PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 10 Ekim Ankara Gar katliamı


Şüpheci Dinsiz
10-10-2019, 23:17
4 yıl önce 10 Ekim 2015'de IŞİD'in intihar bombacıları tarafından Ankara Gar katliamı yapıldı. Aşağıda İHD(İnsan Hakları Derneği)'nin Ankara Gar katliamı gözlem raporu yer alıyor. Raporu okuyunca bu eylemden yalnızca IŞİD'in sorumlu tutulamayacağını anlayabiliyoruz. Belli ki IŞİD tetikçiydi, iplerini tutanlar başkaydı ama çok tanıdıktılar.

Hatırlayalım, intihar bombacıları bombaları patlatmış, onlarca insan anında parçalanarak ölmüş, onlarcası ağır yaralanmışken polis yolları kapatarak ambulansların olay yerine gitmesine engel olmuştu. Aynı polis olay yerinden kaçanları joplamış, olay yerindeki insanlara gazla ve basınçlı suyla müdahale etmişti.

Bu ilk terör saldırısı değildi. Diyarbakır, Suruç, Atatürk Havalimanı saldırıları da oldu.

Bu sırada Ahmet Davutoğlu başbakandı, utanmadan-sıkılmadan anket yaptırıyor, TV'lerde "hi hi hi oylarımız artıyor" diye neşeyle sırıtarak beyanatlar veriyordu. Aynı hazret, "IŞİD'liler takip altındaymış, tutukluymuş, neden bıraktınız" diye soranlara "insan hakları gereği eylem yapmadan tutuklayamıyoruz" demişti.

https://www.ihd.org.tr/10-ekim-2015-tarihinde-ankara-merkez-tren-gari-onunde-emek-demokrasi-ve-baris-mitingi-toplanma-yerinde-gerceklestirilen-katliam-insan-haklari-dernegi-on-gozlem-raporu/

10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Merkez Tren Garı Önünde Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi Toplanma Yerinde Gerçekleştirilen Katliam İnsan Hakları Derneği Ön Gözlem Raporu

12 Ekim 2015 İnsan Hakları Derneği

Öncelikle bu katliamda yaşamını yitirenleri anıyor, emek, demokrasi ve barıştan yana olanlar ile yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

10 Ekim 2015 tarihinde, KESK, DİSK, TTB, TMMOB çağırısı ile çok sayıda DKÖ, STÖ, siyasi parti ve yurttaşın katılımı ile Emek, Demokrasi ve Barış mitingi yapılmak istenmiştir. Miting tertip komitesi Ankara Valiliği'ne başvurarak gerekli izinleri almış ve mitingin ne şekilde yapılacağını valiliğe bildirmiştir. Buna göre, Ankara ve Ankara dışından katılacak göstericiler merkez tren garı önünde toplanıp kortej oluşturacak ve saat 10:00'da Sıhhiye meydanına doğru yürüyüşe geçecekti. Göstericilerin tamamı Sıhhiye Meydanına vardığında da miting başlayacaktı.

Miting katılımcılarının Ankara Garı'nda toplanıp yürüyüşe başlayacağı saat olan 10:00'a kadar miting tertip komitesine Emniyet güçlerince yakın saldırı tehlikesine dair herhangi bir bildirimde bulunulmamış ve bilgi verilmemiştir.

Yapılacak mitinge İHD Genel Merkezi olarak katılacağımızı önceden beyan edip mitinge katılım sağlanması konusunda şubelerimizi bilgilendirmiştik. Dolayısıyla mitinge çok sayıda İHD üye ve yöneticisi de katılmıştır.

Göstericiler mitinge katılım için Gar önünde yürüyüşe başladıktan yaklaşık 10 dakika sonra (10:10) Gar önünde bulunan toplanma noktasındaki caddenin üzerinde birbiri ile yaklaşık 50-60 metre mesafede, aynı hat üzerinde 3 saniye aralıkla iki bomba patlatılmıştır. Görgü tanıkları bombaların her ikisinin de kalabalık kitle arasında patlatıldığını, dolayısıyla herhangi bir sabit yere iliştirilmiş bomba olmadığını beyan etmişlerdir. Yine görgü tanıkları, bombaların iki canlı bomba olduğu yönünde görüş belirtmiştir.

Bombalar patladıktan hemen sonra, alanda bulunan TTB ve SES üyesi sağlık emekçileri yaralılara müdahalede bulunmuş ve yaralılar hastanelere sevk edilmişlerdir. Az sayıda ambulans olay yerine yaklaşık 15-20 dakika içerisinde ulaşmış ve yaralıların büyük çoğunluğu özel araçlarla hastanelere taşınmıştır.

Bombaların etkisiyle iki olay yerinde yaşamını yitiren göstericiler, bizzat sağ kalan göstericiler ve olay yerinde bulunan sağlık emekçileri ile daha sonra olay yerine gelen ambulans personeli tarafından kontrol edildiklerinden olay yerinde bırakılmışlardır. Yaşamını yitirenlerin üzeri mitingde kullanılacak bez afiş ve pankartlarla örtülmüştür. Yaralılara müdahale edilirken Sıhhiye yönünden kalabalık bir çevik kuvvet polisi ekibi olay yerine biber gazı ve tazyikli su sıkarak müdahalede bulunmuş ve sağlık personelinin ilkyardım çalışmalarını engellemiştir. Yol boyunca olay yerinden uzaklaşmaya çalışan gruba cop kullanarak müdahale etmiş, kargaşa çıkmasına neden olmuştur. Olay yeri bizzat göstericiler tarafından şerit çekilerek muhafaza altına alınmış ve sağ kalan göstericiler şeritlerin etrafında kalarak yerde yatan arkadaşlarını yalnız bırakmamıştır.

Ambulansların yoğun olarak olay yerine gelmeye başladığı (yaklaşık 10:30) zaman Tandoğan yönünden bir grup çevik kuvvet polisi cenazelerin olduğu bölgeye doğru koşarak ilerlemiş, ambulansların olay yerine gelmesini sağlayan tek yolu tıkayarak ambulansların gelişini geciktirmiştir. Göstericiler, tepki göstererek polislerin geri gitmesini ve yolun yeniden açılmasını sağlamıştır.

Olay yerinden yaralıların tahliyesi gerçekleştikten yaklaşık 1 saat sonra yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekili olay yeri inceleme ekipleri ile birlikte olay yerine gelmiştir. Olay yeri ekipleri ceset parçalarının yayıldığı daha geniş bir alanı şeritle kapatmış, bekleyen göstericilerin şerit dışına çıkmasını istemişlerdir. Olay yerine gelen çevik kuvvet polisleri göstericiler tarafından protesto edilerek olay yerine uzak bir yere gönderilmişlerdir.

Olay yerinde bulunan KESK, DİK, TTB, TMMOB yetkilileri ile İHD, ÇHD, ÖHD ve TİHV temsilcileri, yetkili Cumhuriyet Başsavcısı vekili ve emniyet yetkilileri ile görüşerek olay yeri incelemesine refakat etme taleplerini iletmişlerdir. Yetkili Cumhuriyet Başsavcısı vekili bilgisi dâhilinde, olay yeri inceleme ekiplerine adli tıp uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ile Dr. Ümit Biçer ve 8 avukat refakat etmiştir. Refakatçiler çalışmaların kolaylaşmasına katkı sunmuştur. Refakatte bulunan avukatlar olay yerinin tamamını kamera ile kayıt altına almış, gerekli fotoğraflamayı yapmış ve tutanakları tutmuştur.

Olay yeri incelemesi devam ederken çeşitli görgü tanıklarının anlatımlarından, saldırı ile ilgili sabah saatlerinde ordu evlerine istihbarat bilgisi ulaştığı ve bu nedenle misafirlerin ordu evlerine alınmadığı anlaşılmıştır. Olay yerinde bulunan polislerin konuşmalarından ise genel bir istihbarat alındığı ve sabah saatlerinde çeşitli operasyonların yapıldığı öğrenilmiştir. Alanda toplananlardan alınan bilgiye göre, toplanma alanında ve çevresinde hiçbir güvenlik önlemi alınmamış ve yürüyüş başlayana kadar trafik akışı devam etmiştir.

Olay yeri inceleme çalışmaları sonucunda, Ankara Garı önünde bulunan caddenin ön tarafındaki patlamada yaşamını yitiren 41 kişinin cenazesi ile aynı cadde üzerinde arka taraftaki patlama sonucu yaşamını yitiren 28 kişinin cenazesi olmak üzere, toplam 69 cenaze Adli Tıp morgu ve Gazi üniversitesi Hastanesi'ne kaldırılmıştır. Cenazelerden üçünün sadece bacaklardan oluşan uzuv parçaları olduğu belirtilmiştir.

Olay yeri incelemesi devam ederken, bizzat Cumhuriyet Başsavcısı'ndan hastanelerde çok sayıda kişinin durumunun ağır olduğu ve yaralılardan 17'sinin hastaneye kaldırılırken yolda veya hastaneye vardıktan hemen sonra yaşamını yitirdiği öğrenilmiştir. Dolayısıyla, hastanelerde bulunan yaralılar göz önüne alındığında, ölü sayısının 100'ün üzerinde olabileceğini ön görüyoruz.

Olay yeri incelemesi devam ederken olay yerinde bulunan uzman polislerin verdiği bilgiler, bombanın patlatılma biçiminin ve bomba düzeneğinin Suruç'taki patlama ile benzerlik gösterdiği yönündedir. Nitekim bombaların patlatıldığı cadde üzerinde yapılan incelemede, zeminde bir tahribat olmadığı ve bombanın yerden yaklaşık 1 metre yukarıda vücuda bağlı olarak patlatıldığı görülmüştür.

Polis, olay yeri incelemesi başladığı esnada tepki gösteren göstericileri Arena Spor Salonu tarafında havaya ateş ederek korkutmuş ve olay yerinden uzaklaştırmıştır. Göstericiler de sloganlarla polise tepki göstermiştir.

Olay yeri incelemesi devam ederken İçişleri, Sağlık ve Adalet Bakanları çok sayıda polis ile birlikte olay yerine gelmiş ve olay yeri inceleme ekiplerinin yanına gitmeye çalışmışlardır. Ancak bakanlar, göstericilerin yoğun tepkisi üzerine olay yerinden hızla uzaklaşmışlardır. Refakat eden avukatların bile olay yerinde bulunmaları zorlukla sağlanırken, üç bakanın çok sayıda polisle birlikte, ceset parçalarına dikkat etmeden özensizce olay yerine girmeleri ayrıca tepkiye sebep olmuştur.

Olay yerinden tüm cenazeler kaldırıldıktan sonra, olay yerinde kalan doku parçalarının tespit edilmesi işlemi için de iki avukat refakat etmiş ve parçaların tümü toplanmıştır.

İHD Genel Merkezi kendisine ulaşan bilgileri listeleyerek yaralıları, yaşamını yitirenleri ve kendisinden haber alınamayanları tespit etmeye çalışmıştır. Bu çalışma TTB, SES ve çok sayıda üyesini kaybeden HDP Genel Merkezi tarafından da ayrıca yapılmıştır.

Mitingi düzenleyen kurumlar, emek meslek örgütleri ile mitinge katılan diğer örgüt ve siyasi parti temsilcileri olay günü saat 20.00'da KESK genel merkezinde toplanarak, cenazelerin uğurlanması, nakli ve defnedilmesi ile ilgili bir toplantı düzenlemiştir. Alınan karar uyarınca, otopsi işlemleri tamamlanmış cenazeler, ailelerin istemesi durumunda nakil işlemleri yapılarak memleketlerine götürülecek ve bu şehirlerde kitlesel olarak karşılanıp defnedilecektir. Ayrıca, 11 Ekim 2015 Pazar günü saat 10:00'da Ankara Garı önüne gidip yaşamını yitirenlerin anısına karanfil bırakılması ve otopsi işlemi bitecek diğer cenazelerin de Sıhhiye'de yapılacak anma ve uğurlama töreni ile gönderilmesi kararlaştırılmıştır.

Olay günü ve gecesi İHD genel merkezi ile birlikte başta KESK olmak üzere birçok kurum açık tutulmuştur.

11 Ekim 2015 Pazar günü sabah saatlerinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü İHD Genel Başkanı ve KESK Genel Başkanı tarafından aranarak yaşamını yitirenlerin anılması ve uğurlanması ile ilgili bilgi verilmiş ve engelleme yapılmaması istenmiştir. Ancak, Ankara Valisi ve Emniyet Müdürü Türkiye tarihinin en büyük saldırısı karşısında insani görevlerini yerine getirmeyerek ve duyarsızlıklarını sürdürerek, gerek 10 Ekim gerekse de 11 Ekim sabahı emek meslek örgütleri başkanları ile diğer kurumların başkanlarını konuyla ilgili aramamıştır.

