Orijinalini görmek için tıklayınız : Fakirliğin Sağlamlığı
(Bu tespitlerim bir genelleme içermez)
Zenginlik can sıkıntısı alametidir. Doğuşundan itibaren istediği her şeye kolayca erişebilen çocuklar eksik büyürler. Hayatın hilelerine ve aldatmacalarına karşı bakar kör olarak yaşarlar.
Zenginlerin çocukları düşe kalka büyümezler, doğaya uygun bir yetiştirilme içinde bulunamazlar. Maddiyatı yüksek olan çocuklar direk nesneye sahip olma güdüsü yaşarlar çünkü kolay elde edebiliyorlardır.
Fakirlik ise hayat mücadelesidir, hileyi görür ve algılar. Hayat yolunda karşısına çıkan hilelerle baş etmesini ve dahasında hile yapmasını iyicene belleğine alır. Gerektiğin de bu kartını kullanır. Düştüğünde yalvarmasını bilir, her hangi bir hiyerarşide ezilip bükülmesi gerekirse bundan sızlanmaz. Şımatılmışlıktan gelen bir gurur edinmemiştir.
Özellikle köy çocukları yemek seçme şansı olmadığı için mecburen doğal beslenir. Doğal ortamda ve organik beslendikleri için, fiziken yapıları zayıf gözükse de bünyeleri gayet sağlam olur. Hedefinde ki nesneye ulaşmak için zorluklarla mücadele eder ve bu zorlukları nasıl aşacağını öğrenir. Hayvanlarla iç içe büyüdüğü için sezgileri kuvvetli olur.
Yaşamında şımartılmış çocuk büyüdükçe zenginliğe daha bağımlı kalır. Fakir çocuk ise büyüdükçe nasıl kazanacağını iyi bilir. Kazanamazsa bu onun için can sıkıntısı olmaz. Zengin çocuğu sürekli kaybetme riskiyle yaşar, fakir çocuğu ise risk ve korkuyla yaşamaz.
Zengin çocuğu maddi kıymet bilmez, ailesinden kalanı savurganca bitirebilir,fakir çocuğu kıymeti ve alın terini bilir. Zengin çocuğu ne kadar huysuzluğa yatkınsa fakir çocuğu sevince ve neşeye o kadar yatkındır.
Zengin çocuğu hazır oyuncak alır, fakir kendi bilyelisini kendi uçurtmasını kendisi yapar. Bu yüzden eli işe ve pratiğe yatkın olur. İkisi arasında sabır/sabırsızlık farkı vardır.
Zengin çocuğu hiç bir işi yapmak/bitirmek zorunda değildir. Fakir çocuğu ise işe verildi mi o işi yapmak zorundadır, bu sayede bitirmek zorunluluğu doğar. Mecburdur işi yapmaya, başarması mecburidir.
Zengin çocuğu gençliğe eriştiğinde maddi yönden hala ailesine bağlıdır, paralı okul okur, dilediği kadar seyahat yapabilir. Bu beğenmemezlik huyuna sebep olur. Fakir çocuğu okumak istiyorsa hem okur hem de çalışır. Hayata daha çalışkan ve gözü açık hazırlanmış olur. Her yıl memleketine de gitse heyecanı hiç bitmez. Zengin ailenin çocuğu okul hayatında başarısız olursa bunun kaybını pek hissetmez, okulu bitirmesi için zaman kısıtlaması pek yoktur. Fakir çocuğu zamanında bitirir, aksi halde maddi zarara uğrar. Bunun bilincindedir.
Sosyal yaşantıya, birlikteliğe, kaynaşmaya, hiyerarşiye ve yükselmeye daha yatkın yetişir.Kıymet bilir ve çabalar, sahip olduğu değerleri yüceltmeye kendisini adayabilir. Tek başına kaldığında daha dayanıklıdır. Takım olunması gerekiyorsa hemen kaynaşır.
Çünkü fakirlik ve yoksunluk içinde büyümüştür. Bu yüzden algıları daha açık ve tehlikelere karşı daha hazırdır. Kazandığında kıymet bilir ve onu yüceltir. Çenesi daha bağlayıcıdır.
Bu yüzden bütün büyük isimlerin hemen hemen hepsi fakir ocaklarından çıkmıştır. Siyasetçilerin, komutanların, iş adamlarının (Kesinlikle zenginlikleri bir kaç nesil öteden geriye gidemez.) ve sanatçıların en değerlileri fakirlikten çıkmıştır. Zengin çocuğu kişisel yırtıklık isteyen hiç bir meslekte bulunamaz, sanat üzerine yoğunluk veremez. Çünkü alternatifi çoktur.
Bir benzetme gerekirse; Benim miskin kedim pencereden dışarı baktığımda gördüğüm kedi gibi sokakta yaşayamaz. Sıkıntı yaşar, aç kalır. O dışarıda ki kedi ise evimde çok rahat yaşayabilir.
