Orijinalini görmek için tıklayınız : Psikiyatri ve kapitalizm, faşizm, akıl hastaneleri.
Siz hiç akıl hastanesinde yatan bir holding sahibi gördünüz mü? Neden bir iş adamını akıl hastanesinde göremezsiniz? Neden hiç bir bakan, başbakan veya general ruh hastalıklarında yatmaz?
Kandırılmamış, tuzaklanmamış, komploya kurban gitmemiş hiç bir zengini, ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yatağına bağlanmış bir şekilde göremezsiniz.
Psikiyatri, ırkçılığın ve kapitalizmin aynı zaman diliminde yükseldiği periyodun gizli silahı olmuştur. Topluma uygun olmayan, ağır muhalefet yapan, malına mülküne el konulacak olan kim varsa bir şekilde akıl hastanesine veya ilaç bağımlılığına sürüklenmiştir. Kapitalizmin insanlığa dayattığı ve hukuken engellerin kaldırıldığı andan itibaren insanlara zorla enjekte ettikleri ilaçların maliyeti insanlığa ne kadardır?
Psikiyatrinin, bilim veya tıp dalı olup olmadığı bir çok insan tarafından muamma olarak görülüyor.
Psikiyatri sadece günümüzde değil 1 ve 2. Dünya savaşları sürecinde de kapitalist sistemin korunmasında, geliştirilmesinde ve toplumu yöneten burjuva sınıfının çıkarları doğrultusunda da kullanılmıştır. Örneğin Hitler´in psikolojik savaş birimi psikologlardan, psikiyatristlerden, bilim insanlarından, oluşuyordu. Kendi fikirlerinde olmayanlardan hedef seçilen kişilere yönelik yalan ve iftira kampanyası başlatıyorlardı... Hitler’in fikirlerine muhalif olan kişileri akıl hastanesine koyup deli ilan ediyordu.
Nazi toplama kamplarına sakince göreve gittiğini zanneden Nazi subaylarının nasıl bir katliam makinasına dönüştüklerini hiç merak ettiniz mi? Adolf Hitler dünyanın gelmiş geçmiş en büyük savaşının kararını verdiğinde aklı neresindeydi? Her gün avuç avuç içmeye yönlendirildiği ilaçlara bu kararlar nasıl indirgenmişti? Hitler, argoda ki kullanımına bakarsak, bildiğimiz bir hapçıydı. Barbarossa Harekatı ve ardından aldığı bütün çılgın kararların arkasında ki deliliklerin sebebi de buydu. 2. Dünya Savaşı ve Adolf Hitler hakkında ki bir çok belgeselde bunu görürsünüz. Hitler'i ilaçlarla kontrol eden doktoru Hitler'in gittiği her yere beraberinde gitmiştir. Nazi ordusunun kullandığı hap miktarını herhalde kimse hesaplayamaz. Zaman geçince bu ilaçların yan etkilerine maruz kalan Nazi askerleri bütün cephelerde dökülmeye başladılar. Hitler'e rızasıyla dayatılan ilaçların maliyeti tecavüz edilmiş 2,5 milyon Alman kadını, dağılan 18 milyonluk Nazi ordusu ve dolayısıyla komple şehirleri yıkılmış, esir edilmiş kadim bir Alman ulusu olmuştu.
Bu hapçılığın insanlığın başına açtığı vahşet Bosna Savaşında da sahnelenmişti. Yüz binlerce kadın tecavüz edilirken, akla hayale gelmeyecek işkenceler yine Avrupa'da yaşanıyordu. Ta ki genç askerlerin bedenleri bu ilaçlara dayanamayacak hale gelene kadar. Amerika ve ortakları Sırp gençliğini bitirir bitirmez cezasızlık keyfiyetiyle dağılan Yugoslavya topraklarında hukuksuz bombardımanlar yaparak bu savaşın yoğunluğunu bitirmişti. Ve ardından Kosova olayları ve yine yeniden katliamlar ve işkenceler. Şunu da ekleyelim, Sırp parti lideri Karadziç psikiyatri doktorudur. Miloseviç'in babası 1962 annesi 1972 yılında intihar etmiş, büyük ihtimal kendisi de psikiyatri doktorlarının yönlendirmesiyle ele geçirilmiş bir generaldi. İnsan düşünmeden edemiyor, neden hep bu adamlar orduların başına geliyor, gelebiliyor? İlaçlar sayesinde yönlendirile bildikleri için mi?
...kaptalizmin sömürü politikasında ise toplumun önceden dizayn edilen yapısında herkese birer rol verilmiştir. Psikiyatristler verilen rollerde toplumsal senaryonun baş aktörleridir. Bu yüzden psikiyatristleri, kapitalizmin medya, futbol, uyuşturucu ve fuhuş ile yönetmeye çalıştığı ezilenlerin gardiyanlarına benzetmek mümkündür.
Bir rapor veya hukuki kararla sizi akıl hastanesine kapatabilir zorla ilaçlar verebilirler. Sistem ceza evine atamadığını deli diye damgalarsa o kişinin hayatı biter, sosyal ölüdür artık o kişi. Ne bir özel hayatı kalır ne de bir iş imkanı, mahkemede ki ifadesi ve tanıklığı bile şüpheli hale gelir.
Son günlerde şahit olduğumuz bir olay bunun en geçerli örneği olabilir. Kızını evinin önünde can çekişirken bulan Şaban Vatan 1 yılı aşkın süredir kızının ölümünün bir intihar değil cinayet olduğunu insanlara anlatmaya çalışmakta. Geçen günlerde bu babayı akıl hastanesine yatırmaya kalktılar. Ancak talimatın verilmesine rağmen başarılı olamadılar ve Şaban Vatan hastaneye yatmadı.İşte üstünler hukuku ve akıl hastanesinin, akıl hastası raporlarının ne kadar kullanışlı hale getirildiğinin bariz bir örneği.
Eğer bir kişi suç işlemiş ancak üst katmana ait birisiyse, kurnaz nüfuzlular olaya el atar ve raporlarla oynayarak o kişiyi akıl hastası ilan edip sistemin bir diğer çarkı olan hukuğun elinden alabilirler. Bunun bir örneğini geçmiş yıllarda eşini öldüren polis memurunun akıl hastası ilan edilmesinde görmüştük. Ülkemizde bu olayların sık sık yaşandığını düşünüyorum.
Toplumlardaki mevcut psikolojik sorunların kapitalizm kaynaklı oldukların bilmelerine rağmen sorunların kaynağın kişiselleştirerek gerçegi gizlememektedirler. İnsandaki yıkıcılığın kaynağı olarak kapitalizm, psikolojik sorunları yaratırken diger yandan da bu sorunlar ı n tedavisi için ilaç tedavileri uygulamaya calışmaktadırlar. Bu süreç inandırıcı ve gerçekci degildir. K ı saca psikolojik sorunların sözde tedavileri aslında bir endüstriye dönüştügünü kanıtlamaktadır. Buna kısaca 'ölüm ve delilik endüstrisi de diyebiliriz.
Önce hasta et sonra iyileştir
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrisi, Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile modern dönemin yalnızlaşan bireyi ve bireyin şiddet eğilimini masaya yatırdık. Tarhan, gelişen sanayi ile kapitalizmin önce hasta sonra ise tedavi ettiğini söyledi.
Önce hasta et sonra iyileştirmek için ilaç sat. Sektör oluştur. ABD Sağlık Bakanlığı tarafından ürettiği ilacı sakıncalı bulununca ne yapmıştı baronlar? Bir Afrika ülkesinde sivil bir darbeyle sağlık bakanı atayıp önce insanları hasta etmiş sonrada ABD pazarında satamadığı ilaçları burada tüketmiştir. Nasıl olsa sağlık güvencesi adı altında alınacak para garantilenmiştir.
Az ilaç bol psikoterapi dedik ya, pratikte bunu uygulayanlar iyi hekimdirler, diye bir şey de söyleyemeyiz. Neden mi? Daha çok özel işyerlerinde görüldüğü üzere bu ilkeyi uygulayan pek çok psikiyatrın hitap ettiği hasta kitlesi zengin hastalardır.
Napolyon çözmüştü olayı, para para para.
Maalesef sisteme entegre olmuş ve gerçek doktorluğunu kendi menfaatine kullanan bir çok tıp adamı sistemde ilerleyebilmek için insanlığı ve hayatları hiçe saymaktadır.
Beyindeki ön lobların uçlarındaki prefrontal korteks bağlantıların kesilmesi sonucu uygulanır. İlk başlarda lökotomi denilen bu uygulama, yapılmaya başlandığı 1935 yılından beri tartışmalı bir işlemdir. Ciddi yan etkileri olmasına karşın yirmi yıldan uzun bir süre boyunca psikiyatrik rahatsızlıklar için kullanılmış bir yöntemdir.
Bu işkence için prestij gerekiyordu ve Nobel Ödülü verdilirdi. Bugün dünyamızda bu yöntem yasaklanmıştır. Kim bilir kimlerin canını yakmak içindi bu tedaviler.
Ticari tıp insanlık düşmanıdır. Psikiyatri sistemin gardiyanlığına kullanıldığında milyonları katlediyor ve en masum insanı bile delirtebiliyor. İnsanlığı önce hasta sonra köle yapan sistemin çarklarına karşı uyanık olmalı ve tıp dünyasınında paraya teslim edilebileceğini unutmamalıyız. Ticari Psikiyatri Batı dünyasının insanlığa attığı en büyük kazıklardan birisidir. Osmanlı döneminde psikolojik rahatsızlığı olan insanlar için deli ve veli terimleri kullanılırmış. Miskinler Tekkesinde bu kişiler saygıyla anılırmış. Bugün akıl hastanelerinden pek haber alamaz, haberdar olamayız. Çünkü egemenliği elinde tutanların bundan hoşnut olmayacağı ortadadır. Tecavüzler, dayak olayları, cinayetler.
Tarih
...Modern psikiatrinin büyük kurucularından psikiatr (İngilizce: psikiatrist) Dr.Kraft-Ebing şöyle yazıyor: “Hristiyanlık, akıl hastalarına ilgi göstermiyordu. Onları şeytan tarafından ele geçirilmiş yaratıklar şeklinde algılıyordu. Akıl hastalarını tedaviyi Avrupa, Türklerden öğrendi. Türkler, bizden çok önce, akıl hastalarına mahsus hastaneler kurdular (Traité Clinique de Psychiatrie, Paris 1897, s.53).
“Deliliğin hastalık olduğu 16. asır Avrupası’nda bilinmiyordu” (Jean Vinchon, Les Malades de I’Esprit, Paris 1930, s.24). “1818’de Fransa’da akıl hastaları, hayvanlardan ve canilerden daha kötü muamele görürdü” (Esquirol, Rapport, Paris 1874, s.2).
...
Osmanlı’nın mâl-i hulyâdediği mélancolie (melankoli), kara sevdâdediği hystérie (isteri), ateh-i kable’l-mîâd dediği schizophrénie (şizofreni), ayrı metodlarla tedavi gören akıl hastalıkları idi. İlâç, istirahat, gıda ve çiçek çeşitleri, musiki, tedavi yollarından bazıları idi. Besin ve çiçek çeşitleri koku, renk, şekil, tad bakımlarından dikkatle kullanılmıştır. Bu husus, Osmanlı tıbbına ve Türk medeniyetine şeref verir.
...
RUMLAR İŞKENCE YAPARDI
Ancak Türklerin akıl hastalarına şefkati, bizimle iç içe yaşayan Rumlara tesir bile edememişti. İstanbullu Rumlar, Türklerin delilere davranışları ile alay edercesine, kendi delilerine türlü işkenceler yaparak, vücutlarındaki şeytanı çıkarmaya çalışır, onları döver, aç ve susuz bırakırlardı ki, şeytan acıya, açlığa ve susuzluğa dayanamayıp def olsun (İnciciyan, s.120). Ancak Avrupa’daki gibi yakmıyor, öldüremiyorlardı. Zira bizde böyle bir davranışın cezası asılmaktı. #
Batı ve kapitalizm önce delirtiyor, sonra ilacını ve sistemini enjekte ediyor. Paranız varsa önce onu alıyor, paranız yoksa adeta işkencehane sayılacak akıl hastanesine postalıyor ve sosyal güvenceden soygunu devam ettiriyor.
Psikiyatri, yazının girişinde belirttiğim gibi gerçek bir tıp dalı mı değil mi hâla tartışmalı olan, kimilerine göre sahte bir bilim dalıdır. Yükselişi kapitalizm ve faşizm üzerinden yaşanan siyasi gelişmelerle beraber Batı dünyasında olmuştur. Kar gütme, kendine müşteri hazırlama, yüksek makamda ki insanları yönlendirme, ağır muhalifleri temizleme gibi bir çok işlevsel yönde egemenler tarafından acımasızca kullanılmıştır. Bugün dahi, hiç bir ölçüm aleti ile tanı konulmayan insanlara elektrik şokları uygulanmakta ve ticari tıp kurnazlığıyla önce ilaç belirlenmekte sonra hasta üretilmektedir. Faşizm sembol psikolojisi ve üstü kapalı psikolojik teknikler maalesef ülkemizde de uygulanmıştır. Askerlere elektrik verilmiş, insanlar yanlış ilaç dayatmaları yüzünden gencecik yaşlarında ölüme gitmiştir.
Akıl Hastanelerinde Terapi Yok, İşkence Var. (https://m.bianet.org/bianet/saglik/156797-akil-hastanelerinde-terapi-yok-iskence-var)
Çoğumuz şuna şahit olmuşuzdur, akıl hastanelerinde tecavüzlerin ve işkencelerin hesabı sorulamaz. İnsanlar zorla yataklara bağlanır ve iradeleri dışında ilaç enjekte edilir.
Mercimek kadar bir hapın veya bir kaç damla enjekte edilecek ilacın insanları nasıl bir katliam makinasına ve vahşete sürüklediğine dünya hâla tanık olmaktadır. Bugünlerde DEAŞ örgütünün katliamlarına hâla şahit oluyoruz. Sistem bir bireyi her zaman deli ilan edebilir ve çarka ait bir hukuk bu bireyi kurtaramaz. İşini layıkıyla yapmak yerine menfaatine dalmış doktorlar ve hukuk adamları sayesinde, önlüklü ve cübbeli gardiyanlarıyla kapitalizm insanlığa savaş açmıştır. İlaçların yan etkisi yüzünden ölenler adına veya geriye dönüşü olmayan hasarlara yol açıldığında, hapis cezası veya yüksek miktarda tazminat ödeyen kaç ilaç firması ve doktor gördünüz?
Psikiyatri yalanlar üzerine kurduğu mesleki tahtını sürdürmeye, oluşturduğu hastalık algısıyla ve korkutmacasıyla zihinleri en tabii insanlık halleri üzerine kilitleyerek sorunların hızla yaygınlaşmasına hizmet etmeye devam etmektedir. Bu yüzden bu alandaki sorunlar bu branşın popülaritesindeki ve yaygınlığındaki artışla paralel bir biçimde artmaya devam etmektedir.
Hastalık üretiyorlar, akıl hastanesi tabelası altında insanları tecavüz ediyor ve işkenceden geçiriyorlar.
Psikiyatri nasıl hastalık üretti? (https://www.tavsiyeediyorum.com/uzmanyazisi_4829.htm)
Akıl hastanesinde tecavüz. (http://www.fotogazete.net/akil-hastanesinde-skandal-hasta-bakicisindan-hasta-kadina-p6-aid,1267.html)
Akıl hastanesinde şiddet ve tehdit (http://www.aktuelpsikoloji.com/akil-hastanelerinden-korkunc-raporlar-15419h.htm)
Akıl hastanesinde tedavi yöntemleri. (https://onedio.com/haber/akil-hastanelerinde-hastalari-tedavi-etmek-amaciyla-yapilmis-bir-iskence-hidroterapi-772870)
''Bir hile olarak psikiyatri ; Psikiyatri bir bilim veya TIP değildir, bir güçdür''. / Dr. Jeffrey Schaler
ALINTILAR:
https://www.academia.edu/5503112/Psikiyatristler_Kapitalizmin_Eli_Re%C3%A7eteli_Gar diyanlar%C4%B1
https://www.bilimveutopya.com.tr/ticari-psikiyatri-bilimsel-psikiyatri
https://tr.wikipedia.org/wiki/Lobotomi
https://m.bianet.org/bianet/saglik/156797-akil-hastanelerinde-terapi-yok-iskence-var
https://www.medimagazin.com.tr/eczaci//tr-akil-hastalarini-ilk-osmanli-tedavi-etti-4-668-28309.html
https://www.tavsiyeediyorum.com/makale_13374.htm
ForumKirpisi
03-06-2019, 07:38
Ben içiyorum hiç zararını görmedim. Sadece örgüt kurmak intihar etmek falanski istiyorum.