Pazar günü saat 10.00 civarında Ankara Garı önünün olay yeri incelemesi bahanesi ile her üç yönden polis tarafından kapatıldığı belirtilmiştir. Çıplak gözle yapılan gözlemde, olay yeri inceleme işlemlerinin sona erdiği, alanın yıkanarak temizlendiği ve çalışma yapılmadığı görülmüştür. Ankara polisi kurum temsilcilerini olay yerine yaklaştırmamış, Ulus istikametinden Atatürk spor salonuna ilerleyen caddede bulunan kurum temsilcileri ile göstericileri dağıtmak için biber gazı sıkarak ve plastik mermi kullanarak müdahalede bulunmuştur. Yine Sıhhiye tarafı ile Tandoğan tarafında bulunan ve Ankara garı önüne gitmek isteyen kurum temsilcileri ve göstericilere engel olunmuştur. Ancak 19 Mayıs Stadyumu önündeki grubun tepkisi ve Başbakanın izin verdiğinin belirtilmesi üzerine gar önünde kısa bir anma yapılmıştır.

Anma yapması engellenen kurum temsilcileri ve göstericiler yürüyerek Sıhhiye meydanına gelmiş ve göstericilerin sayısının birkaç bine ulaşması ile fiilen cadde araç trafiğine kapatılmıştır. Polis Kızılay istikametini TOMA'larla kapatmıştır.

Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nde otopsi işlemleri biten 6 kişinin cenazesi, cenaze nakil araçları ile Sıhhiye meydanına doğru harekete geçmiş fakat polis araçların Ulus'tan itibaren Sıhhiye'ye girişine izin vermemiştir. Bunun üzerine Sıhhiye'de bekleyen kurum temsilcileri ve göstericiler kitlesel olarak katliamı kınamış ve yaşamını yitiren arkadaşlarını anmışlardır. Konuşmalardan sonra, cenazelerin defnedilmeleri konusunda gerekli bilgilendirme yapılmıştır.

İHD heyeti Adli Tıp Kurumu'na giderek çalışmaları yerinde gözlemlemiştir. Adli Tıp Kurumu'nun otopsi masası sayısının 6 olduğu, otopsilerin yaklaşık 1,5 saatte yapıldığı ve bu nedenle beklemelerin yaşandığı görülmüştür. Ayrıca hastanelerde bulunan cenazelerin otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu'na sevk edilmesi kararı alındığı, bu nedenle de işlemlerin uzatıldığı tespit edilmiştir. 11 Ekim Pazar öğlen saati itibari ile toplam 51 otopsi yapıldığı ve işlemin birkaç gün daha devam edeceği gözlemlenmiştir.

SONUÇ:

"10 Ekim 2015 Ankara Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi"nde yaşam hakkı ve toplanma özgürlüğü ağır bir şekilde ihlal edilmiştir. Bilindiği gibi, AİHM'e göre devletlerin iki tür yükümlülüğü bulunmaktadır. Bunlar negatif yükümlülük ve pozitif yükümlülüklerdir. Negatif yükümlülük ihlal etmeme yükümlülüğüdür. Pozitif yükümlülük ise önlem alma ve koruma yükümlülüğüdür. Devlet, yaşam hakkı bakımından gerçekleşen ağır ihlali önleme görevini yapmamıştır. 100'ü aşkın kişinin yaşamını yitirmesine neden olan bombaların patlatılmasını kamu görevlileri (asker, polis) veya devletin güvenlik ve istihbarat birimleriyle bağlantılı kişiler yapmamış olsa bile devletin pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, alması gereken istihbarat önlemlerini almamıştır. Devlet, istihbarat bilgilerini almış ve bu bilgileri önleme mevkiindeki birimlere sunmuş olsa bile, bu birimler görevlerini yerine getirmemiştir. Aynı şekilde, binlerce insanın Türkiye'nin çok çeşitli şehirlerinden Ankara'ya geleceği ve Ankara Tren Garı'nda toplanacağı ve saat 10.00'da yürüyüşün başlayacağı günler öncesinden bilindiği halde, devlet toplanma ve yürüyüşe geçme alanında (gar önü ve gara açılan yol güzergâhlarında) hiçbir önlem almamıştır. Benzer ihlaller Diyarbakır'da HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın konuşma yapacağı miting sırasında ve Suruç katliamının gerçekleştiği basın açıklaması olayında da yaşanmıştır. Onlarca insanın yaşamını yitirdiği bu olaylarda da devlet tutumu 10 Ekim katliamındaki gibiydi. Dolayısıyla, yaşam hakkı bakımından devletin bu tutumu kabul edilemez niteliktedir. Kamu otoriteleri yaşam hakkının korunması bakımından yeterli ve gerekli önlemleri almamıştır. İçişleri Bakanı, güvenlik önlemlerinin (ör: üst arama işlemlerinin) miting alanı için alındığını belirtmiş ve dolayısıyla da gar önü için önlem alınmadığını itiraf etmiştir.

Aynı tutum, toplanma özgürlüğü ve bu konuya yaklaşım açısından da kendisini göstermektedir. İçişleri ile Adalet Bakanlıkları, Vali ve Emniyet Müdürlüğü, toplanma özgürlüğünün mitingin gerçekleştiği mekanla sınırlı olduğunu düşünmektedir. Halbuki, 2911 sayılı yasanın adında bile "Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası" yazılıdır. Dolayısıyla, kamu otoritelerinin sorumlulukları Hem genel ilkeler hem de toplanma özgürlüğünün niteliği bakımından yalnızca miting alanıyla sınırlı olamaz. Toplanma özgürlüğü konusunda pozitif yükümlülükler yerine getirilmemiştir. Kamu otoritelerinin dışında bir güç, yurttaşların toplanma özgürlüğünü şiddet kullanarak önlemiş ve buna karşın kamu otoritesi, hem yaşam hakkı ihlaline neden olan hem de toplanma özgürlüğünü engellemeyi amaçlayan eylemi önleyecek yeterli, gerekli ve etkin önlemleri almamıştır.

Bu nedenlerle;

1- Ankara Garı önündeki arkadaşlarımıza yönelik 2 canlı bomba saldırısı insanlığa karşı suç kapsamındadır. Bu katliamı gerçekleştirenleri, azmettirenleri ve görevini yapmayarak katliama sebebiyet verenleri lanetliyor ve kınıyoruz.

2- Başta İçişleri Bakanı olmak üzere, Ankara Valisi ve Emniyet Müdürü ile diğer ilgili sorumluları önleme görevini yerine getirmemeleri nedeni ile istifaya davet ediyor ve bu kişiler hakkında soruşturma açılmasını talep ediyoruz.

3- Ulusal yas ilanı kararına uymayan veya bu kararı göstermelik bir şekilde uygulayan ve ayrıca Cenazeye saygı göstermeyerek anma toplantısı yapmamızı engelleyen Ankara Valisi ile Ankara Emniyet Müdürü hakkında bu suçlardan dolayı da etkili soruşturma açılmalıdır.

4- AİHM, Jordan /İngiltere davasında (2001) daha sonra "Jordan prensipleri " olarak da anılacak olan 5 prensipten söz etmiştir. Bu prensiplere göre,

Soruşturma makamları yaşam hakkı söz konusu olduğunda resen harekete geçmelidir.
Bağımsız soruşturmacı olmalıdır.
Olayla ilgili tüm bilgi, belge, rapor ve tüm kanıtlar usulüne uygun toplanmalıdır.
Hemen harekete geçilmeli ve makul bir hızla soruşturma ilerlemelidir.
Bu süreç –soruşturma ve kovuşturma süreçleri – kamusal denetime açık olmalıdır.
Soruşturma bu ilkelere uygun yürütülmeli ve bu kapsamda yayın yasağı derhal kaldırılmalıdır.

6- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı etkili soruşturma (Jordan Prensipleri) yöntemleri kullanarak canlı bombaların kimliğini tespit etmeli, bu kişilerin ilişkili oldukları yapıları açığa çıkarıp katliamı tüm boyutları ile yargı önüne taşımalıdır.

7- Katliamın, siyasal ve sosyal sonuçları göz önüne alınarak her yönüyle aydınlatılması için TBMM'de Araştırma Komisyonu kurulmalıdır.

Bu rapor ilk gözlemlere dayalı olup, ilerleyen süreçte daha ayrıntılı rapor yayınlanacaktır. Katliamda yaşamını yitirenlerin isimleri ayrıca yayınlanacaktır.

İHD Genel Merkezi

Barlas
11-10-2019, 16:16
Hatırlayalım, intihar bombacıları bombaları patlatmış, onlarca insan anında parçalanarak ölmüş, onlarcası ağır yaralanmışken polis yolları kapatarak ambulansların olay yerine gitmesine engel olmuştu.
Bu kadar detaylı bilmiyordum olayı.
Polisin böyle davranmasının sebebi nedir?

Şüpheci Dinsiz
12-10-2019, 01:29
Sevgili Barlas,
Bu kadar detaylı bilmiyordum olayı.
Polisin böyle davranmasının sebebi nedir?
Terör saldırılarından önceki seçimde tek başına iktidar olma imkanı kalmayan AKP, terör saldırılarının ardından yapılan seçimde yine tek başına iktidar oldu.
Terör saldırıları sırasında anket yaptırıp "hi hi hi oylarımız artıyor" diye kikirdemeleri;
1- Bu olayların planlayıcısı olabileceklerini,
2- Olayların olacağını bile bile seçim kazanmak için göz yummuş olabileceklerini,
3- Olaylarla ilgileri yoksa bile olaylardan faydalanacak kadar insanlık dışı olduklarını
Gösterir.

Polisin olay sırasındaki insanlık dışı davranışları 1. ve 2. ihtimalleri düşündürüyor.

Geçmişe şöyle bir bakalım;
- IŞİD'li katilleri takip etmişler, tutuklayıp bırakmışlar.
- Devlet bu güne kadar tetikçilerle uğraştı, ki çoğunlukla onları da yakalamadı. Azmettiriciler hiç ortaya çıkarılmadı.
- Devletin faili meçhul dosyası çok kabarık. Beyaz renolar, siyah transporterlar kol gezdi, insanlara işkence etti, öldürdü, dağ başlarına gömdü. Binlerce vaka var. Bunların altında çoğunlukla 'vatansever' ülkücü katillerin imzası var.

Devlet var olsun da insanlara ne olursa olsun. Devlet adına işlenen şey ne kadar insanlık dışı olursa olsun suç değildir. Bunu işleyen de suçlu değildir. 100 asker ölmüş, 1000 sivil ölmüş, 10000 vatandaş zehirlenmiş, 10 milyon vatandaş açlık sınırının altında yaşamış, sorun yok yeter ki devlet var olsun.

Bunlar bilmediğiniz şeyler değil. Herkes bilir, ne var ki ittihatçı devlet anlayışı budur.

Önceden devleti yöneten başkaları vardı, böyle yaptılar, şimdi başkaları var, onlar da böyle yaptılar, bundan sonra kim gelirse gelsin yine böyle yapacak.

Şüpheci Dinsiz
22-11-2019, 17:05
cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/1703497/emniyet-8-gun-onceden-ankaradaki-gar-katliami-hazirligini-biliyormus.html)

Emniyet 8 gün önceden Ankara'daki gar katliamı hazırlığını biliyormuş

Ankara'da 10 Ekim 2015'te 100 kişinin öldüğü Tren G arı katliamına ilişkin, savcılığın, 9 klasörlük delil dosyasını mahkemeden ve müştekilerden sakladığı ortaya çıktı. 10 Ekim katliamından 11 gün önce, canlı bombalara Ankara'ya kadar eskortluk yapan sanık Yakup Şahin'in Gaziantep'in Nizip ilçesinde bir gübre bayisinden amonyum nitrat almaya çalıştığının Gaziantep Emniyet'i tarafından bilindiği anlaşıldı. Belgelere göre, gübre bayisinin ihbarı üzerine Emniyet Şahin'in kimliğini tespit etti. TEM ve İstihbarat Şube, katliamdan 8 gün önce kendisine bildirilen bu duruma karşın hiçbir işlem yapmadı.

http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2019/11/21/214148450-basliksiz-1.jpg

36 sanığın yargılandığı Ankara Tren Garı katliamına ilişkin dava dosyasının 9 klasörü, mahkemenin davada karar verdiği tarihten 1.5 yıl sonra "kimliği tespit edilemeyen kişi" tarafından Ankara Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu'na bırakıldı.

Cumhuriyet'in ulaştığı belgelere göre, Nizip Emniyet Müdürlüğü'nü 30 Eylül 2015 tarihinde saat 17.45'te arayan bir kişi, "Fıstık hali karşısında Özdemir Tarım İlaç Bayisiyim. Terör olayları ile ilgili olarak Nizip'te bir istihbarat var mı? Az önce şüpheli bir şahıs benden gübre istedi. ‘33 Nitrat gübreyi zimmetle satmak zorundayız' dedim. Bunu söyleyince iki kişi, almadan ayrıldılar" dedi.

İhbarı değerlendiren Nizip Başsavcılığı'nın talimatı üzerine Nizip Emniyeti TEM Amirliği ekipleri, 30 Eylül 2015'te gübre bayisine giderek kamera kayıtlarından IŞİD şüphelisini tespit etti. İşyeri sahibi ile de konuşan polisler, buna ilişkin tutanak tuttu. Tutanağa göre, 30 Eylül akşam saatlerinde işyerine 27 Z plakalı beyaz renkli bir araç ile gelen bir erkek şahıs, 33 Nitrat ibareli gübreden iki ton alacağını söyledi. Araç kiralamaya giden şahıs, kısa bir süre sonra beyaz renkli Ford Transit marka kamyonet ile geri geldi ve 2 bin TL tutan gübrenin parasını işyeri sahibine teslim etti. İşyeri sahibi, bu satışı kayda girmek için şüphelinin kimliğini istediğinde şahıs üzerinde kimliğinin olmadığını ifade ederek işyerinden ayrıldı. Gelenlerin çiftçiye benzemediğini gören işyeri sahibi de durumdan şüphelenerek polise ihbarda bulundu.

