Rapi
26-03-2019, 22:43
Psikolojik Rahatsızlıklar ve Ressamlarının Yaratıcılığı
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4N26j.gif
Birçok bilim adamı ve araştırmacı, depresyon ve yaratıcıların eseri arasındaki kesin bir bağlantının olup olmadığını somut verilerle belgeleyebilmek için uzun zamandır birçok araştırma yapmışlardır. Sanatçıların ölümlerinin ardından geriye bıraktıkları biyografilerini içeren mektuplar, yazışmalar, günlükler ya da anekdota dayalı diğer malzemeler, sahip oldukları rahatsızlığa ilişkin uzmanlara kayda değer oranda bir bilgi sağlamıştır.
Psikolojik temelli birtakım zihinsel rahatsızlıkların, yaratıcılık unsuru ile birebir bağının olduğu ve bu mevcut bağın meslek alanı sanat olan kişilerin/sanatçıların, eserlerinin olumlu anlamda nitelik kazanmasına doğrudan etki ettiği söylenebilir. Ayrıca, çevresel faktörlerin ve zorlu yaşantıların da sanatçı kişiliği ve rahatsızlığın bulgusal özelliklerine etki etmenin yanında, sıradışı yaratıcı unsurların ortaya çıkmasına da katkı sağladığı dile getirilebilir.
Akıl hastalığı ile dahilik arasında bir bağın olduğuna ilişkin bilginin kökeni Aristo zamanına kadar dayandırılabilmektedir. Eski Yunanlılar yaratıcılığın tanrılardan geldiğine inanmaktadırlar, özellikle yaratıcılığı sağlayanların ilham perileri olduğu düşünülmektedir. Bunlar, Zeus ve Mnemosyne'nin 9 kızı ve aynı zamanda sanatın ve bilimin mitolojik karakterleri olarak addedilmektedirler.
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif
Vincent Van Gogh (1853 – 1890)
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OY98.jpg
Bulb Fields, 1883
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OHSj.jpg
Starry Night Over the Rhone, 1888
Vincent Van Gogh, 1888 yılında kardeşi Theo'ya yazdığı bir mektupta "Bana ne olduğunu tam anlamı ile tanımlayamıyorum. Şimdi ve daha sonrasında, hep korkunç bir kaygı yaşıyorum. Açıkçası nedensiz bir şey. Diğer taraftan, kafamda bir boşluk ve yorgunluk hissi yaşıyorum… Bu aralar, melankoli ve iğrenç pişmanlık ataklarım var" diye yazmıştı. Van Gogh, dahilikle delilik arasında gidip geldiğini fark edebiliyordu. Ancak, bunun ne olduğunu, neden böyle düşündüğünün, neden böyle davrandığının mantıklı bir izahını bulamıyordu. Hastalıklı döneminde, resimlerinde dünya genişliyor, dağlar sarsılıyor, bulutlar delice bir hızla dönüyor, yıldızlar donanma fişekleri gibi hareket ediyor, ağaçlar öfke içinde debeleniyor, bitkiler kırılan dalgalar gibi öne doğru yuvarlanıyor ve toprak zemin cennete saldıracakmış gibi yukarıya sıçrıyordu. Van Gogh'un erkek kardeşi Theo'nun birçok depresif atak geçirdiği, kız kardeşlerinden Wil'in de geçirdiği psikotik ataklar nedeniyle yaşamının sonuna kadar bir akıl hastanesinde kaldığı biliniyor.
