PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ört gizle kafir


ilahimasal
17-05-2019, 10:48
https://odatv.com/akpli-baskan-telefonda-o-sozu-soyledi-mi-17051943_m.html

İzmir'in Kiraz ilçesinde 13 yaşındaki bir çocuk, okulunda güvenlik görevlisi olarak çalışan B.K. tarafından istismara uğradı. B.K. serbest bırakılırken, çocuğun babası, AKP Kiraz Belediye Başkanı Saliha Özçınar'ın kendisini arayıp, "Bu işi dallandırıp budaklandırmayalım. Kızın da oğlanın da adı çıkmasın" diyerek olayın üstünü örtmeye çalıştığını iddia etti

zihniyet bu , gizli pislik yapmak , yakalanınca gizli kalmasına özen göstermek.

Türkiye nin her yerinden , bu zihniyete kutsal olarak bağlı kişilerin , çocuk istismar haberleri havalarda uçuşuyor.

Ama mesele " ramazan da içilen içki bu sapıkları rahatsız etmesin "

kartopu
17-05-2019, 10:55
Eskiden bu tür şeylerin yayılmaması için güçlü biçimde para verirlerdi şimdi telkinde bulunuyorlar. Ama gizlemeyi başaramıyorlar eskiden de gizleyemezlerdi şimdi de gizleyemiyorlar.

Eh mahkemeden kaçırmasını yine de başarıyorlar .

ForumKirpisi
17-05-2019, 12:47
yeni bi bakanlık lazım "badeleme ve vakıflar bakanlığı"

bu badeleme lafı çok komik ya.

spartacus
17-05-2019, 13:02
https://odatv.com/akpli-baskan-telefonda-o-sozu-soyledi-mi-17051943_m.html

İzmir'in Kiraz ilçesinde 13 yaşındaki bir çocuk, okulunda güvenlik görevlisi olarak çalışan B.K. tarafından istismara uğradı. B.K. serbest bırakılırken, çocuğun babası, AKP Kiraz Belediye Başkanı Saliha Özçınar'ın kendisini arayıp, "Bu işi dallandırıp budaklandırmayalım. Kızın da oğlanın da adı çıkmasın" diyerek olayın üstünü örtmeye çalıştığını iddia etti

zihniyet bu , gizli pislik yapmak , yakalanınca gizli kalmasına özen göstermek.

Türkiye nin her yerinden , bu zihniyete kutsal olarak bağlı kişilerin , çocuk istismar haberleri havalarda uçuşuyor.

Ama mesele " ramazan da içilen içki bu sapıkları rahatsız etmesin "
Sende istismar etmişsin. (ki ötekileştiren de ötekileşiyordur ve bu tür olayları ötekileştirme malzemesine dönüştürmemeli). örneğin ramazanda oruç tutmadığı için şiddet uygulayanla, sırf ramazan ayı diye, rakıyı karşı tarafı kışkırtmak, irrite etmek, meşrulaştırıcı ve haklı olmak temelinde araç haline dönüştürmesine yol açacak her türlü provakatif tutum ve kullanımı da, kaynak zemininde farklı bir sonuca varmaz. kaldı ki bu rakıya da haksızlık...

Trol, provakatif, kışkırtıcı her türlü eylem ve düşünce biçimi, meseleleri çözmediği, aşmadığı gibi, hem sorunları hem de karşı tarafı çok çeşitli alanlarda güçlendirir. Haliyle bunu yapanlar, bilerek veya bilmeyerek karşı tarafa çalışmış olurlar. örneğin bir taraf provakatif biçimde kullandığında, diğer tarafa etkili bir malzeme verilmiş olur, milyonlarca insanın ötelenmesine, kemikleşmesine ve etkilenerek uzaklaşmasına da vesile olur -ki bu kazanım, iletişim imkan ve olasılıkalrını zayıflatır. İnsanlar tam donanımlı bir bilinçle doğmuyor, çevre tarafından şekillendiriliyorlar, bunu aşmanın yolu ise ne yazık ki çevrenin veremediği bilgi ve bilinci ulaştırabilmek veya ulaşmasını sağlamakla mümkün -irrite ve rencide edici tavırlar zarar verir. Hassas dönemlerde daha temkinli ve hassas olmak gerekir.

İsnatlarla cevap vermek de ayrı bir sorun teşkil eder.

Bir şeye karşı çıkmak, başka bir şeyi savunmak anlamına gelmez, birine karşı çıkmak da diğerinin savunulduğu anlamına gelmez. Bir davranışı yanlış bulmak, bütünü veya başka bir davranışı yanlış bulmak anlamına gelmez. O sebeple özellikle ve zerine basa, basa, özelden genel sonuç çıakrtma safsatasından kurtulmak gerekir(ciddi ve önem verilmesi gereken bu safsata, yanılgı, hata ve bilgiden mahrumiyete, uzaklaşmaya varır, gözlem, olgu, deneyim, analiz, teşhis ve yorum ve koşulları anlamsız kılar). Bir konuda haklı olmak, her konuda haklı olmak anlamına gelmez, siyasileştirme olgusu temelinden haklı olmak ise arızadır, tartışmaya açık bir konudur, saltık ve mutlaklaştırılamaz.

Neden ifade ediyorum, sorunun parçası değil, çözümünden yana olmak ve cevap namına çeşitli safsata ve isnat yolları kullanılmasın diye. Çocuk istismarına karşı çıkmak başkadır, istismarı siyasi istismara, tatmine dönüştürmek başka.

Hedef bellidir, ele alınması gereken bellidir, tarafgirlik açılımları yerine, sorumlular, hukuk alanındaki açıklar, gasplar, haksızlıklar, adaletsizlikler ve hukuku istismar eden siyasiler, egemen sistem ve eğitim anlayışı, yaşam standartları, toplumsal empozlar ve aldatmanın temelleri, anlayış.

Kısaca sebepler irdelenmeli, sorunların kavranması ve çözümü ancak sorunu var eden koşulların çözümlenmesi, analiz, tespit, teşhis ve elbette teşhirle, tepkiyle mümkün, ancak gaye sorunu çözmek olmalı, siyasi anlamda istismar, tatmin için olmamalı ve bütüne genelleme hatasına düşülmemeli...

ilahimasal
17-05-2019, 15:46
Sende istismar etmişsin.

Trol, provakatif, kışkırtıcı her türlü eylem ve düşünce biçimi, meseleleri çözmediği, aşmadığı gibi, hem sorunları hem de karşı tarafı çok çeşitli alanlarda güçlendirir.

E ne yapalım sevgili filozofumuz!(satır satır okursun umarım )

Benim , onlar gibi Ramazan da alkol alıp keyfimce içip resim olarak paylaşmayı engelleyen , ne bir kural kitabım nede geleneksel kurallarım var .

O resimleri atanların ramazan ve müslümanları kasıtlı irrite ettiğine dair bir kanıt var mı ? Keyfince içip her daim paylaştığı gibi paylastıysa paylaşırkende ramazanın denk gelmesi gayet dogal olamaz mı ?
Bu konuya zan etmek ile neden yaklaşılıyor ki !

Onların ramazanı benim alkol alıp resim atmak istedigim ana denk gelmesin deme hakkımda var o zaman.

Ben her daim alkol alıp canım ne zaman istoyorsa resim atma hakkımdan bir adım geri gitmem.

Beklentimde yok zaten.

Bunların kuralları allahlarının garantisi altında sürekli devam edecegine göre ramazanda alkol alıp resim atma hakkımın benden sonra geleceklere taşınmasını engelletirmem. Onlar ramazanından vaz geçsin o zaman.

Buradan Hasan Akçaya da pas atalım o zaman.

Şu anda oruç ayı falan deil. Ne diye trip atıyorlar. Paylaşılan resimler Hasan Akçay kaynagına göre oruc ayında paylaşılmamıs oluyor.

Sıcak aylara daha çok var. Vakti belli o aylarda , gercek oruç zamanında yani ramadanda bu itiraz edenlerin alayı HASAN akcay oruçluyken kadehleri deniz kenarlarında devirip resim olarakta paylaşıyorlar . Şimdi Hasan Akçay ın irrite olması hakkına nasıl sahip çıkılacak?

Alevilerin muharrem orucunda , alkolüde resmide dibine kadar içip paylaşanlar var garibim alevilerin ses ettiğini duyduk mu ? Umursamazlar bile.


Kim E göre davranalım

Siyasal islama mı
Hasan Akcay a göre mi
Alevilere göre mi
Daha başka dinlerin orucuna göre E mi ?

Hepsine göre uysak ohoooo ne alkol kalır nede resim.

Bence bıraksınlar bu abuk subuk dayatma ve sahte hüzünlenmeleride , alnının akıyla aç kalsınlar .

Ahlaksız
17-05-2019, 20:53
Sn.spartacus;yanlış düşünüyorsunuz..Her insanın,kendiniz gibi duyarlı/hoşgörülü/düşünceli filan olmasını istiyorsunuz..Böyle bir şey mümkün değil ki..
Sorunları çözmek istiyorsak,rasyonel olalım filan..Ben sorunları çözme mekanizmasının merkezinde değilim ki..Sıradan bir vatandaşım ve kötü bir şeyler demek istiyorum..Ötekileştirme yapmamak için demeyeyim mi?Sıradan vatandaş,ne anlasın ötekileştirme ne,devlet ne,sorun ne?
Ben profesörüm veya doçentim,herkes benim gibi düşünürse iyi olur filan..Böyle bir Dünya,böyle bir Türkiye yok..

Türkiye'de birisi eline mikrofonu almış,sokakta insanlara kelime i şehadeti sormuş..Çok büyük bölümü bilememiş..Türkiye dediğiniz şey bu..Halk bu..!

Akp döneminin 8 senesinde 104.000 çocuk kaybolmuş..Bakınız;
https://www.sabah.com.tr/yasam/2018/07/03/turkiyenin-kayip-cocuk-raporu
Burada bir müslüman ''devlet adamları ne iş yapıyorlar?Bu çocuklar neden kayboluyorlar?Bunun sorumlularının aldıkları para haram zıkkım olsun'' derse eğer,bu kişi insanları ötekileştirmiş mi oluyor?Böyle söyleyerek,bu devlet adamlarının ekmeğine yağ mı sürüyor?
Şaka mı yapıyorsunuz?!

Sürekli çocuklara tecavüz haberleri çıkıyor..Herkes bu konuda sizin gibi metanetli mi olacak yani..Yapmayın ama..
Biri çıkıp sövecek,biri batsın bu ülke diyecek,biri siyasetçilere giydirecek,biri yargıya seslenecek..vb
Kimse ama hiç kimse sorunun ne olduğunu teşhis etmeyecek,çünkü mevzu o kadar kötü ki,neden böyle bir şey olduğunu soğukkanlıkla bu ülkede anlatacak adamı zor bulursunuz..Bir sosyolog bulursunuz,o da ağzının içinden konuşur durur..

kartopu
17-05-2019, 21:14
İnsanlık suçları asla hoş görülemez hale ki çocuklara yapıldığında Bu haberleri duyduğumda bir canavar olup o işleri yapanın cinsel organını pençelerimle koparasım geliyor
İnsanlığımdan utanıyorum.

Ne yazık ki bu ülkede bu tür suçlar suç kapsamında sayılmıyor. Bu insanlar kafataslarının içinde peyin taşımıyor Pislik desem o bile bir işe yarar zamanı geldiğinde. Hayvan desem hayvan ne zaman gördün benden bu türlü şeyler diyecek.
İdam ı hiç savunmadım ama bunlar ın yaşaması etrafına zararlı oluyor.

Bu tür suçlara hiç hoşgörülü değilim.

spartacus
18-05-2019, 01:52
Türkü ve Ahlaksızın yazdıklarımı anlamasını beklemediğim gibi çarpıtacaklarından da emindim.
Türkü'ye cevap
Birincisi her şeyin ölçütü sen değilsin ve evet kanıtım var, başlığı açtın, ama açma sebebin sırf son paragraf. şu sözü sarfettin(forumda 3-4 gün önce bununla ilgili açılan başlığa gönderme yapmak ve ben haklıyım diyebikmek için, istismar. her zaman yanlış mıdır değildir, fikri bir konuda bir iddianın geçersizliği adına kullanmak başka, alet-istismar etmek başkadır.

Ama mesele " ramazan da içilen içki bu sapıkları rahatsız etmesin " dedin!

kullandığım ve gözlemlediğim sosyal medya, hatta küfürler savuranı dahi var -ki tanıdıklarımı uyarmışımdır da, anlar, anlamaz, anlayanı da çıktı, anlamayanı da ki konu burada salt ramazan değil, gözlemlerim salt bir şeye dair değil, provakatif gördüğüm her türlü konuyla ilgili..

Alevilerin muharrem orucunda , alkolüde resmide dibine kadar içip paylaşanlar var garibim alevilerin ses ettiğini duyduk mu ? Umursamazlar bile.

Bu kışkırtıcı davranışları doğrular mı? Umursamıyorlar mı, kışkırt o zaman!

O kadar abuk subuk safsatalar üretiyorsun ki, örneğin AKP nin devrilmesini istiyorsun, ama devirmen için, ötekileştirdiğinin de oyuna gerek duyduğunu bilmiyorsun, strateji nedir, taktik nedir, asgari müşterek nedir, dönüşüm nedir bilmiyorsun. Basit linç kültürü egemen olmuş.

Laf vurmak için, bula, bula bu konuyu mu buldun? Hiç bir haklı gerekçe, istismarı doğru yapmaz ve bu tür olaylar ve o çocukların, insanların yaşadığı vahşet, hiç biriminizin oyuncağı, psikolojik, siyasi tatmin aracı olmamalı.
------------------------------------------------------------------------
Ahlaksız'a cevap
Ahlaksız zaten çarpıtacaktın. Hoşgörüden söz ediyor, yazının neresinden çıkarttın o kelimeyi. Oysa kışktırtmaktan, irrite etmekten, istismardan, maksattan söz ediyorum. Ve çarpıtacağını bildiğim için de şu ifadeyi kullanıyorum; yani bir olayın siyasi istismarı, tepki vereyim derken kışkırtıcı, provake eden hatalara düşmemenin gerektiği ifadesinden, işine geldiği gibi bir yargı üretecekti(biliyorum çünkü egemen kafa böyle işliyor, muhataplarımı tanıyorum) ve tabi yanlışı, normalleştirmek ve meşrulaştırmak dışında bir anlam ifade etmeyen, saltıklaştırılamadığı halde, insanın doğası safsatası da ayrı bir dert.

Bir şeye karşı çıkmak, başka bir şeyi savunmak anlamına gelmez, birine karşı çıkmak da diğerinin savunulduğu anlamına gelmez. Bir davranışı yanlış bulmak, bütünü veya başka bir davranışı yanlış bulmak anlamına gelmez.

Sonra şunu yapmayım mı, bunu yapmayım mı? hoşgörülü olup, olmamak başka bir şey (ki böyle bir ifade de bulunulmamıştı), provakatif davranışlarla itiraz ettiğinin kopyası, YOBAZLIK başka. Yobazlık tarifi zor bir saplantı. O yazıyı bir daha oku, gerçi çarpıtığın için yine anlamazsın.

Ne olacak şimdi, madem ölçütümüz kendimiz ve hiç bir şeye karşı sorumluluğumuz yok, dilediğimi yaparım havasındayız, yobazlığın hiç bir biçimine, ben katlanmak ve hoşgörülü yaklaşmak zorunda mıyım? Değilim. peki ben dilediğimi yaparım anlayışı nedir? Saçmalık...

Üni. Yıllarında eylemlerde, etrafa, sağa, sola taş atanlar olurdu. Neymiş, tepkiliymiş o sebeple haklıymış, polise hoşgörülü mü olacakmış! Oysa yaptığı provakasyon 1 çuval emeği de heba ettiği gibi, o alana dökülebilecek yüzlerce kişiye de engel oluyordu. Salt kitle açısından değil, fikri açıdan da, dolayısıyla politize olmuş olanın dışında kimseyle ilişki kuramaz oluyorduk, marjinalleşmek yarar değil zarar veriyordu. haklı olmak başka, hakkını ararken, haklı olmak adına her türlü davranışın doğru olmadığı başkadır, haklı olmak, yanlışı, doğru yapmaz. Hadi oldu da o koşulda, taş atmanın, cam, çerçeve indirmenin yanlış olduğunu anlatabildik, bu sefer de öğrencilerin arasına giren sivil polisler taş atıyordu, demek ki provakatif davranışlar, ötekine hizmet ediyormuş. Kimin işine yarıyor? Peki taş atmak her koşulda yanlış mıdır? Değildir, ama o koşulda yanlıştır, provakasyona dönüşüyorsa, polise eylemi dağıtması ve terör estirmesini sağlayarak hak gasplarına meşru zemin hazırlıyorsa, diğer öğrencilerle, bilinçli öğrenciler arasında duvar örmek gibi bir rol oynuyorsa, burada kazanç ne? Yeri gelir masayı devirirsin, yeri gelir o masada oturursun, şartlar, koşullar önemli.
-----------------------------------------------
Bakış açısıyla ilgili cevap
Böyle hassas konuların, psikolojik tatmin çerçevesinde istismar edilmesi hem yanlış hem de daha fazla üzüyor insanı, o çocuklar oyuncağımız değil, ramazanın ve birilerine bu haber üzerinden laf çakmanın mantığı nedir?...

Elebette daima haklı olursun çünkü dini siyaset yapıyorsun, ölçütü BEN öznesi üzerinde kuruyorsun. yarın oruç tutmadığı için insan döven zombilerin haberini paylaşır, gördün mü haklıydım dersin, o oruç tutmayana saldıran domuzda aynı fikirde, dinimiz emretmiş tutmak zorunda, ben haklıyım diyecek... Başkasının yanlışı sizin doğrunuz olduğu anlamına gelmez, doğru olanın ölçütü veridir, olgudur, kişiler değil. ne zaman ki doğru olmanın ölçütü kişiye göre, salt kendini ölçüt aldığı düşüncesine göre hal alır, o dini siyaset haline gelir ve insanın doğası da değildir, ne ekersen, onu biçersin ve burada kimsenin ayrıcalığı yok. ha yaşadığım ortamda oruç tutmadığı için insan döveni bulursam da, hukuka teslim edilebiliyorsam ederim, hukuk gereğini yapmazsa döverim, bu başka, böyle bir eylemde bulunmayacak olanı özellikle kışktırıp böyle bir eyleme yönelmesine, eşeğin aklına karpuz kabuğu getirmeye ve eylemine meşruiyet kazandırmaya ortak olursam da bu yaptığım hatadır, her iki durum açısından da, ne ekerse, kişi onu biçmiştir. Ya kapitalist reklamlara, her şeyin parayla ölçüldüğü, mahrumiyetin dahiistismar ve paraya dönüştürüldüğü, insanları hayatta kalmak istiyorsan kendini sat, kul-köle ol, sömüreyim enjeksiyonlarına, sisteme ne demeli, kadını, çocuğu cinsel obje olarak kullanmasına veya teşvik etmesine vs?

neyse artık böyle bir konuya ramazanın neden dahil edildiği, neden 3-4 gün önce açılmış bir başka konuya göndermede bulunmanın istismarına dönüştüğü konusunda daha fazla bir şey yazmayacağım. insanların, hele o çocukların yaşadığı vahşet bizler adına istismar olmamalı ve ailesi ne derse desin, bizler iyi olmuş dememeliyiz, o çocuklar bunu hak etmedi, ailesinin ne düşündüğü de o çocuğun yaşadıklarını hak ettiği, yapılanın doğru olduğu anlamına gelmez. Kaldı ki aileler de baskı altında, işte şu konuda ele aldığım yobazlık her yerde hakim, mahalle baskıları, toplumsal enjeksiyon ve baskılar, adı çıktı, canı çıksın hakim anlayışı, linç kültürü, hukuk yok, korunak yok aileyi de her 2 koşulda da anlıyorum... Upuat'da geçen gün ölen madenciler için iyi olmuş, AKP ye oy veriyorlar demişti. Olası biçimde, AKP ye oy verirseniz daha çok ölürsünüz demek başkadır, iyi oldu, hak ettiler duruşu başka... bir insanın hayatı, oy vermiş olması, ölümü hak ettiği anlamına gelmez, işte bu zihniyetinizden dolayıdır ki bu ülkede sözde aile bakanı olacak ucube "bir kereden birşey olmaz" diyebiliyor, çünkü bir yobaz. çünkü o çocuklar fakirin veya başkasının çocuğu, kendi çocukları değil(kendi çocukları olsa ne yaparlardı? demek ki her şeyin ölçütü olarak kendni görmek her türlü yanlış), yani ÖTEKİNİN çocuğu, öyleyse hak etti bağnazlığı... dinciler sizle aynı düşünce-gerekçeyle, "onlaarda müslüman olsaydı" diyebiliyor Nasıl ki bu çocuğun ailesinin aldığı tutumun, nasıl ki ramazanda oruç tutmadığı için insan dövenin, nasıl ki ramazanda oruç tutanları kışkırtanların olmasının, o çocuğun böyle bir vahşeti hak ettiği anlamına gelmemesi gibi...

ilahimasal
18-05-2019, 12:04
Türkü ve Ahlaksızın yazdıklarımı anlamasını beklemediğim gibi çarpıtacaklarından da emindim.

Birincisi her şeyin ölçütü sen değilsin[.

Çarpıtılan bir şey yok .

Her seyin ölçütü ben olmadıgım gibi sen de onlarda değil. Ama ölçüt olduğunu dayatan onlar.

Ben soru sordum .


Kim E göre davranalım

Siyasal islama mı
Hasan Akcay a göre mi
Alevilere göre mi
Daha başka dinlerin orucuna gör E mi ?

KİM E GÖRE ölçü koyalım.

duruma göre diyorsan !! Karşıdanda beklenir. Onları ikna etmek gibi bir derdim olmadıgınıda söyledim.

Ak zihniyeti devirmek !

Benim işim degil bu , aksine dahada fazla dursunlar ki orada , zalimlikleri dahada artsın , artsın ki , bırak bizim alkol resmine bozulan acayipleride zulumden alacağını alsınlar . Alıyorlarda zaten . Kalbur üzeri birkaç yandaşı
Hariç , Özellikle kendi içlerindeki Cocuk istismarları , ekonomik durum , egitim , sağlık gibi durumlar artık kontrol edilemez şekilde kendilerini vuruyor.

Bu acımasızlık mı ? Hayır değil. Bazen kendi haline bırakacaksın. Şayet bir problemleri varsa kendi besleyip büyütükleri zalimleri kendileri devirecek yada filleri beslemeye devam edecekler.

Zaten ülkede bunca problem varken , alkol resminden rahatsız olan bu yapı yakında alkolün dibine kınadıklarından daha çok vuracaklar.

Kim E göre davranıyım diye sordum ya!
KEYFİME göre diyorum.
Onlar gibi.



Bakış açısıyla ilgili cevap
Böyle hassas konuların, psikolojik tatmin çerçevesinde istismar edilmesi hem yanlış hem de daha fazla üzüyor insanı, o çocuklar oyuncağımız değil, ramazanın ve birilerine bu haber üzerinden laf çakmanın mantığı nedir

Ne midir?
Söyledik işte , ülkenin bunca sorunu varken alkol resmine bozulmayı dert etmişler kendilerine

Sana bir şey söyliyim mi filozof spartaküs , bu alkol resmi ile alakalı tepkiler öyle düşündügün gibi fazla değil . Bazı akıl hastası takıntılı ama kendini bi bok sanan kişilerin meselesi.
Hani bu mesele gündemin neresinde diye bakılsa ve sıralama yapsak 20000 ci sırada alacak bir mevzu. Ama burda top 10 !!!!!!!!

Ama sen ne yapıyorsun. Meselenin kendini değil benim ordan verdigim mesajı konuşma diyorsun.

Ahlaksız
18-05-2019, 12:18
Sn.spartacus;''şöyle düşünmek,böyle yapmak lazım..Bunun haricinde farklı bir şey düşünürseniz/yaparsanız,provokatörsünüzdür'' diyorsunuz..Yobazlık veya faşistlik değil mi bu?
Ben de diyorum ki,''herkes sizin gibi değil,olamaz da..''

Sn.kartopu,şu üstte yazdığı mesajla size göre provokatör mü oluyor?
Bu haberleri duyduğumda bir canavar olup o işleri yapanın cinsel organını pençelerimle koparasım geliyor

Kötü bir olaya karşı,normal bir insan tepkisi bu..Buradan alıp yürüyüp,bu insanı provokatör filan ilan edemeyiz ki..Bu insana sen çözümden yana değilsin,sen çocuklara tecavüz edilmesine neden olan siyasilerin ekmeğine yağ sürüyorsun filan diyemez ki..İnsanları istediğimiz bir noktaya kanalize edemeyiz ki..Siz diyorsunuz ki,etmeliyiz,etmek zorundayız..Böyle bir Dünya yok işte..Size bir örnek vereyim..
Gezi olayları olduğu zaman,yazıyaz diye bir sitedeydim..Akp muhaliflerinin başındaydım..Forumda birkaç kişi,sokağa çıktım,şöyle böyle filan mesaj yazıyordu..Dedim ki,ÇIKMAYIN..Bunlar sizi öldürür ve bundan da rahatsızlık duymazlar filan dedim..Sokağa çıkarak,bunlara mani olamazsınız filan dedim..Benim bu söylemlerim tuhaf karşılandı..
Ne oldu sonra?Sokağa çıkan insanları öldürdüler,sakat bıraktılar ve bunu yapan polislere ikramiye verdiler..Aynen dediğim şey gerçekleşti..Ben bunu nereden bildim/anladım?Çünkü o Müslüman kafasını bilen/yaşayan birisiydim de,ondan..

Benim bu söylemimi o süreçte kimse dikkate alır mıydı?Almazdı..Çünkü insanlar hareket geçti mi,zor durdurursunuz artık..
Haliyle sizin bu rasyonel diyebileceğimiz söylemlerinizi,kimse dikkate filan almaz..Doğru söylüyorsunuz ama doğrularla,gerçek hayat örtüşecek diye bir şey yok..

kartopu
18-05-2019, 18:23
Sn.kartopu,şu üstte yazdığı mesajla size göre provokatör mü oluyor?

Asla provokatör değilim ama öfkem kendimi aşıyor normal (bence) düşünemiyorum . Çocuk bu be .kimin hakkı var o çocukların geleceğini karatmaya kimin ne biçim nefsi var ki bu namussuzca eylemleri gerçekleştiriyor.

Ahlaksız Gezi olayları olduğu zaman,yazıyaz diye bir sitedeydim..Akp muhaliflerinin başındaydım..Forumda birkaç kişi,sokağa çıktım,şöyle böyle filan mesaj yazıyordu..Dedim ki,ÇIKMAYIN

O yazıyaz ı hala özlüyorum her kesin özgürce düşünüp yazdığı bir site idi Burası da fena değil burada da düşüncelere engel yok
15 temmus olayı bana da çok garip geldi biz muhtıralar ve 12 eylül darbesi gören insanlarız bu garip darbe biçimi darbeden çok bir şeyleri tasfiye etmeye yönelik bir hareketti sanırım.
Öyle de olduğu sonradan anlaşıldı. Şu an bile aynı senaryoda ve aynı oyunlar oynanıyor.

Bir şey değişti bir cemaat askıya alındı yerine bir çok cemaat devreye sokuldu. Bir tane iken bu halka maliyetleri daha azdı şimdi yükleri daha da ağırlaştı.