Bu kapitalizm bu insanları normal olarak yönetemez - Alman İdolojisi. K. Marks
Üretici güçler (para makineler ) öyle bir aşamaya gelir ki Köleleri tarafından beslenmesi gerekirken (burjuvalar* patronlar)kölelerinin beslemek durumunda kalırlar. Alman idolojisi K. Marks
Kapitalizm in geldiği bu aşamada sermaye birikimi daha çok artık değerden değilse nereden gelmektedir. ?
Önce hasta et sonra tedavi ederek ellerdeki birikimi al. Kapitalizm in yatay değil dikey büyümesi kapitalizm de sermaye birikiminin hangi sınıftan (sınıflardan) daha çok temin edildiğini anlatır.?
spartacus
03-06-2019, 18:55
Sevgili Turdur, kaynak belli, doğru ve biliyorum ki, yazıyı kısa tutmak için girmedin. Bu handikapı bende yaşıyorum...
Nihai çözüm elbette kaynağı ortadan kaldırmaktır. Ancak sonuca dair her çaba, kaynağın kendisine indirgenmemeli, elbette baskın karakter kapitalistlerin çıkarlarıdır o çıkarlar öyle örgütçüdür ki, bırakın kukla hükümetlerini, ne yiyip, içeceğimizi, ne düşüneceğimize dahi karar verecek denli baskındır... Kapitalizmde delirmemiz için, özel bir çaba gerekmiyor, ama sonuçları üzerinden de, dikkat edilmeli, baz insanalar o ilaçlarsız yaşayamaz, bu sonuçtur elbette, ama insanları da tamamen kötürüme sokacak ifadelerden kaçınmamız gerekir.
Kapitalizm ve normal bir toplum, olacak iş değil. Her şey para, her şey ticaret malı her şey ama her şey sömürü uğruna... Bu kadar önemli ihtiyaçlar, 3-5 kapitalistin, gasp, çıkar ve kar amacına indirgenirse, üretenin sömürülen, tüketenin de sömürülenler olduğu bir dünyada ne beklenebilir ki?
Üreten yani sömürülenler asla bilinçlenmemeli ve farkındalık edinmemelidir, yani bir çok yol kullanılır ve gerekirse oyalanırlar hatta verili koşulalr zaten insna psikolojisini alt-üst eder, ancak kapitalistlere çalışmaya şartlandırılırız, koşulalr bizi mhakum eder, üstüne birde meta fetişizmi eklenince, hasta eder... Uzatmayayım, tarifi zor bir dolu arızaya yol açar, ancak arızanın sonuçları üzerine yapılan her çalışma, genellenmemeli, elbette doğru değildir, doğrusu kaynağı yani sorunu çözmektir, sonuçlar üzerine boğuşmak çözüm değildir...
Örneğin diyorsun ya neden bu tür mevkilere ilaç bağımlıları vs geçirilir, aslında işin bir başka yönü var, o tür mevkilerdekiler, kapitalistlerin pisliğini, rezilliğini, acımazlığına tanık olurlar, yaşarlar ve aşırı stres altında kalırlar ve delirirler... Hitler neo-liberallerin anlattığı gibi bir diktatör değildir, yani kişi endeksli değildir, kapitalistler kendi pisliğini örtmek için, rezilliklerini kişilerin üzerine, psikolojsine, deliliğine yıkma yöntemi kullanıyor(sanki milyonlarca insan, medya, sermayedar yokmuş da adam 1 hücrede kendisini yönetiyormuş gibi), objektif araştırılsın, Hitler'i oraya çıkartan da, o biçimde faşizmi egemen kılan da Alman sermayesidir, yayılmacılıktır... Hitler bir kukla, bir temsilciydi ve zıvandan çıktığı an ipi çekildi, kapitalizmde, sermayenin yani ana akım sermayenin orada kalmasın dediği kişi, o koltukta kalamaz, medyasıyla, ekonomik, finansman krizleriyle dahi çökertebilir olmazsa darbe imdada koşar...
İlaç tekelleri de uyuşturucu, petrol ve silah tekelleri gibi korkunçtur ve bu sektörlerde pisliği gören ama hizmet eden insanlar normal kalamazlar, bırakamazlar da, sisteme tam entegre köledirler ve karşılığında kölelerden daha fazla pay, biraz lüks yaşarlar, bırakamazlar, konuşamazlar da, kendi ayağına sıkmazlar... kapitalizmi ayakta tutan en önemli yöntemlerden birisi ise milyarlarca insana yapılan terördür, kapitalizm ancak mobbingle, terörle de ayakta kalabilir. terör mü, basit bir örnek, "işten atılma korkusunun" sebebi nedir? 40 yıl böyle yaşayan ve tamamen efendi-köle ilişkisi altında ve ağır otokrasi koşulunda çalışan bir insan ne kadar, nereye kadar normal olabilir? heleki 40 yılını verdiği ve kapitalisti milyar dolarlar kazanırken, kendisi, ölmesin de kapitaliste kölelik etmeye devam edebilsin diye, ancak zaruri ihtiyaçlarını karşılayabilecek ücret alıyor ve her ay, neyi nasıl denkleştireceği kaygısıyla yaşıyorsa? tam bir savaş-esaret hali... kapitalistlerin hayatına bakın, birde milyarların hayatına, hangisi psikolojik olarak hastalanacak? Ancak donuna kadar iflas etmiş bir kapitalist, kendi sisteminin pisliğini yaşar, o zamanda kadar kendisi için cennettir.
örnek mi vereyim; TOFAŞ 2018 yılında, 1 yılda, 1,8 milyar kar ediyor, bu işbirlikçi yani emperyalizme bağlı sanayi kolu, birde asıl baronları düşünün... peki kaç çalışanı var? şimdi birde milyarları düşünün, emeği, sömürüyü, korkunç temeli...
reklamları inceleyin, "beni al farklı ol", "farkını göster", "ayrıcalığa sahip ol", "rakiplerini alt et", "özgürlüğü hisset", "beni al özgür ol", "kadın ve çocuklar ve bedenler birer meta". tamamen psikolojik değil mi? tamamen dejenere edilmiş kavramlar, gece, gündüz her yerde, her yerde bu vb. Her türlü enjeksiyon altındayız ve çoğumuz da aslında o ürünlerden mahrumuz, bu bizi neye tetikliyor, daha fazla köleliğe, cinnete, mahrumiyete, asıl ihtiyaçlarımızı ertelerek sahip olmaya ve sonuçlarına da katlanmaya vs... hadi bu tür reklamları yasaklamayı savunun bakın sizden kötüsü olmaz ve milyarlarca ahmak da, kendi yararına iken, size karşı olur...
Kapitalizmi anlatabilmek keşke kolay olsaydı, heleki şartlanmış milyarlarca zombiye, kapılıp giden, hem bedenen hem de fikren köle haline gelmişleri de düşünürsek... Lakin bu kalıcı olmayacak, feodalite -ki 3.000 yıl sürmüşlüğü de var-, nasıl ki patladı, kapitalizmde patlayacak ve feodalizm kadar da uzun ömürlü olmayacağı açık. Sistem sona geldiğinin farkında ve tüm çabası, stratejisi geciktirmek, tamamen kul-köle ederek sürdürmek, sürekli savaş ortamı ve savaşlar çıakrtarak, çatışmalar vb üzerinden sürdürmek vb üzerine işliyor ve her pisliğin altından çıkıyor...
İzahı zor, bu sisteme karşı gelseniz, deli ilan ediyor, saldırıyor, eziyor, direnseniz, sizi terörist ilan ediyor, olmadı, paravan örgütlerle provakasyonlarla, o korkunç kara medyası ve propagandalarıyla boğuyor, sizi yok etmek için saldırır da siz yenilmezseniz, kayıpların suçlusu olarak dahi sizi gösterebiliyor.Köleyi, köleye kırdırıyor, özgürlük isteyen kölelere, yine esarete şartlandırılmış köleler saldırıyor...
Kısaca asıl hasta, kapitalizm, doğa açısından bakarsak, iflah edilemez bir ur, ancak sökülüp atılmalı... Dünya tarihinde kapitalizm kadar entrikaların, rezaletin, rezilliğin bu kadar yoğun ve en ücra köşedeki bir bireyin dahi kanına enjekte edilebilmiş, hakim olduğu bir dönem yoktur...
bi kere,
bu tarz komplo teorilerinin satır aralarında empoze edilen çarpıtılmış bir gerçeği görmek gerekir.
sistemin dayandığı üretim biçimi sorunludur. sorunu hitler deliydi türünden idealist bi bakışa çeker bu tarz sözde anti-kapitalist söylemler.
hitler, deli falan değildi.
hitler kapitalizmin yapısal/zoraki sonucuydu.
kapitalizm zaten tam da bu.
faşizm, kapitalizmin kanında var.
psikiyatri üzerine ise aslında söylenecek çok şey olsa da
şu an bu küçük tespitle yetinelim.
bi kere,
bu tarz komplo teorilerinin satır aralarında empoze edilen çarpıtılmış bir gerçeği görmek gerekir.
hitler, deli falan değildi.
Böyle bir alıntı-yorum yok konuda. Hitler belgesellerde anlatıldığına göre avuç dolusu ilaç kullanıyordu. Bunların içinde beyin yapısını ve karar mekanizmasını etkileyen bir sürü ilaç kullanılmış olabilir. Nazi döneminde askerlere cesaret hapı tarzı ilaçlar veya çikolata-kahve türevi yiyecek-içecek veriliyordu. Bu ilaçların yan etkileri, bir süre sonra hem psikolojik hemde bedenen yıpranma, performanstan düşüklük..Bu savaş dönemini derinlemesine araştıran herkes Almanların yoğun ilaç kullandığını bilir.
Bunu Amerikan ordusu da yaptı, çeşitli tedavi yöntemleri adı altında insanlara yaptıkları uygulamaların genel adı vahşettir.
Hitler'in savaş makinaları uyuşturucu bağımlısıydı
Savaş esnasında "kafaların hayli yüksek" olması buna örnek gösterilebilir. Alman yazar Norman Ohler'in son yayınlanan kitabı Topyekün Saldırı‘da (Der Totale Rausch) Hitler'in savaş makinası Wermacht'ın metamfetamin bağımlısı olduğu açıklanıyor.
Askerlerin birçoğu Pervitin bağımlısıydı
Şehirlerde yaşayan vatandaşlar içinse Pervitin çikolata halinde bulunabiliyordu. Bu sayede "uyarılmak" isteyen bir Alman vatandaşı rahatlıkla bir paket çikolata tüketip işine enerjik bir biçimde devam ediyordu.
Avrupa genelinde savaşın patlak vermesinin ardından gelen ilk yıllarda Üçüncü Reich'ın yıldırım saldırılarının arkasındaki yegane etkinin de Pervitin olduğu düşünülüyordu.
35 milyon hap
Naziler, Aryan savaşçılarının diğer insanlar gibi dinlenir vaziyette gözükmesinden korkup Fransa işgali sırasında cepheye 35 milyon adet hap sevketmişlerdi. Sonucunda Pervitin, özellikle tankçılar arasında alışılmış hale geldi. İlacın adı ise Almanca tank çikolatası anlamına gelen Panzerschokolade ile özdeşleşti.
200 Milyon Hap
1941 yılında toplum genelinde Pervitin yasaklanmış olmasına rağmen cephedeki askerlerin morallerinin düşmemesi ve yoksunluk çekmemeleri için nakliyatlar devam ediyordu. İki yıl içerisinde toplamda 200 milyon adet ilaç cepheye gönderilmişti.
https://gaiadergi.com/hitlerin-savas-makinalari-uyusturucu-bagimlisiydi/
Sayfanın devamında Hitler'in kullandığı ilaçları ve doktorun kim olduğu yazıyor.
Yıldırım Savaşı taktiği sadece mekanize ve piyade stratejisi değil bu tip ilaçların da etkisine gerek duyuyordu.
Bir başka sayfadan iddia:
Hitler'in hastalık hastası, depresif ve ilaç bağımlısı olduğu ortaya çıktı (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/hitlerin-hastalik-hastasi-depresif-ve-ilac-bagimlisi-oldugu-ortaya-cikti-24583272)
bunlara hayır demiyorum ki
bunlar gerçek
sorun şu ki;
gerçek de çarpıtılabilir
sovyet cephesinde meth ve eroin kullanımından deliren alman askerlerin sayısı hayalleri zorlar
ancak; mesele buna indirgenmemeli
alman ulusu emperyalist-faşist olmaya zorlandı
yapısal sorunu kaçırmamak gerekir
itirazım iddianı red etmiyor
asıl resmi kaçırmamak gerektiğini hatırlatıyor
mülkiyet ilişkilerinin semptomlarına bakarken hastalığı kaçırmamak gerekir.
(ps: çok da yazacak durumda değilim aslında. fazla sıkıştırma beni. muhabbet tadında olsun yazılar)
ForumKirpisi
04-06-2019, 03:09
siperteküs doğru deyör, her şeyi hitlere attılar.
sanki hitlerden başka kimse yokmuş gibi.
şu anda mesela tayyibe atıyolar her şeyi.
bunları orda tutan onların emrine giren yaranmaya çalışan hizmetini görenler de
suçlu.
zaten o yüzden sürekli yeni yeni şeyler çıkıyo başımıza.
tayyip devrilse olay bitmicek.
tayyibi o makama getirirenler ona orada yardımcı olan ve durmasını sağlayan
her birisi cezalandırılıp yok edilmelidir.
Kapitalizm .Hastalık mı.? Faşizm. Delilik mi. ?
Dünya hiç kapitalizm yaşamamış olsa idi bu gün ne durumda olurdu acaba.? Dünyada fazlalıklar veya eksiklikler ne olurdu.
spartacus
04-06-2019, 09:42
Sevgili Turdur
Sonuçlar üzerinden, başka sonuçlara dair yargıya varmak genelde arızadır ve göreceli, her tarafa çekilebilir yargılara da varır...
Sonuca gidecek veya sonuçtan varılacak yol;
Kaynak+sebep = sonuç;
sonuç = sebep+kaynak
Bu şekilde olması gerekir. Dünyanın bu halinin 3-5 delinin veya ilaç bağımlısının suçu olduğu iddiası neo-liberal bir aldatmacadır.
Bakınız Suriye'ye saldırdılar, işgal projeleri vs, Esad diktatör, biz o yüzden saldırıyoruz derken, gerçekte "Biz petrol ve hegomanyamız için, Suriye halkını boyun eğene kadar yok etme yoluna girdik" demekteler, bu tür stratejilerin sebebi, sözde yetkili kişilerin hasta veya deli olduğu söylenebilir mi? hayır bunlar birer aldatmaca, gerçeği manipüle etme yolları. Trump tam bir deli Petro değil mi? Trump ile Hitler'in stratejisi aynıdır, yol(taktik) ve biçim farklıdır sadece - ki o da iç de farklıdır, dışta ise aynıdır ve ikisi de sermayenin köpeğidir özünde...
Desem ki, Suriye'ye saldırının temelinde yatan petrol sömürüsü ancak yansımalara dair, bir değil bir çok, ama salt bir referans versem ve altından da TOTAL çıksa ne düşünürdünüz? Evet bir petrol şirketi, diğerlerini saymıyorum bile.
Beşar Esad'ı ilk tanıyan ülkelerden birisi Fransa'dır. TOTAL Fransa merkezli bir emperyalist(çok uluslu) şirket, aslında dünya emperyalistleri konsorsiyum halinde örgütlüdürler, ellerindeki gücü hayal etmeniz dahi zordur... neyse
Chirac, Total'in Suriye'deki birçok petrol sahasını işletmesi için yeni Cumhurbaşkanı ile pazarlık yapar. Resmi ihale sırasında, Total'in teklifinin son derece yetersiz olduğu ortaya çıkar. Oysa teklif, aralarında kısa süre sonra Suriye-İngiltere girişimi Petrofac'ın patronu Ayman Asfari'nin ve Total'in hesabına çalıştığı ve ikili oynadığı ortaya çıkan, Cumhurbaşkanının ekonomik danışmanı Nibras el-Fadıl da dahil olmak üzere, Suriyeli üst düzey yetkiler tarafından desteklenmektedir. Bu yolsuzluğu öğrenen Esad, Total'i ihale dışında bırakarak cezalandırınca, Chirac'ın öfkelenmesine yol açar.
kapitalizm ve emperyalizm tam bir mafya iktidarı ve yöntemleri de mafyatiktir ve bu ilişki ağına giren hizmetkarlar, normal olamaz ve davranamazlar, bu elbette psikolojik değil, bu tamamen kapitalist çıkarlar ve çarka dahil olmanın getirdiği, en a-normal davranıştır.
