Orijinalini görmek için tıklayınız : Kırsalda yaşam
ForumKirpisi
30-05-2019, 23:53
ben intihar etçem diyodum da şüp eklemezse edebilirim bilmem.
eklerse de edebilirim aslında.
anamlar falan etme diyo üzülüyor. ölsek nolcak ölmesek nolcak bilmiyom ama benim
canım sıkılıyo bi de bişey yapmak istemiyorum.
mesela doktor olsak diyom neye hizmet etçez millet yaşasa nolcak veya yisek nolcak
yimesek nolcak.
her şey boş ya hiç bişey beni artık şapmıyor. ölsem diyom iyi olabilir
Şüpheci Dinsiz
31-05-2019, 00:29
ForumKirpisi,
İllaki roket icat etmeye gerek yok, bir hayvanı kurtar-doyur, bir insana yardım et, ağaç dik, herhangi bir işe yaramaya çalış, ne olursa.
Çevreyle ilgili araştırmalar yap, burada insanların (bizim ve diğer okuyucuların) bilinçlenmesine yardım et.
ForumKirpisi
31-05-2019, 00:52
ForumKirpisi,
İllaki roket icat etmeye gerek yok, bir hayvanı kurtar-doyur, bir insana yardım et, ağaç dik, herhangi bir işe yaramaya çalış, ne olursa.
Çevreyle ilgili araştırmalar yap, burada insanların (bizim ve diğer okuyucuların) bilinçlenmesine yardım et.
roket konusunu seviyordum aslında. ama bi kaç kaza geçirdim roketle alakalı.
bi kere bacağımı yaktım. bi kere evde patlama oldu, bir halı yandı komple. bir kere de ağırlık merkezi yanlış diye fırlatmada üstüme uçtu ve motoru düştü.
çabuk kuruyan alçıyla motor yapmıştım. neyse lise dönemleri onlar.
ağaç falan diktim. karaçam, servi, mısır, çeşitli baharatlar. patates falan.
evden çalış çalış diyorlar, ben teknolojinin faydadan çok zarar getirdiği kanısına vardım.
başka da napabilirim, tarım yaparsam köye gitsem orda da bi süre sonra sıkıntı başlayacak.
stres, anksiyete, depresyon bunlar teknolojiyle gelişmiş hastalıklar.
eskiden de varmış mesela van gogh depresif ataklar geçirmiş birisi. tablolarında etkisi var.
aslen van gogh'a ressam değil düşünür bana kalırsa. çizdiği resimlerdeki fırça tekniği bile hayatın boşluğunu anımsatıyor bana.
ya seratonin olmayınca mana ifade etmiyor galiba.
devedikeni, zerdeçal, 5 htp, magnezyum b5 b6 içiyom.
bi de bağırsak florasını arttırsın diye prebien diye ucuz prebiyotik + probiyotik buldum.
32 küsür kağıttan.
hepsiburadadan aldım bunları yerli olmasına dikkat ettim.
1 haftayı geçti içiyorum. biraz faydası oluyor ama yine git gel yaşıyorum.
beynim böyle kaynar suya konulmuş gibi oluyor. sıkıntı atağı yaşıyorum. anksiyete falan oluyor.
artık ilaç içmekten bıktım. ilaçlar uykumu da bozdu beni de bozdu. kelime kurma kabiliyetimi
falan bozdu. uzun süre konsantrasyon kuramıyorum.
ego olması lazım egom yok. ego ithalatı yapmam lazım.
böyle sıkıntı atağı geçirdi mi hayvan besleme olayını bırakıyorum. 12 tane falan kedi besliyorum bi kaç kişiyle beraber. 6 tane kirpi, 6 tane mahallenin köpeği var.
kirpiler gececil hayvan.
kediler mahallenindi önceden bizim bahçedeki drenaj borusunu mekan etmişlerdi. mart nisan şubat nasıl ağlaşıyolar hele kışın. yataktan çıktım kar atarken gece çıkıp hepsini boş garaja alıyorum.
ateş falan yaktım bi kere ısınsınlar diye.
sonra sıkıntılıyken onları da boşladım.
neyse onlar öğrenmiş zaten giriyorlar oraya.
Şüpheci Dinsiz
31-05-2019, 16:24
ForumKirpisi,
Hayvanlara yardım ediyorsan, ağaç dikip suluyorsan milyonlarca insandan daha fazla işe yarıyorsun demektir. Bu yeterli.
İnsan kendisine taşıyabileceğinden fazla yük yüklememeli, ütopik veya zor-imkansız görevler edinip altında ezilmemeli.
Toplumsal sorunlar çok fazla, toplumsal uzlaşı olmadıkça çözüleceği de yok. Bireysel çabaların çözüme katkısı yok denecek kadar az oluyor. Bu kaosun altında ezilmemek için -bence- insanın dünyasını küçültmesinde fayda var. Daha az şeyle ilgilenip daha az şeyi dert etmek, kafayı daha az şeyle doldurmak, başarabileceği-başa çıkabileceği az sayıda şeyle meşgul etmek, yani kafayı dinlendirmek iyi bir terapi olur.
Benim de ciddi konsantrasyon sorunum var. İşe odaklanmakta çok zorluk çekiyorum, özellikle son 5 yıldır program yazarken bildiğin acı çekiyorum, kendimi zorladıkça acı artıyor. Öte yandan, malum yaşam kavgası gereği çalışmam lazım. Bir tür tükenmişlik sendromu benimki. Son bir hafta içinde okuduğum bir haberde (Deutsche Welle idi sanırım) mesleki tükenmişlik sendromu Avrupa'da ciddi bir hastalık olarak kabul edilmiş ve bilindiğinden çok daha yaygınmış. Bu kişilere uzun tatil yapmaları, meslek değiştirmeleri vs. tavsiye ediliyor, ne var ki benim böyle bir imkanım yok, ne maddi birikimim var, ne düzenli gelirim. İçinde bulunduğumuz günlerde ciddi maddi sıkıntı içindeyiz. Çalışmazsam yaşayamayız, bırak tatil yapmayı.
Kendi tavsiyeme uyarak en geç 1 sene içinde köylük bir yere göçüp toprakla-ağaçla-ekinle-hayvanla yaşamayı-uğraşmayı, yani özüme dönmeyi planlıyorum. Şimdikinden binlerce kat mutlu yaşayacağımdan eminim.
ForumKirpisi
31-05-2019, 18:44
1 sene içinde nasıl bu dediğini yapcan ki, birikimim yok diyorsun.
beykoza mı taşıncan köy derken :D
ailen yok mu yoksa çok üzüngi.
insan doğasında herkes yere yakın ve bahçeli yaşamalıdır.
ayrıca diğer canlı türleriyle yaşamalıdır.
insanlar yüksek evlerde yeşilsiz ortamlarda yaşayamaz.
bu şehir toplumları kısa sürede olumsuz yönde mutasyona uğruyor.
eğer böyle giderse bu şehir toplumları istenmeyen sürüler gibi olacak.
bu gelecek distopyası filmlerindeki gibi. neydi ismi unuttum, Mad Max.
