdi ve gördüğünüz harika ve karmaşık yapınız da olmazdı. Aslında, neredeyse boş bir mekân olduğunuzu hesaba katarsak; bu özellik olmadan o sandalye sizi kaldıramazdı. Bu bakımdan gezegeniniz, en azından mevcut halinde kapsadığı şeylerle, hiç var olmayabilirdi.

Bozon yılgınlıkla "Pehh" diye bir ses çıkardı.

– Özetlemek gerekirse, fermiyonlar maddenin tuğlası ve bozonlar da harcıdır diyebilir miyim?

İki parçacık aynı anda, "Güzel söyledin" dedi ve son yorum bozondan geldi:

– Ve harç olmadan hiçbir şey inşa edemezdin, tuğlalar işe yaramaz bir yığın olarak öylece yatarlardı.

– Pekâlâ, çok enteresan bir söyleşi oldu. İkinize de geldiğiniz ve ikiniz arasındaki farkı anlamama yardımcı olduğunuz için teşekkür ederim.


bir proton dengelenmek için elektronu kapınca sürekli HIDROJEN oluyor. Hiçte şaşmıyor ne kadarda mistik !!

Yok yok dederminist
Ne vardı sürekli proton bir tek elektronla etkileşime giripte hidrojen oluşturana kadar KIYMETLIMIZ ALTINI oluştursaydı bizde bir gizem peşinde koşsaydık.

spartacus
06-02-2020, 06:25
bir proton dengelenmek için elektronu kapınca sürekli HIDROJEN oluyor. Hiçte şaşmıyor ne kadarda mistik !!

Yok yok dederminist
Ne vardı sürekli proton bir tek elektronla etkileşime giripte hidrojen oluşturana kadar KIYMETLIMIZ ALTINI oluştursaydı bizde bir gizem peşinde koşsaydık.

Sevgili ilahimasal

İşte o protonun, elektronla etkileşime girdiği bir ortam var. 1 proton, 1 elektron bağlayınca da farklı bir form-yapı oluşturuyorlar, buna da hidrojen demişiz, yani olabilir mi diye sordun, olabilir dendi, izah edilmeye çalışıldı, hatta tuğla, çimento, harç metaforları da kullanıldı, ama tepki verdin...

İnsan bile, en basit, bölünerek çoğalan, ilkel canlıların ilişki, toplamı ve bu ilişki bütünü, açığa çıkan fonksiyoreliğin de bütünü değil mi? Bu bir form-yapı, organizma(örgütlü yapı) değil mi? Basit olanların bileşimi veya organize ilişkisi, daha bir üst formu anlamlı kılıyor. Öyleyse basit olanların ilişkisinden, farklı form-yapıların oluşumu da normaldir. Yani ne vardı, hücreler olmadan bir anda insan ortaya çıksaydı diyemiyoruz.

Altın oluşumu için de ortam, koşul var, basit olana nazaran, biraz daha üst bir ortam - tabi bir altın, elmas gezegeninde olsaydık, o zaman bu kadar değerli olmazdı. ilgili ortamdaki reaksiyonlar da, verili ortamı, koşulu değiştiriyor, bundan söz etmiştim, asimetrik olarak.

Örneğin 1 protonun, 1 elektron bağlaması, basit olanı. Ama elektron bağlamış, bağlamamış, 1 protonun, diğer proton, nötron birlikteliği koşul ve ortamı, haliyle daha farklı. hali hazır ortam yoğunluğu, basıncı ile, oluşan yapıların etkimesi, etkisi, ilişkileri, aynı sonuçları doğurmuyor, ortam, bir bütün halinde dinamik.

1 proton, 1 elektron bağlıyorsa, bu hidrojen oluyor. Ortam, reaksiyonlarla, helyum dömüşümüne de müsait olabiliyor(anlaşılması için "faz" da denebilir). Tamamen saf bir ortamdan söz edilmiyor, reaksiyonlar halinde, dinamik bir ortam.

Demek ki, hidrojen oluşumunun da bir ortamı, zemini, temeli var. Zaten anlatılmak istenen de, o zemin-ortamın, elektron, proton birleşimi-ayrılığının mümkün olduğu ortamla ilgiliydi... Protonun, elektronun bağımsız-serbest halde bulunabilirliği, o duruma nasıl geçildiği ya da o durumdan, söylediğin duruma nasıl geçildiği, ifade edilmek istenmişti.

Kimya yapılmadı, şu ya da bunun bilmem atom ağırlığı nedir, şunun alt-yapısının özelliği nedir, ne değildir, bunlar tartışılmadı, kabaca, genel bir hat üzerinden anlaşılanın, izahı için, nasıl bir ortam olmalı, olabiliyor da, protonlar, elektron bağlayabiliyor konusuna değinilmişti.

Eğer böyle bir konudan söz edilebiliyorsa ve eğer, protonun, elektron bağladığı bir koşul mümkün olabiliyorsa, demek ki, hidrojenin de olaşabildiği bir ortamdan söz edebiliriz. Eğer proton, elektron bağlıyor, buradan bir yapı oluşabiliyorsa, o halde protondan, elektronun ayrıldığı bir ortamdan da söz edilebilir. Bu durumun izahı bir hata değil.

Bu basit ifadeler için, illa kimya konsununda ihtisas gerekmiyor.
Yapı ve yapı-söküm konusu, form-yapılar, dönüşümler açısından önemli oluyor. Bir form-yapı, şu ya da bu koşulda yapılaşıyorsa -ki zaten yapı ise!-, demek ki, hem yapı taşları barındırıyor, hem de, şu ya da bu koşulda söküm, çözünüme maruz kalabilir. 2 yönlü, ikisi de mümkün. Ta ki, elde kalanın artık bir form-yapı olmadığı, yani çeşitli parçacıkların bir aradalığıyla oluşmadığı veya bir şeyin, bir başka şeyle birleşiminden meydana gelmediği, bu sebeple yapı-yapı sökümün anlam ifade etmediği noktasına kadar.

