PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kapitalizmin yükseliş nedenini buldum


bilgivehis
13-03-2019, 06:57
Arkadaşlar bu konu kafama takıldı.
Olaylara karşı ne gibi tepki vereceğimizi kapitalizm belirliyor ve önlemini de buna göre çok kolay alabiliyor.
Örneğin tayyibi getirdiklerinde ne gibi tepkiler olacak ve buna karşı ne gibi önlemler alınacak, bütün bunlar çok önceden planlandı.
Feto, 12 Eylül, 15 Temmuz ve halkın duruşu hep bu şekil programlandı.
Yani bizler kapitalizm lehine işleyen bir programın parçası olduk.
Hatta çok gerilere gidersek, Yahudilik başladığından bu yana bütün toplumlar hep bu şekil, programlanmış olarak yürütüldü.

Bizim ne gibi tepki vereceğimiz, nerede duracağımız ve buna karşı ne gibi bir projeyle sistemlerini yürüteceklerini çok sissi bir şekilde yürüttüler.
Örneğin bazı muhalif tepkilere göz yummaları dahi planın bir parçasıdır.

Bana göre kapitalizm sadece tepkiyi doğurmuyor aynı zamanda ne gibi bir tepki göstereceğimizi de kapitalizm belirliyor.
Sürekli yükselişinin, ciddi muhalif olmayışının en büyük nedeni bence budur.

kartopu
13-03-2019, 09:01
Müthiş bir buluş ama bunu senden önce Hegel buldu Bilgivehis Arkadaşım
Tez- Anti tez =Sentez.

Bu işler kapitalist dünyada çok deneyler sonucu bulundu. 1848-1871 -1917- 1949 bu tür kalkışmaların nasıl önlenmesi gibi deneylerle dolu kapitalizm. Buna rahmen bazı şeylere kapitalizm in deneyi de gücüde yetmiyor.

Biz Tayyip ve F.Gülenden başka bir dünya olmadığını düşündüğümüzden dir böyle kalmışız.

Hiç merak etme biz göremesek te o kadar ömrümüz olmasa da Kapitalizm kendi mezar kazıcılarını yaratıyor. Alman İdolojisinde Marks bunu yazmış .Sadece bize onu okumak yeterli gelecek.

Kapitalizm in iki tane toplumu aldatma aracı var. Biri herkesin bildiği DİN. İkincisi kölesini kölelik koşullarında yaşatabilme ona o koşulları sağlayabilme özelliği. Gerisi korku.

bilgivehis
13-03-2019, 13:27
Müthiş bir buluş ama bunu senden önce Hegel buldu Bilgivehis Arkadaşım
Tez- Anti tez =Sentez.



Kartopu konuyu tam anlatamadığım için sen de dalganı geçtin.
Ben yeni bir şey buldum demeye getirmedim, belki öyle anlaşıldı.
Sömürünün sistemli olarak günümüze kadar gelmesi bu tepkiyi yönlendirme projesi sayesinde yürüdü.
Tepkiyi yönlendirme projesini sadece üretim ilişkileriyle sınırlandırmamak ve dünyadaki bütün olayları bu proje kapsamında değerlendirmek gerektiğine dikkat çekmek istedim.
Sovyet devriminden Hitler'e, İslamın çıkış nedeninden bütün savaşlara, ülkelerin oluşmasına, vatan anlayışına ve diğer olaylara varana kadar bu projeyle yürütüldü.
Dünyadaki hakim güçler hiç bir zaman el değiştirmeden aynı gurup tarafından ve aynı proje hiç aksatılmadan devam ettirildi.
Hiç bir olay bu gurup tarafından bağımsız gelişmedi, bütün olayların yönlendirici hakimi onlardı.
Sınıflararası çatışmaları kendi çıkarları doğrultusunda yürüyecek şekilde planladılar. Çatışmaları başlatan elbette etki-tepki olayıydı, lakin doğal seyrınde gelişmedi, onların projesine göre seyretti.
Günümüzdeki anlamsızlığın, karışıklığın, tepkisizliğin, belirsizliğin asıl nedeni budur.
Kısaca etki yaratan da onlar nasıl bir tepki ile yürüyeceğini yöneten de onlar.
Bu nedenle olayları daha geniş düşünmek gerekir.

karakedi
13-03-2019, 14:46
Bilgivehis aciklamaniz ilk mesajinizdan daha kotu olmus. Eger her sey bir odak grubunun tasarisindan ibaret ve biz de bu tasarinin plana dokulmus halini yasayan etkisiz yonlendirilmis kuklalar, gece karanliginda gozune isik tutulmus tavsanlardan ibaret isek odaklar 15 temmuz darbesini neden basaramadi?

Simdi birisi diyebilir ki aslinda mesaj verilmek istenen de oydu. Basarmamak. Yani basarili olsa dis mihraklarin algi operasyonu oluyor, basarisiz olsa yine dis mihraklar. Her yol dis mihraklara cikiyor. Patlican fiyatlari mi yukseldi, dis mihraklarin algi operasyonu. Dustu, yine dis mihraklar algi operasyonu. Ee krizin faturasini ciftciye cikariyorlar, koyluleri kovden koyup sanayi sermayesine ucuz isgucu yaratiyorlar?? Olsun o da dis mihraklarin planli operasyonu.

Bu yonteme felsefede ne deniyor bilmiyorum ama siyaset, ekonomi-politik sizin dediginiz gibi islemiyor.

"ictenlik"
13-03-2019, 16:16
Bir üst akıl ve el ve demeyemi geliyoruz?
Kitlesel sosyolojik bir ortaklık ve zihin mi?
ya da her ikisi
Her nedense ben mesajı sevdim

Türkü de şöyle diyor
İnsanlık/İnsanlar bir bütün asla el olmaz
İnsanlar kendini bildiği zaman...

Nietzsche'nin alt insan üst insan köprüsü ve bengidönüşü var
Psikoloji kuramlarının üst benlik alt benlik kuramları...
Marks'ın bir üst ve olası başka bir gerçeklik benzeri kuramı..

Tüm bunları yuvarlarsak aslında aynı benzer yerdeyiz..
Doğu Metodolojisinde gerçekliğin uyku ya da bilinç içinde ilüzyon oluşu gibi tabirleri var..

Yani ileri gidersek Kapitalizmi veren şey insan arzsununun ve sonsuz sınırsız istekler denilenin kendi ve bireysel sınır/mülkiyet denen şey. Bu kaçınılmaz olarak bunu veriyor.. Yani bir üst el , dış el aramaya da gerek yok. Bireylerin ve bireyciliğin toplamı da bunu veriyor...
Serbest ya da özgür iradenin ve bireysel özerk sınırların kendi Kapitalizmi bir gerçeklik kılıyor ve model olarak dayatıyor zaten.

Yani bireysel mülkiyetin istenci (hatta istencin kendi) var olduğu sürece Kapitalizm/ler var olacaktır.
Yani bireysel mülkiyet istenci olan tek bir birey (grup birey) bile olduğu sürece Kapitalizm denilenler kaçınılmaz sonuçtur..
İstek varoluşun bir türevi gibi sanıyorum. Yani doğal ve kaçınılmaz olan bu gibi bir anlamda...

kartopu
13-03-2019, 17:35
asıl nedeni budur.
Kısaca etki yaratan da onlar nasıl bir tepki ile yürüyeceğini yöneten de onlar.
Bu nedenle olayları daha geniş düşünmek gerekir.

Bilgivehis arkadaşım
Dalga geçmedim ben kimsenin fikri ile dalga geçmem.Böyle bir hakkı kendimde bulmam.

Mülkiyeti ve egemen sınıfı çok tartıştık ondan bahsetmeyeceğim.
Tepkisizlik. Bu benimde olmak üzere her kesin canını sıkan bir durum.
Ama nicel birikimde yok diyemeyiz. Biz henüz göremesek te bu birikim var olmalıdır. Yoksa durgunluk olur ki bu yaşamdaki canlılığa aykırı.

Konu bir yıkımdan sonraki ufuk görememezlik. Sovyetler (reel sosyalizm) yıkıldı bu bilinmeyen bilinmeyecek bir şey değildi, Ama bu yıkımın arkasından nasıl bir kurulum hiç bir teorisyenin aklında yoktu. Olmadığı bu gün yaşadığımız çaresizliğin içindeki durumdan görülüyor.
Çünkü bu şaşkınlık kapitalizm in övülmesi amacı taşıyan liberalizm sahneye sürüldü insanlar kibar kapitalizm beklentisi içine düştü. Ama şu gün kapitalizm büyük krizler yaşıyor biz çözüm nedir diye birbirimize soruyoruz.
İşçi sınıfını grev meydanlarında göremiyoruz içimizi korku kaplıyor sanki bütün toplumu aptallaştıran bir şey mi var deyip kaygılanıyoruz.

Asıl şimdi biz komünizm i dünden daha fazla düşümemiz gerekirken korkuyor bitiyormuyuz diye endişeleniyoruz.

Sen sanıyormusun ki sadece biz endişeleniyoruz egemenler bizden fazla endişeleniyor.
Tarihi geriye çevirmek isteyen egemenler dinden milliyetçilikten medet bekleyen onlar
Ama tarih geriye gitmeyecek üretici güçlerin gelişmişlik seviyesi buna izin vermeyecek onların çaresizliğinden bizim çarelerimiz doğacak

bilgivehis
14-03-2019, 01:28
Eger her sey bir odak grubunun tasarisindan ibaret ve biz de bu tasarinin plana dokulmus halini yasayan etkisiz yonlendirilmis kuklalar, gece karanliginda gozune isik tutulmus tavsanlardan ibaret


Evet aynen öyleyiz, bazen planlarını bozuyoruz, istedikleri şekilde yürümeyebiliyor ama bu defa da b, c, d, e planları uygulayarak onlar da bizim planımızı bozarak yine kendi leyhlerine çeviriyorlar.
Bu durum neden oluyor biliyor musun, çünkü bizlerin herhangi bir örgütlü tepki mekanizması yok, hatta çoğu zaman halkın tepkisini beklemekten başka hiç bir planımız yok. Ama onlar son derece örgütlü çalışıyorlar, ABD'nin bütün yaptığı iş de budur, sürekli proje üretmek ve a, b, c planlarını uygulamak.
Bizler de onlar gibi ne zaman düzenli bir örgüt mekanizmasına sahip olursak işte o zaman onları kağıttan kaplan yaparız. Yenilmez güç değillerdir, lakin aradaki bu farkı görmek gerekir.



Her yol dis mihraklara cikiyor. Patlican fiyatlari mi yukseldi, dis mihraklarin algi operasyonu. Dustu, yine dis mihraklar algi operasyonu. Ee krizin faturasini ciftciye cikariyorlar, koyluleri kovden koyup sanayi sermayesine ucuz isgucu yaratiyorlar?? Olsun o da dis mihraklarin planli operasyonu.



Dış mihrakla alakası yok, bu bir sömürü sistemidir, bu sistemin yürümesinde rol alan dünyadaki herkes bu sistemin üyesidir. ABD başkanı da tayyip de ve bu ülkenin bürokratları da sömürü sistemini yürüten üyeleridirler.
Dış mihrak yutturmacasıyla olan bir şey değil, sömürünün kendisi bir sistemdir, tüm dünyada planlı, projeli olarak yürütülmektedir. Öyle her isteyen sömürücü üyesi bu sisteme başına buyruk müdahale edemez, binlerce yıldır yürüttükleri organizasyona uymak zorundadır.
Örneğin tayyip, feto veya diğer ülkelerin etkin elemanları kendi başına en küçük bir eylem veya söylemde bulunamaz, anında deliğe süpürülür.
Kısaca bu dış mihrak olayı değil, organizasyon olayıdır.

bilgivehis
14-03-2019, 01:39
Yani bir üst el , dış el aramaya da gerek yok. Bireylerin ve bireyciliğin toplamı da bunu veriyor...
Serbest ya da özgür iradenin ve bireysel özerk sınırların kendi Kapitalizmi bir gerçeklik kılıyor ve model olarak dayatıyor zaten.

Yani bireysel mülkiyetin istenci (hatta istencin kendi) var olduğu sürece Kapitalizm/ler var olacaktır.
Yani bireysel mülkiyet istenci olan tek bir birey (grup birey) bile olduğu sürece Kapitalizm denilenler kaçınılmaz sonuçtur..
İstek varoluşun bir türevi gibi sanıyorum. Yani doğal ve kaçınılmaz olan bu gibi bir anlamda...


İşte hep bunu anlatmaya çalışıyorum, insanlarda burjuva olma istenci hakim, bu istenç umut olmaktan çıkmadığı müddetçe devam edecektir.
Sömürü sistemi bu umudu sürekli vererek istenci ayakta tutuyor, bu da sömürü sistemine sempati oluşturuyor.
Bugün iliğine kadar sömürüldüğü halde insanların kapitalist sisteme sempati duymaları, onu beslemelerinin altında bu istenç yatıyor.
Bizler bu istence ilkellik diyoruz, yani paylaşımcı olmayan hep bana rabbena olan anlayış ilkel zaaflara dayanıyor.
İşte biz komünistler, koşulların bu ilkel zaafları zaman içinde eriteceğini düşünüyoruz, komünizm umudumuz da bu anlayışın son bulacağına dayanıyor.

Felâsife
14-03-2019, 03:30
Bugün iliğine kadar sömürüldüğü halde insanların kapitalist sisteme sempati duymaları, onu beslemelerinin altında bu istenç yatıyor.
Bizler bu istence ilkellik diyoruz, yani paylaşımcı olmayan hep bana rabbena olan anlayış ilkel zaaflara dayanıyor.

Eyvallah sevgili dostum, "beslemek" bencede bu meselede ki en kilit noktadır. Sömürü diye bir şeyin varlığından bahsediliyor hep, ve bu sürekli de güçleniyor, demek ki ortada bir beslenme durumu var ki o güçleniyor.

Tabii ben bu noktada biraz daha farklı düşünüyorum, olayı bir gruba filan yıkmak yerine, daha tabana yayarak diyorum ki
"Şehirli olupta sömürmeyen 1 kişi bile yok!" diyorum.
Şehir böyle bir yer benim gözümde, şehirli zaten sürekli şikayet peşinde, bu simitçisinden en zenginine de böyle, herkes gücü nispetinde memnun değil ve sömürüyor.
Peki kimi sömürüyor, bir birini mi sömürüyor?

Yo! o işin örtüsü, bir birini sömürmüyor, bilakis bir birlerine de destek veriyorlar, hep birlikte köylü denen tabakayı sömürüyorlar.
Bu konuda ittifak içindeler.
Köylüye bir rol biçmiş şehirli, BİZİ UCUZA BESLE!
Bunun için şehirde fiyatları alabildiğine yükseltiyorlar ama köylü sebze/meyveye ZAM yapmaya kalktığında, hep birlikte hareket ediyorlar almayı veriyorlar.... Olmadı İTHAL ediyorlar.

Ama gel gelelim teknolojik ZAM meselesi olunca, TIK YOK. Seve seve alıyorlar.
10-15.000 liraya telefon mu olur? ama alıyorlar... 100.000 liraya araba mı olur? ama alıyorlar. 200-300-500.000 liraya ev mi olur? ama alıyorlar.
Kredi çekip alıyorlar, paraları yoksa bile yaratıyorlar, bankaya can kurban diyorlar, öte yandan sebze 5 lirayı geçsin, feryat figan ediyorlar.

Köylünün hiç şansı yok.

Hasılı şehirli köylüye 1 lira fazla vermemek için yaşıyor. Ama öte yandan yıllarca bankaya da borçlanabiliyor.
Para mı o alsın, köylü almasın diye yaşayan kalabalıklar.
Bu artık sömürülen değil, sömürendir. Şehirlinin her ferdi en kral kapitalist kadar da kapitalisttir.

Şehirler kapitalizmin yuvası, şehirliler de onun bizatihi koruyucusudur.

Hasılı o yok olmaz, ona halk destek veriyor. Kapitalizmden şikayet etmesi de rolden, hedef şaşırtmaktan ötesi değil.
Başka değişle de kapitalizmden şehirliler memnun, bu sayede yiyeceğe az para veriyorlar, hangi şehirli onu istemez.

Bu söylediklerim çokları için fantastik gelebilir, ama mesele sömürmekse "en alta bakılır" en altta kim varsa, onun üstündekilerin daha üstü yoktur, hepsi de üstdür.
Şehre göre alt üst yapılıyorsa bu da aldatmacadır, elim sende oyunu oynamaktır, herkes oyunun içindedir.

Sevgiler

---

"Köylü Milletin efendisidir" diye desede Ata'mız.
Şehirde yaşayanda der ki, o bizim hizmetkârımız.
Bu köylünün kaderi, Tanrı onu onun için yarattı.
Bizi ucuza besleyecek, yoksa yok bizim rızamız.

Kulun rızası Tanrının kaderi oluyorsa, Tanrı kim?
Kader denilen şey insanın egosuysa o İnsan kim?
Kader alına yazılan bir yazıysa, peki suçlu kim?
Kim kime niye köle olur, kötülüğün efendisi kim?

Efendi dediğimiz köleler, sözde kölelerini beslerse.
O kölelerde bu vefanın fiyatını çok ucuz biçerlerse.
Kim köle kim efendi hakikat nazarında değişmişse.
Sözlerin ne anlamı kalır, her şey kaderden bilinirse.

Oh ne âlâ, kader deyip görmemezlikten gelin.
Kulağınızı kapatıp ama ben duymadım deyin.
Çoğu şeyi biliyorken cehaletiyse kisve edinin.
Konu ezilen olunca bunuda kadere havale edin.

Gerçek hiç öyle değil aslında ama edebim müsade etmiyor.
İnsanoğlu hayalde yaşıyor, kendi gerçeğine nazar etmiyor.
Canınıda yaksanız bu rüyadır deyip, gene uykuya gidiyor.
Kuzu postunda ki kurt olmuş, kurtluğunu da fark etmiyor.

Ez-cümle; Köylü milletin kölesidir !...

karakedi
14-03-2019, 05:27
Evet aynen öyleyiz, bazen planlarını bozuyoruz, istedikleri şekilde yürümeyebiliyor ama bu defa da b, c, d, e planları uygulayarak onlar da bizim planımızı bozarak yine kendi leyhlerine çeviriyorlar.
Bu durum neden oluyor biliyor musun, çünkü bizlerin herhangi bir örgütlü tepki mekanizması yok, hatta çoğu zaman halkın tepkisini beklemekten başka hiç bir planımız yok. Ama onlar son derece örgütlü çalışıyorlar, ABD'nin bütün yaptığı iş de budur, sürekli proje üretmek ve a, b, c planlarını uygulamak.
Bizler de onlar gibi ne zaman düzenli bir örgüt mekanizmasına sahip olursak işte o zaman onları kağıttan kaplan yaparız. Yenilmez güç değillerdir, lakin aradaki bu farkı görmek gerekir.

Dış mihrakla alakası yok, bu bir sömürü sistemidir, bu sistemin yürümesinde rol alan dünyadaki herkes bu sistemin üyesidir. ABD başkanı da tayyip de ve bu ülkenin bürokratları da sömürü sistemini yürüten üyeleridirler.
Dış mihrak yutturmacasıyla olan bir şey değil, sömürünün kendisi bir sistemdir, tüm dünyada planlı, projeli olarak yürütülmektedir. Öyle her isteyen sömürücü üyesi bu sisteme başına buyruk müdahale edemez, binlerce yıldır yürüttükleri organizasyona uymak zorundadır.
Örneğin tayyip, feto veya diğer ülkelerin etkin elemanları kendi başına en küçük bir eylem veya söylemde bulunamaz, anında deliğe süpürülür.
Kısaca bu dış mihrak olayı değil, organizasyon olayıdır.

"dış mihrak" tabirini kabul etmiyorsunuz ama aslında yaptığınız şey dış mihrakçılık. birincisi amerikayı abartıyorsunuz. tekrar soruyorum madem amerika her şeyi planlıyor, biz de türk halkı olarak amerika tarafından binlerce mil öteden yönlendirilen kuklalardan başka bir şey değilsek, 15 temmuz darbesinde neden başarısız oldular? madem o kadar güçlü bir ülke, dünyayı "a b c d e planları" diye parmağında oynatıyor, hiç kimse de hiç bir şey yapamıyor, neden kübayı yıllar önce ezip geçmedi de hala uğraşıyor? bazen tutuyor bazen tutmuyor deyip geçiştiremeyiz. çünkü bazen tutup bazen tutmamasının sebebi sınıf mücadelesidir başka bir şey değil. sınıf bu tarafın arkasında olduğu için darbe başarısız oldu. tamam amerikayı tahlil edelim, ama gözümüzde büyütüp dağa çevirmeyelim. dağa çevirdiğimiz zaman sınıf mücadelesi vermekle yükümlü insanlar olduğumuzu unutuyoruz.

İşte hep bunu anlatmaya çalışıyorum, insanlarda burjuva olma istenci hakim, bu istenç umut olmaktan çıkmadığı müddetçe devam edecektir.
Sömürü sistemi bu umudu sürekli vererek istenci ayakta tutuyor, bu da sömürü sistemine sempati oluşturuyor.
Bugün iliğine kadar sömürüldüğü halde insanların kapitalist sisteme sempati duymaları, onu beslemelerinin altında bu istenç yatıyor.
Bizler bu istence ilkellik diyoruz, yani paylaşımcı olmayan hep bana rabbena olan anlayış ilkel zaaflara dayanıyor.
İşte biz komünistler, koşulların bu ilkel zaafları zaman içinde eriteceğini düşünüyoruz, komünizm umudumuz da bu anlayışın son bulacağına dayanıyor.

herkes de burjuva olmak istemiyor. bence bunu da abartıyorsunuz. tamam herkesin zengin olmak hayali var. fakat bunu da mutlaklaştırmamak lazım. solculuk yapmak için vatandaşlardaki burjuva olma istencinin bitmesini bekliyorsanız, daha çok beklersiniz. herkeste yok bu istenç. herkeste de eşit derecede yok. hem istenci olsun ne zararı var. sen yine onla dost ol, siyasi görüşünü paylaş. herkes devrim neferi olmak zorunda değil. bugün temas edersin, yarın ortalık karıştığında karşı tarafta değil, dirsek temasında olur. adam patlıcan almak için tanzim kuyruğuna girmiş. kollarını açmış haykırıyor, hakkımı savunacak kimse yok mu diye. pazarcı öyle. eyt öyle. çarşı öyle. atama bekleyen öğretmenler öyle. bunlarda burjuva istenci olsa ne yazar. dolar yarın 7 tl olsun, sen gör bakayım istenç mi oluyor, yumruklar mı konuşuyor. yeni paylaştım. vatandaşın bankalara borcu 500 milyar tl olmuş. bunlar kendi altını da oyuyor, onu diyeyim. barut fıçısı gibiyiz, yarın öbür gün kıvılcım çaksa, borsa taban taban yapsa, dolar çıksa, yabancı sermaye kaçsa, sıcak para kuytuya pıssa kim ödeyecek bu borcu? sermayenin Şey'den hala vazgeçmemesinin sebebi bu. Şey'in hala orda olmasının sebebi de o. kan gövdeyi götürmeden bunu tatlı tatlı köylüye-emekçiye yedirelim derdindeler. biz de bunu anlatacağız. yapacak başka bir şey yok. insanlara umutsuzluk, çaresizlik aşılamanın zaten faydası yok.

Tabii ben bu noktada biraz daha farklı düşünüyorum, olayı bir gruba filan yıkmak yerine, daha tabana yayarak diyorum ki
"Şehirli olupta sömürmeyen 1 kişi bile yok!" diyorum.
Şehir böyle bir yer benim gözümde, şehirli zaten sürekli şikayet peşinde, bu simitçisinden en zenginine de böyle, herkes gücü nispetinde memnun değil ve sömürüyor.
Peki kimi sömürüyor, bir birini mi sömürüyor?

Yo! o işin örtüsü, bir birini sömürmüyor, bilakis bir birlerine de destek veriyorlar, hep birlikte köylü denen tabakayı sömürüyorlar.
Bu konuda ittifak içindeler.
Köylüye bir rol biçmiş şehirli, BİZİ UCUZA BESLE!
Bunun için şehirde fiyatları alabildiğine yükseltiyorlar ama köylü sebze/meyveye ZAM yapmaya kalktığında, hep birlikte hareket ediyorlar almayı veriyorlar.... Olmadı İTHAL ediyorlar.

Ama gel gelelim teknolojik ZAM meselesi olunca, TIK YOK. Seve seve alıyorlar.
10-15.000 liraya telefon mu olur? ama alıyorlar... 100.000 liraya araba mı olur? ama alıyorlar. 200-300-500.000 liraya ev mi olur? ama alıyorlar.
Kredi çekip alıyorlar, paraları yoksa bile yaratıyorlar, bankaya can kurban diyorlar, öte yandan sebze 5 lirayı geçsin, feryat figan ediyorlar.

Köylünün hiç şansı yok.

Hasılı şehirli köylüye 1 lira fazla vermemek için yaşıyor. Ama öte yandan yıllarca bankaya da borçlanabiliyor.
Para mı o alsın, köylü almasın diye yaşayan kalabalıklar.
Bu artık sömürülen değil, sömürendir. Şehirlinin her ferdi en kral kapitalist kadar da kapitalisttir.

Şehirler kapitalizmin yuvası, şehirliler de onun bizatihi koruyucusudur.

Hasılı o yok olmaz, ona halk destek veriyor. Kapitalizmden şikayet etmesi de rolden, hedef şaşırtmaktan ötesi değil.
Başka değişle de kapitalizmden şehirliler memnun, bu sayede yiyeceğe az para veriyorlar, hangi şehirli onu istemez.

Bu söylediklerim çokları için fantastik gelebilir, ama mesele sömürmekse "en alta bakılır" en altta kim varsa, onun üstündekilerin daha üstü yoktur, hepsi de üstdür.
Şehre göre alt üst yapılıyorsa bu da aldatmacadır, elim sende oyunu oynamaktır, herkes oyunun içindedir.[/B][/FONT]

sayın Felasife

siz de tabana yayıcam demişsiniz ama yaymamışsınız. şehir deyip orada bırakmış ve armutla elmayı aynı torbaya koyup genellemişsiniz.

şimdi aynı örneği yine vereceğim. demişsiniz ki, şehirli köylüyü sömürüyor? şehirlinin tamamı, köylünün tamamını mı sömürüyor? pazarda 15tlye çıkan patlıcanı tanzimden 5tlye almak için, kar soğuğunda saatlerce bekleyen, ataması henüz gelmemiş bir öğretmen adayı da mı sömürüyor köylüyü? benim bir akrabam var mesela. aylık gelirini siz 6 ayda kazanamazsınız, adam köyde yaşıyor. şimdi yani şehirdeki bu tanzim kuyruğuna girmiş vatandaş, köydeki bu adamı mı sömürüyor? daha yumuşak örnekler de var. bildiğim bir köylü tanıdığımızın da ahırı yanmış, 100bin tllik malı ziyan olmuş, olsun yine yaparım diyor, yanmayıp sağ kalan kısım bundan daha fazla! şehirde 100bin tlsi yanan insanlar intihar ediyor, bahçesi de yok ki domates biber ekip geçinsin, adam iş bulamıyor zaten ne 100bin tlsi. başka bi köylü tanıdığımın 150 tane falan koyunu var. ziyarete gidince kesip ziyafet çekiyor bize. şehirde koca koyunu indirecek güçte olmayan ne kadar aile var biliyor musunuz? sınıf tahlili yapmadan sağlıklı bir karşılaştırma yapmak da mümkün değil.

şehirlinin içinde de eşitsiz bir nüfus var. 15bin liralık akıllı telefondan örnek vermişsiniz. sizce flormar fabrikadan atılan bir işçi kadın bu halde 15bin tllik telefon kullanıyor olabilir mi? çevremdeki insanlar arasında 1,5-2bin tllik telefon alıp, düşürünce çatlak camla idare eden insanlar var. ne yapsın? gücü bu kadarına yetiyor. akıllı telefon artık beğenelim beğenmeyelim lüks eşya değildir, ihtiyaç eşyasıdır. fizyolojik olarak akıllı telefonsuz yaşayabiliriz ama kültürel bir varlık olarak yaşamayız. toplumdaki bazı uç örnekleri toplumun tamamına genelleştirirsek hata yapmış oluruz.

şehirli insanlar da kapitalizmin tüketim kültürü ile kuşatılmış insanlar. orası ayrı. ama yine onları tü-kaka etmek bize bir şey kazandırmaz. aşağıda flormar işçilerinin bir videosunu koyuyorum. başörtülü bir arkadaş diyor ki, ben burayı çok sevdim. marksizm kapitalizm sömürü falandan dolayı değil. burada, fabrikadayken konuşmadığım insanların evine gider oldum, çok eğlenceli... diyor.

sözün özü verili bir durumu genelleştirmek değil, verili durumla mücadele etmek güzelleştirir.

ayrıca köylü milletin efendisi değildir. bunu da belki başka başlıkta tartışırız. siz kendiniz anlattınız, sabahtan akşama kadar çalışıyorsun. böyle bir ortamda kültürel faaliyetlerin gelişmemesi normal diye. peki bu şekilde dar mülkiyet ve teknoloji anlayışı ile sadece domates-biber yetiştirmek bir sınıfı milletin efendisi yapar mı, yapmalı mı? atatürk o sözü o zamanın konjonktürüne göre pragmatist kaygılarla söylemiş. o zaman yanlış fakat mecburi bir stratejiydi. sonradan köy enstitülerinin tutmamasının sebebi de kurucu kemalistlerin köy ayanları ile ittifak yapmasıdır, işçi-köylülerle değil. ayanları durdursun diye de cumhuriyetten sonra köylülere yaslandı. ama işte temel çürük olunca tutmadı.

https://www.youtube.com/watch?v=QXELX_QGUSQ&list=LLJXrkwd7MqAElAz2G4NKZbg&index=2&t=0s

Felâsife
14-03-2019, 07:48
sayın Felasife

siz de tabana yayıcam demişsiniz ama yaymamışsınız.
Yo kabul etmem asla, çok güzel de yaydım, anlatım olarak eksik kalmıştır belki, ama itiraz geldiğine görede sanırım olmuş. Bu işin ben ruhsal olarakta içindeyim, benim işim "gözlemlemek", ben ortanın adamıyım, aslında ne şehirli ne de köylüyüm, tam ortasındayım, duyguyu alınca da bu işi şiirsele bile dökerim-ki döktüm-bunlar bana zor değil.
Zaten böyle söylemleri de her yerde duymazsınız, bunu dile getiren pek olmaz.

Şehirliyi de köylüyü de ayrı gözlerim, bunu da siyasete ideolojiye filan bulaşmadan yaparım.
Geçen ay köydeydim, köyün kışını da göreyim diye karda kışta köye gittim, çamur çaltak, resmen mahrumiyet bölgeleri, tek başınıza her şey zor.
Bu arada köylerde şaşılacak şekilde sosyallik, imece filan dedikleri şeyler, köylerin yerlileri tarafından hâlâ yaşatılıyor, her akşam birilerine gidiyorlar. Bir birlerinin işlerine koşuyorlar.
Kısacası bir birlerine destekle ayakta duruyorlar. Ben şaştım bu yönleri de gördükçe, şehirde böyle bir şeyler yok.

Dediğim gibi başkalarına fantastik gelebilir dediklerim, anlaşılan size de gelmiş, öğretmen misali vermişsiniz.
Evet şehirde ki herkes bu işin içinde, şu bu diye ayırım yapmadım ki? dikkat edilirse ilk mesajda simitçisinden en zenginine dedim.

Şehirli hep kendini GÖRÜYOR, hep kendine ACIYOR, hep kendine AĞLIYOR, 15tl patlıcana nasıl versin değil mi? Yazık ona!
Gidilecek yerler, görülecek mekanlar, alınacak teknolojik eşyalar, kıyafetler vs.ler varken, neden yiyecek pahalı olsun, ona yazık değil mi?
Şehirli için yiyecek harici her şey zaruret, ihtiyaç...
Yiyecek nedir ya, ilkellik, at çöpe gitsin!

Şehirli yiyecek olayını çözdü!
Aç kalmak gibi bir sorunu kalmadı!
Öyleyse niye fazla ödesin !!

İşte böyle yaparakta kapitalizme destek veriliyor, Kapitalizm sadece şehirleri etkiliyor hemi? Hep şehirliler mağdur öyle mi?
Bu şehirli tarafından bakınca böyle, !taraf!
Bu da zaten kapitalist kafanın, kendini gizlemek, suçu hep kendinden başkasına atarak KAMUFLAJ şeklidir ama bu kamuflaj her zaman işe yaramıyor, artık iyice de sırıtıyor.

Köylüye geldi miydi aslan kesilenler, neden kredi çekip çekip bir şeyler alıyor?
Parası olmayan sisteme böyle, kredi ile destek veriyor, parası olan zaten hiç umurunda değil, o full destek.

Para şehirde kalsın!

Dediğim gibi en alta bakmak gerekir, en alta baksa insan görecekte, bakmıyor ki?
Neymiş patlıcan 15tl nasıl olurmuş?
Az bile az!

Uyduruk bir tel 15.000 tl olacak onu alacak, veya buna ses çıkartmayacak ama mesele yiyecek oldu muydu ekonomist kesilecek! Bu çifte standart bir yaklaşım.

Devlet getirseya ucuz tel?
Yiyeceği ithal ediyor mesela!

Ses çıkaran var mı?
Padişahım sen çok yaşa!

Ee! bu da müsaade ederseniz, sömürü dediğimiz şeyin bizatihi kendisi oluyor.
Şehrin büyüsü, göz kamaştıran şamatası, akılları baştan alıyor.
Sömüren de zaten sömürdük demiyor.

Köylünün eline bu ara fırsat geçti, dolar ikiye katlayınca her türlü iş kolu çatır çatır zammını yaptı, döşedi de döşedi, fiyatlara level atlatıldı, köylüye de fırsat doğdu ama hop SEN ZAM YAPAMAZSIN denip, müdahaleler geldi.
Hoş gerçi müdahaleler hep vardı da, şimdi aracı bile aradan çekilmeye çalışılıyor.

Halk istemiyor zamlı yiyecek? mesele burada, köylü kazansın, daha fazla kazansın istemiyor?
İstemiyor zorla değilya!

Ama teknolojik şeylere zam gelince, olsun taksit maksit alırız deyip sineye bir güzel atıyor.

Ve böylelikle parada şehirde kalıyor!

Şehrin hikayesi şehirde anlamlı, şehirliler de bu anlamla kendilerinden geçiyorlarda-neticede kendi uydurdukları bir hikaye-şehir dışına çıkınca anlam filan kalmıyor.

ayrıca köylü milletin efendisi değildir.
Efendi olacaktı, az da olsa insan gibi ortamlarda yaşayacaktı ama başka bir şey oldu. Efendilik köylüye çok görüldü.
Bu köy planları, şehirlinin tatil köyü oldu çıktı.
Köylü ise gene köylü kaldı.

Bkz... Köykent, Tarımkent (http://www.habitat.org.tr/images/koykent.jpg)

Bu arada bazı şehirlilerin, köylü işlerine el atması koca bir yanıltmacadır. Onlar paranın peşinde o işlere el atmışlardır, köylü hiç bir zaman olmamış, olamayacaklardır.

Sevgiler

Neva
14-03-2019, 10:14
Domates, biber yetistirecek evet uretici ulkede olabilir.Tipki diger siniflar gibi. Koylunun farki nedir? Bu koyluyu kucumseme modasi da yeni cikti.
Kapatmasalardi koy enstitulerini, toprak reformu yapilsaydi koylu bugunku durumda olur muydu? Atiyorum keman calan, baglama ustasi, sair bir koylu niye garip gelir insanlara, gomenezz mi olur?

Koylu'yu ve inegini ve tabi ki sutunu ne zaman teslim ettiniz once ona bakin.Amerikan yardimi sut tozlari tuketilirken, Anadolu'da inek, manda,koyun, keci vs. mi yoktu?

Daha neler...

https://youtu.be/F4iw1E_YYTI

https://youtu.be/9iCcpeXlhlE

karakedi
14-03-2019, 12:16
Yo kabul etmem asla, çok güzel de yaydım, anlatım olarak eksik kalmıştır belki, ama itiraz geldiğine görede sanırım olmuş. Bu işin ben ruhsal olarakta içindeyim, benim işim "gözlemlemek", ben ortanın adamıyım, aslında ne şehirli ne de köylüyüm, tam ortasındayım, duyguyu alınca da bu işi şiirsele bile dökerim-ki döktüm-bunlar bana zor değil.
Zaten böyle söylemleri de her yerde duymazsınız, bunu dile getiren pek olmaz.

Şehirliyi de köylüyü de ayrı gözlerim, bunu da siyasete ideolojiye filan bulaşmadan yaparım.
Geçen ay köydeydim, köyün kışını da göreyim diye karda kışta köye gittim, çamur çaltak, resmen mahrumiyet bölgeleri, tek başınıza her şey zor.
Bu arada köylerde şaşılacak şekilde sosyallik, imece filan dedikleri şeyler, köylerin yerlileri tarafından hâlâ yaşatılıyor, her akşam birilerine gidiyorlar. Bir birlerinin işlerine koşuyorlar.
Kısacası bir birlerine destekle ayakta duruyorlar. Ben şaştım bu yönleri de gördükçe, şehirde böyle bir şeyler yok.

Dediğim gibi başkalarına fantastik gelebilir dediklerim, anlaşılan size de gelmiş, öğretmen misali vermişsiniz.
Evet şehirde ki herkes bu işin içinde, şu bu diye ayırım yapmadım ki? dikkat edilirse ilk mesajda simitçisinden en zenginine dedim.

Şehirli hep kendini GÖRÜYOR, hep kendine ACIYOR, hep kendine AĞLIYOR, 15tl patlıcana nasıl versin değil mi? Yazık ona!
Gidilecek yerler, görülecek mekanlar, alınacak teknolojik eşyalar, kıyafetler vs.ler varken, neden yiyecek pahalı olsun, ona yazık değil mi?
Şehirli için yiyecek harici her şey zaruret, ihtiyaç...
Yiyecek nedir ya, ilkellik, at çöpe gitsin!

