Orijinalini görmek için tıklayınız : Lider-Karl Marx (Anime)
Saint-Just
14-01-2021, 17:56
tK0DjV9cG5A
XKzsTFnqfOs
Om9U0bc5V5E
sFyJyrnT_iM
RCAa8o0n6Cs
JEC9CYXQYQ4
w2_xFyNpufM
Saint-Just
14-01-2021, 18:00
Çin'de yayınlanacak Karl Marx animesi tartışma konusu oldu: Gereğinden fazla yakışıklı
Çin'de Karl Marx'ın 200. yıl dönümü nedeniyle yayınlanacak biyografik anime şimdiden tartışma konusu oldu. Çinli internet kullanıcılarına göre Marx, 'Gereğinden fazla yakışıklı' tasvir edilmiş.
‘Marx, eşitliğe dayalı, sömürüden uzak bir dünyanın olabileceğini kanıtladı'
Marksizmin kurucusu, Alman düşünür Karl Marx'ın 200. doğum yılı dünya çapında düzenlenen çeşitli etkinliklerle anılıyor.
Çin'de ise, düzenlenen çok sayıda etkinliğin yanında, Marx'ın hayatının anlatıldığı bir de anime vizyona giriyor. Animede, eşi Jenny ile olan aşkından Friedrich Engels'le tanışmasına kadar, Marx'ın hayatı anlatılıyor.
Yakında vizyona gireceği söylenen animenin yayınlanan fragmanı ise şimdiden 300 binden fazla görüntülenme aldı. Fragmanda, Marx ve Engels tarafından hazırlanan 'Das Kapital' isimli eser de görülüyor.
'EFSANE HALİNE GELDİ'
Anime, Çinli ünlü animasyon şirketi 'Bilibili' tarafından hazırlandı. Bilibili tarafından yapılan açıklanmada, "Marx, hayatı boyunca oluşturduğu ideolojik sistemi dünya çapında uykuda olan işçi sınıfını uyandıran ve dünyanın tarihsel gelişimini derinen etkileyen, büyük bir insandı. O aynı zamanda, et ve kemikten oluşan sıradan bir insandı. Onun, Jenny ile yaşadığı aşk ve Engels'le olan arkadaşlığı sonunda efsane haline geldi" ifadeleri kullanıldı.
YAKIŞIKLILIK ELEŞTİRİSİ
Ancak bu anime, yayınlanmasının ardından bazı tartışmaları da beraberinde getirdi. Bazı Çinli kullanıcılar, hazırlanan animede Marx'ın 'gereğinden fazla yakışıklı' bir dış görünüşe sahip olmasını eleştirdi.
https://www.google.com/amp/s/tr.sputniknews.com/amp/asya/201812201036730783-cinde-yayinlanacak-marx-animesi-tartisiliyor/
Çin'de yayınlanan Karl Marx animesi, bir günde 2.6 milyondan fazla izlendi
Çin'de Karl Marx'ın hayatı ve düşüncelerinin anlatıldığı 'Lider' isimli animenin birinci bölümü yayınlandı. Marx'ın gençlik üzerindeki 'çekiciliğini' artırmak üzere hazırlandığı belirtilen anime, bir günde 2.6 milyondan fazla izlendi.
Çin'de yayınlanacak Karl Marx animesi tartışma konusu oldu: Gereğinden fazla yakışıklı
Marksizmin kurucusu, Alman düşünür Karl Marx'ın 200. doğum yılı dolayısıyla ülke ve dünya çapında çeşitli etkinliklere imza atan Çin Komünist Partisi ve anime şirketi 'Bilibili' ortaklığıyla hazırlanan 7 bölümlük bir Karl Marx biyografisi yayınlandı.
Karl Marx'ın hayatı, eşi Jenny ve ünlü düşünür Friedrich Engels ile olan ilişkisinin de yer aldığı anime, 1830 Almanya'sının Trier kentinde başlıyor.
İlk bölümü bir günde 2.6 milyondan fazla görüntülenme alan animenin ilk bölümünde, Marx'ın sonraları eşi olacak Jenny ile tanışma hikayesine yer veriliyor.
Çin'de Marksizm, okullarda okutulan bir ders olsa da, bu düşüncelerin gençlik içerisinde eğlence sektörüyle yayılmasının daha etkili olacağı düşünülüyor.
Şimdiden ilgi uyandıran bu anime ise, internet kullanıcıları tarafından daha önce Marx'ın 'gereğinden fazla yakışıklı gösteridiği' gerekçesiyle eleştirilmişti.
https://www.google.com/amp/s/tr.sputniknews.com/amp/asya/201901291037354002-cinde-yayinlanan-marks-animesi/
antkanser
14-01-2021, 21:47
bütün komünistler zaten çok yakışıklıdır. komünist oldukları için ama bunu anlayacak zekaya sahip olmaları gerekiyor tavuk beyinli insanların.
zavallılar, yakışıklığın yada güzelliğin göreceli olduğunu bile bilemeyecek kadar andacllar , üstelik bu yüzyılda.
acu-ınacak yaratıklar birde insan sınıfından sayılıyorlar ya..
:lol::lol::lol::clap2::clap2::clap2::fencing::fenc ing:
Kızıl liberaller de yakışıklımıdır
Sevgi antkanser
antkanser
14-01-2021, 22:25
Kızıl liberaller de yakışıklımıdır
Sevgi antkanser
kızıl sa yakışıklıdır sevgili khaos.:playball:
aradaki diğer kritiği kaçırdın yada başka bir yerden bana taktın ama açık etmiyorsun. taktığın eri söyle . seni severim belki haklısındırç senin yolundan ilerlerim kalan üç beş yıllık ömrümü.
antkanser
14-01-2021, 22:28
kızıl sa yakışıklıdır sevgili khaos.:playball:
aradaki diğer kritiği kaçırdın yada başka bir yerden bana taktın ama açık etmiyorsun. taktığın eri söyle . seni severim belki haklısındırç senin yolundan ilerlerim kalan üç beş yıllık ömrümü.
atladığın kısmıda yazayım. gerçi senin gibi bir zeka bunu es geçmiş olamaz ama dedim ya başka bir şeyden takmışsın. nerden se onu yaz. senin le çok yönlü aynı düşüncedeyiz.
altadığın yer
"yakışıklığın yada güzelliğin göreceli olduğunu bile bilemeyecek kadar andavallar "
Boşver gitsin
Ben de seni severim
Ama anarşizmin adı kızıl bile olsa liberaller ile yanyana yazılmasın
Yıldıztozu
15-01-2021, 20:31
.
Sen marksist bir yetkiliye benziyorsun. Konusu açılmışken merak ettiğim bir şey var cevaplamak istersen.
Komünizm insanlara çalışmadan rahat yaşayabilme fırsatı sunuyor mu?
Kapitalizmde bu fırsat var mesela. Birkaç tane evin ve bankada mevduatın varsa onlardan gelecek kira ve faiz gelirleriyle ömür boyu hiç çalışmadan rahat bir yaşam sürdürülebilir.
Merak ettiğim komünizm insanlığa böyle bir fırsat sunabiliyor mu?
Dolayısıyla şunu söylemek yanlış mıdır, kapitalizmde insanların %95'i geri kalan %5'i için çalışırken komünizmde insanların tamamı yine insanların tamamı için çalışır.
antkanser
15-01-2021, 23:20
Sen marksist bir yetkiliye benziyorsun. Konusu açılmışken merak ettiğim bir şey var cevaplamak istersen.
Komünizm insanlara çalışmadan rahat yaşayabilme fırsatı sunuyor mu?
Kapitalizmde bu fırsat var mesela. Birkaç tane evin ve bankada mevduatın varsa onlardan gelecek kira ve faiz gelirleriyle ömür boyu hiç çalışmadan rahat bir yaşam sürdürülebilir.
Merak ettiğim komünizm insanlığa böyle bir fırsat sunabiliyor mu?
Dolayısıyla şunu söylemek yanlış mıdır, kapitalizmde insanların %95'i geri kalan %5'i için çalışırken komünizmde insanların tamamı yine insanların tamamı için çalışır.
komünizm de senin gibi embesillerin bile yaşama hakkı var. hemde en akıllı insanlar kadar. komünizmde tembellik hakkında var ama . ben o toplumda olsam seni iki saniyede yok ederim .çünkü sen insanlığın virüsü olursun covid 19 senin yanında hafif derece grip kalır.
Saint-Just
16-01-2021, 14:01
Sen marksist bir yetkiliye benziyorsun. Konusu açılmışken merak ettiğim bir şey var cevaplamak istersen.
Komünizm insanlara çalışmadan rahat yaşayabilme fırsatı sunuyor mu?
Kapitalizmde bu fırsat var mesela. Birkaç tane evin ve bankada mevduatın varsa onlardan gelecek kira ve faiz gelirleriyle ömür boyu hiç çalışmadan rahat bir yaşam sürdürülebilir.
Merak ettiğim komünizm insanlığa böyle bir fırsat sunabiliyor mu?
Dolayısıyla şunu söylemek yanlış mıdır, kapitalizmde insanların %95'i geri kalan %5'i için çalışırken komünizmde insanların tamamı yine insanların tamamı için çalışır.
Evet marksistim ama yetkilimiyim bilemiyeceğim.
Hayır komünizm insanlara çalışmadan yaşama fırsatı sunmuyor. Yaşamımızı sürdürmemiz için gerekli bütün metalar emek ve çalışma sayesinde ortaya çıkar. Bahsettiğin "birkaç tane ev" kira ya da faiz gibi asalaklık biçimleri de bu üretilen değer olmadan zaten var olamazlar.
Özel mülkiyetin lağvedildiği ve bütün üretimin kamulaştırıldığı bir düzende bu emek ve çalışmanın başkalarının bunun üzerinden zengin olmasına ve hiç çalışmadan asalak gibi yaşamasına doğal olarak izin verilmez. Sovyet Anayasının 12. Maddesi bu konuda biraz özetleyici bir açıklama olabilir sanırım;
"SSCB'de çalışmak, "çalışmayan yemez" ilkesi uyarınca, çalışabilecek durumda her sağlıklı yurttaş için görev ve aynı zamanda bir onurdur. SSCB'de uygulanan sosyalist ilke, "herkesten yeteğine göre, herkese emeğine göre"dir."
Ha bahsettiğin "rahat yaşamak" tan işsizlik korkusunun olmaması ve çalışma hakkı, daha az çalışma saatleri ve daha çok kültür faaliyeti, sağlıklı bir konut sahibi olma hakkı, eğitim, sağlık ulaşım, ısınma aydınlanma ve kültür faaliyetlerine bedava sahip olma hakkı gibi insan onuruna yakışır bir yaşam anlıyorsak kapitalist toplumda o asalak yüzde 5 tarafından mülksüzleştirilmiş geniş halk yığınları faydalanamaz.
Sende öğrenmeye aç birine benziyorsun (umuyorum) Marksist iktisadi anlamak biraz çaba ister. İlk olarak şunlardan başlayabilirsin;
http://kutuphane.halkcephesi.net/Leo%20Huberman/SosyalizminAlfabesi.htm
https://www.yordamkitap.com/marksizm-nedir-cep-boy
https://www.yordamkitap.com/yeni-baslayanlar-icin-kapital-cep-boy
Yıldıztozu
16-01-2021, 14:03
neyse antkanserle tartışmaya girmeyeyim.
sildim.
Yıldıztozu
16-01-2021, 14:09
"SSCB'de çalışmak, "çalışmayan yemez" ilkesi uyarınca, çalışabilecek durumda her sağlıklı yurttaş için görev ve aynı zamanda bir onurdur. SSCB'de uygulanan sosyalist ilke, "herkesten yeteğine göre, herkese emeğine göre"dir."
teşekkürler.
işte bu yaşam tarzı benim karakterime uymuyor.
dolayısıyla kapitalizm ve komünizm hakkında biri yanlıştır diğeri doğrudur ifadelerini kullanmak yerine bunlar tercih meselesidir diyorum.
çalışmadan rahat yaşamak en önemli özgürlüklerdendir.
komünizm bu özgürlüğü elimizden alıyor.
kapitalizmde en azından %5 de olsa şansımız var.
günde 5 saat çalışmakla 10 saat çalışmak arasındaki fark, hiç çalışmamakla 5 saat çalışmak arasındaki farktan daha önemsiz.
Saint-Just
16-01-2021, 14:20
çalışmadan rahat yaşamak en önemli özgürlüklerdendir.
komünizm bu özgürlüğü elimizden alıyor.
