Turdur
09-05-2019, 03:10
Kendimi bildim bileli okurum.
Çocukken dükkanımıza Türkiye gazetesi her sabah gelirdi, komşumuz bu gazetenin dağıtımında çalıştığı için abone olmuştuk. Her ay dergisi çıkardı, kuponları olurdu ve abone olduğumuz için kupon biriktirmemize gerek kalmadan kupon karşılığı dağıtılan ansiklopedileri ve çocuk yayınlarını alırdık. Renkli kuşe kağıda basılmış çocuk yayınları Hz.Muhammed'in hayatını anlatırdı. Aylık dergilerde bulmacalar ve geneli dini-tarihi yazılar olurdu. Her ay bir spor dalı hakkında yayınlar yapılırdı. Böylece Cemal Kamacı'yı tanımıştım. Osmanlı'dan haberim olmuştu. Tarih merakımda böylece başlamıştı.
Bir süre sonra bunlar bana yeterli gelmeyince taksitle ansiklopedi setleri almaya ardından madde madde okumaya başlamıştım. Çünkü internet gibi bir imkan yoktu.
Galapagos Adalarını, Mavi Yengeçleri ve Avustralya'yı tanımış oldum. Ardından Atlas merakım başladı hangi ülke hangi kıta da komşusu kimdir neredeyse ezbere biliyordum ve kıtalar arasında ki okyanusları görünce bu seferde denizcilik merakım başladı. Derken palazlanıp çocukluktan ergenliğe geçince kendi başıma kitapçılara gitmeye başladım. Arkadaşım İstiklal Caddesinde kitap hamallığı yapıyordu, hiçbir arkadaşı yanına uğramazken ben bir iki kitap kaparım diye yayın evlerinin depolarına girip çıkıyordum. Bu yayınevleri genelde sol yayınlar yaptığı için o görüşe uygun kitaplar geçiyordu elime. Küba hakkında kitaplar, Che Guevara'yı anlatan kitaplar, Yılmaz Güney'in film senaryoları, Nazım Hikmet, Ya Basta, derken Raskolnikov ile kaçınılmaz tanışmam gerçekleşti. Ondan sonra ki dönemlerde artık çalışan bir birey olarak kitaplara veda etmiştim.
Askerdeyken acemi birliğinde kütüphaneyi görünce bir kaç Nazi savaş kitabı ve Ayşe Kulin'in Adı Aylin'i..Senede 1 kitap sağda solda görürsem anca alıp okuyabiliyordum. Hatta Sabahattin Ali'nin İçimizde ki Şeytan kitabını 3-4 ayda bitirememiş evde kaybetmiştim. Gel zaman git zaman birkaç senedir yine kitaplarla haşır neşir olmaya başladım.
Kitap okumak bir farkındalık oluşturuyor. Felsefe olmazsa olmaz, ağır ve iç karartıcı. Bir filozofa göre felsefe ölüme hazırlıktır ama cehalete panzehirdir. Örneğin Arthur Schopenhauer'den çok şey öğrendim.
Daha sonra dünya klasiği ve yerli romanlar, Franz Kafka, Voltaire, Marquez, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Montaigne..
Dünyanın oluşumu ve insanlığın kronolojisi, psikoloji, bilim ve dinler tarihi gibi değişik kategorilerde ki kitaplar..
Az önce Google'de bir arama yaparken evvelden atıldığım bir siteye girdim ve sayfa açıldı, orada kitap okumanın ne kadar faydasız, enayilik ve gereksiz olduğuna dair açılmış bir konu vardı. Kitap okumak insana yüktür, cehaletten gelen öz güven ve mutluluğu emer. Bu doğrudur, ancak bilgi güçtür sözü de doğrudur. Ne kadar çok kitap okudum o kadar çok boş ve anlamsız zaman geçirilen sitelerden koptum. Bazı kavgaların çok anlamsız ve yüzeysel olduğunu gördüm. Buna maddi kavgalarda dahil.
Kitap okumayanın Dostoyevski ve Kafka gibi dostu hiç olamaz. Kitap okumanın birçok faydası burada saymakla bitmez. En büyük katkısı gerçekleri önümüze sermesidir.
Kitap okumadan bir yere geldiği gören insanların dünya görüşü seks ve midesinden öteye geçemez. Animal ve Beşeri düşünceler hakkında bilgi edinemez. Romanları hayal gücünün paraya çevrilmesi olarak gören hiçbir insan Dostoyevski yâda Kafka ile arkadaş olamaz. Tolstoy'un ego tatmini yapmayan ve zenginliğini dağıtıp fakirlik içinde öldüğünü bile bilemez. Nazım Hikmet'in derdinin kız tavlamak Sabahattin Ali'nin derdinin tiraj olduğu sanar ve öyle ölür gider. Ama sürüsü devam eder. Kitap okumayan adamın ailesine faydası yoktur ama anlayamaz.