Zengin çocuğu ile fakir çocuğunun zorlu bir hayata nasıl hazırlandıklarını yansıtan temsili bir resim;
http://2.bp.blogspot.com/-L58AZhyHf7k/VfwodZLp-_I/AAAAAAAAACc/IsvwEkkBuEU/s1600/zengin-faikr-cocuk.jpg
Fakir insan yük çekmesini bilir, zengin çocuğu maddiyatını kaybedince bocalar;
http://c12.incisozluk.com.tr/res/incisozluk//11505/8/616968_o000d.jpg
Bu yazıda fakirlik övülüp maddi zenginlik kötülenmemiştir. Tamamen zorlu bir hayata hazırlanma aşamasında, fakir çocuklarının ne kadar avantajlı olduklarını yansıtmaktadır.
Erich Fromm - "Psikanaliz ve Zen Budizm" isimli kitabından yukarıda ki konuyla alaka kurabileceğimiz bir alıntı ;
-
-
-
Yüzyılın başında ruh hekimine gelen hastalar görünür
hastalık belirtilerinden şikâyeti olan kimselerdi.
Kolu felçli olan, ya da sudan, yıkanmaktan korkmak
23
gibi saplantıları olanlar ve bunun gibi kendilerini kurtaramadıkları
başka saplantılardan zoru olanlardı. Daha
açıkçası hekimlerin kullandıkları anlamda bir hastalığı
olanlardı; normal diye adlandırılan kimseler gibi
toplumsal işlevlerini yerine getirmelerine hastalıkları
engel olan kimselerdi.
Bunlara benzer şikâyetleri olanların
tedavi konusundaki düşünceleri de hastalık konusundaki
düşünceleriyle aynı doğrultudaydı.
İstedikleri
şey hastalık saydıkları belirtilerden kendilerini kurtarmaktı;
iyileşmekten anladıkları şey, hasta olmamaktı.
Onlar orta derecede sağlıklı bir kimse ne kadar sağlıklıysa,
o kadar sağlıklı olmak istiyorlardı; ya da belki
şöyle de söyleyebiliriz, toplumumuzda yaşayan sıradan
kimselerden daha çok huzursuz, daha çok mutsuz olmak
istemiyorlardı.
Bunlar bugün de deva aramak için psikanaliste
başvuruyorlar ve onlar için psikanaliz hastalık belirtilerinden
kurtulmalarını, toplum içindeki işlevlerini üstlenebilmelerini
sağlayabilecek bir tedavi yöntemidir.
Ama bir zamanlar psikanalistin müşterilerinin çoğunluğunu
oluşturan bu kimseler şimdi azınlığa düşmüşlerdir.
Belki bunların sayısını eskisiyle karşılaştırınca
salt sayı olarak bir azalma görülmeyebilir ama toplum
içinde görev yapabilen, genellikle kabul edilen anlamda
bir hastalığı olmayan, gene de yukarda sözünü ettiğimiz
«çağın hastalığından», «huzursuzluktan», «içten
içe donuklaşmadan» yakman çok sayıda yeni tür hastayla
karşılaştırılınca onlara oranla sayıları azalmıştır.
Bu yeni «hastalar» sızlanma nedenlerinin tam olarak
ne olduğunu bilmeden psikanaliste geliyorlar. Bunalım
içinde olmaktan, uykusuzluktan, evlilikte mutsuzluktan,
işlerini sevememekten ve bunlara benzer birçok
güçlüklerden yakmıyorlar. Genellikle şu ya da bu belirli
bir güçlüğün tek sorunları olduğunu ve eğer o güç
24
lüğü yenerlerse sorunlarının çözümleneceğini sanıyorlar.
Gerçekte bu hastalar sorunlarının bunalım ya da
uykusuzluk, evlilikteki, işlerindeki falan sorunları olmadığını
anlayamıyorlar.
Bu çeşitli yakınmalar aslında
şöyle ya da böyle belirli bir güçlükten sızlanan çeşitli
kimselerin kültürümüzün izin verdiği oranda açıklayabildikleri
çok daha derinde yatan bir şeyin bilinçlerine
ulaşabilen dış görüntüleridir. Yakınmaların gerçek
ortak nedeni, insanın kendinden, çevresindeki insanlardan
ve doğadan yabancılaşmasıdır : Hayatın parmaklarının
arasından kum gibi akıp gitmekte olduğunun;
yaşamadan ölüp gideceğinin, bolluk içinde yaşanan
hayatın bile sevinçten, kıvançtan yoksun olduğunun
farkına varmış olmasıdır.
-
-
-
III. ESENLİĞİN YAPISI — İNSANIN RUHSAL
GELİŞİMİ
İlk yaklaşımda «esenlzfc», doğal yapıyla, doğal yaratılışla
uyum içinde olmaktır diye tanımlanabilir. Gene
de bu kalıp tanımlama içinde sunulmuş sözlerin
derinliğine gitmek istenirse ortaya şu sorular çıkabilecektir
: Doğal yaratılışla, doğal yapıyla uyumlu koşullar
içinde olması gerekli insan varlığı nasıl bir varlıktır?
Bu koşullar hangi koşullardır?
İnsan varlığının ortaya koyduğu bir sorun var. İnsan
bu dünyaya bu konudaki istemi sorulmadan geliyor,
gene giderken de istemine bakılmıyor. Hayvanlarda
içgüdüsel olarak doğayla bütünlük içinde yaşamasını
sağlayan bir çevreye uyum mekanizması olmasına
karşın insan bu içgüdüsel mekanizmadan yoksun. Hayat
onu yaşatacağına o hayatı yaşamak zorunluluğunda.