Heyhat. Lanet olsun bu komünistlere asalak gibi yaşayıp göt büyütme özgürlüğümüzü elimizden alıyorlar. Elinden almakla kalmıyor üstüne birde çalışma kampına yolluyor, kurşuna falan diziyor bu şerefsiz komünistler.
yazdıklarına bak bir de şu servet düşmanlarının
"Tek kelimeyle bizi, sizin mülkiyetinizi yok etme niyetimizden dolayı kınıyorsunuz. kesinlikle öyle; niyetimiz tam olarak budur."
Bu kadar pişkinlik olmaz yahu.
Yıldıztozu
Burası TD forum
Ekşi sözlük değil
Mesaj kutumu kevayşeler yeşillendirir umuduyla kapitalist numarası çekme
Sen 30-40k liracığınla altcoin kaşarlığı yapıp rahat yaşayacaktın ya hani
Paracıklarıkların gidince de
Olsun bu da işi öğrenmenin bedeli ayaklarına yatmıştın
Bi laf var
Bıyık burula burula olurmuş kaytan
İnsan zikile zikile olurmuş şeytan
Zikildim şeytan oldum tribini geç
Boş yapma daha cin bile olamadın adam çarvpmaya kalkma
Sokaklar slip donunu saniyede çekip alacak şeytanlarla dolu
Köle sahibi olmanın hayalini kuran bi kölesin
Tüm mesajlarında iyi kötü yani etik temelli
Ortodoks felsefenin aksiyolojisinde sıkışmış kalmış
Sıradan ama kendini seçkin zanneden asla gerçekleşmeyecek kapitalist olma hayalini
Özgürlük zanneden pandemi kaçığısın
Hiç çalışmadan yaşamak
Çok güldürüyosun beni
Zeus da seni güldürsün
Yıldıztozu
16-01-2021, 19:55
Sen 30-40k liracığınla altcoin kaşarlığı yapıp rahat yaşayacaktın ya hani
o parayı 10'a katladım 400k civarında şu an.
bu yıl 1 milyonu geçerim muhtemelen.
piyasalarda da felsefe işime yarıyor.
tamamen kaotik bir ortam, lineerlik yok.
çoklu etkiler var, tek bir faktöre bağlı değil.
doğayı analiz etmek gibi piyasaları analiz etmek.
esas amacım zengin olmak değil, işsiz olmak.
çalışmayan biri olmak istiyorum.
ama çalışmamanın yan etkileri olur mu bakalım.
en fazla can sıkıntısı yaratır sanırım.
schopenhauer üstün insan tanımını yaparken ''çalışmak zorunda olmayan ve akıllı olan'' gibi bir şey diyordu.
bu iki özellik bir arada nadir bulunuyor.
onu elde ettiğimde nadir bulunan mükemmel bir insana dönüşeceğim.
Afferim
Şaşırttın beni
Shopenhauer
3-5 şiline temizlikçi kadın düdüklemekten başka bişey yapmadı
Stirner takıl
Üstün insan geyiğinin en afilisi onun işi
Köpekbalıklarının arkasında yüzen ve artıklarla beslenen balıklarda bilinç olsaydı eminim onlarda üstün balığa dönüşeceklerini düşünürdü
Demek
Materyalizm ayarlamasına kakışmanın arkasında yatan bu özgüven sonunda para kazanabilmeyi becermenmiş
Akıllı olduğuna ise o kadar çabuk karar verme
Yıldıztozu
16-01-2021, 21:01
Shopenhauer
3-5 şiline temizlikçi kadın düdüklemekten başka bişey yapmadı
o adamın sevdiğim yanı 1- kötümser olması 2- okuduğum kitaplarında hayata dair felsefe yapması.
hani felsefe ne işimize yarar diye soran salaklar olur ya işte onlara en azından bu adamı öneriyorum.
kitaplarında doğrudan hayatın analizine odaklandığı için.
Demek
Materyalizm ayarlamasına kakışmanın arkasında yatan bu özgüven sonunda para kazanabilmeyi becermenmiş
:peace:
Saint-Just
16-01-2021, 22:38
Schopenhauer falan deniyorda, ilginç bir bilgi paylaşayım. Schopenhauer'ın, Marx'ın öğretmeni olarak bildiğimiz Hegel'i çekemediği ve çok kıskandığı bilinen bir gerçektir. Nedeni ise aynı üniversitede eğitim verirlerken (Schopenhauer bilerek Hegel'in ders saati ile kendisininkini aynı saate alırmış) kendisinin sınıfı 3-5 kişiyi geçmez ve sinek avlarken, Hegel'in dersi her zaman tıklım tıklım olurmuş. Hegel'in Almanya'daki ve felsefe dünyasında gördüğü yoğun ilgiyi hiçbir zaman görememesi yüzünden bu herif de Hegel'e o kadar bilenmişki yazdığı bütün kitaplarda Hegel'e laf sokmaya çalışırmış. Pek eleştiri niteliğine gelmiyor ama işte bu adam şarlatan bilerek anlaşılmamak için yazıyor yok alman gençliğini zehirliyor yok prusya devletinin desteğini alıyor bilmem ne şeklinde hakaret sözcükleri söylemek.
Hegel'in ise bu adamı pek ciddiye almadığı söylenir. :D
Hatta bununla ilgili yabancı karikatürler vardır. (Yabancı, yurtdışı olduğundan paylaşıyorum ama sıkıntı çıkmaz sanırım)
https://i.imgyukle.com/2021/01/16/HEL2sP.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/01/16/HELUtq.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/01/16/HENVsf.jpg
https://existentialcomics.com/comic/40
Yıldıztozu
16-01-2021, 23:36
filozofların birbirlerine hakaretleri eğlenceli oluyor.
schopenhauer'in hegel hakkında sözlerini buldum ben de
''Hegel, installed from above, by the powers that be, as the certified Great Philosopher, was a flat-headed, insipid, nauseating, illiterate charlatan who reached the pinnacle of audacity in scribbling together and dishing up the craziest mystifying nonsense.''
düz kafalı diyor, mide bulandırıcı, mistik zırvalıkları olan, şarlatan vs saydırmış.
Saint-Just
17-01-2021, 00:21
Bilim ahlakı ve iki tanınan bilim adamının bu konudaki pratiğine dair
Coşkun Özdemir
30 Nisan 2016 günü, gazeteci Fatih Altaylı, İlber Ortaylı ve Celal Şengör ile Teke Tek adlı bir program yapmıştı. Youtube kanalında, bu sohbetin 4 dakikalık bir bölümü bulunmaktadır. İki profesörün televizyon sohbetlerini, daha önceleri de rastladıkça ilgiyle izlemiştim.
Bu programda her iki akademisyenin de Hegel'e dair ne düşündüklerini öğrenme fırsatımız oldu.
İki akademisyenin de, Hegel'e ilişkin yargılarının nasıl oluştuğunu; Hegel'i okuyup anlayarak mı, o konuda güven duydukları bir bilim adamından duydukları yoluyla mı, yoksa popüler kültür içinde her zaman var olan bilim dedikodularından mı edindiklerini anlayamadım, ama bilim etiği açısından, disiplinler arası ilişki açısından, en doğrusu ile bilmenin temeli olan logos-lojik (felsefe) ile kendi yaptıkları bilimin ilişkisi üzerine düşüncelerinin ne kadar yoksul olduğunu, bir bilim dalında uzmanlaşmaya, eğer bilim etiğinden yoksunluk eşlik ediyorsa kendi dalında uzman insanların nasıl katı ve dar, yani esneklikten yoksun ve at gözlüğü ile bakılabileceğinin vurgulu, öğretici ve bu yüzden ayrıcalıklı ve her zaman bu kadar açıklığı ile rastlanamayacak bir örneğini görmüş oldum.
Önce programda iki akademisyenin aralarındaki diyalogun konu ile ilgili bölümünü aktaralım.
- İlber Ortaylı: Bir öyle her şeyi bilip bilmeyen biri daha var, biliyorsun Hegel...
- Celal Şengör: Abi Hegel'den bahsetme çünkü o salak.
-İlber Ortaylı: Salak mı değil mi bilmem, ama şarlatan.
-İlber Ortaylı: Bak size bir olay anlatayım. İkizlerden hangisi ismini vermeyeyim, reklam yasak, bizim piyanistler var ya, müzisyenlerin ne olduğunu anlatmak bakımından önemlidir.
İlber Ortaylı, Pekinel kardeşlerden biri ile birlikte uçak yolculuğunda yakın koltuklarda oturduklarını ve konuştuklarını söylüyor, Ortaylı'nın elinde Hegel'in bir metni var, bir çalışmanın gereci olarak okumaktadır. Pekinel kitapla ilgilenir.
-İlber Ortaylı: Şunu bir okusana çok enteresan dedim.
Pekinel kitabı alır ve okumaya başlar. Pekinel'in Almanca metni rahatça okumasından Almancaya hakim okuduğu bellidir ki "kaptırır gider." Ve muhtemelen bir kaç cümle okuduktan sonra ''şaşkınlıkla' okuduklarının ne kadar pasaklı vb. olduğunu söyler.
-İlber ortaylı: Yav bir kere daha oku ayıp olmuyor mu dedim.
Pekinel, ikinci okumadan sonra yine şaşkınlıkla "saçmalığın daniskası" anlamına gelen Almanca ifadelerle Hegel hakkında yargısını paylaşır.
Her iki akademisyen de, bu anekdot üzerinden kendi yargılarını müzisyenin yargısında bulmanın hazzı ile kahkahaları patlatırlar.
Celal Şengör, Hegel ile ilgili olarak "Hepsi palavra" der,
İlber Ortaylı "Palavra ama sistemi var, müzisyen olanda onu kavrayacak zeka var, iyi müzisyen hemen kavrıyor" diyerek, bu anısını anlatma gerekçesini bir yargıya bağlar.
Alıntıları burda bitirelim.
Sayın Pekinel'in (müzisyen) yargısı kendisinin yargısıdır ve belki de İlber hocanın kendi yargısının doğruluğu ile ilgili kuşkusu bulunduğu için, bu yargıyı ünlü bir müzisyene doğrulatma fırsatı çıkınca bu fırsatı kaçırmayarak, metni müzisyenden okumasını istemiş ve yargısının teyit edilmesinin yarattığı zevkle, Hegel ile ilgili düşüncelerini bir başka yüksek zekanın deneyimi ile sağlamlaştırmış ve gerektiğinde bu sağlaması yapılmış yargıyı kullanmak üzere hafızasına kaydetmiştir.
Öncelikle yazılı bir metnin anlaşılması ya da anlaşılamamasının kaynağı iki yandan kaynaklansa da birçok nedenden olabilir. Ama bir anlama ve anlatma olgusunun gerçekleşebilmesi için zemin, yazılan metindeki kavramların içeriğine ilişkin, yazanla okuyanın ortak bir anlamlandırmalarının olmasıdır. Çünkü her sözcük bir imdir, simgedir, bir nesneyi işaret eder, ayrıca her sözcük sadece bir işaret değil bir içeriktir. İşaret edilenin dışından içine adım attığımızda onun içeriği ile karşılaşırız. İçerik bir kavramın ya da aynı şey bir nesnenin kendi cinsinden ötekilerle ilişkisinde o ilişkiye kattığı şey, ya da yol açtığı etkidir. Öyleyse kavramın içeriği öteki kavramlarla ilişkisinde ortaya çıkar. Her ne kadar kendinde bir anlamı olsa da.
Yazarın (Hegel) metin üretiminden sonra kullandığı kavramların ne ölçüde bilinip bilmediği sorunu ortadan kalkmıştır artık. Metin artık nesnel, yani yazarın dışında bir varlığa sahiptir. Okuyucu açısındansa yazı boş bir kafa değil daha önceden var olan bir birikim dolayımından geçerek anlaşılacak ve yargılanacaktır. Ola ki okuyucunun birikimi yazardan daha fazladır, o durumda yazarı eleştirecek ve yanlışı ortaya çıkaracak, doğruyu önerebilecektir. Ola ki yazardan daha az bir birikime sahiptir, birikimini geliştirmeye çalışacak ve yazarı anlamak için ek bir gayret içine girecektir (burada bilimsel bir yaklaşım kaygısı güdülmesi gerekliliğinden bahsedilmektedir, özellikle bir profesör için).
