PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İslam Endeksi’nde ilk 40’ta Müslüman ülke yok..


Ahlaksız
20-05-2019, 23:04
ABD’deki George Washington Üniversitesi’nden iki akademisyenin her yıl gerçekleştirdiği “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami” başlıklı araştırma kapsamında yayınlanan İslamilik Endeksi sıralamasının ilk 40 sırasında hiçbir Müslüman ülke yer almadı. Listede ilk sırayı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Yeni Zelanda alırken; Türkiye ise listenin 95. sırasında kaldı. İslamilik Endeksi sıralamasında ilk 40’ta Müslüman ülke olmaması ise dikkat çekti.
https://odatv.com/islam-endeksinde-ilk-40ta-musluman-ulke-yok-19051954.html
Adalet yok,insan hakları yok,sevgi yok,saygı yok,yok oğlu yok ama sorsan hep dış güçler,hep:D

ilahimasal
20-05-2019, 23:59
[/url]
Adalet yok,insan hakları yok,sevgi yok,saygı yok,yok oğlu yok ama sorsan hep dış güçler,hep:D

Hepsi sevgi kelebeği.

En masumları , iskence görmüs Barbaros un işkence görmesine deil !!!! Ramazan daki alkol kadehinin resmine irrite olurlar.

Şüpheci Dinsiz
21-05-2019, 01:28
Orijinal site bu.
http://islamicity-index.org/wp/

2018 yılı tam liste bu.
http://islamicity-index.org/wp/latest-indices-2018/

Bu endeksin yapılmasındaki amaç şu.
Our mission is to stimulate peaceful reform in Muslim countries by encouraging effective institutions.
Misyonumuz, etkili kurumları teşvik ederek Müslüman ülkelerdeki barışçıl reformları teşvik etmektir.

The Islamicity Indices substantiate the observation that Western countries better reflect Islamic institutions than do countries that profess Islam and also provide the compass for renewal and progress in Muslim countries.
İslamilik endeksi kanıtlıyor ki, hem Batılı ülkeler İslami (eğitim-öğretim-ibadet yeri gibi) müssseseleri Müslüman ülkelerden daha iyi yanstıyor, hem de Müslüman ülkelere ilerleme ve yenileme için pusula sağlıyor.

The Islamicity Indices enable Muslims to focus on the indisputable source of their religion—the Qur'an—and are a continuous performance indicator of their rulers, governments and communities.
İslamilik Endeksi, Müslümanların dinlerinin tartışılmaz kaynağı olan Kur'an'a odaklanmalarını sağlar ve yöneticileri, hükümetleri ve toplulukları için sürekli bir performans göstergesidir.

The Indices also provide a simple approach to explain Islam to the non-Muslim world.
Endeksler, İslam'ı gayrimüslim dünyaya açıklamak için basit bir yaklaşım sunmaktadır.

With a better understanding of Islam in both Muslim and non-Muslim communities, peaceful reform and effective institutions will be more readily achieved in Muslim countries.
İslam'ın hem Müslüman hem de Müslüman olmayan topluluklarda daha iyi anlaşılması ile, Müslüman ülkelerde barışçıl reformlara ve etkili müesseselere daha kolay ulaşılacaktır.


Yani endeksin amacı; medeni bir ülke olarak İslam'ın daha iyi bir şekilde öğretilebileceğini-yaşanabileceğini göstermek.

Endekste o yüzden ekonomi, adalet, insan hakları bakımından daha gelişmiş ülkeler üstte çıkmış, yobazlıkta ve yoksullukta yarışan Müslüman ülkeleri geride kalmış.

