Orijinalini görmek için tıklayınız : Covid-19 aşıları hakkında...
Şüpheci Dinsiz
04-12-2020, 15:36
Bu videoda piyasaya çıkmak üzere olan aşılar hakkında bilgi veriliyor.
Doç.Dr. Çağhan Kızıl
LUx1m_TSN3Q
--/--
İnsanlar Çin aşısı mı, Avrupa-ABD aşıları mı diye şüphe içindeler. Sağlık bakanı Çin aşısını tercih ettiklerini söyledi, gerekçe olarak da "geleneksel yöntemlerle geliştirilmiş bir aşı" dedi.
Avrupa-ABD menşeili aşılar mRNA (mesajcı RNA) teknolojisi ile üretilmiş, -20 -70 derece sıcaklıklarda muhafaza edilmesi gerekiyor, 2-8 derece sıcaklığa indirildiğinde 2-3 gün içinde kullanılması gerekiyor. mRNA teknolojisi kabaca şu; aşı geliştirilecek virüse veya bakteriye çok benzeyen ama zarar vermeyen insan yapımı sentetik bir hücre üretiliyor, bu hücreler vücuda enjekte edilerek vücudun hedeflenen virüse-bakteriye karşı direnç geliştirmesi sağlanıyor.
mRNA hakkında ayrıntılı bilgi burada (https://evrimagaci.org/mrna-nedir-asilarda-mrna-nasil-kullanilir-9555).
Çin aşısı geleneksel yöntemle üretilmiş, 2-8 derece sıcaklıkta 2-3 yıl depolanabiliyor. Bu yöntemde; aşı geliştirilmek istenen zayıflatılmış virüs veya bakteriler vücuda enjekte edilerek vücudun hedeflenen virüse-bakteriye karşı direnç geliştirmesi sağlanıyor.
Geleneksel aşılar pasif karakterde, mRNA aşılar aktif karakterde oluyor.
İlkinde antikorlarınız zayıflatılmış virüsü tanıyıp onunla savaşmayı öğreniyor.
İkincisinde antikorlarınız belirli bir genetik yapıya karşı savaşacak ek donanıma mRNA'lar sayesinde (mesajcı RNA) sahip oluyor. Eksik bir coronavirus versiyonunda üretilmiş olan mRNA'lar coronavirus gibi davranarak hücrelerin içine giriyor, antikorlar bunları yabancı-zararlı olarak değerlendirip savaşmaya başlıyor.
Muhafazakar ve aşı karşıtı kesimler, mRNA aşılarının uzun vadede insan DNA'sını bozacağı gibi tuhaf komplolar üretiyorlar. Sağlık bakanı da, Sağlık kurulu üyeleri de aynı düşünce içindeler.
--/--
Benim fikrimce önemli olan aşıların uygulama verileridir. Bir yöntemin diğerine üstünlüğünden ancak verilere bakarak bahsedilebilir. Bu yüzden aşı geliştiriciler şeffaf bir şekilde uygulama verilerini ilan etmek zorundalar.
Kişisel düşüncem ise mRNA ile üretilen aşıların daha adrese teslim bir çözüm olduğu yönünde.
Ben ÇİN ci yim Kapitalist ülkelere güvenmiyorum Onlar hem pahalıya mal ettiğini ima ediyor hem korunması pahalı olduğunu söylüyor Çin inki daha mantıklı .
Bu ABD veya Avrupa ülkeleri Aşı geliştirilecek virüse veya bakteriye çok benzeyen ama zarar vermeyen insan yapımı sentetik bir hücre üretiliyor, bu hücreler vücuda enjekte edilerek vücudun hedeflenen virüse-bakteriye karşı direnç geliştirmesi sağlanıyor.
Bu ÇİN aşısı Bu yöntemde; aşı geliştirilmek istenen zayıflatılmış virüs veya bakteriler vücuda enjekte edilerek vücudun hedeflenen virüse-bakteriye karşı direnç geliştirmesi sağlanıyor.
Üretim biçimi ve birbirine benzerliği aynı amaç ta aynı. İki aşıda vücudu virüsü tanımaya ve savaşmaya yönlendiriyor.
Şüpheci Dinsiz
04-12-2020, 15:56
Linkte video da var, ancak burada gösteremedim.
dw.com.tr (https://www.dw.com/tr/be%C5%9F-soruda-a%C5%9F%C4%B1-ile-ilgili-merak-edilenler/a-55690114)
Beş soruda aşı ile ilgili merak edilenler
Dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar COVID-19 hastalığına karşı güvenli ve etkili aşılar geliştirmeye çalışıyor. Peki, çalışmalar hangi aşamada?
https://static.dw.com/image/55649779_303.png
Dünya çapında COVID-19'a karşı halihazırda geliştirilen iki yüzü aşkın aşkın aşı adayı var. Bunların elliden fazlası klinik deney, yani insan deneyleri aşamasında. Henüz bu aşı adaylarından hiçbiri onaylanmadı. Peki, araştırmacılar aşının geliştirilmesinde ne kadar ilerleme kaydetti?
1) Aşı nasıl geliştiriliyor?
Bir aşının geliştirilmesi için aşamalar kabaca şöyle:
Ön Klinik Aşama: İnsan deneylerine başlamadan önce aşı çeşitli güvenlik testlerinden geçer ve hayvanlar üzerinde denenir.
Faz 1: Bu aşamada aşı, küçük bir hasta grubunda test edilir.
Faz 2: Araştırmacılar, en az yüz hastadan oluşan büyük gruplar üzerinde aşıyı test eder. Bu aşamada aşı çeşitli hastalığı olan kişiler, yüksek yaş grubundaki kişiler gibi çeşitli alt gruplar üzerinde de denenebilir.
Faz 3: Aşı adayının en az bin kişi üzerinde test edilmesi aşaması.
Ancak koronavirüs aşısı geliştirilirken, zaman kazanmak isteyen bazı şirketler birkaç aşamayı aynı anda test etti. Örneğin Pfizer ve BionTech'in aşısı ile Çin'deki Sinovac aşısının deneylerinde, aday aşılar farklı yaş gruplarına, farklı dozajlarda, aynı zaman dilimi içinde verildi.
Klinik araştırmalar başarılı olduğu takdirde şirketler, düzenleyici kurumlara başvurarak aşının genel kullanım onayını alabilir. Düzenleyici kurum olarak özellikle üç otoritenin önemli olduğu düşünülüyor. Bunlar ABD'deki Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Avrupa İlaç Ajansı (EMA) ve Japonya'daki İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu.
2) Aşı onay alınca ne olur?
Bir aşının onaylanması, herkesin hemen kullanabileceği anlamına gelmez. Öncelikle aşının kitlesel ölçekte üretilmesi gerekiyor. Aşıyı geliştiren şirketler, 2021'in sonuna kadar milyarlarca doz üretmeyi hedeflediklerini söylemişti.
Daha sonra aşının uygun şekilde dağıtılmasını sağlamak için gerekli lojistik düzenlemelerin yapılması ve toplumda aşıyı önce kimin olacağına karar verilmesi gerekiyor.
Burada yine son karar bireylerin. Ancak COVID-19'dan en çok etkilenen 35 ülkede 13 binden fazla kişinin katıldığı bir anket, katılımcıların çoğunun aşı olmayı seçeceğini göstermişti.
3) COVID-19 aşısı için ne kadar bekleyeceğiz?
Etkili ve güvenli bir aşı geliştirmenin normalde birkaç yıl sürdüğü biliyor. Bu süre, ortalama 10 ila 12 yıl arasında değişebilir hatta daha uzun da sürebilir. Örneğin, HIV'e karşı aşı geliştirme çalışmaları 1980'lerin başından beri sürüyor ve şu ana kadar başarılı bir aşı geliştirilebilmiş değil.
COVID-19 aşısında ise araştırmacılar, devam eden salgın nedeniyle genellikle süreyi en aza indirmek için yarışıyor. Bunun baskıya rağmen aşı geliştiricileri ve üreticileri ve Dünya Sağlık Örgütü'nin (WHO) aşı güvenliğinden hiçbir ödün vermediğini söylüyor.
Ancak aşı onaylansa dahi bu yalnızca bir başlangıç. Zira klinik denemeler başarıyla tamamlandıktan ve bir aşı onaylandıktan ve üretildikten sonra bile araştırmacılar aşılanmış hastaların sağlık durumunu gözlemlediği 4'üncü aşama başlıyor.
4) Hangi aşı türleri geliştiriliyor?
Araştırmacılar, COVID-19'a karşı aşılar için birbirinden farklı yaklaşımlar izliyor.
Aşı adaylarının çoğu, aşıyı geliştirirken virüsteki protein bazlı bir alt birimleri kullanıyor. Yani virüsün kendisini kullanmak yerine, virüsün dış kabuğunda bulunan bulunan protein gibi küçük bileşenleri kullanıyorlar.
Bu protein, insan bağışıklık sistemi tarafından hızlı ve güçlü bir reaksiyona neden vermesi amacıyla hastalara yüksek dozda veriliyor. Hedef, bağışıklık sisteminin proteini "hatırlaması" ve gerçek virüsle temas ettiğinde benzer bir savunma reaksiyonu geliştirmesi. Tıpkı Hepatit B ve HPV'ye (İnsan Papiloma Virüsü) karşı aşılada olduğu gibi. Bu yöntemi kullanan COVID-19 aşısı adayları halen Faz 1 ve 2 denemelerinde test ediliyor. Çoğu, henüz Faz 3 klinik denemelerinde test edilmedi.
Şu an için en umut verici olanlar üç başlıkta toplanabilir: Çoğalmayan viral vektörler kullanan aşılar, inaktive edilmiş veya öldürülmüş virüsler kullanan aşılar ve son olarak RNA yaklaşımı geliştiren aşılar.
Çoğalmayan viral vektörler kullanan aşılar. Araştırmacılar virüsün genetik bilgisini, bazı işlevleri değiştiriyor. Virüsün bulaşıcılığını azaltan bu tür genetik modifikasyonlar, bilimin, onları etkili bir şekilde manipüle edebilmeleri için, bir virüsün genetik materyali hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmasını gerektiriyor. "Çoğalmayan" terimi, aşıdaki virüsün insan vücudundaki hücrelere girdiği, ancak burada kendi başına çoğalamadığı anlamına gelir.
Öldürülmüş/Etkisizleştirilmiş virüs kullanan aşılar: Bu aşılarda, virüsün "ölü" bir versiyonunu kullanır. Canlı aşılardan daha düşük seviyede koruma sağlama eğilimindedirler. Bu sınıftaki bazı aşılar, yeterli bağışıklığın sağlanması için birkaç kez uygulanmalıdır. Grip ve Hepatit A'ya karşı geliştirilen aşılar genelde bu tip aşılardır.
RNA aşıları: Bu aşılar, virüsün herhangi bir "gerçek" bileşenini kullanmaz. Bunun yerine farklı bir strateji izler. Burada amaç, insan vücudunu kendi başına belirli bir virüs bileşeni üretmesi için kandırmak. Hiçbir virüs kendi kendine birleşip çoğalamaz. Bu aşıdaki amaç, bağışıklık sistemini insan dışı bileşenleri tanımaya ve bir savunma reaksiyonunu tetiklemeye itmektir.
5) Hangi çalışmalar öne çıkıyor?
Dünya çapındaki yüzlerce araştırmadan, en kapsamlı klinik deneyleri yürüten beş ekip öne çıkıyor:
Belçikalı bir şirket olan Janssen Pharmaceutical, kopyalanmayan bir viral vektöre dayanan aday aşısını, şu an ABD, Arjantin, Brezilya, Kolombiya ve Belçika'da yaklaşık 90 bin kişi üzerinde test ediyor.
Oxford Üniversitesi ile İngiliz AstraZenca şirketinin ortak projesinde görevli araştırmacılar, aşı adaylarını ABD, Şili, Peru ve Birleşik Krallık'ta yaklaşık 60 bin kişi üzerinde test ediyor. Aşıları, Janssen'inkine benzer bir prensibe dayanıyor.
Çinli bir şirket olan Sinopharm, Pekin Enstitüsü ve Wuhan Enstitüsü, geliştirdikleri "öldürülmüş/etkisizleştirilmiş virüs" kullandıkları aşıyı Bahreyn, Ürdün, Mısır, Fas, Arjantin ve Peru'daki yaklaşık 55 bin kişi üzerinde test ediyor.
Bir Alman şirketi olan BioNTech, farklı bir yaklaşım izliyor: RNA tabanlı teknolojiye odaklanan şirketin aşısı ABD, Arjantin ve Brezilya'da yaklaşık 44 bin kişi üzerinde test ediliyor. Aşının ABD'de acil durumlarda kullanımı için ruhsat başvusu cuma günü yapıldı / yapılacak.
Bir diğer Çinli şirket, CanSino, aşı adayını Pakistan'da 40 binin üzerinde kişi ile test ediyor.
Gianna-Carina Grün
© Deutsche Welle Türkçe
Şüpheci Dinsiz
04-12-2020, 17:54
Çok sağlam bir virolog'tan aşılar hakkında tweet dizisi. Twitter'dan tamamını okuyun.
https://twitter.com/virusfantom/status/1333252125195812864
Ahlaksız
05-12-2020, 18:03
https://www.youtube.com/watch?v=sRQAFjAHmJo
:D
Şüpheci Dinsiz
08-12-2020, 05:31
indyturk.com (https://www.indyturk.com/node/282476/sa%C4%9Flik/kovid-19-a%C5%9F%C4%B1lar%C4%B1na-dair-bilmeniz-gereken-her-%C5%9Fey)
Kovid-19 aşılarına dair bilmeniz gereken her şey
Tüm dünyanın heyecanla beklediği, zengin ülkelerin hükümetlerinin milyonlarca dozu şimdiden aldığı, ileri aşamadaki koronavirüs aşılarıyla ilgili bilinmesi gerekenleri derledik
Çağla Üren
https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/1368x911/public/article/main_image/2020/12/07/527541-86710704.jpg?itok=sBrV2lDs
Uzmanlar aşılamanın 2021 başında başlayacağını tahmin ediyor (AFP)
Tecrit, maske ve sosyal mesafeyle geçen yaklaşık bir yılın ardından tüm dünya koronavirüs aşısına odaklandı. ABD'li ilaç şirketlerinin art arda yaptığı ve aşılarının en az yüzde 90 etkili olduğunu söylediği açıklamaların ardından basında ve sosyal medyada büyük bir tartışma başladı.
Türkiye'nin Çin merkezli Sinovac'ın geliştirdiği CoronaVac aşısından 50 milyon doz alacağını duyurmasının ardından yurttaşlar, hangi aşının daha iyi olduğunu ve umut vaat eden aşıların tüm testleri geçip geçmediğini merak etmeye başladı.
Bu merakın tetiklediği bir dizi paylaşımla, haber ve içerikle birlikte, muhtemelen birçoğumuzun daha önce duymadığı aşı firmaları ve terimleri birden hayatımıza girdi: mRNA, inaktif aşı, rekombinant, Faz 1, 2, 3, BioNTech, Moderna, Pfizer...
Üstelik buna aşı karşıtlarının yaydığı, "Aşılarla çip takılacak" ve "Genetiğimiz değiştirilecek" gibi komplo teorileri de eklenince durum daha da karmaşık bir hal aldı. Biz de akıllardaki soru işaretlerini giderebilmek için bahsi geçen kavramların ne anlama geldiği, aşıların hangi teknolojiyle geliştirildiğine, bu teknolojilerin avantajları ve dezavantajlarının neler olduğuna dair güvenilir yanıtlar üretmeye çalıştık.
Pfizer ve Moderna: mRNA aşısı nedir, güvenli mi?
Yakın zamanda mRNA teknolojisiyle geliştirilen koronavirüs aşıları, ABD ve Birleşik Krallık başta olmak üzere birçok Batı ülkesinde kullanıma girecek. Alman biyoteknoloji firması BioNTech ve ABD'li ilaç devi Pfizer'ın ortak geliştirdiği aşıyla birlikte ABD merkezli biyoteknoloji şirketi Moderna'nın geliştirdiği aşı işte bu teknolojiyi kullanıyor.
https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/800xauto/public/thumbnails/image/2020/12/07/527506-1349969891.png?itok=X7PkKm6p
Türkiye'de mRNA, ismini büyük ölçüde Özlem Türeci ve Uğur Şahin'in BioNTech firmasının geliştirdiği, "Pfizer aşısı" diye anılan aşıyla duyurdu. Ülkemizde başka bir teknolojiyle çalışan Sinovac aşısının kullanılacağının anlaşılmasıyla birlikte mRNA'yla ilgili tartışmalar da tartışmalar da yayıldı. Kimisi mRNA aşılarının daha iyi çalıştığını, kimisiyse bunların tehlikeli olduğunu iddia etti.
Aşılarda yeni yaklaşım: mRNA aşıları, bulaşıcı hastalıklara karşı koruma sağlayan yeni bir aşı türü. Birçok geleneksel aşı, vücudun bağışıklık tepkisi üretmesi için, zayıflatılmış veya öldürülmüş mikroplar kullanıyor. Yeni mRNA aşıları ise bu yöntemle çalışmıyor. Bunun yerine virüsün genetik malzemesini kullanıyor. Böylelikle hücrelere, bağışıklık tepkisini tetikleyen bir proteini nasıl üreteceğini öğretiyor. Bu proteinle oluşan bağışıklık tepkisiyse koruyucu antikorlar üretilmesi anlamına geliyor ve bunlar da gerçek bir virüsün vücuda girdiği durumda kişiyi hastalıktan koruyor.
mRNA aşıları güvenli mi: mRNA aşıları, ABD'de diğer tüm aşı türleriyle aynı güvenlik ve etkinlik standartlarına tabi tutuluyor. ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) ülkede kullanımını onaylayacağı Kovid-19 aşıları da bu standartları karşılayacak.
Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'ne (CDC) göre mRNA aşılarının yeni olduğu doğru ama "bilinmedikleri" doğru değil. Öte yandan ABD'de şu anda onaylı mRNA aşısı bulunmadığı da bir gerçek. Yani onaylanacak koronavirüs aşıları, dünyadaki ilk mRMA aşıları olacak. Yine de bilim insanları yıllardır mRNA teknolojisi üzerinde çalışıyor ve kolayca bulunabilen malzemelerden geliştirilebildiği için bunlara ilgi de giderek artıyor.
mRNA, genetiğimizi değiştirir mi: Koronavirüs aşısının DNA'mızı değiştireceğine ilişkin iddialar en yaygın söylentiler arasında. Ancak BBC'ye konuşan bağımsız bilim insanları, bu iddiayı reddediyor ve "koronavirüs aşısının insan DNA'sını değiştirmeyeceği" yanıtını veriyor.
O kişilerden biri olan, Oxford Üniversitesi'nden Jeffrey Almond, "mRNA'yı bir insana enjekte etmek insan hücresindeki DNA'ya hiçbir etkide bulunmaz" diyor.
mRNA aşılarının dağıtımı neden zor: mRNA aşılarının son derece soğuk koşullarda (Pfizer aşısının -70, Moderna aşısının da -20 derecede) saklanması gerekiyor. Uluslararası Aşılar Derneği'nin Yönetim Kurulu Başkanı Margaret Liu'ya göre, mRNA aşıları eski aşılara göre daha hızlı geliştirilebiliyor ama içeriği bozacak birçok enzim yüzünden kolayca zarar görebiliyor:
Sıcaklığı düşürdükçe her şey daha yavaş oluyor. Yani kimyasal reaksiyonlar (RNA'yı parçalayan enzimler de dahil) daha yavaş gerçekleşecek.
İşte bu durum, mRNA aşılarının gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere ulaştırılmasını zorlaştırıyor. Eksi derecelerde saklanması gereken aşılar için halihazırda "soğuk zincir taşımacılığı" yapılıyor. -70 derecede saklanması gereken bir aşı söz konusu olduğunda daha güçlü bir soğuk zincir altyapısının kurulması gerekiyor. Daha güçlü bir soğuk zincir altyapısının kurulması ve ülkenin ücra köşelerine kadar ulaşabilmesi ise uzmanlara göre en az 6 ay süren maliyetli bir iş. Dolayısıyla Türkiye'nin bu pratik nedenle de Pfizer aşısını kullanması zaten mümkün değil.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ne ABD'de ne de Türkiye'de -70 dereceli dolaplardan yeteri kadar bulunmadığını, altyapının hazırlanmasının da 6 ay sürebileceğini söylemişti. DHA'ya konuşan Ceyhan, şu ifadeleri kullanmıştı:
Milyonlarca kutu aşıyı depolayacağınız eksi 70 derece depolar yok ülkelerde. Bu demektir ki önce bu altyapının hazırlanması lazım, oldukça pahalı bir iş bu. Uç noktalara eksi 70 derecede göndermek daha zordur, onların sağlanması lazım, gidilecek yerlerdeki depolarda bu ortamın sağlanması lazım. Ama siz eksi 70 derecelik dolapları her yere dağıtamayacağınız için daha az merkezde uygulanacak demektir. Bu ciddi bir sorun, bunun aşılmasına çalışılıyor, süre çok kısa.
Türkiye'nin sipariş verdiği Çin (Sinovac) aşısı ise "inaktif" diye bilinen geleneksel bir yöntemle geliştirildi. Aşıda ölü bir virüs kullanıldığı için saklama koşulları da mevcut taşıma sistemlerine daha uygun. Sinovac'ın basın sözcüsü Liu Peicheng'e göre bu, Çin aşısının soğuk zincir depolarının bulunmadığı bölgelere dağıtılmasında avantaj sağlıyor. Aşının 25 dereceye kadar oda sıcaklığında 42 gün, 37 derecede 28 gün ve 2 ila 8 derecede (ev tipi buzdolabı ısısı) ise 5 ay boyunca saklanabileceği düşünülüyor.
Çin aşısı: İnaktif aşı ne demek, mRNA'dan daha mı güvenli?
İnaktif diye bilinen aşı, ölü veya etkisizleştirilmiş mikropların vücuda enjekte edildiği aşı türü. İnaktif bir aşı üretilmesi için vücudun korunması hedeflenen mikrobun önce kültür ortamında yetiştirilmesi gerekiyor. Mikrobun etkisiz hale getirilmesi ise genellikle ısıyla, bazen de formalin gibi kimyasallarla mümkün oluyor.
https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/800xauto/public/thumbnails/image/2020/12/07/527511-1375694800.png?itok=KGimJezR
Şu anda Kovid-19'a karşı aşı geliştirmeye çalışan firmalar arasında bu teknolojiyi kullananlar mevcut. Örneğin Çin merkezli Sinovac, koronavirüs parçalarının kullanıldığı, inaktive edilmiş bir aşı geliştiriyor. Türkiye gündemine "Çin aşısı" ismiyle oturan ve Sağlık Bakanlığı'nın 50 milyon doz alacağını açıkladığı bu aşı, alüminyumdan oluşan ilave bağışıklık güçlendirici de içeriyor.
Hürriyet'ten Ahmet Hakan'a konuşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da Çin'de üretilen inaktif koronavirüs aşısının mRNA aşılarından daha güvenilir olduğu kanaatinde:
İnaktif yöntemle üretildi. Bu yöntemi kullanması nedeniyle daha fazla tercih edilmesi gereken aşıdır. Üretildiği ülkeye odaklanmak yanlış, yönteme odaklanmak lazım. Ben diyorum ki bu yöntem, en eski yöntemdir. Yıllardır bu yönteme dayalı olarak aşılar üretildi. Uzun vadede test edilmiştir. Bir yan tesiri yoktur.
İnaktif yöntemle geliştirilen aşılar, gerçekten de yaklaşık 60 yıldır başarıyla uygulanıyor. Bu teknolojiyi kullanan mevcut aşılar arasında grip aşısı, hepatit A ve kuduz aşısı gibi bilindik ve yaygın kullanılan aşılar yer alıyor.
Florence Nightingale Hastanesi, Kalp ve Damar Cerrahisi'nden Op. D.r. Bülent Polat da inaktif aşının daha güvenli olduğunu ifade ediyor. Independent Türkçe'ye konuşan Polat, "RNA aşılarının uzun vadede otoimmün hastalıklara yol açma ihtimali de var on binde bir de olsa. 5 milyar insan söz konusunda olduğunda on binde bir bile önemlidir" diyor.
RNA teknolojisinin bir süredir kanser hastalarında denendiğini de not eden Polat, düşüncelerini şöyle açıklıyor:
Kanserin vücutta yarattığı tahribat çok daha farklı. Buradaki aşıysa sağlıklı insanlara verilecek. Hastalıktan koruyalım derken insanları hasta etmemek gerek. Bu anlamda biraz soru işaretleri var. Çünkü ilk defa kullanılacak ve uzun vadeli etkilerini gerçekten bilmiyoruz. Tahminlerle ilerliyoruz. Bu açıdan Çin aşısı daha güvenli bir teknolojiyle yapılıyor. Burada da oluşacak antikor miktarı yeterli olmayabiliyor. Yani yüzde 95/96'larda değil de yüzde 70'lerde olabilir. Tabii bu oran da kabul edilebilir.
İnaktif ve mRNA haricinde koronavirüs aşısı var mı?
Koronavirüse karşı etkili olduğu ispatlanan aşılar, genellikle mRNA ve inaktif aşılar olmak üzere iki grupta kategorize ediliyor. Ancak aşı geliştirmenin çok çeşitli yolları var ve başka yöntemlerle geliştirildiği halde umut vaat eden koronavirüs aşıları da bulunuyor.
Bunlar arasında ABD merkezli Novavax şirketinin, yine ABD merkezli Johnson & Johnson firmasının aşısı, İngiliz-İsveç biyoteknoloji firması Astrazeneca'yla Oxford Üniversitesi ortaklığının aşısı ve Rusya'da geliştirilen iki aşı yer alıyor.
Viral vektör aşıları / Oxford, Johnson & Johnson ve Sputnik V: Viral vektörler, aşı çalışmaları yapan moleküler biyologlar tarafından yaygın olarak kullanılan araçlar. Bu yöntemde hedeflenen virüsün taşıdığı genetik malzemenin bir kısmı, laboratuvarda tehlikesiz hale getirilen başka bir virüs içine yerleştiriliyor ve vücuda enjekte ediliyor. Bu yöntemle vücudun söz konusu genetik malzemeyi tanıması ve gerçek virüsle karşılaştığında ona karşı savaşabilmesi hedefleniyor. Bu tür aşıların, epey sağlam bir bağışıklık tepkisi ürettiği biliniyor.
