PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ŞANLI MHP TARİHİ!!!


21-06-2007, 17:19
Yağmur Oğlum, Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir de resmimi yadigar olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol. Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır. Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İsponylollar, Portekizliler, Romanlar, yeni düşmanlarımızdır. Japonlar, Afganlılar, Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Zazalar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler, Çingeneler, içerideki düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için hazırlanmalı. Tanrı yardımcın olsun." (N. Atsız)

Şaşırtıcı değil mi. Hiçbir MHP'linin ağzından bu kadar açık itiraflar duymadınız herhalde.
TV'lerde Bahçeli 'nin çizmeye çalıştığı imaj, kendisinin "halkları seven, ciddi bir politikacı, MHP'nin ise "insan hakları savunucusu, halk dostu" bir parti olduğudur.

Öyle midir gerçekte?

Değildir elbette ama MHP, bu imaj değişikliğine 80 sonrası gitmeye çalıştı. Özel olarakta "eski kurt" Türkeş'in ölümünden sonra canla başla imaj değiştirmeye çalıştılar.

Fransızcadan Türkçeye giren "imaj" kelimesinin anlamları arasında "görüntü, hayal" kelimesinin karşılığı olduğu da Türkçe sözlüklerde sayılmaktadır. Bu bir yanıyla doğrudur. Gerçeğini gizlemek isteyenler kendilerine ait olmayan görüntülerle bir imaj ve hayal yaratmaya çalışırlar. İşte MHP'nin son süreçte yapmaya çalıştığı da budur. Çünkü MHP'nin tarihinde hiçbir makyajın silemediği, silemeyeceği pislikler vardır. Bunun için moda deyimle imaj değişikliğine gitmeye çalıştılar. Ama gelin görün ki, kırk yıllık eşeğine gelinlik giydirerek pazarlamaya çalışan köylünün durumundan pekte farklı bir duruma düşmediler. Elbette puslu havayı bulduklarında, dişlerini göstermekten, dillerini bıçak gibi keskinleştirmekten geri durmadılar.

Biraz daha geriye gidip, bir başka kafatasçı düşüncenin alıntısını yapalım. Bu da 30'lu yıllarda milletvekillliği yapan Esat Bozkurt'a ait: "Türk bu memleketin yegane efendisi, yegane sahibidir, salt Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır; Hizmetçi olma, köle olma hakkı. Dost ve düşman dağlar bunu hakikati böyle bilsinler."(Milliyet Gazetesi l9 Eylül l930- Aktaran Suat Parlar Gizli Devlet, sy.207)

Kendilerinden olmayanı "düşman" ilan eden, "köle" liliği layık gören bir anlayıştı MHP'nin gerçeği. Fikri neyse zikri de o oldu. "Katli vacip" görüldü düşman olan herkesin.

Şimdi geriye dönüp bu kanlı tarihin sayfalarını açalım birer birer, her sayfada göze çarpan gerçek; işkence ve katliamların çuval cinayetlerinin, bombalamaların altındaki imzanın MHP olduğudur.

Turancı - Milliyetçi görüşleri Hitler'den alan, ABD yardımlarıyla bu fikri büyüten MHP, fikrini yazı üzerinde bırakmadı. ABD'nin gayri meşru çocuğu MHP kurulduğu l960'lı yıllardan bu güne düşman ilan ettiği tüm milliyet ve mezheplerden halklara kan kusturdu.

Ağustos l968 tarihli gazetelerde hemen her gün "Komando Kampları" ile ilgili haberler ve resimler yer alıyordu. Birileri komando eğitimi alıyordu, ama ne için, ne yapacaklardı bu eğitilen komandolar?
O zaman CMKP'nin Genel Başkanı olan A. Türkeş bu komando Kamplarına ilişkin 19 Ağustos 1968'de bir açıklama yaptı: "Komünistler memleketi sahipsiz sanıpta sokak hakimiyeti kuramazlar. Memleketimizde onların anladığı dilden konuşacak milliyetçi çocuklar var. Bunun için gençlerimizi mücadeleci olarak yetiştiriyoruz."(Reis S.Yalçın D. Yurdakul, sy. 3l)

İşin rengi anlaşıldı. Sokak hakimiyetini "komünistlere" bırakmayacak, gereken dilde, konuşacak milliyetçi gençler yetişiyordu bu komando kamplarında.

Sokak hakimiyetini nasıl sağlayacaklar, konuşulacak dil neydi, sonraki yıllarda çok iyi görülecekti. Hem de insanların aklından hiç çıkmamacasına işlenecekti bu dil, bu hakimiyet tarzı. Öyle var mıydı emperyalizmin yeni sömürgesinde dik başlı olmak, haksızlığa baş kaldırmak, hele hele devlete kafa tutmak, adalet istemek, grev yapmak, demokratik eğitim istemek, doğruları yazmak... Bunlarda ne oluyordu? Emperyalizmin çocuğu MHP dize getirecekti hepsini.

Kime karşıydılar? Komünizme. Komünist kim?