Nizip Emniyet Müdürlüğü, gübre bayisinin kamera kayıtlarından yaptığı incelemede gelen şahıslardan birinin Yakup Şahin olduğunu tespit etti. Aracın Şahin'in kızkardeşine ait olduğunu belirledi. İhbarı yapan M.Ç. adlı kişinin de ifadesi 2 Ekim 2015'te Nizip Tem Amirliği'nde alındı.

GAZİANTEP EMNİYET'İ UYARILDI
Nizip Emniyet Müdürlüğü, bu durumu 2 Eylül 2015'te Gaziantep Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Büro Amirliği'ne yazı ile bildirdi. Yazıda, gerekli araştırmaların yapılması istendi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2019/11/22/121752851-screenshot_1.jpg

GÜBRE ALMAYA GİDEN ESKORTLUK YAPMIŞTI
Gaziantep'te örgütlenen Yunus Durmaz liderliğindeki IŞİD hücresi, patlayıcı maddeleri başka bir yerden temin ettikten sonra Nizip'teki bir depoda sakladı. İki canlı bombayı Ankara'ya getiren aracın eskortluğunu da Emniyet'in kimliğini bildiği Yakup Şahin yapmıştı.

GİZLİ DOSYA SKANDALI
100 kişiyi öldüren canlı bombalara Ankara'ya kadar eskortluk yapan Yakup Şahin, Gaziantep'teki bir gübre bayiinden iki ton 33 Nitrat almaya çalıştı. Kimliği istenince vazgeçti. Şüphelenen gübre satıcısı Emniyet'e bildirdi. Kamera kayıtlarından şüpheli tespit edildi, ama işlem yapılmadı. Belgeler mahkemeden kaçırılan ve 1.5 yıl sonra savcılığa bırakılan dosyalardan çıktı.

DOSYAYI SAKLAYAN SAVCI KİM?
Gar katliamı davasında örgüt yöneticiliğinden 18 yıl hapis cezasına çarptırılan sanık Erman Ekici hakkında "insanlığa karşı suç ve 100 kişiyi öldürmek" suçlarından açılan davanın ilk duruşması da dün Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldü. Suçlamaları kabul etmeyen ve kurban seçildiğini öne süren Ekici, "Ebu Talha kod adlı kişi ben değilim" iddiasında bulunurken, Suriye'de silahlı faaliyet yürüttüğü suçlamaları da kabul etmedi. Daha sonra müşteki avukatlarından Murat Kemal Gündüz, savcılığın 9 klasörlük delil dosyasını saklamasına tepki gösterdi. Klasörlerden çıkan belgelerden 10 Ekim katliamından 11 gün önce IŞİD üyelerinin saldırı hazırlığının tespit edildiğini vurgulayan Gündüz, "Buna karşın Gaziantep Emniyeti, üzerine düşen görevi yapmadı ve katliamı önlemedi. Katliama giden yolun önü kesilmemiştir. Kamu görevlileri, bu katliamın yaşanmasında birinci derecede sorumludur" dedi. Gündüz, belgeleri saklayan savcı hakkında da HSK'ye suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Şüpheci Dinsiz
22-11-2019, 17:14
1197874979481817089

kartopu
23-11-2019, 10:41
Bunlar hiç te süpriz değil Şüpeci Dinsiz.
Bu tür olaylara ne devlet yabancı ne biz yabancıyız. Bu ülkenin tarihi bu tür olaylarla dolu.

Turdur
25-11-2019, 06:29
Vay arkadaş. Gar katliamıyla ilgili bir video ortaya çıkmışmış hemde bunu savcılık çıkarmışmış. Ahmet Davutoğlu'nu hedefe koymasın birileri?

Şüpheci Dinsiz
11-10-2020, 11:35
Seçim kaybeden iktidarın IŞİD kuduzlarını kullanarak 103 canımızı alçakça katlettirdiği gün 10 Ekim.

Şüpheci Dinsiz
10-10-2022, 08:29
10 Ekim, IŞİD'li tetikçilerin kullanılarak 103 insanın katledildiği, yüzlerce insanın yaralandığı Ankara Gar katliamının yıldönümü.

Veli Saçılık, Av. Senem Doğanoğlu
Barışa Bomba - Ankara Gar Katliamı
CHC4y4av5kw

Şüpheci Dinsiz
10-10-2022, 08:43
103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Gar Katliamı'nın üzerinden 5 yıl geçti!
-2II8G-yat4

Şüpheci Dinsiz
10-10-2022, 09:13
https://www.evrensel.net/yazi/91761/10-ekim-katliami-iktidarin-karakutusudur

10 Ekim Katliamı iktidarın karakutusudur!

https://www.evrensel.net/images/840/upload/dosya/139594.jpg

Yusuf Karadaş
10 Ekim 2022 04:25

Ülke tarihinin en karanlık ve kanlı sayfalarından biri olan 10 Ekim Katliamı'nın üzerinden 7 yıl geçti. Ancak geçen 7 yıla rağmen acımız, öfkemiz ve kinimiz ilk günkü gibi yerinde duruyor. Çünkü bu katliamın önünü açarak onu bir baskı rejimi inşa etmek için kullananlar hâlâ iktidardalar. Bu nedenle IŞİD'li canlı bombalar tarafından gerçekleştirilen bu katliamın hazırlayıcılarının ve gerçek sorumlularının ortaya çıkması, bizzat bu iktidar ve emrindeki yargı organları tarafından engellendi/engelleniyor.

Üstelik 7 yıl önce bu katliamla ülkeyi karanlık bir tünele sokanlar, bugün bu tünelden çıkışı engellemek; kendi baskı rejimlerini kalıcılaştırmak için yeni kaos planlarını devreye sokmaktan geri durmadıklarını/durmayacaklarını her fırsatta gösteriyorlar.

10 Ekim Katliamı sadece iktidarın o güne kadar uyguladığı politikaları anlamak için değil, sonraki döneme dair hedeflerinin anlaşılması bakımından da önemli bir dönüm noktası oldu. Bu yönüyle 10 Ekim Katliamı'nı Erdoğan iktidarının karakutularından biri olarak tanımlayabiliriz. Bu karakutunun deşifre edilmesi, halkların eşit haklar temelinde barış içinde yaşayacağı laik ve demokratik bir ülke kurma mücadelesinin güncel bir görevi olarak önümüzde duruyor.

Bu karakutunun şifrelerini çözmek için Erdoğan iktidarının uyguladığı politikalara ve bağlı olarak önüne koyduğu hedeflere bakmamız gerekiyor.

Birinci olarak; 10 Ekim katliamı, Erdoğan iktidarının Sünni İslam liderliği iddiasıyla Suriye ve bölgede yaptığı müdahaleler ve bu müdahalelerde kullanıp iş birliği yaptığı cihatçı çetelerden bağımsız düşünülemez.

ABD ve batılı emperyalistler tarafından da desteklenen Erdoğan iktidarı, S. Arabistan ve Katar ile birlikte Suriye'ye müdahalenin öncülüğüne soyunduğunda yaptığı ilk işlerden biri savaşa mezhepsel (Sünni ve Alevi-Şii) bir görünüm kazandırmak olmuştu -ki, Erdoğan'ın mayıs 2013'teki Reyhanlı saldırısından sonra yaptığı "Reyhanlı'da 53 Sünni vatandaşımız şehit edildi" açıklaması, bu politikayı çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyordu. Böylece dünyanın dört bir yanından on binlerce radikal İslamcı militanın ‘cihat' için bölgeye gelip savaşa katılması sağlanmıştı.

El Kaide'nin türevleri olan el Nusra, IŞİD ve Ahraruş Şam başta olmak üzere Suriye'deki cihatçı çetelerle MİT üzerinden kurulan ilişkiler ve tırlarla gönderilen silahlar dönemin ABD Başkanı Obama tarafından bile (Erdoğan'ın 2013'teki ABD ziyaretinde Obama, MİT Müsteşarı Fidan'a "Suriye'de radikallerle neler yaptığınızı biliyoruz" demişti) dile getirilmişti. Sedat Peker de ifşa videolarında kendisinin Suriye'ye gönderdiği "yardım tırları" ile birlikte o dönem Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olan Adnan Tanrıverdi'nin kurucusu olduğu SADAT'ın el Nusra'ya silah gönderdiği iddiasına yer vermişti.

Bugün yapılan operasyonlarla Suriye ve Irak'taki egemenlik alanları elinden alınmış olsa da IŞİD'in yüzlerce uyuyan hücresi olduğundan söz ediliyor. Yine Türk askeri, İdlib'de el Nusra'nın devamcısı HTŞ'ye kalkan yapılırken öte yandan Ahraruş Şam ve benzeri radikal gruplar da Türkiye destekli ÖSO'nun içinde yer alarak işgal altındaki bölgelerde hüküm sürüyor.

Erdoğan iktidarı tarafından desteklenen ve bugün Libya, Azerbaycan gibi başka müdahale alanlarında da kullanılan bu cihatçı militanlar ülkede ve bölgede laikliği, demokrasiyi ve barışı savunan bütün güçler için büyük bir tehdit oluşturuyor.

Burada kendi bölgesel çıkarları için IŞİD'e karşı mücadeleyi destekleyen ama IŞİD'den hiçbir farkı olmayan HTŞ için "Rejime karşı mücadeleye odaklanmış durumdalar" diyerek sahip çıkan ABD emperyalizminin iki yüzlülüğünü de unutmamak gerekiyor.

İşte cihatçılarla böylesine içli dışlı olan Erdoğan iktidarının 10 Ekim Katliamı'ndan sonra saldırıya karışan IŞİD'lilerle sınırladığı yargılama süreci, aslında gerçeklerin ortaya çıkmasının önüne perde çekmeye yönelik bir girişim olarak anlam kazandı/kazanıyor.

İkinci olarak; 10 Ekim katliamı, iktidarın Kürt sorununda uyguladığı politikadan ve bu politikaya bağlı olarak devreye soktuğu savaş ve kaos planından bağımsız düşünülemez.

Erdoğan, 2013'te "çözüm süreci"ni başlatırken iki temel hedefi bulunuyordu. Birinci hedefi, Suriye'de Kürtleri cihatçıların yanında savaşa dahil ederek Suriye rejimini devirmekti. Böylece Şam'daki Emevi Camisi'nde kılınacak namazla Sünni İslam liderliği ilan edilecekti. İkinci hedefi de ülke içinde Kürt sorununun çözümü konusunda beklenti yaratarak Kürtleri başkanlık/tek adam rejimi kurma hedefine yedeklemekti.

Suriye Kürtleri cihatçılarla birlikte Erdoğan'ın safında savaşmayı reddedip Rojava'da diğer halklarla birlikte demokratik-seküler özerk bir yönetim kurunca, IŞİD devreye sokuldu. Kobanê'den başlayarak Kürt özerk yönetimini ortadan kaldırmaya yönelik bir saldırı başlatıldı. Ekim 2014'te Suriye sınırında bir müjde verir gibi "Şu anda Kobanê düştü, düşüyor" diyen Erdoğan, IŞİD saldırganlığının arkasındaki gücün kim olduğunu da ortaya koyuyordu.

Aynı IŞİD'in Erdoğan'ın 400 milletvekili kazanma ve başkanlık rejimi için Anayasa'yı değiştirme hedefiyle yola çıktığı 7 Haziran 2015 seçimlerinin öncesinde bu kez Türkiye'de bombalı saldırılarla katliamlar gerçekleştirmesi de rastlantı olmasa gerekti!

HDP'nin 5 Haziran'da Diyarbakır'da yaptığı mitinge bombalı saldırı gerçekleştiren Orhan Gönder'in annesi, Dönemin Başbakanı Davutoğlu'na kadar devletin ilgili kurumlarına oğlunun IŞİD'den kurtarılması için başvuru yaptığı halde yanıt alamamıştı. Dahası Gönder'in saldırıdan bir gece önce gözaltına alınıp bırakılması, Suruç ve Ankara Katliamlarına giden yolun kimler tarafından ve nasıl döşendiği sorularının da yanıtını veriyordu. Zaten dönemin Başbakanı Davutoğlu da 10 Ekim Katliamı'ndan sonra "Oylarımızda bir yükseliş trendi var" diyerek bu gerçeği itiraf ediyordu.

Sonuç olarak, en kanlı sahnesi 10 Ekim 2015'te sahnelenen savaş ve kaos planıyla sadece baskıcı tek adam rejiminin kurulması sağlanmadı. Kürt sorunu içerideki baskı politikalarının ve bölgedeki yayılmacı emellerin aracı olarak da kullanıldı. Bugün yaklaşan seçimler öncesinde Suriye Kürtlerine operasyon arayışı ve ülke içindeki provokatif saldırılar da bu politikanın araçları olarak devreye sokulmaya çalışılıyor.