Ancak, bunlar metindeki kavramlar okuyucu tarafından bilinmesi zemininde olabilecektir. Peki ya okuyucu metindeki kavramlarla ilk kez karşılaşmış ve tanışıklığı yoksa ne olacaktır? Burada da tam da sorumuzun konusu olan, kavramlarına yabancı olduğumuz bir metin hakkında yargıda bulunmanın hangi sonuçlara yol açacağını görmeye çalışacağız.
Şimdi Hegel den küçük bir metin, bir tanımın metnini alalım ve bu tanımın sıradan bir okuyucu için anlaşılır olup olamayacağını, taşıdığı kavramlara bakarak inceleyelim.
"İdea kendinde ve kendi için gerçek olandır, kavram ve nesnelliğin saltık birliğidir. İdeal/ düşünsel içeriği, belirlenimleri içindeki kavramdan başka bir şey değildir; reel-olgusal içeriği, yalnızca Kavramın kendine belirli varlık biçiminde verdiği belirişidir ve bu şekli idealliğinde kapayarak kendi gücü içinde ve böylece kendini onda tutar." Hegel, Mantık Bilimi, İdea Yayınevi, 3. Basım,s.298.
Bu metinde geçen, İdea; kendinde, kendinde gerçek, kendi için, kendi için gerçek, bizim için olan gerçek, saltık, nesnellik (ki reel olan anlamında değil, öznelin karşıtı anlamındadır), kavram ve nesnelliğin görece birliği, kavram ve nesnelliğin saltık birliği v.b. kavramlar evrensel kavramlardır ve sözlükleri açıp anlamları öğrenilebilir.
Ancak, bu kavramlar günlük konuşma içinde kullanılmaz, kuşkusuz, gerekmediği için değil, ama istek ve niyetlerimizi birbirimize anlatabilmemiz için birkaç yüz sözcük yeterlidir. Bu kavramlar günlük kültürde içirilmez, o nedenle günlük dilin kullanımı dışındadır. Özel olarak ve belki de yıllar süren bir eğitim ile öğrenilebilirler, tıpkı yüksek matematik, fizik kimya ve benzeri bilim dalları gibi.
İnsan gözünün görebildiği alanda nesnelerin fiziki ilişkilerini görür ve onları birbiri ile ilişkilendirerek düşünsel yargılarda bulunur. Görmediği yerlerdeki nesneler arasındaki ilişkiyi söyleyemez, söylese de gerçeğe uymaz. Tıpkı bunun gibi düşünsel alanda da insan düşüncesini tanıdığı, bildiği kavramlar içinden geçerek ilerler, yapılanır ya da bir yapı kurar. Öyleyse fiziksel alanda özgürce gezebileceğimiz yer gördüğümüz yer ise, düşünsel alanda gezebileceğimiz yer de bildiğimiz kavramların kapsadığı alanlarla sınırlıdır. Bilinmeyen kavramlar alanında düşünemeyeceğimiz, karanlıkta neden göremediğimiz gerçeğiyle aynı nedenledir. Parçacık fiziğinin kavramlarını bilmeden o alanda, parçacık coğrafyasında körsünüzdür, yürüyemezsiniz yani düşünemezsiniz. Eğer yine de düşünmeye çalışırsanız kafanızı gözünüzü bilmediğiniz nesnelere çarpar durursunuz ve maalesef neye çarptığınızı da bilmezsiniz.
Buna karşın "Burada yürünmüyor, ne kadar saçma sapan şeyler koymuşlar buraya, şimdiye kadar hiç görmediğim bu şeyler, bunları buraya koyan salak, şarlatan" diyerek sizin için karanlık bir bölgenin gerçekliğine karşı kendi öznel konumunuzun gerçek olduğunu iddia etmenizi kimse engelleyemez.
İlber Ortaylı'ya kalırsa (şayet) iyi bir müzisyen nasıl felsefeden çok iyi anlarsa, muhtemelen iyi bir şarkıcı da parçacık fiziğinden iyi anlar, ya da bir ressam duyarlı olduğu için yüksek matematik hakkında yüksek yargılarda bulunabilir.
Üstelik felsefenin bu ve benzeri kavramları, matematiğin ve görgül bilimlerin kavramlarından daha soyutturlar, bu nedenle onlarla tanışmak, onları düşüncenin akışı içinde öteki kavramlarla birliğini anlamlandırmak daha da zordur.
İbn-i Sina'nın, Aristoteles'in 'Metafizik' kitabını hangi süreçlerden sonra anladığını alıntılayalım ki, konuştuğumuz alan ile ilgili dengeli bir bilgiye sahip olalım;
"Mantık, fizik ve matematikde üstad olan İbn-i Sina, metafiziğe yönelmiştir. Arapça tercümelerinden Aristo'nun Metafizik adlı kitabını kırk kere okumuş, ancak hiç bir şey anlamamıştır. Kitabı anlamanın mümkün olmadığına karar verip ondan ümidini kesmiştir. Bir gün öğleden sonra, kitapçılar çarşısında gezerken bir satıcı kendisine bir kitap satmak ister ve onu İbn-i Sina'ya uzatır. Metafizikle ilgili bir şeyin bu kitapta bulunmadığına inanan İbn-i Sina, onu satın almak istemez. Fakat satıcı paraya çok ihtiyacı olduğunu ve ucuza bırakacağını söyler. Kitabı böylece satın alan İbn-i Sina, onun Fürübrinin "Fi, A Grad Kitabu Mâ Ba'd Et-Tabia (Aristo'nun) Metafizik Kitabının Konusu Hakkında olduğunu görür. Acele eve gidip okuyarak inceler; daha önce kırk kere okuduğu halde anlayamadığı Metafiziği bu eserle anlar ve Allah'a şükür için bol bol sadaka verir." İbn-i Sina Metafiziği, Doç.Dr Hayrani Altıntaş, A.Ü.İlahiyat Fakültesi Yayınları, s.11İbn-i Sina için metafiziği anlaşılır hale getiren bu kitap, Farabi tarafından yazılmıştır, ve İbn-i Sina bu kitaptan yöntemi öğrenir.
İlber Ortaylı ve Celal Şengör hocalarımıza üzücü bir haberimiz daha var; böylesi felsefi metinleri anlamak için salt metinde geçen kavramları bilme de yeterli değildir. Metnin taşıdığı ussal yönteme aşina olmak da gerekecektir, bunun ne demek olduğunu biraz daha açalım ama önce bu yöntemin niteliğine ilişkin bir örnek paylaşmak isteriz.
Lenin'in Felsefe Defterleri adlı kitabı Türkçeye yıllar önce çevrilmişti. Bu kitap Lenin'in Sibirya'da sürgündeyken yaptığı felsefe çalışmalarının notlarını tuttuğu defterlerin kitap haline getirilmiş biçimidir. Lenin'in çalışmalarının büyük bölümü Hegel'in kitapları üzerinedir, elbette Hegel'de hayran kaldığı pek çok nokta bulurken eleştirdiği noktalar da bulur. Bu durum konumuz dışıdır. Kitap haşiyeler, çıkmalar, alıntılarla yazarının o andaki çalışmasını adeta filim kareleri gibi gözümüzün önüne getirir. Lenin,Hegel'in lojik (mantık) kitabını okurken çok ilginç, adeta onu okumazdan önce ki kendini de eleştiren bir tespitte bulunur;
"Şimdiye kadar der , Marks'ı hiç bir marksist anlamamıştır. Çünkü Marks, Hegel'in mantık bilimi ve onun yöntemi anlaşılmadan anlaşılamaz."
Lenin'in bu keşfinden marksistler ne kadar yararlandı bilmiyoruz, kuşkusuz Lenin'i bu konuda bir otorite kabul ettiğimiz ve bizi doğrulasın diye yardım istemek üzere yazıya sokmuş değiliz ama özgün bir yöntem üzere yazılmış bir sistematiği anlamak onun yazıldığı düşünsel biçimden yoksunsanız onun içeriğine yabancı kalacağınızı acımasızca ve tüm marksistlere meydan okuyarak anlatır.
Burada yöntem denilen şey, (Celal Şengör hoca diyalektik kavramından nefret ettiği için onun hatırına Türkçe olan eyitişimsel sözcüğünü kullanalım) Kurgul-Eğitişimsel adlı yöntemdir, ne olduğunu ve karşıtı olan Görgül-Anlak yöntemi ile arasındaki farka ilişkin çok kısa bir açıklamada bulunacağız;
Önce iki bilinç biçiminin, anlığın iki işleyiş yöntemden kaynaklandığını belirtelim.
Temel olarak iki bilinç biçimi vardır, bunlardan ilki nesneleri ayrılarak anlar, onun için madde ve düşünce, sonlu sonsuz, iyi kötü, güzel çirkin, başlangıç ve son, ayrım ve birlik gibi kavramlar ayrıdırlar. Bu bilinç biçimi sonlu ve sonsuzun tek tek olamayacaklarını, anlamlarını birbirinden aldıklarını, varlıklarının birbirine dayandığını, biri ortadan kalktığında ötekinin de ortadan kalktığını, öyleyse her sayının hem sonsuzu hem sonluyu içerdiğini düşünemez. Kuşkusuz bu eksiklik herkes için geçerlidir ve insanın nesne ile ilişkisinde düşünce ve varlık olarak ikiye bölünmüş olmasında, nesne bir yanda düşünce bir yanda duruyor olarak görünmesinden kaynaklanır. Ama bu sadece görüntüdür, nesne sadece nesne değil, aynı zamanda düşüncedir, bir düşüncenin nesnesidir. Bu birlikteliği ya da gerçekliği olduğu gibi, bölünmüşlükten kurtulmuş olarak fark edebilmek bir düşünce alışkanlığı sorunudur ve ancak derin bir felsefi ve tasavvufi çabayla kazanılabilir Ve bilinenin aksine Celal Şengör hoca, her ne kadar diyalektik kavramından tiksinse de düşünce biçimi diyalektiktir. Hocamız belki Hegel'in yönteminin salt diyalektik yöntem olamadığını bilseydi bu, düşüncenin çok işlevli kavramına ön yargısı bu kadar katı olmaz, kavramı araştırarak onunla barışır ve hegel karşıtlığını dogru bir tutuma oturtabilirdi. Diyalektik ikiye ayırarak düşünmedir,karşıtlar halinde düşünmek. Oysa Hegel'in lojiğinin yöntemi "diyalektik kurguldur". ya da diyalektiği kapsayan kurgul. Marksist felsefi yazın kültürü diyalektik yöntemin yanlış bir biçimde Hegel'in yöntemi olduğunu herkese belletmiştir. Hegel'in yöntemi diyalektik değil, diyalektikte kalmayan kurgula varan yöntemdir ki, bu yöntem kurgul diyalektik yöntemdir. Karşıtları birliği içinde kavrayan düşünce.
Ayrımcı yöntemi konumuzdaki pratiğe uygularsak; o'na göre bir yargının belirleyicisi yalnızca bildiklerimizdir. Bir yargının belirleyicilerinin bildiklerimizin ve bilmediklerimizin birlikte varlığından oluştuğunu düşünemezler. Müzisyenin yargısının oluşumunda felsefeye dair bildiklerinden daha da fazla bilmediklerinin etkili olduğu anlayamazlar. Felsefeye ya da herhangi bir bilime dair öznel bir yargıda, kavrama ilişkin pozitif ve negatif (olumlu ve olumsuz değil, olan ve olmayan anlamında) düşüncelerin varlığı aynı derecede etkilidir. Yargı tektir ve oluşmuş olan ise öznel değil nesneldir, bu oluşumda kavrama ilişkin düşünceleriniz ne kadar yoksa yargıya yok yansıyacak, (belirli bir yokluğun yansıması yokluk değil varlıktır) kavrama ilişkin düşünceleriniz ne kadar varsa yargıya da o kadar var yansıyacak ve yargı bu ikisinin yansımış birliği olacaktır. Yani kavrama ilişkin var düşünceler ile yok düşünceler (tabi burada daha anlaşılır olması amacıyla pozitif olan düşüncelerin yanlışlığı gibi bir etkeni hesaba katmıyoruz).
İkinci bilinç biçimi, karşıtları, madde ve düşünceyi ayırmaz, ona göre sonlu ancak sonsuz yoluyla vardır ve sonluda sonsuz yoluyla. O zaman ikisi birliktedirler, biz onları anlama için ayırırız çünkü basit bir bilinçle ancak öyle anlayabiliriz, insan bilinci ayırarak anlamaktan ayırımlıyı birlik, birliği ayrımlı olarak anlamaya binenlerce yılda geçebilmiştir.