Şehirli yiyecek olayını çözdü!
Aç kalmak gibi bir sorunu kalmadı!
Öyleyse niye fazla ödesin !!

İşte böyle yaparakta kapitalizme destek veriliyor, Kapitalizm sadece şehirleri etkiliyor hemi? Hep şehirliler mağdur öyle mi?
Bu şehirli tarafından bakınca böyle, !taraf!
Bu da zaten kapitalist kafanın, kendini gizlemek, suçu hep kendinden başkasına atarak KAMUFLAJ şeklidir ama bu kamuflaj her zaman işe yaramıyor, artık iyice de sırıtıyor.

Köylüye geldi miydi aslan kesilenler, neden kredi çekip çekip bir şeyler alıyor?
Parası olmayan sisteme böyle, kredi ile destek veriyor, parası olan zaten hiç umurunda değil, o full destek.

Para şehirde kalsın!

Dediğim gibi en alta bakmak gerekir, en alta baksa insan görecekte, bakmıyor ki?
Neymiş patlıcan 15tl nasıl olurmuş?
Az bile az!

Uyduruk bir tel 15.000 tl olacak onu alacak, veya buna ses çıkartmayacak ama mesele yiyecek oldu muydu ekonomist kesilecek! Bu çifte standart bir yaklaşım.

Devlet getirseya ucuz tel?
Yiyeceği ithal ediyor mesela!

Ses çıkaran var mı?
Padişahım sen çok yaşa!

Ee! bu da müsaade ederseniz, sömürü dediğimiz şeyin bizatihi kendisi oluyor.
Şehrin büyüsü, göz kamaştıran şamatası, akılları baştan alıyor.
Sömüren de zaten sömürdük demiyor.

Köylünün eline bu ara fırsat geçti, dolar ikiye katlayınca her türlü iş kolu çatır çatır zammını yaptı, döşedi de döşedi, fiyatlara level atlatıldı, köylüye de fırsat doğdu ama hop SEN ZAM YAPAMAZSIN denip, müdahaleler geldi.
Hoş gerçi müdahaleler hep vardı da, şimdi aracı bile aradan çekilmeye çalışılıyor.

Halk istemiyor zamlı yiyecek? mesele burada, köylü kazansın, daha fazla kazansın istemiyor?
İstemiyor zorla değilya!

Ama teknolojik şeylere zam gelince, olsun taksit maksit alırız deyip sineye bir güzel atıyor.

Ve böylelikle parada şehirde kalıyor!

Şehrin hikayesi şehirde anlamlı, şehirliler de bu anlamla kendilerinden geçiyorlarda-neticede kendi uydurdukları bir hikaye-şehir dışına çıkınca anlam filan kalmıyor.


Efendi olacaktı, az da olsa insan gibi ortamlarda yaşayacaktı ama başka bir şey oldu. Efendilik köylüye çok görüldü.
Bu köy planları, şehirlinin tatil köyü oldu çıktı.
Köylü ise gene köylü kaldı.

Bkz... Köykent, Tarımkent (http://www.habitat.org.tr/images/koykent.jpg)

Bu arada bazı şehirlilerin, köylü işlerine el atması koca bir yanıltmacadır. Onlar paranın peşinde o işlere el atmışlardır, köylü hiç bir zaman olmamış, olamayacaklardır.

Sevgiler

Fantastik bulmuyorum. Fantastik bulunmasi icin soylediklerinizde gerceklik payi olmasa bile mantikli gelmeli. Sizin bu sehir-köy tahlilinizin birakin gercekdisi olmasini, mantikli bile degil. Gozlem yaptim diyorsunuz soylediklerinizin geecek hayatla alakasi yok.

Köylü romantizmi yapiyorsunuz. Bizim de evimiz var koyde. Biz de koye gidip geliyoruz. Koye gittiginizee ilk diklatinizi cekecek sey kapitalizmin cikarci, bireyci hayat tarzi ile kirlenmedikleri olur. Onlarin da kendilerine gore bir kusatilma tarzi var. Sanmayin ki koylerde kapitalizm yok.

Soruyorum. Domatesi 2kg ucuza almak icin saatlerce tanzim kuyrugunda bekleyen bir EYT magduru, nasil oluyor da 250bin tllik ahiri olan bir köylüyü sömuruyor? Olsun somuruyor iste diyorsunuz. Iyi siz oyle dedidiniz diye oyle olsun o zaman.

Biri 15bin tllik cep telefonu kullaniyor diye turkiyedeki herkes mi 15bin tllik telefon mu kullanmis oluyor? Size gore evet. Ee o zaman tayyip ozel boeing ucagi kullaniyor. O zaman hepimizin ozel ucagi var. Oyle mi?

Felâsife
14-03-2019, 13:53
Gozlem yaptim diyorsunuz soylediklerinizin geecek hayatla alakasi yok.
İnsanlar istilacı bir tür, bunuda görmezler, hiçte kabullenmezler, hatta hiç bir öğreti, inanç ve ieolojilerinde de buna yer vermezler. Haliyle bunu görmedikleri için, gündeme de getirmedikleri için istilacı tür olmamaları nasıl mümkün değilse, bahsettiğim şeyinde akside şu aşamada dediğim gibi.
Şehirli varsa yoksa kendini düşünüyor...
Bencillik/bireysellik içinde yaşamanın getirdiği sonuçlardır bu.

Köylü romantizmi yapiyorsunuz. Bizim de evimiz var koyde. Biz de koye gidip geliyoruz.
Romantizm olsa keşke, aynı bende sizin gibiyim gidip geliyorum, orada yaşamıyorum, tüm gelirimi geçimi mi toprağa, hayvana bağlamamışım, sizde öyle, bağladığınız da bir de öyle düşünün ve yaşayın.

Ürettiğiniz de para etmesin!
Oradan kaçar mısınız, kaçmaz mısınız?

Son kalan yerel köylüleri bu yönden acayip taktir ediyorum, bu şartlarda ayakta kalıyorlarya müthişler.
Buzul çağlarına direnen atalarının dirençlerine sahipler.
Lakin şehirliler de sadece kendini düşünmek gibi bir sistem geliştirmişler, son köylü kalana kadar, onlarla uğraşacaklar.

Ayı şeyi tekrar tekrar diyorum/diyeceğim, KÖYLÜ ZAM YAPAMIYOR...
Bunun önü açılmadığı sürece, ne dense boş.
Lakin şehirli zam işini otomatiğe bağlamış, ayda iki kere zam, belli periyotlarda da ikiye katlamaca ...
Oh ne rahat hayat !... Hayat şehirliye güzel zaten! :)
Şikayet ediyor gibi görünüp, aslında mutlu mesut olmak, tuhaf çelişki!



Koye gittiginizee ilk diklatinizi cekecek sey kapitalizmin cikarci, bireyci hayat tarzi ile kirlenmedikleri olur. Onlarin da kendilerine gore bir kusatilma tarzi var. Sanmayin ki koylerde kapitalizm yok.
Köylerde kapitalizm var yani, iyi de adamlar ZAM YAPAMIYOR, mesele burada, bu nasıl olacak?
Dert bu, sıkıntı bu.
Devlet baba anında tepesin de, şehirli de arkasında, maliyetlerin habire yükseldiği bir ortamda ZAM yapamamak, kapitalizm oluyorsa, iyiymiş.
Kuşatılmaları bu açıdan doğru, kuşatma altındalar.


Soruyorum. Domatesi 2kg ucuza almak icin saatlerce tanzim kuyrugunda bekleyen bir EYT magduru, nasil oluyor da 250bin tllik ahiri olan bir köylüyü sömuruyor?
Köylünün bir varlığı olmasın mı? Ona o yeter!
Sanırım hiç yabancı belgeselleri seyretmediniz, çoğu yabancı ülkeler de çiftçiler varlık içinde yaşıyorlar, her türlü alet edevata sahipler, son teknolojik makinelere biniyorlar. Alım güçleri hat safhada, ürettiği para etmese bu nasıl mümkün olsun, bizde para etmiyor sorun burada.
Ürettiğiniz para etmeyince, helede ZAM YAPAMAYINCA Atadan ededen kalanı korumaya çalışırsınız, olan da bu.

Biri 15bin tllik cep telefonu kullaniyor diye turkiyedeki herkes mi 15bin tllik telefon mu kullanmis oluyor?
Anlamak istediğiniz gibi anlamak isterseniz anlaşamayız, zaten anlaşamıyoruz da, o bir örnek, o 3-5 binde olur, Bin tl de olur.
Bunlara mutat şekilde ZAM oluyor mu, oluyor... Buna ses çıkartan var mı?
Ben işin burasındayım.

10-15 bin tl lik teli zaten alamazsınız, kimsede alamaz, anca (telifler yüzünden) kiralarsınız, sadece kullanma hakkınız olur. Kapitalist mantıkta sahiplendirme olmaz, o yüzden anca kullanım hakkı verilir hepsi o. Paylaşımı yoktur.

Hasılı şehirli de bir gün GELİRİNİ köylü ile paylaşma yolunu seçtiğinde, aslan payını ona verdiğinde, kapitalist etiketinden kurtulur, vermediği sürece Şehirliler de en kral kapitalistler kadar kapitalisttir.
Nihayetinde sevgili @bilgivehis 'in dediği gibi sistemi besleyenler de vardır... O besleyenler de bu işleri yürütenler kadar bu işin içindedirler.

Sevgiler

karakedi
14-03-2019, 14:50
Köylünün bir varlığı olmasın mı? Ona o yeter!
Sanırım hiç yabancı belgeselleri seyretmediniz, çoğu yabancı ülkeler de çiftçiler varlık içinde yaşıyorlar, her türlü alet edevata sahipler, son teknolojik makinelere biniyorlar. Alım güçleri hat safhada, ürettiği para etmese bu nasıl mümkün olsun, bizde para etmiyor sorun burada.
Ürettiğiniz para etmeyince, helede ZAM YAPAMAYINCA Atadan ededen kalanı korumaya çalışırsınız, olan da bu.

sayın Felasife,

3üncü defa soruyorum. bir kilo domatesi 2tl ucuza almak için saatlerce kar soğunun altında bekleyen bir EYT mağduru vatandaş nasıl oluyor da 250bin tllik ahırı olan bir köylüyü sömürüyor? köylünün neden ahırı var, neden çok çalışmış hayvan almış demiyorum. açlık sınırında yaşayan bir kent yoksulu 250bin tllik bir köylüyü nasıl sömürebilir onu soruyorum.

lafı çevirmeye gerek var mı? sömüremez. böyle bir şey ne mantıksal olarak, ne kuramsal ne de organik olarak mümkün değil. her iki taraf da sömürülüyor. sömürülen her iki tarafı da birbirine düşürmek neden? köylü de kapitalizm altında eziliyor, atadan kalma 3-5 hayvanını, toprağını satıp kendini bir fabrikaya atmak derdinde. ulan en azından sigortam yatar diyor. şehirdekiler bu esaret altında yıllardır yaşıyor zaten. şimdi bu ikisini toplayıp kapitalizme karşı sürmek varken, kapitalizme dokunmayıp şehirliyle köylüyü birbirine düşman etmenin alemi nedir onu soruyorum?

elmayla armutları aynı sepete koyup çorba ediyorsunuz. şehirli de homojen bir kavram değil ki. köylü homojen mi? değil. örnek verdim. benim bir akrabam köyde yaşıyor, adam köylü. ama kapitalistleşmiş. kendi gütmüyor davarı, çobana güttürüyor. adamın kazandığı parayı sen 6 ayda kazanamazsın. şimdi şehir merkezindeki asgari ücrete talim eden, aşağılanan, hor görülen flormar işçisi bu adamı mı sömürüyor? mantıklı olun lütfen. gerçeklikten kopmayın.

şehirli de homojen bir toplam değil ki. çeşit çeşit insan var içinde. yukarıda örneklerini verdim. şehirlinin de yoksulu var, zengini var. şehirdeki yoksul insanlar yaşam mücadelesi veriyor. köydeki yoksul insanlar da yaşam mücadelesi veriyor. farklı coğrafyalarda yaşıyor olabilirler, ama mülkiyet anlayışları dışında çıkarları ortak.

siz ideolojileri sevmiyorsunuz biliyorum. fakat olaya bu şekilde sınıfsal tahlille bakmazsanız hataya düşerseniz. nasıl şükrü erbaş muallak bir zemine oturup köylüyü aşağılıyorsa, siz de muallak bir zemine oturup gerçekliği ve mantığı olmayan bir köylü romantizmi yapıyorsunuz.

Felâsife
14-03-2019, 17:48
sayın Felasife,

3üncü defa soruyorum. bir kilo domatesi 2tl ucuza almak için saatlerce kar soğunun altında bekleyen bir EYT mağduru vatandaş nasıl oluyor da 250bin tllik ahırı olan bir köylüyü sömürüyor? köylünün neden ahırı var, neden çok çalışmış hayvan almış demiyorum. açlık sınırında yaşayan bir kent yoksulu 250bin tllik bir köylüyü nasıl sömürebilir onu soruyorum.

lafı çevirmeye gerek var mı? sömüremez.
Sevgili karakedi

Bu sizin sorunuz ve sizin cevabınız, cevabını bildiğiniz soruyu bana soruyorsunuz ve o cevabı da benden bekliyorsunuz. Cevabınız zaten hazır!
İstediğiniz cevapta gelmeyince, hani sorum ne oldu demek, sizin gibi usta bir kaleme yakışmaz. Neticede burada yaptığımız paylaşım, bilmediğiniz şeyi sorun, ona eyvallah ama bildiğiniz soru ve bildiğiniz cevap, bana ters.

Ne diyebilirim ki 50 kere de aynı şeyi desem de, duymayacaksınız? ki diyorumda. Gayrısı benim sorunum değil, görmek isteyen anlattığım şeyi görür...
Sadece kendi yarattığı bir dünyada, kendi belirlediği sınırlar içerisinde mağdurlar yaratmak, onlara roller biçmekte zor değil, şehirler hayaller kurmaya müsait yerler. Bunu zaten şehirliler hep böyle yapıyor, çünkü sadece kendine endeksli...

Tek mağdur kendi!
Başka mağdur yok!

Meseleye gelince "simitçi" dedim, daha ötesi var mı?
Ondan daha aşağısı, dilenci, evsizler, çöpten beslenenlerdir, onlarda değil bizde dünyada hiç bir toplumda kâle alınmazlar. Simitçi bile bu işin içinde diyorum, daha neti ŞEHİRLİLER diyorum, yeterli değil mi, açık değil mi? Ne kıvırması, düpdüz söylüyorum işte.

Yok öğretmen, yok EYT filandan gidiyorsunuz, kişilere takılmışsınız, takılın, bu şehirlinin mağdur dünyası itirazım yok, itirazım neden yiyeceğe ZAM konusun da herkes hem fikir!

15 tl ye şehirli patlıcanı alamıyor mu? yoksa almıyor mu, nedir?
Alamıyor değil, alabilir de almak istemiyor MESELE BU...
Alamıyor olan başka şeyleri de alamaz, NETİCE BU ALAMADIĞI HAYATİ ŞEY...ÖTESİ YOK.
Yiyecekten tasarruf yapanlar, diğer şeylerden hoyratlık yapıyor!! TAKSİTLE, KREDİYLE bişiler almak nedir?
Ondan sonra borç altında ezilmeler, feryatlar filan falan.

Çünkü yiyeceğe fazla para vermek, diğer söz de zaruri ihtiyaçlara para kalmaması demek... Yani şehirli ekonomisini yiyeceğe fazla para vermemek üzere kurmuş.
Haliylede borç altına giriyor ki ağlaması gerçekçi olsun.
Zekice bir mantık diyeceğim ama hiç zekice değil. Sistem besleniyor haliyle.

Bu da köylüye/üretene sömürü olarak yansıyor... Bunu ister anlayın, isterse de başka mecralara çekin, işin özü bu, söylediğim bu.

Ha şehirli de mağdur dersen, o zaman şehirli kapitalist düzene ait şeylerin alayını boykot edecek ve ALMAYACAK, fiyatları düşürtecek... Devlet babaya tıpkı yiyecekler de olduğu gibi, baskı uygulayıp gemilerle ucuz ucuz o malları getirtecek.
Kapitalist sistemler bakın o zaman nasıl vızık vızık ediyor...

Halklar istedi de devlet mi yapmadı?
Gidip tarlalardan bile ürün toplayan devlet, fizandan bile istediğini ucuza getirir, dünya küçüldü artık, yapamayacağı şeyler değil bunlar, elektronik tanzim satışlar bile olur. Madem devlet ZAMMA karşı, hiç sorun değil, yapamayacağı yok. Ama devlet köylünün zammına karşı! Arada ki fark bu.
Arife tarif gerekmese gerektir.

Halkta istemiyor zaten, halkın istediği yiyecek UCUZ OLSUN.
Şehirli halinden memnun, memnun olmadığı noktalar da, KAOS denen şey geçerli, bu KAOS denende sanal bir KAOS ayrıca, ortalık toz duman olsun ki, gerçek görülmesin. Bunun insan istilâsına kadar uzanan bir örtme geçmişi var.
Şehirde ki bu yiyecek meselesinde de KAOS çok işe yarıyor... Bir KAOS çıkart, olayı oldu bittiye getir ve fiyatlara müdahale et.
Müdahale edilen kim, köylü.
Ettiren alkış tutan kim, şehirli.
?
siz ideolojileri sevmiyorsunuz biliyorum. fakat olaya bu şekilde sınıfsal tahlille bakmazsanız hataya düşerseniz. nasıl şükrü erbaş muallak bir zemine oturup köylüyü aşağılıyorsa, siz de muallak bir zemine oturup gerçekliği ve mantığı olmayan bir köylü romantizmi yapıyorsunuz.
Eyvallah.

Keşke dediğiniz gibi romantizm olsaydı, o zaman köylünün aşkından da bahsederdim, alır onları göklere çıkartırdım-ki bu yeteneğim vardır-aşk duygusunu, kokusunu asırlarca öteden alırım.
Lakin bu mesele tıpkı "Karanlık çağları bilir misiniz? (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=41290)" de ki gibi, aşktan ziyade yalnızlık var, terk edilmişlik var, unutulmuşluk var, var oğlu var.

Şehirli köylüsünü unuttu...
Bu duyguyu aldım maalesef. :\

Neyse, konu benim açımdan bitmiştir, teşekkür ederim.
Daha fazlası kişiselleşme olur ki esas onun anlamı olmaz, zaten mesele bir birimizi İKNA etmekte değil, yazışmanın amacı benim açımdan, en azından böyle değil, amaç sadece paylaşmak, herkes sözünü ortaya söyler, alan alır almayan almaz.

Dışarıda ki hayat gene aynı şekilde, tam gaz devam eder.

Sevgiler

bilgivehis
15-03-2019, 00:42
Felâsife ustamın söylediklerinin tamamına katılıyorum.
25-30 yıl köylerden geçimini temin eden biri olarak ben de köylüler üzerinde büyük sömürüyü gözlemleyen biriyim.
Şehirde emeğinden başka satacak hiç bir şeyi olmayan fabrika işçisi dahi sıkıştığında greve başvurabiliyor ve direnirse hedefine de ulaşıyor.
Köylü ise kader torbasının içine sıkıştırılmış, şükürü ilahi görev saymakla onure ediliyor.
Bir köylünün bütün bir yılı allah baba ve devlet babanın vijdanına sığınmakla geçiyor.
Hiç kimsenin lügatında köylüler yok, o kadar ki, yok sayılmışlar.
Bugüne kadar köylülerin örgütlenmesi gerektiğini söyleyen ve bunu uygulamak için kendini dağlara atan Mao Zedung'dan başka bir tane canlı bulamazsın.

Evet şehirliler iliğine kadar sömürülüyor ama iliğine kadar sömürülen köylü için ne yapmış?
Oysa şehirlilerin o grev mücadelesinde dahi onları doyuran, direncini ayakta tutan köylülerdir.
Şehirliler köylülere sahip çıksaydı o hıyar kuyruğu olmayacaktı, tarım bitirilemeyecekti, ithalata dayalı tarım olmayacaktı ve daha da önemlisi köylünün düşürüldüğü bu haller yüzünden şehirli temel ihtiyaçlarını daha ucuza alacaktı.
Şehirlinin hep bana rabbena anlayışa mahküm olması yüzünden ne kendine ne de köylüye faydası oldu, sürekli kapitalizmi besleyen bu anlayışı bir halt zanetti.
Ben bunu bundan 40 yıl önce dile getirdiğimde aynı karakedi gibi tepki gösterenler olmuştu, tabi dişlerine dokunduğum için işlerine gelmemişti.
Biz halen anlatmaya çalışıyoruz, oysa Atatürk yüz yıl önceden, Mao Zedung yetmiş yıl önceden, İbrahim Kaypakkaya elli yıl önceden bunun farkına varmışlar.

karakedi
15-03-2019, 01:02
fakat türkiye'de artık ekonomik yapı çok değişti. ne 1920lerin, nede 1970lerin ekonomi ve nüfus yapısı var. köyler yıllar önce çözüldü. bir kısmı şehir etraflarındaki organize sanayi bölgelerindeki fabrikalarda çalışmak üzere topraklarından koparıldı. bir kısmı da şehir merkezlerinde varoşları oluşturdu. doğudan sürülen kürtler de batıya göç etti. öyle ki karadeniz bile boşaldı. herkes istanbula, gebzeye, kocaeliye gitti. yani köylüyü arkasından vurdu dediğimiz şehirlilerin (ki bana göre gerçekçi bir tespit değil) bir çoğu da yıllar önce köylerden sürülüp şehre göç ettirilen insanlar.

kısacası köylü ve şehirli yoksullar arasında organik bir bağ yok. her ikisiyle de bağ kuran kapitalizmdir. şöyle ki:

sermaye
döngü 1 köylü...domates-biber-patlıcan...kapitalizm...meta...şehirli...para1...
para1 büyüktür sermaye'den
döngü 2 köylü...domates-biber-patlıcan...kapitalizm...meta...şehirli...para2...
para2 büyüktür para1'den
döngü 3 köylü...domates-biber-patlıcan...kapitalizm...meta...şehirli...para3...
para3 büyüktür para2'den

kısacası köylü de, şehirli de kapitalizmi besliyor. köylü ile şehirli arasında organik bağ yok. arada kapitalizm var. mübadele var. belli değerdeki meta karşılığında para veriliyor. öyle ki, çarşı pazarda köy ürünleri satanların çoğu köylü değil. pazarcı. pazarcı halden alıyor, hal tüccardan. tüccar köylüden.

köylü şehirliyi beslemiyor. köylü satmak için üretiyor. kapitalist sermayesini artırmak için satın alıyor. şehirli açlıktan ölmemek için satın alıyor. şehirli grev yaptığı zaman köylü kent merkezlerine gelip domates biberi şehirlinin önüne mi yığıyor, al kardeş acıkmışsındır ye diye? tabii ki böyle yapmıyor. hem böyle bir beklenti içinde olmak, hem de böyle yapmadı diye köylüyü suçlamak yanlış olur.

şehirliler köylülere sahip çıkmasaydı demişsiniz. bilmiyorum nasıl bir tartışma zemini bu. akp hükümetinin tarımı bitirmesi şehirlilerin suçu mu? yani şehirdeki akp'ye oy atanların suçu değil ama kavramsal olarak şehirlilerin suçu. bunu mu demek istiyorsunuz?

karakedi
15-03-2019, 01:54
İnsanlar istilacı bir tür, bunuda görmezler, hiçte kabullenmezler, hatta hiç bir öğreti, inanç ve ieolojilerinde de buna yer vermezler. Haliyle bunu görmedikleri için, gündeme de getirmedikleri için istilacı tür olmamaları nasıl mümkün değilse, bahsettiğim şeyinde akside şu aşamada dediğim gibi.
istila meselesi başka konu. oraya girersek köylüler de istilacı o zaman. köyleri istila etmişler. koyunları tavukları sömürüyorlar. kendi çıkarları için tavuğa yumurta yapıp altından alıyor, koyunun memelerini çekiştirip sütünü sömürüyor.
Şehirli varsa yoksa kendini düşünüyor...
Bencillik/bireysellik içinde yaşamanın getirdiği sonuçlardır bu.
herkes kendisini, ailesini, çevresini, ondan sonra da yaşadığı mahalleyi, şehri, ülkesini, coğrafyasını düşünüyor. bundan daha doğal bir şey yok. bencillik üzerine kurulu bir sistemde yaşayan insanlar ister istemez bu sisteme göre şekilleniyor. kapitalizm insanlara bencil olmayı, kendilerinden başka kimseyi düşünmemelerini öğütlüyor. öyle ki düşünürsen polise coplatıyor, hapse atıyor. başka bir açıdan bakarsanız mesela, 2018 genel seçimlerde AKP'nin en çok oy aldığı yerler köyler oldu. halbuki herkesten önce köylüler şikayet ediyor, tarım hayvancılık bitti diye. sonra da tarım ve hayvancılığı bitiren partiye oy atıyor. şehirli napsın? o da aynı yere oy atıyor. bu insanların bencil yada enayi olduğunu göstermez. siyasiler tarafından nasıl manipüle edildiklerini gösterir. o zaman sizin mantığınıza göre AKP'ye oy attı diye köylüye de hain, bencil deyip kurtulalım...
Ürettiğiniz de para etmesin!
Oradan kaçar mısınız, kaçmaz mısınız?

Son kalan yerel köylüleri bu yönden acayip taktir ediyorum, bu şartlarda ayakta kalıyorlarya müthişler.
Buzul çağlarına direnen atalarının dirençlerine sahipler.
Lakin şehirliler de sadece kendini düşünmek gibi bir sistem geliştirmişler, son köylü kalana kadar, onlarla uğraşacaklar.
kapitalist ekonomi şehirlilerin kendi kendilerine geliştirdikleri bir yaşam, ekonomi tarzı değil. tersi doğrudur. kapitalizm şehirleri geliştirdi ve kendi insan tipini yarattı. yapacak bir şey yok, anlatacağız, eleştireceğiz, insanlara birbirlerine arka çıkmayı öğütleyeceğiz. şehirli bencildir, köylü geridir diyip kestirip atmak kimseye bir şey kazandırmaz. kolaycılık olur. insanları harcayıp çöpe atmış oluruz. sonra kendimizi savunacak insan da bulamayız etrafımızda.

Ayı şeyi tekrar tekrar diyorum/diyeceğim, KÖYLÜ ZAM YAPAMIYOR...
Bunun önü açılmadığı sürece, ne dense boş.
bunun önü ancak tarımsal üretimde sanayileşme ile olur. bizde o da yok. AKP tarımı tamamen mağara dönemi şartlarına terk etmiş durumda. yapısal bir dönüşüm, köklü reformlar yok. hayvan başına, dekar başına verilen destekler var sadece. bu iş destekle olmaz. köklü dönüşüm lazım. Neva'nın dediği gibi köy-kent olacak, kooperatif olacak, sermaye, sanayi girecek. bizde AKP meydanı bıraktı tüccara. tüccar köylüyü belliyor. suçlu şehirli oluyor, ama AKP'de tüccarlarda suç yok.
Lakin şehirli zam işini otomatiğe bağlamış, ayda iki kere zam, belli periyotlarda da ikiye katlamaca ...
zammı şehirliler yapmıyor AKP yapıyor. geçtiğimiz hafta benzine 2 kere zam yapıldı mesela. şehirli mi yaptı bu zammı? hayır AKP yaptı.
Oh ne rahat hayat !... Hayat şehirliye güzel zaten! :)
Şikayet ediyor gibi görünüp, aslında mutlu mesut olmak, tuhaf çelişki!
şehirdeki herkes en yüksek standartta yaşamıyor. aşağı standardta yaşayan insanlar da var, yüksek standartta yaşayan insanlar da var. nasıl köyde tuzu kurular var diye biz bütün köylülere oh yan gel yat diyemezsek, şehirde de tuzu kurular var diye bütün şehirlilere yan gelip yatıyor diyemeyiz. o kadar çok örnek verilebilir ki. şu tanzim kuyrukları bile içler acısı halimizi göstermeye yeter. 2 tl için insanlar istanbulda kar yağışı altında domates kuyruğuna girdi. bir köylü atasözü vardır. eleştirirken sapla samanı birbirine karıştırmayın.

Köylerde kapitalizm var yani, iyi de adamlar ZAM YAPAMIYOR, mesele burada, bu nasıl olacak?
Dert bu, sıkıntı bu.
Devlet baba anında tepesin de, şehirli de arkasında, maliyetlerin habire yükseldiği bir ortamda ZAM yapamamak, kapitalizm oluyorsa, iyiymiş.
Kuşatılmaları bu açıdan doğru, kuşatma altındalar.
bu mesele nasıl olacak. bir kere önce bu adamlardan kurtulacağız. ondan sonra şehirliler uyanacak. hakkını arayacak. şehirli ve köylü beraber mücadele edecek. mücadeleleri birleştirilecek. ne köylü destek vermiyor diye hain ilan edilecek, ne de şehirli. destek verene kadar anlatılacak. başka çaresi yok. köylü de, şehirli de rantçı, şovenist partilere oy atmayı durduracak. köylerde ekonomik kalkınma planı olan partilere destek verilecek. destek vermiyorsa destek verene kadar anlatılacak.

Anlamak istediğiniz gibi anlamak isterseniz anlaşamayız, zaten anlaşamıyoruz da, o bir örnek, o 3-5 binde olur, Bin tl de olur. Bunlara mutat şekilde ZAM oluyor mu, oluyor... Buna ses çıkartan var mı?
Ben işin burasındayım.
bir tl ile 15bin tl arasında çok ciddi bir fark var. 15bin tllik telefon zengin telefonudur. 15bin tl telefonu olan insan 200bin liradan aşağı arabaya binmez. 1bin tllik telefonu olan işe metrobüsle gider, tabii işi varsa.

10-15 bin tl lik teli zaten alamazsınız, kimsede alamaz, anca (telifler yüzünden) kiralarsınız, sadece kullanma hakkınız olur. Kapitalist mantıkta sahiplendirme olmaz, o yüzden anca kullanım hakkı verilir hepsi o. Paylaşımı yoktur.
nasıl olmaz. kapitalizm sahiplenme sistemi demek. baştan aşağı sahiplenme üzerine kurulu bir sistem. paranız varsa her şeyi satın alabilir, sahiplenebilirsiniz. geçen azerbaycanlı bir manken bekaretini sattı. çinli bir işadamı mı ne satın almış. https://tr.sputniknews.com/yasam/201808221034864765-azerbaycanli-model-bekaretini-satisa-cikardi/kapitalizm girmeyeceği delik yok tövbe estafur.

Hasılı şehirli de bir gün GELİRİNİ köylü ile paylaşma yolunu seçtiğinde, aslan payını ona verdiğinde, kapitalist etiketinden kurtulur, vermediği sürece Şehirliler de en kral kapitalistler kadar kapitalisttir.
şehirli kapitalist falan değildir. şehirde yoksullar var, zenginler var. aralarında emekçiler de var, kapitalistler de. şehirden yaşayan herkese kapitalist demek nasıl bir mantık anlamıyorum. istanbulda 18 milyon kapitalist mi var yani, herkes kapitalistse kim çalışıyor? asgari ücretle çalışırken flormardan atılan kadınlar mı kapitalist? bu örnekler o kadar çok çoğaltılabilir ki. üretim aracına sahip olmadan, başkasını emeği üzerinden zenginleşmeyen, kendi emeğini bile satmaktan men edilmiş, bir şehirli nasıl kapitalist oluyor...
Nihayetinde sevgili @bilgivehis 'in dediği gibi sistemi besleyenler de vardır... O besleyenler de bu işleri yürütenler kadar bu işin içindedirler.


Sevgiler

kırmızı ile yazdım. sevgiler. saygılar.

bilgivehis
15-03-2019, 02:23
Fransız devrimi, köylüyü arkasına alan bir küçük burjuva devrimidir.
Çünkü o zaman işçi sınıfı yok, tek güç köylü.
Halkın gücü dediğimiz zaman hemen akla fabrikada çalışan işçi sınıfı gelir.
Neden?
Çünkü Fransız devriminde tek güç köylü iken bugün o güç fabrikada çalışan işçi sınıfına geçmiştir.
Şimdi burada ne oldu?
Köylünün güç varlığı nötr hale geldi.
Oysa insan bir canlı olarak köylünün üretimine olan ihtiyacında herhangi bir azalma olmadı.
Köylü sömürüsü devam ettiği gibi onun gücü de elinden alındı.
Dahası köylü, kayıtsız, şartsız kapitalizmin kucağına oturtuldu.
Oysa temel ihtiyacı üreten köylü ile temel ihtiyaca bağımlı olan şehirli arasında sömürüye karşı birliktelik olması gerekiyordu.
Tam tersi, bütün gücü elinden alınan köylü sürekli yok sayıldı, sürekli saf dışı bırakıldı.
Bu ülkede küçük çaplarda da olsa bazı köylü eylemlerine atom santralleri dışında hiç bir şehirli destek vermedi.

İşçiler grev yaparken onlara yiyecek yardımı yapan çevreler o yiyecekleri Mars'tan getirmedi, yine köylünün emeği.

karakedi
15-03-2019, 02:39
sayın üstadım,

son mesajınızdaki tespitlere katılıyorum. özellikle sömürü düzenine karşı köylü ve işçilerin birlikte mücadele etmesi gerektiği konusunda sizinle hemfikirim. gerek köylülerin şehir merkezlerinden mesafe olarak izole yaşamaları, gerek şehirlilerin iktidar tarafından teslim alınmaları gibi sebeplerden olsa gerek şu an bir kopukluk var. şu an şehirlerde bile kopukluk var, çıkan sesler çok cılız. onları da köylüye destek vermiyor diye mahkum edersek yarın öbür gün kendimize yaşayacak alan bile bulamayız.

Bu ülkede küçük çaplarda da olsa bazı köylü eylemlerine atom santralleri dışında hiç bir şehirli destek vermedi.
ile ilgili googleda hemen basit bir arama yaptım ve şu habere ulaştım. http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/samsunda-termik-santral-isyani-haberi-52033

Samsun’un Terme ilçesiyle Ordu’nun Ünye ilçesi sınırındaki Akçay köyünde OMV şirketinin mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen inşa ettiği termik santral önünde TÜÇEP’in çağrısıyla dün eylem yapıldı. eyleme Karadeniz İsyandadır Platformu, Senoz Vadisi Koruma Platformu, Yeşil Gerze Platformu, Bartın Yaşam Birlikteliği, Ordu ve Yaşam Alanlarını Koruma Platformu, Halkevleri, TKP, Gençlik Muhalefeti, TÜÇEP ve diğer gruplar katılmış. tam olarak sizin dediğiniz dayanışma gösterilmiş. ama katılım sınırlı olmuştur ona bir şey diyemem. ama katılımın sınırlı olması bu insanların suçu değil. ben mesela bu eyleme destek vermedim, haberim bile olmadı. varlığından bile habersizdim. hani ulusal basında bunlar anlatılıyor mu? anlatılmıyor. ulusal basının tamamı AKP yandaşı medya haline geldi. adam programa çağırdığı belediye başkanının konuşmasını kesip 40dk bekletiyor, erdoğana bağlanıyor. çuvaldızı biraz da bunlara batırır, biraz da sabırlı ve kararlı olursak bence köy ve kent yoksulları arasındaki bağ tekrar kurulabilir.

başkaca çare yok zaten.

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/styles/newsimagestyle_615x410/public/images/samsun_dis_0.jpg

kartopu
15-03-2019, 16:58
Arkadaşlar bu konu kafama takıldı.

Bana göre kapitalizm sadece tepkiyi doğurmuyor aynı zamanda ne gibi bir tepki göstereceğimizi de kapitalizm belirliyor.

Sürekli yükselişinin, ciddi muhalif olmayışının en büyük nedeni bence budur.

Bilgivehis Arkadaşım.
Kafana takılan sorularına cevap bulabildin mi.

Kapitalizm ve onun öznesi Burjuva sınıfı bu güne kadar gelmiş geçmiş bütün sınıfların en akıllısı ve en beceriklisidir.
Bundan önceki sınıflardan egemeni olan sınıfların binlerce yıllık gelişmişlik seviyesini yüzlerce yılda tamamladı ve aştı.

Zaten Son egemen sınıf olarak burjuva sınıfı hem kendi zamanının (egemenliğini)hem geçmişinin (geçmişteki egemen sınıfların) sonu olacak.

Bazen tepkiyi bile kendi örgütlüyor. (Aslında Marks bunu kapital 1 çilt te yazıyor.)

Çünkü burjuva sınıfının kavgası sadece işçi sınıfı ile değil aynı zamanda kendi sınıfı (küçük-orta burjuva) ile de kavgası var.
Ama bu sınıfın (en egemen burjuva) en büyük muhalifi kendi elleri ve akılı ile yarattığı cansız üretim araçları olacak.

Yani değer yasasının çökertecek. Değer yasasının çöküşü onun mezarıdır.

bilgivehis
16-03-2019, 01:24
Bilgivehis Arkadaşım.
Kafana takılan sorularına cevap bulabildin mi.

Kapitalizm ve onun öznesi Burjuva sınıfı bu güne kadar gelmiş geçmiş bütün sınıfların en akıllısı ve en beceriklisidir.
Bundan önceki sınıflardan egemeni olan sınıfların binlerce yıllık gelişmişlik seviyesini yüzlerce yılda tamamladı ve aştı.

Zaten Son egemen sınıf olarak burjuva sınıfı hem kendi zamanının (egemenliğini)hem geçmişinin (geçmişteki egemen sınıfların) sonu olacak.

Bazen tepkiyi bile kendi örgütlüyor. (Aslında Marks bunu kapital 1 çilt te yazıyor.)

Çünkü burjuva sınıfının kavgası sadece işçi sınıfı ile değil aynı zamanda kendi sınıfı (küçük-orta burjuva) ile de kavgası var.
Ama bu sınıfın (en egemen burjuva) en büyük muhalifi kendi elleri ve akılı ile yarattığı cansız üretim araçları olacak.