İnsan doğanın içinde ama doğadan kopmuş, kendi kendinin
ayrı bir varlık olarak ayırdmda olması, kendini
dayanılmaz derecede yalnız, güçsüz ve kaybolmuş his- J
setmesine neden oluyor.
27
Felâsife
27-11-2018, 16:20
İlk yazı için, tıpkı başlığında ki gibi "sağlam" bir yazı olmuş demekten başka bir sözüm olamaz, helede genelleme içermemesi, onu okuyup düşünmeye sevk etmesi sağlamlığındaan dolayı olsa gerektir.
Tabii zenginliğinde artı yönleri yok değildir, ama iş tek başın ayakta kalmak konusunda, çok çile çeken, zorlu bir yaşam süren ayrıdır.
İkinci konunun ilk konu ile bağlantısını tam yapamadım ama fakirliğin bir hastalık olarak algılandığı yerde, varlık içinde yaşayanlar bunu ört-bas etmek için, hastalıklar icat etmişler olarak anladım anca.
Bazılarına durduk yere yalandan hasta olmak fikri, iyi geliyor olsa gerek, insanî yönler daha bir depreşiyor herhalde.
Bakın bakın, zenginlerinde, sorunsuzların da nice nice sorunları var mesajı... Güzel. :D
Felãsife; ikinci mesajda ki alıntıladığım bölümün ilk ve ikinci kısımlarının son paragraflarına atıf yapıyorum. Doğadan uzaklaşmak yada doğaya yabancılaşmak psikolojik rahatsızlıklar yapabiliyor.
Anlamsız bir boşluk hissi gibi... Bu his yüzünden mesleklerinde yada evliliklerinde sorun var algısına kapılıyorlar. Hal bu ki, doğadan kopmanın bedelini ödüyorlar.
Bir çocuk doğayla ve hayvanlarla iç içe büyütülmelidir, hem bedeni hem ruhi faydası tartışılmaz.
Kitabın devamında bebek yada 4-5 yaşına kadar olan çocukluktan da bahsediliyor. Bilinç düzeyi olarak nesnel dünyanın kendi istedikleri gibi şekillenmeyeceğini anlamadıkları bir dönem bu dönem. Ancak ardından bunun farkındalığına erişiyorlar. İşte bu dönemde çocuklar şımartılmamalı. Hani televizyona çıkan uzmanlar anlatıyor ya; "anne ve babalar, hayır demesini bilmelisiniz..."
Felâsife
27-11-2018, 16:52
Felãsife; ikinci mesajda ki alıntıladığım bölümün ilk ve ikinci kısımlarının son paragraflarına atıf yapıyorum. Doğadan uzaklaşmak yada doğaya yabancılaşmak psikolojik rahatsızlıklar yapabiliyor.
Anladım teşekkür ederim.
Tabii zenginlik demek her şeyi alabiliyor, ulaşabiliyor demek değil, yoksulluk fakirlik mesela alınamaz, haliyle de o deneyimlenemez.
Bunun eksiklikleri illaki olacaktır.
Doğadan uzaklaşmak zaten tüm insanların esas problemi.
İşte bu dönemde çocuklar şımartılmamalı. Hani televizyona çıkan uzmanlar anlatıyor ya; "anne ve babalar, hayır demesini bilmelisiniz..."
Aynen.
ForumKirpisi
27-11-2018, 19:37
Hocam burada zenginden kastın toplumumuzda "sonradan görme" olarak tanımlanan grup olduğunu düşünüyorum.
Parası çok olup gayet mütevazi yetişmiş insanlar vardır.
güzel bir yazı, tespitler yerinde ama illede zenginlik gerekmiyor, orta halli tamamen şehir kültürüyle yaşayan ailelerin çocuklarında da bu gevşeklik olabiliyor.
Bana göre birinci yazıdaki kıyaslama çok gerçeği yansıtmıyor.
Zengin fakir arasında bir kıyaslama yaptığımızda sanki zenginlik çok işe yarar bir şey değil gibi. Birde gerçek yaşama baktığımızda fakirler durumlarından şikayet etmez ve her ortama uyum sağlar gibi anlaşılıyor.
Çevremize baktığımızda uyuşturucu kullanımında fakirler bayağı önde gidiyor hele ki intiharlarda biraz daha önde. Köy ve şehir arasındaki kıyaslama da günümüzü yansıtmıyor çünkü köylere değil şehirlere akım oluyor.
Ama yazı güzel zamanımız bir kıyaslamayı gerektiriyor.
Artık insan bundan 50 yıl önceki insan değil köylülük te 50 yıl öncesi köylülük değil. İçinde yaşadığımız -KAPİTAL ist- dünya her kesi etkisi altına aldı bütün ilişkilerin aracı para köyde de şehirde de. Her kes paraya sahip olmak için yaşıyor daha çok para daha rahat yaşam, herkesin derdi bu.
Fakirler at yarışı toto veya başka şans oyunlarında sıraya girmek için pek zenginlerden geri kalmıyor.
Yazı çok ucu açık kalmış. Orta derece zenginlik içinden çıkagelen bir sürü mütevazi insan bulabilirken, fakir ocağından çıkıp hak hukuk tanımaz bir sürü katil, piskopat ve sapıkta görüyoruz.