Endeks listesindeki başlıklar şunlar:
Legal and Governance -->Hukuk ve Ülke yönetimi
Economy --> Kişisel gelir düzeyi, iş imkanı, iş kurma imkanı vs.
Human and Political Rights --> İnsan hakları, siyasi haklar
International Relations --> Uluslararası ilişkiler

Bu başlıklarda yüksek not alan ülkelerde İslam daha iyi öğretiliyor, daha özgür olunuyor, adalet daha düzgün işliyor, hükümete güven (yolsuzluk vs bakımından) daha yüksek oluyor, insan hakları daha yüksek oluyor, işsizlik düşük oluyor, gelir daha yüksek oluyor, diğer ülkelerle ilişkiler daha iyi oluyor.

spartacus
21-05-2019, 05:10
ABD'deki George Washington Üniversitesi'nden iki akademisyenin her yıl gerçekleştirdiği "İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami" başlıklı araştırma kapsamında yayınlanan İslamilik Endeksi sıralamasının ilk 40 sırasında hiçbir Müslüman ülke yer almadı. Listede ilk sırayı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Yeni Zelanda alırken; Türkiye ise listenin 95. sırasında kaldı. İslamilik Endeksi sıralamasında ilk 40'ta Müslüman ülke olmaması ise dikkat çekti.
https://odatv.com/islam-endeksinde-ilk-40ta-musluman-ulke-yok-19051954.html
Adalet yok,insan hakları yok,sevgi yok,saygı yok,yok oğlu yok ama sorsan hep dış güçler,hep:D
Şansal'ın konuyla ilgisi olmadığının farkındayızdır.

peki sence bu endeks, 1932 yılında tutulmuş olsaydı, yani Yeşil Kuşak projelerinden önce, Türkiye ilk 40'a girebilir miydi?

Örneğin kadınlara seçme hakkı endeksine baksak, tablo ne olurdu? Oysa bu, ilgili dönemde islama ters düşmektedir, çünkü ilgili dönemin islamı feodal topluma göre şekillenmişti.

Türklerin islamı kabul edişi dahi dış güç etkisi içerir. Elbette etkiler konuşulur, tabi burada kastettiğim istismar maksatlı kullanımlar değil(her haltına dış güç diyenler), objektif, bilimsel sosyal ve siyasal bilimler açısından.

hem dinler vb aidiyetlerin ve inançların, egemen sınıflar ve çıkarları açısından nasıl kullanıldığı, hem de dış güç etkisine dair Link; https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=29038

Kısaca etki ve etkileşimler, çok yönlü ve boyutludur, tek bir tanesine bakarak, bütüne dair saltık ve mutlak yargılar üretemeyiz, türetebiliriz, üfürebiliriz, bu ayrı lakin mesnedi olmaz.

spartacus
21-05-2019, 05:47
Tabloya şöyle de bakabiliriz; neden ABD ve İngiltere sömürgeleri yaşam endeksinde son sıralarda? Başta İngiltere olmak üzere tarih sahnesinde İngiltere, ABD'nin başını çektiği sömürge coğrafyalar, yaşam standardından, endüstri ve bilime değin, endekslerin daima gerisinde kalmış. Burada 1 örnek ele alınmıyor, bir bütün halinde tabloya bakılıyor, yani onlarca örnek var.

Olaylar ve olguların bir çok sebebi olur, zira ortam, hareket-ilişkiler dünyası fiziği. Örneğin moleküler yapıdaki değişim, form-yapıda belirleyici ölçüt olabilir. örneğin 3 oksjen atomu, ozonu meydana getirebilir. oksijen atomunun rengi ve kokusu olmamasına rağmen, ozonun vardır. 3 oksijen atomu bir araya gelmekle, karbona karşı, illa karşıt olayım amacına sahip olduğu düşünülemez. (zurnanın zırt deliği). Olay ve olgulara bakmak, ama at gözlüğüyle şaşmaz yargılar üretebileceğimizi sanmak ve her bir şeyi, saltık ve parçaya indirgemek, bilinen en basit darkafadır, at gözlüğü olarak ifade edilir.

