Orijinalini görmek için tıklayınız : Kaotik Evren Teorisi
"ictenlik"
14-10-2019, 19:17
"Kaotik Evren Teorisi Fizikte Paradigma Değişimi Öngörüyor"
İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Aydıner "Kaotik Evren Teorisi"ni öneren makalesi ile dünyanın en önemli fizik dergilerinden biri olan NATURE tarafından yapılan Dünya Fizik Sıralaması'nda (Top 100 in Physics) ikinci sırada yer aldı.
Prof. Dr. Aydıner, dünya fizik camiasında yankı uyandıran makalesine ilişkin açıklamalarda bulundu.
"İnsanlık Tarihi Boyunca ‘Evren Nasıl Ortaya Çıktı?' Sorusuna Yanıt Arandı"
Kaotik Evren Teorisi'nin alternatif kozmoloji modeli olarak ilk defa kendisi tarafından önerildiğini ifade eden Prof. Dr. Aydıner, "Tüm insanlık tarihi boyunca ‘Evren nasıl ortaya çıktı?' sorusuna yanıt aranmıştır. Bu sorulara modern kozmoloji çeşitli yanıtlar vermeye çalışmıştır. Bu anlamda kozmolojide en önemli çalışmalardan biri Einstein'ın Genel Rölativite Teorisi'dir. Bu teori, modern kozmolojinin başlangıcını oluşturmuştur. Daha sonra yapılan çalışmalar, bu teori temel alınarak gerçekleştirilmiştir. Evrenin ortaya çıkışı ve dinamiğini izah etmek için pek çok model önerilmiştir. Fakat bu alanda yaygın olarak kabul edilen en önemli teori Büyük Patlama (Big Bang) teorisidir. Büyük patlama sözü fiziksel bir patlamaya karşılık gelmez. Bu uzay ve zamanın genişlemesini izah etmek için tercih edilen bir kavramdır. Bu teoriye göre evren bir tekil noktadan ortaya çıktı ve genişlemektedir. Bu teori deneysel veya gözlemsel sonuçlarla belli ölçülerde uyumlu olduğu için günümüzde yaygın olarak kabul edilmiştir. Fakat Büyük-Patlama teorisi dahil hiç bir model ya da teori şimdiye kadar Evren nasıl ortaya çıktı? Nasıl evrim geçiriyor gibi sorulara yanıt verememiştir. Nature-Scientific dergisinde yayınladığım Kaotik Evren Teorisi bu sorulara yanıt veren alternatif bir teoridir" dedi.
"Evrenin Tekil Bir Noktadan Ortaya Çıktığı Fikri Tartışmalı Bir Konudur"
Büyük patlama senaryosuna göre evrenin bilinmeyen bir tekillikten başladığını ifade eden Prof. Dr. Aydıner, "Ne yazık ki evrenin tekil noktadan başlıyor olmasına sadece fizik açısından değil felsefi açıdan da yanıt verilememektedir. Tekillik fizikte anlamlı bir ifadeye karşı gelmemektedir. Fizik tekillikten hoşlanmaz. Evrenin tekil bir noktadan ortaya çıktığı tartışmalı bir konudur. Evrendeki kozmik arka plan ışıması ve galaksilerin birbirinden uzaklaşıyor olması bizi böyle bir tekilliğin olması gerektiği fikrine götürebilir. Yani evren filmini geriye doğru sardığımızda başlangıçta bir tekilliğin olması gerektiği fikri ortaya çıkabilir. Bu akla yakın ve felsefi olarak da izahatı olan bir fikir olabilir. Fakat bu fikir hem fizik hem de felsefi açıdan daha derin komplikasyonlara sahiptir. Öte yandan, evrenin nasıl bir evrim geçirdiği ya da geçireceği konusu da çok önemli bir problemdir. Evet! Bugünkü gözlemsel veriler evrenin genişlediğini ortaya koymaktadır. Ancak, büyük patlama senaryosu içinde kalarak Evrenin tam olarak nasıl ve hangi dinamiğe uygun olarak evrim geçirdiği, bu evrimin gelecekte nasıl davranacağına ilişkin sorulara yanıt verilememektedir. Büyük patlama senaryosu evrenin tekil bir noktadan başladığı dışında bir şey söylememektedir" dedi.
"Büyük Patlama Teorisindeki Komplikasyonları Çözmek İçin Yeni Fiziğe Yeni Bir Teoriye İhtiyaç Var"
Prof. Dr. Aydıner, "Sorun sadece tekillik sorunu değildir. Büyük-Patlama senaryosu evrenin yani uzay-zamanın genişlediğini iler sürmektedir. Peki, evren genişlemeye devam edecek mi? Sonsuza kadar mı genişleyecek? Tekrar kütle çekim etkisine girerek kendi üzerine kapanacak mı? Tekrar tekilliğe dönecek mi? Büyük bir çöküş meydana gelecek mi? Evrenin sonu ne olacak? Bu temel sorular henüz yanıtlanabilmiş değildir. Büyük-Patlama senaryosu bu sorulara da yanıt verememektedir. Bu soruların yanıtsız kalması bu senaryonun eksik, yetersiz olduğunu göstermektedir. Bunlar teoride çok ciddi komplikasyonlara işaret etmektedir. Büyük Patlama Teorisindeki Komplikasyonları çözmek için yeni fiziğe yeni bir teoriye ihtiyaç vardır" şeklinde konuştu.
"Paradigma Değişimi Zorunlu Hale Gelmiştir"
Evrende galaksilerin nasıl ortaya çıktığı ve evrenin geniş ölçekli organizasyonunun nasıl meydana geldiği problemlerini de Büyük-Patlama senaryosu içerisinde izah etmenin mümkün olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Aydıner, "Büyük patlama teorisi galaksilerin nasıl ortaya çıktını izah eden bir model değildir. Aynı zamanda galaksilerin oluşumuna bir mekanizma sunabilen bir teoriye, modele ihtiyaç olduğu açıktır. Bu bakımdan yeni modellere de alan açmak gerekir. Kozmolojinin büyük patlama vesayetinden kurtulması gerekir. Bunun için bir paradigma değişimi zorunlu hale gelmiştir" ifadelerinde bulundu.
"İçinde Yaşadığımız Evren Sadece Maddeden Oluşmamaktadır"
Yaklaşık beş yıldır üzerinde çalıştığı model hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Aydıner, "İçinde yaşadığımız evren sadece maddeden oluşmamaktadır. Madde, karanlık madde ve karanlık enerjiden oluşmaktadır. Karanlık enerji evrenin %71.4'ünü oluşturmaktadır. Karanlık madde ise evrenin aşağı yukarı %24'ünü oluşturmaktadır. Bizim içinde bildiğimiz madde bileşeni %4.6'sını oluşturmaktadır. Kütle çekim teorisini temel alan bir kozmoloji modeli ve bunun üzerine inşa edilen ‘Büyük Patlama' senaryosuyla Evrenin nasıl ortaya çıktığını, dinamiğini ve evrimini anlamak mümkün değildir. Fakat ne yazık ki mevcut paradigma bunun üzerine kuruludur. Doğru bir model oluşturmak için evreni oluşturan karanlık madde, karanlık enerji gibi bileşenleri ve bu bileşenlerin evren dinamiği üzerine etkilerini de ele almak gerekmektedir. Literatürde bu etkileri dikkate alan pek çok makale vardır. Hatta karanlık enerji ve karanlık madde etkileşimlerini de dikkate alan çalışmalarda mevcuttur. Bunlar bir takım kozmoloji problemlerini çözmek için önerilen modelledir. Öte yandan; bu tür etkileşimler deneysel olarak da gözlenmeye çalışılmaktadır. Ben bu etkileşim fikrini bir adım ileriye taşıdım. Karanlık madde, karanlık enerji, madde bileşenleri kendi aralarında etkileşirse nasıl bir dinamik ortaya çıkar buna yanıt aramaya çalıştım. Çalışmamda, bu üç bileşenin kendi aralarında etkileşmeleri halinde ortaya kaotik bir dinamiğin çıkacağını gösterdim. Bu klasik fizikte ki gibi üç cisim problemine benzemektedir. Üç cisim problemi her zaman kaosa yol açar" dedi.
"Evrenin Dinamiğini Tasvir Edebilecek En Yalın Denklemleri Elde Etmiş Olduk"
Prof. Dr. Aydıner şunları kaydetti: "Araştırmacılar evreni oluşturan her bir bileşeni araştırıyor ve dinamik üzerindeki etkisini anlamaya çalışıyorlardı. Fakat bu üç bileşen arasındaki etkileşimi dikkate almıyordu. Oysa bu bileşenler arası etkileşim kaçınılmazdır ve yeni fizik buradan ortaya çıkacaktır. Ben bu teoriyi geliştirirken biyolojik türler arasındaki yaşamsal rekabeti model olarak aldım. Bildiğiniz gibi biyolojik türler arasında bir rekabet vardır. Bu rekabet bir beslenme ve yaşamını sürdürme rekabetidir. Örneğin bir adada tilkiler ve tavşanlar olduğunu düşünelim. Tilkiler tavşanları yiyerek yaşamlarını sürdürürler. Tilkiler tavşanları tüketirler bunun sonucunda tavşanların sayısı azalır. Fakat bu durumda tilkilerin besin kaynağı azalmış olur. Sayıları artan fakat besin kaynağı kalmayan tilkiler beslenemezler ve doğal olarak sayıları azalmaya başlar. Bunun tersine tilkilerin baskısından kurtulan tavşanların sayısı artar. Bu örnekte olduğu gibi tilki ve tavşanların sayısının zaman içerisinde nasıl değiştiğine bakarsanız bu sayıların ilginç bir şekilde osilasyon yaptığını görürsünüz. Bunu matematiksel olarak tavsir etmek isterseniz bunu Logistic map veya Lotka-Voltera denklemleri ile yapabilirsiniz. Açıkçası ben kaotik evren teorisinin temellerini biyolojik türlerin rekabetine bakarak modelledim. Çünkü karanlık enerji, karanlık madde ve bildiğimiz normal madde gibi bileşenlerin etkileşimlerini modellediğimde Lotka-Volterra tipi diferansiyel denklemler ile ifade edilebileceğini gösterdim. Bu şahane bir fikirdi. Bu yalnızca evren dinamiği ile biyolojik sistemlerin dinamiği arasında bağ kurmakla kalmıyor aynı zamanda evrenin dinamiğini temsil edebilecek en yalın diferansiyel denklemleri de ortaya koyuyordu. Tarihte ilk kez evrenin dinamiğini tasvir edebilecek en yalın denklemleri elde etmiş olduk. Fakat öte yandan biyolojide kullanılan denklemler kaosa yol açmamaktadır. Benim evren dinamiğini temsil eden denklemlerim kaosa yol açmaktadır. Bu çok ilginç ve çok önemli bir bulgudur."
"Kaotik Evren Teorisi Yeni Fiziğin Aydınlatma Fişeğidir"
Prof. Aydıner, "Evreni oluşturan karanlık enerji ve karanlık maddenin var olduğunu biliyoruz. Fakat bu konuların fiziği halen anlaşılmamıştır. Bu konuda yoğun araştırmalar yapılmaktadır. Bunları hipotetik şeyler diye kestirip atamayız. Yok sayamayız. Madde evrende neden yalnız olsun ki? Madde tek başına Evren dinamiğini açıklamak için yeterli değildir. Karanlık madde, karanlık enerji adayları bunların fiziksel orijinleri araştırma konusudur ve gününün birinde hem bu adaylar hem de aralarındaki etkileşimler aydınlatılacaktır. Yeni fizik buradan çıkacaktır. Bu bakımdan Kaotik Evren Teorisi yeni fiziğin aydınlatma fişeğidir" dedi
"Evrenimiz Tekillikten Önce De Vardı"
Kaotik Evren Teorisi hakkındaki açıklamalarına devam eden Prof. Dr. Aydıner, "Büyük patlama senaryosu evren tekil bir noktadan başladı ve genişliyor diyor. Yani sadece ortaya çıkan ve genişleyen bir evren fazı öneriyor. Kaotik Evren Teorisi ise büyük patlama senaryosununu bütünüyle dışlamıyor büyük patlama senaryosunda olduğu gibi bir genişlemenin mümkün olduğunu söylüyor fakat tekilliğe izin vermiyor. Yani evren ne olduğu tanımlanamayan bir tekillikten ortaya çıkmadı. Tekillik gibi görünen gerçek şey şu anki evrenimiz ile bundan önceki evrenimiz arasında bir geçiş kanalını oluşturmaktadır. Bu anlamda kaotik evren teorisi bizim evrenimizin öncesinin olduğunu ortaya koymaktadır. Etkileşim denklemleri böyle bir dinamik senaryo sunuyor bize. Anlaşılması için biraz daha açarsak tam olarak şöyle bir resim var elimizde: şu an yaşadığımız evren önceki evrenin devamı niteliğindedir. Evren yani uzay-zaman tekilliğe doğru büzüldü ama hiçbir zaman fiziksel olmayan bir tekilliğe ulaşmadan tekrar genişlemeye başladı. Halen de genişlemeye devam ediyor. Karanlık enerjinin baskın olduğu rejimdeyiz. Karanlık enerji evreni genişletiyor. Fakat karanlık madde, karanlık enerji ve madde arasındaki etkileşimler nedeniyle bu rejim sonsuza kadar devam etmeyecek, giderek maddenin ya da karanlık maddenin baskın olduğu rejime doğru evrim geçirecek, bu durumda evren büzülmeye, daralmaya başlayacak ve sanki tekilliğe doğru gidecek. Fakat hiçbir zaman tekilliğe ulaşamayacak çünkü yavaş yavaş karanlık enerji evreni genişleterek arkadan gelen yeni bir evrenin doğumuna neden olacaktır. Böyle bakarsak evrenimiz adeta zaman içinde ard arda kaotik osilasyon yapan evrenlerden oluşmaktadır. Bu durumda tekillik problemi çözülüyor. Dahası ‘büyük çöküş' veya sonsuza kadar genişleme problemi de çözülüyor. Kaotik evren teorisi bu bakımdan en temel kozmoloji sorunlarını çözüyor. Öte yandan kaotik evren teorisi yeni bir evren dinamiği perspektifi sunuyor" şeklinde konuştu.