Yazıya konu olan hocalarımızın tutumu bu güne özgü değildir, felsefeye karşı sabit iki tutumdan biri olan bu küçümseyici tutuma karşı Hegel'den çok önce, Platon, Aristoteles, Spinoza, Kant, Leibniz ve daha pek çok filozof, aslında kendini bilmez bu tutuma karşı, felsefenin öteki bilimler gibi ve hatta onlardan daha çok düşünsel emek istediğini, "düşünebiliyorum öyleyse felsefe yapabilirim"in kendini aldatmak olduğunu kerelerce, ama gerçekten kerelerce söylemişlerdir. Çok söylemelerinin nedeni bu durumla her çağda ve her yerde her dem karşılaşmaları olsa gerek, bu tutumun iyi bir açıklamasını Hegel''den aktararak yazımıza son verelim.
"Kabul edilecektir ki, başka bilimlerle tanışıklık, onlar üzerinde belli bir çalışma yapmış olmayı ve üzerinde belli bir yargıda bulunabilmek için ise ilkin böyle bir bilgi konusunda yetkin olmayı gerektirecektir, ve yine kabul edilecektir ki, bir çift ayakkabı üretebilmek için bu işi öğrenmiş ve uygulamış olmak gerekir, üstelik herkes kendi ayağında bunun için gereken ölçünü ve ellerinde gerekli işlemler için doğal beceriyi bulabiliyor olsa bile (Yalnızca felsefenin kendisi için böyle bir çalışma, öğrenme ve çaba gerekli değildir). Bu rahatlatıcı sanı, en yakın zamanlardaki onayını dolaysız bilgi ya da sezgi yoluyla bilgi öğretisinden almıştır." Hegel, Mantık Bilimi, İdea Yayınevi, 3.basım, 2004.s.
https://abcgazetesi.com/bilim-ahlaki-ve-iki-taninan-bilim-adaminin-bu-konudaki-pratigine-dair-256854
ilahimasal
17-01-2021, 12:43
bizim oralarda bir deyim vardır
" İti öldürene kadar bir sefer korkut "
M.a.r.x - k.o.m.u.n.i.z.m harfleri yan yana geldiği günden beri korkuyorlar.
Marx deyin onlara , komünizm olduğunu şak diye bilirler.
Marx iyi korkutmuş bunları.
Tehdit tehdit diyorlar ya , tehdit tabi
açık verme ki verdin , ve elindekini korumak için bekçi tut. Uyuma
Kork. ( Buradaki korkulan komünizm olmayacak , kapitalizmin bekçileridir)
T.c 48 işletmeci sermayeyi korur , çalışmıycam diyen leri değil.
Kazancın bireysel birinci kuralı
Elindekini açık etmemektir
Elindekini ben biliyorum.
ilahimasal
17-01-2021, 12:53
Karl mark yakışıklımı değilmi bilemem ama Karizma bir tip hemde korkutan bir tip .
Yıldıztozu
Demek mateyalizm ayarlamsı yapacak özgüven kazabildiğin üç-beş kuruşmuş diyorum
Sen alıntılayıp altına emoji yapıştırmışsın
Burdaki ağır hakareti anlayacağın dilden tekrar edeyim
Lan köylü
Üçbeş kuruş kazanıp götü kalkanların shopenhaur gibi etik temelli zırva kasanlardan aldığı akılla üzerinde kalem oynatabileceği bişeye benzemez materyalist felsefe
Seni aşar
Aklın yetmez
Yıldıztozu
17-01-2021, 22:48
Demek mateyalizm ayarlamsı yapacak özgüven kazabildiğin üç-beş kuruşmuş diyorum
bunu sen uydurdun zaten böyle bir şey yok.
komünizme karşıtlığım sadece bireysel hayatımla ilgili değil, onu ayrıca insanlık için de bir tehdit olarak görmem.
çalışmayı dışlayamayan bir sistem fikri insanlık için tehdittir.
rekabeti dışlayan eşitlikçi bir sistem yine hayatın heyecanına ters olmasından dolayı insan neslinin devamını tehdit eder.
spartacus
18-01-2021, 16:54
İnsanlar arasındaki rekabet için tehdit olan sistem kapitalizmdir, zira görüldüğü üzere entrikayı rekabet sanacak düzeye değin geriletiyor ve kapitalizmde rekabet değil, entrika ve soytarılık esastır.
Eşitlik dendimi ne anlaşılıyorsa, rekabetten söz ederseniz, rekabet edenlerin koşulları eşit olmalı, koşul eşitliği ayrı bir şeydir, eşitlik dendiğinde kişileri aynileştirmek sanmak ayrı.
Bir yanda 2 kişi, diğer yana koy 11 kişi, maç yapsınlar, bu mudur insanlığa yararlı olan rekabet? bu rekabet midir? kapitalizm budur, işte bu insanlığa zararlı olandır.
Komünizmde ise bu, iki yanda da 11 kişiyle oynanır(hani EŞİTLİK REKABETİ yok ediyordu), eşitlik ifadesi doğru anlaşılmalıdır, hangi konuda, neye göre eşitlikten söz ediliyor, eşitlik derken kastedilen nedir. İşte bu eşitliktir insanlığa yararlı olan ve rekabet de böyle bir şeydir, eşitlik, rekabetin en önemli koşuludur, rekabet edemeyenin, rekabet etmesinden, dolayısıyla rekabetin varlığından söz edilebilir mi(kapitalizm!)?
Gündelik hayatımızdan insanlar arasındaki rekabete örnek verebilir miyiz? Entrika olmasın.
Komünal toplumlarda rekabet vardır, bu spor olabilir, çeşitli yarışlar olabilir, tümü de doğaldır, sınıflı toplumlarda ise rekabet değil, egemen olan entrikadır, doğal insan ilişkileri değil sistematize halde kurumsallaşmış sindirme, entrika biçimindedir, bu rekabet değil, bir çeşit av ve avlanma düzeneğidir. İnsan ilişkilerinde rekabet ile entrika arasındaki farkı görmemiz gerekir.
Çalışmayı dışlamayan sistem hangisiymiş, kapitalizm mi?
Çalışmayı başkalarının iradesi, emeği üzerinden dışlayan sistemdir asıl tehlikeli olan, daha doğrusu başkaları çalışsın ben yiyeyim sistemidir...
İnsanlıktan söz edilirken de insanlığın çoğunluğun sefaleti üzerinden kapitalizmin nimetlerini yaşama şansına erişen azınlık bir orandan değil, tümüne bakılır değil mi?, artık nasıl bir zeka, mantıkla karşı karşıya isek, insanlıktan söz edipi, %1'i esas almak...
Komünizmde kapitalizmde olduğu gibi 12 saat çalıştırılacağını sanıyor, komünizmde çalışmak zorunda değilsin, nasıl ki kapitalizmde çalışmak zorunda değilsen, ihtiyaçlarını gidermek için hiç bir şeye ihtiyacın olmadığını düşünüyorsan çalışmazsın, ihtiyaçlarının varlığı başkalarınca istimar edilmez, birey başkasına da çalışmazsın, oradaki çalışma mantığı bireysel ve bireyler için değildir, sen orada, doğa dahilinde hayatını ikame etmek için emek harcaman gerektiğini bilirsin, yeteneğin, elinden gelen ne ise, öyle çalışman da doğal hal alır, senin emeğinde böylece toplumsal emeğe katılır, bu bir sonuçtur...
Komünizmde kimse KURUMSAL olarak çalışmaya zorlamaz, kapitalizmde ise zorlar, ama her ikisinde de çalışmama hakkın vardır. Kapitalizm sömürü sistemi olmasına rağmen, iradi olarak kimseyi çalışmaya zorlamaz, kapitalizm diktatörlüğünü çalışan üzerinde kurar, sistemin koşulları ise başkalarına çalışmaya mecbur bırakır..
komünizmde herhangi bir sistem koşulu sizi çalışmaya zorlamaz, ekmeğe, suya vb ihtiyaçlara olan gereksinimiz komünizmle ilgili değildir, hasılı ister çalışın, ister çalışmayın, sorumlusu komünizm değildir ve kimse sizden başkasının elini, eteğini öpmenizi istemez, yani çalışırsanız, ihtiyaçlarınız içindir, kapitalizmde ise ihtiyaçlarınız çalışma gereksininimiz istismar edilir, başkasına çalışırsınız, siz doğadan çalarsınız, o da sizden, buna mecbur bırakılırsınız, o yüzden kapitalizmde kendinize çalıştığınız kadar da başkasına çalışırırsınız ki bu da günlük çalışma saatlerinizi ikiye katlar...
Kısaca tehlikeden söz edilmişken;
1.) Soytarının
2.) Cehaletin
dörtnala şahlanmışı insanlık için tehlikelidir.
Yıldıztozu
18-01-2021, 19:09
spartacus, argümanların gayet yerinde fakat...
insanlıktan söz edipi, %1'i esas almak
Bir durumdan azınlığın faydalanabiliyor oluşu o durumun insanlık için olmadığı anlamına gelmez.
Şimdi Türkiye'ye oxford üniversitesinden açsak bu üniversiteye öğrencilerin sadece %0,001'i girebilecektir.
Seçilen bu azınlığa rağmen aslında oxford türkiyenin hizmetine-yararına açılmış bir üniversitedir.
kapitalizmde kendinize çalıştığınız kadar da başkasına çalışırırsınız
işte zaten bunu inkar etmiyorum ve bunun doğru olduğunu savunuyorum.
bir kesimin rahatı için başka bir kesimin daha fazla çalışması gerekiyorsa evet çalışmalıdır.
buradaki tek sorun çalışan-çalışmayana dair yüzdesel oran.
ideal oran olarak nüfusun %20'si çalışmayan(başkalarının emeğinden faydalanan), kalan %80'i biraz fazla çalışan kesimde olsun derim.
%20 gayet iyi bir oran, böylece herkesin %20'lik dilime girme şansı bulunur.
kapitalizmde bu oran %1-5 civarı ise komünizmde %0
spartacus
19-01-2021, 01:12
spartacus, argümanların gayet yerinde fakat...
Bir durumdan azınlığın faydalanabiliyor oluşu o durumun insanlık için olmadığı anlamına gelmez.
Gelir, geçer, genel kanılar objektif olmalı, öznel seçicilik iddiaya gölge düşürür ve özel durumlardan, genellemeler de mantık hatası doğurur. Hele ki yine esasını sistemin kendisinin veya koşullarının ürettiği-türettiği türden ayrıcalıklı olan, olmayan durumu üzerinden, konu kapitalizm olunca, azınlığın, çoğunluk üzerinden edindiği ayrıcalıklı yaşam, tüm insanlığın yararına mal edilemez, bazı istisnai propagandalar yapılır, ama hiç birisi doğru değildir ve gerçeği yansıtmaz, %1 insanlığın yararına üretmez, zararına tüketir(hem dolaysız hem de dolaylı olarak) ve (buradaki üretim-tüketimden kastım sırf meta değil) insanlığı tüketir, ayrıcalıklı hal, entrikaları ve süregiderlik namına statükoları vs. o düzeye varır ki, ceremesi de ayrıca topluma kalır. İşin bu kısmını burada detaylarıyla izah etmek zor.
Şimdi Türkiye'ye oxford üniversitesinden açsak bu üniversiteye öğrencilerin sadece %0,001'i girebilecektir.
Seçilen bu azınlığa rağmen aslında oxford türkiyenin hizmetine-yararına açılmış bir üniversitedir.
Ünversitenin açılması insanlığın yararınadır, ancak sistemin koşulları ve imkan ölçüsünde ayrıcalıklılar sınıfına göre olmasından dolayı da zararlıdır. Yani üniversitenin açılmasının yararı ayrı bir şeydir, bu üniversiteye gerçekten girebilecek niteliklere, yeteneğe sahip iken sistemin dayattığı ve ellerinden aldığı imkanlardan dolayı da zarardır yani 1.000 kişi yerine 1.000.000 kişi Oxford ayarında okusa bu insanlığın zararına mıdır? Peki bu imkanları olanaksız hale getiren sistem yararlı olabilir mi?... istatistikler üzerinden doğru, yanlış diye gidecekseniz objektif ve tabloya bir bütün halinde bakmanız gerekir.
Toplumun yararına olmayan, insanlığın yararına diye genellenemez, ya da doğrusu, toplumun %10 için yarar sağlarken, %90 için zarar sağlayan, yararlıdır denemez...
