PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türkan Saylan Ölümünün 10. Yılında Anıldı


Rapi
19-05-2019, 18:43
Türkan Saylan Ölümünün 10. Yılında Kabri Başında Anıldı
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) kurucusu Prof. Türkan Saylan, ölümünün 10. yıl dönümünde Zincirlikuyu'daki kabri başında anıldı. ÇYDD Genel Başkanı Aysel Çelikel, törende yaptığı konuşmada,
"Türkan Saylan akıllı, yürekli, yurtsever bir insan ve bütün emeğini insanı insan yapan değerlere verdi. İyi bir hekim olarak da hekimlere yol gösterdi. Tedavi ettiği hastaları güzel yüzüyle kucaklardı. Ve giderken de hastayı rafları araştırıp ilacını eline verip gönderirdi. Yani kuru bir doktor değildi. Yüreğiyle beraber tedavi eden özel bir insandı." dedi.

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1P7N.jpg

"10 SENE GEÇMESİNE RAĞMEN AYNI DUYGU VE HEYECANLA HİSSEDİYORUZ"
Törene çok sayıda dernek üyesi ve Saylan'ın sevenleri katıldı.

"Törende kısa bir konuşma yapan ÇYDD Genel Başkanı Aysel Çelikel, Türkiye Cumhuriyeti kurtuluşunun 100. yılı nedeniyle Samsun'a gidecek olmalarına rağmen Türkan Saylan'ın herkesi bir araya getirdiğini belirterek,
"Bu nasıl bir sevgi, bu nasıl bir güçtür bunu açıklayamıyorum. Bizi tekrar sosyal, kültürel ve duygusal olarak bir araya getirmeyi başarıyor sevgili arkadaşımız. 10 sene önce bugün, bu sabah kaybetmiştik. Zaman hızlı geçiyor ama insanların yaptığı eserler kalıyor. İşte Türkan Saylan. 10 sene geçmesine rağmen aynı günkü duygu ve heyecanla hissediyoruz. Türkan Saylan'ın hayatında yeni kapılar açtığı kardelenlerimiz, yıldız kızlarımız ve üniversiteli gençlerimiz, hayatına dokunduğu bütün insanlar hiç onu unutmadı. Bu derneği en güç günlerinde alarak akıllı bir davranışla ve emekle bugün Türkiye'nin en saygın, güvenilir kurumlarından biri oldu. Bu bakımdan emaneti emin ellerdeydi, yine emin ellere devredilecek. Türkan Saylan akıllı, yürekli, yurtsever bir insan. Ve bütün emeğini insanı insan yapan değerlere verdi. İyi bir hekim olarak da hekimlere yol gösterdi. Tedavi ettiği hastaları güzel yüzüyle kucaklardı. Ve giderken de hastayı rafları araştırıp ilacını eline verip gönderirdi. Yani kuru bir doktor değildi. Yüreğiyle beraber tedavi eden özel bir insandı. Ama maalesef siyasal iktidar bu müstesna insanın özelliğini fark edemedi. Neden çünkü ideolojik bakış açısı farklıydı. Ama sonunda ne olduğunu onlarda biliyor. Yapılan işin özelliğini, kutsallığını onlar da biliyor." diye konuştu.

Sözcü/18 Mayıs 2019

Rapi
19-05-2019, 18:57
Türkân Saylan Kimdir?
https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1S2y.gif

Türkân Saylan (13 Aralık 1935, İstanbul - 18 Mayıs 2009, İstanbul), Türk tıp doktoru, akademisyen, yazar, eğitimci ve eski Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği genel başkanıdır.

13 Aralık 1935 günü İstanbul'da doğdu. Cumhuriyet döneminin ilk müteahhitlerinden Fasih Galip Bey ile (evlendikten sonra Leyla adını alan) İsviçreli Lili Mina Raiman çiftinin beş çocuğunun en büyüğüdür.
1944-1946 yıllarında Kandilli İlkokulu ve 1946–1953 yıllarında Kandilli Kız Lisesi'nde okudu. 1963'te İstanbul Tıp Fakültesini bitirdi. 1964-1968 yılları arasında SSKNişantaşı Hastanesi'nden Deri ve Zührevi Hastalıklar Uzmanlığını aldı.