Gelişmiş ülkelerde değil gelişmekte olan ülkelerde var bu kule olayları.
Şehirden kastım belli ülkelerde şehirlerde alanlar nispeten iyi ayarlanmış.
İşin daha ilginci İstanbulda insanların algısı da değişmiş. Ne kadar hoş olursa olsun,
en iyi sidinglerle, en iyi mimarilerle (arkiterada listelenebilecek tarz) vesaire 3 katlı evleri beğenmiyorlar.
Bir ev 50 katlı olmalı algısı yerleşmiş İstanbul'da bu şehir çomarı kesiminde.
Ben İstanbulda yaşayan bir bayandan: Yeşil istiyorsan, Karadeniz'e git diye bi hakaret işitmiştim.
Ayrıca vıcık vıcık insan olan yerleri beğenmeyen Anadolu çomarları var. Yine Tokattan bir
bayan bir Anadolu iline yerleşmiş diyor ki İstanbulun gözünü yiyeyim. Orası iğrençmiş ki büyükşehir bir il.
İstanbulun gözünü mü yer artık başka bi yerini mi yer bilemem.
Ama arazimiz kaynaklarımız belli. 2018'de Dünya'nın 1 senede yenileyebileceği kaynakları Temmuzda tükettik. Yani -5 ay borç giriyor.
Atılan çöp miktarı 3 büyük ilde felaket seviyede.
Türkiyede durum kötü. Türkiyede şehirleşme adeta bir işgal gibi.
2000'lerde biraz güzel oluyor diye görmüştüm ben daha guccukken. Şehir alanları
belirlenmişti. Park alanlarında park yerine başka şeyler görünce...
Şehirler gittikçe uç noktalarına genişliyor. İçleri rahatlayacaktı demişken içlerine de
dışardan ithal insan geliyor. Bu olmaz.
Ağaçsızlık kısır döngü gibi. Felasife bir ara ağaç su tüketiyor falan demişti.
Suudi Arabistan su kaynakları dolu olmalı falan demişti. :D Neyse hep aklıma geliyor.
Ağaç olmayan yerde, atmosfer inceliyor. Atmosfer incelince güneş ışınları daha yoğun
geliyor ve su kaynaklarını buhar yapıyor. Hava hiç soğumadığı için yağmur yağmıyor.
Toprak gölgelenmiyor, hayvanlara yaşama alanı olmuyor. Gıda olmuyor.
Şehirlerdeki koruluklara ağaç demiyoruz. Bu ağaçlar, öyle uzun ki gördüğünüzde böyle ağaç var mı ya diyorsunuz. Uludağ Kaz Dağları Yıldız Dağları Toros Dağları Kafkas Dağları buralarda daha vahşiliğe gidince ağaç boylarında aşırı bir artış oluyor.
Sen şimdi işi bırak, 1 senede kafayı yersin.
ForumKirpisi
31-05-2019, 19:11
İnsan ölene kadar aktif iş sahibi olması lazım. Köye gideceksen de bir tarım projesi yapman lazım.
Ben köyleri son 3-4 yıldır hiç bu kadar umutsuz ve boş görmemiştim. Köyler bile siyasileşti.
Köylerde ağaç işi yapanlar battı, tarım işi yapanlar zar zor ekiyor. Ellerindeki arazileri de büyükşehirden gelenler
topladı. Malum her yerde bir dev proje var.
Ben seni tanımıyorum ondan hiç bilmeyene gibi söyleyeyim.
Tarım hiç kolay değil. İnsanlarda genelde nolcak ki altı üstü 250 metre toprağa tohum atıyorsun vs diyor.
o tohumu atmadan önce o toprağı sürmen gerekiyor ki alt kısımdaki yer kabuğundan eriyen tuzlar üste çıksın.
sonra üstteki tuzlar da yağmurlarla tekrar kabuğa doğru gidiyor.
ege ve güney marmarada hele o toprak sürerken alttan çanak çömlek anfora gelebilir.
sonra, o tohumu alıp bi yürüyüş hareketiyle sağ sol sağ sol savuruyorsun.
patates ve mısırda biraz farklı. patateste tohumluk kök konur, yani bildiğimiz patates konur ama depolarda çimlenmesi zarar görmemiş olmalı ki kolay yetişsin. mısırda gözlere 3 tohum konuyor. sonra o tohumlardan fazla çıkanlardan en yüksek olan hariç hepsi kesilir.
eğer 2side aynı boydaysa bırakılabilir.
eğer aynı gözden çok tohum patlarsa o bitkiler zamanla birbirinin suyunu çekmekten öldürür. hiç biri adam gibi yetişmez.
kökleri birbirine dolanır adeta kök savaşı verirler.
bunu sulaması var her gün gidiyorsun. damla sulama veya fıskiyelerin vanalarını açıp hepsinin debisini kontrol etmen lazım.
damla sulamada hayatını mahfetmek istemiyosan filtre takman lazım kireç delikleri tıkarsa tüm boruyu atmak zorunda kalırsın.
traktörün falan yoksa zaten belli işler öldürür. kafandan sular aka aka üstün başın sırılsıklam olana kadar çalışıyorsun.
traktörde öyle aşırı bi fayda getirmez.
gübreleme işi çok zor. ben alışkın olmadan gübreleme yaptım kafam döndü.
Şüpheci Dinsiz
31-05-2019, 21:33
ForumKirpisi,
Binbir zorlukla krediyle aldığımız bir evimiz var. Onu satıp yobazı çok çok az olan çorak bir yere göçeceğiz. Çorak yeri ağaçlandırıp, kendimize yetecek kadar bahçe işiyle uğraşacağız.
Sıkılır mıyım, muhtemelen evet. Yazılım-elektronik işinde yaşadığın yer önemli değil. Büyük ihtimalle şimdiki iş çevrem bana rahat vermez, danışmanlık yap filan diye ararlar. Belki biraz dinlenince kısa süreli proje bazlı destek vermeye olur diyebilirim.
Sıkılırsam bir şeyler yaparım, gündüz çalışır, akşam kitap okuruz. Okumadığım binlerce kitap var. Kütüphanem sağlamdır.
Belki bloglara-forumlara insanların işine yarayabilecek teknik bir şeyler yazabilirim.
Tarım işine yabancı değilim. 20 sene bahçe belledim-gübreledim-ektim, az çok bilirim. Biz hep inek gübresi kullandık. 60m2 bahçeden yetiştirdiğimiz zerzevatla, 4 meyve ağacıyla, denizden tuttuğum balıkla, 6 kişilik aile olarak sofra ihtiyacımızı karşıladık, kendi tohumumuzu kendimiz ürettik.