Yani değer yasasının çökertecek. Değer yasasının çöküşü onun mezarıdır.

Şu şimdiki yorumun bana şöyle bir his verdi.
Kapitalizm zayıflayacak ama bundan sonra herkes irili-ufaklı kapitalist olacak ve kapitalizmi her zaman avantaj görecek.

Evet bu yazından böyle bir his aldım.
Aslında olabilir de, çünkü kapitalist sistem insanların zaaflarıyla boğuşması demektir. Bugüne kadar insanlar kendi zaaflarıyla boğuşacak pek bir ortam bulamadı, hep birilerinin yönlendirmesine göre yaşadı.
Köleci, feodal toplumlar da insanların kendisini yargılaması için bir süreçti ama kapitalizmdeki kadar çatışma ortamı bulamadı.
Bu anlamda kapitalizm istemeden de olsa insanların kendini yargılaması ve uyanmasını sağlıyor.
Kapitalizm bu nedenle belki ömrü uzayabilir ama kalıcı olması mümkün değil. Çünkü insanlar toplumsal paylaşıma muhtaçtır, biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar deyişi geçerlidir.

Felâsife
16-03-2019, 08:34
kırmızı ile yazdım. sevgiler. saygılar.
Konu iyice dallanmadan budaklanmadan şöyle yapalım, böyle sorular soruları doğuracak, bunun sonu gelmez, siz kendinize zaman verin, bu işi zamana yayın, bu zaten öyle hemen olacak, anlaşılacak bir iş değildir, zamanla anlaşılır, sorular anca daha çok sorulara sebep olur, ben size anca kapıyı araladım, yolu göstermiş oldum, artık bundan sonrası size aittir.
Nihayetinde bu mesele, tüm toplumu karşınıza almakla eş değerdir, zaten öyledirde, o yüzden hiç kolay da değildir.

En başta en yakınlarınızı bile karşınıza almak durumu vardır ki, ilk önce huzurunuz kaçar.

Size bir hikayemi anlatayım.
Biz ailecek hep kıt kanaat geçindik, şuan bile 1800 liradır eve giren para, bunuda faturalar, gaz filan deyince, bin lira ya kalır ya kalmaz, hasılı döke saça bir yaşantım hiç bir zaman olmadı, hep hesap kitap, kıstlamalarla geçti, ama kimseye de borcum filanda yok, olmadı, eşimde buna uygun olarak, sebze meyve konusunda nerede ucuz hesaplı şey varsa, hep ona yöneldi ve aldı.
10 yıl önce araba alalım diye tutturdu, dedim bak araba işi masraflı iş, bizi aşar, etimiz ne butumuz ne diye, ne dediysem ikna edemedim.
İlla alacam dedi.

Komşu kefil olmuş gitmiş bankadan 5bin lira çekmiş, tabii ödemesi faiziyle filan 8bini geçmiş, bankaya 3 yıl kredi ödedik. Sonuçta birazda biz katarak, 94 model bir araç 7500 liraya alındı.

Fakat benim kafa bu olayı bir türlü anlamadı, bir insan yıllaca EKONOMİ yapıp, pazarda, markette nerede en ucuz şey var onu alsın, asla 50krş fazlaya bile razı olmasın, vermesin, pahalı diye almasın, fiyatların düşmesinde küçükte olsa katkıda bulunsun, bariyer görevi görsün, fakat konu kendi rahatı olunca da, gidip bankaya gözünü kapatıp yıllarca borçlansın.
Bu nasıl ekonomi yapma dedim.

Eşime çok şeylerde dedim ama tabii kime diyorsun, sistem kurulmuş bir kere. Köylü kazanmasın diye gizli ittifaklar oluşturulmuş, kendini adamışlık böyle bir şeymiş.
Köylüye gelince titreyen elin, bankaya gelince hiç titrememesi, bana çok ilginç gelmişti.
Cidden anlamakta çok zorlandım.
Böyle yaparak, köylünün önünü tıkamaktan başka bir amaca hizmet etme, yıllarca hep ucuzu alarak, fiyatların en düşükte kalmasına yardım et, bir hayat böyle geçsin.
Ama konu banka olunca, oradan yaptığın tasarrufu, hop götürüp bankaya gözü kapalı ver!
?
Sonrada bunun adı ekonomi olsun!

Bunun adı gizli kapitalistlik, sisteme küçükte olsa destek vermek, omuz vermek. Zaten sistemde bu küçük desteklerle, bu kadar sağlam ve hayatta kalıyormuş, anladığım o.
Benim jeton iyice düştükten sonra, baktım çevremde çokları böyle yaşıyor, mesele sebze meyve olunca, şikayet edenler, konu kredi, borç olunca, süt dökmüş kedilere dönüyorlar.

Sözü özü bu meselenin hazmı zordur, o yüzden zamana yayınız dedim, sorularınıza cevaplar anca başka soruları doğurur ama bunu kendiniz zamanla yaşayarak öğrenirseniz, cevapsız sorularınız kalmaz.
Ha yok öğrenmezseniz de bir şey olmaz, diğerleri de olmadığı gibi.
En yakınlarınız bile sisteme entegre olmuşlarsa, böylelerine laf anlatmakta zordur, dinlemiyorlar, işlerine gelmiyor, varsa yoksa kendi alışkanlıkları, kendi dürtüleri oluyor. Ele ne diyebilirsiniz ki?

İşin en ilginç tarafıda, bunlar öğrenilmiş şeyler de değil, resmen güdüsel bir şey, eşime mesela böyle yapmayı kimse öğretmedi ama o öyle oldu.
Ne diyebilirim ki? Bu acayip bir şey, meselenin evrimsel yönleri bile var, o yüzden zor da bir meseledir, insanın gizli bir tarafı, haliyle örtülmüş bir yönüdür, açıklanması, açığa çıkartılması tepki çekiyor haliyle.

Eylem adamı olsam, kafayı yemem an meselesiydi, helede en yakınlarınız bile sisteme entegre olmuşsa, kime ne diyebilirsiniz ama ben gözlemci biri olduğum için, baskıyı kolay atlatabiliyorum, insanların dedikleri ile yaptıkları benim için aynı şeyler değil. Kitaplarda yazılanlarla hayatta aynı şeyler değil.
Ve bunu öğrendiğim gün ben kitap okumayıda, insanları dinlemeyide bıraktım, onların dediğine değilde yaptığına baktım.
İşte o zaman bu dediklerimi gördüm, ben bunları bir yerden okumadım, kimseden öğrenmedim, bilakis insanların yaptıklarından çıkardığım çıkarımlardır.

---

İşin köylü tarafını savunmaksa, küçük bir vefâ borcu benim için, onların yaptığı sadece ucuza beslemek değilmiş, Şehirli şehirde rahat yaşasın diye, adeta finansal destekte vermekmiş.
Hiç bir banka bu desteği karşılıksız vermemişken, köylü vermiş, elanda veriyorken, bunun bilinmemesi tuhaftır.
Ama tabii köylü zor şartların insanıdır, her ne kadar kıymetleri bilinmesede, onlarsız şehirler de asla bu seviyelere gelemezdi. Sonuçta Şehir köylüye, köylü şehirliye muhtaçtır, başka çareleri yok, şehirli biraz daha etrafının farkında olsa, köylüsüyle gül gibi geçinir giderler.
Şehirde de huzur olur!

Sevgiler

kartopu
16-03-2019, 09:11
Şu şimdiki yorumun bana şöyle bir his verdi.
Kapitalizm zayıflayacak ama bundan sonra herkes irili-ufaklı kapitalist olacak ve kapitalizmi her zaman avantaj görecek.

Evet bu yazından böyle bir his aldım.
Aslında olabilir de, çünkü kapitalist sistem insanların zaaflarıyla boğuşması demektir. .

Bigivehis Arkadaşım

Ben değer yasası çökecek diyorum sen her kes irili ufaklı kapitalist olacak diyorsun.
Kapitalizm değer yasasıdır çöken bir şeyde nasıl aynı sistemin devamı olan irili ufaklı şeyler olabilir.

Kapitalizm in ömrünü uzatmak isteyen yine kapitalist olan bazı bilim adamları var
Ne diyorlar bak. Rekabetin bu derece azgınca olması ve teknolojinin bu hızla büyümesi sonucu insan nesli tehdit altındadır. Bu bilim adamının bir de önerisi Bu öneri şu. Derhal dünya hükümetine geçilmeli. işte o öneri kapitalizm in ümrünü uzatacak öneri. Ama o bilim adamını takmayacaklar ölüme hızla gidecekler.

Bir şey küçükken irade belirleyici olur ama büyüdüğünde o büyük olan iradeyi yönlendirir.
Yani kapitalizm artık iradeyi yönlendiriyor. İnsan iradesi kapitalizm karşısında oldukça zayıfladı.

karakedi
16-03-2019, 13:34
Köylüye gelince titreyen elin, bankaya gelince hiç titrememesi, bana çok ilginç gelmişti.
Böyle yaparak, köylünün önünü tıkamaktan başka bir amaca hizmet etme, yıllarca hep ucuzu alarak, fiyatların en düşükte kalmasına yardım et, bir hayat böyle geçsin.
Ama konu banka olunca, oradan yaptığın tasarrufu, hop götürüp bankaya gözü kapalı ver!
Sonrada bunun adı ekonomi olsun!

artık şehirli derken ben şehirli işçi sınıfını, emekçileri ve yoksulları kastettiğinizi anlıyorum. kapitalistler için ise kapitalistler ifadesini kullanabiliriz.

köylünün önünü tıkayan şehirli değildir. önceki mesajımda da demiştim. tekrar ediyorum. köylü ve şehirli arasında organik bağ yok. arada kapitalizm var, kapitalistler var. haldeki kapitalist var, köylünün tarlasından ucuza mal çeken kapitalist tüccar var, köylüden direkt sebze-meyve alıp şehirde fahiş fiyata mal satan kapitalist marketçi var. aynı kapitalistler köylüden ucuza aldığı malı işçiye pahalıya satıyor. şimdi işçi markete gidip ben bu domatesi 3TL ye değil de, 5TL ye almak istiyorum, köylüye faydam dokunsun dese, bu para köylüye mi gider, kapitalist marketçiye mi? peki o zaman neden şehirliyi suçluyorsunuz. ben burasını anlamıyorum işte. yada siz kapitalizmi anlamamışsınız bilmiyorum.

işçinin meyve sebze alması kapitalist bir alışveriştir. belli bir değerdeki meta karşılığında, belli miktarda para verilir. bu bir alışveriş. hayrına yapılan bir değiş-tokuş değil. ve bu alışveriş şehir halkı ile kapitalist arasında yapılıyor. şehir halkı ile köy halkı arasında değil. kapitalist şehir halkından kaldırdığı para ile köylüden bu sefer daha ucuza daha çok meyve sebze alıyor çünkü AKP tarımı, hayvancılığı rant sermayesine, tüccarlara, büyük kapitalist çiftçilere mahkum etmiş durumda. kapitalist köylüden malı çekiyor, tekrar şehre gidip aynı döngüyü tekrar kuruyor.

şehirli napıyor? tabii ki doğal olarak, beklentisini karşılayan kalitede en ucuz domatesi kim satarsa onu alıyor. bunu yaparken kapitalizmin "meta dünyası arasında istediğini seçebilme ÖZGÜRLÜĞÜNÜ" kullanıyor sadece. yanı alışveriş yapıyor. az kazansın diye köylünün altını oymuyor. zaten şehirli domatese yardımım dokunsun diye fazladan 2TL para verse, tüccar bu parayı alıp köylüye mi götürecek, al kardeş bunu işçi sınıfı sana yardım amacıyla verdi" diye. tabii ki böyle bir şey yapmayacak. tüccar bu parayı cebe indiriyor. demek istediğim şey bu. yoksa ben de görüyorum, bugün en çok yoksulluk çeken kesim geleneksel köylü.

Köylüye gelince titreyen elin, bankaya gelince hiç titrememesi, bana çok ilginç gelmişti.
Böyle yaparak, köylünün önünü tıkamaktan başka bir amaca hizmet etme, yıllarca hep ucuzu alarak, fiyatların en düşükte kalmasına yardım et, bir hayat böyle geçsin.
Ama konu banka olunca, oradan yaptığın tasarrufu, hop götürüp bankaya gözü kapalı ver!
Sonrada bunun adı ekonomi olsun!

Bunun adı gizli kapitalistlik, sisteme küçükte olsa destek vermek, omuz vermek. Zaten sistemde bu küçük desteklerle, bu kadar sağlam ve hayatta kalıyormuş, anladığım o.
Benim jeton iyice düştükten sonra, baktım çevremde çokları böyle yaşıyor, mesele sebze meyve olunca, şikayet edenler, konu kredi, borç olunca, süt dökmüş kedilere dönüyorlar.

hayır öyle değil. banka kredisi konusunda da aynı mantık var. nasıl pazardaki en uygun meyve-sebzeyi araştırıyorsa, banka kredisinin de en uygununu araştırıyor. burada tabii daha dikkatli olmak zorunda. çünkü domates alışverişinde parayı veriyorsun ve kapitalizmle arandaki organik bağ haftaya pazar alışverişine kadar kesiliyor. ama banka kredisi öyle değil. alınca, bitene kadar geri ödemek zorundasın. ödeYEmezsen, devlet para-sermaye'si adına senden o parayı haciz, avukat, polis, mahkeme, hapis aracılığıyla alır ve para-sermaye sınıfına verir. her kafası olan insan da kredi alıyorsa bunu geri ödeyeceğini bilir. geri ödüyor diye insanları suçlamamak doğru olmaz. ha şemsiyeyi açıyordur, ihtiyacının ötesinde tüketiyordur, gereği yokken lüks olabilecek şeylere harcama yapıyordur o ayrı. onu eleştirelim. kapitalizmin nasıl bir tüketim kültürü yarattığını konuşalım, bu yönümüzle kapitalizmi besleyerek hata yaptığımızı tartışalım. bu konuda size katılıyorum.

ama şehirlinin bunu köylü sefalet çeksin diye kasti olarak yaptığı gibi bir durum söz konusu değil. şehirli de, köylü de kapitalizm tarafından kuşatılmış durumda. AKP'nin köylerde aldığı orana bakın mesela, şehirlerden daha fazla. o zaman köylü sado-mazoşist mi, hain mi? neden tarımı ve hayvancılığı bitiren bir partiyi hala destekliyor? işte bu bağ kırılmalı. şehirliyi köylüyü zan altında bırakarak bu bağın kırılmayacağını düşünüyorum.



İşin en ilginç tarafıda, bunlar öğrenilmiş şeyler de değil, resmen güdüsel bir şey, eşime mesela böyle yapmayı kimse öğretmedi ama o öyle oldu.
Ne diyebilirim ki? Bu acayip bir şey, meselenin evrimsel yönleri bile var, o yüzden zor da bir meseledir, insanın gizli bir tarafı, haliyle örtülmüş bir yönüdür, açıklanması, açığa çıkartılması tepki çekiyor haliyle.

ilginç olan sizin bunun evrimsel olduğunu söylemeniz. her insan sosyal bir varlıktır. aile, mahalle, apartman, televizyon, hükümet gibi belli bir çevre içinde yaşar. o çevrede hakim olan kültürden etkilenir. eşiniz öyle davrandıysa sabah akşam televizyonlardaki araba reklamından, mahallesi araba sahiplerinden, komşularının "kızım niye araba almıyorsunuz" sözlerinden etkilenerek almıştır. bunun evrimle alakası yok.

İşin köylü tarafını savunmaksa, küçük bir vefâ borcu benim için, onların yaptığı sadece ucuza beslemek değilmiş, Şehirli şehirde rahat yaşasın diye, adeta finansal destekte vermekmiş.
Hiç bir banka bu desteği karşılıksız vermemişken, köylü vermiş, elanda veriyorken, bunun bilinmemesi tuhaftır.
Ama tabii köylü zor şartların insanıdır, her ne kadar kıymetleri bilinmesede, onlarsız şehirler de asla bu seviyelere gelemezdi. Sonuçta Şehir köylüye, köylü şehirliye muhtaçtır, başka çareleri yok, şehirli biraz daha etrafının farkında olsa, köylüsüyle gül gibi geçinir giderler.
Şehirde de huzur olur!

köylü de karşılıksız vermiyor ki. o da para kazanmak, bu parayla hayatını geçindirmek için yapıyor bu işi. bunu yaparken de kapitalizmin kurallarına göre yapıyor. her mal, belli bir kullanım değeri olduğu için alınır ve satılır. mesela domates. bu domatesin bir de üretim maliyeti vardır. o maliyet üzerine kar konur, eğer koyabiliyorsa. öylece satar. hiçbir köylü şehirlilerin karnını doyurmak için üretim yapmaz. hiçbir köylü de köylü sınıfını yok etmek için pazardaki en hesaplı tezgahtan alışveriş yapmaz. her iki taraf da hayatta kalabilmek için bunu kapitalizmin kurallarına göre yapar ve Marks böyle diyor zaten, kapitalizm bu sayede kendini sürekli olarak, her ortamda, her an, her şartta yeniden üretebilmektedir.

bu asalaklara yol vermeden ne köylü ne şehirli ayrı ayrı huzur içinde yaşayabilir, ne de bir araya gelip ortak çıkarları için beraber mücadele edebilirler.

Felâsife
16-03-2019, 19:59
köylünün önünü tıkayan şehirli değildir. önceki mesajımda da demiştim. tekrar ediyorum. köylü ve şehirli arasında organik bağ yok. arada kapitalizm var, kapitalistler var. haldeki kapitalist var, köylünün tarlasından ucuza mal çeken kapitalist tüccar var, köylüden direkt sebze-meyve alıp şehirde fahiş fiyata mal satan kapitalist marketçi var. aynı kapitalistler köylüden ucuza aldığı malı işçiye pahalıya satıyor. şimdi işçi markete gidip ben bu domatesi 3TL ye değil de, 5TL ye almak istiyorum, köylüye faydam dokunsun dese, bu para köylüye mi gider, kapitalist marketçiye mi? peki o zaman neden şehirliyi suçluyorsunuz. ben burasını anlamıyorum işte. yada siz kapitalizmi anlamamışsınız bilmiyorum.
Anlayamadığınız şu KÖYLÜ ---> ZAM YA_PA_MI_YOR...

Bunun anlaşılmayacak bir yönü yok, köylü zam yapabilse, enflasyon filandan da etkilenmeyecek. Bana şehirde zam yapmayan bir sektör gösterin, var mı böyle bir sektör.
Şehirde sektörler zamlarını güzel güzel yapıyorlar, bahane belli enflasyon ve girdi maliyetleri... Zam yapmak için en ideal bahaneler, helede kur oynamaları ise, kaymaklı kadayıf...

Mesela ev fiyatları neden bu kadar uçuk? Emlakçılar uçuruyor, çünkü adamlar bunu iyi pazarlıyor.
Araba fiyatları neden uçuk? Aynı şekil galericiler, satıcılar bunu uçuruyor.
Çünkü bu işler KÂR AMAÇLI YAPILIYOR... Kârın da üst sınırı yok, serbest piyasa koşulları...
Diğer sektörler de böyle, bu işi "aracılar, komisyoncular, distribütörler" güzel güzel yaparlar, çünkü işleri PAZARLAMAKTIR, anasını boyar babasına satarlar. Sonuçta yapılan işten memnun da kalınır, alırken de satarken de pahalı bir ortam oluşur.

Hasılı zam yapmanın kârlı bir iş olduğunu, söylememe gerek yok herhalde. "Sektörleri ayakta, kârlar tutar"
Lakin bu köyülüye çok görülüyor, neymiş efendim aracı komisyoncu kazanıyormuş....
Sizde böyle diyorsunuz, Kazansın tabii, kazanacak ne güzel işte, o kazanmadan köyü nasıl kazanacak ki ???
Tabii arada ki komisyoncu kazanacak ki köylü de kazansın! Köylü gidip bir de pazarlamacılık mı yapacak?
Yapsa niye köylü olsun? her işin ayrı bir EHLİ var, köylü üretir, ama onu satamaz!

Şehirli her zaman ki uyanıklığı ile köylüyü düşünüyor görüyor, kârı aracılar kapıyor, köylü kazanmıyor diye bir türkü tutturmuş, başka bir numarası yok. Sanki komisyoncu aradan çıksa, köylüye farkı, şehirli kendisi direk ödeyecek?
Şehirli samimi değil bu söyleminde, zaten bu söylem de herhangi bir vaatte yok, şunu bunu yaparız da yok, sadece hedef var, hedefte komisyonucu, o da çıksın aradan ki iyice zam yapamasın köylü, o söylemin esas amacı bu.

Komisyoncunun şu şartlarda aradan çekilmesi, köylünün daha fazla ezilmesi demek, zaten devlette işe el attı hayırlı uğurlu olsun! devlet şimdi köylüye değil zam vermek, geriye bile çeker fiyatları. Namı diğer TEKEL dir kendileri, zırnık koklatmaz...
Şehirli artık bir süre rahat rahat uyur, pembe hayallere yolculuk ederler.

---

Kapitalist tanımınıza gelince, sırça köşklerde yaşayan birileri şehirlileri habire eziyor, onlarda ne yapsın, zorluklar içerisinde yaşıyorlar!
Hayal bunlar... Şehirlinin kurguladığı, mitler, efsaneler bunlar...

Şehirli bu işten kendini kurtaramaz, üstte dedim, şehirli köylüye her hangi bir vaatte bulunmuyor, bir şey yaparım demiyor, zaten yaptığı da yok, onların istediği yiyecek ucuz olsun, başka bir düşünceleri yok.
Zam konusunda da tavrı belli şehirlinin, yiyecek harici her şeye zam olabilir, zaten oluyorda, bunlar sineye çekilir. Yiyeceğe olmaz.
Size göre aşırı zenginler kapitalisttir, ezenlerdir ; geriye kalan şehirliler de mağdurdur, ezilenlerdir!
:)

Es geçtiğiniz nokta, ezmek için aşırı zengin, kapitalist olmaya gerek yoktur, fakir de çok güzel kapitalist olur. O da ezer, hiç bir şey yapmasa da destek olur.
Zaten bu konunun ilk mesajdan itibaren odağı da, sevgili @Bilgivehis ile bu "BESLENME" meselesi değil midir?
SİSTEM BESLENİYOR, bunun açıktan besleyenleri var elbet, lakin gizliden gizliye besleyenleri de var.
Zenginler kendi kendilerini mi besliyorlar? Güçleri kendilerinden mi geliyor?

Devasa bir çınar düşünün ve bunun her bir dalının, gövdesinin, köklerinin şehrin her köşenine yayıldığını düşünün, böyle bir yapıdan bahsediyoruz, herkes bu işin içinde.

Özetle, köylünün kronik sorunu ZAM YAPAMAMAK, başka bir sorunu yok.
Kapitalizmin de açıktan olduğu gibi, gizliden de BESLENME durumu var.

Sevgiler

karakedi
16-03-2019, 20:28
size göre şehirdeki herkes kapitalist.iyi o zaman ben de soruyorum. domatesi 1tl ucuza almak için karda kıyamette tanzim kuyruğuna giren bir emekçi, nasıl oluyor da 250bin tllik ahırı olan köylüyü sömürüyor?

önceki mesajlarımda kapitalizmde sömürü ilişkilerinin nasıl işlediğini bilgim dahilinde açıklamaya çalıştım. ama siz keyfiyete vuruyorsunuz artık.

geleneksel köylünün zam yapamadığını bilmeyen yok. problem sizin köylünün şehirdeki vatandaşlar yüzünden zam yapamadığınızı düşünmeniz. şehirli 1 tl vermekten sakınıyor diye köylü zam yapamıyor, tarım batıyor, hayvancılık bitiyor öyle mi?

hakikaten boşa tartışıyoruz :)

yani AKP gerçekten KABAK gibi krizin faturasını köylüye çıkartıyor. azerbaycandan irandan sıfır gümrük vergisi ile soğan getirtiyor, tarım bakanı danışmanı olduğu McCain'den patates getirtiyor. sıfır vergi ile. devlet köylüyü eziyor. krizin faturasını köylüye çıkartıyor. işçiye çıkartıyor. emekçilere çıkartıyor.

siz diyorsunuz ki köylü zam yapamıyor. ee neden? çünkü şehirli köylüye 1 tl vermekten eriniyor. köylü borç batağına batmış. şehirli aç, ay sonunu getiremiyor. siz AKP yüzünden diyemiyorsunuz, şehirli para vermediği için köylü zam yapamıyor diyorsunuz. sanki köylünün tarlasından mahsülü tüccarlar değil, şehirli emekçiler kaldırıyor... pes yani.

https://www.youtube.com/watch?v=PreTvIuSIvU

ben daha artık bir şey demiyorum. afedersin vanda halde çalışan adam bile anlamış köylünün sorununu. biz burada boşa konuşuyoruz.

"ictenlik"
16-03-2019, 21:45
Bir zamanlar Tarım Satış Kooperatifleri vardı. Devletçi zihniyetle ve devlet eliyle bu ahaliye teslim ve armağan edilmişti.
Onlardan ne anladıklarını ya da nasıl yönettiklerini ve kimlere teslim ettiklerini biliyoruz.
Demokrasi de, toplumsallıkta, örgütlenme de bilinçtir. Bunlar VE-RİL-ME-YE-CEK...
Budist olsak karma/kader (zorunlu ve belirli yazgı ve doğal sonuç) derdik buna...
Bilinç denilen verilebilirse/verilecekse bu tartışılır. Yönetim değişimi tartışılır. Bilinçli yönetici seçme bilinci tartışılır..

Tersinde ya köylü bilinçlenip örgütlenecek
Tersinde ya da köylü kendini kollayan sınıfı işbaşı yapacak
Başka çözüm var mı?
Yani köylü de ya kendini örgütleyecek ya da kime güveneceğini öğrenecek

Khaos
17-03-2019, 00:46
sn. felasife

siz yazdıklarınızı arada bir okuyor musunuz.
ayık kafayla yani.
yukardaki mesajı yazarken bayaa kafanız güzelmiş.

anlamak ve anlatmak için yazmayı deneyin.
ne çeşit bi nevrozu tatmin ettiğinizi bilemedim ben

hani, yazınızı alıp eleştiri falan yapmaya dahi kalkışmak çok zor
o derece saçmalamışsınız ki
her yeri eğri deve misali
düzeltilecek tarafı yok

tek kelime ile son derece şoven köylü-şehirli dikotomisi icat edivermişsiniz
tamamı genelleme
sanki tüm köyler ve köylüler
tüm şehirler ve şehirliler fabrikasyon tektip aynı şartlara sahip
her şey var, ama kapitalist yok
kapitalist şehirlinin uydurduğu mitoloji

sizin iletinizin her tarafı mitoloji
o iletideki tek somut şey ise kapitalist
o iletideki ''köylü'' ve ''şehirli'' somutda karşılığı olmayan boş laf

somutda karşılığı olan kapitalist ise mit/efsane öyle mi

nesin sen
cahil cesaretinin cisimleşmiş hali mi

Felâsife
17-03-2019, 01:02
iyi o zaman ben de soruyorum.
Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz, sorunuz öyle bir soru ki, tüm zamanların en zor sorusu?
Sürekli aynı soru mu sorulur? Başka soru bulun değişiklik olsun.
Montaigne'nin dediği gibi "Görevim öğretmek değil, anlatmak" sadece bu kadar, helede sizi İKNA etmek gibi bir misyonum da yok, anlatır geçerim.

Sorularınız sizin ENGELİNİZ benim değil, FARKINDA MISINIZ? aşamıyorsunuz sorunuzu!
Sizin engeliniz ben değilim, kendinizsiniz!
Cevap veriyorum beğenmiyorsunuz, vermiyorum cevap nerede diyorsunuz? Bir şeyi iki kere yapınca, söyleyince sıkılan biriyim aslında, ama bu aynı soru dejavusu hakikaten baydı...
Kararınızı vermişsiniz ve Şehirli masum!
Bitti...
Öyle olsun ne diyeyim, bu sizin kararınız.

Parti işi nedir ya, popüler zırvalıklar onlar, HALKIN OYUNCAKLARDIR, şu konuda işi partiye dayandırmak, başka sözünüz kalmadığını gösteriyor.
Sizin dediklerinizi sokakta ki sıradan vatandaşlar da diyor. Bunlar EZBERLENMİŞ şeyler, farklı bir şeyler değil ki, komisyoncular malı götürüyormuş, vay bea!
Ne büyük keşif!
Herkesin ağzına pelesenk olmuş, ortak bilincin meyvesi.
Bu komsiyoncular her iş dalına el atmış, onu kimse görmüyor!?
Köylünün komisyoncusu aradan çıkartılıyor, adam karşı partici ama alkış tutuyor... 15 ttl ye patlıcan mı olurmuş....O komisyoncu olmadan zam yapın hadi köylüye...

AKP-CHP cilveleşmesi parti işleri, tam da halka sunulan oyuncaklar, etki/tepki için gerekli olan şey, iki zıt...
Sonrası da çok büyük olmayan problemler zinciri, vatan battı bitti gitti, haydin vatan kurtarın söylemleri.

Büyüklere oyuncaklar böyledir, oynaması zevklidir, biri gider başkası gelir, ondan sonra haydin tekrar VATAN KURTARMACA oynayalım denir, çok güzel de vakit geçirtilir.
Bizin insanımız vatan kurtarmayı sever.
Genlerinde var, ataları gibi olmak isterler. Siyaset bizim gibi toplumlarda kişiyi değerli kılar, özel hissettirir, helede kavramın bu güzelliği aklı başından aldırır.
VATAN KURTARMAK.

Tabii vatanın kurtulması için, onun tüm tersaneleri filan ele geçmesi lazım ki, vatan kurtulsun, KAHRAMAN olmanın önü açılsın.
Suni KAOS lar da yaratılır ki oyun sahici olsun değil mi?

Kurtarılmış vatanı 1000 kere kurtarmaya çalışan, bir acayip milletizdir.

Bence aciz insan vatan kurtarmaca oynar, siz oynamak istiyorsanız buyrun oynayın. Forumlar da bu açıdan Multi player yani çoklu oyun destekli oyun zevki vermektedir elbette.
Ben almiim alanada mani olmiim...

Demek ki size bir de "Organize KAOS" filan desem, hepten itiraz edeceksiniz.

Yazan ne güzel yazmış, söyleyen ne güzel söylemiş.

Eller günahkar
Diller günahkar
Bir çağ yangını bu bütün
Dünya günahkar

Masum değiliz hiçbirimiz.

https://www.youtube.com/watch?v=Lc8Nuk2VN-I

Felâsife
17-03-2019, 02:09
sn. felasife

siz yazdıklarınızı arada bir okuyor musunuz.
ayık kafayla yani.
yukardaki mesajı yazarken bayaa kafanız güzelmiş.
Keşke kafam kıyak olsa @Blitzkrieg, sonrada inkar eder geçerdim, ya da hatırlamıyorum derdim, ne bileyim hata ettim abi affet derdim!

Maalesef öyle bir seçeneğim yok, dediklerimin sonuna kadar arkasındayım.
Bilerek, düşünerek, iyice süzgeçten geçirerek yazarım/yazdım.
Çünkü her türlü yazarım (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=41315), nedenli nedensiz hiç fark etmez. Laf olsun diye değil, yazmanın aşkı için yazarım.

En az 5-10 kere okurum da yazdıkları mı, neden mi?

Çünkü yazmadıklarımın yanında, yazdıkların bir hiç bile değil diyebilirim, bakın küçük bir şey anlattım, (bunlar çerez benim için), resmen arızaya geçildi, sen de geçmişsin belli ki.
Eee hayat böyle herkes aynı şeyler söyleyecek, aynı yollar da yürüyecek değil, benim gibiler de böyle yürür.
Kafa karıştırır.
Zaten kafa karışacak ki, bilgi gelsin kafa gelişsin, hep aynı şeye tabi olmak bilgi değil, ezberdir, alışkanlıktır, tekrardır.
Bak arkadaş hep aynı soruyu tekrar ediyor... İlerisi yok çünkü.

Herkesin baktığı bakış açısıyla bakmak, bana uymaz, yapı meselesi, ezberden konuşmaları sevmem, trübünlere de oynamam, ezberi bozmayı severim mesela, TERS AÇI denen olayım da vardır.
Bu bir teknik, çoğu yazımda bunu kullanırım.

Bu yüzden beni eleştirmeniz, kişisele kaçmadığı sürece, beni mutlu da eder, ciddiyim, çünkü yazdığım şeylerin TERS şeyler olduğunu bilirim, bu nedenle de kendi içimde yazılarıma sansür de uygularım, gelen tepkiler haklılığımı da gösteriyor.

Ben bu foruma bilgi seviyesinin yüksekliği için üye oldum, çok şeyler de kazandım, ama taraf durumum da olmadı, tarafsızım bu sıkıntıydı elbet, her kalem kadar bende kalemime güvenirim, ne yazıyorsam bilerek yazıyorum, arkasındayım.

Ben yazdıklarımı okuyorumda, belli ki okuyan kendi anladığı gibi anlamak istiyor. Ne diyebilirim ki, anlatılmak istenen karşıyla sınırlı olabiliyor, bu geçmişten beri insanlık sorunu.

nesin sen
cahil cesaretinin cisimleşmiş hali mi
Anlasan sormazdın, anlatsam da anlamazsın!
Şimdi dön kendine sor? Cahil kim!

bilgivehis
17-03-2019, 02:26
nesin sen
cahil cesaretinin cisimleşmiş hali mi

Felâsife ustamı hem insan olarak hem bakış açısı olarak hem yazar olarak hem de şair olarak takdir eden ve sayan biriyim.
Müthiş bir gözlemcidir, aykırıdır, duygusaldır bu onun özelliğidir, böylesi çok nadir bulunur.
En ağır eleştirileri yapalım ama kişisel olarak kırmayalım, zaten biz antikapitalistlere bu yakışır.

ForumKirpisi
17-03-2019, 02:42
ağaçlar suyu bitiriyo demişti felasife bi de çölde çok su olması lazım demişti.
o zaman bi güvenim sarsıldı benim.

ağaçlar bi kere güneş geçirgenliğini
azaltan gaz ve partiküller yayar. güneşin etkilerini ve güneşin toprağı
yakmasını engeller bölgedeki co2'yi tüketir. iklim yapar. çölün ağaçlandırılmış kesimleri
püfür püfür eser, hava hafifler nemlenir. o bölge yağmur alır, toprağı ıslak olur ve kanal
açarsan su akar. kısacası nerede ağaç çoksa orada su çok olur.
ağaç olmayan yerde su bulmak için de artezyen aççan şansına. ama ağaç suyu tüketir
demek yanlış. bitkiler mesela su kanallarından su çeker ama su kanallarına gölge yapıp
buharlaşmayı da azaltır.

"ictenlik"
17-03-2019, 02:45
Şimdi köylü fiyat belirleyemiyor diyoruz değil mi? Ben kısmen fındık üreticisiyim diyelim. Somut bir örneğim var elimde. Dünyadaki nitelikli fındığın yüzde yetmişini ama neredeyse tamamını üretiyoruz değil mi? Nitelikli çikolata ya da fındık ezmesi/kreması için ikamesiz ürün. Doğal tat ve yağ dokusu. Kokusuz esanssız ya da iyi esanslı yağ. Fındık borsası bir kaç Kapitalistin elinde tekelinde. Üreticinin tek gücü çaresi birleşmek kooperatifleşmek değil mi?
Şu konjonktür de bu ürün de bile yapılamıyor. Bunları biri örgütlemeli resmen sahip çıkmalı o halde. Aklı başında adama güvenmezler ki. Devlet kamu otoritesi de bunla uğraşmaz. Bir avuç seçkine hizmet veriyor. Bu A partisi B partisi değil...
Şimdi ben çıkıp üretici fiyat belirleyemiyor diyebilirim evet serbest piyasa hatta Fransız ya da İtalyan bir şirket ve Kapitalistin kendi fiyat belirliyor..

Ama fındık alımı, fiyatının belirlenmesi vb. tasarıyı mevcut meclis gülerek ve çiftçiye selfie gibi poz vererek geçiştirdi...
2000 lere kadar devlet eliyle işletilen bir fındık kooperatifi vardı değil mi? Her yıl devlet fiyat açıklardı. taban fiyat..
Üreticinin tek yapabileceği mevcut ürünü satmamak ve direnmek. Kimi üzüm ve fındık üreticisi bunu bir süre denemiştir. Ama tek geçim kaynağı bu olan elde tutamaz. Bir de yıldan yıla çürüyüp değer kaybediyor..

Şimdi bunları çözmek örgütlemek aslında devlet denen otoritenin ya da seçilen ya da hükümet kim olursa olsun yasama yürütmenin icracısının görevi gibi gözüküyor..
Ya da diğer tarafta halk/kamu, üretici ya da çiftçi ve köylü denenin kendi sorunu. Aynı yere geldik. Daniel Blake hikayesi gibi. Örneğin Modern Batı da işsizlik tek başına bireyin değil toplumun da sorunu addedilir ve işsizlik sosyal nafakası/dayanışması vardır.. Biz bunu anlayabiliyor muyuz? Geçmişte birilerinin kurduğu fona ne oldu? Ne amaçla kurulmuştu? O fon yeterli birikimi yapınca aynı amacı icra etmeye yönelik sanırım bugünlerde mevcut siyasal iktidarın önceden devraldığı bir ekonomik modelin uzantısıydı. Hani sürdürülmeyen yapısal reformlar.

Çayı alalım... Çay-Kur var. Devlet Çay-Kur eliyle serbest piyasanın üstünde fiyat belirleyip çay alıyor. Emin değilim ama karneyle ya da belirli oranlarda felan çay verilebiliyor olmalı. Fındıkta Kooperatif dönemi böyleydi. Şimdi Çay-Kur'un özelleştirilmesi düşünülüyordu.