İbni Haldun'dan ve Das Kapital'den bi haber insan kitap okumadan kariyer yapmasını başarı sayar ama sırtından geçindikleri ve sırtından geçinenleri aklına sokamaz. Bildiğiniz vahşi doğanın yaşantısı süren vahşi kapitalizmin tapıcısı..
Kapitalizmde kitap okumadan bir yerlere elbette gelinir, mesela hiç kitap okumadan kitap satan adam iyi para kazanabilir. Ancak bu bir yere gelmek maddidir. Maddiyatı düşerse bir yere gelememiş olur. Bu kadar basit. Para varsa bir yerdesin yoksa bir yerde değilsin.
Türkiye'nin durumu fenadır, cehalet tabandan yukarı çıktıysa, yukarından tabana misliyle geri dönmeye mahkumdur. Kitap okumadan yaşayan insan genelde dinci takılır dindar dahi olamaz, kendi kitabının bile OKU diye başladığından bi haber oradan oraya, mide ve cinsellik tatmini arasında savrulup dururken, verene de vermeyene de kaşar, o.... diye mırıldanıp yaşar. Taa ki bir başka vahşi kapitalist onu ezene ve kendi kızı büyüyünceye kadardır cehaletin hoşluğu. Ondan sonra pisi pisine cinayetler... Anlatmaya gerek yok. Bilmeyen insan neyi bile ayırt edemeyeceğini bilemeyen insandır. Kitabı enayilik ve boş zaman hobisi görenlerin tepelere çıkardıkları, onları eza altında bırakırken bile hala bir yerlere geldiklerini sanar dururlar. Kitap okumayanın tatminidir bu. Her şeyi bildiğini sanan hiç birşey bilmeyendir, her şey olmaya kalkan hiçbir şey olamaz. Bir gün kapısı zorbalık ve sefalet tarafından çalındığında şu sözü bilmedikleri için yapacakları hiçbir şeyleri de olamaz.
"Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra Yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra Katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı." Martin Niemöller
Fazla uzatmaya gerek yok, kitap okumadan herkesi aydınlattığını sanan ama lümpenliğe mahkûm kalanları arada bir görüyoruz. Nihat Doğan'ı bir yerde Koray Avcı'sı bir yerde. Milyonluk Mercedes'ler cehaleti almaz belki göz kamaştırır, o gözleri kamaşanın arabadan farkı yoktur, kullanılır sonrada otoparka çekilir, belki kiralanır belki de satılır. Sistem böyle işte. İnsanı ürüne köle kılmış. Fakir adam namusunu koruyabilir ama cahil adamın işi zor artık. Kendisini de yakar ülkeyi de yetmedi dünyayı yakar ama hala akıllı, zeki olduğunu sanır.
Dostoyevski okumayı onu taklit etmek sanan adamın kitap okusa belki cehaleti gider ama eşekliği baki kalır. Çünkü dini kitabının felsefesi bile bir insanı taklit (sünnetullah) etmesi üzerine kuruludur. Bilgisiz ve cahil adamın idolü her zengin olabilir, koftur ama parası vardır. Kriter budur. Kitap okuyanın idolü herkes olamaz, doluluk ister.
İşte size TÜRKİYE. İşte TÜRKİYE'nin basit gündeminin ve sorunlarının kaynağı, kitaptan çok tuvalet kağıdına ağaç kesilen ülke olması. Kitaptan çok tuvalet kağıdı tüketenlerin kitap okuyanlara bakış açıları ve TÜRKİYE gerçeği. Maalesef TV izlemeyi dolu zaman, kitap okumayı boş zaman aktivitesi zannedenlerin sefil ülkesi. TV dizilerinde ki kadınları, mafya liderlerini taklit edip sokaklarda onların adam vurma sahnelerini taklit edip hayatını ve başkasının hayatını karartanların ülkesi. Çünkü boştur, hedefi para olan adamın bir maldan metadan farkı yoktur. İnsanı da mal-meta görür. Kitap okuyanın çocuğu sokakta mafya liderine özenip insan öldürmez.
Kitap okumamak, kitapsız kariyer yapabilmek, kitap okuyanları alt ettiğini sanmak ve kitap okumaya ayrılan zamanı ölü saymak size kimi hatırlatıyor? Tam dilimin ucuna geliyor ama bir türlü çıkaramadım.
Peki kitap okuyan size kimi hatırlatıyor?
İşte en bariz fark bundan ibarettir, bu da her şeyden. Ben isimleri çıkaramadım siz eklersiniz.