Bu nedenle üzeri ne kadar örtülmeye çalışılırsa çalışılsın IŞİD'in 10 Ekim 2015'teki ‘Barış Mitingi'ne yaptığı saldırının ucu dönüp dolaşıp Erdoğan iktidarının Kürt sorununda uyguladığı politikaya bağlanıyor.

Bu noktada 10 Ekim davasındaki müdahil avukatların, iktidar ve IŞİD'in karanlıkta bırakılmak istenen ilişkilerinin ortaya serilmesi konusunda gösterdikleri olağanüstü çabayı ve bu çabanın bir ürünü olan ‘Duymak Zorundasınız' kitabını da not etmek gerekiyor.

Evet, 10 Ekim Katliamı Erdoğan iktidarının karakutularından biri olarak duruyor. Bugün 10 Ekim'i geçmişin kanlı ve karanlık bir sayfası olmaktan çıkarmanın yolu, bu iktidara karşı laik, demokratik, barışçıl bir gelecek kurma mücadelesinden geçiyor. 10 Ekim'de kaybettiğimiz canlarımız ise, geçmişin anıları olarak değil; bu mücadelenin bayrakları olarak bizimle yürümeye devam ediyor.

Şüpheci Dinsiz
10-10-2022, 12:22
YenidenTV

10 Ekim Ankara Gar Katliamı
TiFMCEwRH3s

Şüpheci Dinsiz
10-10-2022, 13:01
https://kisadalga.net/yazar/10-ekim-devlet-canli-bombalari-biliyor-mitingin-yapilmasini-istiyordu_43521

10 Ekim: Devlet canlı bombaları biliyor, mitingin yapılmasını istiyordu

KEMAL GÖKTAŞ
10 Ekim 2022

Ankara Garı'nda 10 Ekim 2015 günü yaşanan Türkiye tarihinin en büyük bombalı saldırısının siyasi sonuçları artık ortada. Katliam, 7 Haziran'da tek başına iktidar olma gücünü yitirmiş AKP'ye 1 Kasım'da yüzde 50 oy alma yolunu açmıştı.

Ankara Gar katliamı ile birlikte 7 Haziran-1 Kasım 2015 arasında yaşananlar, Diyarbakır HDP mitingine ve Suruç'ta Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu'nun basın açıklamasına yönelik canlı bomba saldırılarının kanlı iktidar oyunundaki yeri sadece bir travmaya neden olmuyor, aynı zamanda geleceğe dair de korkuları büyütüyor.

Tam da bu yüzden yaşananları bir bütün olarak görmek hem travmalarla baş etmek hem korkuların üzerine gidecek doğru hattı bulmak için elzem.

Diyarbakır'da 4 Haziran'da, Suruç'ta 20 Temmuz'da IŞİD'in canlı bomba saldırıları yaşanmış, onlarca insan katledilmişti. Devletin istihbarat birimlerine IŞİD'in faaliyetleri ve intihar eylemleri ile ilgili bilgi yağıyordu ama saldırılar önlenmiyordu. Mülkiye müfettişlerinin tespitlerine göre 1 Ocak 2015 ile 10 Ekim 2015 tarihleri arasında polis ve MİT'in canlı bomba saldırılarına ilişkin 62 ayrı istihbarat notu vardı.

DEVLET BİLİYORDU
Bu istihbarat raporlarından özellikle birisi çok çarpıcıydı, çünkü adeta 10 Ekim anlatılıyordu. 14 Eylül 2015 tarihini taşıyan ve 81 il valiliğine gönderilen istihbaratta şöyle deniliyordu:

"DEAŞ'ın ülkemizde büyük bir eylem yapma kararı aldığı, bu eylemle ilgili olarak seçtiği grubu Suriye Deyr Zor'da bulunan bir kampta özel eğitime tabi tutmaya başladığı, eylemin uçak-gemi kaçırma ya da miting- kalabalık yerde çok sayıda canlı bomba patlatma şeklinde kompleks bir eylem olabileceği yönünde teyide muhtaç bilgiler elde edildiği..."

Katliamdan önceki istihbarat notu ise katliamın olduğu günün, 10 Ekim'in tarihini taşıyordu ve canlı bomba Yunus Emre Alagöz'ün adı yer alıyordu. Alagöz'ün eylem yapacağı ve bunun için ailesiyle helalleştiğine ilişkin istihbarat bilgileri aylar öncesinden Emniyet'e geliyordu. Buna rağmen Alagöz, Suriye'den Gaziantep'e geçip oradan da 12 saatlik yolculukla Ankara Garı önüne gelip kendini patlatmıştı. Dahası, IŞİD'in, Diyarbakır, Suruç, Ankara Gar ve İstanbul Taksim'deki saldırılarının talimatını verdiği belirlenen İlhami Balı saldırı emirlerini 2013 yılından beri dinlenen telefon hatları üzerinden veriyordu.

Yani devletin elinde, IŞİD'in bir mitingte birden çok canlı bomba patlatmaya hazırlandığına ilişkin istihbarat ve daha da önemlisi o canlı bombanın ismi vardı.

Yani devlet, biliyordu.

Bütün bunlara rağmen dönemin Ankara valisi, mitingle ilgili 14 Eylül 2015'te yapılan İl Güvenlik Koordinasyon Kurulu toplantısında dönemin il emniyet müdürüne "Mitingin yapılmasında bir sakınca var mı? İzin verilmezse ne olur?" diye sormuş, il emniyet müdürü ve istihbarat şube müdür vekili "KESK'in organizesinde yapılan mitinglerde olumsuzluk yaşanmıyor. Yapılmaması halinde marjinal gruplar illegal olaylar çıkarabilir" diye yanıt vererek mitingin yapılmasının önünü açmıştı. MİT ve jandarma da Diyarbakır ve Suruç saldırılarına ve ellerindeki istihbaratlara rağmen aksi bir görüş belirtmemişti.

Yani devlet, mitingin yapılmasını da istiyordu.

İÇİŞLERİ BAKANI'NIN İTİRAFI: CANLI BOMBA ÖNLEMİ YOK
Aynı toplantıda il emniyet müdürünün önerisi üzerine miting için belirlenen 08.30-16.00 saatleri değiştiriliyor, miting için 12.00-16.00 saatleri arasında izin veriliyordu. Oysa Sıhhiye Meydanı'na yapılacak yürüyüş saat 10.00'da gar önünden başlayacaktı. Saat değişikliğiyle gar önü on binlerce insanın toplanma saatinde güvenliksiz bırakılıyordu. Nitekim, canlı bombaların kendilerini patlattığı 10.04'de şehir dışından gelenler garın önünü doldurmuş ve bazı gruplar Sıhhiye'ye doğru yürüyüşe geçmişti.

Dönemin İçişleri Bakanı Selami Altınok da katliamdan sonra yaptığı açıklamada "Miting Sıhhiye Meydanı'ndadır. Olay miting alanı dışındaki herhangi bir alanda farklı şehirlerden gelenlerin toplandığı bir yerde gerçekleştirmiştir. Buna rağmen Ankara Valiliği ve emniyet zemin ve mekan aramaları yapmıştır" diyordu. Bakanın herhangi bir alan dediği yer, toplanma noktası olarak ilan edilmiş olan Gar önüydü…

Yani devlet, onbinlerce insanın buluştuğu gar önünde, Bakanın dediğine inanırsak sadece "zemin ve mekan aramaları" yapmış, canlı bombaya karşı hiçbir önlem almamıştı.

Oysa mitingden önce polis birimlerine gönderilen Emniyet tedbir yazısında ‘bütün personelin öncelikle kendilerine yönelik olası canlı bomba konusunda duyarlı olmaları' talimatı verilmişti.

Bu uyarıya ve mahkemeden gar önünü de kapsayan üst ve araç araması kararı alınmış olmasına rağmen, polis gar ve çevresinde arama noktaları oluşturmadı. Nitekim patlama anında ise gar çevresinde sadece 76 polis vardı ve olayda yaralanan polis de olmamıştı.

Bu tür merkezi mitinglerde Ankara dışından gelenlerin araçları durdurularak arama yapılıyordu ama katliamdan bir gün önce başlatılan yol uygulamasına gece 12.00'de ara verilmiş ve sabah 09.00'da yeniden başlamıştı. Canlı bombaları Gaziantep'ten Ankara'ya getiren iki araç da saat 08.30'da, yani yol uygulamasına ara verildiği saatlerde Ankara'ya girmişti. Üstelik canlı bombaları taşıyan araçlar Adana'da durdurulmuş, ancak arama yapılmadığı için yola devam etmişlerdi.

MÜKEMMEL BİR "ALGI OPERASYONU"
Devlet yetkilileri katliamdan sonra da ‘kokteyl örgüt' tanımı yaparak IŞİD'i perdelediler ve toplumsal algıyı ustaca biçimlendirdiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan "Şimdi kalkıyorlar 'efendim burayı DAEŞ (IŞİD) yaptı, bunu bilmem kim yaptı...' Bu tamamen bir kolektif terör eylemidir. Burada DAEŞ de var, burada PKK da var, burada El Muhaberat da var, PYD terör örgütü de var. Hepsi beraber ortak olarak bu eylemi planlamışlardır" diyordu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu ise devletin IŞİD saldırılarını önlememesi gerçeğine ilişkin konuşurken canlı bombaların bilindiğini ancak eylem yapmadan tutuklanamayacaklarını savunuyordu, çünkü "Türkiye, demokratik bir hukuk devleti" idi...

Polis ve iktidar medyası, HDP Şanlıurfa milletvekili adayı ve Özgür Gündem gazetesi yazarı Mehmet Serhat Polatsoy'u patlamayla ilişkilendirmeye çalışıyordu. Patlamadan sonra "Bombalar Ankara'da patlayacak" mesajının paylaşıldığı Twitter hesabının kullanıcısı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Polatsoy, hesapla ilgisinin olmadığı anlaşılınca serbest bırakılmıştı. Ancak hemen ardından 155'e yapılan bir ihbarla gözaltına alınmış, ‘patlayıcı madde bulundurma kuşkusu' gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı. Polatsoy'a 10 Ekim'le ilgili herhangi bir suçlama yöneltilmemesine rağmen dönemin Ankara büyükşehir belediye başkanı Melih Gökçek başta olmak üzere AKP'liler, bu tutuklamanın HDP'nin katliamdaki rolünü gösterdiğini ısrarla ileri sürüyor, iktidar basını manşetlerle HDP'yi fail ilan ediyordu.

Devlet ricalinin ve iktidar medyasının çabaları sonuç vermişti. Katliamı yapanın IŞİD olduğu ortaya çıkmış olmasına rağmen yapılan anketlerde halkın önemli bir bölümüne göre fail başkaydı. Gezici Araştırmanın anketine göre "Ankara Garı'nda yaşanan patlamayı sizce kim yapmıştır?" sorusuna katılımcıların yüzde 28'i PKK, yüzde 10'u ise HDP yanıtını verirken IŞİD'i fail olarak görenler yüzde 25'de kalıyordu.

KANIN SESİ ANCAK ADALETLE SUSAR
Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu da seçime ilişkin bir anketi televizyon ekranlarından paylaşırken ‘patlamadan sonra oylarının arttığını' söylüyordu. Nitekim dediği oldu, 1 Kasım'da AKP yaklaşık yüzde 50 oy alarak tekrar tek başına iktidar oldu.

Kanın sesi ülkeyi kaplamış, kanlı iktidar oyunu tutmuştu…

Müfettiş raporlarına, soruşturma evraklarına, dava tutanaklarına geçmiş bütün bu bilgilere rağmen tek bir kamu görevlisi değil yargılanmak, soruşturulmadı bile...

Ankara'da 10 Ekim 2015'de, Gar önünde yüzlerce insandan dökülen kanın sesi hala dinmemiş durumda. Çünkü Rakel Dink'in dediği gibi "kanın sesi ancak adaletle susar." Ve kanın sesini susturacak olan adalet, sadece mahkeme salonları ile ilgili değil, çok daha büyük bir yüzleşme ve hesaplaşmayla, yani nasıl bir ülke istediğimizle ilgili…

Singularity
10-10-2022, 14:34
Orada bazı dava arkadaşlarımız şehit oldular. Mitingden önce "bir numara" tarafından mitinge gidenlerin nasıl demonize edildiğini iyi hatırlıyorum. O zamanlarda ülkemizde bir dünya serbest cihadcı vardı, ellerini kollarını sallaya sallaya ülkeyi baştan başa geçiyorlardı. Bir numaranın eyleme katılanları demonize etmesinin ardından birileri bu ihaleyi alır diye aklımdan geçmişti böyle ama, korkulan oldu malesef.

Balık baştan kokar. Bu yapılanları unutmayacağız. İllaki bir gün sorumlular hakkında gereği yapılacak, er ya da geç. Keşke bir numara çıkıp o günlerdeki tavrının yanlış olduğunu söyleyip ölenlerin ailelerinden özür dileyip helalleşseydi, ama yapmaz. Bu farklı bir mizaç gerektiriyor. Bunu yaparsa bu ölümlerde rolü olduğunu zımmen kabul etmiş olur. Bunu yapmak istemiyor ama, kimse bilmese de bizler biliyoruz.

Şüpheci Dinsiz
10-10-2022, 15:38
https://artigercek.com/makale/teneke-anit-bize-ne-anlatiyor-226483

Teneke anıt bize ne anlatıyor?