Dolaylı yoldan izah edilebilir "yapı-taşı", "töz" gibi. Zira biz ancak, form-yapı biçimlerini tanımlayabiliriz, nedir sorusunun cevabı orada tanım-sınırlama değil, dolaylı izah olur.

O sebeple demiştim;
Antik çağda, maddenin, anlaşılması açısından yürütülen mantık doğrudur.
Modern çağdaki yapı tanımlı -kategorileştirici- mantık ise yanlıştır ve şu an, hala popüler olarak kullanılan tanım, yanlıştır. Ciddi mantık hatası taşır, kaba totolojidir.

Kategorileştiricilik de, lokal anlamından, ortam-koşulundan, sınırlarından taştığı veya gözetilmediğinde, yanlış olur. Normal veya anormal koşulların ölçütü ne olacak? - elbette bu ifade iradeden bağımsız nesnel alana göre düşünülmeli...

----------------------------------
Evreni salt sıcaklık, soğukluk noktasına indirgemek, ama buradan da evrenin yok olacağı yönlü ifadeler, evren ifadesinin kapsamını darlaştıran, maddeyi yok sayan ifadeler. Şu bitecek, tükenecek vb... Oysa her iki durum açısından, yani soğuma, ısınma, aynı evrende, aynı anda gözlemlenebiliyor, kaynayan su gibi. Bir noktada yıldızlar sönerken, bir başka nokta da yenisi oluşuyor... Ne sönen noktalar sonsuza kadar sönük, ne de sıcak noktalar sonsuza kadar sıcak ve ne yoğunluk ne de yapı, sabit olmuyor, bu bir devinim. öyle bir devinim ki, eşiklere gelindiğinde, 1, sadece 1 noktadaki kıvılcım dahi, asimetrik süreci başlatabiliyor, ilişki, etkileşim sonlanmıyor, daha spesifik ifadeyle, geçici dengeler dahilinde deviniyor.

ilahimasal
06-02-2020, 14:27
https://www.evrenbilim.com/fermiyon/

https://www.evrenbilim.com/wp-content/uploads/2018/11/Standart-Model-700x490.png

ilahimasal
06-02-2020, 15:09
Yerli ( yabancı ) milli ( el) araba şhovu yapana kadar
Şu alttaki yeri haber yapsalar Anlaşılır olur.



https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&url=https://turandursun.com/forumlar/&ved=2ahUKEwisn6md6LznAhUtuaQKHf_oCkYQFjAAegQIARAB&usg=AOvVaw1ibHA6PCic8ozzARks233u

http://thm.ankara.edu.tr/wp-content/blogs.dir/153/files/thm/image3053.jpg

YAPAY ANTİMADDE ÜRETİMİ & KULLANIM ALANLARI
Antimadde Dünya üzerindeki en nadir, üretimi en zor ve en pahalı materyaldir. Altın ve Elmas gibi nadir ve değerli materyaller, antimadde yanında ancak çakıl taşı kadar değerlidirler. Üretim zorluğu ve yavaşlığı sebebiyle 1 gram antimaddenin şu anki değeri yaklaşık 62.5 trilyon dolara denk gelir. Antimaddeyi ikinci olarak gramı 27 milyon dolar ile Californium-252 elementi takip etmektedir. Eğer antimaddeyle gerçekten kıyaslayacak başka bir materyal arıyorsanız, bazı bilim insanlarının bir kaç karanlık madde parçacığı için Dünyayı teslim edebileceklerini söyleyebiliriz.

ilahimasal
06-02-2020, 19:35
----------------------------------
Evreni salt sıcaklık, soğukluk noktasına indirgemek, ama buradan da evrenin yok olacağı yönlü ifadeler, evren ifadesinin kapsamını darlaştıran, maddeyi yok sayan ifadeler. Şu bitecek, tükenecek vb... Oysa her iki durum açısından, yani soğuma, ısınma, aynı evrende, aynı anda gözlemlenebiliyor, kaynayan su gibi. Bir noktada yıldızlar sönerken, bir başka nokta da yenisi oluşuyor... Ne sönen noktalar sonsuza kadar sönük, ne de sıcak noktalar sonsuza kadar sıcak ve ne yoğunluk ne de yapı, sabit olmuyor, bu bir devinim. öyle bir devinim ki, eşiklere gelindiğinde, 1, sadece 1 noktadaki kıvılcım dahi, asimetrik süreci başlatabiliyor, ilişki, etkileşim sonlanmıyor, daha spesifik ifadeyle, geçici dengeler dahilinde deviniyor.

Sevgili spartaküs
Evren yok olacak diyen ,Püf olacak diyenlerin püf oldugu durumunuda ortaya koymaları gerekir. O ne kutumu? Görünmezlik pelerini mi ? Ben görmeyince YOK MU?

Ne yani ,bohçalayıp çıktıgı dedikleri üfürmeye geri konulacak ise o kutuyu nereye koyacaklar.

Tükenecek kelimesi olsa olsa bir ifade şekli olur. Ifadesindeki kastı neyse onu bilmek ne mümkün.
Evdeki ekmekte tükeniyor
Odunluktaki odunda
Cepteki parada.

Şu üstteki söylediklerim tükendide yokmu oldu ? Hayır.

Ekmek migdeye oradan .......
Odun yanarak .....
Para harcanarak.....

Tükenecekten çıkarttıkları YOK olmaksa aklı başında olan kimse buna itibar etmez.
Bende etmem.

Hidrojen tükenecekse tükenir. Senin dedigin gibi helyum olur.