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1EGq.jpg

1968 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı'nda Başasistanlığa başladı. 1971'de İngiliz Kültür Heyeti'nin bursuyla İngiltere'de ileri eğitim gördü, 1974'de Fransa'da ve 1976'da İngiltere'de kısa süreli çalışmalar yaptı, 1972'de doçent, 1977'de profesör oldu. 1982–1987 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı'nı, 1981–2001 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü'nü yürüttü. 1990'da oluşturulan "İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi"nin kuruluşunda görev aldı ve 1996'ya kadar müdür yardımcılığı ile Kadın Sağlığı derslerinin koordinatörlüğünü yaptı. Dermatoloji Kliniği öğretim üyesi olarak 2002 yılı sonuna kadar çalıştı ve 13 Aralık 2002'de emekli oldu.

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1nr0.jpg

1976 yılında lepra (cüzzam) çalışmalarına başladı, Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı'nı kurdu. 1986'da kendisine Hindistan'da "Uluslararası Gandhi Ödülü" verildi. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütü'nün lepra konusunda danışmanlığını yapmıştır. Uluslararası Lepra Birliği'nin (ILU) kurucu üyesi ve başkan yardımcısıdır. Avrupa Dermato Veneroloji Akademisi'nin ve Uluslararası Lepra Derneği'nin üyesidir. Dermatopatoloji Laboratuvarının, Behçet Hastalığı ve Cinsel İlişkiyle Bulaşan Hastalıklar Polikliniklerinin kurulmasında yer aldı. 1981-2002 yılları arasında 21 yıl gönüllü olarak Sağlık Bakanlığı İstanbul Lepra Hastanesi Başhekimliği'ni yaptı.

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1R4Y.jpg

1957'de evlendi ve bu evlilikten iki oğlu oldu. Biri grafiker diğeri hekim iki oğlundan iki torunu vardır. Son 17 yıldır meme kanseri hastası olan Saylan, 18 Mayıs 2009 tarihinde saat 04.45'te vefat etti. Vefat ettiğinde gönüllü kuruluş olarak ÇYDD'nin Genel Başkanlığını, TÜRKÇAĞ ve KANKEV Vakfı Başkanlığı ile Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı Başkanlığı'nı sürdürmekteydi.

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1Qlx.jpg

Etkinlikleri
1989 yılında, "Atatürk ilke ve devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insan ve çağdaş topluma ulaşmak" amacı ile oluşturulan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin (ÇYDD) kurucularındandır ve uzun bir süre Genel Başkanlığını yürütmüştür. Bunun yanı sıra, 14 Nisan 2007 Ankara-Tandoğan ve 29 Nisan 2007 İstanbul-Çağlayan Cumhuriyet Mitinglerinin organizasyonunda ve icrasında bulunmuştur.
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin dışında farklı sivil toplum kuruluşlarında da çeşitli görevlerde bulunmuş, örneğin 1990'da oluşan "Öğretim Üyeleri Derneği"ni kurmuş ve ilk dönem II. Başkanlığını yapmıştır. Ayrıca 1995'te, mezun olduğu lise için oluşturulan Kandilli Kız Lisesi Kültür ve Eğitim Vakfı (KANKEV)nın ve yine 1995'te kurulan 'Türkiye Çağdaş Yaşamı Destekleme Vakfı' (TÜRKÇAĞ)'nın kurucusu ve başkanıydı.
Ergenekon Operasyonu dahilinde 13 Nisan 2009'da, oturduğu ev ve başkanlık ettiği ÇYDD'nin çeşitli merkezlerinde aramalar yapılmış, bazı ÇYDD yöneticileri göz altına alınmış, birçok bilgisayar ve belgeye el konulmuştur.