Yazı genelleme içermediği için iç içe geçmeler olmuştur.
Yazıda ki ikinci resim neyi anlatmaya çalıştığımı özetliyor. Para kazanmadan, mücadele etmeden, ana şımartması ve baba parasıyla yaşayan gençlerin, fakirlikle mücadele eden gençler kadar hayata tutunamayacağını, can sıkıntısı yaşayacağını ve sağlam bir irade ile güçlü bir bünye sahibi olamayacaklarını anlatıyorum. Bünye, yeteri ve dengeli şekilde protein+karbonhidrat alımı değildir.
Çevremize baktığımızda uyuşturucu kullanımında fakirler bayağı önde gidiyor hele ki intiharlarda biraz daha önde.
Bir çok zengin uyuşturucu kullanıyordur da bizim kulağımıza ulaşmıyordur. Buraya da bir parantez açmak lazım. Bir fakir genci çaresizlik hissiyle ucuz maddelerin peşine gidebilirken bir zengin yada çocuğu nasıl olur da zararlı olduğunu bile bile ve maddi bir çaresizlik içinde değilken uyuşturucu madde kullanır ? Can sıkıntısı başlığına ekleyelim bunu da. Fakirlik yada çaresizlik insanı kiralık katilde yapabilir. İntiharda ettirebilir. Ancak son tahlilde, bütün büyük insanların fakir ocaklarından geldiği gerçeğini değiştirmez.
--- Bu noktada (Uyuşturucu yada suç örgütü üyeliği hakkında) varoş ve köy yaşantısında ki fakirlik arasında bir fark görüyorum ---
Köy ve şehir arasındaki kıyaslama da günümüzü yansıtmıyor çünkü köylere değil şehirlere akım oluyor.
kartopu; şehirlere akım maddi geçim için ilk seçenek olabilir. Bugün şehirlere göçen ve hatta zenginliğe erişen insanlara sorabiliyorsak şunu sormalıyız; bu beton yuvasında mı yaşamak istersin yoksa bağ bahçe içinde mi ?
Hafta sonları bütün büyük şehirler piknik alanlarına ve doğal yürüyüş parkurlarına neden akıyor sanıyoruz ? İçlerinde ki doğadan kopmuşluğun boşluğu herkesi rahatsız ediyor.
ForumKirpisi
28-11-2018, 16:50
Ekonomik durumun kötü olması uyuşturucu madde kullanımını körükler.
Ama bu kötü göreceli. Yani Amerika'da fakir sayılan biri başka bir ülkede orta-yüksek halli
sayılabilir. Vibrant sayılan bir ülke olduğumuzdan ülkemizde de fakirlik tanımı sürekli değişiyor.
Ülkemiz uyuşturucu kullanımında tüm AB ülkelerinden daha iyi durumda. Uyuşturucu kullanımı
en yüksek Fransa, en çok kaçak göçmen bulunan AB ülkesi de Fransa.
Kriz döneminde Yunanistan'da ucuz ve tehlikeli sentetik uyuşturucu kullanımı patlamıştır.
Köylülerin şehirlere akması şehirleri yerle bir etti, örneğin İstanbul bir gecekondu kenti oldu, şehirdeki köylüler şehirlere göç edip şehirli olabildiler mi? Hayır. Kendilerine yepyeni bir kültür oluşturdular, namus - arabesk gibi terimler ortaya çıktı. Tarımı-hayvancılık ve odunculuğu öldürdü. Hükumetlerin ithal politikasının da
bunda etkisi var. Tarım olarak çevre ülkelerden çok daha avantajlı olabilecekken çok zayıf bir durumdayız.
kartopu; şehirlere akım maddi geçim için ilk seçenek olabilir. Bugün şehirlere göçen ve hatta zenginliğe erişen insanlara sorabiliyorsak şunu sormalıyız; bu beton yuvasında mı yaşamak istersin yoksa bağ bahçe içinde mi ?
Hafta sonları bütün büyük şehirler piknik alanlarına ve doğal yürüyüş parkurlarına neden akıyor sanıyoruz ? İçlerinde ki doğadan kopmuşluğun boşluğu herkesi rahatsız ediyor.
Sn Turdur.
Gerçekler doğruları bastırıyor demek ki bizde gerçeklerden yola çıkarak doğruları arayıp bulacağız demektir. Onun için insanlara köylere gidin mutlu olacaksınız demek yerine şehirleri daha fazla yaşanır hale sokmak akıllıca olacaktır.
Bu durumda insanları yoksullukla terbiye etmeye çalışmak yerine insanları zenginleştirerek mutlu edebiliriz Tarih geriye doğru çalışmaz bizde ilerisi için insanın mutluluğunu düşünmek durumundayız.
Zühür tesellisi bir işe yaramaz.
Şöyle düşünelim yaratılan bütün zenginliklerde yoksulların verilmeyen emek zamanları var o zaman mutlulukta bu verilmeyeni almaktır.
İnsanlara ancak dinciler fakirlikle mutlu olacağını söyler ki bu söyleyenlerin hiç biri kendini o fakirlerin arasına görmek istemez.
Biz (yoksullar)bizden gizlenenleri bularak ve bu bulduklarımızı alarak mutlu oluruz. Bu taleplerimiz zordur ama mutlulukta bu zorun içindedir.