Benim bu konudaki merakım. O madde parcacıkları degil. O madde parcacıkları neden altın olmuyorda hidrojen oluyordur?
Oluyorsa oluyor ,kardeşim ne kurcalıyorsun , Ne gerek var, Salla gitsin, Allah bilir , başkada sorma , bize ne yaaaa. Diyenlere itibar da edememki

Hidrojen oluşmadan altın oluşmuyorsa ki ben yanlışta anlıyor olabilirim. Proton elektron ilişkisi hidrojen olmadan altın vs olmuyor. Neden hemen hidrojen?


Bak mesela buni sormam birilerine mistik geliyor ama değil.
Mistik hava yaratsam hikaye yazar yazdığım hikayeye taban yaratıp çıkar elde ederim.

Senin bu konularla alakalı birikiminde ortada neden senle tartışmaya yada didişmeye giriyimki. Sadece sorarım.

Sorumin cevabında ifadelere degil örneklere değil . Bilim ile uyuşmasına bakarım.

Birilerinin kalıp dedigine girmediğim içinde kalıbın dışına çıkmak için sorarda sorarım

Bin kişi bu konuda fikir bilgi ortaya koyabilir. Hepsinin içindede ufkunu açacak düşünceler olabilir. Neden red edeyim.

Bu dinci de olabilir. Hayal kuran biride.

Hani sen diyorsun ve imza yapmışsın ya !
"
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar."

Ben sersemim
Degil 7 yıl ömrüm boyunca cevaplandıramayacağı soruları 1 saate sorarım. Sorarım ben. Kimse tutamaz.

Bırakın sorsunlar. Cevaplandıramayacağına dair delili sersemliği mi ? Kim demis bunu ? Dayanagı neymiş.

Ha o cümlenin felsefesi bu , bilmem neyi şu denebilir. Desin dursunlar yine sorarım yine sorarım.

Birileri gülüp kopma kalıbından çıkıp soruda sormalı.
Düşünceside , fikride bilgiside sersemce bile olsa ortaya koyup gerekiyorsa sormalı.

Enketum
06-02-2020, 21:55
Bak mesela buni sormam birilerine mistik geliyor ama değil.
Mistik hava yaratsam hikaye yazar yazdığım hikayeye taban yaratıp çıkar elde ederim.
.......................

Birileri gülüp kopma kalıbından çıkıp soruda sormalı.
Düşünceside , fikride bilgiside sersemce bile olsa ortaya koyup gerekiyorsa sormalı.

Sayin Ilahimasal,

Size mistik diyen ben degilim. Sn. Spartakus'ten alinti yaparak yazdigim yazida iki ayri paragraf var. Birincisi guldugum bolum ki: Spartakus'un yanlis anlama engelleme amacli mizahi buna neden olan. Ikinci paragraf (konu farkli oldugundan paragraf basindan basladim) benim merakimi mucip bir soruyu genele yoneltmek amacli sorulmustu, tam da kopmadan ciktigim donemde.

(paragraf basi)- Biraz inorganik-organik kimyadan, biraz fizik, biraz da biyolojiden anlarim. Simya bildigim bir konu degil, o nedenle altin konusunda bir sey soyleyemeyecegim. Hidrojen ise: en basit element, atom numarasi "1" o nedenle, bir proton + bir elektron iste alti ustu. Elde serbest proton ve elektronlar gezinirken ve bunlarin da bag yapma yetenekleri varken olusturacaklari en yakin ve basit element hidrojen olacaktir basitce.

Saygiyla...

Şüpheci Dinsiz
06-02-2020, 23:49
Sevgili Enketum,
Aradim, ama bulamadim konular icinde. (Kirinti-kirpinti kadar bile olsa) Mistik dusunce kalipli bir beyin ogrenme ile bu kalibin disina tamamen cikmayi basarabilir mi? Tartisilmissa daha onceden donup okuyayim, yoksa eger yetkim var ise yeni baslik acmayi deneyeyim.

Elbette -tıpkı tüm üyeler gibi- sizin de konu açma yetkiniz var. İlginç bir konu, mutlaka katkı sağlarım.

Sevgiler

spartacus
07-02-2020, 00:13
Hidrojen oluşmadan altın oluşmuyorsa ki ben yanlışta anlıyor olabilirim. Proton elektron ilişkisi hidrojen olmadan altın vs olmuyor. Neden hemen hidrojen?
İlkel denebilir, basit denebilir.

Aslında, elektronla, proton, kayda değer bir biçimde serbest dolaşabiliyorsa, nükleer reaksiyonlar açısından, bu düşük yoğunluklu bir plazma deryası olduğunu gösteriyor.

Ortam etkileşimi, 1 protonla, 1 elektronun bağ kurmasını sağlayacak kadar gevşek, ama 1 protonun, komşu protonla, hatta elektronuyla birlikte bağ kurmasını sağlacak kadar da sıkı değil. Daha sıkısı, daha fazla atomu birleşmeye zorluyor, yoğunluk arttıkça, ortam bileşenleri arasındaki ilişkiler sıklaşıyor, çetrefilleşiyor, agresifleşiyor...

Burada bir yığın çelişkili süreçler var. Diyalektik bir ortam... Merkez bir yandan yoğunlaşırken bir yandan da yüksek basınçlar oluşuyor, ilişkiler ağı, basınç, ısı değişimleri, yoğunluk merkezi hem çekiyor, hem de basınçla dışarı fırlatıyor, içten içe, uçtan, uca çatışmalar... Yoğunluk arttıkça, hafif elementler dönüşüyor, ilişki ağında çatışmalar, sürtüşmeler, elektron akışları, muazzam iş-enerji, büyük yapılar, ağır elementler oluşuyor, ortam cehennem gibi... Yeni yapılar, daha bir agresifleşen, esnekliğini kaybeden, salınım yapamaz hale gelen, bu halde geldikçe basın. potansiyel, enerji birikimi artan.... artık dönüşümlerin yerini çözülümün aldığı eşiğe değin, çelişkiyle sürüyor. tabi, insan ömrüyle düşünülmemeli.