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1yE6.jpg

Ödülleri
1996'da İstanbul Üniversitesi kendisine "Atatürk İlke ve Devrimleri" ödülünü vermiştir.
İngiltere dermatologlarının derneği olan Dowling Kulübü (1978) ve "Kuzey Amerika Klinik Dermatoloji Derneği" (1996) tarafından onur üyesi seçilmiştir. Bugüne kadar çok sayıda ödüle layık görülmüştür.
Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü" İstanbul Üniversitesi (1996),
Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü" (1990),
Melvin Jones Ödülü" (1991),
Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü" İncirli Lions (1996),
Kuvayi Milliye Ödülü" Haliç Rotary (1997),
Fahrettin Kerim Gökay Ödülü" Türk Lions Vakfı (1997),
Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü" (1998),
75. Yıl Ödülü" Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998),
Uğur Mumcu – Muammer Aksoy Ödülü" ADD İstanbul Şubesi (1999),
Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur" Ödülü" (2000),
İtalya "Foyer des Artistes Kurumu Ödülü" (2001),
Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle "Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü",
Atatürk Ödülü" Amerika / Atatürk Topluluğu (2001),
Sanat Kurumu Onur Ödülü" (2002),
Atatürk / Çağdaşlık Ödülü" Dünya Atatürkçü Kuruluşları (10 Kasım 2003),
Üstün Hizmet Ödülü" Yıldız Teknik Üniversitesi (2004),
Eğitime yaptığı katkılar nedeniyle "Eğitim Ödülü" TED Koleji,
Kendinden once hizmet" ilkesine örnek davranışı nedeniyle "100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü" Rotary Kulübü,
İnsan Hakları Ödülü" İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004),
Türkiye'nin En İyi Eğitimcisi" Ödülü - Tempo Dergisi (2004),
Kültür Üniversitesi'nin İstanbul genelindeki üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket sonucunda "Yılın En Yürekli Kadını Ödülü" (2004) ,
Puduhepa Ödülü" - Adana Kütür Sanat Derneği (2005),
Meslek Hizmetleri Ödülü" Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005),
Toplumsal Barış Ödülü" Barış Radyo,
İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü"
SODEV Sosyal Demokrasi Vakfı (2005),
İyi Kalpli Ol Ödülü" Türk Kalp Vakfı (2006),
Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü" Dünya Gazetesi (2006),
ÇEK Eğitim Ödülü", Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006),
Vehbi Koç Ödülü (2009).
Kabataşlılar Derneği Ahmet Taner Kışlalı " Aydın İnsan" Onur Ödülü (2009)

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1CNp.jpg

T24

Rapi
19-05-2019, 19:08
İleri Görüşlülüğü ve Bilime Olan Sayısız Katkısıyla Atatürk'ün Hayal Ettiği Türkiye'ye Yakışan Çağdaş Bir Türk Kadını:
Türkan Saylan
https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1u7M.gif
https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1ORH.jpg

Bugün, Türkan Saylan'ın aramızdan ayrılışının üzerinden tam 10 yıl geçti... O, her zaman Türkiye için canını dişine takan bir vatan sevdalısı oldu.

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1u7M.gif
https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1X21.jpg

İnsanların korkulu rüyalarından biri olan cüzzam hastalığına karşı başlattığı çalışmalarla, Türkiye'de bu hastalığın tedavisinde en etkin rolü olan kişi,
Ve okuma imkanı sağlanamayan öğrencilerin Türkan annesiydi o.

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1u7M.gif
https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1jNA.jpg

Son saatlerinde ise kızım dediği Ayşe Yüksel'e gözlerini dikip son sözlerini söyledi:
"Gelecek daha güzel olacak."

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1u7M.gif
https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1cAI.jpg

18 Mayıs 2009 tarihinde yüz binlerce insanın hayatına değen o özel kadın, bu dünyadan ayrıldı. Ama yaptıkları, aydınlanma mücadelesine kattıkları yetiştirdiği çocuklarla devam ediyor.
https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1S2y.gif
Onedio

ilahimasal
19-05-2019, 21:09
Rapi Kardelen Türkan Saylan paylaşımınız için Teşekürler.

Imza attığı başarıları ve azmi KARDELEN olduğunun kanıtı

Belli bir kesimin namlusu suratına dönükken bile dik duran bir KADININ son sözü , umudun hiç bir anda tükenmeyeceğini bizlere gösteriyor.

"Gelecek daha güzel olacak."

Sevgiler sana KARDELEN.

https://i.imgyukle.com/2019/05/19/kr1cAI.jpg

Neva
20-05-2019, 07:34
Kadinsiz, umut olmaz.

Rapi
20-05-2019, 22:56
Rica ederim Türkü.
Manidar yorumunuz için teşekkür ederim. Her aydınlık onun fikir işçisi, ona inananı ve emek vereni ile bir mücadele içerir.

Neva teşekkürler yorumunuz için.