Ne-liberallerden de, sözde sahte propaganda ve aldatmacalarından da uzak durulmalı, bunlar tam bir nazi SA gibidirler... Kapitalizm kavraırsa bir çok olumsuz sonucu da kavranır... IŞİD, Müslüman kardeşler, El Kaide vs, bizzat ABD+Fransa+İngiltere+Almanya vb baronlarının çıkarları doğrultusunda, esasında PROPAGANDALARINI geçerli kılmak namına kullanılan yapılardır, neden işte en anlamlı soru. burada ise binlerce dalkavuk görev alıyor, bu dalkavuklar normal olamaz, korku dalkavukluğa yol açıtğı gibi, ödülde dalkavukluğa yol açabilri heleki bu ödül çok para ise, bundan sonra bu insanların normal olmasını beklememek gerekir. Bu kişiler bir çok gerçeğe, aşırı yarılmaya, strese tanık olmak zorunda kalacaklar, sendroma girdiklerinde, haliyle sahiplerine başvuracaklar, böylece bu kişiler ilaç bağımlısı yapılacak, yani bu kişiler ilaç bağımlısı olduğu için "kötü" değil, "kötülüğün celladı, kiralık elemanı ve sanık-tanık vb" oldukları için bozulmaktadırlar. Ayrıca o saatten sonra, konuşma riski vardır ve ilaçlar uyuşturucu biçimindedir, istina olursa da zaten kişi ilaç bağımlıdır ve delidir, sözleri ciddiye alınmaz hale getirilmiştir. tabi bağımlı olmayanlar da şantajlarla korkutulacaktır ki, zaten gerçeği dile getirecek ya da kıyısı köşesi değil çıplak gerçeği dile getirecek sayısı istisnadır. bir çoğu kendisine tanınan lüks yaşam ve paradan, dalkavukluktan vazgeçemeyeceği gibi, artık kendileri de sermayenin zombisi olmuş, bütünleşmişlerdir. Yani yaptıkları her türlü mafyatik iş, her türlü pislik, kendi çıkarlarınadır da...
Örneğin aktrol bankamatik memurunu düşünün, işi ne? eserleri ortada, işleri güçleri yalan, aldatma, algı operayonudur, neo-liberlaleri d emedyalarını da farklı düşünmemek gerekir... Kapitalizm de egemen olan sermayedir, sermayenin sahipleridir, insan bir pazarlık malıdır ve örneğin hükğümet ve Türkiye açısından yanlış bilinen gerçek, hakim olan bir kişi değil, aksine o kişiyi oraya çıkartan sermayedir, yani kişi olarak gördüğünüz esasında TÜZEL kişiliktir... poltikalarını da o sermaye ve bağlı olduğu hegomanya belirliyor(1990 lardaki hırsız holdinglere doğru yol alın yine bazı şeyleri görürsünüz, 12 Eylül bilhassa gerici orta sınıfı, yani orta sermayeyi, hakim sermaye haline getirme strarejisine sahip idi, bu strateji ABD tarafından empoze edildi, neden orta sermaye?). Erdoğan'ı oraya taşıyan 1980 sonrasının hırsız sermayesi ve 12 eylüldür, CIA vb desteğidir, aslında CIA vb destek değil, araçtır(siz sahte diplomayla as-teğmen olunabileceğini ve buna izin verileceğini sanıyor musunuz?)...
Şimdi ben böyle yazdım ya, neo-liberal yani nazi propaganda kolu, anında safsataya başvuracak, bunların rezilliklerini ve gerçeği yazdım diye beni hemen işin asıl tarafını gizleyerek diktatör sevici vs ilan ederler(imkan buldukça), halbuki asıl diktatörlükler kapitalist ülkelerdedir, paranın gücüyle hegomanya ve buna silahlı kuvvetler dedahildir, diktatörlük kapitalizmin mayasıdır. İnsanların gerçeği öğrenmesine vesile olacağım kaygısıyla, beni karalamak, çapsızlaştırmak ve böylece izole etmek yöntemine başvururlar ve her ifademi SAPTIRIR-ÇARPITIRLAR, bazen denk gelmekteler bu forumda dahi örneği mevcut.
Bu kafadakiler ve bu işin stratejistlerinden, sonuç olarak normal bir psikoloji beklenebilir mi? bunların çoğunluğu, sendrom yaşayacak, Vietnam sendromu, cehalet sendromu gibi, fakat bu bir sonuç, o halde doğru çözüm, neyin sonucu olduğudur.
Ha çözüm nerede? elbette çözüm en kaba haliyle, özel mülkiyetin(gerisini mahrum bırakmak anlamına gelir,bir ürüne sahip olmak, sarf ile alakası yok) ve bu tür ayrıcalıklı ve gaspçı, mafya yapısının ve sömürünün ve böylece sermaye bazlı çıkar ve hegomanya ilişkilerinin ortadan kaldırılmasındadır, bunun en önemli yolu neo-liberal hegomanyaya rağmen de olsa bilinçlenmek. Bir çok kavramı dejenere ettiler, insanların bildiğini sandığı bir çok kelime, kavram bunlar tarafından bilinçli olarak yanlış biçimde enjekte edilmektedir... Aklınıza gelecek her türlü önemli kavram, bunların ve sermayenin çıkarlarına göre yeniden tanımlanmış ve içleri boşaltılmış durumda, buna demokrasi de, hukuk da, adalet de, eşitlik de, özgürlük de, diktatör kavramı da, psikoloji de dahil...
spartacus; Eset iktidarı iç emperyalizm uygulayan baskıcı ve sömürücü bir faşist diktadır, genetikten gelen bir yönetim anlayışları vardır aynı saltanat gibi. Yazdıklarınızı TOTAL yapar mı yapar. BP ve SHELL için komünizme rağmen Hazar Petrollerine kondular deniliyordu bir ara. Bugünlerde Trump'ı sıkıştıranlar da var diyorlar, İran'a saldırması için. Ben bunlara şaşırmam ama siz TOTAL ve karteller Suriye'ye saldırdı diye Eset'in hapçı Şebbiha'larını ve toplama kamplarında ki cinayetlerini es geçerseniz tutumunuz adil olmaz. Düşünün, TOTAL ile arası açılmış böyle olmuş, demek ki eskiden arası açık değilmiş. Ha o ha bu, hepside aynı yiyici ve sömürücü çeteler. Olan kundakta ki bebeklere, köyünden başka yol görmemiş halka oluyor. Kimisi uykusunda varil bombası yiyor kimisi sularda boğuluyor. İki üç sırtlan but kavgası yaparken karıncalar ezildi gitti. Yakın dönemde Ukrayna Donbass, Mairupol şehirlerinde binlerce katyuşa roketi patlatıldı. Ukrayna iç emperyalizmi ile dış Rus emperyalizmi kavga ediyor diye genç kızları ve aileleri yok ettiler. Paramparça ettiler, Don Kazakları ve Çeçenler oraya da gidip kan kustular. Sırtlanların kavgası. Olan her kazançtan mahrum kalacak olan insanlara oluyor.
Hitler hakkında bir kaç yazı yazılmış üst mesajıma ekledim. Hitler hakkında söyleyeceklerim şu aslında, bu adamın eline tek adam gücü geçmişti ve gücünün artmasına nazaran artan bir ilaç kullanımı var. Nazi doktorları bu savaşta çok etkin rol oynadılar. Nazi partisini domine eden branş psikiyatriydi. İşte Nazi ordusuna yutturulan milyarlarca hap o adreste yazıyor.
Dünya Savaşı olayında kaynak=sebep yâda sebep=kaynak fark etmez. Her cephe kendi sömürüsü için katletti.
kapitalizm ve emperyalizm tam bir mafya iktidarı ve yöntemleri de mafyatiktir ve bu ilişki ağına giren hizmetkarlar, normal olamaz ve davranamazlar, bu elbette psikolojik değil, bu tamamen kapitalist çıkarlar ve çarka dahil olmanın getirdiği, en a-normal davranıştır.
Mafya tanımı bile yetersiz kalır. İnsanları bağımlı ve sağlıksız kölelere dönüştürüyorlar. Sadece kendi köle katilleri değil herkesi aynılaştırıyorlar.
spartacus
04-06-2019, 11:11
Kapitalizm .Hastalık mı.? Faşizm. Delilik mi. ?
neye göre baktığımız önemli...
* Kapitalizm hastalıktır. (bu hukuk -üretim ilişklileri dahil, doğa ve sosyal bilimler açısından ve aslında metafor(!) açısından kullanılabilir). Çözüm namına sökülüp atıcalacak olan nedir? kaldı ki burada hasta tabiri, kaitalistler açısından değil, kapitalist toplum açısından dile getirilmiştir. bana göre her 2 kişiden birisi hastadır, diğeri de ne yazık ki sendromlardan kaçamaz. Sistemin stratejisi otomatik olarak örgütlemektedir(bir kaçına değindim, reklam stratejilerini örnek olarak verdim). Komünal ya da kabile toplumlarında, bu hastalıkalra denk gelmezsiniz. örnek mi vereyim 2 kişiden birisi narsisisttir, dereceleri farklı olabilir, 2 kişiden birisi kendisini ispat saplantısına sahiptir, 2 kişiden birisi çeşitli sizofrenik paranoid sendromlar yaşar, 3 kişiden ikisi mahrumiyet psikolojisi yani çocukluktan itibaren ezilme psikolojisine mahkumdur, 4 kişiden üçü, kanıksatılmış çaresizliğe mahkumdur... kişileri suçlu göstermek çabası, neo-liberal bir aldatmacadır, bu bağlamda dedim ki, asıl hasta kapitalizmdir ve bu kapitalist toplumu da kapsar...
Bir çok hastalığın temelinde, mikroplar, virüsler, kendisine yabancılaşmış hücreler vb yatar ve bu organizmalar sömürgen olarak ifade edilebilir ve faktördürler, bunlar olduğu sürece, o beden sağlıklı olabilir mi?
* Faşizm delilik değildir (delilik olduğu kandırmacası, neo-liberal safsatadır, faşizm bir araçtır, hükümranlığın kullandığı bir biçimdir... sermayeyi bir beden, faşizmi bir sopa gibi düşünebiliriz, bir elde sopa, diğerinde havuç, ne sopa ne de havuç deliremez)
Örneğin ana damarlardan beslenen bir ur, heleki damarların taşıma kapasitesinin %60'ını emecek seviyeye gelmiş bir ur, hastalık değilse nedir? Buradaki ifade, kavrayış esaslı metafordur...
Neo liberaller sömürünün yani o ur'un doğal olduğunu, insandan ayrılamaz ve insanın doğası olduğunu, KANUN olduğunu savunmaktadır. elbette bu bakış açısı da arızadır -ki ayrı mesele, zira bunu öne süren bilinçli olarak manipüle etmekte ve aldatmakta, milyonlarca insanı kandırarak kendisine bağlama, kabullendirme amacı güder...
Nihai anlamda çözüm, hastalıkların tedavisi değil, aslında sökülüp atılması değil midir? Öyleyse çözümü sağlayan esas açısından, sökülüp atılacak olan nedir? Hastalığın tanılayanı, esasında ve temelde arızadır, bu kavram salt biyolojik rahatsızlıkları kapsamaz, psikolojik, düşünsel, politik, ilişkisel(üretim ilişkileri dahil) yani hukuk, ereksel ve işlevsel arızaları, saplantıları da içerir...
Hastalık kavramını salt biyolojik rahatsızlığa indirgememeli ve temel olarak alınması gereken kavram da ARIZA kelimesi olmalıdır. Örneğin safsatayla türetilmiş her yargı, hastadır, zira akıl-mantığın işlevini kaybetmesine yol açmaktadır, işlev ve işleyiş zedelenmektedir ki bu bir arızadır...
pekala, "özel mükiyet gasp mıdır?" diye de sorulabilir ve cevap, evet gasptır, nasıl diye sormadıkça, -e göreliği esas almadıkça, ifadenin neye göreliği kavranmadıkça, özel mülkiyet bir şeye sahip olmaktır, haktır(!) bu nasıl gasp olabilir ki vs denebilir. ancak bu da bir mantık arızasıdır ve kişi daha kavramın tanımını dahi bilmemektedir. Hiç düşünmez, bilmez ki, gaspın ancak, kendine ait olmayan bir şeyi ele geçirmek ve elde etmenin de, sahip olmaktan geçtiğini... gasp etmek için ele geçirmeli, ele geçirmek için gasp etmeli, burada diyalektik bir işleyiş vardır, bir parça diğerini tamamlar ve bütünü meydana getirirler, o bütün ise amacı temsil eder.
Bu halde "E GÖRELİK" önemle dikkat edilmesi gereken bir faktördür, yani neye göre hastalık ifadesi kullanılmış. aksi halde ifadeleri anlamanın olanağı kalmaz ve kişi rahatlıkla her yöne çekebilir...
Dünya hiç kapitalizm yaşamamış olsa idi bu gün ne durumda olurdu acaba.? Dünyada fazlalıklar veya eksiklikler ne olurdu.
Muğlak bir soru ve varsayımlara dayalı, çok güzel olurdu da denebilir, çok kötü olurdu da denebilir, zira sorunun temeli subjektif, yani insan kurgusuna ve senaryoya açık.
Fakat olay düzleminde bu sorular sorulabilir, fikir de verebilir;
örneğin bir kanser hastasına, "kanser olmasaydı ne oldurdu?" daha sağlıklı olurdu denebilir, bu olay düzlemidir, ama kapitalizm bir olay düzlemine ve varsayımlara indirgenemez...
Örneğin Hitler olmasaydı ne olurdu? farklı olmazdı, bunun izahı bir satırla açıklanabilir değil, kısaca Alman sermayesi 1. Dünya savaşından yenik çıkmış ve neredeyse tüm sömürgelerini, rakiplerine kaptırmıştı ve hakim sermaye yayılma stratejisi yoğun bir biçimde sürdürüyor ancak buna rağmen savaştan çıkmış Almanya'da komünist, sosyal demokrat, anti-kapitalist hareketler yükseliyordu, sermayenin stratejisi en basit haliyle 2 bölümden oluşuyordu. 1.) Yayılmacılık. 2.) İçeride yükselen toplumsal hareketi bastırmak ve bunun da yolu faşizme dayanmıştı... 2 nolu için ise ABD vd. ile stratejik ortaktılar...
spartacus
04-06-2019, 12:21
spartacus; Eset iktidarı iç emperyalizm uygulayan baskıcı ve sömürücü bir faşist diktadır, genetikten gelen bir yönetim anlayışları vardır aynı saltanat gibi.
Bu yaptığın saptırma değil mi? Esad'ın ne olduğuna dair mi yazdım, yoksa Esad'dan ve kişilerin iradesinden bağımsız olan emperyalist sömürge ve yağmacılık ve pay, hegomanya savaşından, yani aslında MAFYA iktidarı söylemime örnek olarak mı yazmıştım?
Trump nasıl bir şey öyle? Evlat olsa, eldivenle dahi sevilmez, ama bu emperyalizmin ve sömürgeciliğin kaynağı, dayanağı, tarifi olamayacağı gibi, ABD toplumuna zulmederek onu oradan devirmemize de ve daha acımasız kuklaları yerleştirmemize de geçerli bir dayanak olmaz, 3-5 kapitalist daha fazla milyar edinecek diye kalleşliğin lüzumu yok.. Kapitalizmin, emperyalizmin tanısı bu ya da şu kişilerin mizacı değil, bu kadar akıl-mantık yoksunluğu ve neo-liberal(neo-faşizm) enjeksiyondan etkilenmek normal değil.
ABD farklı mı? ya tarihi nasıl bir tarih, geçiş süreci öncesi nasıldı?
Suriyedeki fark, geçiş sürecinin tamamlanmamış olması. Esad seçimle geldi, beğenir beğenmezsin, orada da seçim oldu, 2012 de ve 2014 de. Trump'ta seçimle geldi ve ikisinin arasında usülde hiç bir fark yok.
Diyeceksin ki kendi adamlarıydı vs iyi de her kapitalist ülkede erk, sermayenin kendi adamlarıdır, medya da kendi medyasıdır, bak Türkiyeye, medyanın %99'u nazi enformasyon bürosu gibi, kapitalizm farklı değil ve o koro, Erdoağa namına çalışmıyor, sermaye ve kendisi, çıkarları namınadır. sistemin düzeneği bu biçimde ve böylece sermaye ve mafyatik işleyişi, kendisini de güvenceye alır, kişilerin önemi yok. Tepedeki gerçek kişilik değil tüzel kişilik namına temsilcidir. "E" gider yerine "A" geçirirler, tüzel kişiliğin temsili ise değişmez... parayla satın alınınca veya seçilme hakkı, ancak parası olanların kullandığı ve başarma şansının yüksek olduğu otokrasiler fark atmış olmuyor. burada meşrutiyet sermayenin para gücüyle, orada babadan oğula sağlanmış(parti başkanlığı ve parti kongresi var), fark sadece, ama sadece yol, taktik ile ilgili...