Felâsife
29-11-2018, 00:12
Bana göre birinci yazıdaki kıyaslama çok gerçeği yansıtmıyor.
Yazının zaten öyle bir iddiası da yok, genelleme yapmıyor, eğer genelleme yapsa, zenginin de içinde "aptalı" vardır, fakirinde içinde "aptalı" vardır.
Aynı şekil, her ikisinde de "zeki" olanı da vardır.
Buna göre bir genellemeyi istese de hiç kimse yapamaz, mümkün değil.
Zenginler çok akıllı denirse, bir dünya aptallıkları yani zaafiyetleri sayılabilir.
Fakirler akıllı denirse, gene aynı şekil onlarında aptallıkları, zaafiyetleri inci gibi dizilir.
Ayrıca bunlar bir gecede değişebilecek şeylerdir, ebedi kalıcı da değildir, bu yüzden istense de genellemezler. Haliyle burada ki "gerçek" sınırlı bir gerçektir.
Gerçek şu ki her ikisinin içinde zekisi/aptalı vardır, bu böyledir.
Birisi her türlü zorluğa, imkansızlığa rağmen başarıyı kovalar, diğeri de her türlü imkana rağmen serseri olur, hazır yer.
Bu taktir edilmeyecekte ne edilecek! Yazı bu açıdan güzel.
Adam onur, gurur, insani değerleri yüzünden serveti bile reddeder. Öteki de der ki bu adam enayi.
İşin içinde insani değerler varsa, kim zengin kim fakir o belli bile değildir.
Sadece paraya göre değerde, bir değer de değildir, kıyas bile değildir, siyasetçilerin, iş adamlarını elinde ki patlak bir davuldur o.
Sevgiler
bilgivehis
29-11-2018, 01:51
İşin içinde insani değerler varsa, kim zengin kim fakir o belli bile değildir.
Yine çerçevelik bir söz, duvara asmalı:)
Şüpheci Dinsiz
29-11-2018, 07:35
Konuyla ilgili olarak; "beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir-beni güçlü kılar (what does not kill me, makes me stronger)" demiş usta Nietzsche.
Güçlüklerle karşılaşan canlılar zamanla güçlükleri yenmeyi öğrenirler. Başa çıkamadıkları güçlüklerle birlikte yaşamayı öğrenirler.
Evrim-->Doğal Seçilim mekanizması ile örtüşen bir durumdur. Örtüşmeyen tarafı fakirlik-zenginlik olguları-kavramlarıdır. Fakir neden fakir? Mülkiyet diye bir kavram-olgu olduğu için ve "zengin" denen dürzüler mülkiyeti ele geçirdiği için. Mülkiyetin özü sahip olmak değil, başkasına yasaklamak. Başkasına yasakladığın yerler-şeyler arttıkça "zengin", sana yasaklanan yerler-şeyler arttıkça "fakir" oluyorsun.
Felasife Yazının zaten öyle bir iddiası da yok, genelleme yapmıyor, eğer genelleme yapsa, zenginin de içinde "aptalı" vardır, fakirinde içinde "aptalı" vardır.
Aynı şekil, her ikisinde de "zeki" olanı da vardır.
Bir iddiadan söz etmiyoruz bir gerçekten söz ediyoruz
Zengin mal mülk sahibi insanla denir Fakir se malsız mülksüzlere Bir insanda bunların olması veya olmaması hem düşünce biçimini hem yaşam biçimini değiştirir .
Örnek bir fakire mal ver düşüncesi değişir bir zenginin elinden malı mülkü al onun da düşüncesi değişir bu düşünce değişikliği yaşam biçiminin de değişeceğini anlatır.
Konu aptal veya kurnaz olmakta değil. Konu mülk sahibi olmak veya olmamaktır.
Evet tavsiyeler var mal mülk insan üstünde ağır bir yüktür gibi, ama bunlar gerçek hayatta çok geçerli değil .Öyle fakirlerde çok mutlu değil.
Hele ki bu zamanda bunu söylemek bayağı cesaret ister. Günümüzde tek geçerli tavsiye akıl verme para verdir. Şu sözde bana garip geldi zenginin içinde ne aptalları vardır Bir insanın aptal olması çok önemli değil bulunduğu mevki (biz buna sınıf diyoruz) daha önemlidir. Zeka insanı belli bir mesafeye kadar taşır ondan sonrası bilinçtir. Çok zeki bir fakir ne yapabilir ancak insan dışı şeyler yaparak sınıf atlar. Arkadaşlarını satar veya çalar mesela.
Hayatın gerçeği bu hangi sınıftansın akıl veya saflık böyle ölçülüyor.
Felâsife
29-11-2018, 12:17
Hayatın gerçeği bu hangi sınıftansın akıl veya saflık böyle ölçülüyor.
Nasreddin hocada yapmış bu testi, "ye kürküm ye!" demiş, görünüm, sınıf bir insanı bişi yapmaz.
Yapıyor görülmesi cahilliktir, zengin de fakir de "bir birine muhtaçtır" aslımız budur.
Ne zengin, zengin olduğu için üstün, ne de fakir, fakir olduğu için alttadır.
