Orijinalini görmek için tıklayınız : Harekata iliskin gorusler
https://youtu.be/XyW0UP1GKJY
https://youtu.be/C9hgOlthoEA
https://youtu.be/49gy_LPkhSo
4 Ekim'de Urfa, Nevali Hotel'deki sıra dışı toplantı, sıradanmış bir şey gibi sunuldu. Toplantıda, Özgür Suriye Ordusu'nun (ÖSO) yeniden yapılandığını ve Suriye Milli Ordusu'na (Ceyşül Vatani) dönüştüğünü ilan etti. ÖSO'cu komutanlar, Suriye Geçici Hükümeti altında düzenli ordu olarak birleştiklerini duyurdu. ‘Hükümet Başkanı' Abdurrahman Mustafa, Türkiye'ye teşekkür etti. 50 bin cihatçının, olası Suriye operasyonunu destekleyeceğini belirtti.
ÖSO, Ağustos'ta, Afrin'in Raco Beldesi'ndeki eğitim merkezinde, Fırat'ın doğusu operasyonu için gerçek mermi, roket ve bombalarla tatbikat gerçekleştirmişti. Urfa'daki toplantının ne anlama geldiğini bu tatbikat ortaya koyuyordu.
ÖSO üyelerine ‘Asker' diyerek resmiyet kazandırmak yerine ‘Militan' demek daha doğru. Nihayetinde, örgüt unsurları, el Kaide'den bozma yapılardan oluşuyor.
Binlercesi IŞİD ile temas etti ya da IŞİD saflarında savaştı. Yeniden dönüşen yapıya ilk kez, Zeytin Dalı Operasyonu'nda ‘Kuvayi Milliye' tanımı ile meşruluk sağlandı.
Geleneksel Türk ordusunun bu unsurlar ile bozulması, ‘Milliyetçilik', ‘Güvenlik kaygısı' ya da ‘Kürt fobisi' harekete geçirilerek hazmettirilmek istendi. Hazmedemeyenler ve cihatçı zihniyet ile savaşın yayılmasından korkanlar ‘Zeytin Dalı' sürecinde soruşturuldu, gözaltına alındı, tutuklandı. Sonrasında Afrin'deki yerel halka işkence, talan ve hırsızlık suçlarını gündeme getirmek de suç sayıldı.
Türkiye, Suriye'ye müdahale ısrarında yalnızlaşıyor. Taraf değiştirenler ve yeniden strateji belirleyenler oldu. Yalnızlığın bir bedeli olarak silah ve lojistik destek ile militan giderlerinin büyük bölümü, şimdi sadece Türkiye tarafından karşılanıyor. Ülke, işsizlik, enflasyon, açlık sorunuyla uğraşırken, el Kaide bozması cihatçılara yatırıma devam ediyor!
Ceyşül Vatani'ye dönüşen ÖSO'nun harcamalarının büyük bölümünün Türkiye tarafından karşılandığı, henüz 2 yıl önce Geçici Hükümet tarafından itiraf edilmişti. Zeytin Dalı, bu itirafa da gerek bırakmadı. Cihadizmin ekonomik maliyeti bir yana, kısa vadede Türkiye'nin yalnızlığının nelere mal olacağı da görülecek.
"Urfa'da polis korumasında ÖSO toplantısı…" Bu ifade, cihatçıların TSK'nın yanı sıra emniyet teşkilatı ile temasını da gösteriyor. Resim, ülkenin hiç de parlak olmayan tablosunun özeti. Açıktır, işini geri isteyenlere saldıran, Cumartesi Anneleri'ni düşman gören, vekil tartaklayan polis, cihatçı koruyor.
2011'de güç pekiştirmek için savaşçılık oynayan iktidar, bu kez bulunduğu yerden düşmemek için cihatçı ile savaşa sarılıyor. Sultanlık fikri, beka ile yer değiştirdi. İktidar bekası bu! ABD'ye "Güvenli bölge" sitemi olan Ankara, Fırat'ın doğusu operasyonu hazırlıklarına hız verdi.