Ahlaksız
18-05-2019, 19:57
Üni. Yıllarında eylemlerde, etrafa, sağa, sola taş atanlar olurdu. Neymiş, tepkiliymiş o sebeple haklıymış, polise hoşgörülü mü olacakmış! Oysa yaptığı provakasyon 1 çuval emeği de heba ettiği gibi, o alana dökülebilecek yüzlerce kişiye de engel oluyordu.
Sn.spartacus;gezi eylemlerine katılanlara da provokatör mü diyorsunuz?
Asla provokatör değilim ama öfkem kendimi aşıyor normal (bence) düşünemiyorum .
Siz normalsiniz sn.kartopu..Bu bir tepki sadece..
Sn.spartacus,çocuklara tecavüz haberi çıktığı zaman,herkes bir sosyolog gibi düşünsün/konuşsun diyor..Böyle bir şeyin olamıyacağını söylüyorum bende..

spartacus
19-05-2019, 12:08
Çarpıtılan bir şey yok .

Her seyin ölçütü ben olmadıgım gibi sen de onlarda değil. Ama ölçüt olduğunu dayatan onlar.

Ben soru sordum .


Kim E göre davranalım
Kimseye göre davranma, neye göre davranmalı diye sormuş olman gerekirdi ki, cevap yazma şansım olsun. Kime göre diye bir kaide yok, iler, tutar bir yanı da yok, konu kişilerin hangi rengi veya hangi yemeği sevdiği konusu değil, anket konusu da değil...

Diyebileceğim, ifadelerimi sakin ve önyargısız okumalı. Anlamadığın bir yer varsa sor, eleştir, ama hakkaniyetle, ama dürüstçe, psikolojik kategorilendirme ve isnat-konumlandırmalar yapmadan.

spartacus
19-05-2019, 14:06
Sn.spartacus;''şöyle düşünmek,böyle yapmak lazım..Bunun haricinde farklı bir şey düşünürseniz/yaparsanız,provokatörsünüzdür'' diyorsunuz..Yobazlık veya faşistlik değil mi bu?
Ben de diyorum ki,''herkes sizin gibi değil,olamaz da..''
Böyle bir şey söylemiyorum, çarpıtıyorsun, faşistlik ne alaka ise? böyle hepten-götürü, illa bir kalıba sokma yöntemine yönelmene bakılırsa, bilinçaltın söyletiyor olamaz mı?. Herkes benim gibi olsun demedim, kendimde dahil, konular açısından kişiler beni ilgilendirmiyor... ifadelerim sebepler, koşullar, ilişkiler ve etkileşimler üzerine ve analiz temelli yorum içeriyor, yoruma açık, safsataya kapalı.

Dünya, şu gözlem ve verilerle, düz değildir dersem, herkes benim gibi düşünsün demiş olmuyorum. Senb böyle anlıyorsun diye de ben yanlış bir şey yapmış olmuyorum. herkes düz biliyor, diye de benimkisi yanlış olmuyor ve seçenek olmaktan çıkmıyor, kişilere göre değil, olgu belli, gözlem belli, bakılan yer belli(esas alınan dünyanın biçimi, ney-e görelik) "masa da mı düz değil, bu faşistlik değil mi?" genellemesiyle(özelden, genel, genelden, özel sonuç safsatası) gelmen ve böyle alakasız sorular sorman da bir anlam ifade etmiyor. Anlamadığın yeri sorabilirsin.

Savununuz tepki mi? Öylese ve yeterliyse benimkisi de eleştirel bir tepki! Bu konular hassas ve bu tür konuları, pragmatist ve birilerine laf vurma malzemesine-istismarına dönüştürmememiz gerekir.

Örneğin sitede trollüğe farkına vardığımız sürece izin vermiyoruz, bu yobazlık, faşistlik, foruma kimse katılamaz, yazamaz anlamına mı geliyor?... Bir şeye karşı olmak, diğerine karşı veya taraf olmak anlamına gelmiyor, özellikle dile getirmiştim.Sn.spartacus;gezi eylemlerine katılanlara da provokatör mü diyorsunuz?
Yukarıda bir örnekle değindim, orada da provokatörler vardı, provokasyonlar da denendi, diğer ucu AKP ve medyası da, tepeden dayatımla -provokasyon için- yalan uydurmak ve yayma yolunu seçtiler, bilinçli, bilinçsiz provokasyonlar yetmeyince, mecbur da kaldılar. Tepkili olmanın her yapılanı meşru kılmadığı ortada iken, provokasyonun malzemesi, başörtülü bacımın üzerine işediler, camiye pislediler gibi TEPKİ esaslı değil miydi?. tepki vereceğiz, vermeliyiz ama tepki ile provokasyonu ayırt etmek zor olmamalı.
Sn.spartacus,çocuklara tecavüz haberi çıktığı zaman,herkes bir sosyolog gibi düşünsün/konuşsun diyor..Böyle bir şeyin olamıyacağını söylüyorum bende..Böyle bir seçenek olamasaydı, düşüncemi yazamamış olurdum. Bu iddia da sana ait ve doğru değil. Tabi ki doğru bulmadığımı yazacağım, tabiki ben de eleştireceğim. Bunun için sosyolog olmamız gerekmiyor, düşünce-davranış-kıyas modeliyle, ötekiyle aynı noktada buluşmuşsak, o olmuşuz demektir. aramızda ise karşılıklı 2 ayna vardır. Sen ona bakınca kendini, o da sana bakınca kendisini görmeye başlamışsa, sorun var.

Kurgusal şizofreni gibi, kafanda kurguladığın her ne ise, kurgu kahramanını, benim adıma konuşturyorsun, adıma söyletiyorsun, kurgundaki her kim ise hem benimle hem da ifadelerimle zerre ilgisi yok... Provokasyon(kışkırtma), irrite, rencide etmek, istismar, trollük... bunlar AKP tarafından, istihbarat örgütleri tarafından da, parayla tutulan kişilerin de yaptığı bir iş. Provokasyon ve provokatörlüğün(farkında olmamız şart değil) yanlış olduğunu ifade etmeye çalışıyorum, farkındalık namına da dile getiriyorum.

Bir çok eyleme katıldım, ne zaman ki provokasyon oldu, her eylemimiz daha başlamadan bitti, bazen eyleme dahi çıkamadık, bazen birileri kitleyi, güzergah yerine, illa polis karakolu önüne çekip, katil polis diye taşlar fırlattı, kimisi etraftaki cam, çerçeveleri kırdı, topluca derdest. Öyle ki, provokasyon namına, bu ülkede devlet ve ülkücüler de camilere bomba yerleştirmişti. Bunun savunusu, ben çok kızdıydım, sen demek ki karşındakini savunuyorsun vb. yönlü isnatlarla vb. olmuyor, mızrak çuvala girmiyor. buradan anlarım ki, tepki vermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Ortak paydalar, sorumluluk gerektiriyor.

ilahimasal
19-05-2019, 15:46
Kime göre diye bir kaide yok

Neye göre diye de bir kaide YOK , en azından benim için YOK. KEYFIM ile alakalı bir durum.

Sürekli provakasyon diyip duruyorsun. Yazdık okumamışsın. Kaç kişi ramazanda alkol resmini paylaştı diye rahatsız oluyor?

Takıntılı şizofren kendini bir bok sanan bir kaç tip.

Hem bir insan ramazanda alkol resmi paylaşandan neden irrite ( TEDIRGIN) olsun ki. Varmı cevabın ?

Ramazanda alkollü resmi görünce ;
Dünya başına mı yıkılacak
Orucumu bozulacak
Dinden mi cıkıcak

Yavrum resimden niye tedirgin oluyorsun? Diye soruyorum. Cevap yok. Sadece irrite oluyor. Istersen geber.( konuyu top 10 a koyan için )

İrrite olması zaten aptalca. Ama dert başka.

Ben çocuk istismarcısı ramazancılardan TEDIRGIN oluyorum.

Bak ne kadar haklı bir gerekçem var.

Spartakus bu konuya ilk mesajında hatalı yorum yaptın ve şimdi içinden çıkamıyorsun.


Artık matematik seçmeli , din dersleri zorunlu olucak ramazan pidesi için kuyruga girip resimden tahrik olan mahluklar bunlardan irrite oluyormu ? Yooo

Yıne söyliyim , olmaz saptan şeker cinsini öptügüm cinsine çeker.

Bu tiplerle ortak nokta olmaz.
Mümkünse din çöplüklerinden çıkmasın bu hödükler. Akşam ailesi ile birlikte orucunu açıp , öbür taraf için hazırlık yapsın. Bu tiplerin hassasiyetleri beni alakadar etmez. Ölüp gebermeleride beni baglamaz. Ortak noktamız olamaz. Kazanmayada ugraşmam.

Ha kendisi o pislik yapıyı terk edip bu tarafa gecerse kendi kârına , bu halde iken bile beni bağlamaz.

Benim KAIDE kitabım yok. Tamamen DOGAÇLAMA. Sen kazanmak için kürek çek. Benden bekleme.

Ben fikrimi söylüyorum. Seni sarmıyorsa sarmıyordur.

spartacus
19-05-2019, 17:43
Neye göre diye de bir kaide YOK , en azından benim için YOK. KEYFIM ile alakalı bir durum.
Eh o zaman diyalog kurma şansımız da yok. Sürekli provakasyon diyip duruyorsun. Yazdık okumamışsın. Kaç kişi ramazanda alkol resmini paylaştı diye rahatsız oluyor?
Bunu anlamanın en kolay yolu -keyfim bilir açısıyla- ötekidir, öteki ifadesinde ise, iki öteki mevcut, ikisi de birbirinin aynı minval gayedeki paylaşımlarından rahatsız olur, ta ki tencere, kapak durumundan çıkana kadar...

Sürekli provokasyon demiyorum, bu tür -özel olarak yapılan- tutumların provokasyon olduğunu ifade ediyorum. örneğin aynı tür provokosyanlara İBB seçimlerinde de denk gelmekteyiz(o kadar yalan, düzmece resim var ki), hangi taraftan geldiği değil, neye, kime yaradığı da önemli. Binali Yıldırım'ın eşine dair bir dolu çirkin benzetmeler dolaştı durdu, beğeneni ise gırla. Bıraktım çirkin paylaşımları, kıyas açısından dahi malzeme yapılmasına bakınız tepki veren kim? (https://www.haberler.com/dilek-imamoglu-semiha-yildirim-ile-fotografinin-11914254-haberi/) Sözde bunu yapan İmamoğlu kazansın diye yapıyor, gerçekte ise psikolojik sorunlarını, tatmin ve cehaletini, hala aynı dinci kafaya sahip olduğunu sergiliyor, ama yaptığı tam tersi işlev kazanıyor, ZARAR VERİYOR, yapmayın dersek ve nedenleriyle(neye göreliğiyle!) açıklarsak yanlış yapmış mı oluyoruz, bizler bilmem ne mi oluyoruz, AKP destekçisi mi oluyoruz? Yapan kişiler yaptığının, neye hizmet ettiğini, nereye vardığını sorgulamak yerine, eleştirene de saldırıyor ve haklıyım, çünkü tepkiliyim diye de bir dinsel safsata tuturmuş. Tepkili olmak, kimseyi her davranış ve yaptığının haklı-doğru olmasını sağlamıyor, bu tür yanlışlar açısından, sadece bir kılıf oluyor. Kısaca al birini, vur ötekineHem bir insan ramazanda alkol resmi paylaşandan neden irrite ( TEDIRGIN) olsun ki. Varmı cevabın ?
Var, tedirgin olması doğru bir kelime değil. Kaldı ki sosyal ağlarda, yediği, içtiğini, devamlı muşmula suratını paylaşmak dahi -ki esasında bir arızadır ve ramazanda 10 katına çıakrtmak da gariptir- rahatsızlık verebilir, esasında bir rahatsızlık yansıması-örneğidir de.

provokasyonun esası kışkırtmak demektir, bunun halk nazarında tecrübe, pratiği ve bir karşılığı da mevcut, kişkillemek(köpekler etrafa saldırsın diye yapılan bir harekettir). kişkillemek ile kışkırtmak(provokasyon) eş anlamlıdır. Dolayısıyla demek ki sen daha neyin eleştirildiğini bilmiyorsun, her paylaşımdan söz edilmedi.

Bu konuya ramazan ve içkiyi dahil eden sensin ve üstelik bu konu üzerinden laf çakarak, böyle hassas ve iradelern ezildiği bir olayı vesile ederek. Ama mesele " ramazan da içilen içki bu sapıkları rahatsız etmesin " diyerek, bütün sorun buydu bu konuda değil mi?.

hem laf çakma amacı, hem bir genelleme hemde sanki eleştiriler, bu sapıkları rahatsız etmemesi amacı taşıyormuş gibi. 1 Satırda sıvayıp çıkmışsın, ayıkla pirincin taşını...

Devamı ifadelerinin tümü de ifadelerimle alakalı değil, cevap niteliği taşımıyor. Keyfin mi, o halde kimseyi ilgilendirmeyen keyfiyetini kendinle yaşa, bize ilan edersen, fikrimizi yazmak zorunda kalırız ve senin keyfin olmaktan çıkar.

İş hayatımda, 10 kişinin ateist, deist olmasına vesile olmuşumdur. Nasıl mı? Öncelikle buzları eriterek. Herkes benim ateist ve komünist olduğumu bilirdi, 80 çalışanın hepsi. Ama onların çoğunluğu koyu müslüman olmasına rağmen, ayrıldığımda hiç birisi de ilk girdiğim kişiler değillerdi. cami uzaktı ve cuma namazına giderlerdi, yorulmasınlar diye, aracımın ve şirket minübüsünün anahatarını onlara verdim. Kimseye haksızlık etmedim, ben geldiğimde ayağa kalkmayı yasakladım, dedikoyu ve bana arkadaşını şikayet edeni affetmeyeceğimi söyledim, ayda 2 kez toplantı yapılmasını sağladım. sorunları birlikte konuşmayı ve çözümleri birlikte aramayı sağladım, herkesi dinledim, her öneriyi dinledim, birbirlerinden şikayetçi oldukları konular varsa, linç değil, birlikte ve sobhet ortamında, yüz, yüze ele almalarını sağladım. Emir-komutayı da kaldırdım, herkese sorumluluklarının ne olduğunu anlatan metinler verdim, emir yoktu, sorumluluklar ve istek ve görev esası vardı. Neyse;

Bu insanlar ateist, komünist dendi mi, akıla, mantığa sığmaz bir tanıma ve yaklaşıma sahipti. Onları ötekileştirseydim, irrite etseydim, keyfim değil mi adam yerine bile koymam, hesi sapıktır deseydim, dışlasaydım, ötekileştirseydim, ne kazanacaktık? ramazanda da hassas davrandım, onları irrite edecek davranışlardan uzak durdum, çayımı odamda içtim. Sonuç itibariyle kısa süre sonra yanlış bildiklerini söylediler ve bana sorular sormaya başladılar, bir insan dinsiz olabilir miydi? Bu imkansızdı vs onlar beni sorgulayım derken, ki izin verdim, önyargıları kırıldı... en az 10 kişi ya ateist, ya deist oldu ve en azından 80 kişi, ateist, komünist hak hukuk bilmez, şeytandır, namussuzdur, vicdan sahibi olamaz algısı kırıldı. oy verdikleri partiler dahi değişebildi. Orada 1 tane provokatör olsaydı, ben sırf inançlarından dolayı saçma bir ifadeyle, hiç bir ortak noktamız yok diyerek öteleyici davransaydım, bütün hukukumuzu, ilişkimizi yok edebilirdi, neyseki bu olmadı, ya olsaydı?

Ne demiştin;
Yıne söyliyim , olmaz saptan şeker cinsini öptügüm cinsine çeker.

Bu tiplerle ortak nokta olmaz.
Mümkünse din çöplüklerinden çıkmasın bu hödükler. Akşam ailesi ile birlikte orucunu açıp , öbür taraf için hazırlık yapsın. Bu tiplerin hassasiyetleri beni alakadar etmez. Ölüp gebermeleride beni baglamaz. Ortak noktamız olamaz. Kazanmayada ugraşmam.
***
Ben fikrimi söylüyorum. Seni sarmıyorsa sarmıyordur.
Yukarıda kendi tecrübelerimden örnek verdim, bu site de dahi annesi, babası oruç tutup, namaz kılan insan vardır, geçmişinde kılan vardır, bu isanları götürü(özelden genel) safsatasıyla sapık olarak nitelendiremeyiz, dinin etkisiden söz edebiliriz, ama bu ifade temellidir ve din, inanç gibi konular genetik değildir, sosyo-kültüreldir, ekonomi-politik, istismar temeli de vardır ve subjektifdir, siyasidir. insanlara enjekte edilmiş, nasıl kıracak? bizler bir alternatifiz değil miyiz?. Haklısın beni sarmıyor ve sarması için çabalama, benim ifadelerimde seni sarmıyor, sarmasını da beklemiyorum, okuyan bir çok insan olacak...

Ahlaksız
19-05-2019, 19:50
Bir çok eyleme katıldım, ne zaman ki provokasyon oldu, her eylemimiz daha başlamadan bitti, bazen eyleme dahi çıkamadık, bazen birileri kitleyi, güzergah yerine, illa polis karakolu önüne çekip, katil polis diye taşlar fırlattı, kimisi etraftaki cam, çerçeveleri kırdı, topluca derdest.
Bu konuda tartıştığımız konu,bu ''provokasyon'' konusu..
Gezi eylemleri başladı,bir müddet sonra,birkaç insan öldürüldü,sonrasında insanlar tepkilerini arttırdılar,taşlar/sopalar filan kullanılmaya başlandı,arabalar yakıldı filan..Gezide polise taş atanlar provokatörler mi?Bence bunlar sıradan insanlar ve tepkilerini böyle yansıttılar..Siz eylemlerde taşkınlık yapanlara provokatör diyorsunuz ama bu insanlar provokatör filan değil..
Provokatörler ayrı..Maaş filan alan,görevli,ne olduğu belli olmayan insanlar..

Eyleme katıldım,provokatörler yüzünden başarısız olduk diyorsunuz..Halbuki böyle bir şey yok..Eyleme başladığınız anda,insan faktörü devreye girer..Orada eylem yapanlar robotlar değil..Eylem yapanların hepsinden aynı sözler/eylemler beklenemez..Siz bunu bekliyorsunuz..Herkes adam gibi eylemini yapsın da,bir başarı elde edelim diyorsunuz ama böyle bir Dünya yok işte..:)

ilahimasal
19-05-2019, 20:48
ifadelerimde seni sarmıyor, sarmasını da beklemiyorum, okuyan bir çok insan olacak...




Artık matematik seçmeli , din dersleri zorunlu


Bunu atlamışsınız !

spartacus
19-05-2019, 21:05
Bu konuda tartıştığımız konu,bu ''provokasyon'' konusu..
Gezi eylemleri başladı,bir müddet sonra,birkaç insan öldürüldü,sonrasında insanlar tepkilerini arttırdılar,taşlar/sopalar filan kullanılmaya başlandı,arabalar yakıldı filan..Gezide polise taş atanlar provokatörler mi?Bence bunlar sıradan insanlar ve tepkilerini böyle yansıttılar..Siz eylemlerde taşkınlık yapanlara provokatör diyorsunuz ama bu insanlar provokatör filan değil..
Provokatörler ayrı..Maaş filan alan,görevli,ne olduğu belli olmayan insanlar..
Yazımda taş atmakla ilgili bölümü tekrar oku, yazının sonuda tekrar edeceğim... Yine de maaş almayan ve görevli olmayanda aynı hatalara düşer, bunlar varken zaten görevliye de gerek kalmaz, tecrübe ile de sabit. Bu tür davranışların yanlış ve olumsuz olduğu sonucuna varmamız ve dile getirmekten daha doğal ne olabilir ki? hele ki bu günlerde, dibine kadar batmakta olan bir ülkede...

Eyleme katıldım,provokatörler yüzünden başarısız olduk diyorsunuz..Halbuki böyle bir şey yok..Eyleme başladığınız anda,insan faktörü devreye girer..Orada eylem yapanlar robotlar değil..Eylem yapanların hepsinden aynı sözler/eylemler beklenemez..Siz bunu bekliyorsunuz..Herkes adam gibi eylemini yapsın da,bir başarı elde edelim diyorsunuz ama böyle bir Dünya yok işte..:)
Yine okumamışsın HAYATIMDA BİR ÇOK EYLEME KATILDIM dedim... ve evet birisi, Gezi eylemiydi, güzergah yerine kitleyi polisin sokağına sürüp, orada dağıtan da birkaç provokatördü, ne maaşlı idi ne de görevli. oysa kitlenin hedefi, semtindeki karakola saldırmak değil, kilometrelerce yürüyüp, geziye gitmekti. o gün sırf 1 provokatör ve etkilediği tepkili insanların eylemi yüzünden geziye gidilemedi, hedefe varılamadı... Bu demek değil ki kişi yerlerden, yere vuruldu, hayır sadece bu yaptığının yanlış olduğu ve bir daha yapmaması gerektiği analtıldı ve gayet iyi de anladı, yanlışı ifade etmek suç mu? Anlatmakla zarar mı ettik?. Polisler insan katletti diye, eyleme gitmek yerine, hazır kitle bulmuşken, o koşlulda semtindeki polise saldırmak ne kazandırdı? toplu birdevrim sözkonusu olsaydı bu tutum doğru da oalbilirdi...

Yeri gelir milyon insanın aynı şeyi düşünebildiği, yeri geldiğinde 2 kişinin aynı düşünmesinin dahi sağlanamadığı, konular, koşullar olur... nedir? koşullar,-e görelik, ortam, hedef, sebep, durum, hal, eylem, yer-zaman, konu belirleyicidir... Aksine, sürekli başvurulan özelden, genelleme, satıklaştırma yapabileceğimiz ve bunu da saltık ele alıp, mutlaklaştırabileceğimiz bir dünya yok, trilyonlarca şey, trilyonlarca ilişki halinde(diyalektik),öyleyse bütüne bakabilmeyi başarmak zorundayız, beher birimindeki parçaları da görerek.

yani dünya nüfusu 500 milyar da olsa, örneğin bir otomobilin egzozuna, elma tıkamanın, motoru çalıştırmadığı gerçeğini değişmez. peki ya böyle bir otomobil, yani koşul olursa, işte o zaman değişir. Demek ki insan öğrenebiliyor da, kimse bir motorun nasıl çalıştırılacağını genetikle edinmiyor, milyar insan biliyor, nihai olarak engeleyemezsek dahi, minimize edebiliriz.

7 kişi biz, 30 kişiyle de kavga etmek zorunda kalmıştık, sırf 1 provokatör yüzünden, oysa provokasyondan önce her ne kadar asıl plan o faşist sokak çetesini dağıtmak idiyse de, meseleyi konuşarak halletmiştik, zira 7 kişiydik, onlar 30. 3 ay gibi bir sürede de çeteyi dağıttık, zira örgütlüydük ve salak gibi davranmıyorduk, izleyeceğimiz strateji ve taktiği enine boyuna konuşup belirlemiştik ve tek bir insanın dahi burnu kanamadı, konuşa, konuşa hallettik, içlerinden de bazılarını kazandık.

Tavuğuna kışt dedi diye sinirlenip, gidip kış diyeni ya da sırf onun sülalesinden -hepsi aynı anlayışıyla- birisini öldüren insanın, tepkiliydim o halde haklıyım demesi, O'na böyle bir hakkı teslim edebileceğimiz anlamına gelir mi?. Tepki vermeyi öğenmemiz gerekiyor, bu ısrarla yanlışı savunarak diretmekten daha yararlı.

Ne demiştin eyleme girdin mi insan faktörü girer, ne demiştin robot değil. Hasılı insan faktörü sadece sen ve senin tarafın değil ki, ramazanda oruç tutanda insan faktörüdür, özellikle kişkillemek(kışkırtmak) doğru olmaz.

taş atmak, hatta silahla saldırmak dahi yeri gelir doğru olur, yeri gelir yanlış olur, bunu bizim keyfimiz, şartlanma ve klişelerimiz belirlemez, koşullar belirler. Koşul nedir? Bu kelimeyi duymamış olamazsın.

kartopu
19-05-2019, 23:11
Eyleme katıldım,provokatörler yüzünden başarısız olduk diyorsunuz..Halbuki böyle bir şey yok..Eyleme başladığınız anda,insan faktörü devreye girer..Orada eylem yapanlar robotlar değil..Eylem yapanların hepsinden aynı sözler/eylemler beklenemez..Siz bunu bekliyorsunuz..Herkes adam gibi eylemini yapsın da,bir başarı elde edelim diyorsunuz ama böyle bir Dünya yok işte..:)

Gezi eylemleri bambaşka eylem biçimi idi Bizim gençliğimiz eylemlerde geçenler için bütün ayarlarımızı bozdu .Önceleri anlayamadık küçük bir park için eylemmi yapılır dedik eylem hak meselesi ya anti emperyalist olmalı ya işçi sınıfı davasının bir parçası. Bizim kotlarımız böyle idi .
Hatta karşı çıkanlarımız oldu bunları kimler tezgahlıyor diye.

Haklılığı çok sonraları anladık ama yine de bir çok yanlışlar yaptık hep o eski alışkanlıklarımız eylemi kendi örgüt çıkarlarımıza kanalize etmek istedik

Anladık ki bizim bildiğimiz dünya değişmiş Artık yeni sınıflar çıkmış yeni yöntemler ortaya atılmış.
Gezi eylemlerinin bize faydası yeni dünyada yeni şeyleri anlamak gerektiğini Teknoloji nin zararlarının karşısında faydalarının da olduğunu.

Dünya bambaşka idi.

Ama Fransada buna benzeyen Sarı yelekliler eylemleri çıktığında hiç yadırgamadık.

Ama şu gerçeklik bu gün hala geçerli Planlı disiplinli hedefe kitlenmiş başarıya odaklanmış eylemlerden sonuç alınıyor ve uzun dönem kalıcı oluyor.

spartacus
20-05-2019, 09:11
Artık matematik seçmeli , din dersleri zorunlu

Bunu atlamışsınız !
Bilerek girmemiştim, çünkü bu tür yaklaşımların neden-nasıl safsata olduğunu anlatmıştım...

Kişiliğe Saldırı (Ad Hominem), Sen Decilik (Tu Quoque) ve Buna Ne Diyorsunculuk (Whataboutism) (https://evrimagaci.org/kisilige-saldiri-ad-hominem-sen-decilik-tu-quoque-ve-buna-ne-diyorsunculuk-whataboutism-219)

Yukarıdaki linki okursun umarım.
Türkiye nin her yerinden , bu zihniyete kutsal olarak bağlı kişilerin , çocuk istismar haberleri havalarda uçuşuyor.

Ama mesele " ramazan da içilen içki bu sapıkları rahatsız etmesin "
Diyorsun, nerede hata yaptın? 2 noktada, 1.) Konuyu istismar amaçlı kullanmakla 2.) Hiç kimse sapıklar rahatsız olmasın demediği halde, hem genelleyip hem de çamur atıp, isnat etmek içinde konuyu kullandın.
Yaptığın y.a.n.l.ı.ş, her iki eleştiri içinde yanlış ve en üste bir link yerleştirdim...

hata yapıyorsun, savunmak için kişilere saldırmayı, toptancılığı, linç kültürünü seçmeyi bırakmalısın... Kendini ilah sanmak, haklı çıkmak için, olmadık belaltı, karalama, çamur, safsata. Yapılanı eleştiriyorum, kişiler bağlamıyor.

2+2=22 doğru sonuç değildir dersem, ama kişi sırf bunu savunuyor diye, olmadık olayları getirip, 2+2=22 etmez dedim diye, kendisi gibi yaklaşmıyor, düşünmüyor diye(!), kendini ilah sanması, keyfim demesi, muhatabına saldırmayı, isnat etmeyi, çamur atarak üste çıkmayı, bir de meziyet sanması... İşte aslında eleştirilen de bu idi.