Van-Mersin Üniversitelerinde bir kaç ziraatçi kanka hoca var, çorak arazi bulmadan önce onların yanına gidip fikirlerini alacağım. Eşim açık öğretim ziraat bölümüne kayıt olacak. Araştırmadan iş yapma huyum yoktur.
Babamın köyde 60 dönüm arazisi var, köyde arazi ırmak kenarındaysa dönümü 800 TL, ırmaktan uzaktaysa 200 TL. Yani 50.000 TL versen dağı alıyorsun. Artezyen suyu var, ama arsenik çok fazla. Ne var ki yakın coğrafyada yobazı çok.
--/--
Kırsala göçme fikri anlık bir karar değil, birikimin sonucu. Biraz yaşam koşullarından, biraz telaştan, biraz hayatı anlamlandırmada yapılan hatalardan, biraz yaptığın işi anlamlandırmada yapılan hatalardan, biraz şehrin akıntısına kapılmaktan hayatı ıskaladık. Şehrin insanından, koşturmacasından-gürültüsünden-kirinden, insanların sahteliğinden-riyasından bıktık. Kalan ömrümüzde insan gibi yaşama kararı aldık. Lüksü olan ve seven insanlar değiliz. Kırsalda mutlu olacağımızdan eminiz.
Gerçi aklımda patates ekmek yoktu, düşündüğümüzü gerçekleştirebilirsek seni patates ekmeye çağırırız. :)
ForumKirpisi
01-06-2019, 00:31
Öncelikle Türkiye'de bölgesel idareler olmadan kalkınma mümkün değildir.
Bölgesel idareler olmadan son ağaç kalmayana son tarım arazisi talan edilene kadar
bu iş devam eder.
Bölgesel idare eğer, bir yerde jeotermal, altın, yol, köprü gibi şeye söz söyleyemiyorsa
o iş olmaz..
Bölgesel idareyi düzgün ayarlarsanız eğer ne bileyim bi yer ayrılır falan diye kaygınız varsa.
Şu anda tutan nedir ki?
İllaha ne bileyim çok mu takıntın var, iyice kıs hakkını ama belli sözler için hakkını ver. Bölge meclisleri güç kazansın.
Ankaradan orası burası yönetilemiyor. Bu ülke büyük ve her bölgesinin her yerinin derdi başkadır. Bir yerin balıkçılık derdi vardır, bir yerin orman bir yerin siyasi bir yerin asit yağmuru bir yerde endüstri yoktur.. vs. vs.
Bir yerde kızlar okula gitmezken bir yerde kafe yetmiyordur. Her yerin gündemi başka.
Bu ülke bütün Avrupa'yı 2 kere doyuracak kadar bir iklime sahip. Öyle bi fiyat koyarsın ki Kıbrısın limonları elinde kalır. Yani gıda savaşı bile yapabilirsin. Ama potansiyel heba ediliyor.
---/---
Ben tarımda profesyonel falan değilim söyliyim :D
Sade 5 dakika bakıp çok şey çıkarıyorum. Ama tarım da her şey olduğu gibi hobim.
Ama çorak toprakta patatesten iyi ne yetişebilir ki?
Toprağa uygun patates cinsini kendin bile bir süre sonra hasat edip seçersin.
Patates çok uğraşlı bir şeymiş. Ben bizim evin bahçesine ektim, çapala çapala amatör iş yapıyorum öldürdü beni. Toprak uygun değil zaten. Killi.
Marul, maydanoz, patates, kekik, dereotu, isot, üzüm, salatalık..
İngilizceye bile hot diye geçmiş. 2-3 haftadır canım nasıl isot istiyor. Urfa veya Antep'ten satış yapanlardan alacam en sonunda. Ekmek arası falan yiyordum bir ara.
Bir de toprak ıslahı nasıl yapılır çok merak ediyorum. Ben hiç çorak toprakta tarımcılık yapanla konuşmadım.
Bergamaya doğru falan İzmir'de çok çoraktır mesela. İç Anadolu ve Güneydoğuyu aratmaz.
Oralarda organik tarım yapıyorlar ama nasıl?
Kumlu çorak toprakta, az su tutan çok köklenmesi gereken patates gibi şeyler harika oluyor.
Ama İç Anadolu gerçekten şanssız. Büyük konuşmayayım bana üzümleri falan yavan geldi.
Özellikle Ankara.. tarım için çok şanssız.
O arsenikli su ve susuzluk sıkıntısı nasıl çözülebiliyor acaba
Kırsala göçme fikri anlık bir karar değil, birikimin sonucu. Biraz yaşam koşullarından, biraz telaştan, biraz hayatı anlamlandırmada yapılan hatalardan, biraz yaptığın işi anlamlandırmada yapılan hatalardan, biraz şehrin akıntısına kapılmaktan hayatı ıskaladık. Şehrin insanından, koşturmacasından-gürültüsünden-kirinden, insanların sahteliğinden-riyasından bıktık. Kalan ömrümüzde insan gibi yaşama kararı aldık.
Su kuyusu şart. Yazlık bir bölge olacak, güneş enerjisi ile elektrik gideri azaltılacak. Bağ bahçe içinde tavuk olacak, hem kesip yemek için hemde yumurta almak için. Yazlık bir yer Ege dolaylarındaysa zeytinyağı sıkıntısı yok, zaten bu bölge uzun aylar güneş alıyor güneş enerjisi de iyi.
Bahçede havuz olacak, alabalık beslemek için. 2 bölmeli havuz yeter. Ancak bunun için akan su kaynağı gerekiyor. Bunlarda besin değeri. Bir yâda 2 tane inek, süt almak için. Doğurursa büyüğünü elden çıkarırsın. Ufak baş hayvanlar, bir tane kestin mi 1 aydan fazla gider kırmızı et. 20 kg ortalama et çıkıyor, ızgaralık, haşlamalık.. Sütten yoğurtta oluyor. Beyaz peynir ve kaşar peyniri yapmak çok basit. Zeytin ve zeytinyağı bu bölgede ucuz. Sabun evde de yapılıyor. Bağ bostandan marul, lahana, domates, salatalık, soğan, patlıcan, dolmalık biber, fasulye ve bir kaç tanede meyve çeşidi. Çanak çömlek işini öğrenip yol kenarında satarsın ek gelir. Bu coğrafyada kar baskını söz konusu değil, sepetli motor yâda eski bir araba bile iş görür sağa sola gitmek için. 60 dönüm ne yaptın sen, 3-4 dönüm yeter bağ bostan için. Ondan sonrası agaclar.net işini görür. Şunu da ekleyeyim, Assos-Behram gibi bir yerlerde olabilirsen denizden alacağın besinin haddini hesabını bilemezsin. Kılıç balığından mercana kadar, bu sayede alabalık için havuz derdi de olmaz. 2 tanede kurt köpeği ekleyelim tam bir hayal dünyası olsun.