Suriye bir geçiş sürecindeydi. Esad, geçiş sinyali verdikten sonra celallendiler, çünkü ellerindeki koz, kılıftan olacaklardı, yangından mal kaçırır gibi saldırya geçildi. hatta Esad dedi ki, diğer ülkeler gözlemci olsun, seçimlere gidelim, kaybedersem çekilirim, kabul edildi mi? hayır, sebep? Analizlerini yaptılar, öyle bir seçim de dahi Esad tekrar seçiliyordu. orada IŞİD'i, Müslüman kardeşleri vs örgütleyen emperyalistler buna izin verir mi, ellerindeki en önemli kozdan olacaklar,asıl amaçları petrol vb sömürüsü ve hegomanya, ağzınla kuş da tutsan, bu gerçeği değiştiremezsin, kılıflar anlamsız.
Suriye'de Esad değil, meleği de seçmiş olsan, 1000 tane partinde olsa, eğer o hükümet, petrolünü yağmalatmaz, sanayi ve üretime geçmek isterse ve hegomanyaya izin vermezse bu süreçler yine yaşanacaktı ve evet, "terörizm" kılıfı ve haliyle IŞİD vb kullanılacaktı, emperyalizm için gerekçe üretmek zor değil. TOTAL'e istediğini verseydi, el üstünde tutarlardı ama bu Esad babasının yaptığını yapmadı, Fransanın üvey evladı olmaktan çıktı...
Mafya tanımı bile yetersiz kalır. İnsanları bağımlı ve sağlıksız kölelere dönüştürüyorlar. Sadece kendi köle katilleri değil herkesi aynılaştırıyorlar.
O herkes ve hedef dahilinde, Suriye'de var, kılıf üretmeyelim kafi.
Bir kaynak vereyim;
https://www.voltairenet.org/IMG/pdf/Go_zlerimizin_o_nu_nde_11_Eylu_l_den_Donald_Trump_ a.pdf
Dünya hiç kapitalizm yaşamamış olsa idi bu gün ne durumda olurdu acaba.? Dünyada fazlalıklar veya eksiklikler ne olurdu.
Bu soru soyut bir şey mi anlatıyor .
Kapitalizm olmamış olsa idi dünya hala feodalizm le yönetiliyor olurdu. Yani uçak bulunmamış robotlar icat edilmemiş olurdu.
Ama ne yazık ki kapitalizm var oldu. Uçak da bulundu Robotlarda icat edildi.
Kaynağını şimdi hatırlamıyorum sanırım İngiltere ticaret yasasının eleştirisi. Kapital de olabilir. Marks vitrinde mıknatıslı bir motorun maketini görüyor işte bu diyor ve zıplıyor.
Yani insan buharlı makinaları aşıp mıknatıslı motora geçtiğinde Marks seviniyor. Bu gün Robotları görse idi ne yapardı acaba
Bu icatlar kapitalizm in işçi le rekabeti sonucu yaratılmış elbette, kapitalistler bu icatları kendi kar oranlarını fazlalaştırmak için yaptı ama bir de bunun insanlığa dönüşünü düşünmek insanı zorunlu çalışmaktan kurtaracağını düşündüğümüzde İnsanın insana yaptığı hayatı kolaylaştırıcı hizmet i de düşümemiz gerekmiyor mu.
Elbette teknoloji kapitalizm de kapitalistlerin karlarına kar katmak için yaratılır Ama sonunda insan bu teknolojiden faydalanacaktır.
Kapitalizm hastalıktır demek doğru değildir. Kapitalizm sermaye birikimi olduğu kadar birde işçi sınıfına rakiptir ondan kurtulmak ister her ne kadar bu kurtuluş onun sonu da olsa yinede bunu ister.
Bu güne kadar bir çok sistemler tarihsel sürelerini tamamlamış gitmiştir Kapitalizm de gidecektir süresini tamamlamasına çok bir zaman yoktur.
Kapitalizm in yaşam kaynağı artık değerdir işte yarattığı teknoloji onu artık değerden giderek koparıyor mezar kazıcısı oluyor.
Faşizm de kapitalizm in düştüğü krizlerden kurtulması için ona uzatılan can simitidir. Her sistemin kendine has özellikleri vardır Faşizm de hukuksuzluktur.
Gözlerimizin önünde
« Arap Baharları » Dehşetengiz Hilesi
11 Eylül’den Donald Trump’a
Thierry Meyssan
Kitabın 83. sayfasından ki bir bölüme benim ilk mesajımda DEAŞ hakkında yazdıklarımı onaylayan bir şey yazılmış;
...Başlangıçta normal insanlar olan cihatçılara, tüm
duygularını yitirmeleri için doğal ve sentetik uyuşturucu maddelerden oluşan bir
karışım içirilir. Bu şekilde bilincinde olmadan vahşet uygulayabilmektedirler.
Birdenbire büyük miktarda Captagonâ -"bir amfetamin türevi- ihtiyaç duyan CIA...
Nazi askerlerinin ve özellikle Nazi toplama-imha kamplarında ki Nazi asker ve doktorlarının neden bu kadar vahşi olduklarını şimdi daha iyi anlıyoruz. Bilinçlerinde olmadan vahşet uygulamak, insan eti yemek. Doğu Cephesinde ki askerlerin anılarını veya mektuplarından oluşmuş kitapları okuyanlar bunu hemen anlayabilirler, gün geçtikçe mektuplar ve günlükler karamsarlık ve yorgunluk içinde ki ruh haliyle yazılmıştır. Kazandıkları halde sorgulamaya ve bitkinliğe düşmüşlerdir. Bunun sebebi de, birden etki gösteren ilaçların yan etkilerinin hem fiziki hemde psikolojik deformasyonlara sebep olması.
spartacus
05-06-2019, 17:07
İlgili kaynakta bu kişiye karşı neo-liebral(nazi enformasyon bürosu tecrübeli) tutumun, karalamanın, argümanları değil kendisini hedef aldığını ilk sayfalarda görmüş olmalısın...Nazi askerlerinin ve özellikle Nazi toplama-imha kamplarında ki Nazi asker ve doktorlarının neden bu kadar vahşi olduklarını şimdi daha iyi anlıyoruz. Bilinçlerinde olmadan vahşet uygulamak, insan eti yemek. Doğu Cephesinde ki askerlerin anılarını veya mektuplarından oluşmuş kitapları okuyanlar bunu hemen anlayabilirler, gün geçtikçe mektuplar ve günlükler karamsarlık ve yorgunluk içinde ki ruh haliyle yazılmıştır. Kazandıkları halde sorgulamaya ve bitkinliğe düşmüşlerdir. Bunun sebebi de, birden etki gösteren ilaçların yan etkilerinin hem fiziki hemde psikolojik deformasyonlara sebep olması.
Sevgili Turdur, dediğimize gelir, bu dar alanda, salt birey davranış için bir sebep ise de, asıl temel namına bir SONUÇTUR, SEBEP değil. Alıntıladığın ifade de son satır; "Birdenbire büyük miktarda Captagonâ -"bir amfetamin türevi- ihtiyaç duyan CIA... "
İhtiyaç duyan...devam... ihtiyaç duyana ihtiyaç duyan ve amaç. Kimlerin amacı? Neden, nasıl, ne için? kişileri aşar, kapitalizme varırız. Kısaca başında dile getirdiğim gibi, biçim ve salt sonuç üzerinden, genel adına indirgeme, saltıklaştırma yanlıştır.
SEBEP(olgu, dayanak, kaynak)->SONUÇ = yorum. Burada tutarlı olmamız gerekir...
Örneğin aşırı alkol alan bir insanın sarhoş olması, bu kişinin hayatı, amaçları ve tüm yaşam ve gereksinim koşulları, alkole indirgenerek tanımlanamaz. örneğin ekmeğe olan geresiniminin sebebi, alkol değildir....
Günümüz neo-liberalizmi, safsatayı icad etmedi, ancak bilinçli bir propagandaya, organize biçimde, akıl-mantığı saf dışı bırakma temelinde, medya kanalıyla etkili bir küresel bomba haline getirdi denebilir. Ki temel işleyişi esasında Nazi Enformasyon Bürosudur, aynı kafa, aynı amaç, aynı mantık, aynı sistem, aynı ayrıcalıklı olanlar ve aynı çıkarlar, sadece büroların tabelası, siması, mizajı, isimleri değişir...
Bu konuyla ilgili de, neo-liebraller aynı aldatmaca yol ve yöntemlerini esas alır, yani bir tablonun tek bir noktasını alır, gerisini saklar ve o 1 nokta üzerinden bir dolu sahte propaganda üretir ve trollük şaha kalkar. Milyonlarca ahmak edinir, ahmak milyonlar, böylesine basit safsatalar üzerinden kesin yargılarla şartlandırılır...
Milyonların şartlanması öyle bir hal alır ki, yargı biçiminin safsata, yani akıl-mantık dışı olduğunu defalarca izah etseniz, ispatlasınız dahi, çoğu kişi ahmaklığı sürdürmekten vazgeçemez, çünkü birikim yoktur, boş, kendi gerçekliğini örtbas tarafgirlikle, sembolik lafızlarla doldurulmuş, temelden şartlandırılmış ve gerçeği ret etmeye de şartlıdır. Artık bağımsız bir iradeye, kişiliğe sahip olmayan kukla gibidir. Öylesine zombileşir ki, düşün-e-mez, aymaz ve yozlaşmış, tutarlı davranamaz, psikolojik olarak arızalı hale gelmiştir. Gerçek ile sahteyi ayırt edemez, gerçeklik algısını ve duyularını kaybeder(işlev bakımından), elbette bu durum arızadır ve 3-5 safsata söz dahi insan zihnini işlev dışı bırakabilir.
Hipnoz, birinin, bir diğerini, çeşitli yöntemle uyutması olarak yansıtılır, oysa aslında hipnoz toplumsal uyu-tul-ma halidir ve bu bir kaç safsata, koşullar eliyle de, şartlandırmayla sağlanır, hipnozun asıl tanısı budur... Şartlı insanlar, detaydan, olgudan neredeyse nefret ederler, öylesine süslü sözlere, şartlandıkları biçimde propagandalara alışmışlardır ki, dağarcıkları 5 kelimeden fazlasını yorumlayamaz ve duymak istemez. her teoriye karşı bu 3-5 kelimelik, 3-5 ayrı telden saça-sapan propagandaları sıralarlar ve asla argümanlara bakmazlar, monolog yaparlar.
örneğin Türkiye de bazı AKP liler, Türkiyenin uzay araçları, uçaklar, atom bombasını bile etkisiz hale getiren tanklar, hatta S400'ün dahi Türkiye'de üretildiğini, dünyanın düz olduğunu vb sanmaktadır -ki böyle yüzlerce örnek. Bu insanlara detayları, gerçekleri anlatmak çok zordur, burnunuzdan getirirler, size her türlü saldırırlar ve öyle bir hal almıştır ki, hayatlarında trollük, provakatörlük, neo-liberal sahtekarlık eğitimi almamalarına rağmen tam bir trol gibi davranırlar, akıl-mantık devre dışıdır... Hatta İmamoğlu'nun kendisine tokat atıldığı iddia edilen gencin davranışı gibi, belge sunuluyor, bakmam, izlemem diyor, şartlandığı propagandanın aksini kabullenemiyor! peki bu, neo-liberal yöntemlere dayalı propaganda ve medya, ilaçlardan daha etkili değil mi? Sürekli tekrar ettiğim gibi, kapitalizmde asıl yönten ve kadir olan güç sermayedir ve çıkarları temelinde hareket ederken, milyonlar kendilerine ve gerçekliğine yabancılaş-tırıl-ır, dilimiz varmaz, ama başka tarifi de kalmaz, korkunç cehalet ve aslında HİPNOZ, psikolojik harp -ki bunun da sebepleri ekonomi-politiktir, ekonominin esas tanıyalanı ise çıkardır, zira esasında ekonomi; çıkarların yönetimi demektir ki, burada da doğru soru, ne adına, kim ya da kimlerin çıkarı olmalı.
Başka örnek vereyim, CIA'in uyuşturucu organizasyonuna karşı milyonlarca insanın tepki vermesi beklenir değil mi? Sözde demokrasi özde otokrasinin egemen olduğu ABD'de yaşanmasına rağmen, milyonlarca insandan hiç bir tepki gelmedi. Çünkü, açığa çıkartan yazarın yazıları, detaylara, olgulara, belgelere dayalıydı ve hipnotize olmuş kitlelerin duymak istediği değil, istemediği gerçeği dile getiriyordu... Kısaca hipnoz halindeki kitleler için afyon değeri taşımıyordu. Yazar sadece "CIA uyuşturucu organizasyonu kurdu" dese, bu seferde vay efendim, detayı nerede, belgesi, bulgusu nedir diyeceklerdi...
Aynı gazeteciye(yazara) karşı, neo-liberal karalama propagandası ise destek gördü. Çünkü detay gerektirmeyen, yani düşünemeyen insanların, düşünmesini gerektirmeyen, ALAKASIZ(safsata) biçimde, bu yazarın bir eşcinsel olduğu yazılıyordu. Yazarın argümanlarına değinilmiyordu(kapitalizmi savunanlara bakın, bu tarz komlo propagandaları papağan gibi tekrar ederler, safsata olduğunu anlatsanız dahi, robot gibi, aymazca sürdürürler)... Yanlış hatırlamıyorsam, olaydan ve gazetecinin intiharından(ki intihar mıdır? şüpheli) 7-10 yıl sonra açılan CIA arşivlerinde gerçek ortaya çıktı, gazeteci doğru ve gerçeği yazmıştı. peki buna rağmen, her gün kafamızda yalan yanlış boza pişiren kapitalist medya ve milyonlar tepki verdi mi? hayır, ne gazetecinin neo-liberal propagandayla katledilmesine karşı ne de CIA nın uyuştrucu organizasyonuna karşı gerekli tepki gelmedi. Yeterli bilgi de edinilemedi çünkü baron gazetesi konuyu ya işlemedi ya da geçiştirdi... Birde zombilere şunu aşılamışlar, inandırmışlar, kapitalizm sömürü sistemi ve felaket ise, neden gazetelerimiz bunu yazmıyor, demek ki kim yazıyorsa yalandır, ideolociktir, akıl-mantığın bu kadar devredışı kalmasına artık ne demeli? devreler tamamen yanmış...
Elbette bu konu-başlık ele alınmalıdır, lakin, gerçek, amaç-sebep, kerameti kendinden menkul kişiler ve ilaçlar vb olarak görülmemeli, indirgenmemelidir, bunlar birer araç-sonuç olabilirler... Safsatalardan uzak durabilirsek, safsatasız açıklayabilirsek kafi, kaldı ki, safsataları anlamamız çok kolay... Felaket çıkarları anlamlı kılan koşullardır, o koşullar değişirse, o çıkarlar da son bulur ve münferit, kişisel davranışlar geneli belirleyemez ve sönümlenir...
spartacus
05-06-2019, 18:46
Dünya hiç kapitalizm yaşamamış olsa idi bu gün ne durumda olurdu acaba.? Dünyada fazlalıklar veya eksiklikler ne olurdu.
Bu soru soyut bir şey mi anlatıyor .
Kapitalizm olmamış olsa idi dünya hala feodalizm le yönetiliyor olurdu. Yani uçak bulunmamış robotlar icat edilmemiş olurdu.
Dediğim gibi, sorduğunuz soru anlamsız, muğlak ve ancak kurgusal, senaryolara dayalı varsayımlar üretilir ki, ifadelerin yanlış. Varsayımdan, zaten olmuş olanı yargı haline getirmek, bu oldum, olası hatadır, pekala bende size kapitalizm olmasaydı, nomunalizm olurdu, yine olurdu dersem ne olacak? Bu seferde öyle bir şey olmamış, kapitalizm olmuş mu diyeceksiniz, tamamen hata, zira siz "olmasaydı" diye sormuştunuz...
Ne yazık ki, sistemin ne olduğunu, insan ve emek, ihtiyaç ve karşılama faktörlerini yeterince bilmediğinizi düşünüyorum... öne sürdüğünüz buluşlar vs toplumsal emeğin, birikimin ürünüdürler ve mutluluk verir. Kapitalizm olmasa da insan ihtiyaçlarını karşılamak ve kolaylaştırmak yolunda devam edecektir -ki kapitalizm zaten bu sayede, insanın üretkenliği ve emeği üzerine anlam kazandı. Yani emek-üretimin(kafa emeği de dahil) var edeni değil, bireysel çıkara dayalı istismarı, kullanımı-sömürüsü esasını taşır. Elbette kullanışın motivasyonu, ilerleme açısından itekleyici rol oynar, ancak bir sistem tüm yönleriyle buraya indirgenemez ve olmasa, ilerleme olmazdı denemez, dogma olur(cevap verirseniz benimle bu noktayı tartışmaya kalkarsınız ki farkındayım, ama dediğim gibi, olguya dair anlam taşımaz. Örnek verirsem, Darwin olmasaydı, evrim olur muydu? Teorisi olur muydu? Evet olurdu, insanlığın birikiminden söz ediyoruz, kapitalizm olmasaydı insanlık ilerler miydi? evet ilerlerdi -ki zaten ilerlemiş, emek ve üretkenliğin birikimi...).
