PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 9 Mayıs Zafer Gunu


Saint-Just
09-05-2018, 13:02
Bugün fasizmin kaybedisinin yil dönümüdür. Muzaffer Kızıl Ordu'ya, kadın-erkek partizanlara, kahraman Sovyet halklarına ve Stalin'e şan olsun!

http://haber.sol.org.tr/emek-sermaye/9-mayis-boyun-egmeyenlerin-zafer-gunu-237046


Bugün farklı uluslardan milyonlarca insanın kanıyla Nazi faşizmine karşı kazanılan büyük zaferin 73. yıl dönümü.

Dünya'nın dört bir yanında Zafer Günü olarak kutlanan 9 Mayıs, Berlin'deki Reichtag'a yani Alman parlamento binasına orak-çekiçli kızıl bayrağın dikildiği gün.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin ve Avrupa'daki komünist partilerin öncülüğünde kurulan direniş örgütlerinin eşi görülmemiş fedakarlığını, canı pahasına karanlığa boyun eğmeyen milyonları saygıyla anıyoruz.



İŞÇİ SINIFINA KARŞI DESTEKLENDİ
Faşist hareket ilk olarak İtalya'da, Benito Musollini'nin Ulusal Faşist Partisiyle iktidara geldi.

İtalyanca "demet" anlamına gelen "fasci"den türeyen faşizm, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından İtalya'da yükselen işçi sınıfı hareketine karşı toprak ağalarının ve büyük sanayicilerin kurduğu "fasci di combattimento"nun ideolojisi olarak ortaya çıktı.

"Fasci di combattimento" yani "savaş birlikleri" patronların ve toprak ağalarının desteğiyle 1910'lu yıllarda örgütlendi, silahlandı ve daha iktidara gelmeden işçi önderlerine ve komünistlere karşı pek çok katlima ve siyasi cinayete imza attı.

İlk olarak farklı bölgelerde birbirinden bağımsız bir şekilde kurulan bu çeteler, daha sonra Musollini'nin önderliğinde bir federasyona ve ardından Ulusal Faşist Parti'ye dönüştü. 1922 yılında iktidara gelen Faşist Parti, İtalya'yı 1943 yılına kadar terörle yönetti.

ALMANYA'DA FAŞİZME GÖZ YUMULDU
Faşistlerin İtalya'da iktidarı ele geçirmesinden 10 yıl sonra, 1933 yılında Nazi Partisi Almanya'da iktidara geldi. Devleti ele geçirmeye giden yolda her türlü entrikayı çeviren Nazi Partisi, Alman sermayesinden büyük destek gördü.

Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgisinin ardından imzaladığı ağır anlaşmalarla silahlanmasına sınır getirilen Almanya'nın, uluslararası işçi sınıfı hareketine ve SSCB'ye karşı Avrupa'da kapitalizmi korumak için bu anlaşmaları ihlal etmesine ve hızla militaristleşmesine göz yumuldu. Naziler iktidardayken dahi ABD'li şirketler Almanya'ya büyük yatırımlar yapmaya devam ettiler.

ABD Nazi Partisi'nin yaklaşık 22 bin kişinin katıldığı salon etkinliği - Madison Square Garden, New York, 1939
(ABD Nazi Partisi'nin düzenlediği 22 bin kişilik salon etkinliği - Madison Square Garden, New York, 1939)

NAZİLERE YOLU SOSYAL DEMOKRASİ AÇTI
Nazilere iktidar yolunu açansa, daha sonra bunun bedelini ağır ödemekle birlikte, Sosyal Demokratlar oldu.

Ekim Devrimi'nin ardından devrim Almanya'ya sıçramış, Almanya'nın dört bir yanında sovyetler kurulmaya başlamıştı.

1918 Kasım Devrimi ya da Alman Devrimi olarak anılan gelişmeler Kayzer II. Wilhelm'i ülkeden kaçmaya zorladı ve Birinci Dünya Savaşı'na son verdi. Devrimin ardından kurulan Weimar Cumhuriyeti'nin ilk hükümeti Sosyal Demokratlar, ilk devlet başkanı ise bu partinin lideri Friedrich Ebert'ti.

Kasım Devrimi'nin ardından kurulan Ebert hükümetinin ilk işi ise, Devrimi ilerletme çağrısı yapan komünist Spartakistler Birliği'nin önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebnecht'i vahşice katlettirmek ve işçi sınıfı hareketini kanla bastırmak oldu.

Bu kirli savaş için Ebert, sosyal demokrat Savunma Bakanı Gustav Noske'ye, daha sonra Adolf Hitler'in ve Nazi Partisi'nin de içerisinden çıkacağı, karşı devrimci milis gücü Freikorps'u (Özgür Birlikler) kurdurdu.

EHVENİ ŞER FAŞİZME GÖTÜRDÜ
Sosyal Demokrat Parti, 1933'e giden süreçte de her zaman komünistlerden daha fazla korktu. Nazi partisi büyük bir tehdit olarak hissedilir hale geldiğinde bile, faşizme karşı komünistlerin "işçilerin birleşik cephesi" önerisini desteklemek yerine, bugün de emperyalistlerin çok sevdiği "iki aşırı kutup" söylemini kullanmayı yeğleyerek faşizmle komünizmi eşit gören bir yaklaşım tercih etti.

Sosyal demokrasinin faşizme kapıları ardına kadar açtığı uğrak ise Nisan 1932'de yapılan seçimlerde aldığı tutum oldu.

ABD Komünist Partisi'nin önderlerinden William Z Foster, Üç Enternasyonal'in Tarihi kitabında Nisan 1932 seçimlerini şöyle anlatıyor:

"Sosyal demokrasinin son ihanetiyse, Hitler'e nazaran 'ehveni şer' olduğu ve Nazi faşizminin önünde bir set olacağı gibi aptalca bir varsayımla Von Hindenburg'un devlet başkanlığına yeniden seçilmesiydi. Nisan 1932'deki tayin edici seçimin sonucunda Hindenburg, 18 milyon 657 bin 497 oyla, 11 milyon 339 bin 446 oy alan Hitler'i geride bırakarak seçimi kazandı; Komünist aday Thalmann ise 4 milyon 983 bin 341 oy kazandı.

Hindenburg, elbette Hitler'e göre 'ehveni şer' değildi; aksine tam da Hitler'i iktidara taşımak için en uygun araçtı. Bu gerçeği eksiksiz bir şekilde ortaya koyan komünistler, 'Hindenburg'a verilen oy Hitler'e verilmiştir' diyerek, Hindenburg ile Hitler arasında yapılacak tercihin faşizme giden iki yoldan birini seçmek olacağı konusunda işçileri uyardı. Ne var ki sosyal demokrasi, burjuvaziyle trajik ittifakını sonuna kadar götürmekten vazgeçmedi.

(...)

30 Ocak 1933'te Hindenburg, Nazilere tamamen teslim olarak Hitler'i şansölye yaptı. Nazilerin terör saldırıları birden katlanarak arttı. Komünist Parti tamamen yasadışı ilan edildi, yüzlerce komünist öldürüldü ya da tutuklandı."

İLK BÜYÜK SAVAŞ: İSPANYA
İspanya'da Komünist Parti'nin de içerisinde yer aldığı Halk Cephesi'nin 1936 Şubatı'nda seçimleri kazanması ve aynı yılın Temmuz ayında başlayan General Franco önderliğindeki Falanjistlerin ayaklanması ülkeyi hızla iç savaşa sürükledi. Alman ve İtalyan faşistler de, ülkelerindeki işçileri kölece çalıştırarak arttırdıkları savunma sanayii üretimlerini İspanya'daki faşist isyancılarla paylaşmaktan geri durmadılar.

Cumhuriyetçilerin, Alman destekli Falanjist isyancılara karşı yürüttüğü mücadele 1939 yılında yenilgiyle sonuçlandı. İspanya İç Savaşı insanlıkla faşizm arasındaki ilk büyük savaştı. Farklı uluslardan komünistlerin İspanya'yı savunmak için oluşturduğu Uluslararası Tugaylar ve yine komünist komutan Enrique Lister'in Madrid'i savunmakla görevli 5. Alay'ı boyun eğmeyen insanlığın direnişinin sembolü haline geldi.

Sadece Sovyetler Birliği'nin anlamlı ölçüde destek yolladığı İspanya Cumhuriyeti'ne, yine Halk Cephesi'nin iktidarda olduğu Fransa, demokratik kabul edilen İngiltere ve ABD ihanet ettiler. Aynı yılın Mart ayında Çekoslovakya'nın işgali de Batı'nın süper güçleri tarafından sessizlikle karşılandı.

İŞÇİ DÜŞMANLIĞI VATANA İHANETE GEBE
Nazi Almanyası ve Mihver güçleri olarak anılan faşist ordular, adeta herhangi bir direnişle karşılaşmadan Polonya'yı, Paris dahil olmak üzere Fransa'nın yarısını, Yunanistan'ı, kısacası Avrupa'nın büyük bir kısmını ele geçirdi.

Nazi Almanyası'nın ilerleyişine herhangi bir direniş gösterilememesinin altındaysa Alman savaş makinesinin gücünden çok, Avrupa hükümetlerinin baş düşman olarak işçi sınıfı hareketini ve Sovyetler Birliği'ni görmesiydi.

İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Fransa'da muhabir olan İlya Ehranburg, Paris Düşerken adlı romanında Fransa'daki burjuva siyasetçilerinin içerisinde bulundukları çürüme ve ihaneti çok etkileyici bir şekilde anlatıyor.

"Akşam olmuştu, Alfred'in yanına çöktü Lucien. Ateş yanıyordu ama üşüyorlardı. Bir süre sustular. Sonra Alfred:

'Milletler Topluluğu tarafından alınan karardan sonra...' diye başladı.

Patlar gibi gürledi Lucien:

'Laf! Boş laf bütün bunlar! İhanetleri, kişisel çıkarları, kindar hesapları gizleyip örtbas etmeye yarayan laflar. Breuteuil'i gördün işte. Cennete gitmekten başka tasası bulunmayan saygıdeğer bir adam dersin değil mi? Büyük bir 'yurtsever'. Lorraine dediğinde ağlayacak sanırsın. Duy bak: Adı gibi biliyor Breuteuil, Grandel'in Almanya hesabına çalışan bir casus olduğunu. Biliyor ve saklıyor. Sanıyor musun ki Picard savaşa hazırlanmıştır? Ne münasebet! Faşist hükümet darbesini hazırlıyordu. Nereden aldılar makinelileri? Düsseldorf'tan. Parayı kim verdi kendilerine? Kielmann isimli bir Alman. Bu çamurun ortasında sen de tutmuş, Milletler Cemiyeti'nden söz ediyorsun!'"(Paris Düşerken, Ehrenburg)

DÖNÜM NOKTASI: STALİNGRAD
Elbette ihanetin yanında direniş de vardı. Nazi işgalinden sonra Fransa'da, Yunanistan'da, Çekoslovakya'da, Arnavutluk'ta ve Yugoslavya'da büyük direniş örgütleri kuruldu.

Ancak savaşın seyrini değiştiren gelişme ABD ve İngiltere gibi emperyalist güçleri de Nazi Almanyasına karşı geniş kapsamlı bir çıkarma operasyonu düzenlemek zorunda bırakan Stalingrad zaferi oldu.

Yaklaşık 1 milyon 100 bin Sovyet askeri çarpışmalarda hayatını kaybetti. Çarpışmalarda ölen sivil halkın sayısı da inanılmaz boyuttaydı. Kuşatmadan önce 500 bin olan Stalingrad nüfusu, savaş bitiğinde bine inmişti.

CANAVARA SAPLANAN STALİNGRAD KILICI
Almanlar 900 uçak, 500 tank, 5 bin top ve daha büyük miktarlarda daha pek çok teçhizat kaybettikleri Stalingrad Savaşı'nda büyük bir darbe aldılar ve moral üstünlüğü de kaybettiler.

Stalingrad'ın ardından Kızıl Ordu'nun savaşın seyrini değiştirdiğini ve Nazileri önüne katarak Berlin'e doğru ilerlediğini gören "Müttefikler", savaş sonrasını düşünerek Nazi Almanyasına karşı askeri çabalarını yoğunlaştırdılar.

1933'ten itibaren gerçekleştirdiği diplomatik temasları ve faşizme karşı ortak mücadele çağrıları sonuçsuz kalan SSCB, Stalingrad Zaferi'nin ardından Tahran Konferansı'nda ABD ve İngiltere'yi masaya oturmaya zorladı.

Tahran Konferansı'nın ilginç olaylarından biri, Britanya halkının Stalingrad'ı savunan savaşçılara saygısını ifade etmek üzere Kral tarafından dövdürülen Stalingrad Kılıcı'nın takdim edilmesi sırasında yaşandı. Churchill'in sunduğu, üzerinde "Stalingrad'ın çelik yürekli yurttaşlarına" yazan kılıcı alan Stalin, bir jest yaparak kılıcı öptü.

SONUNDA BOYUN EĞMEYENLER KAZANDI
Stalingrad Zaferi'nden iki yıl sonra hiç bitmeyecekmiş gibi hissedilen Nazi kabusu son buldu. İtalya'daki Ulusal Faşist Parti'nin iktidara geldiği 1922 yılından, Reichstag'a kızıl bayrağın dikildiği 9 Mayıs 1945 tarihine kadar geçen 23 karanlık yılın ardından, eğrisiyle doğrusuyla, tarihte yeni bir sayfa açıldı.

Ote yandan 1922'de ve 1933'te faşizmi iktidara taşıyan ve insanlığın başına musallat eden sermaye sınıfı, en sevdiği hizmetkarlarına mal olan ağır bir darbe almış olsa da, yenilmedi. Pek çok Nazi işkencecisi, İkinci Savaş'tan sonra ABD ve İngiltere tarafından Sovyetler'in ve Nürnberg Mahkemesi'nin elinden kurtarılarak CIA operasyonlarında ve savaş sanayisinde kullanılmak üzere işe alındı.

ANILARI ÖNÜNDE SAYGIYLA EĞİLİYORUZ
Bitirirken, bize aydınlık bir dünya bırakmak için faşizme karşı mücadele eden isimli ve isimsiz kahramanları bir kez daha anıyoruz:

İtalya'nın kuzey bölgelerini faşistlerden kurtaran, Musollini'yi ve yandaşlarını yakalayarak kurşuna dizen asiler, İtalyan Komünist Partisi'nin kurduğu Garibaldi Tugayları..

Müttefik kuvvetlerin desteği olmaksızın Yunanistan'ı Alman faşizminin elinden alan, işgal süresince Almanlara ağır kayıplar verdiren partizanlar, Yunanistan Komünist Partisi'nin öncülüğünü ve komutasını üslendiği EAM-ELAS...

Fransa'da dağları mesken tutan ve kentlerde yeraltı çalışması yürüten Maquis'ler, komünistlerin ve sosyalistlerin girişimiyle oluşturulan çetelerin temsil edildiği Ulusal Direniş Konseyi...

Yugoslavya'da Tito, Arnavutluk'ta Enver Hoca ve partizan birlikleri...

ve dünyanın dört bir yanında işgale ve faşizme direnen insanlık..

Leonardo
09-05-2018, 16:16
Tarih kitaplarında en sevdiğim resimlerden biriydi:


http://kcmeesha.com/wp-content/uploads/2011/05/20091212-flag01.jpg

kartopu
10-05-2018, 13:08
Faşizm Almanya ile sınırlı bir şey değil Kapitalizm le sınırlı. Yani henüz zafer kazanılmış değildir bayram için de erkendir.
İşte sonuç 1945 te kazanılan 1989 da kaybedildi.
Bence komünistler nasıl kazandıktan söz etmemeli nasıl kaybettik. O soruya cevap bulmalı.

bilgivehis
10-05-2018, 14:07
Faşizm Almanya ile sınırlı bir şey değil Kapitalizm le sınırlı. Yani henüz zafer kazanılmış değildir bayram için de erkendir.
İşte sonuç 1945 te kazanılan 1989 da kaybedildi.
Bence komünistler nasıl kazandıktan söz etmemeli nasıl kaybettik. O soruya cevap bulmalı.

Kartopu, kaybedilen bir şey yok, bir defa devrim yıkılmayla her şey bitmiyor, yıkılan her devrim daha yeni ve daha sağlam temelli devrimlerin basamağıdır.
Kalıcı devrimlere giden süreç sadece sınıflar çatışmasıyla sınırlı değildir, bunun bir de toplumların evrim geçirme ve gelişme boyutu vardır.
Geçmişte yapılan devrimler güncele dayanan etki-tepki olayıdır, oysa kalıcı devrimler toplumun gelişmesiyle doğru orantılıdır, toplumlar gelişmeden devrimler kalıcı olmaz.
Bugün kapitalizmin kendisi izin verse dahi toplumlar devrimin nihai değerini ve hedefini anlayacak kapasitede değiller.
On binlerce yıllık sömürü, ırkçılık ilkelliği ve hurafeye alıştırılmış bir türe devrim yapma ve onu koruma bilinci bir asır gibi kısa süre içinde beklenemez.
Toplumlar devrim yapa yapa gelişecektir ve hayal ettiğimiz nihai hedef olan komünizme ancak böyle varılacaktır.
Bu yüzden devrim sürecini iki kere iki dört eder şeklinde düşünmemeliyiz, bir çok aşamalardan geçmek zorunda olduğumuzu kabul etmeliyiz, daha doğrusu önce bu gerçeği görmeliyiz...

Ayrıca finneas arkadaşımıza bu güzel yazıyı paylaştığı için teşekkür ederim.

kartopu
10-05-2018, 18:58
Sn bilgiveis.
Nasıl ve neden kaybettiğinin hesabını yapmazsan yeni kuracağını da kaybedersin.
İnsanlar zaferlerden ders almaz, yenilgilerden alır.

Kur kaybet kur kaybet, işte bu da güvensizlik ve teslimiyet yaratır. Rakiplerin boş durmuyor Kapitalizmden sonra illada komünizm diye bir şey yok.
Tarih yeniden köleciliğe dönebilir. Farklı biçimde bile olsa.

Biz bayramları daha sessiz yenilgileri daha yüksek sesle dillendirmeliyiz. Yenilgilerimize samimi ve eleştirel bakmadığımızda toplumun güveni kalmaz. O zaman bayramları bekleyen çocuklar gibi olur bir türlü büyüyemeyiz.

Devrim sadece komünistlere ait değil Kapitalistlerde sürekli devrim yapıyor. İşçi sınıfından kurtulup robotlu üretime geçmek üretici güçler de devrim değil mi. Ya yapay akıl.
Biz devrimi avuçlarımızın içinde kabul edersek başarılı olamayız. Onun için kaçırdığımız fırsatların öz eleştirisi bayram sevincinden daha önemli.

Ömrümüz bu ve buna benzer yazıları okumakla geçti. kafamıza çarpan başka şey.

upuaut
10-05-2018, 19:17
Dün sabah,

https://odatv.com/images/2018_05/2018_05_09/stalin-hitlerin-olumune-neden-inanmadi-09051815_m2.jpg (https://odatv.com/stalin-hitlerin-olumune-neden-inanmadi-09051815.html)

haberini okuyordum ve haberin altına hemen bir yorum yaptım (Bkz. Soner adlı yoruma). Bu arada, yorum yapmadan önce haberin altında hiçbir yorum görmediğimi de belirtmem gerekiyor!

Çok ilginçtir, STALİN, 700 yıl sonra TÖTENLER'in torunlarını adıyla anılan şehirde (Stalingrad) karşısına çıktığını görüyordu ama "Faşist" ve "Tiran" olarak andığı kişinin öldüğüne bir türlü inanamıyordu!

Sputnik’in haberine göre, Nazi ordusundan (Wehrmacht) beyaz bayraklı bir grup subay, 1 Mayıs saat 8.00'de, Sovyetler Birliği’nin 8. Muhafız Ordusu'nun karşısına çıktı. Parlamenter gruba öncülük eden Kara Kuvvetleri Komutanı General Hans Krebs, Ordu Komutanı Vasili Çuykov’a önemli ve ivedi bir mesaj aktarması gerektiğini bildirerek, görüşme talep etti. Hitler’in özel sekreteri Martin Bormann ve en sadık yandaşı Joseph Goebbels tarafından imzalanan mesajda, Stalin’e Adolf Hitler’in 30 Nisan 1945’te saat 15.50’de intihar ettiği bildiriliyordu.

1945 Mayıs'ının sonunda Sovyetler Birliği Birinci Belarus Cephesi komutanı Mareşal Georgiy Jukov, 4 yıllık savaşın belki de en önemli raporunu Moskova'ya gönderdi. Rus komutan, Sovyetler Birliği eski lideri Joseph Stalin’i Adolf Hitler’in intihar ettiği konusunda bilgilendirdi. Belgenin tam metni ilk kez yayımlandı.

İşte Mareşal Georgiy Jukov’un 4 sayfalık telefon mesajı, hem Hitler’in ölümüyle ilgili ayrıntılara, hem de can çekişen Nazi Almanyası’ndaki siyasi duruma ışık tutuyor:

https://odatv.com/images/resimler/sp-2.jpghttps://odatv.com/images/resimler/sp-3.jpg

STALİN, kuşkusunda haksız değildi. Çünkü FBI'ın 752 sayfalık gizli belgelerinde, 1945 yılının 29 Nisan'ında intihar ettiği açıklanan Hitler'in aslında intihar etmediği belirtiliyor. Birçok Amerikalı Hitler'in ölümüne inanmıyor ve o dönemin FBI müdürü J. Edgar Hoover'e mektup gönderiyor. Los Angeles'taki FBI bürosu ise 21 Eylül 1945 tarihinde şu notu düşüyor: "Hitler ve 50 en yakın güvendiği kişi Berlin'in düşüşünden yaklaşık 10 gün sonra iki denizaltı ille Arjantin'in güneyine ulaştı. Bıyığını kesen Hitler burada bir çiftlikte saklanıyor. Astım ve gastriti var."

Son bir söz: Dün TELE 1'deki 18 Dakika programında "Nazi faşizminin yenildiği gün" bandında geçtiği gibi ülkemizdeki 16 yıllık Dinci Faşizm'in yenildiği gün, 24 Haziran 2018 olacaktır:

https://www.youtube.com/watch?v=Q07FC0SU8Xo

bilgivehis
10-05-2018, 19:26
Sn bilgiveis.
Nasıl ve neden kaybettiğinin hesabını yapmazsan yeni kuracağını da kaybedersin.
İnsanlar zaferlerden ders almaz, yenilgilerden alır.

Kur kaybet kur kaybet, işte bu da güvensizlik ve teslimiyet yaratır. Rakiplerin boş durmuyor Kapitalizmden sonra illada komünizm diye bir şey yok.
Tarih yeniden köleciliğe dönebilir. Farklı biçimde bile olsa.

Biz bayramları daha sessiz yenilgileri daha yüksek sesle dillendirmeliyiz. Yenilgilerimize samimi ve eleştirel bakmadığımızda toplumun güveni kalmaz. O zaman bayramları bekleyen çocuklar gibi olur bir türlü büyüyemeyiz.

Devrim sadece komünistlere ait değil Kapitalistlerde sürekli devrim yapıyor. İşçi sınıfından kurtulup robotlu üretime geçmek üretici güçler de devrim değil mi. Ya yapay akıl.
Biz devrimi avuçlarımızın içinde kabul edersek başarılı olamayız. Onun için kaçırdığımız fırsatların öz eleştirisi bayram sevincinden daha önemli.

Ömrümüz bu ve buna benzer yazıları okumakla geçti. kafamıza çarpan başka şey.

Tamamına katılıyorum.
Zaten buralarda yaptığımız tartışmalarda bunun için yapılıyor, geçmişten ders almak, bugün veya gelecek için çözüm üretmek.
Ezilenlerin asıl savaşı kaybettikten sonra başlıyor...

kartopu
11-05-2018, 09:57
Bazı anti komünistler Stalin yüzünden Lenin e haksızlık yapmak için sebep yaratıyorlar. Buna malzeme veren bir çok Stalinci günümüzde hala var.
Bunlar ya Stalini iyi tanımıyor ya Marks dan Lenin den uzak kahramanlık peşinde koşan asalaklar.
Komünizm i kahramanlık sanıyorlar.

En keskin Stalinci olan Nazım Hikmet bile Sovyetler Birliğinde yaşadıktan sonra Stalin i nasıl tanıyor 1961 te yazdığı şiirle anlatmıştır.
Biz diktatöre başkasının olduğu için karşı çıkmayız. Diktatör olduğu için karşı çıkarız.

Nazım Hikmet ten Stalin e

taştandıtunçtandı alçıdandı kağıttandı iki santimden yedi metreye kadar.
taştantunçtan alçıdan ve kaattan çizmeleri dibindeydik şehrin bütün meydanlarında.
parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan tunçtan alçıdan ve kaattan gölgesi
taştan tunçtan alçıdan ve kaattan bıyıkları lokantalarda çorbamızın içindeydi
odalarımızda taştan tunçtan alçıdan ve kaat tan gözleri önündeydik

yok oldu bir sabah
yok oldu çizmesi meydandan
gölgesi ağaçlarımızın üstünden
çorbamızdan bıyıkları
odamızdan gözleri

ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce taşın tunçun alçının ve kaadın

Nazım Hikmet Ran 1961 moskova.

ilahimasal
11-05-2018, 10:59
Stalin , Dünyanın önünde saygı ile eğilimesi gereken bir lider.

Stalin nin , hitler ve düşüncesini yerle bir etmesi , şöyle sağlamından Komunist tokatı ile yere sermesi takdir edilecek bir durumdur.

Dünyada ki stalin karşıtlığının kin nefret ve öfkenin sebebi budur.

Stalin , hitler denilen maymunu yere serdiği için yurdumdaki hitler hayranları çılgına döndü , kudurdular , tırnaklarını yediler , hasetinden çatladılar , geceleri uyumamalarının sebebi budur.

Halen daha uyuyamıyorlar.


Hitler in dünyanın gözü önünde yaptığı vahşeti durduran birisine BAL şeker tatlı denilir. Staline resimlerinden bakın ŞEKER gibi adam. Adam gibi adam.


abd denilen yumuşakcalar olaya sonradan dahil olmasının ise hiç bir önemi yoktur. Üç bestane , kişiliksiz onursuz ve şerefsiz amerikan conisinin normandiadan çıkması bu onursuzların heyecan arayışından başka bir şey degildir. abd li soysuz coniler almanyada ganimet pesine düşmüş ve hatta hırsızlıklar yapmıştır.

Yahudilerin bu gün abd li soysuların dibinde durması onlarında staline ahde vefasızlığıdır. Stalin yahudileri kurtarmıştır.

Stalinin bunları yapması , ONUR mücadelesi idi . Digerlerinin yaptıgı ise soysuzluk ganimetciliktem başka bir şey değildi.

Soysuzlar hitlerin yok edilmesinden sonra bile halen hitleri anmak için Stalin gibi büyük bir lidere saldırmak icin fos iddialarla ortaya atlıyorlar.. tabiki ipleyen yok..

Ha pardon şu abd nin buradaki itleri hariç.

Saint-Just
11-05-2018, 16:52
genellikle bu ve benzeri konularda en fazla değinilen şey sovyetler birliğinin çöküşü ve yenilişine dair yazılar oluyor.

sovyetler birliği'nin çöküşünü diyalektik olarak incelediğimizde ikinci dünya savaşından sonra kapitalist eğilimlerin ve korkunun arttığını ve stalin'in ölümüyle birlikte bu korkunun tavan yaptığını görüyoruz. savaştan sonra geçici olması gereken rahatlama havasi sürekli hale getirildi. komünist parti halkın önüne onları inandıracak ve ateşleyecek yeni hedefler koyamadı. işçi sınıfı siyaset sahnesinden yavaş yavaş çekildi. bütün bunlarla birlikte ülkenin adım adım kapitalizme doğru gittiğini görüyoruz.

doğrudur sosyalizm geçici bir yenilgi aldı ve kimse bunun özeleştirisi verilmesin demiyor. ancak bunu sık sık dile getiren tayfanın tezleri özeleştiri falan değil revizyonizm'e dayaniyor.

kapitalizm'in marx'ın ölümünden sonra epey değiştiği doğru. elbetteki bu değişikliklere göre veya ülkemizin-yaşadığımız toplumun ve kültürün yapısına göre yada bugünkü siyasetin güncelliğine göre bir devrim teorisi oluşturmak zorundayız. bu zaten leninizm'de ''devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz'' yada ''somut durumun somut tahlili'' gibi başlıklarda kendini yer bulmuştur.

ancak kapitalizm'in değişmesi emek-sermaye çelişkisinin, sınıf mücadelesinin, sömürünün, toplumsal sınıfların, emperyalizmin vs vs. değiştiği veya yok olduğu anlamına gelmiyor. ancak bu revizyonizm, ''new left'' veya ''batı marksizmi' tayfasına bakarsanız bunlardan söz etmek artık gereksiz. işçi sınıfının devrimci olmadığı, tarih sahnesinden çekildiği, tarihin sonunun geldiği gibi bir yığın saçmalıktan söz ediyorlar. dünyanın tek sanki tek derdyimiş gibi solu çevrecilik, lgbt veya ulusal sorunlar-ırkçılık gibi meseleler içerisine hapsetmeye çalışıyorlar. sanki bu sorunların kapitalizm ile hiç bir ilişkisi yokmuş ve solun tek derdi buymuş gibi.

özellikle dünya solu açısından günümüzde marx veya lenin aşılabilmiş değil. bu sorunlar devam ettikçe zaten bu mümkün değil. ancak bu çok uzun bir konu olduğundan uzatmak istemiyorum.

kartopu gibilerin anlamadığı şey şu, komünistler gidip te umudu düzen partilerine oy vererek aramaz. ''bu düzen değişmeli'' der ve ona göre siyaset yapar. bize göre siyaset zaten sınıf mücadelesinde taraf tutmaktır.

lenin ile stalin arasında bir ayrım olmadığını zaten çok önceden yazmıştım. sürekli nazım hikmet örneği veriliyor. ama nazım hikmet'in stalin'den nefret ettiği falan yok. o dönemde oluşan destalinizasyon havasından fazlaca etkilenerek yanlış bir şiir bir kaleme almış o kadar. zaten illaki bir karşılaştırma yapılacaksa, dünya komünistlerinin ezici çoğunluğu gibi pekala che guevara, fidel castro, mao zedung, hikmet kıvılcımlı, mahir çayan, deniz gezmiş, mihri belli, andreas baader vs vs. hatta ve hatta şu ''neo-marksist'' tayfadan zizek gibi stalin'i seven ve saygı duyan komünistler örnek gösterebilir.

kimse stalin' e karşı düzenin ağzıyla ettiği hakaretleri ''özeleştiri'' adı altında sunmaya kalkmasın.

Saint-Just
11-05-2018, 17:07
Kartopu, kaybedilen bir şey yok, bir defa devrim yıkılmayla her şey bitmiyor, yıkılan her devrim daha yeni ve daha sağlam temelli devrimlerin basamağıdır.
Kalıcı devrimlere giden süreç sadece sınıflar çatışmasıyla sınırlı değildir, bunun bir de toplumların evrim geçirme ve gelişme boyutu vardır.
Geçmişte yapılan devrimler güncele dayanan etki-tepki olayıdır, oysa kalıcı devrimler toplumun gelişmesiyle doğru orantılıdır, toplumlar gelişmeden devrimler kalıcı olmaz.
Bugün kapitalizmin kendisi izin verse dahi toplumlar devrimin nihai değerini ve hedefini anlayacak kapasitede değiller.
On binlerce yıllık sömürü, ırkçılık ilkelliği ve hurafeye alıştırılmış bir türe devrim yapma ve onu koruma bilinci bir asır gibi kısa süre içinde beklenemez.
Toplumlar devrim yapa yapa gelişecektir ve hayal ettiğimiz nihai hedef olan komünizme ancak böyle varılacaktır.
Bu yüzden devrim sürecini iki kere iki dört eder şeklinde düşünmemeliyiz, bir çok aşamalardan geçmek zorunda olduğumuzu kabul etmeliyiz, daha doğrusu önce bu gerçeği görmeliyiz...

Ayrıca finneas arkadaşımıza bu güzel yazıyı paylaştığı için teşekkür ederim.

rica ederim yazınıza bazı kısımlar hariç katılıyorum. yıkılan devrimler yenilerinin önünü açıyor. sanki kapitalizm feodal sistem içerisinde defalarca yenilmemiş gibi sovyetlerin dağılmasını kalıcı bir yenilgi ve çöküş gibi lanse etmeye çalışıyorlar.

kartopu
11-05-2018, 18:16
kartopu gibilerin anlamadığı şey şu, komünistler gidip te umudu düzen partilerine oy vererek aramaz. ''bu düzen değişmeli'' der ve ona göre siyaset yapar. bize göre siyaset zaten sınıf mücadelesinde taraf tutmaktır.
---------------
Sen düzenin neresinde yer alıyorsun veya neresende yer almıyorsun. Belli ki Kemal Okuyanın TKP sindensin, veya ona sempati duyuyorsun. Siyasi mücadele oy la anlaşılmaz oy sadece kapitalizm içinde bir seçenektir. Bu da farklı zamanlarda bazen kapitalist demokrasiye ihtiyaç duyulur ki son 15 yıldır bu ihtiyaç var.

İşçi sınıfı deyip işçi sınıfının semtine bile uğramayan oportünistleri biz çok gördük. Bu düzen oy vererek değişmez.

kartopu
11-05-2018, 18:19
Stalin , Dünyanın önünde saygı ile eğilimesi gereken bir lider.

Sen istediğin kadar ve istediğin biçimde eğilebilirsin. Biz başımızı dik tutuyoruz.

Saint-Just
11-05-2018, 23:44
kartopu gibilerin anlamadığı şey şu, komünistler gidip te umudu düzen partilerine oy vererek aramaz. ''bu düzen değişmeli'' der ve ona göre siyaset yapar. bize göre siyaset zaten sınıf mücadelesinde taraf tutmaktır.
---------------
Sen düzenin neresinde yer alıyorsun veya neresende yer almıyorsun. Belli ki Kemal Okuyanın TKP sindensin, veya ona sempati duyuyorsun. Siyasi mücadele oy la anlaşılmaz oy sadece kapitalizm içinde bir seçenektir. Bu da farklı zamanlarda bazen kapitalist demokrasiye ihtiyaç duyulur ki son 15 yıldır bu ihtiyaç var.

İşçi sınıfı deyip işçi sınıfının semtine bile uğramayan oportünistleri biz çok gördük. Bu düzen oy vererek değişmez.

alla alla gerçekten mi? bizde oy vererek bu düzeni degistirebilecegimizi sanıyorduk. kartopu teşekkürler bu devrimci tutumun için :pop2:

evet tkp'liyim ve bu utanılacak bir şey değil. seçimlerin siyasi mücadelenin yalnızca bir tarafı olduğunun pekala farkındayım. isteyen solcu chp'ye de oy atabilir. buna saygı duyarim. bizim gorevlerimizden biri de bu tür adamlara bunun yanlış olduğunu anlatıp devrimci mücadeleye katmaktir zaten. ancak bir zahmet marx'i en iyi kendilerinin anladığını falan bahsetmesinler. komik duruyor. anlatmaya calistigim buydu.

işci sınıfının semtinden bahsediyorken beni kast ediyorsan eğer ben zaten kendim işçi sınıfından biriyim ve o semtlerde yasadim/yaşıyorum. :)

kartopu
12-05-2018, 09:17
İnsanda utanacak yaşamda bir parçası varsa kendinde bunu bulur. Örneğin ben hayatımın 40 yılını işçi ve emek sarf ederek geçirmiş bu zamanın büyük çoğunluğunu işçi sınıfının siyasi ve sendikal örgütlenmesinde harcamış bir kişi olarak 12 eylül darbesinden önce devrimci cepheyi kurarak (bütün gayretime rahmen) devrim yapamadığım için utanıyorum, ne kadar kendi adıma öz eleştiride yapsam bu utanç ı hala taşıyorum.

Bürokrasiyi hiç sevmem hangi rejimde olsa olsun. Beni en çokta rahatsız eden bürokrasi parti bürokrasisidir. Parti bürokrasisi hem parti üyelerini geliştirmez hem hak etmeyenleri hak etmediği şekilde kullanır.
Bence TKP de buna dikkat et.

Marks ı en iyi bilenlerden im demedim İyi bildiğimi söyledim Şunu da ısrarla söylüyorum bir çok Marksist Marks ı tanımıyor.
Bu tür sözler öğünme gibi anlaşılıyor belki ama bir de insan hayatında uzun bir deneyim var bunu öğünme gibi değil öğüt verme gibi anla. Gerçi insan ihtiyacı ne ise düşüncesi de öyle olur.

İhtiyaç İhtilal gibi der Lenin.

Saint-Just
12-05-2018, 17:17
İnsanda utanacak yaşamda bir parçası varsa kendinde bunu bulur. Örneğin ben hayatımın 40 yılını işçi ve emek sarf ederek geçirmiş bu zamanın büyük çoğunluğunu işçi sınıfının siyasi ve sendikal örgütlenmesinde harcamış bir kişi olarak 12 eylül darbesinden önce devrimci cepheyi kurarak (bütün gayretime rahmen) devrim yapamadığım için utanıyorum, ne kadar kendi adıma öz eleştiride yapsam bu utanç ı hala taşıyorum.

Bürokrasiyi hiç sevmem hangi rejimde olsa olsun. Beni en çokta rahatsız eden bürokrasi parti bürokrasisidir. Parti bürokrasisi hem parti üyelerini geliştirmez hem hak etmeyenleri hak etmediği şekilde kullanır.
Bence TKP de buna dikkat et.

Marks ı en iyi bilenlerden im demedim İyi bildiğimi söyledim Şunu da ısrarla söylüyorum bir çok Marksist Marks ı tanımıyor.
Bu tür sözler öğünme gibi anlaşılıyor belki ama bir de insan hayatında uzun bir deneyim var bunu öğünme gibi değil öğüt verme gibi anla. Gerçi insan ihtiyacı ne ise düşüncesi de öyle olur.