İrfan Aktan
10 Ekim 2022

Ankara'ya yolu düşüp de eski tren garının önünden geçenlerin esnaf tabelasından hallice, tenekeden yapılma, üzerinde çok sayıda insan fotoğrafı olan, güvercin resimli "şeyi" fark etmeleri, fark etseler bile ne olduğunu anlamlandırmaları kolay değil.

Üzerinde 103 kişinin fotoğrafının bulunduğu şeyin 10 Ekim 2015 günü, aynı yerde, IŞİD eliyle, hiçbir önlem alınmaması ve hatta var olan önlemlerin de kaldırılması nedeniyle yapılabilen katliamda hayatını kaybedenlerin anısına konulan bir "anıt" olduğunu anlamak çok zor.

Bittabi, başka bir açıdan bakıldığında 103 insanın anısına dikilen bu basit teneke, Türkiye'nin en çarpıcı anıtı olarak da görülebilir. Hele ki saldırıya uğradığını da düşünürsek...

Türkiye tarihinin en kanlı terör saldırısında, birbirinden farklı siyasi parti, sendika, STK, meslek, memleket aidiyeti bulunan, aralarında çocukların da olduğu 103 sivil insan katlediliyor ve bu korkunç katliamın anısına, dikkatli bir gözlemcinin veya otobüs camından dışarıyı izleyen meraklı bir çocuğun bile fark edemeyeceği kadar silik, özensiz, tenekeden bir "tabela-anıt" konuyor.

Elbette bu süreçte katliamı unutulmaz kılacak anıt çalışmaları yapılmadı değil.

Katliamda yakınlarını kaybeden ailelerin talebiyle, 10 Ekim 2015 mitinginin çağrıcısı olan DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve katliamdan sonra kurulan 10 Ekim-Der, 2019 yılında bir anıt için yarışma düzenlemişti. Mart 2020'de sonuçlanan yarışmayı, etrafları bronz heykelle sarılacak 103 ağaçlık bir anıt fikri kazandı. Ankara Büyükşehir Belediyesi de bu projeyi destekledi ve ağaçları temin etti. Fakat Gazete Duvar'dan Serkan Alan'ın haberine göre Koruma Kurulu, Ankara Garı'nın siluetini engelleyeceği gerekçesiyle anıta onay vermedi!

Koruma Kurulu'nun bu engellemesinin muhalefet tarafından gündem edilmemesi bile korkunç değil mi? Hakikaten 10 Ekim Gar Katliamı'yla ilgili yargısal sürece, iktidarın, kolluk güçlerinin tutumuna değil, sadece "anıtın" hikâyesine bakmak bile bize yeterince bilgi veriyor.

Fakat yargısal sürecin çarpıcı bir özeti olduğu için davanın avukatlarından Kâzım Bayraktar'ın değerlendirmesini de hatırlayalım:

"10 Ekim ve diğer IŞİD katliamlarının soruşturmaları hep eksik yapıldı. Birçok olay ve ilişkiler, bunların yazılı ve görsel kanıtları iddianamelere yansıtılmadı. Öyle ki 5 Haziran Diyarbakır, 20 Temmuz Suruç katliamları yaşandıktan sonra, 10 Ekim katliamını hazırlayan faillere yönelik takibin devam ettiği, istenildiği an yakalanabilecekleri halde yakalanmadıkları kesin kanıtlarla ortaya çıktı. Devlet bir eliyle takip ve kaydetmiş, diğer eliyle faillerin yollarını açık tutmuştu. Ancak devlet bürokrasisi ve onu yöneten siyasi iktidar tarafından atanmış, güvenlikten sorumlu kamu görevlileri bu tür faaliyetleri açık vermeden başaramazlar. Birinin gizlemeye çalıştığı şey bürokrasinin bir başka biriminde açığa çıkar."

Bayraktar'ın aktardığı "açıklara" bakılarak bile katliamın arkasındaki organizasyonun şemasını çıkarmak mümkün.

Böylesi bir davada mahkeme heyetinin, idarenin "özensiz" davranmasının kendisi bile büyük bir infial kaynağıyken, 10 Ekim Katliamı davasının toplumsal muhalefet tarafından yeterince sahiplenilmemesi, bu davada esas faillere, organizatörlere ulaşılması için gereken mücadelenin yürütülmemesi Türkiye toplumunun sürüklendiği sefaleti ortaya koyması açısından çarpıcı.

Oysa 10 Ekim'de saldırıya uğrayanlar sadece barış talebiyle Ankara'ya gelenler değil, herkesti.

O gün Türkiye tarihinin en büyük toplu "faili meçhul" katliamı gerçekleştirildi. 1 Kasım seçimlerine hazırlanan muhalefeti kilitleyen, toplumu şoka uğratan bu katliam, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası yaratılan kaos ortamının final sahnesi gibidir.

Fail olarak bir avuç IŞİD militanı gösterilse de, bu katliamın büyük siyasi hedefleri olduğu ve hiçbir zaman hakiki bir soruşturmaya konu olmadığı, katliam davasını takip eden hukukçuların ve yakınlarını kaybedenlerin ortak kanaati.

İktidarın yoğun baskısı nedeniyle organizasyon şemasının izini sürmek ve gerçek failleri işaret etmek bugüne kadar mümkün olmadı.

Oysa herkes aslında her şeyi biliyor.

En çok şeyi bilen de insanlar henüz cenazelerini toplarken, katliamın oylarını ne kadar artırdığına dair kamuoyu araştırması yaptıran, o dönemin güvenlik aygıtının başında bulunan, geçici hükümetin başbakanı Ahmet Davutoğlu olmalı.

Bugün AKP'ye muhalefet ediyor gibi görünse de, başta 10 Ekim katliam organizasyonu olmak üzere 7 Haziran-1 Kasım arası döneme dair konuşmadığı sürece Davutoğlu'nun muhalif olarak kabul edilmesi başlıbaşına bir mesele. Buna rağmen 10 Ekim katliamında Malatya'dan gelen 11 gençlik örgütü üyesini kaybeden CHP ve lideri Kılıçdaroğlu, Davutoğlu'yla çoktan helalleşmiş durumda.

Çünkü "helalleşmenin" bu kadar kolay yapılabilmesi hem geçmişte işlenen suçların faillerine yeni bir cezasızlık zırhı yaratıyor, hem de hâlihazırda iktidar adına her türlü suçu işleyenlere büyük bir güven alanı sağlıyor. Bugün iktidar adına her şeyi yapanlar, yarın direksiyonu kırdıklarında devrilmeyeceklerini, kendileriyle çok kolay helalleşileceğini bildikleri için mevcut yoldan dönmüyorlar.

Dolayısıyla barış istediği için katledilen 103 insanın anısı bir tenekeyle simgelendiği sürece atılacak her helalleşme adımı, suçlulara biçilmiş yeni bir cezasızlık zırhı anlamına geliyor.

Ama tam da bu nedenle 10 Ekim "teneke anıtı" devletin vatandaşına, iktidarın muhalifine, muhalefetin üyesine, toplumun bireyine gösterdiği değeri gösteren olağanüstü bir anıt olarak yıllardır Ankara Garı'nın siluetine halel getirmeden, öylece duruyor.

Şüpheci Dinsiz
11-10-2022, 04:52
https://twitter.com/durgunaksinya/status/1579406588422803456

Şüpheci Dinsiz
11-10-2022, 08:45
https://twitter.com/dersimbaharrr/status/1579380049408856066

Şüpheci Dinsiz
11-01-2023, 20:46
t24.com.tr (https://t24.com.tr/haber/danistay-dan-10-ekim-katliami-icin-cok-tartisilacak-emsal-karar-emniyetin-birimlere-iletilmeyen-yazisi-istihbarat-sayilmaz-alana-gerekli-goruldugu-icin-gaz-sikildi,1084493)

Danıştay'dan 10 Ekim katliamı için çok tartışılacak emsal karar: "Emniyetin birimlere iletilmeyen yazısı istihbarat sayılmaz, alana gerekli görüldüğü için gaz sıkıldı"

https://media-cdn.t24.com.tr/media/library/2023/01/1673364254122-adfgsd.jpg

10 Ocak 2023 18:10
Gökçer Tahincioğlu

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 10 Ekim 2015'te Ankara'daki Barış Mitingi'ne yönelik canlı bomba saldırısı ile ilgili olarak emsal niteliğinde, tartışılacak bir karara imza attı. Kurul, Emniyet Genel Müdürlüğü'nden gelen "canlı bomba saldırısı olabilir" yazısının ilgili birimlere iletilmemesinin hizmet kusuru anlamına gelmediğine hükmetti. Kurul, bu kararına, söz konusu yazıda yer, kişi, saat gibi somut bilgilerin yer almamasını gerekçe gösterdi. Kararda, alanda yaralılar varken polisin biber gazı sıkması konusunda da "sertifikalı güvenlik görevlileri tarafından gerekli görüldüğü için yapıldı" denildi. Kurul, bu nedenle 10 Ekim katliamından dolayı, hizmet kusuru olduğu gerekçesiyle maddi tazminat ödenemeyeceği görüşüne vardı. Mağdurların sadece Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması adlı yönetmelik uyarınca tazminat alabileceklerini belirtti. Terörden zarar görenlere ödeme yapılmasına dair bu yönetmelik, idarenin kusurunun bulunmadığı olaylarda uygulanıyor ve mağdurlara nispeten çok düşük oranda tazminat ödenmesine neden oluyor. Karar, benzer terör eylemleri için de emsal niteliği taşıyor.

10 Ekim Katliamı'ndan sonra, yaşamını yitiren Başak Sidar Çevik'in babası İzzettin Çevik ile annesi Hatice Hatice Çevik'in fotoğrafları büyük yankı uyandırmıştı. Çevik ailesinin açtığı davada, idare mahkemesi, emniyetin hizmet kusuru nedeniyle anne Hatice Çevik için 381 bin, baba İzzettin Çevik için 264 bin olmak üzere toplam 645 bin TL tazminat ödenmesine karar vermiş, bu karar bozulmuştu. İtiraz ve idare mahkemesinin ilk kararında direnmesi üzerine dosya Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na geldi. Kurul, yerel mahkemenin direnme kararını bozdu.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu
Kurul, idarenin olay öncesi genel güvenlik hizmetlerine ilişkin kusuru veya kusursuz sorumluluğunun tespiti için olay öncesinde olaya ilişkin ihbar veya istihbari bilgi ve belge olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtti.

Belge varsa hizmet kusurundan söz edilebileceği, yoksa edilemeyeceği vurgulandı.

Konuyla ilgili dava dosyalarına giren belgeleri değerlendiren kurul, Emniyet Genel Müdürlüğü
Terörle Mücadele Daire Başkanlığının, 14 Eylül 2015'te Ankara Emniyet Müdürlüğü ve 47 kentin müdürlüklerine IŞİD'in uluslararası ses getirecek çapta eylem yapma kararı aldığı, seçtiği bir grubu Suriye Deyr-ez Zor'da bulunan bir kampta özel eğitime tabi tutmaya başladığı, planlanan eylemin uçak/gemi kaçırma ya da miting/kalabalık yerde aynı anda çok sayıda canlı bomba patlatma şeklinde kompleks bir eylem olabileceği içerikli yazı gönderdiğini vurguladı.

Kurul, İçişleri Bakanlığı Müfettişliği tarafından hazırlanan rapora göre, bu yazının, güvenlik planlamasını yapan Güvenlik Şube Müdürlüğü ile paylaşıldığına dair bir belgenin bulunmadığına da dikkati çekti.

Kurul, bu belgenin TEM Şube Müdürlüğü'nce diğer şube müdürlüklerine gönderilmemesinin ihmal sayılıp sayılamayacağını değerlendirirken, İçişleri Bakanlığı raporunda bunun hizmet kusuru sayılabileceğinin belirtildiği anımsatıldı.

Kararda, buna karşılık, söz konusu yazıdan dolayı idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulabilmesi için elde edilen istihbari bilginin yer, zaman, kişi unsurlarından bir ya da birkaçını belirtmesi gerektiği vurgulandı.

İhbar ile olay öğrenildiği halde idarenin önlem almadığı durumlarda hizmet kusurundan söz edilebileceğinin belirtildiği kararda, "istihbari bilginin somut, açık bir bilgi içermediği, zaman ve kişi yönünden de bilgi bulunmadığı, bu nedenle bu belgeyi olaya ilişkin bir istihbarat olarak kabul etmenin mümkün olmadığı, yukarıda da belirtildiği üzere emniyet birimlerinin olay öncesinde olaya ilişkin herhangi bir ihbarın bulunmadığına ilişkin yazıları da göz önünde tutularak olay öncesine ilişkin idarenin/idarelerin hizmet kusurundan söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır" denildi.

Rutin tedbirler alındı, bomba araması yapıldı
Kararda, miting öncesinde rutin güvenlik önlemlerinin alındığı belirtilerek, alanda bomba aramalarının yapıldığı, 2044 personelin görev yaptığı ifade edildi. Kararda, "Olayın meydana gelmesinin Gaziantep ilinden çıkış ile eylemin yapıldığı an itibarıyla 12 saat içinde, örgüt mensuplarının Ankara il merkezine girdikten sonra 50 dakika içinde, ikinci taksiden indikten sonra 5-6 dakika içinde gerçekleştiği, personel sayısının yeterli olduğu hususlarının değerlendirildiği görülmüştür" denildi.