Bu yöntemi kullanan ve umut vaat eden aşılar arasında Rusya'nın ses getiren Sputnik V isimli aşısı, kamuoyunda Oxford aşısı diye bilinen aşı adayı ve Johnson & Johnson'ın geliştirdiği aşı adayı bulunuyor.
Bu üç aşı da, koronavirüs genini insan hücrelerine yerleştirmek için adenovirüsleri kullanıyor. Bilim insanları bu aşılarda koronavirüsün hücreleri ele geçirmek için kullandığı sivri uçlu proteini, adenovirüs ismi verilen bir virüse ekliyor. Tabii ki aşı çalışmalarında kullanılan adenovirüsler, hastalığa sebep olmayacak şekilde değiştiriliyor. Böylece sivri uçlu proteini taşıyan zararsız virüsler, vücudun hastalık geçirmeden koronavirüse karşı bağışıklık kazanmasını sağlıyor.
Adenovirüs aşılarının bir avantajı da lojistik koşullarıyla ilgili. Bu aşıların yaklaşık 4 derecelik ısıda saklanması gerekiyor ama dondurulması gerekmiyor. Bu nedenle dağıtımı mRNA aşılarından daha kolay.
Sentetik Peptit aşısı / EpiVakKorona: EpiVakKorona isimli peptit antijen bazlı aşı, 13 Ekim'de Rusya'da tescillendi ve kamuoyunda "Rusya'nın ikinci aşısı" diye biliniyor. Peptit aşıları genellikle sentetik malzemelerle yapılıyor ve patojenler nedeniyle doğal olarak oluşan proteinleri taklit ediyor. Aşıyla enjekte edilen bu sentetik proteinler sayesinde vücut, virüsü tanımayı ve etkisiz hale getirmeyi öğreniyor.
EpiVakKorona da virüsün kendisinden değil, sentetik bir ağdan oluşuyor. Rus Başbakan Yardımcısı Tatyana Golikova, aynı türden bir aşının Ebola salgını sırasında da Rusya'daki Gamaleya Merkezi tarafından üretildiğini ifade ediyor.
Rekombinant teknolojisi / Novavax: Novavax'ın geliştirdiği NVX-CoV2373 isimli koronavirüs aşısı, koronavirüsün sivri uçlu proteininin parçalarını içeriyor. Aşıdaki bu parçalar, vücudun bağışıklık tepkisini güçlendiren ve "adjuvan" diye anılan yardımcı bir maddeyle birlikte uygulanıyor. Diğer aşılar gibi burada da vücudun söz konusu içeriği "yabancı" olarak algılaması ve koruyucu bir bağışıklık tepkisi vermesi amaçlanıyor.
Koronavirüsün sivri uçlu proteinin ayırmak için güve hücrelerini kullanan Firma aşıda rekombinant teknolojisini uyguluyor ve yöntemini şöyle açıklıyor:
NVX-CoV2373, Novavax'ın tescilli MatrixM ™ adjuvanını içeren, rekombinant protein nanopartikül teknolojisi kullanılarak üretilen stabil bir prefüzyon proteinidir. Aşı, 2 ila 8 santigrat derecede saklanabilen ve standart aşı prosedürleriyle dağıtılabilecek, sıvı haldeki bir formülasyonda işleme olanak tanıyacak uygun bir ürün profiline sahiptir.
Novavax aşısında ilk önce, Sars-Cov-2'nin sivri uçlu proteinin geni, böceklerde görülen bakulovirüs aracılığıyla güve hücrelerine yerleştiriliyor. Güve hücreleri de zarlarında bu sivri uçları oluşturuyor. Bilim insanları bu sivri uçları laboratuvar ortamında topluyor ve bağışıklığı artıran adjuvanla karıştırarak aşı haline getiriyor.
Dr. Bülent Polat, Novavax'ın aşısının en emniyetli ve en etkili aşılardan biri olduğunu düşünüyor. "Noavavax aşısında anahtar protein direkt olarak verildiği için antikor da Çin aşısına göre çok daha kuvvetli olacaktır. Diğer aşılardan daha etkili, daha koruyucu ve uzun vadeli yan etkileri en az olacak aşı gibi görünüyor" diyen Polat, rekombinant teknolojisinin avantajlarını şöyle açıklıyor:
Diğer aşıların hepsinde vücudun koronavirüsün s proteinini üretmesi amaçlanıyor. Novavax'ın aşısında ise farklı bir teknoloji var. Aşı, güve hücrelerini artık kendi kölesi gibi s proteini ürettirmeye koşullandırıyor. Bu hücreler bütün hayatları boyunca sürekli olarak s proteini üretiyor. Uzmanlar da laboratuvarda bu s proteinlerini toplayarak, bir takım nanopartiküllerin içerisine koyup aşı olarak insanlara veriyor. Dolayısıyla Novavax'ın aşısında herhangi bir genetik materyal, herhangi bir virüs yok. Moderna'nın ve Pfizer'ınki gibi genetik RNA dediğimiz yapıyı taşımıyor. Hem de Oxford/Astrazeneca aşısında olduğu gibi virüsle genetik materyal kullanmıyor. Ölü virüs verilen (inaktif) aşıların da tehlikesi yok ama etki oranı da az gibi görünüyor. Yani Novavax'ın aşısıyla hem vücuda genetik materyal vermeyip hem de etkili biçimde antikor üretmesi sağlanabilir.
Faz 3 nedir, satın alınan aşılar bu aşamayı tamamladı mı?
Bazı aşıların son aşama sonuçları netleşmeden kullanım onayı alması, uzmanları sağlık riskleri hususunda endişelendiriyor. Erken veya sınırlı kullanım kapsamında aşıları onaylayan ülkeler arasında Çin ve Rusya yer alıyor.
The New York Times'a göre Çin'de aşılar, henüz Faz 3 deneylerini tamamlamamış olsa da parayla uygulanıyor. Time dergisi de Çin'in başkenti Pekin'deki özel Taihe Hastanesi'nde 300 dolar veren herkesin aşı yaptırabildiğini, her gün yüzlerce kişinin aşı olabilmek için sıraya girdiğini aktarıyor.
Rusya'nın Sputnik V aşısı ise ülkede Ağustos'ta tescil edilmiş ama böyle erken bir tarihte gelen tescil, aşının gerekli testlerden geçip geçmediğine dair tartışmalara neden olmuştu. Kısa süre önce Vladimir Putin'in aşıyı yaptırmadığının açıklanması da tartışmaları alevlendirdi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, "Devlet Başkanı Vladimir Putin onaylanmamış bir aşıyı kullanamaz" dedi. Fakat "onaylanmış" ve "tescillenmiş" ifadeleri arasında nasıl bir fark görüldüğü açıklanmadı.
https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/800xauto/public/thumbnails/image/2020/12/07/527496-1091376985.jpg?itok=QGabdZYt
Tabloda dünya genelinde üretilen koronavirüs aşılarının hangi aşamalarda olduğu görülüyor (@brsy01 / Twitter)
Öte yandan iyi denetlenen ve gerekli aşamaların hepsini geçerek onaylanan bir aşıya güvenmemek için sebep yok. Zira aşı adaylarının nihai onayı alması için Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği bir dizi zorlu süreçten geçmesi gerekiyor. Bu aşamalara "faz" ismi veriliyor. Aşı adaylarının geçtiği aşamalar şöyle özetlenebilir:
Klinik öncesi testler: Bilim insanları yeni bir aşıyı önce hücreler üzerinde test ediyor ve sonra da bağışıklık tepkisi oluşturup oluşturmadığını görmek için fareler veya maymunlar üzerinde deniyor. Şu anda bu aşamada 87 koronavirüs aşı adayı bulunuyor.
Faz 1 güvenlik deneyleri: Bu aşamada araştırmacılar aşıyı, güvenlik açısından test etmek ve bağışıklık sistemini uyardığını doğrulamak için az sayıda insan üzerinde deniyor.
Faz 2 genişletilmiş denemeler: Bilim insanları bu aşamada aşıyı, çocuklar ve yaşlılar şeklinde gruplara ayrılmış yüzlerce insanda deniyor ve farklı gruplarda farklı etkiler görülüp görülmeyeceğine bakıyor.
Faz 3 etkinlik denemeleri: Bu aşamada aşı, binlerce kişi üzerinde deneniyor. Daha sonra plasebo (yani içi boş) enjeksiyonların yapıldığı gönüllülerle aşının gerçekten denendiği gönüllüler karşılaştırılıyor. Bilim insanları böylelikle bunlardan kaçının hasta olduğunu kaydederek, aşının etkinlik oranını belirleyebiliyor. Bu denemeler, aşının hastalığa karşı koruma sağlayıp sağlamadığını belirliyor.
Onay: Her ülkenin sağlık yetkilileri, deneme sonuçlarını gözden geçiriyor ve aşının onaylanıp onaylanmayacağına karar veriyor. Ancak herhangi bir pandemi sırasında aşı, resmi onay almadan önce acil kullanım izni alabiliyor. Bunun yanında bir aşı onay aldıktan sonra da araştırmacılar, güvenliği ve etkinliğinden emin olmak için aşılanan kişileri izlemeye devam ediyor. Rusya'nın tescillediği aşının yanında Birleşik Krallık da bir koronavirüs aşısı için onay verdi. Ülke BioNTech ve Pfizer ortaklığıyla üretilen aşıyı onaylayan ilk ülke oldu.
Birleştirilmiş aşamalar: Aşı geliştirmeyi hızlandırmanın bir yolu, aşamaları birleştirmekten geçiyor. Bu nedenle bazı koronavirüs aşıları Faz 1 ve Faz 2'yi birlikte yürütüyor.
Duraklama: Bilim insanları aşı denemesi sırasında gönüllülerde endişe verici semptomlar görülürse çalışmaları duraklatıyor. Yapılacak soruşturmanın ardından aşı çalışmaları ya devam ediyor ya da aşıdan vazgeçiliyor.
Bu yazıda bahsettiğimiz ve uluslararası kamuoyunda hararetle tartışılan aşıların hepsi sonuncu aşamaya, yani Faz 3'e geçmiş durumda. Faz 3 denemelerinden gelen sonuçlarda Biontech / Pfizer aşısının yüzde 95, Moderna'nınsa yüzde 92 oranında etkili olduğu belirlenirken, diğer aşı adaylarının etki oranına dair ara raporlar henüz gelmedi.
Türkiye'de uygulanacak Çin aşısı, hangi aşamada ve ne kadar koruma sağlıyor?
Sinovac son aşamadaki aşı çalışmalarını aralarında Türkiye, Brezilya ve Endonezya'nın da bulunduğu ülkelerde sürdürüyor. Yani Faz 3, henüz tamamlanmadı. Bu da hem kamuoyunda hem de uzmanların aklında soru işaretleri yaratıyor. Boston College Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde ve Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan mikrobiyolog Dr. Emrah Altındiş, Twitter'da paylaştığı bir gönderide endişesini şöyle ifade ediyor:
Çin'den gelen Sinovac aşısı, Faz 2 çalışmalarına göre aşı güvenli. Öte yandan koruyuculuğunu hala bilmiyoruz. Dolayısıyla öncelik koruyuculugu kanıtlanmış Pfizer, Moderna aşılarına verilmeli. Sinovac ancak koruyuculugu ispatlanırsa topluma uygulanmalı.
Öte yandan Fahrettin Koca, "Şu anda Faz 3 dönemini bitiren hiçbir aşı yok. Pandeminin yol açtığı acil durum nedeniyle ara raporlarla uygunluk veriliyor" diyor ve ekliyor:
Çin aşısı, Faz 3'e en erken başlayan aşıdır. Ayrıca Faz 3'ü daha geniş topluluklara uyguladılar. Faz 3'le ilgili Çin aşısının ara raporları henüz açıklanmadı. Bir hafta-10 gün sonra açıklanmasını bekliyoruz
Faz 3 açıklanmadan Çin aşısını kullanmaya başlamayacaklarını söyleyen Sağlık Bakanı, sözlerini şöyle sürdürüyor:
Bütün ara onaylar alınmış olsa dahi biz uluslararası akredite olan Halk Sağlığı ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumumuzun laboratuvarlarında titizlikle incelemeler yapacağız. Bu incelemelerde aşının güvenlik testlerinin olumlu çıkması gerekiyor. Eğer aşı, ülkemiz standartlarına uygun bulunursa erken kullanım iznini vereceğiz. Aşı uygulaması, ancak bu aşamadan sonra olacak.
Hangi ülke hangi aşıdan ne kadar sipariş etti?
Geliştirilen koronavirüs aşılarından hiçbiri henüz birden fazla ülkede onaylanmadı. Ancak bazıları birçok ülkeden milyonlarca doz sipariş aldı. Bu durum, aşıların eşitsiz dağıtılacağına yönelik endişeleri daha da artırdı.
Birleşik Krallık merkezli kampanya ekibi Global Justice Now'un yöneticisi Nick Dearden, "İlaç sisteminin ne denli eşitsiz olduğuna dair daha net bir örnek göremezsiniz. Bazıları milyarlarca pound kazanırken, diğerleri tedaviye gücü yetmediği veya satın alacakları bir ilaç kalmadığı için ölüyor. Bu değişmeli" diye konuştu.
CNBC'nin verilerine göre milyonlarca dozu zengin ülkelerin hükümetlerine satan ilaç firmaları arasında Pfizer önde geliyor. Zira Pfizer aşısının yaklaşık yüzde 80'i, aşının etkinlik oranı açıklanır açıklanmaz gelişmiş ülkeler tarafından satın alındı. Avrupa Birliği 300 milyon doz, Japonya 120 milyon doz almayı kabul ederken, ABD 100 milyon, Birleşik Krallık da 40 milyon doz satın aldı.
https://www.indyturk.com/sites/default/files/styles/800xauto/public/thumbnails/image/2020/12/07/527501-1224167492.jpg?itok=A2yEHO3t
(Tabloda dünya genelindeki aşı siparişlerinin bir kısmı görülüyor Duke Küresel Sağlık İnovasyon Merkezi)
Moderna'nın geliştirdiği aşı için de gelişmiş ülkelerle milyonlarca dozluk anlaşmalar yapılmış durumda. Şirket, ABD'ye 100 milyon doz sağlayacağını taahhüt ederken, Birleşik Krallık 5, İsviçre de 4,5 milyon doz satın aldı.
Astrazeneca ve Oxford aşısının yüzde 70 civarında etkili olduğu düşünülse de henüz kesin sonuçlar gelmedi. Ancak şimdiden milyonlarca doz satılan koronavirüs aşıları arasında. ABD ve Hindistan, 500'er milyon doz aşıyı garantiye alırken, AB de 400 milyon için anlaştı. Birleşik Krallık, Japonya, Endonezya ve Brezilya da en az 100 milyon dozluk siparişler verdi.
Johnson & Johnson'ın geliştirdiği aşınınsa 200 milyon dozu AB'ye, 100 milyon dozu ABD'ye, 38 milyon dozu Kanada'ya, 30 milyon dozu da Birleşik Krallık'a taahhüt edildi.
Sputnik V'in pazarlamasından sorumlu Rusya Doğrudan Yatırım Fonu da satış planlarını şu şekilde açıkladı: Hindistan'a 100 milyon, Brezilya'ya 50 milyon, Özbekistan'a 35 milyon, Meksika'ya 32 milyon ve Nepal'le Mısır'a 25 milyon doz.
Duke Üniversitesi'nin verilerine göre Sinovac'ın geliştirdiği aşının 60 milyon dozunu Şili sipariş ederken, Endonezya, Brezilya ve Türkiye de 50 milyon dozu garantiledi.
Aşıdan sonra eski hayatımıza dönecek miyiz?
Maske ve sosyal mesafenin hüküm sürdüğü bir yılın ardından tüm dünya, aşının gelmesini ve eski yaşantısına dönmeyi bekliyor. Ancak uzmanlara göre koronavirüs önlemlerinden kurtulmak, o kadar da kolay olmayacak.
Birçok salgınla mücadele sürecinde yer alan uzmanı Dr. Mark Kortepeter, Kovid-19 aşısından sonra maske takmayı sürdürmemiz gerektiğini söylüyor. Bilim insanına göre maske, aşı sonrasında da enfeksiyonu önlemede önemli bir araç olacak. Zira kimin aşılandığını veya aşılanmadığını bilmemiz mümkün olmayacak. Ayrıca aşının ne kadar süreyle bağışıklık sağlayacağı bilinmiyor ve insanlar koronavirüsle yeniden enfekte olabiliyor.
Bir süre daha koronavirüs önlemleriyle yaşamamız gerektiğini söyleyen Bülent Polat da Pfizer CEO'su Albert Burla'nın birkaç gün önce yaptığı açıklamasını hatırlatıyor. Burla, Pfizer aşısını kullananların başkalarına virüs bulaştırıp bulaştırmayacağından "emin olmadıklarını" söylemişti. Polat bu açıklamaları şöyle yorumluyor:
Şu anda en çok konuşulan aşılar RNA aşıları. Bunları geliştiren şirketlerin CEO'ları sürekli açıklamalar yapıyor. Fakat enteresan bir şekilde diyorlar ki 'Bu aşılar koruyucu, önleyicidir, bizi ağır hasta olmaktan koruyacaktır. Fakat oluşan virüsün başka birine taşınmasına, bulaştırıcılığa engel olamayacaklar, elimizdeki bulgular bunun garantisini vermiyor.'
(Aşı olunca) vücudumuza gelen virüsler bizi hasta edemeyecek, bloke olacaktır. Ama bu kalan virüsler başka birine bulaşabilir. Aşı yapılmamış birine bulaşabilir. Henüz garanti veremedikleri için henüz, biR süre daha maske ve sosyal mesafenin devam etmesi gerektiğini vurguluyorlar. Gerçekten de işin doğasında bu var.
Emrah Altındiş'e göre Türkiye'de rahat bir nefes alabilmemiz içinse yurttaşlara en az 120-140 milyon doz aşının uygulanması gerekiyor. Bianet'e konuşan Altındiş, maskeleri çıkaracağımız günün hala uzakta olduğunu aktarıyor:
Aşıların bizim maskeyi rahatça çıkarabileceğimiz korumayı sağlayabilmesi için Türkiye nüfusunun yüzde 70'inin, belki yüzde 80'inin aşılanması gerek.
En az 120-140 milyon doz aşının Türkiye'ye gelmesi, dağıtılması ve insanlara yapılması gerekiyor maskeleri çıkartacağımız günün gelmesi için. Bu çok uzun zaman alacaktır.
Koronavirüs aşılarının kısa listesi
Buraya kadar koronavirüs aşılarında kullanılan teknolojilere, bunların güvenilirliğine ve üretim sürecine dair ayrıntılı bilgiler vermeye çalıştık. Ancak ülkelerin adeta birbiriyle yarıştığı koronavirüs aşısı, epey hacimli bir konu. Bu nedenle yarışı önde götüren aşıların özelliklerine dair kısa bir liste de kullanışlı olabilir. İşte koronavirüs aşılarının kısa listesi:
Pfizer / BioNTech aşısı: mRNA teknolojisiyle çalışan aşının, yüzde 90 etkili olduğu açıklandı. Birleşik Krallık hükümetinden onay alan aşı, 21 gün arayla iki doz uygulanacak ve yaklaşık -70 derecede saklanması gerekiyor. ABD'li sağlık yetkilileri de aşının yakın zamanda gerekli onayı alacağını düşünüyor.
Moderna: Moderna'nın geliştirdiği aşı da Pfizer aşısıyla aynı (mRNA) teknolojiyi kullanıyor. Yaklaşık -20 derecede saklanması gereken aşının etki oranı yüzde 94 olarak belirlendi ve henüz herhangi bir ülkeden onay almadı.
AstraZeneca/Oxford Üniversitesi: Viral vektör teknolojisiyle geliştirilen ve adenovirüsten yapılan aşının 2 ila 8 santigrat derece arasında saklanması gerekiyor. Astrazeneca, aşının yüzde 70 oranında etki gösterdiğini söylüyor. Aşının Faz 3 denemelerinde katılımcılardan birinin rahatsızlanmasıyla çalışmalar durdurulmuş, sonra kaldığı yerden devam etmek üzere yeniden başlamıştı. Bu aşının çalışmaları Hindistan'da da Serum Enstitüsü işbirliğiyle sürüyor. Hindistan'da üretilen Covishield isimli eşdeğer aşı, 7 Aralık'ta Hindistan İlaç Kontrol Dairesi'ne acil kullanım başvurusunda bulundu.
Johnson & Johnson: Viral vektör teknolojisiyle geliştirilen ve adenovirüsten elde edilen aşının Faz 3 raporları ve etki oranı henüz açıklanmadı. Şirket, deneyler sırasında katılımcılardan birinin hastalanması nedeniyle üçüncü aşamadaki çalışmasını durdurmak zorunda kalmış, ekimde yeniden testlere yeniden başlamıştı.
Sputnik V: Viral vektör teknolojisiyle geliştirilen ve adenovirüsten elde edilen aşı Rusya'da erken bir tarihte tescillendi. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre aşı tescillendiğinde henüz Faz 3 aşamasına geçmemişti. Rusya'nın Varlık Fonu'nun başındaki isim Kirill Dmitriev ise aşının 28 gündeki etkililik oranının yüzde 91,4 olduğunu söylüyor.
Novavax: Aşının 2 ila 8 derecede saklanabilmesi de çok büyük bir avantaj. Rekombinant protein nanopartikül teknolojisiyle üretilen aşının Faz 3 sonuçları henüz açıklanmadı. Avustralya'daki Griffith Üniversitesi'nden virüsler, enflamasyon ve terapötikler konusunda uzman araştırmacı Adam Taylor'ın aktardığına göre, aşının ilk denemeleri Avustralya'da yapıldı ve olumlu sonuçlar alındı. Son aşama deneylerse Eylül'de Birleşik Krallık'ta başladı.
CoronaVac: Sinovac tarafından geliştirilen bu aşının da 2 ila 8 derecede saklanabilmesi, çok büyük bir avantaj. İnaktif aşı teknolojisi kullanılarak geliştirilen ve Türkiye'de çoğunlukla "Çin aşısı" diye anılan aşının Faz 3 raporlarının 2020 içinde açıklanması bekleniyor. Sinovac CEO'su Yin Weidong, Mart'a kadar birkaç yüz milyon doz aşı üretmeyi hedeflediklerini söylüyor.
EpiVakKorona: Peptit antijen bazlı aşı, 13 Ekim'de Rusya'da tescillendi. Klinik denemelerde Faz 3 aşamasında bulunan aşı, Rusya Sağlık Bakanlığı'ndan tescil sonrası testler için onay aldı. 18 yaş ve üzeri gönüllüler, 30 Kasım'da aşılanmaya başladı. Aşının etki oranı ise henüz bilinmiyor.
© The Independentturkish
Şüpheci Dinsiz
08-12-2020, 11:49
birgun.net (https://www.birgun.net/haber/turkiye-nin-de-siparis-ettigi-cin-asisinin-ilk-sonuclari-geldi-yuzde-97-koruma-sagliyor-325835)
Türkiye'nin de sipariş ettiği Çin aşısının ilk sonuçları geldi: Yüzde 97 koruma sağlıyor
Türkiye'nin de sipariş ettiği Çin tarafından üretilen koronavirüs aşısı Sinovac'ın Faz 3 klinik deneylerinden ilk sonuçlar Endonezya'dan geldi. Faz 3 deneylerinin yapıldığı ülkelerden biri olan Endonezya'da devlet ilaç kurumu Bio Farma tarafından yapılan açıklamada erken sonuçlara göre aşının yüzde 97 koruma sağladığı belirtildi
https://static.birgun.net/resim/haber-detay-resim/2020/12/08/turkiye-nin-de-siparis-ettigi-cin-asisinin-ilk-sonuclari-geldi-yuzde-97-koruma-sagliyor-814259-5.jpg
Çin menşeili koronavirüs aşısı Sinovac'ın Faz 3 deneyleriyle ilgili ilk sonuç deneylerin yapıldığı ülkelerden biri olan Endonezya'dan geldi.
Bloomberg'in haberine göre, Endonezya devletine bağlı ilaç kurumu Bio Farma, erken sonuçlara göre aşının yüzde 97 oranında koruma sağladığını açıkladı.
Sinovac aşısının Endonezya'daki klinik deneylerine 1600 kişi katılmıştı.
Endonezya'nın açıkladığı sonuçlar, aşının Faz 3 deneylerinden açıklanan ilk sonuçlar olma özelliği taşıyor.
Sinovac'ın Faz 3 deneyleri aralarında Endonezya, Brezilya ve Türkiye'nin de olduğu bir grup ülkede yapılmıştı.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'nin Çin tarafından üretilen Sinovac aşısından 50 milyon doz sipariş verdiğini açıklamıştı.
Şüpheci Dinsiz
09-12-2020, 08:58
Çin menşeili SinoVac'ın %97 etkili olduğu haberi doğru değilmiş.
https://twitter.com/virusfantom/status/1336457994389733377
"Brezilya, Türkiye'nin 50 milyon doz sipariş verdiği Çin'in Sinovac aşısının alımını 'yan etkileri' nedeniyle durdurdu. Sinovac, daha önceki aşıların onayı için rüşvet verdiğini itiraf etmişti.
Türkiye'nin 50 milyon doz sipariş verdiği Çin'in Sinovac aşısıyla ilgili yeni bir gelişme yaşandı.Korona virüs vakalarının arttığı Brezilya, Sinovac ile aşı konusunda anlaştığını duyurmuştu.Ancak Güney Amerika ülkesi yeni bir açıklama yaparak 'yan etkileri' nedeniyle aşıyı almaktan vazgeçtiklerini duyurdu.
Reuters'ta yer alan habere göre; kararın Brezilya Sağlık İdaresi tarafından 9 Kasım günü aşı olan bir deneğin intiharı sonrası alındığı bildirildi."
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/brezilya-turkiyenin-de-siparis-ettigi-cinin-korona-virus-asisi-sinovactan-vazgecti-i-320755h.htm
https://cdn.yenicaggazetesi.com.tr/news/463848.jpg
Şüpheci Dinsiz
25-12-2020, 20:44
Koronavirüs: Doğrular, yanlışlar & doğru bilinen yanlışlar: Mutasyon, faz 3 çalışmaları ve aşılar
xlA2mmXOGW0
Şüpheci Dinsiz
28-12-2020, 19:52
Dr. Emrah Altındiş, Çin menşeili SinoVac aşısının erken faz 3 sonuçlarını bir tweet dizisiyle vermiş. Tamamını twitter'dan okuyun.