Yobazlığın ve bağnazlığın her türlüsünün eleştirisi, sapıkları desteklemek anlamına gelmiyor, heleki her türlü yobazlık ve bağnazlığın daha da önem arzeder hale geldiği günümüz çöküş koşullarında. ötekinin bağnazlığı kadar, berikinin de bağnazlığı eleştirilmeli, eleştirilebilir burada bir beis yok - mantıksızca, bağnazlıkla, bir adım ileri gidilemez, bu sebeple de geridir zaten(yani geri kalması için illa herhangi bir din mensubu olması gerekmiyor)... Yobazlığın ve bağnazlığın her türlüsü eleştirilebilir, eleştirilebilmeli.

ilahimasal
20-05-2019, 10:08
Diyorsun, nerede hata yaptın? 2 noktada, 1.) Konuyu istismar amaçlı kullanmakla 2.) Hiç kimse sapıklar rahatsız olmasın demediği halde, hem genelleyip hem de çamur atıp, isnat etmek içinde konuyu kullandın.
Yaptığın y.a.n.l.ı.ş, her iki eleştiri içinde yanlış ve en üste bir link yerleştirdim. .



Bu konuda degil. Ramazan da alkol irtite konusunda ILK MESAJ ınızda hata yaptınız ( bana göre ) ve geri dönemiyorsunuz.

Bu konuyu actım çünkü malum zihniyetin her an yaptıgı ve normallestirdigi sapkınlıgın güncel haberlerinden birisi.
Konuya atılan mesajın son cümlesi ise Ramazan da alkol resminin degersiz fakat bu konun irrite olma konusunda daha uyarıcı olması icin bir VURGUYDU.

Vurgu anlaşılmayınca , egitimde ki DININ ZORUNLU , matematik ve hatta felsefe fen bilimlerinin tercih edilmesi dayatmasının irrite etmesini vurguladım ama siz SAFSATA deyip gectiniz. Geçiniz!



Buradan nasıl bir istismar cıkardınız şasırtıcı.

spartacus
20-05-2019, 13:00
Bu konuda degil. Ramazan da alkol irtite konusunda ILK MESAJ ınızda hata yaptınız ( bana göre ) ve geri dönemiyorsunuz.
Görünen şu ki, ya işine gelmiyor, ya ego, ya da gerçekten anlayamıyorsun... Verdiğim linkten de alıntılar yapayım, halbuki bir çok konuda basit dille anlatılmıştı... yanlış yolda olduğumu, yanlış anladığımı anladığımda dönerim, şu sitede bazı konularda yanlış anladığımı söyleyenden özür dilemişimdir, olabilir... keşke sende bana çok basit hataların orta yerde iken, ecel terleri döktürmeseydin...

örneğin Maduro=Erdoğan ile tokalaştı, o halde ABD öncülüğündeki emperyalist işgal ve talana karşı olmak, Erdoğanı, zihniyetini desteklemektir yönlü ifadelerde aynı akılsız-mantıksız, bağnaz örneklerdir. Bağnazlıkta ısrar edenlere, defalarca ve güzelce, bu tür safsataların sağlıklı düşünmeye engel teşkil ettiği, safsata olduğu anlatıldı, peki işlerine geldi mi? işine gelmemesi sebebiyle anlamaması kendi problemleri...

Bu örneği neden verdim, çünkü safsata aynı olmasına rağmen, konular farklı olabilir ve tepki içeren konularda da kullanımı, safsata olmasına engel teşkil etmiyor. O sebeple de dedim ki, tepki vermeyi öğrenmeliyiz, tepkimiz, tepki verdiğimize yarıyorsa, biz bir yerde hata yapıyoruz demektir. Bu ifadenin neresinde amaç "sapıkların rahatsız olmaması"dır? Bayağı biçimde bu kadar çirkin biçimde isnat edilecek nesi var?

İnsanların, bir argümana, argümanla cevap vermeleri veya argümandaki olguları esas almaları gerektiğini anlamamaları mümkün değil, öyleyse bilerek yapıyorlar. Siyasi ikiyüzlülüğü, sahtekarlığı bir yana bırakırsak, öğrenmemek, bilmemek, anlamamak çabası, cehalet ne kazandırıyorsa...
Kimi zaman karşıdaki kişinin davranışları, tartışmanın taraflarının tahrik olmasına ve bunun sonucunda provokasyon temelli öfkenin doğmasına sebep olabilir. Bu noktada, varsa tartışmanın moderatörüne, yoksa da tartışma öncesi kurallar konulmasına ve bu kurallara riayet edilmesine büyük önem düşmektedir.
Son gülerde kaç konu da, provokasyon, trollük tespiti yaptım? Bilerek ya da bilmeyerek, sonuç değişmiyor. bizler de bilmeden bu duruma düşen insanlar için, anlaşılır dille yazdık, suç mu?
Burada da görüldüğü gibi, Mert'in biftekli sandviç yiyip deri ceket giyiyor olması, argümanının hatalı olduğunu değil, kendisinin ikiyüzlü olduğunu gösterir.

Bu konuyu actım çünkü malum zihniyetin her an yaptıgı ve normallestirdigi sapkınlıgın güncel haberlerinden birisi.
Konuya atılan mesajın son cümlesi ise Ramazan da alkol resminin degersiz fakat bu konun irrite olma konusunda daha uyarıcı olması icin bir VURGUYDU.

Vurgu anlaşılmayınca , egitimde ki DININ ZORUNLU , matematik ve hatta felsefe fen bilimlerinin tercih edilmesi dayatmasının irrite etmesini vurguladım ama siz SAFSATA deyip gectiniz. Geçiniz!

Buradan nasıl bir istismar cıkardınız şasırtıcı.İstismar çıkartmadım, istismar var, bir şey çıkartmıyorum orada duruyor, ortada, nedenleriyle izah edildi, ifadeyle dönmelisin, kulak vermelisin.

Din, matematik konusu da vurgu olmuyor, konusu da değersiz de değil, onun da başlıkları mevcut! Seninkisi bana karşı baskın çıkmak namına, bir konuyu bastırmak için başkasını öne sürmek, yine istismar(!!!), kullanmaya dönüşüyor. Argümanları okumuyorsun ya da anlamıyorsun, anlamadığın zaman sorsan olmaz mı?

haksız isnat var, çarpıtma var, YALAN VAR. Vurgu diyorsun, oysa isnat, çarpıtmak vurgu olmuyor, kör kurşunla vurunca, vurgu yapmış olmuyorsun. Bu yaptığının hem bilimsel, hem sosyolojik hem de psikolojik açıklaması var, hiç birisi de olumlamıyor...

sırf güncel bir konu olduğu için-yani ramazan ayı güncel-, çocuk istismarını önemsemediğimi iddia etme yalan ve isnatın gibi, başka konuları önemsemediğim anlamına gelmiyor, işte bu yaptığın da safata!... provakatif davranışları eleştirmemi, "sapıklar rahatsız olmasın" diye isnat edip, çarpıtman ve sunmaya kalkman ve çocuk istismarı gibi hassas bir konuyu seçmiş olman çirkin.

İnsanlar oruç tutabilir, namazda kılabilir, bir zihniyetin eline de düşmüş olabilir, miyonlarcası olabilir, ama zihniyete karşı olmak başka, milyonlarca insana sapık demek, benim onlarla hiç bir ortak noktam yok demek, ezilecek böcek gibi görmek, hassas dönemlerinde, dikkat etmem, sıçarım hassasiyetlerine demek, ama onlar da şöyle yapıyordu demek(aynileşmek, provokatörlük!), bu tutum hem yanlış, farkı kalmaz, hem de milyonlarca insanı, ellerine düştükleri zihniyete daha bir perçinler. miyonlarca insan sapık olamaz, milyonlarca insanla ortak noktamız yok diyemeyiz, biz rahatsız isek, sorumluluk almak zorundayız, o insanları kazanma çabası da bizim için önem arzetmeli! Bu demek değil ki zihniyeti destekliyoruz, aksine biz, insanları kazanma, birlikte kurtulma, kemiği değilse nesili, zihniyeti zayıflatma, çökertme yoluna da girmiş oluyoruz... Bu günün Avrupasının, dünü de vardı, sizler gibi düşünenlere kalsaydı, bir arpa boyu yol alamazdı... Düşüncelerimiz, zihniyetlerle zıt olabilir, ama eylemlerimiz, karşı tarafa hizmet etmemeli ve insanlara bilgiyi taşımaktan da geri durmamalıyız, hepsi anlamasa da anlayanı muhakkak çıkacaktır, damla, damla çoğalacaktır ve keyfiniz, bağnazlığınız çabalara da, çabalayanlara da zarar vermesin demeye hakkımız var. bu demek değil ki tepki vermiyoruz, veriyoruz, üstelik en etkili yol ve yöntemlerle, iliğine kadar gidiyoruz. o zihniyetle, aşık atmak(karşılıklı kemik fırlatmak) değil, kökten söküp, atmak hedefiyle... bu ayrıca, herhangi bir zihniyete karşı saygı duymak değil, kendimize olan saygımızdır da, seviye, sorumluluk bilincidir de.

Verdiğim linki okusan, bir şey anlamaz mısın? argüman deniyor, ne demektir anlayabiliyor musun?

başlığa bak, başlığın açılış maksadına bak, konu edilen zavallı çocuğa bak, yazmak zorunda kaldığımıza, isnatlara bak, zaten neyi eleştirmiştik ki?

Ahlaksız
20-05-2019, 19:46
Sevgili spartacus;
Bu tür davranışların yanlış ve olumsuz olduğu sonucuna varmamız ve dile getirmekten daha doğal ne olabilir ki?
Size göre ''yanlış'' işte..Siz idealist/inançlı/devrimci birisisiniz ve doğrularınız/yanlışlarınız var ve akp zamanında sokağa çıkarak birşeyleri değiştireceğinize inanmışsınız ya da minimize edeceğinize..!

Sorun sokakta bilerek veya bilmeyerek provokatörlük yapanlar da değil,sorun sizde..Sokağa çıkıp,3-5 kişiyi kendi yanınıza çektiniz de,ne oldu?Ya da çalışma yaşamınızda 10 kişiyi ateist yaptınız da ne oldu?Ne olabilir?

Şu an Türkiye'de MİLYONLARCA çocuğa/gence zorla islam inancı dikte edilirken,sizin 10 kişiyi yanınıza çekmeniz,bir şeyleri minimize etmek mi demek?!
Tavuğuna kışt dedi diye sinirlenip, gidip kış diyeni ya da sırf onun sülalesinden -hepsi aynı anlayışıyla- birisini öldüren insanın, tepkiliydim o halde haklıyım demesi, O'na böyle bir hakkı teslim edebileceğimiz anlamına gelir mi?
Hangi konudayız?Çocuk tacizi/tecavüzü konusunda..Türkiye'de sürekli çocuklar kaçırılıyor,çocuklara tecavüz ediliyor,çocuklar katlediliyor ama siz bu konuda iki olumsuz cümle kuranı provokatörlük yapmakla suçluyorsunuz ve konuyu tavuğa kışt demekle eşitliyorsunuz..Türkiye'de bir muhalif sorunu olduğunu,sizin üzerinizden gayet güzel anlayabiliriz/anlatabiliriz..

Sevgili kartopu;yargıya hakimler,yskya hakimler,meclise hakimler,muhalifleri kontrol edebiliyorlar,istediklerini kendi yanlarına alıyorlar,işadamlarına hakimler,polise/askere hakimler ama siz sokakta bunlara bir ders verilebileceğini mi düşünüyorsunuz?Böyle bir şey olabilir mi?Oldu mu?En son ne oldu?Tüm Dünya'nın gözü önünde,seçimi iptal ettiler..Ne yapabilirsiniz?Hiç bir şey..Hiç bir hakkınız yok,bir şeyleri değiştiremezsiniz,söz hakkınız bile yok..Bu gerçeği kabul etmek lazım..Türkiye,Fransa gibi bir yer değil..Dünya'nın en medeni ülkelerinde bile insanlar çaresizlikten sokağa çıkıyorlarken,Dünya'nın en geri kalmış ülkelerinden (adalet/demokrasi yok..vb) birinde,sokağa çıkmanın anlamı nedir?

kartopu
21-05-2019, 00:40
Sevgili Ahlaksız
Umut bitmez umut biterse yaşam biter hayattan zevk almazsın.
M.S. 71 yılının da Romalılar kölelerin isyanlarını bastırmak istiyor O köleler şunu diyor ölürsek esaretten kurtuluruz kazanırsak özgürlüğümüzü alırız. İşte Spartakus bu eylemi ve bu süzü ile Tarihe mal oluyor.
Bunu bizim tarihimizde Deniz Gezmiş, Mahir çayan, İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları da söylüyor. Eğer insanlar güce teslim olmayı seçselerdi Ne Pir Sultan Abdal ne Börtlüce Mustafa ve bu gibi olurdu .

Evet dediklerinin hepsi oluyor. Ama bazı anlar vardır koca koca yıldırımların yapamadığını bir çakmak ateşi yapar. İşte o her şeyi yapan herşeyi kontrol eden herşeyi ele geçiren güç bir çakmak ateşinin neler yapacağından korkuyor.

Elbette her tepki sokağa çıkarak hal olmaz ama bu ihtimali yok saymak doğru değildir Elbette ayaklanma ile oynanmaz ama başka çare kalmamışsa ne olacak. Ya esaret ya özgürlük demenin zamanı gelmişse ne olacak.

spartacus
21-05-2019, 02:46
Sevgili spartacus;

Size göre ''yanlış'' işte..Siz idealist/inançlı/devrimci birisisiniz ve doğrularınız/yanlışlarınız var ve akp zamanında sokağa çıkarak birşeyleri değiştireceğinize inanmışsınız ya da minimize edeceğinize..!
Bana göre yanlış değil, sana göre, safsatalarına göre yanlış ve geçerli değil. Hiç bir argümana cevap veremiyorsun, o sebeple her şeyin ölçütü olarak kendini öne sürüp, safsata üretiyorsun, ayet okuyorsun.

Örneğin Japonya'da doğan insanlar neden topyekün müslüman olmuyor, sana göre bu bir olgu olamaz ve bu durumun hiç bir sebebi olamaz. Sen çıkıp, sana göre böyle, alayı müslüman doğar demektesin. ben belirliyormuşum, ben neymişim böyle, bir sana gücüm yetmemiş! Her şeyin ölçütünü kendin sanıyorsun, muhatabının da senin gibi at gözlükleriyle kıyas yaptığını sanıyorsun, olguya dair hiç bir ifadeyi anlayamıyorsun ve az sonra tekrar göreceğiz... "Sana göre, bana göre öyle" Dalkavukluğu ağzına yuva yapmış.

yine safsata ürettin, 3-5 kişiyi değiştiriyorsun da ne oluyor, ne değişiyor diyorsun. Evrim teorisine de milyar insan karşı çıkıyor, ama bu evrim teorisinin bana göre olduğu anlamına gelmediği gibi yanlış olduğu anlamına da gelmiyor. namaz ve orucu bırakmış, gerisi olduğu hibi kalmış bir yobaz, kaderci ve idealist-metafizikçisin özünde. narkoz etkisindesin. isanlar da değişir, sende değişebilirsin, senin değişmemen, öngörüyü çürütmez, herkes senin kadar katı bağnaz değil, ölçüt de sen değilsin,,,, olgular.

Sen istiyorsun ki, seni aşağılayım, olgu ve olayları istismar ederek bunu yapayım, trollük yapayım provokatörlük yapayım, bunu savunuyorsun, bunu istiyorsun, çünkü böyle yapıyorsun, böyle eğitildin ve yaptığının, faydalı olduğunu sanıyorsun, zombilik dışında hiç bir meziyetin olmadığını sanıyorsun(inanç)

sarmal ve sıçrama ne demektir bilir misin? Materyalist ve diyalektik düşünebilmek herhese nasip olmuyor... Örneğin ben 30 kişiyi değiştirmiş olayım(gerçek bunun katlarıdır, şu ya da bu konu dahil edersek, yüzlerceyi aşıyor.)

30 * 10 = 300
300 x 10 = 3.000
3.000 x 10 = 30.000
30.000 x 10 = 300.000
300.000 x 10 = 3.000.000
3.000.000 x 10 = 30.000.000
30.000.000 x 10 = 300.000.000

farkında mısın eğri nasıl da sıçramalı yükseliyor? Diyeceksin ki enjeksiyonda böyle ilerliyor, evet ama nesnellik, sınanmışlık, hangisinin geçerli olduğununa dair belirleyici hale geliyor, yani insanın kıyas yetisi, tamamen yok edilemiyor... pat diye olmuyor, ama belirleyici sıçramalar yaşanıyor. Gerçi zaman israf ediyorum, bu kafayla anlaman mümkün değil.

kanıt mı istiyorsun? Elbette!

Ortaçağ ile günümüz arasındaki fark-lar(hangi konuda olursa olsun)...

İlla sosyal, siyasal değişim kanıt istersen, o da var, 1789 Fransız devrimi, 1848 Alman devrimi, 1917 Sovyet Devrimi, teknolojik devrim ve ilerleme, değişimler, şart ve koşullar-yaşamın pratiği, etkileşim(bilginin temeli!), insan bilincinin eseri, değişimin eseri, akıl ve mantığın eseri, asla değişmez diyen ve hakim olmanın gücüyle dikte edebilen, değişime karşı olan kaderciler, bağnaz ve provokatörlerin değil...+....+...

Değiştirmek demek illa 100% demek değildir, şu ya da bu konudaki duruşunu, şu ya da bu konuda ki tarafını değiştirmek dahi bir değişimdir.

Sen parayla tutulmuş görevli provokatör ve trolleri savunuyorsun, parayla tutulmanın şart olmadığını bilmiyorsun. Temeli istismar olan provokasyonun yararlı olduğunu, provokatörlüğü, trollüğü savunuyorsun. Oysa 1 kıvılcım, 1 depo benzini patlatmaya yeterlidir, bu olumlu ya da olsumsuz durumlarda da geçerli ve koşul önemli bir ölçüt.

Madem insanların değişimine katkı sunmak yararsız, neden yazıyorsun? Beni mi değiştirmeye çalışıyorsun? Bir söylediğin diğerini tutmuyor, bir de hükümettekiler böyle, aynı zihniyetin ürünü

Cevabında dahi kendinle çelişmektesin, farkına varamıyorsun -ki sebepleri belli.

"Hangi konudayız?Çocuk tacizi/tecavüzü konusunda.." demektesin;

Öyle bir konuda mısın? başlık öyle demiyor. başlık kafirliğe örnek olarak açılmış, bak bakalım başlık ne diyor?, örnek olarak da tecavüz vakası kullanılmış. yani konu kafirler ve kafirlik!
Sonra da ramazan trol ve provokatörlüğüne dair açılmış ve yazılmış başka bir başlığa laf çakmış. Demek ki o başlıkta konu ramazanmış, bu başlık değilmiş, öyleyse bu başlığı açan bu konuya ramazanı tıkıştırmış, istismarı kendi yapmış, ramazandaki trollüğe karşı hassasiyet duymanın, çocuk istismarı ve tecavüzlere karşı olmamak, ilgisiz davranmak anlamına geldiği yalanını da kendi yumurtlamış!. İnsanların çok çeşitli konularda görüşü olabileceği ve ele alınabileceğinin farkında olmadığı gibi bu durumu kötüye kullanmış=istismar. Sen Muhammed başlığına da yazıyorsun değil mi, bu başka hiç bir konuyla ilgili olmadığın anlamına mı geliyor?
Sonra yetmemiş, ramazan trollerine karşı hassasiyet belirtenlere, "sapıklar rahatsız olmasın diye" yapıyorlar diye bir gaye, isnat yapıştırmış, algı operasyonu yapmış ve öyle bir konu seçmiş ki, düşünsel linç kültüründen dolayı, tecavüze uğrayan çocuk meselesini kullanmış.

yapılanı yazıyorum avanak mısın ki, sana görelik edebiyatı yapıyorsun? nasıl cevap vermen lazım? Hasılı söze gerek yok, bana göresine kalsaydık, sende kuş kadar beyin yok demem yeterli.

Örneğin, aynı psikolojik sorun bu başlığa da nüksetmiş, tencere-kapak, bilinçsiz trollük...
https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=638723
Sana göreliği kendine sakla keyfiliğinin bu konuda anlamı yok, bu zihniyeti tanıyorum, bu zihniyeti biliyorum... Hemen yukarıda özetledim, anlaşılmayacak hiç bir yeri-yanı yok ve konu benim için bir olgudur sadece, gördüm ve yazdım. Türkü mü yazmış, kim yazmış bakmam bile ve mesele bana görelik ise, tutumu ve ısrarı, beni üzer sadece... Safsatalar, isnatlar olmasa hiç zorlanmayacağım, düzeltmekten bir hal olmayacağım, anlamak zor değil, sadece yukarıdaki mor ile işaretlediğim paragraf, dürüstçe, objektif okunsun yeter, yapılanın ne olduğunu söylüyorum yapanla bir derdim yok

ilahimasal
21-05-2019, 09:28
Öyle bir konuda mısın? başlık öyle demiyor. başlık kafirliğe örnek olarak açılmış, bak bakalım başlık ne diyor?, örnek olarak da tecavüz vakası kullanılmış. yani konu kafirler ve kafirlik!
Sonra da ramazan trol ve provokatörlüğüne dair açılmış ve yazılmış başka bir başlığa laf çakmış. Demek ki o başlıkta konu ramazanmış, bu başlık değilmiş, öyleyse bu başlığı açan bu konuya ramazanı tıkıştırmış, istismarı kendi yapmış, ramazandaki trollüğe karşı hassasiyet duymanın, çocuk istismarı ve tecavüzlere karşı olmamak, ilgisiz davranmak anlamına geldiği yalanını da kendi yumurtlamış!. İnsanların çok çeşitli konularda görüşü olabileceği ve ele alınabileceğinin farkında olmadığı gibi bu durumu kötüye kullanmış=istismar. Sen Muhammed başlığına da yazıyorsun değil mi, bu başka hiç bir konuyla ilgili olmadığın anlamına mı geliyor?
Sonra yetmemiş, ramazan trollerine karşı hassasiyet belirtenlere, "sapıklar rahatsız olmasın diye" yapıyorlar diye bir gaye, isnat yapıştırmış, algı operasyonu yapmış ve öyle bir konu seçmiş ki, düşünsel linç kültüründen dolayı, tecavüze uğrayan çocuk meselesini kullanmış

Sevgili filozofumuz spartaküs .

Burası öyle bir forum ki , başlıkları sözde 1.5 milarlık zihniyetin ve digerlerini konuşmak icin , her baslıgı , her başlığın içerigi , her icerigi , zihniyetin başka başka zalimlikleri ile vurgulanarak örnekler ortaya konulan , atıflar yapılarak , anlaşılması için VURGULAR yapılan, insanların atesli kesici silahlar kullanmadan ÖZGÜRCE düşüncelerini ortaya koydugu bir platform degil mi ?

Eninim ki öyle diyeceksin !!!

Diyeceksinde , bu başlıklar , bu başlıkların iceriklerinin , vurgularımızın bulunduğu forumumuz bırakın ramazanı , allahın her mubarek gününde , senin tabirinle başlık başlık SEVGI KELEBEKLERINI trollemiyor mu ?

Sevgi kelebeklerine bakarsan burada yazılan her başlık ve icerigi SAFSATA !!! Hepimizde dangalakmıyız ?


Sevgili filozofumuz bu forumun baş filozofuda sensin. Senin şu yazdıklarından yola çıkınca bu sonuca ulaşılıyor.

Yargılamak yada Zan etmek istemiyorum ama sanki sen bize kişisel davranıyormyşsun algısı oluşmaya basladı bende , böyle ise ki degildir umarım. Sebebinide ögrenmek isterim.

Yine tekrarlıyorum.

Foruma actıgım başlık ve icindeki mevzular , forumun kendisinin kendi dışındaki durumu ile aynı oluyor.

Sevgi kelebeklerine , dinlerden özgürüz dediğimiz anda onları trollemiş oluyoruz.

Sevgi kelebeklerine , Allah yoktur dedigiimiz anda onları trollemiş oluyoruz.

Sevgi kelebeklerine özel mülkiyet problem yaratır dediğimizde onları trollemiş oluyoruz.

Sevgi kelebeklerine muhammed yaşamadı dedigimiz anda onları trolemiş oluyoruz.

Sevgi kelebeklerine ramazanda alkol resmi atarsak trollemiş oluyoruz.

Ve bakarsan ,sonuçta provake etmiş oluyoruz.

Sevgi kelebekleri icin daha neler yapmalıyız ? adamlar rahatca çicekten cicege konar gibi çocuktan cocuga konsun. Her cicekten öz aldıkları gibi her insandan kan alsın diye , agamsın paşamsın mı diyelim?

spartacus
21-05-2019, 12:07
Türkü, hala aynı şeyi yapıyorsun, kendi kendine isnatlar vb. Bunu yapmaya devam edeceğini biliyorum, bilmediğimi sanma. saldırıların, safsataların, baka yerlere çarpıtmaların, kişiselleştirme havada uçuşuyor, kulak vermiyorsun söylenenlere... BİR KEZ DAHA İZAH EDİYORUM, o kadar kolay çarpıtıp, çamur atabiliyorsun ki, ayıkla pirincin taşını.. Muhammed yaşamadı demekle kimseyi trollemiş olmuyorsun, ama yaşamış da olabilir diyene, sapıkların destekçisi diye isnat edersen halt etmiş(provokatörlük, trollük ne dersen) oluyorsun, anlıyor musun aradaki farkı?... yazdığın yazının %90'ı çarpık, çarpıtma, saptırma, yanlışını örtmek(!) için malzeme sadece, neyin trollük olup, olmadığını bilmiyor değiliz, bir çırpıda örnekledim işte, ama sen bilerek anlamazlığa vuruyorsun.....
Tekrar yazıyorum, başlığa yazarken kimin yazdığına bakmıyorum bile, ne yazdığına bakıyorum. forum diyorsun sen nasıl yazıyorsan ben de yazıyorum, kimseye has, özel bir durum değil ki! İkimiz de aynı ekrana bakıyoruz. Kulak versen anlayacaksın.
Hepsi sevgi kelebeği.

En masumları , iskence görmüs Barbaros un işkence görmesine deil !!!! Ramazan daki alkol kadehinin resmine irrite olurlar.
Buyur, bu da başka bir başlık, orada da aynı şeyi yapıyorsun...cahilin fikri, zikri iliğine işlemiş . Boşa eleştirmedim, nesnel yaklaşıyorum, anlayabiliyorum, farkettim, gördüm ve eleştirdim. yani senin için konu önemli değil, amacın üzüm yemek değil, çamur atmak, laf vurmak, konuları alet etmek, bu da provokasyon zaten. ben her konuda sevgi kelebeği değilim, ama sen tam bir borazancı eşeği olmalısın.

Her güncelde, konuda, troller oluyor, provokatörler oluyor, bunun AKTROLleri gibi, birde bilmeden yapanı var. Bunun için para alanı bile var, BİLMEDEN HİZMET eden davranışlarımızda oluyor. Konu ramazana has değil, bu genel bir yanlıştır, her konuda yapabiliyoruz. provokasyonlar bize yarar sağlamıyor, zarar veriyor, mevzu bu! Provokasyon, trollük düzeyine varan cahilce veya bazılarının sükse namına(!) istismarlı paylaşımlar olumsuz oluyor, olay bundan ibaret. 10 KERE İZAH ETTİM SANA, HALA AYNI isnatları sürdürüyorsun... Birde karşı olduğunla aynileşmemelisin.

Biz ülke olarak cehaletten çok çektik, duygusal bir toplumuz, cahiliz, duygu ile teoriyi, siyaseti ayırt edemiyoruz, duygularımızın esiri olduğumuz zamanlar akıllı davranamıyoruz, tepki vermeyi bilmediğimiz için çuval, çuval incirleri de batırdık, kendimize dahi düşman oluyoruz, laf olsun diye değil, bunlar deneyim ve paylaşmamız gerekir, konuşmamız gerekir, bundan daha doğru ne olabilir?... Provokatif tutumlar, KARŞIYA HİZMET EDİYOR, içeride de yıkıp dağıtıyor... Anlaşılmayacak nesi var?

eleştirdim diye, bana çamur atma hakkın yok, çünkü buradayım, cevap hakkım var! olur olmadık konularda, bilerek en hassas konuları seçerek kendi kendine uydurduğun isnatınla, sanki o konuları destekliyormuşuz gibi gösterip hedef yapma hakkın yok. BU YAPTIĞINDA PROVOKASYON, SAFSATA, EN ÇİRKİNİ, en andavalı, anlayacak kapasiten mi yok?