ForumKirpisi
01-06-2019, 00:48
Su kuyusu şart.
Ahırları ısıtmanın en kolay yolu güneş enerjisi. TR'de ahırlarda havalandırma problemi var.
Bu problemi de umursamıyolar. Hayvanlar içerde aşırı düşük oksijende yaşamaya çalışıyor.
Kibrit çaksan patlar.
Bimden lavabo aç (sodyum hidroksit) diğer adı kostik onla sabun yapabiliyorsun.
Ama açık havada ve maskeyle yapman lazım. Akciğerleri tahriş edip mahfeder gazı.
Alabalık fikri tabi güzel ama çok zor olabilir. Bu kadar şeyi bi kişi mi yapacak.
Bir de waffle bassın iki üç iskemle tatil köyü yaptın :D
valla 3 çeşit sebze yetiştirse tayt çıkarırım. Kolay değil güneş altında.
bitane hasır şapka 2 tane bayrak ve çalılardan yapılmış üstüne eski t-shirt giydirilmiş
bostan korkuluğuyla görürüz artık şüpanskiyi.
valla onu yapsın bunu yapsın derken kendimi hayal ediyorum da o tarlada moralim bozuldu.
tarlanın bozuk yüzeyinde lastik çizmeyle yürümeye çalışırken ayağın ağrır.
Şüpheci Dinsiz
01-06-2019, 01:22
Bence ayrı bir başlık açalım, konuyu orada tartışalım. Hem konu güzel, hem konuşmaya değer.
Teşekkürler sevgili ForumKirpisi. :) Söz patates ekmeye çağıracağım seni.
--/--
Sevgili Turdur eşimle ben en az 4-5 senedir (unuttum) vejetaryeniz. Hayvan beslerim, ama hem kesmem hem satıp kestirmem. Peki o zaman niye hayvan besleyeyim? Bak işte bu ilginç bir soru.
İleride paylaşacağım bir video serisi var. Bu videolarda kırsala göç etmiş bir yazılımcı var. O da hayvanları öldürmüyor, gerçi sattığı oluyormuş, sattığı yer kesip yiyor veya satıyordur, biz onu da yapmayacağız.
Koyun ve tavuk besliyor, bunları gübresi için besliyormuş. Limon-mandalina-nar-portakal ağaçları olan bir bahçesi var. Koyunları ve tavukları bu bahçeye salıyor, hayvanlar gezip bahçeye pisliyor, dediğine göre bahçenin meyvelerinin lezzeti çok değişik oluyor ve tercih ediliyormuş. Bir limon ağacı var, üzerinde en az 200 limon vardır. Civardaki ağaçlara göre kendi ağaçlarının verimi daha yüksekmiş.
Bu arkadaş bir hesap yapmış, besleyeceği tavuk sayısıyla koyun sayısı arasında ilişki kurmuş, tavukların yumurtasını satıp koyunlara yem alıyor, (atıyorum) 20 tavuğa 1 koyun filan gibi bir oranla, cepten yeme hiç para vermeyeceği bir şekilde işini yürütüyormuş.
Civarda tehlikeli hayvan olarak yalnızca tilkiler varmış, iki orta büyüklükte köpek besliyor, yetiyormuş.
Hayvan yemini çoğatmak için hidroponik (hydrophonic) diye bir yöntem var. Buğday-arpa tanelerini suyla-nemle çimlendirip bire-dört ile bire-sekiz gibi oranlarla arttırıyorlar, hayvanlar taze-sulu ot şeklinde yemleniyorlar. Bu da iyi bir yöntem olarak bir kenarda dursun.
İzmir-Urla'da çiftlik balıkçılığı yapan yakın bir dostum var. İlacı-yemi derken pek kar edemediğini biliyorum, zaten hayvan öldürmeyeceğim için bizim için gündem dışı.
Su arıtma işinde oldukça uzman olan bir İBB-İSKİ mühendisi dostum var. Su için 4+4+4 tonluk polyester depo düşündüm, artezyenle çekip arıtır, depolarım diye düşündüm.
Güneş enerjisiyle ısıtma + 3KW'lık Güneş paneli düşündüm. Çamaşır + bulaşık makinesini güneşli günlerde ve farklı günlerde öğlen saatlerinde kullanırsak yeterli olacaktır. TV buzdolabı aydınlatma için çok enerji harcanmıyor zaten. Klima nem için gerekli olabilir. Ağaçlandırarak serinlemeyi tercih edeceğiz, yaşadığımız yerde nem çok olursa klima kullanmak zorunlu olur. Her halükarda devletten biraz elektrik gideri olacaktır.
Köpek konusunda bir erkek bir dişi Akbaş-Malaklı veya Kangal almayı düşünüyorum. Bu sonbaharda eşimle Sivrihisar (Eskişehir), Aksaray (Niğde), Kangal (Sivas) turu yapıp birine karar vereceğiz. Sivrihisar Belediyesi'nin Akbaş üretme çiftliği varmış, geniş arazisi olana ücretsiz veriyormuş diye bir CNN Türk belgeselinde söylediler. Gidince göreceğiz.
İlgin için teşekkürler. :)
İlgili mesajları ayırıp bir başlık altında toplarsan bu konudan çıkmış oluruz.
ForumKirpisi
01-06-2019, 01:41
Üfff adam aşmış. Vejeteryan nasıl olunur ya, vejeteryan olmak çok zor.
Hele Türkiyede! Hindistanda falan olursun da
bence vejeteryan bi kişi bilinçte bi seviye atlamıştır.
Ben de dicektim şüpanski şimdi vejeteryan çıkar diye
vegan mısın vejeteryan mı, yumurta falan da yemiyonuzdur.
Süt içiyonuz mu mesela?
ben de hayvan kesmeye çok üzülüyorum, bi kere de yarım kangal cumhuriyet sucuğu yiyorum.
nolacak bu halim bilmiyorum.
sucuk vejeteryanlar yiyor değil mi? mesela benim bildiğim biftek falan da hayvansal değil.