Yani burada çözüm noktasında iki yer var. Birincisi kitle/halk denenin kendi ve onun bilinçlenmesi eylemi ve örgütlenmesi.
İkincisi zaten onun kurduğu ve kendi adına eylem yapması için örgütlediği üstyapı olan devlet. Eğer devlet bir egemen çıkar aracı olmayacaksa. Demokrasilerde (eğer öyleyse) bunu denetlemek yine kamunun ödevi.
Devlet egemen taşeronu mu? Ve öyle işlev görüyor mu görmüyor mu?

Diğeri de kamu otoritesi değişimi ve seçimler, seçilenler aracılığıyla bunun/bunların çözümü..

Yani ya tümden halk bilinçlenecek eylemleşecek örgütlenecek ya da bilinçli eylemli bir siyasi kadroyu iktidara taşıyacak ve işe koşacak ve ona güvenip teslim edecek...
Mevcut siyasal sistemin değişimini tartışmıyorsak..

Serbest piyasa var... O halde çiftçi de örgütlenmeli, kooperatifleşmeli, birlikleşmeli ve ortak fiyat belirlemeli.. Çünkü devlet ya da mevcut siyasi kadro iktidar farketmez çözmüyor çözmedi. Ya da onun yanında değil. Bireyi kendi kaderine bıraktı.hapsetti..
Ya da bu süreçte uygun aracılık rolü oynamıyordu
----

Bakın aynı şeye bir tıpkısına tersten gideyim.
Sendikasız , bilinçsiz, eylemsiz, örgütsüz, yıldırılmış, hiç edilmiş, güç ve otorite boyunduruğu ve zincirini yemiş, her türden pasifize edilmiş apolitik ya da yanlış politik (politikayı yanlış ele alan görmeyen bilmeyen) toplum. İşçi kendi ücretini belirleyemiyor.. İşçi taban ücret belirleyemiyor değil mi? Emek ücreti tabanı...
A Partisi önemli değil...

Ben burada çıkıp ben ya da işçi ücretini BE-LİR-LE-YE-Mİ-YOR yazabilirim ve tamamen haklıyım değil mi?
Emeğe fiyat koyamıyorum... Emeğimin fiyatını değerini/ederini belirleyemiyorum. Serbest piyasa emek sömürüyor, emeğim talan ediliyor ve değersiz. Düşük tabanda tutuyor...

-----

Yukarıda ki Kooperatifçilik bilinci ya da örgütlenmesi gibi Halkçı ya da Devletçi bir siyasi kadro da bunu çekip çevirebilir ama bu bilinç tabana inmeyince ne oluyor?

Çiftçi Sendikaları ve birlikleri kurulmalı. Kooperatif örgütlenmesi öğrenilmeli.
İşçi sendikaları kurulmalı halk bilinçlemdirilmeli. Aynı yere geldik. Siyasi idarenin otonom kontrolü ve denetim altında tutulması için bile gerekli bu şart. Ya da uygun kitle eyleme geçince ya da ona eylem ve yapma sorumluluğu yüklenince ya da onlar bu sorumluluğu alınca arkasında durmak gerekiyor. Nasıl bir ordu ülkeyi kollar. Eylemci direnişçi, bilinçli, aydın sosyal taban ve kütlenin desteği/sayılması onanması (iade-i itibarı da) gerekir , ona da destek olunması gerekir köstek değil... Diğer türlü hiçbirşey kımıldatılamaz ve pasifist iyiniyetten/temenniden de öteye maalesef ki gitmez. Bunu Kapitalizm içinde çözeceksek bile bu .. yoo devrim yapmaya sistem değişimine gerek yok. Kapitalizm içindeki formülü de bu ne yazık ki!
Şimdi krallık değil sistem..

Daha demokrasi denilen kavramın, hukuk devleti - sosyal devlet (ortaklık) kavramın tartışılması gerekiyor hatta bunların kamusal içsellenmesi gerekiyor. Uzatmaya gerek yok bence. A partisi B partisi de önemli değil. Tepeden buyurmacılığın ve vermeciliğin de sonraki kuşaklarda talan edildiği ve işe yaramadığını da görüyoruz. Her türden kitle bilinçlenmeli. İmparatorluk artığıyız resmen bunu görmeli kabul etmeli acilen sosyalleşme, sosyal bilinçlenme ve örgütlenme derim.. Ben sizi anlıyorum iyiniyetlisiniz....

Bir özet vereceksek mevcut siyasi kadro ne Halkçıdır ne devletçidir. Halkın kendi de ne Halkçıdır ne devletçidir. Bunların hepsi bireycidir egemencidir. Otoriterdir kontrolcü ve kontrolörcüdür. İmparatorluk tebaasıdır. Bu bilinç aşamasından alınıp elbirliği ve vicdanla ışınlanmalıdır öğretilmeli yola ile koşulmalıdır...

Khaos
17-03-2019, 02:47
ya felasife

ben arızaya geçmiyorum
zaten arızadayım,

sen hiç bi halt bilmediğin konularda amma sallıyosun ya
yazmadıklarımın yanında yazdıklarım hiç bile sayılır demişsin
aynen öyle
yazdıkların hiç
yazmadıklarını da bilemiyoruz doğal olarak

adamlar değer yasası diyo
sen köylü zam yapamıyo diyosun
espri falan mı yapıyosun

adamlar şehirli dediğin tek sınıf değil diyo
yok fakiri de kapitalist diyosun
başka bi paragrafta ise kapitalist şehirli miti diyosun
diyosun bişeyler ama acayip boş, bomboş

hiç bir formasyonun olmayan bi alanda habire saçmalıyosun
neymiş köye vefa borcun varmış

o borcu böyle saçmalayarak ödeyemezsin

ezilen sınıfları birbirinin karşısına antagonist şekilde çıkarmaya kalkıyosun
adamlar ise ezilen sınıfların düşmanı da kurtuluşu da ortak diyo

sen bende ne gizli hazineler var tribi yapıyosun

sana köylü şehirli gibi genellemeler hatalı
her köylü aynı koşullarda değil,
her şehirli aynı koşullarda değil deniyor
genelleme hatası nedir bilmeden aynen gaza yüklenmeye devam ediyosun

ekonomi, üretim biçimi, üretim ilişkileri, sermaye, rant, kapitalizm
en küçük fikrin yok bu kavramlara dair

bunca şovenlik yetmedi
bide köylü şehirli şovenliği üretip ordan mı cepheyi yaracaksınız

söylediklerinin hayattaki karşılığına iyi bak
kimin değirmenine su taşıdığının bile farkında değilsin
bi de şımarıklık yapıyosun
ezber bozarmış, kafa karıştırırmış

hadi lan ordan

"ictenlik"
17-03-2019, 03:40
Şimdi krallık değil sistem..

Daha demokrasi denilen kavramın, hukuk devleti - sosyal devlet (ortaklık) kavramın tartışılması gerekiyor hatta bunların kamusal içsellenmesi gerekiyor. Uzatmaya gerek yok bence. A partisi B partisi de önemli değil. Tepeden buyurmacılığın ve vermeciliğin de sonraki kuşaklarda talan edildiği ve işe yaramadığını da görüyoruz. Her türden kitle bilinçlenmeli. İmparatorluk artığıyız resmen bunu görmeli kabul etmeli, acilen sosyalleşme, sosyal bilinçlenme ve örgütlenme derim.. Ben sizi anlıyorum iyiniyetlisiniz....

Bir özet vereceksek mevcut siyasi kadro ne Halkçıdır ne devletçidir. Halkın kendi de ne Halkçıdır ne devletçidir. Bunların hepsi bireycidir egemencidir, çıkarcıdır. Otoriterdir, kontrolcü ve kontrolörcüdür. İmparatorluk tebaasıdır. Bu bilinç aşamasından alınıp elbirliği ve vicdanla ışınlanmalıdır, öğretilmeli ve yola ile koşulmalıdır...

Siyasi idarenin otonom kontrolü ve denetim altında tutulması için bile gerekli. bu şart. Ya da uygun kitle eyleme geçince ya da ona eylem ve yapma sorumluluğu yüklenince ya da onlar bu sorumluluğu alınca arkasında durmak gerekiyor. Nasıl bir ordu ülkeyi kollar. Ya da kimi enerji ivme üretir ve katalizördür, yakıttır. Eylemci direnişçi, bilinçli, aydın sosyal taban ve kütlenin desteği/sayılması onanması (iade-i itibarı da) gerekir , ona da destek olunması gerekir köstek değil... Diğer türlü hiçbirşey kımıldatılamaz ve pasifist iyiniyetten/temenniden de öteye maalesef ki gitmez. Bunu Kapitalizm içinde çözeceksek bile bu .. yoo devrim yapmaya sistem değişimine gerek yok. Kapitalizm içindeki formülü de bu/bunlar ne yazık ki!

Şimdi krallık değil sistem..

Derim.. Deriz...

Yani daha sosyal demokrasinin ön-tartışılması gerekiyor önce...

Yani Kapitalizm içinde ve sınırlarında sorun çözmek için bile Demokratik (güçler) eylemci direnişçi güçlere ihtiyacımız var.

Ben bunu derim. O 90 dakka denende sürekli kendimce ekleyip bozup durduğum için yeniden eklemek istedim.

Felâsife
17-03-2019, 04:30
İmparatorluk artığıyız resmen bunu görmeli kabul etmeli acilen sosyalleşme, sosyal bilinçlenme ve örgütlenme derim..
Ben sizi anlıyorum iyiniyetlisiniz....
Eyvallah sevgili ictenlik, sağ olasın.
Konuda çok şey söylendi elbet, konu başlığı olarak yükselişin nedeninden bahsedildi, bununda beslendiği yer söylendi. Köylü meselesi işin en alt noktası, altta kalanın canı çıksın hesabı yani köylünün durumu.
Zira insanların çok daha önemli sorunları var, köylüde nereden çıktıya geldi olay.
Köylünün sorunları var kısaca, artık bunuda isteyen kabul eder, isteyen etmez, o onun sorunu.

Sevgiler

söylediklerinin hayattaki karşılığına iyi bak

Bana diyeceğine kendin in sokaklara, çık köylere de bi bak!

At kitapları, hayata dal.
O kitaplarda okuduğun tanımlar artık, mazide kaldılar, onlar güncelleneli çok oldu, iyice gelişti, zenginleşti, tabana yayıldı onlar.
BESLENİYOR O! Besleyenlere de iyi bak!

Anlamadığın bu, ben yapmadım bunu, lakin son durum bu.
Kapitalist tanımı güncelle, ondan sonra gel bana laf söyle.

Khaos
17-03-2019, 04:48
Zira insanların çok daha önemli sorunları var, köylüde nereden çıktıya geldi olay.
Köylünün sorunları var kısaca, artık bunuda isteyen kabul eder, isteyen etmez, o onun sorunu.


Bana diyeceğine kendin in sokaklara, çık köylere de bi bak!

At kitapları, hayata dal.
O kitaplarda okuduğun tanımlar artık, mazide kaldılar, onlar güncelleneli çok oldu, iyice gelişti, zenginleşti, tabana yayıldı onlar.
BESLENİYOR O! Besleyenlere de iyi bak!

Anlamadığın bu, ben yapmadım bunu, lakin son durum bu.
Kapitalist tanımı güncelle, ondan sonra gel bana laf söyle.

sen tam boş teneke çıktın

kim sana köylü nereden çıktı dedi
kim köylünün sorunu yok dedi
nerden biliyosun benim köye dair ne bilip ne bilmediğimi

topraklı köylü ile toprak ağası ile küçük topraklı yada topraksız köylü aynı mı
toprak bir üretim faktörü mü
işçinin o üretim faktörü de yok
işsizin zaten hiç yok

neden damat ibrahim paşa kültür bakanı değil de enerji bakanı

mazot gübre nakliye tüm girdiler
köylüye giren girdiler olabilir mi
bunlar köylüden çıkıp ordan işçiye giriyor olabilir mi

orak çekiç neden orak çekiç

sen hayata ne kadar daldığımı nerden bilebilirsin ki
ya da o kitapların mazide kalıp kalmadığını

lorenz eğrisi tabana yayılmadı diyor
tabana yayılan sadece küçük burjuva zihniyeti
sadece şovenlik
sadeece sahte ideolojiler
ve binbir kılığa giren maske takan makyaj yapan idealizm
idealist düşüncenin binbir biçimi

mazide kaldı dediğin nası oluyo da
finans-kapitali yıllar öncesinden öngörebilmişken
sen gözünün önündekini dahi göremiyorsun

çelişki nedir bilmeden diyalektik üzerine ahkam kes
gel çelişkiyi işçi ile köylü arasında icat et
kapitalizme çanak tutmanın daha kaç biçimini görücez sizde

küçük burjuva zihniyetine kız
gel burda cepheyi yar böl parçala
ki daha kolay köleleştirilelim
gönüllü kullardan yeterince bıktığımız yetmesin
şovenizmin bin çeşidinden çektiğimiz yetmesin
teslimiyet ideolojileriyle ayrı
senin gibi cepheyi parçalayanlarla ayrı uğraşalım

Felâsife
18-03-2019, 17:02
sen tam boş teneke çıktın

Sen şimdi artistlik yapmayı bırakta, konu hakkında Molla Kasım'lıkta yapmadan, ne biliyorsun onu söyle, böyle ağzı bozuk Molla Kasım havalarına girip, o yanlış bu doğru etiketçiliğin de modası geçti.
Bak daha nelerin modası geçmiş, azcık güncel ol.

Meseleyi kişisele getirmek için, hakaret ediyorsun, bırak bu kişisel oyununu, burada oyun oynamıyoruz. Kişiselcilik oyunlarını yapıldığı dünya kadar forum var, net alemi geniş bir alem.
Burada herkes kadar bilgi paylaşımı yapıyoruz, yapmaya çalışıyoruz, ne biliyorsak, neyi tecrübe ettiysek onu yazıyoruz, sende böyle yapabilirsin, zor değil ne biliyorsan onu söylemek.

kartopu
19-03-2019, 09:42
Köylü denince aklıma bir konu geldi
Son günlerde tarım la ilgili bir çok laf var. Siyasetçilerde sık sık tarım ve köylüden söz ediyor.
Dün bir arkadaşımı ziyarete gittim uzun zamandır görüşemiyorduk konu her zaman ki gibi siyasetten açıldı Tam o sıra bir adam (65 yaşlarında) bir de oğlu (35 yaşlarında ) geldi arkadaşımdan bir istekleri vardı

Köylü ya konu söz tarımdan konuşuldu tabii Bu 650 lik köylü ziraat orası yöneticisi oğlu 450 dönüm tarla ekiyor baba bir dometes toplama makinası aldığını söyledi 2 milyon tl miş fiatı Ta harrandan işçi getiriyor .
Bütün devlet hazinesi arazileri o ekmiş Kendisi köyde yaşamıyor son model bir jip kullanıyor 3 traktör varmış Oğlu ziraat mühendisi birde ilaç bayiliği yapıyor
Ama adam kendini köylü olarak anlatıyor İktidardan bir şikayeti yok Mazot un pahalı olması biraz canını sıkıyor sadece, belki bir de benzin istasyonu açsa ondan da şikayet etmeyecek.

Konuşurken bizim hayal bile edemeyeceğimiz rakamlardan yani gelirden söz ediyor. Bu adam bu günkü iktidarı destekliyor CHP ye muhalif Devletten yüksek prim alıyor kredi muslukları açık.
Ama köylü.

Bu şahıs gerçekten köylü mü Köylü diye düşündüklerimiz içinde bunlarda var mı. Eğer bunlar köylü ise şehirlerde bizi soyanlar ın da olduğu unutulmasın.
Bence konu köylü şehirli değil Yoksul zengindir. Nerede oturursalar otursunlar.

Konuştuğumuz şeyleri kısa kestim çünkü bayağı zıt şeyler tartıştık kalkarken bile elimizi sıkmadan ayrıldık. Dostça başlayan muhabbet düşmanca son oldu.

Felâsife
19-03-2019, 11:53
Bu şahıs gerçekten köylü mü Köylü diye düşündüklerimiz içinde bunlarda var mı.
Zaten sorunda buradan başladı, "şehrin en fakiri ile, köylünün en zengini" noktasında tıkandı, zira bunlar "UÇ NOKTALARDI" uç noktalardan kim ne çıkartabilmiş ki, biz onu çıkartalım. Çıkmadı netekim.

Bu da diğer bir sorun, "Göz germeyince katlanır" dedikleri gibi, Şehirli gözü kendini görüyor ve kendine acıyor, bunuda unutamıyor, unutsaydı konu uç noktaya gelip tıkanmazdı.
Nihayetinde şehirlinin bakış açısıyla bakıldığı için meseleye, illa şehirliye göre yontuldu.

2 milyon liralık mkinelere gelince, sanırım çiftçi kanalarını seyretmiyorsunuz, bir sürü kanallar var bu konuda ve hakikaten çok hoşta işler yapıyorlar, reklamları, programları, haberleri, hava durumları, yayın akışları, bizim bildiğimiz klasik kanallardan tamamen farklı.
Ayrı bir dünya!

Öte yandan yukarıda Atatürk'ün köylü için tasarladığı, bir yaşam alanı planı vardı, o bile isim değiştirip "Tatil köyü" adı altında şehirliye sunuldu, köylüye çok görüldü.
Hasılı köylü de modernize olmak zorunda, çağa ayak uydurmak zorunda, bunun içinde para lazım, çiftçi kanallarını seyretmek lazım, bu dediğimin anlaşılması için, zira köylülük artık kimlik şekil değiştirme aşamasına girmiş durumda.
Onların istediği zam yapabilmek, çifte standarta uğramamak...

Yoksa köylü deyince "Kara sabanla çift süren, çapayla çapalayıp elle toplayan mı anlaşılıyor?"
Bunlar mazide kalmaya başladı artık.
Ama tabii eski kara düzen de çiftçi ve köylü, elan bu topraklarda halen çok daha fazla, bu fazlalığın sebebi de şehirlinin bahsedilen yaklaşımlarından kaynaklanıyor.
Uç örnekleme ise bu meseleyi açmaz, ancak tıkar. Şehirlinin içinde, köylünün içinde de uç örnekler vardır, ben de zaten uç örneklemeden "tamamen" kaçınarak yazdım yazacaklarımı.

Yoksul da her yerde yoksul elbette ama şehrin yoksulu ile kırsalın yoksulu arasında bile fark var. Aynı şartlarda aynı imkanlarda olmayan iki yapının aynılığı, anca ismen olur, cismen o da farklıdır.
Hasılı aynı olmayan iki ayrı dünyadırlar.

Konuştuğumuz şeyleri kısa kestim çünkü bayağı zıt şeyler tartıştık kalkarken bile elimizi sıkmadan ayrıldık. Dostça başlayan muhabbet düşmanca son oldu.
Olmaması gereken şeyler olsada, konu devam ediyor elbette, konu zaten en temelde köylü meselesi değildi, birazda ben getirmiş oldum bu noktaya.

Neyse ki iyi niyetler, iyi dilekler her daim olsun. Bir bütünün parçaları hep birlikte geleceğe uzansınlar, gayrısı lafı güzaf.

Sevgiler

karakedi
19-03-2019, 14:35
sayın Felasife,

köylü konusunu siz açtınız doğru. sorun değil. tartışır, konumuza devam ederdik. fakat sizin inadınız tuttu devam edemedik :) şaka tabiriyle söylüyorum yanlış anlamayın.

hayatın içinden, gerçek örnekler veriyoruz. mantıklı açıklamalar yapıyoruz. neyin nereden geldiğini birebir canlı örneklerle gösteriyoruz fakat yeterli olmuyor.

Zaten sorunda buradan başladı, "şehrin en fakiri ile, köylünün en zengini" noktasında tıkandı, zira bunlar "UÇ NOKTALARDI" uç noktalardan kim ne çıkartabilmiş ki, biz onu çıkartalım. Çıkmadı netekim.
evet uç nokta. yaşadığımız düzen zaten uç noktalar üzerine kurulu. şehirde uç noktalar var. fabrika, atölye, sermaye sahibi zenginler var. diğer uçta da emeğiyle geçinen, fabrikası, işyeri, atölyesi olmayan işçi, emekçi, işsizler var. bir de arada işyeri, tezgahı olan esnaf var. uç noktalar her yerde. köyde de uç noktalar var. sizin kendi köyünüzde olmayabilir, o yüzden bizim uç noktaya takılmamıza şaşırıyor olabilirsiniz ama tarım uç noktalar üzerine kurulu. geleneksel köylünün zam yapamamasının sebebi şehirli değli kartopu'nun örnek verdiği büyük toprak mülkiyeti kapitalistler. şu anki tarımsal destek politikası da zaten küçük köylüden yana değil, sermayeden yana. çünkü sermaye başına destek veriliyor. neticede devlet köyleri kaderine ve tefeci-kapitalistlerin eline bırakmış durumda. suç şehirdeki emekçilerin değil, köyleri kaderine ve sermayeye terk eden devletin.

Öte yandan yukarıda Atatürk'ün köylü için tasarladığı, bir yaşam alanı planı vardı, o bile isim değiştirip "Tatil köyü" adı altında şehirliye sunuldu, köylüye çok görüldü.
Hasılı köylü de modernize olmak zorunda, çağa ayak uydurmak zorunda, bunun içinde para lazım, çiftçi kanallarını seyretmek lazım, bu dediğimin anlaşılması için, zira köylülük artık kimlik şekil değiştirme aşamasına girmiş durumda.
Onların istediği zam yapabilmek, çifte standarta uğramamak...
türkiyedeki tatil köyü işletmeleri de birer kapitalist işletme. bunlar üretken sermaye olarak değil, hizmet sektörü olarak geçiyor. kaç gün tatil yapacaksan, işletmenin belirlediği fiyatı ödeyip tatilini yapıp geliyorsun. bunlar şehirlinin hizmetine sunulmuş, ücretsiz tatil yerleri değil. ha bazı devlet kurumlarının yaz kamplarını kastediyorsanız, mesela subayların yaz kampı, polis kampı... bunlar stratejik önemdeki bazı memurlar için yapılmış hizmetler. gerçi artık bunlar da kalmadı AKP tek tek bunları da satıyor. köylüler ise devletin gözünde stratejik değil, sömürülecek paçavralardır.

köylülere tatil kampı kurulabilmesi için sosyalizm lazım. çünkü sosyalizmde bu tip hizmetler karşılık beklenmeksizin yapılır. sovyet rusyada halk kampları vardı. kapitalist türkiyede olmaz. çünkü kapitalizmde devlet köylüyü kendine hizmet ediyor gibi görmez. halbuki köylü bize hizmet ediyor aslında, bizi besleyecek ürünleri yetiştiriyor, biz de devlete yaptığımız hizmet karşılığında aldığımız parayla geçim araçlarını satın alıyoruz. fakat dediğim gibi köylü kamplarının yapılmaması şehirlinin değil kapitalizmin suçudur. sovyet rusyada köylü kampları vardı.

Yoksa köylü deyince "Kara sabanla çift süren, çapayla çapalayıp elle toplayan mı anlaşılıyor?"
bu habere göre 1990lara kadar kara saban varmış. fakat ben geleneksel köylü derken kara sabanı kastetmiyorum. küçük toprağında (20-50 dekar) minimum maliyetle, maliyet problemi yüzünden mümkün olduğunca ziraat mühendisliği, veteriner hekimliği, laboratuar analizleri, gübre ilaç vb yardımcı araçlardan kaçmak zorunda kalan ve sınırlı miktarda sermaye biriktirebilen yoksul köylüleri kastediyorum. bunlar traktörle çalışır.
http://www.dogubayazitgazetesi.com/haber/karasaban-tarih-oldu-3708.html
Bunlar mazide kalmaya başladı artık.
Ama tabii eski kara düzen de çiftçi ve köylü, elan bu topraklarda halen çok daha fazla, bu fazlalığın sebebi de şehirlinin bahsedilen yaklaşımlarından kaynaklanıyor.
Uç örnekleme ise bu meseleyi açmaz, ancak tıkar. Şehirlinin içinde, köylünün içinde de uç örnekler vardır, ben de zaten uç örneklemeden "tamamen" kaçınarak yazdım yazacaklarımı.
hayır. geleneksel köylü nüfusunun yüksek olması şehirlinin yaklaşımlarından kaynaklanmıyor. devletin kapitalist politikalarından kaynaklanıyor. şehirlinin ne suçu var. it gibi çalışıp kazandığı asgari ücretle pazara gidip 50 tlye üç tane patlıcan alıp dönüyor. ben geleneksel köylü kaldığını da düşünmüyorum artık. köyler boşaldı. köylü kazanmayınca köyleri terk etti, şehir/ilçe merkezlerindeki fabrikalarda çalışmaya başladı. şimdi fabrikalar da kapanmaya başlıyor. köylerde devlet eliyle planlı ekonomi yapılmadığı sürece bu saçmasapan düzen devam eder onu da söyleyeyim. köy-kent projesi benzeri bir yapılanmaya gidilmeli. her yörenin toprağına uygun ekim programı yapılmalı. devlet öncülüğünde köy kooperatifleri kurulmalı. her köy merkezlerine lojman yapılmalı. öğretmeni, veteriner hekimi teknikerleri, ziraat mühendisi ve teknikerleri, laboratuar ekibi, laboratuar binası. hepsini tek tek saymayalım. bunların hepsi köy merkezinde bulunmalı. köylü şuraya dedi mi, oraya hemen analiz yapılmalı. bilim, teknik ve işgücü buluşturulmalı. onun dışındaki her şey romantizmdir ve geri üretim ilişkilerini savunmaktır. şu an yapılan destek politikası da yanlış. ya sermaye destekleniyor yada geri üretim ilişkilerinde çarçur ediliyor. teknik tahkikleri parası olan alıyor, bunlar bilimsel ihtiyaçların layığınca yapılamıyor.
Yoksul da her yerde yoksul elbette ama şehrin yoksulu ile kırsalın yoksulu arasında bile fark var. Aynı şartlarda aynı imkanlarda olmayan iki yapının aynılığı, anca ismen olur, cismen o da farklıdır.
Hasılı aynı olmayan iki ayrı dünyadırlar.
türkiye bu iki ayrı dünyalar arasındaki fark giderilmeden kalkınamaz. olmaz. eşyanın tabiatına aykırı. kalkınamaz. bu farkı gidermenin yolu da yukarıda bahsettiğim benzeri bir şey. sırf zam yapmakla da çözülmez bu durum. zaten piyasa ekonomisi sorunun zam yapmak olduğunu düşünseydi, emin olun zam yapılırdı. hatta şöyle de düşünebilirsiniz, bu zaten zam yapılmış halidir. sermaye sınıfının en çok korktuğu şey geçim sıkıntısıdır. geçim araçları pahalandı mı, o ülkede halk ayaklanmaya başlar. köyler coğrafik olarak da dezavantajlı durumda. şehirlerden uzak ve farklı köyler de birbirlerinden izole halde yaşıyorlar. insan popülasyonu çok dağınık. ülke çapında bir siyasi hareketlenme olmadan, köylerin bir araya gelmesi çok zor. köylü kendi hakkını savunmuyor ki şehirli emekçi köylünün hakkını savunsun. şehirli kendi hakkını savunmuyor ki, köylünün hakkını savunsun. siz olaylara tersinden bakıyorsunuz. köylünün bugün sorun yaşamasının sebebi şehirli halkın onu terk etmesi değil, şehirlinin kendisini de terk etmesidir. köylünün şehirlilerin zayıflayınca güçleneceğini düşünüyorsak yanılıyoruz. tam tersine şehirler zayıf olduğu için köyler bu durumda. hasılı köylü ve şehirlinin çıkarı ortaktır. o yüzden mücadelesi de ortak olmalı.

ForumKirpisi
19-03-2019, 15:05
köylü karacehalette kısır döngüye girmiş. tayyibe veren onlar.

Felâsife
20-03-2019, 08:52
çünkü sermaye başına destek veriliyor. neticede devlet köyleri kaderine ve tefeci-kapitalistlerin eline bırakmış durumda. suç şehirdeki emekçilerin değil, köyleri kaderine ve sermayeye terk eden devletin.
Bu işte işin kolayına kaçmak oluyor, patlıcan 15tl oldu diye feryat et, sonrada devlet işe el atsın, sonrada devlet suçlu olsun.
Devlet dediğimiz parti bazında nedir ki, bu gün vardır yarın yoktur, popülerdir.

Mesela bu artışlar olduğunda ses çıkmasaydı, devlet genede işe el atacak mıydı? Atmazdı ki bu işler böyle, devlette sonuçta halkın istediğine göre hareket ediyor.
Otomobillere zam geliyor mesela, veya beyaz eşyaya ses var mı? Feryat eden var mı? yok!
Kuzu kuzu almaya devam ediyorlar + devlette gemilerle bunlardan getirmiyor. Niye?

Şikayet eden yok!
Ama yiyecek konusunda şikayet var.

Çocuk ağlıyor, anası da meme veriyor, çocuk susuyor! olay bu.
Tamam devleti suçlayalımda, bu gerçeği ortaya çıkartmıyor/çıkartmaz o yüzden farkındaysanız hiç parti işine de girmiyorum, aynı şey önceki dönemlerde de oldu. Yeni bir mesele değil bu, aynı taktik hep.

köylülere tatil kampı kurulabilmesi için sosyalizm lazım.
Bahsettiğim kamp olayı bu veya şehirlinin gittiği o tatil kampları değil, o proje köylü için "yaşam alanı" olarak hazırlanmış bir proje idi, Yani Atatürk çok uzun yaşasaydı, şimdi köylerimiz o projelerle göre olacaktı, herhalde bu zamana kadar da olurdu.
Bu projeler Atatürk'le birlikte unutuldu gitti.

Yoksa köylü deyince "Kara sabanla çift süren, çapayla çapalayıp elle toplayan mı anlaşılıyor?"
bu habere göre 1990lara kadar kara saban varmış. fakat ben geleneksel köylü derken kara sabanı kastetmiyorum. küçük toprağında (20-50 dekar) minimum maliyetle, maliyet problemi yüzünden mümkün olduğunca ziraat mühendisliği, veteriner hekimliği, laboratuar analizleri, gübre ilaç vb yardımcı araçlardan kaçmak zorunda kalan ve sınırlı miktarda sermaye biriktirebilen yoksul köylüleri kastediyorum. bunlar traktörle çalışır.
http://www.dogubayazitgazetesi.com/haber/karasaban-tarih-oldu-3708.html
Evrim evrim, güzel evrim :)

Hah işte o karasaban artık evrildi traktör oldu, ve o traktör de artık, köylünün her işini çözmüyor, küçük köylü için masrafta ayı zamanda, mecburen cıss. durumları oluyor. Çifçinin cebinde para olacak ki onu alsın. Ürettiğini satamayınca parada gok oluyor.
Üstte de demiştim, Çiftçi kanalları var, Anadolu, köylü tv, bereket tv vb.
Bir seyredin bunları, başka bir dünya envai çeşit makine, alet, ahırından sulamasına bin bir çeşit çözüm.
Bunların hepsi köylü için, ama bakıp bakıp yutkunuyorlar, niye ürettiğinizin değeri yok. Sattığınızı alan yok vs.

Öte yandan bu makinelere alanda voav adama bak, zengin oluyor, iyi de o makineler süs için yapılmıyor ki, iş için yapılıyor, durumu imkanı olanda alınca, eleştiriliyor, bir yaman çelişki yani.
İşin en tuhafı da köylünün fakiri de eleştiriliyor, devlet destek veriyormuşta, o değerlendirmiyormuşta, (böyle diyenler de var, köylü bişi yapmıyor diye) öte yandan zengini de para basıyor diyede çok görülüyor.

hayır. geleneksel köylü nüfusunun yüksek olması şehirlinin yaklaşımlarından kaynaklanmıyor. devletin kapitalist politikalarından kaynaklanıyor. şehirlinin ne suçu var.

Şu suçu var.
Yiyecek konusunda feryat edip, fiyatlara müdahale ettirdiği gibi, diğer kalemlerde de ettirebilir? Hiç duydun mu mesele cepler arttı diye feryat?
Hatta kredi kartına taksit bile kalktı ama çatır çatır sattı, şikayet eden oldu mu? olmadı, arabası, beyaz eşyası, evi... hep böyle var mı şikayet?

Sanki tek pahalı şey yiyecek(!)

Bu işler böyle, altta kalanın canı çıksın, en altta da kalan, unutulan köylü oluyor burada da elbet.

zaten piyasa ekonomisi sorunun zam yapmak olduğunu düşünseydi, emin olun zam yapılırdı.
:)
Zamlar yapılıyor zaten farkında mısın? de diğer kalemler de yapılıyor, çok kolayda hazmediliyor, lakin yiyecek konusu karın ağrısı yapıyor, onda hazım sorunları var.
Bizde o karına neşter attık, ortaya çıkan şey bir acayip şey oldu, tanımlanamıyor. :)

hatta şöyle de düşünebilirsiniz, bu zaten zam yapılmış halidir. sermaye sınıfının en çok korktuğu şey geçim sıkıntısıdır. geçim araçları pahalandı mı, o ülkede halk ayaklanmaya başlar.
Yiyecekten başka geçim aracı olmadığına göre, yiyecekte ucuz olduğuna göre problem yok o zaman.
Sermaye sınıfı elbette yiyecek ucuz olsun ister, o ucuz olsun ki kendi malları satılsın ister, ama kendi satıyorsa gene onu istemez.
Haliyle zam üstüne zam yapmaktan da çekinmez, hiç ayaklanan filan da olmaz, olsa olurdu. Hatta sadece özel teşebbüs değil, devlette güzel zam yapıyor, çokta güzelde döşüyor, kimsede tık yok!
Ne ayaklanması? yok öyle bir şey!

Tamam yiyecek ucuz olsun, bunu bende isterim, ama bunun ucu kime dokunuyor?
Dünyanın bu kadar küçüldüğü bir ortamda, bundan habersiz olmak, anca görüpte, görmek istememekten kaynaklanır.

Helede aracıların kazanıyor teranesi ise tam bir uyanıklık.
Öncede demiştim aracı kazanacak ki köylüde kazansın.
siz olaylara tersinden bakıyorsunuz. köylünün bugün sorun yaşamasının sebebi şehirli halkın onu terk etmesi değil, şehirlinin kendisini de terk etmesidir.
Önce şehirler bir iyi olsun sonra köyler de iyi olur-mu? olay bu mu?
Köylünün işi desenize kaldı çıkmaz ayın son çarşambasına, şehirler iyi olacakta, köyle sonra iyi olacak.
Şehirlinin istekleri hiç bitmiyor ki, sonu gelmiyor ki ne zaman iyi olur ki? hep daha iyisini, hep daha iyisini istiyor. Sizde demiştiniz olay artık lüks denilen şeylerin bile zaruret olduğu bir zamanda, daha bir dünya kalem var zaruret olacak.
Yani bu hikaye burada bitmeyecek.
Şehir istese de istemese de iyi olamaz.
Çünkü insanlar alışkın olduğu şeyleri devam ettirmek üzere programlıdırlar, iyi değiliz diyorlarsa, ebedi iyi olmazlar. Eşyanın böyle bir tabiatı var mıdır bilmem ama insanın yok!
İnsan aslının dışında hareket etmez. Bu açıdan sürpriz olmaz insanda.

Tabi önce şehir iyi olsunda, ortak hareket filan falan hayal olur ancak ve köylünün de en büyük sıkıntısı "hayal kuramamaktır", köylü hayal kuramaz.
Böyle bir meziyetleri yoktur.
Şehir gibi ışıklı caddeleri, süslü sokakları, kocaman yapıları, lüks araçları olmayınca köy yerlerinde hayal işi zor oluyor.

Köyün gerçekleri toz toprak, çamur tezek, domuz kurt gibi şeyler olunca, bunlar hayallere parazit yapıyorlar, hayal ile bağlantı kurulmuyor haliyle.

Sevgiler

karakedi
20-03-2019, 13:34
Bu işte işin kolayına kaçmak oluyor, patlıcan 15tl oldu diye feryat et, sonrada devlet işe el atsın, sonrada devlet suçlu olsun.
devlet el atmak zorunda değil. dünyanın her yerinde tarım devlet sübvansiyonları ile korunur. bize devlet tarımdan elini çeksin diyen bütün avrupa amerika devletlerinde devlet desteği var. devlet gümrük birliğini kaldırdıysa o zaman artık bir seçim yapacak. ya destek verecek zaten bir avuç kalan köylünün de yok olmasını önleyecek, yada "benim suçum değil" diyecek, biz soğanı irandan, patatesi yıkık suriyeden ithal edeceğiz. ama hem tarımı bitirir, hem de yardım etmezse devletin suçu tabii. kimin suçu ya? tüpçünün suçu mu?
Otomobillere zam geliyor mesela, veya beyaz eşyaya ses var mı? Feryat eden var mı? yok!
Kuzu kuzu almaya devam ediyorlar + devlette gemilerle bunlardan getirmiyor. Niye?
akşam haber kanallarını izlerseniz aslında memleketin durumu hakkında vatandaşlara bilgi veriliyor. birincisi araba satışları düştü, çok sert bir şekilde düştü hem de. bakın:
https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201812041036461556-otomobil-hafif-ticari-arac-satisi/
ikincisi araba fiyatları yükseldi diye millet feryag figan inlemez. araba bir geçim aracı değil, karın doyurmaz, ancak bir ihtiyaçtır. atıyorum mesela sayın milletin vekili kenan sofuoğlu 3 trilyonluk lamborginiye binerken vatandaşın araba hayalinin altında artniyet aramak hoş bir davranış değil.
üçüncüsü araba fiyatlarından değil benzin fiyatından vurun. benzin 7TL ye doğru şahlanarak koşuyor. millet ancak şikayet ediyor. fakat türkiyenin durumu da bu. maalesef bizi cahilleştire cahilleştire buraya kadar getirdiler. benzin 10TL olsa küfür eder geçeriz, yine bunlara oy atarız. ama bizi bu hale bunlar getirdi. şimdi türkiyenin tarihini bir çırpıda yok sayıp "şehirli isyan etmez çünkü köylüye düşmandır" benzeri bir anlayış içinde olmak, idealist bir yaklaşım ve doğru değil.


Şikayet eden yok!
Ama yiyecek konusunda şikayet var.