Bir şeyi eleştirmem, başka bir şeyi desteklediğim anlamına gelmez, bir konuda birisine katılmamam, başka herşeye katılmadığım anlamına gelmez, bu tür safsataları cahiller ve bağnazlar birde beyinsizler yapar. Seç beğen, al. Verdiğim linki oku, anlamadığın yeri sor.

Yaptın mı provokasyonu, hak ettiğin tepkiyi vermedim, çünkü sana anlayış gösterdim, anlamanı bekledim, hadi bana bir daha "tek meselemin ramazanda sapıklar rahatsız olmasın" olduğunu söyle, heleki tecavüzlerde, şiddet vakalarında, bunları alet ederek, istismar malzemen haline getirip vb yapmaya kalk, bakalım ne olacak! Ne forumu, çiftliğin de olsa cevabını alırsın, eğriye, eğri, doğruya, doğru

provoke edersen, tepkiyi sindireceksin, anlamıyorsan, işine gelmiyorsa bağnazlığındandır!. hem provoke et, hem de şikayet-sitem et, oh ne ala memleket!

senin yaptığın;

Ferhunde'yi linç ettiren muskacıyla aynı hesap, aynı kafadasın, sadece tabuların farklı! Kız sadece dedi ki, muska bizim inancımızda yok neden yapıyorsun! Muskacı ne dedi, bu kadın kur'ana hakaret ediyor dedi, işte provokasyon buna deniyor, o muskacının yaptığına! Kişkilledi(kışkırttı), galeyana getirdi, köpekleri saldırdı, kızcağızı işkence ede, ede katlettiler, kız başına bunun geleceğini bilse yapar mıydı? Öğretmen olacakmış, sindire, sindire çocuklara başka bir dünyayı, birileri galeyana getiremeyeceği biçimde anlatabilme yolunu seçerdi ve bu sırf sen, gerine, gerine keyfine göre hareket ediyorsun diye, yaptığı yanlış olmazdı... Sürekli tekrar ettim, koşul, koşul, koşullar...

Trollük ve provokasyonların neye hizmet edebileceği konusunda, neden böyle düşündüğümü defalarca örneklerle açıkladım... hatta karşı taraf kendi lehine kullanacaksa da yine hassas olmak lazım, malzeme vermemek lazım(bu da TAKTİK yönü) dedim... ben de, arızalar ve cehalet diyarına dönmüş-sömürmüş a-sosyal ağları geziyorum, neler, neler gördüm. bir dolu aktrolü kıskandıran cahiller var, atasözü dahi var, "keskin sirke küpüne zarar, haklı iken haksız konuma düşmemek, suçlu ve güçlüyü mağdur konuma getirmemek". bu O ZİHNİYETE HİZMET EDER(!), TEPKİ VERMEYİ ÖĞRENMELİYİZ dedim. Bu bir görüş, bir analiz ne var bunda?

sen ise bir çocuk tecavüzünü konu edip, "Spartacus'un vd. meselesi ramazanda sapıklar(!) rahatsız olmasın meselesi" dedin, yaptığın tamamen aynı, yaptığını safsata olarak ifade ettim, incittiğin halde incinmeyesin diye, çünkü safsatadır, ama esasında provokasyondur da... Akıl ve mantık, sana da lazım...

yaptığının, -muskacının yaptığından-, ne farkı kaldı?

Ne bekliyorsun hala? kanıt mı? Alıntılıyorum işte!

1.) Tecavüze uğramış bir çocuk haberinin başlığını açtın(teşekkürler)

orada bir Belediye Başkanı denen it ile, hukuk denen itin tutumu var, o itler de hak ettiği tepkiyi almalı, alacaktır da, imkanım olsa ... ama akıllı davranmalıyız, karşıdakine koz vermemeliyiz, haklı iken haksız duruma düşürecek davranışlardan kaçınarak yapmalıyız vs. dersem, rahatsız olmamış ve aman rahatsız etmeyelim demiş olmuyorum, aksine başarısız olmayalım, fırsat vermeyelim, koz vermeyelim demiş oluyorum.

2.) Bunun üzerinden bütün müslümanları sapık ilan et.

3.) Sonunda da; böyle hassas ve haksızlık ve acı içerikli bir konu da, Ama mesele " ramazan da içilen içki bu sapıkları rahatsız etmesin " , diyerek bana çamur at, isnat et, yalandan amaç yükle... bu konulardan rahatsız değil miyim peki, istismarının birde bu yönü var.

ilahimasal
21-05-2019, 12:47
sen ise bir çocuk tecavüzünü konu edip, ["Spartacus'un vd. meselesi ramazanda sapıklar(!) rahatsız olmasın meselesi"[.

Tırnak içine almışsınızda ! Ben orada spartaküs demedim , digerini dedim.

Spartaküs sana , ne öyle bir sey derim nede ima ederim. Biliyorum ve tanıyorum ki sen öyle birisi degilsin , zorlasalar olmazsın.

Dediklerinin hepsini okudum ne demek istediginide çook iyi anlıyorum. Ama benim o kesime karşı tahammülüm kalmadı bitti tükendi.
O cenaha fırsat vermemek adına bir sey dememek de yetersiz. Bu cenah yine bir magdur edebiyatı YARATIP oradan beslenirler.
Ramazan da alkol alıp resim atılmasa dahi vardır onlarda bir B planı ve hic düşünmeden sorgiulamadan o B planına sarılıp kendisi gibi olmayanları ötekileyecek bir potansiyelleri her an var.



Birseyin eseğide yapmısınız beni . Saoulun tesekürler.

Ha bu arada.
O malum gereksiz başlıktaki uzun uzun yazdıgınız ilk mesajı bulamadım.

ForumKirpisi
21-05-2019, 12:55
bu dincilere dinci metodlarla mücadele edicen hacı. ben spartacusa o bakımdan katılmıyorum.
güzellikle bi adım gidilmedi. yok türban isteriz yok hac isteriz yok arapça isteriz.
yok arap kapı tokmağı isteriz. yok çok eşlilik isteriz yok şeyh isteriz tekke medrese isteriz. bunlar doymuyor ki?

verelim arap pasaportunu çalalım arabistana serelim çölü. getirelim deveyi rahatlıcaklar.

doğuştan ölüme kabeyi adama ideal yapmışlar o kabeyi sen yapmadan adam rahatlamıcak.

işte dicek ki biz size karışmıcaz biz harem selamlık isteriz sonra siz de buna uyun sonra yok tokalaşmayın sevişmeyin bilmemnapmayın.

böyle baklaları ağza tıkıp gevelemeyi sevmiyom.

spartacus
21-05-2019, 13:36
Spartaküs sana , ne öyle bir sey derim nede ima ederim. Biliyorum ve tanıyorum ki sen öyle birisi degilsin , zorlasalar olmazsın.

Dediklerinin hepsini okudum ne demek istediginide çook iyi anlıyorum. Ama benim o kesime karşı tahammülüm kalmadı bitti tükendi.
Ben de anlıyorum, o yüzden diyorum ya, tepki vermeyi öğrenmeliyiz. Benim de tahammülüm yok,aklı başında kim tahammül edebilir? edilemez, ama bir yerde bizim de payımız olmasın diyorum, imkan buldukça ne verebilirsek kar. O kesime tahammülsüzlük topluma genellendiğinde yanlış oluyor ve provokasyona dair benim eleştirmem şart değil, eleştiri yapana isnat etmek yerine, istişare etmek daha doğru değil mi?. Kulak versek belkide doğru söylüyordur, olamaz mı?

Tabi genellemek, daha da itelemek doğru değil, tahammül edemediğimize malzemeler, fırsatları vermeyelim, illa verenimiz olacaktır, ama bilinçlenmek önemli bir etken. Aslında milyonlar nezdinde, bu zihniyeti enjekte edenler, dinden çıkar sağlayanlar, hakim ve egemen kılanlar belli. Örneğin istatistikler, gençlerde islamdan uzaklaşmanın, yükseldiği yönünde, bu bir veridir, demek ki genelleyerek doğru yapmış olmayız,AKP gibi iktidarların baskısı vs sadece bir kesimde huzursuzluk doğurmuyor, dün farketmeyen bir gün yanlış yaptım, hata yaptım, pişmanım, ellerim kırılsaydı da oy vermeseydim diyebiliyor... İnsanları alternatifsiz bırakmamak neden kötü olsun ki?

Diğer aylarda yapmayıp, özellikle ramazanda paylaşanlar diye bir soru var, zaten o konuda ana tema bu, ÖZELLİKLE YAPMAK.
Yanlış ve salt siyasi değil, psikolojik bir sorun olduğunu düşünüyorum.
Tahammülün bitmesi de bir sebep olabilir mi? Evet olabilir, ben de diyorum ki, bu karşı tarafa kozlar verecek davranışlara dönüşürse yanlış olur. Şimdi facebook vs karıştırıp, bahsettiğim resimleri bulmak istemiyorum... neler var neler... Hele o seçim sürecindekiler, arada derede olana, kararsızlara, resmen AKP ye oy verin dedirtiyor, Yıldırımı, eşi üzerinden mağdur hale getiriyor.

özellikle seçim vb ve bazı konularda, mağduriyet psikolojisinden söz ediyorum, hepimiz insanız ve yaşam bizi mağdur ediyor, yaşıyoruz, eziliyoruz, bu bilinçaltımıza yerleşiyor. Ezilenin, mağdurun yanında olmaya dönüşüyor. örnek vereyim, bir film izlerken çoğumuz, haklı olanı mağdur olanı, ezilenin tarafını tutarız... Bilerek yapılanı kastetmiyorum, o zaten belli, bilmeden yapacağımız trollükler, kışkırtmalar, karşı tarafa bu konuda da hizmet ediyor, hassasiyet derken özellikle tek yönlü ifade etmiyorum.
O cenaha fırsat vermemek adına bir sey dememek de yetersiz. Bu cenah yine bir magdur edebiyatı YARATIP oradan beslenirler.
Biz yanlış yapmayalım da, kendi aramızda ortak bir davranış geliştirebilelim de, zira tarih affetmiyor, çamur atan birgün o attığı çamur batağında boğuluyor, çünkü insanın mantığı tamamen yok edilemiyor, toplumsal bellek, birey belleği gibi değil, kolayca oluşmuyor, ama birikerek, sıçaralamlarla oluşuyor ki, umulmadık taşlar baş yarıyor, hiç olmadık ülkeler de dahi sıçramalar oluyor... 1 ekmek derdi dahi nelerden vazgeçirtiyor...

hasılı o zihniyetler yenilmeye mahkum, ama bizler de bu süreci hızlandırmalı, kısaltmalıyız. Genelleme yaparak ve genel üzerinden tümüne isnat ederek kısaltamıyoruz, uzatırız. Bize düşen en önemli sorumluluk, ısrarla bilgi, bilim, konu ve nesnel biçimde irdelemek, paylaşmak. Aydın kesimle, geri kesimler arasına set oluşturmak bizim yararımıza değil, zararımıza rol oynuyor, bu özellikle yapılırken biz de malzeme vermemeliyiz. Genellediklerimizin içinde bir dolu insan var, çelişkiye düşüyor, araştırıyor, bu foruma dahi gelip, okuyanlar var. Tepki vermek anlıktır, ama tepki vermemize yol açan koşulları aşmak için çaba ise uzun vadeli.

Aydınlar esasında neden hapsedilirdi? Kitle ile ilişkisi kalmasın, çünkü o aydın, sömürgenler ve cehaleti sömürenleri uyandırıyor!
Ramazan da alkol alıp resim atılmasa dahi vardır onlarda bir B planı ve hic düşünmeden sorgiulamadan o B planına sarılıp kendisi gibi olmayanları ötekileyecek bir potansiyelleri her an var.
Olsun, biz malzeme olmayalım. Mesele sadece o değil, ilişkideyiz, ve artık google vb var, eski köy hayatını yaşamıyoruz, mahalle, işyeri, a-sosyal ağlar, her tülü iletişim halindeyiz... birileri arama motorudan bir şey aradığında, o tür paylaşımlara tekabül ediyor, o da insan, inançlı, enjekte edilmiş, o da kendi inandığını ve yaptığını doğru sanıyor, o da tepki veriyor... denk geliyor, sorgulayacakken, zihniyete daha bir sarılır hale geliyor, yani salt bir yönü yok, üstelik hukuk kavramı önemli ve aslında herkese lazım, o bilmese dahi. Örneğin 80 darbesi öncesinde devlet(!) camilere bomba yerleştirilmesine önayak oluyor, yeri geldi sessiz kalıyor, ülkücü denen faşist çeteler bu işi jandarma ile organize ediyor. Her koşulda, geneli kapsayan provokasyon olmuyor, çoğunlukla özellikle yapılması gerekiyor. Görünüş aldatıcıdır, bu toplumun çoğunluğu, bu tür provokasyonlardan yana falan değl, müslümanların hepsi de aynı zihniyete sahip değil, biz itelemeyelim... yani insanları itelemek başka, bir zihniyeti, konu başlıklarıyla anlatmak, eleştirmek başkadır, birincisi zaralı, ikincisi yararlı. Bu foruma bir dolu müslüman giriyor, üye olmuyor, ama okuyor... Beyinlerimiz de bilinçaltı da var, okusun, katılmasın ama o bilinçaltında bir yer ediniyor, bugün olmazsa yarın karşısına gelebiliyor. O yüzden dinler, özellikle her türlü farklı fikri yasaklar, ilişki istemez, bizde inadına ve ısarla ilişkiyi zorlamalıyız. Bu desteklediğimiz anlamına gelmiyor aksine rol oynuyor.
Birseyin eseğide yapmısınız beni . Saoulun tesekürler.
kelebek de, eşek de sevimli hayvanlar, kebeği öpmem ona zarar verir, ama eşek, öperim doya, doya, gözünden, alnından, yanağından...

Ha bu arada.
O malum gereksiz başlıktaki uzun uzun yazdıgınız ilk mesajı bulamadım.
https://turandursun.com/forumlar/newreply.php?do=newreply&p=638733

yazdıklarımdan kırıldıysan kusura bakma, dediğin gibi tepkiliyiz ve bazen tokat yememiz gerekebiliyor, sapıklar rahatsız olmasın ifadesi ve genelde isnat, bilmeden de olsa istimara dönüşen durumlar, sessiz kalabileceğim bir yakıştırma değil..

Ahlaksız
21-05-2019, 17:19
Sevgili kartopu;Türkiye,Fransa,Belçika,Japonya gibi bir ülke değil..Bu ülke,anayasında laik olarak tanımlansa da ,özünde Müslüman bir ülke..Konu bu..Konunun şah damarı bu..Haliyle benim gibi azınlıkların sokakta işi yok..Türkiye'de bir devrim olacaksa,bunu Müslümanlar yapacak,biz değil..
Atatürk..Müslümandı,en azından dualarla filan meclisi açtı..Devrim yaptı,ne oldu?Müslüman bir kişi,müslüman bir toplumda inanılmaz bir devrim yaptı..Sonuç ne?100 yıl sonra aynı topraklarda,kafa olarak aynı insanlar yaşıyorsa,geçmişte Kubilay'ın kafasını kesenler,bugün Madımak'ta insan yakıyorsa,ben bu devrimden ne anlıyacağım?

Sevgili spartacus;hepimiz hayvan mıyız?Hayvanız..Hayvanlar evrim geçiriyor mu?Evet,geçiriyor..Evrim bir yerde duracak mı?Hayır,durmayacak..Evrime yön verebilir misiniz?Hayır,veremezsiniz..Tekrar ediyim..
Evrime yön verebilir misiniz?Hayır,veremezsiniz..
Bu soru/cevap,hep aklınızda bulunsun..Yani insanların geleceğini belirleyemezsiniz..Devrim yaparsınız,mutlu olursunuz,falan filan ama sonuçta devriminizin gelecekte bir işe yarayıp yarayamıyacağını BİLEMEZSİNİZ..

Müslümanlara veya inançlarına hakaret edilmesine karşıyım..Bakınız;
https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=39366&highlight=Allah%27a+Muhammed%27e+hakaret+etmenin+a nlams%FDzl%FD%F0%FD
Ben sizin de,sevgili Türkü'nün de ne dediğini biliyorum/anlıyorum..Bana ortaokul çocuğu muamelesi yapmayın burada,bana ettiğiniz kişisel lafları da okur geçerim,umurumda olmaz..Bana burada lügat paralamayın lütfen..
Mesele şu..Siz Müslümanları bilmiyorsunuz/anlamıyorsunuz..O kafayı yaşamamışsınız..O kafalarla bir arada olmamışsınız..
İYİ BİR İNSANSINIZ..İyilik yapalım,iyilik görelim filan diyorsunuz ama böyle bir şey yok işte..Bu Müslümanlar böyle insanlar değiller..
Ben 10 kişiyi ateist yaptım,sen de yaparsan,o da yaparsa,Türkiye daha güzel bir yer haline gelir diyorsunuz ama bu kadar kolay değil işte..Türkiye'de milyonlarca insanın çevreyi kirletmesi gerçeği varken,sizin bir pet şişeyi çöpe atıp atmamanız önemli değil ki..Rakam korkunç ve bu insanlar sürekli ürüyorlar ve üremeyen veya az üreyen tarafta sizin taraf..Haliyle 10 kişiye çevreyi kirletmemesini bireysel olarak öğretseniz,bu sadece kişisel bir tatminden öteye gitmez..

Türkiye'de gayrimüslimlere veya muhalif gibi gözüken herkese,
zaman zaman fiziki şiddet uygulanıyor mu?Uygulanıyor..
Psikolojik şiddet uygulanıyor mu?Uygulanıyor..Birisi çıkıpta iftarda rakı içtiğini sanalda paylaşırsa,bu provokasyon mu oluyor şimdi?!

The Walking dead gibi..Aman sessiz olun,zombiler uyanmasın filan..Zombileri rahatsız etmeyelim filan..Niye?Bırakın uyanacakları varsa uyansınlar..Ne olacaksa olsun..Aman şöyle yapmayalım,aman böyle yapmayalım diyerek zombileri koruyorsunuz işte..Yanlış oldu..Aslında kendinizi korumaya alıyorsunuz..Zombilerin uyanıp,sizi ısırmasını istemiyorsunuz:)

Hakaret/küfür yanlış..Bu ayrı mesele..Biri çıkıp iftar vakti,canlı yayınla Türkiye'de bir cami önünde kuran yaksa,bu kişiye provokatör deseniz anlarım ama siz en ufak bir şey de,provokatörlük yapmayalım diyorsunuz..
Sevgili Türkü ne demiş,küfür mü etmiş,ne yapmış?Hiç bir şey..Ben bir şey görmedim..Siz abartıyorsunuz sadece..

İyilik yapalım,iyilik görelim filan..
Bir abimiz vardı..Büyük bir şirketin para işlerine bakardı..
Birgün kaçırdılar kendisini..
Dağ başına götürüp,kafasına tek el sıkmışlar..Çokta iyi bir insandı..

ForumKirpisi
21-05-2019, 18:33
dünyada laik yer yok ki.

kartopu
21-05-2019, 19:02
Sevgili kartopu;Türkiye,Fransa,Belçika,Japonya gibi bir ülke değil..Bu ülke,anayasında laik olarak tanımlansa da ,özünde Müslüman bir ülke..Konu bu..Konunun şah damarı bu..Haliyle benim gibi azınlıkların sokakta işi yok..Türkiye'de bir devrim olacaksa,bunu Müslümanlar yapacak,biz değil..

Ahlaksız Arkadaşım.

Devrim öyle Müslüman hiristiyan meselesi değil dünya o dönemleri çoktan aştı.

Devrim sınıf meselesi Elbette seni sınıfını enterese etmeyen ayaklanmalarda taraf olmayacaksın. Ama her kalkışma ekonomik ve paylaşım içerir Din ve dindarlık bunun içine egemen güçler tarafından yerleştirilir. *Azınlık dediğin Ateistler dir* sanırım bu bir üst aşamadır öncelikler yaratılan değerler ve alınan paylar önemlidir.

Kapitalizm in bu aşamasında din gibi üst kurumlar çıkar menfaat araçlarıdır asıl hesap neyi ne kadar aldığındır.

İşte 15 temmus olayı Akp liler ve feto cular neyi paylaştılar neyi paylaşamadılar ki birbirlerine girdiler Bunun adı devlet ve ganimettir .

Bizi ilgilendiren tarafı yoktur. Ama bazı kalkışmalar direk bizi ilgilendirir ki buna tarafsız kalamayız.

Şüpheci Dinsiz
21-05-2019, 19:24
Dincilerin, dinci devletlerin canhıraş bir şekilde çocuk-kadın tecavüzlerini örtme çabasının nedenini bilen veya tutarlı bir açıklaması olan var mı sevgili arkadaşlar? Tecavüze uğrayanların aileleri bile neden bu ağır suçu örtmeye çalışıyor?

Özellikle müslümanlarda->cami-kuran kursları-cemaat evleri-yetimhaneler, hristiyanlarda->kiliseler-ruhban okulları-yetimhaneler...
Durum neden böyle?

Ahlaksız
21-05-2019, 19:28
dünyada laik yer yok ki.
Doğru..
Sevgili kartopu;Türkiye,Fransa,Belçika,Japonya gibi bir ülke değil..Bu ülke,anayasında laik olarak tanımlansa da ,özünde Müslüman bir ülke..Konu bu..Konunun şah damarı bu..Haliyle benim gibi azınlıkların sokakta işi yok..Türkiye'de bir devrim olacaksa,bunu Müslümanlar yapacak,biz değil..

Ahlaksız Arkadaşım.

Devrim öyle Müslüman hiristiyan meselesi değil dünya o dönemleri çoktan aştı.

Devrim sınıf meselesi Elbette seni sınıfını enterese etmeyen ayaklanmalarda taraf olmayacaksın. Ama her kalkışma ekonomik ve paylaşım içerir Din ve dindarlık bunun içine egemen güçler tarafından yerleştirilir. *Azınlık dediğin Ateistler dir* sanırım bu bir üst aşamadır öncelikler yaratılan değerler ve alınan paylar önemlidir.

Kapitalizm in bu aşamasında din gibi üst kurumlar çıkar menfaat araçlarıdır asıl hesap neyi ne kadar aldığındır.

İşte 15 temmus olayı Akp liler ve feto cular neyi paylaştılar neyi paylaşamadılar ki birbirlerine girdiler Bunun adı devlet ve ganimettir .

Bizi ilgilendiren tarafı yoktur. Ama bazı kalkışmalar direk bizi ilgilendirir ki buna tarafsız kalamayız.
Sn.kartopu;''Dünya o dönemleri aştı'' demişsiniz ya,konu da bu işte..Müslümanlar Dünya'dan kopuklar/bihaberler..Sorun bu..
Müslümanların ne sınıftan haberi var,ne kapitalizmden,ne ekonomiden,ne de dinden..Hiç bir şeyden haberleri yok..Bunu abarttığım filan da yok..Çıkın sokağa,''uzay nedir?'' diye sorun..Arada birkaç kişi size uzayı tarif eder,gerisi zombi işte..

Ortadoğuda arap baharı,Türkiye'de gezi ve 15 temmuz filan oldu,sonuç ne?Hiç bir şey..Çünkü Müslüman denilen şey,bu Dünya'ya sırtını dönmüş bir kere..Atatürk'te olsanız,bir şey yapamıyorsunuz..100 sene sonra,tekrar eski hallerine dönüyorlar..Bir şey yapmayın demiyorum,kişisel olarak bir şeyler yapabilirsiniz ama bu gerçeği de kabul etmek lazım..

Ahlaksız
21-05-2019, 19:35
Dincilerin, dinci devletlerin canhıraş bir şekilde çocuk-kadın tecavüzlerini örtme çabasının nedenini bilen veya tutarlı bir açıklaması olan var mı sevgili arkadaşlar? Tecavüze uğrayanların aileleri bile neden bu ağır suçu örtmeye çalışıyor?

Özellikle müslümanlarda->cami-kuran kursları-cemaat evleri-yetimhaneler, hristiyanlarda->kiliseler-ruhban okulları-yetimhaneler...
Durum neden böyle?
Sn.Şüpheci Dinsiz;insana değer vermeyen bir din ile boğulmuş bir toplumda;ne kadına,ne çocuğa,ne hayvana,ne de doğaya değer verilir..
Hristiyan toplumlar,biraz demokrasi/adalet gibi konularda ileri oldukları için,bir nebze Müslüman toplumlardan iyi durumdalar ama onların da ne olduklarını(en azından din adamlarını) biliyoruz..

Devrimci arkadaşlar için şunu da belirteyim..Hristiyan toplumlar devrimler filan yapıp,bilimde/demokraside Müslümanları solladılar geçtiler ya,bugün devrimcilerin torunlarına kiliselerde papazlar tecavüz ediyor..!

ForumKirpisi
21-05-2019, 19:39
Dincilerin, dinci devletlerin canhıraş bir şekilde çocuk-kadın tecavüzlerini örtme çabasının nedenini bilen veya tutarlı bir açıklaması olan var mı sevgili arkadaşlar? Tecavüze uğrayanların aileleri bile neden bu ağır suçu örtmeye çalışıyor?

Özellikle müslümanlarda->cami-kuran kursları-cemaat evleri-yetimhaneler, hristiyanlarda->kiliseler-ruhban okulları-yetimhaneler...
Durum neden böyle?

Çok doğru bir tespit. İnsanların bildikleri ama hep tabu haline gelmiş bi olay.
AIDS'den çok daha ciddi bir sorun.

Dünya'da cinsel açlık çeken en büyük güruh dinci güruh. Dünya'da en çok cinsel açlık çeken
toplumlar da dinci toplumlar. Buna eminim. Sallamıyorum. Şahitim.

Örneğin dinci Yunanistan ve İtalya toplumu cinselliğe diğer Hristiyan toplumlardan daha açtırlar.

Bakınız, kız-erkek karışık öğrenci yurdunda kalmış biri olarak bu yurt sistemi Türkiye'de olsa ve dindar bir yerde olsa neler olabileceğini aklıma getirmek bile istemiyorum!

Kız ve erkeğin bir odada yalnız seks yapabileceğini düşünmek hastalıklı travmatik bir zihnin ürünüdür. Örtbas edilmiş eziklik duygularının sonucudur. Ben bile etkilendim bu toplumun hastalığından.

Budizmde ise Hindistan galiba bu olayın membaı. Toplu tecavüz ülkesi. Orada da rüşvet ve ört-bas var.

Dincilik galiba insanın kendisini aşağı bir konuma alması.

Ama reis hükumeti tecavüzü ve terörizmi teşvik etmektedir. Örneğin kaçak yapılaşma terörizmini teşvik ettiler, gazeteci dayağı terörizmini teşvik ettiler. Çifte-standart terörizmini
teşvik ettiler. Ört-bas ve yargı kıyımı terörizmini..

Bugün terörist bir hükumet tarafından idare edildiğimizi çok sonra yazacaklar.

Şüpheci Dinsiz
21-05-2019, 20:46
Rakamlar korkunç...

imdat.org (http://imdat.org/wp-content/uploads/2018/05/RAPOR-ÇOCUK-İSTİSMARI-tam.pdf) (Çocuk istismarına dair pdf rapor dosyası)

http://imdat.org/wp-content/uploads/2018/05/RAPOR-ÇOCUK-İSTİSMARI-tam.pdf

--/--

tr.sputniknews.com (https://tr.sputniknews.com/turkiye/201806101033803155-ihd-turkiye-cinsel-istismar-cocuk-dogum/)

İHD İstanbul Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu'nun raporuna göre, son 16 yılda 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yaptı. Cinsel suçların yüzde 46'sının çocuklara karşı işlendiği, çocuğun cinsel istismarında Türkiye'nin dünya listesinde 3. sırada olduğu belirtildi.