O dönemin bir CHP milletveklinin dediği gibi "evinde kırmızı gece lambası yakan"da dahil herkes... Bir diğer ifadeyle kendilerinden olmayan herkes "komünistti". Bu "komünistlere" gereken dersi vermek için komando kamplarında cinayet sabotaj, baskın üzerine kurs gördü Türkeş'in "çocukları"

İlk "işleri" 3l Aralık l968 de A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrenci yurdunu basmak oldu. Baskına giderken "işe " çıkalım diyorlardı birbirlerine.
"Kampta her çeşit silah vardı. Bir kaleşnikofun yanısıra çeşitli otomatik ve yarı otomatik silahlar bulunuyordu.."(İtiraflar, Ali Yurtaslan, sy. 3l)

Silahlar kan kustu. Önce Vedat Demircioğlu'nu vurdular. Sonra Kanlı Pazar'da Duran Erdoğan ve Ali Turgut Aytaç'ı...
l9 Eylül l969 da Mehmet Cantekin, 23 Eylül l969'da Taylan Özgür, l4 Aralık l969'da Mehmet Büyüksevinç ve Battal Mehetoğlu'nu, katlettiler. l970'e gelindiğinde sayı 8'e çıktı. Sayı çıkacaktı daha... 70 sonrası kitlesel katliamlarda binlerle ifade edildi faşist kurşunlarla toprağa düşenler. Silahlar kan kustu amacına uygun olarak. Amaçları, halkı sindirmek, susturmak, kendi deyimleriyle "köle" haline getirmekti. Kanlı Pazar'da işçiydi kurşunların hedefi, öğrenci yurdunda Vedat Demircioğlu...

70 öncesi partileştiler, CMKP'den MHP'ye, Komando Kamplarından, TİT'e ETKO'ya kadar örgütlendiler. 71 cuntasında Türkeş "görevi şerefli Türk askerine bıraktık" diyecekti. "Şerefli Türk askeri"nin yarım bıraktığını MHP' liler MHP' nin yarım bıraktığını "şerefli Türk askerleri" tamamlıyordu. Al gülüm ver gülüm. Ama dökülen halkın, aydınların, gençlerin, işçilerin kanıydı.

Cunta sonrası örgütlenmeye ağırlık verdiler. Sokak katillerini besleyip büyüten CIA ve Türkiye oligarşisi onları iktidara taşıdı. I. ve II. MC dönemlerinde yüzde 3 oyla iktidar koltuğuna ortak edilen MHP devlet içinde kadrolaştı.

Bunun anlamı şuydu; daha organize, daha planlı, cinayetler işlenecekti bundan sonra. Ve artık tek tek işlenen cinayetlerin yerini toplu katliamlar alacaktı. Emir büyük yerdendi. MHP bu emri uygulamaya geçirmek için işe başladı.

16 Mart 1978
16 Mart günü Eczacılık fakültesinin önünde patlayan bombalar gök gürlemesini andırıyordu. Şimşekler çakmış yağmur boşanmıştı. Ama yağan yağmur değil gençlerimizin kanıydı.

Okuldan öğrenciler topluca çıktılar. Okulları iki yıldır faşist işgal altında olduğu için her gün topluca gelip gidiyorlardı.
Adına "Merasim Birliği" denen polis ekipleri yoktu o gün. Oysa Polis şefi Reşat Altay MHP'li sivil faşistlere katliamlarını gerçekleştirmeleri için daha rahat bir ortam hazırlıyordu. Kalabalık Eczacılık Fakültesine doğru ilerledi. Korkunç bir patlama sesiyle irkildi Beyazıt. Ardından kan kusan namluluların uğultusu duyuldu. Havada kollar, bacaklar, insan parçaları uçuştu. Patlamadan geriye kalan kan gölünde 7 öğrencinin cansız bedeni yatıyordu. Onlarca yaralı vardı meydanda. Ve yıllarca bu görüntüye tanık olanlar fakültenin önünde yere uzanmış yatan cesetleri belleğinden silemedi.

Görüntüler belleğinden silinmeyen biri de gördüğü vahşeti yıllar sonra anlatabildi ancak. Hatice Özen'in arkadaşıydı;
"...yaralanmış gibi gözükmüyordu, yardım etmek için eğildim, kollarından tutup kaldırmaya çalıştım kolları öne doğru geldi. Omuzları yoku sanki. Dikkatle kaldırıp baktığımda gördüm ki sırt boydan boya yarılmış, içerdeki organlar dışarı çıkmıştı, bomba sırtına gelmişti.."(Kurtuluş Gazetesi)
Zevk alıyorlardı bu tablodan, gencecik insanların parçalanmış bedenlerini seyrederken kadeh tokuşturuyorlardı görevlerini yerine getirmenin mutluluğuyla.

Görevlerini belirlemişti Türkeş; "....bakacaksınız, herhangi bir hareket, söz fikrimize, Türklüğe uygunsa alacaksınız, zarar veriyorsa sileceksiniz..."(MHP İddiannamesi-Türkeş'in Yeni Ufuklara Doğru yazısınıdan)
"Silme" harekatı halkın her kesimini kapsadı.
Alevi, Kürt, solcu...
Esnaf, memur, aydın, sanatçı...
Ev kadını, öğrenci veya çocuk...
İşkence yaparak, ırzına geçerek, boğarak, öldürdükten sonra televizyon kutularına koyarak, bombalayarak sindirmeye çalıştılar kendilerinden olmayan herkesi.
Katiller aynı zamanda ırz düşmanıydılar, cinayetlerine ahlaksızlıklarını da eklediler. Soygun için girdikleri evde hiçbir şey bulamayınca "boş çıkmamak için evin kızının ırzına geçerek Başbuğlarının talimatını yerine getirdiler."(Ali Yurtaslan- itraflar)

Piyangotepe katliamında 6 işçinin kafasına kurşunu sıkmadan önce gaspettikleri taksinin şoförüne tecavüz ederek görevlerini yerine getirdiler.