Aslında ilerlemenin en önemli faktörlerinden birisi, ihtiyaç, zayıflık ve çatışmadır. İhtiyaçların karşılanması, korunma ve doğada yaşam... örneğin tekerleği, ateşi, giysiyi, mızrağı, yayı, baltayı, barınağı, koyunu evcilleştirmeyi, üretimi, böylece ustalaşmayı, zanaatı vb kapitalizm bulmadı, insanlık buldu... İnsanlık diyorum, çünkü her buluş, toplumsal birikimle anlam kazanıyor. örneğin konuşmayı, 2 ile 5'i çarpmayı kimden öğreniyoruz? Temelde esasında kar gütmeyen ve kapitalist olarak nitelendirmemizin mümkün olmadığı buluşlar, toplumsal bir emek-üretim-birikim(toplumsal bellek de dahil) yatar, ki buluşların esası ne kapitalisttir ne de kar amaçlıdır, kapitalizmle sektör haline getirilmesi çok daha sonradır ve hala, kapitalist niyet taşımayan buluşlar yapılmaktadır, kapitalistler de sermaye gücüyle sektör haline getirmektedir vs... Toplumsal birikim açısından çarpanlı artım birikimi vardır ki, formüle etsem, 10 satır sonra çıkan değere şaşırır kalırsınız. Diyalektik konusunu kavramanız ve anlamanız gerekebilir, birikimler artanlı ve çapraz ilişkilerle ilerler ki, bir noktaya, eşiğe gelince büyük fark, sıçrama oluşturur. 3, 3+3=6, 6+3=9 gibi, iki adımda, üçe katladı, çapraz ilişki ağını da dahil edersek o zaman toplama değil, çarpma işlemi kullanırız, sonuç 2 adımda, 9 kat olur...
Örneğin, sosyalizm, feodalizm temelinden anlam kazansaydı, hala aynı dünyada mı yaşayacaktık? Şeyh Bedreddin kapitalist miydi? Manifaktürü doğuran kapitalizm değildir, ama bu açıdan bakarsak kapitalizmi anlamlı kılan manfaktürdür ve tarihi daha öncedir. İnsan, aslında ihtiyaçları uğruna üretiyor, sınıflı toplumlar ise, bu üretimin, yani emeğin sömürüsü üzerine anlam kazanıyor... kapitalizm emek ve ürünü temsil etmiyor, kapitalizm emek ve ürünün, toplumsal emeğin ve çıkarların, kişisel çıkarlar esasıyla suistimali, istismarına dayalı bir sistemi, sömürüyü de temsil ediyor. Yani, burada üretim amaç değil, sömürü(amaç) namına araçtır.. peki nasıl sağlıyor, işte bu konuda, NASIL sorunsalının, tümüne değil, propagandif vb araçlarına, sonuçları bakımından değinmiştik...
Bir diğer handikap ise, her sınıflı toplum, gericeleşmenin de, yani statükonunda sağlacıyısı olur ve her sınıflı toplum, yeni çağından, ortaçağına varır... yani olumlu rolü gibi, olumsuz rolü de oynar...
Hatta daha basit bir şey söyleyeyim, Büyük İskender vb... Attila, Avrupaya seferler düzenlemeseydi, muhtemel bizlerde olmazdık, ama başka insanlar olurdu, geriye doğru gitmek yeterli. "olmasaydı?" sorularını sorarken olgu değil, olay ekseninde ve tecrübe ders çıkartmak açısında kalmaya dikkat etmeliyiz diye düşünüyorum.
Devamında yazdıkların da, ne yazık ki alakasız, eleştirdiğin ifadeyi hiç anlamamışsın... dilersen o ilgili yazımı tekrar oku, ve tekrar söylüyorum, kapitalizm bir hastalıktır yeter ki bu ifadenin -E GÖRESİNİ kavrayın, alakasız yerlere çarpıtmayın. Bir örnek, Psikopatoloji, bu kelimeyi duydunuz mu?
Bende herhangi bir buluşu gördüğümde sevinirim, benim sevinmem kapitalizmin bir çok yönüyle, ne olduğunu belirlemez ve bana ve sevinmeme bağlı değil. Materyalizm ve diyalektik, günümüz enjeksiyonuyla çözümleme ve kavraması kolay olmasa da, imkansız değil...
Ana damarlara yerleşmiş ve elbette salt kendisi namına sömüren, genişleyen ve klonlayan hele birde bedene hükmeder duruma gelmiş bir ur, bedeni düşündüğümüzde, hastalık mı, değil mi?
bedeni emek olarak düşünürsek, emek açısından durum nedir? Toplumsal yansımalara bakacaksak, ne gibi sorunlar doğurabilir? vs..
Bu sorulara yanıt verrirken, "işte buluş yapmış, teknoloji olmuş, Marx bir buluş görmüş sevinmiş vb", alakası var mı? Bu söylediğiniz farklı bir konu, yukarıdaki ifade ise farklı. "E GÖRELİK", bunu anlamak ve kavramaya çalışmanız gerekir, aksi taktirde her itirazınız safsata(mantık hatası) olmaktan öte gitmeyecek. Ne yazık ki Marx'ı da anladığınızı düşünmüyorum, "-e görelik" hatası, önemli bir sorun olarak öne çıkıyor gibi...
Marx'ı da anladığınızı düşünmüyorum, "-e görelik" hatası, önemli bir sorun olarak öne çıkıyor gibi...
Eğer ben Marks ı anlamamışsam sen dahil kimse anlamamıştır. Sn Spartakus.
Bu kadar iddialıyım.
sn Kartopu
kapitalizm uçağın bulunuşunun sebebi değil, mümkün sonuçlarından biridir.
marks'ı anlamak konusunda da kimsenin birbiriyle bişeyler yarıştırmasına gerek yok.
engels'in bi sözü var
markı anlamak için hegel'i anlamak gerekir gibiinden
diyalektiği iyi bilmek gerekir.
iktisat bilmek eko-politik bilmek gerekir
uzlaşmaz çelişkilerin sadece sınıflar arası değil üretici güçler arasında olduğunu da bilmek gerekir
bi yandan bakınca, aristokrasiyi burjuva yıkmış gibi görünür
diğer yandan tarıma dayalı feodalite bilimsel gelişmeler tarafından sanayi toplumuna ulaşılarak yıkılmıştır.
kapitalizm sanayi toplumuna dair üretim biçimlerinden sadece biridir
olmasaydı diye başlayan cümlelerin ise kendi zaten biraz sorunludur
spartacus
06-06-2019, 20:50
Ama ne yazık ki kapitalizm var oldu. Uçak da bulundu Robotlarda icat edildi. ve kapitalizm sayesinde değil, toplumsal emek, esas faktör budur ve tüm bu tür icadların çoğunun temelinde meta yani ticaret malı amacı yatmaz, kaç tane buluş inceledinz?
Marx'ı da anladığınızı düşünmüyorum, "-e görelik" hatası, önemli bir sorun olarak öne çıkıyor gibi...
Eğer ben Marks ı anlamamışsam sen dahil kimse anlamamıştır. Sn Spartakus.
Bu kadar iddialıyım.
"e -görelik" demişim, buna dikkat edin yeterli. Eleştirileri ve argümanları görmezden gelerek, mesnedsiz biçimde, "Sen de" safsatası yapmışsınız, ama iddianızı objektif temellerle dile getirebilirseniz memnuniyetle okurum, ama önce bu konuda yaptığınız hatayı görmeye çalışın.
Kapitalizm hastalıktır demek doğru değildir. Kapitalizm sermaye birikimi olduğu kadar birde işçi sınıfına rakiptir ondan kurtulmak ister her ne kadar bu kurtuluş onun sonu da olsa yinede bunu ister.
İstemez, siz burada bir amaç, strateji öne sürüyorsunuz ve bu biçimde yargı doğru olmuyor. ne kadar işçi, o kadar fazla ürerim+kar+meta, bakın ifadelerinizin genelliği bir anlam ifade etmedi. kapitalist daha az maliyetle, daha fazla kar, üretim amacı da gütmüyor mu?. İşçiden kurtulmak istenci yani strateji(!) olarak düşünülmemeli, saltıklaştırılamaz. Sermaye nasıl birikir peki? Emek ve üretim orantısı bunun neresindedir? ne kadar emek o kadar fazla kar, üretim anlamına da gelmez mi? İşçiden kurtulursa ürünleri kim alacak? Robotların kullanımı, sırf işçiden kurtulmak için mi? Daha az maliyet ve hata -ki elbette burada işçinin ihtiyaç ve hakları ve iradesi vb de maliyet bazlı hesaba dayalıdır, salt ideolojik değil-, daha fazla üretim. Her koşulda ve yerde geçerli olmuyor, maliyeti düşürmüyor, aksine arttırabiliyor da. Zira makineyi alırken, makinesine göre yüklü miktarlarda para gerekirken ve ömrü, bakımı vs maliyeti karşılamaya yetmeyebilirken, işçi ise bedelsiz gelir. Kısaca basit idirgemelerle bakmamalı ve "e göreli" ele almalı... Her durumdan, her koşuldan, her sözden, yani GÖRECELİ durumlardan mutlak yargılar sakıncalıdır. pekala, işsizlik de, alım gücünü ve toplam sermaye birikimini de düşürmeyecek mi? kapitalistin yararına işleyen devletler nereye kadar tolare edebilir? Bu konular kapitalizmin bir dolu çelişki, handikap ve paradokslarıyla da ilgilidir ki, girmiyorum, yeter ki iğne ucu kadar göreceli bir parçadan, bütüne dair olmadık yargılar türetmeyin, "e göreliği" önemseyin. Bu iddianız kolayca çürütülebiliyor.
İşçi, burjuvaziye rakip değildir, genelleme geçerli değil.. Burada rekabet kavramı, stratejik ve hedef ortaklığı , kulvar bazlı anlamlı olur ki, bu iki sınıf aynı kulvarda, yarış halinde değiller... Yargılar üretirken bu kadar genelleyici ve basite kaçmamalı ve alıntı yaparken de "e göreliğe" dikkat etmek gerekir.
Siz Marx bir yerde şöyle demiş diyorsunuz (genelde) ama neye göre söylediğine dair ya bilginiz yok ya da nerede kullanabileceğinize dair yeterince irdelemiyorsunuz gibi, zira değindiğiniz konularla ilgili-alakalı olmuyorlar.
Bu icatlar kapitalizm in işçi le rekabeti sonucu yaratılmış elbette
Dam üstünde saksağan dersem gücenir misiniz?
Yani insan buharlı makinaları aşıp mıknatıslı motora geçtiğinde Marks seviniyor. Bu gün Robotları görse idi ne yapardı acaba
Demişsiniz, siz görünce ne yaptınız? Oysa bunlar ihtiyaca dair icatlardır, öne sürdüğün iddiaların namına hiç bir alakası yok. Toplum ihtiyacının farkındalığına erdiğinde, asıl faktör olan toplumsal emek ve birikimi yabana atmamamız ve mümkün mertebe ürün ile metayı ayırt etmek gerekir.
Siz insanlığın ilerlemesi ve gelişiminde, ihtiyaç ve emeği yok saymakla, ama bunun istismarını temel belirleyici kılmakla zaten baştan kaybettiniz. Gözünüze çalınan kapitalist istismarın üretkenliğini(META bazlı!), dönüp, toplumsal emeğin yerine geçirmekle, indirgemekle zaten Marx'ı anlamadığınızı göstermiş oluyorsunuz ve ne yazık ki Marx'ın konuyla ilgisi olmayan sözlerini de kullanarak...(konu uzamasın diye detaya girmiyor, alıntılar yapmıyorum)...
Toplumsal emek, buradaki toplumsal emeğe, ihtiyaç-gereksinimin bilinci!-, üretim, beyin emeği, toplumsal birikimler, bilim, sanat, kültür, fizik, matematik, dil, iletişim vb tümü de dahildir. Bunların kapitalizmden bağımsız varlığı başka, kapitalizm tarafından kullanımı, iteklenmesi, istismarı başkadır, her iki durumun da şu ya da bu yönde(e göre) avantaj, dezavantajları olur, ama ne yapmamalı, işinize gelen bir tarafı alıp, saltıklaştırıp, indirgememelisiniz. Marx bunu yapmaz, "ney-e göreliği" nettir, siz parçalardan, bütüne dair yargılar üretmekle kendiniz hata yaparsınız.
Buharlı makinenin üretimi(ki bir subayın ağır topları taşımak ihtiyacıyla tasarımı, buluşuyla başlar), pusula, radyo sinyalleri, haberleşme, aklınıza gelecek en temel ilerlemeler, buluşalr da amaç META olmadığı gibi, kapitalistlerin ve salt bireylerin eseri değiller, o her birey 2 ile 5'i çarpmayı dahi toplumsal emek ve birikimden edinir. sizin yanılgınız, kapitalizmin toplumsal emek üzerindeki mülki ve üretim ilişkilerinin, sizde olşturduğu aitlik, sırf kapitalizme indirgeme hatasıdır. Bu detayı izah edebildiğimi düşünüyorum. Ayrıca gayet açık biçimde dile getirdim, öncelikle esas almamız gereken toplumsal emek ve bu emeğin kapitalist istismarını görebilmemizdir ve evet bu, hem meta, kar amacı hem de talep ve arzın ölçeğiyle de itekleyici bir rol oynar, ama ağaç yoksa, ağaç mantarı da yoktur, parçaları da doğru yerleştirmeliyiz...
Marx'ı anlamak istiyorsanız, önce varsayımları bırakmak gerekir ve tek yönlü değil, çok yönlü bakmayı yani "neye göreliği" ve parçadan, safsata yargılara çıkmak değil, toplamda bütünleyebilmeyi başarmak gerekir. kapitalizm olmasaydı diye soruyorsanız, ilerleme yine olacaktı, belki daha da iyi olacaktı... Yerine neyi öngörüyoruz belli değil çünkü sorunuz varsayıma dayalı... toplumsal emeği istismar etmeyen bir sistem de çok daha ileri sonuçlara varabilirdi, değil mi? Varsayımdan yola çıkıyorsunuz ve "olgu" bazlı bakıldığında bilimsel bir değeri yok. Olmasaydı gibi sorular, olay ekseninden çıktığı an, bilimden dışa çıkmanın aracı, safsata haline gelir. Burada olay ile olguyu ayırt edememek arasında ince bir çizgi vardır. Bilim öncelikle gözlem+deney gerektirir, varsayım öne sürdüğünüz an, bilimden olduğu kadar Marx'dan da koparsınız.
Öncelikle ortaya koymamız gereken toplumsal emektir, yok saydığınız an, Marx'ı unutabilirsiniz... Marx şurada şöyle demiş, iyi de, neye göre demiş, konu neymiş, ele aldığımız konuyla ilgili miymiş?
Sn Spartakus
Bazı insanlar dünyanın merkezine kendilerini koyar dünya kendi etrafında döndüğünü düşünür bu tür insanlara karşı kullanacak söz bende yoktur.
E göre de Marks ait olan düşüncenin anlatım biçimidir . Çünkü Marks gelecek konusunda kesin şeyler söylemez onu ancak kahinler söyler.
Marks o kadar karışık şeyler söylemiştir ki benim gibi orta akıllılar onu hiç anlamamış Ancak yüksek akıl gerekiyor Marks anlamak için Eh Marks ın teraziside onların elinde.
Bu anlayış tarzı bana bazı din adamlarını hatırlatıyor.
sn Kartopu
kapitalizm uçağın bulunuşunun sebebi değil, mümkün sonuçlarından biridir.
marks'ı anlamak konusunda da kimsenin birbiriyle bişeyler yarıştırmasına gerek yok.
engels'in bi sözü var
markı anlamak için hegel'i anlamak gerekir gibiinden
diyalektiği iyi bilmek gerekir.
iktisat bilmek eko-politik bilmek gerekir
Sn Blitzkrieg
Bu güne kadar kendini Marksist kabul eden kiminle bir tartışmaya girmişsem hep en üstte kendini görmüş ve kimseyi kendine yaklaştırmamıştır. Bu kapitalizm in özel mülkiyet kültürünün benimsenmesinin beyinlere yansıması sanırım
Tıpkı kendini dinin merkezine koyan dincilerin kendini dinin otoritesi gibi gördüğü gibi. Onlarda kendilerini Marks ın otoritesi kabul etmiştir.
Bu Marks ne anlaşılamaz şeymiş okuyan anlamıyor.