Öyleki, ortam da, 5 A oluşuyor olsun. 5 A oluşumu ortamı da değiştiriyor, artık ilişki ağları değişiyor, bu çatışma ortam, 5 A'nın da katılımıyla, daha agresif boyuta taşınıyor, B'ler oluşuyor, B lerde dahil olunca ortam daha bir agresifleşiyor, ısınıyor, basınç artıyor vs. C'ler, D'ler, E'ler derken, hem birim alanda çekim gücü etkisi açısından madde miktarı yoğunlaşıyor, yoğunlaştıkça ilişkiler ağı daralıyor,,, hem de böyle iç, içe, asimetrik çelişkili süreçler yaşanıyor. Hasılı çeşitli yapıların, daha büyük yapıların oluşumu, dönüşümleri gerçekleşiyor, neresinden bakarsak bakalım, merkez çökmeye doğruyu yol alıyor... Zaten burada da diyalektik geçerli, çelişki varsa hareket, ilişki, değişim var, bu bir formu bir süre kalıcı kılıyorsa, aynı zamanda dağılmasına da yol açıyor...

Bugün sık, sık şu sözleri duyarız, Bilim insanları neden Big bang'i tercih ediyor sorusunun yanıtı, gözlemlediğimiz evreni daha iyi anlatan bir yaklaşımın olmadığı için denir. Oysa bu gerçek değildir, cevap da değildir. Popüler bilim, politik, ekonomik sebepler, kariyer vs çıkarlar, stotüko, hazır kaynak vs etkili.

Örneğin sömülasyonlarla da defalarca kez sınanmış ve doğrulanmış, gözlemlenen evreni izah etmekte ve uyum içinde olan teori Plazma Evren Teorisidir.
Aşağıya bir kaynak ekliyorum, yanlış hatırlamıyorsam, 70-80 milyar yıllık yapıların da bahsi geçtiği bir kaynak...

https://turandursun.com/forumlar/dosyalar/Esat_Rennan_Pekunlu_-_Evrenbilim.pdf

willaim
02-05-2023, 20:57
Some scientists, including Albert Einstein, fought hard against the idea of a Big Bang — that the universe burst into existence a finite time ago — until the scientific data became too overwhelming to fudge or deny anymore. "In the beginning," indeed. In a brand new video for PragerU, philosopher of science Stephen Meyer asks, "How Did the Universe Begin?"

SENIOR FELLOW AND EDITOR, EVOLUTION NEWS
David Klinghoffer is a Senior Fellow at Discovery Institute and the editor of Evolution News & Science Today, the daily voice of Discovery Institute's Center for Science & Culture, reporting on intelligent design, evolution, and the intersection of science and culture. Klinghoffer is also the author of six books, a former senior editor and literary editor at National Review magazine, and has written for the Los Angeles Times, New York Times, Wall Street Journal, Washington Post, Seattle Times, Commentary, and other publications. Born in Santa Monica, California, he graduated from Brown University in 1987 with an A.B. magna cum laude in comparative literature and religious studies. David lives near Seattle, Washington, with his wife and children.

Around 13.7 billion years ago, everything in the entire universe was condensed in an infinitesimally small singularity, a point of infinite denseness and heat.

Suddenly, an explosive expansion began, ballooning our universe outwards faster than the speed of light. This was a period of cosmic inflation that lasted mere fractions of a second — about 10^-32 of a second, according to physicist Alan Guth's 1980 theory that changed the way we think about the Big Bang forever.

When cosmic inflation came to a sudden and still-mysterious end, the more classic descriptions of the Big Bang took hold. A flood of matter and radiation, known as "reheating," began populating our universe with the stuff we know today: particles, atoms, the stuff that would become stars and galaxies and so on.
This all happened within just the first second after the universe began, when the temperature of everything was still insanely hot, at about 10 billion degrees Fahrenheit (5.5 billion Celsius), according to NASA(opens in new tab). The cosmos now contained a vast array of fundamental particles such as neutrons, electrons and protons — the raw materials that would become the building blocks for everything that exists today.

This early "soup" would have been impossible to actually see because it couldn't hold visible light. "The free electrons would have caused light (photons) to scatter the way sunlight scatters from the water droplets in clouds," NASA stated. Over time, however, these free electrons met up with nuclei and created neutral atoms or atoms with equal positive and negative electric charges.

This allowed light to finally shine through, about 380,000 years after the Big Bang.

Andrew
19-06-2023, 06:56
Big Bang teorisine göre evrenin bir başlangıcı olduğu varsayılmaktadır. Diğer yandan da hiçlikten bir şeyin çıkmayacağını gözlemlerimizden biliyoruz. Acaba Aristo'nun öngördüğü şekilde varlık hareket etmeye başlıyor ve ilk hareket ettirici mi var? Yoksa evren sonsuzdan beri devinmekte midir?


Saygideger Velhelebe,

Istersen Aristo'yu konusuruz, diger filozoflari da konusuruz fakat Big Bang'e dair sunu cok acik soyleyebilirim ki, evren dedigimiz sey, -hic yoktan sifirdan- ortaya cikan bir sey degildir; Big Bang, madde/enerji evreninin sifirdan-yoktan ortaya ciktigini soyluyor ise, bu da bilimsel acidan gecersizdir.

Evren-yoktan-birden bire- buyuk bir patlama ile ortaya cik-ma-mistir. Big bang, olduysa, var olmayan evrende nasil patadi, nerede patladi, kim patlatti, ne patlatti. Boyle sacma bir sey olabilir mi! Bilim de zaten bunu soylemeye basladi. Bir patlama olduysa da, bu patlamadan once farkli bir enerji boyutu vardi. Farkli bir madde durumu vardi. Oyle, bir sey oldu, evren diye bir sey yoklukta ortaya cikti gibi bir sey olabilir mi!


Saygilarimla
A

dine mine ne
19-06-2023, 13:39
Saygideger Velhelebe,
Big Bang, madde/enerji evreninin sifirdan-yoktan ortaya ciktigini soyluyor ise, bu da bilimsel acidan gecersizdir.