Çocuk ağlıyor, anası da meme veriyor, çocuk susuyor! olay bu.
Tamam devleti suçlayalım da, bu gerçeği ortaya çıkartmıyor/çıkartmaz o yüzden farkındaysanız hiç parti işine de girmiyorum, aynı şey önceki dönemlerde de oldu. Yeni bir mesele değil bu, aynı taktik hep.

evet dediğiniz doğru. devlet bizi dilenciliğe alıştırdı. cahilleşmenin de ötesinde artık kanıksar olduk. ayakkabı kutuları çıktı. adam çocuğu aradı, çocuğum paraları sakla dedi. şehirli ayaklanıp bu talanı dağıttı mı? dağıtmadı. maalesef 1920lerde emperyalizme direnen bir milletten, bugün hırsızlığı, düzenbazlığı, oğlancılığı, kadın dövmeyi, yobazlığı kanıksayan bir millet haline geldik. ama bu zamanla oldu. bunun tarihte yaşanmış sebepleri var. girmeyelim şimdi o konulara. siz o konuları es geçip şehirli kötüdür, çünkü bir şehirli şehirlidir, köylüye düşmandır diyorsunuz. ben de diyorum ki, şehirliyi mutlak olarak kötü ilan etmeniz doğru değil. bahsettiğimiz sorunlar şehirlinin genlerine yazıldığı, doğan her şehirlinin otomatikten köylü düşmanı olduğu anlamına gelmez. sistem bizi böyle düşünmeye itiyor. bizi bencilleştiriyor.

Bahsettiğim kamp olayı bu veya şehirlinin gittiği o tatil kampları değil, o proje köylü için "yaşam alanı" olarak hazırlanmış bir proje idi, Yani Atatürk çok uzun yaşasaydı, şimdi köylerimiz o projelerle göre olacaktı, herhalde bu zamana kadar da olurdu.
Bu projeler Atatürk'le birlikte unutuldu gitti.
ilk mesajınızda şöyle dediniz.
Öte yandan yukarıda Atatürk'ün köylü için tasarladığı, bir yaşam alanı planı vardı, o bile isim değiştirip "Tatil köyü" adı altında şehirliye sunuldu, köylüye çok görüldü.
hangi tatil köyünden bahsediyorsunuz anlamadım. şehirliye karşılıksız olarak sağlanan bir hizmet var, fakat köylülerin girmesi mi yasaklanıyor anlamadım. neyden bahsediyorsunuz?
atatürkün projesi unutulmadı. atatürkün projesi, CHP'den sonra gelen Demokrat Parti tarafından yasaklandı. çünkü bunlar komünist yuvası dendi, beğenmeyen kızıl moskof'a gitsin dendi. bir tekmede yıktılar her şeyi. eğer o proje devam etseydi, türkiye dünyanın 1inci sınıf ülkesi olurdu. fakat o zaman köylü aydınlanacaktı, kendi çıkarlarını komünist siyasetin savunduğunu, bu sağcı politikacıların onları kullanıp işi bittiğinde paçavra gibi attığını görecekti. köy enstitüleri güzel bir projeydi ama yasaklandı. suçlu devlet, şehirliler değil. devlet yasaklamasaydı bugün köylü ve şehirli arasındaki organik bağ kurulabilirdi.

Şu suçu var.
Yiyecek konusunda feryat edip, fiyatlara müdahale ettirdiği gibi, diğer kalemlerde de ettirebilir? Hiç duydun mu mesele cepler arttı diye feryat?
Hatta kredi kartına taksit bile kalktı ama çatır çatır sattı, şikayet eden oldu mu? olmadı, arabası, beyaz eşyası, evi... hep böyle var mı şikayet?
adam tabii ki yiyeceklere şikayet edecek. ne yapsın açlıktan ölsün mü? ekonomi şu an durmuş durumda. her sektör durdu. herkes bekliyor. neyi beklediğimizi bilmiyoruz. ama bekliyoruz. belki seçimden sonra açılmasını bekliyoruz. belki patlamasını bekliyoruz. bilmiyoruz ama bekliyoruz. ev satışları düştü, araba satışları düştü, sanayi dalları 5-10% arası daraldı. bu pahalılıkta insanların yiyecek fiyatlarından şikayet etmesi normal tabii ki.
http://www.diken.com.tr/beyaz-esya-satislari-2008-seviyesine-dustu-bir-yilda-yuzde-24-gerileme/
bu da beyaz eşya satışları ile ilgili genel durum. siz istiyorsunuz ki vatandaş rezil rüsva olsun, çamaşırı elinde yıkasın. kredi çekip 12 taksitle 1bin'lik çamaşır makinesi alıyor. o bile problem. iyi elinde yıkasın o zaman gebersin. çin mars'ta çiçek yetiştiriyor, biz çamaşır makinesi alınca lüks eşya olsun.......................

Yiyecekten başka geçim aracı olmadığına göre, yiyecekte ucuz olduğuna göre problem yok o zaman.
Sermaye sınıfı elbette yiyecek ucuz olsun ister, o ucuz olsun ki kendi malları satılsın ister, ama kendi satıyorsa gene onu istemez.
hayır o yüzden ucuz olsun istemez. yiyecek pahalı olursa, geçim sıkıntısı artar. maaşlar yetmemeye başlar. maaşlar yetmeyince insanlar isyan eder. isyan etmemeleri için sermaye maaşları yükseltir. maaşlar yükselince maliyetler artar. maliyetler artınca kendi ürettiği ürünlerin fiyatı artar. ama yiyeceklerin fiyatı artmaz, sabit kalırsa sanayi sermayesi fiyatları yine artırır "hooo üleeeyn maliyetler arttı, enflasyon benzin fiyatları cart curt der, fiyatlarını artırır. bu yüzden kriz döneminde sermaye sınıfı daha çok kazanır. biz vatandaş olarak kimin enflasyondan ne kadar etkilendiğini bilmiyoruz, ama onlar eşşek gibi biliyor. enflasyon 20% diyoruz mesela. hangisi 20%, yiyecek fiyatları 60% arttı, demek ki başka şeyler enflasyonun fiyatını aşağı çekiyor. buna da zaten devlet enflasyonu hesaplarken dalavere yapıyor diyorlar.

Tamam yiyecek ucuz olsun, bunu bende isterim, ama bunun ucu kime dokunuyor?
ucu maalesef köylüye dokunuyor. ben gerçekten anlamıyorum, bu insanlar nasıl ayakta kalıyor. taş olsa çatlardı. yalnız bu iş bir yerde de patlar. bir yerde kıvılcımın yeter. insanlar tek iken korkuyor, fakat kalabalıklaştığı zaman özgüvenini kazanıyor.

Önce şehirler bir iyi olsun sonra köyler de iyi olur-mu? olay bu mu?
Köylünün işi desenize kaldı çıkmaz ayın son çarşambasına, şehirler iyi olacakta, köyle sonra iyi olacak.
bu kısmını yanlış anlamışsınız. türkiye topal, yarım ayak da olsa bir sanayi ülkesi, köylü ülkesi değil. köylüler tek başına hak arama mücadelesinde başarılı olamazlar. şehirlilerle ortak hareket etmeliler. fakat şehirliler de hak konusunda sindiği için sorun yaşıyoruz. köylünün sesi cılız çıkıyor, devletin umurunda değil, şehirde köylüye destek verecek duyarlı vatandaşların sayısı da az, olanlar da baskıyla sindiriliyor.

Şehirlinin istekleri hiç bitmiyor ki, sonu gelmiyor ki ne zaman iyi olur ki? hep daha iyisini, hep daha iyisini istiyor. Sizde demiştiniz olay artık lüks denilen şeylerin bile zaruret olduğu bir zamanda, daha bir dünya kalem var zaruret olacak.
Yani bu hikaye burada bitmeyecek.
Şehir istese de istemese de iyi olamaz.
Çünkü insanlar alışkın olduğu şeyleri devam ettirmek üzere programlıdırlar, iyi değiliz diyorlarsa, ebedi iyi olmazlar. Eşyanın böyle bir tabiatı var mıdır bilmem ama insanın yok!
İnsan aslının dışında hareket etmez. Bu açıdan sürpriz olmaz insanda.
dünyayı tersinden algılıyorsunuz. mesela cep telefonu piyasasını ele alalım.

cep telefonlarının yeni modeli, şehirlilerin hep daha iyisini isteme hastalığından, bencilliklerinden kaynaklanmaz. daha üst modeller, cep telefonu üreten şirketler tarafından rekabet dürtüsü ile üretilir. bunlar rakiplerinden daha önce piyasaya sürülür. sonra yoğun bir pazarlama, reklam yapılır. ünlü sanatçılar, mankenler, tvler kullanılır. yeni model hayatımızın her alanında gözümüze sokularak normalleştirilir, insanlar tüketime yönlendirilirler. insanlar gerçekten ihtiyacı olmadığı halde çevresinden etkilenip alır, model yükseltir. haa herkes de deli gibi model yükseltmiyor o ayrı.

fakat burada sorun şehirlilerin cep telefonu almayı dürtükleyen bencillik genine yada tüketim genine sahip olması değildir. sorun kapitalizmin tüketim kültürü oluşturup, insanlara gereksiz harcama yapmaya teşvik etmesidir. bunu yaparken kapitalizmin kendisi de gereksiz bir çok masraf yapar. acaba her yeni çıkan model insanoğlunun gerçekten ihtiyacı olan teknolojiler midir? her yeni teknoloji piyasaya bu hızla sürülmeli mi, yoksa daha da gelişmesi beklenip rekabet dürtüsü ile değil de planlı bir şekilde mi sürülmeli? bu kadar yüzlerce farklı markaya ne gerek var? pazarlamaya, reklama, mankenlere vb para harcanmasına ne gerek var, bu parayla daha faydalı işler yapılsa?

görüyorsunuz düşününce insanın aklına neler geliyor neler. yani eleştirilmesi gereken şehirliler değil kapitalizm. işte şehirlinin isteği hiç bitmez, paso ister de ister; dediğimiz zaman dogmatik konuşmuş oluyoruz. aslında şehirlinin paso isteme isteği istek değil, kapitalizm tarafından yaratılan tüketim kültürüdür ve çok da kötü bir şeydir.

bu sebeple, sorunun kapitalizm olduğunu söylemek bilimsel bir yaklaşımdır. çünkü belirtileri, sosyoloji, çağdaş antropoloji, istatistik gibi sosyal bilimlerle tespit edilebilir.

Tabi önce şehir iyi olsunda, ortak hareket filan falan hayal olur ancak ve köylünün de en büyük sıkıntısı "hayal kuramamaktır", köylü hayal kuramaz.
Böyle bir meziyetleri yoktur.
Şehir gibi ışıklı caddeleri, süslü sokakları, kocaman yapıları, lüks araçları olmayınca köy yerlerinde hayal işi zor oluyor.

Köyün gerçekleri toz toprak, çamur tezek, domuz kurt gibi şeyler olunca, bunlar hayallere parazit yapıyorlar, hayal ile bağlantı kurulmuyor haliyle.
yani bu minvalde tartışırsak elimize bir şey geçmez. yani köylerde domuz var diye, şehirliler köylüleri sevmiyor demek mi istiyorsunuz anlamadım? tam tersine, seven insanlar da var. köylerin doğal ortamını, stresten uzaklığını, temiz havasını, samimi ilişkilerini vs. misal ben seviyorum. köylerin tabii ki kendine has zor şartları var. mücadele köyde daha çetin. ama köyde tozun olması asla benim köylülerden nefret etmeme sebep olmadı. yada pantolonuma çamur sıçraması, onları aşağılık insanlar olarak görmeme sebep olmadı. tam tersine onlar da bizler gibi emekçiler. hatta daha zor şartlardalar. köylerdeki insanlara bak. alayının beli bükük, damağında diş yok.

Sevgiler

sevgili Felasife. üstte kırmızı ile görüşlerimi sunmak isterim.

kartopu
20-03-2019, 17:35
Konu tarım da kapitalist üretim biçimi ile köylü olan vatandaşlar arasındaki uçurum dur. Tıpkı şehirde oturup işçi olanla kapitalist, banker veya fabrikatör arasındaki fark gibi net ve belirgin.

Artık Türkiye de ister köyde otur ister şehirde çelişkiler anlayış biçimleri yaşam tarzı düşünce biçimi birbirine zıt hatta düşman insanlardan oluşmaktadır.
Bizde bütün bu olanlara veya hayata sınıfsal açıdan bakmalıyız buna mecburuz.
İşte olaylara sınıfsal açıdan baktığımızda hoş başlayan sohbet hoş şekilde bitmiyor, sohbetin sonunda eller birbirine kavuşmuyor.

Tarımdan son zamanlarda çok söz edilmektedir. Bir garip yurttaş la bir tarım kapitalist i arasında şu soru geçer yav bu ülke bir çok tarım arazisine sahip niçin bu ülkede üretim yapmıyorsun eğer üretimi bu ülkede yaparsan aynı zamanda işçi de istihdam etmiş olursun. Der yoksul vatandaş.
Diğer şunu diyecektir kardeşim başka ülkede üretim maliyeti daha düşük kar daha yüksek bu ülkede benim pazarım ben karıma bakarım .
Evet kim haklı ?.
Bize göre o yoksul vatandaş Paralıya göre tarımda italatçı vatandaş.
Yani her kes haklı olmuyor işte herkesi memnun eden bir kapitalist sistem yok .

O zaman bu çelişkilerin ortadan kalkması iki sınıfı barıştırmak devlete düşüyor yani o kapitalistin kardan kaybedeceği miktarı devlet ödeyecek ama bunu devlet tüketimden vergi alarak ödediğinde devlette taraf olmuş oluyor yani kapitalistin kaybettiği karı dolaylı yoldan yoksuldan alıyor.

Bu seferde devletin kimliği tartışma konusu oluyor .
Çelişki farklılaşıyor.
Bunu EMPERYALİST ülkeler başka halkları soyarak hallediyor. Bizim gibi EMPERYALİST olamamış ülkelerse hem emperyalistin payını ödüyor hem yerli kapitalistin. Yani bir koyundan 2 deri çıkarıyor -Siz yüzüyor anlayın.-

Bizim meselemiz bunu fark edebilmek ve kimler tarafından ne gibi iş birliği içinde soyulduğumuzu bilmektir.

Felâsife
20-03-2019, 20:52
hangi tatil köyünden bahsediyorsunuz anlamadım. şehirliye karşılıksız olarak sağlanan bir hizmet var, fakat köylülerin girmesi mi yasaklanıyor anlamadım. neyden bahsediyorsunuz?
Her hangi bir köy fark etmez, bu plana göre olabilirdi, zor değildi ama olmadı, dediğim o.
Bkz... Köykent, Tarımkent (http://www.habitat.org.tr/images/koykent.jpg)

ucu maalesef köylüye dokunuyor. ben gerçekten anlamıyorum, bu insanlar nasıl ayakta kalıyor. taş olsa çatlardı. yalnız bu iş bir yerde de patlar. bir yerde kıvılcımın yeter. insanlar tek iken korkuyor, fakat kalabalıklaştığı zaman özgüvenini kazanıyor.
Daha ne kadar kalabalıklaşacaklar? Mesele kalabalık, yalnızlık meselesi değil ki!
Ucu köylüye dokunduğu için merak etmeyin bişi olmaz, :)
Sorunuz aynı zamanda cevabı da içeriyor.
Bu şaşılacak bir şey değil, zaten şimdiye kadar olmamasının sebebi de tam olarak budur, ucu şehirliye dokunsaydı, işte o zaman çatlamayan taş hemencik çatlardı.

Bunu iyi düşünün, bakın kendiniz diyorsunuz akıl mantık almıyor diyorsunuz, ama bişi olmuyor. !!!
Garip değil mi?
Ben de tam olarak o garipliği anlatıyorum.
Anlayamadığınız bu garipliğe itiraz ediyorsunuz.

İşte bişi olmamasının, patlak vermemesinin SEBEBİ UCUNUN KÖYLÜYE DOKUNMASIDIR. Ucu şehirliye dokunmuyor, şehirli de bunu kendi üstünden (iletken) atıyor.
Köylü ise dayanıklı, zor şartların (yalıtkan) adamı. Cahil olabilir, okumamış olabilir ama dayanıklı. Daha ne kadar dayanır bilemem dayanıyor işte ama köylünün birlik olması, birlikte hareket etmesi onu güçlendirmez.
Köylünün gücü tam da buradan geliyor, yani bireysellikten geliyor.
Bütünü parçalarsanız dağılır gider, lakin zaten parça olanı ne kadar dağıtabilirsiniz?

Ne demek mi istiyorum?

Ben mesela kapitalist özgürlüğü kısıtlayıcı işletim sistemlerini kullanmam, çünkü kullandığım sistemde istediğimi yapabilmeliyim ama onlar kısıtlayıcıdır, soyguncudur vs. çünkü onlar tek yerden yönetilirler.
Lakin açık kaynak Linux, BSD gibi sistemler böyle değildir, bunlar parça parça sistemlerdir, özgürdür, her biride kendi içinde parça parçadır.
O yüzden açık kaynak sistemler alınıp satılamazlar, tek kişinin eline geçemezler.

Windows, Macos gibi sistemler kapalı kaynak olup, yönetim kimdeyse onun dediği olur. Telif, patent, lisans gibi bir dünya sahiplenme mantığıyla koruma altındadır.

Bir ara birileri Linux sistemleri de tek bir kaynakta toplansa filan diye savunmuşlardı, dedik ki Linux'un gücü zaten bu parçalı yapısından kaynaklanıyor, bu yüzden kontrolde edilemiyor, tek bir yerden kontrol edildiğin de o gücü eline geçiren istediğini yapar. Ama şu haliyle hiç bir şey yapamaz.
Bu hali ile iyi o, gücüde bu halinden geliyor.

Diyeceğim sizin şehirde ki BİRLİK BERABERLİK beklentileri, köylü için geçersizdir. Köylünün şu anda bir gücü de varsa, o da zaten bireysellikten geliyor.
O yüzden diyorum ki köylü ZAM YAPABİLSİN, eşit rekabet ortamına sahip olsun, zaten herhangi bir yardım, sadaka filan istemiyor, her şeyi üretebilen bilgi, birikim, donanıma zaten sahipler.
Şehirlinin Cahil dediği o insanlar, toprağın, hayvanın bilginleri.
Çifçilikle ilgili TV kanal lütfen vakit ayırın, ne demek istediğimi anlayın.

yani köylerde domuz var diye, şehirliler köylüleri sevmiyor demek mi istiyorsunuz anlamadım?
Şunu diyorum, tarlasına, bahçesine domuz girer, sürüsüne kurt dalar, kümesine sansar girer. Köylü her an tetikte olmak zorundadır, o yüzden HAYAL KURMAYA VAKTİ YOKTUR.
Güvenlik, sorumluluk sıkıntıları vardır yani, erken kalkmasa işlerini kim yapacaktır? Süt sağılacak, tarlaya gidilecek vs.
Şehirde okul asılır, iş asılır, can istemez o gün bir şey yapmak bile istemez şehirli. Olmadı rapor alır filan. Köylü bu açıdan bu kadar rahat değildir.
Mesuliyetleri hayal kurmasına engeldir yani.

sevgili Felasife. üstte kırmızı ile görüşlerimi sunmak isterim.
Sadece anlayamadığım dediğiniz noktalara cevap verdim sevgili karakedi, diğerlerine zaten daha öncede verdiğim cevaplardı, kabul etmem de çok mümkün değil, "uç noktalarla" benim işim yok, sizinde genelle işiniz yok, gayrı buna da yapacak bir şey yok.
"Olmuyorsa zorlama!" demiş bilenler.
Zaten bunlar daha öncede konuşuldu, tekrar etmek sıkıcı ve okuyan içinde eziyetten başka bir şey değil.

Ama şu taş olsa çatlardı dedinizya, o kısma daha iyi odaklanın. @Bilgivehis arkadaşımızın dediği "besleme" meselesi de orada yatıyor.

Şehirli açısından ortada bir "İKİLİK" var, hatta bunun atasözü bile var,
"Tenhalar da canımsın benim, el içinde düşmanımsın benim!"

Sevgiler

ForumKirpisi
20-03-2019, 21:01
Toprağın, hayvanın bilginleri derken,

Tarım alanlarının %70'i salma sulamayla sulanıyor.
Bitkiye giden su miktarı %30, toprak kaybı, su ziyanı.

GAP bölgesinde hala ağlanıyolar pamuk alamıyok pamuğumuz yok pamuğumuz yok verim yok bilmemne yok. Etrafı su bastırıyolar yolları falan. Toprak aynen Suriye'ye akıyor. Ziyan.

Gübresiz buğdaycılığın yapıldığı bir memleketteyiz. Parasızlıktan değil. Cahillik, vizyonsuzluk, umursamazlık, gelişmemiş çöp beyinlilikten.

İyi tarım yapanlar da şehirliler, köylüler değil. Köyle alakalı bişey bilmiyosanız tarım köylü tarafından yapılıyor sanarsınız. Tarım şehirliler tarafından yapılıyor. Köylünün ektiği 1 dönüm arazideki ürün ürün değil. Ticari amaçlı hobi olabilir.

karakedi
20-03-2019, 21:14
Her hangi bir köy fark etmez, bu plana göre olabilirdi, zor değildi ama olmadı, dediğim o.
Bkz... Köykent, Tarımkent (http://www.habitat.org.tr/images/koykent.jpg)

Sayın Felasife,

o zaman tek tek gidelim. önceki mesajınızı not aldım ve ileri sürdüğünüz fikirleri tek tek danışmak istiyorum size.

genel laflarla konunun etrafından dolanıyoruz sanki konuşuyoruz ama birbirimizi tam olarak anlayamıyoruz, yanlış anlamalar doğuyor gibi bir hisse kapıldım.

şimdi siz dediniz ki

Felasife- Öte yandan yukarıda Atatürk'ün köylü için tasarladığı, bir yaşam alanı planı vardı, o bile isim değiştirip "Tatil köyü" adı altında şehirliye sunuldu, köylüye çok görüldü.

şimdi de atatürk'ün köykent projesinden bahsettiniz. sonra da adı değiştirildi, şehirliye "tatil köyü" olarak sunuldu, köylüye çok görüldü dediniz.

1- atatürk'ün köykent projesinin ondan sonra gelenler tarafından tatil köyü projesine çevrildiğini mi kastediyorsunuz?
2- eğer öyleyse bu çeviriyi yapan kimlerdir?
3- aslında böyle tatil köyleri kuruldu ve bunlar şehirli insanlara ücretsiz veya düşük fiyatlarla sunulan bir hizmet iken, köylünün bu tatil köylerine girmesine müsaade edilmediğini mi kastediyorsunuz?
4- yoksa köylere de tatil köyü mü yapılmalıydı?
5- bu tatil köyleri halen mevcut mu türkiye'de? örnek vermeniz mümkün mü?

kastınızı tam olarak anlayamadım, açıklarsanız sağlıklı bir tartışma yürütebiliriz.

dilerseniz önce bu tatil köyü konusunu netleştirelim, sonra tartışmamıza kaldığımız yerden devam edelim.

Felâsife
20-03-2019, 21:59
İyi tarım yapanlar da şehirliler, köylüler değil.
Nerede yapıyorlar saksı da mı :biggrin1:

GAP gibi dünyanın en büyük su projelerinden faydalanacaksınız ve tarlaya bir sürü para gömüp tasarruf yapacaksınız, o da iyiymiş.
Sanırım Amerika'lıların iklim ve kuraklık raporlardan bayağı istifade ettin, istersen sen boş ver NASA nın masaüstü raporlarını da, bu toprakların bir kaç bin yıllık kuraklık tarihi var onu oku, son bin yılın en kurak döneminde miyiz, yoksa başka bir şeyde mi?
Adamların böyle bir iddiaları da vardı, sen okumayı seversin tarihi oku.

"Köylünün ektiği 1 dönüm arazideki ürün ürün değil. Ticari amaçlı hobi olabilir."
He hobi, maksat spor olsun.

ForumKirpisi
20-03-2019, 22:09
ya reiz, sen gündeme bakmıyon heralde. Her sene harranı su basıyor.
Topraktaki verim düşümünden haberin yok.

Su bol bulduk basalım nası bi mantık ben onu daha anlamadım şimdi.
Verim alınamıyo diyorum tuz kaybı diyorum katı partikül kaybı.

NASA raporlarını demiyoz, tagem, basınçlı sulama sanayicileri derneği gibi tarım teşkilatlarını diyoz.

üffffffff. ben 4 yaşımda tarlaya girdim nası suladıklarını biliyom şakır şakır. o toprak orada nası duruyo ona bile şaşırıyordum. verim alamıyolar işte.

hollanda senin 10/1'in alanda aynı patatesi alıyor.

ben senden daha derin düşünme beklerim, evet şehirdekiler saksıda yetiştiriyor. aynen onu kastettim. tarım holdingler ve tarım şirketleri saksılar alıyor bir sürü ama plastik. toprakta olmuyormuş.

Herkesi oturup oturup işkembeden atıyo diye önyargılamayın artık ya.

Felâsife
20-03-2019, 23:02
Sayın Felasife,
o zaman tek tek gidelim.
...

kastınızı tam olarak anlayamadım, açıklarsanız sağlıklı bir tartışma yürütebiliriz.

dilerseniz önce bu tatil köyü konusunu netleştirelim, sonra tartışmamıza kaldığımız yerden devam edelim.

Tamam.

Öncelikle bende bir şeyler söylemeliyim ki, bende sizin bu iletinizden sonra, neyi anlamadığınızı şimdi iyice anladım. :)

Bu meseleyi "hiç hayal etmemişsiniz", sıkıntı burada, çünkü bunun bir örneği bu proje haricinde yok, hiçte gerçekleşmedi, Atatürk'te bunu gerçekleştiremeden vefatta etti, onunla birlikte bu projede Anıt kabire defnedildi.
Haliyle hiç olmayan şeyin hayal edilmesinin zorluğunu yaşıyorsunuz, durum bu.

Lakin ben bunun ne demek olduğunu hayal edebiliyorum, benim bir sıkıntım yok, Cemal Kutay dinlemenizi tavsiye ederim, mesela Kutay, Atatürk'ün kalkınma hamlelerinden bahsederken, bir harita gösterir, bu haritada bölge bölge nereye hangi fabrika, hangi işletme kurulacak/kurulması gerekecek, resimli şekilde vardır.
Diyeceğim Atatürk hayal gücü ve öngörüsünün ileri derecede olması yüzünden, bunları kağıda dökmüş, bir kısmını da zaten başarmıştır.

Verdiğim resimde ki (resme iyi bakın, sol alta ki yazılara da) bu "yaşam alanını" köylü içindir. Orası bir köydür yani.
İdeal bir köy projesi yani.

Tatil değil, üretim köyü orası yani.

Düşünsenize köyler böyle yerler olsaydı, şimdi bunları konuşur muyduk?

Biz şehirliler kendi hayalimizi gerçekleştirdik, anca şehirlerimize sahip çıktık, haliyle bu tip projeler de köylüyü düşünmedik.
Köylü unutuldu gitti, sadece yiyecek zamlanınca akla geldiler, hepsi o.

Şimdiden yazın nereye gideceğinin hesabını yaparken, köylüyü düşünmek kimsenin aklına gelmezdi, gelmedi de netekim.
---
Adı bile köyden alıntı, "tatil köyü" ne demekse? Kim koyduysa bu ismi, çok ilginç hakikaten.
Acaba Atatürk'ün bu projesinden teknik esinlenme olabilir mi? Varsa bir mimar filan arkadaş, bu ismin niye böyle olduğunu bilmek isterim.

Köylerin tatille eşleştirilmesi de ayrı bir talihsizlik, köylü nire tatil nire!
Köye gidende tatile gidince, işler iyice karışıyor :D

karakedi
20-03-2019, 23:32
tamam şimdi anladım. "tatil köyü" lafıyla anlamsız bir bağ kurduğunuz konusunda yanılmamışım. bu ufacık ve gerçek-dışı detaylarla konudan uzaklaşıyoruz fakat detayları tartışıp aşmadan da asıl konuya gelemeyeceğiz gibi gözüküyor. konumuz aslında tarımda köylü sorunu değil, kapitalizm.

birincisi- yukarıda da dediğim gibi köy-kent projesinin uygulanmamasının şehirli emekçilerle alakası yok. sanki şehirliler yüzünden uygulanmadığını ima ediyorsunuz. köy-kent projesi köy enstitüleri adı altında CHP'den sonra gelen DP tarafından yasaklandı. yasaklanma sebebi de buraların komünist zındık yuvası olarak görülmesiydi. sonuç olarak şehirlilerin suçu yok. şehirli yaptı, köylüyü ihmal etti falan değil. şehirliler yasaklamadı köy enstitülerini, DP iktidarı yasakladı. önce bu konuda anlaşmamız lazım. yoksa buradan da ayrılıp, köy enstitüleri detayına girmemiz gerekir. gerek yok çünkü çok aşikar, köy enstitülerinin kapatılmasında şehirli emekçilerin parmağı yok. bunlar DP iktidarı tarafından kapatıldı ve tekrar kurulmaları yasaklandı.

ikincisi- bugünkü tatil köyü ile köy-kent projesi arasında bağ yok. birinde köylerin merkezileşmesi ve sanayi ile kalkınması var. diğerinde kapitalist tatil mantığı var. tatil köyünde ödediğin para kadar tatil yapıyorsun. bunlar şehirli emekçilere 7/24 açık, beleşe tatil yapılan yerler değil. paran varsa kalıyorsun, yoksa kalamıyorsun. diyelim ki ailecek gittin, paran 5 gün kalmaya yetiyor. 6ıncı gün saat 12yi geçmeden odayı terk etmen lazım, başkasına satıyorlar. köylü de gelse, şehirli de gelse aynı. kapitalizm sömürürken de, satarken de sınıfına bakmaz. cebindeki paraya bakar. diyelim ki ben şehirliyim, ama tatile verecek param yok. tatil köyü sahibi bana "olsun sen şehirlisin gel beleşe kal" demez. yada diyelim ki ben zengin bir köylüyüm, bastırdım parayı 2 hafta kalmak istiyorum, tatil köyü sahibi beni "kalamazsın sen köylüsün" diye geri çevirmez. param varsa ben artık köylü değilim müşteriyimdir. param yoksa serseriyimdir.

üçüncüsü- şehirlerde kurulan organize sanayi bölgesi, fabrikalar, atölyeler vs gibi yapılar şehirlilerin kendileri için veya devletin şehirliler için kurduğu şeyler değil. bunlar sermaye sahibi kapitalistlerin kendisi için yaptığı yatırımlar, halka istihdam olsun diye yapmıyor zaten bunları, daha çok para kazanmak için para yatırıyor. bunları tartışıyor olmamız sanki vakit kaybı gibi. mesela bir atıyorum araba fabrikası. devlet araba fabrikasını şehirlilere istihdam olsun diye kurmuyor, veya arabaları şehirliler faydalansın, binsin gezsin diye üretmiyor. Ford yada atıyorum Audi geliyor, devletle görüşüyor biz yatırım yapacağız, bize arazi göster, vergi indirimi yap, kredi ver vs diyor. devlet olanaklarını sermaye gelsin diye seferber ediyor. arabalar üretiliyor, Ford bundan para kazanıyor, sen satın alıyorsun, benzin ve yedek parça tüketiyorsun, devlet de bundan kazanıyor, sonra gördük ki devlet senin verdiğin parayla ayakkabı kutularını dolduruyorlar. yani kısacası, şehirli kendine fabrika kurdu çalışıp ekmeğini kazansın diye, köylüyü ihmal etti gibi bir durum yok. köylü ihmal ediliyorsa, bu köyde araba fabrikası kurmanın çok saçma bir yatırım olacağından dolayıdır.

sonuç olarak tatil köyü şeyi ile ilgili durum bu şekilde. bilmiyorum katılıyor musunuz?

ForumKirpisi
21-03-2019, 00:23
renault türkiyedeki en büyük araba fabrikası, en çok ihracat yapan fabrika.
renaulttan türkiyeye araç başına kalan para 1 TL bozdur bozdur harca.

komünist fiat fabrikasının rusya gibi türkiyeye ve ispanyaya kurduğu fiat fabrikalarından
rusya ikonik komünist arabasını üretip kapandı. ispanya ise Seat'a dönüştürdü.

türkiye ise hacı murattan fiata devam. icat çıkartma insanın başına meraktan fazla kurcalama
haram şeytan işi şeylerinden başkasının hizmetkarı oluyon en fazla.

benim sıkıntım elektrik. ucuz bol elektrik istiyoz ama elektrikte doğalgaza bağlı doğalgazda gavura bağlı.
ülke ne kadar üretirse o kadar gaz alıyor. ne kadar harcarsa o kadar gaz alıyor. enerjisi tamamiyle dışa bağlı
bi ülke.
ev buz gibi şu anda doğalgaz gitmesin diye kafadan
hasta babam kombiyi kapatmış yine.

ForumKirpisi
21-03-2019, 00:26
amerikanın güney kore kalkınsın kuzeye göre uçsun diye yaptığı kıyaklar hakkında bilgisi olan var mı

Felâsife
21-03-2019, 00:44
tamam şimdi anladım. "tatil köyü" lafıyla anlamsız bir bağ kurduğunuz konusunda yanılmamışım. bu ufacık ve gerçek-dışı detaylarla konudan uzaklaşıyoruz fakat detayları tartışıp aşmadan da asıl konuya gelemeyeceğiz gibi gözüküyor.
Sizin gerçek dışı veya detay dediğiniz şey, proje olarak kağıda bile çizilmiş, bunu da çizen kişi hayalinden gerçek aleme aktarmış, işin uygulama kısmına ömrü yetmemiş.
Kaldı ki bu çizen kişide şu an ki ortamın mimarı bir kişi ki, onun hayal ettiği şeyler hep kendi tarafından zaten gerçekleşti, yani bu hayal filan değildi, sadece ihmal edilmiş, önemsenmemiş, bir takım öncelikler yüzünden, sürekli sümen altı edilmiş bir proje.
Başka değişle de şehirden hiç sıra gelmemiş, zaten bu gidişle de hiç gelmeyecek, bir garip proje.

konumuz aslında tarımda köylü sorunu değil, kapitalizm.
Kapitalizmin yükseliş nedeni.

Ben de zaten tam da @Bilgivehis dostumuzun,
Bugün iliğine kadar sömürüldüğü halde insanların kapitalist sisteme sempati duymaları, onu beslemelerinin altında bu istenç yatıyor.
Bizler bu istence ilkellik diyoruz, yani paylaşımcı olmayan hep bana rabbena olan anlayış ilkel zaaflara dayanıyor.

Dediği yerden Besleme meselesinden girdim, ortada bir beslenme durumu var.
Köylü sorunu değil derken, kabağın gerçekte köylüye patladığını anlatmaktan artık aciz oldum desem yeridir.

Neyse, önce şehirlerin sorunları bir bitsin hele, sonra köylüye geliriz.
Kapitalizm şehir meselesidir, şehrin önceliğidir.
Böyle olmasa bile böyleymiş.

Ee! bu da bir şey midir! Bir şeydir.

Daha öncede dedim, köylü sorunu çözülmeden, şehirde huzur edebiyete kadar olmaz, ŞEHİRLİ HUZURU UNUTSUN.
çünkü "paylaşımcılık" yok şehrin çocuklarında.

Huzur ekmeğini paylaşırsan, acıyı da alırsan vardır.

Paylaşım, "acı ve tatlı" paylaşıldığında paylaşımdır.

..." yani paylaşımcı olmayan hep bana rabbena olan anlayış ilkel zaaflara dayanıyor."...

Sevgiler

karakedi
21-03-2019, 01:45
Sizin gerçek dışı veya detay dediğiniz şey, proje olarak kağıda bile çizilmiş, bunu da çizen kişi hayalinden gerçek aleme aktarmış, işin uygulama kısmına ömrü yetmemiş.
Kaldı ki bu çizen kişide şu an ki ortamın mimarı bir kişi ki, onun hayal ettiği şeyler hep kendi tarafından zaten gerçekleşti, yani bu hayal filan değildi, sadece ihmal edilmiş, önemsenmemiş, bir takım öncelikler yüzünden, sürekli sümen altı edilmiş bir proje.
Başka değişle de şehirden hiç sıra gelmemiş, zaten bu gidişle de hiç gelmeyecek, bir garip proje.

siz atatürk'ün köy-kent projesi zamanla unutuldu, tatil köyü haline dönüştürüldü. o da şehirlilerin hizmetine sunuldu. köylüye çok görüldü dediniz.

ben de olayın sizin söylediğiniz gibi yaşanmadığını, köy-kentlerin DP iktidarı tarafından kapatıldığını; tatil köyü anlayışının ise sadece bir isim benzerliğinden ibaret olduğunu ve her birinin kapitalist birer işletme olduğunu söyledim. sonuç olarak köy-kent ile tatil köyü'nün birbiriyle alakasız şeyler olduğunu açıklamaya çalıştım.

bu yüzden verdiğiniz örneğin gerçek-dışı olduğunu, yani türkiye gerçeğini yansıtmadığını söyledim. yoksa gerçek-dışından kastım atatürk'ün bunu gerçekten düşünmüş ve projelendirmiş olması değil. sizin farklı konular arasında kurduğunuz bağ gerçek-dışı manasında söyledim.

Felâsife
22-03-2019, 11:02
Sevgili Karakedi,

Bu da sizin görüşünüz, benim bu konuda sizinle hiç bir ortak noktam yok maalesef, bir patlıcana bile 15tl lik bir fiyat çok görülüyorsa, ne dense boş. Kaldı ki köylüye modern bir yaşam alanı, düşüncesi de hepten boş, bir hayal!
Haklısınız!

Şehirlinin maaşı yetmezmiş, isyan çıkarmış düşüncesi de bir bahane, gerçeği yansıtmıyor.
Diyelim yiyecek fiyatları arttı, bu diğer fiyatların durması ve düşmesini sağlayacaktır, biri yükselirken diğeri düşer, çünkü kapitalizm bindiği dalı kesmez/kesemez, zaten kapitalizmin veya sermaye dediğimiz sektörün fiyatlarının ALAYI ŞİŞİRİLMİŞ BALON FİYATLARDIR.
Dünyada bunların fiyatları belli, bizde 3-5 katına satılıyor her şey.