Uçak konusu şudur 12 bin yıllık özel mülkiyetli sistemlerde deki ilerleme in daha fazlası 400 yıllık kapitalist sistemde olmasıdır. Yoksa uçaktan daha fazlası var.
Bence Marks ı anlamak sadece hegel i anlamak değil A. Simith Ricardoyu da anlamaktır.
Hatta köle Spartakus u da anlamaktır.
bilgivehis
07-06-2019, 10:22
Dünya hiç kapitalizm yaşamamış olsa idi bu gün ne durumda olurdu acaba.? Dünyada fazlalıklar veya eksiklikler ne olurdu.
Üretim araçlarını yapan bilimdir, bilim olduğu halde kapitalizmin gelmemesi imkansızdır.
Ancak bilim olmasa da sömürü için bir şey değişmeyecekti, feodal sistem devam ederdi.
Bizim asıl devrimimiz bilimi kapitalizmin tekelinden kurtardığımız zaman mümkündür, aksi halde elli tane ülkede sosyalist devrim olsa kapitalizm yine ayakta kalacaktır.
Çünkü üretim araçlarını ele geçirmek sadece başlangıçtır, asıl önemli olan kapitalizmi bilim yapamamak duruma getirmek ve bilimi komünist bir anlayışla ona hakim olmak, aslolan bence budur.
Kapitalizm .Hastalık mı.? Faşizm. Delilik mi. ?
Ne hastalık ne delilik, ikisi de fırsatı kullanmaktır.
Kapitalizm fırsatı kullandığı için kapitalisttir, gücü veya varlığı halkın duruşuna bağlıdır.
Halkın tepki verme bilinciyle orantılıdır.
Halkın tek düşmanı yine halkın kendisidir.
ilahimasal
07-06-2019, 10:55
Marx dan anladıgım
Dünya daki sorunların tamamının kaynagı ekonomidir , kapitaldir.
Dikkat etmeden gectiğiniz konu ise , filozofumuz spartaküs ün dedigi üretim araçlarını elde etmişler arasında dahi rekabete dayalı bir kavga / sorun var. Burada işciyi emekciyi sömürmeyi dahi unutmuşlar , üretim yaparken işcisiz emeksiz üretim yapıp sermayelerini katlamak için kendi aralarında amansız bir rekabete giriyorlar. Sonucu çok dikkat etmezlerse SAVAŞ olur. Bu savaşlarda dahi insan gücüne degil , insansız savaş gücüne ulaşmak için teknoloji üretiyorlar.
Bknz rusya cin iran vs gibi ülkelerle girişilen ticari savaşlar ve sonuç alınmazsa insansız yada daha az insanla teknolojik savaşlar.
Bunların tamamı , işci emekcinin dışında kendi aralarındaji bir savaşa dönüşmüş. Tamamı gözümüzün önünde cereyan ediyor.
insanı göz ardı edip kendi aralarındaki rekabeti savaşa cevirmek hastalıkmıdır körlükmüdür ?
1 ve 2 Dunya savaşları cogunluğu insan ve yeni gelişmeye başlamış teknolojik savaş silahları ile oldu. Sebep yine EKONOMI VE KAPITAL.
3. Dunya savaşı olurmu yada oldumu ? oluyor da bizler hala adını koyamıyormuyuz bilmem ama ne 1. Nede 2. Dunya savasları gibi olmuyacak yada olmuyor.
Bu gün ki rekabet savaslarının icinde kapitalistler emek , alınteri gücünü cokta kendilerine tehdit olarak görmüyorlar. Kendi savaşları gözlerini iyice kör etti.
Bu durum emeğin ve buna bağlı üretimin önünde fırsat olabilir. Olabilirde degerlendirebilirler mi görücez.
Kapitalistlerin kendi aralarındaki rekabetin sonu kesinlike yıkım getirecek.
Ve bu yıkımın sonunda kalırsa bir teknoloji onuda insanları rehabilite etmeye yarayacak işlere kullanırlar artık.
Bizim asıl devrimimiz bilimi kapitalizmin tekelinden kurtardığımız zaman mümkündür, aksi halde elli tane ülkede sosyalist devrim olsa kapitalizm yine ayakta kalacaktır.
Çünkü üretim araçlarını ele geçirmek sadece başlangıçtır, asıl önemli olan kapitalizmi bilim yapamamak duruma getirmek ve bilimi komünist bir anlayışla ona hakim olmak, aslolan bence budur.
Ne hastalık ne delilik, ikisi de fırsatı kullanmaktır.
Kapitalizm fırsatı kullandığı için kapitalisttir, gücü veya varlığı halkın duruşuna bağlıdır.
Halkın tepki verme bilinciyle orantılıdır.
Halkın tek düşmanı yine halkın kendisidir.
İşte bütün konu budur
İnsan kendini kurtaracak ona bir kurtarıcı çıktığı an insan başka bir kurtarıcının esaretine giriyor. Bunun için yakın tarihimiz olan sosyalist sistem şahidimizdir.
Burjuva egemeniliğinden kurtulan insanlık bürokratik bir sistemin egemenliğine teslim edilmiştir.
Yine Marks tan söz edeceğim. Manifestoda şunu der. İşçi sınıfı ekmeğine bir dilim ilave ettiği için değil özgürlüğü için savaştığında devrimcidir.
Kapitalizm.= Sermaye birikimidir. Hastalık değil.
Faşizm =.Sermaye sisteminin krizlerinden kurtulmasıdır. Delilik değil.
spartacus
07-06-2019, 15:01
"Toplumun kalabalıkları ve onlar gibi düşünenler benim kitabımı okumasınlar; hem ben, ona hiç el sürmemelerini alışkanlıklarına uyarak eserimi yanlış anlamalarına yeğ tutarım."
"Kapitalist üretimin en büyük engeli, sermayenin ta kendisidir."
"Eğer dış görünüş ve şeylerin özü aynı olsaydı, o zaman bilime gerek kalmazdı ."
Bunların tamamı , işci emekcinin dışında kendi aralarındaji bir savaşa dönüşmüş. Tamamı gözümüzün önünde cereyan ediyor.
insanı göz ardı edip kendi aralarındaki rekabeti savaşa cevirmek hastalıkmıdır körlükmüdür ?Sistemin, sermayenin, meta(ticaret malı), kar amaçlı üretimin, sömürünün karakteri, tıkırında öngürülen işleyiş açısından ne hastalık ne de körlük, ama sonuçları açısından ve bütüne bakıldığında, hoyratça tüketilmekte olan doğa ve kaynakları ve canlıları ve insanlığı ve emeği düşünürsek, körlük ve hastalıktır da(her koldan sarmış mantar ve beden gibi).
İşlevsel, fiili sonuçları hasta eder mi? Eder, sınıflı toplumlarda heleki kapitalizm çağında rekabet, yarış olarak değil, çatışma olarak ele alınmalıdır, çünkü amaç yarışmak değil, birbirini saf dışı bırakmak(egale), oyundan atmak üzerine düğümleniyor... Bu önemli bir detaydır, rekabet ile kulvardan atmak aynı şey olmasa da, ikinciyi doğuran, birincisidir, birincisini doğuran ise, çıkar eksenidir ve bu çıkar ödüle ve alkışa dayalı değil, sömürü ve sermaye birikimi açısındandır ki, kişiyi aşan ve psikolojik sendormlara da dönüşen bir sitematiğe dönüşür.
Benim, kişileri ve ilaçları öne sürerek sistemi görmezden gelen ve faşizmi de bunamaya indirgeyen ifadelere karşı, yani tablonun bütününe değinen ve sonuç olarak asıl hasta olan kapitalizm (yani kişilere endekslenmemeli) dediğim ve neye göre dile getirdiğimi açıkca belirttiğim ifade, alakasızca, cahilce-ki mazlemeye bakınca, normal olduğuna kanaat getirdim- çarpıtıldı, izah ettiğimde ise "her sözüm ayettir, bir ilahım, eleştirilemem, hiç bir iddiamında, isnadımın da izahı, dayanağı olmak zorunda değil" moduyla, ad-homimenle, kişisel yüklenmeye geçildi, -ki duruma bakınca, elden geleni gördüm, hak verdim. lakin konuya da alakasız bir dolu başlık eklenmiş oldu.
Dünya şu, şu, şu gözlemler ve veriyle (e göre!) yuvarlaktır ifadesine karşı argüman "hayır dünya düzdür çünkü musluklardan su akıyor, sen kendini ne sanıyorsun" biçimiyle olabilir mi? oradan da buralara geldik.
Toplumsal emek, yani ihtiyaç, gereksinim(bilinç) ve karşılama çabası, kapitalizmden bağımsız ortadadır, yani insanın üretkenliği, emeği, egemen sınıf temsil etmez, egemenler iradi bir müdahaleyle asalak olarak o bedene yerleşir ve elbette itekleyici de olur, beden üretim kadar diretim açısından da agresifleşir, avantaj ve dezavantajlar oluşur. sınıflı toplumlar, toplumsal emeğin, üretken emeğin, kafa-kol gücü de dahil, kişisel, sınıfsal kullanımı, sömürülmesi, güç amacıyla ortaya çıkmaktadır ki, toplumsal emeği düşündüğümüzde bu bir "ur", "asalak, mikrop" gibidir, bu yönüyle de bedenden söküp atılması gereken bir hastalıktır.
Egemen sınıflar birbirlerini parkurda saf dışı bırakırken, sistemi çökertmezler(işlevi yerine gelmiş olur), sistem ve verili koşul bağlamında ise, yani sistem açısından bakacaksak, kapitalizmi zayıflatmıyor, aksine çöküşün veya daha fazla sömürü starejilerinin pratiğe yansıdığı krizlerden çıkışı da sağlıyor. Ancak kriz, fırsat, sıçrama anıdır da, burada ister yatay ister dikey taraflar olsun, fırsatı hangi tarafın değerlendireceği meselesinde de koşullar tayin edici öneme sahip, yabi sonuçları bakımından fırsatlar açısından bakarsak, çöküşün koşullarını da sağlayıcı faktör haline gelebilir Nesnel koşullar fiili, öznel koşullar ise bilinci-iradeyi-kültürü vb temsil eder.
Bu durum emeğin ve buna bağlı üretimin önünde fırsat olabilir. Olabilirde degerlendirebilirler mi görücez.
Kapitalistlerin kendi aralarındaki rekabetin sonu kesinlike yıkım getirecek.
Ve bu yıkımın sonunda kalırsa bir teknoloji onuda insanları rehabilite etmeye yarayacak işlere kullanırlar artık.
Emek açısından fırsat olacaktır ve dediğin gibi fırsata dönüşütürlebilirse, bu bir yıkım değil, bir kurum da getirecektir. yani burada amaç yıkmak değil, kurmak olacak -olmalı- ve yıkım bir hedef değil, bir hedefin önündeki duvar gibi. Amaç yıkıma indirgenip, endekslendiği an, yıkılan da, kurulan da pek farklı olmayacaktır. Yıkımın da, koşulun da, yıkıcı gücün de temeli, mimarı sistem ve sermayedir, yeni yapının ise mimarı emek, ihtiyaca dayalı üretim alt-yapısı ve ilişkileri olmalı.
spartacus
07-06-2019, 17:51
Ama ne yazık ki kapitalizm var oldu. Uçak da bulundu Robotlarda icat edildi. ve kapitalizm sayesinde değil, toplumsal emek, esas faktör budur ve tüm bu tür icadların çoğunun temelinde meta yani ticaret malı amacı yatmaz, kaç tane buluş incelediniz?
Yukarıdaki soru hala yanıt bekliyor? Marx'ın böyle bir iddiası ya da düşüncesi olduğuna dair tek bir alıntı sunacak mısın? tamam biz bilmiyoruz, anlat bize,, bu yargıya nasıl vardınız?
Bakalım ne zaman, bana şöylesin böylesin, işte Marx'ı anlamadığımızı söylerler(kendini ilahtan saymaya devam ediyorsan, haksız olabilirler mi?), ederler demek yerine, sözde eleştirdiğinizi sandığınız argümanları ele alacak, ne zaman iddia ettiklerinizi dayanak ve kaynaklandıracaksınız, artık merak konusu... Neden kerameti kendinden menkul ve açıkca yanlışı ortada olan lafızlar ediyorsunuz? Anlat bizde görelim, anlayalım varsa yanlışımız düzeltelim... Sap ile samanı ayırt etmeyi kavramak gerekir. E görelik, bunu hiçe saymak zaten bilimle, materyalizmle ve Marx'ın düşünce ve yöntemiyle de bağdaşmıyor ki.
Bu icatlar kapitalizm in işçi le rekabeti sonucu yaratılmış elbette
Bu garip ifade gerçek midir? Ayet midir? Marx'dan mı edindiniz, peki kaynağınız nerede? Neden açıklamıyorsunuz, itiraz ettiğiniz paragrafla alakası nedir?
Eğer ben Marks ı anlamamışsam sen dahil kimse anlamamıştır. Sn Spartakus.
Bu kadar iddialıyım.
İddia mı, laf mı? sizden öğrenmeye açığım, buyrun, sizden yaptığım alıntıları izah etmekle(zira 3-5 kelimelik, kerameti kendinden menkul, böylece anlam içermeyen yargılardan bir sonuç alamıyorum) ve sorularıma yanıt vermekle başlayın. Hangi iddianızı açıklayabildiniz, türetimlerinizin kaynağı nerede? Örneğin yukarıdaki ifadenizin dayanağı nedir?..
kapitalizm= sermaye birikimidir. demektesin;
Bu mudur yani? Marx nerede, hangi kriterlerle kapitalizme ilerilik, nerede gerilik atfetmiş, neye göre sermaye birikimi, neye göre sömürü, neye göre emek-sermaye çelişkisi, neye göre üretim tarzı ilişkisi vb dile getirilmiş haberiniz yok. Bu kadar basit ve genelleme ne ile mümkün? Bana karşı kişisel lafızlarınızın anlamı yok, konuyla da ilgisi yok.. Eleştirecekseniz argümanlara odaklanın... Bütünden bakmalı, bir sonuca bakılarak sistem tarif edilemez, ama "de", "da" ekiyle ifade edebilirsiniz, demek ki her ifadenin bir GÖRELİĞİ olmalı. kapitalizm=sermaye birikimi demek ve indirgemek, kapitalizmi hoş gösterme çabası gibi, bu tutumunuz sırıtıyor, sap ile samanı ayırt etmiyor musunuz. Sömürü, toplumsal üretim, bireysel mülkiyet, sermaye-emek çelişkisi, alt-yapı(üretim tarzı, üretim ilişkileri), üst yapı(ideolojisinden, politiğine, pazarlama yöntemlerinden, insanın kendisine, doğaya da yabancılaşmasına(!), inançlardan, kurumlara değin)... bir önemi ve belirleyiciliği yok mu? Kapitalist üretim ve tüketim ilişkilerinin, pazarlama ve reklamların, taleplendirme ve mahrum kılmanın, meta fetişizminin, insanın yabancılaşmasının, insanın meta haline gelmesinin psikolojik sonuçlar ve sorunlara yol açmadığın mı iddia etmektesiniz? Sebep? kapitalizm=sermaye birikimidir vb sözlerle itiraz etmiş veya açıklamış mı oluyorsunuz?
Artı-değer oranındaki yükselme de, kâr oranındaki düşme de, emeğin büyüyen üretkenliğinin kapitalizm altında ifadesini bulan özgül biçimlerden başka bir şey değildir.
Kapitalizm sermaye birikimi olduğu kadar birde işçi sınıfına rakiptir ondan kurtulmak ister her ne kadar bu kurtuluş onun sonu da olsa yinede bunu ister.
Bu genelleştirilmiş ayeti kerimenizi açıklamaya ve Marx'ın da böyle düşündüğü ve bizlere göstermenizi bekliyoruz? Hala beklemedeyiz...
kapitalizm güzellemesi yapmak namına(elbette Marx'ı yanlış anlamışsınız!) bu kadar saptırmanın art-niyet olduğunu düşünmediğim için, e göreliğe bakmadığın ve bu sebeple de argümanı anlamadığınızı ifade ettim(benim ifademi anlamamışsınız, YANLIŞ ANLAMIŞSINIZ, izin verinde bunun farkına varan olayım). örneğin kapitalizm kendi koşullarında karşı-devrimci, feodalizme göre ise devrimcidir, sırf bu kelimeyi, feodal unsuru çıkartarak yani bir cümleyi, konu başlığını, neye göre ele alındığı ve kritiğinin-kıyasının neye göre olduğunu hiçe sayarak, kelime cımbızlarıyla okursanız, geriye ne kalır? Elbette eksik ve yetersizdir, kişiselleştirmenizin gereği yok.
Kapitalizm sermaye birikimi olduğu kadar birde işçi sınıfına rakiptir ondan kurtulmak ister her ne kadar bu kurtuluş onun sonu da olsa yinede bunu ister.