[...]

Türkiye'deki cinsel suçların yüzde 46'sı çocuklara karşı isleniyor. Çocuğun cinsel istismarında Türkiye dünya listesinde 3'üncü sıradadır. TÜİK verilerine göre, son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğu devletin izniyle evlendirildi. Son 6 yılda 142 bin 298 çocuk anne oldu ve bu çocukların büyük kısmı dini nikâh ile evlendirildi. 2002'den bu yana 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yaptı. 15 yaşın altında cinsel istismara uğrayarak doğum yapan çocuk sayısı ise 15 bin 937 olarak kayıtlara geçti.

ForumKirpisi
21-05-2019, 21:24
Paranız yoksa ve gücünüz yoksa, çoluğunuz çocuğunuzun
erkek kız farketmez istismar edilme ihtimali gittikçe artıyor galiba.

Yani asla kırılamayacak bi döngü kurmaya çalışıyolar. Fakir bi aileden gelenin asla kendini
kurtaramayacağı bi sistem.

2002 Öncesinde ne kadardı şimdi ne kadar olduğu da söylense veya artış mı var azalma mı var?

18 yaşın altında doğum yapanların hastanelerde hakkında nasıl bir işlem yapılıyor ve nasıl sonuçlanıyor?

Urfa benim bildiğim Türkiye'de çocuk evliliğinin merkezi. Urfa'da çocuk izleme merkezi yok?!?

Ayrıca bu çocukçulara AKPnin muhabbeti çok çekirdek kadro.

Ülkemizde kalan Suriyeli göçmenlerin çocuklarına karşı durum ne halde?

Açıkçası istismar edilenin tc vatandaşı olup olmadığını umursamıyorum, her çocuğa sulanan ve bunu iş haline
dönüştüren hobi haline dönüştüren birinin seceresinden fayda gelmez.

Şüpheci Dinsiz
21-05-2019, 21:37
insamer.com (https://insamer.com/tr/2018-dunyanin-cocuk-karnesi_1490.html)

2018 Dünyanın Çocuk Karnesi - 1

Giriş
"17. yüzyıl matematiğin çağıydı; 18. yüzyıl doğa bilimlerinin, 19. yüzyıl ise biyolojinin. Bizimkisi, yani 20. yüzyıl korkunun çağıdır." diyen Cezayir doğumlu Albert Camus,[1]bu sözleri savaşlar içerisinde kaynayan dünyanın durumunu betimlemek için sarf etmiştir. Aslında bu sözler, bir tanımlamadan ziyade içinde bulunduğumuz dönemi özetleyen veciz bir ifade olarak çağımıza da tanıklık etmektedir.

Yaşanan siyasi krizler, ekonomik adaletsizlikler, sosyal yozlaşma ve ahlaki değerlerin yok edilmesi, bize çok farklı bir çağı getirmiştir. Hepimizin gözleri önünde cereyan eden Suriye'deki iç savaş, Kafkasya halklarının maruz kaldığı Rus baskısı, Filistin halkının durumu, ABD'nin Afganistan ve Irak'taki işgalleri, içinde bulunduğumuz dönemde insanlığın şahit olduğu şiddetin örneklerinden yalnızca birkaçıdır. Bugün bizler bir yanda açlık ve yoksulluktan kırılan öte yanda fazla kilolarından kurtulmak için milyonlar harcayan birbirine tamamen zıt yaşam koşullarına sahip insanların var olduğu bir dünyada yaşamaktayız. En önemli ahlaki değerlerin hiçe sayıldığı, ahlaksızlığın hak savunuculuğu olarak yansıtıldığı bir çağı teneffüs etmekteyiz.

Bu çağda yaşanan bütün krizler, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma ve yoksulluk ise en çok toplumların en savunmasız kesimi olan çocukları etkilemektedir. Bu bağlamda sebepleri farklı olsa da sonuçları çocukların mağduriyetine yol açan unsurların ele alındığı bu rapor, 21. yüzyılın küreselleşen dünyasında çocuk olmanın ne demek olduğunu ve çocukların maruz kaldığı hak ihlallerini gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır.

"Çağımızda yaşanan bütün krizler, hak ihlalleri, ahlaki yozlaşma ve yoksulluk, en çok toplumların en savunmasız kesimi olan çocukları etkilemektedir."

"Geleceğe, olgunlaşmaya ve ilerlemeye yönelik bir umut olmadan anlamlı bir yaşamdan söz edilemez."düşüncesinin ışığında hazırlanan bu raporla toplumların gelişmesi ve ilerlemesi için büyük önem arz eden çocukların maruz kaldığı açlık, yoksulluk, istismar, ihmal gibi vakalarla onların geleceklerinin ve geleceğe dönük umutlarının nasıl söndürüldüğü gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.

Terörist gruplar tarafından kaçırılarak veya kandırılarak savaş alanlarına sürüklenen çocukların içler acısı halleri, Afrika'da yaşanan kıtlık ve kuraklık sebebiyle ölümle burun buruna kalan çocukların durumu, kısaca küreselleşen dünyada çocukların maruz kaldığı tüm insani hak ihlallerine dikkat çekilmeye gayret edilmiştir.

Elinizdeki çalışmada çocukların maruz kaldığı şiddet, istismar, yoksulluk, eğitim hakkından mahrum edilme gibi durumların, çocukların gelişiminde yol açabileceği fiziki, psikolojik ve ahlaki sorunlara da değinilmiştir. Ağır insani krizlerin tetiklediği bu sorunların çocuklar üzerinde yaratabileceği onarılmaz ağır travmatik etkilerin uzun vadede, yaşadıkları toplumlar açısından bir tehdit oluşturup oluşturmayacağı konusu da ele alınmıştır.

Çocuk Hakları Sözleşmesi
Çocuğun korunması, onun "bir insan" olarak sevgi ve şefkate layık olması yanında, toplumun bir parçası olması ilkesine dayanır.[2]Çocuğun fiziki, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun koşulların sağlanması, modern toplumların en temel vazifelerinden biridir. Tabiatı gereği kırılgan ve savunmasız olan çocuk, nizami kurallar çerçevesinde korunmaya ihtiyaç duyar. Bu kurallar çocuğun doğuştan gelen hak ve hürriyetlerine uygun olup, çocuğun onurunu ve saygınlığını incitmeyecek nitelikte olmalıdır. Çocuklar açısından olduğu kadar toplumun geleceği açısından da önem teşkil eden bu hak kavramı, çok uzun zamandır hukukun konusu olagelmiştir. Buna karşın "çocuk haklarını düzenleyen kurallar" şeklinde tanımlanan çocuk hukukunun literatüre girişi çok yeni bir hadisedir.

Çocuklara yönelik yaklaşımların gözden geçirilip yeniden düzenlendiği bir alan olan çocuk hukuku; genç ve ihtiyaçlar doğrultusunda sürekli yenilenen bir bilim dalıdır. Dar anlamıyla çocuk hukuku, ana-baba ve çocuk arasındaki görevleri düzenleyen kurallar bütünü olarak da ifade edilebilmektedir. Çocuğun ebeveynlerinden talep edeceği hakların uygulanması görevi devlete aittir. Hakların uygulanması esnasında yaşanacak herhangi bir usulsüzlükte müdahale etmek zorunda olan devlet; çocuğun haklarının onun yüksek yararına kullanımını sağlamakla da yükümlüdür.

Modern devletin çocuğa karşı görevi yalnızca ana-babayı denetlemek değildir. Devlet, çocukların yetenekleri doğrultusunda onları güvence altına almanın yanı sıra, onların ekonomik ve sosyal refahını da sağlamak zorundadır.[3]Çocuklara yönelik işlenen hak ihlallerinin sorumlusu devlet olduğunda devreye hangi mekanizmanın gireceği, uluslararası hukuku uzun süre meşgul etmiştir. Küreselleşen dünya, değişen sınırlar, devletlerin çakışan çıkarları yüzünden çıkan savaşlar ve artan terör olaylarıyla beraber mağduriyetleri had safhaya ulaşan çocukların durumu, söz konusu çocuk hukukunun uluslararasılaşmasını kaçınılmaz hale getirmiştir.

Bu anlamda Batı'daki ilk kurumsal çalışmalar çocuklar için Uluslararası Yardım Örgütü'nün 1920 yılında kurulmasıyla başlamıştır. Kurulan bu örgüt başlangıçta yalnızca savaşlardan zarar gören ülke çocuklarının ihtiyaçlarını gidermeyi amaçlamıştır. Bu çerçevede yapılan çalışmalar, daha planlı ve geniş kapsamlı bir çocuk hakları programının düzenlenmesini sağlamıştır. Söz konusu dönüşüm, 26 Eylül 1924 tarihinde, Milletler Cemiyeti Genel Kurulu'nun hazırladığı, "Çocuk Hakları Cenevre Bildirgesi"nde kendini göstermiştir. Bu belge, çocuklarla ilgili ilk geniş kapsamlı uluslararası düzenlemedir.

2. Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle sekteye uğrayan çocuk haklarının uluslararasılaştırılmasına yönelik bu girişim, 24 Ekim 1945 tarihinde kurulan Birleşmiş Milletler'in (BM) yayımladığı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde kendisine yer bulamadığı için, çocuk haklarına ilişkin yeni bir uluslararası düzenlemenin yapılması elzem hale gelmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda 20 Kasım 1959 tarihinde BM Genel Kurulu, 78 ülke temsilcisinin katıldığı genel oturumunda Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni oy birliği ile kabul etmiştir. Çocuk Hakları Cenevre Bildirgesi'yle 1924 yılında başlayan süreç, 20 Kasım 1989 tarihli BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'yle nihai şeklini almıştır.

"BM Çocuk Hakları Sözleşmesi2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye başta olmak üzere bütün İslam ülkelerinin de taraf olduğu bu sözleşme, dünya devletlerince nicel anlamda en çok onaylanan insan hakları belgesidir."

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye başta olmak üzere bütün İslam ülkelerinin de taraf olduğu bu sözleşme, dünya devletlerince nicel anlamda en çok onaylanan insan hakları belgesidir. Çocuğu alakadar eden bütün işlerde çocuğun yararının gözetilmesi ilkesi, sözleşmenin mihenk taşıdır. Sözleşmeyle çocuğun ırk, dil, din, cinsiyet farkı gözetilmeksizin; bedenî, ruhi, moral ve mental gelişimini sağlayacak yeterli bir hayat hakkına sahip olması gerektiği kabul edilmektedir. Bu çerçevede gerekli şartların sağlanması sorumluluğu, çocuğun bakımını üstlenen kişilere aittir. Ancak bu ödev ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinde, sorumlu kişi veya devletler yeterli olamadıkları takdirde, bu vazife sözleşmeye taraf olan diğer devletlere devredilir.

Çocukların eğitim, beslenme, barınma ve diğer bütün insani temel ihtiyaçlara olan erişimini birer hak sayan, çocukların sömürüden ve zorunlu askerî hizmetten korunmasını garanti altına alan Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne ABD taraf olmamıştır. Dünya kamuoyu tarafından eleştiri bombardımanına tutulan ABD'nin takındığı bu tutumu anlayabilmek, savaşlar içerisinde kavrulduğumuz şu günlerde pek mümkün görünmemektedir.

Savaş ve Savaşın Çocuklar Üzerindeki Etkileri
İnsan hakları ihlallerinin en temel sebeplerinden biri olan savaş durumu, literatürde, devlet veya ulus içerisindeki rakip siyasi güçler arasında gerçekleşen ve hasım gücün iradesini kırmak için açıkça ilan edilmiş silahlı şiddet tekeli olarak tanımlanmıştır. Bu tanım ilk kez Soğuk Savaş'la birlikte değişmeye başlamış ve bu başkalaşım Sovyet Rusya'nın 1990 yılında yıkılmasıyla ortadan kalkan iki kutuplu dünya düzeniyle devam etmiştir. Sovyet rejiminin yıkılmasına müteakip ortaya çıkan yeni sistemde güvenlik ve tehdit algıları farklılaşmış, algıdaki ayrışma hasebiyle de etnik ve dinî kökenli yeni çatışmalar meydana gelmiştir. Bahse konu farklılaşmalar neticesinde vuku bulan çatışmalar, ilkel nefreti doğurmuş; akabinde yaygınlaşan şiddet, transnasyonal silahlı gruplarının türemesine sebep olmuştur. Bununla birlikte modern dönemde gerçekleşen savaşlar, yalıtılmış yahut uzak muharebe meydanlarında ya da muhalif ülkeler arasında değil, belirli bir coğrafyada ve vekâlet savaşları şeklinde gerçekleşmeye başlamıştır. Binlerce hatta milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bu süreçte, savaşın dönüşen biçimi daha çok sivilin çatışmalar ortasında kalmasına ve rutin hedefler haline gelmesine yol açmıştır.

Savaşın Çocuk Kurbanları
Bugün dünyadaki silahlı çatışmalardan en büyük zararı çocuklar görmekte, çatışma bölgelerindeki sivil kayıpların büyük çoğunluğunu çocuklar oluşturmaktadır. Devletler arasındaki politik çatışmalar, çeşitli terörist gruplar arasındaki çekişmeler, radikal algıların keskinleşmesinin bir ürünü olan savaşlar, çocukların yaralanmalarına, sakat kalmalarına hatta yaşamlarını yitirmelerine yol açmaktadır. Örneğin Soğuk Savaş sonunda 100.000'den fazla çocuğun hayatını kaybettiği, 2 milyondan daha fazlasının da kalıcı şekilde yaralandığı kaydedilmiştir.[4]

O günden bu yana çeyrek asır geçmesine rağmen sivillerin, bilhassa da çocukların mağduriyetlerine sebep olan şiddet son bulmamış, aksine katlanarak artmıştır. 2013 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde 2,7 milyondan fazla çocuk yaşanan iç çatışmalar ve savaşın yol açtığı elverişsiz ortam nedeniyle yetersiz sağlık ve beslenme koşullarından dolayı hayatını kaybetmiştir.[5]BM tarafından hazırlanan bir rapora göre, 2017 yılının son iki haftasında 345 Filistinli çocuk, İsrail askerleri tarafından silahla yaralanmıştır. Ülkede her yıl yaşları 10-12 arasında değişen 500 ile 700 çocuk, İsrail güvenlik güçleri tarafından tutuklanarak cezaevlerine gönderilmekte; bu çocukların %75'i türlü fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmaktadır. 2017 yılı içerisinde 17 Filistinli çocuk İsrail askerlerince öldürülmüştür.

2004-2009 yılları arasında ABD tarafından Pakistan'a yapılan drone saldırılarında 129 çocuk hayatını kaybetmiştir; 2009-2016 yılları arasında bölgedeki hava saldırılarının şiddetini neredeyse sekiz kat artıran ABD, bu süre zarfında 78 çocuğun ölümüne sebep olmuştur.[6]

Afganistan'da da durum çocuklar için diğer bölgelerden farksızdır. BM tarafından 2017 yılında yayımlanan Çocuk ve Silahlı Çatışmalar Raporu'na göre, 2016 yılında Afgan Ulusal Savunma ve Güvenlik Güçleri ile Taliban arasında yaşanan silahlı çatışmalar, ülke çocuklarının mevcut durumunu daha da kötüleştirmiştir. 2015 senesinde meydana gelen çatışmalar sebebiyle hayatını kaybeden ve yaralanan çocuk sayısı %24 oranında artarak 2016 yılında 3.512'ye yükselmiştir. Bu oran her üç sivil kayıptan birinin çocuk olduğuna işaret etmektedir.

Yine aynı rapora göre, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde de savaşlardan etkilenen çocuk sayısı 2016 yılında artış göstermiştir. Başıboş mermiler, bıçaklanma ve patlayıcı askerî kalıntılar nedeniyle 32 çocuk yaralanmış, 34 çocuk hayatını kaybetmiştir. Aynı yıl 55 kız çocuğunun cinsel şiddetin her türüne maruz kaldığı Orta Afrika'da, okullara yönelik saldırılar da devam etmiştir. Bahse konu raporda 2016 yılı boyunca yoğun çatışmaların görüldüğü Irak'ta yaşanan silahlı mücadelelerde 229 çocuğun hayatını kaybettiği, 181'inin de yaralandığı; 17 yaşında bir erkek çocuğun tanımlanamayan silahlı gruba mensup bir kişi tarafından cinsel saldırıya uğradığı belirtilmektedir. Orta Afrika'da olduğu gibi Irak'ta da terör grupları okullara saldırılar düzenlemektedir. Bu durum birçok öğretmenin ve öğrencinin hayatını kaybetmesine sebep olmaktadır. Lübnan da şiddet grupları arasında yaşanan çatışmalardan nasibini almıştır. 2017 yılında BM'den elde edilen verilere göre, Lübnan'da dördü erkek, dördü kız olmak üzere çatışmalar arasında kalan sekiz çocuk hayatını kaybetmiştir. Silahlı gruplar arasında çıkan çatışmalar, ülkede okulların hasar görmesine yol açmaktadır. Savaş ve çatışmalar arasında canları mütemadiyen tehlike altında bulunan çocuklar, gelişen ve tekrar eden şiddet olayları nedeniyle eğitim hayatlarına devam edememektedir. 2017 yılında Lübnan'daki Ayn el-Helve kampında gerçekleşen silahlı çatışmaların 10.000'den fazla öğrencinin eğitim hayatını etkilemesi, bu durumun açık bir örneğidir.[7]

Mart 2011'den bu yana Suriye'de yaşananlar da yukarıda altı çizilmeye çalışılan acı tablonun bir diğer çarpıcı örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan hakları sicili öteden beri kötü olan Baas rejiminin orantısız güç kullanımıyla vuku bulan savaş yedinci yılındadır. Son dönemde ise iç savaşın yaşandığı bu coğrafyanın muhalif ve rejim güçlerinin çatıştığı bir yer olmaktan çıkarak birçok devletin vekâlet savaşları yürütmeye başladığı kaotik bir alana evrildiği görülmektedir. Suriye'de rejim güçleri ve vekâlet savaşı yürüten taraflarca muhalifleri ve başta çocuklar olmak üzere sivilleri hedef alan saldırıların tam manasıyla savaş suçuna dönüştüğü gözlenmektedir.

Asker, kadın, çocuk ayrımı gözetilmeden yürütülen bu savaşta, bağımsız kaynaklara göre hayatını kaybedenlerin sayısı 1 milyonu bulmuştur. Bölgede 2018 Mart ayına kadar en az 450.000 kişi çatışmalar nedeniyle; 70.000 kişi ise açlık, hastalık ve benzeri sebeplerden dolayı hayatını kaybetmiştir. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin açıkladığı rakamlara göre Mart 2011 ile Mart 2018 arasında hayatını kaybeden 24.000 çocuğun ve sivillerin %93'ünün müsebbibi Rusya ve Esed rejimidir.[8]Bilhassa son yıllarda oldukça yoğun çatışmalara sahne olan Suriye'de en yüksek oranda çocuk ölümü 2017 yılı içerisinde yaşanmıştır. 2018'in ilk aylarında ise 1.000 çocuk silahlı çatışmalar ve muhtelif mağduriyetler nedeniyle hayatını kaybetmiştir. BM'nin açıkladığı verilere göre tahmini 3,3 milyon çocuk, savaş düzeneklerinin oluşturduğu tehlikelerle karşı karşıyadır. Gerekli tıbbi ve psikolojik bakıma erişemeyen çocukların maruz kaldıkları yaralanma ve sakatlıklarla ilgili rakamlar, her geçen gün daha da kötüye gitmektedir.Bu ortamda ebeveynlerini, yakınlarını ve akrabalarını yitiren engelli çocuklar ise, daha yüksek bir şiddet riskine maruz kalmakta; sağlık, eğitim gibi temel hizmetlere erişimde büyük güçlüklerle karşılaşmaktadır.[9]

https://insamer.com/rsm/images/a1.jpg

Yemen'de uzun yıllar boyunca devlet başkanlığını yürüten Ali Abdullah Salih'in koltuğundan indirilmesi ve Şii mezhebine mensup Husilerin başkent San'a dâhil olmak üzere bölgedeki geniş alanları kontrol altına alması, ülkede zaten mevcut olan insani kriz durumunu daha da derinleştirmiştir. Son üç senede 15.000 hava saldırısına maruz kalan Yemen'de 5.000'den fazla çocuk yaralanmış ve hayatını kaybetmiştir. Yemen'de saldırılarda yaşamını yitiren çocukların yanı sıra Ekim 2016'dan bu yana 1.698 çocuğun ağır insani hak ihlallerine maruz kaldığı, 11 milyondan fazla çocuğun ise acil yardıma gereksinim duyduğu belirtilmektedir.[10]Ülkede ayrıca 400.000 çocuğun gıda yetersizliği çektiği, 2 milyondan fazla çocuğun da eğitim hayatına devam edemediği rapor edilmektedir.[11]

https://insamer.com/rsm/images/b1.jpg

Pakistan ve Hindistan'ın bağımsızlıklarını kazandığı 1947 yılından bu yana çözülemeyen Keşmir konusunun Temmuz 2016 itibarıyla iyiden iyiye kızışması, bu bölgedeki çocukların da hayatlarının tehlikeye girmesine yol açmıştır. 2017 yılında yayımlanan Cammu ve Keşmir Sivil Toplum Koalisyonu Raporu'na göre, Keşmir'de çıkan olaylarda 109'u sivil olmak üzere toplam 451 kişi öldürülmüştür. Hayatını kaybeden sivillerin 14'ü çocuktur.[12]

Mülteci Çocuklar
Bugün korunma ihtiyacı hisseden 50 milyondan fazla çocuk yerlerinden edilmiş vaziyettedir. Bu çocukların 28 milyonu savaşlar ve aşırı yoksulluk sebebiyle yer değiştirmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu rakam Suriye, Irak, Yemen ve Güney Sudan gibi bir düzine ülkedeki iç karışıklıklardan kaçmaya çalışan milyonlarca çocuğu içermektedir. Yalnızca Suriye ve Irak'taki kaotik durumdan etkilenen çocuk sayısı 14 milyondur.[13]

Yedinci yılındaki Suriye savaşında nüfusun üçte ikisi evlerini terk etmiştir. Yapılan araştırmalara göre Suriye'de 5,6 milyon kişi komşu ülkelere göç etmiş; 6,1 milyon kişi de ülke içinde yer değiştirmiştir. Göç eden 5,6 milyon mülteciden 3,6 milyonunu kadınlar ve çocuklar, 1,3 milyonunu ise yetişkin erkekler oluşturmaktadır.[14]

Savaşın başlamasıyla farklı ülkelere sığınan Suriyelilerin geleceğine ilişkin durumsa belirsizliğini korumaktadır. Bu insanların yeme, içme, barınma, eğitim gibi temel insani hakları tehlike altındadır. Bugün 1,7 milyon Suriyeli mülteci çocuk, eğitimine devam edememektedir. 3,5 milyondan fazla Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye, binlerce Suriyeli çocuk ve gencin eğitimi için ciddi çalışmalar yürütmektedir. Türkiye'de gerek Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda gerekse Suriyeli eğitimcilerin kendilerinin kurduğu okullarda 610.000'den fazla mülteci çocuk eğitimine devam edebilmektedir. Ayrıca bugüne kadar BM destekli 320.000 mülteci çocuk da Şartlı Eğitim Yardımı Programı'ndan yararlanmıştır.[15]

https://insamer.com/rsm/images/c1.jpg

Ortadoğu'dan Asya'ya ve Afrika'ya kadar dünyanın dört bir köşesinde zuhur eden çatışma ortamlarında anne ve/veya babasını kaybeden çocuk sayısı da milyonlara ulaşmıştır. Bugün dünya genelinde kayıtlı yetim sayısının 153 milyonu bulduğu, resmî olmayan kaynaklara göre ise bu rakamın 400 milyonu aştığı tahmin edilmektedir. Pek çoğu mülteci olarak yaşamını sürdürmeye çalışan bu çocukların maruz kaldıkları şiddet, sömürü, istismar ve ihmal riskleri, onlara bakan kişilerin ölümü yahut bu kişilerden ayrılmaları durumunda daha da artmaktadır.

Örneğin 2016'nın ilk yarısında, ABD sınırına ulaşan yaklaşık 26.000 çocuğa refakat eden hiçbir yetişkinin olmadığı tespit edilmiştir.[16]Avrupa'daki üç sığınmacıdan birini de çocuklar oluşturmaktadır. Yine 2016 yılında 63.000'den fazla çocuk, yanında herhangi bir yakını olmadan Avrupa'ya ulaşmıştır.[17]Suriye'deki savaşla birlikte mülteci krizinin patlak vermesinden bu yana Yunanistan sınırından 480.000 çocuk geçmiştir. Bu çocuklardan 5.174'üne eşlik eden hiç kimse bulunmamaktadır.[18]Çıktıkları bu zorlu yolculuklarda şiddet, cinsel istismar gibi pek çok olumsuzluğa maruz kalan çocuklar için en büyük tehdidi ise insan kaçakçıları teşkil etmektedir. Yapılan araştırmalar, Avrupa'ya türlü zorluklarla ulaşan on binlerce mülteci çocuğun kaybolduğunu göstermektedir.[19]Yalnızca 2015 yılında, Avrupa ülkelerine sığınma başvurusu yapan çocuklardan 96.465'i kayıptır.[20]

Avrupa'nın mülteci çocukların korunması hususunda yeterli önlemleri almaması, çocukları fiziksel ve psikolojik olarak istismara açık hale getirmektedir. İtalya'da da durum ne yazık ki Yunanistan'dan farklı değildir. 2017 yılının Ocak ve Mart ayları arasında yapılan bir araştırmaya göre, İtalya'ya gelen 3.714 çocuğun %94'üne eşlik eden hiçbir yetişkin olmamıştır.[21]2011-2016 yılları arasında beraberinde bir yetişkin olmadan İtalya'ya ulaşmaya çalışan 62.672 çocuğun %17'sini Eritre, %13'ünü Mısır ve %9'unu Gambiya ve Somali vatandaşları oluşturmaktadır.[22]Ayrıca İtalya'da da 5.000 kayıp mülteci çocuk olduğu bildirilmektedir.[23]Fransa'da da durum Avrupa'nın geri kalanından farklı değildir. Ülkedeki mülteci kamplarında kaydı bulunan 1.000'e yakın çocuktan haber alınamamaktadır.[24]Avrupa'da bu çocukların insan ticaretinin öznesi haline getirildiğine dair yaygın bir endişe hâkimdir.

https://insamer.com/rsm/images/d1.jpg

Avrupa'ya yönelik mülteci akınından en çok etkilenen Almanya'daki bahse konu grupların yaklaşık %33'ünü çocuklar oluşturmaktadır. 2017 yılında yayımlanan bir rapora göre, Almanya'ya sığınma talebinde bulunan 350.000'den fazla çocuk, güvenli olmayan yerlerde bekletilmekte, bu belirsiz bekleyiş esnasında çocukların çoğu fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalabilmektedir.

Çocuk Askerler
Savaşların yol açtığı mağduriyetlerin bir diğer biçimi olarak ortaya çıkan çocuk asker olgusu, yıkıcı savaş koşullarının en acı sonuçlarından biridir. Çocukların hedeflerine yöneltemedikleri içsel kızgınlıkları, terörist gruplarca istismar edilmekte ve onların casus, gözcü, cinsel köle, canlı kalkan vb. şekillerde kullanılmalarını kolaylaştırmaktadır.