Rapi
20-05-2019, 23:08
Türkan Saylan'ın Son Sözleri
https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCCLoI.gif
https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCy71q.jpg


"Oysa ölüler hatırlandıkça yaşarlar." diyor Türkan Saylan "Tek ve Tek Başına" adlı kitapta. Torunlarına aile bireylerini masal anlatır gibi anlatmak istiyor ki, belleklerinde yaşayadursunlar. Onu da anlatmaya devam etmek lazım ki, gelecek nesillerin belleklerinde yaşayadursun… Bu topraklarda yetişen ve karanlığın yutma çabasına karşı ışıl ışıl parlamaya devam eden Türkan Saylan'ın aziz hatırasına saygıyla…

1935 yılında soğuk bir kış günü Emirgan'da, Atatürk'ün bir Limoge vazosuna benzettiği, İsviçreli güzeller güzeli bir anne ile iş adamı babanın bir kız çocuğu doğdu. Adını Türkan koydular. Türkan 4-5 yaşına kadar o evde yaşadı, okumayı yazmayı o evde öğrendi. Ama hayatı boyunca özlemini çektiği, rüyalarına giren Kandilli'de babasının onlar için yaptığı boğaz manzaralı köşk oldu. O evde doğayla iç içe büyüdü. Kardeşleriyle birlikte bahçeye kurdukları ağaç evde oynar, bazen ödevlerini bile orada yaparlardı. Türkan beş kardeşin en büyüğüydü. Annesi bir yere gideceği zaman kardeşlerini ona emanet ederdi. O da annesinin giysilerini giyer, kardeşlerine kol kanat gererdi. O günlerden kalma bir duyguyla belki de yaşamı boyunca yurdunun bütün çocuklarına karşı sorumlu hissetti, bu belki o günlere duyduğu özlemin de getirisiydi. Babasının işleri bozulup ekonomik sıkıntılar baş gösterdikten sonra, hayat bütün Saylanlar için kavgaydı artık…

https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCCrHh.jpg

"DOKTOR OLMAZSAM ÖLÜRÜM"
Türkan, çocukluğundan itibaren yardımsever ve sevecendi. Mahallede yoksul ailelerinin çocuklarına süt dağıttığı için arkadaşları onunla Florence Nightingale diye dalga geçerlerdi. Ortaokulda doktor olmaya karar vermişti, hem de köy doktoru olmak istiyordu. Keman dersi alıyordu ve daha on beşine bile basamamış Türkan keman hocasına platonik âşık olacak ve hayatı boyunca o duyguları bir daha yaşamayacaktı. Kandilli Kız Lisesi'nde okudu. Hayatının en masum ve hep özleyeceği yıllarını orada yaşayacaktı. Hayatı boyunca ayakları yere hep sağlam bassa ve mesleğiyle bağdaşmasa da ağır romantikti Türkan, lisede roman, şiir gibi sevdiği konulardan uzak kalmamak için edebiyat bölümünü seçmişti ama doktor olma isteği bitmemişti. Hatta lise son sınıfta "doktor olamazsam ölürüm" diye geceleri uykusu kaçardı. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni kazandığı gün, koşarak kendine bir tıp rozeti aldı. Yoldan gelip geçenler dahil herkes onu görünce "Bu kız Tıbbiyeli" desinler istiyordu.

Evlenene kadar ailesinin korumacı ve disiplinli yaklaşımıyla yaşadığı için üniversiteye başladığında önce bocalayacak ama kısa sürede özgürlüğün tadını çıkarmaya başlayacaktı. Doktor olmak için sabırsızlanıyordu, zaten hayatı boyunca mesleğini her şeyden üstün tutacaktı. Kendisi gibi doktor olan ilk eşiyle evlendiğinde sadece eş ve anne olmak değil hekim olmak da istiyordu. Ama ne yazık ki evliliğinde bu konuda yalnız kaldı…

https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCCVcp.png

NE YAPMAK İSTEDİĞİNE O GÜN KARAR VERDİ
1958 yılı Türkan'ın hayatının dönüm noktası olacaktı. Henüz bir yıllık evliyken babasını kaybetti. Bakırköy Akıl Hastanesi ziyaretini aynı yıl yapacak, cüzam hastalarını ilk kez orada gördüğünde perişan olacak ve ne yapmak istediğine o güne karar verecekti. Aynı yıl hamileyken bir de vereme yakalanacaktı. Ardından ikinci hamileliğinde de verem olacak ve bu kez verem mikrobu omuriliğine sıçrayacak, on üç ay boyunca yüzükoyun yatakta kalması gerekecekti. O esnada çocuklarından biri iki yaşında, diğeri yedi aylıktı. Ayrıca evde de huzursuz günler çoğaltmıştı.