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün "Planlarımızı tamamladık, karadan ve havadan bu harekâtı yürüteceğiz" dedi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ise buna; "Tahrik amaçlı saldırıları savaşa dönüştürürüz" açıklamasıyla karşılık verdi. Bir ay önce de; "Savaşı 600 kilometreye yayarız" ifadeleri kullanılmıştı.
SAVAŞ DEĞİL GERÇEK PLAN!
Mülteciler Derneği, Türkiye'deki kayıtlı Suriyeli'nin 3 milyon 666 bine ulaştığını aktarıyor. Bunlardan, 1 milyon 722 bini çocuk. O çocuklar içinde, kendini Kocaeli'de bir mezarlık kapısında asan 9 yaşındaki Vail el S. de vardı. Sebebinin okuldaki kötü muamele ve dışlanmışlık olduğu değerlendiriliyor.
Suriye'ye, Antep'ten üniversite kuruyor, diyanet cami projeleri gerçekleştiriyor ve yeni bir savaş hazırlığı yapılıyor. Öte yandan Türkiye'nin önünde göç, entegrasyon, eğitim gibi sorunlar büyüyor. Bunlara odaklanmak yerine sömürgecilik ve savaş politikaları sürüyor. Pakistan'ın Peşaver bölgesine benzer cihatçı yatakları devlet eliyle resmi hale getiriliyor.
Uzun dönemde, halklarına hiçbir gelecek vaat edemeyen, 9 yaşındaki sığınmacı bir çocuğa barınacağı gökyüzü bile sağlayamayan iktidar, kısa vadede kendinin de içinde kaybolacağı bir bataklığa saplanmak için elinden geleni yapıyor. İktidarın böyle kurtulmayacağı aşikâr. Ülke ise bir kez daha uçurumun kenarına yaklaşıyor.
https://www.birgun.net/haber/vekil-tartaklayan-emniyet-cihatciya-kalkan-271544
Suriye'de asıl hedef 150 milyar TL'Lik inşaat sektörü yaratmak
Türkiye'nin eylül ayındaki gelirleri yüzde 13 nokta oranında azalmış, yıllık olarak bakıldığında ise artış sadece yüzde 1.8 düzeyinde, harcamalar ise yüzde 5.8 artmış durumda. Bu açığı kapatmak için üst üste zamlar yapılıyor; köprüler, otoyollar, elektrik, doğal gaz, sigara, içki vs… CHP'nin dün açıkladığı rapora göre de her 100 TL'nin 8.6 lirası icralık, yani halkımız borçla yaşıyor ve bu borcu döndürme gücü giderek zayıflıyor…
Bu kötü gidişin farkında olan hükümet, geçtiğimiz günlerde açıklanan Yeni Ekonomi Programı'nda 2020 yılında bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 2.9'da sabitlenmesini öngörürken, harcamalarda tasarruf, vergi gelirlerinde ise artış bekliyor.
Tüm ülke hep birlikte bu ekonomik çıkmazı yenmek için atılacak adımları beklerken bizim hükümet, Suriye'ye giriyor! Kısaca AKP'nin 5 yıllık ‘Bir gece ansızın gelebiliriz' rüyasını gerçeğe dönüştürme adımlarını atılıyor.
Ben bu yazıyı yazarken Cezayir'de kameraların karşısına geçen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Bizim buradaki tek hedefimiz teröristler" dedi ama kazın ayağı öyle değil. Esas hedef, Suriye'nin bir bölümüne yerleşerek yeni bir kazanç kapısı yaratmak! Bu benim iddiam değil; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda dağıttığı kitapçıkta bulunuyor.
Bu kitapçıkta Türkiye'nin operasyonundan sonra oluşturulacak güvenli bölge hakkında şu bilgiler yer alıyor:
Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırında oluşturulacak güvenli bölgede, 1 milyon Suriyeli nüfusun yerleştirileceği, 5 bin nüfuslu 140 adet köy ile 30 bin nüfuslu 10 ilçeden oluşan yerleşim alanı oluşturulacak. Köylerin her birinde 350 metrekare parsel büyüklüğüne oturan 100 metrekare 3+1 ev ile ahırdan oluşan bin konut, iki cami, 16 derslikli iki okul, bir gençlik merkezi ve kapalı spor salonu ile yönetim merkezi projelendirilecek. Köylerde her haneye arazinin büyüklüğüne göre, bir dönüm tarım yapılabilecek arazi verilecek.