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif
Louis Wain (1860 – 1939)
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OjnH.jpg
Sağlıklı döneminde yaptığı resmi
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OXjA.jpg
Hastalıklı dönem resmi
Kedi formu konusunda uzmanlaşmış, muhtemelen bilinen en ünlü sanatçı Louis Wain, kedilerin antropomorfik (insani vasıfların başka bir varlığa atfedilmesi) temsillerinin oluşturulmasında, üretkenlik gösteren istisnai bir sanatçı olmuştur. Louis Wain'in, sonbahar dönemi olarak bilinen yılları, şizofreni (psişik ve gerçek arasındaki olağan ayrımların yapılamadığı, çok kötü bir karmaşık bozukluk) rahatsızlığının neden olduğu ıstırapla geçmiştir. Rahatsızlıktan dolayı ortaya çıkan yanılsamaların yanı sıra sevdiklerine, yakın tanıdıklarına karşı güvensizlik ve düşmanlık da bu dönemde Wain'in hayatını karakterize edebilmiştir. Bir kısım psikologlar, Wain'in çalışmaları üzerinde bazı analiz çalışmaları yaparak incelemede bulunmuşlardır. Bu doğrultuda, araştırmayı gerçekleştiren psikologlar, Wain'in resimlerindeki artan soyutlama açılımının, hastalığının tanığı olabileceği iddiasını gündeme getirmişlerdir.
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif
Edvard Munch (1863 – 1944)
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OcW1.jpg
Death In The Sickroom, 1895
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OhPI.jpg
The Sick Child, 1896
Hayatının büyük bir kısmını hasta olmaktan korkarak geçirmişti. Munch, hayata başladığı ilk yıllardan itibaren 5 yaşında annesini, 14 yaşında kız kardeşi Sophie'yi ve ardından erkek kardeşinin ölümüne tanık olmuştu. İskandinavya için o yıllar tüberkülozun kol gezdiği ve yüzlerce yaşama mal olduğu yıllardı. Bu dönemde yaşamak, Munch'un psikolojisini etkilediği gibi resimlerindeki görselliği de etkilemişti. Hasta Çocuk (The Sick Child), Hasta Odasında Ölüm (Death In The Sickroom) gibi çalışmaları, günümüzde psikiyatristler tarafından incelenmekte ve anlaşılmaya çalışılmaktadır.
Munch'un yaşamı boyunca yaşadığı dönemin acılarına tanık olması, hastalıkla mücadele eden yakın akrabalarının kaderine ortak olması, ister istemez onda birtakım etkiler bırakmıştır. Antrofobi (insanlardan ve toplumdan korkma), şiddetli anksiyete atakları, aşırı içki ve buna bağlı gelişen halüsinasyon ve hiper paranoyak hareketler, sonunda onun hastaneye yatmasına neden olan temel etmenler olmuştur. Edvard Munch Çığlık (The Scream) isimli tablosunu şu sözlerle ifade etmişti: "Güneş batmaya başladı, birden gökyüzü kan rengine döndü, titreyerek orada durdum ve dosdoğru geçen sonsuz bir çığlık hissettim. Hastalığımda olduğu gibi, yaşam korkum, benim için gereklidir. Onlar benden farksız değildir, onların imhası benim sanatımı da yok edecektir."
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif
Nicolas de Staël (1914 – 1955)
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OszG.jpg
Agrigente, 1950
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OBfS.jpg
Marine, 1954
Fransız-Rus ressam Nicolas de Staël 1950'li yıllarda tanınmış ve kendi kuşağının önde gelen isimlerinden biri haline gelmişti. Orijinal bir şekilde Nicolas de Staël, klasik manzara resmini, son derece üst bir soyut form olarak yeniden oluşturdu. Onun daha sonraki sanat çıktıları gerçeklikten hareket eden bir ruhu taşısa da, daha geleneksel Fransız görüntüleri üzerinde durduğu görülmektedir. Depresyon konusunda sıkıntı yaşayan ressam, Güney Fransa'da Antibes'te huzur bulmaya çalışmıştı. Nicolas de Staël, bir sanat eleştirmeni ile olan başarısız bir sanat görüşmesinin ardından, yeteri kadar yaşadığına karar vermiş ve onbirinci kattaki dairesinden beton zemin üzerine atlayarak yaşamına son vermişti.