"Galaksilerin Oluşumuna Işık Tutuyor"
Prof. Dr. Aydıner, "Evrenin geniş ölçekli formasyonu, galaksilerin ortaya çıkışı gibi ciddi soruları yanıtını büyük patlama modelinde bulamazsınız. Kaotik evren teorisi yerel etkileşimlere izin veriyor. Yani karanlık madde, karanlık enerji ve maddenin yerel etkleşimleri galaksi formasyonlarının ortaya çıkışına bir mekanizma sunuyor. Galaksilerin oluşumuna ışık tutuyor. Öte yandan geniş ölçekli dağılımın da neden fraktal olacağına ilişkin de bir ipucu veriyor" dedi.
"Model, Deney ve Gözlem ile Tutarlı"
Kaotik evren modelinin matematiksel olarak basit bir yapıya dayandığını belirten Prof. Dr. Aydıner, "Çözümleri ise deney ve gözlemden elde edilen parametre değerleri kullanılarak elde ediliyor. Her ne kadar karanlık enerji ve karanlık madde deneysel olarak elde edilememiş olsa da modelin çözümleri bilinen deney ve gözlem aralığında kaldığından karanlık enerji ve karanlık maddenin dinamik üzerinde etkilerini temsil ettiğini düşünüyorum. Öte yandan kaotik evren teorisinin dolayımlı olarak sayılamayacak kanıtı vardır. Kaotik evren teorisi mikro kozmosdan makro kozmosa tüm dinamiğin altında kaos olduğunu söylüyor ve bunu olası en temel makro denklemler ile tasvir ediyor. Böylesine bir kaotik dinamiğin geometrik tasviri olan fraktal yapıları her yerde görebilirsiniz. Tüm evren mikro-kozmosdan makro kozmosa fraktal yapıdan oluşmaktadır. Bu kaotik evren teorisinin doğruluğunun en açık en dışlanamaz kanıtıdır" ifadelerinde bulundu.
"Kaotik Evren Teorisi Yeni Problemlere Yol Açmıştır"
Kaotik evren modeli basit yapısına rağmen güçlü ve anlaşılır şeyler söylediğine dikkat çeken Prof. Dr. Aydıner, "Kozmolojide ve fizikte yeni bir alan açma potansiyeli çok yüksektir. Bununla birlikte yeni soru ve tartışmalara yol açmaktadır. En önemlisi, karanlık madde ve karanlık enerji fiziğinin anlaşılması gerekmektedir. Bunlar arasındaki etkileşimleri gözlemek fiziğin en ilgi çekici keşiflerinden birisi olacaktır. Bunlar teorinin doğrulanması bakımından çok önemlidir. Bu model ve ardından gelecek keşiflerin parçacık fiziğinin standart modeli, parçacık fiziğinin temel parçacıklarının ortaya çıkışı ve onların kendi aralarında ilişkilerin yeniden yorumlanması konusunda çeşitli açık problemler ortaya koymaktadır" şeklinde konuştu.
"Bu Çalışmayla Bir Teori Ortaya Çıkarmış Durumdayız"
Prof. Dr. Aydıner, Kaotik Evren Teorisi ile ilgili çalışmasını Nature Scientific Reports dergisine gönderdiğini belirterek, "Dergi hakemleri, bu çalışmanın kozmoloji ve fizikte alternatif bir model olacağını ve fizikte ve kozmolojide yeni bir alan açacağını söyleyerek bu çalışmamı yayınlamayı uygun gördüler. Gerçekten de Kaotik Evren Teorisi'nin alternatif ve gerçeğe uygun bir senaryo olduğu konusu pek çok tartışmada vurgulandı. Konuyla ilgili daha derinlikli araştırmalar yapıyoruz. Fakat bir teorinin benimsenmesi zaman isteyen bir iştir. Çalışmanın duyurulması bir organizasyon ve maliyet gerektirir. Böyle durumlarda basın ve medya kanallarının üniversitenin ve devletin desteği çok önemlidir. Bir çalışma bir paradigma değişimini zorlayacak kadar önemli ve dikkate değer ise oturmuş teori veya modellerin baskısını kırmak çok zordur. Paradigma değişikliği bilimde çok zordur. Belirli bir kritik eşiğe ulaşıncaya kadar modelin yaygın olarak benimsenmesi imkânsız gibi bir şeydir. Bunlar bizim açımızdan dezavantaj oluşturmaktadır. Fakat artık ok yaydan çıkmıştır. Ne kadar sürerse sürsün paradigma değişimi gerçekleşecektir" dedi.
"Model Dünyada Yankı Uyandırdı"
Bir teori ortaya koymanın, bir makale yazmaktan çok farklı bir durum olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydıner, "Teori ortaya koymak çok zor bir olaydır. Önemli bir iş yapmak için temel problemler üzerinde yoğunlaşmak gerekir. Bu çalışmada bunu yaptık. Ortaya bir teori koyduk. Yapmış olduğum çalışma Nature Scientific Reports da yayınlandı ve Nature'da en çok okunan ilk 100 makale içerisinde ikinci sırada yer aldı. Bu sıralama çalışmanın dünya fizik camiasında ilgi odağı olduğu ve takip edildiğini göstermektedir. Bu büyük bir başarıdır. Ayrıca bu sadece benim adıma bir başarı değil aynı zamanda İstanbul Üniversitesi adına da önemli bir başarıdır. Nature dünyanın en önemli ve en saygın fizik dergilerini yayınlamaktadır. Böyle bir dergide ilk 100 makale içerisinde ikinci sıraya yer almış olmak bu makaledeki önermelerin ve bu makalede ortaya konulan teorinin dünya fizik camiasında ne ölçüde dikkat çektiğini ortaya koymaktadır" ifadelerinde bulundu.
"Araştırmalarımız Sürmektedir"
Çalışmalarını kozmoloji, parçacık fiziği yoğun madde fiziği, düşük sıcaklık fiziği, kaos teorisi, kuantum hesaplama ve kuantum teknolojileri, kompleks sistemler gibi konular üzerine yoğunlaştıran Prof. Dr. Aydıner "Ciddi fizik yapmak için temel problemlere odaklanmak gerekmektedir. Doktora öğrencilerimi bu perspektifte yetiştiriyorum. Çok başarılı doktora öğrencilerim ve doktora sonrası araştırmacılarımdan oluşan küçük bir çalışma grubum var. Hem Kaotik Evren Teorisi hem de diğer temel problemler üzerinde araştırmalarımız sürmektedir" şeklinde konuştu.
İÜ Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü
Yıldıztozu
15-10-2019, 18:37
şu an yaşadığımız evren önceki evrenin devamı niteliğindedir. Evren yani uzay-zaman tekilliğe doğru büzüldü ama hiçbir zaman fiziksel olmayan bir tekilliğe ulaşmadan tekrar genişlemeye başladı. Halen de genişlemeye devam ediyor. Karanlık enerjinin baskın olduğu rejimdeyiz. Karanlık enerji evreni genişletiyor. Fakat karanlık madde, karanlık enerji ve madde arasındaki etkileşimler nedeniyle bu rejim sonsuza kadar devam etmeyecek, giderek maddenin ya da karanlık maddenin baskın olduğu rejime doğru evrim geçirecek, bu durumda evren büzülmeye, daralmaya başlayacak ve sanki tekilliğe doğru gidecek. Fakat hiçbir zaman tekilliğe ulaşamayacak çünkü yavaş yavaş karanlık enerji evreni genişleterek arkadan gelen yeni bir evrenin doğumuna neden olacaktır.
çok mantıklı.
güzel paylaşım teşekkürler.
"İçinde yaşadığımız evren sadece maddeden oluşmamaktadır. Madde, karanlık madde ve karanlık enerjiden oluşmaktadır. Karanlık enerji evrenin %71.4'ünü oluşturmaktadır. Karanlık madde ise evrenin aşağı yukarı %24'ünü oluşturmaktadır. Bizim içinde bildiğimiz madde bileşeni %4.6'sını oluşturmaktadır.
böylece klasik materyalizm, bilim tarafından çökertilmiştir.
materyalistlerin maddenin tanımını eğip bükerek yaptıkları savunmalar dürüstçe görünmüyor.
bu sanki teistlerin tanrı tanımını eğip bükmeleri gibi.
evren bütünüyle maddedir dersek o durumda materyalizm yanlışlanabilir bir görüş olmaktan çıkardı.
o tanıma göre evrende ne keşfedilirse edilsin materyalizmi yanlışlamazdı.
spartacus
15-10-2019, 19:56
çok mantıklı.
güzel paylaşım teşekkürler.
böylece klasik materyalizm, bilim tarafından çökertilmiştir.
materyalistlerin maddenin tanımını eğip bükerek yaptıkları savunmalar dürüstçe görünmüyor.
bu sanki teistlerin tanrı tanımını eğip bükmeleri gibi.
evren bütünüyle maddedir dersek o durumda materyalizm yanlışlanabilir bir görüş olmaktan çıkardı.
o tanıma göre evrende ne keşfedilirse edilsin materyalizmi yanlışlamazdı.
Sevgili Yıldıztozu
Alıntı yaptığın kelimelerde geçen ifade, "madde", "karanlık madde" Bu neyi çökertiyor? Neyi yanlışladı? Nasıl yanlışladı, ilgili makalede metafizik kanıtlar mı var, bir ayet mi var? :)
Materyalist ne demek, bence hiç bir fikrin yok. Bilim de materyalisttir, şu alıntı yapılan makalenin de bir kısmı materyalisttir, diğer kısımlar ise ne bilimle ilgili ne felsefeyle, sadece başka bir teoriye atıf ve değerlendirme, bir romanı değerlendirmek gibi, öznel(deney gözleme dayalı değil, zaten atıf yapılan teorinin kurgu-varsayım yönüne dair ifadeler)...
kaldı materyalizmi, ki dünyadaki teolojik enstitülerin ifade, tanımlarıyla düşünüyor olmalısın, materyalizmi en çok çökertenler evrim karşıtlarıdır zaten. materyalizmin yol olarak alternatifi metafiziktir, öyle bir yol buldun, ama haberimiz yoksa aydınlatırsan sevinirim.
materyalizm, bilgi edinme isteminin GÖZLEME, DENEYE, fiziğe dayalı olması ve yine bilgi edinim yolunun da yine bu yol üzerinden yapılmasına dayanır, aslı budur, bunu nasıl çökertirsin? Gaipten ruhlar, cinler mi baskın eyledi, metafizik gözlemler mi mevcut, fiziksel olayların ardında bir zeus ya da süper bir ruhani zeka mı bulundu?
Karanlık maddenin lafzının geçtiği bir ifade materyalizmi çökertmez yanlışamaz da, öyle bir şey olsa bile, karanlık, aydınlık, siyah, sarı gibi ifadeler, görece, biçimle, temelde form-yapıyla igilidir, karanlık denmesi, madde olmadığı anlamına gelmez, etkileşemediğin için karanlık lafzını kullanmışsın hepsi bu :) materyalizmin madde tanımı hiç değişmedi :) ve işin aslı madde, biçimlere, şu ya da bu etki-tepkiye dair, duyarlı olup olmamasıyla, renkle, biçimle vb tanımlanamaz.
Sorun şu ki idealizm hala hakim. Materyalizm maddeyi, atoma dayalı tanımlamaz, o totolojidir, bu gün bilimsel tanım maddeyi tanımlamak esası taşımıyor. o YAPIYI tanımlamakla ilgili ve özde alakası yok(halbuki proton da, nötron da maddedir, atomun yapısının tanımı=madde tanımı demek değildir, "ev" nedir sorusu başkadır, "ev" nasıldır, çeşitleri nelerdir başka. Ahşap, prefabrik, betonarme vs tümü de biçimle-yapıyla ilgilidir, bu başkadır, "ev" in anlamı başka. "E görelik" bir türlü kavranamadı, cümleleri okurken, keliemler, tanımlar hangi açı-anlamda kullanılmış bunu kavrayabilme kabiliyeti-inceliği bir türlü anlaşılamadı)...
Fiziğin dahili maddedir, şu ya da bu alanlar, etkileşimler vs ise maddidir, fizikidir, materyalizmi ancak metafizikle çökertmek zorundasın. Nasıl ki bilimsel teoriler eksik kaldığında, geliştirildiğinde, daha detaylı bilgiler edinildiğinde bilim çökmüyorsa, materyaizm de öyle sandığın gibi 3-5 kelime veya kelime oyunlarıyla çökmez, aksine gelişir. Nasıl ki, antik çağda materyalistler maddenin yapısını atomla, atomu da "şu biçimde" vb, güncel tanımdan farklı tanımlamış olmakla materyalizm-bilim çökmüyorsa... İlgili makale de ise, aslında elle tutulur bir ifade bulunmuyor(bizim açımızdan). Evren dedikleri biçimden ibaret, biz biçime dayalı öznel saltıklaştırma-mutlaklaştırma biçimine dayalı tanımları doğru ve geçerli bulmuyoruz...
Evreni tanımlarken(!), "kaotik evren" ifadesi dahi sorunludur... kaotik olma durumu evrenin yapısıyla ilgilidir. hareket, etki-tepki zeminiyle, daha doğrusu buradaki kaotik ifadesi, evrenin dışında, ayrı veya evrene HARİCİ değil DAHİLİ'dir.
Evrenin öncesi ve sonrası temelindeki ayrımlar biçimden ibaret, sizin nereye kadar, neleri baz-referans alarak ayrım yaptığınıza bağlı. Galaksiler nasıl ki bir oluşumdur, elbette her form-yapının temeli oluşumdur. Hasılı eğer siz dar kapsamlı bir tanım yapacaksanız, açınız da darlaşır, bizim galaksimiz dersiniz, aynen bizim evrenimiz demeniz gibi. Sonra "samanyolu bu biçimde değilken neydi" diye sorarsınız, ama dönüp, samanyolunun başlangıç meselesini, götürüp varlık-madde başlangıcı, bir yoktan varoluş diye anlarsanız, artık geriye elinizde ya teoloji, mitoloji kalır ya da lafazanlık-idealizm. Oluşmak ifadesi madde açısından var-yok değil, değişimi-evrimiyle, daha doğrusu eylem-fiil esaslı bir kelimedir ve tanısının temeli ise, "değişken, değişen" form-yapıya nazarandır. Yoğurt+su=ayran.
Lakin bu konunun madde ile hiç bir alaksı yok, madde zemininde bizim, önce sonra diye bir ayrımımız yok, ilgili baz-referans ayrımlar yapı ve biçimle anlam kazanır ve bunlarda görecelidir. Yukarıdaki "ayran" örneği gibi, ayranın oluşumu ile madde karşı-karşıya konamaz. yani ne Samanyolunun ne de evren dediğimiz dar kapsam biçim tanımlarımızın temelinde, afaki, olağanüstü, absürt, metafizik, envai türde madde biçimi üfürmeye dayalı nedenler yatmıyor, gereği de yok, form-yapıya nazaran, biçime dair tanımlıyoruz.
Varlık sorunsalı ise biçime ait değildir, ortadadır ve hiç bir biçime dayalı tanımlara göre don giymez, bunu kavrarsanız yok afilli madde, çekilli madde, itimli madde, karanlık madde, aydınlık enerji, karanlık enerji gibi öznel kelime, kurgu oyunlarına da gerek kalmaz.
Karanlık madde demektelermiş, sebep? Çünkü etki-tepki oluşmuyor, sırf bu yüzden form-yapısına dair bilgi edinemedikleri için adına "karanlık" deyivermişler. İspatı ise dolayımlarla, çıkarımlarla yapılıyor ve buna da ispat deniyor.
Görme ışık dalgalarıyla, duyma titreşen nesnelerin titreşim sayısı, etkisiyle, koklama, parçacıkların temasıyla elde edilen etkiye göre vs yapılıyormuş, sonra da insan bunlara göre tanım yapıyormuş... Buraya kadar sorun yok, sorun neyi tanımladığını bilmektir. yani tanımı yapılan, göreceli olan form-yapıdır. oysa maddenin buna göre illa belirli bir biçimi, rengi, tadı, kokusu vb olmak zorunda değil.
Evren kaotiktir, bu yapıyla ilgili, ilişki, hareket, dolayısıyla çelişki(!) vb bir zeminde anlam kazanıyor ve bu kaotik durum evrenin haricinde değil, dahilinde anlamlıdır. Haliyle evrene (hangi evren?) başlangıç tayin etme çabası dönüp dolaşıp yine kendi-kendisiyle çelişiyor. Oysa tanımların temeli biçimden öte gitmiyor ve bir biçimin farklılığı, tanımı ile, madde, varlığı, fiziği karıştırmamak gerekir.
örneğin Samanyolunun sarmal olması, fiziği dışlamaz, belirlemez, samanyolunun bu halinin yerine bambaşka bir hale evrilmesi de fiziği, maddeyi dışlamaz, aksine şu halden bu hale geçişler, evrilmeler, form-yapıya nazaran ise de, temelde maddidir. Burada en yaptığın hata, ilgili makaleden, maddeyi, materyalizmi çökertme becerisi göstermiş olmandır. Ne alaka? safsata...
Bu tür basit öznelci ve kurgucu, hayal gücüne dayalı ifadeler yerine, bana göre günümüzde önemsenmesi gereken "plazma evren" modelidir. İdealistçe türetilen hayal-gücü, kurgulara dayanmıyor ve bizzat veri-gözleme, kozmolojiye dayanıyor ve evren'i insan merkezli sınırlamıyor...
Evren dediğin gözlemleyebildiğin ve böylece kendini içinde-dahili olarak ifade ettiğindir. Neden illa bir başlangıç peşindesin, neden illa evren dediğin her koşulda, her durumda, her zaman AYNI(!) biçimde, hal'de olmak zorunda? mesela madde açısından da aynı durum geçerli. evrene özel(!) bir başlangıç sorunu, hala, ama hala ısrarla, evrim ve değişim olgusuna karşı dirençten ileri geliyor, evrim, değişim bir türlü kabullenilmek istenmiyor. işte temel sorunlardan birisi, değişime karşı, bunca reddiye dizme, kurgu işleri, merkeze insanı ve insana uygun koşulları kabullenme, öznelcilik işte asıl mesele bu. Diğeride değişeni, değişen haliyle kabullenmemek, değişimin üzerinde gerçekleştiğini anlayaamak, bunun yerine değişimden öncesi için hayali kurgular bir yoktan peyda olma inançları yerleştirmek vs...
Bizim evren dediğimiz sonsuz ve sınırsız olabilir. Sizin evren dediğiniz biçim ise aslında bir adacık olmalı. Gökadalar nasıl oluşuyorsa, evrenler de öyle olmalı, zira evren ifadesinin kapsamı, bütününü oluşturan en nihayetinde ilgili adalar. Ya da örneğin, insan hangi galakside ise ona bizim galaksimiz demekte. Ve bizler adaları birbiriyle olan uzaklığı, ayrı duruşu yani yine biçime, forma, yapıya göre ayırıyoruz, ona göre de bir isim veriyoruz. Oysa bu adalar böylece uzanıyor ve evren sonsuz, sınırsız olabilir - ki olmamasını gerektirecek hiç bir tutarlı sebep yok-, form-yapı biçim, uzaklık, yakınlıklar, büyüklük, küçüklükler vs ilişkisel ağ ve düzlemde görecedir sadece.
Eğer evren tanımı fizikel mesafeler ve ayrık duruşlara göre ise, haliyle evren(bizim evren) lokal bir ifade olur. Oysa hiç bir kurguya yer bırakmayacak biçimde gözlemlerde, plazmanın, şu ya da bu koşullarda nasıl da katı maddeye doğru yol aldığını veya nasıl da günübirlik biçim değiştirdiğini, nasıl da bir şey iken başka bir şey olarak ifade edebileceğimiz biçimde form-yapı, biçim değiştirdiğini görüyoruz. Yine burada günümüz madde tanımının YAPIYA, miktara dair saltıklaştırılmasının da ne kadar yanlış olduğunu görüyoruz.
Plazma bulutu topaklandığında(kabaca ifade), galaksileri oluşturabiliyor, öncesinde ne vardı? Plazma bulutu, peki neden ona da galaksi demiyoruz da, illa bizim kabulümüzü sağlayacak biçimde katı cisimler(katı hal!) söz konusu olduğunda galaksi diyoruz, yetmiyor neden öncesine dair absürt, metafizik, maddeyi dışlayan üfürükler peşinde koşuyoruz? En basit haliyle cevap, teolojik, mitolojik, devinime reddiye, evrim karşıtlığı, bir şeyi olduğu gibi kabullenmemek saplantı ve şartlanmaları... Modern mitoloji, modern fantaziler, boş ve gereksiz işler.
Son olarak madde tanımsızdır -yani illa şu biçimde olacak diye bir kıstası yok- , tanımlarınız biçime dair o biçimlerde göreceli form-yapılara nazaran ve bunlar değişir, evrilir...
Sonuç "kaotik evren" değil, sadece evren, aynen kaotik galaksi, sarmal galaksi gibi ayırmama durumu gibi, sadece galaksi, sadece evren, ev-ril-en, hangi biçime sahip olursa olsun "evren" (yukarıda verilen "EV" örneği gib o zemin-temelde bakmalı). insanı merkeze koymanın anlamı yok, insan yokken de evren, plazma deryası iken de evren, bir top iken de evren, bir saha iken de evren, hangi biçimde olursa olsun evren. biçim evrene dairdir, haricen düşünülemez...En fazla bizim şu anki evrenimiz dersiniz, ama nedir, dar kapsamlıdır o kadar ve bu evren için de absürt yaratılış kurguları üretmeye gerek yok, o hangi biçim de görünürse görünsün, her biçimde de evren. evren demeniz için işinize gelmesi gerekmiyor. Nereye varıyoruz, evrilmeye, halden hale, biçimden biçime geçişe.
Aslında ilgili makalenin de bu denli önemsenecek bir yönü, yapısı, verisi, detayı yok. ortalama her insan bu basit değerlendirmeleri yapabilir...
dine mine ne
15-10-2019, 23:55
Yanlışlanamazlığı, ölçülemezlikten gelen bilimselsizliğine ek olarak diyalektikle de çelişkilidir. Kütle-enerji denkliği üzerinden farklı etiketleme ile, forma dair olan dengesizliği, sonsuza dengleme çabası .
Dincisi geriden bunlar da ileriden üfleyerek insanlığı aldatıyor, en güzeli ise her iki tarafın da bir şey biliyormuşcasına bir birine girmesi. Bazıları onunla konuşur, bazıları ise onu görmez. Sonsuz olanı görmeyen mi yoksa konuşan mı üç kağıtçı. Evet, bütün mesele bu.
spartacus
16-10-2019, 00:49
Yanlışlanamazlığı, ölçülemezlikten gelen bilimselsizliğine ek olarak diyalektikle de çelişkilidir.
Kelime lafazanlığı ahmak da yapıyor demek ki... Materyalizm, bilim şu ya da buna dair bir iddia, teori değildir, eksik ol, sende anlama...
Yıldıztozu
16-10-2019, 08:59
Aslında ilgili makalenin de bu denli önemsenecek bir yönü, yapısı, verisi, detayı yok. ortalama her insan bu basit değerlendirmeleri yapabilir...
evet aslında bu forumda bile benzer düşünceler defalarca yazılmıştır.
sanırım makalenin farklılığı bu görüşleri matematiksel denklemlere dökmesinde.
Bilim de materyalisttir
bunu iddia eden de materyalizmin kendisi.
yani bilim çıkıp da ben materyalistim demiyor.
materyalizmi ancak metafizikle çökertmek zorundasın.
peki materyalizmin karşısına sadece metafizik mi getirilebilir?
neden sadece bu iki paradigmadan birini seçmeliyiz.
siyah ve beyaz dışında da renkler yok mudur.
ben mesela evreni maddeyle değil, değişimle açıklıyorum.
değişen nedir sorusuna da ihtiyaç duymuyorum.
evrimin kendisi (sadece kendisi) her şeyin genel açıklaması olabilir.
madde evriliyor demek yerine evrim madde algımızı geçici olarak ortaya çıkarıyor diyebiliriz.
evrim metafiziksel midir?
dine mine ne
16-10-2019, 14:35
Elektriksel evren veya plazma kozmolojisi nedir? Sorunun cevaplanması kolay olmasada bununla ilgili neyin hayal edilebileceğini ve bunun ciddi bir bilim olup olmadığını açıklamaya çalışacağım. İnternette Elektrik evreni altında evrenimizle ilgili bir çok ifade ve hipotez bulabiliyoruz. Elektrik evreni ile ilgili tüm düşüncelerin ortak bir yanı varsa, ifade şu: kozmostaki süreçler ve olaylar, yerçekimi tarafından değil, elektromanyetik kuvvet tarafından yönetilir. Bu nedenle "elektriksel evren" alternatif bir kozmoloji veya normal bildiğimiz bilimden çok farklı bir alternatif astronomi / fiziktir. Bu alternatif kozmolojinin nereden geldiği de tam belli değil. 1883 yılında, yalnızca takma ad altında 'Elektriksel Evren' başlıklı bir kitap yayınlandı. Kısacası, elektriğin evrendeki her şeyden sorumlu olduğu iddia ediliyor. Bu, yıldızları parlatır,isi yayar, gezegenleri hareket ettirir ve gözlemleyebileceğimiz her şey elektriksel işlemlerden kaynaklanır. Ancak, bu takma ad altında bilinen adamın ilgilendiği diğer konulardan da anlaşılacağı gibi bilimsel olan bir tarafı yok. Örneğin bize güneşin ve ayın arkasında yaşam olduğu hakkında masalımsı şeyler söylüyormus. Bu bir tarafa 'Elektriksel Evreninin' modern destekçileride, gökbilimci ya da kozmolog olmayan insanlardır ve çalışmaları bilimsel dergilerde yer almamıştır. Daha önce de söylediğim gibi,bunların temel bir teorik detaylandırması da yok .
Büyük patlama elektriksel evrende yok. Galaksiler de daha önce düşündüğümüzden tamamen farklı davranıyor:
"Gökadalar elektrik kuvvetleri tarafından oluşturulur ve düzenli olarak kuasarları ve elektron ışınlarını çıkarırlar ve kuasarlar cüce gökadalardan büyük gökadalara, tanımlanabilir "ebeveynler" ve" çocukları "misali aileleri oluşturan gökadalara dönüşür.
Ayrıca yıldızlar elektrikle çalışır: Nasıl mı, bakınız.
'Yıldızlar, termonukleer gaz topları değil, elektrik transformatörleridir. Yıldızlar galaktik akımlarla beslenir ve bu enerji akışına bağımlıdır.'
Ayrıca yıldız ve gezegenlerin oluşumu hakkında bildiğimiz ve düşündüğümüz her şey yanlıştır:
"Yıldızlar diğer yıldızları ve gaz gezegenlerini doğuruyor. Dünya benzeri gezegenler ve aylar ayrıca gaz devlerinin ve cüce güneşlerin çekirdeğinin 'elektrik gücü' ile 'doğar'.Gezegenlerin ve atmosferlerinin yüzeyleri daha büyük nesnelerden doğarken diğer gezegenlerle elektriksel karşılaşmalar sonucu ortaya çıkar. Gezegenler hızla en az elektriksel etkiye karşılık gelen yörüngelere girerler."
Dolayısıyla, Elektrikli evren, astronomların son yüzyıllarda tarif ettikleri evrenden tamamen farklıdır. Gördüğümüz üzere gezegenlerin yıldızlar etrafında hareket etmesine neden olan yerçekimi değil, elektriktir. Yıldızların parlaması da nükleer füzyonla gerçekleşmiyormuş, çekirdeklerin muazzam kütlelerinin çekimi altında ısınmıyor, bunun yerine elektrikle çalışıyormuş. Evren genişlemiyor ve galaksiler kütlecekimsel olarak yıldız sistemlerini bağlamıyor, her şey yine elektrikle olup bitiyor.
Diğer gök cisimlerinde görülen tüm kraterler çarpışmalardan değil, elektriksel deşarj izlerinden kaynaklanır. Gökbilimciler tarafından gözlemlenen büyük gaz bulutları ve süpernova kalıntıları göründüğü gibi değil, evrendeki plazma akımlarıymis. Ve buna benzer her şey elektriksel ve tüm modern astronomi yüzyıllarca bizleri aldatıyormuş.
Bu elektrik dünyası ciddi bir bilim midir yoksa saçmalık mı? Kısacası: Elektriksel evreninin gerçek bilim ile ilgisi yok. Gerçeği yeterince açıklayamayan veya somut gözlemlerle teyit edilmeyen, klasik bir sahte bilim ve komplo teorisi karışımıdır.
Daha uzun bir cevap yazması zor. Bu modelin ifadelerini çürütmek çok zor olacağından değil, ancak,destekçilerinin iddiaları öylesine saçma olduğu için, uygun bir cevap vermeside öylesine zor oluyor. Gökyüzünün mavi olmadığını, çimlerin yeşil olmadığını ve güneşin turkuaz olduğunu söylemek gibi bir şey. Bu açıkça saçmalıktır; reddetmeyi nereden başlayacağını bile bilmiyorsunuz.
Ayrıca, bu kadar aptalca saçma olduğuna inanmak isteyen herhangi biri rasyonel argümanlara ikna olmayacaktır. Örneğin, önemli ifadeler gezegenlerle ve onların hareketleriyle ilgili olan oluşum sorununu görmezden gelip hareketi düşünelim.
Bunun nasıl çalıştığı 400 yıl önce bulundu. İsaac Newton, yerçekiminden kaynaklanan tüm olayları tahmin etmeyi mümkün kıldı ve çok iyi çalışıyor. Yeni gezegenleri bile keşfedebiliyoruz. Gök cisimlerinin hareketlerini o kadar iyi tahmin edebiliyoruz ki uzay sondalarını öngörülen noktasına varinca indirebiliyoruz. Yerçekimi teorimiz, ayın, dünya etrafında hareketinden tut güneş tutulmalarına kadar saniyesine varınca tahmin etmemizi sağlıyor. Yerçekimi, daha uzak yıldızların birbirleri etrafında nasıl hareket ettiğini ve bu tahminlerin ve gözlemlerin birbirine mükemmel şekilde nasıl uyduğunu gösteriyor.
Yerçekimi kuvveti tanımımızın henüz tam olarak doğru olmaması muhtemeldir. Bu yüzden birçok bilim adamı kuantum kütlecekim teorisini aramaktadır. Ancak bu, şu ana kadar bildiğimiz her şeyin tamamen yanlış olduğu anlamına gelmez. Ve en önemlisi, cisimlerin hareketini bilmeyle ilgili bugüne kadar inandığımız her şey saçma, o zaman elektrik evreninin teorisi kozmosu aciklamalıydı. Bu nedenle, gezegenlerin hareketini mümkün olduğunca önceden tahmin edebilen tamamen elektriksel kuvvetlere dayalı bir matematiksel formülasyonu olması gerekirdi. Havaya atılan bir tenis topunun nasıl yere düştüğünü de tanımlayabilmelidir. Teoriye göre! Eğer bildiklerimiz yanlış olsaydı, kelimenin tam anlamıyla modern bilimimizin tümü de yanlış olurdu! Ve aynı astronominin, fizik, biyoloji, jeoloji ve benzerlerinin hepsinin aynı yanlış teoriyle tutarlı olarak gözlemlenebilir tüm doğayı tanımlayabilmesi büyük olasılıkla tesadüf olmuş olacakdi. Böylesine bir tesadüf ola bilir mi. bu modelin destekçileri daha iyi bir açıklamaları olduğunu söylüyorsa, o zaman gerçekten daha iyi olmalılar. Yoksa her şeyin elektriksel olduğu iddiasının ötesine geçemezler. İddia ya yönelik herhangi bir çalışma keşfetmedim, örneğin gezegensel hareketi öngörmek için ayrıntılı bir hesabın olması gibi, kafasına göre bilimsel takılanlar bu tür çalışmalara yönelik bir bilgisi varsa söylesin.
ortalama her insan bu ''basit'' değerlendirmeleri yapamaz.
felis agnosticus'un bi çevirisine itiraz ettiğim için ODTÜ'lü bi fizikçi doçent'le tartışmak zorunda kaldım.
salak;
geometrideki rasyonel (aslında bir o kadar da irrasyonel) tekilliği fizikteki tekillik diye bana kakalamaya kalktı.
içine düştüğü zavallı durumu dahi algılayamadı
alfven fiziğinden haberi olmamış çünkü.
forumda bunları defalarca sadece bir-iki kişi dile getirmişti.
ancak mesele, egemen paradigma ve psikoloji meselesi
bu forumda hayalkırıklığı bitmez.
sonuçta açıkladığı şey evren ise;
bunu değişimle de açıklasan kendi ilkel, elden geçmemiş olanağı geliştirilmemiş ''madde'' kavramınla da açıklasan materyalistsin işte. diğeri metafiziktir
ya yöntem olarak ya ontolojik olarak
bunu anlamayan bi yıldıztozu ile
niceliğin nitelikten soyutlandığını - yani sonuçta bi soyutlama olduğunu-
diyalektiğin yasası olmakla,
diyalektiğe bişey katmadığını anlamayan spartacus.
ne yapıyosunuz siz ya
kendi emeğinize saygınız yok
spartacus
16-10-2019, 21:22
bu forumda hayalkırıklığı bitmez.
sonuçta açıkladığı şey evren ise;
bunu değişimle de açıklasan kendi ilkel, elden geçmemiş olanağı geliştirilmemiş ''madde'' kavramınla da açıklasan materyalistsin işte. diğeri metafiziktir
ya yöntem olarak ya ontolojik olarak
bunu anlamayan bi yıldıztozu ile
niceliğin nitelikten soyutlandığını - yani sonuçta bi soyutlama olduğunu-
diyalektiğin yasası olmakla,
diyalektiğe bişey katmadığını anlamayan spartacus.
O konunun bununla alakası yok, nicelik ile nitelik konusunu anlamayan daha doğrusu iki kavramı yanlış tanımlayıp-konumlandırıp, sonrada kendi tanımında ısrar eden sensin, benim açımdan önemi yok, zira o da eksik kalsın diyorum, meselenin bir diğer sorunu da, üst zeminlerdeki(form-yapıya nazaran) konuları, alt zeminlere dayatmakla ilgili...
Niceliğin, niteliğe dönüşümü lafzı absürttür. Esas olarak ifade ettiğim ise, nicel değişimlerin nitel değişimlere yol açtığıdır-ki bu süreçle ilgilidir, analiz, çözümleme ve elbette bütün açısı-temelinde bir konudur. evrimsel süreç de, devrimsel süreç de bu çerçevede bir bütündür. Nicel ile nitel karşıt, zıt, özdeş kavramlar değil, bin kere dile getirildi, NİCEL, miktar ile ilgili bir kavram, ilgili ifade ise madde ya da şunun yapısını izahı amaçlamaz, YÖNTEM üzredir.
Niceliği, miktar olarak düşünmek gerekir, bu kadar basit. Salgın hastalığın yayıldığı bir toplumda, salgın oranının değişimi, fizikseldir, analiz bakımından ise bu oranın kendisi ise niceliktir.
Keza şu ya da bu kimyasaların form-yapıya etkime analiz-çözümlenmesinde de miktar(nicel) önem arzeder, bunu(nicel etkisini) bilimsel gözlem, araştırma, deneyler ve izahlar da ve hatta gündelik dilde zaten her bakımdan kullanıyoruz.
Bu evrim süreci içinde geçerlidir, örneğin ot ile beselenen canlıların evriminde, ilgili bölgedeki yiyecek miktarı,
Bu döllenme, çeşitlenme sürecinde de geçerlidir, baskın hale gelmenin sayıca-miktarca, oranca etkisi açsından da geçerlidir, sprem sayısı(nicelik) açısından da....
Bu toplumsal nitelikler, sosyo-kültürel, sosyo-politik alanlarda da
Bu kimyasal bileşiklerdeki oranlar açısından da... ... ...
örneğin;
Doğal seçilim, bir popülasyonda sadece yeteri kadar genetik varyasyonlar var olduğunda evrime neden olur.
Burada yeteri kadar ifadesi niceldir, "yeteri kadar" kelimesi şu ya da bu nesneye dair, o nesnenin biçimi, yapısı, ne olduğu, olmadığına ve şu ya da bu özelliğine dair kullanılmıyor, böyle bir amacı da yok, miktar açısından kullanılır. Miktar olduğu için nicel denir. Demek ki buradaki miktar, yeteri kadar -yani etkin-baskın olabilme etkisi oluşturana kadar veya açı lokal ise lokal de dahi çeşitli özelliklerin değişimine yol açar, nicel değişim-birikimlerin, nitel değişimlere yol açması çıkarımı...
Önemli olan nicelik ile kastedilen miktarın ne olduğu, neye göre olduğudur, buradan çözümler, analizler elde edilir. vs.
Nicelikten kasıt, maddeyi madde yapan zırvalığı veya ne olup, olmadığını açıklayan bir ifade, zemin değil.
Bir ifadenin ne adına, neye göre kullanıldığı önemlidir. 3 oksijen atomu bileşik yaparsa ozon oluşur sözündeki, 3 rakamı niceliği ifade eder, nitelik farklı nicelik farklı kıstaslara göre soyutlanır, önce bu kavranmalı. Nicelik=miktar ile ilgilidir, haliyle form-yapılar, ortamlar, organizmalar-örgütler, ağlar, bilinç düzeyi vs burada miktar sözkonusu olduğun da o miktar niceliği temsil eder....
bir nitelik örneği ver...
Bir ifadeye amacı, kapsamı dışında anlamlar yüklenmeye kalkılırsa bunun sonu ya safsata ya da hayal kırıklığı olur.
spartacus
16-10-2019, 22:08
bunu iddia eden de materyalizmin kendisi.
yani bilim çıkıp da ben materyalistim demiyor.
Materyalizm kelimesinin kullanımı hakkında, kargaşa yaşıyor olabilirsin. Oysa orada materyalizm ifadesi, YOL-YÖNTEM olarak dile geitiriliyor. Bilim neden materyalisttir? Birileri materyalist dediği için değil, gözleme-deneye, yani fiziğe dayandığı için. O yol=materyalizm, ok?
peki materyalizmin karşısına sadece metafizik mi getirilebilir?
neden sadece bu iki paradigmadan birini seçmeliyiz.
siyah ve beyaz dışında da renkler yok mudur.
Evet, SADECE METAFİZİK! Bu konu siyah-beyaz meselesi değil, alakası yok. Bu biçimde indirgeyemezsin, materyalizm bir iddia, şu yada bu konuya dair özel bir teori, alan değil. Bu şekilde çarpık bir götürüyle, paradigma haline getirilip kıyaslanmamalı.
Senin soru neden illa bilimi seçmeliyiz. Başka bir yol biliyorsan orataya koyarsın, bakarız, eğer bilimsel bir temele dayalı ise zaten bilimin karşısına geçmez, aksine dahili olur, umarım anlayabiliyorsundur.
Materyalizm neden önemli, sen klişe sanıyorsun, oysa materyalizm, bilimin izlediği YOL'DUR(bilgiye ulaşma, merak, gözlem, deney, nesnel dayanak, buna bağlı mantık ve sorular, bunlar bilim değil yol'dur ve bu yol materyalizmdir, felsefenin konusudur, bunu anlamak zor olmamalı) işin aslı bu. Bilim ne zaman metafizik sorular soruyor, gözleme, deneye, bilgiye kapalı, bilgiyi dışlayan uyduruk alanları zorluyor, o zaman materyalist yoldan sapıyor, bilim olmaktan, çıkıyor, bilgi ile hiç bir bağı kalmıyor demektir. Teoloji->metafizik->idealizm.
ben mesela evreni maddeyle değil, değişimle açıklıyorum.
değişen nedir sorusuna da ihtiyaç duymuyorum.