"Gerekli görüldüğü için gaz sıkıldı"
Kararda, 9 emniyet personelinin de olayda yaralandığı da belirtilerek, "idarenin/idarelerin
bu hususlara ilişkin hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varılmıştır" ifadesi kullanıldı.
Kararda, yaralıların üzerine polisin biber gazı sıkması konusunda da şu yorum yapıldı:
"Olay sonrasında emniyet mensuplarınca biber gazı kullanıldığı iddiaları hakkında ise gaz kullanımının bu konuda sertifikalı güvenlik görevlileri tarafından gerekli görüldüğü için yapıldığı, Ön İnceleme Raporun'nda Gaz kullanımı hakkında soruşturma izni verilmemesi gerektiği yönünde raporlama yapıldığı görülmüştür."

Pozitif yükümlülük de yok
Kararda, devletin, yetki alanındaki bireylerin güvenliğini sağlamak hususunda pozitif yükümlülüğünün bulunduğu belirtilerek, şöyle devam edildi:

"Pozitif yükümlülük bulunmakla birlikte dava konusu olayda olduğu gibi, idari faaliyetle doğrudan nedensellik bağı bulunmayan ve temelde insan davranışlarının önceden bilinemez veya öngörülemez oluşuyla bağlantılı olarak meydana gelen toplumsal olaylarda, idarelerin oluşan gerçek zararı tazmin etmekle yükümlü kılınmalarını gerektirecek biçimde yorumlanmasına hukuken olanak bulunmamaktadır."

Bu nedenle olayda idarenin/idarelerin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir işlem ya da eyleminin olmadığı vurgulandı.

Kanuna göre işlem yap
Kararda, bu nedenle mağdurlar açısından çok düşük tazminat ödenmesini gerektiren ve genel olaylarda kullanılan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliği'nin 21. Maddesinin uygulanması istenildi.

Manevi tazminat
Kararda, manevi tazminat yönünden mağdurlara düşük ödeme yapıldığı, 15 bin lira tazminat yerine daha yüksek tazminat ödenmesi gerektiği de belirtildi.

Şüpheci Dinsiz
10-10-2023, 02:16
https://twitter.com/zeynokuray/status/1711508545466687870

https://twitter.com/livaneliyim/status/1711511882576613832

Şüpheci Dinsiz
11-10-2023, 11:01
10 Ekim belgeselleri...
10 Ekim Ankara Katliamına ilişkin derlenen resimleri, makaleleri, hukuk mücadelesini, videoları siteden okuyun, izleyin.

https://fasikul.altyazi.net/seyir-defteri/16079/

https://twitter.com/altyazifasikul/status/1711767089906635110

Şüpheci Dinsiz
28-02-2024, 15:45
https://twitter.com/alicanuludag/status/1762526869763580286

Andrew
06-03-2024, 22:19
Merhaba Türkiye'nin bir güvenlik sorunu var, bir terör sorunu var, kimi zaman buna PKK diyoruz kimi zaman Daeş diyoruz, kimi zaman fetö diyoruz. Bunlar tüm ülke genelini etkileyen sorunlar fakat özellikle PKK sorunu hakkında düşündüğümüzde bu sorunun neredeyse kesintisiz 45 yıldır 50 yıldır devam ettiğini görüyoruz. Bunun için bir sürü para harcıyoruz eğitime harcamadığımız parayı PKK ile savaşmak için harcıyoruz ve hiçbir netice alamıyoruz. Cünkü birini öldürüyorsunuz bir başkası geliyor bitmiyor. Cunku sistemi kuran ve devam ettiren, devletin ta kendisi. Tum dinci yapilari kuran ve esleyen ve kullanan da devletin kendisi. Yani ben Türkiye'nin samimi davranmadığını biliyorum görüyorum, okuyorum. Her şey gün ışığı gibi ortada. Yazık olen insanlara yazık, halkın fakir halkın parasına yazık enerjisine yazık. Fakat bu durum devletin çözmek istediği bir durum değil. Çünkü çözmek isteseydi Türkler bu sorunlari çözerdi fakat çözmek istemediği ortada. Aslına bakarsanız sizin de bildiğiniz gibi devletler genelde terörü bitirmek terörü sonlandırmak istemez. Çünkü Terör kullanışlıdır, insanların oyalanabilecekleri kullanışlı bir yapıdır. Aslında Terör Türkiye'de iktidarın ayakta kalabilmesi için gereklidir. Türk iktidarı yani AK Parti terörü sonlandırmak istemiyor. Çünkü sonlandırmak işine gelmiyor, sona erse ne hakkında propaganda yapacak? Elinde sadece din var. Din istismarı... Ankara'daki gar katliamı da sadece bir örnek.

MHP denile partinin milliyetcilik gazi disinda elinde neyi var? Turkiyenin hangi sorununu cozdugu yada cozmeye talip oldugunu gordunuz?

Ahmet davutoğlu'nu hatırlıyorsunuz. CHP, Ahmet Davutoğlu ile bir anlaşma yapmış aynı masaya oturmuş ve Türkiye'yi yönetmeye talip olmuştu. Davutoğlu AKP'nin 1 numaralı adamlarından biriydi. AKP'nin yaptığı neredeyse her şeyden haberi vardı. Kendisi bir bakan ve başbakandı, patlayan bombaları, kandan beslenen gerilimden beslenen savaştan beslenen AKP'nin patlattığını pek çoğumuz biliyoruz. o dönem Erdoğan da bize oy verin işi huzur içinde çözelim diyordu, ona oy vermezsek huzursuzluk karmaşa savaş haberleri duymaya devam edecektik. Bunu televizyonlardan kendileri söyledi zaten. Normal bir ülkede Recep Tayyip Erdoğan'ın hapse girmesi gerekirdi; görevi kötüye kullanmaktan, hırsızlık yapmaktan, halkı kin ve düşmanlığa sürüklemekten, terör örgütleriyle işbirliği yapmaktan, haksız kazanç elde etmekten, şiddete cahilliğe yol açmaktan, nice masum insanı hapse attırmaktan, milletin parasıyla saraylarda yaşamaktan ve milletin parasıyla yedi sülalesini zengin etmekten ve her türlü pislikten ve vatan hainliğinden hapse girmesi gerekirdi.

Türkiye'nin bir meclisi var, kanunları, Anayasası var diyorlar, milletvekilleri var diyorlar. Bu milletvekilleri tıpkı bir tiyatro oyunundaki oyuncular gibi meclise geliyor, konuşuyor, bağırıyor çağırıyor millete gaz veriyor, milletin gazını alıyor, çoğunlukla da din ve milliyetçilik propagandası yaparak toplumun beynini uyuşturuyor ve görevlerini yapıp çekiliyorlar. millet vekillerinin de vatan hainliğinden hapse girmeleri gerekirdi. En azından anayasayla yönetilen bir ülkede hakkın hukukun adaletin olduğu ülkelerde böyle olurdu; şu anda bütün yargı sistemi ve güvenlik sistemi tek bir adama indekslendiğinden dolayı O adam da kanun tanımaz bir adam olması sebebiyle ve tüm bu pislikleri yapan özne durumunda olması sebebiyle tüm bu kötülükler devam edeceğe benziyor. Atatürk'ün kurmuş olduğu bu CHP'nin AKP türevli partilerle hayali bir masa kurup işbirliği yapmaya çalışması da ayrı bir komiklikti. Türkiye'de bombaları patlatan birileri varsa bu da devletin kendisidir; bu 70'lerde de böyleydi, seksenlerde de böyleydi, 90'larda da böyleydi, hala da böyle. Yani bu çok açık bir durum iken hiçbir Allah'ın kulu bunlardan hesap soramıyor. Çünkü cahil kitle çok büyük! Inanılmaz büyük bir cahil kitle var, hipnozlanmış bir kitle var, dinle ve milliyetçilikle bayrakla ve yalan tarih ile hipnozlanmış, fakir, saldırgan ve beyni uyuşmuş bir kitle.

Tekrar yazının başına dönecek olursak, Türkiye'de bir terör sorunu var dedik. Aslında Türkiye'nin bir cahillik ve cehalet sorunu var; cahillik ve cehalet Türkiye'nin en temel sorunudur. Ekonomik sorunlar, eğitim sorunları, güvenlikle ilgili sorunlar, AKP sorunu, mafya sorunu, adalet sorunu... Bunların hepsi cahillik ve cehalet temelleri üzerine bina edilmiş yapay sorunlardır cünkü temel direkler cahillikle örülmüştür. Toplum bu denli cahil olmasaydı mutlaka hakkını hukukunu özgürlüğünü önemser ve kendilerini yöneten rejimden hesap sorardı. BunU sormadığına göre ve artık soramadığını göre Türkiye tamamen cehalete gömülmüştür. Ne yazık ki Türkiye toplumu medyayla, gazeteleri ile programlarıyla cahil bırakılmaktadır. Kitle olarak cahil bırakılmaktadır. Bir televizyonun karşısında 5 saat 6 saat 7 saat vakit geçiren ve her kanalda her gazetede aynı propaganda ya maruz kalan insanların doğal bir tepkisidir bu cehalet. Ne kadar haksızlık hukuksuzluğu ortaya koysak da koyalım bunları 3 5 gazeteci gündeme getirse de burada bunları paylaşsak da her şey ve her türlü hukuksuzluk ortadayken hesap sorulamıyor çünkü hesap soracak mekanizma bu adamların kendileri yazık ki bir toplum böyle çökertildi.

bilgivehis
07-03-2024, 13:28
Merhaba Türkiye'nin bir güvenlik sorunu var, bir terör sorunu var, kimi zaman buna PKK diyoruz kimi zaman Daeş diyoruz, kimi zaman fetö diyoruz. Bunlar tüm ülke genelini etkileyen sorunlar fakat özellikle PKK sorunu hakkında düşündüğümüzde bu sorunun neredeyse kesintisiz 45 yıldır 50 yıldır devam ettiğini görüyoruz. Bunun için bir sürü para harcıyoruz eğitime harcamadığımız parayı PKK ile savaşmak için harcıyoruz ve hiçbir netice alamıyoruz. Cünkü birini öldürüyorsunuz bir başkası geliyor bitmiyor. Cunku sistemi kuran ve devam ettiren, devletin ta kendisi. Tum dinci yapilari kuran ve esleyen ve kullanan da devletin kendisi. Yani ben Türkiye'nin samimi davranmadığını biliyorum görüyorum, okuyorum. Her şey gün ışığı gibi ortada. Yazık olen insanlara yazık, halkın fakir halkın parasına yazık enerjisine yazık. Fakat bu durum devletin çözmek istediği bir durum değil. Çünkü çözmek isteseydi Türkler bu sorunlari çözerdi fakat çözmek istemediği ortada. Aslına bakarsanız sizin de bildiğiniz gibi devletler genelde terörü bitirmek terörü sonlandırmak istemez. Çünkü Terör kullanışlıdır, insanların oyalanabilecekleri kullanışlı bir yapıdır. Aslında Terör Türkiye'de iktidarın ayakta kalabilmesi için gereklidir. Türk iktidarı yani AK Parti terörü sonlandırmak istemiyor. Çünkü sonlandırmak işine gelmiyor, sona erse ne hakkında propaganda yapacak? Elinde sadece din var. Din istismarı... Ankara'daki gar katliamı da sadece bir örnek.

MHP denile partinin milliyetcilik gazi disinda elinde neyi var? Turkiyenin hangi sorununu cozdugu yada cozmeye talip oldugunu gordunuz?

Ahmet davutoğlu'nu hatırlıyorsunuz. CHP, Ahmet Davutoğlu ile bir anlaşma yapmış aynı masaya oturmuş ve Türkiye'yi yönetmeye talip olmuştu. Davutoğlu AKP'nin 1 numaralı adamlarından biriydi. AKP'nin yaptığı neredeyse her şeyden haberi vardı. Kendisi bir bakan ve başbakandı, patlayan bombaları, kandan beslenen gerilimden beslenen savaştan beslenen AKP'nin patlattığını pek çoğumuz biliyoruz. o dönem Erdoğan da bize oy verin işi huzur içinde çözelim diyordu, ona oy vermezsek huzursuzluk karmaşa savaş haberleri duymaya devam edecektik. Bunu televizyonlardan kendileri söyledi zaten. Normal bir ülkede Recep Tayyip Erdoğan'ın hapse girmesi gerekirdi; görevi kötüye kullanmaktan, hırsızlık yapmaktan, halkı kin ve düşmanlığa sürüklemekten, terör örgütleriyle işbirliği yapmaktan, haksız kazanç elde etmekten, şiddete cahilliğe yol açmaktan, nice masum insanı hapse attırmaktan, milletin parasıyla saraylarda yaşamaktan ve milletin parasıyla yedi sülalesini zengin etmekten ve her türlü pislikten ve vatan hainliğinden hapse girmesi gerekirdi.

