Orijinalini görmek için tıklayınız : The Mist (2007)
https://www.youtube.com/watch?v=YfTU6x_nXso
diyalogların bir kısmı şöyle:
(...)
Amanda Dunfrey: İnsanlığa fazla inancın yok, değil mi!?
Dan Miller: Yok, her ne haltsa...
Amanda Dunfrey: Bunu kabul edemem! İnsanlar esasen iyidir, edeplidirler! Tanrım, David! Biz uygar bir toplumuz!
David Drayton: Evet, tabii, makineler çalıştığı sürece, ve 911'i arayabiliyorsan... Ama bu olanakları ellerinden alıp insanları karanlığa atarsan, ve korkudan altlarına sıçtırırsan onları... yoktur artık kurallar... görürsün ne kadar ilkelleşeceklerini...
Dan Miller: İnsanları yeterince kötü korkutursan onlara herşeyi yaptırabilirsin. Ve onlara bir çözüm ya da ne haltsa sunan herkimse ona döneceklerdir..
Amanda Dunfrey: Ollie, bari sen bana arka çık!
Ollie Weeks: Çıkabilmeyi isterdim. Bir tür olarak biz, fundamental olarak akıl hastasıyız. Bir odaya iki kişiden fazlasını koyduğunda taraf tutarız, ve birbirimizi öldürmek için gerekçeler kurgulamaya başlarız. Politikayı ve dini niçin icat ettik ki?
Amanda Dunfrey: Yüce İsa... bu... sadece yanlış...
---
Toby Jones'un (Ollie) yanıtındaki "biz fundamental olarak akıl hastasıyız" ifadesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ahlaksız
11-02-2018, 18:07
İyi filmdi..
Genel olarak insanı bir virüs,bir hastalık olarak görürüm..Matrix'teki ajan smithin(avatarım) hastasıyım yani:)
Yalnız bu teşhis,insanın bir hastalıklı gibi üreme/çoğalma/tüketme içgüdüsünden kaynaklanır..Bu da genlerin bencilliği ile gayet uyumlu bir durumdur..Bu da gayet normal..Çünkü sonuçta bir primatız,başka bir şey değil..Hayvanların da tek derdi üremek sonuçta..Bu yüzden milyarlarca primat Dünya'ya hakim olmuş durumda..
Diğer taraftan insanın özünde bir akıl hastası olduğunu söylemek doğru değil..Niye?Çünkü zaten doğamızda şiddet var..
İki kişi kavga edince bir tarafı tutmakta bizi hasta yapmaz..Hastalık çok farklı bir şey..
Akıl hastalığını şöyle görmek lazım..Herkes ürerken üremeyen,herkes arabaya binerken binmeyen,herkes çalışırken çalışmayan,herkes askere giderken gitmeyen,herkes tüketirken tüketmeyen,herkes zihinsel ve fiziksel anlamda savaşırken savaşmayan..vb
Yani,sürü şeklinde hareket eden topluma,bireysel bir tepki koyabilen insanlara akıl hastası gözüyle bakabiliriz..Çünkü burada doğal olmayan bir durum sözkonusu..Bu kişilerde filozof diyebileceğimiz kişilerdir işte..Toplumlara yön veren,tamamen hayvan gibi davranan toplumların kendisine gelmesini sağlayan bu kişilerdir..Bir toplumda bu kişilerden ne kadar çok olursa,o toplum o kadar gelişir/değişir..
Mesela bugünün Türkiye'sinde ''savaşa hayır'' diye feryat eden bir filozoftur..Aslında bu normal bir insan davranışı..Çünkü savaş,insanların yok olmasına,maddi/manevi kaybetmesine neden olur ve genelde,normal olarak insanlar savaşa karşıdırlar..Türkiye'de normal insanlar nerdeyse hiç olmadığı için,bugün bir Türk'ün savaşa hayır demesi,onu otomatikman Türkiye'nin filozofları arasına koyar..Filozof olmak bu kadar basit değil tabi ama toplum tamamen çürümüşse,filozofluğun da seviyesi yerlerde olur tabi..
bu arada "akıl hastası" kullanılan sözcüğün ("insane") tam karşılığı olmayabilir, Ollie "fundamentally insane" dediğinde , "içsel olarak çıldırık / özünde sükunsuz", veya "sadece koşullara bağlı olarak aklıselim hale gelebilen" gibi birşey demek istiyor (Türkçe'de kelime olarak tam bir karşılığı var mı bilmiyorum insane'in.. )
Şüpheci Dinsiz
11-02-2018, 18:38
Sevgili soavé,
Toby Jones'un (Ollie) yanıtındaki "biz fundamental olarak akıl hastasıyız" ifadesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
"Fundamental" derken biyolojik sebeplere doğrudan bağlılığa-bağımlılığa vurgu yapıldıysa, "akıl hastalığı" derken iradesizlik haline vurgu yapıldıysa doğrudur.
Yine de, bu konu özelinde "fundamental", "akıl" ve "akıl hastalığı" ifadelerinin, bunların doğanın üretimi olduğunu da göz önünde tutarak nasıl tanımlanmalı, nasıl anlaşılmalı diye üzerinde durmak gerekir.
Aklımın dingin olduğu bir zamanda daha uzun yazacağım, güzel konu için teşekkürler.
Sevgiler
Şüpheci Dinsiz
05-03-2018, 21:34
Tıp hangi durumları akıl hastalığı olarak tanımlıyor, önce bunlara bir bakalım.