İtrafçı Ömer Tanlak bakın bu "görev anlayışını" nasıl dile getiriyor; "... Halim adında bir ajanın daha önceden yattığı dernekte, Selahattin Gözlükaya tarafından iğfal durumuna getirilmesi ve ertesi günü bunun bütün ülkücü camiaya anlatılması"nı görmüştü Tanlak. (Ömer Tanlak, İtiraflar syf. 85)

Etlik'te kendilerine haraç vermeyen bir tüpçünün dükkanını havaya uçurmayı planlayarak, Erzurum Numune hastanesindeki yaralıları, yaralıları ziyarete gelenleri kurşunlayıp öldürerek görevlerini yerine getirdiler.
Aksu İpek Fabrikasının kapatılmasını, üretimin durdurulmasını, işçilerin elebaşlarının işten atılmasını istiyorlardı. Çünkü bu fabrikada ülkücülerin faaliyetine izin vermiyordu işçiler. "Hemen silahı alarak ve üç dinamit lokumu ile hareket ettik. Altımızdaki araba Genel Müdürlüğündü. Çok hızlı bir şekilde Genel Müdürlüğü geçmiş, fabrika önüne gelmiştik. Baki Ceylan cebinden çıkardığı Kırıkkale marka 7.65 çapında silahla ateş etmeye başladı. Sıktığı üç el mermi ile iki kişiyi de vurmuş, bunlardan biri ise ölmüş olması gerekli..."(Ömer Tanlak, İtiraflar, syf. l00)

Bu ve benzeri cinayetlerle MHP'nin katliamlar altındaki imzası açığa çıktı. Ülkeyi kan gölüne çeviren MHP'yi halk tanıyordu artık. Bir şekilde karşılaşmış, saldırılardan veya sonuçlarından etkilenmişti.
Bu dönemde Şevkat Çetin ÜGD başkanlığına getirildi. Görevi "teşkilatı" temize çıkartmaktı.
Hemen bir anket hazırlattı, ülküdaşlarına dağıttı.
Anket 70 sorudan oluşuyordu ve hemen cevaplandırılacaktı.
Sorular mı?
"Türkiye'nin bugünkü durumu?"
"Hiç silah kullandınız mı?"
"Silahınız olsa, karşınıza bir komünist çıksa hemen vurur musunuz? vb...
Hemen vururum diyenler Çetin'in sınavından geçtiler.
Bununla birlikte "semt başkanlarına" talimat göndererek "güvenilir ve gözükara" bozkurtların listesini istediler.
Listedekiler ve anketten geçenler 20-25 kşilik gruplar halinde ÜGD Genel Merkezi'nde toplandı: "Türkiye'nin hali malum Komünistlerle ülkücüler savaş halindeler. Bizim de görevimiz, komünistlerle savaşmak ve vatanımızı bunlardan temizlemektir. Bu her ülkücünün en büyük vazifesidir. Sizler de artık bu savaşta yerinizi almalısınız. Bunun için biz haydi dediğimiz zaman hemen harekete geçecek durumda olmalısınız. Her an için bizden gelecek emirleri bekleyin."
Öğütleri alanlar ETKO üyesi oldular.

TİT (Türk İntikam Tugayı), ETKO (Esir Türkleri Kurtarma Ordusu), TÜŞKO (Türkiye Ülkücü Şeriatçı Komando Ordusu) MHP'nin paravan örgütleriydi. İşledikleri cinayetleri bu adlarla üstlenip, kendilerini aklamaya çalıştılar. Ama uzun sürmedi bu örtünün düşmesi. Cinayetler aynı, failler aynıydı.

MHP örgütlenmesini kadrolarını militanlaştırmak üzerine şekillendirdi. Bu yanıyla ÜGD MHP'nin vurucu gücüydü. Ancak MHP içinde de bir çekirdek örgütü, illegal örgüt oluşturdu. Adı, TİT, ETKO, veya Özel Eğitim Grubu fark etmiyordu, işleri aynıydı hepsinin.

Kendisi de ETKO üyesi olarak yargılanan MHP itirafçısı Ali Yurdakul'un, "Bu şahıs MHP'ye çok zarar verdi, birçok arkadaşımızı cezaevine attı, neredeyse Adana'da MHP'yi çökertecekti."dediği Cevat Yurdakul Adana Emniyet Müdürü idi. Adana'da kendisine TİT adını veren MHP'nin cinayet çetelerinin peşine düşüp, faşist katillerin yakalanmasını sağladığı çin 28 Eylül 78'de makam arabasının içinde katledildi.