Dini bilmemek, geçersiz yargılara yol açabilir, oysa din özünde ve esasında, yekün bakımından, siyasal iktidarların en temel araçlarından bir tanesidir, aslında egemen olanın siyasi bir kurumudur. Zaten kökenleri sınıflı ve köleci toplumla atılmıştır.-ki inanç ile karıştırılmamalı. Din azınlık bir sınıfın, elitin, maddi-manevi gücü elde tutanın, kalan milyonları avucunda tuttuğu en önemli araçlardan sadece birisi olmuştur, aslında, din=YASA'dır, o halde kimin yasası olarak ortaya çıkmıştı? Rabbin, yani Efendi(köle sahibinin), köle sahipleri sistemini temsilen kralın(tanrının). Milliyetçilik de aynı işlevi görür. Sınıfsal güç ilişkileri tarih sahnesinde yerini aldığında, aidiyetlerde siyasallaşmıştır. (anti laik temel)

Toplumlar ne kadar çaresiz, aç, mahrum olursa, egemenler etkisini o düzeyde arttırmaktadır. Burada çelişki var gibi ve evet çelişkidir, zira diyalektiktir. Mahrum olan, çaresiz kalan, sığınacak bir yol, kurtulacak, sarılacak bir dal arar, bu arayış önce onları efendilerine koşturur! Sistem kişiyi, efendiye köle etmektedir ve köle de yaşamak için buna mecbur haldedir, eline düştüğü efendi salt emeğin kullanımını değil, bilinç ve iradesini de belirler. Efendiler ise bu çıplak gerçeğin, kendilerini garanti edemeyeceğinin farkındadır, yani salt koşullar değil, köle gönül bağıyla da bağlanmalıdır. İşte burada din en önemeli araç halini alır, araç yaratılır, ruhban sınıfı da oluş-turul-ur(köleleri gönülden bağlamakla görevli) ve kurumsallaşır. Önce efendiler tanrı olarak sunulur(bakınız eski dinler), ancak insan bilinci de yerinde durmaz, aşar, bu durumda yeni dinler peyda olur. uzun detaylar.

örneğin günümüzde hangimiz iş aramadık veya aramıyoruz? Biz emeğimizi satmanın peşinde koşuyoruz, bunu bize kimse dayatmak zorunda olmadığı gibi, çok da özel seanslarla bu yola girmiyoruz. sistem, bizleri efendiye hizmetçi olmaya mecbur bırakıyor, hatta köle olabilmek için uğraşıyoruz. seçme şansımız olmadan, koşuyoruz... bunu yaparken, kendi elimizle de sistemin, resmi ideolojinin bir bileşeni olup çıkıyoruz, zaten tüm olanak ve araçlar egemen gücün elinde. Din de egemenlerin en önemli ve etkili köleleştirme, sürüleştirme aracı. Bize aşılanan geleneklerin, binlerce yıllık bir geçmişi var, artık enjeksiyon otomatik bir hal almış. Evet 4.000 yıl önceki dede ve ninelerimiz de dünyaya köle geliyordu, ya intihar etmelilerdi, ya da köle olacaklardı. yani çoğunluk için gerçek böyleydi. Bize bilinci kim verecekti, neye nasıl inancağımızı bize kim aşılayacaktı? Cevabı o kadar basit ki, efendiler kim ise onlar ve onların araçları, adamları vb... İntihar bir seçenek dediysem bakmayın, o da seçenek olmaktan çıkmıştı, çünkü efendilerin işine yaramıyordu. O sebepledir ki, içinde olunan durumu eleştirmenin köleye yasaklanması, bu tanrının düzenine isyan anlamına geldiği tehdidi gibi, inthihar da yasaklanmıştı. İntihar eden sonsuz cennete gidemezdi vb, yani kişinin ameli vb önemli değildi. Dini anlamak vay efendim tanrıya tapıyormuş, gerizekalı cahil hahahahaha, hohoho demek değildir, gerçekten dinlerin esası ve özünü kavramak istiyorsak, binlerce yıldan bugüne insan hayatı, sistemlere, milyonlarca insanı tek bir kalem de, aynı düşünmeye sevk edebilen araçlara, yapılara ve kime-neye hizmet ettiklerine bakmak zorundayız. bunları hangi araçlar sağladı, o araçlar neden köleleliği, sömürüyü ortadan kaldırmak değilde, bu kadar gücüne rağmen sömürüyü ayakta tutmak ve örgütlemek için çalıştı? öyleyse kimlerin aracıydılar, kime,neye hizmet ettiler? toplumları kötürümleştirmekte amaç, çıkarları neydi, kimin içindi?. Milyonlarca insanı, hep bir ağızdan, kıtalar arası uzaklıklarda dahi, aynı ortak batıla adapde eden güç, insanlara bu ejeksiyonu yapan kurumlar hangileriydi? devletler neden tanrı kralların çiftliğiydi? ganimet savaşlarını yapanlar kimdi, ganimet kimler arasında pay ediliyordu, neden en etkili araç olarak din kullanılıyordu? Din mi emrediyordu, yoksa efendiler emrettiği için mi, dinin maddeleri haline geliyordu ve din(yasa!) denen kurallar böylece oluşuyordu? Gerçek hangisiydi? Sorun salt din miydi, din bir araç değil miydi? yaşam koşulları, sınıfsal ilişkiler, üretim ilişkileri, güçlü olanın iktidarı, araçları, efendi-köle ilişkileri, belirleyici olmaktan uzak mıydı? Din aslında tüm bu asıl belirleyici koşulların bir aracı, yansıması, yasası değil miydi?...