Çocuk askerler, mevcut savaş koşullarında "masrafsız" ve "feda edilebilir" enstrümanlar olarak görüldükleri ve manipülasyona açık oldukları için, aktif şiddet eylemcileri haline getirilmektedirler. Fakir ülkelerdeki toplumsal parçalanma ve geri kalmışlık, silahlı grupların çocukları kaçırabileceği veya onları gönüllü olarak silah altına alabileceği hazır bir çocuk havuzunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelişen teknolojinin ölümcül silahları daha küçük, daha isabetli ve kullanımı daha kolay hale getirmesi, devlet dışı aktörlerin çocukları, güçlerini hızlı ve kolayca arttırmanın masrafsız ve verimli bir yolu olarak görmesine yol açmıştır. Bunlar dışında siyasi motivasyon, yani kendisini veya ailesini koruma, gelir elde etme, intikam alma veya macera arzusu gibi nedenler de dünya genelindeki çocuk asker sayısının artmasına yol açmaktadır.

Hâlihazırda en fazla çocuk asker Afrika ve Asya kıtalarında bulunmaktadır. Çocuklar Latin Amerika ve Ortadoğu'da da "savaşçı"olarak kullanılmaktadır. BM Genel Sekreteri'nin 15 Mayıs 2014 tarihinde BM Genel Kurulu'na ve Güvenlik Konseyi'ne sunduğu Silahlı Çatışmalarda Çocuklar başlıklı raporuna göre Afganistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Myanmar, Somali, Sudan, Güney Sudan, Suriye ve Yemen resmî makamları çocukları zorunlu olarak silah altına almaktadır. Aynı raporda, resmî silahlı birimler dışında çocuk savaşçıların bulunduğu ülkeler ise Afganistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Filipinler, Irak, Kolombiya, Mali, Myanmar, Nijerya, Orta Afrika Cumhuriyeti, Somali, Sudan, Güney Sudan, Suriye, Uganda ve Yemen olarak sıralanmaktadır. Özetle 15 ülkede 51 devlet dışı silahlı örgüt, çocukları silah altına almakta ve onları silahlı çatışmalarda kullanmaktadır. BM'den elde edilen verilere göre, 2015 yılında Afganistan'da Taliban ve DAEŞ'in kullandığı 3.000 çocuk asker bulunmaktadır. Orta Afrika Cumhuriyeti'nde çocukların çatışma şiddetinden etkilenme oranı 2016 yılında 2015 senesine kıyasla düşüş gösterirken; çocukların silah altına alınma oranında artış gözlenmiştir. Geçtiğimiz yıllarda Irak'ta 168 erkek çocuğun DAEŞ, PYD ve YPG güçleri tarafından çocuk asker olarak kullanıldıkları ortaya çıkmıştır. 2016 yılında Irak'ta 463 çocuk silahlı gruplarla ilişkili oldukları gerekçesiyle tutuklanmıştır. Lübnan'da da benzer bir durum söz konusudur. BM'den elde edilen verilere göre, düzinelerce çocuk silahlı terör örgütlerine dâhil olmuş vaziyettedir. Yaşları 12-14 arasında değişen bu çocukların Güney Lübnan'daki Filistin kamplarında ellerinde tuttukları silahlarla devriye gezdikleri bilinmektedir. Bugün ülkede birçok çocuk Lübnan yahut Suriye Arap Cumhuriyeti'ne bağlı silahlı gruplara katıldığı için terörizme destek vermekle suçlanmakta, dolayısıyla tutuklanmakta ve yargılanmaktadır.[25]

Yemen'de de çocukların hâlihazırda maruz kaldıkları ihlaller endişe verici boyutlardadır. Ülkedeki iç çatışma ortamından etkilenerek yaşamını yitiren çocukların yanı sıra yaşları 10-18 arasında değişen binlerce çocuk da çatışan gruplarca silah altına alınmıştır.[26]

Savaşın Çocuklar Üzerinde Yol Açtığı Yıkımlar
Kısaca ifade etmek gerekirse savaşların çocuklar açısından iki önemli yönü bulunmaktadır. Bunlardan ilki, savaş mağduru olarak çocukların yaşadığı yıkım, yetim kalma ve istismara uğrama durumudur. İkincisi ise savaşlarda çocuk asker olarak kullanılmaları dolayısıyla yaşadıkları mağduriyetlerdir.

Ağır insani krizlerin en büyük tetikleyicileri olan savaşlar, toplumsal düzeyde onarılamaz psikososyal yıkımlara sebep olmaktadır. Savaş esnasında vuku bulan ağır insan hakkı ihlallerinin çocuklar üzerinde yarattığı travmatik etkiler, onların fiziksel, psikolojik ve ahlaki gelişimleri üzerinde kalıcı hasarlar bırakmaktadır. Terör olaylarına doğrudan yahut dolaylı olarak maruz kalan çocuklar, ölüm korkusuyla karşı karşıya kalmaktadır. Bilişsel ve duygusal yetileri bir hayli kısıtlı olan savaş mağduru çocuklar, yaşadıkları ağır koşullarla baş etmekte zorlandıkları için, öfke ve huzursuzluk gibi birtakım saldırgan tutum ve davranışlar sergileyebilmektedirler.

"Ağır insani krizlerin en büyük tetikleyicileri olan savaşlar, toplumsal düzeyde onarılamaz psikososyal yıkımlara sebep olmaktadır."

Kendilerini seven yetişkinlerin ilgisine ve sevgisine muhtaç olan, ancak savaş sebebiyle ailelerini yitiren bu çocuklar, yaşanan savaşın kendilerinden kaynaklandığına ve bu hususta ellerinden geleni yapmadıklarına dahi kendilerini inandırabilmektedir. Eğitim hakları ellerinden alınan, yerlerinden edilen insanlarla birlikte mülteci kamplarında yaşamak mecburiyetinde kalan, içinde bulundukları durum normalleşene kadar sefil bir hayata mahkûm edilen çocuklarda ortaya çıkan kontrolsüz öfke halleri, onları toplumdan soyutlayabilmektedir.

Bahse konu bu talihsiz çocuklardan herhangi bir uzvunu kaybedenler içinse hayat çok daha zor bir hale gelmekte; savaş esnasında görme, duyma yahut bilişsel kapasite kaybına uğrayan çocuklar, içinde bulundukları güç durumdan kurtulduklarında bile okula devam etme ve sosyalleşme noktasında sıkıntılar yaşayabilmektedirler. Savaş sırasında maruz kaldıkları cinsel istismarların getirdiği psikolojik ve fiziki yıkımları da ömür boyunca atlatamama olasılıkları yüksek olan mağdur çocukların, savaş bittikten çok sonra bile, daha önce sahip oldukları potansiyellerine asla geri dönemeyecekleri, acı bir gerçek olarak dünya toplumlarının karşısında durmaktadır.

Dünyadaki Yetimler ve Durumları
UNICEF'e (BM Çocuklara Yardım Fonu) göre 0-17 yaş arasında anne ve babasını kaybeden her çocuk yetim olarak adlandırmaktadır. Farklı kayıplar arasında çocuğu en fazla etkileyen kayıp, annenin ya da babanın ölümüdür. Bu durum sadece sevgi veren ve günlük gereksinimleri karşılayan birinin kaybına değil, çocuğun psikolojik açıdan alt üst olmasına da yol açmaktadır. Yapılan araştırmalar, anne veya babasını kaybeden çocukların diğerlerine nazaran psikolojik rahatsızlıklara yakalanmaya daha meyilli olduklarını göstermektedir.

Savaş, işgal, çatışma vb. krizler, yetim nüfusunun artmasına sebep olmaktadır. Hâlihazırda Doğu Türkistan, Suriye, Nijerya, Irak, Somali, Mali, Sudan, Filistin, Afganistan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Arakan ve Patani'de yaşanan iç krizler sebebiyle bu bölgelerdeki yetim sayısının günden güne artması, bu durumun en açık örneklerini teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra doğal afetler de çok sayıda çocuğun yetim kalmasına sebebiyet veren faktörlerdendir. Güney Asya'da vuku bulan tsunami faciası, Haiti'de ve Pakistan'da yaşanan deprem, Doğu Afrika'daki kuraklık vb. afetler milyonlarca çocuğun yetim kalmasına sebep olmuştur.

Bugün dünya genelinde kayıtlı yetim sayısının 153 milyonu bulduğu belirtilmektedir. Ne var ki, bahse konu raporlarda sokakta yaşayan, kaçırılan ya da askere alınan çocukların sayısı tam olarak belirlenemediğinden bu rakamın gerçekte 400 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

https://insamer.com/rsm/images/e1(2).jpg

2015 yılında UNICEF'ten edinilen istatistiki verilere göre, %95'i beş yaşından büyük olan yetim çocukların 15,1 milyonu ebeveynlerinden ikisini de kaybetmiştir. Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu, kronik yoksulluk, savaş ve işgal gibi sebeplerle milyonlarca çocuğun yetim kaldığı yerlerin başında gelmektedir.Asya'da 61 milyon, Afrika'da 52 milyon, Latin Amerika ve Karayipler'de 10 milyon, Doğu Avrupa ve Orta Asya'da 7,3 milyon yetim çocuk bulunmaktadır. Bu çocuklar anne ve babasından yalnızca birini kaybetmiştir.[27]

İnsan eliyle yahut tabii yollarla ortaya çıkan krizlerden ötürü ebeveynlerinden birini ya da her ikisini de kaybeden, dolayısıyla sahipsiz ve korumasız kalan çocuklar her türlü suistimale açık vaziyettedir. İnsan kaçakçılığı, çocuk askerliği, çocuk işçiliği, organ mafyası, fuhuş ve dilenci şebekeleri, yetim çocukların karşı karşıya kaldığı tehditlerden sadece birkaçıdır. Örneğin; yalnızca 1987 ve 2007 yılları arasında 1 milyon çocuk organ mafyası tarafından kaçırılmıştır.[28]Yurt dışından evlat edinmenin bir sektöre dönüştüğü günümüzde Etiyopya, Kamboçya, Somali, Çad, Afganistan, Çin, Filipinler gibi gelişmekte olan ülkelerden çocuklar türlü vaatlerle kaçırılmaktadır. Kaçırılan bu çocukların başta Avrupa ve Amerika olmak üzere dünyanın dört bir yanına para karşılığında satıldığı bilinmektedir.Yukarıda da ifade edildiği gibi, yüz binlerce çocuk cebren yahut kandırılarak silah altına alınmış vaziyettedir. Bununla birlikte her yıl milyonlarca kadın ve çocuk da insan kaçakçılarının elinde, yer değiştirmek zorunda kalmaktadır. Bu kişiler kendi rızaları dışında ağır işlerde çalıştırılmakta, yani köleleştirilmektedir. Anne ve babasını kaybetmenin acısıyla başa çıkmakta zorlanan çocukların maruz kaldığı bu tehlikeler, onların maddi manevi yaşadıkları sıkıntıları daha da derinleştirmektedir.

Anne ve babası hayatta olmasına karşın ihtiyaç duyduğu desteğe erişemeyen çocuklar da UNICEF'in yetim tanımı içerisinde yer almaktadır. Bahse konu bu çocuklar, ebeveynlerinden biri ya da ikisi tarafından terk edilmiş olabildikleri gibi, anne ve babanın ihmaline de maruz kalabilmektedir. Bedenî ve ruhi gelişimlerini olumsuz etkileyecek işlerde çalışmaya zorlanan bu çocuklar, madde bağımlılığı, organ mafyası gibi tehlikelere karşı da savunmasız bırakılmaktadır.

https://insamer.com/rsm/images/f1.jpg

Bu durumun en ciddi örneklerinden biri Rusya'da yaşanmaktadır. Geçirdiği tarihsel süreçte pek çok çocuğun yetim kaldığı ülkede, aile kurumundaki yozlaşma, ebeveynlerin üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmede yetersiz kalması ve insani değerlerin zayıflaması, Rusya'da yetim sayısının her geçen gün daha da artmasına yol açmaktadır. 1945 senesinde 680.000 olan yetim sayısı 2013 yılına gelindiğinde 644.757'ye gerilese de savaş koşullarıyla bugünün şartları kıyaslandığında bahse konu rakamın ne denli ciddi olduğu görülecektir. 2015 senesinde yapılan bir araştırmaya göre Rusya'daki yetim çocuk sayısının %83'ünü korunmaya muhtaç çocuklar oluşturmaktadır. İstatistikler, Rusya'daki yetim sayısının dünya geneline kıyasla oldukça yüksek bir görünüm arz ettiğini ortaya koymaktadır. Ülkedeki çocuk nüfusunun yaklaşık %50'si (yaklaşık 14 milyon) sosyal risk altındadır. Rusya'da her yıl bakıma ihtiyaç duyan 100.000 civarında çocuk ortaya çıkmaktadır; bu rakam 2012 senesinde 74.700 olarak verilmiştir. Aynı araştırmaya göre aile korumasından mahrum olan bu çocukların çoğunluğu madde bağımlılığı, hırsızlık, adam yaralama gibi suçlara karışmış, çok azı yaşamlarının geri kalanında başarılı olabilmiştir. Eğitim hayatlarında da başarılı olamayan bu çocukların aile kurmakta zorlandıkları ve kendi çocuklarına ebeveynlik yapmak hususunda yetersiz kaldıkları da bahse konu çalışmada altı çizilen hususlardandır.[29]

Yetim ve kimsesiz çocuklar konusu Amerika'da da Rusya'dan farksızdır. Ülkede yaklaşık 3 milyon çocuk, anne ve babası olmadan hayatını devam ettirmeye çalışmaktadır. Bu çocukların %4,1'inin anne veya babası hayatta değildir. Her yıl yaklaşık 22.000 bebeğin hastanelerde terk edildiği ülkede, 2.000 ile 3.000 arasında çocuk da bir ebeveynin diğerini öldürmesi sonucunda yetim kalmaktadır. Bahse konu çocukların %60'ı aile içi şiddete ve istismara maruz kaldığı için; %17'si de ebeveynlerinin ölümü, hapiste olması, anne veya babanın sakatlık durumu yahut hastalanması gibi sebeplerle koruyucu ailelere verilmektedir. 2007 yılı verilerine göre 72 milyon çocuğun bulunduğu Amerika'da anne ve babası olmadan yaşayan çocukların %31'i yoksulluk seviyesindedir.[30]Yapılan araştırmalar bahse konu şartlar altında yaşayan çocukların topluma adapte olmakta zorlandıklarını, evlatlık olarak verildikleri ailelerde şiddete, istismara ve kötü muameleye maruz kalma oranlarının hayli yüksek olduğunu göstermektedir. Bu çocuklar da diğer bütün yetim çocuklar gibi eğitim ve benzeri pek çok alanda başarılı olmakta güçlük çekmektedir.

Şüpheci Dinsiz
21-05-2019, 21:44
insamer.com (https://insamer.com/tr/2018-dunyanin-cocuk-karnesi_1490.html)

2018 Dünyanın Çocuk Karnesi - 2

Çocuk İstismarı ve İhmalin Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Çocuk istismarı nedir?
Çocukların büyüme ve gelişme dönemlerinde, fiziksel ve psikolojik sağlıklarını olumsuz yönde etkileyen her türlü davranış, çocuk istismarı ve ihmali kapsamına girmektedir. İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren görülen ve sürekli üzerine konuşulan konulardan olan çocuk istismarı, ilk defa 1860 yılında tıbbi literatürde yerini almıştır. Muhtevası itibarıyla çocuk istismarı, "çocuğun toplumsal kurallar yahut yetişkin kişiler tarafından maruz kaldığı uygunsuz ve hasar verici eylemlerin/eylemsizliklerin tümü" olarak tanımlanmaktadır. Bu durumlar, fiziksel istismar, duygusal istismar, cinsel istismar veçocuk ihmali olmak üzere dört ana başlık altında kategorize edilmektedir. İstismar ve ihmalin farklı şekilleri aileleri, toplumları, sosyal kuruluşları, yasal sistemleri, eğitim sistemlerini ve iş alanlarını etkileyen büyük bir halk sağlığı sorunudur.

Söz konusu başlıklardan fiziksel istismar; çocuğun kaza dışı sebeplerle şiddet kullanılarak yaralanması durumu olarak tanımlanabilir. Fiziksel istismar, 18 yaşından küçük her çocuk ya da gencin, ebeveynleri yahut sorumluluğu altında bulundukları kişiler tarafından sağlıklarına zarar verilecek biçimde fiziksel hasara uğratılması durumu olarak da terminolojide yerini almıştır. Bu hasara ebeveyn veya mesul olan kişi elle sebebiyet verebileceği gibi sert bir cisimle vurarak, iterek, ısırarak ya da yakarak da neden olabilmektedir. Ayrıca yetersiz beslenme ve giydirilme, eksik bakım ve hijyenik olmayan koşullar da fiziksel istismarın kapsamı dâhilindedir.

Duygusal istismar ve ihmal; çevredeki yetişkinler tarafından çocuğun kişiliğini zedeleyici, duygusal gelişimini engelleyici, onurunu kırıcı tavır ve davranışların tümüdür. Mevzubahis istismar, çocuk ve ergenlerin en sık maruz kaldıkları durum olmasına karşın, yasal olarak sınırlarının çizilmesinde zorluklar yaşanmaktadır. Genel itibarıyla sözel olan veya çok ağır cezaları içeren bu istismar durumu, çocuğa yeterli duygusal desteğin sağlanmaması, sevgi gösterilmemesi, cinsel ya da fiziksel şiddete uğradığı zaman sessiz kalınması şekliyle de zuhur edebilmektedir.

https://insamer.com/rsm/images/g1.jpg

Cinsel istismar; psikososyal gelişimini tamamlamamış çocuğun herhangi bir yetişkin tarafından cinsel amaçla istismar edilmesidir. Söz konusu durum, çocuğa temas ile gerçekleşebileceği gibi, teşhir, röntgen ve pornografi gibi yöntemler kullanılması şeklinde de kendini gösterebilmektedir.

Dünya Genelindeki Çocuk İstismarı Oranları
BM'nin 2014 yılında dünya genelinde çocuklara yönelik istismara ilişkin yayımladığı bir raporda, her 10 kız çocuğundan birinin cinsel istismara maruz kaldığı ifade edilmektedir. 190 ülkeden edinilen veriler dikkate alınarak hazırlanan raporda ayrıca cinayete kurban giden çocuk ve ergen sayısının 2012 yılında 95.000'i bulduğu belirtilmektedir.

Bu durum Brezilya, Guatemala, Kolombiya, Panama, Venezuela gibi Latin Amerika ve Karayip ülkelerinde 10 ila 19 yaş arasındaki erkeklerde görülen ölüm nedenlerinin başında gelmektedir. Yine BM raporlarına göre 58 ülkede çocukların %17'si ağır fiziksel cezalara maruz kalmaktadır. Her 10 yetişkinden üçünün bu davranış biçimini çocuğun yetişmesi için gerekli gördüğü tespiti de raporda dikkat çeken hususlar arasındadır.

https://insamer.com/rsm/images/h1.jpg

Çocuk istismarı oranlarına Asya genelinde bakıldığında çocukların mevcut durumunun iç karartıcı olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. 1994-2005 yılları arasında Japonya'da yapılan bir araştırmada 15 yaşından küçük 1.084 çocuğun aileleri tarafından öldürüldüğü görülmektedir. 2000-2003 senelerinde Kore'de 20 yaşın altında 2.621 kişi cinayete kurban gitmiştir. 2009'da Tayvan özelinde yapılan bir çalışmada, hayatını kaybeden çocukların %14,6'sının failinin ebeveynleri olduğu tespit edilmiştir. Asya'da cinsel istismara uğrayan çocuk oranı da hayli yüksektir. Tayland'da 2005 senesinde 18 yaşından küçük olmasına karşın cinsel münasebette bulunmaya zorlanan çocukların oranı %17,1 iken bu oran 2007 yılında %21'e yükselmiştir. Asya'ya yönelik yapılan bir başka çalışmadaysa Çin'de ailelerin %67,1'inin yaşları 3-6 arasında değişen çocuklarına duygusal anlamda kötü davrandıkları görülmüştür.[31]Çocuk istismarıyla alakalı bir diğer kan dondurucu hadise de Uzak Doğu Asya'nın en fakir ülkelerinden biri olan Endonezya'da yaşanmaktadır. Sürdürülebilir nitelikte ekonomik altyapıya sahip olmayan Endonezya'nın Batı Java bölgesinde bazı aileler, geçimlerini sağlamak için kız çocuklarını kadın ticareti yapan kişi veya gruplara yüklü miktarlarda para yahut lüks bir ev karşılığında satmaktadır. Yaşları 15-16 ve üzeri olarak değişen, fuhuş yapmaya zorlanan bu kız çocuklarının içler acısı durumu, neredeyse herkes tarafından normal karşılanmaktadır. Öyle ki kimi aileler, kız çocuk sahibi olduklarında, ilerleyen zamanlarda maddi sıkıntıya düşerlerse kızlarının kendilerine gelir sağlayacağı düşüncesiyle kutlama yapmaktadır. Yalnızca evlendikleri takdirde böyle bir muameleye maruz kalmaktan kurtulabilen kız çocukları, ne geleceğe dair hayaller kurabilmekte ne de eğitim hayatlarına devam edebilmektedir. Ayrıca, ebeveynleri tarafından ticari gelir kapısı olarak görülen bu çocuklar, yapmaya zorlandıkları iş sebebiyle bir müddet sonra sağlıklarını da yitirerek AIDS ve benzeri ölümcül hastalıklara yakalanabilmektedir.[32]

Güney Afrika'da çocukların %26,3'ünün cinsel taciz/tecavüze uğradığı bildirilmektedir. İsrail'de yapılan bir çalışmada da öğrencilerin %22,2'sinin fiziksel, %29,1'inin duygusal istismara maruz kaldığı tespit edilmiştir.[33]Yine İsrail'de, Devlet Denetçisi Yosef Shapira'nın 2015 yılında yayımladığı bir rapora göre 6.000 çocuğun cinsel, 13.000 çocuğun ise fiziksel istismara uğradığı saptanmıştır. 2013 senesinde Haifa Üniversitesi tarafından hazırlanan bir raporda, İsrailli çocukların yarısından fazlasının fiziksel, duygusal ve cinsel istismara maruz kaldığı kaydedilmiştir. 8.239 Yahudi, 2.274 Arap asıllı çocuk üzerinden hazırlanan rapora göre, İsrail'de yaşayan çocukların %48,5'i istismara uğramaktadır.[34]İnsan Hakları Örgütü tarafından yayımlanan bir diğer raporda, İsrail polisleri tarafından gözaltına alınan Filistinli çocukların tacize uğradığı ifade edilmektedir. 2015 yılından itibaren dokuz cinsel istismar vakası belgelenmiştir. İsrailli askerlerin Filistinli çocuklara uyguladığı fiziksel ve cinsel istismarın çocuklar üzerinde ciddi travmalara yol açtığı da yine raporda belirtilmiştir.

Avrupa'daki çocuk istismarı oranı, küresel düzleme nispeten hayli yüksektir. Yapılan araştırmalar çocuk istismarına ilişkin pornografik görüntü ve video kayıtlarının %60'ının Avrupa'da bulunduğunu göstermektedir. 2015 yılında Kuzey Amerika'da çocukların kötüye kullanıldıkları pornografik video ve fotoğrafların internet ortamındaki oranının %57 olduğu tespit edilmiştir. Çocukların öznesini teşkil ettiği müstehcen içeriklerin kullanımının en yaygın olduğu ülkelerin başında Hollanda gelmektedir. 2015-2016 arasında Avrupa'da çocuk istismarına konu olan 4,4 milyon, 2017 senesindeyse 8,2 milyon görüntü ve videonun web sitelerinde dolaştığı bilinmektedir.[35]

https://insamer.com/rsm/images/i1(1).jpg

Çocuk istismarının en çok yaşandığı ülkelerden olan Avustralya'da her yıl bahse konu durumla ilgili 50.000 dava açılmaktadır. ABD'deyse her beş çocuktan birinin cinsel saldırıya maruz kaldığı bildirilmektedir.[36]Yapılan araştırmalara göre, ABD'de doğan bebeklerden her 500.000'inin -önlem alınmadığı takdirde- 18 yaşına gelene kadar cinsel istismara uğrama riski oldukça yüksektir.[37]Ülkede yaşayan çocukların %28,3'ünün fiziksel, %20,7'sinin cinsel, %10,6'sının duygusal istismara maruz kaldığı tespit edilmiştir. Yapılan birtakım araştırmalar neticesinde, 2014 yılında ABD'de yaşayan 4-5 yaş arasındaki 1.580 çocuğun uğradığı istismar sonucu hayatını kaybettiği ortaya konmuştur. İstismara uğrayan iki yaş ve altı çocukların %70'i maruz kaldıkları olay sebebiyle yaşamını yitirmiştir. ABD'de uğradıkları eziyet sonrası hayatını kaybeden çocukların %80'inin katili anne 41veya babalarıdır.[38]2012 yılında ABD'de yapılan bir başka araştırmaya göre, yerel çocuk koruma servislerine intikal eden 3,4 milyon çocuk istismarı vakası olduğu tespit edilmiştir. İhmal edilen ya da fiziksel ve cinsel istismara maruz kalan 1.640 çocuğun hayatını kaybettiği de bahse konu raporda yer almıştır. Yine aynı rapora göre, kötü muameleye maruz kalan çocukların %70'i, üç yaşın altındadır.[39]

2012 yılında İngiltere özelinde yürütülen bir çalışma, ülkede her 200 yetişkinden birinin pedofili olduğunu ve her yıl 16.000'den fazla çocuk istismarı davası açıldığını göstermektedir.[40]2013 yılında İngiltere'de yaşanan çocuk istismarı vakalarının 4.171'i 13 yaş altı kız çocuklarına, 1.267'si 13 yaş altı erkek çocuklarına yönelik olarak gerçekleşmiştir.[41]Her 20 çocuktan 1'inin cinsel istismara uğradığı ülkede, bu olaya maruz kalan çocukların %90'ının tanıdıkları ve yakın çevrelerindeki kişiler tarafından istismar edildiği tespit edilmiştir.[42]2015-2016 yılları arasında gerçekleştirilen başka bir çalışma, İngiltere'de 18 yaş altındaki çocukların %4,8'inin cinayete kurban gittiğini göstermiştir. İngiltere'de sadece 2015-2016'da 18 yaşından küçük 56 çocuk cinayete kurban gitmiştir.[43]

https://insamer.com/rsm/images/i1.jpg

Kuzey İrlanda'da yapılan bir araştırmaya göre, ülkede 2014 senesinde 18 yaş altı 1.223 çocuk cinsel istismara uğramıştır. Bu rakam 2015 senesinde %26 oranında artmış ve istismara uğrayan 18 yaş altı çocuk sayısı 1.809'a yükselmiştir.[44]

Avrupa'da 2003 yılından günümüze, toplamda 18 milyon çocuk cinsel şiddete, 44 milyon çocuk fiziksel şiddete, 55 milyon çocuk ise duygusal şiddete maruz kalmıştır. Bu durum, her yıl 15 yaş altı en az 850 çocuğun hayatını kaybetmesine neden olmuştur. 2014 senesinde hazırlanan bir başka rapora göre de fiziksel şiddet sonucu yaralanan çocukların %24'ü hayatını kaybetmiştir.[45]İstismara uğrayan çocukların Avrupa'da cinayete kurban gitme oranı ise %20 ila %33 arasında değişmektedir.

2008 yılından bu yana Avrupa'da çocuğa yönelik şiddet ve istismar oranları tırmanışa geçmiştir. 2013 senesinde hazırlanan bir rapor "Çocuk Yardım" adı altında kurulan bir çağrı merkezine gelen aramaların 2,1 milyonunun istismara uğrayan ve yardım isteyen çocuklardan oluştuğunu ortaya koymuştur.[46]

Dünyadaki çocuk istismarı konusu spesifik olaylar baz alınarak incelendiğinde de durumun evrensel bir sorun olduğu bir kez daha görülmektedir: Fransa'nın Lyon kentinde bulunan Katolik Kilisesi'ndeki Bernard Preynat isimli papazın çocuklara yaptığı cinsel istismar, yalnızca 2015 yılında ABD'li 133 askerî personelin çocuklara karşı işlenen cinsel suçlardan almış olduğu hükümler, dava konusu olmuş onlarca benzer olaydan sadece birkaçıdır.