Evren-yoktan-birden bire- buyuk bir patlama ile ortaya cik-ma-mistir. Big bang, olduysa, var olmayan evrende nasil patadi, nerede patladi, kim patlatti, ne patlatti. Boyle sacma bir sey olabilir mi! Bilim de zaten bunu soylemeye basladi. Bir patlama olduysa da, bu patlamadan once farkli bir enerji boyutu vardi. Farkli bir madde durumu vardi. Oyle, bir sey oldu, evren diye bir sey yoklukta ortaya cikti gibi bir sey olabilir mi!


Saygilarimla
A

Big Bang teorisiyle ilgili olarak, soruların zamansal ve biçimsel bir konumdan kaynaklandığını ve bu nedenle mekânsizliğin biçimsizliğini göz ardı ettiğini, öncesinde mekânın olmadığı bir durumu düşündüğümüzde, zamansızlık ve mekânsizlik kavramlarının anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.

Büyük Patlama'dan önceki durumun, klasik anlamda var olan bir mekânda gerçekleşmediği ve zamana bağlı bir sıralama ve konumsal yerine dolanıklığın veya kuantum dolanıklığının """anlık""""non-lokal" bir şekilde düşünülmesi gerektiğine inaniyorum. Bu nedenle, 'nerede patladı', 'kim patlattı' gibi sorular, mekânsal bir forma dayandığı için geçerli olmaz.

Benim anlamaya çalıştığım nokta ise, sanal parçacıkların enerji boyutunu ve bu sanal parçacıkların nasıl gerçekliğimizi oluşturan maddenin kütlesini oluşturduğunu anlamaktır. Elektron ve protonlardan oluşan çeşitli elementlerin var olabildiği gibi, zamansız sanalliğin ölçülebilir bir uzamsal gerçekliğe geçişi de mantıklı olabilir.

Zamansızlık ve mekansızlık kavramlarının somut bir örneği bağlamında dolanıklığın oldukça uygun olduğunu düşünüyorum. Sanal parçacıkların hareketlerinden bahsederek, Big Bang'in anlık bir durumsal değişimden konumsal harekete dönüşümüne benzetme yapıyorum aklimca. Sanal parçacıklar, kuantum mekaniği bağlamında geçici olarak ortaya çıkan ve yok olabilen parçacıklardır. Bu benzetmem, evrenin başlangıcının bir noktada sanal parçacıkların etkileşimiyle gerçekleştiği ve ardından evrenin genişlemesinin başladığı düşünülüyor zaten.

spartacus
19-06-2023, 22:01
Big Bang teorisiyle ilgili olarak, soruların zamansal ve biçimsel bir konumdan kaynaklandığını ve bu nedenle mekânsizliğin biçimsizliğini göz ardı ettiğini, öncesinde mekânın olmadığı bir durumu düşündüğümüzde, zamansızlık ve mekânsizlik kavramlarının anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.

Büyük Patlama'dan önceki durumun, klasik anlamda var olan bir mekânda gerçekleşmediği ve zamana bağlı bir sıralama ve konumsal yerine dolanıklığın veya kuantum dolanıklığının """anlık""""non-lokal" bir şekilde düşünülmesi gerektiğine inaniyorum. Bu nedenle, 'nerede patladı', 'kim patlattı' gibi sorular, mekânsal bir forma dayandığı için geçerli olmaz.

Sanal parçacık olmaz. Nesnel-Öznel zeminler karıştırılmamalı, sanal dediğin, maddi etkileşimlerin-aktarımların, bizde oluşturduğu etki üzerine verdiğimiz tepkiden hareketle, yaptığımız yorumlar-benzeştirmelere dairdir. Bir kağıt üzerine bir kelebek resmi çizilmişse, siz kelebek dersiniz, oysa orada olan kağıt-mürekkep-boyadır... sanal zihninizdeki kelebek yorumudur, çünkü kelebeğin görüntüsü, taklit edilmişdir...

Önce zaman kavramını doğru kavrayıp, zaman kavramıyla düşünmekten vazgeçmelisiniz ki böyle akıl-mantık dışı, abuk-subuk paradokslara ulaşmayalım...

Evren'i başlamış bir şey olarak ele alıp, madde=evren diyecekseniz, o evren'in bir başlangıcı yoktur.

Evren'i bir yapı olarak ele alacaksanız, yani maddi formlar ortamı, o halde eveveliyatı da evrendir... Yine bir başlangıcı yoktur, ama değişimlerden yola çıkarak yapılan soyutlamaya göre FORM-YAPISAL başlangıç-bitişler tayin edilebilir.

Hep söylerim, ancak form-yapılar, ilişkiler zemininde başlangıç-bitişler, zaman anlam kazanır, daha alt zeminde(muhteva) zaman anlam taşımaz. zaten zaman dediğimiz de bir TREN YOLU gibi değil, esasında yorumcunun bir durumla, bir başka durum arasındaki kıyasıyla anlam kazanır.

O durum dediğimiz de aslında HAREKETTEN açığa çıkan değişimlere dairdir. Yani hiç bir şey zaman içinde bir yerden, bir yere gidiyor, değişiyor değil, aksine ZAMANDAN BAĞIMSIZ değiştiği için ve böylece siz -o hareket-değişim sayesinde- zaman kavramını soyutladığınız için size öyle geliyor. Kısaca süreci tersine çeviriyoruz, algılayabilmek, ifade edebilmek, kanıksayabilmek için.