İnsanlar zannediyor ki yiyecek fiyatları artarsa geçinemeyiz, yahu ötekilerin fiyatları böyle düşecek işte, sizin için toplamda değişecek bir şey olmayacak ki? Ama köylü için değişecek çok şey olacak!

Diyeceğim 15 tl patlıcan için yarı fiyatı bile değil, bunlar baskılanmış fiyatlar, diğer yiyeceklerde de durum bu.

Neyse, bu yiyecek fiyatlarında ki baskıyı kırma çabalarını olumlu buluyorum, sanırım daha da devamı gelecek ama bakalım ileride neler olacak.
Kapitalizmin belini Şehirli kıracak mı, kırmayacak mı? Köylüsüyle dost olacak mı, olmayacak mı?

ilahimasal
22-03-2019, 11:21
Neyse, bu yiyecek fiyatlarında ki baskıyı kırma çabalarını olumlu buluyorum,

Sevgili felasife neden tek taraflı düşünüyorsun ve baltayı taşa vuruyorsun?

Yiyecek fiyatlarındaki artışın sebebi BASKIYI kuran dediklerin. Maliyetleri imal edene ve yetiştirene kilitleyip çıkan ürünün üzerine birde şu vergisi bu vergisi koyup daha sonrada artan fiyatlar var diyeceğine ALICININ GELİRİNİ neden arttırmıyorsun desene.

Alıcının gelirine göre 15 lik patlıcan 1 lira bile olsa pahalı. Bunu anlayabiliyormusun?

Geliri tüm halkı söğüşleyip BASKICI tarafından korunup kollanan hatta tüm imkanların kendilerine mesuliyetsiz verdiği SERMAYE ihaleci kaymak tabaka baskıcıya yandaş olanlar için PATLICAN 78 lira bile olsa problem yok ki ? Adam zaten patlıcanı keyif olsun diye yiyor. Sarayda bilmem ne yiyor eti her öğün yiyor.


Sen sırf birisine laf yetiştiriyim diye bu kodaman tayfasına değilde baskı artsın patlıcan 9 lira olsun mu diyorsun? Ne diyorsun?


Bak mesela sana akıl vermiyim ama

Bu konularda laf edilecek yer üretici aracı tüketici değildir. Bunlara baskı artsın demeyeceksin.

Direk yöneticiye ve o emeksiz sömüren kodomana laf edeceksin. Baskı onlara kurulsun diyeceksin . eee laf Edemiyorsan hiç kusura bakma susucaksın.

Nedir bu soyguncu sermayeyi savunmak ićin emekcileri hedefe koymak.

Sen onları hdefe koyarsan bizde senin bilinçli yada bilinçli hedefine almadığın sermaye babalarını sana isaret ederiz

Felâsife
22-03-2019, 11:41
Sen onları hdefe koyarsan bizde senin bilinçli yada bilinçli hedefine almadığın sermaye babalarını sana isaret ederiz
Sevgili Türkü
Zaten olayda bu noktada tıkanıyor, aynen olan bu.

Yiyeceğe zam yapılsın diyen ben de soyguncu sermayeyi savunuyor oluyorum, çok ilginç.
Bana bunu diyenler bir kendine baksın hele, ben kimi savunuyorum diye.

Bilakis fiyatları şişirilmiş bir sermayenin, fiyatlarını aşağı çekmesinin başka yolu yok, köylü ZAM YAPABİLMELİ.... bu kadar basit....
Çifte standart kırılmalı.

Kıırılmıyor işte, bir dünya bahane var ortada.
İşin tuhafı karşı seste yok, yiyecek fiyatları bu kadar pahalı diyenden geçilmiyor ortalık.

Yav pahalansın.... destek verin.
Kim köylünün önünü açar, odur anca kapitalizm düşmanı.

Sevgiler

ilahimasal
22-03-2019, 12:02
Sevgili felasife maliyet düşücek maliyet.

Maliyetin düşmesi için çiftciye ve devamındakilere baskı yapıp karından fedakarlık yapsın diye baskı kurulmaz. Sen onlara yapılan baskıya olumlu bakıyorum diyorsun.

Bu gün üretim için olan tüm hammadelerin yani musluğun başına AZGIN sermaye grupları geçmiş. Ve faturaya bağlamış bunlarada musade edip alan açan hükümetlerdir.

Çiftci yada üretici hammadeyi neye alırsa alsın işcilikten elde edecegi kara bakar. Elbettreki hammade ucuz olsun giderler ucuz olsun ister ama yinede maliyetin ardından karına bakar.

Buradaki mesele çiftcinin üreticinin koydugu KÂR değil maliyetin üzerine binen hammade ve enerji yüktür. Bunu çiftciye yada üreticiye yada tüketiciye ulaştırana baskı yaparak durduramazssın.


Direk suçluya dalacaksın.

karakedi
22-03-2019, 12:25
Bu da sizin görüşünüz, benim bu konuda sizinle hiç bir ortak noktam yok maalesef, bir patlıcana bile 15tl lik bir fiyat çok görülüyorsa, ne dense boş.
eğer tarımın düzelmesi için ürün fiyatlarının artması gerektiğini düşünüyorsanız, sizin zaten kimseyle ortak noktanız olamaz. tüm türkiyede böyle düşünen tek kişi sizsiniz. çiftçi bile fiyatların yükselmesi değil, maliyetlerin düşmesi gerektiğini düşünüyor.
Kaldı ki köylüye modern bir yaşam alanı, düşüncesi de hepten boş, bir hayal!
Haklısınız!
tartışmanın başından beri ya belli bir konuyu çarpıtıp kendinize göre değiştiriyorsunuz yada benim sözlerimi çarpıtıyorsunuz. açıklama yapmakla uğraşırken konuyu gereksiz yere uzatıyoruz. ben köy-kent projesi hayal demedim. bilakis yapılması gereken bu. neden yapılamadığını da biliyorum. sebebi düşündüğünüz gibi DP iktidarına değil, 1920lere gider. rica ediyorum söylemediğim şeyleri söylemişim gibi yapmayın. sorun değil ben izah ederim ama tartışmayı uzatıyorsunuz.
siz atatürk'ün köy-kent projesi değiştirildi, "tatil köyü" adı altında şehirlilerin hizmetine sunuldu, köylülere çok görüldü dediniz. ben de böyle bir şey yok, DP İktidarı tarafından yasaklandı dedim. tatil köyü ile köy-kent projesi arasında alaka yok. bu konuyu kapatalım artık.

Şehirlinin maaşı yetmezmiş, isyan çıkarmış düşüncesi de bir bahane, gerçeği yansıtmıyor.
Diyelim yiyecek fiyatları arttı, bu diğer fiyatların durması ve düşmesini sağlayacaktır, biri yükselirken diğeri düşer, çünkü kapitalizm bindiği dalı kesmez/kesemez, zaten kapitalizmin veya sermaye dediğimiz sektörün fiyatlarının ALAYI ŞİŞİRİLMİŞ BALON FİYATLARDIR.
Dünyada bunların fiyatları belli, bizde 3-5 katına satılıyor her şey.
hayır. kapitalizmde fiyatlar bizim düşündüğümüz gibi şişirilmiş değil. spekülasyon olan sektörler olabilir. arsa fiyatları, lüks eşyalar, sanat eserleri vs... fakat toplumun genelini ilgilendiren, süreklilik gösteren üretim sektörlerinde şişirilmiş fiyatlar yok. siz olduğunu sanıyorsunuz. bir ülkede kapitalizm ne kadar çarpık olursa o kadar ek maliyetler biner. ama bunların hepsi birer maliyettir. ekonomik yapıyı değiştirmeden ek maliyetlerden kurtulamazsınız. kaldı ki, benzinin 7tlye koştuğu bir ortamda, bunları tartışmak komik kaçıyor. siz köylü adına konuşuyorsunuz ama alakası yok. haberleri izliyor musunuz bilmiyorum, ülke gerçeklerinden haberiniz yok. her köylü emme basma tulumba gibi 3 şeyden yakınıyor. 1-gübre/yem fiyatları 2-mazot fiyatı 3-tohum/fide fiyatları. dünyada 8 milyar, türkiyede 80 milyon insan yaşıyor. patlıcan 15tl olması gerektiğini savunan ilk ve tek kişisiniz. gübre-mazot-tohum, bunların temel sorun olması demek, o ülkede ekonomi bitmiş demek. bu ülke 80 milyon büyüklüğünde bir ülke ise, siyasiler bu büyüklükteki ülkeyi bugüne kadar spekülatif sermaye ile balon gibi şişirmişlerdir demek. şimdi bunun kavgası veriliyor. balon hava kaçırıyor. kaçan havayı kim şişirecek? şu an Erdoğan balonu köylüye ve şehirliye şişirtiyor, çünkü sermayeye şişirtirse sermayenin kaçacağını biliyor. işte ne zaman halk isyan eder, yeter artık nefes kalmadı der, madem aynı gemideyiz biraz da sermaye şişirsin der, o zaman işte sermaye çil yavrusu gibi dağılır AKP'nin etrafından.

İnsanlar zannediyor ki yiyecek fiyatları artarsa geçinemeyiz, yahu ötekilerin fiyatları böyle düşecek işte, sizin için toplamda değişecek bir şey olmayacak ki? Ama köylü için değişecek çok şey olacak!
anladım siz tarım fiyatlarının gereğinden düşük, sanayi mallarının da balon fiyatlar olduğunu düşünüyorsunuz. fakat yanılıyorsunuz. herkes birbiriyle rekabet halinde zaten kimsenin şişirmesi mümkün değil, herkes ayakta kalmaya çalışıyor. bazı sektörlerde, bazı mallarda spekülasyon olabilir fakat bunun ekonominin geneline hakim olduğunu söyleyemeyiz. doğrudur çiftçiye göre patlıcanı bu şartlarda 15tl kurtarıyordur fakat ülke genelinin kaldıracağı fiyat bu değil. girdi fiyatları düşürülmeden tarım ürünleri fiyatı düşmez. eşyanın doğasına aykırı. tarımsal maliyetleri umursamadan patlıcanı 15tlye fikslemek ülkeyi uçuruma götürür. emekçileri yabancı sermayeye teslim edersiniz. zaten böyle bir şey olmaz. isyan çıkar. tarıma sanayi yatırımının yapılması gerekiyor. diğer sektörler kadar karlı olmadığı için sermaye tarımsal yatırımı tercih etmiyor. o zaman burada bir reform yapılması gerekiyor. CHP de mevcut mülkiyet ve üretim ilişkilerini koruyarak çok değişiklik yapamaz. fakat herhangi bir partinin AKP'den daha iyisini yapacağı kesin.

Diyeceğim 15 tl patlıcan için yarı fiyatı bile değil, bunlar baskılanmış fiyatlar, diğer yiyeceklerde de durum bu.
özetlersek, siz yine tersinden bakıyorsunuz olaya. patlıcanın 30TL olduğu bir ülkede bakkaldan çarşıya bile gidemezsin. millet o ülkenin ağzını burnunu kırar. patlıcanın bir kilo fiyatının asgari ücretin 2%sine eşit olduğu bir ülke, ülke olmaktan çıkar. o zaman iktidarı alaşağı ederler. hayal görüyorsunuz.

Neyse, bu yiyecek fiyatlarında ki baskıyı kırma çabalarını olumlu buluyorum, sanırım daha da devamı gelecek ama bakalım ileride neler olacak.
Kapitalizmin belini Şehirli kıracak mı, kırmayacak mı? Köylüsüyle dost olacak mı, olmayacak mı?
tanzimi kastediyorsanız eğer bu da çözüm değil. akp bir tarafa veriyor, diğer tarafı kaybediyor. pazarcıları kaybettiğini düşünüyorum. halbuki her iki kesimde geçim sıkıntısı yaşıyor, ama AKP birini feda etmeden diğerini savunamıyor. bu anlamsız saçma bir durum, bunun acısı çıkar. öyle pazarcıları terörist ilan edilerek bir ülkenin tarım sorunu çözülemez. mazot 6,5 TL ye doğru koşuyor. devlet tarım sorununu çözmek istiyorsa ya benzinden aldığı vergiyi kaldırsın yada benzim tanzimi açsın. fiyatlar baskılanmıyor, zaten maliyetler ortada. piyasadaki sebze fiyatlarının stabile olması için, tanzimin tüm yurda dağılması onbinlerce tanzim noktası lazım. devletin şu an tek yaptığı şey halden yada direkt üreticiden alıp halka satmak. ya zararına satar bu zarar yine bizim cebimizden çıkar, yada aradaki emekçileri karşısına alır. bu popülist politikalarla ancak bu kadar olur. diğer tarafta yakıt, tohum, gübre masrafları almış başını gidiyor. üretici, seracı ağlıyor. böyle ülke olmaz. dingonun ahırı gibi kimin ne yaptığı belli değil. herkes bilinçsiz şekilde, kafası kesilmiş koyun gibi sağa sola koşuyor.


sevgili Felasife yukarıda kırmızı ile yazdım.

Felâsife
22-03-2019, 12:31
Sevgili felasife maliyet düşücek maliyet.
Hayır sevgili Türkü, böyle beklersek boşa bekleriz.
"Demir tavında dövülmeli", "sorun fırsata dönüştürülmeli" çiftçinin sıkıntısı zam yapamamak. Başka sorunu yok.

Diğer sektörler bu fırsatı ÇOK GÜZEL DEĞERLENDİRİYORLAR. Takır takır ayda 2 kere zam yapıyorlar, maliyetler/girdiler HEMDE bahane ederek yapıyorlar bunu.
Demek ki iyi bir şey maliyetler...

Çiftçi neyi bahane edecek? tabii ki girdi ve maliyetleri bahane edecek. Zaten ortamda müsait ama baskı yüzünden kafasını kaldıramıyor.


Sen onlara yapılan baskıya olumlu bakıyorum diyorsun.
Bu kadar yazıyı boşa yazmışım demek ki :)
Zerre kadar olumlamıyorum, karşı çıkıyorum...

Maliyetlerin düşmesini beklemek hayaldir. Asla düşmez... düşmeyecek.

Hatta yalandan tiyatrolarla, yükseltme fırsatları her zaman yaratılacak! !!

Geçtiğimiz aylarda Tayyip ve Trump (sözde) restleşti değil mi?
Ne oldu? akabinde, dolar 2-3 katladı.
Sonra ne oldu? her kalem zam üstüne zam yaptı.

Herkes yaptı...
Kim geri çekti fiyatları, kimse.

Çiftçide yapmak istedi, baskı geldi, kim ses etti kimse.
CHP bile yiyecek fiyatları pahalı diye bir yol tuttu, mecliste bile böyle eleştirdi.

Yav pahalansın, soğan 20 tl, patlıcan 30tl olsun diyemedi.
Deseya? diyemez ki!

Herkes köylünün maliyetlerini düşürme sevdasında, aracıları komisyoncuları aradan çıkartma sevdasında, ki yiyecek ucuz olsun!
Ne kadar dar bir düşünce! Sözde köylüyü düşünmek, gerçekte ise hiç düşünmemek.

Bunun adı "Organize KAOS" tur.
Karşı taraf gibi görünüp, ortak amaca hizmet etmek meselesi mesele.
Hasılı danışıklı döğüştür yapılanlar.

"Atlar tepişir, olan çimlere olur."

Burada çim/köylü oluyor.

Sevgiler

karakedi
22-03-2019, 12:58
Hayır sevgili Türkü, böyle beklersek boşa bekleriz.
"Demir tavında dövülmeli", "sorun fırsata dönüştürülmeli" çiftçinin sıkıntısı zam yapamamak. Başka sorunu yok.

Diğer sektörler bu fırsatı ÇOK GÜZEL DEĞERLENDİRİYORLAR. Takır takır ayda 2 kere zam yapıyorlar, maliyetler/girdiler HEMDE bahane ederek yapıyorlar bunu.
Demek ki iyi bir şey maliyetler...

Çiftçi neyi bahane edecek? tabii ki girdi ve maliyetleri bahane edecek. Zaten ortamda müsait ama baskı yüzünden kafasını kaldıramıyor.

çiftçi girdi ve maliyetleri bahane etmiyor. hiçbirimiz çiftçinin yaşadığı geçim sıkıntısını çiftçiden daha iyi bilemeyiz. çiftçi bunu birebir yaşıyor. çiftçi girdi fiyatları arttığı için, bu maliyeti karşılayacak zam yapamadığından şikayet ediyor.

her ekonominin bir dengesi, bir ruhu vardır. bir ülkenin temel yapısını (mülkiyet, üretim ilişkilerini) değiştirmeden baskılayarak önlem alırsan, aldığın önlemin altında sen de yıkılır gidersin.

ANTALYA TOPTANCI HAL YAŞ SEBZE VE MEYVE KOMİSYONCULARI DERNEĞİ BAŞKANI NEVZAT AKCAN
Ham gelen ürünün halde tüccarlar tarafından işlendiğini kaydeden Nevzat Akcan, "Ürün kalitesine göre yeniden sınıflandırılıyor. Bu esnafımızın işçilik, ambalaj, ulaşım gibi yaklaşık 1.5 liralık masrafı oluyor. Ondan sonra ürün, büyükşehirlere gidiyor. Komisyoncular olarak biz kesintiyi üreticiden yapıyoruz" diye konuştu.
https://www.haberturk.com/patlicanin-fiyati-1-haftada-yari-yariya-dustu-2367937-ekonomi

hal başkanı durumu özetlemiş. hal masrafını pazarcıya değil, üreticiye yansıtıyoruz diye. ek olarak her ekonomide işler kötüye giderse faturayı en zayıf sınıf öder. bu durumda da en zayıf sınıf geleneksel köylü, ondan sonra şehirdeki emekçilerdir. bu 2+2=4. ekonominin doğası bu. patlıcanı 30TL yaparsan millet patlıcan almaz. bu iki iki daha dört. neyi tartışıyoruz? boş tartışıyoruz. sen domatesi de 20TL yaparsan millet domates almaz, kısar, az yer. bütün gıda ürünlerini artırırsan millet yemeyi keser, açlık sınırına gelince yumurtayı kafana yersin.

şehirlinin suçu yok. piyasa faturayı köylüye kesiyor. devlet de sesini çıkarmıyor. olay bu.

Felâsife
22-03-2019, 13:13
eğer tarımın düzelmesi için ürün fiyatlarının artması gerektiğini düşünüyorsanız, sizin zaten kimseyle ortak noktanız olamaz. tüm türkiyede böyle düşünen tek kişi sizsiniz.
Galiba durum onu gösteriyor, daha doğrusu burada anlaşılan durum bu, herkes Türkiyeyi ve sorunlarını çok iyi bildiğini düşünüyor, haliyle bahsettiğim şeyin temeli yok zannediliyor.
Belki bir ihtimal vermelisiniz, kabul etmeyin tamam ama bir ihtimal. Bu zor olmasa gerek.

Neticede bende bunu hayalimden uydurmuş değilim, dayanaklarım var ve zaten de bahsediyorum.

çiftçi bile fiyatların yükselmesi değil, maliyetlerin düşmesi gerektiğini düşünüyor.
Bunu şehirli böyle düşünüyor olmasın. :)

Şehirli kendini köylü yerine koyup, sürekli zarar eden bir işe giriştiğini hayal edebilir mesela.
Maliyetler düşmüyor, tamam da bu sorunun bizzat kendisi değil ki, köylü aynı zamanda ZAM DA YAPAMIYOR.
Zam yapabilse, maliyet sorunu vız gelecek. Sıkıntısı bu.

bu konuyu kapatalım artık.
OK.

hayır. kapitalizmde fiyatlar bizim düşündüğümüz gibi şişirilmiş değil.
anladım siz tarım fiyatlarının gereğinden düşük, sanayi mallarının da balon fiyatlar olduğunu düşünüyorsunuz. fakat yanılıyorsunuz.
Bunu böyle düşünüyorsanız, bu konuyu da kapatalım.
Piyasa da resmi veya özel tüm firmalar fiyat listelerini, kataloglarını güncellerken, fiyatların şişmemesi mümkün ise ben sustum zaten.

özetlersek, siz yine tersinden bakıyorsunuz olaya. patlıcanın 30TL olduğu bir ülkede bakkaldan çarşıya bile gidemezsin. millet o ülkenin ağzını burnunu kırar. patlıcanın bir kilo fiyatının asgari ücretin 2%sine eşit olduğu bir ülke, ülke olmaktan çıkar. o zaman iktidarı alaşağı ederler. hayal görüyorsunuz.
Izlanda gibi ülkeler görünürde bizden daha pahalı, her şey ama her şey pahalı lakin çalışanlarının da ücretleri o oranda yüksek, dolayısıyla bu durum halkı çok etkilemiyor, ama o ülkeye giden turistleri etkiliyor, vızık vızık ediyormuş turistler. :D
Bizde tam tersi gelen turist 100 dolarla 1 hafta geçirebiliyor, çünkü yiyecek ucuz bir kere.

Diyeceğim pahalılık gelince isyan çıkarda bu halkta çıkmaz, anca turistler de çıkabilir ama hayal değil, dediğim şey, örnekleri de var.
Ama biz bir kere inanmışız/inandırılmışız yiyecek ucuz olmalı diye. Artık kim inandırdıysa !

Ben inanmıyorum buna, esas hayal olan bu. :)

tanzimi kastediyorsanız eğer bu da çözüm değil.
Tanzim zaten çözüm değil ki, böyle bir şey anladıysanız hakikaten boşa dil dökmüşüm, bilakis onu eleştiriyorum, YİYECEKTE TANZİM OLMAZ.

Madem hayatsal, yaşamsal önemi var, kıymeti olmalı, ederi olmalı, bu da etiketin de gözükmeli.
Bunun başka izahı yok.

1 tl ye ekmek mi olurmuş, en önemli yiyecek kalemi mesela, ama inatla, ısrarla 1tl, hatta halk ekmek 70krş.

Sevgiler

karakedi
22-03-2019, 13:47
dünya türkiye'den ibaret değil. patlıcan 30TL olursa, türkiye patlıcan üretmez. atıyorum iran'dan ithal eder. nitekim patatesin fiyatı artınca suriyeden, soğanın fiyatı artınca irandan ithal ettik. gelen malların kalitesi düşüktü. devlet günü kurtarmak için gümrük vergisini kaldırdı, çürük soğanı piyasaya soktu. yani devletin bir kazancı olmadı bu işten, sadece soğan fiyatını baskıladı. şu an iran'dan soğan ithalatı ne durumda bilmiyorum. zaten bilmeye gerek de yok. böyle sağdan soldan ithal ederek, patlıcanı 30TL yaparak tarım mı yapılır. devlet resmen köylüyle rekabet ediyor. saçmalık.

turistler tarım ürünleri ucuz diye bayram etmiyor. dolar pahalı, tl ucuz diye bayram ediyor. 2 gün önce dolar 5,40tı. erdoğanın damadı "elinde dolar olanlar üzülecek. satanlar oh ne güzel oldu diyecek" dedi. dolar şu an 5,55.

tek kelimeyle rezalet.

bakanına güvenmeyen bir piyasada uzatmaları yaşıyoruz. düdük çoktan çalardı da halkımız tepki vermiyor. tepkisini bir araya getirecek sol parti yok. sorun bu. sorun çiftçinin zam yapamaması değil. çiftçinin çıkarını savunacak parti olmaması.

patlıcanı 30TL yaparsan, patlıcanı kafana yersin. doların 5tl olduğu bir ülke ekonomisinde, kilosu 6 dolara patlıcan olmaz. etin bile kilosu 35TL. bir kilo eti üretmek için gereken sermaye, ekipman fabrika yatırımı, emek gücü, kalite kontrol süreci bir kilo patlıcanla aynı mı? üstelik siz diyorsunuz ki, tarım ürünleri artarsa diğer ürünler düşer. ne yani patlıcan 30TL olacak, et 20TL'ye mi düşecek?

ilahimasal
22-03-2019, 13:51
Tamam felasife ben seni yanlıs anlamışım

Üreticiden tüketiciye kadar yapılan baskı ortadan kalksın demişsin.

Üretici fiyatı yükseltmesine katılmıyorum.
Üreticiye yük olan üretim için gerekli her şeyin maliyetinin düşmesinin doğru olacağını düşünüyorum.

Üretici ne yaparsa yapsın maliyetini aşşagı çekemezsse tüketiciye alabileceği fiyatta ürün gönderemez.

Gönderdiği anda sadece Türkiyede olabilece durum olur.
Serbest piyasa ekonomisini savunan yapı üreticiye rakip ithalat yapar. Üretilene rakip TANZIM yapar.

Burada sıkıntı devletin kazançlarından vazgeçmek istememesidir.

Hani haklı bir gerekcesi olsa !! O da yok kendi saltanatı ve beslemeleri icin bu durumu sürdürüyor.

Çiftci üretici bir gün kalkıp sie yi cekip yapmıyorum bir daha dedigi an bittigin andır. Gıda da TAM bağımlı olursun ki bu durum % 80 ni buldu. Raflarda her sey ithal netedeyse. Ve durumu bolluk bereket diye savunan o kadar çok DINAZOR var ki , insan diyecek bir şey bulamıyor.

Felasife çiftci zam yapamayacağını patlıcana 30 lira diyemeyeceğini senden benden iyi biliyor. Devletin onlara bu fiyatlardan sattırmayıp rakip olacağınıda biliyor.

Ya ekmeyecek ya 3 krşa talim edecek.

Yadaaa onlarda ithal yiyecek.

Emin ol bizi yönetenler saltanatlarına dokunmadıgı sürece hiç kimse onların umurunda değil.

karakedi
22-03-2019, 14:22
hayır şimdi marks "diyince diyonuz ki yav 21 yya geldik. hala marksı mı savunuyonuz".

marksın bir tespiti var. bir ülkede sınıf bilinci ne kadar yüksek olur, o sınıf kendini ne kadar az sömürtürse, o ülkede kapitalizm o kadar gelişir. ilginç bir tespit ama doğru. amerikanın kuruluşunda sanayileşmenin atılım yapmasının sebebinin bu olduğunu, amerikada sermaye birikimi yaşandıkça ingilterenin makineli üretimden makine üreten üretime geçmesinin sebebinin de bu olduğunu söylüyor.

mesela hindistanı düşünün. hint toplumunda kastlar var. sen en alt kasta mensupsan sorgusuz sualsiz bok çukuru temizliyorsun lağıma giriyorsun. onun bir üstündekiler hamal, onun üstündekiler tarım işçisi, onun da üstündekiler sanayi işçisi oluyor. böyle bir ülkede makineleşme, yani sermayenin yoğunlaşması çağdaş seviyeye gelir mi? gelmez niye gelsin. emek maliyeti ucuz. pahalı olsaydı, kapitalist yatırımcı maliyetini düşürmek için makineleşmeye giderdi. şimdi adam atölyesini fabrikaya dönüştürse, atıyorum 5 milyon dolara ekipman alsa ne gerek var. dışarısı hamaldan farkı olmayan ücretlilerle dolu. köleleri sömürmek, makineye yatırım yapmaktan daha ucuz.

türkiyenin durumu da böyle. sermayesi olan nitelikli tarıma girmiş. üretim yapıyor, hatta ürettiğini dış pazara rusyaya satıyor. çiftçi kaderine terk edilmiş. zaten köylünün kendisi de pısmış köşesine. ensesine vursan RECEEEP TAYYİP ERDOĞĞAAAAN diyor. böyle bir ülkede tarımsal maliyetlerin düşmesi mümkün mü? öyle bir gereklilik yok ki. 5 milyon suriyeliyi doldurdular ülkeye. bu insanları bostana salınan davarlar gibi ülkeye salıyorsun. afganlı türkistanlı mülteciler türemeye başlıyor ülkede. bu adamlar sigortasız 50tlye turp topluyor. adam turp hasadında makine mi kullansam diye kafayı niye yorsun ki. devlet sermaye sınıfı için suriyelileri doldurmuş ülkeye. köylü geberse devletin umurunda değil.

Felâsife
22-03-2019, 23:09
dünya türkiye'den ibaret değil. patlıcan 30TL olursa, türkiye patlıcan üretmez. atıyorum iran'dan ithal eder. nitekim patatesin fiyatı artınca suriyeden, soğanın fiyatı artınca irandan ithal ettik. gelen malların kalitesi düşüktü.
Olacağı bu zaten, dışarıdan yiyecek gelirde kaliteli mi olur? Nerede gdo lu, döküntü varsa o gelir, aksi mümkün değil zaten. O dışarıdan gelenle içeride ki de baskılanıyor böylelikle, rekabet yapma şansı ortadan kaldırılıyor.

Bunları da geçtimde, bakın siz bile bu kadar bilginizle, donanımınızla patlıcan 30tl olsun diyemiyorsunuz?
Lafla olsa bile diyemiyorsunuz?

Çünkü klasik "şehirli refleksi" bu, "şehirli korumacılığı", şehirlilerin hepsi de böyle, ben bunu çok iyi biliyorum o yüzden de tepki çekiyorumya.

Şiirde de bunu bilerek dedim zaten.
Bu köylünün kaderi, Tanrı onu onun için yarattı.
Bizi ucuza besleyecek, yoksa yok bizim rızamız.
Şehirlinin bu işe rızası yok, gerekirse ithal eder ama o parayı ona vermez.
Zaten de vermiyor ithal ediyor.

Tamam felasife ben seni yanlıs anlamışım
Üreticiden tüketiciye kadar yapılan baskı ortadan kalksın demişsin.
Aynen.

Üretici fiyatı yükseltmesine katılmıyorum.
Üreticiye yük olan üretim için gerekli her şeyin maliyetinin düşmesinin doğru olacağını düşünüyorum.
Dolar, Euro böyle ara ara kamçı yediği sürece hiç bir şey düşmez, maliyetler şahlanır gider, firmalar, şirketler bu dalgalanmalardan KÂR elde ediyorlar, dinamiklik kazanıyorlar, maliyet/girdi meselesi onlar için ZAM yapmak için bir BAHANE.
Maliyetler düşmez/düşemez ki artık, sermayelerin dişine kan değdi, bırakır mı yağlı kapıyı?
Nasıl olsa halk desteği de arkalarında, halk sadece YİYECEKTEN nasıl tasarruf edilir onun derdinde.

Ama dediğim gibi yiyecek meselesi artarsa, onlara anca bu fren yaptırır, o zaman varolmak, yok olmamak için, halka inmenin yollarını onlar arar.
Tanzim neymiş, kampanya neymiş, indirim neymiş, rekabet neymiş o zaman görülür.

Dediğim gibi tarım haricinde diğer sektörlerde ki fiyatlar resmi ve özel fark etmez, ŞİŞİLİRMİŞ, DOYUMA ULAŞMIŞ, HATTA DOYUMU AŞMIŞ FİYATLARDIR.
Onların şu an da yaptıkları zamda, yiyeceklerden çalınan haklardır, halkın tek tasarruf ettiği kalem yiyeceklerdir.
Başka bir şeyden tasarruf edilme imkanı yok, çünkü yolları kapalı.

İşin komik tarafları da zarar ediyoruz diyede açıklama yaparlar. Hem istediğin gibi zam yap, hem de zarar et, iyiymiş valla.


Üretici ne yaparsa yapsın maliyetini aşşagı çekemezsse tüketiciye alabileceği fiyatta ürün gönderemez.
Gönderdiği anda sadece Türkiyede olabilece durum olur.
Serbest piyasa ekonomisini savunan yapı üreticiye rakip ithalat yapar. Üretilene rakip TANZIM yapar.
Serbest piyasa lafta serbest aslında, sadece köylüye serbest, diğer sektörlerde ciddi gümrük ve vergi koruma kalkanları var, KETUM PİYASA yani, çiftçiye gelince gümrükler hangar gibi açık, vergiler yerlerde, getir ne getire bilirsen getir.
Bu serbest piyasa değil ki, halkı kandırıyorlar. Halkta inanıyor buna.
Aha şimdi yurt dışı e-alışveriş iyice kapanacak, olay yerli e-alışveriş sitelerini korumak. Onların korunması demek tüm sektörleri ilgilendiriyor, çünkü emsali ürünler yurt dışında çok daha ucuz.
Adamlar pahalı satsın diye, yurt dışı yasaklanıyor.

Olay çiftçiye gelince, sayfalarca yaz dur, yiyecek pahalı olmaz. Bitti...

Burada sıkıntı devletin kazançlarından vazgeçmek istememesidir.
Devletin bu işten maddi bir kazancı yok, bilakis zararı da var, mesele "oy" meselesi, muhalefette "oy" için yiyecekte ki pahalılığı eleştiriyor, bu çok acayip, oysaki akıl mantıkla yaklaşsa olaya, köylüyü, üreteni kazanacaklar ama olay şehirliye şirin görünmek olduğu için, iktidarda/muhalefete ucuz yiyecek peşinde koşuyor.

Maliyetler düşerse, ekonomi iyi yönetilirse, aracılar aradan çekilirse vs. yiyecek ucuzlar !!

Ha Hasan kel, ha kel Hasan!
Şehirlinin köylüsüne biçtiği rol bu, bizi ucuz besle!

Öylede böylede köylünün tekerine, tekerinden büyük taş konmuş olacak.
Herkes zam yapacak, onlar yerinde sayacak ve köylüler de böylelikle mutlu mes'ut olacaklar!


Çiftci üretici bir gün kalkıp sie yi cekip yapmıyorum bir daha dedigi an bittigin andır. Gıda da TAM bağımlı olursun ki bu durum % 80 ni buldu. Raflarda her sey ithal netedeyse. Ve durumu bolluk bereket diye savunan o kadar çok DINAZOR var ki , insan diyecek bir şey bulamıyor.
Paramız var alırız havasında herkes, görürüz para ne kadar değerli, dediğin gibi tam bağımlı olduğun gün, o çiftçileri çok ararlar.
Tek pahalı olsunda, yerli olsun derler.

İthal ürünleri hepsi saman gibi, bu millet bu kadar saftirik işte. Her şey köylüsüne zam yapmaya izin vermediği için bu noktalara geldi.
Paraları kıymetli bizim milletin.
Ele kurban eder, yerlisine vermez, vermiyor işte, verse bunlar olmazdı, bunları yazmazdık.

Teknoloji filan ürünleri ithal edilir anlarım, çünkü teknolojimiz yok, ama yiyecek ithal etmek, helede bu kadar topraklar varken, tam bir saçmalık.
Hiç bir tutarlı tarafı yok.

Sevgiler

ForumKirpisi
22-03-2019, 23:28
Felasife dedeciğim sen şehirli kazığı mı yedin ne oldu bu şehirli düşmanlığı, köye yerleşçeksen yerleş
rahatla. Sufizmi bıraktın şehirli düşmanı oldun.

Neyse

Damla sulama, toprak analizi, tarım borsası, etkili gübreleme.

Bu 3 şeyi çiftçi öğrenirse, tarım borsasını da hökümet açarsa Türkiye'nin tarım üretimi araziler genişletilmeden 4 katına çıkar.

420 kilo patates aldığınız yerden 850 kg alırsınız.

Karadenizde üf çok ürün alıyoruz diye aynı gübreyi verdi topraklar alüminyum oldu. Şimdi ürün vermiyor.
Sular şakır şakır akıyor diye salma sulama yapıyorlar, bitkiler cılız.

Çoğu yerde topraklar boş. Ekilmiyor. Şimdi her yere patates basmışlardır. Ben 2 aydır köye gitmedim durumu bilmiyorum.
Seneye patates 40 kuruş ondan sonraki sene yine yok.

ForumKirpisi
22-03-2019, 23:36
Güney Amerikanın civalı muzlarını bize yediriyorlar ben ona yanıyorum.
Kakao ve muzlarda ciddi ağır metal var, kaçak madencilik yüzünden.
Çoluğunuza çocuğunuza bilmeden yediriyonuz. Ama napabiliriz?
Evimize lab mı kuralım.

Bir kaç yıl içinde ithal muz ihtiyacı azalcakmış, yerli seralarda muz yetiştiriyorlar ama
Anamur gibi kısa değil büyük.
Ben yedim Çikitadan pek farkı yok.

Anonymous1907
22-03-2019, 23:47
https://www.youtube.com/watch?v=x1kuDClkE3w

Anonymous1907
22-03-2019, 23:49
https://www.youtube.com/watch?v=HvRcdaqDKtg&t=7672s

karakedi
23-03-2019, 08:44
hollanda senin 10/1'in alanda aynı patatesi alıyor.

evet şehirdekiler saksıda yetiştiriyor. aynen onu kastettim. tarım holdingler ve tarım şirketleri saksılar alıyor bir sürü ama plastik. toprakta olmuyormuş.

Nikola haksız sayılmaz. bahsettiği durum sanırım topraksız tarım. hollanda 1995te başlamış topraksız tarıma. hepiniz duymuşsunuzdur. zorluk insanı yeni teknikler geliştirmeye zorluyor. tarihte hep böyle olmuş.

benim de bildiğim çok insan var. mühendislikten nitelikli tarıma geçen. adamda teknik hassasiyet var, bilime duyarlılık var, sermaye var, internet biliyor yabancı dil biliyor. dışa açık. gelişmeleri takip ediyor. kendisi de gelişmeye açık. ee böyle olunca kafa az emek, çok ekipman, teknoloji ile bu işi nasıl çözerim diye kafa yoruyor. geleneksel köylü babadan kalma tekniklerle ve köy şartlarıyla ilerlediği için yeni gelişmeleri takip konusunda şehir kültürü almış biri kadar şanslı değil.