Cevat Yurdakul'u öldürenler, Yurdakul'un yolunu kesmek için önce bir otomobili gasp ettiler. Katilam orada başladı. Otomobilin şoförünü öldürdüler, sonra Yurdakul'un yolunu kestiler. Makam otosu kalbura dönerken Yurdakul delik deşik oldu. Sivil faşistlere Yurdakul'un istihbaratını Emniyet Müdürlüğü'ndeki faşist polisler verdiler.

80 sonrası tam 694 öldürme olayından dolayı dava açıldı MHP'ye. Tam 694 insanın katledilmesi resmi kayıtlara geçti ama gerçek çok daha fazlaydı. Bu rakama devlet tarafından "faili meçhul" diye açıklanan MHP cinayetleri dahil değildi. Bu rakama, Kahramanmaraş katliamında ölen onlarca yaşlı, genç, kadın, çocuk dahil değildi. Bu rakamda yalnızca devletin saklayıp gizleyemediği, yargılamak zorunda kaldığı açık cinayetler vardı.

Peki diğerleri faili meçhul müdür? Hayır.

18 Aralık 1978 akşamı Maraş'taki Çiçek Sinemasında başrolünü Cüneyt Arkın'ın oynadığı "Güneş Ne Zaman Doğacak" filmini seyredenlerin üzerine bomba düştü. Çığlıklar, panik, izdiham, kan...

Sinemaya bombayı koyanlar dışarıya çıktıklarında "bombayı komünistler attı" dediler. "Allahını, peygamberni seven yürüsün, Komünstleri, Alevileri yaşatmayın. Bunları öldüren cennetliktir. Maraş, Alevilere mezar olacak. Müslüman Türkiye, Aleviler Moskovaya. Sütçü İmam aşkına vurun" sesleri arasında yüzden fazla -kadın, erkek, çocuk, genç, ihtiyar- insan katledildi.

Genç kızlara, kadınlara "müslümanlık, Türklük aşkına" tecavüz edildi, hamile kadınların karnı deşildi, saldırıya uğrayanların evleri yakıldı. İnsanlara işkence yapıldı, ellerinden ağaçlara çivilendi. Sinemaya bombayı koyan da, sokağa çıkıp "komünistler attı" diyen de MHP' li faşistlerdi. Günler öncesinden belirledikleri evleri işaretlemişlerdi.
Katliamı başlatan bombanın sahibi Çatlı'ydı. (Ali Yurtaslan, itiraflar) Katliamı organize eden, bizzat katılanlardan bazıları ise Haluk Kırcı, Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Ökkeş Kenger'di. (Reis- S. Yalçın, D.Yurdakul)

Çatlı'nın ve Kırcı'nın başrolünü oynadığı bir başka katliamda Kamuoyunun yakından tanıdığı Bahçelievler Katliamıydı.
Bu katliamı Haluk Kırcı'nın kendi ağzından dinleyelim;
"Kapı açılır açılmaz içeri girdik. Hepsini yere yatırdık. Ne yapacağımız konusunda talimat almak için Abdullah'a birini gönderdik. Abdullah eter ve pamuk vermiş 'hepsini teker teker bayıltıp öldürelim' demiş. Dışarı çıkıp, arabada bekleyen Abdullah'la konuştum. 'Evde öldürmek zor olacak. İkişer ikişer götürüp öldürelim dedim. 'olur' dedi. İki kişiyi Büyük Reis'in arabasına bindirip Eskişehir yoluna götürdük. Müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş ettik. Geri döndük. Böyle zor olacağını anlayınca Abdullah, 'tek tek boğalım bunları' dedi. Bir tanesini zorla boğdum, diğer dördünü bu şekilde öldürmekte zor olacaktı. Arkadaşları gönderdim. Sonrada sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsin boşalttım. Silahı da götürüp Abdullah'a verdim." (l7 Kasım 80 H.Kırcı, Ankara sıkıyönetim savcılığına verdiği ifade)

Elbette MHP'yi örgütleyip sokağa salanlar onların silahlarını da sağladı. 16 Mart' larda halka yönelen bombaları, kurşunları, silahları da verdiler.

TNT' ler ordu malıydı, silahlar emperyalistlerden gelme. Katilleri polis teşkilatı korudu, güvenliğini aldı. Cinayetlerin istihbaratçısı, planlayıcısı, hazırlayıcısı oldu MİT ve polis teşkilatı. Yeter ki, "memleketi komünistlerden kurtarsınlar, istikrarı sağlasınlar" Ama bu öyle bir istikrar olacaktı ki, emperyalizmin sömürüsü katlanacak ve hızla ilerleyecek, itiraz edenin kafası ezilecekti. İstikrar için hiçbir şeyi esirgemedi emperyalizm. Kendi adına cinayet işleyecek olan çocuklarını kendi merkezlerinde eğitti.

MHP yalnızca Türkiye topraklarında değil, emperyalizm adına başka ülkelerde de provokasyonlar düzenledi, katliamlar gerçekleştirdi, darbeler tezgahladı. Bizzat Abdullah Çatlı'nın eğitiminde Azerbeycan'da komando kampı kurulduğu Azerbeycan Devlet Başkanı Aliyev tarafından dile getirildi. Daha yüzlercesini sıralamak mümkün.

MHP bugün de CIA'nın kendine verdiği göreve devam ediyor. MHP, katliamlarına cinayetlerine devam ediyor.