Bu insanları çırıl çıplak dizelim, sonrada bakalım, kim üst, kim alt!
Bunlar bir elbisedir yani, örtü.
Çıplak halinde insanların hepsi de "bir", gerçek olan bu, gerçeğimiz bu.
Öteki türlü, statüler, konumlar, banka cüzdanları kimseyi kimseden "üst" etmiyor, üste ki yazıda olduğu gibi "Mülkiyetin özü sahip olmak değil, başkasına yasaklamak."
Olayı bu şehirlerin.
Hasılı bu "muhtaçlık", "acziyet" meselesi es geçilmiş, geriye üstünlük kalmış, zenginlik kalmışsa, buna gerçek demek, moda tabirle (bence) çakma bir gerçektir.
Ölünce bile aynı kefene sarılıp, aynı yere gömüleceklerse, bir üstünlük göremiyorum ben, bilakis aynılar yahu.
Eskiden olsa, adam kendine piramit yaptırıyormuş, tümülüs yaptırıyormuş, farkı varmış diyeceğim ama onları "yapanlar" olmasa o farkı bile olmayacak.
Şu işe bak ki fark bile farksızlığa, küçük görülene muhtaç, şöhretlinin şöhretsize muhtaçlığı gibi, çık işin içinden :D
Sevgiler
Hiç fakirlikten çıkıpda zenginliğe erişen bir insanın oğlu kendisi gibi mücadeleci ve yırtık olabilir mi ?
Örneğin,
İbrahim Tatlıses ve İdo Tatlıses
R.T.Erdoğan ve Bilal Erdoğan
ForumKirpisi
30-11-2018, 04:05
Hiç fakirlikten çıkıpda zenginliğe erişen bir insanın oğlu kendisi gibi mücadeleci ve yırtık olabilir mi ?
Örneğin,
İbrahim Tatlıses ve İdo Tatlıses
R.T.Erdoğan ve Bilal Erdoğan
1) İdo Tatlıses kaşlarını aldırarak mücadelesini sürdürmektedir.
2) Bilal Erdoğan telefon görüşmelerinde zaten babasına hürmet ederek ve akıllı hamleleriyle saygımı kazanmıştır.
İllahaki mücadelenin oto yıkamacıda veya inşaat ameleliğinde olması gerekmez. Bu insanlarda elinden geldiğince nasıl kolay para kazanılacağı metodlarını araştırarak ve yaptıklarını legalize etmeye çalışarak mücadelelerini sürdürüyorlar. :car:
Nasreddin hocada yapmış bu testi, "ye kürküm ye!" demiş, görünüm, sınıf bir insanı bişi yapmaz.
Yapıyor görülmesi cahilliktir, zengin de fakir de "bir birine muhtaçtır" aslımız budur.
Ne zengin, zengin olduğu için üstün, ne de fakir, fakir olduğu için alttadır.
Nasrettin Hoca yaptığı testte aldığı sonuç ne olmuş Kürke verilen itibar değil mi.
zengin de fakir de "bir birine muhtaçtır" aslımız budur. İşte bu doğru bak, ama bu muhtaçlık kapının önüne kadar sonrası fakir tarana çorbasına Zengin pirzolaya.
Gerçekleri görmemezlikten gelmek gerçekleri saklamaz.
Yoksul emek harcar bu harcadığı emeğin karşılığında ancak karnı doyar zengin çaldıkları ile yatırım yapar bunun karşılığında itibarı yükselir lüks yaşar eğitimi artar hava kirliliğine çamur sokaklara inşatlardan düşüp erken yaşta ölüme maruz kalmaz. Hiç sen savaşta ölen şehit olan zengin duydun mu. İşte şehitlik fakire, cennet zengine yapılmış.
İnsanlara ölümü hatırlatıp yoksulluk ve zenginlik arasındaki farkı unutturmak da dincilerin fakirler üstünde yaptığı probagandası da moda oldu. Gerçek gözümüzle gördüğümüzdür görmediğimiz gerçek değil inandırılmışlıktır.
Felâsife
30-11-2018, 16:52
zengin de fakir de "bir birine muhtaçtır" aslımız budur. İşte bu doğru bak, ama bu muhtaçlık kapının önüne kadar sonrası fakir tarana çorbasına Zengin pirzolaya.
Muhtaçlık meselesinde anlaştıysak, gerisi işin süslü taraflarıdır, orada rivayetler biraz muhtelifleşir, kişilerin baktığı tarafa göre şekillenir ki onlar da anlaşamamakta normaldir.
Ölüler zannederler ki diriler her gün helva yer!
Bu açıdan bakınca, meseleler asla dışarıdan görüldüğü gibi değildir, kim mutlu kim mutsuz, karman çorman vaziyettedir.
Sevgiler
RollingStones
30-11-2018, 16:54
Muhtaçlık meselesinde anlaştıysak, gerisi işin süslü taraflarıdır, orada rivayetler biraz muhtelifleşir, kişilerin baktığı tarafa göre şekillenir ki onlar da anlaşamamakta normaldir.
Ölüler zannederler ki diriler her gün helva yer!
Bu açıdan bakınca, meseleler asla dışarıdan görüldüğü gibi değildir, kim mutlu kim mutsuz, karman çorman vaziyettedir.