şehirli bu işlere kalkışacağı zaman danışman tutuyor. artık böyle akademisyenler var. ziraat mühendisi. adam prof ama piyasada parasıyla danışmanlık yapıyor.

kapitalizm bu işte. normalde bilim üreticinin hizmetinde olmalı. üretici çiftçi şuraya dedi mi oraya tahlil yapılmalı. ziraat mühendisi şurada şu eğitim dedi mi çiftçiler elinde defter kalem eğitime hazır olmalı.

ama kapitalizmde böyle bir şey yok. parası olan danışman tutar, yatırımın kralını yapar, testini tahlilini tıkır tıkır yaptırır. sermayesi olan daha yatırımı yapmadan kazanır. türkiye gibi çarpık kapitalist ülkelerde ise köylü sürünür. bugün hangi üniversite köylüye hizmet ediyor? kim üniversiteleri kapitalistleştirdi? bunlar şehirlinin suçu değil. suçluyu yanlış yerde aramayalım.

Felâsife
23-03-2019, 11:32
Topraktaki verim düşümünden haberin yok.

Verim düşüklüğü mü? O ney ülen!
Demek bütün sorunların kaynağı o, bak ben bilmiyordum onu, söylediklerimi geri alayım o zaman!

Verim yüksek olunca ürünler "UCUZ OLACAK" he mi?
Aklın fikrin ucuzlukta, köylü bizi ucuza beslesin, tek dert bu hele.
Unut ucuzluğu, ucuzluk bitti, ucuzluk öldü!

Burada pahalı diye almazsın, dışarıdan getirtirsin, zekisinya öyle çözüm bulursun, sonrada bağımlı kalırsın, ondan sonra nereden getirecen, uzaydan mı?

Aç çiftçi kanallarını izle bakalım neler var orada, neler satıyorlar.
Kim alacak onları? Köylülerin sorunları ne? Zor değil onları anlamak, insan yahu onlarda.

Köylü klasik yöntemini bilir, cebinde para olacak ki senin dediğin sulama yöntemlerini, aletini edavatını makinalarını alsın.
Baştan beridir ben ne anlatıyorum, adamların ürettiği para etmiyor, zam yapamıyor, devlet düdüklüyor, halkta çanak tutuyor, senin gibi parası kıymetli, kafası iyi hesap yapanlarda o parayı onlara vermeye kıyamıyor.
Başka yerlere kıyıyor, anamın ak sütü gib ihelal olsun diyor, verdikçe veriyor, verdikçe veriyor, zamlı zamlı almaya devam ediyor.
Çünkü Şehirli bundan onöre oluyor, gururu okşanıyor, alıyor veriyor...

Hem köylünün para kazanmasına razı olma, hem de ileri teknolojiyle tarım yapmıyor diye onu eleştir.
Bunlar da klasik şehirli kurnazlığı, bunları geç oğulcuğum, adamlar ZAM YAPAMIYOR, sıkıntıları bu.

Hollanda dediğin adamlar senden bir kaç yüz yıl önce modernleşmiş, sen de tutup bizim klasik köylüyü, modern Hollandalı ile yarıştırıyorsun.
Kafan bayağı iyi çalışıyormuş, aman nazar değmesin! Senden öğreneceğimiz çok şey olmalı.

Alsana o Hollandanın patetesini, veya başka ürününü, getirt devlete bir kaç gemi, senin köylünden daha ucuza sat bakalım satabiliyor musun?
El kesesinden cömertlik yapmak kolaydır, hele sen at elini kendi cebine de, öyle cönertlik yapmayı dene bakalım, kolay mı oluyor zor mu oluyor?
Ondan sonrada sor kendine, işkembeden sallayan kim!

Azcık halden anlamaya çalış, insan halden anlamadıktan sonra, bir et parçasıdır! Kemik yığınıdır, biyolojik bir canlıdır, hepsi o!
Ama halden anlarsan, anlamaya çalışırsa, et parçası olmaktan çıkarsın, bireysellikten kurtulursun, insan olursun.
Bütünle KONTAK kurarsın.
Zor değil bunlar, yeter ki anlamak iste, taşlar bile dile gelir bülbül olur.

---

Şehirli kazığı yemeye gelince, yediğim bir kazık yok, şehirlinin kendi kendine attığı kazıksa mesele, ee! ondan bahsettim diye ben kazık yemiş olmam. Muhafeletler bile soğanı alıp eline, pahalılığından dem vuruyorsa, vatandaş nasıl geçinecek diyorsa, iktidarın yanlışına, o da başka bir yanlışla yaklaşıyorsa, burada iktidar, muhalefet zaten el ele vermiş demektir.
Al birini vur ötekine, görünüşte kavgalılar gibi görünsede, aynı amaç altında toplanmışlar. Yani SULH içindeler.

Köylülerin yediği o ızdıraplar/acılar enerji olarak geldi bana.
Atmosfere yayılmış bir enerji bu, o öylece duruyor orada.
Savunanı yok, sahipleneni yok, itilmiş, horlanmış, dışlanmış, yalnızlaşmış bir acı!

Şehirli ise hâlâ ucuz yiyecek peşinde!
Akıl veriyor ama para yok!

O yüzden hem bilgi hem rahatlama ikisi bir arada mümkün değildir, ama ben diğer bildiklerimle bunu absorbe edebiliyorum, yani rahatım merak etme, bildiğim için rahatım, bunarı söyleybildiğim için rahatım. Kalbimde en ufak bir kuşku yok.
Şehrin tek sorunu var, HUZUR!

Önceden dedim huzur meselesi, paylaşım denen şeyle ilgilidir, gerçi bunlarla pek ilgilnmezsin herhalde ama lazım olur, huzur kişinin kendinden gelmez, onu kendinden varedemez, anca karşısından gelir, haliyle herkes bir birini düşünmeden, o yerde HUZUR tesis edilemez.

Kızılderili sözünde olduğu gibi "Beyaz adam, paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!"

---

@Karakedi yazmasa senin bu araya kaçan mesajından haberim yoktu, gerçi iyi ki de olmamış, araya kaçan, ara kızıştırmaya da müsaitmiş, o da iyice belli oldu.
Sakın değiş me!

ilahimasal
23-03-2019, 12:43
sevgili felasife Anadolu köylüsüde az değil. Bu kadar da yüzlerini yıkama.

Muhalefet iktidar falan demişsinde. Anadolu köylüsü blok halinde iktidara rey kullanıyor.
Bu ne demek oluyor? Biz sizden siz bizden memnunsunuz olmuyor mu ?

Tarlasını ekmeyince destek aldı
Evdeki yaslı anasına 3 krş Maas bağlandi
Eve makarna kömür geldi

İnternet de girince degme köylünün keyfine Tarlasını bostanını ekeceğine ilceye gitti ve yurt dışından hazır geleni aldı ohh ne tatlı hayat.

Bu durumun ne zaman başladıgını bile unuttu. Öyle alıştıki verilen 3 krş paraya tarlasının yolunu unuttu.

Kimiside KAZANIYIM KÂR ediyim uyanıklığı ile tarlasına döktü kimyadal gübreyi yaktı o güzelim topragı toprak artık cevap vermiyor.

Bunlar olurken bir tane köylü kalkıpta noluyor lan demedi. Çocukları köyleri terk etti. Şimdi kalkıp ekmeye kalksa maliyet olarak baş edemez.

Köylüye bunlar olucak dendi uyarıldı. Onlar ne dedi ? Komunist anarşist bölücü teröristtt dedi. Tarlasını toprağını TOHUMUNU ve kişiliğini kapitalizme teslim etmenin acısını henüz daha cekmiyor. İleride kısa bir süre sonra acı acı çekecek.

Hani şehirli tüketici diyorsun ya ! Yok be felasife köylüde tüketici. İlçelere pazar kurulunca bir in de bak , köylü pazarcıya çok pahalı satıyorsun diyor.. köylü market rafından un bulgur fasulye nohut v.s alıyor.

Ya hepsini geçtim ekmeği marketten alıyor.

Kapitalizmin vazgeçilmez savunucusu olan bu hükümeti , guya din guya milliyetcilik davasını tavizsiz desteklediler .halende destekliyorlar.

Mitinglerde en ön saflara yerlestirilmiş insanlar şehrin değil köyden doldurulup getirilen tiplerdir. Huloooo diye bilincsizce her denilene bağırıyorlar. Köylünün siyadi parti mitinginde işi ne ?

Köylü degilde ondan.

Başta dedik ya onlara bir sekilde 3 krş para veriliyor. Mitinge gelirkende onlara 3 krs daha verildi . Miting bitince o 3 krş da marketteki ithal malları alıp o marketin kasasına bırakıp gidecekler. Markette HELAL market olarak işaret edilmiş zaten.

Ya felasife boşuna konuşuyoruz . Kapitalizm bizim dahi içimize işlemiş.

Kurtuluş yok . Kapitalizmin kurallarına siyasi yöneticileri eşliğinde uyucağız.

Direnecek bir kitle var mı ?

Felâsife
24-03-2019, 08:50
sevgili felasife Anadolu köylüsüde az değil. Bu kadar da yüzlerini yıkama.
Şehirliden köylüye fırsat gelmedi ki Şehir olayının adını hele bir tam koyamadık ki, şehirli bu kadar mağdur, masum olunca, haliyle savunanı da fazla olunca, dirençlerden dolayı köylüye geçme fırsatı gelemedi daha.
O da gelir bir gün elbet. :)

Körü körüne köylüden taraf değilim, gördüğüm bir sorunu deşeliyorum. Bunda bi karar kılamadık ki, sonra ki meseleye neşter atılsın.
Bu haliyle bile şehirli meseleden kendince sıyrılmış durumda, kabullenemiyor.... Neşter atıldığında, zaten hepten sıyrılacak, suçlu zaten hep ötekilerdi, kapitalistlerdi, partilerdi, köylülerdi vs. liste uzar gider, lakin kendiniyse hiç göremeyen bir yapı bu. Şehirli işi biliyor kendince ama bu kendini kurtarmaya yetmez, anca kendini kandırır.
Şehirlerin üzerinde bu kadar şaibe varken, bu işten bu kadar kolay kurtulamaz.

Dediğin gibi, Kapitalizm iliklerimize kadar işlemişse, başkalarını suçlamak yerine, insanın bunu kendine ne kadar yedirebiliyor ona bakmak gerek ama yok böyle bir bakış. Ne yaparsam yapayım, sisteme destek veriyorum bilinci demir leblebi... Yutması zor, hazmı ise daha zor.

İş dönüp dolaşıp UCUZ BESLENME meselesine gelip dayanıyor.
Ucuz olmayan bir hayatta, ucuz beslenme tam bir hayal.

Dünyada sistemler bu kadar bir birine ENTEGRE OLMUŞLAR, bizim insanımız hâlâ UCUZLUK hayallerinde!
Ucuz yaşamayı unut ey şehirli, sil kafandan bunu, HAYAL KURMA, birileri Amerika'ya rest çekecek, o da size dişini gösterecek, ardından dolar yükselecek, olmadı dünyada yakıt fiyatları fırlayacak, borsa düşecek, it dalaşları olacak, ambargolar gelecek, krizler habire kaşınacak. Yoktan SUNÎ krizler bile yaratılacak.

Hepsi de ne için?
Zam için!
Hep öyle olmadı mı?
Olanlar olacakların teminatı değil mi?
Neyin hayalini kuruyorsun ey şehirli!

Enflasyom, devalasyon, repo, faiz, borsa derken habire fiyatlar katlanmayacak mı? Burası küçük Amerika anla şehirli, senin ezebileceğin anca alt tabakan, köylün, büyük Amerika ise Zeitgeist belgeselinde, izle bak! Olamayan paralardan olmayan borçlar icat edilecek, ve sistem habire kendini yenileyecek.
Olay bu, UCUZLUĞU UNUT.

Hiç olmayan bir paranın bile, borçları altında eziliyorsun/ezileceksin, hangi ucuzluk ey şehirli?

Neyse, yazmanın sonu yok, hayallerle gerçekler bu kadar birbirine karışmışken, yazmanın da çok bir anlamı yok.

Sevgiler

ForumKirpisi
24-03-2019, 09:04
Felasife dedeciğim ne demek istediğini anlayamıyom ben.
Yazılarım yarım mı okunuyor, okunmuyor mu onu da kestiremedim.
Farklı frekansta mı konuşuyoz?

Hollandadan patates getirmek nedir, ne alakası var onu hiç anlamadım.
Akapeliler diyodu ya Akp geldi iphone çıktı bak chpde iphone var mıydı gibi olmuş.

Şimdi şehirli tarımı derken aslında topraksız tarımı bile kastetmedim.
Ama topraksız olsun, sera olsun, lab olsun türlü tarım örnekleri var.

Şehirli toprak satın alıp/kiralayıp gidip tarım yapıyor.
Toprak sahibi köylü olmazsa o köylü tarımı olmaz. Köylüler işçi gibi kullanılabilir ancak.

Hollanda örneğinde, tepeden Hollandayı uçakla gezerseniz ağzınız beyniniz her bişeyiniz uçar,
kafayı yersiniz. O tarlalar öyle planlı ki. Cetvelle çizilmiş yemyeşil alanlar, o kadar düzgün su yolları.
Su yollarında tarım ürünlerini taşıyan gemicikler. Muhteşem bir düzen.

Böyle oyunlarda bile olmayan görüntüler, çiçekler bilmemneler ekmiş adamlar.
Hayvanların otladığı parseller ayrılmış falan.

Aklınız almaz anlatmiyim. Yani o gezilip görülüp kafayı yenecek bişey. Muhteşem ötesinin ötesi.
Ülkemizin tepesini de uçakla gezerseniz bizim dandik tarlalarımızı görürsünüz özellikle Trakya. Plansız, programsız.
İyi tarım örneklerimiz az.

Şu anda çiçek,sebze meyve tohumu vs. zaten Hollanda'dan geliyor. Patates derken biz de aynısını yaparsak
Hollanda'dan daha çok ürün alırız. Hollanda'nın güneşi bizden daha az, ısısı bizden daha az. Sebzeye ısı lazım, güneş lazım.

Yanlış bişey demedim ben. Hepsi bunların gerçek. Hani sebze ısı istemez lan atma dingil diyemen.

Torpaktaki organik madde miktarının azalması aynı torpağa aynı ürün sürekli ekilip yeterli gübreleme, nadasa bırakma yapılmazsa
olur. Ayrıca gereksiz sulama da alır götürür.

Köylü fidan yetiştirip satabilir, onu da yapamıyor. Köylümüz mal malesef. Haftaya bende ekime gitçem köye pattis,bakla,domatis ekmeğe.
Damla sulamamız var, gübrelememiz iyi, torpağımız iyi. Köylü ekiyo mu ben geziyom tarlaları. Ekse ne olcak hep aynı hep aynı.
Damla sulamayı bile civarda ilk şehirli biz getirdik yıllar oldu 10 yıl oldu. Kapalı su kanalları vs. biz getirdik.
Köylü kahvede pişpirik oynuyor, karıları gönderiyolar. Cami falan şu sıralar.

Köylünün Life
Sabah kıl
Öğlen kıl
Akşam kıl
İkindi kıl
Yatsı kıl

böyle yani namaz oriented.

karakedi
24-03-2019, 09:32
Bi saniye simdi Türkü'nun dedigi dogru. Koylu ekmegi, siviyagi vs bakkaldan aliyor. Hele ekmek yapmakla ugrasmiyor artik. Kapitalizmin ekmegini tuketiyor. Koylu de sehirli gibi tuletimciyse kapitalizmin ayakta kalmasini saglamis olmuyor mu?

O zaman nesteri buraya atmak lazim. Koylu hem somuruden sikayet ediyor. Fiyatlara zam yapamadigini soyluyor. Hem de kapitalizmi besliyor. Bu ne yaman celiski.

Oyle degil mi?

Ben koyde birini gordum. Bicerdoverci. Adam bana akilli telrfonunu cikarip telefonuna indirdigi aplikasyondan tarlanin sinirlarini gosterdi.

1 adamda pickup vardi
2 akilli telrfon vardi
3 teknolojiyi kullanmayi biliyordu
4 kiyafetleri sehirli gibiydi. Duzgundu

Bunlar da kapitalizmin alametleri degil midir? Koylu akilli telrfon kullaniyor. Telefnonunda inter eti var. Turku nun dedigi gibi koylu internete girmekten tarlanin yolunu umutmus. Pahali diye tarlaya gubrr atmiyor. Babadan kalma ekim tekniklerinin ustune sunger cekmis. Koyde yan gelip yatiyor. Sonra da ekmek elden su golden. 2 tane patlican uretip bunu fahis fiyattan satma derdinde. Sehirli koylunun yaptigi bu dalavreyi gorup koylunun hain planlarini su yuzune cikartinca koylu diyorki sehirli kapitalisttir.

Aslinda asil kapitalist koyludur. Hatta daha kotusu. Güler sabanci mesela kapitalistin dik alasi. Ama o sirketinin bereketi icin sabah aksam ter dokuyor. Koylu napiyor sabahran aksama kadar teneke gibi evinde yatip akilli telefondan internete giriyor. Sonra mahsul az cikinca patlicani 30tl den satmaya calisip zararini sehirliden cikararak aslinda alicenginz oyunlari yapiyor, akli sira sark kurnazligi yapacak. Ama sehirli kendini kullandiirtmiyor koyluye.

O yuzden koylu milleti kapitalistlikte sabancidan koç'tan daha kapitalisttir. Koylunun zam yapmasini istiyorsak buraya nester atalim a dostlar...

Koylu eger ZAM yapmak istiyorsa calisacak. Oyle butun yan gelip yatarak uretimi dusurup mevcut mallara zam yaparak olmaz. koylunun sehirlinin SIRTINDAN gecinmesi dogru degil, sark kurnazligidir. Sehirli koyluyu bir besler iki besler, baska NEREYE KADAR besler? koylu kapitalistligi birakip KENDINI beslemesini ogrenmeli. Koyde hem KAPITALIST yasamini terk etmeyip hem de SEHIRLIYI SOMURMESI dogru degil. Koylu KAPITALISTLIGI terk etmeli.

Felâsife
24-03-2019, 09:47
Hahaha, köylüye neşter lafı bile, olayı nasılda değiştirdi, bu işler böyle. :D

karakedi
24-03-2019, 09:52
:) ben nesteri cikarttim sefim. Cekmek sana kaldi. Yalniz bu taktigi sevdim. Koylu sorununda metafizik yaklasimlar :) bundan sonra ben de boyle yazacagim.

NOT: bu arada bahsettigim bicerdoverci köylü KOT PANTOLON giyiyordu!!!

ilahimasal
24-03-2019, 12:29
Şehirliden köylüye fırsat gelmedi ki Şehir olayının adını hele bir tam koyamadık ki, şehirli bu kadar mağdur, masum olunca, haliyle savunanı da fazla olunca, dirençlerden dolayı köylüye geçme fırsatı gelemedi daha.
O da gelir bir gün elbet. :)

Köylü olmakta sehirli olmakta tercih meselesi olmuştur. ( İmkanların tercihi )

Felasife dostum

Şimdi köylü çoook üretirse ne olur ? Az üretirse ne oluru cevaplayabilecek kadar zeki birisisin.

Köylünün az veya çok üretmesi kendi elindemi ? Çok üretirse ürün ucuzlayacak az üretilirse pahalılanacak.
Denklem bu .

Denklemi işleten kim ? Kapitalizmin sopası hükümetler.

Türkiye de bu iş uzunca bir süre bitmiştir. Köylü çiftci hem kaliteli hemde bol üretim yapamayacaktır. Öyleki kendisi bile rafa koyulan ithal mala mecburdur.

Hem neyin tartışmasıki bu ? Köylünün zam yapmak için üretim yapacak pozisyonu bile yok.

Esas tartışılması ve ağzının payı verilmesi gerekenler bellidir. Ithal ürünü poşetleyip bize çakan yöneticilerdir.

Gimata git her bakliyat satış yeri poşet bastırıp birde dolum makinası ile harika ithal mal hizmeti veriyor.

Hsklısın köylüde emeğinin karşılığını alamayacağını bildigini köküne kadar öğrendiğinden çokta umursamıyor.

Bu işin gidişatı jyi degil

Petrolu kesseler araçlarımız yürümeyecek
Gazımızı kesseler donup geberecez
Ekmegimizi kesseler acimızdan ölecez

Tam bağımsız Türkiye diyenler haksızmıydı? Bu söylem bile siyasi görüldü. Halen başlarına ne gelecegini olayın içinde olmalarına ragmen anlayamayan ÇOMAR VE ÇOMARIÇE var ki , yapacakta birşey yok.

Hatta başlarına iş geldiği gün kendilerini uyaranlara suçu atacak kadar cibiliyetsiz bir toplumla iç içe yaşıyoruz.

Hepsini gectimde bu toprakları TOHUMA muhtaç edenlere agamsın pasamsın diyorlar ya ! Ne diyim ?

Sevgili felasife çok ama çok rezil bir durumdayız ama market rafları gırtlağına kadar ithal mal cakılı diye sevinen özellikle yaşlı başlı malların propagandası altındayız.

Felâsife
24-03-2019, 16:21
Sevgili felasife çok ama çok rezil bir durumdayız ama market rafları gırtlağına kadar ithal mal cakılı diye sevinen özellikle yaşlı başlı malların propagandası altındayız.

Ehehe, Mengen'li ağzıyla "Düzelü bea" diycem ama düzelmeyecek ki, tam bağımsızlık deyince, tam buğday ekmeği anlaşıyorsa, dışa bağımlılıkta ticaret anlaşılıyorsa, yiyecek fiyatlarını baskılamak maharet oluyorsa, ne dense boş.

Canım Osmancık pirinci varken, ithal pirinci rafta görmek iyyyg...
Gerçi bunlar iyi günler, o pirinci de bulamayız, ucuz diye plastik pirince de çok kaşık sallarız.

Sevgiler

Turdur
27-03-2019, 05:11
Hatta çok gerilere gidersek, Yahudilik başladığından bu yana bütün toplumlar hep bu şekil, programlanmış olarak yürütüldü.


Bu çıkarıma nasıl vardınız? Yahudiler kendi toplumları için bunu yapmış olabilirler ancak diğerleri için nasıl oluyor?

ilahimasal
28-03-2019, 20:19
Ehehe, Mengen'li ağzıyla "Düzelü bea" diycem ama düzelmeyecek ki, tam bağımsızlık deyince, tam buğday ekmeği anlaşıyorsa, dışa bağımlılıkta ticaret anlaşılıyorsa, yiyecek fiyatlarını baskılamak maharet oluyorsa, ne dense boş.

Canım Osmancık pirinci varken, ithal pirinci rafta görmek iyyyg...
Gerçi bunlar iyi günler, o pirinci de bulamayız, ucuz diye plastik pirince de çok kaşık sallarız.

Sevgiler

Sevgili felasife osmancık pirincini üreten osmancık ilcesinin eski bir pirinç üreticisi ile Ankara daki bir hastahanede gecen yaz 3 gün kadar beraber hasta( göz) olarak kaldık
Ahhh (.....×....) amca ,osmancık pirinci dedim , yegen o pirinci biz de yiyemiyoruz artık dedi. Bizde osmancık pirincini malum zincir marketlerin rafından yiyoruz. Dedi. Neyse

Kapitalizm bize plastik pirinç yedirirmi diyorsun? Yedirir valla. Bu millette yer.

Ankara Gimat
Ankara Gersan sanayilerinde akla ziyan işler oluyor ama kapitalizm oralarda sözde besin yoluyla agzımızdan genlerimize kadar giriyor. Halkda oradan üretilenleri naylon paketde keyifle tüketiyor.

Plastik de yedirirler. Agaç kabuguda.( rahmetli olmayan nevanın kulakları çınılasın)

ForumKirpisi
28-03-2019, 20:57
Gönen baldo tek geçerim. Gönen Baldo yiyin, Osmancık yemeyin.
Gönende üretim var Osmancıkta yok.
Osmancık para etmez. Gönen Baldo en iyisidir.

Hatta Tayvan yasemin pirinci yiyin. İthal çok güzel oluyor. Büsbüyük ve sivri uçlu.

Khaos
29-03-2019, 00:16
efendi-köle düzeninin varedicisi
kölelerin durumlarını kabul etmeleri gerçeğidir.
efendilerin gücü kölelerden gelir.

ev zencileri,
bu uzlaşmaz çelişkiyi görmezler/görmek de istemezler
işlerine gelmez
küçük egolarını cilalayıp
içerikten yoksun süslü kelimelerle habire oyalanırlar
efendilerini gizliden memnun etmeye çalışırlar

ev zencileri somutta karşılığı olmayan sözde çelişkiler
ve bu çelişkilere dayanak oluşturacak
içeriksiz genellemeler üretebilirler
bu tarz yaklaşımların şaşmaz dayanağı idealizmin biçimleridir

ekonomi her ne kadar ideolojik sözde bir bilimse de
belli varsayımlar altında bazı temel ilkelere de sahiptir

fiyatın arz talep tarafından belirlenmesi
tarım ürünleri arzının fiyata karşı elastik olmaması
gelir düzeyi düştükçe tarım ürünlerine ayrılan payın
gelire oranının artması bunlara örnek gösterilebilir.

büyüyen nüfus
artan tarım ürünü talebi
arz tarafında ise artan marjinal maliyet de tarıma dair diğer tespitler

bunlar oldukça basit bilgiler
bunları birleştirmek ise öyle ciddi bilgelik de gerektirmez

kendini cilalamak yerine gerçeğin peşinde olmak yeterlidir

Felâsife
29-03-2019, 01:55
Kapitalizm bize plastik pirinç yedirirmi diyorsun? Yedirir valla. Bu millette yer. Gdo dur, hormondur, homojendir filan falanı diye bir şeyleri yiyoruzya, bu iş TV de iki uzmanın raporlarına bakar.
Zararı yok faidesi var dediği anda bitti...
Yıllarca bu insanlara tereyağ yumurta da yemeyin zararlı dediler, bir kaç yıldır da pardon yiyebilirsiniz dediler.
Çikita muz geldiğinde de önceleri kimse yüzüne bakmadı, fakat sonradan kâh meraktan, kâhta havasından dolayı, ucundan kıyısından derken tatsız tutsuz demeyip aldılar/aldık.

Yeter ki raflara girsin, bir gün illaki alırız, ya merak edildiği için, ya da zaruret yüzünden hiç fark etmez, plastik pirincimiz de olur.
Sütlaçta, çorbada kim anlar ki dayan gitsin, afiyet olsun. :D

Pirinçte iç üretim %70-75 lerdeymiş, bunun da %70 ler de ki payı da Osmancık pirinciymiş, (Nikolanın dediği gibi Osmancığa gitmeye gerek yok yani :D ) Marmara bölgesi başı çekiyor, neredeyse yarı üretim oradaymış.
Bi blogta okudum ne kadar doğru yanlış bilmem, eskiden iç üretim %35-40 lardaymış, daha düşükmüş. Pirinç o zamanda ithal ediliyormuş yani, fakat bu Osmancık pirinci yaygınlaştıkça tutuldukça, son 10 yılda pirinç üretimi %75 lere kadar çıkmış.

Bir nevi ithalin kalitesizliği, Osmancık cinsi pirincin önünü de açmış yani. Bana çok ilginç geldi.

Nihayetinde pirinçte önemli bir besin, Asya da herhalde 1. sırada olsa gerek, bizde ise kişi başı 9-10 kg tüketilen bir şeymiş.

Sevgiler
Gönende üretim var Osmancıkta yok.
Osmancık para etmez. Gönen Baldo en iyisidir. Para etmez dediğin pirinç, Türkiye de en çok üretilen bir cins, istersen araştır biraz.

Yerli olsunda hangisi olursa olsun, hepside iyidir.

bilgivehis
29-03-2019, 02:16
Bu çıkarıma nasıl vardınız? Yahudiler kendi toplumları için bunu yapmış olabilirler ancak diğerleri için nasıl oluyor?

Sömürü daha önceden de vardı, ancak sömürünün sistemleşmesi Yahudi diniyle başladı ve daha sonrakiler de aynen devam ettirdi. Aynı zamanda Yahudiler sömürü hakimiyetini hiç bir zaman bırakmadı, sömürücü sınıfın proje merkezi onlardı halen de onların elinde. Bu proje, sömürücü sınıfın her daim desteklenmesi ve ezilen sınıfın çoğunu köle, bir kısmı da ücretli asker üzerine kurulu. Bu sistemi dinlerle özellikle islamla, kavram kargaşasıyla, devletle ve günümüzde teknoloji ile desteklediler.
Hatta evrim sürecini plana dahil ettiler, sapienslerin henüz ilkel sürecin içinde oluşunu çok iyi kullanarak toplumların beynini işgal ettiler, bu da sömürü sisteminin yürümesini daha kolay hale getirdi.
Dolayısıyla sömürücü sınıf için şucu-bucu önemli değil, önemli olan sistemlerinin yürümesidir.

Turdur
29-03-2019, 03:34
Sömürü daha önceden de vardı, ancak sömürünün sistemleşmesi Yahudi diniyle başladı ve daha sonrakiler de aynen devam ettirdi. Aynı zamanda Yahudiler sömürü hakimiyetini hiç bir zaman bırakmadı, sömürücü sınıfın proje merkezi onlardı halen de onların elinde.

Böyle bir şey yok. Yahudi'nin bugün ki yükselişinin gelişimi 300-400 yılı geçmez. Binlerce yıl sürgün hayatı yaşadıklarından dolayı Avrupa'da ki Yahudilerin bir çoğu birbirinden habersiz ve kopuk yaşamışlardır. Örnek olarak Orta Avrupa'da ki Yahudi ile Rus Yahudileri birbirlerinden kopuk kalmışlardır. Osmanlı'da ki Yahudi ile Hollanda Yahudi'si birbirini tutmaz.
Bugün bile Yahudi tepede mi onuda tam bilemeyiz, beyaz anglo-saksonlar varken.

ForumKirpisi
29-03-2019, 05:51
valla günümüzde filistinlileri asıl yahudiler yapan diğerlerini de aslında hiç sürülmemiş olarak belirleyen iddia en gerçeğe yakın.
yahudiler hiç bi zaman bir ve tek kaynaktan olmamışlar ki.
mesela hazardakilere arap gezginler tanıtmış olabilir. ama niye topluca musevi olmuşlar onu anlamadım belki de güneyden göç alıp sindirildiler.
yahudiler üzerine olan şeyler hep ötekileştirmeden kaynaklanıyor bence. özel bi durum yok.

ForumKirpisi
29-03-2019, 06:05
@bilgivehis musevilerin tepede olduğu inanışı anti-semitiklerin uydurması. aynısını müslimler için diyolar şimdi.

önce tüm yehüdiler aynı inancını yayıp yerleştirdiler, sonra da onları her şeyin gizli sahibi yaptılar ve savaş açtılar.
şimdi ingilteredeki beyinsiz gruplar müslimler almanyayla fransayı yönetiyor diyor.
hatta abyi müslimler yönetiyormuş.

hep aynı safsatalar.

kimsenin bi yeri yönettiği yok. bi yeri yöneten varsa o da abddeki para babaları. onlarda yönetmiyor mallara saçıyor.

ilahimasal
29-03-2019, 08:57
......

Ben pirinci tercih etmiyorum . Bulgur tercih ediyorum. Onunda yerli ve iyisi yok.

Pirinç iç üretim derken yerli diyemiyorsun. Osmancık pirinci dedigin osmancıkta degil isterse başka yerde olsun.
Osmancık pirinç tohumu , tohum yasasından ayrıcalıkmı aldıda , şurada burada aynı isimle ekilebiliyor ?

Dostum yalan söylemek o kadar basit ve müşterisi olan bir sey ki , osmancık diye her seyi bize itekleyebilirler.



Bırakın kendinizi motive etmeyi.
Nerede Ayaş domatesi? Mesela. Pazara ayaş domatesi diye getirdikleri domatesin ayaş olmadıgını sende bende iyi biliyoruz . Tohumunu ektiğimde tekrar vermiyor.

Ayaş domatesi YOK
Osmancık pirincide YOK.

Elinizde yerli tohum varsa eker yersiniz. Ticari olarak ekemezssiniz.
Ekiyorsanız o tohumu , O tohum hem iç üretim olur , hem yerli olur
Aksi olamaz

Para kazanmayı kafaya koymuş köylü sehirli karışımı , melez tacirin insanlara osmancık pirinci yedirmek gibi bir derdi yok. Gönem miş bilmem neymiş bunlar laf ve hikaye.

Su basar yeri buldugun zaman , ek tohum yasasının sana dayattıgı tohumu oldu bitti.

Köylerde bir kısım insanın elindeki tohumlar hariç öyle tohum falan yok. Devletin kasasında var mi yok mu ? Mechul. Bu günkü yöneticilerind her lafı YALAN olduğu için kasada tohum var diyorsa YALAN söylüyordur.

ForumKirpisi
29-03-2019, 09:48
elindeki tohum lisanslı değilse üretip satamıyon galiba.
amatör tohum tutanlar ekemiyo o yüzden.

bizde böyle çok eskilerin tohumları vardı bi ara onları bulduk ektik.
devam ettiriyoduk. ama not falan alınmamış.

gavurlarda bunun profesyonelleri var adam gidip toplamış. bizde tarım arge ülke boyutuna oranla yerlerde. böyle milyon nüfuslu ülkede olması gereken boyutta.

girin ürün çeşitlerine bakın hollanda almanya amerika fransa japonya imalatı hepsi. japonyada pek tarım yok ama onlarda eklemiş bişeyler.

koskoca tarımın beşiği orada yok.

Felâsife
29-03-2019, 11:43
NOT: bu arada bahsettigim bicerdoverci köylü KOT PANTOLON giyiyordu!!!
Başka bir şey giyse zaten tuhaf olurdu, zira Kot dediğimiz şey, yabancıların Jean dediği şeyde, öncesinde işçi ve köylü için, kalın ve dayanıklılığı yüzünden üretilmişler.
Sonradan asortik olması, onun asli kullanım amacını değiştirmez.

Neyse Muhteşem Kot'un hikayesi (https://listelist.com/muhtesem-kot/) çok ilginç, pimapen, selpak gibi kendi sektörüne ismiyle damga vurmuş, yerli bir marka KOT, ama unutulmuş gitmiş.

Jean'ın hikayesini kovboylar da giyiyordu, onu bir çiftçi kıyafeti olarak zaten biliyordum ama KOT meselesini yeni öğrendim.
Helede İnalcığın dediği gibiyse mesele, adamlar üstüne iyi yatmışlar.

Ben pirinci tercih etmiyorum . Bulgur tercih ediyorum. Onunda yerli ve iyisi yok.
Bulgur da bana dokunuyor iyi mi, 3-4 yıldır kara listemde, pirinçte sıkıntım yok, ama tabii bir sürü bulgurlu çeşitlerden mahrum kalıyorum hiç hoş olmuyor.

Pirinç iç üretim derken yerli diyemiyorsun. Osmancık pirinci dedigin osmancıkta degil isterse başka yerde olsun.
Osmancık pirinç tohumu , tohum yasasından ayrıcalıkmı aldıda , şurada burada aynı isimle ekilebiliyor ?
İç veya Yerli aynı anlamda benim için, bir fark gözetmedim, zaten pirinçte arada ki ayırımı da varsa bilmiyorum.
Osmancık pirinci OSMANCIK-97 (http://www.ozergida.com.tr/onemli_bilgiler_turkiye8217de_yetistirilen_celtik_ cesitleri-l-1-sayfa_id-101-id-4097-g_id-2563-f-ed21e1945cfada4b280da23e4fe02bb3): (Edirne Z.A.E) geçiyor. 1997 de çalışmalar sonuçlanınca bu adı almış. İsim olarak tescil ettirilmiş, sanırım Osmancık ilçesinde yapılmış bu çalışmalarda, oradan dolayı da bu isim verilmiş.
Ama en çokta Marmara bölgesinde üretiliyormuş pirinç, helede Osmancık cinsi pirinç.

Dostum yalan söylemek o kadar basit ve müşterisi olan bir sey ki , osmancık diye her seyi bize itekleyebilirler.
Yani, olursada hiç şaşırmayız herhalde, neler duyduk neler.
Pirincinde lakabı beyaz altın ki, cazibesi var.

Sevgiler

bilgivehis
29-03-2019, 12:44
Böyle bir şey yok. Yahudi'nin bugün ki yükselişinin gelişimi 300-400 yılı geçmez. Binlerce yıl sürgün hayatı yaşadıklarından dolayı Avrupa'da ki Yahudilerin bir çoğu birbirinden habersiz ve kopuk yaşamışlardır. Örnek olarak Orta Avrupa'da ki Yahudi ile Rus Yahudileri birbirlerinden kopuk kalmışlardır. Osmanlı'da ki Yahudi ile Hollanda Yahudi'si birbirini tutmaz.
Bugün bile Yahudi tepede mi onuda tam bilemeyiz, beyaz anglo-saksonlar varken.

Hristiyan, İslam ve diğer dinlerin bütün faaliyetleri dolaylı-dolaysız Yahudilerin hakimiyetini yürüten ve onları sömürücü sınıfta tutan başlıca etkenlerdi. Zira dinlerin sömürü amaçlı oluşu dahi onların ayakta durmasına yeterliydi.
Sonuçta dinler sadece bir ibadet merkezi değil, aynı zamanda planların yapıldığı bir örgüttürler. Yahudiler daha ziyade sömürücü sınıfın merkez yönlendirici konumundaydılar, bunu merkezin dışından veya içinden yürütme taktiği uyguladılar, aynen günümüzde yaptıkları gibi.
Ayrıca sadece dinlerden değil, gelişen her şeyden yararlanmayı çok iyi bildiler, üretim araçları, bilimi de çok iyi kullandılar. Önemli bilimadamlarının çoğunun Yahudi olması tesadüf değildir.
Bugün Türkiye devletinin başındaki şahsın bir Yahudi olması ve Yahudi onur ödülü alması, hep bu projenin günümüze kadar sürmesinin sonucudur.
Bu durumda diğer dinlerin saldırısına uğramaları, azınlık veya dağınık olmalarının bir önemi yoktur.

Ayrıca bu durum evrim süreciyle de doğru orantılıdır, bunu Mao Zedung da dile getirmiş, kendi mücadelesinden ve dünyadan örnek vererek "azınlık genelde daha güçlü" demiş.

karakedi
29-03-2019, 14:21
Başka bir şey giyse zaten tuhaf olurdu, zira Kot dediğimiz şey, yabancıların Jean dediği şeyde, öncesinde işçi ve köylü için, kalın ve dayanıklılığı yüzünden üretilmişler.
Sonradan asortik olması, onun asli kullanım amacını değiştirmez.