Kısaca var-yok-> ortada devinen hamur, bu devinimlerden zamanı soyutluyoruz. Hamur bir yerden gelmiyor, bir yere de gitmiyor. Zaten yer-mekan dediğimiz de, bir şeyin(form-yapı), diğer şeye/form-yapı) göre-nazaran konumunun kıyasıyla anlam kazanan bir kavramdır. Yani lokalize ederek -sınırlayarak- soyutlarsınız, bu lokalleştirme-sınırlama, zaafiyete dönüşünce, bir başlangıç-başlatan zaafı-paradoksu baş gösterir, tedavisi psikolojik değil, felsefiktir. Big-Bang vb. tüm bu tarz teolojik etkileşim, illa bir başlangıç, lokalleştirme, sınırlama zaafiyeti bir hikaye... Ancak;

Etkleşimler sonunda, form-yapılarda gözle görünür değişimler gerçekleşmişse ne deriz?

A idi B oldu... İşte zaman da, isimlendirmeler de, sınırlamalar da, tanımlar da buna dayanıyor. Sen B demeye devam edersin, eğer benim tanımımda evren geniş bir kavram ise, evren demeye devam ederim -ki doğrusu da bu kavramı geniş tutmaktır. Neden? Çünkü özelde herhangi bir şeyin nevi şahsına münhasır ve bir diğer şey'e nazaran-kıyasla anlam kazanmış bir ifade değildir.

dine mine ne
20-06-2023, 20:25
:blabla:Sanal parçacık olmaz. Nesnel-Öznel zeminler karıştırılmamalı, sanal dediğin, maddi etkileşimlerin-aktarımların, bizde oluşturduğu etki üzerine verdiğimiz tepkiden hareketle, yaptığımız yorumlar-benzeştirmelere dairdir. Bir kağıt üzerine bir kelebek resmi çizilmişse, siz kelebek dersiniz, oysa orada olan kağıt-mürekkep-boyadır... sanal zihninizdeki kelebek yorumudur, çünkü kelebeğin görüntüsü, taklit edilmişdir...

Sanal parçacıkların, maddi etkileşimlere ve aktarımlara verdiğimiz tepkiler nedeniyle ortaya çıkan yorumlar ve karşılaştırmalar olduğunu savunuyorsunuz.

Oysa, fizikte "sanal parçacıklar" teriminin özel bir anlamı olduğunu unutmamak lazım. Sanal parçacıklar kuantum alan teorisinde parçacıklar arasındaki belirli etkileri ve etkileşimleri tanımlamak için matematiksel bir kavram olarak kullanılır. Varlıkları matematiksel modeller ve hesaplamalarla desteklenir. Doğrudan gözlemlenemeseler de, etkileri deneysel ölçüm yoluyla dolaylı olarak tespit edilmiştir. Bu ölçümler sanal parçacıkların varlığıyla ilişkili hakkında bize bilgi sağlamaktadır.

Size göre, sanal parçacıkların nihayetinde zihnimizdeki yorumlar olduğunu ve bağımsız bir gerçekliğe sahip olmadıklarını savunuyorsunuz. Bilimin kütlesiz parçacıkların varlığının etkisini ölçebilmesine rağmen, gerçekliğin sadece bizim algı ve yorumlarımızdan ibaret olduğunu iddia ediyorsunuz.

Oysa fizikteki geleneksel görüş, sanal parçacıkları fiziksel olguları tanımlamak için matematiksel araçlar olarak görürken, doğrudan maddi bir gerçeklikleri olmadığını söylüyor. Dolayısıyla sizin felsefi bakış açınız sadece öznel yorum ve algınıza dayalı bir görüş olarak değerlendirilebilir.

Olayları gözlemlerinizle açıklıyor gibisiniz. Misal hareket ve lokalite, çevremiz hakkında bilgi edinmek ve gerçekliği anlamak için önemli kavramlardır. Neşnelerin hareketi, değişiklikleri algılamamızı ve farklı varlıklar arasında ilişki kurmamızı sağlar.

Misal sizin gözleminizle Güneş Dünya'nın yörüngesinde dönüyor gibi görünürdü , ancak gözlemle ilgili, gezegen hareketlerinin doğru gözlemlenmesi "lokalitesi" ve ölçülmesi ile model ve teorilerin geliştirilmesi sayesinde Dünya'nın Güneş'in yörüngesinde döndüğünü görmek mümkün olmuştur. Bu, gözlem ve ölçümlerin lokal anlamaları düzeltmeye nasıl yardımcı olabileceğinin ve gerçekliğin daha doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlayabileceğinin bir örneğidir.

Gerçek, gözlem, ölçüm, araştırma veya diğer lokal nesnel yöntemlerle doğrulanabilir olmalı. Bu nedenle gerçeklerin öznel görüşlerden veya inanç sistemlerinden ayırt edilmesi ve doğrulanabilir kanıtlara dayanması gerekir.

zamanın soyut bir kavram olduğu ve varlık-kaynak (hamur) ile ilgili bir devinim olduğunuda ifade ediyorsunuz. oysa zamanın sadece soyut bir kavram değil, fiziksel bir ""nicelik"" olduğu, temel bir ölçüm aracı ve çeşitli fiziksel teori ve modellerde dikkate alınan bir boyuttur.Genellikle tamamen soyut bir kavram olarak değil, varoluşun ve deneyimin çeşitli yönlerini de kapsayan somut bir kavram olarakta kabul edilir, çünkü günlük yaşamda algıladığımız ve hayatımızda deneyimlediğimizde bir unsurdur.

Uzay-zaman eğriliği de uzayın durağan olmadığını gösteriyor. Einstein'ın genel görelilik teorisine göre, uzay-zaman madde ve enerjinin varlığıyla eğrilir. Belirli bir alandaki kütleler ve enerjiler, etraflarındaki uzay ve zamanın geometrisini etkiler. Bu eğrilik nesnelerin kavisli yollarda hareket etmesine neden olur ve yerçekimsel çekim ve ışığın sapması gibi etkiler ortaya çıkar.

Statik bir uzayda ise, ne de zaman boyutu kütle ve enerjilerden etkilenmediği ve eğriliğin oluşmadığı anlamında değerlendirilmektedir. Oysa uzay-zaman eğriliği uzayın dinamik olduğunu, madde ve enerjinin varlığına bağlı olarak deforme olduğunu gösterir.