Gerekçesiz olarak her şeyden şüphe duyanlara, gerçekte var olmayan kişilerle-varlıklarla konuştuğunu, onları gördüğünü iddia edenlere, gerekçesiz olarak birşeylerden aşırı korkanlara, gerekçesiz olarak belirli nesnelere-konulara takıntılı olanlara, birden fazla kişilik gösterenlere, sadistik, mazoistik, sado-mazoistik eğilimleri olanlara ve saymadığım bazı davranışları sergileyenlere akıl hastası gözüyle bakılıyor.
Konu hakkında 30 yılı aşkındır ister istemez edindiğim, bir çok psikiyatr ile konuşmamdan ve kitaplardan-makalelerden öğrendiğim bilgilerin özeti şu; vücut tarafından salgılanan bazı hormonların üretimi çeşitli sebeplerle azalır veya artarsa beynin olayları değerlendirme-sonuç elde etme-karar verme biçimi değişiyor.
Bu "çeşitli sebepler" şunlar olabiliyor;
- Kişi genetik olarak bu özelliği ailesinden devralabiliyor, genetik miras çok belirleyici olmamakla birlikte, istatistiklerde önemli bir yer tutuyor. Ebeveynlerinde bu durum görülmüş bireyler daha yatkın oluyor denebilir.
- Kişi uzun süreli (6+ ay) beslenme yetersizliğine maruz kalmışsa, veya uzun süreli moral bozukluğu yaşamışsa, moral durumu ve iyi beslenememek hormon üretimini etkilediği için kişinin hormon dengesi geçici veya kalıcı olarak bozulabiliyor.
- Verilen ilaçlar hormonların düzenlenmesi için olmakla birlikte, vücut metabolizması bir kez duygu durum bozukluğunu öğrendiği için tedavi olunsa bile -dikkat edilmezse, yakından takip edilmezse- durum tekrarlanabiliyor. Ve ne kadar çok tekrarlandıysa tekrarlama periyodu o kadar sıklaşıyor.
Tıbbın elinden gelen şimdilik bu kadar. İlaçlar çok ağır, yan etkileri çok fazla, çok pahalı. İşin doğrusu, örneğin moral bozukluğu sonucunda "hasta" olmuş bir insanın moral bozukluğunun giderilmeyip yalnızca ilaçla tedavi edilmesi tıbba ve doğaya aykırı bir durum. Hastanelerde gördüğüm kadarıyla yalnızca ilaç yazılıyor. Bir kaç kez benim zorlamamla lütfen kan tahlili yaptılar, hormon seviyesine baktılar. İlaçların yan etkilerinin azaltılması için sık sık karaciğerde bir enzime bakılması gerekiyor, onu da benim zorlamamla yaptılar.
Yani iddia şu; deniyor ki hormon salgı miktarları değiştiği için hasta olunuyor. Peki, o zaman hangi hormon ne kadar artımış-azalmış diye neden tahlil yapmıyorsun da hemen dayıyorsun ilacı? Yalnızca hastayla bir kaç dakika konuşarak hangi ilacın gerektiğini nasıl anlayabiliyorsun?
Burayı daha fazla uzatmadan asıl konuya bağlayayım.
Önceki yazdıklarım, olaylara olan tepkileri çoğunluktan farklı olan kişileri kapsıyordu. Bunların bir kısmı kendisine veya başkasına zarar verme potansiyeli de barındırıyor. Bu kişilerin bazı tepkilerini -aşırı- olarak değerlendiriyorsak, aslında -akıl hastası- olarak teşhis konmamış kişilerin de bu tepkilerin aynısını verdiğini söylemek şaşırtıcı gelebilir. Aradaki fark; gösterilen tepkinin yeri-sürekliliği ve şiddeti olabilir, ama mekanizma aynıdır.
Vardığım sonuç şudur; biyolojik tasarım olarak bu dürtüler insanda mevcut. Bazı kişilerde bu dürtüler (toplum normallerine göre değerlendirildiğinde) fazla öne çıktığında (bence haksız bir şekilde) akıl hastalığı olarak değerlendiriyoruz. Oysa, toplum geneli tarafından anomali olarak değerlendirilen dürtüler istisnasız hepimizde var ve hepimizde bu dürtüler sık sık irili ufaklı olarak ortaya çıkıyor. Çünkü biyolojik yapımız böyle.
Hiç birini öldürecek kadar sinirlendiniz mi? Öfkeniz geçtiğinde öldürme fikrini aşırı bulup, "yau ben niye bu kadar sinirlenmişim, amma saçmalamışım" diye hayıflandığınız da, olayı öldürmeye taşıyan noktayı tam hatırlayamadığınız da olmuştur. Beyin adrenalini yiyince olmayacak şeyleri olurmuş gibi, aptalca şeyleri yapmak zorunda olduğunuz doğru birşeymiş gibi, bundan hiç zarar görmeyecekmişsiniz gibi gösteriyor.
İradeyi güçlendiren eğtim sistemine sahip olmayan geri kalmış ülkelerde suç oranının kat kat yüksek oluşu bu bulguyu doğrulamıyor mu?
Sevgiler
Ahlaksız
05-03-2018, 23:00
Şüpheci Dinsiz ;güzel yazmışsınız..
Ne olduğumuza dair,şu kısa videoya da bakılabilir:)
https://www.youtube.com/watch?v=cW1e8tnly2w