Sayın Felasife,

sizinle tartışılan her konu bir miktar muallakta kalıyor :) Jean pantolonun tarihi vs o başka konu. dilerseniz ayrı bir başlık açıp kot pantolonun etimolojisine ve tarihsel ontolojik kökenlerine inebiliriz.

ha bence gerek yok. siz şehirli yaşantısından örnekler vererek sırf onların şahsi anlayışlarından ve kişisel zevklerinden dolayı kapitalist olduğunu söylediniz.

ben de diyorum ki köyde kot pantolon giyen adamlar var. akıllı cep telefonu kullanıyorlar. telefonlarında internet var. o kadar çok internette takılıp, facebooka foto falan atıyorlar ki, artık tarla nasıl ekilir unutmuşlar. bütün gün internette aylaklık yapıp yıl sonu mahsul az çıkınca "yav biz bunu şehirliye fahiş fiyattan iteleyelim gitsin" politikası güdümlüyorlar.

üstelik şehirli gibi kot pantolon modasına tabiiler.

ee bu kapitalizm değil mi? sizin mantığınıza göre şehirdeki kent yoksulları ve emekçiler kapitalist ise, o zaman kot pantolon giyip köydeki fotosunu facebooka yükleyen, bütün yaz gevezelik yapıp patlıcanı 30TL den şehirliye itelemeye çalışan köylü de kapitalistin alası o zaman.

bu mantaliteyle buraya geliyoruz olamaz. hiçbir bilimsel disipline dayanmayan şahsi gözlemlerle o kapitalist, şu burjuva, bu bencil...

Felâsife
30-03-2019, 03:12
sizinle tartışılan her konu bir miktar muallakta kalıyor :)
Bu benden kaynaklanmıyor, hatta bu konuda fikrinizi iyice de netleştirdiniz, köylüde kapitalist oldu çıktıya :) bu köylü ne yapsın, şalvara mı talim etsin, ya da pantalonunu da kendi mi üretsin, teknolojiyi de kullanmasın mı? Ne etsin!
O da bir insan nihayetinde ama ona çok görülüyor, zaten "köylü zam yapmasın" meselesi bu işin zirvesi, nirvanası.

Şehirli pahalı, lüks, bohem bir yaşam istiyor, İSTER HAKKI ama fukaralar gibi de yiyecek ucuz olsun istiyor. Bu nasıl bohem, bu nasıl lüks!

Daha önce bana dediniz ki "tüm türkiyede böyle düşünen tek kişi sizsiniz."
...
"patlıcan 15tl olması gerektiğini savunan ilk ve tek kişisiniz."

Tek kişi olduğumun bilincindeyim zaten, :) mesele çoğunluğun böyle düşünüyor diye "haklı" olması meselesi ki, diyorum ki çoğunluk "haklı" değil.
Bu yanlış yol, köylü küsünce veya ekmeye artık ekonomik olarak gücü yetmeyince, zarar edince, İşte şehirliye o zaman Mart karları yağar.

Şimdi laylaylom dışardan yiyecek destekleri geliyor, raflar, tezgahlar ithalle doluyor, millette alıyor, ama o işte sekteye uğrayacak, fiyatlar artacak, İLLAKİ ARTACAK, krizler olacak, dünyada kriz olmasa olmaz ki, o zaman ne olacak?
Yerli/iç üretim de olmayacak, mecburen kuzu kuzu pahalı pahalı alınacak. HEMDE NEREDE KALİTESİZ ÜRÜN VARSA ONLAR ALINACAK, o da alınabilirse.

Hele hele Türkiye bir ambargo yerse-ki hiç tesadüf olmaz- tam ayvayı yeriz diyecem ama yiyecek ayva bile bulabilirsek şanslı oluruz.

O zaman şehirli bohem, lüks yaşantıya tam kavuşur bak!
Her şey dışarıdan geliyor ve pahalı, breh, breh, breh...

Şimdi köylüye zam yapılması onlar teşvik edecek, gaza getirecek, yüzünü güldürecek, zaten yiyecek fiyatları da belli bir seviye durur, merak etmeyin, örnekleri de var.
Lakin şehirli inat etti ZAM YAPTIRTMIYOR, iktidarı muhalefeti el ele, halk zaten elini hiç bırakmadı.
Gerçi bizim insanımız poşette 25krş hesabını yapa yapa bitiremedi, köylüye zam yaptırırsa, uykuları kaçar psikolojisi neyim kalmaz.

Hasılı,
Hedefim "KİŞİLER" değil, "FİKİRLER" değil, "OLAYLAR" değil, "ORTAK AKIL" denen alandır.
(Dur ben bunu imzamda kullanayım)

Sevgiler

karakedi
30-03-2019, 03:58
Lakin şehirli inat etti ZAM YAPTIRTMIYOR, iktidarı muhalefeti el ele, halk zaten elini hiç bırakmadı.

Sehirliden kastiniz nedir? Kimler var bu sehirlinin icinde? Sehirli kavramini nasil kategorilendirdiginizi aciklar misiniz?

Felâsife
30-03-2019, 04:33
Sehirliden kastiniz nedir? Kimler var bu sehirlinin icinde? Sehirli kavramini nasil kategorilendirdiginizi aciklar misiniz?
Şehirli deyince ne anlaşılmıyor ki, ben onu anlatamıyorum, şaştım kaldım. :) 10 sayfa olmuş Şehirlinin ne olduğuna dair soruları soruyorsak, bu işi yokuşa sürmekten başka bir anlamı olmaz.
Daha öncede bu konuda, bir kaç kez daha kastımında kimlerinde ne olduğunu söyledim ama yok sil baştan gene aynı soru.

Kaldı ki Şehirli denilen şey bu kadar karmaşık olmasa gerek, ama içinde yaşadığımız halde oluyor-muş.

Sevgili @Karakedi sanırım bu fasılda sona erdi, artık başka konularda görüşürüz.

Khaos
30-03-2019, 11:43
Şehirli deyince ne anlaşılmıyor ki, ben onu anlatamıyorum, şaştım kaldım. :) 10 sayfa olmuş Şehirlinin ne olduğuna dair soruları soruyorsak, bu işi yokuşa sürmekten başka bir anlamı olmaz.
Daha öncede bu konuda, bir kaç kez daha kastımında kimlerinde ne olduğunu söyledim ama yok sil baştan gene aynı soru.

Kaldı ki Şehirli denilen şey bu kadar karmaşık olmasa gerek, ama içinde yaşadığımız halde oluyor-muş.

Sevgili @Karakedi sanırım bu fasılda sona erdi, artık başka konularda görüşürüz.

10 sayfadır boş yapan
bi tarafından şehirli/köylü karşıtlığı kuran
ekonomiye dair formasyonunun sıfır olduğu zaten belli olan
bilgelikten de nasipsiz olduğu ortaya çıkan
bi kavramı bile açıklamaktan aciz olan
durumunu komik lafazanlıklarla örtbas etmeye kalkan
''köylü zam yapameyyo'' matrası ile
köye vefa borcunu ödeyebileceğini zanneden
kerameti kendinden menkul sezgicilik demek ki buymuş
bi çeşit idealist zırvadan başka bişey değilmiş

nezaket arkasına gizlenmiş erdemlerin ikiyüzlülüğü
sahtekarlığı teslimiyetçiliği temelsizliği yalancılığı
goygoyculuğun ötesine gidemeyen
sözde entelijansiyenin boş muhabbeti

ForumKirpisi
30-03-2019, 12:06
Nezaket arkasına gizlenmemiş erdemlerle söylemek lazım.

ben köye gidince köylü oluyorum köyden ayrılınca köylü olmuyorum.

Bi sticker yapıp arabalara yapıştıralım Köylü zam yapamıyor diye.
İlk defa böyle bişey görüyom bi sürü köylü tarımcı çiftçiyle konuşuyoz hiç Köylü zam yapamıyor diye bişey duymamıştım.
Hadi lan akşama pattisin kilosuna 15 TL zam yapıyorum deyip zam yapsınlar.

karakedi
30-03-2019, 13:38
Şehirli deyince ne anlaşılmıyor ki, ben onu anlatamıyorum, şaştım kaldım. :) 10 sayfa olmuş Şehirlinin ne olduğuna dair soruları soruyorsak, bu işi yokuşa sürmekten başka bir anlamı olmaz.

vallahi ben şehirlinin ne olduğunu 10 sayfadır açıklıyorum. 10uncu sayfanın sonunda siz yine diyorsunuz ki köylü zam yapamıyor. çünkü şehirli yaptırttırmıyor. sonra üstü örtülü bir şekilde şehirdeki yoksulların şehirli kapitalistler-siyasiler-zenginler ile işbirliği yaparak köylüyü ezdiğini söylüyorsunuz.

şimdi efendim burada ben dahil hepimiz afaki konuşuyoruz. ben dilim döndüğünce bunu kişisel yargılardan kurtarmaya çalışıyorum. ama görünen o ki beceremiyorum.

TÜRK-İŞ açlık sınırı 2000 TL olduğunu açıklamış. yani asgari ücret. bilimsel konuşmak bu demek. isterseniz açlık sınırının nasıl hesaplandığını, kiranın ve yiyecek malzemelerinin bunun içindeki payını ve bu sınırın tüm türkiye için aynı olup olmayacağını tartışalım.
Dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2 bin 8 TL olarak belirlendi
Türk-İş araştırmasının 2019 Ocak ayı sonucuna göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2 bin 8 TL, gıda harcamasıyla birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 6 bin 542,88 TL, evli olmayan-çocuksuz bir çalışanın yaşama maliyeti ise aylık 2 bin 451,97 TL olarak hesaplandı.
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/turk-isten-2019-ocak-ayi-aclik-ve-yoksulluk-siniri-arastirmasi-41097311

şimdi 4 kişilik bir aile düşün. hatta erdoğan dedi ki 4 çocuk yapın. ama biz yine aileyi anne baba dahil 4 kişi düşünelim. bu ailenin açlıktan ölerek yok olmaması için bu eve asgari ücret girmesi lazım. ülkede işsizlik var 15% falan. genç işsizlik 25%. benzin 7TL. dolar 6TL. orta ve küçük sermaye iflas etmiş kapatmış. büyük sermaye konkordato ilan ediyor, devlet yoksullardan topladığı işsizlik fonu ile patronları kurtarıyor.

ADAM KARISINA BU ORTAMDA İŞ BULAMAMIŞ. kadın evde yemek yapıp yerleri siliyor. çocuklar eğitim-öğretim için hayat kavgası veriyor.

şimdi bu kadın domatesi 1TL ucuza almak için tanzim kuyruğuna girmiş, saatlerce sırada bekliyor. üstelik kendini de yoldan geçenler tarafından aşağılanmış hissediyor. çünkü toplumda eşitsizlik var, bazıları tanzim kuyruğuna girmezken yoksullar saatlerce bekliyor. günün sonunda domates kalmadı diyorlar. bibere yetişemiyor. soğan alıp eve dönüyor.

şimdi sol elinde boş poşet, sağ elinde 2 kilo soğan taşıyan bu kadın ve ailesi nasıl oluyor da köylüyü sömürüyor? bu aile zaten açlık sınırında yaşıyor, daha nasıl köylüye zam yapsın diye destek olabilir. ne bekliyorsunuz yani gebersin mi?

buyrun dinliyorum. çünkü neyden bahsettiğinizi, nasıl bir mantaliteyi savunduğunuzu gerçekten anlamıyorum artık. o yüzden sordum. siz şehirli kavramı ile ne anlıyorsunuz?

ForumKirpisi
30-03-2019, 13:48
istanbulda kötü evlerin kirası 3000 lira. benim zamanımda öğrencilik için ilk defa ev aradığımızda ahır gibi ev 1500 liraydı.

yaşadığım ilde 1500 liraya, havuzlu villa tutabilirdin. 2 çok büyük avmye 3 km yürüme mesafesinde yapı marketlere teknoloji markete caddelere, devasa bi şehir parkına, orman-dağ sosyal tesisine 5 km. balık çiftliklerine 6 km.

bu şimdi 9 sene falan oldu.

istanbulda 1500 liraya sadece merkezi konum, bodrum kat, badanası dökük ışık almayan bir ev. çevresi tekinsiz.

şehirde sürünen büyük kesimler var bunlara şehirli yerine salak tanımı yapsan daha doğru. 30 yıldır iş arıyorlar. 30 yıldır özendikleri yaşam şartlarına kavuşacaklar bi bakıyorsun etraflarında 10 milyon daha kendileri gibi sürünerek yaşayan insan var.

fakir birisi istanbulda yaşamak yerine küçük bir ilde, ilçede veya köyde çok daha iyi yaşam şartlarına kavuşabilir.

ama evcil hayvanlar gibi şehirli kırması birisini köye bırakırsan orada tarım hayvancılık falan yapamaz.

kendini hazırlaması bilgi edinmesi lazım. kısacası saman beyinli birinden hiç bi şekilde faydalanamazsın anca tüketici olur, ağır işçi olur. yük taşımak bile zeka istiyor çizmeden vurmadan.

Felâsife
30-03-2019, 15:14
10 sayfadır boş yapan
bi tarafından şehirli/köylü karşıtlığı kuran
ekonomiye dair formasyonunun sıfır olduğu zaten belli olan
bilgelikten de nasipsiz olduğu ortaya çıkan
bi kavramı bile açıklamaktan aciz olan
durumunu komik lafazanlıklarla örtbas etmeye kalkan
''köylü zam yapameyyo'' matrası ile
köye vefa borcunu ödeyebileceğini zanneden
kerameti kendinden menkul sezgicilik demek ki buymuş
bi çeşit idealist zırvadan başka bişey değilmiş

nezaket arkasına gizlenmiş erdemlerin ikiyüzlülüğü
sahtekarlığı teslimiyetçiliği temelsizliği yalancılığı
goygoyculuğun ötesine gidemeyen
sözde entelijansiyenin boş muhabbeti
Eyvallah.

Ben zaten senin kabul etmeni, iltifatını beklemiyorum ki, öyle mi zannediyorsun yoksa, istesen de edemezsin ki çünkü "kişisel" noktasında takılı kaldın, kurtulman da zor. Gel "fikirleri" tartışalım desem, "olayları" tartışalım desem, onu bile tartışamazsın ki, şu noktada bile, mesele "köylüyken" kişiselden beslenmeye çalışıyorsun, hatta uyarıda aldın, mesajlar da silindi ama yok alışkanlıklar değişmiyor... Hedefin bu kadar küçük o çok belli.

Hedefine beni almışsın, tipik avcı içgüdüsü, genetik dürtü.
Ama unutma ki benden av olmaz, bilakis ben de AVCIYIM. :)

Bende senden besleniyorum, farkında mısın?
Bu söylemlerin anca, benim doğru yolda olduğumun göstergesi olur, anlıyor musun?
Anlayacağını biliyorum...

Beni bu güne kadar bu fikirlerim de esas bu ŞEHİRLER besledi, yaptıkları yanlışlar, egolar besledi, söylediklerine değil yaptıklarına baktım, al tersine çevir doğrularını, ortaya güneş gibi çıksın yanlışlar, HER YER MALZEME DOLU.

Karşımda ki insanın kafasını karıştırmayı severim, çünkü karıştırdıkça o kişinin esas niyeti ortaya çıkar.
Aradığım da odur, onun nerede olduğunu da iyi bilirim.

Mahalle bakkalı alevi bir arkadaş, güyâ Tayyipten filanda nefret eder, aramızda iyidir kendiyle, bir kaç gün önce, konu geldi yiyecek meselesine çok pahalıymış da, aracılar aradan çekilmeliymiş de, maliyetler düşmeliymişte, ucuzlamalıymış da filan dedi. Tıpkı bu konuda ki gibi şeyler işte.
Ben de sen Tayyipçisin galiba, onunla aynı şeyleri düşünüyorsun ve yapıyorsun dedim, köpürdü... :D
Yok öyle değilde, şöylede demelere başladı, madem Tayyipten farklısın aynı şeyi niye savunuyorsun? dedim.
Bu çözüm değil ki, çözümsüzlük, ithalle, baskıyla bu iş mi çözülür?

Hiç boşa itiraz etme, senin bu dediğini Tayyip zaten yapıyor, emri verdi aracıları aradan çıkarttı, çıkartmaya çalışıyor da, tanzim işi zincir marketlere de girdi, yiyecek fiyatları yarıya indi çoğu kalemde, fakat diğer ürünlerde hiç gerileme yok, hatta hepside iyice zamlandı, bir birleriyle yarış ediyorlar, buna ses etmezsen Tayyipten bir farkın yok ki? dedim.

Aracılar aradan çıkınca, köylü daha mı çok kazanacak?
Tabi ki Hayır...
Böyle bir vaat yok zaten ortada.
Köylünün satış fiyatı aynı kalacak, sadece şehirli bu işten daha kârlı olacak, aracının aradan çıkma meselesi bu.
Hani aracıyı aradan çıkartılıp, fiyatlar gene aynı kalsa tüm kâr köylüye gitse anlarım ama mesele o değil ki, mesele sadece KURNAZLIK. :)

Arkadaşa dedim ki 1 sene zam yapma bu mallara, seneye sattığın fiyata alabilecek misin? Hayır dedi. Hatta daha da üstüne çıkar, alamam dedi.
Zamlı al, eski fiyattan sat dedim, buna hiç olmaz dedi.
İşte köylüde aynı dedim.
Baktı iyice sıkıştı, "BANA NE KÖYLÜDEN" dedi...

Olay bu.
En dipte yatan bu, BANA NE!

Şehirli kafası sadece kendini düşünüyor, mesele köylüye gelince ondan "fedakarlık" bekliyor.
Ne güzel bir dünya! Ne ûlvî bir düşünüş!

İşin en tuhafıda güyâ aralarında ayrılık varmış gibide, 2 ayrı partiyede bölünüyorlar/bölündüler, oysa temelde aynı şeye odaklılar. Gizli ittifak!
Etki/Tepki bir birlerini varederler... Birbirlerine muhtaçtırlar.

Açık ittifaklar belli oldu, gizli ittifak belli olmadı, Köylünün anlamadığı da bu zaten. Gizli ittifakın kendilerine karşı olduğunu anlayamadılar.
TV ler de açık ittifakları bahsediyorlar, tiyatro güzel tabi onlarda ona kanıyorlar.

ŞEHİR ve KAOS

KAOS kuralları geçerli artık, Şehirli bile şu haliyle köylüyü düşündüğünü sanıyorya, ilginçtir... Öyle söylüyorya öyle zannediyor. Lakin söylemekle işler hallolaydı, filozoflar neler neler söylediydi, kitaplar neler yazdıydı da gene bir şey değişmedi.

TAO'cuların dediği gib, "Herkes aynı şeyi yapıyorsa o KAOS'tur", "aynılaşma KAOS'tur."

Bu karışıklık gibi görünen durum, bir aynılaşma meselesi, yani danışıklı döğüş, yani KAOS.

---

Mesele nerelere gitmiş, kapitalizmi de aşmış, KAOS a da gelmiş, sen de gelmişsin kişisele takılmışın, ne olacak benim kişisel hesabım peşindesin, herkesin derdi ayrı yahu :D

Getirsene köylüye çözüm? Daha iyisini sen yap? Haydi... Yapamaz mısın... Lafını da edemez misin... Burada yaptığımızda anca "LAF" zaten, tarihe not düşmüyoruz, borsaya etki etmiyoruz, hiç bir şey etmiyoruz, ya ne ediyoruz, paylaşım, paylaşım, paylaşım.
Hepimizde bu hayatta Kİ etkisiz elemanlarız... O yüzden buralardayız, lakin bu işin lafını bile yapamamak tuhaf değil mi?

Ben kişileri bağışladım gitti, işim olmaz kişilerle/kişisellikle, imzama tabiyim.

Kişilerin, fikirlerin, olayların gözlemcisiyim, ortak akılın hastasıyım :)

Felâsife
30-03-2019, 15:32
buyrun dinliyorum. çünkü neyden bahsettiğinizi, nasıl bir mantaliteyi savunduğunuzu gerçekten anlamıyorum artık. o yüzden sordum. siz şehirli kavramı ile ne anlıyorsunuz?

Buyuracak bişi yok sevgili karakedi, "uç nokta" deyince sizde bir çağrışım yaptı mı? Ben de DEJAVU etkisi yaptı mesela. :)

Uç örnek veriyorsunuz yine mesela, verinde, oysa ben daha öncede bunu açıklamıştım, fikrimi söylemiştim, konu dönüp dolaşıp, gene aynı soruları sormaya geliyor. Böyle tartışılmaz ki, böyle bir yere varamayız ki?

Mesela sizde köylüler kapitalist o zaman dediniz, iyi güzel, ben hangi köylü desem, kapitalizm ne desem, bunun sonu gelmez ki?
Okuduğum gibi anladım, anlamamışlık etmedim. Ne anladıysam o, doğru veya yanlış.

Bir iki soru bir sohbette güzeldir, sohbetide açar, lakin sürekli sorular sohbeti bozar, yemeğe atılan fazla tuz gibi bozar, benim için bozuldu zaten.

Sonuçta benim sizi ikna etmek gibi de bir mecburiyetim de yok, ne anlarsanız o, ötesini ben öğretemem ki? Böyle bir misyonum da yok.

Sevgiler

ilahimasal
30-03-2019, 15:52
Felasife emekli falanmı oldun ?
Tavırlar deişti.
Imza deişti.
Kimlik deişti.

Tarlaya konteyner attığın günden beri köylü zam yapsın diyorsun. Hayırdır gardaş. Tarlaya ne ektin.

Felâsife
30-03-2019, 16:09
Felasife emekli falanmı oldun ?
Tavırlar deişti.
Imza deişti.
Kimlik deişti.

Tarlaya konteyner attığın günden beri köylü zam yapsın diyorsun. Hayırdır gardaş. Tarlaya ne ektin.
Yo ben hep aynıyım, "Köylü milletin kölesidir" şiirini yazalı bile 15-20 yıl olmuştur. Yeni değil bu söylemlerim.

Ama tabii pek çok şey de var içimde, alanlarım değişir, bir bakmışın Lilith'le söyleşirim, bir bakmışım Zümrüt-ü Anka ile yanışırım, bir bakmışım Vahdeti vücuttan bahsederim, hiç beli olmaz ayarım.

Her gün aynı olmak, o bana uymaz işte. :)

Sevgiler

ForumKirpisi
30-03-2019, 16:16
ya bu falesife dedem bi gitti geldi, çok değişti. hiç hoşuma gitmiyor ya.
bütün fikir dünyasını yok etti dedemmmm ne oldu sana.

Khaos
30-03-2019, 16:16
ne kadar boş adamsın sen felasife

ben senden beslenmiyorum
sen ve senin gibiler
efendilerin gücünün kaynağıdır

sizden aldıkları güç sayesinde efendiler
benim onlarla başa çıkmamı engelliyor

siz teslimiyetçiler işbirlikçiler üstyapı ideolojilerine çanak tutanlar
isteyerek ya da istemeden düşmanıma muhimmat sağlıyorsunuz

bu ego meselesi
senin ise egon küçük
bilindik nevrotik egosu
cilalarsın olur biter

hani utanmasan bize nefis tezkiyesi muhabbeti yapacaksın
benim baktığım yerden nasıl göründüğüne dair en küçük fikrin yok

hala şehirli/köylü sözde karşıtlığında takılı kaldın
efendi/köle karşıtlığına gelemiyorsun
gelemeyeceksin

bilgin bilgeliğin idealizme batmış kafa yapın
hepsinden önemlisi
bu karşıtlığın uzlaşmaz olduğunu içten içe biliyor olmanın getirdiği ürkekliğin
bunları aşamazsın

bana avcılıktan dem vurma
avladığım insan sayısını unuttum
tavuk avlamaya benzemez insan avlamak
hala yasını tutarım o insanların
kendi eşleri oğulları kızları anaları bile unuttu onları
ben unutmadım

ilahimasal
30-03-2019, 16:27
Yo ben hep aynıyım, "Köylü milletin kölesidir" şiirini yazalı bile 15-20 yıl olmuştur. Yeni değil bu söylemlerim.

Ama tabii pek çok şey de var içimde, alanlarım değişir, bir bakmışın Lilith'le söyleşirim, bir bakmışım Zümrüt-ü Anka ile yanışırım, bir bakmışım Vahdeti vücuttan bahsederim, hiç beli olmaz ayarım.

Her gün aynı olmak, o bana uymaz işte. :)

Sevgiler

Sende büyük bir deişim var .. fark ediliyor.
Ektiklerini satma paylaş. Bu işler konteyner koymakla başlar sonra 3 metre yükseklikte üzeri tel çitli duvarla çevirili malikanelere dönüşür. Sonra alevi bu diyeceğin arkadaşların bile olmaz.

karakedi
30-03-2019, 18:28
Uç örnek veriyorsunuz yine mesela, verinde, oysa ben daha öncede bunu açıklamıştım, fikrimi söylemiştim, konu dönüp dolaşıp, gene aynı soruları sormaya geliyor. Böyle tartışılmaz ki, böyle bir yere varamayız ki?

sevgili üstadım. şehirli kavramı ile ne ifade ettiğinizi sordum cevap vermediniz, o zaman ben de örnek verdim. verdiğim örneği de uç olduğu için kabul etmediniz ama bu türkiyenin gerçeği. dikkat edin. açlık sınırında ev kirası falan yok. fakat türkiyede tek asgari maaşla kira, fatura ödeyip hayatta kalan insanlar var. nasıl kalıyor bunlar? insan vücudunun biyolojik evrimsel ve fizyolojik olarak ihtiyacı olan özellikle protein, vitamin ve mineralleri almayarak hayatta kalıyorlar. bu toplumun uç örneği. fakat nitelik olarak. yoksa nicelik olarak toplumda önemli bir kalabalığı oluşturuyor. daha açlık ve yoksulluk sınırı arasında yaşayan vatandaşlarımızdan örnek vermedik.

(felsefeyle uğraştığınız için yukarıda nitelik/nicelik önem ile ne kastettiğimi anladığınızı düşünüyorum).

madem benim verdiğim örnekleri uç buluyorsunuz, o zaman siz bir "şehirli" tanımı yapın. ben onun üzerinden tartışma yürüteyim. daha sağlıklı olur kanaatindeyim üstad.

Felâsife
30-03-2019, 18:35
ne kadar boş adamsın sen felasife
Boş adam konusu benim açımdan doğru, yanlış bir tespit değil, sadece eksik bir tespit, zaten sorunda oradaya o boşluklar bir şekilde dolar, sonra geri boşalır.
Dolu bir beyin dediğim köylü meselesini nereden bilsin, bilemez ki? hiç düşünmemiştir bile bu meseleyi. Bu düşünerek bulanacak, bilinecek bir şey değildir, köylü bile bu meseleyi benim dediğim gibi dile getiremiyorsa, kimse bunu düşünerek bulamaz.

O yüzden dolu kab ASLA almaz, anca boş kab alır. Kabın boş olması gerekir, fakat bu meselede zamanla ototmatikleşir, dolar boşalır, şarj/deşarj döngü böyle devam eder.

Yas konusu ağırdır.

Şu köylü konusunda bile, kaç kez öldüm öldüm dirildim kimseler bilmez, kimsede inanmaz, o şiir nasıl yazıldı kimse bilmez. Mesele benim meselem olmamakla birlikte, geldi beni buldu.
Çünkü içinde ağıtlar var, yaslar var, çaresizlikler var, unutulmuşluklar var, var oğlu var.
İliklerime kadar yaşadım hepsini.

Zümrüd-ü Anka nasıl yazdım, yazarken kaç kere öldüm dirildim bilinmez, daha pek çok şey var, Lilith mesela, Quasimodo mesela, Karanlık çağlar mesela, bunların her birinde kaç kez öldüm saysını ben bilmem.
Doğa bile acılar içinde, hisseden var mı bunu? şimdi böyle bir şey desem bana deli derler, ama bana hepsi yansıdı bunların, o hal bana geçti, sembolikle de anlattım ister istemez.
Ben de bunların yasını tutarım mesela.
Muhammed'in aşkı meselesinde aylarca kendime gelemedim, o derece yoğundu bunlar ve ölmek kurtuluş gerçekten, ama yok ölemezsin anca içine atarsın.

Ben kendi derdimi artık unuttum, bir derdim yok, bana göre her şey yerinde, herkes kaderini yaşıyor, köylü bile fark etmez böyledir düşüncem fakat bu acı meseleside inat gibi yakamı bırakmıyor.

Unutulmuş yasları iyi bilirim.
Onlar aslında unutulmazlar...

Sende büyük bir deişim var .. fark ediliyor.
Ektiklerini satma paylaş. Bu işler konteyner koymakla başlar sonra 3 metre yükseklikte üzeri tel çitli duvarla çevirili malikanelere dönüşür. Sonra alevi bu diyeceğin arkadaşların bile olmaz.

Eheh, öyle diyorsan öyle olsun.

Yok bir şey ekmedim ki satayım. 2x3m bir yer eşeledik zorla, toprak çok sert, bir kaç gün sonra gidecem gene, biraz çilek, biraz domates, biber ve soğan ekeriz hepsi o.
Maksat spor olsun, başka bir numaram yok yani, ha birde 4-5 ağaç ektim onlar ne zamana olursa, tutarsa o.

Arıcılık fena değil gibi ama onada sermaye lazım, o da bende yok, vakitte yok, büyük sorumluluk çünkü.
Amcam traktörü sokalım buraya komple patates ekelim diyorda, yok amca kaç dönmedik başım var da o kadar patatesi niye ekeyim. Ekmeside bir şey değil 3-4 ay başında beklemekte gerek, dağ köyü bizim ora, domuzu, ayısı cirit atıyor oralarda, ben zaten o kadar duramayacağım da.
Arada kaldım, bir ora bir bura, bundan sonra böyle.

Sevgiler

Neva
03-04-2019, 19:41
Bulunabildi mi kapitalizmin yukselis nedeni?

karakedi
08-04-2019, 21:23
şahsen marksist klasiklerden kopyala-yapıştır yapmayı sevmem fakat şu örnek için dayanamadım ben de bir tane yapmak istedim.

marks 152 yıl önce 1867de kapitalizm-teknoloji-verimlilik hakkında şu satırları yazmış. kısaltmak için bazı yerleri çıkartıyorum:

Son yıllarda, İngiliz yünlü dokuma manifaktürünün bazı dallarında, çocukların çalıştırılması çok azalmış, bazı yerlerde tamamen ortadan kalkmıştır. Neden? Fabrika Yasası, çocukların iki posta halinde çalıştırılması zorunluluğunu getirmişti; ya bunlardan biri 6 diğeri 4 saat ya da ikisi de 5er saat çalışacaktı. Ama ebeveynler, half-times'ı (yarı zamanlıları), geçmişte full-times'ı (tam zamanlıları) sattıklarından daha ucuza satmak istemiyordu. Bundan dolayı, half-times'ın yerini makineler aldı. Kadınların ve (10 yaşın altındaki) çocukların madenlerde çalıştırılmaları yasaklanmadan önce, sermaye çıplak kadınları ve genç kızları pek çok örnekte erkeklerle birlikte kömür madenlerinde ve diğer madenlerde çalıştırmayı kendi ahlak ilkeleriyle ve özellikle de muhasebe defterleriyle öylesine bağdaşır bulmuştu ki, ancak bunun yasaklanmasından sonra makineye el attı. Yankee'ler taş kırma makineleri icat etti. İngilizler bunları kullanmıyor; çünkü, bu işi yapan "zavallı" emeğinin o kadar küçük bir kısmının karşılığını alır ki, makine kullanılması üretimi kapitalistler için pahalılaştırırdı. Bundan ötürü, insan gücü, hiçbir yerde, en değersiz işler için, makineler ülkesi İngiltere'de olduğundan daha utanmazca çarçur edilmez.

yani kapitalizm insan emeği ve hammadde verimliliğinde daima karlılığı gözetir. bir şey ancak daha fazla kar ettirecekse geliştirilir. insan emeği makineye yapılacak yatırımdan daha ucuzsa insanlar kullanılır, makineler değil. teknoloji geri dönüşü uzun süren bir yatırımdır. kapitalist ancak daha fazla kar edecekse ve yaptığı yatırımın amortismanını risk oluşmadan geri alabilecekse makineleşmeye yoluna gider. dolayısıyla insanların odun gibi kullanıldığı az gelişmiş ülkelerde kapitalizm gelişmez yada yavaş gelişir.

aşağıda AKP medyasından bir gazete tarım sektörünün ne halde olduğunu gösteren bir yazı var. bu işler AKP nin kendi gazetesinde bile bu şekilde açık açık konuşuluyorsa durum çok kötü, köylünün anası tövbe afedersin belleniyor, kimsenin de zerre umurunda değil anlamına geliyor. bunu da marksı haklı çıkarmak için yapmıyorum. sadece zamanında kapitalizmin mekanizmalarını en erken çözen marks olmuş, diğerleri armut toplamış. ve 150 yıl sonra bile kapitalizmin MANTALİTESİNDE aşağı yukarı değişiklik olmamış.

Zincir marketlerin sebze ve meyve zayiatında gereken tedbirleri almadığını belirten Kılıç, "Türkiye'de yaş sebze ve meyvede zayiat oranı yüzde 30 civarında. İnsan zor kar edebileceği bir üründe yüzde 30 zayiata göz yumar mı? Teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda market zincirleri ve tüccarlar, malı ucuza alıp pahalıya sattıkları için bu zayiatı ortadan kaldırmak için hiçbir tedbir almıyor." dedi.

bir düz mantık daha kuralım. marketlerin direkt üreticiden mal alması halinde mantık nedir. o zaman mallar daha ucuzlar deriz dimi. çünkü araya halci girmiyor, tefeci girmiyor, tüccar girmiyor. biz öyle düşünürüz ama yine karl marks'ın 150 yıl önce fark ettiği üzere kapitalizm kendini sürekli olarak üreten bir ekonomik sistemdir. şimdi onun da alıntısını yapıp uzatmak istemiyorum. eğer bir ülkede üretici sınıf, kendi sınıf çıkarlarını korumuyorsa, o ülkede malın üreticiden direkt olarak çekilmesi halinde bile mallar ucuzlamaz. aradaki maliyet farkı yeni bir sektör üretir. o da bu haberde gördüğümüz üzere mevsimlik işçi taşeronluğunu yapan dayı-başıdır. dayı-başı marketlerin lehine tekel oluşturmak için harcadığı "emeğin karşılığını" köylünün alınterini sömürerek ondan çeker! dolayısıyla bu şekilde market-dayıbaşı-köylü arasında kurulan bu "düzen" sadece ve sadece şerefsizliktir.

Kılıç, "Hasat döneminde işçi arayışına giren tarım üreticilerimiz, mevsimlik işçiler ve Suriye'den gelenlerle ürünlerini toplamak zorunda kalıyor. Mevsimlik işçiler, 'dayıbaşılık' denilen sistem ile organize olup çalışıyor. Dayıbaşıları büyük marketlerle anlaştıkları için köylülerin işçi talebini kabul etmiyor. Bağ, sera veya bostandaki ürün toplanamayınca bir süre sonra çürümeye başlıyor." diye konuştu.

bu bir-iki örneği bir şey okurken denk geldi paylaşmak istedim. türkiye kapitalizminde tarımın ne kadar saçmasapan bir şekilde çalıştığı artık göt-kılı medyasında bile tartışılıyorsa o ülkede tarımı kurtaracak kimse kalmamış demektir.............................

https://www.sabah.com.tr/ekonomi/2019/02/08/market-zincirleri-tarladan-mal-alamayacak-1549624151

bilgivehis
08-04-2019, 22:40
türkiye kapitalizminde tarımın ne kadar saçmasapan bir şekilde çalıştığı artık göt-kılı medyasında bile tartışılıyorsa o ülkede tarımı kurtaracak kimse kalmamış demektir.............................



Küçük burjuva üretimi daha ucuza mal etmeye çalıştıkça büyük burjuva da aradaki farkı kapatmaya çalışır. Böylece küçük burjuvanın daha ucuza mal etmeye çalışması yine büyük burjuvaya yarar.
Bu iş nasıl oluyor, şöyle anlatayım.
Küçük burjuva yerli işçiyi yüz liraya çalıştırırken Suriyeliye aynı işi otuz liraya yaptırır.
Arada yetmiş lira kazandığını zaneder.
Büyük burjuva üretimin taban fiyatını eskisinden daha aşağıya düşürür ama tekellerin satış fiyatını düşürmediği gibi daha yükseğe çıkarır.
Küçük burjuvanın bu defa aradaki yetmiş lirası gittiği gibi bir de içeri girer ve borçlanır.
Küçük burjuva bu defa otuz liraya çalıştırdığı işçinin çalışma saatini uzatarak ve iş yoğunluğunu arttırarak bu açığı kapatmaya çalışır.
Büyük burjuva yine aynı işlemi yapar, küçük burjuvanın bulduğu çözümler yine işe yaramaz.
Küçük burjuva tam bu noktada isyan etmesi gerekecektir, o sırada büyük burjuvanın kuklası olan partiler devreye girer. Bir önceki hükümetten bıkan küçük burjuvaya alternatif parti kurtuluş gibi gösterilir.
Böylece isyanın da önüne geçilmiş olunur, çark da böyle döner durur.

karakedi
08-04-2019, 23:06
hani o kadar tartıştık. bir sonuç çıkaralım dersek, ben belki şunu söyleyebilirim. sabah gazetesindeki haberi de o yüzden örnek verdim. bu bir kavga. üstelik şu an ekonomik krizin içindeyiz. daha çok kavga.

yerel seçimlerden sonra pazartesi sabahı TÜSİAD ne dedi? tamam artık seçim furyası bitti, "reform"lara başlayalım dedi. adamlar bizden uyanık afedersin. işçi sınıfı ne dedi? hiçbir şey demedi.

ee o zaman hep beraber sürüneceğiz kardeşim.