Yakın tarihimizde Sivas'ta katledilen, Gazi'de katledilen, Üniversite kampüslerinde katledilen insanlarımız, Susurluk bu gerçeğin ifadesidir. MHP, ne Bahçeli'nin TV ekranlarında çizdiği gibi "uzlaşmacı"dır ne de demokrat.
Dün neyse bugün de odur MHP.

Dünkü katliamların tetkçileri bugün meclis koridorlarında bunu dile getiriyorlar zaten,

"Değişmedik" diyorlar. Değişmediler.

Kanlı tarihlerini yazmaya devam ediyorlar.

CEMAL RUŞAN

AYATA
21-06-2007, 19:48
Nihal Atsız MHP li değil Türkçü'dür....MHP nin içinde az da olsa Türk çüler mevcuttur ve internetten Türkçü siteleri takip ederseniz en ağır eleştirileri MHP yedir...

NedimYilmaz
21-06-2007, 20:05
Nihal *Atsız *MHP *li *değil *Türkçü'dür....

Sevgili TuranDursun.com okuyucuları;

Sizce de biraz saçma bir cümle olmadı mı?

Türkçü olup MHP'li olmamak? Ya da MHP'li olup Türkçü olmamak? Bunların matematiksel olasılığı nedir?

22-06-2007, 00:50
Nihal Atsiz, irkci bir adamdir, terbiye ve nizama onem verir. MHP irkcidan daha cok tutucu, derin devlet-mafya-pavyon'cu, talanci bir camianin yasal uzantisidir. It surusu yani. Nihal Atsiz'i her ne kadar onaylamasamda, idealistligini takdir ederim. Nihal Atsiz, arabin dini araba diye, Islam'i reddetmistir ve samanizme donmustur. Bu milliyetci cevrelerce uzun zaman gizlenmisti. Atsizcilarin, ulkuculere ve MHP'lilere, en agir elestirilerde bulunduklari dogrudur.

sargon
22-06-2007, 01:17
Arkadaş zaten Nihal Atsız MHP'liydi diye yazmamış ki. Aslında Turancılık bu topraklarda MHP'den de Nihal Atsız'dan da çok öncedir. Nedense Nihal Atsız Türk milliyetçiliğinin yada Turancılığının öncüsü sayılır. Halbuki bu bence fazlasıyla abartılıdır. Nihal Atsız'dan çok daha önce Pan-Turanizm bu topraklarda gelişti ve İttihat Terakki ile zirveye de ulaştı. Kemalizm Turan fikrinden vazgeçti ama milliyetçiliği sürdürdü.

MHP, Türk milliyetçiliğinin esas ismi değildir bence. Komünizme karşı, hatta biraz da yapay olarak geliştirilmiş bir örgüttür. Tek amacı gelişen sol hareketi engellemekti. Türkiye'nin asıl milliyetçi hareketi her zaman Kemalizm oldu. Ancak Kemalizm bazı noktalarda Turancılığa göre fazla ılımlıydı. Kemalizmin milliyetçiliğini yeterli bulmayanlar ise Kemalizm adı ile daha saldırgan örgütler kuruyorlardı. Şimdiye kadar genellikle Ötüken, Kızıl Elma, Bozkurt gibi isimler MHP gibi, yada Türk-İslam sentezi gibi yada BBP gibi daha islamcı bir söylemler karşımıza çıkardı. Son yıllarda ise yeni bir akım gelişti. Yukardaki gruplara benzer bir tarzda sol retoriğe sahip bir takım gruplar çıktı ve Turancılığı, Pan-Türkizmi sahipleniyorlar. Öyle ki bir tarafında kurt ulumaları bir tarafında Deniz Gezmiş, Mahir Çayan fotoğraflarıyla bezeli yayınlar yapıyorlar. Kürtlere karşı inanılmaz bir öfke ve düşmanlık besliyorlar. Diilerinde sosyalizm ve solculuk olmasına karşın herşeyiyle apaçık ırkçı gruplar bunlar.

Ben bu yeni çıkan grubu da fazlaca köklü bulmuyorum. Bunların MHP kadar bile tutunacağını sanmıyorum. Onlar da MHP gibi palazlandırılıyorlar sadece. Daha önce hedef komünistlerdi, şimdi liberaller yada başkaları olacak. Türkiye'deki asıl milliyetçi damar CHP tarafından temsil edilen damardır bence.

sargon
22-06-2007, 01:22
Birşey eklemeyi unuttum. Üzerinde oynandığını düşündüğüm bir başka grup ise Aleviler. MHP gibi, BBP gibi sünni yorumdan hareket eden millietçi muhafazakar grupların Alevileri etkileme şansları yoktu. Bu sol görünümlü gerçekte ırkçı gruplar ile Alevilerin CHP'ye tepki veren kesimlerine yönelme şansı var. Bir taraftan da Deniz, Mahir resimleriyle göstermelik bir solculuk yaparak talep yaratılmaya çalışılıyor.

22-06-2007, 01:28
Sevgili sargon iyi demissin. Sadece, Pan-Turanizm, Turkiye'de degil, cok daha once Macaristan ve Finlandiya'daki bazi yazarlar arasinda ortaya cikmis bir akimdir. Gerisi dogru ama bir sozum yok.