1 kg'ye kadar serbest..
köfte hayvansal mıdır?
alabalık ızgara yapamıcan mı şimdi
yiyecek bişey bulamıyorum ki. karbonhidrat mı yesek dert.
sürekli taze ot bulmak ayrı dert. karabiberli yumurtalı ıspanak severim bak onda bile yumurta var..
kışın domates yok, biber yok. deniz ürünü yemesen..
peynir falan da mı yemicen. sütaş süzme hayvansal mı?
ne yiyosun gerçekten merak ettim şimdi
ForumKirpisi
01-06-2019, 01:54
fazla ağaç ekme suları çekmesin. :D
içme suyunu arıtma neyse de, artezyenden gelen su nasıl arıtılır acaba
huwa-san dezenfektasyon sıvısı mı katıcaksın
hani o havuza girmeden ayakları sokulan şey.
az biraz ekleniyormuş.
ineklerin kakingosundan biyogazlada elektrik üretebiliyon. daha da zor işler var.
ForumKirpisi
01-06-2019, 02:01
ingilterede fish and chipsin olmazsa olmazı mushy peas'da hidrofonik tarımla yer altındaki tesislerde
üretiliyor.
bana kalsa bence olmazsa olmazı değil ama hep yanında minik bi kapta oluyor.
-
Mushy bezelye, ilk önce sodyum bikarbonat ile suya batırılmış, daha sonra tatlı su ile durulanan ve kalın yeşil topaklı bir püre oluşana kadar az miktarda şeker ve tuz ile kaynatılan kurutulmuş ilik bezelyedir. Bazen nane bir tatlandırıcı olarak kullanılır.
olsa yesek şimdi ya, atlantik morinasını beer batterla bi kaplıyolar o esnada aklıma hep bülent ersoyun allahuekber deyişi geliyor, bizde anca haşlama patates var
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/5/55/Fish%2C_chips_and_mushy_peas.jpg/1280px-Fish%2C_chips_and_mushy_peas.jpg
Şüpheci Dinsiz
01-06-2019, 02:23
Vejetaryenler et hariç hayvansal gıdaları yer.
Veganlar hiç bir hayvansal gıdayı yemez. Bunların psiko olanları var, meyve olgunlaşıp kendi kendine ağaçtan düşmedikçe onu da yemezler.
Biz peynir-yumurta yiyoruz. Süt içmeyeli 30 seneyi geçmiştir. Kahveyi de oldum olası sade içerim.
Peynir-yumurta olayından da rahatsızız. Bizim için problem şu; tutsak edilmiş veya tecavüz edilmiş hayvanın peynirini-yumurtasını da yemeyi istemiyorum.
Marketteki yumurtaları yumurtlayan hayvanların çoğu hiç güneşi görmemiş, bir kaç metrekarelik kafeste yaşayıp sunni yemle beslenmiş, yumurtlamayı keser kesmez öldürülen hayvanlar oluyor. Bu kara düzenin ürettiği yumurtaları yemek, bu iğrenç sisteme destek vermek demek. Marketten yumurta alarak böyle bir eziyete alet olduğum için rahatsızım. Benim tavuklarım özgür olacak, her birinin bir adı olacak, arada bir yumurtalarını çalacağım, yumurtlamayı kesseler de öldürmeyeceğim.
Doğada yavrulamayan hayvan süt vermez. Süt endüstrisinde bu sebeple büyükbaş-küçükbaş hayvana tecavüz ederek (sunni döllenme ile) hayvanı doğal döngüsü dışında doğurturlar. Yavrular süt kuzusu-süt dana diye kasaba verilir, yavrulayan hayvan sağılarak yavrunun sütü çalınır. Hayvan yavrulamayı kesince onu da kasaba verirler. Bu şekilde üretilen peynirden de rahatsızım, lanet olsun buna da alet olmak istemiyorum. Benim koyunlarım da özgür olacak, birer adı olacak, doğal döngüsü ile yavrulayacaklar, sütü ile kendi yavrularını besleyecekler, belki peynir yapacak kadar sütünü çalabilirim, ama yavrunun hakkı baki olacak, yavrulamayı-süt vermeyi kesseler de öldürmeyeceğim.
Bahçede soya yetiştirmeyi çok istiyoruz. Soya çok zengin bir protein kaynağı. Soyadan istediğimiz verimi alırsak vegan da olabiliriz.
Bir kaç soya ürünü denememiz oldu, soya kıyması var, soya eti var, soya sütü var, soya fasulyesi var. Soya kıyması bildiğin kıyma gibi, karnıyarık, köfte, kuru fasulye, nohut, dolma biber çok güzel oluyor. Et yiyen misafirlere soya kıyması olduğunu söylemesek farkı anlamıyorlar. Soya eti kuşbaşı şeklinde satılıyor, her türlü soya etli yemeği denedik, soya kıyması kadar olmasa da gayet başarılı.
Soya filizi ile çok güzel salata yapılıyor. Çin restoranlarında satarlar, belki yiyen olmuştur. Soya filizini ezip soya sütü elde ediyorlar. Bunu presleyip-köpürtüp tereyağı gibi kullanabiliyorlar.
Protein eksikliği olacak diye endişe etmeye gerek olmadığını kendimize kanıtladık. Her yıl Cerrahpaşa Tıp'ta test yaptırıyoruz, vejetaryen olduğumuzu söylüyoruz, doktorlar bir ton laf ediyor, test yazıyor, protein ölçümleri normal, doktorlar da şaşırıyor.
10+ yıldır tatil yapmadık, D vitamini biraz eksik çıkıyor, onu da açık havada çapa yaparken veya hamakta güneşlenirken aşacağız. :)
Sevgili Turdur eşimle ben en az 4-5 senedir (unuttum) vejetaryeniz. Hayvan beslerim, ama hem kesmem hem satıp kestirmem. Peki o zaman niye hayvan besleyeyim? Bak işte bu ilginç bir soru.
Yumurta ve süt için salma tavuk ve inek şart. Keçi sütü her yerde kullanılmıyor. Yumurta protein ve B grubu vitamin kaynağı. Süt zaten şart, yoğurt ve peynir çeşitleri için. Yumurtayı alıp sütü sağınca hayvanlara zarar vermiş olmuyorsunuz. İşin içine hayvan alıp satmak-yemek olmayınca protein açığınız olacak demektir. Buna alternatif bir şey bulmalısınız.
Koyun ve tavuk besliyor, bunları gübresi için besliyormuş. Limon-mandalina-nar-portakal ağaçları olan bir bahçesi var. Koyunları ve tavukları bu bahçeye salıyor, hayvanlar gezip bahçeye pisliyor, dediğine göre bahçenin meyvelerinin lezzeti çok değişik oluyor ve tercih ediliyormuş. Bir limon ağacı var, üzerinde en az 200 limon vardır. Civardaki ağaçlara göre kendi ağaçlarının verimi daha yüksekmiş.