Kullandığın ifade dahi kendini dıştalıyor. Evren'i diyorsun, işte değişimle açıkladığın evren lafzında, değişen nedir sorusunun cevabı tam da orada evren, ama temel de madde oluyor! Değişen madde! Bu öyle yalıtılmş, kavanoza konmuş bir parçacık olarak düşünülmeyecek! İlişkisel ağ, bütün olarak bakılacak. değişim dendiğinde temelde olan hareket-ilişki zeminidir. Kelime oyunu yapıyorsun, ama ne için, ne adına, ne gereği var? İlişki halinde olanlar nedir, hareket halinde olanlar nedir, bunların faktörleri nelerdir, hareketin, ilişkinin sebebi nedir vs? Değişim dediğin -kavrayış, algı kıyas, soyutlama-kavram olarak- sonra anlam kazanır.
Hiç bir şey yok, sadece "değişim" var demelisin -ki evet bu idealizm oluyor ve elbette "değişim" kavramını neye dayanarak soyutladığın sorulacak, bu cevabı kendin vermelisin, "sorma gereği duymuyorum" demen bir cevap niteliği taşımıyor.
sanırım makalenin farklılığı bu görüşleri matematiksel denklemlere dökmesinde.
Bundan sonra, dilersek matematikle bir yığın zihinsel, kurgusal oyunlar da oyanayabiliriz, neden illa bir şeylere inanmak arzusu terkedilemiyor?
hayır, zaten big-bang'in kurgusu(temeli) ağırlıklı olarak öznel-matematik oyunlarıyla dolu, bu oyunlardan olmadık gerekçeler nesneler, varsayımlar vs türetiyorlar, illa teolojik, egemen şartlanmalar galebe çalmalı! Bu kişi de, açılıp, kapanmaktan söz ediyor, öyle olsa bile kapalı halde iken de evren, açıkken de evren -DEĞİŞEN NE(sorumu hala anlayamadın değil mi?), kabullenmeme isteği ideolojik, teolojik alt-yapı!
Sana gelirsek değişim diyorsun, her an deviniyor, çünkü her an, hareket-ilişki hasılı değişim mevcut, açık da olsa, kapalı da olsa, deviniyor, ilgili teorilerde ise illa bir başlangıç arayışı sorunu mevcut, bütün mitoloji buna dayandırılıyor.
Değişmek kelimesinin referansının, KIYAS olduğunu biliyor olmasın.
Değişim kerameti kendinden menkul, hiç bir referansı olmayan, ne idüğü belirsiz ruhani bir kavram değil, o bir SOYUTLAMA! Değişimin de temelinde yatan unsurlar mevcut, bu da zemin olarak HAREKET-İLİŞKİ-ETKİ-TEPKİ olarak ifade edilir.
Bir değişim örneği vermelisin, neye dayanarak söylemektesin, neyi, neyle kıyasladın? Anlamam gerekiyor...
evrimin kendisi (sadece kendisi) her şeyin genel açıklaması olabilir.
madde evriliyor demek yerine evrim madde algımızı geçici olarak ortaya çıkarıyor diyebiliriz.
evrim metafiziksel midir?
Evrimi OLGU olarak dile getiriyorsan, yukarıda dile getirdiklerim yine geçerli, yok bir kerameti kendinden menkul olarak "kendisi" diyorsan, öyle bir "şahısa, cisime, kendisine" sahip değiliz.
Evrim tanımın nedir? Neye göre tanımlıyorsun?
Örneğin biyolojide evrim, canlıların, farklı özellikler vb kazanmasıyla, böylece "değişim" ile ilgili ifade edilir.
Felsefede ise, salt canlılar değil, tüm nesneler, ortamlar, koşullar, yapılar vb daha genel kullanılır.
Niceliğin, niteliğe dönüşümü lafzı absürttür. Esas olarak ifade ettiğim ise, nicel değişimlerin nitel değişimlere yol açtığıdır-ki bu süreçle ilgilidir, analiz, çözümleme ve elbette bütün açısı-temelinde bir konudur. evrimsel süreç de, devrimsel süreç de bu çerçevede bir bütündür. Nicel ile nitel karşıt, zıt, özdeş kavramlar değil, bin kere dile getirildi, NİCEL, miktar ile ilgili bir kavram, ilgili ifade ise madde ya da şunun yapısını izahı amaçlamaz, YÖNTEM üzredir.
hayalkırıklığısın işte sevgili dostum
hala daha nicel değişim nitele yol açar diyorsun
bi de örnekleme yapmışsın
peki nicel değişime ne yol açar
bi düşün bakalım
acaba nitel değişim olabilir mi
nitel değişimin indirgenmiş ifadesi olabilir mi senin nicel dediğin
o ifade o haliyle totolojik bi zırva olabilir mi
daha doğru ifade olarak;
nitel değişimler nitel değişimlere yol açarlar ifadesi önerilebilir mi
demek nicel miktarla ilgili
kantitatif okuyalı 35 sene oldu be dostum
ayıp oluyor
miktar ne peki
senin ''şey'' dediğin evrenden indirgenmiş nitelikler seti değil mi
soyutlama değil mi
farkında bile olamadığın şey şu
ezberin bozuldu
analitik düşündüğünü kabullenemiyorsun
madde ile evreni açıklamıyoruz
evreni hep diyalektikle açıkladık
evren ile madde kavramını açıklıyoruz
evren maddedir demedik
madde; tüm nitelikleriyle evrenin kendisidir dedik
materyalizmimizdeki materiaya içerik verdik
bunu anlamayan yıldıztozu kalibresindeki bi adam
niceliğin nitelikten indirgendiğini anlamayan bi spartacus tabi hayalkırıklığı olur
ps: bu konular birbirinden bağımsızdeğil.
tekillik neden sorunlu bi kavram
yanlış soyutlama örneği olmasından dolayı olabilir mi
Makaleyi okudum, kafa yorup emek veren hocayi buradan tebrik etmek isterim.
Objektif bir bakis acisiyla;
3'lu cisim problemini ele almis islemis ve bunun uzerinden buyuk patlama modeline iliskin, alternatif elestiri getirmis. Bahsettigi egemen paradigma sorunsali maalesef buyuk sorun bagimsiz bilim adina.
Ancak (kisisel gorusum), kendisinin ne sebeple 3'lu sacayagi uzerine kurdugunu ogrenmek isterdim. Ornek olarak neden 23 cisim problemini orneklemedi, bunun yerine ucluyu tercih etti? Cunku tekillik gercekte cok genis kapsamli diyalektik acidan, ancak ne yazik ki yeterince islenmiyor, islenemiyor veya istismar ediliyor.
evet aslında bu forumda bile benzer düşünceler defalarca yazılmıştır.
sanırım makalenin farklılığı bu görüşleri matematiksel denklemlere dökmesinde.
bunu iddia eden de materyalizmin kendisi.
yani bilim çıkıp da ben materyalistim demiyor.
peki materyalizmin karşısına sadece metafizik mi getirilebilir?
neden sadece bu iki paradigmadan birini seçmeliyiz.
siyah ve beyaz dışında da renkler yok mudur.
ben mesela evreni maddeyle değil, değişimle açıklıyorum.
değişen nedir sorusuna da ihtiyaç duymuyorum.
evrimin kendisi (sadece kendisi) her şeyin genel açıklaması olabilir.
madde evriliyor demek yerine evrim madde algımızı geçici olarak ortaya çıkarıyor diyebiliriz.
evrim metafiziksel midir?
Evrim olgudur yalniz karistirmamak gerekir.
Cunku genel anlamiyla madde nitelik acisindan adaptifdir ust bir kavram olarak.
Bu adaptifligin uzerinden, soyutlama yapariz ve maddenin formlarini isleyebiliriz ancak. Bu yuzden olgular metafizik olmazlar aksine nesneldirler.
spartacus
17-10-2019, 02:33
peki nicel değişime ne yol açar
bi düşün bakalım
acaba nitel değişim olabilir mi
Hala aynı. Nicel değişim, miktar değişimi, artma-azalma gibi. Nicel= miktar ile ilgili. Ve bakış açısı, bir parçacığa indirgeme olarak değil, FORM-YAPI, YAPI-ORTAM-BÜNYE-BÜTÜN olarak ele alınmalı. Nitel değişime ne yol açar peki? Nicel, nitel meselesi dördüncü kattaki bir mesele, birinci katta madde, ikinci katta hareket-ilişki-etki-tepki, üçüncü katta form-yapı zemini var. O zaman sormalı nitel değişime ne yol açar? Cisimleri, şu ya da bu diye adlandırmamızın sebebi, onların diğerlerine nazaran farklı-ayırt edici özelliğidir bu özellik ise esasında yapıyla ve elbette farklı etki-tepkilerle, yapı-bileşimlerle ilgilidir, böylecebileşim kadar, bileşimdeki miktarlarda önemli olur.
O yapı indirgenmiş ve fanusa atılmış bir parçacık değil, bileşik, süreğen hareket, ilişki, etki-tepkiler halinde olan, girdi, çıktılı bir yapıdır. Nitelik şu ya da bu parçacığa has değil, orada bütüne dair, yapıya dair, ortama dair de kullanılabilir. Şu ya da bu forma has indirgenemez.
Nicel ile nitel karşı-karşıya konulacak kavramlar değil, ne birbirini dışlarlar ne de özdeştirler. Niteliği de niceliği de soyutlamamızı sağlayan şu ya da bu form-yapıdan aldığımız etkidir, birisinde tepkinin şiddeti vb soyutlanırken, diğerinde tepkiler aynı-benzer-farklı olarak sayılır.
Sen nitelik diye tutturursun ben madde, form-yapı, etki-tepki diye, yani nitelikten de öncül temeli esas alırım.
1 oksijen, oksijeni, ama 3 bileşik oksijen, ozonu meydana getirir, burada nitelik ilgili yapıların özelliğiyle ilgili bir kavramdır. Nicelik ise, ilgili form-yapıda -bileşik- kaç adet(ne kadar) oksijenin olduğuyla ilgili.
Demek ki bizim, soyutlama namına esas almamız gereken zemin, 2. kat, yani hareket-ilişki zeminidir. Diyalektik. İlişki, ağ, bileşik, ayrışık her ne biçimde olursa olsun, yapı halinde olanın içerdiği miktar, bütün açısından da belirleyici olur. Burada önemli olan, nitel ile nicel kavramlarını, özdeş, ayni olarak görmemek.
Birde nicelik, parçacığa, salt bir yapıya İNDİRGENMEMELİ, TÜM ilişkisel ağı kapsamalı. Tüm iç, dış etkenler esas alınmalı. Suyun donması, sıvı halde bulunması ve değişimler, sırf su'yun yapısına saltıklaştırılamaz ya da indirgenemez, örneğin Güneşten yayılan ısı da bir faktördür, yani bileşik yapılar da salt o yapı değil, o yapının ilişki hali, çepeçevre düşünülmeli, nitelik ve nicelik, indirgenmiş bir parça-yapıya dair değil, bir ağ olarak ve dolayısıyla geniş alanlı bir ilişki, etkime, reaksiyon ağı olarak düşünülmeli. ısının miktarı , oranı, şiddeti niceldir, ısı kaynağı başka, ısıya dair nitelik tanımlamak farklı, ısının derecesi-miktarı(şiddet oranı vb) nicel tarafı başka bir şeydir. Birincisi niteliğin konusu iken ikincisi niceliğin konusudur ve miktar değişirse, rekasiyonlarda değişiyor. Sebepler, elbette fiziksel, hareket-ilişki-çelişki-çatışma-reaksiyon-etki tepki+form-yapı temelinde aranmalı, nitel ve nicel bahsi, bu temelden sonra gelir.
Bu konuda o kadar çok örnek verilmiştir ki;
2 hidrojen, 1 oksijen bileşik yaptığında, yani form-yapının böylece değişimi oluştuğunda açığa su çıkar. Bizim su'ya su dememizi sağlayan ne ise nitelik ona denir, akışkanlığı, ya da içilebilirliği, içilemezliği vs nitelikle ilgilidir, lakin su'ya etkiyen ısının, şu ya da bu fiziksel sebeplerle düşmesi sonucu donması, onun içilip, içilemez olduğundan dolayı değildir ve şahsında saltık, mutlak, tüm etkileşimler(böylece etki oranarı miktarkarı da önemli olur-nicelik) ve ilişkilerden muaf bir nitelikten de söz edilemez
Örnekleri çoğaltayım;
3 Oksijen bileşik yapar ozon oluşur, böylece buradan farklı bir nitelik soyutlarız. Elbette oksijen de, azot da kendi yapısında farklı bir niteliktir, ama "şu kadar" oksijen bu kadar oksijenle bileşik yaparsa, açığa yeni bir nitelik çıkıyor, eğer bu miktar(ne kadar?) değişirse, yapı da değişiyor. Buradaki miktar değişimi sayısaldır, bileşik yapıdaki oksijen adedini belireyen koşul ise fizikseldir.
Niceliğin değişimi, şu ya da bu cisimin fiziksel değişimi gibi bir ifade değil, sayıca, miktarca değişimiyle, artması azalmasıyla ilgili defalarca söyledim, örneğin, bir ozon'dan 1 oksijen ayrışsa, ozon da değişiyor, buradaki miktar değişimi ile kasıt, 3 oksijen bileşiğinin, 2 ye düşmesidir. nicelik neden düştüğüyle ilgili değil, sadece verili koşul-andaki miktarlarla ilgilidir ve miktarlardaki değişim fiziksel zemin-koşullarda, hareket, ilişki ağlarında aranmalı=>diyalektik temellerde.
