Orijinalini görmek için tıklayınız : Mustafa Suphi ve 15'ler
Şüpheci Dinsiz
30-01-2021, 00:40
Türkiye'nin ilk komünist partisi olan TKF'nin (Türkiye Komünist Fırkası) kurucusu Mustafa Suphi ve arkadaşları, 28 Ocak 1921 tarihinde alçakça öldürülmüştü. Meclis tutanaklarında yer alan ifadeler dikkate alındığında ölüm emrini bizzat Mustafa Kemal'in vermiş veya katliama göz yummuş olma olasığı kuvvetli görünüyor.
28 Ocak tarihinde sol gazetelerden hangilerinin anma mesajı, yazı dizisi hazırladığına baktım. Sonuç şaşırtmadı.
Vaktiyle hazırlanmış bir kaç yazı dizisi buldum, onları paylaşayım.
evrensel.net (https://www.evrensel.net/haber/29962/mustafa-kemalden-suphiye-davet)
Mustafa Kemal'den Suphi'ye ‘davet'
Mustafa Suphi'nin ve yoldaşlarının Karadeniz'de katledildiği 28 Ocak 1921'den altı gün önce Mecliste yapılan gizli oturum zabıtları, kararın Ankara ve Erzurum hattında alındığını ve ilgili emir gereği İttihatçı çetenin de görevlendirildiğini ortaya koyuyor.
https://www.evrensel.net/files/news/default/ee848bc85b_ee848bc85b.jpg
Nevzat Onaran
Bu sıra Anadolu'yu kan gölüne çeviren İttihatçılar, Ankara'da ve Rusya'da hayli aktif konumdadır. Almanlar komutasında Osmanlı'yı harbe sokan ve Ermeni soykırımını yapan İttihatçı Hükümetin Harbiye Nazırı Enver Paşa, Bahaeddin Şakir, Polis Müdürü Azmi gibi İttihatçılar'ın eylül 1920'de Bakû'da toplanan Doğu Halkları Kurultayı'na katılması, Ermeni soykırımında Deyr Zor'da mutasarrıflık yapan Salih Zeki'nin TKF içinde etkin konumda olması, özel olarak ayrıca incelenmelidir. İttihatçılar'ın TKF'ye attığı bu çengel, birkaç yıl sonrasında Kemalist bir çizgiye evrilir. TKF'nin ideolojisine ve politikasına sızan İttihatçı ve Kemalist çizginin devamlılığının toplumsal maliyetini bugün dahi ödemeye devam ediyoruz. Suphi ve yoldaşları da, bu toplumsal maliyetin ilk kurbanıdır.
Meclis zabıtlarını karıştırırken, yeni bulduğum ve aşağıda detayını aktarmaya çalışacağım konuşmalar, 1921 yılı başında hem Bolşevik Rusya'ya ve komünizme nasıl bakıldığının hem de Suphi'nin katline fermanın nasıl yazıldığının hikayesidir.
Suphi ve yoldaşlarının Anadolu'ya gelişiyle ilgili yapılan araştırmalarda pek çok vesikaya yer verilirken, BMM'de 22 Ocak 1921'deki gizli oturumda Mustafa Kemal'in katlin planını açıklayan beyanatının hiç dikkate alınmaması çok önemli bir eksikliktir. Çünkü oturum zabıtları, tereddütleri ortadan kaldıracak kadar açıktır. Erzurum Mebusu Hüseyin Avni'nin ileri sürdüğü iddialar karşısında Mustafa Kemal rest çekmeyi ihmal etmeden ve Suphi ile kurulan ilişki hakkında fazla bir şey söylemeden "deliller ortada" pozisyonu alır.
İnönü cephesinde Yunanlılar'la savaşıldığı, Ankara'nın Çerkes Ethem'le arasının açıldığı, iller düzeyinde federasyonu öngören 1921 Anayasasının kabul edildiği (20 Ocak 1921), Anadolu'da birçok vilayetlerde komünistlerin örgütlendiği bir atmosferde Mustafa Suphi ve yoldaşları, Mustafa Kemal'le önceden yaptığı yazışmayı ve delegeler vasıtasıyla sağladığı görüşmeyi esas alarak şarktan Anadolu'ya giriş yaptı.
Zabıtlardan anlıyoruz ki, Mustafa Kemal ve Karabekir çizgisi özelinde, esas olarak resmi TKF'nin, Suphi'nin TKF'si karşısında başarısız olacağı kaygısıyla da Ankara'da Suphi'ye karşı hava artık düşmancadır. Nitekim Şark Cephesi Ordu Kumandanı Kazım Karabekir'in Kars'ta Osmanlı'da ordu subayıyken Ruslara esir düşmüş iki kişiyi heyetten alıkoyması, değişen havanın ilk sinyaliydi; ama Suphi bunu anlamamıştır. Heyetten ‘ayrılmalar' daha sonra da devam edecektir! Bunun yanı sıra ağustos 1920'de Bolşevik idare tarzı üzerine güzelleme yapan Karabekir'in Suphi'ye tavrı hayli değişmiştir. Bu havanın kesin mesajı, Bolşevik Rusya'nın rolünü unutmadan, Mustafa Suphi'den ve dolayısıyla fırkasından kurtulmaktır.
Zabıtlardan anlaşılan o ki, Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir, öncesinde Mustafa Suphi ile kurduğu ilişkinin detaylarının bilinmesini istemiyor; çünkü halkı ve o günkü Ankara politikacılarını, kendilerini antikomünist olduklarına inandırmakta zorlanacaklarını düşünüyor olmalılar ki, Hüseyin Avni'nin duyumlarına göre ortaya koyduğu iddialar karşısında Mustafa Kemal panikler. İşte bu panikleme hali, Ankara-Erzurum hattında Suphi'ye karşı belirlenen çizginin dışa vurumudur.
Bu zabıtlar, Suphi'nin katli ve partisi hakkında neredeyse tek ansiklopedik bilgi kaynağı olan Mete Tunçay'ın Türkiye'de Sol Akımlar'ında1 niye dikkate alınmadı? Acaba o kadar bilgi kaynağı bir araya getirilirken, bu zabıtlar atlanmış olabilecek kaynaklardan biri midir ya da çok önemsiz görülmüş olabilir mi? Bilemiyorum!
Zabıtlar, Hüseyin Avni'nin iddiaları ve Mustafa Kemal'in konuşması açısından görmezden gelinemeyecek kadar önemlidir.
Mustafa Suphi'nin Anadolu'ya gelmesi konusu, ağustos 1920'den beri Ankara gündemindedir. Şark Cephesi Ordu Kumandanı Kazım Karabekir'in BMM Reisi Mustafa Kemal'e gönderdiği telgraf ve Mustafa Kemal'in Mustafa Suphi'ye yazdığı mektubun içeriği Suphi ve partisi hakkında olup, Ankara'ya gelmesiyle ilgilidir. Zaten daha evvel Mustafa Suphi, Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir'le hem delege hem de mektup göndererek ilişki kurmuştur.
10 Eylül 1920'deki kongresi öncesinde TKF'nin önceli Türk İştirakiyun Teşkilatı Merkez Komitesi ve Heyet-i Merkeziye Reisi Mustafa Suphi'nin 15 Haziran 1336 (1920) tarihli ‘BMM Reisi ve Kuva-yı Milliye Başkumandanı Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine' hitabıyla başlayan mektubuna BMM Reisi Mustafa Kemal'in yanıtı 13 Eylül 1336 (1920) tarihlidir. Mektup, Mustafa Kemal'in Mustafa Suphi'yi Ankara'ya gelmesi için yaptığı bir tür davettir2:
"Bakû'da Türkiye İştirakiyun Teşkilatı Merkez Komitesi ve Heyet-i Merkeziye Reisi Mustafa Suphi Bey ve Azadan Mehmet Emin yoldaşlara,
….
Türkiye İştirakiyun Teşkilatının da aynı kanaat ve gaye ile çalışmakta olmasını büyük bir memnuniyet telakki ettik... Gaye ve prensip itibariyle bizimle tamamen müşterek olan Türkiye İştirakiyun Teşkilatından maddeten ve manen hakkıyla müstefit olabilmekliğimiz (yararlanmamız) için teşkilatımızın münhasıran BMM riyasetiyle tesis ve muhafaza-i irtibat eylemesi lazımdır. Türkiye dahilinde tatbik edilecek her nevi teşkilat ve inkilâbat ancak bu kanal vasıtasıyla yapılabilir. Aynı hedefe yürüyen Türkiye İştirakiyun Teşkilatıyla tamamen tevhid-i mesai edebilmek (çalışmayı birleştirebilmek) üzere BMM nezdinde (huzurunda) salâhiyet-i tammeyi haiz bir murahhas (tam yetkili bir delege) göndermenizi ve BMM tarafından Azerbaycan hükümeti nezdinde murahhas olarak Bakû'ya gönderilmiş Memduh Şevket beyle tesis-i irtibat (ilişki kurarak) ve tevhid-i mesai eylemenizi (birlikte çalışmanızı) rica eder ve bilvesile samimi hürmet ve selamlarımı takdim eylerim.
BMM Reisi
Mustafa Kemal"
Ne tesadüftür ki, Mustafa Kemal bu davet mektubunu Mustafa Suphi'ye gönderdikten, bir ay sonra 18 Ekim 1920'de Ankara'da resmi TKF'nin kurulmasına onay vermiştir. Bu yazışmanın dışında TKF Reisi Mustafa Suphi, 1920 kasımında Bakû'dan ve 1921'nin başında Kars'tan iki mektup daha gönderir3.
Mustafa Kemal, yukarıda alıntı yaptığım mektubunda Ankara'ya Mustafa Suphi'den tam yetkili en azından bir delege davet etmiştir. Mücadele sahasının Anadolu olduğunu bilen Mustafa Suphi davete icabet etmiş ve kendisi dahil bir heyet halinde gelmeyi uygun bulmuştur.
Yola çıkan Suphi'nin heyetinden bazı kişilerin ‘mide bulandıran' davranışları üzerine hainlik tartışmasına neden olur ve Kars'tan Erzurum'a ve Trabzon'a süren yolculuk, Karadeniz'de Yahya Kahya'nın katliamıyla biter.
Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katlini başta Erzurum ve Trabzon valileri olmak üzere İttihatçılar'ın yaptığına yönelik genel bir kanı oluşmuştur, belki de oluşturulmuştur.
28 Aralık 1920'de Kars'a gelen Suphi ve yoldaşları, orada birkaç hafta kalır, hatta Ankara'nın Moskova'ya gönderdiği elçi Ali Fuat (Cebesoy) ile de buluşurlar.4
Suphi ve yoldaşları Kars'tan dört günlük yolculuk sonrasında 22 Ocak 1921'de Erzurum'a varır5. Suphi'nin seyahatinde Erzurum çok önemlidir; çünkü bu şehir, Ankara-Erzurum hattında belirlenen planın başlangıç noktasıdır.
ERZURUM PLANINA ANKARA ONAYI
Erzurum Valisi Hamit, BMM Reisi Mustafa Kemal'e gönderdiği 16 Ocak 1921 tarihli şifreli telgrafında, planı açıklar:
"…Kazım Paşa ile bu babta cereyan eden muharebat neticesinde (görüşmenin sonucunda) takarrür ettiği (kararlaştırıldığı) üzere, galeyanda bulunan halkın taarruzuna mahal vermeyerek, mumaileyhe (adı geçenin) maiyetini (arkadaşlarını) mahfuzen (korumak için) hudut haricine sevk olunmak üzere Trabzon'a göndereceğim. Bu babta başka bir emir ve mütalaa varsa tebliğ buyurulmasını istirham eylerim…"6
BMM Reisi Mustafa Kemal, Erzurum Valisi Hamit'e gönderdiği 18 Ocak 1921 tarihli cevabi telgrafta, valiyi onore eder:
"Tedabir-i aliyeleri musiptir (yüksek tedbirleriniz isabetlidir). Cafer Bey hakkında buraca muamele-i lâzime ifâ olunacaktır, efendim."7
Suphi ve yoldaşları Erzurum'a gelmeden altı gün evvel valinin 16 Ocak 1920'de yazdı şifreli telgrafa göre, Kazım Karabekir'le görüşmenin sonunda belirlenen ve Mustafa Kemal'in de ‘isabetli' dediği plan şöyledir:
1- Erzurum'da halk galeyana getirilecek.
2- Elbette Erzurum'da Suphi ve yoldaşları korunacak.
3- Ve Suphi ve yoldaşları Erzurum'dan Trabzon'a gönderilecek.
4- Suphi ve yoldaşları, Trabzon'dan da ‘Hudut haricine sevk olunacak!'
Anlaşılan o ki, ‘Hudut haricine sevk olunacak' şifresinin açılımı Karadeniz'de imhaymış. Öyle ya, telgrafa "Doğrudan denizde boğun" emri yazılacak hali yok ki!
Mustafa Kemal, Erzurum'la yazışmayı sürdürür; Vali Hamit'in 22 Ocak 1921 tarihli telgrafını da 25 Ocakta yanıtlar.8
Zaten Suphi ve yoldaşları Erzurum'a gelmezden önce planın işlerlik kazanması için, halkı galeyana getirmek üzere gerekli örgütlenme de yapılmıştır. Kazım Karabekir ve Erzurum Valisi Hamit desteğiyle Erzurum Müdafaa-i Hukuk Heyeti toptan istifasıyla Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti kurulur ve cemiyet, Suphi heyetine yönelik kışkırtıcı faaliyetlerde bulunur.9
Demek ki, bugünkü Erzurum'a hakim olan antikomünist kimliğin temelinde o günlerin faaliyeti vardır. Gerekli örgütlenme yapıldıktan sonra geriye planın detaylı uygulanması kalır, bütün faaliyetler de o yönde olur.
DİPNOTLAR
1 Mete Tunçay, Türkiye'de Sol Akımlar-1, 1908-1925, BDS Yayınları, İstanbul-2000, s. 92-103, ve Belgeler, s. 338-357.
2 Mete Tunçay, age, Belgeler, s. 338-339.
3 Mete Tunçay, age, s. 92, Belgeler, s. 339-341.
4 Mete Tunçay, age, s. 102.
5 Yavuz Aslan, Türkiye Komünist Fırkası'nın Kuruluşu ve Mustafa Suphi, Türk Tarih Kurumu, Ankara-1997, s. 315.
6 Mete Tunçay, age, Belgeler-s. 351; Yavuz Aslan, age, s. 312-313.
7 ATTB, IV, s. 385, belge no: 371, aktaran Yavuz Aslan, age, s. 315; Mete Tunçay, age, Belgeler, s. 351.
8 Mete Tunçay, age, Belgeler, s. 352.
9 Mete Tunçay, age, Belgeler, s. 351.
YARIN: Mecliste antikomünizm yarışı
Şüpheci Dinsiz
30-01-2021, 00:47
evrensel.net (https://www.evrensel.net/haber/30022/somut-plani-yapan-kazim-karabekirdir)
Somut planı yapan Kazım Karabekir'dir!
Plan gereği Erzurum Valisi Hamit'in aldığı tedbirlerin uygun görülmesinden dört gün sonra yani 22 Ocak 1921'de Suphi ve yoldaşlarının Erzurum'a vardığı gün BMM Reisi Mustafa Kemal, gizli celsede planın gereğinin yapılacağı yönündeki kararlılığını ifade etti.
Nevzat Onaran
22 Ocak 1921'de BMM'nin birinci celsesi aleni yapılır ve devamındaki ikinci, üçüncü ve dördüncü celseler hafidir. Üçüncü celsede Bursa Mebusu ve Diyarbekir İstiklal Mahkemesi Azası Şeyh Servet'in Diyarbekir'e giderken Sivas'ta komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla iki şifreli telgraf, Erkanı Harbiyei Umumiye Reis Vekili Fevzi imzasıyla BMM Riyasetine gönderilir1.
MECLİSTE ANTİKOMÜNİZM YARIŞI
Müzakere maddesi Şeyh Servet'in komünizm propagandası yapmasının tartışılmasıdır, ama esas gündem konusu ise Suphi ve yoldaşları ve onlara karşı alınacak tavırdır. Nitekim söz alan mebuslardan Hüseyin Avni, tartışılan konunun esasında Şeyh Servet meselesi olmadığına dikkat çeker2.
Mustafa Suphi'ye en azından tam yetkili bir delege gönderilmesi talebinde bulunan BMM Reisi Mustafa Kemal, kürsüye çıktığında Mustafa Suphi'nin ahlakını bilenlerin bulunduğu gibi seviye ölçümü yaptıktan sonra, "Erzurum ahali muhteremesi bunu en yakından tanıyanlardır… Erzurumlular böyle bir adamın memleket dahiline girmesinden son derece müteheyyiç olmuşlar (coşmuşlar) ve memlekete sokulmaması için teşebbüsatta bulundular" diye konuşur3.
Suphi ve yoldaşları Erzurum'a vardığı gün 22 Ocakta BMM'de konuşan Mustafa Kemal, bugünkü gibi televizyon canlı yayın sistemi de olmadığına göre, peki Erzurumlular'ın coştuğunu nasıl öğrendi?
Karesi Mebusu Vehbi, bolşevikler aleyhindeki konuşmasında hız kesmez ve Şeyh Bedrettin'in İslamiyet'e uygun olmadığı analiziyle devam eder. Diğer Karesi Mebusu Basri, Vehbi'den geri kalmaz4.
Şeyh Servet'in komünizm propagandasını nasıl yaptığıyla ilgili tek satır etmeden ve Şeyh Servet dahi söz alıp tek kelime söylemeden komünizmin imhasında BMM'de ağız birliği vardır.
Erzurum Mebusu Hüseyin Avni de antikomünist içerikteki konuşmasında, Mustafa Suphi ve yoldaşları hakkında ‘serseri' gibi ifadeler kullandıktan sonra, Muhittin Baha'nın kendisine hükümet izniyle Komünist Partisi kurduklarını söylediğine ve bu partiye hükümetin para vermesinin de usulsüz olduğuna dikkat çeker5.
Meclis kürsüsüne çıkan hatiplerin konuşmasında, komünizm düşmanlığı arşı alaya çıkar; bu tavır öylesine yapılır ki, söylenenlerin duyulması halinde Sovyet Rusya'nın olabilecek tavrı da dikkate alınarak, Sovyet Rusya'ya kıyak çekmekten de geri kalınmayan atmos.erde komünizme nefret ve kin kusulur.
Böylesi antikomünizm rüzgarının estiği Ankara, o kadar maharetlidir ki, bir yandan Mustafa Suphi ve partisinin imha planını devreye sokarken, diğer yandan resmi Türkiye Komünist Fırkası'nı da kurar.
HÜSEYİN AVNİ'DEN KARABEKİR ÇALIMI
Hüseyin Avni, büyük olasılıkla Mustafa Suphi ve Mustafa Kemal arasındaki yazışmadan ve delegeler vasıtasıyla yapılan görüşmeden, Kazım Karabekir'le TKF temsilcisinin buluşmasıyla bunun Mustafa Kemal'e bildirilmesinden doğrudan bilgisi olmadan, bazı duyumları olduğunu ifade eder tarzda konuşur. Bu durumda şarka bir heyet gönderilmesini isteyen Hüseyin Avni, konuşmasına şöyle devam eder:
"Kazım Paşa'dan mektup aldığını söylemişlerdir. Mustafa Suphi kendi başına hareket eder değildir. Şark Cephesinde bu adam yalnız değildir. Fakat o adam da bir çok zevatı aliye ile muhabere ettiğine [göre] Şark Cephesi'ni benden dinlemeyin, Şark Cephesi'ne bir heyet göndeririz. Şark Cephesi tetkike muhtaçtır. Bu yüzden ileri geri sözleşmişizdir, ben bir hakikati söylüyorum. Belki bitaraf değilim, aksi çıkarsa namussuzum. Bir heyet gönderin Şark Cephesi'ne. Bu millet bu hükümet namına mektup yazan, söz söyleyen her kimlerse onların da cezasını verdiriniz. En büyük vazifeniz budur efendiler."6
Hüseyin Avni, özellikle Suphi ve fırkasıyla resmi ilişki kurulduğu konusundaki iddiaları, BMM'deki atmos.eri etkilemiş olmalı ki Mustafa Kemal panikler. Nitekim Mustafa Kemal'in mektuplaşması ve TKF delegesiyle görüşmesi dışında, Kazım Karabekir'in konumuna işaret etmesi de boşuna değildir.
Nitekim Suphi, Mustafa Kemal dışında Kazım Karabekir'le de ilişki kurmuştur ve bunun belgesini yıllar sonra ifşa eden de yine Karabekir'dir.
Şark Cephesi Ordu Kumandanı Kazım Karabekir, 2 Ağustos 1920'de karargahında TKF'den eski Zor Mutasarrıfı Salih Zeki ile yaptığı görüşmeyi BMM Riyaseti Mustafa Kemal'e yolladığı 3 Ağustos 1336 (1920) tarihli telgrafta yazdı. Karabekir, Salih Zeki'nin Ankara'ya hareket edeceğini ve Bolşevik idare tarzıyla, TKF teşkilatları hakkında verdiği malumatı aktarır ve telgrafına şöyle devam eder:
"Bendeniz bunların Meclisi Millinin haberi olmadan iş görmelerini zararlı gördüğümden evvel emirde Ankara'ya gidip anlaşmalarını daha evvel teklif etmiştim. Onlar da bu hüsnü kabul ettiler. Teferruatlı olarak görüşülür… Esasen selametimizin bolşeviklerle ittifakta ve münasip zamanda aynı tarzı idareyi memleketimizin hazim (zafer) ve tahammülüne (dayanmasına) göre tesiste bulunduğumuzu binaenaleyh her bir hususu hükümeti milliyemiz ile birlikte yapmak lüzumunu ve bu suretle tarzı idaremizdeki köhne mülki ve adli teşkilatının bir taraftan hükümet vasitasile yeni nazariyeler tarzında tertibi yapılacak her ıslahatı kolaylaştırabileceğini anlattım."
Telgrafın devamında Karabekir, İngilizler'in Kuvayı Milliye'yi dağıtmak için her türlü çabada bulunduğu bir dönemde, Rus Sovyetleri ile çalışan bu zatlarla anlaşmanın önemine değinerek, "Bize kabili tatbik bir bolşevik idaresini kabulü mecburiyetinde olduğumuzu" yazar7.
Bu telgraftan anlıyoruz ki, Hüseyin Avni'nin kürsüde öne sürdüğü iddialar, Karabekir tarafından yıllar sonra belgesiyle doğrulanmıştır.
Oysa o gün Meclis kürsüsünde bulunan Mustafa Kemal, Hüseyin Avni'yi bir nevi yalanlama tavrında olarak, Mustafa Suphi'nin ilk temasta bulunduğu zaman yalnız muhabere etmediğini (haberleşmediğini) belirterek, şöyle devam eder:
"Benim nezdimde ademi mahsus göndermişti. Hakikaten Eskişehir'de bulunduğum sırada Mustafa Suphi'nin ve daha bir adamın [Azadan Mehmet Emin] imzasiyle bir vesikayı ve bir [15 Haziran 1336 (1920) tarihli] mektubu hamilen bir zat [Süleyman Sami] bana mülaki oldu (ulaştı). Mustafa Suphi bana müracaat ediyor ve diyor ki, bizim hariçte maksadı teşekkülümüz dahildeki maksadı millimizi teshil (kolaylaştırmaktan) ve teminden (sağlamaktan) ibarettir…" Bu adam [Mustafa Suphi] Lenin'in yegane adamıdır ve Lenin Türkiye hakkında bir iş yapmadan evvel mutlaka Suphi ile … (zabıtta üç nokta, N.O.) bu adamın etrafını sarmaktır… Ben doğrudan doğruya Mustafa Suphi'nin mektubuna cevaben [13 Eylül 1920 tarihli mektubu] yazdım ve onu okuyabilirsiniz… Hiçbir vakitte merkezi hariçte bulunan teşkilatla teşriki mesai edemeyiz (iş birliği yapamayız). Biz kendi kendimizi sevk ve idareye çalışırız… Onun için Mustafa Suphi'ye ceza yapamazsınız efendim (ifade aynen böyle! NO). Bir de şarkın ahvalini tetkik etmek için bir heyeti mahsusa izamını (gönderilmesini) talep etmişler. Şarkın ahvalini hangi noktai nazardan anlamak istiyorsunuz?... (zabıtta üç nokta, NO) Asıl mektubu getirip de mahrem tebligatta bulunan, söylediğim şeylerin hepsi hakkında müspet, müeyyid delaili (doğrulayan deliller) kafiye (yeterince) mevcuttur. Tekrar delile hacet yoktur. Kanaatlerimizi tespit edebiliriz… heyeti mahsusanın izamı (gönderilmesi) meselesi, ki buna hiç lüzum yoktur, Kazım Paşanın ne ruhta ve bolşeviklere karşı olan hissiyatı malumunuzdur."8
Mustafa Kemal, Hüseyin Avni'nin iddialarına karşı Mecliste olmayan Kazım Karabekir adına da konuşur durumdadır.
Erzurum Mebusu Hüseyin Avni, konuşmasında ayrıca Kazım Karabekir'in İslamiyetle Bolşevizm arasında pek az farkın olduğunu ve biri garp, diğeri şark olmak üzere iki tür siyasetin bulunduğunu, Türkiye'nin garpla, yani İngilizler'le anlaşmasının mümkün olmadığı için şark siyasetinin mecburen izleneceğini söylediğini9 aktarmasıyla ilgili olarak Mustafa Kemal, Karabekir'in gayet zeki, ahlaklı ve namuslu olduğunu ve bunu ilk temasta Hüseyin Avni'nin anlamadığını ileri sürerek, şöyle devam eder:
"Yalnız ufak bir tereddüdü olanlar Kazım Karabekir Paşa Hazretlerinin bir buçuk seneden beri şark ahvali hakkında her gün vermiş oldukları raporları ve onların kaffesini mütalaa ettikten sonra bir karara varması ve ona göre idarei kelam etmesi iktiza eder (gerekir)… Bir defa Mustafa Suphi'yi herkesten evvel şarkta Hüseyin Avni Bey'den evvel meydana çıkaran Kazım Karabekir Paşadır. Bu adamın memlekete girmesinin muzır olacağını takdir eden Kazım Karabekir Paşadır ve bunun memleket haricine, hudut haricine tardedilmesi lazım geleceğini bilen de Kazım Karabekir Paşadır. Bunun [Mustafa Suphi'yi tardedilmesinin] planını da yapan Kazım Karabekir Paşadır. Yoksa Erzurum'da valiliğiniz değildir. Biz değiliz efendiler. Fatinane bir surette (zekice) yapmış olduğu planı, herkesten evvel icabedenlere faaliyet [görev] veren Kazım Karabekir Paşadır… Herkesten evvel kuvvetli bir tedbir alan Kazım Karabekir Paşadır. Ben arzediyorum. Çünkü vesaik vardır. Şuradan buradan bu meseleyi tasvir eden telgraflarını birer birer getireyim okuyayım… Binaenaleyh Kazım Paşanın bolşeviklik ve komünistlik hakkındaki bütün mülahazatı ve bütün noktai nazarları şimdiki ifadatım ile anlaşılan manadadır. Fakat bu sözlerle sizi imtihan etmiştir… Ve Kazım Paşanın komünistlere temasta olanlara karşı komünist görünmesi vaki olabilir. Memleket ve millet için nafi bir maksadı siyasi temin etmek içindir. Hakikatte komünist ve bolşevik olduğu için değildir."10
Mustafa Kemal, böylece Mustafa Suphi ve partisi hakkında herkesten evvel tedbiri Kazım Karabekir'in aldığına ve bunun gereğinin yapılacağına dikkat çeker.
DİPNOTLAR
1 TBMM, Gizli Celse Zabıtları, Cilt: 1, T. İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1985, s. 325.
2 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 332.
3 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 327.
4 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 327-330.
5 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 330-332.
6 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 332-333.
7 Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, Türkiye Yayınevi, 1960, s. 832.
8 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 336.
9 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 331-332.
10 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 335-336.
YARIN: Anadolu'da komünist teşkilatlar
Şüpheci Dinsiz
30-01-2021, 00:52
evrensel.net (https://www.evrensel.net/haber/30076/suphinin-imhasi-ertelenmez)
Suphi'nin ‘imha'sı ertelenmez
Konuşmasını hem hükümet ve hem de şahsı adına yaptığını özellikle belirten Mustafa Kemal, "Binaenaleyh Heyeti Âliyenizin takip ettiği siyaset hiçbir vakitte komünistlik esasına müstenit değildir (dayanmaz)"
Nevzat Onaran
"İşte bu serseriler bir iş yapmak hülyasına kapılarak zahiren (görünüşte) memleketimize ve milletimize nâfi (yararlı) olmak için Türkiye Komünist Fırkası diye bir fırka teşkil etmişlerdir ve bu fırkayı teşkil edenlerin başında da Mustafa Suphi ve emsali bulunmaktadır. Bunlardan doğrudan doğruya bir hissi vatanpervane ile ve bir hissi hakiki milli ile değil, benim kanaatımca belki kendilerine para veren, kendilerini himaye eden ve bunlara ehemmiyet atfeden Moskova'daki prensip sahiplerine yaranmak için birtakım teşebbüsatı serseriyanede bulunmuşlardır. Bunların yaptıkları teşebbüs Rus bolşevizmini muhtelif kanallardan memleket dahiline sokmak olmuştur." 1
Anadolu'da bir takım insanların Suphi ve yoldaşlarının TKF ile temas etmeden kendiliğinden komünizm teşkilatı oluşturduğunu da belirten Mustafa Kemal, yalın bir gerçeği şöyle itiraf eder:
"Bir zaman geldi ki Ankara'da, Eskişehir'de, şurada burada memleketin hemen birçok yerlerinde bir çok insanlar, birbirleriyle rabıtadar (ilişkili) olmaksızın, komünist teşkilatı kurmaya ve aynı zamanda hariçten de birtakım insanlar serseri surette memlekette dolaşmaya ve aynı zamanda propaganda yapmaya başlamışlardır… Heyeti Vekileniz bunun için müsmir bir neticeyi (önemli bir sonucu) düşünmek mecburiyetini hissetti; herhalde bu memlekette ve bu millet içinde komünizmin mahalli tatbik bulamayacağına kani idi ve kanidir (inanmıştır). Komünizmin ne olduğunu bilirse münevveran (aydınlar), o zaman memleket dahilinde tatbikine cevaz verilebilir."2
Birkaç ay öncesinde Suphi'yi davet eden Mustafa Kemal, Mecliste mebuslara, Suphi'nin Erzurum'da bulunduğu bir sırada artık komünizmin ve komünist partilerin yaşatılmayacağı kesin sözünü verir.
AMA, ‘RUSYA KOMÜNİST!'
Mustafa Kemal, konuşmasının devamında bu denli siyasi düşman olarak nitelendirdiği Suphi ve fırkasına karşı izlenecek politika üzerinde durur:
"Efendiler, iki türlü tedbir olabilirdi. Birisi, doğrudan doğruya komünizm diyenin kafasını kırmak; diğeri, Rusya'dan gelen her adamı derhal denizden gelmiş ise vapurdan çıkarmamak, karadan gelmiş ise hududun haricine defetmek gibi zecri (yasaklama), şedid (şiddetli), kırıcı tedbir almak. Bu tedbirleri tatbik etmekte iki noktai nazardan faidesizlik görülmüştür. Birincisi; siyaseten hüsnü münasebatta bulunmayı lüzumlu addediniz Rusya Cumhuriyeti kâmilen komünisttir. Eğer böyle zecri tedbir tatbik edecek olursak (yasaklarsak), o halde bilâ kaydüşart (kayıtsız, şartsız) Ruslar'la alaka ve münasebette bulunmamak lazım gelir. Halbuki biz bir çok mülahazatı siyasiyeden (siyasi düşünceden), bir çok esbap ve avamilden (sebepler ve işlerden) dolayı Ruslar'la temasta, müşasebatta, itilafta (anlaşmada) bulunmak istedik ve istiyoruz ve isteyeceğiz. O halde tatbik edeceğimiz tedbirler de dostluğunu istediğimiz bir millet, bir hükümetin prensiplerini tahkir etmemek (aşağılamamak) mecburiyetindeyiz. İşte bu noktai nazardan zecri (yasaklayan) tedbir kullanmak istemedik. İkinci bir noktai nazardan da zecri tedbir kullanmayı faideli addetmedik… Binaenaleyh fikir cereyanları cebir ve şiddet ve kuvvetle reddedilemez; bilakis takviye edilir."3
Anlaşılan o ki Mustafa Kemal, o günkü uluslararası konjonktürde Rusya ile ilişkileri iyi tutma gayretinde olduğu için ‘komünizm diyenin kafasını kırma' politikasını geçici olarak erteler, ama Suphi ve yoldaşlarını imhasıysa ertelemez.
Bu katliamdan bir buçuk ay sonra Türkiye ile Rusya arasındaki ticari ve siyasi ilişkilerin temelini atan antlaşma Moskova'da 16 Mart 1921'de imzalandı.
Bu imza öncesinde Rusya'nın Ankara'ya yardımı, temmuz 1920'de 100.000 lira değerinde altın ve 1920 eylülünde silah ve cephane göndermesiyle başladı ve devam etti: 10 milyon altın ruble, 39 bin 275 tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, 62 milyon 986 bin tüfek mermisi,
147 bin 79 top mermisi, 4 bin el bombası, 20 bin gaz maskesi ve diğer ürünler olarak sürdü4.
1878'den beri işgal edilen Kars, Ardahan ve Artvin'den, 1917 devrimi sonrasında kendisi çekilen Bolşevik Rusya, Mustafa Suphi'nin ve yoldaşlarının katlinin ardından Ankara ile antlaşmayı imzalamasında ve silah ve cephane yardımı ile kaynak aktarmasında, Ankara'nın rolünü değerlendirirken olduğundan fazla abarttığını düşünüyorum!
‘TKF'YE MÜSAADE ETTİK'
Komünizmin "memleketimiz, milletimiz ve dinimiz" için kabul edilemez olduğunu millete anlatmanın önemine dikkat çeken Mustafa Kemal, Ankara'da kurulan resmi TKF hakkında net konuşur:
"Hükümet tenvir ile bu cereyanın önüne geçmeyi düşündüğü sırada, aynı suretle düşünen bir takım kıymetli ahlaklı ve her noktai nazardan şayanı emniyet arkadaşlar bana müracaat etmişlerdir. Bu zevat bu noktai nazardan bu memleket ve milletin menafine azami ne suretle hizmet edebileceklerini düşünüyorlardı. İşte bu düşüncenin mahsulü olmak üzere Ankara'da Komünist Fırkası namı altında bir fırka teşekkül etti... kendilerinin vukuu müracaatları üzerine resmen müsaade edilmiştir. Yalnız bu müsaadeyi yapmakla hükümet bir şey düşündü. Evet, komünizm içtimai bir meseledir. Bunun her türlü esasat ve hakayikini (esasını ve gerçeğini) istenildiği gibi söylemekle beis (önemi) yoktur. Yalnız maksadı teşebbüsü belli olmayan, mahalli dahi istenildiği anda meçhul bulunan birtakım kimselerin komünizm namı altında, bolşevizm namı altında teşkilat yapmasını katiyen menetmek istedik… Hikmeti mevcudiyetlerinin kalmadığına kani oldukları dakikada bütün millete hitaben bizzat kendileri komünizmin bu memleket içinde kabiliyeti tatbikiyesi olmadığını kendileri ifade ederler ve dağılırlar."5
Halkı aldatmamak amacıyla resmi Türkiye Komünist Fırkası'nın kurulduğunu belirten Mustafa Kemal, "Binaenaleyh Türkiye Komünist Fırkası bu suretle memlekette teşekkül ettiği sırada, Bakû'da yine Türkiye Komünist Fırkası namiyle bir fırka vardı. Bu suretle, merkez kazası hariçte bulunan ve teşebbüsatı için talimatı hariçten alan bir fırkada reddedilmiş oldu... [Resmi] Türkiye Komünist Fırkası, Türkiye için, Türkiye dahilinde çalışan bir fırka mahiyetinde tecelli ediyor" diye konuşur. 6
Mustafa Kemal, Suphi'nin TKF'sine karşı, hariçten talimat almayacak ‘özel izinle' resmi TKF'nin kurulduğuna dikkat çeker.
M. KEMAL VE HÜSEYİN AVNİ'NİN MESAJLARI
Mecliste ileriki aylarda Mustafa Kemal'in I. Grubu'na karşı oluşacak II. Grup lideri antikomünist Hüseyin Avni'nin, 22 Ocak 1921'de yaptığı konuşmanın net dört mesajı vardır:
1- Mustafa Suphi'ye ve fırkasına millet ve hükümet namına mektup yazılmış ve söz verilmiştir. Böyle bir tespitle Kazım Karabekir'in yanı sıra Mustafa Kemal de, ismi verilmeden suçlanmıştır.
2- Mustafa Suphi ile ilişki kuran ve davet eden cezalandırılmalıdır.
3- Mustafa Suphi, şarkta yalnız başına değildir; şarka bir heyet gönderilmeli ve tetkik edilmelidir.
4- Ankara'da kurulan TKF'ye para aktarılması usulsüzdür.
BMM Reisi Mustafa Kemal, hem kendi hem de Mecliste bulunmayan Kazım Karabekir adına Hüseyin Avni'yi yanıtlar:
1- Komünizm "memleketimiz, milletimiz ve dinimiz" adına kabul edilemez.
2- Resmi TKF, Mustafa Suphi'nin TKF'sine karşı özel izinle kuruldu ve gerektiğinde kendisi dağıtılacaktır.
3- Evet, Mustafa Suphi ile ilişki kuruldu ve mektuplar yazıldı.
4- Bundan sonra Mustafa Suphi ile görüşülmeyecek ve mektup yazılmayacak.
5- Mustafa Suphi'yi şarkta karşılayan Kazım Karabekir'dir.
6- Mustafa Suphi'yi ‘sınır dışına tard' etme planını Kazım Karabekir hazırladı ve gereği yapılacaktır.
Hüseyin Avni'nin konuşması üzerine Mustafa Kemal, antikomünizm ötesinde Mustafa Suphi ve partisini bitirecek imha planında kararlılığını net bir tarzda açıklar!
DİPNOTLAR
1 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 333.
2 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 333.
3 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 334.
4 Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları, Atatürk KDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara-1990, s. 542-543, 546, 549-550.
5 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 334.
6 TBMM GCZ, cilt: 1, s. 335
YARIN: İnfazlar zinciri
Şüpheci Dinsiz
30-01-2021, 01:00
evrensel.net (https://www.evrensel.net/haber/30100/resmi-infazlar-zinciri)
Resmi infazlar zinciri
Nevzat Onaran
1- TKF Reisi Mustafa Suphi ve yoldaşları Ankara'ya davet edildi (1920 yazı ve sonbaharı).
2- Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir, Anadolu'da komünizmin taban bulduğu ve Rusya'nın ‘desteklediği' gerçek TKF'nin Ankara'da varlığını bir risk olarak gördü.
3- Hedef seçilen Mustafa Suphi liderliğindeki TKF'yi imha planını Kazım Karabekir yaptı, Mustafa Kemal onayladı.
4- Davete güvenen Mustafa Suphi başkanlığındaki TKF heyeti şarktan Anadolu'ya girdi ve heyeti Kars'ta Kazım Karabekir karşıladı (28 Aralık 1920).
5- Suphi ve yoldaşlarını imhadan altı gün önce 22 Ocak 1923'te Mecliste gizli oturumda Hüseyin Avni, Mustafa Kemal'i hedef aldı, ama Şark Cephesi Ordu Kumandanı Kazım Karabekir ismini verdi ve şarka tetkik için heyet gönderilmesini istedi (22 Ocak 1921).
6- İmha planı Erzurum'dan itibaren yürürlüğe kondu; Trabzon'da Suphi ve yoldaşları Karadeniz'de Yahya Kahya ve adamları tarafından öldürüldü (28-29 Ocak 1921).
7- İmhayı yapan Yahya Kahya da, tutuklandıktan ve beraat ettikten sonra, Mustafa Kemal'in özel muhafızı İsmail Hakkı (Tekçe) tarafından kurşunlandı (3 Temmuz 1922). Yahya Kahya'yı susturmanın itirafı 56 yıl sonra yapıldı!
8- Yahya Kahya'nın, Çankaya'da Muhafız Birliği Komutanı Topal Osman'ın adamlarınca öldürüldüğünü öğrenen ve bunu çevresinde anlatan Trabzon Mebusu Ali Şükrü'yü Topal Osman boğarak öldürdü (27 Mart 1923).
9- Topal Osman, Mustafa Kemal'in Muhafız Taburu Kumandanı İsmail Hakkı ve askerlerle girdiği çatışmada öldürüldü (1 Nisan 1923).
Topal Osman'ın öldürülmesinden Mustafa Suphi'nin katledilmesine kadar geriye doğru gidildiğinde ve sorulara cevap arandığında, Mustafa Suphi ve yoldaşları, Kazım Karabekir'in tasarladığı ve Mustafa Kemal'in onayladığı imha planıyla öldürüldü!
Hâlâ Mustafa Kemal'in "Mustafa Suphi'yi ve yoldaşlarını öldürün" emrini içeren bir telgraf arayanlara şaşarım!
Mustafa Suphi ve yoldaşlarını öldüren Çete Lideri Yahya Kahya, Kazım Karabekir tarafından tutuklandı, Askeri Mahkemede yargılandı ve beraat etti; ama, ardından 3 Temmuz 1922'de Mustafa Kemal'in özel muhafızı İsmail Hakkı (Tekçe) ve Topal Osman'ın iki adamı tarafından öldürüldü. Sonradan General İsmail Hakkı Tekçe, Muhafız Alay Komutanı oldu. İnfazlar sürdü: Trabzon Mebusu Ali Şükrü, 1923 ilkbaharında Topal Osman tarafından ve ardından Topal Osman da askerlerce öldürüldü. (Mete Tunçay, age, s. 102, 154, Belgeler, s. 352-353; Yavuz Aslan, age, s. 353-354).
Trabzon Mebusu Ali Şükrü'nün kaybolduğu için Meclisteki görüşmede Lazistan Mebusu Ziya Hurşid, hükümetin yetersizliğini eleştirerek, Yahya Kahya'nın öldürülmesini hatırlattı:
"Hükümeti milliyemiz zamanında vukua gelen bir suikast meselesinden dolayı uzun uzadıya dedikodular olmuştur. Ve uzun uzadıya tahkikat yapılmıştır. Hükümetin, kışlaların yanında yapılan, güpegündüz alafranga saat 4.5 raddelerinde 300 kurşun atılmak suretiyle yapılan bir suikasdın faillerini, katillerini, Rauf Beyefendi o zaman da Hükümet Reisi idi, va'düvaitte (kesin vadde) bulundular, hala va'düvaidini bekliyoruz ve böyle bekliyoruz ve böyle bekleyeceğiz." (TBMM ZC, devre: 1, içtimai sene: 4, cilt: 28, 29 Mart 1339 tarihi, s. 231).
Emekli General İsmail Hakkı Tekçe, Yahya Kahya'yı öldürdüğü gerçeğini ise 56 yıl sonra açıkladı (Günaydın, 4 Aralık 1977, aktaran Mete Tunçay, age, s. 154 ve Yavuz Aslan, age, s. 353-354).
Demek ki 56 yıl boyunca ne senaryolar yazılmıştır!
Çankaya'da Mustafa Kemal'in özel muhafızı İsmail Hakkı (Tekçe), Yahya Kahya'yı niye öldürdü?
Muhafız İsmail Hakkı'ya, Yahya Kahya'yı öldürme emrini kim verdi?
Muhafız İsmail Hakkı, görevi gereği Mustafa Kemal dışında bir başka kimseden emir alabilir mi?
Peki Yahya Kahya'yı öldürme emri niye verildi?
Yahya Kahya niye susturuldu?
Ve Topal Osman, Mebus Ali Şükrü'yü niye boğdu?
Mustafa Kemal'in muhafızlarından Topal Osman, II. Grup liderlerinden Trabzon Mebusu Ali Şükrü'yü (Ali Fuat Cebesoy, Siyasi Hatıralar, cilt: 1, Hazırlayan: Osmanı Selim Kocahanoğlu, Temel Yayınları, İstanbul-2002, s. 327) 27 Mart 1923'te boğarak öldürdü. Kazım Karabekir ve Topal Osman'ın adamı verdiği ifadede, Ali Şükrü'nün öldürülmesinin nedeni olarak aynı gerekçeyi öne sürdü.
Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir anılarında, Yahya Kahya'nın öldürülmesinden kendisinin suçlandığını, hatta Meclise geldiğinde siyah tahtaya krokiler çizerek, ‘katiller yakalanmadı' diye yazıldığına dikkat çekerek, Yahya Kahya'nın katillerinin Ankara'dan giden Topal Osman'ın adamı olduğunu öğrenen Trabzon Mebusu Ali Şükrü'nün de öldürüldüğünü yazar (Kazım Karabekir, İstiklal Harbimizde İttihat Terakki ve Enver Paşa, Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Orhan Hülangü, cilt: 2, Emre Yayınları, 1. baskı, İstanbul-2001, s.251).
27 Mart 1923'de kaybolan ve cesedi 1 Nisan 1923'te bulunan Trabzon Mebusu Ali Şükrü'nün durumu Mecliste tartışılır:
29 Mart 1339 (1923) günü Mecliste Erzurum Mebusu Hüseyin Avni, 27 Marttan beri haber alınamayan Trabzon Mebusu Ali Şükrü'nün bulunmasıyla ilgili İcra Vekilleri Heyeti'nin yetersizliğine dikkat çekti. İcra Vekilleri Reisi (Başbakan) Rauf, gerekli tahkikatın sürdürüldüğünü belirtmesinden sonra söz alan Lazistan Mebusu Ziya Hurşid de, hükümeti yetersiz bulur (TBMM ZC, devre: 1, içtimai sene: 4, cilt: 28, 29 Mart 1339, s. 227-231).
31 Mart 1339 (1923) günü Mecliste Lazistan Mebusu Necati'nin Ali Şükrü kaybolması konusunda izahat verilsin takriri üzerine, Adliye Vekili Rifat da, dairenin yaptığı bütün cereyanlarının hafi (çalışmalarının gizli) olduğu için bilgi veremeyeceğini söyledi. (TBMM ZC, cilt: 28, 31 Mart 1339, s. 243-244).
2 Nisan 1339 (1923) günü Mecliste İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf [Orbay] yaptığı konuşmada, dün (1 Nisan) bulunan Ali Şükrü'nün cesedinin hastaneye kaldırıldığını ve adliyenin takibatı sonucunda Ayrancı Bağları Papazınbağı'nda Giresun Alay Kumandanı Topal Osman ve birkaç refiki ile şiddetli müsademe (çatışma) sonucunda öldüğünü söyledi. (TBMM ZC, cilt: 28, 2 Nisan 1339, s. 305).
Rauf, Meclisteki bu konuşmasında, Topal Osman'ın birliğinin Mustafa Kemal'in muhafız kıtasını oluşturduğuna (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Bateş Atatürk Dizisi, İstanbul-1998, s. 262) hiç değinmez.
Anılarında, Ali Şükrü'nün durumu hakkında daha geniş bilgiye yer veren Rauf (Orbay), Topal Osman'ın adamı olan Mustafa Kemal Kaptan ifadesinde, mebus Ali Şükrü'nün Osman Ağa'nın Yahya Kahya'yı öldürttüğünü şurada burada söylediğini duyan ağanın, teşvik ve tertibiyle Ali Şükrü'nün kahveden alınıp ağanın evine götürüldüğünü ve orada boğulduğunu anlattığını yazar. Hemen Mustafa Kemal'le görüştüğünü kaydeden Rauf, sonunda Mustafa Kemal'in Muhafız Taburu Kumandanı İsmail Hakkı'yı görevlendirdiğini ve Topal Osman'ın bulunduğu Ayrancı'da olacak çatışmanın bizzat krokisini de Çankaya köşkünde Mustafa Kemal'in çizdiğini ifade eder. (Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, cilt: 2, Emre Yayınları, 2. Baskı, İstanbul-2000, s. 127-129).
1 Nisan 1923'te Ali Şükrü'nün katil zanlısı olarak öldürülen Topal Osman, özel muhafız olmazdan önce Karadeniz'de Pontos kırımı ve Koçgiri'deki zulmün de failidir.
9 Nisan 1339 günü Lazistan Mebusu Necati'nin Ali Şükrü'nün zevcesiyle çocuklarına nakdi yardım yapılması ve çocuklarının leyli mektebinde meccanen (parasız) okutulması teklifi görüşmenin ardından Maliye Encümenine havale edildi. (TBMM ZC, devre: 1, içtimai sene: 4, cilt: 29, 9 Nisan 1339, s. 3).
16 Nisan 1339 günü teklifle ilgili Maliye Encümeni'nin mazbatası görüşüldü. Mebus Ali Şükrü'nün ailesine yardım yapılması yönünde konuşmaların ardından oylamaya geçilir ve 128 mebus iştirak eder, mebuslar 89 kabul, 36 ret, 3 müstenkif (çekimser) oy verdi. Ama oturumu yöneten Reis Ali Fuat (Cebesoy), nisap (yeter sayısı) olmadığını öne sürerek, yoklama yapacağını açıkladı. Mebuslar birkaç gün önce yapılan oylamaya dikkat çekerek, itiraz ederse de, parasal meselenin reyi işari (yazılı rey sunma) olamayacağını iddia eden Reis Ali Fuat, Evkaf Vekaleti'ne avans verilmesi teklifinin 146 kabul, 2 ret ve 3 müstenkifle kabul edildiğini beyan etti. (TBMM ZC, devre: 1, içtimai sene: 4, cilt: 29, 9 Nisan 1339, s. 226-229, 234).
Ali Şükrü'nün ailesine yardım teklifi nisap yok denilerek reddedilirken, Evkaf Vekaleti'ne avans için aynı prensip öne sürülmedi.
16 Nisan 1339'da BMM'de yapılan toplantı, birinci devrenin son çalışma günüdür. Mecliste, öldürülen mebus Ali Şükrü'nün ailesinin mağduriyetini giderecek teklif oylamada kabul edilirse de, Reis Ali Fuat Paşanın nisap yetersiz gerekçesiyle teklif kanunlaşamaz!
BİTTİ
evrensel.net
Şüpheci Dinsiz
30-01-2021, 01:11
siyasihaber6.org (http://siyasihaber6.org/kuvayi-milliyeciler-suphi-ve-yoldaslarini-imha-etti)
Kuvayı Milliyeciler Suphi ve yoldaşlarını imha etti
2021-01-11 12:13:16
Nevzat ONARAN yazdı - "Anlaşılıyor ki, Suphi ve yoldaşlarının Karadeniz'e dökülmesinde Mustafa Kemal'in sorumluluğu/rolü, Kâzım Karabekir'den az değildir, hatta belirleyicidir! Türk Kurtuluş Savaşı ve ‘anti-emperyalizm' söylemiyle Suphi ve yoldaşlarının imhasını görmemek, ideolojik ve siyasi körlükten başka bir şey değildir!"
http://siyasihaber6.org/images/original/2021/01/11/kuvayi-milliyeciler-suphi-ve-yoldaslarini-imha-etti-1610356396.jpg
Katlinin 100. yılında Suphi ve yoldaşlarına saygıyla
Kuvayı Milliyeciler, Yunan askerinden önce Türk komünistlerini denize döktü. 28 Ocak 1921 gecesi Türkiye Komünist Fırkası'ndan (TKF) Mustafa Suphi ve 13 yoldaşının[1] Karadeniz'de imhasının üzerinden 100 yıl geçti. Oysa Suphi şahsında TKF heyeti resmen Ankara'ya davet edilmişti. İmha planını Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir hazırladı ve TBMM Reisi Mustafa Kemal onayladı. Karadeniz'de imhayı gerçekleştiren Yahya Kahya[2] da Trabzon'da bir Kuvayı Milliyeciydi.
Mustafa Kemal'in Erzurum mebusu seçildiği Osmanlı Meclisi Mebusan, 12 Ocak 1920'de İstanbul'da çalışmaya başladı. 16 Mart 1920'de fiili işgalin resmiyete dönüştürülmesi ve bazı mebusların da tutuklanması üzerine 18 Mart'ta Mebusan aldığı kararla çalışmalarını erteledi. Bunun üzerine İstanbul'da Mebusan'a katılmayıp Ankara'da bekleyen Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti adına Ankara'da meclisin toplanması için çalışmalara başladı. TBMM, 23 Nisan 1920'de Ankara'da açıldı ve Mustafa Kemal reis seçildi. Meclisin çalışmaya başladığı Ankara, Osmanlı Sarayı ve hükümetinin bulunduğu İstanbul'a karşı fiilen iktidar odağıydı. Ankara-İstanbul ikili yapı bir süre devam etti, zamanla İstanbul'un tasfiyesiyle Ankara, arttık resmen iktidardı. Kuvayı milliye, Ankara'nın yereldeki silahlı birlikleri dâhil, tüm silahlı gücüne deniyordu.
Böylesi konjonktürde Bolşevikler iktidarında Sovyetlerle kurulan ilişki ve para ile silah yardımı Ankara için ‘can suyu' oldu. Sovyetlerin yardımı Temmuz 1920'de başladı ve Mayıs 1922'ye kadar devam etti; kalem kalem biliniyor. Bu dönemde Sovyetler 80 milyon lira nakit olmak üzere, 39 bin 275 tüfek, 327 makineli tüfek, 54 top, 63 milyon tüfek mermisi, 147 bin 79 top mermisi, 20 bin gaz maskesi gibi teçhizat yardımında bulundu. Sovyet nakit yardımı, 1921 yılı bütçesinden (79,2 milyon lira) fazla ve neredeyse Müdafaa-i Millîye'nin 1920 ve 1921 yılı gider bütçesi (81,8 milyon lira) kadardı. Yardımı dönemin Müdafaa-i Millîye Vekili (Milli Savunma Bakanı) Kâzım [Özalp] da yazdı.[3]
26 Ağustos 1922'de başlayan ve 9 Eylül'de İzmir'i Yunan ordusu işgalinden kurtaran Büyük Taarruz öncesinde Milli Savunma Bakanı Kâzım, kasanın tam takır, kuruş olmadığını yazdığını hatırlayınca Sovyetlerin yardımının ne denli önemli olduğu gayet iyi anlaşılmaktadır. Peki, Türk Kurtuluş Savaşı'nda tek cephe savaşının muhatabı Yunanistan'a karşı bu taarruzun finansmanı nasıl sağlandı? Başkomutan Mustafa Kemal'den 600 bin lira borç alındı ve de ödendi.[4] Daha sonra bu para, Reisicumhur Mustafa Kemal'in hissedarı olduğu İş Bankası'nın kuruluş sermayesi olacaktır.[5]
Sovyetlerin yardımıyla ‘yoldaş' söylemi Ankara'da resmileşmekle kalmadı, TBMM Reisi Mustafa Kemal'in gözetiminde 18 Ekim 1920'de resmi Türkiye Komünist Fırkası (TKF) kuruldu[6] ve devamında 20 Ocak 1921'de de iller düzeyinde muhtariyeti/federasyonu öngören 1921 Anayasası kabul edildi. Hatırlayalım ki, Mustafa Suphi ve yoldaşları 10 Eylül 1920'de Bakû'de partisini kurmuş ve yürüyüşüne başlamıştır.
Ankara'nın dilindeki ‘yoldaş', resmi TKF ve 1921 Anayasası aslında yardımın devamı için Sovyetlere şirin görünmenin birer cilasıymış. Nitekim Suphi ve yoldaşlarının katlinden üç ay sonra Mayıs 1921'de bizzat Mustafa Kemal'in emriyle resmi TKF tasfiye edildi [7] ve 1921 Anayasası'na da Koçgiri ile Pontos sorunu özelinde işlerlik kazandırılmadı. Bizzat TBMM Reisi Mustafa Kemal, İzmit'te 16-17 Ocak 1923'te, "1921 Anayasası gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi livanın halkı Kürt ise, onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir" dediği[8] halde gereğini yapmadı. Sonrasında 29 Ekim 1923'te yürürlükteki 1876 Anayasası'nın padişah ve halifeliği yetkili kılan (madde 3-5) hükümleri değil, 1921 Anayasası'nın muhtariyeti/federasyonu öngören maddeleri (11 ve 12) ilga edildi. Diğer bir deyişle, Cumhuriyet ilanıyla, tasfiye edilen federasyondu.
https://i.imgyukle.com/2021/01/11/a4zBF8.png
Yardım ve lojistik destek nedeniyle Sovyetlerle ilişkinin önemsendiği ve hatta resmi TKF kurulduğu halde, Suphi ve yoldaşlarına imha planı hazırlanmaktan geri kalınmadı; süreci özetliyorum:
1- TBMM Reisi Mustafa Kemal ile TKF Merkez Heyeti Reisi Mustafa Suphi arasında doğrudan ve dolaylı ilişki kuruldu. Mustafa Suphi, Mustafa Kemal'le ve Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir'le hem yazıştı hem de görevlendirdiği partililer görüştü. Önce Süleyman Sami, ‘BMM Reisi M. Kemal Paşa Hazretlerine' hitabıyla başlayan 15 Haziran 1920 tarihli mektupla ve 2 Ağustos'ta Salih Zeki de, Karabekir'le görüşmenin ardından Ankara'ya gitti. BMM Reisi Mustafa Kemal'in "Mustafa Suphi Yoldaş" hitabıyla başlayan 13 Eylül 1920 tarihli mektubunda, halk hükümeti ve idarenin esas olarak seçimle belirlendiği gibi şuralara atıf yapıldı. Aynı hedefe yüründüğü için BMM'ye yetkili bir delegenin gönderilmesini isteyen Mustafa Kemal'in ikili görüşmede önemle üzerinde durduğu bir konu da Sovyetlerden gelen yardımdır. Mustafa Suphi, Mustafa Kemal'e Kasım 1920'de ikinci ve 2 Ocak 1921'de üçüncü mektubunu yazdı. Kars'ta BMM Riyaseti'ne hitaben kaleme alınan 2 Ocak tarihli mektuptaki talep, kanunların öngördüğü koşullarda çalışmaktır: "Emelimiz memleketin müdafaa cephesini zayıf düşürmek" değil, hükümete yardımcı olmaktır. Bu gayeyi "kanunların veregeldiği müsaadeler dahilinde" gereken kolaylığın gösterilmesini rica ederim ve "sizlere katılmakla onur duyacağımızı" arz ederiz.[9]
Suphi şahsında TKF heyetinin geliş amacı bu kadar nettir; Direniş cephesini yani [Türk] millî hareketi[ni] güçlendirmek için kanunların öngördüğü koşullarda mücadele etmektir. Suphi, bu iyi niyetinin kurbanı oldu. Zaten TKF'nin dönemsel politik analizi Ankara'dan ayrıksı çizgide değildir. TKF'nin 8 Kasım 1920'de aldığı kararda ve sonraki değerlendirmelerinde[10] Anadolu [Türk] millî kuvvetlerine, Hıristiyan milletlere ve Sevr'e bakışında Ankara ile paralellik vardır. Paralellik sonrasında daha da derinleşti, Ermeni soykırımı ve Kürt sorununda[11] Türk devletinin ideolojik barikatı aşılamadı.
Suphi şahsında komünist heyetin daveti Meclis'te gizli celsede müzakere edildi; hem de Suphi ve yoldaşlarının Erzurum'a geldiği 22 Ocak 1921'de. Mustafa Kemal, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni'nin TKF ile ilişki kurmak ve mektuplaşmakla ilgili ağır ithamına cevaben net konuştu: "Mustafa Suphi ile ilk temasta bulunduğu[m] zaman yalnız muhabere etmedim. Benim nezdimde ademi mahsus göndermişti. Hakikaten Eskişehir'de bulunduğum sırada Mustafa Suphi'nin ve daha bir adamın [azadan Mehmet Emin] imzasıyla bir vesikayı ve bir [15 Haziran 1920 tarihli] mektubu hamilen bir zat [Süleyman Sami] bana mülaki oldu. Mustafa Suphi bana müracaat ediyor ve diyor ki, bizim hariçte maksadı teşekkülümüz dâhildeki maksadı millimizi teshil ve teminden ibarettir […] Bu adam [Mustafa Suphi] Lenin'in yegane adamıdır ve Lenin, Türkiye hakkında bir iş yapmadan evvel mutlaka Suphi ile [görüşmektedir.] […] Ben doğrudan doğruya Mustafa Suphi'nin mektubuna cevaben [13 Eylül 1920 tarihli mektubu] yazdım ve onu okuyabilirsiniz […] Bu memlekette çalışmak isteyenler, hakiki olarak çalışmak isteyenler memleketin içinde bulunurlar memleketin hakiki menabiine, kitlelerine istinad ederler. […] Asıl mektubu getirip de mahrem tebligatta bulunan, söylediğim şeylerin hepsi hakkında müspet, müeyyid delaili (doğrulayan deliller) kafiye (yeterince) mevcuttur. Tekrar delile hacet yoktur."[12]
2- Mustafa Suphi ve yoldaşlarının 28 Aralık 1920'de Kars'a gelmesinden birkaç gün sonra plan hazırlığına başlanmıştır.[13] BMM Reisi Mustafa Kemal-Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir yazışmasıyla belirlenen plan, TKF heyetinin Erzurum-Trabzon hattında kovalanması [esir alınıp götürülmesi] ve Karadeniz'de sınır dışı edilmesidir [yani Karadeniz'e dökülmesidir]. Sovyetlerle ilişkinin yardım vesaire nedenle ‘hayati' olduğu bir dönemde Mustafa Kemal'e rağmen, ne Kâzım Karabekir ne de Erzurum Valisi Hamit, Karadeniz'de imhaya karar veremezdi. İlişki iyi görünmektedir, hatta 2 Ocak 1921'de Moskova'ya giden ekipten Moskova Sefiri Ali Fuat, Maarif Vekili Rıza Nur'la görüşülmüş ve Kars'ta üç haftaya yakın kalınmıştır. Sonradan anlaşılıyor ki, Suphi ve yoldaşlarının Kars'ta bu kadar kalmalarının aslında alıkonmalarının nedeni, Ankara-Erzurum hattındaki hazırlık ve sahadaki teşkilatlanmasıdır.
3- Sahada hazırlığı yapan Kâzım Karabekir'dir; Erzurum Valisi ve yöredeki mülki-askeri sorumlularla gerekli yazışmayı yapmış ve emri vermiştir. Mustafa Kemal'in vurguladığı gibi hükümetin Kâzım Karabekir'e verdiği talimat[14] ve Ankara-Erzurum hattında yazışmayla belirlenen plan, Erzurum Valiliği'ne Ankara emri olarak bildirildi. 2 Ocak'ta Suphi, mektubunda millî mücadeleye katılmaktan onur duyacağını kaleme alsa da aynı gün Kâzım Karabekir, Erzurum Valisi Hamit'e Suphi ve heyetinin Ankara'ya gönderilmemesinin BMM Reisi ve Hariciye Vekaleti'nin emri olduğunu yazdı. Valinin yaptığı hazırlıkta öne çıkan teşkilat, Erzurum Müdafaa-i Hukuk Heyeti'nin istifa etmesiyle 15 Ocak'ta kurulan Erzurum Muhafaza-i Mukaddesat ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'dir. Anlıyoruz ki, cemiyet, Komünizme Mücadele Derneği'nin 1920'ler versiyonudur. Mete Tunçay'a göre, bu cemiyetin Erzurum'daki kışkırtmalarının arkasında Erzurum Valisi ‘Deli' namıyla tanınan Hamit (Kapanlı) ve Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir vardır. 16 Ocak'ta vali, Mustafa Kemal'e gönderdiği telgrafında hem yeni kurulan cemiyeti hem de Kâzım Karabekir'le alınan kararı aktardı. Buna göre, Suphi ve TKF heyeti halkın galeyanından korunacak [yani esir alınacak] ve hudut haricine sevk etmek amacıyla Trabzon'a gönderilecektir.[15]
Erzurum'da Suphi ve yoldaşlarına ne yapılacağı, 3/4 Ocak'ta kumandan Kâzım Karabekir-vali Hamit yazışmasına göre netleştirildi. 11 Ocak'ta plan hakkında hem Ankara'yı bilgilendiren hem de valiye cevaben onaylandığını yazan Kâzım Karabekir, aynı gün Mustafa Suphi ve Ethem Nejat'la görüştü ve onlara hükümeti haberdar ettiğini, Erzurum'da halkın hissiyatının olduğunu ve Ankara seyahatinden vazgeçmeleri gerektiğini [Mustafa Kemal'e] ilettiğini bildirdi. Valilikten Mustafa Kemal'e plan bilgisi (16 Ocak'ta) aktarıldı ve Ankara'dan (18 Ocak'ta) cevaben "Tedabiri âliyeleri musiptir" denildi.[16] Böylece valilik, ‘onay' bilgisini Kâzım Karabekir'in bildirmesine rağmen, Ankara'dan ikinci kez aldı. Mustafa Kemal'in "plana onay" cevabı, aslında Kâzım Karabekir'le sağlanmış mutabakatın valiliğe yazılmasıdır. Mustafa Kemal, benzer bilgilendirmeyi 25 Ocak'ta[17] bir kez daha tekrar etti: "[Planı] öğrenmiş ve uygun bulmuştum."
https://i.imgyukle.com/2021/01/11/a4zHV0.jpg
4- Plana ve icrasına yönelik hazırlığı onaylayan BMM Reisi Mustafa Kemal'dir. Eldeki belgelere göre Ankara-Erzurum hattında yazışmayla Sovyetler gücendirilmeden Suphi ve yoldaşlarına yapılacakların planı şöyledir (maddeleştirdim): 1- Heyet Erzurum'a vardığında halk kışkırtılacak. 2- Heyetin Ankara'ya gidemeyecekleri ve kalamayacakları izlenimi uyandırılacak. 3- Heyet Trabzon'a yönlendirilecek [ve esir alınacak]. 4- Trabzon'da da halk heyete karşı kışkırtılacak. Yazılı olmayan 5'inci maddeyse, Suphi ve yoldaşları Karadeniz'de imha edilecek. Eğer ki, tüm evraklar incelenebilmiş olsa 5'inci maddenin yazılı olduğundan da hiç kuşkumuz yoktur. 22 Ocak'ta Erzurum'a gelen TKF heyeti, büyük olasılıkla Erzurum-Trabzon hattında altı gün boyunca esir olarak götürüldü ve 28 Ocak'ta da Karadeniz'de boğularak imha edildi.
İmha planının Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir ve Erzurum Valiliği arasında yazışmalarla belirlenmesinden ve onaylanmasından habersiz, 18 Ocak'ta Suphi ve yoldaşları, başlarına ne geleceğini bilmeden Kars'tan Erzurum'a trenle hareket etmiştir. 22 Ocak'tan itibaren Mustafa Kemal onayıyla Kâzım Karabekir kumandasında, Rusya ile dostça ilişkileri bozmamak kaydıyla, Suphi ve yoldaşlarına imha harekâtı fiilen başlatılmıştır.
5- Katliam planlandığı gibi uygulanmıştır; TKF heyeti ancak 28 Ocak'ta gece Trabzon'a varmış, 19 kişilik heyetten 5'i alıkonmuş ve Suphi dâhil 14 kişi motora bindirilmiştir. Alıkonanlardan biri de Suphi'nin karısı Mariya (Meryem) Suphi'dir. Trabzon'da Suphi ve yoldaşlarının imhası planını organize eden Yahya Kahya, Mariya Suphi'yi "kendisine kapatma yapmış" ve heyetin maddi imkanlarına da el koymuştur.[18] Mustafa Kemal, planın Karadeniz aşamasında büyük olasılıkla Yahya Kahya'yı arayıp görevlendirmemiştir, ama her kim Kâzım Karabekir, vali Hamit veya bir başkası görevlendirmeyi yapmışsa da, o görüşme anında muhtemelen planı onaylayan olarak Mustafa Kemal'in adı geçmiştir.
6- 28 Ocak 1921'de Mustafa Suphi ve 13 yoldaşının imhası cinayet zincirinin ilkidir. Planın Karadeniz ayağında görevli Yahya Kahya 3 Temmuz 1922'de öldürüldü, bunu öğrenen ve çevresinde konuşan Trabzon Mebusu Ali Şükrü 27 Mart 1923'te boğduruldu, 2 Nisan 1923'te de Yahya Kahya ve Ali Şükrü'yü katlettiren Topal Osman öldürüldü. Topal Osman, sıradan birisi değildir; çünkü birliği, Çankaya'nın Muhafız Kıtası'dır.[19] Sonuç olarak Çankaya, bu cinayet zincirinin ortasındadır. Nitekim sonradan Çankaya Muhafız Alay Komutanı İsmail Hakkı (Tekçe), önce Topal Osman'ın iki fedaisiyle Yahya Kahya'yı ve sonra da Topal Osman'ı öldürdüğünü açıkladı.[20] 28 Ocak 1921'den 2 Nisan 1923'e cinayet zinciri bütün olarak dikkate alındığında, Erzurum üzerinde karar/onay mercii Ankara'dır ve 22 Ocak 1921 tarihli TBMM gizli celse zaptı[21] da TBMM Reisi Mustafa Kemal'in rolünü anlaşılır kılmakta ve bir tür "komünistlerin katli vaciptir" fermanının tutanağıdır.
22 Ocak'ta BMM Reisi Mustafa Kemal, hem kendi hem de Meclis'te bulunmayan Kâzım Karabekir adına Hüseyin Avni'yi yanıtladı: 1- Komünizm "memleketimiz, milletimiz ve dinimiz" adına kabul edilemez. 2- Resmi TKF, Mustafa Suphi'nin TKF'sine karşı özel izinle kuruldu ve gerektiğinde kendileri dağılacaktır. 3- Evet, Mustafa Suphi ile ilişki kuruldu ve mektuplar yazıldı. 4- Bundan sonra Mustafa Suphi ile görüşülmeyecek ve mektup yazılmayacaktır. 5- Mustafa Suphi'yi şarkta karşılayan Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir'dir. 6- Mustafa Suphi'yi ve heyettekileri ‘sınır dışına tard' etme yani Ankara'ya gelmesini engelleme planını hazırlayan Kâzım Karabekir'dir. 7- Suphi ve yoldaşlarıyla ilgili [imha] planın gereği yapılacaktır.
Anlaşılıyor ki, Suphi ve yoldaşlarının Karadeniz'e dökülmesinde Mustafa Kemal'in sorumluluğu/rolü, Kâzım Karabekir'den az değildir, hatta belirleyicidir! Türk Kurtuluş Savaşı ve ‘anti-emperyalizm' söylemiyle Suphi ve yoldaşlarının imhasını görmemek, ideolojik ve siyasi körlükten başka bir şey değildir!
https://i.imgyukle.com/2021/01/11/a4zSYR.jpg
Bakû'da TKF, aylar sonra yoldaşlarına ne olduğunu gündemine alabildi. Merkez Komitesi, Suphi ve yoldaşlarının katledilmesini 3 Mart 1921'de ilk kez görüştü ve ancak bir ay sonra 2 Nisan'da Moskova'ya bildirdi. Bu arada 16 Mart'ta Türkiye-Sovyet Rusya Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalandı.[22] Peki TKF teşkilat merkezi, yoldaşlarına ne olduğunu görüşmekte ve katliamı Bolşeviklere bildirmekte neyi bekledi?
Bolşevikler de, Ankara'nın anti-komünizmini yeterince göremedi; belki gördü de öyle davrandı! Sovyetlerin, 1878'den beri Rusya işgalindeki Kars, Ardahan ve Artvin'den 1917 devrimi sonrasında çekilmesinin ardından, silah ve cephane yardımı ile kaynak aktarmakla, Mustafa Suphi ile yoldaşlarının katlinden hemen sonra da antlaşmayı imzalamakla Ankara'nın rolünü olduğundan fazla abarttığı kanısındayım!
Dönemin ulaşılan belgelerini analiz eden Mete Tunçay, "Yahya'ya Suphi grubunun ortadan kaldırılması için kimin emir verdiği kesinlikle belli değildir. Bu buyruğun Karabekir'den çıkmış olması muhtemeldir. Ankara'nın ise, önceden haberinin olup olmadığını kestirmek güçtür" ve "eğer günün birinde M. Suphilerin öldürülmesinin onun [M. Kemal] emrettiği kanıtlanırsa, çok şaşacağım!" değerlendirmesini yaptı.[23] Asıl ‘şaşılacak' hâl, Kâzım Karabekir'e emri verenin ve planı onaylayanın üst mevki TBMM Reisi Mustafa Kemal'i görmemektir. Zaten Mustafa Kemal, bizzat planı bildiğini ve onayladığını açıklamıştır. Ayrıca Yahya'ya emri verenin ya İttihatçılar ya da doğrudan Ankara veya Ankara insiyatifiyle Kâzım Karabekir-vali Hamit ikilisi olabileceği[24] de öne sürülmüştür.
Mustafa Suphi ve 13 yoldaşının imhası, Türk devletinin ideolojik konumlanmasında anti-komünizmi, Türk milliyetçiliğinin bir unsuru ve sistemin karakteri haline getirmesinin temel faaliyetidir. Tarihten gelen Rus veya Moskof düşmanlığı, 1920'lerde komünizm olarak netleştirildi. 1920'lerin ikinci yarısı ve devamı, Türk milliyetçiliğinin anti-komünizmi faşizmle içselleştirdiği yıllardı.
KAYNAKÇA
[1] Mete Tunçay, Türkiye'de Sol Akımlar-1 (1908-1925), BDS Yayınları, İstanbul-2000, Belgeler-s. 356.
[2] Yahya Kahya, Trabzon Müdafaai Hukuk Cemiyeti yöneticisidir (TBMM ZC, devre: I, cilt: 20, 8.6.1338 (1922), s. 265-226).
[3] Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları, Atatürk KDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara-1990. s. 542-550; Stefanos Yerasimos, Kurtuluş Savaşı'nda Türk-Sovyet İlişkileri 1917-1923, Boyut Kitapları, İstanbul-2000, s. 613-620; Kâzım Özalp, Millî Mücadele, 1919-1922, cilt: 1, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1998, s. 219.
[4] Mustafa Kemal'nin hesabındaki bu paranın kaynağı, Hindistan Hilafet Komitesi'nin gönderdiği yardımdır; paranın hem Mustafa Kemal'in şahsına hem de Anadolu'daki harekete gönderildiği iddia edildi (Kâzım Özalp, age, s. 233; Alptekin Müderrisoğlu, age, s. 559; Türkiye İş Bankası Tarihi, Hazırlayan: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul-2001, s. 4-5; Fikret Ünal, Muzaffer Tıraş, Zafer Kükrer, 1920-1929 Bütçe Kanunları, Başbakanlık Basımevi, Maliye Bakanlığı Tetkik Kurulu Yayını No: 1978/190, Ankara-1979, s. 19).
[5] Türkiye İş Bankası Tarihi, s. 5, 87-98 ve 612-630 (Atatürk'ün banka hesapları).
[6] Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hâtıraları, Temel Yayınları, İstanbul-2000, s. 515-518, 551-554; Feridun Kandemir, Atatürk'ün Kurduğu Türkiye Komünist Partisi ve Sonrası, Yakın Tarihimiz Yayınları, İstanbul-1965; TBMM GCZ, cilt: 1-22 Ocak 1921, s. 334-335.
[7] Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1921'de Moskova'da bulunan Tevfik Rüştü'ye (Aras), "[G]eçen yılda Rusların eğilimlerini ve büyük yardımlarını sağlamak için müsamaha edilen ve komünizmi temsil eden her türlü örgütler tüm olarak ortadan kalkmıştır" diye yazdı (Mete Tunçay, age, Belgeler-s. 246-247).
[8] Mustafa Kemal, Eskişehir-İzmit Konuşmaları 1923, 3. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul-1999, s. 104-105.
[9] Mete Tunçay, age, s. 100-101 ve Belgeler-s. 338-341, 345; Yavuz Aslan, Türkiye Komünist Fırkası'nın Kuruluşu ve Mustafa Suphi, Türk Tarih Kurumu, Ankara-1997, s. 269-280; Dönüş Belgeleri-1, TKP MK 1920-1921, Çeviren: Yücel Demirel, TÜSTAV, İstanbul-2004, s. 49-50, 112-117.
[10] Dönüş Belgeleri-1, s. 152-155 (8 Kasım 1920), 323, 331; Dönüş Belgeleri-2, TKP MK 1920-1921, Çeviren: Yücel Demirel, TÜSTAV, İstanbul-2004, s.79.
[11] TKP MK Üyesi (1986) ve TBKP MK Üyesi (1988) Ahmet Kardam, TKP'nin iki politikasına eleştirel yaklaştı: "Birincisi, TKP'nin Ermeni Soykırımı'nı göremeyişi ya da kıyıma gözünü kapaması; ikincisi, Kürt isyanlarını gerici feodal isyanlar olarak görmesi" (Birikim, Eylül 2020, sayı: 377, s. 43).
[12] TBMM GCZ, cilt: 1-22 Ocak 1921, s. 336.
[13] Yavuz Aslan, age, s. 299-303; Mete Tunçay, age, 102, 152; Hamit Erdem, Mustafa Suphi, 3. Baskı, Sel Yayıncılık, s. 225-229.
[14] TBMM GCZ, cilt: 1-22 Ocak 1921, s. 337
[15] Mete Tunçay, age, Belgeler-s. 351-353; Yavuz Aslan, age, s. 306-307, 312-320.
[16] Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul-1960, s. 909-910; Mete Tunçay, age, s. 152 ve Belgeler-s. 351, 353; Yavuz Aslan, age, s. 307-315; Hamit Erdem, age, s.230-237.
[17] Mete Tunçay, age, Belgeler-s. 246.
[18] Mete Tunçay, age, s. 102, 153 ve Belgeler-s. 356; Yavuz Aslan, age, s. 321, 331-332. Türkiye Komünist Gençler Birliği azası Abdülkadir'in 1 Ekim 1921 tarihli anlatımı, Dönüş Belgeleri-2, s. 157-169.
[19] Kâzım Karabekir, age, s. 1148; TBMM ZC, devre: I, cilt: 28, 29 ve 31 Mart 1923, s. 227-231 ve 243-244; 27 Mart'ta Ali Şükrü'yü boğduran Topal Osman'dır (Ali Fuat Cebesoy, Siyasi Hatıralar, cilt: 1, Osman Selim Kocahanoğlu (hazırlayan), Temel Yayınları, İstanbul-2002, s. 327); TBMM ZC, cilt: 28, 2 Nisan 1923, s. 305, 308; Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Bateş Atatürk Dizisi, İstanbul-1998, s. 262. Dönemin Başbakanı Rauf (Orbay), Topal Osman'ın öldürüldüğü çatışmanın krokisini Çankaya'da Mustafa Kemal Paşanın çizdiğini yazdı (Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, cilt: 2, Emre Yayınları, 2. Baskı, İstanbul-2000, s. 127-129).
[20] İsmail Hakkı Tekçe'nin açıklaması, Milliyet, 16.11.1968 (aktaran Cemal Şener, Topal Osman Olayı, Ant Yayınları, 3. baskı. İstanbul-1998, s. 101) ve Günaydın, 4.12.1977 (aktaran Mete Tunçay, age, s. 154 ve Belgeler-s. 355).
[21] TBMM GCZ, cilt: 1-22 Ocak 1921, s. 326-337.
[22] Dönüş Belgeleri-2, s. 115-121, 128-130; İsmail Soysal, Türkiye'nin Siyasal Andlaşmaları, cilt: 1 (1920-1945), 3. baskı, Türk Tarih Kurumu, Ankara-2000, s. 27-38.
[23] Mete Tunçay, age, s. 153-154 ve Belgeler-s. 356.
[24] Yavuz Aslan, age, s. 353-359 (İttihatçılara ilk dikkat çeken Hikmet Bayur'dur, Yavuz Aslan, age, s. 340); Hamit Erdem, age, s. 267.
Şüpheci Dinsiz
30-01-2021, 01:29
Mustafa Suphi'nin eşi Maria'ya tecavüz ettikten sonra arkadaşlarına, sonra da şehrin kabadayılarına tecavüz ettiren ölçüsüz nefret, ölçüsüz alçaklık...
bianet.org (https://m.bianet.org/biamag/insan-haklari/135904-15-ler-ve-maria-nin-trajedisi)
15'ler ve Maria'nın Trajedisi
"İnsan dediğin ne ki, devlete kurban olsun! Varsa tarihin bir kanalizasyonu, işte orada akan bu anlayıştır. Demeyin bana taktikti, stratejiydi falan. İnsan dediğin ne ki..."
Hüseyin Şengül
İstanbul - BİA Haber Merkezi
04 Şubat 2012, Cumartesi 00:05
https://m.bianet.org/resim/olcekle/32351/490/250
Niğde, 1979 yılı.
Niğde Cezaevi'nde bana bir mahkûmu gösterdiler. "Bak, işte bu adam Yahya Kâhya'nın adamıdır. Mustafa Suphi'yi katledenlerden biri de, bu gördüğün adamdır".
Zayıf, uzun boylu, ince yüzlü, kemer burunlu, Doğu Karadeniz insanının tipik özelliklerine sahip, takribi 80 yaşlarındaki bu mahkûma ilkin, bir tarihi şahsiyet gözüyle baktım.
Karşımda Mustafa Suphi ve 14 yoldaşını* katleden biri, yaşlılığına paralel bir yavaşlıkla volta atmaya çalışıyordu. Hafif kambur, saçı sakalı beyazlamış bu adama karşı, bir soğukluk duydum. Konuşmak, sormak da gelmedi içimden. Zaten beyni sulanmış ve kimseyle de pek konuşmayan biridir dediler.
Trabzon! 1921 yılı.
İttihatçı örgütlenmenin ve çetelerinin en güçlü olduğu yer.
Trabzon İskeleler Kâhyası Yahya Reis, çete örgütlenmesinin başı. Reis, Samsun'dan Trabzon'a, kıyının tek hâkimi. Öyle büyük bir zenginliğe sahip ki, vilayetteki birkaç otomobilden birisi kendine ait.
Bakü'den Ankara'ya gelmek için hareket eden Mustafa Suphi ve arkadaşları, Erzurum tren istasyonunda önceden örgütlemiş büyük bir protestoyla karşılanır. Şehre sokulmadan, Trabzon'a yönlendirilir.
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının yolculuk boyunca yaşadıkları ve onların ölüme gönderilmeleri sürecini, başta Kazım Karabekir olmak üzere, Ankara bilir ve örgütler.
Heyet, Maçka'dan Trabzon'a girerken, Değirmendere mevkiinde çevrilir.
28 Ocak 1921.
Devlet güçleri, halkı galeyana getirmiştir. Yahya Kaptan, adamlarıyla birlikte Değirmendere'de olup, idareyi ele almıştır.
Mustafa Suphi ve arkadaşlarını, daha önceden hazırlanmış bir takaya bindirir, kendisi de adamlarıyla birlikte bir başka takaya biner. Güya bu taka yolculuğu, Ankara tarafından istenmeyen komünistlerin (Bolşeviklerin) Batum üzerinden tekrar Bakü'ye gönderilmeleri içindir.
Heyhat! Bu bir ölüm yolculuğudur ve iki mil açıklarda, 28 Ocak'ı 29 Ocak'a bağlayan gece Mustafa Suphi ve 14 arkadaşı vurularak, kesilerek, taş bağlanıp denize atılarak öldürülürler.
Şimdi karşımda gördüğüm adam da, bu eylemin içinde yer alan bir çeteciydi.
Buraya kadar her şeyi bir sınıf savaşının, siyasal mücadeleler tarihinin bir sonucu olarak görüyordum. Evet, bu olay her ne kadar vahşice bir cinayet (Sahi, cinayetin vahşice olmayanı var mı?) olsa da, siyasal zorun binlerce örneğinden biriydi.
15'lerin katliamı kahrediciydi.
Ama ben, bu olaydaki asıl trajediyi (ya da bana trajik geleni) çok sonradan, Emrah Cilasun'un, Belge Yayınlarından çıkan "Mustafa Suphi ve Yoldaşlarını Kim Öldürdü" kitabını okuduğumda öğrendim. Ve orada yazılanlardan yararlandım.
Ah Maria!
Türkiye Komünist Partisi (TKP) kayıtlarında adı "Meryem" olarak geçen Maria.
M.Suphi'nin Rus uyruklu eşi, yoldaşı.
Maria'nın adı TKP kayıtlarında neden Meryem olarak geçiyor ki?
Bakü'den Ankara'ya gitmek isteyen TKP'li grubun içerisinde o da var.
Trabzon'da takaya o da bindiriliyor. Tıpkı Salhaneye götürülen hayvanlar gibi ve hemen herkes, bunların Kaptan'ın adamlarınca kesileceğini biliyor.
Diğer herkes öldürülürken, Maria, sağ olarak geri getiriliyor.
Yahya Kaptan, Maria'yı kapatıyor. Bir süre sonra Maria'yı, Nemlizade Ragıp Bey'e veriyor.
Daha sonra o yüce vatansever çete reisi Yahya Kaptan, Maria'yı Rizeli kabadayılara "hediye" ediyor.
Maria orada öldürülüyor!
Mustafa Suphi ve arkadaşları bir kez ölürken Maria, yüzlerce kez ölüyor!
Kimdi bu kadın, nasıl biriydi?
Günlerce düşündüm Maria'yı. Çeşit, çeşit kurguladım kafamda.
İdeallerinin uğruna mı, sevdiğinin uğruna mı düşmüştü sonu belirsiz ve tehlikeli yollara. Yoksa her ikisi de mi sarmıştı Maria'nın yüreğini?
Nasıl bir kadındı Maria?
Sevdiğinin ve yoldaşlarının kıyımına tanıklık ederken, içine düştüğü çaresizliğin yıkılmaz duvarlarını yıkmak, özgürlüğe uçmak için kim bilir nice kanatlar vurdu, kıyasıya ve kanatasıya?
Ölüm korkusunu belki müthiş haykırışlarla kusmaya, belki de korkuların en büyüğü olan ölümü, müthiş sessizliğinin içine bastırarak gömmeye çalıştı.
Demek Karadeniz'de ölüm bir başkaydı; gri ve hırçın!
Ölmek!
Maria'yı öldürmediler, ama ona daha beterini yaptılar!
Bir kere ölmek, bin kere ölmeye yeğ midir?
Eşinin ve yoldaşlarının katilinin tecavüzüne maruz kalmak, başkalarına satılmak ve kadınlığının onurunun paramparça edilişi...
Bir hayat, bir hayat ki insanlığın geleceğine dair taşınan umut ve mücadele iradesinin çapulcular elinde yok edilişi: Trajik olan ölüm değil, ölümün biçimi!
Günlerce düşündüm Maria'yı. Çeşit, çeşit kurguladım kafamda.
Her defasında bir serçe geldi gözümün önüne; ürkek, pır pır bir yürek!
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının ölümünden daha çok acı duydum Maria'nın ölümüne.
Bakın hele çetecilerin raconuna.
Feodal eşkıyanın raconunda kadına ilişmek yokken, İttihatçı "vatansever" çeteci Yahya Kâhya, katillik rütbesine bir de tecavüzcü rütbesini ekliyor.
Soygunculuktan aldığı rütbeleri söylemeye bile gerek yok. Bütün bu olanların İttihatçılığın namına uygun olduğunun binlerce örneği var. Künyesini 1915 Ermeni katliamıyla yazan İttihatçıların rütbelerinin parlaklığı, suçlarının ağırlığıyla yarışıyor.
Bir de Moskova ile Ankara'nın, Lenin ile ve Mustafa Kemal'in ilişkilerini düşündüm. Bu katliam üzerine Moskova'nın hiçbir ciddi tepkisi yok ve ilişkiler aynı minval üzerine yürüyor.
Sovyetlerin Trabzon Konsolosu'nun bir iki cılız protestosu ki, tümüyle formaliteden ibaret.
Ankara bu cesareti nereden buldu? Evet, konjonktür Ankara'nın lehine ama Ankara'nın da içinde bulunduğu bir yığın sorun varken, Suphi'lerin katline nasıl cesaret ettiler? Sovyetler ile Ankara Hükümeti arasındaki ilişkilerde bu cinayet ile Enver Paşa'nın Bakü'deki Doğu Halkları Kurultayı'na katılmasına da hep bir mim koydum.
İnsan dediğin ne ki, devlete kurban olsun! Varsa tarihin bir kanalizasyonu, işte orada akan bu anlayıştır. Demeyin bana taktikti, stratejiydi falan. İnsan dediğin ne ki...
Mariaların trajedisinde iktidarların hançeri saplıdır. (HŞ/EKN)
* Üsküdar Ahmet Çelebi mahallesinden Ethem Nejat (İzmir Maarif Sadr-ı Sabıkı), Erzincanlı Aşçıoğlu Bahaeddin (Muallim), Uşak'ın Hacı Hüseyin Mahallesinden Kasım Hulusi, Sürmene'nin Asu Kariyesinden Kıralioğlu Maksut, Cihangirli Hilmioğlu İsmail Hakkı (Doktor), Van Ercişten Ahmetoğlu Hayrettin (Nefer), Bandırma Manyas Nahiyesinden Hakkı Bin Ahmet Ali (Topçu Yüzbaşı), İstanbullu Emin Şefik (Mühendis), Kadıköylü Tevfik Bin Ahmet (Tayyare Yüzbaşısı), Manisalı Kazım Bin Ali (İhtiyat Zabiti), Erzincan'ın Akdağ Kariyesinden Hatipoğlu Mehmet, İzmir Tilkilikten Hacı Nustafaoğlu Mehmet, Kandıralı Cemil Nazmi Bin İbrahim, Maria (Mustafa Suphi'nin eşi)
Şüpheci Dinsiz
30-01-2021, 02:20
demokrathaber.org (https://www.demokrathaber.org/tarih/28-knunisnyi-unutma-h6558.html)
28 Kânunisânîyi unutma
Mustafa Suphilerin katlini Ayşe Hür'ün yazısıyla hatırlayalım…
"ta ata aa ta ta ha ta tta ta/ tarih/ 1921/ Kânunisani 28/ karadeniz/ burjuvazi/ biz/ onbeş kasap çengelinde sallanan/ onbeş kesik baş/ onbeş arkadaş/ yoldaş/ bunların sen isimlerini aklında tutma fakat/ 28 Kânunisânîyi unutma/..."
(Nâzım Hikmet, Moskova 1923)
https://www.demokrathaber.org/images/resize/100/656x400/haberler/28_knunisnyi_unutma_h6558.jpg
3. Enternasyonal'in 21 Temmuz-6 Ağustos 1920'de toplanan ikinci kongresinde kabul edilen Lenin'in ‘Sömürgeler ve Geri Kalmış Ülkelerle İlgili Tezleri'nden 11. tezin beşinci fıkrasıyla 12. teze göre Mustafa Kemal'in başkanlık ettiği kurtuluş hareketi, bir burjuva demokrat hareketi olduğundan, ona komünist rengi verilmesine çalışılmamalı, ama Batılı devletlerle savaşında yardım edilmeliydi. Bunun karşılığında tek şart, Komintern yoluyla Moskova'ya bağlı bir komünist parti kurulmasına izin verilmesiydi. Temmuz 1920'den itibaren Balıkesir ve Bursa Yunanlıların eline geçtiğinden Mustafa Kemal'in bu teklifi kabul etmekten başka çaresi yoktu. Ağustos ayında Bolşeviklerin altın yardımı gelmeye başladı. 1-7 Eylül 1920 tarihlerinde Bakû'de toplanan Doğu Halklarının Birinci Kurultayı'nın hemen ardından Türkiye Komünist Fırkası resmen kuruldu.
28 Ekim 1920'de Mustafa Kemal ‘Resmî' Türkiye Komünist Fırkası'nı kurdu. 10 Ocak 1921'de Birinci İnönü Muharebesi'nin kazanılmasıyla Kemalist hükümetin Sovyet politikaları değişmeye başladı. Büyük Devletler Ankara hükümetinin temsilcisini Londra'da yapılacak toplantıya çağırınca Kemalistler Moskova altınlarının diyeti olan TKP konusundaki sözlerinden dönmekte beis görmediler. Bu haftanın konusu, modern Türkiye tarihinin ilk siyasi cinayetlerinden biri olan Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmesi. Yazıyı yazarken Emrah Cilasun'unMustafa Suphi'yle Yoldaşlarını Kim Öldürdü? (Agora Kitaplığı, 2008) adlı kitabını esas aldım. Modern tarihimizin son siyasi cinayeti olmasını dilediğim Hrant Dink suikastıyla Mustafa Suphilerin hunharca katledilmesi arasındaki benzerlikleri ve farkları bulmayı okuyuculara bırakıyorum.
İttihatçılıktan komünistliğe...
Mustafa Suphi, Osmanlı bürokrat sınıfına mensup bir ailenin evladı olarak 1882'de Giresun'da dünyaya geldi. Babası, çeşitli devlet kademelerinde yer almış ve sonunda vali olmuştu. İdadi'yi (liseyi) Erzurum'da okudu, İstanbul'da hukuk tahsil etti. Paris'te L'École Libre des Sciences Politiques'de Ziraat Bankası ve tarım kredileri üzerine teziyle lisansüstü eğitimini tamamladı. 1908'te II. Meşrutiyet'in ilanıyla ülkeye döndü ve Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nde muallimlik yaptı, Yüksek Ticaret ve Tarih Mektebi'nde siyasi iktisat dersleri verdi. Tanin, Servet-i Fünun ve Hak gazetelerindeki makalelerinde kâh özel teşebbüsçülüğü kâh devletçiliği öneren Mustafa Suphi, 1911'de Selanik'te İttihat ve Terakki'nin 4. Kongresi'ne katıldı. Kongrede İktisat Vekili olmak isteği yerine getirilmeyince İttihatçılara küstü ve Ferit (Tek) ve Yusuf (Akçura) Beyler ile Milli Meşrutiyet Fırkası'nı kurdu. İttihatçılığa göre daha sağ bir çizgiyi temsil eden fırkanın yayın organı İfham'ın editörlüğünü yaptı.
Bahr-ı Cedid sürgünleri
Mustafa Suphi, 23 Ocak 1913'te Babıâli Baskını ile iktidara el koyan İttihatçıların başa geçirdiği Mahmut Şevket Paşa'nın 11 Haziran'da öldürülmesi üzerine muhalifler ve ‘İstanbul'daki serseri ve işsiz takımı'ndan oluşan 322 kişilik grupla Bahr-i Cedid vapuruna bindirilerek Sinop'a sürüldü. 1914'te Mustafa Suphi'nin gayretiyle Ahmet Bedevi (Kuran) ve birkaç kişi daha Sinop'tan deniz yoluyla Kırım'da Sivastopol'e kaçtılar. Kaçakların tümü Mısır'a ve Batı ülkelerine giderken, sadece Mustafa Suphi Kafkasya'ya geçti. O sırada patlayan savaş aleyhine yazıları yüzünden Ruslar tarafından Urallara sürüldü. Sosyalizm ve komünizm fikirleriyle burada tanıştı. Şubat 1918'den itibaren Moskova'da Tatar Başkut devrimcileriyle Yeni Dünya adlı bir gazete çıkardı. 20 Temmuz 1918'de, Asya'nın Müslüman halklarını komünizm düşüncesine çekmeyi hedefleyen Stalin'in girişimiyle Türkiye Komünist Fırkası'nın (daha sonra TKP) ilk toplantısını yaptı.
Lenin'in tezlerinin hayata geçirilmesi
"Cevat Yoldaş! Bizim meslek dervişlik! Gideceğiz!" demişti yola çıkmadan önce. ‘Baş düşman' olarak İttihat ve Terakki'yi gören Mustafa Suphi ve arkadaşları, hemen hepsi İttihat ve Terakki'den gelen Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla ittifak yapmak üzere, Ankara'ya gitmeye karar vermişlerdi.
Bakû'den peyderpey yola çıkan TKP kafilesinin beş kişilik ilk grubu, Sovyet Rusya'nın Ankara'ya sefir olarak atadığı Budi Mdivani'nin heyeti ile birlikte, 28 Aralık 1920'de Kars'a ulaştı. Sovyet diplomatları ile birlikte gelen TKP'liler törenle karşılandılar. Kâzım Karabekir, Mustafa Suphi'ye, Ankara'ya bir telgraf yollamasını ve gelişini haber vermesini tavsiye etti.
Ancak 29 Aralık 1920'de Mustafa Kemal'in, Kâzım Karabekir'e yolladığı telgraf hiç iç açıcı değildi. Telgrafta "Ankara'da komünist cereyanları arzu hilafınadır. Bakû Türk Komünist Fırkası Reisi Mustafa Suphi'nin bu cereyanları körüklemesi sakıncası akla gelmektedir. Bir defa kendisini gördükten sonra devletlilerinin görüşlerinin bildirilmesini rica ederim" yazmaktadır. Bu ricanın karşılığı bugüne dek yayınlanmadı. Ancak telgrafın ikinci satırı TKP'yi Meclis çatısı altında eritme yanlısı olan Karebekir'e bu eğiliminden vazgeçmesi için Ankara tarafından tanınmış bir fırsat gibi görünmekteydi.
"Zeki, bilgili, fazla kurnaz…"
Gruba birkaç gün içinde başkaları da katıldı. O günlerde Kars'ta olan Ankara Hükümeti'nin Moskova'ya elçi tayin ettiği Ali Fuat (Cebesoy) Bey, 2 Ocak'ta Mustafa Suphi ile görüştü. Bu görüşmeyi değerlendiren uzun raporunda "[Mustafa Suphi] zeki, bilgili, fazla kurnaz, konuşmalarında ihtiyatlı ve acelesiz. Rus Sefiri ile memleket içine girmek ve Ankara Hükümeti prensiplerine inanmış gibi görünmek istediğine bakılırsa bu kişinin yumuşak düşünce ve prensiplerle Anadolu hareketini yönetenlerin güvenini kazanmak ve böylece bir mevki yaptıktan sonra, Rus komünizminin gizli başı olmak suretiyle memlekete duyurmak ve uygulamak düşüncesinde olduğunu zannediyorum" diye yazmıştı. Bu görüşme Ankara ile TKP yönetimi ile siyasi konuların ele alındığı üst düzeydeki son görüşmeydi.
Meclis'in 3 Ocak tarihli oturumunda, Mustafa Kemal, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni'ye (Ulaş) hitaben şöyle diyordu: "Komünizm yayılması meselesine gelince; kendileri buyurdular ki, istense de istenmese de bu bir mikroptur, girer. O halde çaresi yok demektir. Mademki maddi tedbirle önüne geçmek imkânı olmayan bir yayılmadır, bu mutlaka bulaşıcı olacaktır. Zannediyorum ki, buna karşı tedbir düşünmek meselesiyle söz konusu olan siyasi meseleleri birbirinden ayırmak ve seçmek daha uygun olur..."
[B]Yıldırma harekâtı
Bu konuşmadaki bazı vurgular, TKP'yi beklemekte olan akıbetin ipuçlarını veriyordu. Nitekim, Kâzım Karabekir aynı gün Erzurum Valisi'ne (günümüz Türkçesiyle) şöyle yazmıştı: "Adı geçenin ve arkadaşlarının Erzurum'a varışları gününden başlayarak gerek gazete yayınları ve gerekse halkın uygun göreceği gösteriler ve baskılarla daha içeri yolculuğun ve memlekette kalmanın ve çalışmanın mümkün olmayacağı hakkında kendilerinde gereken izlenimler yaratılır..." Karabekir, Trabzon'da özellikle Bolşeviklerin gözleri önünde aynı tezahüratın yapılmasını fakat tepkilerin Bolşevikliğe değil söz konusu kişilere olduğunun gösterilmesini istiyordu. Benzer bir telgraf Gümüşhane Valisi'ne de göndermişti.
Mustafa Suphi, İsmail Hakkı yoldaşına gönderdiği 5 Ocak tarihli mektupta Kâzım Karabekir tarafından, Rusya'ya atanan Yusuf Kemal (Tengirşenk) ve Rıza Nur'un Kars'a gelişini bekleme bahanesiyle alıkonduklarını, bu zorunlu bekleme sırasında Tuapse'den Abid adlı bir yoldaşın Kars'a gelmesi üzerine, Karabekir'in ‘ihtilalci' niyetleri konusunda iyice şüphelendiğini yazıyordu.
Halk galeyana getiriliyor
Mustafa Suphi ve beraberindeki 17 kişi (?) 18 Ocak'ta Erzurum'a gitmek üzere Kars'tan trenle yola çıktı. Heyet dört günlük bir tren yolculuğunun ardından 22 Ocak'ta Erzurum'a vardığında kendilerini Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti'nin örgütlediği eylemler bekliyordu. Modern Türkiye'nin ilk ‘Komünizmle Mücadele Derneği' olan Cemiyet'in 18 Ocak'ta yayınladığı beyannamede "Rusya'dan gelmiş, anası babası belirsiz, mazileri karanlık, cani iblislerin, Allah, Peygamber, Halife ve şeriat yok dediği, kadınlardan başlayarak na-mahremliği ortadan kaldıracağı, kadınların kamuya açık yerlere erkeklerle karışık girip çıkması, erkeklerle çalışması ve erkeklere hizmet etmesinin mecbur kılınacağı, üç yaşından büyük çocukların umumi depolarda toplanacağı, cinayet ve diğer suçlara ait kanunları kaldıracağı, çalışmayanın ekmek yiyemeyeceği, Başkırdistan, Taşkent ve Buhara'daki milyonlarca Müslümanın bütün servetlerinin, ırz ve namuslarının ellerinden alınacağı" yazıyordu. Bu iddialarla galeyana gelmiş göstericileri yönlendirenler arasında polis teşkilatından kişiler de vardı. Heyet Erzurum'a sokulmadı ve dekovil hattıyla Karabıyık'a (Aşkale yakınlarında köy) yollandı.
Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin olayları anlatan telgrafı Meclis'te okunduğunda, Mustafa Kemal, devletin her şeyden haberdar olduğunu gösteren ve Erzurumlularla hemfikir olduğunu beyan eden bir konuşma yaptı. Mustafa Kemal aynı oturumda yaptığı diğer konuşmada Kâzım Karabekir tarafından Mustafa Suphi ve arkadaşları için yapılan plandan övgüyle bahsetti. Ardından Erzurum Valisi ‘Deli' Hamit'e acele bir telgraf yolladı. Telgrafta "Mustafa Suphi Efendi'nin refakatinde kaç kişi olduğunun ve onların da kendisiyle birlikte gönderilip gönderilmediğinin bildirilmesini rica ederim" deniyordu.
İmha planı yürürlüğe konuyor
Bayburt'tan kızaklarla aç biilaç yola çıkan TKP kafilesi hiçbir yerde doğru dürüst konaklama fırsatı bulamayarak 27 Ocak'ta Maçka'ya vardı. Caminin yanındaki Yorgaki Otel'de bir gece kaldılar. Heyettekilerden Baytar Abdülkadir Maçka Kaymakam Vekili Murat Efendi'nin yardımıyla kurtarılmıştı. Mahmut Goloğlu'na göre, Abdülkadir, Kars'tan Trabzon'daki kardeşi Mehmet Efendi'ye gelişlerini müjdelemiş, Mehmet Efendi vekilliğini yaptığı Kayıkçılar Kâhyası Yahya'ya haberi verdiğinde, Yahya kendisine Mustafa Suphi ve arkadaşları konusunda Ankara'dan emir aldığını, eğer kardeşini kurtarmak istiyorsa şehre girmesini engellemesini tavsiye etmişti. Abdülkadir'in hayatını bu uyarı kurtarmıştı.
Böylece geride Mustafa Suphi ve 15 yoldaşı kalmıştı. 28 Ocak'ta Trabzon'da olağanüstü bir hareketlilik vardı. Tellallar, Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti başkanı ve eski Teşkilat-ı Mahsusa'cı Barutçuzade Ahmet Bey'in oğlu Faik Bey'in gazetesi İstikbâl'in kışkırtıcı yayınlarıyla galeyana getirilen halkı cuma günü öğleden sonra ‘Rusya'daki esir kardeşlerimizi kurşuna dizdiren dinsiz vatan hainlerinden intikam almak üzere' mağaza, dükkân ve kahvehaneleri kapatarak Değirmendere'ye çağırmıştı. Şehirdeki Sovyet Konsolosluğu'nun elemanlarına da sokağa çıkmamaları tembih edilmişti. Cuma günü, bütün esnaf dükkânlarını kapatarak, kapatmayanlar ise polis ve inzibat memurları tarafından cebren kapattırılarak Değirmendere'ye doğru sevk edildiler.
TKP heyeti, 28 Ocak akşamı saat 17.20 civarında Trabzon'a vardı. Kayıkçılar Kâhyası Yahya ve adamları heyetin yolunu Değirmendere mevkiinde keserek Çömlekçi Mahallesi'nin alt yolundan doğruca iskeleye (Buhti'ye) çevirdi. Burada Mustafa Suphi ve arkadaşları tükürükler, küfürler ve tekmeler eşliğinde bir motora doğru sevk edildiler. Hemen arkalarından Kâhya'nın silahlı adamlarını taşıyan bir motor daha kalktı. Motorlar sabaha karşı 4-5 sıralarında boş olarak geri döndü, ama kimsenin iskeleye yanaşmasına izin verilmiyordu. Birkaç gün sonra tayfalardan birisi, motordakilerin birkaç mil açıkta, elleri ve ayakları bağlanarak denize atıldıklarını söyledi.
Meryem yoldaşın acı sonu
İddialara göre Sürmeneli Kınalıoğlu Ahmet Yakup motora bindirilmeyip Yahya Kâhya'nın evinde alıkonmuş, Tayyareci Tevfik ile Mustafa Suphi'nin Rus (bazı kaynaklara göre Türk, bazılarına göre Rus Yahudisi) asıllı eşi motordan geri getirilmişti. Adı çeşitli kaynaklara göre Meryem, Maria ya da Semiramis olan bu hanım, önce Yahya Kâhya'nın evine götürülmüş, kadıncağız tutulduğu yeri Rus Konsolosluğu'na bildirmeye çalışmış, notu götüren adam Kâhya'nın adamı çıkınca, ceza olsun diye Nemlizade Ragıp Bey'in evine verilmişti. Bir süre, Kâhya tarafından Rizelilere verilen kadıncağız bir oturak âlemi sırasında öldürülmüştü.
Katliamın ardından Trabzon'daki Rusya Sovyet Hükümeti Konsolosu Ali Oruç Bagirov Trabzon Valisi'ne Mustafa Suphi ve arkadaşlarının akıbetini soran bir mektup yazdı. Trabzon Vali Vekili İsmail Sabri cevabi mektubunda, halkın tepkisi karşısında Trabzon'da kalamayacaklarını anlayan ekibin, bir motor kiralanarak sağ salim Rusya sahillerine yollandığını belirtti. Aynı gün İstikbâl gazetesinde, "Bakû Seyyahları Geldiler ve Gittiler" başlığı altında çıkan haberde olay daha ağır ifadelerle anlatılıyordu.
Mustafa Kemal'in 31 Ocak 1921'de Erzurum'daki Muhafaza-i Mukaddesat ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığına yazdığı telgrafta "Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası efradından bazılarının vatana hıyanet suçundan dolayı haklarında takibat ve soruşturma icra edilmektedir. Adı geçen fırka, hükümetçe itibar ve itimada değer değildir, Efendim." denmekteydi. Yani, Ankara Mustafa Suphi ve arkadaşlarının akıbetinden habersiz görünüyordu. 14 Şubat'ta Trabzon'daki Sovyet Rusya Konsolosu Bagirov, Trabzon Vali Vekiline Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Batum'a ve hiçbir Sovyet sahiline gelmediğini, dolayısıyla nerede olduğunu merak ettiklerini yazdı. Vali cevabında "Üçüncü Enternasyonal Heyeti'nden hiç kimse buraya gelmedi ve hiç kimse de buradan gitmedi. Bu konuda bizde hiçbir bilgi yoktur" dedi. Dışişleri Komiseri Çiçerin, radyogramla Ankara'dan Mustafa Suphilerin akıbetine dair bilgi talep etti. Ankara Hükümeti ise, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının bir deniz kazasında öldüklerine ilişkin açıklamasında ısrarlıydı.
Kaç kişi öldürüldü?
TKP'nin belgelerine göre, Anadolu'ya hareket edenlerin toplamı Merkez Komite üyeleri ile birlikte 30'dur. Merkez Komite üyesi Mehmet Zeki ile üst düzey parti kadrosundan Süleyman Sami hasta oldukları bahanesiyle Erzurum'da veya Maçka'da alıkonulup, Ankara Hükümeti'nin himayesine mazhar olmuşlardı. TKP Harici Bürosu, haberin alınması ardından, "Doğu Halkları Propaganda ve Faaliyet Kurulu Başkanlığı"na gönderdiği mektupta, isim belirtmeksizin 16 kişinin öldürüldüğünü yazmıştı. Aynı organ adına Ahmet Cevat'ın (Emre) 2 Nisan 1921 tarihli mektubunda ise, "M. Suphi, dört Merkez Komite üyesi ve on iki diğer yoldaşlarımız" denmektedir ki, burada verilen rakamlarla öldürülenlerin toplam sayısı 17'ye ulaşmaktadır. Mete Tunçay'a göre motorda öldürülenlerin sayısı, Mustafa Suphi ile birlikte 14'dür. Tunçay, listeye ayrıca Meryem'i eklemektedir. Emrah Cilasun başka kaynaklarda geçen isimleri de dikkate alarak öldürülen komünistlerin sayısının daha çok olabileceğini söyler.
Sonra ne oldu?
16 Mart 1921'de TBMM Hükümeti'yle Rusya Şûraları Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Hükümeti arasında bir dostluk anlaşması imzalandı. Mustafa Kemal aynı gün Yahya Kâhya'ya "vatanperverâne hissiyat ve temennilerinize teşekkür ederim" şeklinde kısa bir telgraf yolladı. Bu telgraftan iki ay sonra kanlı bir tasfiye hareketi başladı. Çünkü Trabzon'daki yerel güçlerin Enver Paşa ile flört etmesi, Ankara'yı rahatsız etmişti. 300 kişilik çetesiyle Yahya Kâhya, Enver Paşa'nın amcası Halil (Kut) Paşa'nın en has adamıydı. Dahiliye Vekili Ali Fethi (Okyar) Bey, durumu ‘Trabzon'daki İskele Hükümeti' diye nitelemişti.
Tasfiye harekâtı 26 Ağustos 1921'de Ebubekir Hazım (Tepeyran) Bey'in Trabzon Valiliği'ne getirilmesiyle başladı. 7 Kasım 1921'de Miralay Sami Sabit (Karaman) Trabzon'daki 13. Fırka Kumandanlığı'na atandıktan sonra Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyet adına toplanan paraları zimmetine geçirme suçuyla Yahya Kâhya hakkında soruşturma başladı. Kâhya uzun bir direnişten sonra 12 Ocak 1922'de Sivas Bidayet Mahkemesi'nde yargılanmak üzere tutuklanarak Sivas'a gönderildi. Ancak mahkeme heyetine yapılan baskılar sonucu beraat ederek Trabzon'a geri döndü.
Kâhya'nın tasfiyesi
Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey konuyu Meclis gündemine getirdi ve Mustafa Kemal ile arasında sert tartışmalar yaşandı. Yahya Kâhya'nın sonunu, Suphilerin öldürülmeleri meselesini de ima ederek etrafa "sanki bütün bu işlerde ben tek başıma mıydım; her şeyi olduğu gibi ortaya dökeceğim" diye tehditler savurması getirdi. 3 Temmuz 1922'de Kâhya ve dört kişiyi taşıyan otomobil, Kâhya'nın Soğuksu'daki yazlık konağına giderken saldırıya uğradı. Kâhya ve iki kişi öldürüldü. Arkadan ve önden atılan 40 kadar mermiye rağmen olaydan karanlıkta kaçarak kurtulan Kâhya'nın Mustafa adlı silahlı uşağı, olaydan sonra nedense yoldaki askerî kışlaya ve şehirde önünden geçtiği hükümet, polis ve jandarmaya olayı haber vermemiş, bütün gece ortadan kaybolmuştu.
Halk arasında olayı Sami Sabit Bey'in tezgâhladığı inancı yaygındı. Durumu soruşturan heyet, 13 Eylül 1922 günlü raporunda "Kâhya öldükten sonra askerî kışlaya doğru kaçtıkları görülen katiller hakkında zamanında gereken araştırma yapılmamış olduğundan bulunmaları imkânsız hale gelmiştir" diyerek soruşturmayı kapattı.
Azmettiren kim?
O günden beri Mustafa Kemal'in olaydaki rolü aydınlanmadı. Yıllar sonra Mustafa Kemal ile yolları ayrılacak olan Kâzım Karabekir uzun bir süre yasaklı kalan anılarında, bu olayla ilgili olarak, "hayatımla ve namusumla oynadılar" diyecekti.
Yine yıllar sonra Mustafa Kemal'in Muhafız Taburu Komutanı İsmail Hakkı (Tekçe) Bey, Yahya Kâhya'yı, 27 Mart 1923'te Mustafa Kemal'in yeminli muhalifi Ali Şükrü Bey'i öldürecek olan Giresunlu Topal Osman'ın iki adamıyla birlikte kendisinin öldürdüğünü açıkladı. Bu konuda bir makale yazan Yalçın Yusufoğlu'na göre, Yahya Kâhya'nın oğlu, Mete Tunçay'a gönderdiği mektupta, babasının "o zamanki koşullara göre vatani vazifesini yaptığını ve asıl katilin bugün tapınılan bir kişi olduğunun bir gün mutlaka anlaşılacağına" inandığını yazmıştı. Halil Berktay'ın dedesi Halil N. Berktay da olayın Ankara'dan gelen şifreli bir telgrafla emredildiğini ve şifreyi çözmüş subayla sonraları tesadüfen tanıştığını söylemişti.
Olayın dünya solculuğu açısından ne anlama geldiğini ise Mete Tunçay şöyle özetlemişti ki buna ben de katılıyorum: Mustafa Suphi ve arkadaşlarının katli karşısında Sovyetlerin ve Komintern'in takındığı tavır dünya solculuğunun gelişme süreci bakımından bir dönüm noktasıydı. Bu olayda sosyalist anavatanın dış politika çıkarlarıyla bir kardeş partinin varlık sorunu çatışmış ve komünistler, daha sonra Troçkistler tarafından Stalin'e atfedilen bir ‘fırsatçılık' kalıbının ilk örneğini vermişlerdi. Halbuki bunlar olurken, Lenin resmen ve fiilen Sovyet devletinin başında bulunuyordu.
Ek Kaynakça: Ebubekir Hazım Tepeyran, Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1982; Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Merk Yayıncılık, İstanbul, 1988; Hikmet Bayur, "Mustafa Suphi ve Milli Mücadeleye El Koymaya Çalışan Başı Dışarda Akımlar", Belleten, sayı: 140, Ankara, 1971, s. 567-654; Cumhur Odabaşıoğlu, Trabzon, Top-Kar Matbaacılık, Trabzon, 1990; TKP MK 1920-1921 Dönüş Belgeleri-2, Çev. Yücel Demirel, Tüstav, 2004; Yalçın Yusufoğlu, "Kanunisaniyi unutma", 30.1.2008, http://www.sesonline.net; Mete Tunçay, Türkiye'de Sol Akımlar, 1908-1925, Sevinç Matbaası, 1967; Alpay Kabacalı, Türkiye'de Siyasal Cinayetler, Gürer Yayınları, 2007.
ilahimasal
30-01-2021, 11:50
Süpheci Dinsiz
Paylaşımın ve emeğin için teşekkürler
Küçük burjuva devrimcisinin ne olduğunu anlamakta faydası oldu.
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının suçu neydi ?
Komunist olmakmı? ( Suç ve ceza )
Eşine yapılan ? ( Kadına bakışınıda anladık)
Yazılacak çok sey varda
Hakkaten insanın midesi kaldırmıyor .
Osmanlı , bu ittihatmi ne denen karın agrısının yanında yunmuş yıkanmış gibi duruyor.
Bolşevikler bu olayı en küçük ayrıntısına kadar eminimki biliyordur , yazar cizerler haricinde , lenin ve çevresindekilerinin tutumu ile alakalı tavrı sanki , suphi ve arkadaşları yokmuş gibi.
Ortada suphi ve arkadaşları için suç yok ama bir ceza var.
Lenin ve şurakası bu vahşeti hangi alii menfatleri için görmezden geldi.
Resmen yem etmişler. Yazık.
Yinede küçük burjuva devrimcisini ögrenmiş olduk.
Bu konu ile alakalı
****** Kültür ve sanat yotube kanalında paylaşımlar var .
Linkini buraya atsam problem olurmu ?
Şüpheci Dinsiz
30-01-2021, 15:10
Bu konu ile alakalı
****** Kültür ve sanat yotube kanalında paylaşımlar var .
Linkini buraya atsam problem olurmu ?
Problem olmaz sevgili ilahimasal, neden olsun.
ilahimasal
30-01-2021, 15:29
https://youtu.be/RNvxoouqAo8
https://youtu.be/U10nSJrSb4s
https://youtu.be/UglxIfuIdrA
devamıda geliyor
Şüpheci Dinsiz
30-01-2021, 20:09
Konu hakkında çok daha fazla ayrıntı içeren bir kitap var. Dönemin öncesinde, o dönemde ve sonrasında yaşananların öğrenilmesi, bugünlerin daha iyi anlaşılmasında çok faydalı olacaktır.
idefix.com (https://www.idefix.com/Kitap/Mustafa-Suphi-ve-Yoldaslarini-Kim-Oldurdu/Arastirma-Tarih/Politika-Arastirma/Turkiye-Politika-/urunno=0001903203001)
https://i.idefix.com/cache/500x400-0/originals/0001903203001-1.jpg
Mustafa Suphi ve Yoldaşlarını Kim Öldürdü?
Kitap Açıklaması
Kimisi Berlin'den, Petrograd'dan, Kazan'dan, Ufa'dan, Taşkent'ten, Bahçesaray'dan, Kimisi ise İstanbul'dan, Zonguldak'dan, Konya'dan ve Anadolu'nun daha birçok yerinden çıkıp geldi.
Evvela 1917 Bolşevik devriminin sesini Asya'ya taşımak için Bakü'de, Doğu Halkları Kongresi'nde toplandılar. Sonra...
Devrimci coşkuyla 10 Eylül 1920'de, Türkiye'nin amele ve rençberlerinin öncü müfrezesini, Komünist Partisi'ni kurmak için bir araya geldiler...
Yabancı işgali ve iç savaşın kasıp kavurduğu Anadolu'ya dönme kararı aldılar.
Dört ay içinde hazırlanıp, yola çıktılar...
19 Aralık 1920'de Bakü'de başlayıp, 28/29 Ocak 1921'de Trabzon'da bitecek kanlı bir seyahatin kapısını araladılar.
İlkin sahte gülücüklerle, âlâyu vala ile Kars'ta karşılandılar...
Sonra Erzurum üzerinden Gümüşhane'ye, Bayburt'tan Maçka'ya kadar adeta sürek avı misali kovalandılar...
Trabzon'a vardıklarında Değirmendere'de valisi, kumandanı, kalpaklısı, sarıklısı, çetecisi, kaçakçısı onları bekliyordu.
Can pazarının ortasına düşen komünistler adına Mustafa Suphi seslendi:
"Mustafa Kemal Paşa'ya bağlılığımızı belirtmek için geldik. Lütfen müsaade ediniz. Muhabere edelim" dedi.
Ancak paşalar ölüm fermanını çoktan vermişlerdi.
Emrah Cilasun, onbeşlerin katledilmelerinin yüzüncü yılında, arşiv belgelerine dayanan kapsamlı araştırması ile Mustafa Suphi ve Yoldaşlarını Kim Öldürdü? sorusuna ve bu konuda ileri sürülen tezlere cevap veriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Kitap Adı: Mustafa Suphi ve Yoldaşlarını Kim Öldürdü?
Yazar:Emrah Cilasun
Yayınevi: Tekin Yayınevi
Hamur Tipi: 2. Hamur
Sayfa Sayısı: 272
Ebat: 13,5 x 23,5
İlk Baskı Yılı: 2021
Baskı Sayısı: 1. Basım
Dil: Türkçe
Barkod: 9789944612999
Saint-Just
31-01-2021, 14:16
'Kalbimiz yine çarpıyor, hep çarpacak!'
TKP'nin kurucularının katledilmesinin üzerinden tam 100 yıl geçti. TKP, 15'lerin katledilmelerinin 100. yılında yaptığı açıklamada, 'Kalbimiz yine çarpıyor, hep çarpacak' dedi.
28.01.2021
TKP'nin kurucu kadroları Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledilmelerinin üzerinden 100 yıl geçti.
TKP, 15'lerin katledilemelerinin yıldönümünde bir açıklama yaparak, "Yoldaşları Türkiye'nin geleceğini bu karanlık düzenden kurtarmak için söz verdiler. Söz verdik… Kalbimiz yine çarpıyor, hep çarpacak! Türkiye'ye sosyalizm çok yakışacak" ifadesini kullandı.
Açıklama şöyle:
Kalbimiz yine çarpıyor, hep çarpacak!
Mustafa Suphi ve yoldaşları doğdukları ve uğruna ölümü göze aldıkları yurtlarını sevdiler.
Emperyalist işgale boyun eğmeyen, saltanatın korku ve yalanlarına kanmayan Anadolu halkına inandılar.
Ve eşitliği en çok kendi ülkelerine yakıştırdılar.
Türkiye Komünist Partisi bu sevgi, inanç ve umuda doğdu.
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının yurt sevgisi ve halka olan inancı karşılıksız kalmadı.
Nice işçi, aydın ve genç bu sevgi ve inancın parçası, Türkiye Komünist Partisi'nin mücadeleci üyeleri oldular.
Kimi zaman düştü, örselendi, kanadı, ama devam etti yoluna TKP, düzenin kıyısına ilişmeye çalışmadı, muhalefetin ucuz oyunlarında figüranlık yapmadı, gericilikle asla uzlaşmadı.
Bugün TKP'nin varlığı ve sürekliliği, iktidar ve muhalefeti ile başka bir düzenin mümkün olmadığını ilan eden sermaye ve gericiliğin oyununu bozmaya devam ediyor. Bu yüzden umut var diyenleri boğmaya, yetmeyince "şimdi sırası değil" diyerek yanıltmaya çalışmaları.
Suphilerin bu ülke topraklarına çaldığı maya tuttu. Yıllardır söküp atamadılar insanların aklından eşitlik ve özgürlük mücadelesini. Bir asır sonra onca karanlığa rağmen memleketin fabrikalarında, sokaklarında, okullarında eşitlik ve özgürlük için sıkılıyorsa yumruklar hâlâ, bilelim ki Mustafa Suphiler haklıydılar ve başardılar.
Tam 100 yıl geçti TKP kurucularının katledilmelerinin ardından. Yoldaşları Türkiye'nin geleceğini bu karanlık düzenden kurtarmak için söz verdiler.
Söz verdik…
Kalbimiz yine çarpıyor, hep çarpacak!
Türkiye'ye sosyalizm çok yakışacak.
Türkiye Komünist Partisi
https://sol.org.tr/haber/kalbimiz-yine-carpiyor-hep-carpacak-24868
ilahimasal
31-01-2021, 14:40
Tkp nin , mustafa suphi ve arkadaşlarının katledilişi ile alakalı anma yazısına baktımda
Bu olayı hic bilmeyen birisi şu yazıyı okuyor olsa
Sanarsın uzaylılar katletmiş yada osmanlı hanedanı katletmiş gibi bir durum alganıyor.
Erzurum ve trabzonda sürü halinde saldıranlar uzaylımıydı?
Tekneye bindirip meçhule yollayanlar saltanatçılarmıydı ?
Tkp suya sabuna dokunmadan anmasını yapmış .
Sıkıntı yok yola devam.
ilahimasal
04-02-2021, 17:08
gayet netleşti
Soldaki hizipleşmenin nedenleride belli.
Sovyetin lenini
Kemalistin mustafası
Lenin pek makul biri gibi durmuyor
Marx ın dogu hakkındaki fikri ve devrimin batıdan gelecegi tezini leninin ciddiye alması , mustafa suphinin buna karşı tezi,
Mustafa Kemalin işci emekciden değil
sermayeden taraf olup , batıdan gelen işgalcilerden önce , sol sosyalist düşünceleri anadoluda kılıçtan geçirmesi , leninin sırf bir tezden dolayı mustafa suphi yoldaşını degil ,sermaye taraftarı mustafa kemal dostunu destekleyip sermayenin anadoluda hakim olmasına katkısı
Lenin sovyeti doğmadan ölmüş
Duyardımda anlamazdım , soldan bir çok insan neden lenini sevmez derdim. Pek sevilecek birisi olmadığı belli
Sultan galiyev
Çerkez ethem gibi tarihi figürlerin ismi haricinde fikirsel olarak nerede durdugu
Neticede tarihi bize nasıl kaktıkları , nasıl kripto ırkçılığa savurdukları, bizi dinci korkusu ile kasabın bıçağını yalattıkları, ilericilik diye kakıştırdıkları her seyin zulum ile elde edilip ardından tüm halkı gözü doymaz sermayeye teslim etmeleri....
Halkın geniş bir kesimi bu olayları bilse dahi idrak etmekte zorlanıyor.
https://youtu.be/5jreicRGa98
https://youtu.be/3hsE6l1-xYs
Baskoylu
19-01-2022, 05:41
En cok uzuldugum sey, Kendisini Insan gormeye calisan insanlik vasiflarini yerine getirmiyen, Gericiligi, Bagnazligi, Yobazligi, Irkciligi ve Milliyetciligi kendisine amac edinenlerin KENDILERINI DEMOKRAT VEYA SOSYAL DEMORAT gormeleri veya gostermeye calismalari Uzucu olandir.
1. Mustafa Suphi ve 14 Yoldasini Karadenizde Hunarca Katlettiren ATATURK DEGIL!!!! Cunku Olum doseginde yatiyordu, hic bir yetkisi yoktu!!!!
2. Dersim Soykirimin 1935 de baslayip 1938 Haziranda son bulan bu toplu katliamin sorumlusu ATATURK DEGIL!!! Cunku Olum Doseginde Yatiyordu, hic bir yetkisi yoktu. butun organizeyi Sabiha Gokcen tarafindan yapildi, hatta ve hatta Ataturke bir tokat atarak zorla beylik tabancasini bile almis, dersimdeki savunmasiz insannlarin uzerine bombalar yagdirmis!!!!
3. Cerkez Ethem vatan hayini ve Yunanli oldugu icin mecburen Yunanlara teslim oldu!!! Ataturk`un bu konu ile hicmi hic alakasi yok!!!!
4. Topal Osman, Ataturk`un tetikcisi veya infazcisi degildi, kendi basina hareket ederdi, Mustafa Suphi ve yoldaslarin katledilmesinde parmagi oldugu ve Trabzon mebusunu katlettigi icin yani cok sey bildigi icin TANDOGAN MEYDANINDA KAFASI KOPARILMIS OLDUGUNDAN 3 GUN IDAM ADI ALTINDA ASILDI. Bundan Ataturk`un hic mi hic haberi yoktu, Zavalli Ataturk`un gunahini aliyorlar... Yoksa Insan kendi sadik kopegini hunarca olmus birinin cesedini ayaklarindan asarmi?
5. 1 Mayis Dunya Isci ve Emekci Bayramini YASSAKLIYAN Yerine 1 Mayis Bahar Bayramini Resmi Yapan Mussolini denen adamdi!! getirip bunu Ataturk gibi bir adama mal etmek akil isi degil!!!
Ataturk 1 Mayis Dunya Isci ve Emekci Bayramini kutluyordu, hemde alanlarda illegal gosterilerde bile bulunmus Yassasin 1 Mayis Isci ve Emekci Bayrami demis!!!!!
Saymakla bitiremiyecegimiz Toplu Katliamlar, Idamlar, Yargisiz Infazlar, Cinayetler Zulum ve Iskencelerin Mimari ATATURK degil!!! adamin gunahina giriyorlar.
Hele hele Yaptigi DEVRIMLER Dunyada halen kimsenin yapamadigi ve yapamiyacagi DEVRIMLERE imzasini atmis. Dunyada herkes halen FES Takmaktadir!!! Dunyanin hic bir ulkesinde HARF Devrimi yapilmamis!!! Cunku insanligin dogusundan beri ilk kez bir lider HARF devrimini yapmis, HARF bulmus!!!! KILIK KIYAFET en onemli olandir, ILKEL Toplumda yasiyan yapraklarla cinsel organlarini orten bir topluluga KILIK KIYAFET Devrimi Zorunlu Devrimdi, Yani yaptigi Devrimler hic kimsenin yapamiyacagi ve Turkiye Halklarin Olmazsa Olmazi Ihtiyac olan DEVRIMLERDI!!!!
Almanya`da Neo Naziler dedigimiz Irkcilar cok azinlikta olmalarina ragmen FASIST HITLER SEMPATIZANI OLDUKLARINI VE FASIST OLDUKLARINI KABULLENEN BIR KURULUSTUR.
Turkiyede ise Gizli IRKCI, MILLIYETCI FASISTLERIN KENDILERINI FASIST OLARAK GORMEMELERI bunlarin fasist olmadigini gostermez.
Ataturk`u ve onun kurdugu FASIST DUZEN VE ANAYASASINI savunurlar, daha sonra demokrat, Sosyal Demokrat, Ilerici, Aydin, Sozum Ona daha ileri giderek Sosyalist bile gormeye calisirlar!!!!
kamil beni duyuyormusun.şimdi nerelerdesin kamil
beni duymak zorundasın sana seslenmem yakarma deyil
yalvarmak hiç.bunu iyi bil kamil
ya örs olacaksın ya örse çekiç
bir evimiz vardı hani.temeli gırannitten.
munzurdan taşımışdık harcına suyu
ustalar getirmişdik ta hudutlardan
işçileri gönüllü kan pahasına yani
evimiz güzeldi şirindi.sevdik sevindik sevindirdik
seyrine hayran olduk.üstüne titredik
seyrin aldan da koyu.ama seyrin niyeti belli
seyirde sahtelik var kamil.niye haykırmaz sesin
seyrime perde oluyorlar.seyri beyazlar
kamil kamil nerdesin.evi mekan eylediler
kargalar kazlar.yuvalandılar yuvalanıyorlar
çatıdan başladılar.çatıyı oynattılar
bizim çatı ki .tipilere meydan okurdu
ferman çıkarırdı kasırgalara
çatıyı taşladılar.çatı delindi yuvalandılar yuvalandılar
kargadan.baykuşa,sinekten,üveze kadar
çatı gücünü yitirdi.misyonunu bitirdi
haşereler için bir indi artık.çatı delindi
su sızıyor içeri.kar suları yağmur suları
itelemeden açılıyor kapı geri geri
giren girene içeri.şimdi ne etmeli dememeli kamil
menteşeleri yenile .kilitleri onar
öyle bir onarki,uymasın her anahtar
bilirsin ki bizim ev
ne don kilisesidir ne mevlana tekesidir
temele oynuyorlar kamil temeli kurtar
şunu iyi bil kamil
çatı temele uygun deyil .temele kurtar
konuşmak istemiyorum
birde sözüm ona,kahramanlar var
renkli,cilveli ele düşman sevdaya küskün dostluğa inat
hile anası kahramanlar.her biri kenedir
ama kelepir günü gelirse ki gelecektir
anlatıcam bir bir
Baskoylu
21-01-2022, 16:22
Enver Pasa ve yanlarindaki ittihatcilarin Soviyetlere; Ataturk tarafindan gonderilmedigini veya gorevlendirilmedigini dusunmek, tek kelime ile aptallik ve beyin hucrelerinin ozurlu olmasi ile sinirlidir.
Turkiye sinirlari icinde ATATURK denilen Irkci, Milliyetci ve Gerici guruhun emri olmadan KUC BILE UCMAZ, Ucan kuslarin bile yasama hakki yoktu.
Linc girisimleri bile onun nutuklari ve emirleri ile yapilmis ve yaptirilmistir.
Bu politika Ittihat-i Terakki Cemiyetin 1912 den itibaren yayginlasan yargisiz infaz, cinayet, ve benzeri katliamci politika resmilestirilmistir.
1918 de bu kurumun onderligini surduren, 1938 de Dersimde (Ak Cigerine) yedigi kursun ile hak ettigi yere giden bu mantigin biraktigi MIRAS; SOYKIRIMLARI, CINAYETLERI, YARGISIZ INFAZLARI, KARANLIK TOPLU KATLIAMLARI, IRKCILIK, MILLIYETCILIK, GERICILIK VE BAGNAZLIGIN YANI SIRA, ULKEYI EMPERYALISTLERE PESKES CEKTIRMIS, DISA BAGIMLI BIR HALE GETIRDIGI TURKIYE BIRAKMISTIR.
Carsaf Carsaf Belge, Kaynak, Delil ve Canli Taniklarin itraflarini aktarsak da NAFILE,
Cunku "IRKCILIK" BEYINLERE YERLESTIRILEN, GUNUMUZUN EN TEHLIKELI UYUSTURUCUSUNDAN DAHA TEHLIKELI BIR HASTALIKTIR.
Saygideger Şüpheci Dinsiz Dostun aktardigi yazi ve yorumlarin icinde net olarak acik olmasina ragmen,Karabekir, Enver Pasa, Topal Osman, Kayıkçılar Kâhyası Yahya ve onun gibi PIYONLARIN yaptigi katliamlar ve cinayetlerin programcisi ve bas mimari ATATURK`UN KENDISIDIR.
_İttihat Terakki Cemiyeti_
_Mustafa Kemal Paşa, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Fethi Okyar, Halil Kut, Mehmet Akif Ersoy, Fahrettin Paşa, Enver Paşa, Cemâl Paşa, Talat Paşa, İsmet İnönü, Celal Bayar, Ali Fuat Cebesoy, Ali Çetinkaya, Ziya Gökalp, Hacı Bekir, Tevfik Rüştü Aras, Said Halim Paşa, Nuri Conker, Çerkez Ethem, Yunus Nadi…
1889 devletin anayasal bir düzene kavuşmasını amaçlayan gizli bir dernek olarak kurulan örgüt; anayasanın kabul edilip İkinci Meşrutiyet'in ilan edilmesinden sonra iktidarı denetleyen bir siyasî parti (İttihat ve Terakki Fırkası) halini almış; 1912 yılında ise iktidar partisi olmuştur. Üyeleri İttihatçılar olarak anılır. Cemiyetin 1918 yılında kendini feshetmesinden sonra üyelerinin çoğu Millî Mücadele'de yer almıştırTriumvira sistemi ile yönetilen bir meclis yapısında egemenlik sürmüştür. Triumvirlik ya da üçler erki, Roma Cumhuriyeti'nin ilanının ilk yıllarından itibaren devletin yönetim ve idare mekanizmalarının bir parçası olarak oluşturulmuş, gerekliliği mevcut devlet idaresi tarafından öngörüldükten sonra farklı yetkilerle donatılmış, üç memurun bu birimlere atanmasıyla oluşturulmuş teşkilatlanmadır.
Enver Paşa'nın Kurultaya katılması da çok tartışma yaratmıştır. Enver Paşa 1920 yazında, Moskova'ya gelmiş ve Sovyet liderlerle ilişkiler kurmuştu. Sovyet liderleri Enver Paşa'nın Müslümanlar arasındaki nüfuzundan yararlanmak ve Sultan Galiyev taraftarlarına karşı denge sağlamak istiyordu. Bu yüzden, Enver Paşanın da Kurultaya katılmasını sağladılar. Üçüncü Enternasyonal'in önde gelen şahsiyetleri, Enver Paşa'yı da yanlarına alarak, 26 Ağustos'ta, Moskova'dan hareket ederek, Bakû'ye gelmişlerdi. Bakû'deki Müslüman- Türk ahali tarafından Enver Paşa, büyük bir coşku ile karşılanmış, fakat Azerbaycan'daki yerel komünistler (Galiyevci Nerimanov) soğuk davranmışlardı. Mustafa Suphi ve Türk komünistleri de, Enver Paşa'nın gelişine ve Kurultay'daki İttihatçı etkinliğine karşı oldukça soğuk davranmışlar ve Enver Paşa'yı gözden düşürmeye çalışmışlardı. TBMM hükümeti de, Enver Paşa ve diğer İttihatçıların Kurultaya katılmalarından rahatsızlık duymuş bu yüzden Enver Paşa ve Cemal Paşa'ya birer mektup yazılarak Türkiye adına hareket etmemeleri tavsiye edilmişti. Enver Paşa bu ikaza uygun davranmaya özen göstermiş, yaptığı bütün faaliyetleri TBMM'ye bildirmiştir. Kurultaya da Türkiye adına değil Fas, Tunus, Cezayir ve Trablusgarp inkılâpçılarını temsilen katılmış ve konuşmuştur. Buna karşılık Enver Paşa, Mustafa Kemal'e göndermiş olduğu mektuplarda, Anadolu direnişi için oldukça önemli olan bu Kurultay süresince nasıl yardım edebileceğini sormuştur. Mustafa Kemal, Kazım Karabekir'e gönderdiği şifreli mektupta Enver Paşa ve arkadaşlarından, memleket ve millet işlerine müdahalelerine müsaade edilmeden istifade edilmesi gerektiğini yazmıştır. Kazım Karabekir ise, Bakû Kurultayı'nı nasıl gördüklerini ve bu Kurultay'dan ne beklediklerini, kendisinin ne tür bir yardım yapacağı konusunda Enver Paşa'ya bir mektup göndermiştir. Mektuptaki şu pasajlar, Kurultayın TBMM'ce nasıl algılandığını ve Enver Paşa'dan ne beklendiğini göstermesi bakımından önemlidir: "...Alem-i İslamın ve bütün şark milletlerinin mukadderatının mevzu-i bahis olacag Bakû Kongresi'nde zat-ı alileriniz de bulunarak her şeyden evvel şark yolunun açılması ve şarkla olan ittisalimizin temini, Ermeni Meselesi'nin menafi-i milliye ve gayemizi temin edecek surette halli ve şarkta sulh ve sükunetin takriri hususlarına en büyük gayret ve himmetin sarf olunması pek mühim bir meseledir. ... Vaziyet-i hal ve siyaset-i hazırımızda Ruslardan başka hiçbir nokta-i istinadımız yoktur. ... Her bir işlerimizde esas, inleyen Anadolu'ya en yakından yardım olmalıdır. Bu yardımı sizden milletim namına talep ediyorum..."
Enver Paşa, Kurultay'daki büyük çoğunlukça coşkuyla karşılanmıştır. Enver'i protesto eden az sayıdaki delege, Enver Paşa Türkiyesinin emperyalistliğini vurgulayan komünistler ile Mustafa Suphi önderliğindeki Türk Komünistleri arasından çıkmıştır.
Kurultaya katılanların söylediklerine göre, Mustafa Suphi taraftarları Enver Paşa'yı konuşturmamışlar ve bu yüzden Enver Paşa'nın bildirisini Bela-Kun okumuştur.
Sonuç olarak, Kurultay, Galiyev'in tasarladığı şekilde olmamış Parti Merkezi, Kurultayı etkisizleştirmek için elinden geleni yapmıştı. Galiyev, Doğu Bilirliğinin kurumsal yapısını oluşturacak bir Doğu Halkları Kurultayı tasarlamıştı. Kurultay sonrasında oluşturulan sekreterya ve propaganda birimi bu düşünceyle gündeme getirilmişti. Doğu halklarının Rusya'nın etki alanı dışına kayacağından rahatsız olduğu anlaşılan Parti Merkezi, Kurultayın başarılı olması için gereken özeni göstermediği gibi, adeta işlevsiz hale getirmeye çalıştı. Sultan Galiyev'in Kurultay'a katılmasının engellenmesi ve Kurultay'ın devamının getirilmemesi bunun göstergesidir. Yine de bu Kurultay vesilesiyle, mazlum milletlerin temsilcileri ilk kez çok büyük katılımla bir araya gelmişler ve Galiyev'in "Mazlumlar Enetemasyonali" tasarımını gerçekleştirme sinyallerini vermişlerdir. Sultan Galiyev ve Stalin arasındaki mücadele İç savaşın bitim aşamasında açığa çıkmış, Tatar-Başkurt devletinin reddedilmesiyle birlikte yoğunlaşmıştı. Bu aşamadan sonra Galiyev'in parti hiyerarşisi içerisindeki düşüşü de başladı. Sovyet tarihçileri, Galiyev'in siyasal kariyerinin dönüm noktası olarak Rus Komünist Partisinin 10. Kongresi'nin hemen sonrası olan 1921 ilkbaharını gösterirler. Fraksiyonları ve Parti içi muhalefeti mahkum eden bu Kongre, partide sekterliğin, tek boyutluluğun yolunu açtı ve "milliyetçi sapmalara" karşı ilk resmi saldırılan başlattı. Kongrenin sonuç bildirisinde şöyle diyordu: "Geçmişin hayaletlerinden hala kurtulamamış olan yerel komünistler, ulusal özerkliğin önemini abartmaktadırlar.(...) Emekçi sınıfın çıkarlarını göz ardı etmekte ve bunları yanlış yere ulusal çıkarlarla karıştırmaktadırlar. İlkleri ikincillerden ayırt etmeyi bilemedikleri gibi parti çalışmalarını da sadece emekçi kitlelere yönlendirmemektedirler. Doğuda kimi zaman panislamizm ve pantürkizm biçimlerine bürünen demokratik burjuva milliyetçiliğinin ortaya çıkmasını da bu durum açıklamaktadır."
Şüpheci Dinsiz
29-01-2023, 00:09
https://twitter.com/ErcmentAkdeniz/status/1619220821364609026
Şüpheci Dinsiz
28-01-2024, 04:57
https://birikimdergisi.com/guncel/10888/28-29-ocak-karadeniz-katliami-nin-101-yili
28/29 Ocak Karadeniz Katliamı'nın 101. Yılı
"15'ler" Aslında Kaç Kişiydi ve Kimlerdi?
Ahmet Kardam
28 Ocak 2022 Cuma
https://birikimdergisi.com/Images/UserFiles/Images/Spot/suphibir.jpg
Her yılın ocak ayı sonunda komünistler, sosyalistler, demokratlar, ilerici insanlar Ocak 1921'in 28'ini 29'una bağlayan gece Trabzon'a getirilip Sürmene açıklarında Karadeniz'in sularına gömülen Türkiye Komünist Partisi'nin başkanı Mustafa Suphi'yi ve beraberindeki yoldaşlarını çeşitli biçimlerde anarlar. Bu yılın 28/29 Ocak'ı, kuruluş aşamasındaki Türkiye Cumhuriyeti'nin bu ilk "faili belli" katliamının 101. yıldönümü oluyor. Nâzım Hikmet bu toplu siyasi cinayetin ikinci yılında (1923) kaleme aldığı "28 Kanunisani" adlı şiirinde şöyle der:
1921
kanunisani 28
karadeniz
burjuvazi
biz
on beş kasap çengelinde sallanan
on beş kesik baş
yoldaş
bunların sen
isimlerini aklında tutma
fakat
28 kanunisaniyi unutma!
"Katledilenlerin adlarını aklında tutma, ama bu katliamı unutma" biçimindeki bu mecazî anlatımın ironik bir biçimde, büyük ölçüde gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Öyle ki, "28/29 Ocak" katliamı hiç unutulmadı, ama öldürülenlerin sayısını ve adlarını da, bugüne kadar, 101 yıldır hiçbir zaman tam olarak bilemedik.
Suphilerin öldürülmelerinden yaklaşık üç ay sonra, Türkiye Komünist Partisi'nin (TKP) Bakü'deki Merkez Komitesi Dış Bürosu Sekreteri Kayserili İsmail Hakkı'nın Şark Şurası Başkanlık Kurulu Üyesi Mikail Pavloviç-Weltmann'a yazdığı 24 Nisan 1921 tarihli mektuptan anlaşıldığına göre, o tarihte Karadeniz'de öldürülenlerin sayısının 16 olduğuna inanılıyordu.[1] Nâzım Hikmet'in yukarıdaki şiirinde görüldüğü gibi, katliamın ikinci yılında bu sayının 15 olduğuna kanaat getirildiği görülüyor. Nitekim izleyen yıllarda onlar hep "15'ler" olarak anılacaklardır. Ama örneğin TKP'nin katliamın 15. yılında (1936) Moskova'da yayımlanan 15'ler Hatırası başlıklı kitapçığında bile, kurbanların kimler olduğu bir yana, sayısının bile tam kesinlik kazanamamış olduğu görülüyor. Nitekim Salih Zeki'nin bu kitapçık için kaleme aldığı ama kabul görmediği için yer verilmeyen yazısının başlığı "Subhi Yoldaş ve 16 Şehitler"dir.[2] Bu kitapçıkta, o tarihte sayıları 15 kabul edilen katliam kurbanlarından ancak dokuzunun adı sayılabilmektedir: (1) Mustafa Suphi, (2) Ethem Nejat, (3) Topçu İsmail Hakkı, (4) Nazmi, (5) Şefik, (6) Hilmi oğlu Hakkı, (7) Kâzım Ali, (8) Hayrettin ve (9) Meryem [Maria] (M. Suphi'in eşi).[3]
Yavuz Aslan, 1997 yılında yayımlanan Türkiye Komünist Fırkası'nın Kuruluşu ve Mustafa Suphi başlıklı çalışmasında, katliamın gerçekleştiği Trabzon'da çıkan İstiklâl Gazetesi'nin katliamın ertesi günü çıkan 30 Ocak 1921 tarihli sayısında yayımladığı, Batum'a gönderilme bahanesiyle tekneye bindirilenlerin 15 kişiden oluşan listesine yer verir.[4] Yukarıda adını andığımız 15'ler Hatırası kitapçığını yayımlayan Sosyal Tarih Yayınları editörü, 5 numaralı dipnota yaptığı ekte, "Bugün tümünün adı bilinmektedir," diyerek ama herhangi bir kaynak göstermeden, Yavuz Aslan'ın İstiklâl Gazetesi'nden alıntıladığı bu listeyi, Mustafa Suphi'nin eşinin adını çıkartarak, 14 kişi olarak sıralamıştır.[5] Sosyal Tarih Yayınları editörünün Mustafa Suphi'nin eşi Meryem (Maria) Suphi'yi bu listeden neden çıkardığına dair bir açıklama yoktur. Bu hesaba göre, diğerleri birer kere ölürken, uğradığı her tecavüzde kaç kere öldüğünü bilemediğimiz Maria'yla birlikte, Karadeniz katliamının kurbanlarının sayısı 15 olmaktadır ki, doğru değildir. Kâzım Karabekir'in katliamın üçüncü günü (1 Şubat) 12. Fırka Kumandanlığı'na yazdığı şifrede,[6] Kâhya Yahya'nın evine kapattığı Maria Suphi'den hiç söz etmeden, "bir motor kiralayıp sahilden ayrılanların" sayısını 14 olarak bildirmektedir ki, bu da doğru değildir.
İstiklâl Gazetesi'nin, Trabzon limanında "tekneye bindirilenler olarak" yayımladığı listeyi esas alıp, ölüm yolculuğunun en başına, Kars'a kadar geri giderek, hem Türkiye'ye Mustafa Suphi'yle birlikte dönüş yapan heyetin tam listesini, hem de bu listenin katliam noktasına kadar gösterdiği değişiklikleri izlemek, böylece Karadeniz katliamının kurbanlarının tam listesine ulaşmak mümkündür.
Kars'tan hareketle Erzurum'a giden heyetin listesi
Mustafa Suphi'yle birlikte Türkiye'ye giriş yapıp Ankara'ya gitmek üzere Kars'a gelen heyetin tam olarak kaç kişiden ve kimlerden oluştuğunu bilmiyoruz. Ama 18 Ocak 1921 günü Kars'tan trenle Erzurum'a doğru hareket edenlerin hem sayısını hem de adlarını tespit etmek mümkün oluyor. 19 kişiden oluşan bu liste şöyledir:
(1) Mustafa Suphi (TKP Başkanı)
(2) Ethem Nejat (TKP Merkez Komitesi Sekreteri)
(3) İsmail Hakkı, (Hilmi oğlu, TKP Merkez Komitesi üyesi)
(4) Cemil Nazmi (İbrahim oğlu, TKP Merkez Komitesi üyesi, eski Elmalı Kaymakamı, Kandıralı)
(5) Bahaeddin (Aşçıoğlu, Öğretmen)
(6) Kâzım Hulusi (Uşak'ın Hacı Hüseyin mahallesinden)
(7) Maksut (Kıralioğlu, Sürmene'nin Asu köyünden)
(8) Hayrettin (Ahmet oğlu, Er, Van'ın Erciş kazası)
(9) İsmail Hakkı (Mehmet Ali oğlu, Topçu Yüzbaşısı, Bandırma'nın Manyas ilçesinden)
(10) Emin Şefik (Mühendis, İstanbullu)
(11) Kâzım (Ali oğlu, İhtiyat Zabiti, Manisalı)
(12) Mehmet (Hatip oğlu, Erzincan'ın Akdağ köyünden)
(13) Mehmet (Hacı Mustafa oğlu, İzmir'in Tilkilik mahallesinden)
(14) Maria (Mustafa Suphi'nin eşi)
(15) Süleyman Tevfik (Ahmet oğlu, Tayyare Yüzbaşısı; Kadıköylü)
(16) Mehmet Emin (Abbas oğlu, TKP Merkez Komitesi üyesi, Başkan Vekili)
(17) Süleyman Sami (Mehmet Sami oğlu, TKP Teftiş Komisyonu Başkanı)
(18) Abdülkadir (Veteriner Yüzbaşı)
(19) Meryem Emin (Mehmet Emin'in eşi, Kadınlar Şubesi Sekreteri)
Kâzım Karabekir, bu heyetin Erzurum'a varması üzerine Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyâseti'ne gönderdiği 20/22 Ocak 1921 tarihli telgrafta heyetin sayısını "Mustafa Suphi yoldaşla diğer on yedi refiki" olarak, yani toplam 18 kişi olarak bildirir. Erzurum Valisi Hamit (Kapanlı) de, yine aynı gün Mustafa Kemal'e çektiği telgrafta, Mustafa Suphi'nin "on yedi refikiyle" (yani 18 kişi olarak) Erzurum'a gelmiş olduğunu bildirir. Her ikisi de, aynı tarihte, ağızbirliği etmişçesine, aynı sözcüklerle, Kars'tan yola çıkıp Erzurum'a varan TKP heyetinin sayısını 18 olarak bildirmektedirler.[7] Ama, Erzurum Valisi Hamit daha sonra kaleme aldığı hatıralarında, "bu heyette bulunanlardan birisinin, hanımını bir miktar altınla Erzurum'da bıraktığını" belirtir.[8] Kâzım Karabekir ile Vali Hamit'in her ikisi de, aynı ağızbirliğiyle, bu durumu Ankara'ya bildirmezler. TKP Merkez Komitesi üyesi olup da Türkiye'ye giden heyet içinde yer almamış olan Süleyman Nuri, Karadeniz katliamı sonrası, konuya ilişkin olarak Bakü'de yapılan 11/12 Nisan 1921 tarihli toplantıda, Erzurum'da heyetten ayrılan kadının kimliğini açıklar:[9] Bu açıklamaya göre, söz konusu kadın, Mehmet Emin'in eşi Meryem Emin'dir. Süleyman Nuri ayrıca, yaptığı bu açıklamada, Mehmet Emin ile Mustafa Suphi arasında yaşanan bir tartışmaya da yer verir: Heyet Erzurum'a varıp örgütlenmiş sözde protestolarla karşılandığında, Mehmet Emin ile Süleyman Sami yolculuğa devam etmek istemediklerini, Erzurum'da kalmak istediklerini söylerler. Bunun üzerine Suphi onlara, "Siz gelmezseniz ben de gitmem," deyince, Mehmet Emin eşini Erzurum'da bırakıp Süleyman Sami de yanında, sayısı 18'e inmiş heyetle birlikte Trabzon'a doğru yola devam ederler.
TKP Heyetindeki İttihatçı Ajanlar
Hem Mehmet Emin'le Süleyman Sami'nin Erzurum'da heyetten ayrılmak isteyişlerinin nedenini hem de bu ikisinin Maçka'da heyetten kopartılıp hayatlarının kurtarılmasının nedenini açıklığa kavuşturmak için, burada bir parantez açıp heyet içindeki ittihatçı ajanlar meselesini ele alalım. Bunun için yaklaşık bir yıl geriye gidelim.
Mustafa Suphi'nin Türkiye'ye dönebilmek için zorunlu olarak gittiği Taşkent'e varış tarihi Ocak 1920'nin son günleridir. Bakü'ye gitmeden önce, Taşkent'te kaldığı yaklaşık üç ay boyunca yaptığı çalışmaların bir bölümünü de, oraya Sibirya'dan gelen Türk savaş esirlerini, Turkfront karargâhına bağlı Türk kızıl kıtası içinde örgütlemek oluşturur. O üç ay zarfında Türkiye Komünist Teşkilatı'nın Taşkent'teki üye sayısı 40'a ulaşır.[10] Türkiye'ye dönmekte olan TKP heyetinin içindeki İttihatçı ajanların örgüte sızmalarının bu sırada gerçekleştiği anlaşılıyor. Yavuz Aslan'ın belgelediği bu sızmanın öyküsü özetle şöyledir:[11]
Daha 1917 Ekim Devrimi'nden önce, Kerenski iktidarı döneminde, Sibirya'dan kaçıp Taşkent'e gelmiş olan Türk subay esirlerinden bir grup orada "Türkleri Rus boyunduruğundan kurtarıp birleştirmek" amacıyla gizli bir İttihat ve Terakki Cemiyeti oluştururlar ve Ekim Devrimi'nden sonra da, kendi içlerinden dört kişiyi Bolşeviklerle temas kurup onlarla birlikte çalışmakla görevlendirirler. Mustafa Suphi Taşkent'e geldikten sonra, Bolşeviklerin güvenini kazanmış bu dört kişiye, kendi örgütlediği Türkiye Komünist Teşkilatı'nın yönetimine katılmalarını önerir. Suphi Mayıs 1920'de teşkilatını Taşkent'ten Bakü'ye taşırken yanına aldığı 23 kişi[12] arasında örgüte sızmış bu dört ajan da vardır. Bu dört ajandan ikisi Bakü'deki teşkilatın merkez yönetiminde yer alan Mehmet Emin ile Süleyman Sami'dir. Üçüncü kişi çok büyük bir olasılıkla, aşağıda gerekçelerini ayrıca açıklamaya çalışacağım gibi, Türkiye'ye dönen heyet içinde yer alan Tayyare Yüzbaşısı Süleyman Tevfik'tir.
Dördüncü kişinin kim olduğunu tespit edecek verilere sahip değiliz. Akla gelen bir ihtimal, bu ölüm yolculuğundan sağ çıkmış dört kişiden biri olan ve diğerleri gibi Osmanlı ordusuna mensup savaş esiri bir subay olan Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir oluyor. Fakat bu benzerliklerin kendisinden kuşkulanmak için yeterli olmadığı da görülüyor. Ne ölüm yolculuğunda sağ kalış biçimi onlarınkine benziyor, ne de Karadeniz katliamından sonra diğerleriyle herhangi bir birlikteliği var. Bu dört kişiden sonuncusu, dönüş yapan heyet içinde yer almayıp Bakü'de kalmış da olabilir.
Haziran 1920'de, Mustafa Suphi ile Mehmet Emin'in Mustafa Kemal'e yazdıkları mektubu Ankara'ya götüren Süleyman Sami, 16 Temmuz 1920 günü ulaştığı Trabzon'da, Vali Vekili ve 3. Kafkas Kumandanı Rüştü Bey tarafından üç gün boyunca kendi evinde alıkonularak sorgulanır. Bu sorgulama sırasında dört arkadaşıyla birlikte Mustafa Suphi'nin örgütüne nasıl sızdıklarını, Suphi'yle birlikte Bakü'ye geldiklerini ve gerçek kimliklerini nasıl gizlediklerini ifşa ederken, Suphi'yi Türkiye'ye dönmeye ikna edenin kendisi olduğunu, Ankara hükümeti hesabına ajanlık yapmayı arzuladığını, Mustafa Kemal'e yazılmış mektubu Ankara'ya götürme görevini üstlenmesinin nedeninin, bundan böyle nasıl hareket etmesi gerektiğine dair talimat almak olduğunu, kendisine böyle bir görev verilirse, TKP içindeki arkadaşlarıyla birlikte Mustafa Suphi'yi Ankara'nın istediği doğrultuda hareket etmeye zorlayabileceğini söyler.[13]
Rüştü Bey, Süleyman Sami'nin bu sözlü ifadesini bir rapor haline getirerek Ankara'ya iletir. Bu raporun ardından Ankara'ya gelmesine izin verilen Süleyman Sami, Ankara ve Eskişehir'deki Yeşil Ordu ve gizli Komünist Partisi yöneticileriyle yaptığı görüşmelerden edindiği bilgileri de, hiç kuşkusuz, Mustafa Kemal'e ve görüştüğü diğer "yetkililere" aktarır. Nitekim, 1921 yılında İstiklâl Mahkemesi'nde yargılanan Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası yöneticilerine Süleyman Sami'yle yapmış oldukları görüşmeler ve Mustafa Suphi'nin Bakü'deki örgütüyle ilişkileri konusunda çok ayrıntılı suçlamalar yöneltilmiştir.[14]
Mehmet Emin ile Süleyman Sami'nin Erzurum'da heyetten ayrılmak istemelerinin ve Suphi'nin itirazı üzerine ölüm yolculuğuna devam etmek zorunda kalmalarının, gönüllü olarak üstlenmiş oldukları Ankara hesabına ajanlık görevlerinin bir gereği olduğu düşünülebilir. Heyet Erzurum'a varıp protestolarla karşılaştığında, bu protestoları Mustafa Kemal'in talimatı ve onayıyla Kâzım Karabekir'le birlikte planlayıp örgütlemiş olan Erzurum Valisi Hamit Bey –muhtemelen Ankara'nın talimatıyla– bir adamı vasıtasıyla Mehmet Emin ile Süleyman Sami'yi yolculuğun ölümle sonuçlanacağı konusunda uyarmış olabilir. Suphi'nin, bu ikisinin ayrılması durumunda kendisinin de yolculuğa devam etmeyeceğini söylemesi onları bu kararlarından vazgeçmek zorunda bırakmış olabilir, çünkü Suphi'nin Trabzon'da noktalanacak bu yolculuktan vazgeçmesi büyük bir özenle planlanmış ölüm yolculuğunun o noktada sonlanması demek olurdu.
Maçka'da heyetten ayrılan üç kişi
Erzurum'dan Trabzon'a kadar, zorlu kış koşulları altında, büyük kısmı kızaklarla, Bayburt, Gümüşhane ve Maçka üzerinden yapılan yolculuk altı gün sürer. Ankara'nın onayıyla uygulamaya sokulmuş plan gereği, heyete yiyecek ve yatacak yer verilmediği gibi özel olarak örgütlenmiş, kışkırtılmış kalabalıkların protestolarına da maruz kalırlar. 27 Ocak 1921 günü varıp geceledikleri Maçka'da, üç kişi heyetten ayrılır: (16) Mehmet Emin, (17) Süleyman Sami ve (18) Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir. Bu üç kişinin ayrılış biçimlerini sondan başlayarak ele alalım.
Maçka'da TKP heyetinden ayrılanlardan Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir'in ayrılış öyküsünü Mahmut Goloğlu belgeleyerek anlatmaktadır.[15] Buna göre, Yüzbaşı Abdülkadir, içinde yer aldığı TKP heyeti daha Kars'tayken, Trabzon'da dava vekilliği yapan kardeşi Mehmet'e bir telgraf çekerek "Trabzon'a gelmekte olduklarını sevinçle bildirir". Telgrafı alan kardeşi Mehmet Efendi aynı zamanda Karadeniz katliamının uygulayıcısı Kâhya Kaptan'ın da işlerine bakmaktadır. Aldığı telgrafı Yahya Kâhya'ya gösterdiğinde, Kâhya ona, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının öldürülmeleri konusunda Ankara'dan yazılı talimat aldığını söyleyerek, kardeşini kurtarmak istiyorsa Trabzon'a girmesine engel olmasını, yola çıkıp bir yerde onu heyetten ayırıp kaçırmasını tembihler. Bunun üzerine Maçka'ya giden Mehmet Efendi, heyet oraya geldiğinde Kaymakam Vekili Murat Efendi'nin yardımıyla kardeşi Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir'i heyetten ayırarak gizlemeyi başarır.
Maçka'da heyetten ayrılan diğer iki kişinin, Merkez Komitesi Üyesi Mehmet Emin ile Teftiş Komisyonu Başkanı Süleyman Sami'nin ayrılış biçimleri çok farklıdır. Heyet Maçka'ya vardığında, bu iki ajanın ölümden nasıl kurtarıldığına dair edindiği istihbaratı Bakü'de yapılan 11/12 Nisan 1921 tarihli toplantıda dile getiren Süleyman Nuri şöyle der:[16]
[Maçka'da mola verildiğinde] oraya bir jandarma gelip Mehmet Emin'e dedi ki: [Erzurum'daki] karınız çok hasta, dönmelisiniz. Bunun üzerine [Erzurum'a] döndü, Süleyman Sami de beraber. Fakat diyorlar ki, hemen ertesi gün onlar da Trabzon'a gittiler ve şimdi onlar Trabzon'da gayet güzel yaşıyorlar.
Kâzım Karabekir, katliamdan üç gün sonra (2/3 Şubat 1921 tarihinde) hem Mustafa Suphi ile beraberindeki heyetin "Rusya'ya gitmek üzere" 28 Ocak gecesi denize açıldıklarını hem de Mehmet Emin ile Süleyman Sami'nin kurtarılıp özgür bırakıldıklarını Ankara'ya (B.M.M. Başkanlığına, Dahiliye, Hariciye Müdafaa-i Milliye vekaletlerine ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Başkanlığına) şöyle rapor eder:[17]
(…) Mustafa Suphi ve on üç arkadaşı Trabzon'da şehir haricinde toplanmış olan halkın şiddetli tezahüratı karşısında şehre girmeyerek, seyahatine devam edemeyeceğini de anlayarak alelacele kiraladığı bir motora binerek Rusya'ya avdet etmek üzere 28/1/37 (1920)'de sahilden açılmışlardır. Sözü geçen kafileden olup Maçka'da hastalanarak kalan Mehmet Emin ile Süleyman Sami'nin Türkistan'daki millî hizmetlerini bilen ve takdir eden birçok kimselerin telkinleri ile adı geçenler serbestliklerine kavuşmuşlardır.
Bu raporda dikkati çeken iki nokta var: Birincisi, Trabzon limanında tekneye bindirilen kişi sayısının Suphi'yle birlikte 14 olduğu; ikincisi, sadece iki kişinin bağışlanarak hayatlarının kurtarıldığı. Hatırlanacağı üzere, Erzurum'dan Trabzon'a doğru yola çıkartılan heyetin sayısı o tarihte Ankara'ya 18 olarak bildirilmişti. Sadece iki kişinin (Mehmet Emin ile Süleyman Sami'nin) serbest bırakıldığı bildirildiğine göre, tekneye 16 kişinin bindirilmiş olması gerekirken, bu sayı iki eksiğiyle 14 olarak bildirilmekte, diğer iki kişinin ne olduğuna dair herhangi bir açıklama yapılmamakta, Ankara'nın da bu "kayıp" iki kişinin akıbetini önemsemediği anlaşılmaktadır. Akıbetleri konusunda bilgi verilmeyen iki kişiden biri yukarıda nasıl serbest kaldığını açıkladığımız Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir, diğeri durumunu aşağıda açıklayacağımız Tayyare Yüzbaşısı Süleyman Tevfik'tir.
Rapordaki bu eksikliğin şöyle açıklanabileceğini düşünüyorum: TKP heyetinin Trabzon'dan sözümona "sınırdışı" edilmesi Mustafa Kemal'in talimatıyla Kâzım Karabekir ve Erzurum Valisi Hamit Bey tarafından geliştirilen ve onaylanan plan gereğidir. İşte Kâzım Karabekir'in raporu, Ankara tarafından onaylanmış bu planın gerçekleştirildiğini bildirmektedir. Raporda Mehmet Emin ile Süleyman Sami'nin serbest bırakılmalarına da yer veriliyor olması, bu serbest bırakılma talimatının da Ankara tarafından verildiğinin göstergesidir. Buna göre, diğer iki kişinin (Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir ile Hava Yüzbaşısı Süleyman Tevfik'in) serbest bırakıldıklarının raporda yer almaması ise, bu uygulamanın yerel İttihatçı iktidarın inisiyatifiyle gerçekleştiğini göstermektedir. Eğer öyle olmasaydı, serbest bırakılanlar arasında bu ikisinin de adları anılırdı. Kâzım Karabekir, ayrıca, Ankara'nın talimatıyla serbest bırakılan Mehmet Emin ile Süleyman Sami'nin serbest bırakılışlarının "haklı gerekçesi"ni de imal ederek Ankara'ya sunmaktadır: Bu ikisi hastalandıkları için heyetten alınmışlardır; serbest bırakılmalarının nedeni ise, onların Türkistan'daki "milli hizmetlerini" bilenlerin ısrarlı çabalarıdır.
Hava Yüzbaşısı Süleyman Tevfik'in durumu
Süleyman Tevfik'in durumu, Kayıkçı Kâhya'nın onayıyla ve kardeşinin çabasıyla Maçka Kaymakamı tarafından serbest bırakılan Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir'in durumundan farklıdır.
28 Ocak 1921 gece yarısı Trabzon limanından tekneye bindirilen TKP heyeti içinde Süleyman Tevfik'in de olduğundan kuşku yok, çünkü İstiklâl Gazetesi'nde yayımlanmış "tekneye bindirilenler" listesinde onun da adı yer almaktadır. Fakat aynı Süleyman Tevfik katliamdan hemen sonraki günlerden birinde Trabzon'da görülür. Ayrıca, katliamdan sekiz ay sonra, İstanbul'da, katliamdan sağ kurtulmuş diğer iki ajan Mehmet Emin ve Süleyman Sami ile birlikte görülür.
Trabzon'da görüldüğünün tanığı, Türkiye Komünist Gençler Birliği'nin üyesi (yukarıda sözünü ettiğimiz Veteriner Yüzbaşı Abdülkadir'le sadece isim benzerliği olan) Abdülkadir'dir. Bu genç 28/29 Ocak katliamının hemen öncesinin ve sonrasının tanığıdır. O sırada Trabzon'da bulunuş nedeni, Suphi'nin başkanlığında Ankara'ya gidecek olan heyete Trabzon'dan katılmakla görevlendirilmiş olmasıdır. Bu genç, katliamdan birkaç ay sonra Sovyet Rusya'ya dönüşünde yaptığı 1 Ekim 1921 tarihli tanıklığında Süleyman Tevfik hakkında şöyle demektedir:[18]
Suphi yoldaşın vakasından sonra Maçka'da hastalanarak geriye kalan Tevfik yoldaş geldi. Kendisiyle bir defa görüştüm. Şimdi İstanbul'a gideceğim diye söyledi ve o akşam İstanbul'a hareket etti.
TKP heyetinde yer alan ve tekneye bindirildiği kesin olan Süleyman Tevfik, katliam sonrası TKP'nin gençlik örgütü üyesi Abdülkadir'e rast gelerek veya özellikle arayıp bularak, tıpkı Mehmet Emin ve Süleyman Sami gibi hastalandığı gerekçesiyle Maçka'da serbest bırakıldığını iddia etmektedir. Yalan söylediğine dair elimizde üç kanıt bulunuyor: Birincisi, tekneye bindirilen kişiler listesinde onun da adının bulunması. İkincisi, Mete Tunçay'ın Moskova'daki çalışmaları sırasında kendisine yardımcı olan dostlarından R. P. Kornienko Mete Tunçay'a, "Tayyareci Tevfik'in motordan alınarak canının kurtarıldığı" bilgisini aktarmıştır.[19] Üçüncü kanıt, Salih Zeki'nin şu sözleridir:[20]
Kurbanlar kafilesini taşıyan motörden karaya canlı olarak iki nefer çıkarılmış. Birisi Subhi kafilesine dahil tayyareci Tevfik adında bir provokatör, güya ki canilere çok yalvarmış da ona merhamet edip öldürmemişler!... Diğeri de Subhi yoldaşın genç ve güzel zevcesi Meryem.
Tayyareci Süleyman Tevfik'in "hastalandığı için serbest bırakıldığı" iddiasının yalan olmasının kesinliğine ilaveten, TKP heyetinin içindeki üçüncü ajan olduğunu da gösteren bir başka tanıklık da vardır. Bu tanıklık, katliamdan sekiz ay kadar sonra TKP yönetiminin İstanbul'a gönderdiği Tahirzade Haydar'ın sunduğu raporudur. Türkiye'ye dönüş sürecinde İstanbul'a gönderilmiş üyelerle ve Şefik Hüsnü çevresiyle temas kurmak üzere İstanbul'a gönderilmiş olan Tahirzade Haydar 28 Eylül 1921 tarihli raporunun notlar bölümünde şu ilginç bilgiyi vermektedir:[21]
Mehmet Emin, Süleyman Sami, Tayyareci Tevfik Beylerle tesadüfen görüştüm. Kendilerinin masum olduklarını söylediler.
Katliam sonrasında bu üç kişi birlikteliklerini hâlâ sürdürdüklerine göre, Tayyare Yüzbaşısı Süleyman Tevfik de, Süleyman Sami'nin Trabzon Vali Vekili ve 3. Kafkas Kumandanı Rüştü Bey tarafından Trabzon'da üç gün boyunca sorgulandığı sırada, "Mustafa Suphi'nin örgütüne sızdıklarını" söylediği dört arkadaştan üçüncüsüdür. Ankara, heyetten ayırılarak serbest bırakılmaları talimatını sadece Mehmet Emin ve Süleyman Sami için verdiğinden dolayı, onlar Maçka'da serbest kalırken Süleyman Tevfik ölüm yolculuğuna devam etmek zorunda kalmıştır. Serbest bırakılan ikisi, büyük ihtimalle, katliamı örgütleyen yerel İttihatçı iktidarın (Trabzon Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin) elebaşlarına başvurarak, Süleyman Tevfik'in de gerçek kimliğini açıklayarak kurtarılmasını istemişler, Ankara tarafından korunan bu ikisinin ricası dikkate alınarak, son anda, Kayıkçı Kâhyası Yahya'ya Süleyman Tevfik'in tekneye bindirilmemesi talimatı verilmiştir. Süleyman Tevfik ya teknenin hareketinden hemen önce indirilmiş ya da Sürmene açıklarındaki katliam sırasında kendisine dokunulmayarak, Maria Suphi'yle birlikte, Trabzon limanına sağ olarak geri getirilmiştir. Böylece serbest bırakılan Süleyman Tevfik, bir süre Trabzon'da kaldıktan sonra, gittiği İstanbul'da Mehmet Emin ile Süleyman Sami'yi bulmuştur.
Katliam ve Maria Suphi
TKP'nin gençlik örgütü üyesi Abdülkadir, 1 Ekim 1921 günü Sovyet Rusya'da yaptığı tanıklıkta, TKP heyetinin Trabzon'a varışını, tekneye bindirilişini ve Suphi'nin eşi Maria'nın akıbetini şöyle anlatır:[22]
… heyet [gece yarısı] saat yarımda geldi. (…) Yağmur yavaş yavaş yağıyordu. Hava dahi soğuk idi (…) inzibat ve polis memurları yolları keserek halkın gitmelerine engel oluyorlardı. Fakat halk mahalle aralarından savuşuyordu. Saat yarımda kafile göründü. Değirmendere'de vali, Müdafaa-i Milliye [Cemiyeti] reisi ve azaları, polis müdürü bulunuyordu. Kafile yaklaştığında ilk evvel bir subay elindeki evrak ile Müdafaa-i Milliye [Cemiyeti] reisi ile görüştü. [Bu subay] derhal tevkif edilerek gönderildi. Nedeni sonradan anlaşıldı. O sırada Kâhya Yahya dahi gümrük dairesinden on tane hamal ve beş altı tane rençber, on on beş tane sepetli hamal çocuğu dizerek geldi. Kafilenin yaklaşmasından beş dakika evvel tellal bağırdı. Gelen kafileye hakaret, tükürmek, çamura batırmak gibi bir şeylerin yapılması hususunu teşvik etti.
Kafileden ilk evvel Mustafa Suphi çıktı. Derhal bir subay karşı durarak şu suretle hitap etti. "Mustafa Suphi, Mustafa Suphi, bak 16 arkadaştan yalnız ben kurtuldum. Bakü'de Türkistan'da binlerce esir kardeşlerimizi sen mahvettin." Bunun üzerine teşvik edilen halk, hamal, rençberler, "istemeyiz" diye haykırdılar. Mustafa Suphi, Müdafaa-i Milliye [Cemiyeti] reisine ve valiye hitaben [şöyle seslendi]: "Biz Ankara'ya gideceğiz, Mustafa Kemal Paşa'ya bağlılığımızı sunmak için geldik. Lütfen müsaade ediniz, kendisiyle haberleşelim" derken arkadan birisi bir tekme vurdu. Suphi yoldaş çamurlar içine yuvarlandı. Hamallar derhal taarruz ederek, yüzüne tükürerek, çamur atarak ve döverek motora sevk ettiler, artık arabadan indirilmiş arkadaşları da birer birer döverek, tükürerek motora bindirdiler. Bunlar olurken, Kâhya'nın adamlarından birisi Mustafa Suphi'ye fena bir söz söyledi. Nihayet halk birer birer dağıldı. Motor henüz iskelede duruyordu. