PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Erdoğan Aydın Yazıları- Çanakkale ve Enver Paşa


gozde-1
26-05-2007, 11:13
ÇANAKKALE VE ENVER PAŞA


[align=justify:859fab700d] Çanakkale savaşlarını bütünlüğünde kavramak için bu süreçteki üst kumandaya dair de bazı bilgilere sahip olmak gerek. Bu noktada üzerinde durulması gereken şahsiyetlerden biri kuşkusuz başkomutan (vekili) Enver Paşa, diğeri ise doğrudan doğruya bu cephenin (5. ordu) komutanı Liman Von Sanders’tir.

Çanakkale’ye yönelik saldırının öngününde Enver, Sarıkamış faciasından geri dönmüş bulunmaktadır. Doğaldır ki bir başka ortamda yargılanması, en hafifinden konumundan geri çekilmesi gerekirken O, yetki ve otoritesi sorgulanamaz bir başkomutan olarak görevini sürdürmektedir. Kış ortasında hazırlıksız bir orduyu ölüme sürdüğü ve bunun sonucu olarak tam bir felakete yol açtığı bilgisi her yerde konuşulmaktadır; ama bu bilgileri resmileştirecek, dolayısıyla onu sorgulayacak yaşanan facianın hesabını soracak kurumsal bir güç ve işlerlik yoktu.

Mustafa Kemal, aktif görev almak üzere Sofya’dan gelmesinin akabinde Enver’in yanına çıktığında durumu kendi ağzından öğrenmeyi dener:

Biraz yoruldun
Yok o kadar değil
Ne oldu?
Çarpıştık, o kadar
Şimdi durum nedir?
Çok iyidir
Başka bir şey konuşmayı olanaksızlaştıran bu yanıt üzerine M. Kemal, “pekiyi, o halde daha fazla rahatsız etmeyeyim” diyerek, atandığı 19. Tümeni bulmak üzere Enver’in yanından ayrılacaktır.

90 bin gencimizin telef edilmesi ve stratejik inisiyatif kaybının belirginleştiği bu ortamda, “çok iyi” olan hiç *birşey olmadığı açıktır; ne ki Enver Sarıkamış faciasından sonra Kurmaybaşkanı Bronsart Paşa ile kaldığı yerden işine devam etmektedir.

Tabii bu gerçektende çok garip olan durumu anlayabilmek için, Sarıkamış seferinin asıl misyonunu hatırlamak gerek: Bu misyon, Marne’de tıkanan, Polonya’ya karşı başlattığı saldırıda başarıya gereksinimi olan Alman emperyalizminin sırtındaki yükü hafifletmek, Rus güçlerini bölüp bir kısmını Kafkasya’da oyalamak, yani Alman askerlerinin daha az zayiatla ilerleyebilmelerini sağlamak için Osmanlı askerlerini ölüme sürmekti.

İşin bu gizlenen gerçekliğini kavradığımızda, kabul etmek zorundayız ki Sarıkamış seferi bu meş’um ‘görevini’ başarıyla yerine getirmiştir. Bu bağlamda Kafkas marşı eşliğinde, Turan halleriyle Sarıkamış dağlarına sürülen Anadolu çocukları, farkında olmadıkları bir ‘kutsal’ görevi yerine getirmiş oluyorlardı. Bu anlamıyla durum gerçekten de ‘çok iyi’dir!

Enver’i bu faciaya rağmen böylesi sorgulanamaz kılan şey, Osmanlının içine sokulduğu mutlak bağımlılık ortamında Almanların en güvenilir adamı olmasıydı. Esasen 33 yaşında, ardında hiçbir parlak zafer olmayan, bir alaya bile komutanlık yapmamış bir askerin İmparatorluğun en tepesinde, başkomutan (vekili) olarak durmasının, sürece bütünüyle egemen Almanlara işbirlikçilikten başka da bir izahı yoktu. Bu bağlamda Sarıkamış’ta ölenler öldükleriyle kalacak, Enver sorgulanamasın diye, yaşananlar ağır bir sansürle gizlenecekti.[/align:859fab700d]

GÖRÜŞ FARKLILIĞI
[align=justify:859fab700d]Sarıkamış faciasına ek olarak Cemal Paşa’nın, yine aynı misyonla giriştiği Kanal Seferi’nin de yenilgiyle sonuçlanması sonrasında Müttefiklerin, bu Almanda çok Almancı, üstelik kendilerini ciddi şekilde meşgul eden gücü devre dışı bırakmak üzere Çanakkale’ye saldırıları kaçınılmazlaşacaktı. Bu bağlamda Mısır’da ve Ege denizinde Çanakkale’ye yönelik güç yığınağına başlanacaktı.

Bu güç yığınağına ilişkin alınan istihbaratlar üzerine Alman ve Osmanlı Genelkurmayı da Çanakkale’nin tahkimi sorununa eğilecektir. Von Sanders bu kapsamda Çanakkale ile İzmir arasındaki savunma düzenini kontrole yollanacak, 20 Şubat’tan itibaren Çanakkale’de yoğun bir istihkam çalışmasına başlanacaktır. Ancak Çanakkale ve İstanbul korunmasının yeniden yapılandırılması noktasında Enver ile Sanders arasında ciddi bir görüş farklılığı çıkacaktır.

“Enver’in emirlerine göre I. Ordu kuzey kıyısını ve Boğazların batısını koruyacak, 2. Ordu ise güney kıyısını ve boğazların doğusunu savunacaktı”. Sanders’e göre ise bu, “ düşünülebilecek en zayıf savunma düzeni” olduğundan “sert bir şekilde” eleştirilecekti. Bu haliyle “Plan, boğazları tam ortalarından ayırıyor ve komuta birliği prensibini ihlal ediyordu.” Onun görüşüne göre yapılması gereken, bu planın tam tersine, bir ordunun, İngiliz-Fransız çıkarmasına karşı Çanakkale’de diğerinin ise Rus saldırısına karşı İstanbul’da mevzilendirilmesiydi. (Bkz.E.J.Erickson, Size Ölmeyi Emrediyorum,s.111)

Ne ki Enver de, Bronsart’ın desteğiyle Sanders’in bu yaklaşımını reddedecekti. Ancak hem Sanders’in, Alman elçisi ve bizzat İmparator Wilhem’e ulaşarak gerçekleştirdiği baskılar hem de Çanakkale’ye gerçekleşen 18 Mart saldırısı sonucunda Enver ısrarından vazgeçmek zorunda kalacak ve Çanakkale savunmasından doğrudan sorumlu olacak bir ordu kurulmasına karar verilecekti.

Bu kapsamda 24 Mart’ta 5. Ordu kurulacak ve Sanders’in de I. Orduyu bırakıp onun başına geçmesi istenecekti. Burada özellikle *atlanmaması gereken, oysa kimsenin sormadığı kritik soru,başkenti bırakıp, saldırı yönetmek üzere ta Sarıkamış’a kadar gidebilen bir başkomutan (vekili)nin, hemen burnunun dibinde, üstelik doğrudan başkenti korumak kaygısıyla şekillenen bir savunma savaşına neden komuta etmediğidir. [/align:859fab700d]

ENVER PAŞA’NIN MİSYONU

[align=justify:859fab700d] Gerçekte Sarıkamış’ta sadece Osmanlı ordusu ve başkomutanın özgüveni değil, aynı zamanda bütün İtilaf Bloğunun amiri olan Alman Genelkurmayının da, Enver’in komuta gücüne olan güveni kırılmıştır. Bu nedenle Almanya’nın savaşı sürdürebilmesi açısından da kritik önem taşıdığından riske atılamayacak olan Çanakkale savunmasının yönetimi Von Sanders’e verilecektir.Enver’in yine Alman çıkarları adına misyonu ise, Alman işbirlikçisi olmayan Osmanlılara karşı siyasal merkezi tutmak olacaktır. Böylece Çanakkale’nin komutası, askeri becerisine güvenilen, ama Enver’e karşı eleştirel tutumu nedeniyle merkezde sorun olmaya başladığından İstanbul’dan uzaklaştırılması gereken Von Sanders’e verilerek bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktır. Nitekim Sanders’te işin bu yanına işaret eder:

“Kafkas harbi felaketi sebebiyle yaptığım muhtelif itirazlar, bana karşı Enver’in küskünlüğüne sebep olmuş ve bu küskünlük başka suretle de arttırılmıştı. Beni İSatnbul’da uzaklaştırmakistiyardu. İşte bu yüzden 1915 Şubat ortasında Erzurum civarında harabe halindeki 3. Ordunun komutanlığını üstlenmemi teklif etti. Komutanı Hafız Hakkı Paşa 12 Şubatta ani bir şekilde lekeli hummadan vefat etmişti(...) Bu teklifi kesin olarak reddettim.”(Türkiye’de Beş Sene, s.71)

3.Ordu komutanlığı reddeden Sanders, 5. Ordu komutanlığını ise hemen kabul edecek ve 1. Ordu komutanlığını Von der Goltz Paşa’ya bırakıp derhal Çanakkale’ye hareket edecekti. İngilizlerin önceden düşünmedikleri kara çıkarması için 25 Nisana kadar süren hazırlıkları ise, Sanders’in Çanakkale’ye ciddi bir yığınak ve tahkimat yapmasını sağlayacaktı (yine de Yarbay Mustafa Kemal, Albay Nikolai gibi kimi Türk ve Alman alt rütbeli subayların inisiyatifleri olmasaydı, bu hazırlıklar Çanakkale’nin geçilmesini engelleyemeyebilecekti).

İşte o dönemde Enver’in misyonunu değerlendirebilecek durumda olmayan Mustafa Kemal, böyelsi kritik bir savaşta komutanın, yurtsever duygularından kuşkulanılamayacak bir şahsiyet olması gerektiği inancıyla arayış sergileyecekti. Bundan hareketle; “ Durumun kritik göründüğü bir sırada, Enver Paşa’ya Alman subaylarının savunma stratejilerine güvenmemesini isteyerek, komutayı bizzat ele almak üzere bölgeye davet eden” bir mektup yazacaktı. Söz konusu mektubunda; “vatan müdafaasında kapl ve vijdanlarının bizim kadar çarpmayacağı muhakkak olan” tanımlamasıyla Alman subaylarına atıfta bulunacaktı. Tabii söz konusu talep, Enver’in misyonu çerçevesinde “dikkate alınmayacak” ve Sanders ile görüşmesinde “M. Kemal hakkında iyi şeyler söylemeyecektir” (Bkz.,S.Atacanlı,Çanakkale’nin komutanları,s.129) [/align:859fab700d]


ENVER’İN ÇANAKKALE’YE KATKISI: KANLISIRT



[align=justify:859fab700d] *Kendisinden yana tüm mazeret üretme çabalarına rağmen,Enver’in Çanakkale’ye müdahil olduğu noktada karşılaşacağımız şey, Çanakkale savaşlarındaki en büyük felaket olan Kanlısırt olacaktır.

Nitekim “... temelde Von Sanders’in muharebe alanındaki komuta ve strateji sorumluluğuna karışmamayı tercih etmiştir” *şeklindeki mazeret ifadelerine rağmen belirtilmektedir ki; “Enver Paşa çeşitli tarihlerde cepheye gelip durumu bizzat görmüş, zaman zaman bazı emirler ve talimatlar da vermiş, hatta özellikle düşmanın denize dökülmesi yolunda özellikle başlangıçta ısrarlı insan maliyeti çok yüksek taleplerde bulunmuş(tur).” (Bkz.,S.Atacanlı, Çanakkale’nin Komutanları, s.129)

Felaketle sonuçlanacak olan 19 Mayıs saldırısı, gerçekte “stratejik olarak büyük bir inceliği olmayan bir planın” yansımasıydı; “üstün bir kuvvetle Arıburnu’na yüklenerek Anzakları yok etmek, ay da olduğu gibi denize dökmek amacı güdüyordu. Anzaklar Helles Burnu’nu güçlendirmek için Arıburnu’ndan asker çekmiş olduklarından, Türkler düşmandan sayıca bire üç üstündüler. Ama şimdi Anzakların üstünde ve ancak birkaç metre ötelerinde oldukları için, toplara açık hedef oluyorlardı. Düşmanın önceden hazırladığı siperlere saldırmak zorundaydılar. Sonuç adeta bir katliam olacaktı.” (Lord Kinross,Atatürk,s.107)

Mevzilerindeki sağlamlığı anlayamayarak, Anzakların güç azaltmalarını saldırı avantajı olarak okuyan, “Enver Paşa, düşmanın Arıburnu cephesinden bir an önce sökülüp atılmasını ısrarlı bir şekilde istemeye başlamıştı” (M.Albayrak-T.Yılmazer, Çanakkale Muharebeleri,s.86)

Gerçi bu isteğin, “ Genel Karargaha gerçekçi olmayan raporlar” gönderilmesinden kaynaklandığı söylenerek Enver’in sorumluluğu yine küçültülmeye çalışılmaktadır; ama böylesi raporların yanında karşıt raporların sayısı da az değildir. Nitekim 5. Ordu Kurmay Başkanı Albay Kazım (İnanç)ın, raporunda; “hem Arıburnu hem de Seddülbahir’de ağır kayıplarla sonuçlanan hücumlara artık son verilmesi isteniyor, şehit ve yaralı sayısının 15 bini aştığı, bu durumun karşı tarafın da işine geldiği vurgulanıyordu.” Dahası kuzey grubu komutanı Esat Paşa da, 19 Mayıs saldırından 5 gün önceki raporunda; “topçu atışlarımızın yetersizliği ve düşman tahkimatının çok güçlü olduğunu belirtmiş, (üstelik) hedefi Kocaçimentepe’yi almak olan düşmanın bizzat kendisinin taarruz etmek zorunda olduğunu” belirterek taarruz fikrine karşı çıkmıştır.(Age.,s.86) Ne yazık ki tüm bu önleme çabalarına kulak asmayan Enver, Sanders’in yapması halinde ‘normal’ karşılanabilecek bir işten, yani Osmanlı askerini gözü kara bir şekilde harcamaktan kaçınmayacaktı. Saldırı konusunda Sander’le anlaşır ve 2. Tümeni, boğazlanmaya gönderilen koyunlar misali İstanbul’dan Çanakkale’ye gönderir. Bu arada bir dizi de bağışlanamaz hata yapılır. Örneğin askerlerin bölgeye yığılması İngiliz keşif uçaklarının görüş alanı içinde gerçekleşir ve buna rağmen saldırıdan vazgeçilmez. Karşı tarafın bu bilgilenmesi yetmezmiş gibi, saldırıya da bando ve marşlarla başlanır. Asıl saldırı gücü olan 2. Tümen subayları ön keşif olanağı bile bulamamış ve kendilerine yeterli topçu desteği de sunulmamıştır. Bunlara ek olarak Osmanlı mevziileri ve hatta ihtiyatları bile İngiliz donanmasının atışlarına açık bulunmaktadır.

İşte bu koşullarda 19 Mayıs gecesi 03:30’da, 13 bin Anzak’a karşı 42 bin kişiyle başlatılan saldırı, sabahın 10’unda sona erdirilmek zorunda kaldığında, 51 subay ve 3369 er ölü olmak üzere, 10.000’in üzerinde zayiat verilecekti. İki siperin arasını, boydan boya Osmanlının ölü ve yaralıları kaplamıştı. Görüntüye eklenen iniltilerle durum “dehşet verici” idi.İstanbul’dan getirilip dinlenmeden savaşa sokulan 2. Tümen neredeyse ortadan kalmıştı. Bu facia karşısında Anzaklar’ın kaybı ise, sadece 168 ölü, 468 yaralıdan ibaretti.[/align:859fab700d]

Cezalandırılmayan sorumsuzluk, çıkarılmayan ders insan öğütmeye devam ediyordu.

Erdoğan AYDIN *
12/05/2007
Cumhuriyet

ozgur_beyin
26-05-2007, 13:41
sevgili gözde,yazıyı'' aktarma '' emeğine teşekkür ediyorum.

gozde-1
26-05-2007, 15:35
Sevgili Özgür Beyin,

Rica ederim :)