Ancak Türkan kendi sıkıntıları bir yana, hastanede gördüğü cüzam hastalarını aklından çıkaramamıştı. İnsanlara vahşi hayvan gibi muamele edilmesi karşısında midesine acılar saplanmıştı. Etrafı tellerle çevrili 28 numaralı koğuş, günlerine ve gecelerine dadanacaktı. "Cehennemi gördüm" diyecekti o gün için ve çok geçmeden bu hastalık konusunda çalışmaya başlayacaktı. Ve en sonunda cüzamın tedavi edilebildiğini öğrenecekti, çok sevinmişti! Ancak ne kocası ne hocaları cüzam konusunda çalışmak istemesini destekledi. Ama o daha hastanedeki o gün dermatoloji bölümünü seçmeye karar vermiş ve karnındaki bebeğine onları iyileştireceğine söz vermişti.

https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCCkpv.png

KANSERE YENİK DÜŞECEĞİ GÜNE KADAR HEP KOŞACAKTI
Evdeki durum iyice kötüleşmiş ve boğucu aylar sonunda özgürlüğünü eline alan Türkan'ın en azından meslek hayatında işler yoluna girmeye başlamıştı. Üç yıllık cildiye eğitiminin ardından girdiği uzmanlık sınavını kazanınca tayini Bursa'ya çıktı. 1967 yılında İstanbul'da kadro açılana kadar diyerek gittiği Bursa'da ancak yirmi gün geçmişti ki, İstanbul'dan hocasının onu başasistan olarak önerdiği haberi gelecekti. Türkan, "bu iş erkeklere göre" seslerinin hepsinin üstünden gelecek ve İstanbul Üniversitesi Dermatoloji Bölümü'nün başasistanı olacaktı. İlk gün hastaları ziyaret edecekken steteskobunu odasında unuttuğunu fark edince koşarak odasına giden Türkan, o günden sonra kansere yenik düşeceği güne kadar hep koşacaktı…

Üniversitede çalışmaya başlamıştı ama cüzam hastalarını unutmamıştı. Önce üniversitede cüzam dersi vermeyi üstlenecek, öğrencileri cüzam hastalarını ziyarete götürecekti. Birlikte onlara pansuman yapacaklar, öğrencilerine onlara dokunmaktan korkmamalarını söyleyecekti. Çünkü ona göre dokunmadan tedavi olamazdı. Türkan ve öğrencileri sayesinde cüzam hastaları ilk kez kendilerini insan gibi hissetmeye başlamışlardı. Oysa Türkan cüzamı halka anlatmak için mücadele ederken, turizmi baltalamakla ve Türkiye'de cüzam var dediği için yalan söylemekle suçlanacaktı!

Nihayet uzun süren mücadeleler sonunda 1976'da Cüzamla Savaş Derneği'ni kurdu. Hastaları iyileştirmek için Anadolu'nun en uzak köylerine gitmeye üşenmedi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde kurulan Lepra Araştırma Uygulama Merkezi'nin müdürü oldu. Üstelik hastaların sadece sağlığıyla değil iyileştikten sonra hayata katılmaları için de uğraşır, iş bulur, aile kurmalarına yardım eder, hatta Lepra Hastanesi'nin biten tüpünü bile kendi satın alırdı. Bu hayat yorucu olsa da gönül kazanmak onun için her şeyden önemliydi, kendinden önce hep başkalarını düşündü. Bir yandan da doçent olmuş, derslere giriyor, öğrencilerle ilgileniyor, hasta bakmaya devam ediyordu. Bu çalışmalar 1981 yılında Cüzam Hastanesi'nin kurulmasını sağlayacaktı.

"KANSERİN SENİ YENMESİNE İZİN VERME TÜRKAN"
Türkan, yaptığı çalışmalarla 1986 yılında Uluslararası Gandhi Ödülü'nü alacaktı. Ancak o yıl hem annesini kaybedecek hem sağlığı bir kez daha bozulacaktı. Bu kez meme kanseri olmuştu! Oysa daha yapacak çok işi vardı, hastalığın sırası mıydı? Ameliyata girerken de kendine, "Bunu diş çektirmek gibi düşün, kanserin seni yenmesine izin verme Türkan!" diyecekti. Dediği gibi de yaptı, hatta bir kemoterapi seansından sonra kalkıp Antalya'da bir kongreye giderken karşılaştığı doktorunun neredeyse dudağı uçuklayacaktı.

https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCCyKn.jpg

KARANLIK GÜNLER
Öte yandan 12 Eylül 1980 darbesinin etkileri sürüyor, Türkiye'de gericilik ve Siyasal İslam yükselişe geçiyordu. "Atatürk Türkiyesi"nin geleceğinden endişe eden bir grup aydınla birlikte 1989 yılında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ni kurdular. Türkan, ölene dek Atatürk Devrimleri, çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti için mücadele etmeye devam edecekti. Bu mücadelede ödeyeceği bedel ise tarihe geçecek derecede zalimce olacaktı.