Bunlar narenciye grubu, buda Akdeniz ve Güney Ege bölgesi demek. Bahsettiğiniz kişi nerede, siz nerede düşünüyorsunuz bağ bahçe işini? Örneğin Güneydoğu ve Karadeniz bölgesinde nar alamazsınız ama Kuşadası civarında nar ve limon alırsınız hemde sürüsüne bereket. Köpek konusu değişken olabilir. Sizin hangi bölgede duracağınıza bağlı. Kangal ayrı bir seçenek ama Belçika Kurdu veya Alman Kurdu ayrı seçenek. Kurt ve vahşi hayvanların olduğu bölgede Kangal olmak zorunda ancak Ege bölgesinde şart değil. Kurt köpekleri eğitilmesi kolay, hem bekçi hem yakın koruma hemde çocuklar için arkadaş.
ForumKirpisi
01-06-2019, 02:46
ege akdeniz güneydoğu nar.
nar sadece doğu karadenizde olmaz.
tropik subtropik ılıman iklim
https://arastirma.tarimorman.gov.tr/batem/Belgeler/Kutuphane/Teknik%20Bilgiler/nar%20yetistiriciligi.pdf
vanda zeytin de oluyor. göl civarı.
Şüpheci Dinsiz
01-06-2019, 03:10
Paylaşacağım videodaki yer Muğla-Dalaman.
İnternetten Dalaman'da arazi fiyatlarına baktım, 15 dönüm 200.000 TL olan yer de var, 10 dönümü 1,5 milyon olan yer de, 100 dönümü 100.000 olan yer de. Gidip görmek lazım. Bizim buradaki ev en fazla 450.000 TL eder. Benim alacağım arsa 30 dönümden küçük olmamalı, üzerine ev + su deposu + güneş panelleri + ağaçlandırma yapacak kadar para artmalı. O yüzden alacağım arazi ancak çorak ucuz bir yer olabilir.
Çorak araziyi biraz da şundan istiyorum. Tarihten iki örnek var. Birincisi Atatürk'ün bataklıktan adam ettiği Atatürk Orman Çiftliği örneği var, gerçi arkasında devletin desteğiyle o hale getirilmiş, yine de iyi örnek bana göre. İkincisi Aşık Veysel'in yapamazsın-edemezsin demelerine rağmen adam ettiği Sivas-Sivrialan köyündeki yeri. İkisini de gördüm, "bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur" boşuna dememişler. Biz de bakarsak bağ yaparız diye düşündük. Zaten hazır bağ almaya paramız yetmez.
Ben biraz da şöyle bir düşünce içindeyim. Vakıf kurup araziyi vakfa devredeceğim. Komünist çevreyi çağırıp çalıştıracağım. Elde edilen ürünleri satıp vakıf aracılığıyla çocuklara yardım olarak bağışlayacağım. Nesin Vakfıyla yakın ilişki içindeyiz. Belki araziyi onlara devredebiliriz. Bizde çocuk yok, kimseye miras bırakmayı da düşünmüyoruz. Mülkiyete karşıyız zaten, bunu her fırsatta söylüyorum, haliyle ne mirası. Bizimki biraz da satın alıp mülkiyetsizleştirme projesi. Bunu komünist çevreme de aşılamaya çalışıyorum. İçinde bulunduğumuz devlet koşullarında, arazinin bir sahibi olmak zorunda olduğu için vakıf kurmak zorunda kalıyoruz. İçinde Dünya canlılarının özgür olduğu sahipsiz bir kurtarılmış bölge olacak.
Olabildiğince çok meyve ağacı olursa, daha çok çocuğa yardım edebileceğimiz için arazi geniş olmalı. Yoksa keyfimize hizmet eden yazlık gibi bir şey olur, istediğimiz bu değil. Zeytin, ceviz, badem, fındık gibi yetiştirmesi ve depolaması kolay, pahada ağır olması tercih sebebi olur. Bunu arazinin coğrafi konumu belirleyecek. Karadeniz olabilir, Ege olabilir, Artvin olabilir, Urfa olabilir, Dersim olabilir. Gezmeden, bir süre yaşamadan karar vermeyeceğiz. Tek önemli kriter var, yaşayacağımız yerde yobaz olmamalı.
ForumKirpisi
01-06-2019, 03:19
bu gidişle bozcaadada üzüm bağına doğru yolun gözüküyor. karar veremeden anca o olur.
Şüpheci Dinsiz
01-06-2019, 03:32
fazla ağaç ekme suları çekmesin. :D
içme suyunu arıtma neyse de, artezyenden gelen su nasıl arıtılır acaba
huwa-san dezenfektasyon sıvısı mı katıcaksın
hani o havuza girmeden ayakları sokulan şey.
az biraz ekleniyormuş.
ineklerin kakingosundan biyogazlada elektrik üretebiliyon. daha da zor işler var.
Şehir çapında arıtma şöyle yapılıyor. Küçük canlı mikro organizmalar var, suya atıyorlar, bunlar sudaki diğer mikro organizmaları, kireci, metalleri yiyerek besleniyorlar, zamanla suyun üstünde bir tabaka oluşturuyorlar, fazlasını kepçeyle alıp atıyorsun. Başka bir çeşidi daha var, ilk havuza canlı organizmayı atıyorsun, yosun gibi dibe çöküyor, metal ve kimyasalları emiyor, suyu ikinci bir havuza aktarıyorsun, mikro organizmaları öldürmek için klorlama yapman gerekiyor. Bu yüzden 4+4+4 polyester su deposu düşündüm. (ilk 4 tonluk 1. havuz, ikinci 4 tonluk 2. havuz ve üçüncü 4 tonluk 3. havuz olacak, son havuz klor gazının havalandırması için)
Bu yöntemi tekstil kimyasallarını sudan arındırmak için de kullanıyorlar. Okyanuslarda petrol artıklarını toplamak için de, körfezlerde denizi temizlemek için de kullanıyorlar.
Ucuz ve etkili yöntemdir, kontrol altında tutmazsan fazla üreyip çığırından çıkabiliyor. :)
Basit filtreler var, evde de kullanıyoruz. Mikro organizmaları ve ağır metalleri-kimyasalları tamamen temizliyor. Ev şartlarında 6 ayda bir 90 TL filtre parası gidiyor, köy şartlarında tüm suyu bu şekilde arıtmak pahalı kaçabilir.
Muhtemelen köy kullanımına ilk çözümü, ev kullanımına ikinci çözümü tercih edeceğiz.
İnek beslemeyi düşünmüyoruz.
ForumKirpisi
01-06-2019, 03:49
bizim evde de su arıtma var 4 filtreli.
babamda su arıtma daire başkanıydı ben 4 tekerli bisikletle su arıtma tesisinde sağa sola gidiyodum.
bi sürü havuzlar vesaire vardı. çamur çökeltme dönen bişey oluyor sonra oralardan taşırtma havuzlarına gidiyor.
klorlama en son kademeydi galiba.
o işi yapmak çok zor olur gibime geliyor.
artezyen suyunu bina girişi arıtma sistemiyle arıtma daha gerçekçi gibi.
http://www.bmbsuaritma.com.tr/kampanyali-bmb1000-nano-ev-ana-giris-su-aritma-sistemi.html
Bana nokta atışı yap deseydiniz Muğla diyecektim.