Sevgiler
Önemli olan sağlık gerisi boş :)
Saygılar Felâsife.
Felâsife
30-11-2018, 17:02
Önemli olan sağlık gerisi boş :)
Saygılar Felâsife.
Eyvallah RollingStones :)
İşin o yönü de var elbet.
Sevgiler
Önemli olan sağlık gerisi boş :)
Saygılar Felâsife.
Sağlık içinde para gerekiyor TV ye çıkıp ilaç alamıyorum diye yalvaran bir tek zengin görmedim.
Ama İktidarın kapısına dayanıp ihaleyi bana ver diyen zenginleri hep birlikte gördük.
Demek ki ikisinin ortak yanı yalvarmak, ayrı yanı biri sermayesine sermaye katmak için diğeri yaşamak için.
RollingStones
30-11-2018, 17:52
Sağlık içinde para gerekiyor TV ye çıkıp ilaç alamıyorum diye yalvaran bir tek zengin görmedim.
Ama İktidarın kapısına dayanıp ihaleyi bana ver diyen zenginleri hep birlikte gördük.
Demek ki ikisinin ortak yanı yalvarmak, ayrı yanı biri sermayesine sermaye katmak için diğeri yaşamak için.
E tabiiki öyle.
ben sonuç olarak en kıymetlisi anlamında söyledim.
Saygılar,
Sağlık içinde para gerekiyor TV ye çıkıp ilaç alamıyorum diye yalvaran bir tek zengin görmedim.
Ama İktidarın kapısına dayanıp ihaleyi bana ver diyen zenginleri hep birlikte gördük.
Demek ki ikisinin ortak yanı yalvarmak, ayrı yanı biri sermayesine sermaye katmak için diğeri yaşamak için.
Zengin, hayat mücadelesinden ziyade aç gözlülüğe hizmet ediyordur bu durumda.
Fakir insan hayat mücadelesi içindedir.
Felâsife
30-11-2018, 19:15
Sağlık içinde para gerekiyor TV ye çıkıp ilaç alamıyorum diye yalvaran bir tek zengin görmedim.
Parada her şey değil, her şeyi satın alamazsınız, bir araçtır nihayetinde, o kadar.
Yıllar Önce M.Ali Erbil 15-16 yıl öncesi yıl başı gecesinde, aynı sizin gibi düşünüyor olmalıydı ki, "Sağlıkta nedir, paran varsa sağlığı da satın alabilirsin" diye coşmuşta coşmuştu.
Benim o zamanda çok dikkatimi çekmişti, çok büyük konuşuyor demiştim.
Ondan sonra 2 hafta geçti geçmedi, Ocak ayı ortalarında hastalandı, hastalığının ne olduğunu bile uzun süre teşhis edemediler. Neyse en sonunda "Kaçış sendromu" diye afilli bir ismi olduğunu öğrendik, Türkiye de ilk defa onda rastlanan bir hastalıkmış. Erbil hâlâ bu hastalıkla cebelleşiyor, şu an durumuda kritik galiba, birde düşmüş vs.
Hasılı sağlık olsun deyip geçmek gerekir, para sağlığın yerini asla tutamaz.
ForumKirpisi
30-11-2018, 19:59
Parada her şey değil, her şeyi satın alamazsınız, bir araçtır nihayetinde, o kadar.
Yıllar Önce M.Ali Erbil 15-16 yıl öncesi yıl başı gecesinde, aynı sizin gibi düşünüyor olmalıydı ki, "Sağlıkta nedir, paran varsa sağlığı da satın alabilirsin" diye coşmuşta coşmuştu.
Benim o zamanda çok dikkatimi çekmişti, çok büyük konuşuyor demiştim.
Ondan sonra 2 hafta geçti geçmedi, Ocak ayı ortalarında hastalandı, hastalığının ne olduğunu bile uzun süre teşhis edemediler. Neyse en sonunda "Kaçış sendromu" diye afilli bir ismi olduğunu öğrendik, Türkiye de ilk defa onda rastlanan bir hastalıkmış. Erbil hâlâ bu hastalıkla cebelleşiyor, şu an durumuda kritik galiba, birde düşmüş vs.
Hasılı sağlık olsun deyip geçmek gerekir, para sağlığın yerini asla tutamaz.
Çok doğru demişsin. Uyuşturucu bağımlıları, sigara-alkol vs. içenler, kötü beslenenler de sürekli bir gün sağlığı paramızla düzeltiriz diyor. Cahiller. İnsanoğlu belki de evrimi gereği ölmektedir. Bence kaç yıl yaşarsan yaşa sağlıklı yaşa. Tuvaletini başkalarının yardımıyla yapıp yatalak olmak yerine.
Parada her şey değil, her şeyi satın alamazsınız, bir araçtır nihayetinde, o kadar.
Hasılı sağlık olsun deyip geçmek gerekir, para sağlığın yerini asla tutamaz.
Bir kaç örnek genel yapıyı değiştirmez. Bu içinde yaşadığımız düzen kapitalizm yani paranın, servetin hakimiyeti . Satın alınmayacak satılmayacak hiç bir şeyin olmadığına inanılan düzen.
Sağlık olsun deyip geçmek teslim olmaktır çaresizliğin adıdır. Bundan başka bir düzen var mı dendiğinde Elbette vardır paranın da geçmediği servetinde olmadığı düzen vardır .