2 oksijen 1 karbon bileşik yaparsa karbondioksit oluşur(yapı). Bu 1 oksijen, 1 karbon olursa, karbonmonoksit olur. Her iki yapının da, şu ya da bu yapılar üzerindeki etkisi böylece farklı olur.
Peki bir soru, 1 oksijen atomu, 1 karbondan nasıl ayrılır?
Yine aynı yaklaşım sosyo-politik, sosyo-kültürel, yani toplumsal özelikler açısından da ele alınır. Örneğin şu ya da buna dair bilgi nitel iken, ne kadar yayıldığı, etki ettiği, topluma oranı vb ise niceldir. Burada miktar, yayılma oranı vb çözümlemeleri, o bilginin niteliğine dair bir belirlenim amacı taşımaz.
Yine evrim ve evrimsel süreçler içinde birikim ve birikimin miktarı söz konusu olduğunda, ilgili oran, miktar, nicel bir ifadedir.
Örneğin evrim teorisinin niteliği başka bir şeydir, bir ülkede toplumda ne kadar kabul gördüğü, ne kadar kabul görürse, hangi orana erişirse, baskın hale geleceği ve toplumsal değişime yol açağı sorunsalındaki miktar ise niceldir. Bu nicelik evrim teorisi hakkında değil, teorinin toplum nezdinde ne kadar kabul gördüğüyle ilgilidir.
Yine politik açıdan da toplumsal bütünlüğe bakılabilir. Bir toplumda örneğin toplumun sistemden rahatsızlığı, hangi düzeye erişir, ne derecede, oranda örgütlü hal alırsa, toplumsal değişimler sözkonusu olur? Bu soru nicelikle ilgilidir, nicelik ne niteliği tanımlamak içindir ne de birşeyi o şey yapan özelliğin ne olduğuna dair bir saltıklaştırmadır.
Evrim açısından da böyledir, kalıtsallık, değişimler açsından da -ki önceki yazımda nicelik ile kastedilenin, nasıl ve neye göre değişime yol açtığının örneğini vermiştim.
Bütün olarak bakılmalı, yapı, ağ olarak bakılmalı, bileşimler olarak bakılmalı. 10 farklı form-yapılar, bir arada, bileşik ise, 10 farklı yapı ifadesinde 10 niceldir, bu yapılardan ne kadarı artar, eksilirse veya ne kadar farklı bir yapı dahil olursa nitelik değişir?. Şu, bu nitelikler birleşirse, açığa bu nitelik çıkar ifadesinde, şu ya da bu niteliğin miktarı niceldir, şu ya da bunun bileşik yapıdaki miktarı değişirse, tabiki nitelik de değişir. Bu kadar basit, bu kadar karmaşıktır(ilişkiler ağı bakımından, saltıklaştırmamak, indirgememek açısından, çepeçevre ilişkiler ağı açısından)
öyle tabi
bilal'e anlatır gibi anlatmaya alıştığın için düşünsel esnekliğini yitirmeye başladın.
ortaya koymaya kalktığın kategorileme bile analitik.
hala nicel=miktar diyorsun
bunun bişey ifade etmesini bekliyosun
form-yapı etki-tepki de niteliktir
niteliği öncelemez
sayıca değişim niteliğe dair göstergedir
elma olmak da bi niteliktir
bi elma daha olması nicelikten önce nitelikteki artıştır
nicel değişimin nitel değişimi ifade edebilmek için geliştirilmiş eksik bi soyutlama olduğunu görmen gerekir
suyun kaynaması kadar ısınması da nitel değişimdir
niteliklerden kurulu bir ağ hayal etmen gerekiyor
nitelikler niteliklerin karşılıklı ilişkilerinde var olup başka niteliklere yol açarak ortadan kalkıyor
ağın kendi de bir nitelik
sen bir niteliksin
senin organların da nitelikler
onları oluşturan hücrelerde
senin diğer insanlarla ilişkilerinde
organlarının bütünlüğü de
hücrelerin karşılıklı ilişkileri de
elektron da proton da
elektronla protonun ilişkisi de
hepsi nitelikler
hepsi evrene dair bi ağ
kategorilemek analitikten kalma bi zaaf
sen nitelik denince
elmanın rengi, tatlılığı, yuvarlaklığı sertliği sululuğu zannediyorsun
elmanın kendisi de bu nitelikler ağının ördüğü bi nitelik
elmayı özneleştirmek
onu evrenden indirgeyip isim verdiğini unutmak
bi kategori icat etmeni gerekli kılar
analitik zırva burda başlar
sayılar dinamizme dair bişey anlatmıyor
niteliği nitelikten soyutlanmış nicelikdeki değişimle açıklamak sorunlu farkedemiyor musun
verdiğin örnekler seni doğruluyor mu zannediyorsun
tamamı;
niteliğin refere edilerek indirgenmesinin örnekleri
biz de bunu diyoruz zaten
nitel değişim nicel değişim olarak ifade bulur
nicel değişimler nitel değişimleri üretir cümlesinden nicel değişimi çıkar yerine gösterdiği somutu koy
yeni cümle nasıl olabilir
nitelikler niteliklere dönüşür
hegel ifade hatası yaptı, marks bunla uğraşmadı aynen aldı
sen de gözünün önündeki yanlış ifadeyi örtbas edebilmenin derdine düştün
nitel değişimden önce kendinde şey olarak nicel değişim yok
sadece nitel değişim var
nicel nitelin indirgenmiş/sabitlenmiş bi ifadesi hepsi bu
spartacus
17-10-2019, 22:34
Elmanın niteliği hiç bir zaman elmanın maddi varlığından ve yapısından önce gelmez. Elbette miktar da önemlidir, nerede önemlidir yapıda, bütünde, ağda.
2 oksijen+1 oksijen= ozon(çeşitli belirgin, tanılacıyıcı özellikler(nitelik) - derecelerde mavi rengi, özelliğidir, oskitlenme, dezenfektan vb de özelliğidir, neye göre atfedildiğine göre de nitelemeler yapılır. Örneğin ısı derecesinin azalışı, veya derecesi renk niteliğini de değişitirir, nicelik-nitelik ilişkisi).
Bu kadar basit bir meseleyi, niteliği ve nicelik kavramını bir şeyin kendisi, cisim, kendisi olduğu içinde "sayılmak" veya ikisi özdeşmiş gibi ele alınırsa, elbette kavram kargaşasına yol açar.
2+1 oksijenden 1 tanesi, farklı koşullarda, ısıl ortam ve çeşitli çarpışmalar-etkimeler de ayrılır = ozon yapı olarak dağılır, haliyle ilgili form-yapı artık aynı özelliği sergilemez. Burada oksijenbileşimideki oksijen miktarı kadar, dış etkiler ve derecesi, oranı da önemlidir, bu düz bir mantıkla değil ancak diyalektik, ilişki ağı temelli mantıkla ele alınabilir.
Elma dediğin= elmadır değil, elma dediğin öncelikle form-yapıdır, elmanın yapısında ise çeşitli kimyasallar, elma olmayan çeşitli form-yapılar, böylece kendi başlarına çeşitli nitelik yansıtanların bileşimi-ayrışımı vb toplamda açığa çıkarttığı bir nitelik(belirleyici özellik) vardır, bu nitelik elmanın bütününü temsil eden çeşitli yapıların bulunurluğu ve oranıyla da ilgilidir, nicelik ise elmanın yapısındaki kimyasalların çeşitliliği ve miktarıyla ilgili. Sen elma=nitelik dersen, elmaların sayısı dersen olmuyor, elma bir çok form-yapının, niteliğin bilşemiyle anlam kazanır, dolayısıyla şu ya da bu nitelik dahi desen, şu ya da bu niteliğin bulunurluğu, miktarı önemli hale gelir. Amasya elmasını diğerlerinden ayıran nedir? Sulu elma demek, form-yapıda su oranının fazla olamsı demektir, tatlı demek, bizim tatlı olarak nitelediğimiz maddenin, örneğin şeker vb oranıyle ve bulunabilirliğiyle ilgilidir, bu böylece irdelenir.
Fonksiyonlar, özellikler, nitelik de desen, farklı nitelik dediklerinin, birbirinden farklı olamalrına rağmen, bir yapıda bileşik yapı haline geldiklerinde, çok farklı özelliklerin, niteliklerin de açığa çıkmasını sağlar. ister niteliklerin yapıdaki miktarı olarak düşün istersen çeşitli kimyasalların-form-yapıların yapıdaki miktarı olarak düşün, bileşimdeki miktar, özellik, fonksiyonlar açısından önemli, belirleyici faktörlerden birisi olur.
Örneğin farelerde yapılan testlerde, farelere, Glia hücreleri enjekte ediliyor, bu hücrelerin artışı, farelerde zeka gelişimi ve yeti, kaabiliyet fonksiyon gelişimi açısından önemli bir rol oynuyor. 1 Glia hücresini nasıl nitelersiniz, tek başına işlevi nedir? Ama bu hücreler, bir yapıda, bir ağda, ilişki halinde olursa, açığa herhangi birisinde olmayan özellikler, nitelikler çıkıyor. Demek ki, burada ilgili yapıdaki glia hücresi oranı, ilgili yapının özellikleri, yetileri açısından da fark oluşturuyormuş.
Bu kadar basit ifadeleri, nitelik=madde veya nitelik=form-yapıyı oluşturur tadında ele alırsak tabi ki hayal kırılklığı da olur, tepe taklak da olunur... Nitelik, bir şeyin ayırt edici özelliğidir, özellik zeminidir. Maddenin varlığını maddenin şu ya da bu özelliği, biçimi belirlemiyor, özellikler, form-yapılara nazarandır ve form-yapılar ise değişken görecelidir. verili an'da dahi mutlak değillerdir ve süreğen etki-tepki, ilişki, hareket halindedirler.
Form-yapıyı nitelik ortaya koymaz, aksine niteliği yani nesnelerdeki farklı özellikleri belirleyen form-yapıdır, maddidir, o form yapılar da çok çeşitli formların bileşimini içerir. Ne kadar sorunsalı bileşimle, yapıyla, yapı-taşlarıyla ilgilidir, bu niteliği hem değiştirici hem de belirleyici bir faktördür.
Niteliğin en basit tanımı = "bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu öteki şeylerden ayıran, şöyle ya da böyle yapan özellik."
Evet aynen de öyle, nitelik, belireyici özelliktir, nitelik=evrenin kendisi gibi absürt genellemelerin temelinde nitelik kavramını bilmemekten, kavram kargaşasından ileri gelmekte, dolayısıyla sen ne desen haklısın, diyalogun anlamı kalmaz, zira bu kavramı evrenin=kendisi, form-yapının kendisi gibi kullanırsan farklı bir sonuç çıkmaması normal. aslında nitelik üzerine hiç bir şey söylememen daha yerinde olur, böylece niteliği neye göre soyutladığın sorunsalı da elbette seni ilgilendirir...
Acı, tatlı, iyi, kötü, sıcak, soğuk, kırmızı, siyah, olgun, ham, yararlı, zararlı, katı, sıvı, tuzlu, tuzsuz, bulanık, berrak, kokulu, kokusuz, renkli, renksiz vb.... nitelikle ilgilidir ve soyutlamalarda öznel bir yönü de vardır.
hasılı tatlı olmak, renkli olmak, yapıya bağlı farklı etkileşimlerden soyutlanan tanıtıcı ifadeler, örneğin elmayı, ozonu var-eden, oluşturan bir özellik değildir, ilgili özelliği biz elmanın yapısındaki kimyasal etkileşimlerle soyutluyoruz... Bir şeyin kırmızı olması, iyi veya kötü, sıcak veya soğuk, katı veya sıvı olması, onun varlığını, yapısını belirlemez, aksine ortada olanın verili form-yapısı bunları yansıtır(örn: moleküler yapı), yani nitelik açısından izlenen yol, iddia ettiğin gibi değildir.
Zira benim izlediğim yol, çözümlemem ve açım, "madde+hareket, ilişki, çelişki, etki-tepki zemini, bileşme-ayrışma+form-yapı+nitelik(has, bir şeyi diğerinden ayıran özellik!)-nicelik(yapı bileşenleri miktarı)" esasındadır.
Farklı dillerde konuşuyoruz o sebeple anlamsız, dönüp dolaşıp saçma, suçma demek bir şey ifade etmiyor, konuşabileceğimiz ne varsa konuştuk...
sevgili dostum
açık yazıyorum ben.
karmaşık birşey yok, olsaydı bile zaten sen anlama kapasitesine sahipsin.
''Elmanın niteliği hiç bir zaman elmanın maddi varlığından ve yapısından önce gelmez. Elbette miktar da önemlidir, nerede önemlidir yapıda, bütünde, ağda'' demişsin.
elmanın varlığı da yapısı da evrenin nitelikleridir diyorum.
elma evrenden indirgenir diyorum
kavramlarımız farklı. bunu artık görme zamanın gelmedi mi
benim düşünce sistemimde indirgenmiş olan üzerinden diyalektik anlatılmaz
dünya güneş ay yok.
samanyolu andromedea yok
evren var
dünya güneş ay evrene ait nitelikler
yapıları niteliklerinden önce gelmez
çünkü yapıları da zaten nitelik
uzun lafın kısası nitelik kavramını sözlük anlamında kullanmıyorum
absürt olduğunu iddia etmen ortodoks düşüncede takılı kalmandan
aynı sözlük soyut cisim-somut cisim ayrımı yapıp
aşk soyut elma somut derken buna itiraz etmiyor musun
ikisi de somut demiyor musun
kavrama istediğim içeriği veririm
neyin absürt olduğu ortada
miktar senin sandığın gibi nicelik değil
niteliğe dair
ifadesi niceliğe dair
tıpkı soyut-somut bağı gibi
belli ki bu alışkanlıklarına ters geldi
umarım sorgulama yeteneğini yeniden kazanırsın ve anlamak için okursun/düşünürsün
sen hala cedel peşindesin
cedel yaptıkça da ortodoks ezberlerini anlatman yetmediği gibi
bi de yazanı hazırlayanı bu tartışmanın çok altında sözlüklerdeki tanımları imdadına çağırıp
ordan benim vermeye çalıştığım içeriği absürt ilan etmeye kalkman
diyalektik taklidi yapan analitik kategorilerinle aslında uyumlu
böyle devam et
niteliğin sizin aranızdaki anlamını gayet iyi biliyorum
neyi bilip neyi bilmediğime dair ahkam kesmeyi artık bırak
bu seni aşıyor olabilir
niceliğin miktarla ilişkili olduğunu ifade etmen ne kadar komikse
niteliğin tanımını yapman da o kadar komik
yaptığın nitelik tanımındaki ''şey'' evrene dair bir nitelik ve evrenden soyutlanıp isim verilerek şeyleştirilip sabitlenmiş
bu mu diyalektik
komiklik yapma
spartacus
18-10-2019, 17:09
sevgili dostum
açık yazıyorum ben.
karmaşık birşey yok, olsaydı bile zaten sen anlama kapasitesine sahipsin.
''Elmanın niteliği hiç bir zaman elmanın maddi varlığından ve yapısından önce gelmez. Elbette miktar da önemlidir, nerede önemlidir yapıda, bütünde, ağda'' demişsin.
elmanın varlığı da yapısı da evrenin nitelikleridir diyorum.
Dostum farklı zeminlere sahibiz.
Evren bir genellemedir ve tanım, form-yapıya nazaran...
Nitelik ifadesi nerede anlam kazanıyor;
madde+hareket-ilişki+form-yapı(burada), tam da formyapı farkları=> özellik olarak soyutlanıyor.
maddeyi hiç bir kılıfa, hiç bir biçime, hiç bir yapıya ve saştıklaştırılabilir bireye indirgeyemeyiz, bu halde bizim özellik dediğimiz nedir? Zemini neresidir? FORM-YAPI.
Nitelik dendiğinde ÖZELLİK, mahiyet ama şu ya da bunu diğerlerinden ayrı-farklı kılan özelik->nitelik.
Bu farkın sağlayanı elbette form-yapıdır.
O halde deiğin gibi de baksak, niteliklerden, farklı nitelikler doğuyorsa, o halde şu ya da bu niteliğin, bir yapıda-ağda, ilişkide, ne kadar var olduğu, ne kadar bulunduğu vb de ne yapar? Orataya yeni, farklı özellikler böylece nitelikler çıkmasına yol açar.
O halde nicelik dediğimiz, nitelik kavramıyla özdeş veya türdeş veya aynı kulvarda rakip ya da karşı kulvarda bir kavram değildir.
Formüle edelim;
A2+B5+C2+D = E niteliğine dönüşüyor, özelliğini yansıtıyorsa;
Burada
A2+B20+C1+D8 = F olacaktır, veya B baskın olacak(20 olduğu için) nitelik B' olacaktır,
veya henüz baskın halde E nin kalması söz konusu olacaktır, lakin ikinci durumdaki E ile birinci durumda E aynı şey değildir, bu süreç olarak evrimdir, eğer elbette burada belirgin nitelik E tamamen değişiyor veya başka bir niteliğe dönüşüyorsa da bu devrimdir.
Nicel değişimlerin yani bir yapı-bütün dahilindeki, çeşitli maddelerin, yapıların-kimsayalların bileşik oranı, açığa çıkan yeni veya faklı nitelikler açısından belirgin, baskın olabilir, bu ifadeler GÖZLEMLERLE, deneylerle anlam kazanmaktadır, kurgu değildir.
Bizler şey kapsamında maddeyi değil, aldığımız etkileri en nihayetinde form-yapıları isimlendiriyoruz, çünkü farklı yapılar, farklı nitelikler yansıtıyor böylece şey'ler hem tanımlanabiliyor hem de birbirinden FARKLI-AYRI ele alabiliyoruz, işte şey'leri, bu, şu diye adlandırmamızı, bu diye diğerlerinden ayırmamızı sağlayan o yapıya has açığa çıkan özelliktir, buna nitelik diyoruz. Nitelemek kavramında olduğu gibi, şeyleri biz, katı, sıvı, acı, tatlı, iyi, kötü, nitelikli, niteliksiz, tutarlı, tutarsız, kararlı, kararsız vb olarak yaırt edip tanımlıyoruz.
Madde zemini ise en temeldeki zemindir, nitelik zemini ise 3. katda yani, ilişki-etkileşim zemininden bir sonra açığa çıkan form-yapı zemininde soyutlamış oluyoruz, bu halde madde, form-yapıca anlam kazanan çeşitli özelliklere indirgenemz veya madde, binbir çeşit özelliğe saltıklaştırılamaz, bunlarla da tanımlanarak daraltılamaz, indirgenemez. Nitelik kermaeti kendindne menkul, uzaysallaşırılamaz ve madde'nin dışına ve onu belirleyen öncül olarak kullanılamaz. Madde niteliklere değil, nitelikler maddenin hareketi, ilişki zemini, yapıca açığa çıakrttığı özelliklere bağlıdır. Nicelik dediğimizde ilgili şey'leri şu ya da bu diye ayırdığımız, yapısal farklar yaluyla tespit ettiğimiz cisimlerin, yapısa parçaların vb, bir yapıda-bütünde ne düzeyde-ne kadar- bulunduğu ve bütüne olan etkisinin ne derece olduğuyla ilgilidir.
elma evrenden indirgenir diyorum
kavramlarımız farklı. bunu artık görme zamanın gelmedi mi
benim düşünce sistemimde indirgenmiş olan üzerinden diyalektik anlatılmaz
Evren bir genel ifadedir, bir okyanustan söz eder gibi, elma ise, o bütünde bir form-yapıdır. Burada indirgeme kullanılmamalı, evren ve elma karşı-karşuya veya karşılıklı kıyasa-teraziye vurulacak yapılar değil, elma bir form-yapı iken, evren tüm form-yapıalrı içerir, birisi özel diğeri geneldir. Evren şu ya da bu niteliğe has olarak ifade edilemez, şu ya da buna dainiteliğe indirgenemez, çünkü evren bütünsel olarak, kapsamla ilgilidir...
dünya güneş ay yok.
samanyolu andromedea yok
evren var
dünya güneş ay evrene ait nitelikler
yapıları niteliklerinden önce gelmez
çünkü yapıları da zaten nitelik
Dünya, Güneş demeni sağlayan ne ise nitelik ona deniyor, esasında ÖZELLİK! Bu şu ya da bu formun-yapının, belirleyici özelliği olarak kullanılıyor. Bu sayede yok ilan ettiğin halde, Güneş, Ay diyebilmekteyiz, ve bundan evvel, iletişim, etki tepki zemini de gayet yerindedir, biz bu iletişimetki zemininden çeşitli reaksiyonlar, etkielşimler elde edip, bu etkileri, yorumluyoruz, böylece etkinin kaynağına şu ya da bu diyoruz.
Dünya, Güneş, Ay form-yapıdırlar ev bizim güneş, ay dememiz form-yapıya nazarandır,madde zeminind eyani temel zeminde ise, güneş, ay vb denmesinin hiç bir önemi, yeri yok, hangi biçim, form, yapıya sahip olursa olsunlar her halükarda maddeler.
uzun lafın kısası nitelik kavramını sözlük anlamında kullanmıyorum
Başından beridir diyorum, sözlük anlamı değil, bir şeyin belirgin özelliği=niteliktir, kavramın esası bu, bu kavramın yanlış yererde kullanımı, kullayanı bağar...
Daha nicelik nedir kavrayamadın, 50 gram şu madde, 20 mg bu madde demek, o maddenin yapısı, biçimi, detayı hakkında bilgi vermez o sebeplenicel denir, çünkü maddenin yapısıyla değil, bir yapı-ortamda miktarıyla ilgilenir. Tutup karşısına nitel koyuyorsun vs, neyi neyse tokuşturuyorsun, yaptığın ifade edilince de bana bilmem ne okuma, sen değil ifadelerin beni ilgilendirir, kişiler, kendilerini yüce görmeleri vb beni ilgilendirmez, o kişilerin kendi sorunu ve bu konu da kişileri tartışmıyoruz, olgu esastır...
Kaldı ki ne yapmaya çalışıyorsun? İfadeyi eleştiriyor görünüp, ben ilgili kavramları o biçimde kullanmıyorum diye, öznel yargılar çıkartıyorsun. Onlar nasıl kullanmış, ifadeyi eleştireceksen buna bakarsın, sen farklı kullanıyorsan-ne olduğu hala belli değil- tanımlara karşı olduğunu ifade edersin, ifadeyle gırgır, dalga geçme, küçümseme, kişileri yahu bunu savunuyor diye ad-hominem, tatmin cehaletten, öznelcilikten öte anlam taşımıyor. Nesnel olgular ve tanılar kişilere göre kılık değişiyorsa, orada lafazanlık felsefesi mevcut demektir.
niteliğin sizin aranızdaki anlamını gayet iyi biliyorum
neyi bilip neyi bilmediğime dair ahkam kesmeyi artık bırak
bu seni aşıyor olabilir
niceliğin miktarla ilişkili olduğunu ifade etmen ne kadar komikse
niteliğin tanımını yapman da o kadar komik
yaptığın nitelik tanımındaki ''şey'' evrene dair bir nitelik ve evrenden soyutlanıp isim verilerek şeyleştirilip sabitlenmiş
bu mu diyalektik
komiklik yapma
Komik mi geliyor, lafazanlık yapıyorsun, kavram kargaşasında, özelden genele, genelden özele safsatalarda boğulup kalmışsın.
Evren=madde=nitelik gibi tamamen genellemeleri, özelde anlam bulan ve esası ÖZELLİK olan bir kavrama indirgiyor, endeksliyorsun. Form-yapı'yı hiçe sayıp, aslında nitelik açısından belirleyici olanın bizzat form-yapı nesnelliği olduğunu görmeden, her şey evrendir, evrenin niteliğidir deyip çıkıyorsun, oysa evren dediğin de yapısal bir ifadedir, her şey evren veya evrenin değil maddedir ve maddenin yansıttığı niteliklerdir, o niteliklerde form-yapıya içkindir.
Bir şeyi eleştireceksen, ilgili ifadelerde nitelik, nicelik nasıl içeriklendirikmiş buna bakmalısın, tanımlar yanlış ise o halde ifade tanımalrına göre tutarlıdır ama tanımalr yanlıştır, böyle 1 iipte iki cambaz anlamsız. Çık nitelik, nicelik bu biçimde tanımlanamaz de, orataya nasıl tanımlanması gerektiğine dair bir ifade bırak. Nitelik nedir, efendim evrendir bu zırvalık.
bak dostum
ben lafzanlık yapmam
sana saygımdan cevap yazmıyorum
çünkü kafam güzel
ama merak etme yazıcam
ve anlıyacaksın
ben kavramları kazıyorum
şu kulp takma huyundan vazgeç
ben o kavramları biliyorum
derdim yeniden içeriklendirmek
çünkü hepsi egemen olan ideoloji tarafından içeriklendirildi
idealizm tarafından
lütfen bana forum taktikleri yapma
salakların dünyasında akıllı arıyorum
sen osun
ama ben misyoner değilim
düşüncem sadece kendim için
ve sen o düşünceyi test ettiğim/edebileceğim kişisin
bana nicelik miktar
nitelik ''şey'' i o yapan özellik falan yapma bunları
basit bunlar
kavramları kazı
egemenlerin ideolojisi hep idealizm oldu
kavramların içeriği de öyle
neyse dediğim gibi kafam fazla iyi
saygısızlık olmasın
ama sen saygısızlıktan vazgeçmeye niyetli görünmüyorsun
Yıldıztozu
18-10-2019, 18:32
üstatların ortak noktaya varamama sebebi sanırım kategorilendirme farkından.
nitelik-yapı gibi ifadeleri farklı kategorilerde/zeminlerde ele alıp değerlendiriyorlar.
diyalektik çerçevesinde hangi kategoriye almak uygundur ona bakmak lazım.
o konu beni aşar, ben materyalizm ve idealizm tanımlarını kendime uygun hissetmediğim için sorguladım.
idealizmdeki ruhsal metafiziksel tanımları zaten kendime uygun bulmuyorum.
materyalizmdeki ''maddeye ve maddenin değişimine dair'' olan kısımdan maddeyi çıkarıp sadece değişimi aldım.
ancak ortada materyal olmadan değişim nasıl gerçekleşebilir sorusuna tam bir açıklama getiremiyorum.
bu nedenle savunduğum görüş sorunlu.
bu sorun üzerinde duruyorum.
değişim dediğimiz şey materyalden bağımsız tek başına bir şey olarak ele alınabilir mi.
gözlemsel olmayan teoriler üretebiliyorum sadece.
nesne dediğimiz şeyler birbirleriyle etkileşerek birbirlerini algılıyor olabilirler mi diyorum.
buradaki algı bilinçli değil, buna idealizmin zihinsel olanı değil de nesnesel olanı diyebilirim.
yani bir nesne tek başına var değildir, var olamaz.
ancak başka bir nesneyle kurduğu etkileşimle o var olabilir.
dolayısıyla bu şekilde nesneyi/materyali geçersiz kılabiliyorum.
spartacus
18-10-2019, 22:23
ben kavramları kazıyorum
Beraber kazıyalım.
Nitelik ve nicelik o tanımladır ve bunlar bu biçimde idealizme ait tanımlar değidir. kaldı ki ilgili tanımlar, idealizmin açısıysa değil, aksine materyalist ve nesnel gözlemle elde edilen sonuçlar, nesne farklar(haliyle temel form-yapı farkları) üzerinedir. Tabiki ilgili ifadelerde bu tanımlara göredir, bu tanımlar da esasında -tüm nesnel tanımlarımız- form-yapı-ilişki-etki zemininden anlam kazanır, orada böylece bir sorun yok.
Tanımlamak esasında özne-nesne ilişkisinde anlam kazanır, ve özğnde sınırlamaktır da, bu bakımdan ifade ettim, tanımladıklarımız esasında form-yapılara nazarandır, bu form-yapıdan hareketle aldığımız çeşitli etkilerdir vs. madde şu ya da bu'nun özelliğine, şu ya da bu biçime indirgenemez ve tanımlanamaz-sınırlanamaz, varlığı-yokluğu(anlamsız) şu ya da bu sebebe bağlanamaz, anlamsızdır. bu sebep, var-yok vb kavramlarımız form-yapı zemini -oradan hareketle özelliklere göre tanımladığımız nesneler, ortamlar, koşullar- namınadır. madde ne vardır ne de yoktur, var ve yok dediğimiz, form-yapılara dayalı tanımladığımız özellik, nitelik, form, yapıca biçimlerdir, böylece nitelikler var olur, yok olur, biçimler değişir, böylece isimler değişir vs. Un, su ile birleşir, hamur olur, akıcılık kazanır, ama madde hiç bir zaman yok olmaz ve var da olmaz, fakat form-yapıdaki değişime dayanarak biz değişen ve yeni form-yapıya hamur deriz. tüm bu kavramlarımız fiil, oluş eksenlidir, madde ise bir olay değildir, lakin maddenin hareket-ilişkisi-iletişim-etkileşim+çelişkisi, çeşitli formlara, biçimlere yol açar, böylece bizler de o biçimleri yani form-yapıları tanımlar, farklı etkilerine böylece farklı özelliklere soyutlayarak isimlendiririz, buna da nitelik deriz. Biz şu ya da bu dediğimiz için değil, aksine form-yapılar farklı oldukları için farklı özellikler yanısıtır, yani farklılıklar tamamen nesnel ve form-yapıcadır.
Diyalektikçilerin gözlemlerinde ise-NESNEL- form-yapıca değişimlerin gerçekleştiği aralığın,normal biriken evrim sürecinden daha kısa, sıçramalı olduğudur. Orada BİRİKİMDEN söz edilir, birike nedir, artan, azalan... o birikim dağ gibi olmuştur ancak form hala korunmaktadır, ama minicik bir son parça daha sisteme dahil olduğunda, form-yapı değişmektedir. İlla böyle olacak denmiyor, değişen bir form-yapı baz alınıyor ve nitelemeye, niteliğe değin köklü bir değişimin olduğu an esas alınıyor... Gözlemlenenler nesneldir, değişimler nesneldir, maddidir, herhangi bir kurgu ve idealizme yer yoktur, bu nesnel olduğu kadar sosyal açıdan da gözlemlenir, minicik bir sebep, kocaman isuyanlara yol açar, halbuki isyanın sebebi aslında o minicik sebep değildir, ama o ana kadar biriken çok çeşitli tepkilerdir, bir eşik noktasıdır...
örneklemiştim;
Her harf esasında, bizlerin şu ya da bu diye tanımladığı zeminden daha bir alt-temel zeminde, birer form-yapıdır.
A+B+C = K
K burada hem form-yapıdır, hem bu yapı A, B, C form-yapılarını hem de bunların ilişki bütünlüğünü kapsar, bu ilişki bütünlüğünden ise hem yapıca hemde özellikçe fark oluşur. Eğer burada biz, A dan ne kadar olsaydı K değişirdi veya K yı belirleyen nedir diye sorarsak, bu soru idealist olmaz, sadece bileşimin, yapının, formun, böylesi bir değişimde alacağı yeni form, yapı, dolayısıyla yansıtacağı farklı özelik-nitelik ile ilgilidir.
madedin varlığı-yokluğu tartışmasızdır ve anlamsızdır, varlık yokluk, katı, sıvı, iyi, kötü, büyük, küçük, sıcak, soğuk, geniş, dar..... tümü de farklı formların, farklı yansıma-etkimesyle soyutladığımız kavramlardır, bu şekilde bir şeyi diğerinden farklı veya refrans kıyas edebilmemizi sağlayan, bir şeyi diğerinden farklı tanımlayıp, kategorilendirmemizi veya adlandırmamızı sağlayan özelliklere de nitelik demişiz, demek ki ayrıca, nitelik değişimi de yine form-yapı yani nesnel, fiziksel, maddi temeller, ilişkiler zeminine dayanıyormuş, bunlar değişince niteliklerde değişiyormuş, ister henüz adı konmayacak kadardeğişim-evrim süreci- isterse adı konacak kadar etkili bir değişim-devrim...
Zaten kazınan haliyle ifade ediyorum;
Madde+hareket-ilişki+form-yapı+NİTELİK, NİCELİK(büyük, küçük, sıcak, soğuk, iyi, kötü, katı, sıvı, sert, yumuşak, şu kadar bundan, bu kadar şundan)...
Sonuç olarak niteliğin ve niceliğin ve tanımlamanın anlam kazandığı zemin, form-yapı zeminine dayanıyor, idealizmle alaksı yok, bu şu ya da bunu nasıl ayırt ettiğimiz, gözlemlerimizde şu ya da bunu farklı isimlendirmemiz, tanımlamamızın sağlayan nesnel zeminiyle ilgilidir.
şu kulp takma huyundan vazgeç
ben o kavramları biliyorum
derdim yeniden içeriklendirmek
çünkü hepsi egemen olan ideoloji tarafından içeriklendirildi
Öyle bir huyum yok, ama yazdıklarına bir bak, kulplar takan kendinsin, hayal kırıklığı, -e görelikleri dışlayıp direk idealizm demeler, yakıştırmalar vs. Niceliğin, nitelikle olan ilişkisinin diyalektiğinde, nitelik ve niceliğin tanımı, iddia ettiğin gibi egemen ideoloji veya idealizmle alakası yoktur. GÖZLEME, nesnel veriye dayanır ve zaten nesnel temeller üzerinden ifade edilmiş, yetmemiş formüle de edilmiştir.
En basit bir element, en basit bir kimya laboratuvarında dahi bu gerçek kullanılır, şundan bu kadar, bundan bu kadar karışır, bileşirse, açığa bu çıkar, şu, bu özellikleri alır vs. Analizler, tahilleri niteliğe dair çözümlemeler de, yapıda, sistemde vb olan madde miktarlarını, etki ve derecesini de çözümlemeyi zorunlar. Nitelik ise geniş bir kavramdır, tek bir özelliğe indirgenecek bir kavram değil. örneğin şu ya da bunun oluşumunu dile getirirken, şu ya da bunun kalitesinden vb söz ederken dahi niteliğe başvurmaktayız, orada niteliği ise, bileşimlerin, form-yapıların bileşimerindeki çeşitli maddelerden açıklarız. >Bu çeşitli maddelerin ne oranda yapıda bulundukları konusu da niceliğin konusu olur...
NİTELİK+BAŞKA NİTELİK+BİR BAŞKA NİTELİK = YENİ NİTELİK
Bu biçimde de ele alsak, burada nicel ile kastedilen, ilgili yapıda, hangisinin ne kadar olduğu, ne kadar etki ettiği, ne kadar belirleyici olup, olmadığıyla ilgilidir, şu ya da buna dair özel bir bilgi vermek, şu ya da bunu, şu yada bu niteliği de temsil etmez, o sadece ama sadece form-yapıların bieşimindeki farklı maddelerin, farklı biçim, form, yapıların ne kadar bulunduğuyla ilgilidir, şeylerin ne olduğundan, neden farklı olup, olmadıkalrından sorumlu değidir.
Kavramları üstün körü sunmadım, kazıdık..
madde+hareket-ilişki-etki-tepki zemini+form-yapı->nesne-özne ilişkisi->kavramlar...
Dostum şu ya da bu diye işaret ettiğimiz ne varsa, işaret ederken ona şu ya da bu diye tanımlamamızı sağlayan ne varsa, form-yapıya içkindir. Nesnel farklılık, özellik farkı olarak ele alındığında bu nitelik olarak tanımlanır ve bu mahiyetde de kullanılır. İdealizme atıfta bulunulacak bir mesele değil, tamamen gözlem veren+nesnel gözlem ve yorum esaslı.
yani bakmışız, elma derken, diğerine armut demişiz, birisine sert demişiz, diğerine yumuşak demişiz, birisine canlı demişiz, diğerine cansız, birisine kedi demişiz, ötekine balık vs, böylece biz bu ayırt edici özelliklere nitelik demişiz, böylece tanımlamışız, ve dönük dolaşıp demişiz ki, gerçek öyle tanımladığımız için deği, aksine gerçek, form-yapıların envai çeşit biçimler, yapılar, ilişkiler böylece açığa farklı özelikerin çıkmasıdır, o halde bir şeyi, diğerinden ayıran özelliğe nitelik diyelim denmiş.
spartacus
18-10-2019, 22:31
idealizmdeki ruhsal metafiziksel tanımları zaten kendime uygun bulmuyorum.
materyalizmdeki ''maddeye ve maddenin değişimine dair'' olan kısımdan maddeyi çıkarıp sadece değişimi aldım.
Madde+hareket+ilişki+form-yapı-biçim+değişim...
O halde "değişim" kavramını soyutlamanı sağayan nedir? Bu soru cevaplanmalı. Değişim, maddeden, hareket, ilişkiden yalıtılamaz, biz bu kavramı neye göre tanımlaıysak, eğer siz o göreliği kaldırıp atarsanız, geriye zaten o kavram-tanımda kalmaz.
ancak ortada materyal olmadan değişim nasıl gerçekleşebilir sorusuna tam bir açıklama getiremiyorum.
bu nedenle savunduğum görüş sorunlu.
bu sorun üzerinde duruyorum.
değişim dediğimiz şey materyalden bağımsız tek başına bir şey olarak ele alınabilir mi.
Ne yazık ki alınamaz, evet sorunlu, sorun öncülleri yok saydığında oluşuyor, gerisi anlamsızlaşıyor.
gözlemsel olmayan teoriler üretebiliyorum sadece.
nesne dediğimiz şeyler birbirleriyle etkileşerek birbirlerini algılıyor olabilirler mi diyorum.
buradaki algı bilinçli değil, buna idealizmin zihinsel olanı değil de nesnesel olanı diyebilirim.
Etki ve birde tepki. Algılamak ifadesine gerek yok o zeminde, etki-tepki, etkime, tepkime, reaksiyon, bunalr kısa ifadeler.
yani bir nesne tek başına var değildir, var olamaz.
ancak başka bir nesneyle kurduğu etkileşimle o var olabilir.
dolayısıyla bu şekilde nesneyi/materyali geçersiz kılabiliyorum.
Nesne derken kastettiğin ne yazık ki formdur. Madde dediğin ne 1 ile ne 2 ile ifade edilecek bir zemin değil, nasıl yapabilirsin, neyle kıyaslayıp, biri-öteki, bundan bu kadar, şundan o kadar diyebilirsin? bu şekide ise, ilgii ifadenin zemini form-yapı zeminidir, böylece kıyas etme ve öteki, diğerinden bahsetme, benzerleri ve benzer olmayanarı sayma, kıyaslama imkanı kazanırız. Bunun dışında yani form-yapıyı, böylece yapılan tanımları bir yana bırakır daha alt zemine gelirsek, madde ne tektir, ne çifttir, ne 1 dir, ne sıfırdır, ne katı, ne sıvıdır, o ifadeler o zeminde değil, belirttiğimiz bir üst zeminde ve ilişki, etki-tepki, yoğunluk vb zemininde anlam kazanıyor.
Yani form-yapı ayrımını silerseniz, maddeden başka hiç bir şey kalmaz-yoktur(olan da bu), dolayısıyla tek demek, bir demek, iki demek de saçma ve anlamsızdır.
dine mine ne
22-10-2019, 19:21
Madde+hareket+ilişki+form-yapı-biçim+değişim...
Maddeyi sonsuz hacimde/zamansızlıkta hareket ettirme çabası. Madde+ilişki+form-yapı-biçim+değişim tamam ancak "hareket", zaman/mekansız olmaz.
Sen A,B noktalarına odaklanıyorsun. Oysa ki Hareket, "içsel" iki nokta arası,"sürekli mesafe konum prosedür ilişkisi", zamansal/mekansal yapıyı oluşturur.
Gözlemlenen Form-yapının içsel değişim hareketi, bize sadece hareketin zamansal/mekansal olduğunu göstermekte. Maddenin hareketini, mekansal-zamansal yapının ötesine üfürmek, bilimsel değildir. Bu yüzden form/yapı hareketini zaman/mekan dışına = maddeyi, sonsuz hacimli varsayımsal dünyalara daldırmanın anlamı yok. Bu tür saçmalık, ölçüm dışıdır. Boşuna dememişler zurnanın "gelip" zırt ettiği "yerdir" diye. Statik anlayışın sacma olmasi, sonsuz madde/hacim/mekan olarak anlaşılması değil, paradoksal bir biçimde diyalektik buna izin versede, önemli olan burada mekkansal olan = "konumsal hareketin", mekansız/zamansızlıkta ,TV ekranı misali "durumsal harekete" dönüşmesisidir. Bu yüzden sana sonsuz peynirdeki deliklerin gelip gitmediğini söylemişdim.