Arazi konusunda Maçoğlu ve Nesin Vakfı ile görüşmelisiniz. Bağış söz konusu, belkide Selçuk Matematik Köyü civarında bir arazi önerebilirler. Ancak o bütçeye 30 dönüm o bölgede çok zor. Çokta mistik bir havası o bölgenin. Sıcağı pistir yerden yüzünüzü yakabilecek kadar. Filozofların bölgesi o bölge. Zeytinliği ve narenciyesi var. Ama toprak pahalı.
ilahimasal
01-06-2019, 14:20
Şüpheci Dinsiz
Sana bir sorum olucak , biraz saçma gibi olsada sorucam .
Deniz suyu tesislerde az miktarda olsada bir şekilde arıtılıyor . Deniz suyunu büyük pompalarla tarla mera bahce gibi yerlere degilde , daglık taşlık olan yüksek yerlere miktarı çok olarak aktarsalar burada dogal filitreleme olur mu ? Yer altı sularını çoğaltmaya faydası olur mu sence ?
Evet deniz suyundaki tuz oralarda birikmeye başlar doğanın dengesini dahi değiştirebilir. Belkide doğa her şeyi temizlediği gibi onuda temizler.
Mermer fabrikalarında , binlerce ton mermer camuru olmuş suların yatay filitre preslerinde arıtılınca , içmelik degil ama kullanılabilir çok berrak sulara dönüştürüldüğünü biliyorum.
Camurlu mırık mermer karışmış su dahi arıtılıp posası alınabiliyorsa deniz suyu neden olmasın!
Kilometrelerce petrolü her yere pompalayanlar deniz suyunuda her bölgeye pompalayabilirler.
Tabiki ekonomik tarafı var mış gibi görünsede yapılabilir ama sonuclarını ben kestiremiyorum. Bilenler bir şey söyleyebilir.
Filozofumuz Spartaküs te bu konuya dair birseyler söyleyebilir. Beklerim.
Şüpheci Dinsiz
01-06-2019, 15:14
Şüpheci Dinsiz
Sana bir sorum olucak , biraz saçma gibi olsada sorucam .
Deniz suyu tesislerde az miktarda olsada bir şekilde arıtılıyor . Deniz suyunu büyük pompalarla tarla mera bahce gibi yerlere degilde , daglık taşlık olan yüksek yerlere miktarı çok olarak aktarsalar burada dogal filitreleme olur mu ? Yer altı sularını çoğaltmaya faydası olur mu sence ?
Evet deniz suyundaki tuz oralarda birikmeye başlar doğanın dengesini dahi değiştirebilir. Belkide doğa her şeyi temizlediği gibi onuda temizler.
Mermer fabrikalarında , binlerce ton mermer camuru olmuş suların yatay filitre preslerinde arıtılınca , içmelik degil ama kullanılabilir çok berrak sulara dönüştürüldüğünü biliyorum.
Camurlu mırık mermer karışmış su dahi arıtılıp posası alınabiliyorsa deniz suyu neden olmasın!
Kilometrelerce petrolü her yere pompalayanlar deniz suyunuda her bölgeye pompalayabilirler.
Tabiki ekonomik tarafı var mış gibi görünsede yapılabilir ama sonuclarını ben kestiremiyorum. Bilenler bir şey söyleyebilir.
Filozofumuz Spartaküs te bu konuya dair birseyler söyleyebilir. Beklerim.
Sevgili Türkü,
Yağan yağmur çeşitli toprak katmanlarından geçip süzüldükten sonra yeraltı sularını oluşturuyor. Dediğiniz gibi, toprak her şeyi süzüyor. Doğal süreçte oluşmuş çeşitli toprak katmanları içinden süzülen su, en alttaki kaya katmanında birikip, zayıf bulduğu yerden kaynak olarak fışkırıyor. Burada toprağın yalnızca filtre özelliği etken olmuyor, topraktaki kimyasallar da suyun temizlenmesine katkıda bulunuyor. Örneğin, kireç tabakasında yeterince bekletilmiş su dezenfekte olur. Bunu taklit ederek yapılmış su arıtma sistemleri olduğunu okumuştum. Elbette maliyeti büyük bir tesis gerekir.
Israil'de evlere iki su tesisatı çekmişler. Birini mutfak-çamaşır-banyo gibi insana değen ihtiyaçlar için, diğerini tuvalet-bahçe için kullanıyorlar. İlki için deniz suyu ve yeraltı su kaynakları arıtılırken, ikincisi için atık su arıtılıyor.
Aslında en basit arıtma yöntemi buharlaştırıp tekrar yoğuşturmaktır. Sudan oksijen-hidrojen gazları elde edip sonra bunlardan tekrar su elde etmek de bir yöntemdir. Her iki yöntemde de saf su elde edilir. Ne var ki sudaki bazı minerallere de ihtiyaç duyarız. Bu sebeple belirli mineraller saf suya ilave edilir. Piyasadaki damacana suların çoğu bu şekilde imal edilir. Maalesef bu piyasa da denetimsizdir. Piyasadaki Coca Cola suyu yapay tadlandırılmış bir sudur. Çoğu damacana su Hıfzısıhha kurumundan "içilebilir su" onayı al(a)mamıştır.
--/--
Kıbrıs'ta otellerde musluktan bildiğiniz tuzlu su akıyor. Sabun bile köpürmüyor. Su arıtma için ihale açtılar, Israil'li bir şirket kazanmıştı. Sonradan Manavgat'ın boşa akan suyunu Kıbrıs'a taşıma fikri çıktı, onu da Israil'li bir firma kazandı. :)
--/--
İnsanlar doğayı o kadar kirlettiler ki, hayvanlar temiz suyu bulamaz hale geldiler. Yakında insanlar da temiz su bulamayıp kendilerini yapay sulara mahkum edecekler. Geçen nehirlerde antibiyotik oranının arttığına dair bir haber paylaştım, bu balıkların, kuşların, vahşi hayvanların yakın bir gelecekte ölümüne sebep olacak. Belki de evrim geçirip kendileri hasta olmadığı halde korkunç hastalıkların taşıyıcısı haline gelecekler. Belki bir çok canlı türü yok olacak, kitle ölümleri olacak, buna insanlar da dahil. Umarım insanlar akıllanır, bu gidiş gidiş değil.
ilahimasal
01-06-2019, 16:25
Sevgili Türkü,
Yağan yağmur çeşitli toprak katmanlarından geçip süzüldükten sonra yeraltı sularını oluşturuyor. Dediğiniz gibi, toprak her şeyi süzüyor. Doğal süreçte oluşmuş çeşitli toprak katmanları içinden süzülen su, en alttaki kaya katmanında birikip, zayıf bulduğu yerden kaynak olarak fışkırıyor. Burada toprağın yalnızca filtre özelliği etken olmuyor, topraktaki kimyasallar da suyun temizlenmesine katkıda bulunuyor. Örneğin, kireç tabakasında yeterince bekletilmiş su dezenfekte olur. Bunu taklit ederek yapılmış su arıtma sistemleri olduğunu okumuştum. Elbette maliyeti büyük bir tesis gerekir.