Verinin kaynağı Hürriyet gazetesiymiş, buna dikkat edelim.
https://twitter.com/Emrah_Altindis/status/1342339230824017921
Şüpheci Dinsiz
29-12-2020, 08:31
Türkiye, Çin Sinovac aşısını aracı kurum üzerinden alıyormuş. Bir kere olsun yalan söylemeyin, bir kere olsun peşkeş çekmeyin, bir kere olsun çalıp çırpmayın be.
tele1.com.tr (https://tele1.com.tr/koca-araci-yok-demisti-trt-muhabirinin-fotografi-yalanladi-296791/)
Koca, ‘Aracı yok' demişti, TRT muhabirinin fotoğrafı yalanladı!
28 Aralık 2020 Pazartesi
Geçiğimiz günlerde koronavirüs aşısının getirilmesinde aracı bir firma olduğunu söyleyen Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın sözleri TRT muhabirinin fotoğrafıyla yalanlandı. Muhabirin gümrükten paylaştığı fotoğraflarda ‘Keymen İlaç Firması'nın isminin yer aldığı görüldü.
Aralık ayının başında Cumhuriyet Halk Partisi Ankara Milletvekili Murat Emir, Çin'den getirilecek Sinovac koronavirüs aşısının alımında aracı firma olarak Keymen'in kullanıldığını söylemişti ancak Sağlık Bakanlığı ‘aracı firma' olmadığını söyleyerek söz konusu iddiaları yalanlamıştı. Ancak TRT muhabirinin, Çin'den paylaştığı fotoğrafta aşıların üzerinde ‘Keymen İlaç' yazdığı görüldü.
https://tele1.com.tr/wp-content/uploads/2020/12/keymen.jpg
"BİR SÖYLEDİĞİNİZ DOĞRU OLSUN"
Sosyal medya hesabı üzerinden paylaşım yapan CHP'li Emir TRT muhabirinin Çin'den paylaştığı fotoğrafa ilişkin şunları söyledi:
"Sağlık Bakanı'na aylardır "Çin aşısında aracı firma olacak mı?" diye soruyoruz. Keymen İlac'ın aşıyı getirdiğini söylediğimizde de Bakan, "Aracı yok" demişti. Oysa bugün gelen fotoğrafta kolilerin üzerinde Keymen yazdığını görüyoruz. Bir kere de söylediğiniz doğru çıksın."
NE OLMUŞTU?
Sinovac'la yapılan 50 milyon dozluk aşı sözleşmesine ilişkin 9 Aralık'ta bir açıklama yapan ve aşının aracı firma kullanılarak getirileceğini iddia eden CHP Milletvekili Murat Emir, "Çin aşısı 10 gündür Türkiye'de. Aşıyı getiren firma da her zamanki gibi yine Keymen İlaç oldu. Aşı 10 gündür el altından AKP'li siyasilere, aile dostlarına, nüfuzlu kişilere ve tanıdıklara yapılmaya başlanmış bile" demişti.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ise, bir köşe yazarına verdiği demeçte, "Bu kesinlikle doğru değil. Biz anlaşmamızı doğrudan Sinovac'ın kendisiyle yaptık. DMO yani Devlet Malzeme Ofisi ve Sinovac arasında herhangi bir aracı filan yok" demişti.
Şüpheci Dinsiz
04-01-2021, 11:57
Gökçe Başbuğ - twitter - mRNA aşıları, patentler hakkında bilgilendirici tweet dizisi.
https://twitter.com/BasbugGokce/status/1345656318003036160
gazeteduvar.com.tr (https://www.gazeteduvar.com.tr/bati-kapitalizmi-ve-pek-karli-salgin-yonetimi-haber-1504953)
Batı kapitalizmi ve pek kârlı salgın yönetimi
Pandeminin başlarında Asya ülkelerinin bağlantı takibi yöntemini uygulamadaki başarısı daha önceden MERS ve SARS salgınları deneyimlerine sahip olmalarına bağlandı. Batı'da benzer deneyimler olmadığı için Avrupa ülkeleri ve ABD hazırlıksız yakalandı denildi. Peki salgının ilk dalgası özellikle Avrupa'da sönümlendikten sonra, neden kendi birinci dalga deneyimlerinden ya da Asya ülkelerinin uygulamalarından ders çıkararak etkili bir bağlantı takibi sistemiyle ikinci dalgaya hazırlanılmadı?
https://i.gazeteduvar.com.tr/2/850/479/storage/files/images/2020/11/19/pandemi-zTUg_cover.jpg.webp
Gökçe Başbuğ
Yrd. Doç. Dr., Sungkyunkwan Üniversitesi
Pandemiyle mücadelede gerek politika yapıcıları gerek bazı bilim insanları tarafından sürekli öne çıkarılan yöntemler maske-mesafe ve aşı-ilaçtır. Maske takmak ve sosyal mesafeyi korumak virüsün yayılmasını azaltır ancak onlarca yıllık davranış bilimleri çalışmalarının sağlam kanıtlarla gösterdiği gibi insanların tümü her zaman önlemlere uymamaktadır. Etkili bir aşı ve ilacın bulunması çok önemlidir ancak bunların geniş kitlelere ne zaman ve ne şekilde sunulabileceği şimdilik bir muammadır. Halihazırda bildiğimiz, salgınla mücadelede en etkili olan yöntem bağlantı takibidir (contact tracing). Pandemiyi başarılı bir şekilde yöneten Asya ülkelerinin hepsi bu yöntemi hakkıyla uyguladıkları için başarılı olmuştur.
Batılı kapitalist ülkelerin bağlantı takibini etkili bir şekilde hayata geçirmeyip maske-mesafe ve aşı-ilacı öne çıkarması bilinçli bir tercihtir ve kapitalist/neoliberal sistemin karakteristik özelliklerini açığa vurmaktadır. Bu sistem maske-mesafeyi vurgulayarak sorumluluğu bireylere atar, aşı-ilacı öne çıkararak bir yandan halka umut dağıtır, diğer yandan azami kârı hedefler.
Neden-sonuç ilişkisini kurabildiğimiz problemler basit problemlerdir. (1) Sonucun ortaya çıkmasını istemiyorsak neden-sonuç bağlantısını sekteye uğratırız. Bunu da halihazırda işe yararlılığı kanıtlanmış yöntemlerle yaparsak başarıya ulaşırız. Salgını kontrol altına almanın halihazırda bilinen tek bir etkili yöntemi var. Bu da vaka bağlantılarının izini sürmek. Yani artık hepimizin bildiği prosedür; test ile pozitif vakanın tespiti, bu vakanın bağlantılarının ortaya çıkarılması ve bu bağlantılardan pozitif olanların karantinaya alınması. Şu anda dünyada Covid-19 ile başarıyla mücadele eden Güney Kore, Çin, Tayvan ve Vietnam gibi ülkeler bu yöntemi uygulamaktadır. Hem anekdota dayalı yerel çalışmaların (2) hem de bizim ülkelerarası çalışmamızın (3) gösterdiği üzere, bu ülkeler bağlantı takibi yöntemiyle başarılı olmuşlardır. Ne bir aşı ne mucizevi bir ilaç ne de başka bir yöntemle.
Vaka bağlantılarının izini sürme yönteminin etkili olabilmesi için salgının erken dönemlerinde yürürlüğe konması gerekir. Amaç virüsten daha hızlı hareket ederek olası yayılım yollarının kapatılmasıdır. Ancak salgın toplumda çok yayılmış ve baş edilemez bir hal almışsa yapılması gereken yerleşim yerini toptan kapatmak, böylelikle virüsün daha fazla yayılmasını durdurmak, salgının kontrol altına alınmasının ardından bağlantı takibi yöntemiyle birlikte yerleşim yerini tekrar açmaktır.
Pandeminin başlarında Asya ülkelerinin bağlantı takibi yöntemini uygulamadaki başarısı daha önceden MERS ve SARS salgınları deneyimlerine sahip olmalarına bağlandı. Batı'da benzer deneyimler olmadığı için Avrupa ülkeleri ve ABD hazırlıksız yakalandı denildi. Peki salgının ilk dalgası özellikle Avrupa'da sönümlendikten sonra, neden kendi birinci dalga deneyimlerinden ya da Asya ülkelerinin uygulamalarından ders çıkararak etkili bir bağlantı takibi sistemiyle ikinci dalgaya hazırlanılmadı? Örneğin Güney Kore salgının başından bu yana ülkeye dışarıdan giren herkesi test edip, karantinaya alırken, neden gelişmiş Avrupa ülkeleri bütün bir yaz boyunca kıtada seyahatlere ve ülkelere giriş çıkışlara testsiz, karantinasız izin verdi?
Çünkü bağlantı takibi yöntemi kâr getirici bir yöntem değildir. Bu nedenle Batı kapitalizmi için makbul de değildir. Batı kapitalizmi için her kriz bir fırsattır. Pandemi de öyle. Neden devasa bir ilaç ve aşı piyasası oluşturmak varken, milyar dolarlık uluslararası aşı ticareti anlaşmaları yapmak varken, hiçbir kâr getirmeyecek olan bağlantı takibi yöntemi seçilsin ki? Bu arada bahsetmeden geçmemek gerekir. İngiltere hükümeti bağlantı takibi işini de fırsata çevirme arzusuyla, bu işi, geçmişte işçi ölümlerinden sorumlu tutulan yandaş taşeron firma Serco'ya ihale etti. Ancak bunun tahmin edilebileceği üzere epey olumsuz sonuçları oldu; pozitif vakaların tespiti bu özelleştirmeyle birlikte yarı yarıya düştü. (4)
Aşı ve ilaç konusuna dönecek olursak, devletler halktan topladıkları vergileri ilaç şirketlerine aktardı ve bu şirketlerin ürünlerini nasıl fiyatlandıracakları, ihtiyacı olan kitlelere ve ülkelere ulaştırıp ulaştırmayacakları halen meçhul. Zengin ülkeler 3 milyar 400 milyon doz aşıyı satın almak için şimdiden anlaşmalar imzaladı. (5) Aşının dağıtımının ve muhafazasının nasıl yapılacağının yanında insanların aşılanmak isteyip istemeyeceği de önemli bir mesele. Vatandaşların, pandemiyle mücadelede en temel önlemleri almayarak sınıfta kalan ülkelerin ürettiği ya da dağıttığı bir aşıya neden güveneyim diye sorması makul bir soru değil mi? Salgın sürecindeki uygulamalarıyla kurum ve politikalarına duyulabilecek güveni en küçük zerresine kadar yok eden bir sistem nasıl aşı ve ilaç konusunda güven oluşturabilir? Nitekim yapılan yeni bir araştırma diğer halk sağlığı önlemlerinin de başarılı bir şekilde yürütüldüğü durumda aşıya olan güvenin arttığını gösteriyor. (6)
İlaç tekelleri kâr amacı güden kapitalist işletmelerdir. Halk sağlığı değil kendi kârları onlar için elzemdir. Bu şirketler pandemiyle birlikte büyük bir pazar görmeseler ve hükümetlerden milyar dolarlık destek almasalar Covid-19'a karşı aşı üretme yarışına girmezler. Çünkü öncesindeki pratikleri bu argümanımızı destekler niteliktedir. Bu şirketler uzunca bir zamandır araştırma ve geliştirmeye bütçelerinden çok az pay ayırmakta, pazarda yüksek kâr getirecek ürünlerin üretimine odaklanmaktadır. Ürünlerine fahiş fiyatlar biçmelerini yargı ve yasama kurumlarına sundukları savunmalarında araştırma ve geliştirme faaliyetleri için bunun gerekli olduğu şeklinde açıklamalarına rağmen, bu, gerçeği yansıtmamaktadır. Elde edilen gelir araştırma-geliştirmeye değil üst düzey yöneticilere ve şirket hissedarlarına gitmektedir. (7) Örneğin, 2017 yılı raporlarına göre iki büyük ilaç tekeli Pfizer ve Johnson and Johnson'un piyasaya sürdükleri ürünlerin sadece beşte biri kendi araştırma-geliştirme bölümlerinde geliştirilmiştir.(8) Bu şirketlerin uzunca bir süredir benimsedikleri strateji, araştırma-geliştirmeye yatırım yapmayıp, piyasa için umut vaat eden ürünleri geliştiren küçük biyoteknoloji şirketlerini satın alarak tekel güçlerini pekiştirmektir. Bundan dolayı Dünya Sağlık Örgütü'nün dünyada ihtiyacı duyulan antibiyotiklerin geliştirilmesi için yaptığı çağrılar karşılıksız kalmaktadır. (9) Şunu da belirtmeden geçmemek gerekir ki, bir aşı ya da ilaç geliştirirken birbirleriyle kıyasıya rekabete giren ve şu anda adeta bir açık arttırmayı anımsatırcasına peş peşe ürün etkililiği yüzdeleri açıklayan bu şirketler kendi çıkarları söz konusu olduğunda beraber hareket edebilmektedir. Örneğin gerektiğinde kolayca bir araya gelerek ülkedeki ilaç fiyatlarını düşürmeye çalışan Güney Afrika hükümetine karşı dava açabilmektedirler. (10)
Yukarıda saydığımız ve zaten bildiğimiz gerçeklerin üstüne bir de pandemiyle birlikte ortaya çıkan basın açıklaması yoluyla bilimsel gelişmeleri aktarma yöntemi eklenince manzara daha da vahim bir hal alıyor. Bilimsel iletişimde yer almayan böyle bir yöntem sadece şirketlerin borsadaki hisselerinin yükselmesine ve politikacıların bakınız hükümetimizin desteğiyle aşı çalışmaları başarıyla devam ediyor diyerek imaj tazelemesine hizmet ediyor. Bilim insanlarının da herhangi bir bilimsel makale ya da veri görmeden bu açıklamalara dayanarak bu ürünlerin promosyonunu yapmaları maalesef bilime duyulan güveni zedeleme riski taşıyor. Bir örnek vermek gerekirse, Remdevisir adlı ilacın Covid-19'a karşı etkili olduğu bahar aylarında bir basın açıklamasıyla duyurulmuştu. Ancak yapılan çalışmalar halen bu ilacın etkili olup olmadığına dair bilimsel bir kanıt sunamamakta.
Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser demiş büyük usta 150 yıl kadar önce. O günden bu yana daha da hırçınlaştı, pervasızlaştı kapitalizm. Bu kadar hırçınlaşan kapitalizmin azami kâr elde etmeden salgını bitirmesini beklemek safça olmaz mı? Aslında yüzyıllardır yaptığı, en iyi bildiği işi yapmakla meşgul Batı kapitalizmi. Vergisini ödeyen halka karşı sorumluluklarını yerine getirmeyip, bir yandan belirsiz bir geleceğe dair umut satarken, diğer yandan kârına kâr katmak.
(1) Snowden, D. (2003). Complex acts of knowing: Paradox and descriptive self‐awareness. Bulletin of the American Society for Information Science and Technology, 29(4), 23-28.
(2) https://www.sciencemag.org/news/2020/03/coronavirus-cases-have-dropped-sharply-south-korea-whats-secret-its-success
(3) https://www.researchsquare.com/article/rs-61325/v1
(4) https://www.theguardian.com/commentisfree/2020/jul/31/outsourcing-england-test-trace-nhs-private
(5) https://launchandscalefaster.org/COVID-19
(6) https://voxeu.org/article/vaccine-challenges
(7) http://www.theairnet.org/v3/backbone/uploads/2019/02/Tulum-Lazonick.FCINIS-20190215.pdf
(8) https://www.statnews.com/2019/12/10/large-pharma-companies-provide-little-new-drug-development-innovation/
(9) https://www.who.int/news/item/17-01-2020-lack-of-new-antibiotics-threatens-global-efforts-to-contain-drug-resistant-infections
(10) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1119675/
Şüpheci Dinsiz
06-01-2021, 13:38
istabip.org.tr (https://www.istabip.org.tr/koronavirus/Haberler/6327/covid-19-asilarinin-doz-ve-sureleri-hakkinda-fda-nin-aciklamasi)
COVID-19 aşılarının doz ve süreleri hakkında FDA'nın açıklaması
Ocak 06, 2021
https://www.istabip.org.tr/koronavirus/views/assets/img/logo/oda_korona_2.png
Covid-19'a karşı daha fazla insanı bağışıklamak için doz sayısını azaltmak, dozlar arasındaki süreyi uzatmak, dozu değiştirmek (yarım doz) veya aşıları karıştırmak gibi tartışmaları ve haber raporlarını takip ediyoruz. Bunların hepsi klinik çalışmalarda dikkate alınması ve değerlendirilmesi gereken makul sorulardır. Bununla birlikte, şu anda, bu aşıların FDA tarafından yetkilendirilmiş dozajında veya programlarında değişiklik önerilmesi erken ve mevcut kanıtlarda sağlam bir destek bulamamıştır. Aşı yönetimindeki değişiklikleri destekleyen uygun veriler olmadan, halkı COVID-19'dan korumaya yönelik tarihi aşılama çabalarını baltalayarak halk sağlığını riske atma konusunda önemli bir riskle karşı karşıyayız.
Mevcut veriler, belirli aralıklarla her bir onay almış aşının belirtilen iki dozunun kullanımını desteklemeye devam etmektedir. Pfizer/BioNTech COVID-19 aşısı için, aralık birinci ve ikinci doz arasında 21 gündür ve Moderna COVID-19 aşısı için, aralık birinci ve ikinci doz arasında 28 gündür.
Gördüğümüz şey, firmaların ilk/tek dozla ilgili sunumlarındaki verilerin genellikle yanlış yorumlanmasıdır. Faz 3 denemelerinde, Pfizer/BioNTech denemesindeki katılımcıların %98'i ve Moderna denemesindeki katılımcıların %92'si sırasıyla üç veya dört haftalık aralıklarla iki doz aşı almışlardır. Üç veya dört haftalık aralıklarla iki aşı dozu almayan katılımcılar genellikle sadece kısa bir süre takip edildiğinden tek bir aşı dozundan sonra koruma derinliği veya süresi hakkında kesin bir şey bilmiyoruz.
Dozlama programını veya dozunu değiştirmekle ilgili bu tartışmaların ve de doz veya dozlama programını değiştirmenin halka daha hızlı aşı yapılmasına yardımcı olabileceği inancına dayandığını biliyoruz. Bununla birlikte, yeterli bilimsel kanıtlarla desteklenmeyen bu tür değişikliklerin yapılması nihayetinde halk sağlığı için ters etki yaratabilir.
Aşı üreticileri bir değişikliği destekleyen verilere ve bilimsel sonuçlara sahip olana kadar, sağlık hizmeti sağlayıcılarının her COVID-19 aşısı için FDA onaylı dozlama programını takip etmelerini şiddetle tavsiye etmeye devam ediyoruz.
Bu mektup FDA'de Gıda ve İlaç Komiseri olarak çalışan Dr. Stephen M. Hahn ve Biyolojik Değerlendirme ve Araştırma Merkezi (CBER) Direktör'ü Dr. pHd. Peter Marks'ın yazdıkları 04.01.2020 tarihli mektubun geniş bir özetidir.
Mektuba ulaşılabilinecek adres; FDA Statement on Following the Authorized Dosing Schedules for COVID-19 Vaccines | FDA (https://www.fda.gov/news-events/press-announcements/fda-statement-following-authorized-dosing-schedules-covid-19-vaccines)
Şüpheci Dinsiz
06-01-2021, 15:40
birgun.net (https://www.birgun.net/haber/koronavirus-asisinda-ikinci-doz-suresi-tartismasi-dso-onerisini-acikladi-329352)
Koronavirüs aşısında ikinci doz süresi tartışması: DSÖ, önerisini açıkladı
Koronavirüse karşı aşı kapasitelerinin zorlanması, ikinci dozun ertelenmesi tartışmalarını beraberinde getirdi. DSÖ, aşının ikinci dozunun 21-28 gün sonra yapılmasını önerdi.
Hızla yayılan koronavirüs salgını karşısında ülkelerin ellerindeki aşı kapasiteleri zorlanmaya başlayınca ikinci dozun geciktirilmesi tartışmaları başladı. Covid-19'a karşı geliştirilen aşıların büyük bölümünün etkili olabilmesi için iki doz halinde uygulanması gerekiyor.
Alman Sağlık Bakanlığı, eldeki doz miktarının sınırlı olması nedeniyle mümkün olduğunca fazla kişiye ilk dozun uygulanıp ikinci dozun ertelenmesi olasılığının değerlendirilmesi için Aşı Komisyonu'nu görevlendirdi.
Konu, diğer Avrupa ülkelerinin de gündeminde. İngiltere'de aşı uygulamaları konusunda yetkili komisyon, ilk etapta mümkün olduğunca çok kişiye ilk doz aşının yapılması tavsiyesinde bulundu. Komisyon, ikinci dozun 12 hafta sonra yapılabileceğini bildirdi.
BİLİM DÜNYASI İKİYE BÖLÜNDÜ
Ancak bilim dünyası, ikinci dozun geciktirilmesi konusunda ikiye bölünmüş durumda. Bir kesim, ikinci dozun ertelenmesinin acil durumlarda gündeme gelebileceğinden yana görüş bildirirken diğer kesim, ilk dozun neredeyse hiçbir koruma sağlamadığını savunuyor.
Avrupa İlaç Dairesi (EMA), ikinci dozun ilk dozdan "en az 21 gün" sonra yapılmasını tavsiye ederken Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bu süreyi 21 ila 28 gün olarak öneriyor.
Gerek AB içinde aşı izinlerinden sorumlu Avrupa İlaç Dairesi (EMA) gerekse aşı üreticisi Biontech, ilk dozun virüse karşı koruyucu etkisinin birkaç haftadan daha uzun sürdüğüne dair elde veri bulunmadığına işaret ediyor. EMA, ilk dozdan sonra iki ila üç haftanın ötesine geçecek bir koruma olup olmadığına dair elde veri bulunmadığını belirtti.
DSÖ'DEN İKİNCİ DOZ AÇIKLAMASI
Dünya Sağlık Örgütü uzmanları, istisnai durumlarda ikinci dozun iki hafta kadar geciktirilebileceği görüşünde.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) de, Amerikan Pfizer ve Alman BioNTech'in ortaklaşa ürettiği Covid-19 aşısının iki dozunun 21 ila 28 gün arayla yapılmasını önerdi.
Covid-19 salgının yayılmaya devam etmesi, yeni bir varyantının ortaya çıkması ve aşı arzının şimdilik talebin çok daha altında kalması ülkeleri hayati bir sorunla karşı karşıya bıraktı: 'Aşının ilk dozunu daha fazla ihtiyaç sahibine vurmak için ikinci doz için önerilen süreyi uzatmak'.
Bu sorunu görüşen DSÖ yaptığı toplantının ardından aşının ilk dozu ile ikinci dozu arasındaki sürenin 21- ile 28 gün olabileceğini belirtti.
Dünya Sağlık Örgütü'nün Bağışıklama ile ilgili Stratejik Danışma Grubu (SAGE) Başkanı Alejandro Cravioto, "Görüştük ve şu tavsiyeyle yola çıktık: 21-28 gün içinde bu (Pfizer) aşıdan iki doz verilmeli" dedi.
Bununla birlikte DSÖ, ülkelerin iki doz arasındaki süreyi uzatma imkanına sahip olduklarını da açıkladı. Arada "6 haftalık" bir boşluğun mümkün olduğunu belirten örgüt yetkilileri, böylece yüksek risk grubundaki daha çok kişiye aşının daha fazla ulaştırılabileceğini ifade etti.
Kaynak: DW Türkçe, Euronews
Şüpheci Dinsiz
07-01-2021, 18:45
Reuters'in haberine göre Türkiye'de kullanılacak olan Çin menşeili Sinovac aşısının Brezilya'daki faz 3 çalışmalarının etkinlik oranı %78 olarak açıklanmış. Fakat bu resmi bir açıklama değil. Çinli firmanın Brezilya'daki partnerinin Faz 3 çalışmalarında bulunan, "adını gizleyen" bir çalışanının (dıdısının nınısının) yaptığı bir açıklamaya göreymiş.
https://twitter.com/uosseker/status/1347202363753459713
Şüpheci Dinsiz
11-01-2021, 22:47
Çin menşeili Sinovac aşısı hakkındaki şüpheler her geçen gün artıyor...
Brezilya'daki sonuçlara güvenilmemeli. Çünkü Brezilya'da rüşvetin, haysiyetsizliğin, zimmete para geçirmenin bini bir para.
birgun.net (https://www.birgun.net/haber/etkinlik-orani-turkiye-nin-aldigi-sinovac-asisinda-uc-ulke-uc-farkli-sonuc-329976)
Etkinlik oranı: Türkiye'nin aldığı Sinovac aşısında üç ülke, üç farklı sonuç
Türkiye'nin 50 milyon doz sipariş ettiği ve 3 milyon dozunu aldığı Çinli Sinovac şirketinin aşısında üç ülkenin Faz-III denemeleri de birbirinden farklı sonuçlar verdi. Türkiye'deki Faz-III ara sonuçlarında yüzde 91,25 etkinlik sağladığı bildirilen aşı Brezilya sonuçlarına göre yüzde 78 etkinlik sağlandı. Son olarak Endonezya, Faz-III sonuçlarında yüzde 65,3'lük etkinlik hesaplandığını bildirdi.
Türkiye, 3 milyon dozu 30 Aralık'ta ülkeye getirilen Çinli Sinovac şirketinin koronavirüs aşısının incelemelerinin sonuçlarını beklerden Brezilya'nın ardından Endonezya da aşının Faz-III sonuçlarını açıkladı.
Endonezya'da Gıda Güvenliği Ajansı (BPOM) Covid-19 vakalarında görülen sert artışın ardından Çinli Sinovac şirketi tarafından üretilen aşıya onay verdi. Ülkede yapılan testlerde aşının yüzde 65,3 oranında etkili olduğu sonucuna varıldı.
BPOM Başkanı Penny K. Lukito ileri safha insan denemelerinden elde edilen geçici verilerin Dünya Sağlık Örgütü'nün gerekli gördüğü yüzde 50'lik etkinlik sınırının üzerinde olduğu için aşıya onay verildiğini söyledi.