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4N26j.gif
Birçok bilim adamı ve araştırmacı, depresyon ve yaratıcıların eseri arasındaki kesin bir bağlantının olup olmadığını somut verilerle belgeleyebilmek için uzun zamandır birçok araştırma yapmışlardır. Sanatçıların ölümlerinin ardından geriye bıraktıkları biyografilerini içeren mektuplar, yazışmalar, günlükler ya da anekdota dayalı diğer malzemeler, sahip oldukları rahatsızlığa ilişkin uzmanlara kayda değer oranda bir bilgi sağlamıştır.
Psikolojik temelli birtakım zihinsel rahatsızlıkların, yaratıcılık unsuru ile birebir bağının olduğu ve bu mevcut bağın meslek alanı sanat olan kişilerin/sanatçıların, eserlerinin olumlu anlamda nitelik kazanmasına doğrudan etki ettiği söylenebilir. Ayrıca, çevresel faktörlerin ve zorlu yaşantıların da sanatçı kişiliği ve rahatsızlığın bulgusal özelliklerine etki etmenin yanında, sıradışı yaratıcı unsurların ortaya çıkmasına da katkı sağladığı dile getirilebilir.
Akıl hastalığı ile dahilik arasında bir bağın olduğuna ilişkin bilginin kökeni Aristo zamanına kadar dayandırılabilmektedir. Eski Yunanlılar yaratıcılığın tanrılardan geldiğine inanmaktadırlar, özellikle yaratıcılığı sağlayanların ilham perileri olduğu düşünülmektedir. Bunlar, Zeus ve Mnemosyne'nin 9 kızı ve aynı zamanda sanatın ve bilimin mitolojik karakterleri olarak addedilmektedirler.
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif
Vincent Van Gogh (1853 – 1890)
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OY98.jpg
Bulb Fields, 1883
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OHSj.jpg
Starry Night Over the Rhone, 1888
Vincent Van Gogh, 1888 yılında kardeşi Theo'ya yazdığı bir mektupta "Bana ne olduğunu tam anlamı ile tanımlayamıyorum. Şimdi ve daha sonrasında, hep korkunç bir kaygı yaşıyorum. Açıkçası nedensiz bir şey. Diğer taraftan, kafamda bir boşluk ve yorgunluk hissi yaşıyorum… Bu aralar, melankoli ve iğrenç pişmanlık ataklarım var" diye yazmıştı. Van Gogh, dahilikle delilik arasında gidip geldiğini fark edebiliyordu. Ancak, bunun ne olduğunu, neden böyle düşündüğünün, neden böyle davrandığının mantıklı bir izahını bulamıyordu. Hastalıklı döneminde, resimlerinde dünya genişliyor, dağlar sarsılıyor, bulutlar delice bir hızla dönüyor, yıldızlar donanma fişekleri gibi hareket ediyor, ağaçlar öfke içinde debeleniyor, bitkiler kırılan dalgalar gibi öne doğru yuvarlanıyor ve toprak zemin cennete saldıracakmış gibi yukarıya sıçrıyordu. Van Gogh'un erkek kardeşi Theo'nun birçok depresif atak geçirdiği, kız kardeşlerinden Wil'in de geçirdiği psikotik ataklar nedeniyle yaşamının sonuna kadar bir akıl hastanesinde kaldığı biliniyor.