Eğer bir evren statik ise, yani zaman içinde değişmiyorsa, uzay ve zaman da değişmez olurdu. Bu durumda uzay-zaman eğriliği oluşmazdı, çünkü uzay ve zamanın "geometrisi" sabit kalırdı. Dahasi statik bir evrende uzay ve zaman değişmez olduğu için ışık hızınında bir önemi olmazdı. Işık hızı, zamanın akışıyla ilişkili bir kavramdır ve zamanın geçişiyle birlikte ışığın hızı da değişmezse, zamanın bir ölçütü olarak kullanılamaz. Statik bir evrende ise zamanın değişmediği ve akışının olmadığı düşünüldüğünde, ışık hızının bir anlamı veya önemi olmazdı.

Böyle bir senaryoda, ışık hızının ilgili olacağı zamana bağlı süreçler veya hareketler konumsal yerine durumsallaşırdı.

Zamanın değişmediği ve akmadığı statik bir evrende, ışık hızı önemli olmaktan ziyade durumsal olarak değerlendirilir. Bu da ışığın özelliklerinin ya da etkilerinin zaman ve hareketle ilgili diğer unsurlarla birlikte ele alındığı anlamına gelir, çünkü ışığın hızı zaman ya da hareketle değişmez.

Örneğin, ışık sinyalleri bir nesnenin konumunu belirlemek veya bir olayın sırasını ölçmek için kullanılır. Durağan bir evrende, ışığın hızı zaman veya hareketle değişmediği için ışığın iletildiği ve alındığı zaman ve yerler daha önemli hale gelir. Bu durumda ışığın hızından ziyade iletim ve alım süreleri, sinyalin yayılma hızı ve gözlemciye olan uzaklığı gibi faktörler önem kazanır.

Zamana bağlı değişiklikler olmadığı için zamanı ölçmek için ışık hızını kullanmaya gerek yoktur. Zamanın ölçüldüğü durumlar başka referanslar ya da durumsal göstergeler kullanılarak değerlendirilebilir. Bu durumda, ışık hızı zaman ölçüsü olarak kullanılmaz, ancak "durumsal" değişiklikler veya etkileşimlerle ilişkili diğer durumsal ölçüler dikkate alınırdı. :lie: :mod:

spartacus
21-06-2023, 07:21
Matematiksel bir kavram olarak -> mantık-matematik->zihin-yorum -> sanal...

Şu an, ciddi, ciddi cevap vermeyi düşünmüyorum. Sürekli aynı şeyleri söylemek ve tekrarlamaktan bıktım, günümüzde en önemli sorun felsefik sefalet sorunudur. Önce kavramların anlamını iyi bilmeli, soyutlamadan kopulduğu her an her şey olabilir, modern mitolojiyi geç, antik mitolojik bile zortlayabilir.

Gözlem araçlarımız, parçacık altı-altıyla etkileşime giremediği sürece, elde iki şey kalır;
ya üfürmek, ya da gözlemlediğini yorumlamak-gözlemlenebilir etkilerden yola çıkarak, çıkarımlarda bulunabilmek-, üfürmek mantıklı değil.

Kaldı ki form-yapı altı tüm ifadelerimiz, insanın algılayabilmesi içindir, yani bir çok terim çelişse de kullanılmak zorunda kalınır, başka türlü ifade edilemez -çünkü algılayacak olan ÖZNEDİR, dil(araçlar) kullanılmak zorunda kalınır. Kelimelere değil cümlelere odaklanmak gerekir, ne anlatılmak istediğine bakmak gerekir, e-göre, e-dairlik, anlam önemli.

Şey olarak sanal parçacık olmaz

Sözlük Oxford Languages
1. sıfat
matematik terimi
gerçekte yeri olmayan, gerçekte var olmayan, ancak zihinde tasarlanan.
2. ad
matematik terimi
negatif bir sayı üzerinde alınan ve ikinci kuvvetten bir kök taşıyan cebirsel ifade.

Son olarak tekrar edeyim, boşluk yok, tüm boşluklar madde ile doludur, madde-boşluk birlikte. Madde boşlukları doldurur -eğer salt bir boşluk varsayılabiliyorsa... Kısaca sizin bir şey yok sandığınız her ortam, gözlemlenemez düzeyde yoğun madde-boşluk birlikteliğiyle doludur, böylece dalgalar -etki-tepki yayılımı- anlam kazanır, etki eder, ama dalganın kendisine fiziksel olmayan bir şey gibi -çünkü daha alt zeminde bir şey görmüyorum, boşluk var(boşluk yok, sadece gözlemleyemeyeceğimiz düzeyde parça-form-yapı- altı var!)- diyerek, sanal üfürmelerde bulunmak mantıklı değildir...

O::::::O::::::::O::::::O:::::::O:::::::O:::O:::O:: :O::O::O:O::O:::O::O::O:::O
O::O::O::O:::::O::O:::O:::::::O:::::::O:::O:::O::: O::O::O::O::O:::O::O::O:O
O::O::O::O:::::O::O:::O:::::::O:::::::O:::O:::O::: O::O::O::O::O:::O::O::O:O
O::::::O::::::::O::::::O:::::::O:::::::O:::O:::O:: :O::O::O:O::O:::O::O::O:::O

O -> gözlemlenebilir form-yapı.
: -> gözlemlenemez zemindeki parçalar
Tümü->madde ve maddeden mutevellit form-yapılar. Etki, fiziksel(kimyasal da dahil) bir kuvvet...

örnekleme
ETKİ-KUVVET->O::::::O:::::O::::O:::::O::::O:::O:::O:::O::O::O:O ::O::O::O::O:O->çıktı

DALGALANMAYA yol açar. parçacıklar, boşluk vb, yer değişimleri yaşanır, itilmeler-çekilmeler(etki-tepkime-etkime-tepkime-etkime-girdi-çıktı, reaksiyon) hareket açığa çıkar. 3D, lineer düşünmemeli, 360 derece, ortam dahili düşünmeli...