Buna karşın Türkiye, aşı denemelerinin ara sonuçlarında yüzde 91,25 oranında etkinlik tespit edildiğini açıklamıştı. Veriler, bin 322 katılımcı ile yapılan denemelere dayanıyordu.
Türkiye'nin ardından, aşının etkinlik verisi açıklamasını üç kez erteleyen Brezilya da, aşının etkinlik oranını yüzde 78 olarak duyurdu.
Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 7 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Brezilya'daki yüzde 78'lik etkinlik oranının orta şiddetteki vakalara ait olduğunu, aşının ağır vakalarda ise yüzde 100 etkinlik sağladığını öne sürdü.
Brezilya'daki aşı çalışmalarına 13 bin gönüllü katılmıştı. Türkiye'de 7 bin, Endonezya'da ise bin 600 katılımcı vardı.
Sinovac, son raporlamasını yapmak için Endonezya, Türkiye ve Şili dahil küresel testlerin sonuçlarını beklediğini söylüyor.
Eylül ayında Nature dergisinde yayınlanan bir makalede, aşının ilk iki faz testlerinde deneklerin yüzde 90'ından fazlasında antikor oluştuğu yer alıyordu.
Akademik tıp dergisi The Lancet'te yayımlanan bir makalede ise, ilk iki denemede, Covid-19'a yakalanan ve iyileşen hastaların vücudunda üretilen antikor oranının, Sinovac'ın geliştirdiği aşının yapıldığı sağlıklı insanların kanında oluşan antikolardan daha fazla olduğu açıklanmıştı.
Şüpheci Dinsiz
12-01-2021, 17:37
AKP'ye yakın birileri aşı olup duruyor. Nasıl oluyor da oluyor?
https://twitter.com/umit_k/status/1348992879935561728
https://twitter.com/zerenbaris/status/1348991087592034306
Şüpheci Dinsiz
12-01-2021, 19:35
diken.com.tr (http://www.diken.com.tr/brezilya-basini-cinin-asisinda-etkinlik-yuzde-60in-altinda-cikti/)
Brezilya basını: Çin'in aşısında etkinlik yüzde 60'ın altında çıktı
12/01/2021 14:44
Çinli Sinovac şirketinin geliştirdiği corona virüsü aşısının Brezilya'da yapılan son aşama deneylerinde yüzde 60'ın altında etkinlik gösterdiğine ilişkin bir haber Brezilya'da UOL isimli internet sitesinde yayımlandı.
http://www.diken.com.tr/wp-content/uploads/2021/01/sinovac_corona_asi.jpg
Fotoğraf: Reuters
Haber, sonuçları gören iki kaynağa dayandırıldı.
Sinovac ile aşı denemeleri ve üretimi konularında işbirliği yapan Butantan Biyomedikal Merkezi haberi ‘tamamen spekülatif' olarak niteleyerek yalanladı. Butantan deneylerin sonuçlarını Türkiye saati ile 18:45'te açıklayacak.
Sağlık uzmanları ve yetkililer ise geçen hafta açıklanan resmi deneme sonuçlarını eksik olarak niteleyerek eleştirmişti.
Butantan Biyomedikal Merkezi'nin başkanı Dimas Covas devam eden çalışmaların geçen hafta açıklanan ‘klinik etkinliğe' ek olarak ‘genel etkinlik' oranını da göstereceğini de söyledi.
Brezilyalı araştırmacılar geçen hafta aşının ‘corona'nın hafif seyreden vakalarına karşı yüzde 78 etkinlik gösterdiğini ve ağır vakaların tamamını önlediğini açıklamışlardı. Ancak bağımsız uzmanlar CoronaVac isimli aşının üçüncü faz deney sonuçlarının daha şeffaf bir şekilde açıklanması çağrısında bulunmuşlardı.
Endonezya'da yüzde 65
Endonezya dün ilk verilere göre aşının yüzde 65 etkinlik gösterdiğini açıklayarak acil durumlarda kullanımına onay vermişti.
UOL haberinde Butantan'ın bugün açıklamaya hazırlandığı etkinlik oranının yüzde 50 ila yüzde 60 olduğunu bildirdi. Bu rakamlar sağlık kurumlarının belirlediği seviyenin üstünde olsa da geçtiğimiz hafta açıklanan rakamların oldukça altında.
Türkiye'de yapılan deneylerde aşının yüzde 91.25 etkinlikte olduğu açıklanmıştı.
CoronaVac aşısının dünyanın farklı yerlerinde yaptığı deneylerden gelen tam olmayan veriler Çinli şirketler tarafından geliştirilen aşıların yetkili kurumlar tarafından ABD ve Avrupa'da üretilen aşılar kadar detaylı incelenmediğine yönelik endişelere yol açıyor.
Covas, pazartesi günü UOL'de yer alan röportajında Butantan'ın verileri düzenleyici kurumu Anvisa'ya aktarmaya öncelik verdiğini aynı zamanda kendilerinin de sonuçları analiz ettiğini açıkladı.
Anvisa'nın cumartesi günü yaptığı açıklamada Butantan'ın aşının acil durumlarda kullanımı için yaptığı başvuruda çalışmanın analizi için gerekli deneklerin yaşı, cinsiyeti ve başka hastalıklarının olup olmadığı gibi bilgilerin yer almadığı ifade edilmişti.
Şüpheci Dinsiz
12-01-2021, 21:53
Sinovac'ın hikayesi iyice rezalete dönüştü artık.
https://twitter.com/ncholiA/status/1349064106284748800
birgun.net (https://www.birgun.net/haber/brezilya-dan-yeni-asi-aciklamasi-sinovac-asisinin-etkinlik-orani-yuzde-50-38-330149)
Brezilya'dan yeni aşı açıklaması: Sinovac aşısının etkinlik oranı yüzde 50,38
Brezilya'daki Butantan Enstitüsü, Çin şirketi Sinovac'ın koronavirüs aşısının etkinlik oranının yüzde 50.38 olduğunu duyurdu.
Türkiye'nin de satın aldığı Çinli şirket Sinovac'ın CoronaVac adlı aşısının Brezilya'daki Faz-3 denemelerinde yüzde 50.38 oranında koruma sağladığı bildirildi. Çin şirketi Sinovac'ın Brezilya'daki ortağı Butantan Enstitüsü, Faz-3 sonuçlarında elde ettikleri genel koruma oranının yüzde 50.38 olduğunu açıkladı.
Reuters'in aktardığına göre, konuya ilişkin açıklama yapan Butantan'ın klinik araştırma bölümünün medikal direktörü Ricardo Palacios, yeni oranın içinde klinik tedavi ihtiyacı hissetmeyecek derece hafif hastaların veya asemptomatik vakaların da bulunduğunu kaydetti.
İLK OLARAK YÜZDE 78 KORUMA SAĞLADIĞI AÇIKLANMIŞTI
Butantan Enstitüsü geçtiğimiz perşembe günü yaptığı açıklamada aşının ağır hastalığı yüzde 100, orta ve hafif hastalığı ise yüzde 78 oranında engellediğini açıklamıştı. Fakat uzmanlar bu sonuçların ikincil olduğunu, kamuoyuna açıklanan az sayıda veriye göre aşının koruma oranının en fazla yüzde 63 olarak hesaplandığını iddia etmişti.
Ensitütü, ülkenin ilaç düzenleme kurulu Anvisa'nın da acil onay için daha fazla veri talep etmesi üzerine bugün yeni bir açıklama yapılacağını duyurmuştu.
FARKLI ÜLKELER, FARKLI SONUÇLAR
Endonezya, Çinli Sinovac şirketinin koronavirüs aşısının incelemelerinin sonuçlarında, yapılan testlerde aşının yüzde 65,3 oranında etkili olduğu sonucuna varıldığını bildirmişti. Buna karşın Türkiye, aşı denemelerinin ara sonuçlarında yüzde 91,25 oranında etkinlik tespit edildiğini açıklamıştı.
Şüpheci Dinsiz
14-01-2021, 00:28
Bu derneğin başındaki kişinin Bilim Kurulu'nda olduğunu hatırlatmakta fayda var.
klimik.org.tr (https://www.klimik.org.tr/2021/01/13/100308/)
KORONAVİRUS AŞILARI HAKKINDA KLİMİK DERNEĞİ GÖRÜŞÜ
https://www.klimik.org.tr/wp-content/uploads/2021/01/Koronavirus.As%CC%A7ilari.Hakkinda.KLI%CC%87MI%CC% 87K.Derneg%CC%86i.Go%CC%88ru%CC%88s%CC%A7u%CC%88_m anset-960x310.jpg
13 Ocak 2021
Son haftalarda peş peşe acil kullanım onayı alarak dünyada kullanıma giren aşılar ve ülkemizde, Brezilya ve Endonezya'da Faz III çalışması yürütülen inaktive aşı (Coronavac™) ile ilgili olarak kamuoyunda çok tartışma yaşanmaktadır. Coronavac™ aşısının farklı ülkelerden açıklanan sonuçlarının etkililik açısından farklı olması ve ülkemizde bu aşının uygulanacak olması tartışmaları daha da alevlendirmiştir.
Öncelikle bu aşıların hiçbirinin Faz III çalışmalarının sonuçlanmadığı, etkililik ve kısa süreli güvenlik ara sonuçlarına göre pandemi koşulları nedeniyle acil kullanım onayı verilerek insanlarda yaygın şekilde kullanılmaya başlandığı unutulmamalıdır. Aşıların uzun dönem güvenlik ve etkililik sonuçları takip edilmektedir ve tam ruhsatlandırılmaları bu süreç sonucunda elde edilecek verilere göre yapılabilecektir. Bu aşıların tamamının Faz I ve II çalışma sonuçları bilimsel dergilerde yayımlanmış olup mRNA aşılarının (Pfizer-Biontech™ ve Moderna™) ve viral vektör aşısının (Oxford-AstraZeneca™) Faz III çalışmasına ait veriler bilimsel dergilerde yayımlanmış, inaktive aşının Brezilya, Endonezya ve Türkiye'deki Faz III çalışma verileri ise çalışmaları yürütenler ve/veya sağlık otoriteleri tarafından kamuoyuyla paylaşılmıştır.
Faz I ve II sonuçlarına göre etkili ve güvenli oldukları gözlenen ve bu sayede Faz III çalışmaya geçebilen bu aşılardan Pfizer-Biontech™ ve Moderna™ aşılarının Faz III sonuçları farklı ülkelerde veya merkezlerde yürütülmelerine rağmen aynı protokole bağlı kalınarak yapıldığı için daha geniş ve daha kolay yorumlanabilir veri sunmaktadır. Buna karşılık, Oxford-AstraZeneca™ ve Coronavac™ aşılarında farklı ülkelerde farklı çalışma protokolleri uygulandığı için, elde edilen veriler ayrı ayrı değerlendirilerek bir sonuca ulaşmak gerekmektedir.
Sözü edilen aşılara ait çalışmalar bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde özet olarak;
1. Aşılanan kişide hastalık gelişmesini önleme konusundaki etkililiğin;
Pfizer-Biontech™ aşısı için %95 (%95 Güven Aralığı-GA:90,3-97,6),
Moderna™ aşısı için %94.1 (%95 GA:89.3-96.8),
Oxford-AstraZeneca™ aşısı için İngiltere çalışması ilk aşının yarım doz 28 gün sonra yapılan ikinci aşının ise tam doz uygulandığı grupta %90,0 (%95 GA:67.4-97.0), İngiltere çalışması her iki aşının tam doz uygulandığı grupta %60,3 (%95 GA: 28,0-78,2), Brezilya çalışması her iki aşının tam doz uygulandığı grupta %64.2 (%95 GA:30.7-81.5),
Coronavac™ aşısı için: Türkiye'de %91.25 (%95 GA: 71-97), Brezilya'da %50.38 (çok hafif hastalık için) ve %77.96 (hafif hastalık için) olduğu,
2. Aşılanan kişide ağır hastalık ve ölümü önleme konusundaki etkililiğin tüm aşılar için %100'e yakın olduğu,
3. Aşıların hiçbirinde kısa dönem (1-2 ay) ciddi yan etki oluşma sıklığının plasebodan yüksek olmadığı,
4. mRNA aşılarının ciddi olmayan lokal ve sistemik yan etkilerinin özellikle genç yaş grubunda belirgin olarak fazla olduğu,
5. İleri yaştaki kişilerde mRNA aşılarının etkililiğinin genç yaşlardakine benzer şekilde yüksek olduğu,
6. Oxford-AstraZeneca™ aşısında 55 yaş üzerinde etkililiğinin biraz daha düşük olduğu,
7. Coronavac™ aşısında Brezilya'daki çalışmanın 60 yaş üstündeki kişileri de kapsamasıyla birlikte bunlara ait verinin henüz yayımlanmadığı görülmektedir.
Sonuç olarak, gündemdeki dört aşının hastalığı önleme konusundaki etkililikleri farklı olmakla birlikte ağır hastalık ve ölümleri önleme konusunda etkililiklerinin %100'e yakın olduğu, farklı yaş ve risk gruplarında etkililik ve yan etki açısından birbirlerine üstünlükleri olabildiği, bugüne kadarki veriler ışığında hiçbirinin ciddi yan etki oluşturmadığı söylenebilir.
Bu aşılardan mRNA aşıları (Pfizer-Biontech™ ve Moderna™) ve viral vektör aşısı (Oxford-AstraZeneca™) dünyada pek çok ülkede acil kullanım onayı almış ve kitlesel aşılama programlarında kullanılmaya başlamıştır. Ülkemiz için kullanımı söz konusu olacak olan Coronavac™ aşısının Çin dışında acil kullanım onayı bulunmayıp Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) bünyesinde oluşturulan bir bilimsel komisyonda Brezilya, Endonezya ve Türkiye Faz III çalışmalarının değerlendirilmesi ile karar verileceği bildirilmektedir. Bir yandan da acil kullanım onayı alma olasılığına karşı sahada aşılama hazırlıkları devam etmektedir.
Pandeminin etkilerinin hafifletilebilmesi ve insanlarımızın sağlığı için son derece önemli ve vazgeçilmez olan aşıyla ilgili süreçlerin nasıl yürütüldüğü yukarıda özetlenen verilerden bile daha önemlidir. Bu nedenle toplumda Coronavac™ aşısına karşı tereddüt oluşmasını engellemek için;
1. TİTCK bünyesinde oluşturulan bilimsel komisyon acil kullanım onayı için yaptığı değerlendirmeyi ayrıntılı ve şeffaf bir şekilde bilimsel kamuoyu (konuyla ilgili bilim insanları, uzmanlık dernekleri ve üniversiteler) ile paylaşmalıdır.
2. Acil Kullanım Onayı verilme veya verilmeme gerekçeleri Sağlık Bakanlığınca değil TİTCK bünyesindeki komisyon tarafından genel kamuoyuna duyurulmalıdır.
3. Aşıların değişik yaş ve risk gruplarında yukarıda özetlenen birbirlerine göre farklı avantaj ve dezavantajları olduğundan Türkiye'deki aşı çeşitliliği artırılmalı ve aşı temininin sürekliliği sağlanmalıdır.
https://www.klimik.org.tr/wp-content/uploads/2019/12/KLI%CC%87MI%CC%87K.logo_-1-629x72.jpg
Şüpheci Dinsiz
15-01-2021, 16:43
BBC News Türkçe
Çin aşısı Coronavac: Türkiye, Brezilya ve Endonezya'da etkinlik oranları neden farklı?
ipu0jB5R53k
Şüpheci Dinsiz
16-01-2021, 10:37
https://twitter.com/ademtoprak/status/1350334789576867841
Şüpheci Dinsiz
22-01-2021, 15:37
teyit.org (https://teyit.org/covid-19-tedavisinde-denenen-ilac-ve-asi-calismalari-ne-durumda)
https://twitter.com/teyitorg/status/1352569359915507713
Şüpheci Dinsiz
25-01-2021, 21:18
https://twitter.com/dw_turkce/status/1353611619335610368
dw.com (https://www.dw.com/tr/oxfam-korona-dünya-çapındaki-ekonomik-eşitsizliği-büyüttü/a-56331960)
Linkte video da var.
Oxfam: Korona dünya çapındaki ekonomik eşitsizliği büyüttü
Oxfam'ın yayınladığı rapora göre dünya genelinde ekonomik eşitsizlik pandemi döneminde daha da arttı. Rapor dünyadaki en zengin 10 kişinin 9 aylık servet artışıyla tüm dünyanın aşılanması mümkün olduğunu ortaya koyuyor.
https://static.dw.com/image/17245334_303.jpg
Londra merkezli uluslararası insani yardım örgütü Oxfam'ın yayınladığı eşitsizlik raporuna göre koronavirüs pandemisi dünya çapındaki ekonomik eşitsizliği büyüttü. Raporda, "Gezegen üzerindeki en zengin 1000 kişi Covid-19 nedeniyle yaşadıkları kayıpları sadece 9 ay içerisinde telafi edebilirken, dünyanın en yoksullarının ekonomik olarak toparlanması on yıldan fazla sürebilir" denildi. Ekonomik eşitsizliğin tüm ülkelerde eş zamanlı olarak şiddetlendiği belirtilen raporda bunun yüz yıl sonra ilk kez gerçekleştiğine dikkat çekildi.
Oxfam'ın 79 ülkeden 300 iktisatçının görüşüne başvurarak hazırladığı rapor "Eşitsizlik Virüsü" başlığını taşıyor. Rapor bu yıl ilk kez tamamen dijital olarak düzenlenen Davos Dünya Ekonomik Forumu'nun açılışında kamuoyuyla paylaşıldı.
Oxfam raporuna göre dünyadaki milyarderlerin toplam serveti Mart 2020 ile Aralık 2020 arasında 3 trilyon 900 milyar dolarlık artışla 11 trilyon 950 milyar dolara yükseldi. Jeff Bezos, Bernard Arnault, Bill Gates, Mark Zuckerberg gibi isimlerin bulunduğu dünyanın en zengin 10 kişisinin serveti aynı dönemde net olarak 540 milyar dolar arttı. Raporda bu toplamın tüm dünya nüfusunun aşılanmasına ve hiç kimsenin pandemi nedeniyle yoksulluğa düşmemesi için yeterli olduğu belirtildi.
"Kısa vadeli kâr ortak yarara baskın geliyor"
Oxfam İcra Direktörü Gabriela Bucher raporla ilgili olarak, "Kayıt tutulmaya başlanmasından bu yana eşitsizlikteki en büyük artışa tanık oluyoruz" dedi. Bucher, "Hileli ekonomiler pandemiyi lüks içinde atlatan zengin bir elite varlık akıtırken pandeminin ön cephesinde yer alan tezgahtarlar, sağlık çalışanları ve market satıcıları faturalarını ödemeye çalışıyor" diye konuştu.
Oxfam Almanya'dan Tobias Hauschild de, "Dünya genelinde şirketler, pazarlar ve siyaset; kısa vadeli kâr menfaatleri ortak yarara baskın gelecek şekilde biçimlenmiş" dedi. "İstihdamın güvence altına alınması, ücretler ve insan hakları ise akim kalıyor" diyen Hauschild, şirketlerin ve süper zenginlerin kamunun finansmanına daha fazla katkı sunacağı vergi politikalarının hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.
Rapora göre dünya 90 yıldır gördüğü en büyük istihdam krizini yaşıyor. 100 milyonlarca insanın gelirini ya da işini kaybettiği belirtiliyor. Bu durumdan etkilenen kesimlerin başında da kadınlar geliyor. Pandeminin olumsuz etkilediği önde gelen ekonomik branşlar arasında telcilik ve lokantacılık ile büro yönetimi var. Kadınların yüzde 49'u ve erkeklerin yüzde 40'ı bu branşlarda istihdam ediliyor. Öte yandan sağlık ve sosyal hizmet alanlarında istihdamın yüzde 70'ini oluşturan kadınlar Covid-19 hastalığına yakalanma riskiyle daha fazla karşı karşıya.
İngiltere'de yapılan araştırmalara göre Covid-19 hastalığından ölüm oranlarının düşük gelirli bölgelerde varlıklı kesimlerin yaşadığı bölgelerin iki katı olduğu belirtiliyor. Fransa, İspanya ve Hindistan'da yapılan çalışmalardan da benzer sonuçlar elde edildi. Oxfam raporunda ayrıca bazı ülkelerde etnik azınlıklar arasında da ölüm oranlarının belirgin bir biçimde daha yüksek olduğu ifade edildi.
Reuters, AFP / EC, ET
©Deutsche Welle Türkçe
Faydalı bilgileriniz için teşekkürler. Dünya genelinde aşı vurulmuş olan bazı kişilerde sorunlar olsa da, henüz sanırım ülkemizde böyle bir vaka görülmedi.
Şüpheci Dinsiz
23-02-2021, 20:05
https://twitter.com/SedefKabas/status/1364239987487764482
Şüpheci Dinsiz
26-02-2021, 19:51
https://twitter.com/muratemirchp/status/1365297304610209793
Saint-Just
04-03-2021, 17:03
LE14ivQIZ8c
6mg-GnoHGd8
https://sol.org.tr/haber/kuba-cumhurbaskani-yazdi-covid-19la-mucadelede-devlet-yonetimi-ve-kuba-bilimi-27269
Küba Cumhurbaşkanı yazdı: Covid-19'la mücadelede devlet yönetimi ve Küba Bilimi
Sosyalist Küba'nın Cumhurbaşkanı Miguel Díaz-Canel Bermúde, 'COVID-19'la Mücadelede Devlet Yönetimi ve Küba Bilimi' başlıklı bir makale kaleme aldı.
ÇEVİRİ: YASİN ÇALIŞ
Bilim ve Aydınlanma Akademisi, Küba Cumhurbaşkanı Miguel Díaz-Canel Bermúde'nin Havana Üniversitesi Bilim, Teknoloji ve Toplum Kürsüsü Başkanı Jorge Núñez Jover ile birlikte kaleme aldığı "COVID-19'la Mücadelede Devlet Yönetimi ve Küba Bilimi" başlıklı makaleyi Türkçe'ye çevirdi.
Bu makaleyi soL okurlarının ilgisine sunuyoruz:
Giriş
Bu makalenin temel amacı, COVID-19'la mücadelede bilim insanları ve devlet yönetimi arasındaki ilişki bağlamında edinilen deneyimleri sistematikleştirmek ve aktarmaktır. Makalede, kullanılan çalışma sistemi ve yürütülen araştırmalar ile temel faaliyetler gösterilmiş ve bu deneyimden çıkarılan dersler ve değerlendirmeler özetlenmiştir. Ayrıca, pandemi nedeniyle karşılaşılan zorlu sürece toplumsal, bilimsel, politik ve tıbbi bir yanıt üretebilme hususunda, ulusal bilimin ve teknolojinin devlet yönetimiyle organik bir bağa sahip olmasının oynadığı önemli rolün altı çizilmiştir. Ancak, COVID-19 küresel bir krizdir. Bu nedenle dünyada olup bitenlere de göz atmak son derece değerlidir.
Yeni koronavirüs (SARS-CoV-2) pandemisi hemen hemen her ülkeye yayıldı. Hükümetler ve sağlık sistemleri salgın karşısında oldukça değişken bir müdahale kabiliyeti gösterdi. Bu yüzden kaçınılmaz olarak bir soru çıktı ortaya: Güçlü ekonomilere ve önemli bilimsel ve teknolojik yeterliliklere sahip ülkelerin krizle mücadelede bu kadar çok zorlukla karşılaşmalarının nedeni nedir? Bu soruya yanıt ararken neoliberal modelin hüküm sürdüğü bu ülkeler odak noktası oldu. Başka bir soru daha çıktı ortaya: Neoliberal doktrin ve bu doktrinle ilişkili politikalar, dünyanın karşı karşıya olduğu karmaşık çevre, sağlık, ekonomi ve küresel yönetim süreçleriyle başa çıkmak için en uygun seçenek midir?
Bu makalede, neoliberalizmin COVID-19 pandemisine karşı etkili bir yanıt üretme yeteneği konusunda şüphe uyandıran bazı özellikleri tanımlanmaktadır.
COVID-19 yalnızca sağlığı ilgilendiren bir mesele olarak; gelecekle alakalı bir sonuca sahip olmayan, tesadüfi ve izole bir olay olarak görülmemelidir. Ülkelerin karmaşık ilişkilerle birbirine bağlı olduğu günümüz dünyasında bu konudaki uluslararası deneyimler dikkate alınmalı ve gerekli dersler çıkarılmalıdır.
Gelecekte daha belirgin hale gelmesi muhtemel bir dizi küresel eğilim mevcut:
- Gezegenimizin yaşam için gerekli koşulları sağlama konusundaki sınırlarının zorlanmakta olduğu ve bu konuda giderek artan bir basınçla karşı karşıya olduğumuz aşikâr. Çevresel ve toplumsal sorun ve felaketlerin oranı ve ölçeği artmakta.
- Çoklu krizler iç içe geçmekte: sağlık, çevre, eşitsizlik, dışlanma, nüfus artışı.
- Her ülke ve bölge, disiplinler arası yaklaşımlar talep eden ve sektörler arası, kurumlar arası ve hatta uluslararası iş birliğini de gerektiren; doğrusalsızlık, geri döndürülemezlik, güçlü ara bağlantılar, beklenmedik acil durumlar, belirsizlikler içeren karmaşık sistemlerle hem ulusal hem de küresel düzeyde nasıl baş edileceğini öğrenmek zorunda.
"Risk toplumu"(Beck, 1998) ile başa çıkmayı öğrenmek, zamanımızın bir zorunluluğu gibi görünüyor.
COVID-19 Bağlamında Neoliberalizm Hakkında Bazı Sorular
COVID-19, bazıları daha önce hiç sorulmamış olmak üzere pek çok bilimsel soruyu beraberinde getirmiştir. Aynı zamanda neoliberalizmin savunduğu kimi doktrinler üzerine de bir tartışma başlatmıştır: minimal devlet, her derde deva olarak piyasa, serbestleşme, ulussuzlaşma, özelleştirme, kamu sektörünün daralması, halkın ortak varlıklarının yok edilmesi, tutarsız kamu politikaları ve diğerleri.