"Turancılığının öncüsü sayılır. Halbuki bu bence fazlasıyla abartılıdır. Nihal Atsız'dan çok daha önce Pan-Turanizm bu topraklarda gelişti ve İttihat Terakki ile zirveye de ulaştı."

InVitatio
22-06-2007, 02:03
Nihal Atsiz müslüman degildi
Nihal Atsiz ne Müslümanligi nede Islami tabiri caiz se "takardi"
Türkesin bir ara danismanligini yapan Atsiz
bu "Din" konusu üzerine var olan görüs ayriliklari yüzünden
Türkes ile yollari ayrilmistir...
Bugün'un MHP'si Nihal Atisizi sadece "büyük" bir türk düsünür olarak degerlendir
bugünkü MHPyi asil sekil veren ise (kürd) Ziya Gökalp'in Türkcülügün Esaslari calismasi ile
Osman Yüksel Serdengectinin "dava" icindeki duruslaridir..
Türkesin 9.Isigi ise bugünkü partili partisiz Ülkücü Harektin *Anayasa degeri tasimaktadir.

Hüseyin Nihal Atsiz Turancidir ( Emperialist) , ve onun gönlündeki baskent ise Ötükendir....
Hüseyin Nihal Atsizin Irkci olmasi bugünkü Ülkücü Harekti icindeki , etrafindaki insanlarin Hüseyin Nihal Atsizin bu irkci görüslerini benimsedigi anlamina gelmez....

Dikkatinizi cekerim bugün Türk Ortodoks Rum Kilisesi ve Sevgi Erenol'un
MHP'ye yakinligi da bizleri düsündürmesi gereken ayri bir konu'dur...
Benim Fikrimce bugünkü MHP irkciliktan cok , var olan Statükoyu savunmaktadir...

Aleviler ile MHP baglantisi da Alevilerin kendi icindeki homojen yapisi olmadigi icin
duruma göre degerlendirmek lazim.
Bugün orta Anadolu alevileri irki bakimdan , daha "saf kan" türkmendir..
Birde bir dini yoruma sahip olan insanlarin , siyasi tercihleri neden "tek tip olsun" ?
Eger Aleviler CHPli veya ille de hangi nedenle olursa olsun "marjinal sol" bir örgüt yanlisi olmasi gerektigini savunan insanlar, ayni mantik ile de Hanefi meshebine bagli Sunni Müslümanlarin da
mecburen "Erbakanci" olmasi gerektigini mi söylemek istiyorlar ?!

Aleviler de birey olarak kendi siyasi görüslerini özgürce tayin etmek ile serbestlerdir....

NedimYilmaz
22-06-2007, 02:33
Türkiye'deki *asıl *milliyetçi *damar *CHP *tarafından *temsil *edilen *damardır *bence.

O bahsi geçen milliyetçilik şu an Demokratik sol ( Milliyetçi - Sol) dur.

Fakat 1923 - 1940 arasında şu an ki Mhp milliyetçiliği idi..

Zaman hızla ilerliyor sayın arkadaşlar, bazen tarihin ufak cilvelerini unutuveriyoruz..

tewderi
22-06-2007, 12:22
Ziya Gökalpın Kürtçlük üzerine yazdığı kitaplar varmış okuyan veya kitap isimlerini bilen varmı ?

sargon
22-06-2007, 12:34
Sevgili NedimYilmay, soyledigini tam olarak anlayamadim. Acabilir misin biraz?

Subat
22-06-2007, 14:40
Ziya Gökalpın Kürtçlük üzerine yazdığı kitaplar varmış okuyan veya kitap isimlerini bilen varmı ?

Basılı bir kitabı olmadığını biliyorum. Ancak bilgim dahilinde de olabilir.
Ziya gökalp 192o'li yıllarda kürd tarihi ve dili üzerine çalışma yapan bir grubun içerisindedir. Daha sonra çalışmaların tümüyle birlikte ayrılır. Çalışmaların istenmesine rağmen bu çalışmaları teslim etmez. Yani henüz basım haline gelmemişken saf değiştirir.

tewderi
22-06-2007, 15:52
Ziya Gökalpın Kürtçlük üzerine yazdığı kitaplar varmış okuyan veya kitap isimlerini bilen varmı ?

Basılı bir kitabı olmadığını biliyorum. Ancak bilgim dahilinde de olabilir.
Ziya gökalp 192o'li yıllarda kürd tarihi ve dili üzerine çalışma yapan bir grubun içerisindedir. Daha sonra çalışmaların tümüyle birlikte ayrılır. Çalışmaların istenmesine rağmen bu çalışmaları teslim etmez. Yani henüz basım haline gelmemişken saf değiştirir.

Babası diyarbakırda bir nufus müdürü ve osmanlınn gözde adamlarından Diyarbakıra genelde dışardan paşalar ve memurlar gönderirlir hele hele osmanlı döneminde özenle bile seçilmiştir..

Ziya Gökalp,Özelikle Diyarbakır Kulp taki çıkarmış olduğu dergi ve çalışmaları orada ki Kürt Aşiret liderlerinin dikatini çekmiş *ve ziya gökalp için bazı tedbirler almışlardı Ziya gökalp kendisine zorluk çıkaran özelike bir aşret reisi(yanlış hatırlamıyorsam İBrahim ) İStanbuldaki Hükümet üyelerine *mektuplara yazarak kulağının çekilmesini istemiştir bu mektupları az da olsa işe yaramıştır. .