Etki-ÇIKTI = o da İŞ OLUR, böylece iş potansiyeli, ne kadar iş yapabilir, gerçekleşebilir sorularına dayalı olarak da enerji kavramı anlam kazanır, SOYUTLANIR.

ilahimasal
21-06-2023, 15:12
SANAL PARÇACIK ABUKLUĞU

gözlemlenemeyen bir şey doğrudan deneysel olarak doğrulanamaz veya gözlemlenemez. Bilim, gözlem ve deneysel verilere dayanarak bilgi üretme yöntemidir. Gözlemlenemeyen veya doğrulanamayan bir fenomen veya kavram hakkında kesin bilgiye sahip olmak mümkün değildir.

Sanal parçacıklar abukluğu , matematiksel hesaplamalar ve teorik modellerin bir parçası olarak kullanılır. Bu hesaplamalar, kuantum alan teorilerini ve kuantum mekaniğini anlamak ve fenomenleri TAHMİN etmek için kullanılsa da , sanal parçacıkların varlığı deneysel olarak doğrulanamaz çünkü doğrudan gözlemlenemezler.



doğrudan gözlemlenemeyen bir fenomen veya kavram hakkında kesin bilgi üretmek mümkün değildir. Bilim, gözlemlenebilir verilere dayalı olarak BİLGİ üretme sürecidir. Sanal parçacıklar da doğrudan gözlemlenemeyen ve deneysel olarak doğrulanamayan bir kavramdır.

sırf kendi ideolojisini egosunu tatmin etmek için BİLGİ yi öncelemeyen , bilgi dediğimiz nasıl elde ediliri bilmeyen mantıksız veya saçma sözler sarf edenleri , kendi aklını değilde yapay akılları bu saçmalıklarına ortak edenler bilgi değil safsata üretirler

.Sanal parçacıklar, kuantum alan teorilerinde kullanılan soyut bir kavramdır ve fiziksel gerçeklikte doğrudan gözlemlenmeyen bir kavram olduğundan , bu kavramı anlamlandırmak veya zihinde canlandırmak olsa olsa hayalperestlerin işidir bilimle bilgiyle alaksı yoktur. bir konuyu yanlış veya çarpıtılmış bir şekilde sunmak, yanlış argümanlar veya mantıksız iddialar ortaya koymak



bu ve benzeri konuları, yanlış veya çarpıtılmış bir şekilde sunmak, yanlış argümanlar veya mantıksız iddialar ortaya koymak bilimsel ci şarlatanlığa girer. şarlatanlara kendi ürettiği SANAL ifadesini doğru anlatmak neredeyse imkansızdır anlatmaya uğraşılan bu tiplerin samimiyeti ideolojik duruşları ile doğru orantılıdır.

genel geçer halleri DOGMACILIK dır oradan beslenirler. dogmacılık bunlarda süreklilik arz eder. değişmezler , evreni anlayamadıkça bir tanrıya saparlar bu tanrının tek tanrı çok tanrı olmasına gerek yoktur. tanrısallaştırılmış bir soyut kavram olması bile yeterlidir. patlatıp çatlatıp dağıtıp bir evren modelleyip
bunun üzerinden safsata üretirler , big bang safsata sı gibi , onca bilim insanı
bu teoriye bel bağlasa da , bu bilim insanlarının yoktan var olmadı CÜMLESİNİ BİR TÜRLÜ İÇLERİNE SİNDİREMEZLER . lafını etmeden big bange sarılırlar. çünkü egolarının bu dogmadan nemalanması gereklidir.

Evrenin bir başlangıcı olması !!!!!
neden bu şekilde telafuz edilir ve ısrarla üzerine durulur ? algıda seçiçilikden olur. algısı sürekli bir yaratan . yaratıcı , mühendis , kendinden daha şişman bir irade ister.

evrene don biçmek tanrıcılara ait bir davranış şeklidir . evren her yerinde aynı muhteva ile yani madde ve maddenin ortaya çıkarttığı niteliklerle değişimini devam ettirir. bunuda o minnak zihincikleri ile değiştireceğini sanan safsatacılar her yerde ve burada çarpıtmaya devam ediyorlar.


ah keşke soyutculuğun faydalı ancak abartılmadan sadece anlatmak için kullandığımız kelimelerden ve o kelimeye yüklediğimiz anlamdan ibaret olduğunu kavrayabilseler.
bir zamanlar kelimeler ile ifade edilirken bu gün cümleler yetmiyor farkındamısınız. o kadar çok soyutluyoruz ki yinede evrene ve muhtevasına komutlar veremiyoruz. veremeyizde zaten
soyutlamaya cümleler yetmiyor paragraflar , paragraflar yetmiyor , kitaplar dergiler, onlar yetmiyor ansiklopediler ve bu gün bir çok bilgisayarlar , yazıyoruz yazıyoruz yinede maddeyi soyutlamaya yetmiyor.
neden acaba ?

evreni soyutlamak evrenin kendisini bağlamıyor zaten. evrene başlangıç koymak ancak bir ahmağın işi olabilir diye düşünüyorum.

evrende beni en çok şaşırtan şey manyetik alanlar , o manyetik alanların maddenin muhtevasına bağlı olduğunu bilmek evrenin her noktasında manyetik alanın işlerliğini ,anlamak evrenin nasıl bir muhtevaya sahip olduğunu bize gösteriyor zaten.

evrenin parçası olan Dünya da insanı anlamlandırmaya çalışmak çok komik aslında. anlamsız kalıyor . evrene bakan insan bunu zaten biliyor ve ezikleniyor , ezikliğide ölüm yok olma korkusu ile safsata üretmeye başlıyor olan bu .