Bilimsel analizlerde öznelliğin yeri yoktur. %1 elinde imkan olduğu için ilerlemenin motoru gibi görünür, oysa aynı oranlı imkanlar %90 da olsa bu daha geniş birikim ve ilerleme sağlar, kaldı ki, %1, dediğim gibi özünde üretmez, üretenlerin mirasına konar ve tüketir ve toplumu da tüketim toplumu haline getirir.
Örneğin insanlık milyonlarca yıllık toplumsal bellek ve birikimle ilerler... Oxford üniversitesinde çalışanlar %1 den değillerdir, o üniversitenin çalışanı, taşı, toprağına, tuğla işçisinden, ekmeği, kalemi üretene değin... Komünizm bunu kucaklar, kapitalizm ise belirli bir azınlığın yararına ayrıcalık olarak işlev görür. Özü gaspa dayalı biçimde sömürür ve olabildiğince kötürümleştirilmiş, verimsizleştirilmiş, hamala dönüştürmüş halde de olsa, olan toplumsal edinimi de alır, belirli bir azınlığa mal eder, bir çok bakımdan aldatıcı sonuçlar doğurur, kitleler yanlış bilinçlendirilir, ki burası uzar gider(ayrı bir konu, siz kullandığınız bir çok buluşu, teknolojiyi %1'in mensupları geliştirdi sanıyorsunuz, oysa gerçek öyle değildir, %1 çalar, sermayesi olduğu için kullanır, markalaştırır, toplum veya insanlığın yararı için değil, pazarlamak için, ihtiyaçların istismarından hareketle kullanır)...
işte zaten bunu inkar etmiyorum ve bunun doğru olduğunu savunuyorum.
bir kesimin rahatı için başka bir kesimin daha fazla çalışması gerekiyorsa evet çalışmalıdır.
buradaki tek sorun çalışan-çalışmayana dair yüzdesel oran.
ideal oran olarak nüfusun %20'si çalışmayan(başkalarının emeğinden faydalanan), kalan %80'i biraz fazla çalışan kesimde olsun derim.
%20 gayet iyi bir oran, böylece herkesin %20'lik dilime girme şansı bulunur.
kapitalizmde bu oran %1-5 civarı ise komünizmde %0
Savunuyor olmanız, doğru olduğu anlamına gelmez. Komünizmde %0 çünkü senin %20'in komünizmde %100'e yakın olurdu – istisnalar olabilir, herkesi mutlu etmek zordur, hele ki bu sistemin anlayışına göre bakarsak…
kapitalizmde %1-10 oranlıdır, %60 cehennemin en alt katında, %20 bir üstünde, %10 orta, %10 üst katında konaklar...
Komünizmde ise, kapitalizmdeki %1 gibi yaşanamaz -gerek de duyulmayacaktır, normalde insanların aklına gelen genelde şey eğlence, seks vb.dir, diyorum ya kapitalizm mahrumiyet yaratır, yaratmak zorundadır, bu da sistemle ilgili, yoksa doğada olmayıp da, sizde olan ne var?, -, örneğin Avrupada bir belediye başkanı, milletvekili, hatta bakan, toplu taşıma aracıyla veya bisikletiyle mesaisine giderken, Türkiye'de kalem müdürünün yardımcısı bile özel makam araçları, şoförleriyle gider. Bunu idrak ettiğinizde komünist toplumdaki insan ile kapitalist toplumdaki insanın ne kadar farklı olacağını da idrak edebilirsiniz, ki daha önceleri detaylıca izah etmiştim, kapitalistin %1'ini, model biçimlerini unutun, çoğu bu sistemce üretilir ve çoğunluğu sunidir.
Kapitalizm gibi sistemler mahrumiyet üzerinden şekillendirir dolayısıyla mahrum kılınanın mahrumiyetine olan istenci, olağanüstü seviyeler yapar ve dahili olarak da psikolojik sorunlu, arızalı toplumlar üretir. Böyle bir sistemde size çok lüks gelen bir çok edinim, aktivite, komünizmde gayet sıradan hal alır ve o toplumun insanı ile kapitalist toplumun insanının ayrıcalıklı durumu, aynı biçimleri arz etmez. Mahrumiyet, insanların ihtiyaçlarını yaşanmaz kıldığı için, abartılı ihtiyaca dönüştürür, örneğin kirada oturan bir insanın, ev ihtiyacı gibi... Ki bu ifadelerin en masum ifadeler, kapitalizm ise o düzeyde mahrumiyetler toplumu yaratır, o düzeyde pazarlama ve taleplendirme faaliyetlerine girer ki, bireylerin sağlığı koşullar eliyle bozulurken, diğer yandan da empoze ve taleplendirme adı altında iyice kötürümleşme halini alır. Hedef ne kadar zorlu ve ulaşılamaz hal alırsa, ulaşmak isteyenin bağımlılığı, ezilmişlik psikolojisi ve ulaşma istenci o düzeyde artar, bu basit ifadem, iğneden ipliğe, en doğal olandan en üst istemlere değin genişletilmeli...Sistem ve koşulları mağduruyetleri oluştururken, bu mağduriyetlere düşmeyenler ayrıcalıklı hale gelir veya ayrıcalık edindiği düşüncesiyle mutlu olur. Mağduriyet kalemleri ne kadar azaltılırsa, bireyler de o düzeyde normalleşir.. İnsan davranışlarına dönük deneyler vardır, bebeklerde, çocuklarda da yapılır, oyuncaktan mahrum edilen çocuklar, paylaşımcı değil ve oyuncaklara zarar verirken, oyuncaklar içinde olan çocuklar paylaşıyor ve aynı davranışları sergilemiyor. Hiç kapitalizm görmemiş insanlarla yapsan bunu, sanırım apışıp kalırsın, bunlar insan olamaz dersin, yeterince düşünmediğiniz ve irdelemediğiniz çok mesele var…
Örneğin feodalizmde, kral ve kral eşrafının varlığı ve ayrıcalıklı olmaları, insanlığın yararına değildir, kral ve eşrafının yararınadır, o bu yararı, diğerlerinin zararı üzerinden edinir ve onalrın faydasına olduğu propagandası yapar, kanıksatır. 2 halde de yarar unsuru ola bile, %1-5 yararına olanın insanlığın yararına oranı, 5 birim ise diğeri 95 birim olabilir. O dönemde yaşasaydın ateşli bir feodal olurdun ve burjuva akımlara karşı aynı duygularla karşı çıkardın... Kapitalizmde de %10'un yararı, %90'ın zararı üzerine sağlanır., komünizm ise toplumsal yararı esas alır ve üretim ihtiyaç içindir.
4'e imal edilen bir kalemin 4'e satılması başkadır, 8'e satılması başka, dilerse 100'e satsın, değer üreticiye dönmüyor ve alım gücü çıtası yükseldiği içinde yoksulluk çift taraflı artmış oluyor.
kapitalist insan modeliyle düşünüyorsun o sebeple öyle ifade edeyim, her insanın iş güvencesi olsa, 10.000 lira maaş alsa, barınağa, eğitime, sağlığa, seyahate, enerjiye para ödemese, bu daha yararlı, insanlık namına daha verimli olmayacak mı? İnsanlıktan söz ederken, neden %1'i esas alalım ki, bu mantığa da aykırı.
Kapitalizm mahrum bırakır, ama mahrum bıraktığını da pazarlar, arzu, istenç oluşturur, psikolojik olarak kötürümleştirir, sonrasında ise bu arzuları elde etme şansı olan ereksiyon yaşar, yaşayınca da vay be, boşa abartmışım der, sonuç itibariyle edindiği arzuları gerçekleşen yaşar bunu, onlarda %1-10 civarı değişir ve aslında bunların çoğu da gereksiz taleplendirmedir, sistem doğası gereği aşılar ve üretir. Mutlu olmak için bin-bir tür ihtiyaç ve karşılama yolu var, ama kapitalizm mahrum eder(etmezse kim ucuza çalışır, kim üretir vs, bir dolu handikap vardır), mahrum ettiğini de taleplendirir ve insanlar sistemin dayattığı talepler dışında hiç bir talebi olmadığını ve başka türlü mutlu olamayacağı düşüncesine şartlanır...
Bunu üreten sistemin kendisidir, sistemin kendisinin ürettiğine, yine sistemin %10 oranla yanıt verebilmesi doğru değildir, orada sorun var demektir...
Avrupa'daki vekilden örnek vermiştim, Türkiye'deki, makam arabasına binip, şoförüyle gittiğinde mutlu olur, ama Avrupa'daki belediye otobüsüyle, sosyal bir ortamda gittiğinde, bizim esas almamız gereken sistemin empoze ettiği görece ve psikolojik sorunlara yol açan sahte taleplendirmeler değil, en temel ihtiyaçlardır ve bu ihtiyaçların bir tanesi de sosyalleşmedir(kapitalizm ise bu ihtiyaçların karşısında durur). Yani toplumlar kapitalizmden ne kadar sıyrılır ve başarırsa hem kendi hem de insanlığın yararınadır ve elbette o toplumun gereksinimleri, istemleri de değişir, ama bu ilk zamanlar çatışmalı yaşanır, sistem iç-dış temellerden karşı koyar, bu her dönem böyle olur, olması da doğaldır. Kapitalist bir dünyada çaresizlik, ezilmişlik veya olanaksızlık içinde evine hapsolmuş bir insana, bilgisayarda ve chat ortamında yazışmak, a-sosyal ağlarda yalan, dolan paylaşmak, narsisistleştirilmiş çaresiz hallerini tatmin etmek -ve kendisine de pahalıya patlarken- onu sözde mutlu ederken, komünizmde bu kişi sanalı değil gerçeği yaşar... Biliyorum ki, kapitalizmde bu mümkün olsa insanlar gerçeğine koşar, ama kapitalizmde ilişkiler, sistem ve hayat karşısında tamamen bireyselleştirilmiş, yalnızlaştırılmış, her bir ilişkinin çıkar ilişkisi üzerine kurulduğu-yıkıldığı insanın çareleri de sınırlı hal alıyor, dünyası da değişiyor, kendisine de yabancılaşıyor, çevresine de. Bir kere sırf maddi değil manevi ortamlar edinebilmenin olanağı, araçları yok varsa da satın alabilecek gücü yok...
Neyse kapitalizm deveye benzer, ama sistemi ayakta tutan, egemenlerin gücüdür, zira sistem otomatikman kendisini örgütlediği ve üretim, yaşam ilişkilerinde en temel yapıyı temsil ettiği için, toplumsal karakteri de bu biçimde oluşur, bir müridin o dinin içinde kaldığı sürece, sorgulayamadığı sürece, dışarıdan bakmayı da başaramadığı sürece içine düştüğü durum gibi...
Kapitalizm kurulu sistem olarak henüz yeni bir sistem, ama daha başından kendi sonunun da tartışıldığı sistem, yani insanlık her ne kadar sistemin dümen suyunda işleniyorsa da, insanlığın birikimi, sistemi aşıyor. Feodalizm gibi bir kaç bin yıl sonrasından söz etmiyoruz, sistem kurulduğunda, akternatifle düşünülür halde ve sistemin kitleleri aldatması uzun erimli olmayacak... Durumu, bir feodal sistem gibi değil, bin yıllara dayalı bir birikim var ve sistem bir yere kadar manipüle edebilir, bunu da bir yandan absürt taleplendirmeler ve sahip olma-olmama kompleksleriyle afyonlarla yapar, alternatif her türlü düşünceyi AKP nin yaptığı gibi çapulcu, hain vs diye işler, kitleleri asli gündemlerinden bir yere kadar uzaklaştırıp suni gündemlerle, taleplendirmelerle aldatabilir, ancak tümünün de bir miadı var...