Her bir köyde bin konut, 140 köyde 140 bin konut yapılacak. Her bir ilçede ise 6 bin konut olmak üzere, 10 ilçede 60 bin konut olacak. Toplamda 200 bin konut inşa edilecek.
1 milyon kişilik yerleşimin inşaat maliyeti yaklaşık 150 milyar 965 milyon 400 bin lira (23 milyar 662 milyon 288 bin 401 Euro) olarak hesaplandı. Yerleştirilecek nüfusun 2 milyon olması halinde maliyet de bu oranda artacak.
Yani asıl hedef 150 milyar liralık yeni bir pazar oluşturmak. Erdoğan, Batılı ülkelere "Bizim operasyonu destekleyin, bu 150 milyar TL'yi (yaklaşık 23 milyar euroyu) paylaşalım diyor.
Erdoğan'ın bu davetine henüz herhangi bir ülkeden ‘tamam' yanıtı gelmedi. Çünkü bölgede etkin olan ABD, Rusya ve İran gibi ülkelerin operasyonla ilgili kaygıları, itirazları var. Henüz kimin ajandasında ne olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz. İran bir gün destek veriyor, diğer gün itiraz ediyor, ABD'nin kafası daha da karışık. Suriye'nin ‘hamisi' Rusya da her zamanki gibi sessizce izliyor.
Rusya izliyor ama bir yandan da Türkiye'nin ana sorunu olarak gördüğü Kürt güçlerine çağrı yaparak "Suriye ile güçlerinizi birleştirmenizde arabuluculuk yaparız" önerisini dile getiriyor. Bu çağrıdan kısa bir süre önce de Esad, aynı öneriyi Kürtlere yapmıştı zaten.
"1 koyup 3 alamama" riski yüksek
Görünen şu ki, Türkiye bu operasyonu kısa sürede bitiremeyecek. Dünyanın egemen güçlerinin farklı çıkarları olduğu bir bölgede, Türkiye'nin ‘güvenli bir bölge' kurmasına ve buraya 150 milyar TL'lik yatırım yapmasına göz yumulacak mı belli değil.
Bu da şu anlama geliyor: Güvenli bölge kurmak ve buraya hakim olmak için kolordu düzeyinde bir ordunun uzun süre Suriye'de kalması gerekecek. Türk ordusunun yanı sıra orduya entegre edilen muhaliflerin de maliyetini biz ödeyeceğiz. ABD bölgeden çekildiğine göre orada yaşayan 2 milyonun üzerindeki nüfusun da desteklenmesi gündeme gelecek.
Kısaca yurt içinde ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için çabalayan Türkiye'nin sırtına ciddi bir kamu harcaması binmiş olacak.
Bir de Kürtlerin Suriye ile anlaşması gündeme gelirse o zaman neler olacağını tahmin etmek zor değil.
Umarız ülkenin geleceği sıkışan AKP politikalarını aşmak için medet umulan bir askeri operasyona kurban edilmez. Zira Türkiye bir kez daha "1 koyup 3 alamama" riskiyle karşı karşıya!
https://www.yurtgazetesi.com.tr/m/suriyede-asil-hedef-150-milyar-tllik-insaat-sektoru-yaratmak-makale,16889.html
İki vekil, vekaleten savaşıyor; iki patron kıs kıs gülüyor.
Ortadoğu'da savaş biter mi ?
Bitmez!
Bölgede yaşayanlara bir bakın?
Müslüman Araplar
Müslüman Kürt'ler
Müslüman Türkmenler
Ermeniler
Süryaniler
Ezidiler v.s...
Tamamı ilimden-bilimden uzak,
Emperyalist güçlerin kucağında yaşamayı kendilerine " reva" gören topluluklar...