Mevcut kriz hem tıbbi hem de sosyoekonomik ve insani bir krizdir. Aslında halihazırda sürmekte olan çeşitli pandemiler mevcuttu; yoksulluk ve açlık gibi. Küba bu acı tabloyu açıklıkla dile getirmiştir: "Hayat kurtarmak gibi asli bir hedefe sahip olmayan piyasa belirlenimli yönetim anlayışı yüzünden dünya nüfusunun yaklaşık yarısının temel sağlık hizmetlerine erişim sağlayamadığı, 600 milyon insanın korkunç bir yoksulluk içinde yaşadığı, derin eşitsizliklerle dolu bu gezegendeki acil sorunları pandemi daha da kötü bir duruma getiriyor" (Díaz-Canel, 2020).
Haklı olarak, bu koşullar altında neoliberal ideoloji ve politikaların maskesinin düştüğü ve COVID-19'dan sonra dünyanın farklı bir yer olması gerektiğine dair iddialar dillendiriliyor.
Makalenin amaçları doğrultusunda neoliberalizme dair odaklanılması gereken birkaç konu başlığı şöyle:
1. "Minimal Devlet" ya da daha iyi ifadeyle "Daha Az Devlet" tezi. Neoliberalizmin temel ilkelerinden biridir. Savunucuları, "devrimci", dinamik, yenilikçi ve rekabetçi bir özel sektörden ve "her işe karışan", tembel, bürokratik ve atalet içindeki bir kamu sektöründen bahsederler (Mazzucato, 2019: 49).
Bu ifadenin aksi olarak: "Ekonomik kalkınma hakkındaki çeşitli efsanelere karşı çıkmaz ve devletin rolüne ilişkin geleneksel görüşlerden kurtulmazsak, ne 21. yüzyılın karşımıza çıkaracağı yapısal güçlüklerle mücadele edebiliriz ne de uzun vadede sürdürülebilir ve adil bir büyümeyi garanti etme yolunda gerekli teknolojik ve örgütsel değişimi elde edebiliriz" (Mazzucato, 2019: 45).
Bu güçlüklere karşı örgütlü bir şekilde mücadele edilmesinin gerekliliği ortadayken, insanları, kaynakları, yetkileri harekete geçirme yeteneği olan devletleri gerçekten elden çıkarabilir miyiz?
2. Sosyal politikalar, özellikle de sağlık politikaları, kâr mantığına ve ticari rekabet gücüne giderek daha fazla bağımlı hale geldi ve kriz durumlarında çözüm üretme kapasiteleri daha da azaltıldı. Sağlık, evrensel bir insan hakkı mı yoksa piyasada alınıp satılabilen, ticari bir ürün mü olmalı?
3. Neoliberalizm, sermayenin kâr elde etmesi uğruna bilginin özelleştirilmesi ve metalaştırılmasından başka bir şey olmayan "bilişsel kapitalizm" denilen olguyu da beraberinde getirir (Restakis, 2014). Aksine, bilginin toplumsal olarak paylaşılarak bilim insanları arasındaki iş birliğini kolaylaştırması ve büyük insanlığın hizmetinde kullanılması gerekmez mi?
4. Bilişsel kapitalizm, bilgi üretimi için yeni araçlar yarattı. Örneğin, Üçlü Sarmal Modeli'nde (Etzkowitz, 2001 – Etzkowitz, 2003) "bilginin sermayeleştirilmesi" ya da "girişimci bilim insanı" gibi kavramlardan söz edilmektedir. Silikon Vadisi veya benzeri deneyimlerden doğan bu tarz modeller aracılığıyla bilim için yeni hedefler ortaya konduğu ve bilim insanlarının, 1940'larda Robert Merton tarafından formüle edilen bilimsel etik sisteminin temel ilkelerinden uzaklaştığı açıkça görülmektedir (Merton, 1980).
Bu etik değerlerin en önemlilerinden birisi tarafsızlıktı, buna göre bilim insanlarının tek amacı gerçeği aramaktı. Bir diğeri ise, bilimin ortak çalışmaya dayalı bir iş olmasından dolayı, araştırma sonuçlarının paylaşımını teşvik eden ortaklaştırmaydı.
Bir tür bilgiye dayalı "altına hücum" yaşadığımız bu zamanlarda, etik değerler sisteminin temelinin aşındırılmış olduğu aşikâr. Yeni koronavirüsün ortaya çıkardığı kriz gibi herhangi bir krizin çözümünde bilimsel değerler geçerli olacak mı?
5. Büyük ölçüde bir grup ulusaşırı şirketin elinde olan küresel tıbbi-ilaç endüstrisi, ar-ge gündemlerini kârlılık oranına ve gelirlere göre belirler. Geniş kitlelerin, özellikle de Güney Yarımküre'deki yoksul halkların insani refahı ile ilgili kaygılar bu şirketlerin politikalarının odak noktasında yer almaz. Bu nedenle, tercihlerini Kuzey ülkelerinin epidemiyolojik profillerinden ve Güney ülkelerindeki alım gücü yüksek olan sosyal gruplardan yana kullanırlar. Bu arada, yeni hastalıklar ve tropikal kuşağa ait geleneksel hastalıklar da açıkça göz ardı edilir. Bu aynı zamanda tıp ve ilaç endüstrisinin daha kârlı ilaçlara odaklanırken yeni antiviral ve antibiyotiklerin geliştirilmesini neden ihmal ettiğini de açıklar.
COVID-19 acil bir soruyu gündeme getiriyor: Bu büyük şirketlerin yönettiği bilgi tekeli, sağlığın gerçek bir evrensel insan hakkı yapılması hedefine fayda sağlıyor mu? Devletler ve kamu sektörü, günümüzdeki ve gelecekteki zorluklarla başarılı bir şekilde mücadele etmelerini sağlayacak şekilde kendi kapasitesini geliştirmeli mi?
6. Günümüz dünyasının özelliklerinden biri de, bilimsel ve teknolojik gelişmenin Kuzeydeki bir avuç ülkede muazzam oranda yoğunlaşmasıdır.[1] Gelişmekte olan ülkelerdeki bilimsel ve teknolojik yetkinlik minimum düzeyde olduğu gibi, genellikle üretim sektörleriyle de kısıtlı bir uyuma sahiptir. Bu ülkelerin birçoğunda stratejik sektörler, yerel bilimle pek de ilgisi olmayan yabancı sermaye gruplarının eline bırakılmış durumda.
Buna ek olarak birçok devlet, ulusal egemenlik hususunda gözle görülür kısıtlara sahip. Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve diğer uluslararası kurumlara aşırı bağımlı olma durumu bilim, teknoloji ve yenilik konularında bağımsız bir rota izlenmesini imkânsız kılıyor.
Sorumuz, tüm bunların bir sorun olup olmadığı ve başlıca ekonomik, toplumsal, çevresel, sıhhi vb. konulardaki zorlu mücadele başlıklarına yönelik çözümlerin anahtar teslim, ithal edilmiş bir bilim ve teknolojiyle gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceğidir.
Mevcut pandemi koşullarında Küba'nın neoliberalizme karşı tutumu nettir: "Son dört aydır insanlığı yıkıma uğratan gerçeklere bakıldığında şunu söylemek elzemdir: Kamu varlıklarının ve kamusal idare becerisinin ölçüsüz özelleştirmelerle eritilmesine ve halk kitlelerinin göz ardı edilmesine yol açan neoliberal politikalar, çok pahalıya mal olan hatalara imza atmıştır" (Díaz-Canel, 2020).
Yukarıda bahsedilen sorular, söz konusu sorunların ölçeğini ve karmaşıklığını tanımlamamıza yardımcı olmakta. Dahası bu sorular, pandemi sürecinde neoliberalizmden çok daha farklı bir duruş benimseyen Küba deneyiminin keşfine giriş görevi de üstlenmekte.
Bilim, Devlet, Devlet Yönetimi
1945 yılında Vannevar Bush'un ABD Başkanı'na sunduğu "Bilim, Sınırsız Hudut" (Bush, 1945) başlıklı rapor, devletlerin bilim alanında politika üretmesinin yolunu açtı. Bilim, ar-ge faaliyetlerini finanse etmedeki rolü sonraki on yıllar boyunca istikrarlı bir şekilde büyüyen devletin bir meselesi haline gelerek, çoğunlukla üniversite laboratuvarlarında çalışan bilim insanlarına ait bir alan olarak kabul edilmekten çıktı. Uzun Soğuk Savaş dönemi, özellikle Kuzey Yarımküre ülkelerinde günümüzde halen egemen olan bu tabloyu iyice belirginleştirdi.
Arjantinli Jorge Sábato 1968 yılında, Üçlü Sarmal gibi güncel inovasyon sistemleri modellerinden çok önce, "Sábato Üçgeni"ni (Sábato ve Botana, 1970) formüle etti. Bu, bilim ve teknolojinin etkileşimine dair ortaya atılmış belki de ilk modeldi. Sábato Üçgeni, karşılıklı etkileşimleri kalkınma için ana itici güç olacak üç önemli aktörü içeriyordu: Devlet, şirketler (bu modelin geliştirildiği dönemde en önemli şirketler devlete aitti) ve üniversiteler (o dönemde üniversitelerin de çoğu kamuya aitti).
Neoliberalizmin Latin Amerika'ya girişiyle beraber, devletlerin bilim ve teknoloji politikalarında kayda değer bir zayıflama gözlendi. Devlet yönetimi politikaya yedirildi; ulusal amaçların yerini şirket mantığı aldı.
Neoliberalizmin gözde reçetelerinden biri, devlete, müdahalesinin asgariye çekilmesini ve süreçlere dair mevzuatın piyasanın ellerine bırakılmasını tavsiye eder. Bu ilke, inovasyon politikalarında güçlü bir karşılık bulmuştur: "Devlet, inovasyonu ‘çılgın yollarla' teşvik ediyor mu? Evet, demiryollarından internete, nanoteknolojiye ve modern farmasötiğe kadar kapitalizmin dinamiklerini besleyen radikal ve devrimci yeniliklerin çoğu, devletin sağladığı yoğun sermaye kullandırımıyla vücut bulan öncü, riskli "girişimci" yatırımlarına dayanmaktadır" (Mazzucato, 2019).
Küba deneyimi, devletin, bilginin üretimi, dağıtımı ve kullanımı süreçlerine etkin bir şekilde katılımını içermektedir. Bazı köşe taşlarından bahsederek bu iddiayı destekleyebiliriz. 1961 yılındaki Okuryazarlık Seferberliği ve bunu izleyen tüm eğitim programları son derece önemliydi. 1965 yılında Ulusal Bilim Araştırmaları Merkezi'nin (CNIC)[2] kurulması, en gelişmiş ülkelerdeki modellere uygun bir araştırma merkezine sahip olmamızı sağladı. Bu stratejinin temel unsurlarından biri, 1962 yılındaki Üniversite Reformuyla beraber üniversitelere bilimsel araştırmanın dâhil edilmesiydi ki bu süreç özellikle 1967-1972 döneminde karşılığını bulacaktı. Fidel'in o dönemde Havana Üniversitesi'nde devamlı varlık göstermesi, uygulanan ulusal programa iyi bir şekilde eklemlenen özgün bir üniversite bilim politikası oluşturmayı mümkün kıldı. Daha sonra, 1975 yılında gerçekleşen Küba Komünist Partisi (KKP) Birinci Kongresi'nde, bilim politikasına dair, zamanı için oldukça gelişkin sayılabilecek bir tez kabul edildi. Günümüz Küba tıbbi-ilaç endüstrisinin temelini oluşturan ve bugün COVID-19'la mücadelede kilit öneme sahip olan biyoteknoloji araştırmacıları grubu ise 1980'lerde ortaya çıkmaya başladı (Núñez, 2010).
Günümüz itibariyle, bilgi, bilim, teknoloji ve inovasyon konuları, "Partinin ve Devrimin 2016-2021 Dönemine İlişkin Ekonomik ve Sosyal Politikası için Kılavuz", "Sosyalist Kalkınma İçin Küba İktisadi ve Toplumsal Modelinin Kavramsallaştırılması", "2030 Yılına Kadar Ulusal Ekonomik ve Sosyal Kalkınma Planı İlkeleri", "Ulusun Vizyonu, Stratejik Eksenler ve Sektörler"[3] ve "Küba Cumhuriyeti Anayasası"[4] başlıklı metinlerde önemli bir yer işgal etmektedir.
Bilim, teknoloji ve inovasyon kapasitelerini güçlendirme ve bunları ulusal kalkınmamızın ihtiyaçlarıyla ilişkilendirme konusunda ilerleme kaydetmeye devam etmemiz gerekiyor. Katedilmesi gereken uzun bir yol var.
Yeni politikalarla birlikte bunları destekleyici nitelikteki yasal normlar kademeli olarak geliştiriliyor. Tüm bunlar, ülkenin ulusal bilim ve teknoloji potansiyelini güçlendirmeyi ve bu potansiyelin ekonomimize ve Kübalıların refahına olan katkısını artırmayı mümkün kılacaktır. Bu politikalardan bazıları:
- Üniversiteler ile Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Kuruluşları ve Üretim-Hizmet Kuruluşları arasında Arayüz işlevi gören Bilim ve Teknoloji Parkları ile Bilim ve Teknoloji Şirketleri hakkındaki 363/2019 Sayılı Kararname (GOC-2019-998-O86).
- Yüksek Teknoloji Şirketleri hakkındaki 2/2020 Sayılı Kararname (GOC-2020-156-O16).
- 16 Nisan 2020 tarihinde Ulusal Halk İktidarı Meclisi Başkanı tarafından imzalanan Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Sistemi Hakkında 7 No'lu Kanun Hükmünde Kararname.
- Ulusal Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Kuruluşları Dairesinin Organizasyonu ve İşleyişine İlişkin Yönetmelik hakkındaki 286/2019 Sayılı Karar (GOC-2019-999-O86).
- Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Programları ve Projeleri Sistemi Yönetmeliği hakkındaki 287/2019 Sayılı Karar (GOC-2019-1000-86).
Kuşkusuz, bilim, teknoloji ve inovasyon, kalkınmanın kilit unsurlarıdır. Bununla birlikte, bilim, teknoloji ve inovasyonun kalkınma ile olan karşılıklı ilişkisini de vurgulamamız gerekir. Bilim, teknoloji ve inovasyon, ekonomik ve sosyal kalkınmanın itici güçleridir bir yanıyla. Öte yandan bilim, teknoloji ve inovasyonun toplumsal yönelimi, hizmet ettikleri amaçlar ve bunlardan faydalanan sosyal gruplar, uygulanan kalkınma modellerinin niteliğine ve bu modellerdeki baskın çıkarlara bağlıdır. Örneğin, Küba biyoteknolojisinin gelişimini ve bu biyoteknolojinin sağlık sistemine olan katkısını, iyi kurumlara ve mükemmel profesyonellere sahip olmaya indirgeyemeyiz. Vurgulamak gerekir ki bu başarının temelinde yatan, Devrimin nitelikli ve ücretsiz bir halk sağlığı sistemi oluşturulmasına yönelik tarihsel politikaları ile bilhassa Fidel Castro'nun liderliğiyle yön verilen biyoteknoloji endüstrisi politikalarıdır. Araştırmacılarımızın şahsında vücut bulan değerler, Küba toplumuna, sosyalizme ve dayanışmaya içkin değerlerdir. Küba'nın bilim ve teknoloji politikasının en önemli özelliği de ona rehberlik eden bu toplumsal değerler olmuştur: Bilgiyi toplumsal kalkınmanın hizmetine sunmak ve tüm halkın temel insani gereksinimlerini karşılamak için kullanmak (Núñez, 2020).
Bu gözlem, devletin ve hükümetin birlik içindeki rolünün ve temsil ettikleri çıkarların önemini vurgulamaktadır. Devlet, kalkınmanın gerektirdiği toplumsal işlevleri yerine getirmesi için bilimi desteklemelidir.
Küba'da COVID-19
Küba'da ilk COVID-19 vakası 11 Mart 2020'de kaydedildi. Ancak ülke, çok öncesinde salgına reaksiyon göstermiş ve gerekli müdahaleleri gerçekleştirmişti. Devlet idaresinin, bilim ve teknoloji yönetimi ve uzmanlık bilgisiyle ilişkilendirilmesine yönelik ilk adımları bu erken müdahalelerde görmemiz mümkündür.
7 Ocak 2020'de Çinli bilim insanları, daha sonrasında SARS-CoV-2 olarak adlandırılacak olan yeni tip bir koronavirüs tespit ettiler ve bu virüsün neden olduğu hastalık COVID-19 olarak adlandırıldı. 30 Ocak'ta ise Dünya Sağlık Örgütü koronavirüs salgınını deklare etti.
Bu erken tarihlerde, Küba Komünist Partisi (KKP) Merkez Komitesi Birinci Sekreteri General Raúl Castro Ruz, ulusal bir stratejiye ihtiyaç olduğunu belirtti. Bu nedenle 29 Ocak'ta Bakanlar Kurulu, daha sonrasında güncellenecek olan "Yeni Koronavirüsün Önlenmesi ve Kontrolü Planı"nı onayladı. 3 Şubat'ta planın ilk aşaması olarak, sağlık çalışanlarına ve merkezi devlet yönetimindeki kurumlarda çalışan personele biyogüvenlik konularında eğitim verildi. 12 Şubat'ta COVID-19'la Mücadele Bilim Grubu oluşturuldu. Ardından 17 ve 26 Şubat'ta sırasıyla COVID-19 Sağlık Gözlemevi ve İnovasyon Komitesi kuruldu.[5] COVID-19'a ilişkin ilk beş araştırma projesi 28 Şubat gibi erken bir tarihte onaylanmıştı. 1 Haziran itibariyle, 85'i Ulusal Teknik Grup bünyesindeki Bilim Grubu[6] tarafından yönetilen toplam 460 araştırma projesi devam etmekteydi.
Bu kısa kronoloji, ülkede potansiyel bir krizin ilk işaretleri alınır alınmaz, devlet idaresinin, ülkedeki tüm bilimsel, teknolojik ve uzman kadroları salgınla mücadeleyi mümkün kılacak şekilde harekete geçirerek mevzi almaya başladığını göstermektedir. Geçen süre içerisinde, devlet idaresinin ve bilim insanlarının, çalışanların ve çeşitli uzmanların salgınla mücadele sürecine katılımı yoğunlaşmıştır.
Bağlantısızlar Hareketi'nin düzenlediği "COVID-19'a Karşı Birlik" (Díaz-Canel, 2020) adlı çevrimiçi zirvede belirtildiği üzere:
"Küba'nın karşı karşıya olduğu zorluk çok büyüktü. COVID-19 salgınının ortaya çıkışından önceki aylarda, ABD tarafından ülkemize dayatılan ekonomik, ticari ve mali abluka, ticaretimizi tamamen boğma, dövize ve petrole erişimimizi tümüyle engelleme amacıyla acımasız bir şekilde sıkılaştırılmıştı.
Güçlü düşmanların geniş çaplı ve karalayıcı girişimlerine rağmen dünya çapında prestij elde etmeyi başaran, üstün nitelikli ve adanmış profesyonellerden oluşan evrensel ve ücretsiz halk sağlığı sistemimizi böylesi koşullar altında, muazzam çaba ve fedakarlıklar sayesinde ayakta tutmayı başardık.
COVID-19'un pandemi haline gelmesine dair ilk uyarı işaretleri işte bu boğucu ekonomik savaşın ortasında geldi ve yaşanılan zorluğun derecesi katlanmış oldu.
Derhal, bizi biz yapan kuvvetli yönlerimiz üzerinde temellenen bir plan oluşturduk: Vatandaşlarının sağlığından sorumlu olan, iyi örgütlenmiş bir devlet ile, karar alma ve sorunlara çözüm üretme süreçlerine yüksek derecede katılım gösteren bir toplum.
Yıllar boyunca kaynaklarımızı sağlık sistemini ve bilimi geliştirmeye, güçlendirmeye adamış olmamız sayesinde bu sınavı başarıyla verdik. Küba'da pandemiye dair son iki aylık tablo, topluma yatırım yapmayı öngören politikaların en büyük ve en beklenmedik zorluklarla mücadelede ne kadar etkili olabileceğini göstermiş oldu" (Díaz-Canel, 2020).
Küba'nın COVID-19'a verdiği reaksiyonu anlamamıza yardımcı olacak bazı unsurları daha ayrıntılı olarak gözden geçirelim.
Yukarıda belirtilen tüm olumsuz koşullar altında dahi ülke, on yıllar boyunca, tamamen kapsayıcı, ücretsiz ve evrensel halk sağlığı politikasını sürdürmüştür. Küba, bütçesinin yüzde 27,5'ini sağlık ve sosyal güvenliğe ayırarak sisteminin pandemiye hazırlıklı olmasını sağlamıştır.[7]
Bu politikanın en önemli unsurlarından biri, yurttaşların yaşam alanlarına çok yakından nüfuz etmesi sayesinde halkla doğrudan etkileşimi sağlayan, böylelikle sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıran, hem sağlıklı yaşam alışkanlıklarının teşvikine hem de herhangi bir olumsuz durumda hızlı ve etkili müdahaleye olanak tanıyan birinci basamak sağlık hizmetleri sistemidir.
2019 Sağlık Yıllığı'na[8] göre:
Küba'da işgücünün yüzde 6,6'sını oluşturan 479.623 sağlık çalışanının yüzde 71,2'si kadındır. Doktor başına düşen kişi sayısı 116'dır, yani her 10 bin kişiye 86,6 doktor düşmektedir. Bir diş hekimi başına düşen kişi sayısı 566, 10 bin kişiye düşen diş hekimi sayısı ise 17,7'dir. Yüzde 20'si en az 400 yataklı olmak üzere, yüzde 62,7'si 100 ile 399 arası yatak sahibi, kalan yüzde 17,3'ü ise 100'den daha az yatağa sahip olan toplam 150 hastane vardır. Ulusal Sağlık Sistemi'nde 110 yoğun bakım ünitesi, ilçelere ait 120 yoğun bakım alanı, 449 poliklinik, 111 diş kliniği, 132 gebe evi (Kronik bir hastalık ya da başka nedenlerle riskli gebelik geçirdiği birinci basamak sağlık çalışanları tarafından saptanan kadınların söz konusu risk ortadan kalkana dek yatılı olarak uzman hekimler tarafından gözetim altında tutuldukları ve/veya tedavi edildikleri, ülke çapında il ve ilçeler bazında örgütlenmiş olan sağlık kuruluşu. "Hogar materno" yani gebe evi, doğumevi değildir: Küba'da tüm doğumlar tam teşekküllü hastanelerde gerçekleştirilir. Ç.N.) , 12 araştırma enstitüsü, 680 tıp kütüphanesi, 155 yaşlı bakım evi, 295 büyükanne/büyükbaba evleri, 52 geriatri servisi ve 30 psikopedagojik tıp merkezi bulunmaktadır.
Sağlık sisteminde görev yapacak insan kaynakları ise 13 tıp üniversitesi ve 9 tıp bilimleri fakültesinde, 4 diş hekimliği fakültesinde, 1 hemşirelik fakültesinde, 1 sağlık teknolojileri fakültesinde, 3 teknoloji ve hemşirelik fakültesinde, Tıp Bilimleri Yüksekokuluna bağlı 12 birimde, Latin Amerika Tıp Okulu'nda (ELAM) ve Ulusal Halk Sağlığı Okulu'nda (ENSAP) eğitim görmektedir.[9]
Halk sağlığı hizmetleri, ülkenin sağlık alanındaki ihtiyaçları doğrultusunda hareket eden araştırma-geliştirme merkezleri, inovasyon enstitüleri ve merkezleri de dâhil olmak üzere bu alandaki önemli bilim merkezlerinin katkılarıyla tamamlanmaktadır.
Tıbbi-ilaç endüstrisi, Küba ulusal sağlık sistemine muazzam bir katkı sunmaktadır. Ülkemizin bu güçlü endüstrisi, araştırma - üretme yeteneğine sahip olup, insan sağlığı için gerekli kaynakları nüfusun hizmetine sunma yeterliliğindedir. Tıbbi-ilaç endüstrimiz, sınırlı kaynaklarla hareket edebilmesine rağmen, ileri bilimsel verileri de içeren bir dizi teknolojik opsiyon kullanmakta ve bazıları çığır açıcı olarak nitelendirilebilecek yüzlerce buluşa imza atmaktadır. Bu da, Küba sağlık sektörüne kayda değer bir teknolojik egemenlik sağlamaktadır.
Sağlık sektöründeki nitelikli işgücüne ek olarak Küba, üniversitelerde ve bilim, teknoloji, inovasyon kuruluşlarında çalışan, her türden ihtiyaçlara yanıt üretebilecek önemli bir insan potansiyeline de sahiptir. Bu insan potansiyeli, biyoloji, mikrobiyoloji, biyokimya, eczacılık, psikoloji, biyomedikal mühendisliği ve sağlık sektörüyle bağlantılı diğer uzmanlık alanlarında, doktora programları da dâhil olmak üzere, lisans ve lisansüstü eğitim görenleri kapsar.
Sağlık çalışanlarımız, hiç şüphe yok ki mesleki, bilimsel ve teknolojik anlamda yeterliliğe sahip. Ancak bu çalışanların belki de en değerli özelliği, dayanışma ve özveri gibi içselleştirmiş oldukları değerlerdir ki COVID-19 pandemisi nedeniyle karşılaştığımız bu olağanüstü koşullarda eşi görülmemiş bir gayretle bu değerleri hayata geçirdiler. Bilim, teknoloji ve bu değerler, hepsi birlikte Küba'ya, geçmişte benzeri yaşanmış olsun olmasın, tüm beklenmedik durumlara yanıt üretebilme imkânını sunuyor.
Küba'nın bugün itibariyle toplam 59 ülkede görevlendirmiş olduğu 28 binden fazla sağlık çalışanının profili[10], uzmanlarımızın, bilim insanlarımızın ve teknisyenlerimizin kendine özgü etik yapısını çok iyi bir şekilde ortaya koymaktadır. 2 bin 500'den fazla sağlık emekçisinden oluşan 34 Küba sağlık tugayının 26 ülkede, hükümetlerin talebi üzerine COVID-19 salgınının etkilerini hafifletmek için dayanışma çerçevesinde hizmet verdiğini belirtmek gerek.
2003 yılında Fidel (Castro, 2003) şöyle demişti: "Bu ülke, esas olarak entelektüel üretimleriyle yaşayacak, yalnızca bunlarla değil ama; giderek artan ölçüde entelektüel üretimleriyle, bilimiyle, sağlık hizmetlerinin ve ürünlerinin geliştirilmesiyle yaşayacak."