İhtiyaç İhtilal gibi der Lenin.

bahsettiğin bürokrasi leninist tipi örgütlenmenin getirilerinin sonucu. belki leninizm'in kusurlarından biridir ancak başka alternatifimiz yok. sosyalist devrimi başarabilen sadece lenin'in geliştirdiği öncü parti ve devrim teorisi. o yüzden ben lenin aşılabilmiş değil diyorum.

bir öncü parti teorisi olmadan devrim başarabilmek zaten mümkün değil. bunu marx ortaya atiyor. lenin tarafindan geliştiriliyor. o dönemdeki lenin'i ve bolşevikleri bir incelersen nasil bir devrim ateşiyle tutuştuklarını anlayabilirsin. ne olursa olsun bir devrim istiyorlar. lenin hep devrimin peşinden koşmuş bir adam. bir komünist ''bu düzen değişmeli''den başka ne söylebilir zaten? marksizm'i iyice kavriyorlar ve devrime olan isteklerinden ve kararlı duruşlarından hiç bir şekilde taviz vermiyorlar. bu da onları devrime ve dünyanın ilk sosyalist devletini kurmaya iktidara taşıyor.

kartopu
13-05-2018, 09:19
bahsettiğin bürokrasi leninist tipi örgütlenmenin getirilerinin sonucu. belki leninizm'in kusurlarından biridir ancak başka alternatifimiz yok. sosyalist devrimi başarabilen sadece lenin'in geliştirdiği öncü parti ve devrim teorisi. o yüzden ben lenin aşılabilmiş değil diyorum.

.

Bence Leninist tipi örgütlenme değil Stalinist tipi örgütlenme Lenin kendinle beraber kendi gibi düşünmeyenlerle birlikte örgütlendi İşte örnek troçki Ama Stalin Troçki yi hiç hazmetmedi.
Öncü parti Lenin de yok o BLANGUE nin teorik anlayışı Lenin işçi sınıfı partisi ve onun önderi olarak görür örgütlenmeyi.

Elbette başarının sırrı ölünecek davan olmasıdır Bu inanç yoksa başarı olmuyor bunu tecrübelerimizden biliyoruz.

İşte Türkiye devrimcileri bir deneyim geçirdi oldukça pahalıya mal olan deneyim.
Bundan sonra bu deneyimler dikkate alınarak yeni mücadele biçimleri yapılmalı. Yoksa kayıplar birde kalmaz ve bu kayıplar çoğaldıkça umutsuzlukta çoğalır.

Saint-Just
15-05-2018, 18:23
Bence Leninist tipi örgütlenme değil Stalinist tipi örgütlenme Lenin kendinle beraber kendi gibi düşünmeyenlerle birlikte örgütlendi İşte örnek troçki Ama Stalin Troçki yi hiç hazmetmedi.
Öncü parti Lenin de yok o BLANGUE nin teorik anlayışı Lenin işçi sınıfı partisi ve onun önderi olarak görür örgütlenmeyi.

Elbette başarının sırrı ölünecek davan olmasıdır Bu inanç yoksa başarı olmuyor bunu tecrübelerimizden biliyoruz.

İşte Türkiye devrimcileri bir deneyim geçirdi oldukça pahalıya mal olan deneyim.
Bundan sonra bu deneyimler dikkate alınarak yeni mücadele biçimleri yapılmalı. Yoksa kayıplar birde kalmaz ve bu kayıplar çoğaldıkça umutsuzlukta çoğalır.

öncü parti teorisi lenin'in örgütlenme ve parti anlayışıdır. blanki'yle bir alakası yoktur.

marx'da güçlü bir merkeziyetçilik savunusu vardır. manifesto'da bile derhal alması gereken önlemler olarak bütün herşeyin devlet elinde merkezileştirilmesinden bahseder sürekli. komünist partiler de demokratik merkeziyetçilik ilkesine göre örgütlenir ve siyaset yaparlar. parti genel çizgisine karşı çıkamazsın ve hiziplesmek yasaktır. troçki bütün bu parti kurallarını çiğnediği için partiden uzaklaştırılmıştır. farklı düşünmek falan değil konu yani.

sen parti içinde stalin'den başka karar verici organ yok zannediyorsun. parti içinde bir konu tartışılıyor ve sonra çoğunluk sağlanarak bir karar aliniyordu. şimdi böyle bir sistemde partinin aldığı karara karşı yönde davranmak uygulamaları geciktiriyor, partiyi içe dönük ve bitmek bilmeyen tartışmalara sevk ediyordu. alınan kararlara uyulmaması, itirazlar, aynı konuların yeniden partiye taşınmasına yol açıyordu. lenin'in 10. kongre'de hizipleri yasaklamasının sebebi budur. stalin'de bu yüzden partinin bir tartışma klübü olmadığını söylemiştir. parti'nin işleyiş biçimini anlamiyorsun.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Demokratik_merkeziyet%C3%A7ilik
https://tr.wikipedia.org/wiki/Parti_genel_%C3%A7izgisi
https://tr.wikipedia.org/wiki/Rusya_Kom%C3%BCnist_Partisi_(Bol%C5%9Fevik)_10._Ko ngresi

kartopu
16-05-2018, 08:56
Ben artık Stalin konusunda tartışmayacağım gerçekler görenler için aynadır ya bu aynaları kıracaksın ya aynaya bakarak hatalara devam edeceksin her kesin kendi tercihi.

Ben sosyalizm de demokrasi yi kapitalizm den daha fazla olmalıdır fikrini savunuyorum ayrıca bu fikir daha fazla insan a ulaşacağı içinde değil daha etkili olacağı için savunuyorum.
Bana göre demokrasi birilerine verilen hak değil toplumun gelişmesini de sağlayan araçtır. Tatlı rekabetti.

Kimse bana Stalin i yaptıklarından dolayı haklı gösteremez. Şunu da unutmadan söyleyeyim ben Stalin düşmanı falan değilim yanlışa yanlış diyebilecek biriyim. Elbette ki Stalin hakkında bir fikir ortaya atıyorsam o gün iktidarı elinde tutanlar da bu işin ortağıdır.

öncü parti teorisi lenin'in örgütlenme ve parti anlayışıdır. blanki'yle bir alakası yoktur.
Elbette bu fikir Lenin e ait ama Marks a ters. Zaten Lenin e Blangue ist denmesi bazı düşüncelerinin benzemesinden kaynaklanıyor.