Türkiye'nin bir meclisi var, kanunları, Anayasası var diyorlar, milletvekilleri var diyorlar. Bu milletvekilleri tıpkı bir tiyatro oyunundaki oyuncular gibi meclise geliyor, konuşuyor, bağırıyor çağırıyor millete gaz veriyor, milletin gazını alıyor, çoğunlukla da din ve milliyetçilik propagandası yaparak toplumun beynini uyuşturuyor ve görevlerini yapıp çekiliyorlar. millet vekillerinin de vatan hainliğinden hapse girmeleri gerekirdi. En azından anayasayla yönetilen bir ülkede hakkın hukukun adaletin olduğu ülkelerde böyle olurdu; şu anda bütün yargı sistemi ve güvenlik sistemi tek bir adama indekslendiğinden dolayı O adam da kanun tanımaz bir adam olması sebebiyle ve tüm bu pislikleri yapan özne durumunda olması sebebiyle tüm bu kötülükler devam edeceğe benziyor. Atatürk'ün kurmuş olduğu bu CHP'nin AKP türevli partilerle hayali bir masa kurup işbirliği yapmaya çalışması da ayrı bir komiklikti. Türkiye'de bombaları patlatan birileri varsa bu da devletin kendisidir; bu 70'lerde de böyleydi, seksenlerde de böyleydi, 90'larda da böyleydi, hala da böyle. Yani bu çok açık bir durum iken hiçbir Allah'ın kulu bunlardan hesap soramıyor. Çünkü cahil kitle çok büyük! Inanılmaz büyük bir cahil kitle var, hipnozlanmış bir kitle var, dinle ve milliyetçilikle bayrakla ve yalan tarih ile hipnozlanmış, fakir, saldırgan ve beyni uyuşmuş bir kitle.

Tekrar yazının başına dönecek olursak, Türkiye'de bir terör sorunu var dedik. Aslında Türkiye'nin bir cahillik ve cehalet sorunu var; cahillik ve cehalet Türkiye'nin en temel sorunudur. Ekonomik sorunlar, eğitim sorunları, güvenlikle ilgili sorunlar, AKP sorunu, mafya sorunu, adalet sorunu... Bunların hepsi cahillik ve cehalet temelleri üzerine bina edilmiş yapay sorunlardır cünkü temel direkler cahillikle örülmüştür. Toplum bu denli cahil olmasaydı mutlaka hakkını hukukunu özgürlüğünü önemser ve kendilerini yöneten rejimden hesap sorardı. BunU sormadığına göre ve artık soramadığını göre Türkiye tamamen cehalete gömülmüştür. Ne yazık ki Türkiye toplumu medyayla, gazeteleri ile programlarıyla cahil bırakılmaktadır. Kitle olarak cahil bırakılmaktadır. Bir televizyonun karşısında 5 saat 6 saat 7 saat vakit geçiren ve her kanalda her gazetede aynı propaganda ya maruz kalan insanların doğal bir tepkisidir bu cehalet. Ne kadar haksızlık hukuksuzluğu ortaya koysak da koyalım bunları 3 5 gazeteci gündeme getirse de burada bunları paylaşsak da her şey ve her türlü hukuksuzluk ortadayken hesap sorulamıyor çünkü hesap soracak mekanizma bu adamların kendileri yazık ki bir toplum böyle çökertildi.

Sevgili Alvin, bu doğru çözümleme ve güzel yorum için teşekkür ederim. Aynı anlayışla yalnız olmadığımızı hatırlattınız.

Ben farklı bir ekleme yapacağım.
Elbette cahillik, eğitimsizlik, kötü ekonomi ve devletin bunu kullanıyor olması temel neden.
Ancak temel sorunlardan biri olan ve dikkatlerden kaçan toplumlardaki fırsatçılık zaafı.
Toplumlar küçük-büyük demeden ve toplumsal kazançları önemsemeden her şeyi fırsat olarak görüyorlar. Ülke kazançları kişisel çıkara indirgenmiş durumda. Dağıtılan bir koli gıda, bulunan kötü bir iş (göçen madenler gibi), tarikat yapılanmasında kendini güvende görmek, siyasi partiler aracılığıyla irili-ufaklı nemalanmayı veya mafyatik yapılarda kendini güçlü bulmayı her şeyin üzerinde tutuyorlar.
Eğitimin biraz ötesinde olan bu bireysel zaaflar ki, ben buna zaaf diyorum, iktidarların da işine geldiği için karşılıklı bu anlaşma yüzünden ülke bu durumda.
Halkı ne kadar eğitirsen eğit, bu bireysel çıkarcılığın şekli değişse bile temel anlayışı değişmez.
Bunun örnekleri çok. En iyi eğitimi gören, diyalektik materyalizmi yalamış Sovyet ve Balkan halkı bireysel çıkarcılığı toplum çıkarına tercih ettikleri için yıkıldılar.
Irkçılığın ve insana acımasızlığın en alası sözde insan haklarına saygılı görünen ve eğitimli olan Avrupalılarda görürsün.
Doğa aşığı olarak gösterilen, hatta bayrağı bir ağaç yaprağı olan, doğaya karşı saygı ve sevgisiyle tanınan ama bir numaralı doğa katliamcısı ülke Kanada'nın kendisidir.
İnsanların ölümünü umursamayan, savaş sürekli uzasın diye çırpınan sözde medeni ve modern gösterilen Avrupa'nın kendisidir.
Bugün Türkiye'de faşizmin, yobazlığın, mafyatik yapılanmanın maddi destekçisi ve proje sahibi ABD ve AB ülkeleridir.
Dolayısıyla toplumlardaki bireysel değerler toplumsal değerlere dönüşmediği müddetçe eğitim ve ekonomi ne olursa olsun temel zaaflar her zaman hakim olacaktır.
Bu nedenlerden dolayı emperyalizm, kapitalizm, kompradorlar tek suçlu değil, ona istediği cevabı veren toplumlar da suçludur.
Toplumlara toplumsal değerler dayatılmadığı müddetçe hep zaafların peşinde koşacaklardır.
Ya toplumlara toplumculuk zorla dayatılacak ya da toplumculuğa muhtaç oldukları evrim sürecinin oluşması beklenecek.

Andrew
08-03-2024, 07:21
Sevgili Alvin, bu doğru çözümleme ve güzel yorum için teşekkür ederim. Aynı anlayışla yalnız olmadığımızı hatırlattınız.

Ben farklı bir ekleme yapacağım.
Elbette cahillik, eğitimsizlik, kötü ekonomi ve devletin bunu kullanıyor olması temel neden.
Ancak temel sorunlardan biri olan ve dikkatlerden kaçan toplumlardaki fırsatçılık zaafı.
Toplumlar küçük-büyük demeden ve toplumsal kazançları önemsemeden her şeyi fırsat olarak görüyorlar. Ülke kazançları kişisel çıkara indirgenmiş durumda. Dağıtılan bir koli gıda, bulunan kötü bir iş (göçen madenler gibi), tarikat yapılanmasında kendini güvende görmek, siyasi partiler aracılığıyla irili-ufaklı nemalanmayı veya mafyatik yapılarda kendini güçlü bulmayı her şeyin üzerinde tutuyorlar.
Eğitimin biraz ötesinde olan bu bireysel zaaflar ki, ben buna zaaf diyorum, iktidarların da işine geldiği için karşılıklı bu anlaşma yüzünden ülke bu durumda.
Halkı ne kadar eğitirsen eğit, bu bireysel çıkarcılığın şekli değişse bile temel anlayışı değişmez.
Bunun örnekleri çok. En iyi eğitimi gören, diyalektik materyalizmi yalamış Sovyet ve Balkan halkı bireysel çıkarcılığı toplum çıkarına tercih ettikleri için yıkıldılar.
Irkçılığın ve insana acımasızlığın en alası sözde insan haklarına saygılı görünen ve eğitimli olan Avrupalılarda görürsün.
Doğa aşığı olarak gösterilen, hatta bayrağı bir ağaç yaprağı olan, doğaya karşı saygı ve sevgisiyle tanınan ama bir numaralı doğa katliamcısı ülke Kanada'nın kendisidir.
İnsanların ölümünü umursamayan, savaş sürekli uzasın diye çırpınan sözde medeni ve modern gösterilen Avrupa'nın kendisidir.
Bugün Türkiye'de faşizmin, yobazlığın, mafyatik yapılanmanın maddi destekçisi ve proje sahibi ABD ve AB ülkeleridir.
Dolayısıyla toplumlardaki bireysel değerler toplumsal değerlere dönüşmediği müddetçe eğitim ve ekonomi ne olursa olsun temel zaaflar her zaman hakim olacaktır.
Bu nedenlerden dolayı emperyalizm, kapitalizm, kompradorlar tek suçlu değil, ona istediği cevabı veren toplumlar da suçludur.
Toplumlara toplumsal değerler dayatılmadığı müddetçe hep zaafların peşinde koşacaklardır.
Ya toplumlara toplumculuk zorla dayatılacak ya da toplumculuğa muhtaç oldukları evrim sürecinin oluşması beklenecek.

Abi, konunun disina cikmamak icin farkli bir basliga yazdim. Bir 'cevap' olarak, sana karsi bir arguman olarak yazmadim. Fikrimi ifade ettim. Cevap yazmak zorundaligin yok tabii, ha vaktin olurda yazarsan, elbette okur, dinlerim seni. Seni okumicam da kimi okuyacagim bu forumda. suraya yazdim. https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=658839#post658839

Şüpheci Dinsiz
01-07-2024, 17:51
https://x.com/Halkevleri/status/1807788509786161642

https://x.com/BirGun_Gazetesi/status/1807769428982956431

Şüpheci Dinsiz
11-10-2024, 09:24
https://x.com/SMFmerkez1/status/1844277904735453381

Şüpheci Dinsiz
07-10-2025, 10:44
10 Ekim katliamı: Yas, hafıza ve direniş
woFK9jrrSMk

Şüpheci Dinsiz
08-10-2025, 12:50
"IŞİD'li sanıklar insanlığa karşı suçtan beraat etti"
xYvmTU6yH2k

Şüpheci Dinsiz
10-10-2025, 07:38
10 Ekim Ankara Gar Katliamı'nın 10. Yılında Adalet-PAT Sahası İhalesi Özel Haberimiz TBMM Gündeminde
zMFj8Rl4Q0o

Kemal Tayfun Benol Anısına: "Annem Bana Peynir Al Gel Dedi"
keq6QWDh_ZE

Şüpheci Dinsiz
10-10-2025, 10:20
10 Ekim katliamı: Gazeteciler anlatıyor
O5dlLNUaUKI

Şüpheci Dinsiz
10-10-2025, 14:33
#10Ekim10Yıl | Bir katliamın anatomisi
lY4Uw5kB2U4

https://x.com/ankaratabipoda/status/1976603997575278890

Şüpheci Dinsiz
10-10-2025, 14:44
Göz göre göre 10 Ekim Katliamı | "Yetkililer bizi saldırı olacağını bile bile mitinge yolladı..."
AcbpHXzmhpc

Şüpheci Dinsiz
10-10-2025, 18:24
ARANAN ADALET BULUNAMIYOR!
TLu0SxiEQEk

Baskoylu
22-10-2025, 15:09
Katliam nasıl gerçekleştirildi?
Suriye sınırını geçen ve Gaziantep'teki örgütün hücre evinde intihar yeleklerini giyen Yunus Emre Alagöz ve yanındaki yabancı uyruklu IŞİD'li, 9 Eylül 2015 akşamı, Ankara'ya doğru yola çıktı. Canlı bombaları taşıyan aracı IŞİD'in Gaziantep emiri Yunus Durmaz'ın yardımcısı Halil İbrahim Durgun kullanırken, diğer bir örgüt üyesi Yakup Şahin ise ikinci bir araçla önde eskortluk yapıyordu. Yakup Şahin, Adana'da iki kez aynı polis çevirmesine yakalanmasına karşın durumundan şüphelenilmedi ve geçişine izin verildi. Canlı bombaları taşıyan araç ise sorunsuz geçti.

Katliamda ihmaller nelerdi?
Ankara Tren Garı, "göz göre göre" yaşanan bir katliam oldu. Saldırıya ilişkin onlarca istihbarat uyarısı Emniyet'in elinde olmasına karşın hiçbir önlem alınmadı. Ankara'da düzenlenen benzer mitingiler için kent girişlerinde sıkı güvenlik aramaları yapılırken, 10 Ekim öncesinde ise başkentte girişlerdeki arama noktaları kaldırıldı. Hem mitinge gelenler, hem de IŞİD'li canlı bombalar, yolda durdurulmadan Ankara'ya geldi. Miting için 2 bin 44 polis görevlendirilmişken, toplanma alanı olan Gar çevresinde yalnızca 129 polis vardı. Gar Meydanı'ndaki toplanma alanına gelenler de aranmadı.

10 Ekim'den önce Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat ve Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından, IŞİD'in canlı bomba saldırısı düzenleyeceğine yönelik istihbarat alındı. İstihbaratta, "DEAŞ'ın yapmaya karar verdiği büyük bir eylem için seçtiği grubu Suriye'deki bir kampta özel eğitime aldığı, eylemin uçak-gemi kaçırma ya da miting-kalabalık yerde çok sayıda canlı bomba patlatma şeklinde olabileceği" uyarısı yapıldı. Ancak istihbarat ciddiye alınmadı ve gerekli birimler uyarılmadı. İçişleri Bakanlığı'nın katliamdaki ihmallere ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında Emniyet ve MİT'in IŞİD'in terör saldırısı düzenleyeceğine ilişkin 62 ayrı istihbarat notu geçtiği tespit edildi.