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif
Louis Wain (1860 – 1939)
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OjnH.jpg
Sağlıklı döneminde yaptığı resmi
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OXjA.jpg
Hastalıklı dönem resmi
Kedi formu konusunda uzmanlaşmış, muhtemelen bilinen en ünlü sanatçı Louis Wain, kedilerin antropomorfik (insani vasıfların başka bir varlığa atfedilmesi) temsillerinin oluşturulmasında, üretkenlik gösteren istisnai bir sanatçı olmuştur. Louis Wain'in, sonbahar dönemi olarak bilinen yılları, şizofreni (psişik ve gerçek arasındaki olağan ayrımların yapılamadığı, çok kötü bir karmaşık bozukluk) rahatsızlığının neden olduğu ıstırapla geçmiştir. Rahatsızlıktan dolayı ortaya çıkan yanılsamaların yanı sıra sevdiklerine, yakın tanıdıklarına karşı güvensizlik ve düşmanlık da bu dönemde Wain'in hayatını karakterize edebilmiştir. Bir kısım psikologlar, Wain'in çalışmaları üzerinde bazı analiz çalışmaları yaparak incelemede bulunmuşlardır. Bu doğrultuda, araştırmayı gerçekleştiren psikologlar, Wain'in resimlerindeki artan soyutlama açılımının, hastalığının tanığı olabileceği iddiasını gündeme getirmişlerdir.
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif
Edvard Munch (1863 – 1944)
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OcW1.jpg
Death In The Sickroom, 1895
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OhPI.jpg
The Sick Child, 1896
Hayatının büyük bir kısmını hasta olmaktan korkarak geçirmişti. Munch, hayata başladığı ilk yıllardan itibaren 5 yaşında annesini, 14 yaşında kız kardeşi Sophie'yi ve ardından erkek kardeşinin ölümüne tanık olmuştu. İskandinavya için o yıllar tüberkülozun kol gezdiği ve yüzlerce yaşama mal olduğu yıllardı. Bu dönemde yaşamak, Munch'un psikolojisini etkilediği gibi resimlerindeki görselliği de etkilemişti. Hasta Çocuk (The Sick Child), Hasta Odasında Ölüm (Death In The Sickroom) gibi çalışmaları, günümüzde psikiyatristler tarafından incelenmekte ve anlaşılmaya çalışılmaktadır.
Munch'un yaşamı boyunca yaşadığı dönemin acılarına tanık olması, hastalıkla mücadele eden yakın akrabalarının kaderine ortak olması, ister istemez onda birtakım etkiler bırakmıştır. Antrofobi (insanlardan ve toplumdan korkma), şiddetli anksiyete atakları, aşırı içki ve buna bağlı gelişen halüsinasyon ve hiper paranoyak hareketler, sonunda onun hastaneye yatmasına neden olan temel etmenler olmuştur. Edvard Munch Çığlık (The Scream) isimli tablosunu şu sözlerle ifade etmişti: "Güneş batmaya başladı, birden gökyüzü kan rengine döndü, titreyerek orada durdum ve dosdoğru geçen sonsuz bir çığlık hissettim. Hastalığımda olduğu gibi, yaşam korkum, benim için gereklidir. Onlar benden farksız değildir, onların imhası benim sanatımı da yok edecektir."
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif
Nicolas de Staël (1914 – 1955)
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OszG.jpg
Agrigente, 1950
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4OBfS.jpg
Marine, 1954
Fransız-Rus ressam Nicolas de Staël 1950'li yıllarda tanınmış ve kendi kuşağının önde gelen isimlerinden biri haline gelmişti. Orijinal bir şekilde Nicolas de Staël, klasik manzara resmini, son derece üst bir soyut form olarak yeniden oluşturdu. Onun daha sonraki sanat çıktıları gerçeklikten hareket eden bir ruhu taşısa da, daha geleneksel Fransız görüntüleri üzerinde durduğu görülmektedir. Depresyon konusunda sıkıntı yaşayan ressam, Güney Fransa'da Antibes'te huzur bulmaya çalışmıştı. Nicolas de Staël, bir sanat eleştirmeni ile olan başarısız bir sanat görüşmesinin ardından, yeteri kadar yaşadığına karar vermiş ve onbirinci kattaki dairesinden beton zemin üzerine atlayarak yaşamına son vermişti.
https://i.imgyukle.com/2019/03/26/4NWCo.gif