Bölgede sadece " yahudiler" hariç !
Çünkü,
Yahudiler zaten emperyalist.
Yani,
Büyük İsrail rüyasının temsilcileri...
.
YİNE YENİDEN SAVAŞ DENİLDİ.
Mehmetçiğimizi " ölümle yüz yüze bırakmanın üzüntüsünü" yaşamaya başladık...
Birinci patron Amerika,
Vekili Türkiye...
İkinci patron Rusya,
Vekili Suriye...
Bilindiği gibi savaşı,
Siviller çıkarır,
Askerler uygular...
Bilimsellikteki " yapay zekaya" kanmayın!
Üçüncü Dünya savaşını çıkaracak olanlar yine " geri zekalılar" olacak...
.
Kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın!
Bu savaş,
İki patronun anlaşıp,
İki vekili savaştırdığı oyun olmaktan öteye gidemez...
Baksanıza başka bir patron Çin'in açıklamasına?
Ben bölgedeki" vekaletler savaşına karışmam" dedi...
.
Ne diyelim?
İki patron arasında " pinpon topuna" dönen Türkiye'mizin" ordusuna başarı dileyelim...
İnşallah,
Askerimiz burnu dahi kanamadan döner ülkesine...
https://www.yurtgazetesi.com.tr/m/iki-vekil-vekaleten-savasiyor-iki-patron-kis-kis-guluyor-makale,16888.html
https://youtu.be/C9hgOlthoEA
Gar katliamı Suriye bataklığının sonucudur!
Dört yıl önce bugün Türkiye kanlı bir sabaha uyandı. 10 Ekim 2015 Cumartesi günü sabah saat 10.04'te 3 saniye arayla Ankara Garı önünden iki büyük patlama meydana geldi. Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi'ne katılmak için Türkiye'nin dört bir yanından gelip Ankara Garı önünde toplanmaya başlayan grupların ortasında gerçekleştirilen iki canlı bomba eylemi sonucunda, daha sonra kimi ağır yaralıların da kaybı ile birlikte 109 kişi öldü, 500'den fazla yaralı vardı.
Tarihe Gar Katliamı diye geçen olay 7 Haziran 2015 seçimlerinin yenileneceği 1 Kasım'dan üç hafta önceye karşılık geliyordu. Seçim süreci bu katliamdan doğrudan etkilendi. Pek çok miting iptal edildi. AKP, katliamdan sonra oylarının arttığını kamuoyu ile paylaştı.
Demokrasilerde seçime üç duygu ile gidilir; korku, öfke, umut... 1 Kasım 2015 seçimlerine birinci duygu damgasını vurdu. Toplum, "Türkiye daha kötüye mi gidiyor" korkusuyla sandığa gitti.
***
10 Ekim katliamını o dönemin olayları ile birlikte baktığımızda, ortaya yazının başlığı çıkıyor.
Katliamda Yunus Emre Alagöz adlı canlı bombanın kendini patlattığı kısa bir süre sonra yapılan DNA testleri sonucu ortaya çıktı.
Kimdi Yunus Emre Alagöz?
10 Ekim'den üç ay önce 20 Temmuz 2015'te Suruç'ta Amara Kültür Merkezi önünde toplanan 300 kadar gencin ortasında bedenine sardığı bombayı patlatan Abdurrahman Alagöz'ün kardeşiydi. Bu olayda da 34 kişi ölmüş 100'den fazla genç yaralanmıştı.
Abdurrahman Alagöz kimdi?
Adıyaman Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü öğrencisi 20 yaşında IŞİD'li bir gençti.
Alagöz kardeşler kimdi?
İki kardeş birlikte Adıyaman'daki yerel Menzilci yapıyla yetinmemiş, Suriye'ye geçmişler, IŞİD'e katılmışlardı. Burada canlı bomba eğitimi de almışlar, örgütün her alanda kullanabileceği birer eleman haline gelmişlerdi. Tabii bu örgütü kullananların da kullanabileceği, akılla değil, yönlendirmeyle hareket eden canlı silahlar!