Bizler kapitalizm mi, komünizm mi iyi düşünmeyiz, adamına göre değişen doğrular bizi bağlamaz, acelemiz de yok zira bu iş kişisel mühendisliklere değil, sınıfsal, toplumsal temele dayanır, sistem kapitalizm olduğuna göre ve bir yanda %10, diğer yanda %90'ın sömürülmesi, nereye kadar sürebilir? İnsanlığın birikimi buna nereye kadar müsaade eder? Siz dilediğiniz kadar aldanın, aldatın, gerçeği bu şekilde değiştiremezsiniz, siz %10 cephesinden bakarsınız, kalan ise kendi cephesinden bakma birikimi, bilincine erişir, bu engellenemez, ret edilemez, yok sayılamaz, olgudur ve %10 kendi çıkarları için çalışırken, %90'ın birikimi de kendisi için örgütlenmelere dönüşür, bu sınıfın içinden, ileri unsurlar, aydınlar, örgütler çıkar ve çıkarları için mücadele etmeyi öğrenir, bu ifadelerim ise en, ama en pasif haliyledir, ekonomi-politik temele, sınıf savaşımlarına girmedim bile, yani her bir şeyi tozpembe görseniz bile, gerçek gördüğünüz gibi olmaz, olmayacaktır da, zira çelişki varsa hareket vardır, bizim en temelde baktığımız nokta çelişkilerdir. Kapitalizm ne kadar doğru, eğri, (bu bir tez değil ki, her bir şeyden önce bir sistem, bir yapı)kişisel düşünmek vs bir bağlayıcılığı yok, aslolan çelişkilerdir ve ben kişisel düşünmüyorum zira bu benim kişisel bir meselem değil, bu binanın temellerinde çelişkiler varsa, o bina sallanır ve çöker, beni bina ilgilendirmiyor, bina neden sallanıyor, neden çöküyor buna bakarım. sen bu çelişkileri aş, ondan sonra gel eleştir nasıl aştığını da söyle, yoksa sonsuza kadar konuşsak da, o çelişkiler orada durduğu sürece bu bina hem sağlıklı olmaz, hem sallanır, hem de çöker-tilir ve insanlığın birikimi her seferinde daha ilerisini, daha yaşanılabilir olanı, daha özgür olanı kurmayı başarmıştır zira birikim devam eder... Bir kapitalist olsam da farklı söylemezdim, zira çelişkileri ve sistemdeki çözümsüzlüğü görüyorum, sistem çelişkileri namına bir süre ödünler verecektir, o ödünleri vereli 100 yıl oldu, vere, ala idare etmeye çalışıyor ve verecek ödünü kalmayınca, sistem de kalmaz. Zira siz kapitalizmi şu an gördüğünüz gibi sanıyorsunuz, oysa yüzyıldır ödünler vermiş halidir bu, fırsat bulsa aslına, soslanmamış kölelik düzenine dönüyor...
Yıldıztozu
19-01-2021, 21:58
spartacus yine güzel şeyler yazmışsın.
ana fikrin kapitalizmin bize şartlandırılmış düşünceler aşıladığı ve yaşam biçimimizi bu yönde etkilediği.
komünist sistemde bu şartlandırılmalar olmayacağından olaylara daha farklı bakacağımızı söylüyorsun.
ama bunların hepsi öngörüye dayalı beklentiler, kehanetler.
ben de kehanetlerde bulunabilirim.
örneğin komünist sistemin insan doğasına uymayacağı öngörüsünde bulunuyorum.
komünizme göre çalışmak ve emek ön plandayken insan doğası çalışmak istemez.
aralarındaki bu uyuşmazlık, sistemi patlatır.
ayrıca kendi içsel arzularım da fırsatçılığa, kolaycılığa, çalışmadan kazanmaya meyilli.
bu arzular bende varsa insan doğasında da vardır.
kehanet yerine daha deneysel yaklaşırsak, komünizm deneyleri yapıldı ve başarısızlıkla sonuçlandı.
başarısızlık derken senin bu yazında belirttiğin beklentilerin gerçekleşmemesini kastediyorum.
elimizde böyle bir deneysel veri de var.
spartacus
21-01-2021, 15:11
spartacus yine güzel şeyler yazmışsın.
ana fikrin kapitalizmin bize şartlandırılmış düşünceler aşıladığı ve yaşam biçimimizi bu yönde etkilediği.
komünist sistemde bu şartlandırılmalar olmayacağından olaylara daha farklı bakacağımızı söylüyorsun.
ama bunların hepsi öngörüye dayalı beklentiler, kehanetler.
Yıldıztozu bunlar kehanet değil bilimsel öngörü :)
Ben deneylere, çeşitli kabile gözlemlerine, çeşitli coğrafyalarda topluluklar arasındaki bariz farklara girmiyorum bile, mevcut olandan örnekliyorum. Neden kehanet dedin ki, anlamadığın için mi, yoksa aksi bir şeyler söyleyim de ne olursa olsun düşüncesiyle mi? Bütün ekonomi-politik bilgiyi bir yana bırakalım, mecburen bırakıyorum da zaten, para insanları nasıl etkiliyor sence? değiştiriyor mu? peki para kazanmanın yolları değiştiriyor mu? Peki, koşullar insanları değiştiriyor mu? peki koşulları ne belirliyor?
Bir kaç ay önce bana "koşullar nedir, ne önemi var" yönlü, koşullar deyip duruyrosun bir anlamı yok gibi bir şeyler söylemiştin, basit bir örnekle açıklayayım, şimdi bu başlıkta cevapla butonu olmazsa ne yapardın? İşte cevapla butonunun varlığı, yazı göndermeni sağlar, varlığı da yokluğu da, 1. ortamın koşulu, 2. senin yazı gönderip, gönderemenin koşuludur... Koşullar dendiğinde demek ki, 1. nesnel, 2. öznel koşullar söz konusuymuş...nesnel koşul ortamda butonun olup, olmaması, öznel koşul ise senin yazıyı gönderebilmenin o butona bağlı olması, okuma-yazma bilmen, bir internetinin olması vb... Birinci var ikincisi yok, olmaz, ikincisi sende mümkün(okuman, yazman var, internetin var, süper zekasın, oxfordluksun(!)), ortada buton yok, gidecek paran yok yine olmaz... İkincisi mevcut,nesnel koşul(buton) mevcut değil, o zaman sorun yaşarsın ve koşulları değiştirmek gerekir, bu da bilincin zorunlulukla edinimidir, özgürlükte böyledir, zorunluluğun bilincidir, yazmak için buton olmalıdır, seçip-seçmeme durumu olabilmelidir koşulu değiştirmedikçe, yani oraya butonu koymadıkça sonuca varamazsın. Buradan da benim olduğu kadar, Marks'ın da, yöntemi, mantığını anlarsın, meselenin kişisel olmadığını da. Yoksa ben kapitalist de olsam, bu bilince ulaşmışım ki, farklı düşünmeyeceğim...
Kapitalizm sana yazma imkanı verir, sende bu yönde şiddetli arzu oluşturur, senin aklına sokar, o düzeyde şiddetli pazarlar ki, sen yazmazsan eksik kalma durumuna gelirsin, ezilmeye başlarsın, ama butonu koymaz karşılığında senden, kendini de pazarlama noktasına değin bir şeyler ister, komünizm ise yazılacaksa buton olmalıdır der, butonu koyar, şiddetli arzu oluşturmakla işi olmaz, dolayısıyla sen yazı yazabilmek için binbir türlü yolların peşinde koşmadığın için, böyle bir mahrumiyet, istencin duygusuna da sahip olmazsın, birisinde insanın doğası sandığın, diğerinde "insanın doğası" değildir...
Aslında tüm bunlardan söz etmem bile gerekmiyor, insan da tüm diğer canlılar gibi ÇEVREYE UYUM SAĞLAR :)
Şimdi sana bir soru, ikiz bebeklerden birisini Arabistan'a, diğerini de İsviçreye yerleştirsek, daha sonra 20 yaşlarına geldiklerinde amaçlarını, isteklerini, beklentilerini sorsak, hatta karakterlerine,davranışlarına baksak, aynı sonuca ulaşır mıyız? her insan bebek olarak gelir dünyaya, sonrasını ortam, çevre ve koşullar şekillendirir... İlk yazılarımda önemli bir şeyden söz ettim, MAHRUMİYET, üzerinde düşünmen gerekir, çünkü istem ve arzuların, mahrumiyet duygularının insanlarda oluşturduğu etkiyi idrak etmek gerekir.
ben de kehanetlerde bulunabilirim.
örneğin komünist sistemin insan doğasına uymayacağı öngörüsünde bulunuyorum.
komünizme göre çalışmak ve emek ön plandayken insan doğası çalışmak istemez.
aralarındaki bu uyuşmazlık, sistemi patlatır.
İşte bu atmasyon bir kehanet. İnsanın doğası çalışmak istemez mi, o halde neden kapitalizm patlamasın, üstelik 2 kat fazla çalışırlarken, sonunda kapitalizmin mutlak olmadığını farkettin :)
BU KONUNUN EN ÖNEMLİ AYRINTISI
Bir kölenin çalışma zorunluluğu, kölenin, efendiye çalışma zorunluluğundan gelir, insan doğasındaki çalışma zorunluluğu ise doğadan! İnsan da, diğer canlılar gibi bir çok gereksinimi vardır ve bunları doğadan karşılamak zorundadır, bu bir zorunluluktur ve görüldüğü üzere doğaldır! Bu haliyle doğaldır, ama bir kölenin, efendiye veya kapitaliste karşı hisettiği hizmet ve çalışma zorunluluğu doğal değildir, bilinci de değildir ve bu bir yabancılaşmadır.
Ama çalışmak istemiyorsan, bunu kendine anlatırsın, komünizmde çalışmak zorunda değilsin ve kendine anlatabilirsin, zira karar verecek olan sensin, ama başkalarının ÇALIŞMASINI GASP EDEMEZSİN, olay bundan ibaret. Da aslında komünist toplumda böyle düşünmeyeceksin, sana çalışma dense de çalışacaksın, daha fazla çalışacaksın, çünkü çok farklı koşullarda, farklı bir ortamda yetişeceksin, mutluluğunun kriterleri de değişecek bunun için illa komünizme gitmeye gerek yok, içinde olduğumuz sistemde gönüllü çalışmaların sergilendiği, elbirliği ile bir şeyler yapan bir arkadaş çevresi de örnek verilebilir, ama kapitalizmde bu durum lokal, dar ve anlıktır, özel koşullarda görülür ve eminim bir çoğumuzun hayatında buna yer olmuştur, kapitalizm yalnızlaştırır, bahsettiğim sosyal ortamı ve verdiği mutluluğu, eğlenceyi çok zor veya rüyanda görürsün, üstelik olabildiğince sulanmış bir halde...
ayrıca kendi içsel arzularım da fırsatçılığa, kolaycılığa, çalışmadan kazanmaya meyilli.
bu arzular bende varsa insan doğasında da vardır.
kehanet yerine daha deneysel yaklaşırsak, komünizm deneyleri yapıldı ve başarısızlıkla sonuçlandı.
başarısızlık derken senin bu yazında belirttiğin beklentilerin gerçekleşmemesini kastediyorum.
elimizde böyle bir deneysel veri de var.
Ne kadar mahrum isen ve ne kadar kapitalizmin yapay yaban dünyasında isen o kadar da mahrum olursun, mahrumiyetlerin de ayrıca arttırılır, hem dış etken hem de iç etken olarak sen mahrumiyetinden de mahrumiyetler türetirsin, bu kaçınılmaz olur, asimetrik biçimde... İnsanların sistemin yapısı, anlayış ve işleyişi gereği içinde olduğu psikolojik arızalar, rahatsızlıkları insanın doğası sanman da böylece doğal hal alır, zira sistem bunu pazarlamaktadır. Hasılı ne kadar pazarlar, ne kadar mahrum eder, sen o kadar açsındır, açlık,,, senin sorunun bu ve sen sistemin pazarlamacı etkisiyle de daha fazla açsın, korkunç derecede fakirsin. Mahrum olmayan zaten fakir de olmaz aç da, şiddetle arzulamaz da. ne kadar arzuluyorsun, o kadar açsın...
Dünyada hiç bir yerde, hiç bir zaman komünizm deneyleri yapılmadı. yanlış biliyorsun, aynen kapitalizmin feodalite döneminde yaptığı deneyler gibi deneyler oldu, bunlar her gelişim sürecinde yaşanır ve başarılı olup, olmaması da süreçle, koşullarla ilgilidir, hiç birisi de komünizm deneyimi değildir, o deneyimler kapitalist sınıfları barındırır ve o deneyimler de iktidar burjuvazide değil, işçi-emekçi'de olması üzerinden, geçiş hali durumu, deneyimleridir-ki geçiş başarılamadı, zaten ilk deneyimelrin başarılı olması beklenemez. yüzlerce yıllık ayrıcalıkla azınlıkların ulaştığı bilinç seviyesine işçi, köylü, emekçinin ulaşması, yönetmeyi öğrenmesi, demokrasiyi içselleştirebilmesi bir anda olmayacak, o ilk dönemler kaba davranış, hal, durum sergileyecek, aynen kapitalizmin ilk dönemlerinde, brujuvaların elde kırbaç gezmesi gibi. Bu deneyimler olacaktır, böylece nerede hata yapıldığı görülebilsin, çünkü bir koşulda doğru olan bir uygulama, farklı bir koşulda yanlışa dönüşebilir...