Suriye savaşıyla birlikte mülteci konumuna düşen milyonlarca insanın sığındığı kamplarda yaşanan taciz ve tecavüz vakalarıysa söz konusu durumun bambaşka bir boyutunu oluşturmaktadır. Örneğin 2016'da boşaltılan Fransa'daki Calais Mülteci Kampı'nda yaşları 14 ila 16 arasında değişen yedi erkek çocuğun tecavüze uğraması, küresel ölçekte çocuk haklarının ne denli ihlal edildiğini sarih bir biçimde ortaya koymaktadır.

https://insamer.com/rsm/images/j1.png

Soruna Türkiye üzerinden bakıldığında, istismarın birinci sırada aile içinde gerçekleştiği, bunu okulların, kolluk kuvvetlerinin, sokakların, çocuk bakım evlerinin, tutuklu ve hükümlü olan çocukların tutuldukları kurumların ve çalıştıkları iş yerlerinin izlediği saptanmıştır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'nun hazırladığı 2006-2011 yıllarını kapsayan raporda, haklarında koruma kararı alınan çocukların %18,6'sının anne ve babasının ihmal ve istismarına maruz kaldığı için korunmaya alındığı bildirilmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğü istatistiklerinde 2002-2005 yılları arasında 0-10 yaş arası 27.782 çocuğun suç mağduru olmaları nedeniyle merkezlere getirildiği bildirilmektedir. Yine Türkiye'de sekiz ilde, yaşları 4-12 arasında toplam 16.100 çocuk üzerinde yapılan bir çalışmada, kız çocukların %34,6'sının, erkek çocukların %32,5'inin fiziksel istismara uğradığı saptanmıştır. İstismarı uygulayanların %77'sinin aile üyeleri, %11'inin akrabalar, %2'sinin çocuk ile irtibatı olan diğer kişiler (öğretmen, bakıcı vb.) olduğu görülmektedir.[47]Adalet Bakanlığı verilerine göre sadece 2014 yılında Türkiye'de açılan ‟çocuğa taciz davası" sayısı 40.000'dir. Bu davaların 24.285'i karara bağlanmıştır. Sonucu itibarıyla mahkûmiyet kararı çıkan dava sayısı ise 13.968'dir. Her ay Adli Tıp Kurumu'na gelen cinsel istismar vaka sayısınınsa 650 civarında olduğu belirtilmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, meclis soru önergelerine verilen cevaplar, sivil toplum kuruluşları ile akademisyenlerin araştırmaları ve günlük gazetelere yansıyan olaylardan elde edilen istatistiki verilere göre, çocuk pornografisinin en yaygın olduğu ülkelerden biri olan Türkiye'de çocuklara karşı cinsel saldırı, taciz ve tecavüz davalarında 2008'den 2013'e kadar yaklaşık %400 oranında bir artış yaşanmıştır. Buna göre, çocuğa karşı işlenen cinsel taciz, saldırı ve istismar suçları ile ilgili davaların sayısı 2008'de 7.500, 2009'da 13.812, 2011'de 18.334 olarak kaydedilmiştir.

Türkiye'de cinsel istismara uğrayan çocukların yaş ortalaması 13,7'dir. Kötüye kullanılan çocukların %71,6'sını 14-17 yaş arasındaki çocuklar oluşturmaktadır. Bahse konu çocukların %88,3'ü kız çocuğudur. İstismara uğrayan çocukların %52,9'u eğitim hayatına devam etmemektedir. Bu çocukların %4,7'si zihinsel engelli iken %7,3'ü daha evvel de istismara uğramıştır. Suistimallerin %49,3'ü zorla, %30'u tehditle, %44'ü daha önceden planlanmış bir şekilde gerçekleşmiştir. İstismara uğrayan çocukların %41,3'ü direnç göstermiş, bahse konu durum %53,3 oranında çocuğun yaralanmasına sebep olurken, bu saldırıların %20'si hamilelikle sonuçlanmıştır. İstismarlar %62 oranında tekrar etmiştir. Suistimal edilen çocukların yaşadığı bu durum, çocukların annelerine anlatması ya da ebeveynlerin çocukların yaşadığı bu durumu fark etmesi sonucunda ortaya çıkarılmıştır. Vakaların %81,3'ünde adli rapor verilmemiştir. Bununla birlikte adli veya hastane raporlarında, bu olayın çocukların %78,6'sının ruh sağlığını çok olumsuz etkilediği tespit edilmiştir.[48]

https://insamer.com/rsm/images/k1.jpg

Kabaca çocuk istismarı olarak adlandırılan bu hususlara sebebiyet verenler, herhangi bir dine, kültüre mensup ya da belirli ekonomik koşullara sahip olanlar gibi net bir şemayla gruplara ayrılamamaktadır. Ancak söz konusu durum bireysel bağlamda ele alındığında, çocuk istismarına sebebiyet veren kişilerin bilişsel, duygusal ve davranışsal sorunları olduğu gözlemlenmiştir. Aynı zamanda bu kişilerin çoğunun uyuşturucu madde kullandığı ve çocukluk dönemlerinde benzer travmalara maruz kaldığı da araştırmaların ortaya koyduğu bulgulardandır. İnsanlık tarihi boyunca üzerine konuşulan mevzulardan olan bu durum, istismara maruz kalan çocuklarda çatışmalı ruh hallerine, bilişsel yetilerde hasara, akademik anlamda başarısızlığa sebep olmaktadır. Saldırgan ve suça yönelik davranışlar, kaygı bozuklukları, intihara meyil, kâbuslar, fobiler, dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite yine en çok istismara maruz kalan çocuklar da görülmektedir.

Demografik veya sosyoekonomik düzeyle ilgili belirgin bir bağlantısı saptanamayan çocuk istismarı konusu, son birkaç yıldır daha sık gündeme gelmeye başlamıştır. 21. yüzyılda meydana gelen savaşlar, doğal afetler, kişisel bazda yıkımlara neden olan toplumsal ve ahlaki problemler, devletlerin sosyal politikalarındaki yetersizlikler ve benzeri birçok etken, çocuk istismarının artmasına yol açmaktadır. Savaş veya farklı sebeplerle yurtlarından edilen, ailelerini kaybettikleri için korumasız kalan çocukların durumu ve özellikle annenin eşlik ve kadınlık rollerinin ailenin büyük kız çocukları tarafından devralınması gibi hususlar, artan istismar vakalarının sebepleri arasındadır. Toplumun her kesimini derinden etkileyen sosyal bir sorun olan çocuk istismarı konusunun, istatistikler ve yaşanan olaylar değerlendirildiğinde kaygı verici bir yöne evrildiği görülmektedir.

Çocuk istismarı mevzusu, tüm dünya halkları açısından ciddi bir sorundur. Önlem alınmaması halinde nesiller boyu sürecek bir döngüye dönüşebilecek bu olgu, geleceği de tehdit etmektedir. Zira şiddet ve cinsel istismar gibi olaylara maruz kalan bir çocuğun yaşadığı tüm kötü şeyleri ileriki yaşlarında bir başkasına aynı şekilde yaşatması eğilimi, bu durumu nesillerin geleceğini etkileyen bir olguya dönüştürmektedir. Çocuk istismarının önlenmesi konusunda kapsamlı biçimde hukuki, siyasi, ahlaki, dinî ve ailevi boyutları içeren önlemler alınmalıdır.

Yoksulluk ve Yoksulluğun Çocuklar Üzerindeki Etkileri
Ülkeden ülkeye, sebepleri ve boyutları farklılık gösteren yoksulluk, insanlığın çözmek için büyük uğraşılar verdiği problemlerin başında gelmektedir. BM'nin yapmış olduğu tanıma göre yoksulluk; bireyin beslenme, giyinme, barınma, eğitim gibi temel haklarından yoksun olması durumudur.

Bireylerin günlük temel ihtiyaçlarını karşılayacak ekonomik, coğrafi, siyasi yeterliliğe sahip olmama hali de yoksulluğun bir başka boyutudur. Doğal afetler, çölleşme, ülke yönetimlerindeki yozlaşmaların getirdiği eksik ve yanlış politikalar, işsizlik, hızlı nüfus artışı, beyin göçü gibi değişen şartlar, ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar, farklılaşan coğrafi koşullar, yoksulluğun sebeplerini oluşturmaktadır.

Yoksulluk gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kendisini farklı şekillerde göstermektedir. Açlık, salgın hastalıklar, çocuk işçiliği, bunların sonucunda vuku bulan ölümler, yoksulluğun farklılaşan yüzleri arasındadır.

Dünyadaki Yoksul Çocuklar
Toplumların her kesimi açısından araştırılması, üzerine konuşulması gereken bir sorun olan yoksulluğun en çok etkilediği kesim çocuklardır. Dünyanın dört bir yanındaki yoksul çocuklar, beslenme yetersizliğinden kaynaklı pek çok hastalıkla karşı karşıyadır. Bunun yanı sıra bahse konu şartlar altında yaşamaya mecbur bırakılan bu çocukların çoğu eğitim hayatlarına ya çok kötü koşullarda devam etmektedir ya da okulu bırakmak zorunda kalmaktadır.

Doğu'dan Batı'ya dünyadaki bütün ülkeleri alarma geçiren çocuk yoksulluğunun etkileri ne yazık ki kalıcıdır. Dünyadaki yoksulların neredeyse yarısını çocuklar oluşturmaktadır. Bugün dünya üzerinde 569 milyon çocuk günlük 1 avroyla geçinmek zorundadır. Çocuğun gelişimiyle doğrudan ilgili olan iyi beslenme, iyi bir hayata sahip olma, güzel bir dünyada yaşama, iyi giyinme, uygun koşullarda barınma, eğitim gibi haklar, yoksulluk nedeniyle sağlanamamakta, Sahra-altı Afrika'da 247 milyon çocuk aşırı yoksulluk altında yaşamını sürdürmektedir. Dünyanın en gelişmiş ekonomilerine sahip ülkelerinde de çocuk yoksulluğu endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Avrupa'da 26 milyon çocuk, yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıyadır.[49]

"Çocuk yoksulluğu konusu paradan daha fazlasıdır ve çok boyutludur. Çocuklar için yoksulluk; beslenme, sağlık, su, eğitim veya barınak gibi yaşamın önemli gereksinimlerinden mahrum bırakılmak demektir."

Çocuk yoksulluğu konusu paradan daha fazlasıdır ve çok boyutludur. Çocuklar için yoksulluk; beslenme, sağlık, su, eğitim veya barınak gibi yaşamın önemli gereksinimlerinden mahrum bırakılmak demektir. UNICEF'e göre 30 Sahra-altı Afrika ülkesindeki her üç çocuktan ikisi bu yoksunlukların iki veya daha fazlasından muzdariptir. Her yıl 5,9 milyon çocuk yoksulluk nedeniyle yeterli beslenemediği için hayatını kaybetmektedir.[50]Bu da her gün ortalama 2.000 çocuğun yaşamını yitirdiği anlamına gelmektedir.[51]BM'nin 2013 yılında küresel alanda yaşanan "Çocuk Ölümleri" hakkındaki raporunda, açlık ve salgın hastalıklar sebebiyle hayatını kaybeden çocuk sayısının 2012 yılında 6,6 milyon olduğu, bu çocukların beş yaşına dahi gelemeden hayatlarını kaybettikleri belirtilmektedir. Çocuk ölümlerinin en çok Hindistan, Nijerya, Pakistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi ülkelerde meydana geldiği de raporda yer alan veriler arasındadır.

Ülkeler özelinde çocuk yoksulluk oranları incelendiğinde dünyanın en zengin altıncı ülkesi olan İngiltere'de dahi her dört çocuktan birinin yoksulluk riskiyle karşı karşıya olduğu görülmektedir. Bahse konu bu risk durumunun İngiliz hükümetine maliyeti yıllık 29 milyar sterlindir.[52]Yapılan araştırmalara göre İngiltere'de çocuk yoksulluğu, en çok Londra, Manchester ve Birmingham'da görülmektedir.[53]1,7 milyon çocuğun yoksulluk altında yaşadığı İngiltere'de yüz binlerce çocuk okula aç gitmekte, bunların yalnızca 700.000'i ücretsiz yemekhane hizmetinden faydalanabilmektedir.[54]Yayımlanan en son rakamlara göre İngiltere'de yoksul olarak sınıflandırılan çocuk oranı yükselen bir çizgide seyretmektedir. Uzmanlar, İngiltere'de çocuk yoksulluğu oranlarının 2021 yılına kadar artmaya devam edeceğini, bunun da ilerleyen yıllarda ülkede daha da yayılacak olan yoksulluğun ayak sesleri olduğunu dile getirmektedir. %74 oranında çalışan nüfusa sahip olan İngiltere'de ödenen ücretlerin düşük olması, yoksul insan sayısının her geçen gün daha da artmasının sebeplerinden biridir.[55]Fransa'da da durum İngiltere'den farklı değildir. Burada da her beş çocuktan biri yoksulluk riski taşımaktadır. Diğer bir deyişle 2015 yılında yapılan araştırmalardan elde edilen verilere göre, Fransa'da 3 milyondan fazla çocuk, yoksul olarak sınıflandırılmıştır. Bu çocukların 30.000'i evsizken, 9.000'i gecekondu mahallelerinde hayatlarını sürdürmektedir. Sosyoekonomik anlamda dezavantajlı gruba mensup çocukların 140.000'i maddi imkânsızlıklar nedeniyle okuldan ayrılmıştır.[56]Avrupa Birliği'ne üye ülkelerden biri olan İspanya'da da yoksulluktan en çok etkilenen kesimin çocuklar olduğu belirtilmiştir. Yapılan araştırmalar, İspanya'da çocukların yoksulluk oranının 2008-2014 yılları arasında dokuz puan artarak %40'a yükseldiğini göstermektedir.[57]İspanya'nın güneyinde özerk bir bölge olarak yer alan Endülüs'te ise durum daha da kötüdür. Buradaki çocukların %44'ü yaşamlarını yoksulluk içerisinde sürdürmeye çalışmaktadır.[58]

Çocuk İşçiler
Açlık ve salgın hastalıklar sonucu ölümler haricinde, yoksulluğun çocuklar üzerindeki örseleyici bir başka boyutu da çocuğun maddi gelir kaynağı olarak görülmesi mevzuudur. Aileleri tarafından bir hayat poliçesi olarak görülen çocuklar, aile bütçesine katkıda bulunmak, evi geçindirmek, yoksullukla mücadele etmek gibi gerekçelerle çalıştırılmaktadır. ‟Çocuk işçi" kavramının muhtevasını oluşturan, iradi yeterliliğe sahip olmayan çocukların çalıştırılması hadisesi, çocuk haklarının ihlaline, bununla birlikte birçok ahlaki problemin de ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Çocukların silah altına alınması, müstehcen videolara ve cinsel ticarete konu edilmesi de çocuk işçiliğinin kapsamı alanındadır. Kısacası, çocukları çocukluklarını yaşamaktan alıkoyan, potansiyellerini ve saygınlıklarını eksilten, daha da önemlisi fiziksel ve zihinsel gelişimleri açısından zararlı olan bütün işler, çocuk işçiliğinin sınırları içerisinde yer almaktadır.

Uluslararası hukuk normları itibarıyla çocukların borç karşılığı veya bağımlı olarak çalıştırılması gibi kölelik ve kölelik benzeri uygulamaların tüm biçimleri yasaktır. Ne var ki bu durum dünya genelinde milyonlarca çocuğun eğitim hayatını askıya alarak ve güvenliklerini tehlikeye atarak muhtelif platformlarda çalıştırılmasının önüne geçememiştir. Emeğin en savunmasız halini oluşturan çocuk işçiler, dışlanma, yaşanılan topluma adapte olamama, insanlara yabancılaşma gibi durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Çalıştıkları için eğitim hakları ellerinden alınan bu çocuklar, istihdamın en tehlikeli ve ucuz alanlarında kullanılmaktadır.

"Bugün dünya genelinde 200 milyondan fazla çocuk işçi bulunmaktadır. Bunların 73 milyonu ise 10 yaşından küçüktür."

Bugün dünya genelinde 200 milyondan fazla çocuk işçi bulunmaktadır. Bunların 73 milyonu ise 10 yaşından küçüktür. Çocuk işçiliğinin en yoğun olarak görüldüğü bölge Sahra-altı Afrika'dır. Çoğu çocuk kakao, kahve, pamuk ve lastik ürünleri üreten yerlerde çalışmaktadır. 20 milyon çocuğun giysi, halı, oyuncak, kibrit ve el yapımı sigara üreten fabrikalarda çalıştırıldığı bildirilmektedir.[59]Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) Dünyadaki Çocuk İşçiler 2015adlı raporuna göre, düşük gelirli ülkelerde çocukların yaklaşık %30'unun 15 yaşında çalışmaya başladığına dikkat çekilmektedir. 5 ila 14 yaş grubu arasında dünya genelinde 120 milyon çocuk işçi bulunduğu da raporda yer alan sayısal veriler arasındadır. Çocuk iş gücünün kullanımı hem gelişmiş hem de Latin Amerika, Ortadoğu, Asya ve Afrika'daki gelişmekte olan pek çok ülkede bütün üretim sektörlerinde kendini göstermekle birlikte, bu durum az gelişmiş ülkelerde yoğunluk kazanmaktadır. 2017 senesinde UNICEF'ten elde edilen sayısal verilere göre, 5-17 yaş arasındaki çocuk işçilerin oranı Ortadoğu'da %7, Latin Amerika ve Karayipler'de %11, Doğu ve Güney Afrika'da %29, Batı ve Orta Afrika'da %32, gelişmiş ülkelerdeyse %26'dır.[60]

https://insamer.com/rsm/images/l1.jpg

Dünya genelindeki çocuk işçi oranları Suriye'deki savaşla birlikte yükselişe geçmiştir. Topraklarından göç etmek zorunda kalan Suriyeli aileler gittikleri ülkelerde hayatta kalabilmek ve temel gıdalara erişebilmek için çocuklarının çalışmasına göz yummaktadır. 2013 yılında elde edilen rakamsal verilere göre, Ürdün'de 30.000, Lübnan'da da 50.000 Suriyeli çocuk işçi mevcuttur.[61]

Çocuk işçiliği sorunu tarımsal ekonomiden sanayi ekonomisine geçiş süreci yaşayan Türkiye için de önem taşımaktadır. Köyden kente yaşanan göçler neticesinde bireylerin topluma uyum sağlamakta zorlanmaları ve ailelerin daha fazla gelir edinmek amacıyla çocuklarını kazanç elde etmede kullanmaları, sokaklarda ve marjinal sektörlerde çalışan çocuk sayısını arttırmaktadır.

2012 yılında yapılan araştırmalara göre, Türkiye genelinde 6-17 yaş grubundaki çocuk sayısı 15.247.000'dir. Bu yaş grubundaki çocukların %66,5'i kentlerde, %33,5'i kırsalda yaşamaktadır. Bahse konu çocukların %91,5'i bir okula devam ederken, %8,5'i eğitimini yarıda bırakmıştır.[62]Türkiye özelinde çocuk işçilerin çalışma nedenleri TÜİK'in 2012 yılı Çalışan Çocuklar Anketisonuçlarına göre şöyledir: 6-17 yaş grubundaki çocukların %41,4'ü "hane halkı gelirine katkıda bulunmak"; %28,7'si "hane halkının ekonomik faaliyetlerine yardımcı olmak"; %15,2'si ise "iş öğrenmek, meslek sahibi olmak" için çalışma hayatına katılmışlardır. Ailenin isteği üzerine çalışan çocukların oranı %6, kendi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çalışan çocukların oranı da %6,8 olarak belirlenmiştir.[63]Kentsel bölgelerde yaşayan çocuklar; sanayi ve hizmet ağırlıklı sektörlerde, örneğin ev işlerinde, çocuk bakıcılığında, dükkânlarda, küçük atölyelerde, restoranlarda çalıştırılırken, kırsal bölgelerde ikamet edenler ev işlerinin yanı sıra tarım ve hayvancılık sektöründe kullanılmaktadır. Haftalık ortalama fiilî çalışma süresi okula devam etmeyen çocuklar için 54,3 saat ile Türkiye'nin çalışma saatleri ortalamasının üstündedir.[64]Ücretli, yevmiyeli veya kendi hesabına çalışan çocukların %52'sinin 2012 yılındaki aylık ortalama kazancı 400 TL olarak hesaplanmıştır.[65]Ücretli veya yevmiyeli olarak çalışan çocukların %3,4'ü sakatlanma veya yaralanma yaşamıştır; %34'ü aşırı yorulmaktadır; üçte birine iş yerinde yemek verilmemektedir; %36'sının haftalık izni yoktur. Yıllık ücretli izin, çalışan çocukların %89'u için söz konusu değildir. Mesleki eğitim için çalışanların oranı %21,7 seviyesindedir.[66]

Çalışan çocukların %49,8'i okula devam ederken, %50,2'si okula devam etmemektedir. Çalışan çocuklardan 6-14 yaş grubundakilerin %81,8'i, 15-17 yaş grubundakilerin %34,3'ü okula devam etmektedir. Bu çocukların %44,7'si tarım, %24,3'ü sanayi ve %31'i hizmet sektöründe yer almaktadır. İşteki duruma göre; çalışan çocukların %52,6'sı ücretli veya yevmiyeli, %46,2'si ise ücretsiz aile işçisidir.[67]

Şüpheci Dinsiz
21-05-2019, 21:48
insamer.com (https://insamer.com/tr/2018-dunyanin-cocuk-karnesi_1490.html)

2018 Dünyanın Çocuk Karnesi - 3

Yoksulluğun Çocuklar Üzerindeki Etkileri
Kişisel yatkınlık ve yetenekleriyle birlikte psikolojik gelişimleri dikkate alınmadan çalışmak zorunda bırakılan çocuk işçilerin yaşadıkları travmalar onları toplumdan soyutlamaktadır. Gerek kentsel gerekse kırsal alanda yaşayan çocuklar, söz konusu işler dolayısıyla fiziksel ve ruhsal açıdan olumsuz etkilenmekte, hastalanmakta ya da sömürüye maruz kalmaktadır. Çalışmak zorunda kalan çocuklar arasında madde bağımlılığının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Dünyanın güvensiz ve iyi bir yer olmadığı hissine kapılan bu çocuklar, yaşıtlarına kıyasla suça daha eğilimlidir. Yapılan birçok araştırma, çocukluk döneminde yoksul olan kesimin ilerleyen yaşlarda da yoksullukla karşı karşıya kaldığını göstermiş, vuku bulan bu kısır döngünün ciddi toplumsal riskleri tetiklediği ifade edilmiştir.

Sonuç
Bir toplumun gelişmişliğinin en önemli göstergelerinden olan "çocukların durumu" meselesi, hazırlanan bu raporda da ifade edilmeye çalışıldığı gibi, dünya genelinde ne yazık ki sıkıntılı bir görünüm arz etmektedir. Toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve şekillenmesinde mihenk taşı olan çocuk, modern olarak adlandırılan 21. yüzyılda hâlâ şiddet, cinsel istismar, kötü muamele ve benzeri yüz kızartıcı durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca korunmaya ve bakıma muhtaç oldukları herkesin malumu olan çocuklar, değişen ve dönüşen dünyayla birlikte taktikleri ve usulleri farklılaşan savaş ortamlarına ve bu ortamların fiziksel, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimlerini zedeleyici varyasyonlarına şahitlik etmektedir. Söz konusu bu mecburi ve utanç verici şahitlik, onların bedenî ve ruhi gelişimlerinde ciddi hasarlara neden olmakta; bu hasar, içerisinde bulundukları toplumun geleceğine ilişkin dinamikleri de olumsuz etkilemektedir.

İnsan, özel anlamda çocuklarla alakalı olarak sebebiyet verdiği bu yıkıma, yine kendi eliyle çözüm bulmak zorundadır. Çünkü modern toplum ve modern toplumun düzenleyici erkleri, çocuğun fiziki, psikolojik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için uygun koşulların sağlanmasında en temel sorumlularındandır. Söz konusu bu sorumluluğun bilincinde olan kişi ve yapılar, çocukların ihlal edilen haklarına ilişkin türlü yollarla çözüm arayışına girmiştir. Bu arayışın bir sonucu da bütün ülkelerin karşı karşıya kaldığı sosyal, iktisadi, hukuki ve çevresel sorunlara çözüm üretmek amacıyla BM tarafından yayımlanan 191 ülkenin taraf olduğu "Binyıl Bildirgesi"dir. "Binyıl Kalkınma Hedefleri" olarak isimlendirilen bu hedefler; küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde ortak bir değerlendirmenin ve anlayışın gelişmesi için konulan amaçları içermektedir.

Mutlak yoksulluk ve açlık sınırı altında yaşayan kişi sayısının yarıya indirilmesi, dünyadaki her bireyin ilkokul eğitimini tamamlaması, toplumsal hayatta cinsiyet eşitliğinin öne çıkarılması, beş yaş altı çocuk ölümlerinin ve gebelik esnasında anne ölüm oranlarının azaltılması ile dünya toplumlarını tehdit eden salgın hastalıkların yayılmasının önlenmesi, çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması, yardımların artırılarak borç yükünün azaltılması gibi maddelerden oluşan bu milenyum hedeflerinin 1990 yılından başlayarak 2015 yılına kadar, 25 yıllık bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi planlanmıştı.

İnsanlığın içerisinde bulunduğu türlü yıkımların giderilmesi adına konmuş olan bu hedeflere rağmen bugün ne yazık ki 1,2 milyar insan hâlâ yoksulluk içerisinde yaşamaktadır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde çıkan savaşlar yüzünden insanlar vatanlarından, evlerinden göç etmek zorunda kalmıştır. Savaş sebebiyle pek çok kadın ve çocuk hayatını kaybetmiş, sağ kurtulmayı başaran kadın ve çocuklar da istismarın her türlüsüne maruz kalmaya devam etmiştir.

Dünya genelinde insani durumun iyileştirilmesi için 25 yıllık zaman diliminde gerçekleştirilmesi amaçlanan hedefler ve gelinen nokta şu şekildedir:


Yoksulluk oranı 1990 ve 2010 yılları arasında yarı yarıya azaldı; ancak 1,2 milyar insan hâlâ aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.
2000'li yılların başlarında kayda değer bir ilerleme sağlanmış olsa da okulu bırakan çocuk sayısını azaltma konusundaki ilerlemeler belirgin bir şekilde yavaşladı.
Kadınlar kota sisteminin de desteğiyle parlamentolarda daha fazla güç sahibi oldu.
Önemli gelişmeler yaşanmasına rağmen dünya hâlâ çocuk ölüm oranının azaltılması konusunda "Binyıl Kalkınma Hedefinde" geride kaldı.
Anne ölüm oranını azaltmak için çok daha fazla ilerleme kaydedilmesi gerekiyor.
Yoksulluk ve eğitimsizlik ergenlik çağında doğum oranının yüksek olmasına neden oluyor.
Hâlâ çok sayıda AIDS vakası görülüyor.
Her yıl milyonlarca hektar ağaç yok olurken küresel sera gazı salımı da her geçen gün artıyor.
Çocuk istismarını önlemek için resmî kalkınma yardımları en yüksek seviyeye ulaştı ve geçen iki yıldaki gerilemeyi tersine çevirdi.


Diğer yandan, bugün dünyada 153 milyon yetimin olduğu bilinmektedir. Afganistan, Irak, Filistin, Sudan, Bangladeş, Hindistan ve Çin gibi ülkelerdeki yetim rakamlarının istatistiklere yansımadığı hesaba katıldığında ise bu rakamın 400 milyona yakın olduğu tahmin edilmektedir. Yapılan araştırmalar, muhtelif tehditlerle karşı karşıya olan bu çocukların eğitim gibi pek çok temel haktan mahrum olduklarını göstermektedir.