Yani insan buharlı makinaları aşıp mıknatıslı motora geçtiğinde Marks seviniyor. Bu gün Robotları görse idi ne yapardı acaba
Kâr oranını yeni makine hemen değiştirdiğine göre, maliyet-fiyatı üzerinden %10, yani 2 şilin elde edecektir. Üretim-fiyatı, demek ki, değişmeden = 22 şilin olarak kalacak, ama değerinin 1 şilin üzerinde bulunacaktır. Kapitalist koşullar altında üretim yapan bir toplum için bu metada herhangi bir ucuzlama olmamıştır. Yeni makine, bu toplum için bir iyileştirme değildir. Bu yüzden de kapitalist, bu makineyi kullanmaya niyetli değildir.
İşçiden kurtulmak istenci yani strateji(!) olarak düşünülmemeli, saltıklaştırılamaz. Sermaye nasıl birikir peki? Emek ve üretim orantısı bunun neresindedir? ... Robotların kullanımı, sırf işçiden kurtulmak için mi? ...
3-5 kelimelik cımbızlardan türettiğiniz sözleri, yanlış yargılarla savurup duruyorsunuz, o konular ciltler dolusu kaynak, veri gerektiren konular, bir neye görelik arzeden ve duruma, koşula göre de göreceli(rölatif) konular, göreceli konulardan, mutlak yargılar üretmek zaten başlı, başına hatadır. Teori, olgulardan hareketle oluşur, göreceli konular ise özgülün de ele alınır ve neye göre ve hangi koşula göreliği özellikle belirtilmelidir. neden hatalı yargılar ürettiğinizi açıklamak için "neye göreliğe" girmek zorunda bırakıyorsun, lafla peynir gemisi yürümüyor.. Sizden öğrenmeye razıyım, dilerseniz bir başlık açın, burada Marx böyle düşünüyordu dediğiniz ve tüm diğer iddialarınızı da alın, sırayla anlatmaya başlayın... Yeter ki cümlelerin içinden, bir kaç kelimeyi cımbızlayıp, olmadık, alakasız, amacı saptıran lafızlar üfürmeyin, kafi... Ya da, bir itiraz, iddia da bulunrken, neye dayandığınızı da bir zahmet belirtin ki, o yüce ilahi ve mutlak yargıç mertebenizin, ayetlerini anlama şansımız olsun. bakalım başarabilecek misiniz?
spartacus
07-06-2019, 21:21
Demek ki,sermaye, toprak mülkiyeti ve emeğin ayrılması, yalnız işçi için zorunlu, özsel ve zararlı bir ayrılmadır. Sermaye ve toprak mülkiyeti bu soyutlama sınırları içinde kalamazlar, ama işçi emeği bu soyutlamadan çıkamaz. Öyleyse, işçi için,sermaye,toprak mülkiyeti ve emeğin ayrılması ölümcüldür. Ücret için en düşük ve tek zorunlu oran, işçinin çalışma sırasındaki geçimi, ve bir aileyi besleyebilmek ve işçiler soyunun sönmemesi için zorunlu artıdır (excédent). Olağan ücret, Smithe göre, simple humanité ile, yani bir hayvan varlığı ile bağdaşabilinen düşük ücrettir. İnsan talebi, tıpkı herhangi bir başka meta gibi, insanların üretimini zorunlu olarak düzenler. Eğer arz talepten daha büyükse, işçilerin bir bölümü ya dilenci durumuna düşer ya da açlıktan ölür. Demek ki işçinin varoluşu, başka herhangi bir metaın varoluş durumuna indirgenmiştir. İşçi bir meta durumuna gelmiştir ve bir iş bulabilmesi onun için bir talihtir. Ve işçi yaşamının bağlı bulunduğu talep, zenginlerin ve kapitalistlerin gönlüne bağlıdır. Eğer arz miktarı talebi [aşarsa], fiyatı [oluş]turan öğelerden biri (kâr, toprak rantı, ücret), fiyatının altında ödenecektir, bu belirlenimlerin demek ki bu işlemden kurtulur ve böylece pazar fiyatı kendi merkezi [yöresinde] doğal fiyat [yöresinde] dolaşır.Ama 1° işbölümünün yüksek bir düzeyinde, çalışmasına(emeğine) başka bir yönelim vermesi en güç olan kişi işçidir, 2° kapitaliste bağımlılık ilişkisi yüzünden, bu zarara ilk uğrayacak olanda odur.
Pazar fiyatının doğal fiyat yöresinde dolaşması sonucu,demek ki en çok yitiren ve zorunlu olarak yitiren kişi,işçidir. Ve kapilastin, sermayesine başka bir yönelim verebilme olanağı, ya belirli bir etkinlik dalı ile sınırlanmış bulunan işçi'yi ekmekten yoksun etme, ya da onu bu kapitalistin tüm isteklerine boyuneğmeye zorlama sonucunu verir.
http://www.kurtuluscephesi.com/orjinal/1844.pdf
Kapitalizmin psikanalizi, detaylar alacaktır, ancak, kapitalizm koşullarında milyonların, psikolojik durumu gibi, birde emek üzerindeki habis "ur" olarak da ele alınması elzemdir.
Sistemin tanısı anlamıyla "Kapitalizm = hastalık" değildir, benim ifadelerim bu şekilde, heleki sanki kapitalizmin ne olduğunu ele alıyormuşum gibi çarpıtıldı(ki düzeltilmek zorundaydı), kapitalizm hastalıktır demekle, kapitalizm ve faşizm kişilere ve ilaçlara, bunaklara indirgenmemeli, bu bağlamda asıl hasta olan kaptalizmdir(ben bunu ifade etmiştim) demek arasında fark vardır. Hatta şu, şu temelden bakıldığında kapitalizm hastalıktır demekte, kapitalizm?hastalık demek değildir, şu ya da buna göre=hastalıktır demektir.
Her kapitalizm dendiğinde buradan sadece "kapitalisti, patronu, sermaye birikimini" anlamak dar kafalılıktır, tabi elbette sistem oalrak kapitalizm demek öncelikle "sermaye birikimi" değil "o birikiminde temeli, sömürüdür, emektir"... zira kapitalizm dediğimiz zaman, buna bir bütün halinde, alt-yapı, tüm üretim ilişkileri ve buradan anlam kazanan üst-yapı, sosyal ilişkiler, efendi, köle ilişkileri, bağımlılık, özgür olamayan, arz, talep ve yapay talepler, meta fetişizmi, kapitalist pazar ve pazarlama yöntemleri ve psikolojisi, insanın kendisi ve doğaya yabancılaşması, herhangi bir ürün ya da markaya sahip olmakla diğerleinden farklı olduğunu sanacak kadar yabancılaştırılması, ekonomi-politik değerler, zaruriyet, mahrumiyet, yoksunluk ve varlık koşulları, zenginlik ve fakirliği, yozlaşma, dinsel inaçlardan tutalımda, kültüre değin geniş bir yelpazeyi kapsar.
Hasta bir insanı ele alıyor olalım, biz "insan=hastalıktır" demeyiz, ancak insan hasta olabilir, A hasta ise de A hasta deriz, burada amaç A'yı tanımlamak değil, durumuna dair ifadedir(E GÖRELİK, önemlidir).. Bu kadar basit ayrımı görememek nasıl ifade edilebilir ki?
Ayrıca, YABANCILAŞMA, insanın meta yani ticaret malı haline gelmesi ve artık ancak emeğini(beyin emeği de dahil) böylece yetenekleri ve kendisini pazarlayarak hayatta kalma mücadelesi, kabul görme çabası, aksi taktirde içine düştüğü psikolojik yıkımlarla ve bunun sistemin genele dair(yani şu ya da bu kişiye has değil) belirgin etkisiyle vb boğmak istemiyorum, ancak, bu ifade ilk Hegel'de anlam bulmuş, Marx tarafından ise olgu temeli üzerinden çözümlemesi yapılmıştır. Kapitlalizmde insanın yabancılaşması, insanın birer meta(ticaret malı) haline dönüşmesi, kapitalist kazandıkça işçinin yitirmesi -ki bu salt ekonomik değil! kültürel, bilinç, politik, psikolojiktir de vb yani bunun birde sonuçları, yansımaları var. bir çok, ama bir çok faktörle uzasın istemedim.
Konu itibariyle, ne sömürü ve kapitalizm, sistemin işleyiş biçimininin, helek ki zora dayanmadıkça ve başvurmadıkça sürdürülemez akıl, mantık dışı çelişki ve ilişkilerinin sonuçları, ne de faşizm, kişilerin psikolojik durumları ve ilaçlara bağlı olmaları durumuna indirgenmemeli, asıl kaynak yani kapitalizm görülmelidir. Bu bağlamda kısaca ifade ettim, ne kapitalizm ne de faşizm bunamış kimselerin eseri değil, ama o bunama koşulları ve bunaklık-lar, aksine kapitalizmin eseridir.
Bu en az, 3 biçimde anlam kazanır, birincisi yukarıdaki paragraf, ikincisi emek üzerinden ve böylece insan üzerindeki bağımlılık, kölelik, yoksunluk, mahrumiyet koşulları, tahakkümün psikolojik sonuçları, sendromları ve semptomları, ayrıca üçüncü olarak da, toplumsal emeğin sömürülmesi bağlamındaki asalak "ur" yönüyle de, literatürel ifadesiyle de ilgildir. bu üçüncüde amaç kapitalizm nedir sorusu değil, emek ve doğa esas alındığında kapitalizmin oydağı rol ile ilgilidir. Virüs,sömürgen, asalak, ur, ne derseniz deyin ancak, bu biçimde konumlanış, bu beden(emek, toplum ve doğa) için hastalıktır.
hastalığı resmi ideolojinin sınırlarına da indirgememek gerekir, örneğin asalak mantarlarca sarılmış bir ağaç, meyve hasta olarak nasıl tabir edilirse, kapitalist aslak tarafından kuşatılmış emek ve doğa-toplum da o düzeyde hastadır ve bu ekonomi-politik ilişkiler, sosyal ilişkiler, insan sağlığı(tıbbi sonuçlar) kadar, kültüre değin geniş bir yelpazeyi de temsil eder ve hasta ifadesi, isnat, işaret etmek, kötülemek anlamına gelmez, hal ve durumun ifadesi, tanı konmasıyla ilgilidir, metafor olarak bedende yayılan kanser hücresi gibi düşünülebilir...
Biz güncel bir iktisadi olgudan yola çıkıyoruz. İşçi ne kadar çok zenginlik üretir, üretimi erk ve hacim bakımından ne kadar artarsa, o kadar yoksul duruma gelir. Ne kadar çok meta üretirse, o kadar ucuz bir meta olur. İnsanların dünyasının [B]değersizleşmesi, nesnelerin dünyasının değer kazanması ile orantılı olarak artar. Emek sadece emtia üretmekle kalmaz; genel olarak emtia ürettiği ölçüde, kendi kendini ve işçiyi de meta olarak üretir.
Emeğin, asalakları olduğu sürece, arızasız ve sağlıklı olduğu ve sağlıklı koşullar doğuracağı neye dayanarak iddia edilebilir? Sistemin dayattığı, bağımlılık, koşulları ve baskısı, kendi ve gerçeğe yabancılaşma, meta fetişizmi ve insanın kendisinin de(kültürel ve bilinç olarak da dahil!) meta(ticaret malı) haline dönüştüğü koşulların, hem koşul olarak hem de insan, doğa faktörü açısından sağlıklı olduğu ve sağlıklı sonuçlar vereceği ve sağlıklı işleyeceği neye dayanarak iddia edilebilir?
Eğer konu, "Psikiyatri ve kapitalizm, faşizm, akıl hastaneleri." başlığına sahip ise, sistemin TANISI, KİŞİLER ve rahatsızlıklarına indirgenir veya endekslenirse bu hata olur, zira kişiler ve rahatszılıkları birer sonuçtur. O halde, bu sonuçlar, kaynağın sebebi, belirleyeni değil, aksine kaynak, bu sonuçların sebebi, belirleyeni konumundadır, değil mi? o halde bakmamız gereken kapitalizm ve yaşam koşulları ve sistemin nasıl işlediği ve konuyla ilgili de etki ve sonuçları, insanlarıni toplumalrın bu hallere nasıl geldiği-düştüğü olgusudur ki asıl işlememiz gerken konu buydu
bu kadar emek ve gereksiz açıklama, konusu ve neye göreliği belli ifadelerimin, basitçe çarpıtılmasından ve çarpıtanın da nasılsa hiç bir dayanağa başvurmama kolayına kaçmasından ve tamamen alakasız şeylerin tarışmaya açılmasından ileri geliyor. Bu konular, üzerine ayrı başlıklar halinde işlenecek ve nedeni nasıl, sebep, sonuç bir çok kalemde, sorulacak ve yanıtlanacak, kitap kadar detaylı konulardır. Alıntılarla boğmak istemedim ve olabildiğince özet ifadelere yönelmiştim, ifadeleri nözet olması, şu ya da buna özellikle değinilmediği anlamına da gelmez, kaba, ama temel fikir açsından ifade edildiler, makale biçiminde geniş ölçekli ele alınmadı.
Sonuç: Kapitalizm, güncel sömürge sistemidir -ki elbette ekonomi temeli üzerine oturacak, insanın iradi eyleminin temeli ekonomidir-, o sınıflı(efendi, köle esasına tabi), emek, sermaye çelişkisine bağlı, üretimin ve tüketimin ve ihtiyaçların toplumsal karakterine karşın, mülkiyetin ve tasarrufun bireyselliği çelişkisine, temelde alt-yapı ve kurumsallıkta üst-yapıya dayanan, asli çelişkiler ve yapı üzerine sermaye birikimi, yayılımını da zorunlu kılan...... bir sistemdir. Doğa ve insan, emek, toplum kısaca kapitalizmin dünyası nezdinde ise, hem alt-yapı hem de üst-yapı bakımından asalaklığa dayanır ki, bu bedendeki sömürgen ve yayılmacı asalak unsurun sonucu ve rolü, teşhis olarak da hastalıktır ve insan psikolojisi, psikolojik sorunları üst-yapı kapsamında ise de, üst-yapıyı belirleyici temel alt-yapı, ortam, çevre, ilişkiler esasıyla anlam kazanır. mahrumiyet ve kanıksanan veya çarezilik piskolojisi, örneğin, atanamayan bir öğretmene intiharı düşündüren nedir, ya işsiz bir işçiyi cinnet durumuna getiren, işinden atılma şantajıyla yaşayan, ayın ortasını zor getiren işçi ve emekçinin psikoljisi ve bağlı tüm diğer kaygı, bozulan sosyal ilişkiler, psikolojik sorunlar ve yine sorunlarını üreten sisteme sığınmak zorunda kalan ve örneğin ilaç tekellarinin eline düşen bu kişiler mi sorunlu, yoksa sistem ve dayatılan koşullar mı? sorun nerede? Çarpıtılmamalı... Neye görelik önemsenmelidir ve bu bağlamda ve salt emek, üretim, doğa değil, pazarlama, tüketimin ve amacın dejerasyonu, psikolojik arızalara tetiklemeye veya istismara dönük sistematiği de, insanın şu ya da bu markaya sahip olmakla diğerinden farklı hissetme noktasına varan şartlandırılma pikolojisi ve yabancılaşma vb baktığımızda, kapitalizmi kanserli hücreye benzetebiliriz, bu hem bu beden -insan ve emek- hem de doğa ve verili koşulları açısından ele alınmalıdır.
kartopu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu icatlar kapitalizm in işçi le rekabeti sonucu yaratılmış elbette
Bu garip ifade gerçek midir? Ayet midir? Marx'dan mı edindiniz, peki kaynağınız nerede? Neden açıklamıyorsunuz, itiraz ettiğiniz paragrafla alakası nedir?
Bunun kaynağı Kapital 3 de Engelsi yazdığı ön sözde Sn Spartakus.
Ayet diye küçümsediğiniz her şey Marks düşünce biçimi anlatıyor.
Konu Marks da değil sizin gibikendini otorite sananlar . Bu tür insanlar hep çıkmıştır siz ilk değilsiniz.İnsanları küçümseyen kendilerini üstün akıllı görenler.
Kapitalizm yaşanmadan komünizm e geçmek mümkün olsa idi bunu ilkel komünistler başarırdı. Komünizm denemeleri insanlık özel mülkiyeti keşfettiği andan itibaren olmuştur Hatta bazı başarılarda vardır.
Kapitalizm her daim işçiden kurtulmak istemiştir İşçi ile rekabeti sürmüştür Kapitalistleri rekebeti sadece kendileri ile değil işçi ile de keskin rekabetleri vardır.Bu rekabet kendi ölümleri de olsa bunu yapmaktadırlar.
spartacus
10-06-2019, 16:31
Engels demiş demeyin, ilgili paragrafı, cümleyi, neye göresi açık biçimde, alıntılayın ve nerede, hangi koşulda, neye göre ifade edilmişler birlikte irdeleyelim.