Şimdiye dek yaratılan bu aklın, ülkenin karşılaştığı salgını alt etmeye önemli oranda katkı sunduğunu söylemek mümkün.
Bilim İnsanlarıyla Uyum İçinde Devlet Yönetimi
Buraya kadar anlatılanlar, COVID-19'la mücadeledeki en iyi yöntemleri bulmak için elindeki mevcut bilimsel potansiyeli harekete geçirebilen aktif bir devlet yönetiminin önemini anlamaya yardımcı oldu.[11]
Uygulanan bu yönetimin temel unsurları arasında; uzmanlar, akademisyenler ve uzman personelin Hükümetle olan doğrudan diyaloğu, kurumlar arası ve sektörler arası iş birliğinin geliştirilmesi, disiplinler arası katılım, müdahaleleri hızlandırmak için yoğun çalışma, toplumun bilgi edinimini ve hareket tarzını iyileştirmek için halkla kurulan etkin iletişim vardır. Bu amaçla, ana unsurları aşağıda belirtilen bir çalışma düzeni oluşturulmuştur:
- Cumhurbaşkanı ve Başbakan liderliğinde her gün toplanan Ulusal Görev Gücü'nün oluşturulması.
- Araştırma sonuçlarını ve uygulamalarını değerlendirmek için uzmanlar ve bilim insanları ile haftalık toplantı.
- Ülke genelinde İl Savunma Konseylerinin oluşturulması.
- "Yeni Koronavirüsün (COVID-19) Önlenmesi ve Kontrolü Planı"na dair gelişmeler hakkında halkı bilgilendirmek için günlük basın toplantıları.
- "Yuvarlak Masa" adlı günlük televizyon programında "COVID-19'un Önlenmesi ve Kontrolü Planı" ile ilgili çeşitli konularda güncel bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması.
- Ekonomik ve sosyal kalkınma stratejisine ilişkin konuları ele almak için Ekonomik Danışma Grubu ile haftalık çalışma toplantıları.
- Salgınla ilgili çalışma yürüten araştırma merkezlerine ziyaretler.
- Havana Üniversitesi'nin Matematik ve Coğrafya bölümlerindeki araştırmacılar tarafından geliştirilen matematiksel modeller, coğrafi konum ve coğrafi referans çalışma sonuçlarının Havana İl Savunma Konseyi'nde müzakere edilmesi.
- Havana Üniversitesi Coğrafya Bölümü araştırmacıları tarafından hazırlanan salgın gelişimine dair haritalama çalışmasının tüm il savunma konseylerinde analiz edilmesi.
- Bakanlar Kurulu'nun aylık toplantılarına hazırlık için, COVID-19'un etkileri, olası senaryolar ve krizi atlatmak için başvurulabilecek üretimsel dönüşüm süreçleri üzerine Ekonomik Danışma Grubu Konferansı.
- COVID-19 sonrası toparlanma aşamasına dair stratejinin onaylanması ve hayata geçirilmesi.
- Ekonominin uzun süreli bir kriz senaryosuyla mücadele için güçlendirilmesi amacıyla uygulanacak olan Ekonomik ve Sosyal Strateji'nin tasarımına dair, aşağıdaki unsurları içeren yoğun idari ve inovatif çalışma:
a. Stratejinin oluşturulması için merkezi devlet yönetimindeki her bir kuruma bağlı görev gücü gruplarının yürüteceği çalışma oturumları.
b. Her bir görev gücü grubunun, Hükümetin değerlendirmesine sunacakları strateji önerilerini hazırlaması.
c. Stratejinin KKP Siyasi Bürosu'nda sunumu ve olgunlaştırılması.
d. Stratejinin Bakanlar Kurulu Yürütme Komitesi'ne sunulması.
e. Stratejinin Bakanlar Kurulu'nda görüşülmesi ve onaylanması.
f. Stratejinin uygulanması ve denetlenmesi.
Şimdiye dek gerçekleştirilmiş olan başlıca faaliyetler şunlardır:
- Pandeminin gelişim sürecine dair tahminler ve pandemiyle başa çıkma ve değerlendirme için matematiksel modellerin geliştirilmesi ve güncellenmesi.
- Epidemiyolojik yönetime entegre edilen coğrafi konum sistemi.
- Ağır hastalar için sınıflandırma ölçeği.
- Hastalığın şiddetine dair prognostik biyogöstergelerin incelenmesi.
- 60 yaş ve üzeri nüfustaki risk gruplarını da içeren klinik epidemiyolojik risk bölgelerinin ülke çapında haritalanması.
- Nüfus taramasında tanı aracı olarak Ultramikro Analitik Sistem'in (SUMA) kullanılması.
- Sağlık personeli için kişisel koruyucu donanım geliştirilmesi ve üretimi.
- Küba'da imal edilecek olan acil solunum cihazlarının prototiplerinin tasarımı ve geliştirilmesi.
- Ultraviyole ışınlarla dekontaminasyon sağlayan cihazın tasarımı ve geliştirilmesi.
- Pandemi sırasında nüfus hareketliliğini değerlendirmek için "büyük veri" tekniklerinin kullanılması.
- Küba'ya ait beş aşı adayının geliştirilmesi.
- COVID-19 hastalarına Anti-CD6 monoklonal antikor, CIGB-258 peptid ve Heberferon uygulanması.
- Kritik ve ağır hastaların tedavisi için klinik denemelerin yürütülmesi.
- Interferon alfa-2b ve Interferon alfa + gama kombinasyonu ile tedaviden sonra erken PCR negatif sonuçlarına dayalı olarak terapötik protokolün değiştirilmesi.
- Belirtilen bilgisayar uygulamalarından elde edilen sonuçların değerlendirilmesi: COVID-19-InfoCU, COVID-19 Veri Havuzu, Salgın Gözetim ve Yanıt Yönetimi - Analiz Sistemi, Sanal Görüntüleyici, COVID19CUBADATA, Andariego, CINESOFT tarafından geliştirilen aktif tarama uygulaması.
- COVID-19 Modelleme, İzleme ve Epidemiyolojik Müdahale Sempozyumu'nun düzenlenmesi.
- COVID-19'la Mücadele ve Kontrol amacıyla Küba Klinik-Epidemiyolojik Yönetim Modeli'nin geliştirilmesi ve sistematik hale getirilmesi.
- İyileşme Sonrası Bakım Protokolü'nün onaylanması ve uygulanması.
- COVID-19 Araştırma Planı dahilinde 460 araştırma ve çalışmanın gerçekleştirilmesi (ulusal bazda 85, iller bazında 375 olmak üzere): Tıbbi ürün, ekipman, cihaz geliştirme gibi konular da dahil olmak üzere haftada ortalama 8,3 çalışmanın analizi ve onaylanması.
- COVID-19'la mücadelede "Tarihsel Hafıza Programı"nın oluşturulması.
- Salgın etkilerinin azaltılmasında sosyal bilimlerin katılımı, bakım konusunda ortak sorumluluk, bireylerin ve mahalli toplulukların katılımı, izolasyon koşullarında yenilikçi girişimler, medyanın etik ve sorumlu kullanımı, Küba karşıtı kampanyaların teşhiri.
- Aşağıda belirtilenlerin de aralarında olduğu pek çok araştırmanın yürütülmesi:
a. Bilginin standardizasyonu ve görüntülenmesi amacıyla istatistiksel bilgi sistemlerinin geliştirilmesi ve bir web sitesinin oluşturulması (COVID19cubadata.github.io).
b. Coğrafi bilgi sistemlerinin ve epidemiyolojik ağ otomasyonunun geliştirilmesi.
c. Aktif epidemiyolojik tarama ve araştırmalar için bir mobil uygulama geliştirilmesi.
d. Epidemiyolojik parametrelerin tahmini: temel çoğalma sayısı (salgının başlangıcında) ve etkili çoğalma sayısı (müdahalelerin değerlendirilmesi), enfeksiyon kuvveti.
e. İl, ilçe ve bölge bazında, hastalığın yayılımı, dağılımı ve bulaş riskinin ve risk faktörleriyle ilişkisinin analizi.
f. İklim, sıcaklık ve bağıl nem faktörleri açısından COVID-19 salgınına dair tahminler.
g. Temaslı takibi ve epidemiyolojik bulaşma zincirinin kontrolünün değerlendirilmesi için ağ tabanlı modelleme.
h. Önlemlerin, nüfus hareketliliğinin azaltılmasına olan etkisinin değerlendirilmesi.
i. Kullanılan biyoteknoloji ürünlerinin, COVID-19'a bağlı ölüm ve ağır hasta oranının azaltılmasına olan etkisinin değerlendirilmesi.
j. Salgının Küba'daki davranışını, bölgedeki ve dünyadaki diğer ülkelerle kıyaslamak için çok düzeyli ve yapay zekaya sahip modellerin geliştirilmesi.
k. Taşıyıcılara dair nüfus çalışması.
l. Salgının sonuna ve salgın sonrası gidişata dair tahmin oluşturulması.
m. Önlemlerin hafifletilmesi için dikkate alınacak göstergelerin oluşturulması.
n. Uzun süreli bakım kurumlarında ikamet eden yaşlı yetişkinlere Biomodulina-T uygulanması.
o. COVID-19'a yakalanan Kübalı çocukların ve gençlerin klinik-epidemiyolojik karakterizasyonu.
p. COVID-19 salgını sırasında ruh sağlığı ve psikolojik destek için müdahale programları.
Tüm bu açıklamalardan sonra şu değerlendirmelere varılmıştır:
- Tahmin, salgınla yüzleşme süreçlerinin tasarımı, tedavi protokollerinin iyileştirilmesi, pandemiyle mücadele yönetimi ve salgın hastalıklar karşısında risklerin ve kırılganlıkların azaltılmasına yönelik eylem modellerinin iyileştirilmesi gibi başlıklarda sunduğu çeşitli araştırmalar yoluyla Küba bilimi, COVID-19'a karşı verilen başarılı ve verimli mücadeleye önemli bir katkı sunmuştur.
- Salgınlarla mücadelede devlet yönetimi için referans ve destek noktası halini alan bir bilgi tabanı oluşturuldu.
- Salgınla mücadelede, tüm sağlık sisteminin özellikle de halkla her gün etkileşimde bulunan doktorların, hemşirelerin ve tıp öğrencilerinin dahil olduğu uzman bilgisinin harekete geçirilmesi çok önemli bir etmen oldu.
- Önemli sayıda araştırma ve klinik deneme geliştirildi ve uygulandı.
- Daha önce ülkede bulunmayan yeni ürünler ve gelişmeler elde edildi, bunlar aynı zamanda ulusal sanayi için, ithalatı ikame edecek ve yeni ihracat fırsatlarını teşvik edecek bir potansiyel oluşturdu.
- Küba'da 57 ve yurtdışında 9 olmak üzere, akademik dergilerde ve diğer mecralarda Kübalı yazarların toplamda 66 makalesinin yayınlanmasıyla önemli bir bilim faaliyeti yürütülmüş oldu. Yazımı devam eden 21 makale daha bulunmaktadır.
- Uygulanan Küba biyoteknoloji ürünleri sayesinde ağır ve kritik hastaların ölümü önemli ölçüde engellendi, yüzde 80 kurtarma oranına erişildi. Dünya genelinde ise ağır ve kritik hastaların ölüm oranı yüzde 80'dir.
- Küba bilimi, böylesi karmaşık bir dönemde değerli çözümler sunarak gelişti; toplumla, çeşitli ekonomik ve sosyal aktörlerle olan bağlarını güçlendirdi. Küba biliminin katılımı ve katkıları belirleyici oldu.
- Sürdürülebilir bilim kavramının bir tezahürü olarak, yerindelik ve toplumsal sorumluluk vizyonuyla bilim yapmanın paha biçilemez değeri kanıtlanmıştır (Núñez, 2020).
- Toplumun karşılaştığı karmaşık sorunlara çözüm sağlamak için bilimsel politikanın uygulanmasında, doğru çalışmaların ve toplumumuzun sahip olduğu güzel değerlerin pekiştirilmesinin önemi teyit edilmiştir.
Bu ilerlemeler ve sonuçlar, "Küba biliminin bu mücadeleye yaptığı katkının açık bir kanıtıdır." Bu ilerleme ve sonuçlar aynı zamanda multidisipliner çalışmanın ve kurumlar arası iş birliğinin potansiyellerini de sunmaktadır; "cesaret ve güç vermektedir, bunun yanı sıra tüm bilimsel alanların ortak çalışmasıyla bilim ve inovasyon yönetiminde bütüncül bir yaklaşımın varlığını göstermektedir" (Díaz-Canel, 2020).
"Pandemiyle mücadelede, çok değerli, çok onurlu bir sonuç elde ettik; dahası bunu, ülkenin içinde bulunduğu türlü olumsuzlukların içinde başardık" (…) "elde ettiğimiz bilimsel sonuçlar, ülkeye muazzam bir görünürlük ve bu mücadelenin temel bir bileşeni olma fırsatı sunarak prestij sağladı." Buna ek olarak, "Küba biyoteknolojisinin, hem Moleküler İmmünoloji Merkezi üretimi olan Anti-CD6 monoklonal antikoru ile hem de Genetik Mühendisliği ve Biyoteknoloji Merkezi üretimi olan CIGB-258 peptidiyle, COVID-19'a karşı yürütülen mücadeleye olan katkısı" özellikle dikkate değerdir (Díaz-Canel, 2020).
COVID-19'la mücadele, gelecekteki deneyimler için yararlı olacak bazı dersleri de beraberinde getirdi. Bilim insanları ve devlet yönetimi arasındaki yakın iş birliğinin gerekliliği ve ne kadar etkili sonuçlar verebileceği doğrulanmış oldu.
Sonuçlar ve Geleceğe Bakış
COVID-19'la mücadele deneyimi, bilim insanlarıyla devlet yönetimi arasındaki yakın ve etkileşime dayalı iş birliğinin sunduğu büyük fırsatları doğrulamıştır. Bu, tüm ülkeleri ilgilendiren bir konudur. Yaygın olarak, kamu politikası stratejisinin ve değerlendirmesinin her zaman uzmanlığa dayanması gerektiğine inanılmaktadır. Ancak bunu başarmak zordur. Akademi dünyası ile karar vericiler arasında pürüzsüz ve karşılıklı anlayışın olduğu bir iletişimi sağlamak her zaman mümkün değildir.
Makalenin ilk bölümünde neoliberalizmin neden olduğu çeşitli sorunlar tanımlandı. Sosyalist bir alternatif toplum projesine sahip olması, Küba'da, bilimin, tam anlamıyla dönüştürücü bir sosyal güç olarak hareket etmesine olanak sunuyor.
COVID-19'a karşı savaşta kazanılan deneyim, Küba'nın mevcut koşulları altında böylesi bir iş birliğinin mümkün ve ortak hedefleri başarma konusunda oldukça faydalı olduğunu gösteriyor. Söz konusu iş birliği, gücünü, Küba Devrimi'nin yarattığı etik ve siyasi temellerden almaktadır.
Küba devlet yönetiminin temel unsurları olarak inovasyon, bilgisayarlı otomasyon ve sosyal iletişimin dikkate alınmasının önemi doğrulanmıştır. Bu, yenilikçi bilimsel çözümlerin üretilmesini, pandemiyle başa çıkmak için bilgisayar uygulamalarının geliştirilmesini ve insanlara güven ve rehberlik sağlayacak bir sosyal iletişim tecrübesini kolaylaştırdı. Aynı zamanda sağlık çalışanları ve bilim insanlarının katkılarını kayda değer bir sosyal tanınmışlıkla onurlandırdı.
Biriken deneyimler, hükümet ve bilim insanları arasındaki iş birliğinin kalıcı bir çalışma tarzı olması gerektiğini de gösteriyor. Ülke kalkınması için gerekli olan "yenilikçi düşüncenin derinlemesine uygulanmasına"(Díaz-Canel, 2020) olanak sağlamalıdır. Amaç, "ülkenin şu anda ihtiyaç duyduğu gibi yüksek verimlilik, üretkenlik, fayda ve gelir içeren süreçler yaratacak, iç talebi karşılayacak, ihracat için fırsatlar üretecek ve refah, kalkınma ve bolluk sağlayacak olan üretimsel dönüşümü gerçekleştirmek" olmalıdır (Díaz-Canel, 2020). Özellikle, "üzerine daha çok yoğunlaşmamız gereken ve bugün sahip olduğumuzdan daha farklı bir anlayışla yaklaşmamız gereken bir şey varsa o da gıda üretimidir" (Díaz-Canel, 2020).
Amaç, Parti'nin 6. ve 7. Kongrelerinde karar altına alınanlar ile, her biri geniş kapsamlı yenilikleri içeren ve uygulanmayı bekleyen "Partinin ve Devrimin Ekonomik ve Sosyal Politikası için Kılavuz" ve "Sosyalist Kalkınma İçin Küba İktisadi ve Toplum Modelinin Kavramsallaştırılması" başlıklı belgelerin mümkün olduğunca hızlı şekilde hayata geçirilmesidir.
Bilimin tavsiyeleri ve uzmanlığın öncü rolü, tüm bunların başarılmasında kilit öneme sahiptir ve bu makalede paylaşılan deneyimler önemli bir temel oluşturmaktadır.
KAYNAKLAR:
Beck, U. (1998). Risk Toplumu. Paidós. [La sociedad del riesgo.]
Díaz-Canel, M. Bağlantısızlar Hareketi'nin düzenlediği "COVID-19'a Karşı Birlik" adlı çevrimiçi zirvede yaptığı açıklama. 4 Mayıs 2020
Mazzucato, M. (2019). Girişimci Devlet: Özel Sektöre Karşı Kamu Sektörü Mitleri. Barcelona: RBA Economía. - [El Estado emprendedor: mitos del sector público frente al privado.]
Restakis, R. (2014). Sosyal Bilgi Ekonomisinin Sosyo-Ekonomik Etkileri. [Las implicaciones socio-económicas de una Economía Social del Conocimiento.] Erişim adresi: https://book.floksociety.org/ec/3-1-institucionalidad-sociedad-del-conocimiento-economia-social-y-partner-state/
Etzkowitz, H. (2001). MIT ve Girişimci Biliminin Yükselişi. Routledge. [MIT and the Rise of Entrepreneurial Science.]
Etzkowitz, H. (2003). 'Yarı Şirket' Olarak Araştırma Grupları: Girişimci Üniversite Araştırma Politikasının İcadı. [Research Groups as 'Quasi-Firms': The Invention of the Entrepreneurial University Research Policy.]
Merton, R., K. (1980). Bilime Dair Kurumsal Gereklilikler. Madrid: Alianza Universidad. [Los imperativos institucionales de la ciencia, en Barnes, B (comp.): Estudios sobre sociología de la ciencia.]
UNESCO Bilim Raporu. (2015). Erişim tarihi: 2 Haziran 2020. Erişim adresi: https://es.unesco.org/unesco_science_report
Bush, V. (1945). Bilim, Sınırsız Hudut. Washington: National Science Foundation. [Science - The Endless Frontier.]
Sábato, J. – Botana, N. (1970). Latin Amerika'nın Gelişiminde Bilim ve Teknoloji. Chile: Editorial Universidad. [La ciencia y la tecnología en el desarrollo de América Latina. En: América Latina, Ciencia y tecnología en el desarrollo de las sociedades.]
Núñez J. (2010). Akademik Bilgi ve Toplum. La Habana: Editorial UH. [Conocimiento académico y sociedad. Ensayos sobre política universitaria y posgrado.]
KKP Merkez Komitesi'nin 18 Mayıs 2017 tarihindeki Üçüncü Genel Kurul Toplantısında kabul edilen ve 1 Haziran 2017'de Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından onaylanan 7. Parti Kongresi Belgeleri. Erişim tarihi: 1 Haziran 2020. Erişim adresi: http://www.granma.cu/file/pdf/gaceta/%C3%BAltimo%20PDF%2032
Küba Cumhuriyeti Anayasası. Erişim tarihi: 1 Haziran 2020. Erişim adresi: http://www.granma.cu/file/pdf/gaceta/Nueva%20Constituci%C3%B3n%20240%20KB-1.pdf
Üniversiteler ile Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Kuruluşları ve Üretim-Hizmet Kuruluşları arasında Arayüz işlevi gören Bilim ve Teknoloji Parkları ile Bilim ve Teknoloji Şirketleri hakkındaki 363/2019 Sayılı Kararname. (GOC-2019-998-O86). 2019
Yüksek Teknoloji Şirketleri hakkındaki 2/2020 Sayılı Kararname. (GOC-2020-156-O16) 2020
Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Sistemi Hakkında 7 No'lu Kanun Hükmünde Kararname. 2020
Ulusal Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Kuruluşları Dairesinin Organizasyonu ve İşleyişine İlişkin Yönetmelik hakkındaki 286/2019 Sayılı Karar. (GOC-2019-999-O86). 2019
Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Programları ve Projeleri Sistemi Yönetmeliği hakkındaki 287/2019 Sayılı Karar. (GOC-2019-1000-86). 2019
Núñez, J. (2020). COVID-19 günlerinde bilimi düşünmek. [Pensar la ciencia en tiempos de la COVID-19. Anales de la Academia de Ciencias de Cuba. 2020;10(2): COVID-19.] Erişim adresi: http://www.revistaccuba.sld.cu/index.php/revacc/article/view/797/827
MINSAP. Sağlık Yıllığı. 31 Aralık 2019. Erişim adresi: http://files.sld.cu/bvscuba/files/2020/05/Anuario-Electr%C3%B3nico-Espa%C3%B1ol-2019-ed-2020.pdf
Castro, F. Devrimi Savunma Komiteleri (CDR) 6. Kongresi'nin kapanışında Karl Marx Tiyatrosu'nda yaptığı konuşma. 28 Eylül 2003. Erişim adresi: http://www.fidelcastro.cu/es/citas-sobre/CienciayTécnica
Díaz-Canel, M. (2020). Küba biliminin sonuçları bizi gururlandırıyor. Erişim tarihi: 2 Haziran 2020. Erişim adresi: https://www.presidencia.gob.cu/es/noticias/los-resultados-de-la-ciencia-cubana-nos-enaltecen/
Díaz-Canel, M. (2020). Küba'nın pandemiye karşı mücadelesi onur dolu. Erişim tarihi: 2 Haziran 2020. Erişim adresi: https://www.presidencia.gob.cu/es/noticias/la-respuesta-de-cuba-a-la-pandemia-ha-sido-muy-digna/
Díaz-Canel, M. (2020). Ülkeyi dönüştürecek bir fikir egzersizi için. Erişim tarihi: 2 Haziran 2020. Erişim adresi: https://www.presidencia.gob.cu/es/noticias/por-un-ejercicio-de-pensamiento-que-transforme-al-pais/
[1] Diaz-Canel Bermudez, M.; Nunez Jover, J. (2020). Gestion gubernamental y ciencia cubana en el enfrentamiento a la COVİD-19, Academia de Ciencias de Cuba, Volume 10: Number 2. http://www.revistaccuba.sld.cu/index.php/revacc/article/view/881/886
[2] UNESCO Bilim Raporu. (2015). Erişim tarihi: 2 Haziran 2020. Erişim adresi: https://es.unesco.org/unesco_science_report
[3] 1966 yılında CNIC, Havana Üniversitesi'ne bağlıydı. Günümüzde, Küba Biyoteknoloji ve İlaç Endüstrileri Grubu'nun (BioCubaFarma) bir parçasıdır.
[4] KKP Merkez Komitesi'nin 18 Mayıs 2017 tarihindeki Üçüncü Genel Kurul Toplantısında kabul edilen ve 1 Haziran 2017'de Halk İktidarı Ulusal Meclisi tarafından onaylanan 7. Parti Kongresi Belgeleri. Erişim tarihi: 1 Haziran 2020. Erişim adresi: http://www.granma.cu/file/pdf/gaceta/%C3%BAltimo%20PDF%2032
[5] Küba Cumhuriyeti Anayasası. Erişim tarihi: 1 Haziran 2020. Erişim adresi: http://www.granma.cu/file/pdf/gaceta/Nueva%20Constituci%C3%B3n%20240%20KB-1.pdf
[6] COVID-19'la Mücadele Bilim Grubunun bir parçasıdır. Ürünlerin araştırma, yenilik, geliştirme ve tedavi protokolleri ve klinik deneylerde kullanılması önerilerini değerlendirir ve onaylar; yasal konularda onay sürecini hızlandırır. Bu Komite, MINSAP (Küba Halk Sağlığı Bakanlığı) ve BioCubaFarma'ya bağlı Bilim ve İnovasyon Direktörleri ile İlaç, Ekipman ve Tıbbi Cihazlar Devlet Kontrolü Merkezi (CECMED) ve Ulusal Klinik Araştırmalar Koordinasyon Merkezi (CENCEC) tarafından koordine edilmektedir.
[7] Araştırma faaliyetlerini ve klinik yönetim protokolünün takibini koordine eder. Mücadele planı önlemlerinin bir parçası olarak araştırmaları, müdahaleleri, klinik deneyleri ve etki uygulamalarını değerlendirir ve onaylar. İnovasyon komitesi, uzman grupları ve COVID-19 Bilim Gözlemevi'nden oluşur.
[8] http://www.cubadebate.cu/noticias/2020/05/29/cuba-no-relaja-medidas-ni-se-confia-pese-a-escenario-favorable-en-el-manejo-de-la-COVID-19-video/#.XtHU-szBw0N
[9] MINSAP. Sağlık Yıllığı. 31 Aralık 2019. Erişim adresi: http://files.sld.cu/bvscuba/files/2020/05/Anuario-Electr%C3%B3nico-Espa%C3%B1ol-2019-ed-2020.pdf
[10] A.g.y.