Ama o daha çok gençken çocukluk arkadaşı Gökşin'le mektuplaşmalarının birinde ona, "Dün Ata'nın ölüm gününde milletimin gözyaşlarını dinlerken ve onlarla aynı duygularda birleşirken, benim için her şeyden önce bu aziz vatan gelmekte olduğunu anladım. O kadar çok şey var ki kadın-erkek aşkından önce ve daha mühim, aşk filan bana vız geliyor" yazacak kadar idealistti.

Türkan'a göre Atatürk'ün izinden gitmek, onun devrimlerini geliştirmek için çalışmak demekti. Kız çocuklarının okuması, kendi ekonomik özgürlüklerini sağlamaları, halkın kendi ürettikleriyle yaşantısını kimseye muhtaç olmadan sürdürmesini sağlamak demekti. Türkan ülkesini o kadar severdi ki; Türkiye'de yaşayan insanların, kendilerini hangi kimlikle tanımlarlarsa tanımlasınlar çok marifetli olduklarına inanır, önleri açık olursa en yetenekli doktorların, mimarların, sanatçıların bu topraklardan çıktığına inanırdı. Halkın ayrıştırılmasından her zaman üzüntü duymuştu. Türkan, sıkı bir din eğitimi almasına, İslam'ı pek çok kişiden iyi kavramasına ve kendini hep sadece Müslüman bilmesine rağmen yıllarca İsviçreli annesi Müslümanlığa geçmiş olmasına rağmen "gavur olmakla" suçlanacaktı. Hastalığının son günlerinde bile ÇYDD'ye zarar gelmemesi için mahkemelerde gavur olmadığını ispat etmekle uğraşacaktı.

https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCywkN.jpg

2002 yılında kanser tekrarladığında yine aynı kararlılıkla onu yenecekti. Ta ki yedi yıl sonra, 2009 yılında hastalık kötülükle birlikte kendine yeniden yuva bulana kadar… Türkiye kumpas davalarıyla karanlık bir döneme girmişti. Ne yazık ki, Türkan ve ÇYDD de bu kumpasın içinde yok edilmek istenecekti.

Türkan'ın evi de eski hastalarına, hasta yakınlarına, arkadaşlarına hep açıktı. Hastalığının son günlerinde onu rüyasında gördüğü için Tunceli'den koşup gelen Halime de onlardan sadece biriydi. Halime, 16 yaşında bacakları dizlerine kadar donduğunda tanımıştı Türkan'ı. Daha önce cüzam geçirmiş, bir gün çığ altında saatlerce kaldığı için donan bacaklarının kesilmesine karar verilmişti. O sırada tesadüfen Elazığ Devlet Hastanesi'nde bulunan Türkan'a da bir gösterelim demeseler, Halime ya bacaksız ya da ölü olacaktı. Çünkü oralarda bacakları olmayan kadının çöp kadar değeri yoktu. Türkan, Halime'nin bacaklarında belli belirsiz sıcaklık hissedince riski göze aldı ve sadece ayak parmaklarını, hem de kendisi, keserek onun hayatını kurtardı. İşte o Halime, Türkan Hocasına can borcu olduğunu hiç unutmadı, fırsat buldukça yanına varırdı. Bir daha görüşemeyeceklerini anlasa da Türkan'a memleketten getirdiklerini yemesini söyleyerek, göz pınarlarında yaşlarla, ayakkabısının ucuna parmakları yerine doldurduğu pamukların yarattığı paytak yürümesiyle evden çıktı…

"SİZ CENNETLİKSİNİZ"
13 Nisan 2009 tarihinde Türkan'ın Arnavutköy'deki evinin kapısını terörle mücadele ekipleri çalacaktı. Polis silah arayacaklarını söylemiş, Türkan avukatı gelene kadar görevli polisle sohbet etmişti. Vanlı olduğunu söyleyen polise ilk cüzam çalışmalarını Van'da kendisinin başlattığını ve yaptıklarını anlatınca polis şaşırmış, "o zaman siz cennetliksiniz" demişti. Türkan polisin bakışlarında şaşkınlığı, kendisini tanımadığını okumuştu. Onu tanısalar böyle olmayabilirdi, hep bilmemekten işte, onun yaptıklarını bilenler daha çok olsaydı belki de bunlar hiç yaşanmayacaktı…