Çocukken dükkanımıza Türkiye gazetesi her sabah gelirdi, komşumuz bu gazetenin dağıtımında çalıştığı için abone olmuştuk. Her ay dergisi çıkardı, kuponları olurdu ve abone olduğumuz için kupon biriktirmemize gerek kalmadan kupon karşılığı dağıtılan ansiklopedileri ve çocuk yayınlarını alırdık. Renkli kuşe kağıda basılmış çocuk yayınları Hz.Muhammed'in hayatını anlatırdı. Aylık dergilerde bulmacalar ve geneli dini-tarihi yazılar olurdu. Her ay bir spor dalı hakkında yayınlar yapılırdı. Böylece Cemal Kamacı'yı tanımıştım. Osmanlı'dan haberim olmuştu. Tarih merakımda böylece başlamıştı.
Bir süre sonra bunlar bana yeterli gelmeyince taksitle ansiklopedi setleri almaya ardından madde madde okumaya başlamıştım. Çünkü internet gibi bir imkan yoktu.
Galapagos Adalarını, Mavi Yengeçleri ve Avustralya'yı tanımış oldum. Ardından Atlas merakım başladı hangi ülke hangi kıta da komşusu kimdir neredeyse ezbere biliyordum ve kıtalar arasında ki okyanusları görünce bu seferde denizcilik merakım başladı. Derken palazlanıp çocukluktan ergenliğe geçince kendi başıma kitapçılara gitmeye başladım. Arkadaşım İstiklal Caddesinde kitap hamallığı yapıyordu, hiçbir arkadaşı yanına uğramazken ben bir iki kitap kaparım diye yayın evlerinin depolarına girip çıkıyordum. Bu yayınevleri genelde sol yayınlar yaptığı için o görüşe uygun kitaplar geçiyordu elime. Küba hakkında kitaplar, Che Guevara'yı anlatan kitaplar, Yılmaz Güney'in film senaryoları, Nazım Hikmet, Ya Basta, derken Raskolnikov ile kaçınılmaz tanışmam gerçekleşti. Ondan sonra ki dönemlerde artık çalışan bir birey olarak kitaplara veda etmiştim.
Askerdeyken acemi birliğinde kütüphaneyi görünce bir kaç Nazi savaş kitabı ve Ayşe Kulin'in Adı Aylin'i..Senede 1 kitap sağda solda görürsem anca alıp okuyabiliyordum. Hatta Sabahattin Ali'nin İçimizde ki Şeytan kitabını 3-4 ayda bitirememiş evde kaybetmiştim. Gel zaman git zaman birkaç senedir yine kitaplarla haşır neşir olmaya başladım.
Kitap okumak bir farkındalık oluşturuyor. Felsefe olmazsa olmaz, ağır ve iç karartıcı. Bir filozofa göre felsefe ölüme hazırlıktır ama cehalete panzehirdir. Örneğin Arthur Schopenhauer'den çok şey öğrendim.
Daha sonra dünya klasiği ve yerli romanlar, Franz Kafka, Voltaire, Marquez, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Montaigne..
Dünyanın oluşumu ve insanlığın kronolojisi, psikoloji, bilim ve dinler tarihi gibi değişik kategorilerde ki kitaplar..
Az önce Google'de bir arama yaparken evvelden atıldığım bir siteye girdim ve sayfa açıldı, orada kitap okumanın ne kadar faydasız, enayilik ve gereksiz olduğuna dair açılmış bir konu vardı. Kitap okumak insana yüktür, cehaletten gelen öz güven ve mutluluğu emer. Bu doğrudur, ancak bilgi güçtür sözü de doğrudur. Ne kadar çok kitap okudum o kadar çok boş ve anlamsız zaman geçirilen sitelerden koptum. Bazı kavgaların çok anlamsız ve yüzeysel olduğunu gördüm. Buna maddi kavgalarda dahil.
Kitap okumayanın Dostoyevski ve Kafka gibi dostu hiç olamaz. Kitap okumanın birçok faydası burada saymakla bitmez. En büyük katkısı gerçekleri önümüze sermesidir.
Kitap okumadan bir yere geldiği gören insanların dünya görüşü seks ve midesinden öteye geçemez. Animal ve Beşeri düşünceler hakkında bilgi edinemez. Romanları hayal gücünün paraya çevrilmesi olarak gören hiçbir insan Dostoyevski yâda Kafka ile arkadaş olamaz. Tolstoy'un ego tatmini yapmayan ve zenginliğini dağıtıp fakirlik içinde öldüğünü bile bilemez. Nazım Hikmet'in derdinin kız tavlamak Sabahattin Ali'nin derdinin tiraj olduğu sanar ve öyle ölür gider. Ama sürüsü devam eder. Kitap okumayan adamın ailesine faydası yoktur ama anlayamaz.