[11] Küba Haber Ajansı. Yurtdışındaki 28 bin sağlık çalışanı. Claudia González Corrales, 17 Mart 2020. http://www.acn.cu/salud/62198-los-28-mil-colaboradores-de-salud-en-el-exterior-sanos-y-capacitados-ante-la-COVID-19
[12] Küba'da hükümet ile bilim insanları arasında başarılan yakın ilişki diğer ülkelerde sağlanamamıştır: "Ama bu zorlu deneyimden çıkarılan bazı dersleri ele almak da faydalı olacaktır. Ignacio Ramonet'nin belirttiği gibi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından, salgın halini alabilecek yüksek derecede bulaşıcı ve ölümcül bir solunum hastalığına işaret edilmesine ve tekrarlanan uyarılara rağmen, bilim, bilim insanları ve hükümetler arasında var olan bu ayrılığın analiz edilmesi önemli olacaktır" (Aragonés A, 2020
Şüpheci Dinsiz
23-03-2021, 18:02
Kedi buysa et nerede (http://www.fikralarim.com/kedi-nerede.html), et buysa kedi nerede?
https://twitter.com/YolTV/status/1374370690913038352
Şüpheci Dinsiz
15-05-2021, 22:30
BSMTV
Küba'nın Covid 19 Aşısı: SOBERANA
6mg-GnoHGd8
Şüpheci Dinsiz
18-07-2021, 12:32
gazeteduvar.com.tr (https://www.gazeteduvar.com.tr/katalin-kariko-30-yillik-mrnanin-gercek-mucidi-haber-1528883)
Katalin Karikó: 30 yıllık mRNA'nın gerçek mucidi
Salgına rağmen pek çok kimse mRNA teknolojisinin yeni olduğunu zannettikleri için tedirginlik hissederek aşı olmak istemiyor. Öyleyse belki de mRNA teknolojisinin 'yeni' olmadığından söz etmeliyiz...
18 Temmuz Pazar 2021 Saat: 08:05
https://i.gazeteduvar.com.tr/2/850/479/storage/files/images/2021/07/17/kariko1-Yn1N_cover.jpg.webp
Katalin Karikó genç bir akademisyen olarak çalıştığı yıllarda...
https://i.gazeteduvar.com.tr/2/100/100/storage/files/images/2020/09/28/melishan-koker-Dzsh.jpg
Melishan Devrim
melishandevrim@gmail.com
DUVAR - BioNTech kurucusu Uğur Şahin mRNA teknolojisi ile üretilen aşının Faz 3 sonuçları henüz çıkmışken dünyada ilk kez DHA'dan Özlem Yurtçu Karabulut'a röportaj vererek aşının çok yüksek oranda etkili olduğunu duyurmuştu. Pfizer CEO'su Albert Bourla da aynı günlerde ABD basınına sonuçlara dair açıklama yaptı. Diğer mRNA aşısını üreten Moderna'nın da Faz-3 sonuçları benzer şekildeydi ve benzer duyurular Moderna cephesinden de geliyordu. Dikkatinizden kaçtıysa hatırlatalım: İki rakip firma aynı teknolojide ürettikleri aşının Faz 3 sonucunu aynı anda açıkladılar, Ekim-Kasım 2020'de, bir hafta arayla.
mRNA teknolojisinin gerçek mucidi olan Macar bilim insanı Katalin Karikó ise şu anda 66 yaşında ve henüz Türkiye'deki medyaya röportaj vermeyi kabul etmedi.
BU TEKNOLOJİ YENİ DEĞİL
Aynı teknolojiyle üretilmiş iki aşının aynı anda benzer Faz 3 sonucu açıklayabilmesi çoğu kişide tedirginliğe yol açtı ve belki de bu yüzden bütün dünyada komplo teorileri havada uçuştu. Çünkü pek çok kişide bu kadar yeni bir teknolojinin 'tehlikeli olabileceği' endişesi oluşmuştu. Oysa bu teknoloji hiç de yeni değil. Ortaya çıkmasının öyküsü ise oldukça ilginç. Söz konusu iki firma, 2005'te patent satın aldıkları günden beri mRNA teknolojisi üzerinde çalışıyor.
mRNA ile bazı hastalıklara tedavi geliştirme fikrini ilk bulan Karikó'nun yaşam öyküsü yurt dışında haber olmasına rağmen bizde pek gündem olmadı. Moderna'nın kurucularından Derrick Rossi'ye göre Katalin Karikó ve ABD'li meslektaşı Drew Weissman, kimya dalında Nobel'i hak ediyor çünkü mRNA teknolojisini geliştirmeyi başaranlar bu iki isim.
KATALİN KARİKÓ'NUN REDDEDİLEN FİKRİ
Macaristan'da 1955'te doğan ve Szeged Üniversitesi'nde doktorasını tamamlayan Katalin Karikó, 1985'te doktora sonrası çalışmaları için ABD'ye gitti. 1990'lı yıllarda mRNA fikrini akademik camiaya duyurdu. Ancak bu dönemde bu fikrine destek bulamadı. Karikó'nun fikri, korona virüsüne özel değildi. Herhangi bir hastalığın genetik şifresinin çözümlenmesiyle bağışıklık sisteminin buna yönelik çözüm geliştirmesini sağlamak üzerine kuruluydu. Yani herhangi bir virüsü alıp mRNA teknolojisiyle buna aşı üretmek mümkündü. Kağıt üzerinde Karikó'nun fikri mantıklı görünüyordu.
mRNA insan bedenindeki hücrelere hangi türden proteini üreterek hastalıkla mücadele edeceğini söyleyen bir sinyal olarak özetlenebilir. Vücuda, nadir bir hastalığı tersine çevirecek bir enzim üretmesi komutu sağlamak için de kullanılabilir. Yani teoride, mRNA sayesinde kişiye özel çözümlerle tüm dünyada kansere son vermek bile mümkün olabilir. (Uğur Şahin'in zaten bu yönde çalışma yaptıklarına dair açıklamalarını görmüşsünüzdür.)
1990'da Wisconsin Üniversitesi'nde fareler üzerinde yapılan deneyde mRNA'nın işe yaradığı görüldü. Karikó, bu fikrini bir adım öteye taşımak istiyordu. Sentetik RNA'daki sorun, vücudun bu sinyali yabancı bir komut olarak algılaması durumunda, vücudun kendi doğal savunmasını kullanması, yani işe yaramamasıydı. Bazı kişilerde ise bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesine yol açabilirdi, bu da büyük bir riskti. Karikó, bu sorunları aşacağına inanıyordu ancak bu konuda onu destekleyen pek yoktu. Fikrini geliştirmek için ne zaman araştırma fonu başvurusu yapsa ret cevabı alıyordu.
ALMANYA'DA VE ABD'DE AYNI AŞI TEKNOLOJİSİ NASIL AYNI ANDA ÇIKTI?
Pennsylvania Üniversitesi'nde 6 yıl çalışmışken 1995'te Karikó'nun kıdemi düşürüldü. Profesörlük için hazırlanıyordu ama üniversitedeki patronları, onun mRNA fikrini desteğe değer bulmuyorlardı ve fon sağlamıyorlardı. Kıdeminin düşürülmesi demek daha alt kademe bilimsel işlerle uğraşmak zorunda kalması demekti. Karikó, böyle bir durumda akademik ortamda çoğu kişinin üniversiteyi bıraktığını belirtiyor. 1995 yılı onun için zaten zor geçiyordu. Eşi Macaristan'daydı ve vize alıp yanına gelemiyordu. Üniversitede ise yıllarını harcadığı çalışma parmaklarının arasından kayıp gitmişti. Katalin Karikó, bu olayın ardından başka bir iş yapmayı bile düşünecek kadar umutsuzluğa kapıldığını söylüyor.
Boston Üniversitesi'nde immünoloji konusunda doktora yapmış bir isim olan Drew Weissman ile deney yapmaya devam ettikleri sırada, mRNA'nın 'Aşil tendonu'nu yani zayıf noktasını tespit etmeyi başardılar. Karikó'nun fikrinde vücuda sentetik mRNA verildiğinde, vücut bunu yabancı bir madde olarak algılayıp doğrudan buna savaş açıyordu. Weissman ile yaptıkları deneyde ise bu sorunu aşmanın yolunu buldular. Buldukları çözüm, bütün bağışıklık sistemini alarma geçirmeden, doğrudan hedefe yönelen hibrit bir yöntemdi.
https://i.gazeteduvar.com.tr/storage/files/images/2021/07/17/kariko-foto-ZP05.jpg
Karikó ve Weissman'in bulduğu çözüm 2005'te akademik makalelerde yer almaya başladı. Makaleler başlangıçta çok dikkat çekmedi. Sadece iki firma mRNA'ya yatırım yapmaya ilgi gösterdi: Moderna ile Pfizer'in ortaklık yaptığı BioNTech.
Toronto kökenli Derrick Rossi, Stanford'da doktora sonrası çalışması yaptığı sırada 2005 yılındaki makalesini gördü. Rossi, Karikó ve Weissman'in birlikte geliştirdiği bu teknolojinin kimya alanında Nobel'i hak ettiğini söylüyor. Ancak Rossi'nin aklında bu teknolojiyle aşı geliştirmek yoktu. 2007'de Harvard'da doçent olarak kendi laboratuvarının başına geçtiğinde, mRNA fikrini kök hücre teknolojisine doğru ilerletmeye çalıştı. Ancak ölü embriyolardan elde edilen kök hücrelerin bu şekilde elde edilme biçimi büyük bir etik tartışma çıkardı. Yine de Rossi'nin fikri bir anda ticari hale geldi. En az 400 tane ilaç firması bu buluşunun peşine düştü. Şu sıra Rossi'nin ofisinde aldığı 250 ödülü bulunuyor. Moderna'nın kurucularından biri olan Rossi, Karikó ve Weissman'in birlikte geliştirdiği mRNA teknolojisinin patentini, aslında üniversiteden yok pahasına satın almıştı.
ŞAHİN VE TÜRECİ'NİN AMACI KANSER TEDAVİSİYDİ
Uğur Şahin ve Özlem Türeci çifti ise mRNA teknolojisine kanser tedavisi üretmek için yatırım yapmıştı çünkü uzmanlık alanları immünoterapiydi. Şahin ve Türeci'nin kurduğu BioNTech, Karikó ve Weissman'in birlikte geliştirdiği mRNA teknolojisinin patentini alan ikinci firmaydı. 2013'te Katalin Karikó'ya BioNTech'te başkan yardımcısı unvanı vererek bu teknolojiyi geliştirmeye birlikte devam ettiler. Şahin ve Türeci'nin başarısında, mRNA fikrini bulan Katalin Karikó'ya vefa göstermelerinin etkili olduğunu söylemek mümkün görünüyor.
Özetle çalışmaları akademik ortamda uzun süre reddedilen, Macar bir kadın bilim insanının 1990'larda ürettiği fikri, Moderna tarafından kök hücre araştırmalarında, BioNTech tarafındansa bağışıklık geliştirme amacıyla yıllardır geliştiriliyor.
Uğur Şahin, ilk 5 yılda özellikle akademik makale yayınlamadıklarını belirtiyor. Moderna ise bu süreçte 150'ye yakın makale üretilmesini sağladı. Geçen yılın Ekim ayında Faz 3 sonuçlarını duyurduklarında BioNTech'in piyasa değeri 3,4 milyar dolara çıktı.
Korona virüsüne uygun türden mRNA aşısının geliştirilmesinin üzerinden neredeyse bir yıl geçti. mRNA aşısını üretebilecek teknoloji elbette henüz her ülkede yok. Dünyada ilk kez, bir enfeksiyon için ve bu kadar geniş bir nüfusta mRNA tekniği ile geliştirilen bir aşı kullanılıyor.
mRNA aşılarına dair bir tedirginliğiniz varsa bu teknolojinin 30 senelik bir fikir olduğunu ve yıllardır geliştirilmekte olduğunu ısrarla belirtmemiz gerekiyor. Hatta bu teknolojiyle kanseri tümüyle yok etmek bile mümkün görünüyor… Tabii dünyadaki tüm bilim insanları tüm bilgileri birbirleriyle paylaşırsa.
Umarım Özlem Yurtçu Karabulut ya da başka bir gazeteci Katalin Karikó ile bir gün röportaj yapar ve hikayesini kendisinden de dinleriz.
Katalin Karikó hakkında:
https://www.statnews.com/2020/11/10/the-story-of-mrna-how-a-once-dismissed-idea-became-a-leading-technology-in-the-covid-vaccine-race/
Katalin Karikó'nun The Guardian'da Kasım 2020'de yayınlanan röportajı:
https://www.theguardian.com/science/2020/nov/21/covid-vaccine-technology-pioneer-i-never-doubted-it-would-work
https://en.wikipedia.org/wiki/%20Katalin_Karik%C3%B3
"ictenlik"
19-07-2021, 14:34
gazeteduvar.com.tr (https://www.gazeteduvar.com.tr/katalin-kariko-30-yillik-mrnanin-gercek-mucidi-haber-1528883)
https://twitter.com/RWMaloneMD/status/1415705974850080780
I reached out to Dr. Kariko and she did not dispute that you invented the mRNA vaccine and also noted that she has cited your research.
https://twitter.com/RWMaloneMD/status/1414738765902499841
Şüpheci Dinsiz
19-07-2021, 18:17
Sevgili "içtenlik",
Robert W Malone hakkında İngilizce wikipedia'da kayıt bulamadım, muhtemelen kaldırılmış. Almanca ve İspanyolca wiki sayfalarda var ancak ben bu dilleri bilmiyorum. İngilizce sayfalardan muhtemelen sahtecilik sebebiyle kaldırılmış, bunu açıklayan linki aşağıda vereceğim ve linkin içeriğini özet geçeceğim.
https://respectfulinsolence.com/2021/07/13/is-mrna-vaccine-inventor-robert-malone-being-erased-for-his-claims-about-covid-19/
Linkin anlattığı özetle şu:
Bu Robert kişisi, DarkHorse adlı bir podcast(ses kaydı) sitesine röportaj vermiş. Bu röportaj kısa süre sonra silinmiş. Bu silinme "mRNA teknolojisinin gerçek mucidini sansürlüyorlar, tarihden silmeye çalışıyorlar" şeklinde bir propagandaya dönüştürülmüş. Propagandaya göre bazı wiki sayfalarından da bu Robert kişisinin adı siliniyormuş.
Verdiğim linkin yazarı, aynı zamanda bir wikipedia yazarı. "Bazı wiki yazarlarının belirli bir tarihden (2021 Haziran) başlayarak mRNA sayfalarında değişiklikler yaptıkları, Robert kişisinin adını ekledikleri ortaya çıktı. Bu sayfalar eski "uzun zamandır duran" hallerine getirildi. Bu değişikliklerin tarihçesi wiki loglarında duruyor" diyor. Linkini verdiğim sayfada logların linkleri var.
İş bununla da kalmamış. Wiki'de Katalin Kariko'nun sayfasına da adının geçtiği yerlere de müdahale ederek "mRNA'nın gerçek mucidi bu değil ki, burayı düzeltin, resmini kaldırın" gibi olumsuz ve Katalin Kariko'yu itibarsızlaştıran şerhler düşmüşler.
Bir wiki sayfasında yapılan değişikliğe örnek vermiş. Soldaki orijinal sayfa, sağdaki Robert kişisinin güzellemeleri eklendikten sonraki sayfa. Wiki yazarı, Robert kişisi güzellenirken "efsanevi, en iyi, harika, beğenilen, ikonik, vizyoner, olağanüstü, önde gelen, ünlü, popüler, ödüllü, dönüm noktası, son teknoloji, yenilikçi, devrimci, olağanüstü, parlak, hit, dikkat çekici, prestijli, birinci sınıf ve daha fazlası" gibi sıfatların bol kullanıldığını, bunun wiki dilinde "kabarık-süslü-tavuskuşu", yani sıfatlarla köpürtülen kof başlıklar için kullanılan bir tabir olduğunu söylüyor.
https://i2.wp.com/respectfulinsolence.com/wp-content/uploads/2021/07/Maloneedits1.png?resize=768%2C432&ssl=1
Bu Robert kişisi aşı karşıtlarının "peacock"u (tavuskuşu) anladığım kadarıyla. Bu wiki sahteciliği işi belki de Robert kişisinin isteği dışında aşı karşıtı komplocuların yaptığı bir iştir. Eğer bu Robert kişisi bunları bile bile bu yönde tweetlerine devam ediyorsa birlikte (komplo organizasyonu olarak) çalışıyorlardır.
Verdiğim linkte resimden sonrasını okumaya gerek görmedim.
Anladığım şu; Bu Robert kişisi, veya tüm komplocu organizasyon bilinçli olarak bilgi kirliliği üretiyorlar. Bana göre cahillerin de ahmakların da yaşamaya hakları vardır, aşısızlık sebebiyle ölen her cahilin-ahmağın kanı bu komplocuların elindedir.
İnsanlık bu çıkmazı nasıl aşacak, bilmiyorum.
Örneğin siz, bu peşinden koştuğunuz kaçıncı komplo-hurafe?
Şüpheci Dinsiz
23-07-2021, 01:03
Aşı karşıtlığına ve komplolarına dair bir yazı dizisi
Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 1: Aşılar, Bulaşıcı Hastalıklar ve Bağışıklık Sistemimiz
11 EKİM 2011
https://yalansavar.org/2011/10/11/asilar-ve-komplo-teorileri-bolum-1-asilar-bulasici-hastaliklar-ve-bagisiklik-sistemimiz/
Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 2: Dr. Andrew Wakefield ve Aşı Karşıtı Hareket
17 KASIM 2011
https://yalansavar.org/2011/11/17/asilar-ve-komplo-teorileri-bolum-2-dr-andrew-wakefield-ve-asi-karsiti-hareket/
Aşılar ve Komplo Teorileri – Bölüm 3: Aşı Karşıtı İddialar ve Yanıtları.
19 OCAK 2012
https://yalansavar.org/2012/01/19/asilar-ve-komplo-teorileri-bolum-3-asi-karsiti-iddialar-ve-yanitlari/
--/--
Sık Rastlanan Aşı Karşıtı İddialar -1: Aşıların lüzum ve etkinliği
04 ŞUBAT 2019
https://yalansavar.org/2019/02/04/sik-rastlanan-asi-karsiti-iddialar-1-asilarin-luzum-ve-etkinligi/
Sık Rastlanan Aşı Karşıtı İddialar -2: Aşıların içeriği ve hazırlanma süreçleri
28 ŞUBAT 2019
https://yalansavar.org/2019/02/28/sik-rastlanan-asi-karsiti-iddialar-2-asilarin-icerigi-ve-hazirlanma-surecleri/
Sık Rastlanan Aşı Karşıtı İddialar-3: Aşıların yan etkileri ile ilgili endişeler ve komplo teorileri
18 MAYIS 2019
https://yalansavar.org/2019/05/18/sik-rastlanan-asi-karsiti-iddialar-3-asilarin-yan-etkileri-ile-ilgili-endiseler-ve-komplo-teorileri/
--/--
Podcast 28: COVID ve Aşılar-1
16 OCAK 2021
https://yalansavar.org/2021/01/16/podcast-28-covid-ve-asilar-1/
Podcast 29: COVID ve Aşılar -2
25 OCAK 2021
https://yalansavar.org/2021/01/25/podcast-29-covid-ve-asilar-2/
Şüpheci Dinsiz
26-07-2021, 00:16
Twitter'dan okuyun.
https://twitter.com/yazilama/status/1419396900730589185
Şüpheci Dinsiz
28-07-2021, 17:59
https://twitter.com/teyitorg/status/1420300431784357894
Yıldıztozu
02-08-2021, 11:26
covid aşıları 9 kişiyi daha dolar milyarderi yaptı.
https://tr.euronews.com/2021/05/20/covid-19-as-lar-en-az-9-kisiyi-daha-dolar-milyarderi-yapt-ugur-sahin-de-yeni-zenginler-kul
kapitalizme olan hayranlığım her geçen gün artıyor.
para motivasyonu olmasaydı bu aşılar üretilemezdi.
bedavaya aşı yaparak insanlığın hizmetine sunabilen var mı? yok tabi ki.
kapitalist ilerlemeler sayesinde insan ömrü son 100 yılda düzenli olarak uzadı.
ilaç endüstrisi gelişti.
kapitalizm olmasaydı muhtemelen çoğumuz 30'lu yaşlarında önemsiz hastalıklardan ölüyor olurduk.
kapitalist ilerlemeler sayesinde insan ömrü son 100 yılda düzenli olarak uzadı.
ilaç endüstrisi gelişti.
kapitalizm olmasaydı muhtemelen çoğumuz 30'lu yaşlarında önemsiz hastalıklardan ölüyor olurduk.
Resmin bir kısmına bakıp hayranlık duymak hiç akıllı işi bir davranış olmasa gerek!.
Sen hiç doğru dürüst belgesel izlmemişsin sanırım. O ilaçlara olan ihtiyaç senin sağlığını bozan sana dayatılan sağlıksız gıda v.b. zorunlu tüketimin de aynı zamanda bir sonucudur.
En basitinden tavuları vaktinden çok ama çok önce büyütmek için yapılan işkence hakkında bilgilenebilirsin. Vaktinden önce büyüyen civcivin bedenini taşıyamayan ayakları kırılyor mesela. Bilmem anlatabildim mi? Sonra sözde ucuz hormonlu organik olmayan sağlıksız besinleri tüketip erken yaşta diyabet dahil bir çok hastalık sahibi oluyorsun..
Yıldıztozu
02-08-2021, 12:31
senin sağlığını bozan sana dayatılan sağlıksız gıda
dayatılan değil de seçenek olarak sunulan diyelim -ki bu da özgürlüğü artırır-
Vaktinden önce büyüyen civcivin bedenini taşıyamayan ayakları kırılyor mesela.
doğru ama bunun gerekçesi nüfus patlaması.
milyarlarca aç insanı doyurmaya çalışıyor sistem.
dayatılan değil de seçenek olarak sunulan diyelim -ki bu da özgürlüğü artırır-
Dediğim gibi bütün pencerelerden bakamıyorsun. Sonuç penceresi hangisi onuda bilmiyorsun.
Seçenek meçenek yok. Kapitalizm tekeli, köleliği sana dayar. Özgürlüğe piramitin depesindekiler ancak erişebilir. Sen gibileride; sopanın ucunda havuçla köle ederler.
doğru ama bunun gerekçesi nüfus patlaması.
milyarlarca aç insanı doyurmaya çalışıyor sistem.
Bunu nerenden uydurdun? Kapitalist düzende; paran yoksa sana kimse çiklet bile vermez.
Zeitgeist izlemekle başlayabilirsin. Gerçekten bilgi sahibi olma(gerçek kapitalizm nedir) niyetin varsa tabii!.
hyA0JtBOL1g
Ne tam kapitalist, ne tam kominist sistem insanın gereksinimlerini karşılar. İkisinin ortası bir sistem olmalıdır. Yerine göre eşitlik, yerine göre ayrıcalıklar olmalıdır. V.s. v.s.
Yıldıztozu
03-08-2021, 15:46
Dediğim gibi bütün pencerelerden bakamıyorsun
bu bir argüman değil.
ben de sana aynı şeyi söyleyebilirim ''göremiyorsun, özgürlüğün ne olduğunu bilmiyorsun'' vs.
ee böyle nereye varıcaz.
Kapitalizm tekeli, köleliği sana dayar.
Hayır, kapitalizm insanlık tarihinin en özgürlükçü sistemidir.
Hatta özgürlük sadece kapitalizm ve benzeri sistemlerde mümkündür.
Çünkü özgürlüğün var olabilmesi için köleliğin var olması gerekir. Bunu anlayabilmen önemli.
Bunu nerenden uydurdun? Kapitalist düzende; paran yoksa sana kimse çiklet bile vermez.
Ne uydurması kardeşim. Milyarlarca nüfusu ben mi uyduruyorum, kör müsün?
O kadar insana tavuk-et üretebilmek için mecburen fabrikada hormon vs kullanılması gerekiyor.
Ne uydurması kardeşim. Milyarlarca nüfusu ben mi uyduruyorum, kör müsün?
O kadar insana tavuk-et üretebilmek için mecburen fabrikada hormon vs kullanılması gerekiyor. Doğa ve iklim dostu gıda dünyayı besler
Organik üretimin, dünyada hızla artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayamayacağını iddia eden konvansiyonel tarım savunucularının aksine, bilimsel araştırmalar organik tarımın dünyayı besleyebileceğini ispatlıyor Doğa ve iklim dostu gıda dünyayı besler (birgun.net) (https://www.birgun.net/haber/doga-ve-iklim-dostu-gida-dunyayi-besler-207805)
bla, bla,bla
Sen bırak et gibi dünya nüfusunun %50 den fazlasını fakir olup da ulaşamadığı "lüks" gıdayı. Onun fazlasının olduğu zaten kesin!.
Tarımda bile karavana atıyor. Boşbeleş trollük yapıyorsun...
Bu bahsedipde bizim göremediğimiz özgürlük ABD' de mi? Yoksa Türkiye gibi nüfusunun %40 dan fazlasını asgari ücretli olduğu ülkemi özgür?
Ülkede yoksulluk sınırı 12 bin TL olmuş. Sen ne özgürlüğünden bahsediyorsun.
https://www.sozcu.com.tr/2021/ekonomi/yoksulluk-siniri-11-bin-863-liraya-yukseldi-6450092/
Misal, kolu olmayan birisine kapitalist teknoloji şirketi kol üretmiş olsun. Bu kola erişemedikten sonra o kol o kişiye nasıl bir fayda/özgürlük sağlamış oluyor?
Adam iki ömür hayat sürse Türkiye' de o kola erişemiyecek!
İş bulacakta, yediğinden içtiğinden artıracakta maaşının 50-200 katı olan 5-10 sene ömürlü o teknolojik yapaykol ihtiyacına ulaşacak. Ölme eşeğim ölme. Bu nasıl özgürlükmüş?
Yıldıztozu
03-08-2021, 18:01
Bu nasıl özgürlükmüş?
Özgürlük için illa çok zengin olmak gerekmiyor. Sadece milyarderler özgürdür geri kalanlar köledir düşünceniz yanlış.
Mesela şu an dondurma yiyorum ve piyasada satın alabileceğim onlarca çeşit dondurma mevcut. İşte özgürlük budur. Çok sayıda seçeneğin bulunması özgürlüktür.
Şu an yediğim isviçre markası olan mövenpick adlı dondurmayı bana kapitalist sistem sunuyor. Kapitalizm olmasaydı bu dondurma ya üretilmemiş olurdu ya da üretilse bile bana ulaşmamış olurdu.
Dünya kaynakları bütün insanların eşit faydalanması için vardır. Birileri açlıktan, suzusluktan, hastalıktan ölüyorken. Cola üzerinden kapitalizm güzellemesi yapabilmek akıllara ziyan hastalıklı bir düşüncenin ürünüdür.