"GELECEK DAHA GÜZEL OLACAK"
Kısa süre içinde evinin önünde kalabalık artmış, telefonlar durmuyordu. Avukat geldikten sonra polisler beş saat boyunca evinin her odasını, her çekmesini aradılar. Onlar evinde belge ve silah ararlarken Türkan, oturma odasında haberleri seyrediyordu. Ama 73 yıllık hayatındaki mektup ve defterlerde saklı özelinin tanımadığı insanlarca didik didik edilmesine sakin kalmak için çaba sarf ediyordu. İçinde büyüyen isyan duygusunu susturmaya çalışıyordu, yine kendine kızıyordu önce. Aydınlatamadığı, öğretemediği, dönüştüremediği için, o an bile bütün aydınlanma mücadelesinin yükünü almıştı hasta bedenine. "Beni darbeye teşebbüsle suçluyorlar. Oysa darbelerin yaptığı tahribatı kimse benden iyi bilemez," diye içinden konuşuyordu. Aynı saatlerde Çağdaş Yaşam'ın da tüm şubelerine baskın yapıldığını televizyondan öğrendi. Yine de o anda bile, kadın erkek tüm insanlığın aklın ve vicdanın aydınlattığı yolda yürümeyi seçeceği günün er ya da geç geleceğine tüm kalbiyle inanıyordu, o ana dek başa gelen çekilecekti.

Bu süreç çok yordu Türkan'ı, maalesef hastalığın da hızla ilerlemesine neden olacaktı. Gelişmelerin bundan sonra nasıl olacağını biliyordu. Doktorlardan sadece 2 Mayıs'taki ÇYDD 20'inci Yıl kutlamasında onu iyi hissettirmelerini rica etti, orada olmak istiyordu, son kez…
O arada görüşmek istediği insanlarla vedalaştı, toplantılarını yaptı, isteklerini iletti ve bütün işlerini tamamladı. Türkan, 2 Mayıs günü Lütfi Kırdar Kongre Salonu'na girdiğinde dakikalarca durmayacak alkış kopmuştu, salonda adım atacak yer kalmamıştı. Kendine bu benim son sahnem dediği konuşmasını yaptı. Sahnedeki Fazıl Say'ın müziklerini dinlerken elinin değdiği çocuklar, hastaları, mücadeleyle geçen ömrü gözünün önünden geçti… O törenden sonra kemoterapiye son veren Türkan, son saatlerinde kızım dediği Ayşe Yüksel'e gözlerini dikip son sözlerini söyleyecekti: "Gelecek daha güzel olacak."

https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCCn3y.jpg

18 Mayıs 2009 tarihinde yüzbinlerce insanın hayatına değen o özel kadın, bu dünyadan ayrıldı. Ama yaptıkları, aydınlanma mücadelesine kattıkları yetiştirdiği çocuklarla devam ediyor. ÇYDD bugün, aramızdan ayrılışının onuncu yılında 30 yaşında!
Ne mutlu ki, kiminin Türkan Hocası, kiminin Türkan ablası, kiminin Türkan annesi olan bu olağanüstü ve koca yürekli kadına Türk halkı hak ettiği gibi veda etti. Atatürk'ün kızı Türkan'ı, bir 19 Mayıs günü, Atatürk'ün Samsun'a çıktığı gün on binlerce insan gözyaşlarıyla uğurladı. Kim bilir belki Ata ile birlikte bizi izliyorlardır ve Kurtuluş Savaşı'nın ilk adımının 100. yılını kutladığımız bu günlerde bizlere bakıp "her şey çok güzel olacak çocuklar, mücadeleye devam" diyorlardır…

Kaynakça:
Güneş Umuttan Şimdi Doğar, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, İş Kültür
Tek ve Tek Başına Türkan, Ayşe Kulin, Everest Yayınları
Özlem Özdemir
Odatv