Emniyet'in canlı bomba listesinde yer alan ve "terör nitelikli kayıp şahıs" olarak aranan Yunus Emre Alagöz'ün yapılan telefon dinlemelerinde ailesiyle vedalaştığı dahi belirlendi. Üstelik Alagöz'ün kardeşi Şeyh Abdurrahman Alagöz, 20 Eylül 2015'te Suruç katliamını yapan kişiydi. Bu istihbaratlara rağmen, 14 Eylül 2015'te yapılan güvenlik toplantısında miting iptal edilmedi. Miting öncesinde ise Emniyet yalnızca kendi personelini "canlı bomba saldırılarına karşı duyarlı olunması" yönünde uyarırken, mitingi düzenleyenlere haber verilmedi.

İhmaller yalnızca bununla sınırlı değildi. Canlı bombalara eskortluk yaparak Ankara'ya getiren Yakup Şahin'in katliamdan 11 önce Gaziantep'in Nizip ilçesinde bir gübre bayisinden amonyum nitrat almaya çalıştığı Emniyet tarafından tespit edildi. Gübre bayisi sahibinin ihbarı üzerine kamera görüntülerinden kimliği tespit edilen Şahin hakkında gözaltı kararı çıkarılmadı. Şahin, bu sayede Ankara'ya sorunsuz ulaşabildi. Üstelik Emniyet'in ihmalini gösteren bu durum, Ankara Gar katliamı dosyasında 1,5 yıl boyunca saklandı ve buna ilişkin belgeler mahkemeye bu sürede gönderilmedi.

İhmali olan kamu görevlileri yargılandı mı?
Ankara Tren Garı katliamının ardından ihmali olan kamu görevlileri yönünden hem idari hem de adli soruşturma başlatıldı. İçişleri Bakanlığı müfettişleri, hazırladığı 25 Şubat 2016 tarihli raporda dönemin Ankara Emniyet Müdürü, İstihbarat Şube müdür vekili, TEM Şube Müdürü, eski Güvenlik Şube müdür vekili ve TEM Şubesi C Büro amirinin ihmalini tespit etti. Raporda, bu isimler hakkında soruşturma izni istendi. Ancak Ankara Valiliği, soruşturma izni vermedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara itiraz etmeyince, dosya dava açılamadan kapandı.

Gar katliamında kimler yargılandı?
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, katliama ilişkin yürüttüğü soruşturma sonucunda arasına IŞİD'in Türkiye emiri olduğu belirtilen İlhami Balı'nın bulunduğu 35 kişi hakkında dava açtı. Sanıklardan 18'i firariyken, 19'u ise tutuklu yargılanıyordu. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, 2018'de davayı bitirerek 9 sanığı 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, 11 bin 730'ar yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme heyeti, diğer 5 sanığa "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 12'şer yıl hapis verirken, 4 sanık ise aynı suçtan 7 yıl 6'şar ay hapis cezası verdi.

Sanık Erman Ekici'nin "silahlı terör örgütü yöneticisi olmak" suçundan 18 yıl hapisle cezalandırılmasına hükmeden mahkeme, söz konusu sanığın 100 kişiyi "kasten öldürme" ve 391 kişiyi "kasten öldürmeye teşebbüs etme" suçlarından da yargılanması için suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Ayrıca firari 19 kişi hakkındaki dosya da ayrıldı.

Erman Ekici hakkında daha sonra savcılık, insanlığa karşı suç ve 100 kişiyi öldürme suçlarından iddianame düzenlendi. Ankara Gar katliamı davası firari sanıklar ve Erman Ekici yönünden halen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde sürüyor.

Diğer yandan Yargıtay, 9 sanığa verilen 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onarken, yaralama suçundan verilen bazı cezaları ise eksik inceleme gerekçesiyle bozdu.

IŞİD'in Gaziantep örgütlenmesi deşifre edildi mi?
Ankara Gar katliamının ardından yürütülün soruşturma kapsamında Gaziantep'te peş peşe operasyonlar yapıldı. Yakup Şahin'in itirafçı olmasıyla kentte çok miktarda patlayıcı madde ve çok sayıda silah ele geçirildi. Bu kapsamda örgütün Gaziantep emiri Yunus Durmaz'ın evine düzenlenen operasyonda, kullandığı diz üstü bilgisayarı ele geçirildi. Bilgisayardan çıkan örgütsel yazışmalar, IŞİD'in Gaziantep'i işgal planı yaptığını ortaya koydu. Notlarda, IŞİD'in Gaziantep hücrelerine bağlı 150 kişiye canlı bomba, bombalı saldırı ve silahlı eğitim verdiğini söyleyen Durmaz, ayrıca bu kişileri 120 dolar ile 690 dolar arasında değişen miktarda maaşa bağladığını da aktardı. Durmaz, Suriye'deki emirine gönderdiği mesajlarda Arapların çalıştığı işyerlerinde Suriye'den getirilen örgüt üyelerinin yerleştirilmesi ve "amel günü"ne kadar saklanması önerisi getirdi.

Yunus Durmaz'ın notları, yine IŞİD'in Türkiye genelindeki Alevi köyleri, dernekleri, kiliseleri, yabancı misyon temsilciliklerini, ÇYDD ve ADD şubelerinin adreslerini tek tek tespit ederek fişlediği de anlaşıldı.

Yunus Durmaz, yazışmalarında Suriye'den "Kürt düğünü"ne eylem yapmak için bir canlı bomba istediği de ortaya çıktı. Durmaz'ın bu talebinin, bilgisayarının ele geçirilmesinin ardından ortaya çıkmasına karşın, buna ilişkin önlem alınmadı. 2016 Ağustos ayında Gaziantep'te bir düğüne yapılan canlı bomba saldırısında 40'ı çocuk 57 kişi hayatını kaybetti.

Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun ile sonradan Gaziantep Emiri olan Mehmet Kadir Cebael, kendilerine düzenlenen operasyon sırasında üzerlerindeki bombaları patlattı ve "canlı yakalanmalarını" engellendi.

10 Ekim katliamından sonra istifa eden oldu mu?
10 Ekim katliamı, AKP'nin tek başına iktidarı kaybettiği 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 tarihleri arasında gerçekleşti. O dönem Başbakan olan Ahmet Davutoğlu, "Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. İleride bir gün Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman en kritik dönemlerden biri 7 Haziran-1 Kasım arasındaki dönem olacaktır" dedi. Ancak Türkiye'nin en karanlık dönemlerinden birinde yaşanan 10 Ekim katliamından sonra hükümetten ne bir bakan istifa ederken ne de bir kamu görevlisi görevinden alındı.
Alinti;

Yukaridaki burjuva basinin bir cok konuyu aciklarken, Asil konuya deginmemesi!
Ya korktugundandir, yada duzenin piyonudur.
Bu fasist kohne duzenin, Iskencelerde, Hucrelerde, Goz Altinda kayiplarda, isledigi yiginla cinayetlerde kendisini Toplu katliamlarin, Soykirimlarin, Yargisiz infazlarin, Cinayetlerin disinda tutma politikasini namertce surdurmus, surdurmeye etmektedir.

Dersim Katliami, Gocgiri Katliami, Karadeniz Katliami, Maras Katliami, Corum Katliami, Hrant Dink, Abdi Ipekci, Turan Dursun, Ugur Mumcu ve saymakla bitiremiyecegimiz cinayetlerin TEK SORUMLUSU VE SUCLUSU, FASIST T.C DIR.
Soykirimlari, Toplu Katliamlari, Cinayetlerin tek sorumlusu olan yapan ve yaptiran bu fasist duzenin kendisidir.
Osmanlidan beri surdurdugu bu asaglik politikayi, birilerinin uzerine yikarak, sonuc alinmamasi icin asirlarca kendi kendisini aklamakta basarili olmus ve olmaya devam etmektedir.
Cesaretli ve Yurekli olmiyan, Insanligi ayaklar altina almis, Din, Irk, Mezsep ve benzeri asaglik yapilanmayi kendisine mesken etmis, korkak bir toplumdan duyarli olmayi beklemek!! hayalcilikten oteye gitmiyecektir.

Kendi Kan Emici, Irkci, Gerici, Katliamci FASISTINI ulu onder olarak goren bir toplumun gercekleri gormesi mumkunmu?
Dogrudan, iyiden, guzelden, haktan ve haklidan yana olmasi Mumkunmu?

Bilmem nasıl başlamalı?
Ne demeli,
Nasıl etmeli, Gulasor?

Dün gece yoldaydım,
Arka koltukta kırk numarada
Dimdik uyuyamadım.
Akıp giden arabanın seyrine uyan
Düşlerimi anlatmak istiyorum sana...

Geleceğin düşü ne kadar güzel,
Ve ne kadar ince...

Düşlerim, kıpırdayan, daldan dala konan
Bir serçenin canlılığını, kıvraklığını
Ve hareketlerindeki karmaşıklığı andırıyordu.

Ama bu düşler hayal değil!
Olacak ve olması gerekenin beynime yansımasıydı.
Bazen, en barbar gericiliğin, zülmun ve acının
Özgürlük türkülerini dindiremediği
Munzurun, Torosların doruklarındaydım.

Ateşler yakılı, mavzerler çatılı
İçimdeki ateşle, doğanın o dondurucu soğuğu
Birbirine karşı savaşıyor.
Nöbetteki yoldaş da
İnceden inceye bir türkü tutturmuş:

"De lori, lori, berxamın lori "
Bir iç geçiriyorum derinden,
Nedendir bilmem
302 Mercedesin artan hızına uyuyor düşlerim.
Bir baskındayım bazen,
Elimde dünya gericiliğine kan kusturan
Halkların silahı!
Kendimi yivle set arasında dönen,
Ve döne döne düşmanın ciğerlerini dağlayan
Kızıl kurşunlarda hissediyorum.

Toroslardan geçiyoruz.
İnce Memedi düşünüyorum.
Kel Abdi'yi, Memedin gün batmadan
Anafartaları aşan kanatlı atını,
Hatçe'ye olan aşkını...

Sonra,
Sonra, sen geliyorsun aklıma,
Seni düşünüyorum Gulasor!

Al yanağını,
Bal dudağını
Zülüf saçını,
O minicik yüreğini düşünüyorum.
Bildiğin tek Kürtçe cümle geliyor aklıma:

" Ez buka Kurmancanım "
İçin için gülüyorum...

Uyumuşum, çok kısa bir süre,
Şimdi buradayım...
Anandan aldım haberi, yakalamışlar seni.
İçim buruk, yüreğim çok daha katı.
Üzülmedim diyemem, üzüldüm.
Ama, yanıp yıkılmadım...

Bilmem, biliyor musun?
Düşman zindanda yenilmez diye düşünme hiç,
Hatırla İbrahim'i,
Mehmet Zeki'yi,
Orhan'ı!

Daha kurumadı Cihan'ımızın kanı
Haykır sancağımızdaki kızıl şiarı!
Açıktan olmasa bile,
İçten içe:
"Gerillalar Ölmez, Yaşasın Halk Savaşı! "

Sana diyeceğim şu ki:
Sen olmasan da, olur.
Ama,
Olmanı istiyorum Gulasor

Hasan Hakkı Erdoğan.

Hasan Hakki Erdogan.
Gunlerce iskencelerde kalan, daha sonra numune hastanesine kaldirilan, Doktor tarafindan burada tedavi etmemiz mumkun degil, Oksijen odasina acilen goturulmesi gerektigini, yoksa, hastayi kayip edecegini soylemesine ragmen.
oksijen odasina goturulmesini kabul etmiyen asaglik duzenin iti. doktora sunu soyler. "Sifreyi soylemesi icin yasat, gerisi onemli degil"
Agir iskenceler sonucu hastanede bile yasamasini engelliyen bu duzenin fasist kolluk guclerinin yenilgisi, SIR VERMIYEN ONURLU INSANLARIN KARSISINDA ALDIKLARI VE UGRAMIS OLDUKLARI YENILGI, SURATLARINA VURULAN EN GUZEL SAMAR VE DERSTIR.
Fasist kohne duzenin kolluk gucleri tarafindan hastane yetkililerine verdikleri emirle, Hastane heyeti tarafindan normal olum gosterilmistir.
Konuyu butun detaylarina sahit olan doktor, bir sure sonra yapilan bu haksizligi kabul etmiyerek, basina gercekleri aciklamasindan sonra, Duzen tarafindan bu doktoru aciga almis ve doktorluguna son vermistir.
ASIL DUSMAN: ISID, Hizbullah, MHP ve benzeri Piyonlar degildir.
ASIL DUSMAN : Bu piyonlari en iyi sekilde kullanan Fasist duzenin kendisidir.

BEN SIZIN YALAN VE HILELERINIZLE BAS EDEMEDIM BU BANA DERT OLDU.
BENDE SIZIN ONUNUZDE DIZ COKUP TESLIM OLMADIM, BUDA SIZE DERT OLSUN.

Şüpheci Dinsiz
19-12-2025, 05:58
https://x.com/aycasoylemez/status/2001172312956035389

Şüpheci Dinsiz
27-04-2026, 00:10
https://x.com/10EkimDavasi/status/2048397806985937110