Dünya'da doğal komünal toplumlar oldu, insanlığın %99,9'luk dönemi komünal dönem olarak yaşandı. Ancak bu deneyim ilkel komünal toplum olarak yaşandı, zira dünya üzerinde insan sayısı çok az ve farklı, birbirine kapalı toplumlar nezdinde idi...
İnsanın doğası konusunda yanlış yaklaşıyorsun, sebebi de insanın doğası böyle olduğu için bu sistemin var olduğunu sanmanla ilgili. Oysa tersidir, sistemin doğası bu olduğu için, insanın doğası buymuş gibi görünür. Hala komünal yaşayan kabileler vardır, gerçi kapitalistlerce onlarda fethedildi, ama fethedilmemişlerde yapılan gözlemler iddialarını yanlışlıyor, örneğin tecavüz gibi, hırzılık gibi bir kavarama sahip değiller. kısaca insan için de "ne ekersen onu biçiyorsun", koşullar çok önemli...
Her şeyin meta(ticaret malı) olduğu, her şeyin parayla ölçülür satın alma değeri olduğu, çalışmakta amacın(!) para olduğu(işte doğal değil!) bir sistemde, içine düşülen bu durum doğaldır, ben hiç doğal dedir dedim mi? Ama bu, bu sistemin doğasıdır, insanın değil.
Ve işin garibi esasında birçok psikolojik sorununun altında yatan, yaşam kaygısı, gelecek kaygısı, bir dolu mahrumiyet gibi temel faktörlerden birisi de cinsellikle ilgili problemleridir, temelde, zeminde bu problem, birçok farklı arzu ve istemleri de tetikler, dürtüler, buradan bir yığın mahrumiyet ürer, temeldedir-bilinç altı(sistemi bir yana bırak aynı analizi dinlerin doğurduğu sonuçlar üzerinden kendinde yapıyor olmalısın). Sistem kapitalizm ve her şeyin paraya bağlı hale geldiği, parası olana adalet, parası olana hayat, eş, arkadaş, çevre, parası olana nimetlerin esas alındığı bir toplumda, mahrum olan arızalanır ve dürtülerinin peşinde, soytarılık, hırsızlık, ikiyüzlülük, sahtekarlık, üç-kağıtçılık, her türlü ilişkiye çıkar eksenli yaklaşan, ama mahrumiyetleriyle en doğal istemleri dahi şiddetli arzu ve saplantılara dönüşmüş, garip bir insan çıkar ortaya. Bu insanın doğası değil, mahrumiyetin doğasıdır. İnsanın doğası ise doğanın sunduğu, sunamadığı, edindiği, edinemediği-mahrumiyeti üzerinedir, gerisi ise sadece istismardır, ekonomi-politiktir-siyasidir
Yıldıztozu
22-01-2021, 20:03
kaçırdığınız çok önemli bir nokta var.
kapitalizm azınlığa hitap etmez.
kapitalizm insanların en az %90'ına fırsatlar sunar.
kapitalizmdeki oran bu derece yüksektir.
azınlığa değil çoğunluğa hitap eder.
buna rağmen kapitalizmde insanların en fazla %10'u bu fırsatları değerlendirir.
bu da tam olarak insan doğasına uygun bir orandır.
çünkü bu oran başka bütün alanlar da karşımıza benzer şekilde çıkar.
insanların %10'u futbol yeteneğine sahiptir.
insanların %10'u şarkı söyleyecek sese sahiptir.
insanların %10'unun matematiği başarılıdır.
ve insanların %10'u kapitalizmin fırsatlarını değerlendirir.
kapitalizm insanların %90ına fırsatlar sunarken komünizm hiç kimseye fırsat sunamaz.
kapitalizm %90a çalışmama fırsatı sunarken, komünizm hiç kimseye çalışmama fırsatı sunmaz.
Saint-Just
22-01-2021, 20:45
Bilader ne anlatıyorsun allah aşkına ya
Yalnızca Türkiye değil dünya kapitalizmi büyük bir kriz yaşıyor. Pandemi bu süreci sadece hızlandırdı ve kapitalizmin zavallı yanını gösterdi.
Giderek artan bir yoksulluk ve sefalet var. İnsanlar artık kendini yakarak intihar ediyor. Çoçuğuna pantolon alamadığı için adam kendini asıyor. Çoğunluk işsizlik ve sefalet içerisinde güvencesiz yaşıyor yarın ne olacak korkusuyla.
Yahu bizzat tramvay da şahit oldum cuma günü
bir kadıncağız sgk dan dönüyor, yardım için başvurmuş kabul etmemişler, telefondaki görevliye haftasonu yasak da olacağı için ben ne yapacağım çoçuklarımı nasıl doyurucam diyor sesi titreyerek, olumsuz cevap gelince de ağlamaya başlıyor. Bir süre sonra makinist kaşla göz arasında yardım ediyor. Bizde inince bir arkadaşla yapabildiğimiz kadar yardım yapmaya çalışıyoruz. Ki zorla kabul ettirdik kadın çok utandı. Çaya falan davet ettik gitmem lazım diye kabul etmedi. Yüzünü güldürmeye çalışıyoruz. Belki iş konusunda bir şey yapabiliriz diye tanıdık arkadaşlara falan soruyoruz vs.
Aslında bunlar anlatılmazda daha hala kapitalizm savunması yapan senin gibiler karşıma çıkınca mecbur da kalıyorum, neyi savunduğunu gör diye.
Ee sana soruyorum şimdi neden oluyor bunlar? Sebebi ne yani? Bunları yaşamaya mahkum muyuz? Allahtan geliyor diye kabullenelimmi?
spartacus
23-01-2021, 02:24
kaçırdığınız çok önemli bir nokta var.
kapitalizm azınlığa hitap etmez.
kapitalizm insanların en az %90'ına fırsatlar sunar.
kapitalizmdeki oran bu derece yüksektir.
azınlığa değil çoğunluğa hitap eder.
buna rağmen kapitalizmde insanların en fazla %10'u bu fırsatları değerlendirir.
bu da tam olarak insan doğasına uygun bir orandır.
çünkü bu oran başka bütün alanlar da karşımıza benzer şekilde çıkar.
insanların %10'u futbol yeteneğine sahiptir.
insanların %10'u şarkı söyleyecek sese sahiptir.
insanların %10'unun matematiği başarılıdır.
ve insanların %10'u kapitalizmin fırsatlarını değerlendirir.
kapitalizm insanların %90ına fırsatlar sunarken komünizm hiç kimseye fırsat sunamaz.
kapitalizm %90a çalışmama fırsatı sunarken, komünizm hiç kimseye çalışmama fırsatı sunmaz.
Siz krallık, kölelik, ağa-maraba, patron-işçi sistemi kurduysanız, elbette kral olma, ağa olma, patron olma fırsatından söz edersiniz veya öldükten sonra cennete gideceğinden dem vurabilirsiniz, ama komünizmde kölelik, ağalık, marabalık, patronluk, mafya babalığı olmayacağı için, efendilik fırsatı sunmasından söz edilemez, ama ben kral olup hepinizin sırtına binmek istiyorum dersen, komün sana müsaade etmez...
Köleci sistemde köle doğduğunu düşün, sırtında kırbaç şakladığını veya seni bir gemiye kürekçi yaptıklarını, sende bir gün o geminin kaptanı, efendisi olabilirsin, öyle mi, efendiden söz edebiliyorsam mümkündür, ben olabiliyorsam herkes olabilir(de get! piyangocu) diyorsun, aklın buraya kadar eriyor, birisi de çıkıp, bu sistemi değiştirelim, efendi-köle sistemini ortadan kaldıralım dediğinde, ama sizin öneriniz, efendi-köle ilişkisine izin vermiyor, o zaman ben nasıl efendi olurum diye dönüyorsun, işte orada aklına tüküreyim derler(sık, sık söylüyorum ya, yabancılaşma, gerçeklik algısını yitirme, psikolojik saplantı-arıza). Kapitalizm mahrum edip, sonra da şanslı iseniz, bu mahrumiyetten kurtulabilirsiniz der... Kapitalizm mahrumiyeti dahi sömürüsünü pekiştirmenin aracı olarak kullanır -köleyi efendiye tabi kılmak namına en önemli araçlardan birisidir- ve o halde efendiler için çalışın, sonra üretkileriniz benim olsun, üzerine de kar koyayım, geri size satayım diyen sistemdir(bunu zorla yapması gerekmez, koşullar mecbur kılar, sistem dolayıısyla koşulları bu yöndedir. Sistemin otoriterliği, diktatörlüğü, monarşisi ise üretim-ilişkilerinde kendisini gösterir... Komünizm ise efendiyi aradan kaldırır, üretenin ürettiği kendisine döner, en basit haliyle ifade ediyorum.
Kapitalizm herkese fırsat tanır, kaçırdığım bir şey yok, bir sistemde ultra zengin olunabiliyorsa, buradan şu çıkar, o olabiliyorsa, diğerleri de insan, herkes olabilir, bu senin sandığın gibi gerçekliğe vurgu değil, aşağıda detaylandıracağım, usülen, içerikten bağımsız söylemdir... Bu tür, özelde şu ya da bu kişi şahsında, nezdinde konuşulamayacak durumlarda ifade bulan, genel söylem olur -ki bunun üzerinden nesnel koşullar zemininde kaide oluşturmak ise ahmaklıktır, bilimi, felsefeyi geçtim, akıl dışıdır.
Defalardır anlatıyorum, ama tarafınca anlaması zor oluyor demek ki.
FEODALİZM DE HERKESE KRAL olma fırsatı SUNAR, ama herkes kral olamaz! NEDEN OLAMAZ
1.) SİSTEM SADECE 1 KRAL USÜLÜNE DAYANIR, ama herkes kral olabilir! (buradaki ifademi anlayabiliyor musun? Aralarındaki farkı idrak edebildin mi?)
2.) SİSTEM HERKESE FIRSAT sunar(bu spesifik detayları olmayan, biçime dayalı söylemdir, yani krallığını ilan edebilme gücüne erişmiş kişinin ELDE EDEBİLDİĞİ HALİYLE FIRSATTIR(!), özel de birilerine dair söylenmediği içindir. Kim ki, bu imkanı bulur, kral olma fırsatı da doğar anlamıyladır), ama sadece 1 kişi olabilir! (bu da imkan bulanın, diğerlerine oranı, bunu da anladın mı?)
3.) maraba, marabadan doğup, ordu besleyip, güç toplayamaz(kapitalist doğmayan da sermayesizdir), olağanstü anlar, şanslar denk gelirse milyonda bir o da isitisna olur, özelden-genele safsatasıyla bir sonuca varamazsın.
Sistemin hiç bir usül ve gerekçesinde, Ali kral olabilir, diğerleri olamaz denir mi? Sistem der ki krallık babadan, oğula geçer- ama bunda dahi belirleyici olamaz, kralın bir çok oğlu, kardeşikerinin oğlu vs olur(demek ki kral kardeş de bırakmamalı ortada!), entrikalar içinde şanslı olan kral olur, olmayan hayatıyla öder, o 1 sadece 1 kişi şahsında dahi öyle akıllı olanın kral olacağı anlayışı da masaldır, koşullar belirler ve bu koşullar öyle hal alır ki, en aptalın tahta çıkması sağlanır... Bu usüldür, ama feodalizm herkese kral olma fırsatı verir, buradaki herkes, buradaki fırsat Ali, Veli anlamıyla değil ki, güç toplayıp, kralı tahtan indiren ve krallığını ilan eden de kral olabilir... o kişi kim? sana göre %90!, oysa olsa, olsa bir kaç kişi o fırsatı yakalar, ama belki birisi başarılı olur...
İmkan bulursan fırsata dönüşür, imkan yoksa fırsat da olmaz, kapitalizm sömürü sistemidir, fiili anlamda insanları bu imkanlardan olabildiğince mahrum bırakarak işleyebilir(!), bu nesnel olandır, bu işin gerçeğidir, diğeri ise usülen yani biçime dayalı söylemdir, ayırt edici hiç bir faktöre değinemez ve dayanmaz, genel söylem de herkes kavramı, özelde bir kişiden söz edilemeyeceği içindir :)
Ben krallık sistemini eleştirirken sen karşıma çıkıp, herkes kral olabilir, feodalizm bu imkanı herkese veriyor dersen, seninle yazışmanın veya akıl-mantığın anlamı kalır mı?