Engels demiş, ya denemişse, yanlış anlıyor olamaz mısınız(kendinizi ilah görüyorsunuz), neye göre dediğine dikkat etmediyseniz, ya başkalarının söylediklerini ele alıp, irdelediği bir satır ise ne olacak? Ben mi yanlış anlıyorum kabul, anlatın o halde... Kapital'i okuduğunu iddia eden birisi bu kadar bariz eşleştirme ve genelleme hataları yapmaz, hele ortaya sözde iddia, yargılar attığında, altını da doldurur diye de düşünürüm.. (bakınız önceki mesajımda iddialarınız ve Marx'dan alıntılar mevcut)
Kapital 3. Cilt Engels'in önsözünde ise böyle bir ifade hatırlamıyorum, bir neye göresi olmalı, buyrun alıntılayın!.
https://www.marxists.org/turkce/m-e/kapital/kapital3.pdf
Bu icatlar kapitalizm in işçi le rekabeti sonucu yaratılmış elbette
Bunun kaynağı Kapital 3 de Engelsi yazdığı ön sözde Sn Spartakus.
Ayet diye küçümsediğiniz her şey Marks düşünce biçimi anlatıyor..
Cevap mı bu? İddianızın kaynağı derken ne anladınız? Gece ile gündüzün sebebi nedir? İşte böyle bir kaynaktan söz ediyorum, "Güneşe açsı ve konumu değiştiği, dünya döndüğü" için, vb dayanak-kaynaktan söz ediyorum, AÇIKLAMAK ancak böyle mümkün. Ne zaman bir şey anlattınız, kerameti kendinizden menkul, uyumsuz yargılarınızın kaynağını, dayanağını ortaya koydunuz ki? Siz kendi EGOnuz ve dar görüşünüze ve -e göreliği ayırt etmeden genellemeleriniz namına, bu isimleri kullanıyorsunuz(istismar) sadece. Bana şu bu diyorsunuz, demediğniz ne varsa deyin, bir bağlayıcılığı yok.
Hala soruyorum, icadların, kapitalizmi, toplumsal emek ve insan üretkenliğine "ur" gibi yapışması ve elbette avantaj, dezavantaj açısından da irdelediğim ilgili ifadelerimle alakası nedir? Neye dair ifade ettiğimi ise, gayet açık ifade etmiştim. Hem ÇARPITTNIZ hem de farkına vardığınız halde DÜZELTMEK yerine çamur atmaya, beni karalamaya başladınız, kendinizi dokunulmaz, dargörüşlü, ego kurbanı bir ilah sayabilirsiniz, bu sizin sorununuz, sizin kim olduğunuz da beni zerre ilgilendirmez, ne dediğiniz, ne yağtığınız beni ilgilendirir. İfadelerimi çarpıtırsanız düzeltmekle mükellefim.... Metafor olarak, ağaç(toplum, doğa, insan emeği, ihtiyaçlar), meyve(ürün), kapitalisti nereye yerleştiriyorsunuz? Siz kapitalizmi ağaç ve meyve yaptınız veya indirgediniz, insan gereksinimlerini, doğayı ve emeği, toplumsal birikimleri nereye koyacaksınız?
1 Mikrop, bağışıklık sisteminin gelişimini tetikler, avantaj mıdır? Evet, ama aynı mikrop diğer taraftanda organizmayı çökertebilir,bu da doğru mu? Evet,E GÖRELİK derken kastımı anlıyor musunuz? Kimin söylediğinin önemi yok siz önce E GÖRELĞİ kavramlısınız, o söylemiş bu söylemiş diye yaptığınız garip genellemelerden başka, basitçe izah ettiğim halde benim ifadelerimi anlamayışınzıdan da bu sonuca varıyorum...
"Konu Marks da değil sizin gibi kendini otorite sananlar . Bu tür insanlar hep çıkmıştır siz ilk değilsiniz.İnsanları küçümseyen kendilerini üstün akıllı görenler.
ben kendimden mi söz ettim? Size talimat mı verdim?... Evet konu, sizin bir ifademi çarpıtıp,, Marx "icad görmüş sevinmiş", Engels şöyle demiş, miş, muş yapmanızdan önce değildi ve hala da değil, konu sizin tavrınız ve kendi kafanızdan kendinizi ilah ilan ettiğiniz ayetçiliğe, egonuza, anlayış ve bilinç kıtlığınıza, kişisel saldırılarınıza, dönüştü. 1 satır olsun geçerli bir söz söyleyin, bir kez olsun bir argümanı alın ELEŞTİRİN!...
2*3 =6 eder
Diyen birisine, çıkıp
2*3 = elma, armut sayesindedir, SEN KENDİNİ OTORİTE SANIYORSUN, YOK BİLMEM NESİNDE, ben ilahım, bana karşı geldiysen her zaman haklıyımdır, amacınız ne, üzüm yemek mi? İtiraz ettiğiniz argümanları okudunuz mu? Konusuna baktınız mı?
Hepsi bir yana asıl meseleye gelelim;
Marx "bir makine görüp, sevinmiş ise", bu sizin kapitalizm olmasaydı, üretim ve bilimde ilerlemelerde olmazdı "ayeti kerimenizi" doğruluyor mu?
Benim argümanıma, yani kısaca, insanın-gereksinimlerinin-emeğin(AĞAÇ), ürünlerin(meyveler), kapitalizminde, bu kaynaktan beslenen, sömürgen yapıyı temsil ettiği(UR), +yabancılaşma +taleplendirme stratejisi, +reklam, +meta fetişizmi üzerinden ele aldığım ifademe itiraz oluyor mu? Alakalı oluyor mu?
Ve Engels'in sözünü alıntılamanızı da ve ayet gibi söyleyip geçtiğinz iddialarınızın da neye dayandığını görmek istiyorum.
Bunlar Marx'ın düşüncesidir dediğiniz sorumsuzluğu, istimarınızı ise görmezden geleceğim...
ForumKirpisi
10-06-2019, 17:50
akıl hastanesinde yatan holding sahibi görmedim ama denizlili bi iş adamı ofisinde uzaylılarla konuştuğunu söylüyordu 2 yıl sonra tabancayla kendini vurdu.
her meslek kolundan her insan her yaşta olabilir.
doğal seçilim tıpla engellendikçe bozukluklar artacaktır.
ama tıp daha bozuklukları düzeltecek seviyeye çok uzak.
psikiyatristlerle görüşen kasabalı çiftçilerde var, ceolarda var, plaza kadını diye tabir edilenler de var, apaçiler de var.
her tarz insanda her şey olabilir.
lakin ilaçlar konusuna takılıyorum ilaçların bıraktım tedaviyi semptomları yeteri kadar azaltacak gücü yok ve yan etkileri belirsiz.
psikiyatriden önce yerli yersiz ilaç kullananlara müdahale etmek lazım.
bizim eczacı tanıdıklar ailecek ilaç manyağı olmuşlar, en ufak hastalıkta hemen kas gevşetici, antienflamatuar, antihistaminik, antibiyotik, kremler vs. vs.
bu ilaçları da gereksiz verenler var, o zaman antitıpta kurulabilir vs.
spartacus
10-06-2019, 18:32
"E göresi" olmadıkça, cümleleri anlamak mümkün değildir, kaldı ki, bu Marx'ın düşüncesidir derken, nasıl anladığınız değil, gerçekte söylenenin ne olduğu, neye dair olduğu önemlidir. Marx özellikle uyarır, "Toplumun kalabalıkları ve onlar gibi düşünenler benim kitabımı okumasınlar; hem ben, ona hiç el sürmemelerini alışkanlıklarına uyarak eserimi yanlış anlamalarına yeğ tutarım."
Burada ise, en önemli sorun olarak, okuyucuların "E GÖRELİĞİ" ve önemini, yani bir sözün neye göre söylendiği, neye dair, neyi kaynak aldığına, konusuna bakmaksızın ya da tıkandığı yerde okumadan veya araştırmadan, irdelemeden atlaması, okuması, ezberlenmesi olarak tespit ediyorum. Daha basit nasıl izah edilir bilmiyorum, bir cümle "kapitalizmin devrimci olduğu yazar", halbuki başka bir konu, açı da ise "karşı-devrimci olduğu da" yazar.
Ama okuyan kişi, neye göre ifade edildiklerinin ayırdımında değilse, haliyle anlamadığı veya yanlış anlayacağı gibi, yanlış yargılar da çıkartacaktır, bu ifadenin neresinden şahsi, kişisel mesele çıkartılıyor?. "Marx kapitalizme devrimci demiş, demek ki kapitalizm devrimcidir" diye bir GENELLEME yapan, bilinçli davranıyor olabilir mi? veya benzeri her konuda böyle neye göresi belirsiz, alakasız lafızlarda bulunmanın anlamı nedir?...
Bu icatlar kapitalizm in işçi le rekabeti sonucu yaratılmış elbette
Siz insanlığın ilerlemesi ve gelişiminde, ihtiyaç ve emeği yok saymakla, ama bunun istismarını temel belirleyici kılmakla zaten baştan kaybettiniz. Gözünüze çalınan kapitalist istismarın üretkenliğini(META bazlı!), dönüp, toplumsal emeğin yerine geçirmekle, indirgemekle zaten Marx'ı anlamadığınızı göstermiş oluyorsunuz ve ne yazık ki Marx'ın konuyla ilgisi olmayan sözlerini de kullanarak...(konu uzamasın diye detaya girmiyor, alıntılar yapmıyorum)...
Toplumsal emek, buradaki toplumsal emeğe, ihtiyaç-gereksinimin bilinci!-, üretim, beyin emeği, toplumsal birikimler, bilim, sanat, kültür, fizik, matematik, dil, iletişim vb tümü de dahildir. Bunların kapitalizmden bağımsız varlığı başka, kapitalizm tarafından kullanımı, iteklenmesi, istismarı başkadır, her iki durumun da şu ya da bu yönde(e göre) avantaj, dezavantajları olur, ama ne yapmamalı, işinize gelen bir tarafı alıp, saltıklaştırıp, indirgememelisiniz. Marx bunu yapmaz, "ney-e göreliği" nettir, siz parçalardan, bütüne dair yargılar üretmekle kendiniz hata yaparsınız.
Aynı alıntılara bir de Marx'tan alıntı yapalım, bakalım Marx nasıl düşünüyormuş, yorumu okuyucuya bırakıyorum, önceki mesajlarımda, yukarıdaki alıntının da bazı unsurlarını detaylandırıp zaten dile getirmiştim(ve ifadelerim gözlemlediğim dünyaya dairdir, gördüğümdür)... Örneğin toplumsal birikim(emek ve bilim yönü), birikim ve aktarım, insan gereksinimleri-ihtiyaçlar, temeli temsil ediyor.... tümüne de değinmek zorunda kaldım, sonuç;Bunun kaynağı Kapital 3 de Engelsi yazdığı ön sözde Sn Spartakus.
Ayet diye küçümsediğiniz her şey Marks düşünce biçimi anlatıyor..
Bu icatlar kapitalizm in işçi le rekabeti sonucu yaratılmış elbette
Sabit sermayenin kullanılmasında sağlanan bu tasarruflar, yineliyoruz, emek koşullarının geniş bir ölçekte kullanılmasından ileri gelir; kısacası bunlar, doğrudan doğruya toplumsal ya da toplumsallaştırılmış emeğin ya da üretim süreci içersinde doğrudan elbirliğinin koşulları olarak hizmet etmeleri olgusunun sonuçlarıdır. Bir yandan bu, mekanik ve kimyasal buluşlardan, metaların fiyatını artırmaksızın yararlanmak için vazgeçilmez bir gereksinmedir ve daima, conditio sine qua non'ur.*
Öte yandan, ancak geniş ölçekte bir üretim, ortaklaşa üretken tüketimden ileri gelen tasarruflara olanak verir. Ensonu, nereden ve nasıl tasarruf sağlanacağını, buluşları uygulamada en yalın yöntemleri ve teorinin uygulama alanına konulmasında 'üretim sürecinde uygulamaya geçilmesinde ortaya çıkan sürtüşmelerin nasıl yenilebileceğini, vb., an-cak kolektif çalışan emekçinin deneyimleri bulur ve ortaya çıkarır. Yeri gelmişken evrensel emek ile ortaklaşa emek arasında birayrımın yapılması yerinde olur. Her iki tür emek de, üretim sürecindekendi rollerini oynar, birbiri içersine geçer, ama her ikisi gene de farklıdırlar. Evrensel emek, her tür bilimsel emek, keşifler ve buluşlardır. Bu emek kısmen, canlı emeğin elbirliğine, kısmen de daha önce yaşamış kimselerin emeklerinden yararlanmaya dayanır. Öte yandan, ortaklaşa emek ise, bireylerin doğrudan doğruya elbirliği yapmalarıdır. Bu söylenenler, sık sık yinelenen şu gözlemler ile de doğrulanır:
1) Yeni bir makinenin ilk modelinin maliyeti ile, daha sonra yapılanların maliyeti arasındaki büyük fark (bu konuda Ure* ve Babbage'a**bakınız).
2) Yeni bir buluş üzerine dayanan bir kuruluşta işletme giderlerinin, daha sonra ex suis ossibus***kurulan işletmelerin giderlerine göre çok daha büyük olması. Bu öylesine doğrudur ki, bir işte öncülük edenler çoğu zaman iflas ettikleri halde, daha sonra binaları, makineleri, vb.,daha ucuza satın alanlar ancak bundan para kazanırlar. ışte bu yüzdendir ki, insan zekası ile ilgili evrensel emeğin bütün yeni gelişmelerinden ve bunların bileşik emek yoluyla toplumsal uygulanmasından aslan payını alanlar, genellikle, en değersiz ve sefil türden para-kapitalistleridir
https://www.marxists.org/turkce/m-e/kapital/kapital3.pdf
* Vazgeçilmez koşul. -ç.
** Ch. Babbage, On the Economy of Machinery and Manufactures, London 1832, S. 280-81. -
*** Onun kemiklerinden. -ç
marks okumak,
diyalektik bilmek
hepsi bi yana
biraz tarih bilen
bu kadar basit anokroniye düşmez
kapitalizm bilimi geliştirmedi
bilimsel ilerlemeler toprağı yegane üretim faktörü olmaktan çıkardı
üretici güçler değişti
sonucunda kapitalizm ortaya çıktı, çünkü mülkiyet veri idi
aynı mantık, max weberde de var
protestanlığı kapitalizmin sebebi saymış
halbuki tersi doğrudur
din kendini feodal yaşam bitip kapitalist ilişkiler başlarken uyarlamıştır
üzücü
marks'ı anlamak kolaydır
anlatmak da öyle
ricardo gibi bi üçkağıtçıya,
adam smith gibi her on sayfada kendini inkar eden kafası karışık bi dallamaya
hatta hegel'e de gerek yok
marks kendini anlatır
burda kim daha uzağa işer yarışmasına gerek yok
kimse de otorite değil, öyle bi iddiası olan da yok
acil hemen burda özgürlük sorunumuz var
yaşadığımız dünyayı anlamamıza en büyük desteği de marks'dan gördük
bunu bi anarşist olarak söylüyorum
Marks ın anlatmak istediği de özgürlük sorunu zaten.
Bunu açıkça Manifestoda yazıyor. Bu tür Yani özgürlük sorunun yoksa devrimci değilsin diyor işçi sınıfına. Bir de bu özgürlük sadece taleple alınacak şey mi onu da anlamak gerekir. Yoksa Çalışmayı zorunlu olmaktan çıkaracak üretici güçlerin gelişmesi özgürlük sorununu zorunlu tercih durumuna mı getirmektedir.
Bunu da Alman İdolojisinde anlatmış .
A.Simith in Artı değeri yok sayması Ricardo nu artı değeri oldukça küçültmesi Hegel in üst akıla ihtiyaç duyup değişmezlik iddiası sorunları ahlakla çözmeye çalışması ve Marks ın eleştirel bakışı bütün filazofları sadece dünyanın yorumladığını iddiası
Bizim de Marks ı anlamış olmamızı getiriyor.
Her kes anlayabilir o kadar anlaşılmaz değil. Marks.
Ama bazı marksitler başkalarını anlamamakla suçlaması bu gün ilk defa olmuyor dün de vardı Bu gün de var.
Ben Marksı kısa olarak ELEŞTİRİ olarak anlıyorum. Bazılarının teori, Bilim, İdoloji olarak anladığını biliyorum çünkü bu tür sorun la ilk defa karşı karşıya değilim.
*burda kim daha uzağa işer yarışmasına gerek yok* Ben ce de. Ama sen işeyemezsin demeye de gerek yok.