İbni Haldun'dan ve Das Kapital'den bi haber insan kitap okumadan kariyer yapmasını başarı sayar ama sırtından geçindikleri ve sırtından geçinenleri aklına sokamaz. Bildiğiniz vahşi doğanın yaşantısı süren vahşi kapitalizmin tapıcısı..
Kapitalizmde kitap okumadan bir yerlere elbette gelinir, mesela hiç kitap okumadan kitap satan adam iyi para kazanabilir. Ancak bu bir yere gelmek maddidir. Maddiyatı düşerse bir yere gelememiş olur. Bu kadar basit. Para varsa bir yerdesin yoksa bir yerde değilsin.
Türkiye'nin durumu fenadır, cehalet tabandan yukarı çıktıysa, yukarından tabana misliyle geri dönmeye mahkumdur. Kitap okumadan yaşayan insan genelde dinci takılır dindar dahi olamaz, kendi kitabının bile OKU diye başladığından bi haber oradan oraya, mide ve cinsellik tatmini arasında savrulup dururken, verene de vermeyene de kaşar, o.... diye mırıldanıp yaşar. Taa ki bir başka vahşi kapitalist onu ezene ve kendi kızı büyüyünceye kadardır cehaletin hoşluğu. Ondan sonra pisi pisine cinayetler... Anlatmaya gerek yok. Bilmeyen insan neyi bile ayırt edemeyeceğini bilemeyen insandır. Kitabı enayilik ve boş zaman hobisi görenlerin tepelere çıkardıkları, onları eza altında bırakırken bile hala bir yerlere geldiklerini sanar dururlar. Kitap okumayanın tatminidir bu. Her şeyi bildiğini sanan hiç birşey bilmeyendir, her şey olmaya kalkan hiçbir şey olamaz. Bir gün kapısı zorbalık ve sefalet tarafından çalındığında şu sözü bilmedikleri için yapacakları hiçbir şeyleri de olamaz.
"Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim. Sonra Yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra Katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü Katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı." Martin Niemöller
Fazla uzatmaya gerek yok, kitap okumadan herkesi aydınlattığını sanan ama lümpenliğe mahkûm kalanları arada bir görüyoruz. Nihat Doğan'ı bir yerde Koray Avcı'sı bir yerde. Milyonluk Mercedes'ler cehaleti almaz belki göz kamaştırır, o gözleri kamaşanın arabadan farkı yoktur, kullanılır sonrada otoparka çekilir, belki kiralanır belki de satılır. Sistem böyle işte. İnsanı ürüne köle kılmış. Fakir adam namusunu koruyabilir ama cahil adamın işi zor artık. Kendisini de yakar ülkeyi de yetmedi dünyayı yakar ama hala akıllı, zeki olduğunu sanır.
Dostoyevski okumayı onu taklit etmek sanan adamın kitap okusa belki cehaleti gider ama eşekliği baki kalır. Çünkü dini kitabının felsefesi bile bir insanı taklit (sünnetullah) etmesi üzerine kuruludur. Bilgisiz ve cahil adamın idolü her zengin olabilir, koftur ama parası vardır. Kriter budur. Kitap okuyanın idolü herkes olamaz, doluluk ister.
İşte size TÜRKİYE. İşte TÜRKİYE'nin basit gündeminin ve sorunlarının kaynağı, kitaptan çok tuvalet kağıdına ağaç kesilen ülke olması. Kitaptan çok tuvalet kağıdı tüketenlerin kitap okuyanlara bakış açıları ve TÜRKİYE gerçeği. Maalesef TV izlemeyi dolu zaman, kitap okumayı boş zaman aktivitesi zannedenlerin sefil ülkesi. TV dizilerinde ki kadınları, mafya liderlerini taklit edip sokaklarda onların adam vurma sahnelerini taklit edip hayatını ve başkasının hayatını karartanların ülkesi. Çünkü boştur, hedefi para olan adamın bir maldan metadan farkı yoktur. İnsanı da mal-meta görür. Kitap okuyanın çocuğu sokakta mafya liderine özenip insan öldürmez.
Kitap okumamak, kitapsız kariyer yapabilmek, kitap okuyanları alt ettiğini sanmak ve kitap okumaya ayrılan zamanı ölü saymak size kimi hatırlatıyor? Tam dilimin ucuna geliyor ama bir türlü çıkaramadım.
Peki kitap okuyan size kimi hatırlatıyor?
İşte en bariz fark bundan ibarettir, bu da her şeyden. Ben isimleri çıkaramadım siz eklersiniz.