Suruç katliamından sonra Alagöz kardeşlerin babası Emniyet Müdürlüğü'ne gidiyor, Abdurrahman'dan sonra Yunus Emre'nin de IŞİD saflarında olduğu bilgisini veriyor. Evladının bir an önce terör örgütü bataklığından kurtarılmasını istiyor. Emniyet bilgileri alıyor, Yunus Emre Alagöz "arananlar" listesine alınıyor. Bu zaman diliminde Yunus Emre Alagöz'ün karanlık kesimlerce korunduğuna, yönlendirildiğine, kullanıma hazır hale getirmek için her şeyin yapıldığına dair bir dizi karmaşık bilgi var. Ancak gerçek şu: İki kardeş Türkiye Cumhuriyeti topraklarından Suriye'ye geçiyor, o günlerin bölgede etkin terör örgütü IŞİD saflarına katılıyor. Terör eğitimi alıyor. Baba bu acı gerçeği görüp sorumlulara bilgi veriyor, yardım istiyor. Sonuç 10 Ekim Gar katliamı!
***
Bir başka gerçek de şu:
Alagöz kardeşlerin canlı bomba olmasına giden yolun en batak kesimi Suriye… O günler, Suriye iç savaşına ve Şam rejiminin geleceğine uluslararası aktörlerin de her koldan müdahil olduğu günlerdi. Türkiye'nin bu konudaki beklentileri çökmüştü. Şam rejiminin kısa sürede sona ermeyeceği anlaşılmıştı. Türkiye'ye geçici sığınan Suriyelilerin kalıcı hale gelebileceği gerçeğiyle yüz yüze gelinmişti. Bütün bu olumsuzlukların üzerine AKP seçimi kaybetmek istemiyordu.
Bugünkü sıcak duruma baktığımızda; Barış Pınarı Harekâtı başladı. Amaç, Suriye'de güvenli bölge kurulması, bölgenin tüm terör örgütlerinden arındırılması.
Bu amacı Türkiye'de sağduyulu herkes destekler. Biz de yıllardır bölgenin her türlü terör grubundan arındırılması gerekir, terör grupları arasında taraf tutmak çok tehlikelidir, dedik. O günlerdeki uyarılarımızda haklı olduğumuz ortaya çıktı.
Bugün de değerlendirmemiz şu:
Derinliğini bilmediğiniz suya iki ayakla birden girmemek gerekir. Böyle operasyonlarda uluslararası hukuku ihmal etmemek gerekir. Amacı çok iyi anlatmak, az ya da çok taraftar ülke olduğunu hissettirmek gerekir. Hedef bölgede nelerin olduğunu ve olabileceğini iyi hesap etmek gerekir.
Bu uyarıları bir yurtseverlik sorumluluğu olarak görüyoruz. İlan edilen hedefin gerçekleşmesini gönülden diliyoruz.
http://www.cumhuriyet.com.tr/m/koseyazisi/1621233/Gar_katliami_Suriye_batakliginin_sonucudur_.html
Engse Hohol
13-10-2019, 09:09
✔ (https://twitter.com/hashtag/CHPdenDefolsezgin?src=hashtag_click) teröristleri öldürmek alçaklık diyen sezgin tanrıkulu harekât kürtlere karşı yapılan bir savaştır dedi bu kez.
✔ (https://twitter.com/sema_1923/status/1183140987826257920) sezgin tanrıkulu 'nun türk milletini savunduğunu görmedim, pkk propagandasını yapıyor yıllardır. insan hakları adına terörist haklarını savundu hep, eren erdem'in akıbetine uğramadı hiç.
✔ (https://twitter.com/DrYAZICIOGLU/status/1182610121966473216?s=20) erbil başkentli yeni bir devlet doğuyor diyen prof ümit yazıcıoğlu var bir de sezgin tanrıkulu mantık yordamında.
dine mine ne
13-10-2019, 13:07
Ayrimci medya, sermaye, şirketi, kurumu, partisi olur da muhalefeti olmaz mı? Sezgin tanrıkulu cizgizinde olan sözde muhalefet partisi CHP birçok konuda ayrimcilarla öylesine paralel hareket ediyor ki hainlik sıfatını sonuna kadar hak ediyor.