Hazırlanan bu rapor kapsamında bahsedilen tüm sorunlar ile özel anlamda çocuk hak ihlalleri sorununu toplumların iktisadi kalkınmalarını sağlamadan, kişi başına düşen millî geliri arttırmadan, sosyal devlet anlayışını uluslararası arenada hâkim kılmadan; toplumların, özellikle kadınların ve çocukların eğitim seviyelerini yükseltmeden, insanları çocuk istismarı hususunda bilgilendirip bilinçlendirmeden çözmek mümkün değildir.

Tabiatı gereği temiz, savunmasız ve aciz olan çocukların maruz kaldıkları söz konusu ihlallerin sadece hukuki önlemler ve polisiye tedbirlerle çözümlenemeyeceği açıktır. Bu minvalde değerlendirildiğinde, toplumsal eğitim, ahlaki prensiplerin güçlendirilmesi ve aile değerlerinin korunmasından savaş, açlık ve yoksulluğun önlenmesine kadar geniş yelpazede önlemler alınması zorunlu görünmektedir.

"Yetim çocukları bekleyen tehditler; insan kaçakçıları, organ ve fuhuş mafyası gibi suç şebekelerine caydırıcı cezai yaptırımlar uygulanana kadar bertaraf edilemeyecektir."

Örneğin yetim çocukları bekleyen tehditler; insan kaçakçıları, organ ve fuhuş mafyası gibi yetimler için tehlike arz eden suç şebekelerine caydırıcı cezai yaptırımlar uygulanana kadar bertaraf edilemeyecektir. Bilhassa siyasi krizlerin sebep olduğu yetimlik durumu, devletler başta olmak üzere BM gibi kuruluşlar bu anlamda gerekli adımları atmadıkça son bulmayacaktır. Yetimlerin topluma kazandırılması noktasında bu çocuklar, akrabaları tarafından desteklenmedikçe, toplumsal hayata adapte olma süreçleri ya gereğinden çok uzayacak ya da asla gerçekleşmeyecektir. Hâlihazırda suç şebekelerinin eline düşen yahut ucuz iş gücü olarak kullanılan çocukların fiziksel ve psikolojik durumlarının iyileştirilmesine yönelik rehabilitasyon faaliyetleri hız kazanmadan çocukların içinde bulundukları fiziki ve ruhi yıkımın giderilmesi mümkün olmayacaktır.

Savaşlar nedeniyle vatanlarından olan ve hayatta kalabilmek için kendilerine yeni bir yurt arayan insanların, çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden bindikleri botlarda boğularak yaşamlarını yitirmelerine kapsamlı bir çözüm bulunmadan Avrupa'daki çocukların istismarına da çözüm bulunamayacaktır. Yahut Fransa'nın mülteciler için kurduğu, ancak insan haysiyetine uymayan fiziksel şartları içerisinde barındıran ve 2016'da boşaltılan Calais Mülteci Kampı'nda cinsel istismara maruz kalan çocukların kurtuluşu sağlanamayacaktır. Diğer yandan, İsrail işgali altında bulunan Batı Şeria ve Gazze'de, işgalci askerler tarafından istismara ve şiddete maruz kalan Filistinli çocukların sorunu işgal bitmeden sona ermeyecektir.

Bu anlamda bakıldığında "Dünyanın Çocuk Karnesi"nin kırık notlarla dolu olduğu görülmektedir. Ayrıca milenyum hedeflerinin de çocuklarla ilgili ilerlemeleri sağladığı kuşkuludur. Söz konusu sorunlara, toplumların yalnızca kendilerini ilgilendiren iç meseleler şeklinde yaklaşılması, problemlerin çözümünü zorlaştırmaktadır; oysa ki çocuğun maruz kaldığı istismara, şiddete ve savaş alanlarında asker olarak kullanılmasına evrensel bir perspektifle yaklaşılmalıdır.

Yaşanan savaşlar esnasında, abluka altına alınan bölgelere insani yardımların ulaştırılmasını engelleyen devletlerin uyguladığı ekonomik boyutlu yaptırımlar bir savaş suçu olarak kabul edilmeli; yaptırımları uygulayan taraflar uluslararası arenada cezalandırılmalıdır. Savaş mağduru çocukların barındığı mülteci kamplarında, çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişmesi için tüm önlemler alınmalı, yalnız başına kalan çocuğun herhangi bir istismara maruz kalmaması için özel dikkat gösterilmelidir. Savaşlardan etkilenen çocukların psikolojik olarak iyileşebilmeleri adına rehabilitasyon çalışmalarına daha çok kaynak ve zaman ayırılmalıdır. Çocuk işçi sorununun çözümü ise bu sorunun yaşandığı ülkelerdeki ekonomik refahı sağlamaktan geçtiği için konu, makro ekonomik kalkınma önlemleri çerçevesinde ele alınmalıdır. Aileleri tarafından ekonomik geçim kaygısıyla çalıştırılan çocukların kullanılmasını ve sömürülmesini önlemek üzere kamunun sosyal yardım politikaları geliştirilerek yoksul hanelere gelir desteği sağlanmalıdır.

Kısacası; çocuğun fiziksel, ruhsal, ekonomik ve manevi olarak korunması için yasal önlemlerin yanı sıra toplumların bilinçlendirilmesi ve güçlü bağlarla birbirine sıkı sıkıya bağlanması temin edilmelidir.

Kaynaklar:

[1]Franz Kafka, Dava, 25. Baskı, çev. Ahmet Cemal, İstanbul: Can Yayınları, s. 12.
[2]Ali Naim İnan, Çocuk Hukuku, İstanbul (1968), s. 9.
[3]1. Türkiye Çocuk Hakları Kongresi, Yetişkin Bilgileri Kitabı 2, s. 18.
[4]J. Pearn, "Children and War", Department of Peadiatrics & Child Health, Royal Children's Hospital, Brisbane, Queensland, Australia, 39, 2003, s. 166.
[5]"The Impact and Effects of War on Children", https://www.edu.gov.mb.ca/k12/docs/support/building_hope/impact_effects.pdf
[6]"Drone wars: The full data", The Bureau of Investigative Journalism, https://www.thebureauinvestigates.com/stories/2017-01-01/drone-wars-the-full-data
[7]"Children and armed conflict", General assembly
seventy-first session
item 69 (a) of the provisional agenda, A/72/361–S/2017/821 2017, UN, ss. 4-17, https://digitallibrary.un.org/record/1306027/files/A_72_361%26S_2017_821-EN.pdf
[8]Riad Domazeti, "Yedinci Yılında Küreselleşen Suriye Dramı", http://insamer.com/tr/yedinci-yilinda-kuresellesen-suriye-drami-_1334.html
[9]"Suriye'de Yedi Yıldır Süren Savaş Bitecek Gibi Görünmüyor", UNICEF, http://www.unicef.org.tr/basinmerkezidetay.aspx?id=32846
[10]"Three Years of War in Yemen", Save The Children, https://www.savethechildren.org/us/about-us/media-and-news/2018-press-releases/three-years-war-yemen
[11]"Yemen war: 5,000 children dead or hurt and 400,000 malnourished, UN says", The Guardian, https://www.theguardian.com/world/2018/jan/16/yemen-war-children-dead-injured-malnourished
[12]Emrin Çebi, "Keşmir 2017 İnsan Hakları İhlalleri Bilançosu", İNSAMER, http://insamer.com/tr/kesmir-2017-insan-haklari-ihlalleri-bilancosu-_1126.html
[13]"50 Million children uprooted the scale of the child refugee crisis is staggering.", UNICEF USA, https://www.unicefusa.org/mission/emergencies/child-refugees
[14]"7. Yılında Suriye'deki Çatışma: ‘Büyük Bir İnsanlık Dramı'", UNHCR, http://www.unhcr.org/tr/19009-syria-conflict-7-years-colossal-human-tragedy.html
[15]"Türkiye'de Çocukların Eğitim Yoluyla Korunması", UNICEF, http://unicef.org.tr/basinmerkezidetay.aspx?id=32842
[16]"50 Million Children…"
[17]Volker Türk, "Statement to the 69thMeeting of the Standing Committee of the Executive Committee of the High Commissioner's Programme", UNCHR,http://www.unhcr.org/admin/dipstatements/595386c97/statement-69th-meeting-standing-committee-executive-committee-high-commissioners.html
[18]Vasileia Digidiki, Jacqueline Bhabha, "Emergency within an Emergency, The Growing Epidemic of Sexual Exploitation and Abuse of Migrant Children in Greece", Harvard University, Center for Health and Human Rights, https://cdn2.sph.harvard.edu/wpcontent/uploads/sites/5/2017/04/Emergency-Within-an-Emergency-FXB.pdf
[19]"10,000 unaccompanied refugee children are missing in Europe", Independent, http://www.independent.co.uk/news/world/10000-unaccompanied-refugee-children-are-missing-in-europe-a6845081.html
[20]"Lost in Migration Background Note, 2017" Missing Children Europe, The President's Foundation fort he Well Being of Society, http://lostinmigration.eu/Lost%20in%20Migration%20-%20Background%20note%20with%20pics.pdf
[21]"Refugee and Migrant Children in Europe: Accompanied, Unaccompanied and Seperated", UNHCR, UNICEF, IOM, 2017, https://data2.unhcr.org/en/documents/download/58431
[22]"'Give more help to child migrants', Save the Children tells Italy", The Local, 2017,https://www.thelocal.it/20170615/save-the-children-tells-italy-to-give-more-help-to-child-migrants
[23]"10,000 refugee children are missing, says Europol", The Guardian,https://www.theguardian.com/world/2016/jan/30/fears-for-missing-child-refugees
[24]Harriet Agerholm,"Refugee crisis: Fears of children vanishing from Calais Jungle as numbers at camp hit record high", The Independent, 2016, https://www.independent.co.uk/news/world/europe/refugee-crisis-calais-jungle-child-refugee-numbers-migrants-syria-france-europe-a7148116.html#gallery
[25]"Children and armed…", ss. 4-17.
[26]"Three Years of…".
[27]"Orphans", UNICEF, https://www.unicef.org/media/media_45279.html
[28]H. Zehra Kavak, Dünyadaki Yetim Gerçeği, İHH İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi, 2014, s. 3.
[29]Roza A. Valeeva, Aidar M. Kalimullin, "Social Orphanhood in Russia: Historical Background, Present and Perspective", Procedia, Social and Behavioral Sciences,191 (2015) 2122-2126, ss. 2123-2124.
[30]"On the State of Parentless Children & Youth in the U.S.", 2007, The Orphan Society of America, 2007, ss. 19-21.
[31]"Violence against Children in East Asia and the Pacific a Regional Review and Synthesis of Findings Strengthening Child Protection Systems" Series, No. 4, UNICEF EAPRO, Bangkok, 2014, ss. 7-17 https://www.unicef.org/eapro/Violence_against_Children_East_Asia_and_Pacific.pd f
30ichael Bachelard, "
Girls for sale: Indramayu's prostitution production line", SMH, http://www.smh.com.au/good-weekend/girls-for-sale-indramayus-prostitution-production-line-20150223-13m8o9.html
[33]F. Şahin, ‟Çocuk İstismarının Tanımı, Epidemiyolojisi ve Multidisipliner Yaklaşımın Önemi", Çocuk İstismarı ve İhmaline Multidisipliner Yaklaşım, Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi; 2006: 5-8.
[34]Yarden Skop, "Nearly Half of Israel's Children Suffer Physical, Sexual or Emotional Abuse, Study Finds", Haaretz,https://www.haaretz.com/.premium-half-of-israeli-children-suffer-abuse-1.5289516
[35]"Europe becomes ‘hub' for child sexual abuse content", BBC News, http://www.bbc.com/news/technology-39456093
[36]Atıf Munawar, "11 Countries with the Highest Rates of Child Abuse in The World",Insider Monkey, http://www.insidermonkey.com/blog/11-countries-with-the-highest-rates-of-child-abuse-in-the-world-353626/?singlepage=1
[37]Ludovica Iaccino, "Child Sexual Abuse: Top 5 Countries with the Highest Rates", http://www.ibtimes.co.uk/child-sexual-abuse-top-5-countries-highest-rates-1436162
[38]"Child Abuse Statistics & Facts", ChildHelp, https://www.childhelp.org/child-abuse-statistics/#sexual
[39]"Child Maltreatment", Center for Disease Control for Prevention, https://www.cdc.gov/violenceprevention/pdf/childmaltreatment-facts-at-a-glance.pdf
[40]Munawar, "11 Countries with the Highest…".
[41]Iaccino, "Child Sexual Abuse: Top...".
[42]Iaccino, "Child Sexual Abuse: Top...".
[43]"How Safe are Our Children?", NSPCC, 2017, s. 18.
[44]"How Safe…", s. 31.
[45]"Violence towards children in EU", EPRS, http://www.europarl.europa.eu/RegData/etudes/IDAN/2014/542139/EPRS_IDA(2014)542139_EN.pdf, s. 11.
[46]"Violence towards children in EU", s. 12.
[47]Nur Yalçın, ‟Türkiye'de Çocuk İstismarı ve Çözüm Önerileri" (Yüksek Lisans Projesi), Beykent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Yönetimi Anabilim Dalı Hastane ve Sağlık Kurumları Yönetimi Bilim Dalı.
[48]Sibel Küçük, "Analyses of Child Sex Abuse Cases in Turkey: A Provincial Case", Journal of Child Sexual Abuse, 25: 3, 262-275, DOI: 10.1080/10538712.2016.1153557, 2016, ss. 264-266.
[49]Antonio Franco Garcia, "7 facts about child poverty you should know", UNICEF, 2015, https://blogs.unicef.org/blog/7-facts-about-child-poverty-you-should-know/
[50]Garcia, "7 facts…".
[51]"Child Poverty", CARE,https://www.care.org/work/poverty/child-poverty
[52]"Child Poverty in the UK", CPAG, http://www.cpag.org.uk/child-poverty-uk
[53]May Bulman, "Nearly half of all children in London, Birmingham and Manchester live in poverty, finds study", Independent,2018, https://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/child-poverty-uk-cities-london-birmingham-manchester-welfare-cuts-benefits-food-parents-households-a8174436.html
[54]Bulman, "One million children living in poverty will miss out on free school meals under universal credit plans, charity warns" Independent, 2017, https://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/universal-credit-free-school-meals-children-miss-out-warning-a8117241.html
[55]"Working poverty when a job is not enough", The Economist, https://www.economist.com/news/britain/21701216-number-working-poor-growing-blame-high-house-prices-low-productivity-and-too-little
[56]Beatrice Credi, "Alarming statistic on child poverty in France", West, https://www.west-info.eu/alarming-statistics-on-child-poverty-in-france/
[57]"40% of Spanish children live in poverty", EURACTIV, https://www.euractiv.com/section/economy-jobs/news/40-of-spanish-children-live-in-poverty/
[58]Stephen Burgen, "In Andalucía, the poor and jobless have little faith in a better manana", The Guardian, https://www.theguardian.com/world/2014/apr/27/spain-andalucia-financial-crisis-unemployment
[59]"From the Sweat of Our Children", The World Counts, http://www.theworldcounts.com/stories/Child-Labor-Facts-and-Statistics
[60]"Child Labour", UNICEF, https://data.unicef.org/topic/child-protection/child-labour/#
[61]"Child Labour on Rise Among Syrian Refugees", CARE, https://www.care.org/newsroom/press/press-releases/care-international-childrens-day-child-labor-rise-among-syrian
[62]"Çocuk İşgücü Anketi Sonuçları", TÜİK, 2012, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13659
[63]TÜİK, Çalışan Çocuklar Anketi, 2012: 19.
[64]TÜİK 2013, s. 23.
[65]TÜİK 2013, s. 41.
[66]TÜİK 2013, s. 60.
[67]"Çocuk İşgücü…", 2012.

ilahimasal
25-05-2019, 23:00
Çocuklar bunu hak edecek ne yaptı ?

Örtüp gizleyemediniz kafirler. Kovmak yetmez .

https://odatv.com/mob_video.php?id=8G6GH

Şüpheci Dinsiz
28-05-2019, 18:18
Şerefsizin biri pedofilinin uç noktalarını zorlayan korkunç bir kitap yazmış, bir başka şerefsiz yayınevi kitabı basmış, tepkiler gelmiş, şerefsiz yayınevi yetkilisi "o kitabı sizin karga beyniniz almaz" diye cevap vermiş.

Twitter'da abone olduğum biri, ilgili sayfanın fotosunu çekip paylaşmış, uyarınca sildi, ben de onu sildim.
O yazara ve onu savunanlara bir daha güneşi göstermemek lazım.

t24.com.tr (https://t24.com.tr/haber/zumrut-apartmani-kitabinda-tepki-ceken-satirlar,823415)

Zümrüt Apartmanı kitabında tepki çeken satırlar

Kitapta pedofili içeren satırların yer aldığı ortaya çıktı, yayınevi müdürü savundu

https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2019/05/1559049730393-untitled-1.jpg

28 Mayıs 2019 16:14

Kurgu Kültür Merkezi Yayınları etiketiyle basılan, Abdullah Şevki'nin yazdığı Zümrüt Apartmanı'ndaki pedofili içeren satırlar tepki çekti.

Abdullah Şevki, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları etiketiyle yayınlanan Zümrüt Apartmanı kitabında, pedofili içeren satırların yer aldığı ortaya çıktı. Zümrüt Apartmanı kitabının satırlarında çok küçük bir çocuk ile yaşanan cinsel ilişki, şehvetli bir biçimde anlatıldığı ortaya çıktı. Bu satırlar sosyal medyada infial yarattı. Halen çeşitli internet sitelerinde satışı devam eden kitabın, toplatılması talep edildi.

Kurgu Kültür Merkezi Yayınları Müdürü: Sizin o karga beyniniz kaldıramaz
Kurgu Kültür Merkezi Yayınları Müdürü Alaattin Topçu, "Kurgu Kültür Merkezi Yayınları" adlı Instagram hesabından, pedofili ifadelerin yer aldığı kitabı ve yazarı savundu. Alaattin Topçu, "Sizin o karga beyniniz Abdullah Şevki'yi Alaattin Topçu'yu ve kurguyu kaldıramaz. O nedenle sizin linç kültürünüz tarihin her döneminde yenilgiye ve zavallılığa mahkumdur" ifadelerinde bulundu. Topçu daha sonra paylaşımını sildi.

https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2019/05/1559053760479-screenshot-5.png

Hukukçular harekete geçti
Avukat Umur Yıldırım, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu ve kitabın toplatılmasını istedi. Eskişehir Barosu da aynı yönde bir başvuru yapmak için hazırlanıyor.

https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2019/05/1559052983115-cocuk-istismarini-anlatan-kitapta-bulunan-igrenc-12093901-3737-m.jpg

Turdur
28-05-2019, 18:25
#43 numaralı mesajda ki kaynaklar listesinde;

[1]Franz Kafka, Dava, 25. Baskı, çev. Ahmet Cemal, İstanbul: Can Yayınları, s. 12.

Franz Kafka'nın Dava kitabı o yazının neresine kaynak olmuş anlamadım.

Şerefsizin biri pedofilinin uç noktalarını zorlayan korkunç bir kitap yazmış, bir başka şerefsiz yayınevi kitabı basmış, tepkiler gelmiş, şerefsiz yayınevi yetkilisi "o kitabı sizin karga beyniniz almaz" diye cevap vermiş.

Twitter'da abone olduğum biri, ilgili sayfanın fotosunu çekip paylaşmış, uyarınca sildi, ben de onu sildim.
O yazara ve onu savunanlara bir daha güneşi göstermemek lazım.


Bu kitap Kitapyurdu.com sitesinden kaldırılmış.

Şüpheci Dinsiz
28-05-2019, 18:26
Aşağıdaki rakamlar bilinenleri, bunun bilinmeyenleri-örtbas edilenleri de var.

diken.com.tr (http://www.diken.com.tr/cocuga-cinsel-saldiri-vakalari-son-sekiz-yilin-zirvesinde/)

Çocuğa cinsel saldırı vakaları son sekiz yılın zirvesinde

28/05/2019 17:35

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, çocuğa yönelik cinsel saldırı vakalarının, 2017 yılına göre yüzde 12 artışla son sekiz yılın en üst seviyesine ulaştığını açıkladı.

http://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2018/02/istismar.jpg

Cinsel şiddet yaygınlaşıyor: Yüzde 233 artış
İlgezdi'nin hazırladığı rapora göre 2017 yılında çocuklar tarafından işlenen cinsel suç sayısı 1603 iken bu rakam 2018 yılında yüzde 233 artışla 5 bin 331 olarak kayda geçti.

Bu rakam çocuklar tarafından 2018 yılında işlenen 187 bin 601 suçun yüzde 3'üne denk geliyor.

Çocuğa yönelik istismar vakalarında İstanbul'un ilk sırada yer aldığı belirtilen raporda, mahkumiyet sayısının bir önceki yıla göre yüzde 4, beraat sayısının ise yüzde 11 arttığı kaydedildi.

Faili erkek çocuk olan cinsel suçlarda yüzde 259 artış
Rapora göre 12-15 yaş grubuna mensup çocuklar tarafından ‘cinsel dokunulmazlığa' karşı 2 bin 754 suç işlendi. İşlenen suçların 2 bin 693'ünü faili erkek, 61'i ise kız çocuğu.

12-15 yaş grubunda erkek çocukları tarafından işlenen suç sayısında 2017'ye oranla yüzde 259 artış gerçekleşti. Bu sayı 2017 yılında 750 idi.

Ahlaksız
28-05-2019, 19:06
Şu forumda akpyi eleştirmeye korkuyorum..''Şöyle bir cümle kursam,acaba beni de biri bulur,içeri atar mı?'' diye düşünüyorum..Herkes bunu düşünmeli..Çünkü ülkede,en ufak bir şey de herkes hapse atılıyor..''Silivri soğuktur'' diye bir kavram çıktı ortaya..Resmen ''korku imparatorluğu''..

Herkesin altına ettiği bir ülkede,biri çıkıyor,pedofiliyi övdüğü bir kitap yazıyor,öbürü de basıyor..Nasıl bir şey bu:D
Bir insan bu kadar ''gerizekalı'' olamaz ya..

1-Sosyal medya diye bir şey var..Bir insanı anında linç ederler,hedef gösterirler,hapse attırırlar..Bunu nasıl es geçer bunlar?!
2-Yandaşlar veya muhalifler,sağcılar veya solcular..Herkesin çocuğu var bu ülkede..Böyle bir şeye izin vermeleri mümkün değil ki..!

Şüpheci Dinsiz
28-05-2019, 19:12
Herkesin altına ettiği bir ülkede,biri çıkıyor,pedofiliyi övdüğü bir kitap yazıyor,öbürü de basıyor..Nasıl bir şey bu:D
Bir insan bu kadar ''gerizekalı'' olamaz ya..

Ben gerizekalı değil kötü olduklarını, kasten yaptıklarını düşünüyorum sevgili Ahlaksız.

Ahlaksız
28-05-2019, 19:24
Ben gerizekalı değil kötü olduklarını, kasten yaptıklarını düşünüyorum sevgili Ahlaksız.
Sevgili Şüpheci dinsiz;Kötülerin arasında ''gerizekalı'' olanlar da vardır ama:)

Bu mevzu gerçekse eğer,bu kişiler hapsi boylar..Bu ülkede affetmezler bunu..Başlarına kötü şeylerin gelme ihtimali de yüksek..
Şöyle bir şey de var..Ensar mevzusunda gördük ki,çocuklara tecavüz edenlerin kim olduğuna bakılarak,konu örtbas edilebiliyor..
Yalnız bunun kitabını yazarsanız,kim olduğunuza bakmazlar..
Kitap kavramı,bu toplum açısından başlı başına önemli bir şey..Karşımızda kitaba tapan,kitabı kutsayan bir toplum var..Böyle bir toplumda,bir kitabın içine pedofili koyup satmaya kalkmak,bönlüktür..Bunun sonuçları çok ağır olur..

ForumKirpisi
28-05-2019, 19:48
Türkiye, çocuklara karşı cinsel istismar, taciz ve tecavüz olaylarında dünyada üçüncü sırada yer alıyor. Yılda ortalama 8 bin çocuk istismara uğruyor. Son 10 yılda çocuk istismar davaları ise yüzde 700 arttı. Çocuklarımız için yaşanabilir bir ülkeyi mutlaka kuracağız.

TİP Genel Başkanı

böyle giderse 2023'te 1.

Şüpheci Dinsiz
29-05-2019, 01:35
medyablok.net (https://medyablok.net/2019/05/28/baba-kizini-istismar-etti-aile-imama-gitti-ozel/)

Baba kızını istismar etti, aile imama gitti

28/05/2019 ● Medya Blok
Fırat YEŞİLÇINAR


İstanbul'da bir babanın 9 yaşındaki çocuğunu istismar ettiği, ailenin karakola gitmeyip, imama gittiği ortaya çıktı.

Olay İstanbul'da meydana geldi. Edindiğimiz bilgilere göre istismar İstanbulun bir ilçesinde yaşandı. Bir baba 9 yaşındaki çocuğunu istismar etti. Olayın aile içerisinde duyulmasının ardından imama gidildi. İmam da aileye dini bilgiler vererek, olayın üstünün kapatılması gerektiğini söyledi. Ailenin tamamı imam ile yapılan görüşmenin ardından olayın üstünü kapatmaya çalıştı. Fakat anne olayın üzerine giderek, korksa da bunu duyurmaya çalıştı. Karakola gitmeyen anne, Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği'ne başvuru yaptı.

Dernek kurucularından Adile Doğan ile görüşen anne, olayın detaylarını anlattı. Annenin başta olaya inanmak istemediğini söyleyen Doğan olayı şu sözlerle anlattı: ‘'Çocuk, babası tarafından uğradığını, tecavüzün ayrıntılarını anlatınca anne inanıyor. Anne akşamı beklemeden kocasını telefonla arayarak olanları anlatıp kızıyor. Adam ise karısına hakaret edip bağırıp ‘küçük çocuğa mı inanıyorsun' diyor.
O günün akşamında adam eve geldiğinde bütün aile büyüklerini karşısında görünce ağlamaya başlayıp özür diliyor. Çocuk da aynı ortamda. Tartışmalar devam ediyor. ‘Baba yanlış yaptım' diyor. Dede de olayın üzerini gidiyor. ‘Meğer sen de pişmansın o zaman imama gidelim' diyor. Akıl versin diye imama gidiyorlar. Bir gün sonra aileden 4-5 kişi imama gidiyor. İmam babanın tövbe etmesi gerektiğini söylüyor. Sadece dini birkaç söylem ile aileyi geri gönderiyor. Anne olayın peşini bırakmak istemiyor. Bizim derneğimize geldi. Bize olayın istismar olduğunu söyledi. Ama anne de bu konuda net değildi. Olayı büyütüp büyütmeyeceğini bilmiyordu. Kararsız kalmıştı. Bize ‘Rahat değilim. Çocuğumun ruh halini düşünüyorum' dedi.''

Olayın emniyete ya da savcılığa götürülmediğini söyleyen Doğan, annenin daha sonrasında darp edildiğini ve istismar edilen çocuğu ile birlikte evi terk ettiğini söyledi.

Ahlaksız
29-05-2019, 19:21
Çocuğuna tecavüz edip imama giden kim?
Bir müslüman..
Aynı kişiler,ateistleri sapıklıkla/ahlaksızlıkla/şerefsizlikle/teröristlikle suçlarlar..
Tekrar ediyorum..Kendi öz çocuğuna tecavüz edip,bir din adamına ne yapacağını soran kim?Bir Müslüman..
Peki,imam ne yapmış?Sıkıntı yok demiş..Bu olay münferit mi?Sana bağlı..Gündemi ne kadar takip ettiğine bağlı..
Peki,bu ve benzeri olaylar kimin zamanında yaşanıyor/yaşandı/yaşanacak?
İrtica yüzünden kapatılan bir partinin içinden çıkan isimlerin,17 senedir yönettiği bir ülkede..!