Ziya Gökalpın bir kaç kitabını okudum fakat herşeyi ile Turancılağa savunduğu söylenemez daha çok madi çıkar için Türkçülüğü savunmuştur ve SElanikte bulunmasıda ayrıca üzerinde durulması gerekn konudur.

NedimYilmaz
22-06-2007, 16:43
Sevgili NedimYilmay, soyledigini tam olarak anlayamadim. Acabilir misin biraz?

Bunu Mustafa Kemal ile İsmet İnönü arasındaki fark ile açıklamak mümkün. Bildiğiniz gibi Atatürk, İnönü ile anlaşamadığı nokta çoktu ve en sonunda "Sen biraz dinlen" diyerek, başbakanlıktan indirdi İnönü'yü. Özellikle devletçilik ilkesinin uygulanmasında Atatürk ile ciddi ayrılıklar yaşadığını sanırım bilmeyen yoktur. Bu bağlamda ortanın solu ile devletçilik ilkesini, Atatürk'ün ölümünden sonra birleştirebilen inönü, bu isteğini Atatürk hayatta iken yapamamıştı.

Özüne bakıldığı zaman Atatürk CHP'si ile, İnönü CHP'si çok büyük farklılıklar gösteriyor. Örneğin daha basit bir örnek, laiklik ilkesi bağlamında Atatürk kesin bir dille çıkıp dine karşı söylemler söylemiyordu. Fakat İnönü'nün "Din insanlığın ilerlemesi için bir zehirdir" sözü bu bağlamda incelendiğinde çok daha açıktan söylenmiş bir söz olarak kayıtlara geçmiştir. Hoş, Atatürk'te bu dogmalara dokundurma yapmaktan geri kalmamış (1937 Meclis Açılış konuşması gibi), fakat daima açıktan söz söylemekten çekinmiştir.

Yani anlatmak istediğim şey, Atatürk CHP'si ile İnönü CHP si arasında büyük farklılıklar vardır. Özellikle devletçilik ve laiklik bağlamında.

InVitatio
22-06-2007, 17:45
ortani solu kavrami inönüye ecevit sayesinde empoze edildi.
ecevit ve ismail cem'in bu konuda daha saglam calismalari oldugu bilinmekte
hatta ecevit inönüye karsi bu "kavrami" kullanmakta idi...

22-06-2007, 20:17
atsız'da takılmayalım kardeşler. bu yazıyı mhp genel başkanının göz boyama kampanyasına kanmamanız için gönderdim.

atsız'da mhp'nin kökeninde vardır.

NedimYilmaz
22-06-2007, 22:08
Ecevit'in kavramı biraz daha geniş kapsamlı.

İnönü, CHP'yi ortanın solu olarak tanımladı, fakat ecevit bu tanımı değiştirip "Demokratik Sol" yaptı.

O yüzden inönüye ecevit sayesinde empoze edildi demek, yanlış kaçar.

sargon
23-06-2007, 01:19
Sevgili Nedim,

"Ortanın Solu" Ecevit'in bir kitabının adıdır. Bu terim aslında İnönü'ye aitti ama onu asıl güçlendiren Ecevit oldu. CHP'de İnönü'ye muhalefeti de bunun üzerine inşa etti. Demokratik Sol ise 80 sonrasındaki buluşudur. Eski CHP'yi yada o zamanki SHP'yi bunla eleştiriyordu. Parti içinde bir bürokrasi var diyordu. Kendisinin bile bunu aşamadığını iddia ediyordu. Ve DSP'yi tam demir yumruklu lider partisi yaptı. Demokratik olan tekbir şey yoktu. Herşey merkezden belirleniyordu DSP'de.

CHP ile DSP'nin bu türden farklılıklarına rağmen milliyetçilik konusunda ikisi de aynı çizgide idi. Hatta DSP bu konuda daha da ileri gidiyordu. DSP Fethullah Gülen'e yaklaşırken, CHP Anadolu İslamiyeti'ni geliştirmeye çalıştı. Ama ikisi de tutmadı.

NedimYilmaz
23-06-2007, 02:08
DSP ile ilgili söylediklerinize katılıyorum;

Fakat bir arkadaşımız CHP - MHP ilişkisini açıklamamı istedi, konu oradan açıldı.

23-06-2007, 15:40
chp-mhp ilişkisi tarihte karşıkarşıya gelmiş olabilir ancak bu seçimlerde bir birlerinden tek farklı "C" ve "M"

Engse Hohol
22-03-2017, 15:07
Hitlerin Nazi işbirlikçisi müslüman tugayı vardı. Filistinli müslümanların 1943'deki Lideri Muhammed Emin el-Hüseyni ile Adolf Hitler, yahudi düşmanlığında ortakdılar. Türkiye'de Alparslan Türkeş ve MHP'liler, Emin el-Hüseyni'ye hayrandılar o zamanlar. Kudüs müftüsü Emin el-Hüseyni'nin desteği ile Adolf Hitler 13 Şubat 1943'te Nazi Müslüman tümeni Handschar - Hançer'i kurmuştu. ✔ (http://odatv.com/boyle-rezil-oldu-2003171200.html) 13nc Waffen-SS Dağcı Handschar (Hançer) Tümeni.