Yıldıztozu
13-10-2019, 15:44
bizimkilerin her açıklaması ''teröristlerle savaşıyoruz, terörle mücadele ediyoruz'' biçiminde.
terör nedir, terörist kime denir.
herkes kendine göre terör tanımı yapıyor.
tanımlama sorunu burada da var.
hep söylüyorum, tanımlamalar ortak noktaları olmalarına rağmen keyfe dayalıdır, özneldir.
dine mine ne
13-10-2019, 19:32
bizimkilerin her açıklaması ''teröristlerle savaşıyoruz, terörle mücadele ediyoruz'' biçiminde.
terör nedir, terörist kime denir.
herkes kendine göre terör tanımı yapıyor.
tanımlama sorunu burada da var.
hep söylüyorum, tanımlamalar ortak noktaları olmalarına rağmen keyfe dayalıdır, özneldir.
Terör; korku ve dehşetle hedefe ulaşmaktır ama bu bir suçdur. Bu suçun da e göresi olmaz, insan insandır.
Anayasa sistemi altındadır devlet, burada bu suç ile suclanmış her bireyin adalete teslim edilmesi fırsatı sunulurken, örgüt, hedef sürecinde ideolojik yargılamalara uygun düşer. Anayasa hukuk sistemi olmayan bir örgütün sivillere yönelmesi bu yüzden muhtemeldir çünkü kendisine çekip düzen verebilen bir sistemi yoktur, ama devletin vardır diyebiliriz.
Kanımca Recep Tayyip Erdoğan Mentuhotep II'ye benzer. Bugün ne olduğunu anlayabilmek için 4000 yıl önceki Mısır'da ne olduğunu bilmemiz gerekiyor.
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/8/86/Mentuhotep_Seated.jpg
II. Nebhepetre Mentuhotep'in boyalı kumtaşına yapılmış heykeli, Mısır Müzesi, Kahire.
II. Nebhepetre Mentuhotep (M.Ö. 2046 - M.Ö. 1995) Antik Mısır'ın 11. Hanedan'ı döneminde 51 yıl hüküm süren bir Firavun'dur. Tahtta bulunduğu 39 yıl boyunca Mısır'ın çeşitli sorunlarla mücadele ettiği Birinci Ara Dönem denilen dönemde ekonomik ve siyasi problemlerle uğraştı ve sonunda Mısır'ı yeniden bir araya getirdi. Dolayısıyla Mısır Orta Krallık Döneminin ilk firavunu olarak kabul edilir.
Eğer Recep Tayyip Erdoğan Barış Pınarı Harekatı'nda herhangi bir yanlışlık yapmaz ise bundan sonra II. Atatürk olarak anılacaktır!
dine mine ne
15-10-2019, 16:47
Avrupa'yı da anlamak gerçekten zor. Mülteciler için 40 milyar harcadık. Bize söz vermiş oldukları halde bizi desteklemediler şimdi gelmiş ambargo uygulayacaklarını söylüyorlar. Yanlış olan ne, insan bu kadar aptal olabilir mi. Hem mülteci konusunda türkiye yi yalnız bırak, hem kapıları açma de, sonra da harekata karşı çık. Başka ne yapabilirdik? Mültecilerin turşusunu mu kuraydık, neyi nasıl yapalım, ne bekliyor bunlar bizden.
dine mine ne
15-10-2019, 17:41
Eğer Recep Tayyip Erdoğan Barış Pınarı Harekatı'nda herhangi bir yanlışlık yapmaz ise bundan sonra II. Atatürk olarak anılacaktır!
Direniş skalasına bakarsan adam tüm dünyada bir numara. Tabi nerden baktığına bağlı. Ideolojik hedef ve değerleri karışanlar adamı baş aşağı da okuyabiliyor.
https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/ugur-dundar/araplar-bizi-neden-satti-diyenler-bu-tufege-iyi-baksinlar-5391187/