Rapi
20-05-2019, 23:14
1977 Baharıydı
https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCCYcA.gif

https://i.imgyukle.com/2019/05/20/kCCPu0.png

Uğur Dündar
Hiç unutmuyorum, 1977 baharıydı. Doğanın gelinlik kızlar gibi renklendiği günlerin birinde, Profesör Dr. Türkan Saylan ile, onun, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi"ndeki odasında buluştuk.
Türkan Hoca, Türk insanının filmlerden, romanlardan tanıyıp korktuğu, hatta doktorların bile yanlarına yaklaşmaya cesaret edemediği cüzzam (lepra) hastalarının tedavisi için savaş vermeye başlamıştı. Yurdu karış kırış dolaşıyor, karşılaştığı her cüzzam hastasını yeni bulunan bir ilaçla tedavi ediyordu..Bu amaçla Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi"nin arka tarafında, ağaçlar arasında, çukur bir yerde inşa edildiği için uzaktan hiç fark edilmeyen küçücük Lepra Hastanesi de bu çabanın odağı olmuştu…

O yıllarda TRT nin tek kanallı televizyonuna yaptığım programlar büyük ilgi görüyordu. Hoca ile buluşmamız da, onun çağrısı ve toplumu bilgilendirme amaçlı bir program ricasıyla gerçekleşmişti.

Mütevazı odasında "Bakın çocuklar!" diyerek başladığı konuşmasında, toplumun cüzzamı (lepra) yeterince tanımadığını, abartılı filmlerden ve romanlardan kaynaklanan gereksiz bir korkunun insanlara egemen olduğunu anlattı. İlginç örnekler verirken, bağışıklık sistemi güçlü olanlara bu hastalığın kolay kolay bulaşmadığını, hatta bazen evli olan çiftlerde bile, hastalığa yakalananın diğerine bulaştırmadığını gördüğünü söyledi.

Benim içim rahatlamıştı. Ama kameraman ve sesçi arkadaşlarımın ürkekliği hala sürüyordu. Onları kendilerine bulaşmayacağı konusunda güçlükle ikna ettikten sonra hep birlikte kalkıp, Bakırköy"e, o minik kliniğe gittik. Çekinerek girdiğimiz yer, bir yatakhane görünümündeydi. Hoca o yataklardan birine doğru gitti. Karşılaştığımız görüntü anlatılacak gibi değildi.

Yatağın üzerinde oturan hastanın bacakları dizlerinden, kolları dirseklerinden itibaren erimişti. Kulakları ve burnu yoktu, gözleri görmüyordu… Türkan Hanım,yavrusunun saçlarını okşayan bir anne şefkatiyle yaklaşıp:
"Nasılsın (……) Hanım?" diye sordu.

Et ve kemik topu görünümündeki kadın, Hoca"nın sevgi dolu ellerine, eli olmayan kol kemikleriyle sıkı sıkıya sarılıp;
"İyiyim Hocam, çok iyiyim, Allah sizden razı olsun!" dedi.

Hocanın sevgi ve şefkat dolu yaklaşımı, hastanın verdiği cevap, o ana kadar "Acaba bana da bulaşır mı?" korkusuyla çekingen yaklaşımlar sergileyen ekip arkadaşlarım için de büyük bir motivasyon kaynağı olmuştu. Artık kendimizi hastalara çok yakın hissediyorduk. Hasta kadının yüzündeki gülücükler, televizyon çekimi yaptığımız gün boyu hiç eksik olmadı.

O gün bir acı gerçeği daha öğrendim. Türkan Hoca gelinceye kadar hastalar doktorlarla pek yakın bir temas içinde olamamışlar. Hatta bir hasta, tüylerimi ürperten anısını paylaşırken aynen şunları söyledi:
Daha önce tıbbiye mezunları bizi görmeye gelir ve şu karşıki tepenin üzerine dizilirlerdi. Hocaları da uzaktan bir şeyler anlatırdı. Biz hastalar, "Doktorlara hoş geldiniz demek için elleri bulunmayan bileklerimizle kopardığımız çiçekleri onlara vermek üzere yaklaştığımızda, hepsi adeta çil yavrusu gibi hastane bahçesinin içlerine doğru kaçışırlardı."

Türkan Hoca, işte böylesine yüce bir bilim abidesiydi. Olağanüstü çabayla Türkiye"de cüzzamın neredeyse kökünü kazıdı. Binlerce hastayı topluma, ailelerine kavuşturdu…
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği"nde neler yaptığını, ne denli büyük başarılara imza attığını belirtmeye hiç gerek duymuyorum.

Ama gelin görün ki, fazilet cellatları, eli öpülesi, anıtı dikilesi bu çağdaş Türk kadınına şeytanın bile akıl edemeyeceği iftiraları yağdırmakta yarış ettiler…
Ama ne oldu?
Türkan Hoca bir efsane oldu.

Bir Türkan saylan ölür, bin Türkan Saylan doğar… Başımız sağ olsun…