https://lh3.googleusercontent.com/-g1FNcvyP6y4/WNJUhyA8cTI/AAAAAAAAKm8/em2TtWAODgICdZkJLSojJSyGsbBRH4rDQCL0B/w530-d-h506-p/pu35.jpg

Baracuda
22-03-2017, 16:20
Bunu Mustafa Kemal ile İsmet İnönü arasındaki fark ile açıklamak mümkün. Bildiğiniz gibi Atatürk, İnönü ile anlaşamadığı nokta çoktu ve en sonunda "Sen biraz dinlen" diyerek, başbakanlıktan indirdi İnönü'yü. Özellikle devletçilik ilkesinin uygulanmasında Atatürk ile ciddi ayrılıklar yaşadığını sanırım bilmeyen yoktur. Bu bağlamda ortanın solu ile devletçilik ilkesini, Atatürk'ün ölümünden sonra birleştirebilen inönü, bu isteğini Atatürk hayatta iken yapamamıştı.

Özüne bakıldığı zaman Atatürk CHP'si ile, İnönü CHP'si çok büyük farklılıklar gösteriyor. Örneğin daha basit bir örnek, laiklik ilkesi bağlamında Atatürk kesin bir dille çıkıp dine karşı söylemler söylemiyordu. Fakat İnönü'nün "Din insanlığın ilerlemesi için bir zehirdir" sözü bu bağlamda incelendiğinde çok daha açıktan söylenmiş bir söz olarak kayıtlara geçmiştir. Hoş, Atatürk'te bu dogmalara dokundurma yapmaktan geri kalmamış (1937 Meclis Açılış konuşması gibi), fakat daima açıktan söz söylemekten çekinmiştir.

Yani anlatmak istediğim şey, Atatürk CHP'si ile İnönü CHP si arasında büyük farklılıklar vardır. Özellikle devletçilik ve laiklik bağlamında.

Atatürk ile İnönü'nün fikirlerinde uçurum olduğu olduğu haricinde geri kalanlar tamamen zırva. Nerden okuyosunuz bu martavalları merak ediyorum. İnönü'nün "Din insanlığın ilerlemesi için bir zehirdir" diye bir sözü yok. Nerden aldınız bunu ? Kaynak ? Sonra İnönü böyle bir söz söyleyecek biri değil. İnönü softadır. İmam hatipleri açan, köy enstitülerini kapatan adam İnönü. Bugünki vardığımız ilkelliğin ilk sorumlusu.

Atatürk'ün ise 1930'lara doğru bir fikri değişim geçirdiği görülüyor din konusunda. Bundan sonra Din ve Özgürlüğü esas olmakla beraber devlet eliyle din dışı fikirler yayılmaya başlamıştır Atatürk sayesinde. Dönemin Medeni Bilgiler kitabı ve Tarih Kitabı'nı okutabilecek ülke sanmıyorum olsun dünyada.

İnönü Atatürk'ün sağlığında büyük çoğunluk Atatürk'ün emir eridir tabiri caizse. Bu konudaki çalışmaları aksaması dolayısıyla 2 kerede haklı olarak görevden alınmıştır. Böyle bir durum şimdi doğru gelmeyebilir. Ancak gayette iyi olmuştur. Bir yanda insanlığa bir daha muhtemelen gelmeyecek bir deha, entellektüel ve düşünür Atatürk varken diğer alalade adamlara ancak onun dediklerini yapmak düşer. Atatürk'ten sonrada içine ettiler güzel ülkenin ve tüm kazanımların zaten. İnönü dönemi ekonomi yönetimi kepazeliktir. İnönücüler bu kepazeliği Atatürk döneminin arkasına bağlayıp istatisliklendirerek gizlerler.

Atatürk ile İnönü arasında pek çok fikirsel ayrılık var. Ama özetle. İnönü en baştada Mandacıydı. Sonrada Mandacıdır. (Devrimler yabancı sermayeyi ürkütüyormuş. Onun için gündemden kalkmalıymış mesela) Yabancı sermayeye böyle bakan İnönü yerli girişimcilerin ise analarını ağlatıyordu. Nuri Demirağ sadece bir örnek. Atatürk'ün için hakikatlere ulaşmanın tek yolu bilimdir. Dolayısıyla ülke ancak bilimle gelişir. İnönü bu büyük gerçeklikten bile habersizdir. Atatürk'ün sağlığında Yahudi bilim insanlarının gelmesini reddeden de, sonradan sepetleyip gönderende odur.

Engse Hohol
24-04-2017, 18:25
✔ (http://odatv.com/23-nisani-cocuga-ayakkabi-boyatarak-kutladi-2404171200.html) Şaka gibi ama şaka olmayan bir zaytung haberi; MHP Kocaeli İl Başkanı Aydın Ünlü, 23 Nisan'da çalışmak zorunda bırakılan ayakkabı boyacısı bir çocuğa ayakkabısını boyattı, gülümseyerek objektiflere poz verdi.

http://odatv.com/images/resimler/kocaeli(5).jpg

Sevindirici olan tek şey, bu andaval mhp zihniyetinin %10 barajının altında kalarak bir daha meclise giremeyecek olmasıdır.