Milli Piyango => Herkese çıkabilir :)
Buradaki herkes, herkese denk gelir demek değildir, ama illa şu kişiye çıkacak demek değildir, o bağlamdadır, yani ayrımsızlık ilkesidir, nesnelde karşılığı ise şans işidir, İMKAN-KOŞUL işidir. Piyango ne kadar olanak veriyorsa, kazanan da o kadar olur, büyük ikramiyeyi 1.000 kişiye dağıtamaz... Mutlak kaideler oluşturup öyle kafana göre %90 mavalları okuyamazsın. peki piyango bileti 1.000.000 TL olsa, o zaman ne olurdu? bak bu da işin bir başka yönüdür, yani koşul-imkan ölçeğidir, koşullara bakılır lafıza değil(%90 o piyangoyu alabilecek imkanlara sahip değildir, istisnalar olabilir, ama istisnadır)... Yani kapitalizm herkese fırsat sunar demek, yukarıdaki piyango örneğinde herkese çıkabilir söylemi-minvalindedir -ki senin derinliğin bundan öteye gidebilmeli-ydi...
Kapitalizmde de aslında bu oran gözlemlere göre, %1-%3 arası değişir, ama esaslısı %1 civarıdır, içinden kişiler eksilir, artar vs, fiili olarak yansıyan bu olur. neden böyle olur, işte o konulara giremiyoruz seninle, bilimsel, nesnel, olgulara dayalı bakış açısına, bilinç-derinliğe sahip değilsin. öyle her burjuva sandığın gibi çalışmadan ya da bunu hobi gibi, yönetmenin zevkini tattığı bununla da tatmin olduğu hayatlar yaşamaz, %1 kral, ama altında kalanlar, hem sistemin hem de %1'in stresli kölesidir ve kral olması kolay değildir.... Bu sistemde herkes köledir, %1'de dahil köledir, gerçek budur.
Sen başından beridir bana hem de bana bu ayarda, BU MANTIKLA, BU KADARCIK İZANLA geliyorsun. Art niyetle söylemiyorum ama, seninle ele, avuca gelir bir konuda konuşmak mümkün olmuyor, zaman israfına dönüşüyor.
Hiç olmazsa şimdi söylediklerimi anlayıp, anlayamadığını merak ediyorum...
Yıldıztozu
23-01-2021, 15:02
dünya kapitalizmi büyük bir kriz yaşıyor. Pandemi bu süreci sadece hızlandırdı ve kapitalizmin zavallı yanını gösterdi.
pandemiye benzer doğal bir felaketin, sistemi geçici olarak donduracağını öngörüyorum.
yani bir gün komünizme benzer bir sistem geçici süreliğine gerçekleşebilir.
dünyaya bir asteroid çarpar ya da büyük bir felaket yaşanır, o durumda bütün düzen çöker.
geçici süreyle komünizme benzer bir sistemle idare edilir.
devamında insanlık toplarlanmaya başlayınca sistem tekrar kapitalizme benzer bir modele zorunlu olarak evrilir.
işçilerin ya da komünistlerin ayaklanmasıyla sistem çökmez.
ancak doğal bir felaketle çöker.
insan faktörüyle kapitalizmi çökertememenin iki sebebi var bence.
birincisi kapitalistler akıllı ve güçlü konumdalar.
ikinci ise doğa da kapitalizmin yanında.
kapitalizm sadece insan ürünü değil, doğal faktörlerin de desteklediği bir ürün.
Giderek artan bir yoksulluk ve sefalet var. İnsanlar artık kendini yakarak intihar ediyor.
bu da sistemin bir sonucu değil, doğal işleyişin bir sonucu aslında.
insanlar hastalanır, ölür.
bu durum sistemle ilgili değil, doğayla ilgili.
komünist sistemde de aynı oranda intihar vakaları görülecektir.
zaten intihar gibi vakalar zenginlerde de sıkça görülür.
ya da psikolojik depresyonlar zenginlerde de fakirlerde de yaşanır.
o halde bunun sebepleri sistemde değil, doğal faktörlerde aranmalıdır.
hayatın kendisi acımasız, doğanın işleyişi kötü.
işte kapitalizm de bu acımasızlığın doğal bir sonucu.
buna karşın diyebilirsiniz ki insanın aklı vardır ve doğaya karşı çıkabilir.
kapitalizme karşı çıkmak, doğanın acımasızlığına karşı çıkmaktır ki insan bu kadar güçlü bir konumda değil.
dediğim gibi kapitalizmi insanlar yaratmadı, doğa yarattı.
e peki elimizden bir şey gelmez mi? kısmen gelir.
asgari ücreti açlık sınırının üstünde tutabiliriz.
eğitimde fırsat eşitliği sağlamaya çalışabiliriz.
fakirlere yardım kampanyaları düzenleyebiliriz.
hukuk önünde eşit şartlar sunmaya çalışabiliriz.
bunları da zaten yapıyoruz mevcut sistemde.
ilahimasal
24-01-2021, 01:25
.hukuk önünde eşit şartlar sunmaya çalışabiliriz
bu forumda aptalca kurulmuş yüzlerce cümle vardır . Hatta yüzlerce aptalca cümlenin içinde benimkinde vardır ama şu üstteki cümle aptallığı bir numarası olabilir.
Bu cümleyi yazana ,konu bağlamında ne demek istediğini bir aç desek , kapitalizm adına yaptığı güzellemelerin tamamını tükürüp yalayan birisini gôrücez.
Tabiki bu cümleyi BİLİNÇLİMİ yazdı
yoksa , keşfedilecek cinimi , simule edenimi yoksa tanrısımı yazdırdı onu bize açıkladıktan sonra.
Hukuk ônündeki eşit ŞART lar dediğin neyin nesidir
Bir kaç ôrnek
Hukuku sadece hakim savcı avukat karşısına çıkmak sanan ahmak değilse tabiki
Halbuki kendilerine izah edildi , kapitalizmde hukuk eşit olmaz. Hukuk onlar için kurgulanır düzenlenip işletilir.
Yıldıztozu
24-01-2021, 09:37
masal kardeşim 70 ıq'unla benimle mücadele etme istersen.
buradaki en zeki insan benim zira.
hadi itiraf et yaşlanmışsın ve para kazanma fırsatlarını kaçırmışsın.
ondan dolayı mecburen komünizmi savunma gereği hissediyorsun.
bir de buradaki birkaç arkadaşına özentilikten.
Yıldıztozu
24-01-2021, 11:32
Hukuk ônündeki eşit ŞART lar dediğin neyin nesidir
Bir kaç ôrnek
hadi yazayım da faydalan.
''vergi kaçırmanın cezası xx liradır.''
bu ifade hukuki eşitlik içerir.
vergi kaçıran zengin biri bu cezadan kendini bir şekilde kurtarabilir(helal olsun ona), fakir biri cezalandırılabilir(hak etmiş).
bu da hukuki eşitsizlik değil, hukuki esnekliktir.
asgari ücret alan biri aç kalıyor mu?
hayır karnını doyurabilir.
herkes okula ücretsiz gidebiliyor mu?
evet gidebilir.
kapitalizm, doğanın acımasızlığına rağmen gayet merhametli bir sistemdir.
sizin bahsettiğiniz sorunların neredeyse tamamı kapitalizm kaynaklı değil, doğal kaynaklı.
bütün sorunları kapitalizm kaynaklı görmeye alışmışsınız, bu zihnin dışına çıkamıyorsunuz bir türlü.
ilahimasal
24-01-2021, 13:59
cin keşifcisi bir salak nasıl bir cümle kurabilir ?
İşte bu kadar
..hukuk önünde eşit şartlar sunmaya çalışabiliriz
Devlet hukuk ile işler ama bu hukuk Egemen'in hukukudur.
Devlet Egemen'in hukuku için zor aracıdır.
Vergi demişsin ya !
Bak salak iyi dinle
Devlet pusu kurmayı sever ve her yerde uygulamasını gözünün içine baka baka yapar.
Senin gibi zenginlik hayali kuran ayküüüsü üstüne aldığı mont ile bindiği araçta ayrıcalık hissine kapılan salaklara için vergi kaçırmanın tuzağını hazırlar ve günü gelince bu tuzağa düşen salakları avlar.
Salaklar av olduklarını bilmeden otlar dururlar.
Nasıl mı? Esnaf olunca gel bakarız.
Bir odanın içindeki yalnızlığın sana halüsinasyonlar gôrmeni sağlıyor. Zenginlik hayallerin yalan cümleler kurmanı ve kendinde olmayanı varmış gibi davranmana sebep oluyor.
Haline acıyorum ama gerçeklikten kopup , rüya ve hayal aleminde yaşayanların genel hali senin şu halin gibi , sürekli piyango peşinde koşanlar oluyor.
Sana benzer çok arkadaşım oldu. Sanayide gobit , tatlı , simit satıyorlar.
Bak senin sonunda ôyle olucak .
Olduki gobit satacak hale düştün ve seni sarmadı , gel yanıma ASGARİ ücretle bir iş vereyim. Ayküündee yüksekmiş , buluruz senin çapına gôre bir iş.
Devlet pusu kuranların en merhametlisidir. Dikkat et. Zavallı çocuk.
Yıldıztozu
24-01-2021, 17:06
zenginlik hayali kuran
kapitalizmde zenginlik hayali kurulmaz, zengin olunur.
komünistler, kendi fakirliklerini tatmin etmek için zenginliğin şansa bağlı olduğunu zanneder.
oysaki kapitalizm becerikli ve akıllı insanlara da zenginlik fırsatları sunar.
kapitalizm insanları bazı kriterlere göre sınıflandırırken (adil olan budur)
komünizm herkesi aynı sınıfa koyar (tam bir adaletsizlik)
Adalet
Etik tabanlı hukuksal bir kavramdır
Boş bir soyutlamadır
Somutda mülkiyeti (ekonomik ve politik) korur
Kapitalizmde zengin doğulur
Zenginlik ise toplumsal ürünün eşitsiz paylaşımının ürettiği bir sonuçtur
Tasması biraz daha uzun olduğu için kendini nimetden sayan köpeklerin efendilerine güzelleme
yapması alışılmış bir beyaz yakalı avuntusudur
Senin gibilerin karısını cariye yapmayı adalet olarak gören ve şu anda senden daha "zzengin" yeşil kapitalistler ılık götünü silkmeye kalktığında
adaletten bahsetmek yerine
kendi varlığın için gereken egoyu ortaya koyabilecek bi adam olmadığın belli
Kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırır
Karını onlara sunarsın
Ne de olsa senden zenginler
Yani daha akıllılar bunu da hakediyorlar di mi
Etik temelden kurtulan tek kavram kullanamadın yıllardır
ilahimasal
24-01-2021, 18:03
kapitalizmde zenginlik hayali kurulmaz, zengin olunur.
Seninki parazit yaşam güdüsü , zengin olmak değil.
Yıldıztozu
04-02-2021, 22:38
komünizm o kadar berbat bir fikir ki yanında kapitalizm bile harika bir sistemmiş gibi kalıyor.
zaten aklı ve egosu olan bir insan komünizmi savunmaz.
egonun tatmin olması sadece kapitalist felsefede mümkündür.
evrimle de çelişen komünist fikir, idealizmin bir yan ürünü olarak tanımlanabilir.
kapitalistler ise nesneye odaklanarak tam anlamıyla gerçekçi bir yaklaşım sergilerler.
emek, sömürü gibi kavramlar aldatmacadan ibaret.
komünistler de kandırılmış, aldatılmış haldeler.
komünistlerin özgürlük içeriklendirmesi de yanlış olduğundan komünizm aslında bir kölelik sistemidir.
özgürlüğü imkansız hale getirir.
insanların çoğunun hayatı bomboştur, hayatlarını bir işe yaramadan geçirirler.
boş geçen bu hayatlar, geri kalan azınlık için çalıştırılarak bir fayda elde edilebilir.
işte kapitalist sistem bu soruna da harika bir çözüm üretmiştir.
komünistler isterlerse amazon ormanlarında bulunan ilkel kabilelerin yanlarına yerleşmekte özgürler, oralarda sınıf ayrımı vs yok nasıl olsa.
bir köye yerleşmekte de özgürler, köydeki insanların biri terzidir, biri manav, biri berber. aralarında statü sınıf farklılıkları pek bulunmaz.
ama komünizm savunucuları bunu yapmazlar çünkü savunuları genelde laftadır.
ilahimasal
04-02-2021, 23:00
Korkma 3 krş luk malına çökecek bir komunist düzen şimdilik yok.
Nasıl korkutmuşlar bunu be . Pivvv
Uykuda uyuyamaz.