Tarih insanlığın böyle düzenler kurduğunu insanların bu tür düzenlerde de yaşadığını anlatır.
Tarihte varsa gelecekte de olacaktır.
Zengin, hayat mücadelesinden ziyade aç gözlülüğe hizmet ediyordur bu durumda.
Fakir insan hayat mücadelesi içindedir.
Çok doğru. Zengin zaten aç gözlüdür o her şeyi ister .Fakirde yaşamak için çaba harcar . Bir fark var o zenginliği yaratan fakirin avuçlarının içinden çıkan emek zamanıdır.
Bir gün fakir bunu fark edecek işte o zaman dünya ters gelecektir.
Felâsife
01-12-2018, 20:49
Bir kaç örnek genel yapıyı değiştirmez.
Ehehe, bu devirde ağlayan, sızlayan, şikayet edenler hep zenginlerdir, iş adamları, sanayicileri, bankacılarıdır, aşağıya doğru uzar gider liste.
Şimdi ağlayan bunlardır, feryat fügân edende bunlardır, ön sıraları kimselere bırakmazlar ama en alt tabaka, en arkada ağlıyor diye fakirler gündeme getirilir.
Fakirler ağlıyormuş!
Yahu zengin ağlıyor, ötesi var mı?
Kodamanlardan aşağı tabakaya sıra mı gelir?
Nerede görülmüş bunun aksi, tarih yazmaz!
Ha fakiri savunuyoruz diyende, alttan zengine göz kırpar, çaktırma akşama sendeyim der. Böyle bir seviyeli ilişkileri vardır!
Zenginler siyasetçilerle flört ettiği sürece, fakirin fakirliği zenginlerin ağzında ki sakızdır, çiğnenir o kadar, sadece çene kaslarına iyi gelir, başkada bir esprisi yoktur sakızın.
Sevgiler
Yıldıztozu
01-12-2018, 21:54
fakirlik ve zenginliğin 'en'i yok 'daha'sı var.
en zengin veya en fakir kelimeleri hatalı.
daha zengin veya daha fakir kelimeleri doğru.
zenginliğin başlangıcı veya sonu yok.
o nedenle En'i kovalamak yerine bir şeyleri hissetmeye odaklanmak daha doğru, mantıklı, anlamlı geliyor.
iyi şeyleri hissedip ölüp gidelim.
ne kadar çok şey hissedersen o kadar zenginsindir, o kadar üsttesindir.
zenginlik sadece bir hissetme aracı.
esas yaşamsal amaç yine his.
felasife Ha fakiri savunuyoruz diyende, alttan zengine göz kırpar, çaktırma akşama sendeyim der. Böyle bir seviyeli ilişkileri vardır!
Zenginler siyasetçilerle flört ettiği sürece, fakirin fakirliği zenginlerin ağzında ki sakızdır, çiğnenir o kadar, sadece çene kaslarına iyi gelir, başkada bir esprisi yoktur sakızın.
Fakiri savunuyoruz demedik yanlış anlaşılmışız. Kendimiz de bu sınıfın içinde olduğumuzu söyledik. Kendimizi savunuyoruz.
Hayatımız bir veya bir kaç patron un iki dudağının arasında görüyoruz git dediğinde karşımıza açlık çıkıyor git dediğinde sobamız yanmayacak sularımız elektiriğimiz kesilecek .
Suçumuz var mı diye sorduğumuzda hakkımızı istediğimi i anlıyoruz.
Hakkımız ne bu soru çok karışık
Bakıyoruz makinanın başında biz, biz yaratıyoruz patron alıyor biz zor yaşıyoruz patron zenginleşiyor düşünüyoruz var bunda bir hikmet, nasıl biz fakir kalırken patron zenginleşsin.
İşte bu anda artık değer denilen bir kurguya rastlıyoruz .Sorduğumuzda böyle bir şey yok o üreyen doğuran sermaye diyorlar Şaşırmıyoruz çünkü bize hep yalan söylemişler.
Bize sadece şükür et senden beteri var diyorlar ama o beter de bizim sınıftan birileri.
Biz fakirler ağlamıyoruz artık çünkü gözümüzün pınarları kurudu.
Karnın aç olduğunda ancak miğdenden gelen sesleri hissediyorsun. Sn yıldız tozu.
Soban yanmayıp üşüdüğünde soğu hissediyorsun, elektiriklerin kesildiğinde karanlığı hep yaz olsun diyoruz ama doğayı yenemiyoruz
Karnımız tok sobamız yansa düşüneceğiz belki başka bir şeyler hissedebiliriz Ama ona da fırsat vereceklerini sanmıyorum
elinde sopasıyla bekleyen devlet var kanun diyorlar hep bizi yargılıyorlar istesek suçluyuz istemesek te suçluyuz hislerimiz kurudu korkudan
Biliyoruz daha güzel dünya farkındayız ama açlık tehdidi bizi mahkum ediyor .
İşte fakirliğin baş belası da bu. Korku.
Felâsife
02-12-2018, 20:48
fakirlik ve zenginliğin 'en'i yok 'daha'sı var.
Eyvallah, dahanın da bir sonu yok tabii, git gidebildiğin kadar.