Örneğin Türkiyede batıya doğru gittikçe, oyların rengi değişmektedir. İslam mı değişiyor? Madem salt islamla açıklıyoruz değişen ne? İnsanlar görece daha iyi yaşam koşullarına sahip oldukça, batıl inaçalarından kurtulmaya yöneliyor, çünkü sığıntı ve çaresizlik hissiyatı, iradesizlik durumunda değişim oluyor, irade kendini gösterebilir koşula, farkındalığa derece, derece de olsa erişiyor. Örneğin zengin birisiyle, açlık sınırı altındaki birisinin dine olan bağlılığı, gündelik sosyal aktivitesi aynı mıdır? bir diğer en önemli faktör ise, ilişki ağı genişliyor, yani kendisinden daha ileri düzeyde olanlarla, farklı düşünenlerle ilişki, alışveriş şansı yakalanıyor.(bu paragraf unutulmasın, zira önemli, ilişkinin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir de, ilişkiyi ortadan kaldırmanın, ötekinin zombisine karşı zombi olmanın, kimlere hizmet ettiği konusuna ise sonraki yazıda değinebiliriz -CIA belgelerinde dahi bu tür organizasyonalr ve kamplaştırma çalışmaları bulunabilir, aydın kesimle, geri kesim arasında duvar örmek, aydın kesimi, geri kesimden yalıtmak, aydın kesimi, geri kesime düşman etmek veya olması, egemen ve hegomanya kuranlar ve aşıladıkları zihniyete -köhne gericiliğe- hizmet olarak geri dönebilmektedir.).

Devam edecek...

ForumKirpisi
21-05-2019, 19:27
sayın sperteküs,

İngilizler gerek Hindistan, gerek günümüz Pakistanında, gerekse Afrika'da sivrilen herkesin soyunu kırmıştır.
Bugün İslamin kokmasını sağlamışlardır.

Bu ülkeler bilim adamı vermemiştir. Bilim ve teknik konusunda ileri insanların kırıldığı ülkelerin hiç bir şekilde ilerlemesi
mümkün değildir.

Bugün bu ülkelerin en gelişmişleri bile gelişmişliklerini yumuşak boyunlu bir pazar olmaya(aşağılık aptal sürüsü olmaya) ve kapitalist sisteme sonuna kadar bağlı kalmaya borçludurlar.

Bu bağlamda bu düzende asla ve asla medeniyette söz sahibi değiller.

Örneğin Mısır. Bunca yıllık bu ülke 100 milyona yakın nüfusuyla eşek sürüsü gibi yaşamaktadır.

İstanbul'a hayvan gibi alışveriş yapmaya göçtükleri Amerika'dan 4 çocukla gelmekteler. Bütün kafa yapıları böyledir.
Aman tek tel gözükmesin!