Zeitgeist orada. Aç izle...
Şüpheci Dinsiz
22-08-2021, 11:27
https://mobile.twitter.com/adilmedya/status/1429322795088064514
Şüpheci Dinsiz
17-09-2021, 14:12
https://twitter.com/virusfantom/status/1437871308478447616
Ahlaksız
28-09-2021, 18:53
36 yaşında zayıf bir erkek, aşı olmuş ve sonrasında kalp krizi geçirip ölmüş. Komşularımdan birisinin akrabası.
Çin aşısı mı, Alman aşısı mı olduğunu bilmiyorum.
36 yaşında zayıf bir erkek, aşı olmuş ve sonrasında kalp krizi geçirip ölmüş. Komşularımdan birisinin akrabası.
Çin aşısı mı, Alman aşısı mı olduğunu bilmiyorum.
Ee sonra?
100 küsür milyon aşıda 1 mi yani?
"ictenlik"
04-10-2021, 23:58
Ee sonra?
100 küsür milyon aşıda 1 mi yani?
12-15 yaş grubuna COVID-19 ürünlerinin halka arzından sonraki 8 hafta içinde, aşı gönüllülerinde bu yaş grubu için arka plan miyokardit oranlarına göre beklenen miyokardit vakalarının 19 katını bulduk.
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0146280621002267?via%3Dihub
Ayrıca 15 yaşındaki erkeklerde 1. doz yerine 2. dozdan sonra miyokardit oranında 5 kat artış gözlenmiştir. Tüm vakaların toplam %67'si BNT162b2 ile meydana geldi. Toplam miyokardit AE raporlarından 6 kişi öldü (%1.1) ve bunlardan 2'si 20 yaşın altındaydı - 1'i 13'tü. Bu bulgular, COVID-19 enjekte edilebilir ürün kullanımının ardından diğerlerine göre belirgin şekilde daha yüksek bir miyokardit riskine işaret ediyor. bilinen aşılar ve bu, miyokardit için bilinen arka plan oranlarının çok üzerindedir.
https://ars.els-cdn.com/content/image/1-s2.0-S0146280621002267-gr2.jpg
Şekil 2 . 1 Ocak ile 9 Temmuz 2021 arasında rapor edilen miyokardit vakalarının sayısını gösteren çubuk grafiği.
Gençlerde miyokardit insidans oranları
9 Temmuz olarak th , 2021, 559 miyokardit AO toplam (bütün AO 0.14%) rapor edilmiştir. Raporların cinsiyet sınıflandırmasının %80'i erkekti. Genel olarak, tüm VAERS raporlarının %71'i kadınlar tarafından yapılır, bu nedenle bu istatistik özellikle önemlidir. Miyokardit raporlarındaki artış, 12-15 yaş arası çocuklarda COVID-19 enjeksiyonlarının kullanıma sunulmasıyla örtüşmektedir, bu nedenle artan miyokardit vakalarının aslında bu yaştaki çocuklarda meydana geldiğini varsaydık. Figür 3miyokardit vakalarının on yıllara göre gruplandırılmış yaşa göre dağılımını gösterir. Tüm miyokardit raporlarının %41'i 10-20 yaş arası çocuklar için ve tüm miyokardit raporlarının %72'si 10-30 yaş arası genç yetişkinler için yapılmıştır. Dağılım genç yaş gruplarına doğru sağa çarpıktır ve bu istatistiksel olarak anlamlıdır (I=1.61). Bu, hipotezimizi desteklemek için güçlü kanıtlar sağlar.
https://ars.els-cdn.com/content/image/1-s2.0-S0146280621002267-gr3.jpg
Şekil 3 . Yaş grubuna göre bildirilen VAERS miyokardit vakalarının sayısını gösteren histogram.
18 Mayıs itibariyle inci , 2021, 12-15 yaş arası 600.000 çocuk COVID-19 ürünleri ile enjekte edilmişti 3 . [ 14 ] CDC 12-15 yaş 3.430.741 çocuk 7 Haziran olarak COVID-19 ürünlerinin en az bir doz almış olduğu tahmin th , 2021 4 miyokardit etkilenen yılda 1 100,000 çocuk yana 5 , o zaman, istatistiksel biz Haziran 7 kullanan vakaların beklenen sayısını hesaplamak eğer miyokardit vakalar ~ 5 beklenebilir inci CDC numunesi. Bugüne kadar (ve dahil 2 Temmuz yukarı nd, 2021), 12-15 yaş arası 97 çocuk, tüm miyokardit raporlarının %17.4'ünü temsil eden VAERS'a rapor göndermiştir - ve bunlar yalnızca bizim bildiğimiz vakalardır. Böylece, 12-15 yaş grubuna 8 haftalık yayılımın ardından, bu örneklemde beklenen vaka sayısının ∼19 katıyız. Bu nedenle, VAERS tarafından bildirilen vakaların sayısı, bugüne kadar tipik olarak beklenenden çok daha fazladır. 559 miyokardit VAERS raporundan 6'sının (%1.1) öldüğünü ve bu ölümlerin %33'ünün 20 yaşın altındaki bireylerde olduğunu belirtmek önemlidir: 1 kişi 13 ve biri 19 yaşındaydı.
Veriler, genç erkeklere doğru istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde sağa çarpık
12-15 yaş arası çocuklarda miyokardit vakalarının çok yüksek oranlarına ek olarak, bu oranlar erkeklerde çok daha sık görülmektedir. Şekil 4 , miyokardit vakalarının erkeklerde ve kadınlarda yaşa göre dağılımını göstermektedir. Dağılım genç yaş gruplarına doğru sağa çarpıktır ve bu istatistiksel olarak anlamlıdır (I=1.28) ve erkekler tüm vakaların %80'ini temsil etmektedir. En sık görülen olaylar 15 yaşındaki erkek (N= 44) ve 18 yaşındaki kız (N= 6) idi.
https://ars.els-cdn.com/content/image/1-s2.0-S0146280621002267-gr4.jpg
Şekil 4 . Yaş ve cinsiyete göre COVID-19 ürünleri enjeksiyonunun ardından VAERS'ta bildirilen Miyokardit vakalarını gösteren histogram.
2. dozu takiben akut miyokardit
VAERS sistemindeki miyokardit raporlarının prevalansı, yaşa göre karşılaştırıldığında doz 2 bağlamında çok daha yüksektir (t-testi: p-değeri = 0,00092) ve daha yüksek oranda BNT162b2 ile ilişkilidir (tüm doz 2 raporlarının %74'ü BNT162b2 bağlamında.Ayrıca yaşa göre karşılaştırıldığında erkeklerde çok daha yüksektir (t-testi: p-değeri = 0.000009).Doz 2 genellikle, bireyin 1. dozda herhangi bir majör komplikasyon olmadan hayatta kaldığı varsayılarak ilk dozdan 3 hafta sonra uygulanır. mRNA 1273, 28 günlük aralığını muhafaza ederken, ölüm. BNT162b2 doz 1 ve 2 arasında bir 21 günlük aralığını korur. 6 Şekil 5, 15 yaşındaki erkeklerde doz 2 6X frekansın miyokardit raporlar pik ortaya koymaktadır. Ayrıca, yaş ne olursa olsun, miyokardit vakalarının 2. dozdan sonra daha sık rapor edildiğini ortaya koymaktadır.
vs vs
Şimdi sen onu bunu bırakta bana sorular sordun sence bunu mesela facebook hesabımdan yayınlayabilir miydim?
.
Hesabımın silinme gözetim ve cezalandırma yoruma kapatılma incelenme didik didik edilme riski olmadan
.
Sence buna ne zaman uyduruk bir bağımsız teyitçi teyit/yanlış yazacak? ve bunun yayım yapılmasını yasaklayacak/sansürleyecek.
Yani o öyle değil de böyle, yok şunu varsaydılar bunu bilmem ne yaptılar vıdı vıdı ama öyle ya da böyle yayında ki makale
Hesabımın silinme gözetim ve cezalandırma yoruma kapatılma incelenme didik didik edilme riski olmadan .
(teyit.orgu'un tapu kadastro müdürlüğü bunu yapıyor tam işlevi bu şu an)
Ben böyle hesap kaybettim...
Diğer durumda da burada ya da orada yazarsan şu oluyor. Birileri çıkıp egoya yönelik duygusal trolleme sataşma çarpıtma vs başka şeyler oluyor... Bir tür engelleme baskı manipülasyonla yıldırma vb yle görülür görülmez tepkiyle mutlaka karşılaşıyorsun
Şimdi real odur ya da budur fareketmiyor
taraf olmaya gerek yok sorun yok ve değil neyse o
ama örtülmesi mübah tartışılması ve soruşturulması yasak ve denetli ve bu denetime birileri aracı olup çanak tutuyor
Bu nasıl dinsel bir karanlık vardıysa ona benzer bir şekilde bu ağzından çıkan tek laf bilim
Bak dostum olana çare arıyor insanlar. Elimizde tek silah var, o da aşı. Nüfusun %85' i aşı olmadan kısmen normale dönemeyiz. Artık bıkkınlık geldi. Maske maske, paranoya halinde yaşanmaz. Danimarka veya Norveç sanırım bu aşı oranını aştığı için bütün kısıtları kaldırdı. Çok boktan bir durumdayız. 6 ay, 1 senede bir de korunmak, riski azaltmak için aşı gerekirse insanların hali hepten duman. Diğer insanlar aşı olmadıktan sonra kaset başa saracak bu gidişle. İlerleme kaydedilmediği gibi risk artacak.
"ictenlik"
05-10-2021, 13:18
Elimizde tek silah var, o da aşı. Nüfusun %85' i aşı olmadan kısmen normale dönemeyiz. .
İsrail bildiğim (yanlıyor olabilirim) aşı oranının en yüksek olduğu ülke ve 3.doz'u dayatmakla meşgul. FDA bile 3.doza onay vermemişken bunun güvenliğini sorguluyorken geçen hafta İsrail Sağlık Bakanlığı facebook hesabından 3.dozun güvenli olduğunu duyurmuş. Bir yorum yağmuru ve halka açık oluş nedeniyle yorum temizlemekle meşguller diye duydum. FDA açıklamasından 3 gün önce İsrail Sağlık Bakanı 3.dozu almayan halkı parçası olmamalıdır demişti.
Nüfusun %85' i aşı olmadan kısmen normale dönemeyiz. Artık bıkkınlık geldi.
https://twitter.com/drozcanyucel/status/1444875444206149633
"Toplumun yüzde 60'ı aşılandığında salgın duracak"
Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal, Çin menşeli Covid-19 aşısının Faz 3 çalışmaları için 21 bin gönüllünün başvuruda bulunduğunu söyledi. Tedbirlerle beraber toplumun yüzde 60'ı aşılandığında salgın duracak" dedi.
https://www.ntv.com.tr/saglik/toplumun-yuzde-60i-asilandiginda-salgin-duracak,d_GYKOFFpEqNNcp2_dnZ-Q
Nüfusun %85' i aşı olmadan kısmen normale dönemeyiz.
şu çok açık ki eski normale geri dönemeyiz.
Klaus Schwab
https://tr.euronews.com/2020/11/17/dunya-ekonomik-forumu-baskan-klaus-schwab-covid-19-sonras-dunyada-eski-duzene-donmek-imkan
Nüfusun %85' i aşı olmadan kısmen normale dönemeyiz. .
Tekrar tekrar aşılanmadan, aşıların koruyuculuk iddiaları her defasında 3-6-9 ay olacak, pasaportlar yerleşecek ve diğer önlemler
Artık bıkkınlık geldi. Maske maske, paranoya halinde yaşanmaz. .
bunu baştan beri söylüyoruz. @prof_freedom (profesör özgürlük) diye bir twitter hesabı var bu paranoya görsellerini ve videolarını derleyip yayınlıyor. Tavsiye ederim..
Çok boktan bir durumdayız. 6 ay, 1 senede bir de korunmak, riski azaltmak için aşı gerekirse insanların hali hepten duman. Diğer insanlar aşı olmadıktan sonra kaset başa saracak bu gidişle. İlerleme kaydedilmediği gibi risk artacak.
Bildiğim kadarıyla cumhurbaşkanı ve devlet başkanınız BM zirvesi öncesi 'yeni küresel sistem' diye bir ifade kullandı..
İnsanlar ölüyor ve ölür; ölüm ya da hastalık karşısında ilerleme/zafer kaydedilmez çünkü doğan ölen hep eşit. Hastalıklar yokedilemez, evrilir, yenileri/başkaları icad edilir ya da gelişir.
Burada iki makale buldum...
https://jech.bmj.com/content/57/12/919
https://jech.bmj.com/content/57/12/917
İletişemeyeceğimiz açık.
Bunu size(aşı karşıtlarına, bugüne kadar aşı olmasına rağmen aşı olmamış, şehir yaşantısı sürenlere) elimde bir güç-otorite olsa deneyle anlatırdım.
Nasıl yani? Çok basit hepinizi virüse maruz bırakırdım. Ortada sorun morun kalmazdı. Aşı olan, olmayan eşitlenirdi.
"ictenlik"
05-10-2021, 18:04
İletişemeyeceğimiz açık.
Her anlamda ya da şu aşama da
Bunu size(aşı karşıtlarına,.
Şimdi bize/bana aşı karşıtı deniyor ve aşı karşıtları denilen bir grupla kategorize ediliyoruz.
Bağımız var mı_? Her tür sosyolojik tabandan insan var
İkincisi biz kuduz kızamık çiçek aşısına karşı değildikte ve kendimiz tüm aşılarımız olurken ve çocuklarımıza tüm aşılarını yaptırırken aşı karşıtı değildik te? şimdi neden öyle olduk. Benim 2019 öncesi aşı karşıtlığım mı varmış?
Birincisi bu raydan/zeminden çıkmıyorsunuz. Bu çarpıtmayı ısrarla ortadan temizlemiyorsunuz
bugüne kadar aşı olmasına rağmen aşı olmamış, şehir yaşantısı sürenlere).
Ben onlardan değilim köy yaşantısı
Çok basit hepinizi virüse maruz bırakırdım. Ortada sorun morun kalmazdı. Aşı olan, olmayan eşitlenirdi.
Şimdi herkes virüse maruz kalmadı mı? Keşke senin gibi düşünenler olsaydı ve virüse maruz bıraksaydı şu an aşı olmamayı seçenlerin hepsi eyvallah derdi. Zaten denen o. Geçirdik atlattık antikorlar var ya da olabilir ya da doğal bağışıklık kazanalım vs virüs her sene değişiyor vs grip gibi her yıl yeniden hasta olacağız vs
zaten verilen eleştiri buna uygun, baştan beri yazılan o.. mesela insan gribe karşı zafer kazanamaz.. diyabete karşı da ancak beslenme düzenlenebilir yaşam koşulları düzenlenebilir vs vs
Aşı olan, olmayan eşitlenirdi.
Arkadaşım biraz bazen zorluyorsun ama yine de özünde iyi - dürüst vb biri olduğun izlenimine kapıldım. Benim gibiler yazsın bırakta. Ne kaybederiz_?
Yani diğerlerini temsil etmez ve genelleştirilemez ama ben bu süreci insan biyoteknoloji işbirliğinin gelişimi ve bunun bir evresi vb olarak olarak görüyorum. Bunun gelecekte hem tıbbı, hem teknolojiyi vs temsil edeceğini (yani biyoteknoloji resmileştiriliyor/meşrulaştırılıor) hem de muhtemelen geleceğin hem teknolojisi hem ilacı hem tıbbı vs olacağını vs düşünüyorum. Bunu meşrulaştırma ya da piyasaya sürme aracı olarak bir salgını buldular kullanıldı neyse ney.
Aşı almayan ya da aşıyı eleştiren biri olarak örneğin benim facebook gruplarında verdiğim eleştirinin bir yönü de şu. Dışa bağımlı olmama. Süreci iyi okuma çözme tahlil etme. Ben her ne kadar istemesem de bu olacaksa ve tekno evrimin insanlığın evriminin bir gereği ve sonucuysa dışa bağımlı olmaksızın bir kere ülke bunun teknolojik vs altyapısını kurmayı konuşmalı tartışmalı aşı savaşı değil
Şimdi ben bunları yazıp ya da özgürce ifade edip varsın 2 ila 20 sene sene içinde yanılayım! Değil mi?_
Zaman beni yanıltırsa benim geçmişte yanlış şeyler yazmış olmamdan başka burada bir kayıp yok ve eğer öyle olursa ben ona dair özeleştiri verebilirim.
Son olarak toplum arasında Huxley in Cesur Yeni Dünyası ve Vahşi Bölgesi gibi bir uzlaşma/bölünme sağlanmazsa herkesin cesur yeni dünyalı olacağını düşünüyorum aşıdan kaçamayacağım bir yer olacağını ve muhtemelen toplumun almaya zorlayacağını.. Şu an biz el de hazır yarı buçukta olsa özgürlükler varken böyle son kez keyfini çıkarıyoruz gibi...
"ictenlik"
05-10-2021, 18:36
İletişemeyeceğimiz açık.
Bunu size(aşı karşıtlarına, bugüne kadar aşı olmasına rağmen aşı olmamış, şehir yaşantısı sürenlere) elimde bir güç-otorite olsa deneyle anlatırdım.
Nasıl yani? Çok basit hepinizi virüse maruz bırakırdım. Ortada sorun morun kalmazdı. Aşı olan, olmayan eşitlenirdi.
Geçmişte de sordum. Bu iki gönderiden birinde ben hangi aşıları ne kadar doz olursam sertifikasyondan kurtulurum ve özgürlüklerimi geri alırım. Kesin ve kalıcı?
Bana kalıcı özgürlük sertifikasını uluslarası dolaşımı ya da ulusal serbestiyi sağlayan dozlama aşı nedir? Kalıcı özgürlük?
Ben salgın Çin de başladığından itibaren kendi açtığım bir grup bir sağlık grubu bir de başka grupta yorumlar yazdım. Binlerce. Facebook ta...
Binlerce kişi şahit. Hesabımı teyit.org sildi.
Yazdığım her yorum yıllar içinde yanılabilirdi ve ben bunlar referanslaranarak gelecekte yanlış bilgi yayan yorum yapan bir komplocu tutulabilirdim yüzüm kızarabilirdi. Bugün bile ben 3 sene 5 sene sonra yanılırsam ya yüzüm kızarır buraya girermem ya da gelip bir özleştiri yazmam gerkir.
Bastırma susturma girişimi ve sansür var.
Ben 2019 da bugünleri 2020- ve 21 de yarınları yazdım yorumladım daha hiçbiri sapmadı yanılmadı
teyit.org amcanız silmese ben daha aşı maşı yokken 2019 da neler yazdığımı referanslayabiliyordum.
Hala şu an twitter duvarımda onlarca gönderi alabilirim.
Şu an anlık örnek.. Bu benim twitter akışım
Bir zamanlar bildiğimiz gibi özgürlük bitti.
https://twitter.com/DrPuerner/status/1445133558692069386
Eğer bir veri sorgulanabiliyorsa, sorgulamaya açıksa bilimdir. Tersi ise propaganda
https://twitter.com/JeckovKanani/status/1445023745937186820
Aşının sahte oluşu o kadar açık ki herkes onu kabul etmeye zorlanmalıdır.
https://twitter.com/denisrancourt/status/1445186622291578881
İnsanlar izole edildikten sonra yeni düşünce ve davranış kalıplarına daha kolay koşullanır.
https://twitter.com/DrMcFillin_PsyD/status/1445103174877122561
Aşı dayatmasi yüzünden isimden ayrıldım diyorum adam diyor sırtın sağlam o zaman he sağlam Rabbime dayadım sırtımı oldu mu embesil?
https://twitter.com/Rumizm1/status/1444777954291109889
İnsansı robotlla yaşamaya hazır mısınız?
https://twitter.com/krasivaya34/status/1444737085672501249
Adana Otogarında son durum:
https://twitter.com/mimozdemiryemre/status/1444814132608446472
22 yaşındaki oğlumun baskıya yenik düşen arkadaşı aşı oldu #pfizer 3 ay önce. Artık adet görmüyor. Bu arkadaşlardan üçü aynı durumda.
https://twitter.com/entrefilets/status/1445090506913026062
Harvard Epidemiyoloğu, LinkedIn Tarafından Sansürlendi
https://twitter.com/jeffreyatucker/status/1445091342791680011
Kızım ve ben dün bir NFL maçına gittik. Kapatılmış alan. 64.000 maskesiz.
Bugün kızım okulda. Maskeli.
https://twitter.com/ClownBasket/status/1445017091837464576
Sadece mrna aşılarının sorgulanamaz/tartışılamaz olduğunun farkında mısın?
Pfizer, Covid-19 aşısını test etmek için yetim bebekler üzerinde deney yapmakla suçlanıyor..
Romanya'da aşı olmayanlar için hafta sonu sokağa çıkma yasağı getirildi.
Dün Danimarkalı sağlık çalışanlarına, aşı kaynaklı sorun yaşayan hastalar hakkında haber yapmamaları ve yetkililere haber vermemeleri talimatı verildi.
Avustralya / Polisler tarafından resmen İnsanlar avlanıyor.
Finlandiya, çiftliklerde ki vizonları COVID-19'a karşı aşılamaya başlayacak
https://twitter.com/ryam81
Çocuklar maskeli ama gözetmenler maskesiz. Burada en ilginci de şu. Sosyal deney gibi. Maç izleyen insanları kafesle izole etmişler gol olduğunda izolasyonu kırıp sarılıyorlar.
https://twitter.com/prof_freedom/status/1405273171205316615
yerel puro dükkanım bana Pazartesi gününden itibaren aşı kanıtı olmadan içeri giremeyeceğimi söyleyen bir e-posta gönderdi.
https://twitter.com/pwafork/status/1445239999054573577
"Çifte aşılıydı ve altta yatan bir sağlık sorunu yoktu."
https://twitter.com/Cernovich/status/1445155293768257550
Cenk Uygur, aşısızların insanları öldürme özgürlüğü istediğini ya da nasıl ifade ettiyse öyle bir şey istediğini düşünüyor. Sanırım onlarla savaşa gitmek istiyor. Aşısızların koruma kamplarında olmasını çok isterdi, sanırım.
Alt yorum: O sadece havlayan bir köpek, çitlerle çevrili bahçesinin arkasında kendini cesur hissediyor.
https://twitter.com/Cherri74887119/status/1445360775527272449
Kitleler, damarlarına enjekte edilen bilinmeyen kimyasalların bir karışımını yaşıyorlar, çünkü doğrudan deneyimler gerektiğini ortaya koyuyorlar, ancak sözde "uzmanlar" ve "otorite figürleri" yapmaları gerektiğini söylüyorlar. Distopyanın tanımı budur.
https://twitter.com/GarretKramer/status/1445416553781022726
Yani benim bütün gün duvarım bunlarla dolup taşıyor.
Buyur burdan bak.. İletişim budur:
Yakın bir dönemde iki doz BioNTech aşısı olan kişilere 6 aydan sonra yapılacak hatırlatma dozu olarak Turkovac'ı uygulayacağımız bir çalışma başlatılacak." dedi.
Prof. Dr. Ateş Kara duyurdu! 2 doz BioNTech olanlara 3. doz aşı için kritik araştırma - Son Dakika Haberler (mynet.com) (https://www.mynet.com/prof-dr-ates-kara-duyurdu-2-doz-biontech-olanlara-3-doz-asi-icin-kritik-arastirma-110106877810?utm_source=partner&utm_medium=gazetekeyfi)
Şimdi gel de "aşı karşıtlığına" hak verme!.:pound:
Avrupa vatandaşına 100 avro karşılığında aşı yapıyor madem.
Siz bu aşıyı bir avrupalıya üstüne 100 avro değil, 1000 avro verip yapabilinde görelim.
"ictenlik"
01-12-2021, 19:40
12-17 yaş ve ortalama yaş 15
Hong Kong Adolesanlarında Komirnaty Aşısının Ardından Akut Miyokardit/Perikardit Epidemiyolojisi
Asyalı erkek adolesanlarda Comirnaty (Pfizer) aşısının 2. dozunu takiben akut miyokardit/perikardit insidansı, aşılanan 100.000 kişide 37.32 (%95 GA 26.98-51.25) idi.
2.700'de 1
https://academic.oup.com/cid/advance-article-abstract/doi/10.1093/cid/ciab989/6445179?s=09
M. Ceyhan denen biri (ki sanırım düğmesine basınca çalışan bir robot felan olmalı) geçen varyant Omicron için genç ve çocukları işaret etti.
Yukarıdaki rakam yüksek görülebilir ancak bu erkek çocukları özelinde.
29 erkeğe karşı 4 kız da bu görülmüş. Bu tuhaf bir rakamdır. Neden erkekleri etkiliyor?
ve bu izleme aralığı 2,5 aydır. Bu değer yine de yaklaşık kabul edilmeli. ve bence yaş düştükçe risk artıyor olmalı, yani 12 yaşta 1000 de 1 ken 17 yaşta 10 bin de 1 bile olabilir, bilmiyoruz.
"ictenlik"
01-12-2021, 20:02
12-17 yaş ve ortalama yaş 15
M. Ceyhan denen biri (ki sanırım düğmesine basınca çalışan bir robot felan olmalı) geçen varyant Omicron için genç ve çocukları işaret etti.
Yukarıdaki rakam yüksek görülebilir ancak bu erkek çocukları özelinde.
29 erkeğe karşı 4 kız da bu görülmüş. Bu tuhaf bir rakamdır. Neden erkekleri etkiliyor?
ve bu izleme aralığı 2,5 aydır. Bu değer yine de yaklaşık kabul edilmeli. ve bence yaş düştükçe risk artıyor olmalı, yani 12 yaşta 1000 de 1 ken 17 yaşta 10 bin de 1 bile olabilir, bilmiyoruz.
Rakam doğruysa 15 yaş için her 13.500 erkek çocuktan birinin olası ölümü demektir.
Bu sizin biliminizdir. Hiç bir zaman çocuklar için Covidden böylesine bir ölüm ve sakatlık riski hesaplayamazsınız
Açık olalım, objektif veri.. Tamamen otoritelerine hizmet, biat ve itaat eden koyun sürüleri bunun -çocuklara dayatımını- savunabilir. Yukarıdaki dahil...
https://twitter.com/drozcanyucel/status/1465895238397054977