Israil'de evlere iki su tesisatı çekmişler. Birini mutfak-çamaşır-banyo gibi insana değen ihtiyaçlar için, diğerini tuvalet-bahçe için kullanıyorlar. İlki için deniz suyu ve yeraltı su kaynakları arıtılırken, ikincisi için atık su arıtılıyor.
Aslında en basit arıtma yöntemi buharlaştırıp tekrar yoğuşturmaktır. Sudan oksijen-hidrojen gazları elde edip sonra bunlardan tekrar su elde etmek de bir yöntemdir. Her iki yöntemde de saf su elde edilir. Ne var ki sudaki bazı minerallere de ihtiyaç duyarız. Bu sebeple belirli mineraller saf suya ilave edilir. Piyasadaki damacana suların çoğu bu şekilde imal edilir. Maalesef bu piyasa da denetimsizdir. Piyasadaki Coca Cola suyu yapay tadlandırılmış bir sudur. Çoğu damacana su Hıfzısıhha kurumundan "içilebilir su" onayı al(a)mamıştır.
--/--
Kıbrıs'ta otellerde musluktan bildiğiniz tuzlu su akıyor. Sabun bile köpürmüyor. Su arıtma için ihale açtılar, Israil'li bir şirket kazanmıştı. Sonradan Manavgat'ın boşa akan suyunu Kıbrıs'a taşıma fikri çıktı, onu da Israil'li bir firma kazandı. :)
--/--
İnsanlar doğayı o kadar kirlettiler ki, hayvanlar temiz suyu bulamaz hale geldiler. Yakında insanlar da temiz su bulamayıp kendilerini yapay sulara mahkum edecekler. Geçen nehirlerde antibiyotik oranının arttığına dair bir haber paylaştım, bu balıkların, kuşların, vahşi hayvanların yakın bir gelecekte ölümüne sebep olacak. Belki de evrim geçirip kendileri hasta olmadığı halde korkunç hastalıkların taşıyıcısı haline gelecekler. Belki bir çok canlı türü yok olacak, kitle ölümleri olacak, buna insanlar da dahil. Umarım insanlar akıllanır, bu gidiş gidiş değil.
Şüpheci Dinsiz peki deniz suyu dogada söyledigim yöntemden sebep tahribat yaparmı ?
Bildigim kadarı ile denizin her karaya vurdugu noktada en bol oksijen ortaya çıkıyor. Denizin yukarı buharlasarak kalkması ile bulutlar ve yagmur oluşuyor yoguşturma dedigin olay bu galiba . İmbik diye biliyorum.
Denizin suyu gökte uygun hale geliyorsa , karada da gelebilirse tam bir problem haline gelen su problemi çözülebilir.
Denizler ve okyanuslar gerçek yaşam kaynağımız ve kurtuluşumuz gibi görünüyor.
Şüpheci Dinsiz
01-06-2019, 16:51
Şüpheci Dinsiz peki deniz suyu dogada söyledigim yöntemden sebep tahribat yaparmı ?
Bildigim kadarı ile denizin her karaya vurdugu noktada en bol oksijen ortaya çıkıyor. Denizin yukarı buharlasarak kalkması ile bulutlar ve yagmur oluşuyor yoguşturma dedigin olay bu galiba . İmbik diye biliyorum.
Denizin suyu gökte uygun hale geliyorsa , karada da gelebilirse tam bir problem haline gelen su problemi çözülebilir.
Denizler ve okyanuslar gerçek yaşam kaynağımız ve kurtuluşumuz gibi görünüyor.
Damıtılan suyun tuzu uygun bir şekilde tekrar denize iade edilirse (hepsini aynı yere boca etmek değil de değişik bölgelere eşit serpiştirmek şeklinde yapılırsa) bir problem çıkacağını zannetmem, doğal süreç böyle işliyor sonuçta.
Okyanus suyunda bol miktarda ozon var. Tatlı su balığına oksijen jeneratörü yetiyorken deniz balığına ozon jeneratörü gerekiyor. Yağmurdan hemen sonra duyulan koku da ozon kokusudur. Ozon, uzaydan gelen kozmik ışınları filtreler, yaşam için hayati önemdedir.
Temiz su insan için teknik açıdan çok problem olmayacaktır, ne var ki doğadaki canlıların da temiz suya ihtiyacı var. Onlar hastalanırsa, yok olurlarsa biz de yok oluruz.
Doğanın böyle muhteşem bir döngüsü, geri dönüşümü var. Bu geri dönüşümden neyi çıkarsanız dengeyi bozarsınız, neyi yerinden oynatsanız dengeyi bozarsınız. Yeni denge oluşuncaya kadar bir çok canlı nesli yok olabilir.
Örneğin, balık kalmamış kirli bir okyanustan-denizden-nehirden su arıtsanız ne işinize yarayacak. Zehirlenmiş toprakta hayvan yaşayamayacak, ağaç-bitki yetişmeyecek. Hayatta kalan canlılar da muhtemelen toksik olacak, yiyemeyeceksiniz.
Bu yüzden insan, tehlikeyi idrak etmeli, sorumlu davranmalı.
ForumKirpisi
01-06-2019, 17:57
benim anladığım kadarıyla, üç beş ağaç ekeriz diyolar. bir sürü çocuk derken, biz ümmetin nüfusunu
besleriz falan derken kimse coğrafyanın kaynaklarını düşünmüyor.
Gölleri, nehirleri kuruttuktan sonra denizden, okyanustan alınan su bi işe yaramaz. Dünya'da bu sıkıntılara
en çok değinen yer İsrail. Ama onların da hükumeti çok dandik.
Smart Water diye bi marka su var o böyle üretip satıyor.
Coğrafi göçlerin eskiden sebebi su kaynaklarının kısıtlı olmasıydı.
Su kaynaklarının sıkıntılı olduğu yerler hep geri kalmış yerlerdir. Hiç şüphesiz.
Şüpheci Dinsiz
02-06-2019, 14:14
Video dizisinin (19 video var) youtube adresi bu:
https://www.youtube.com/playlist?list=PLytI_KbpOs0ZX5iYJ3wzcr8CY1YoxcJGK
Bu ilk video:
19qKN_W6-uY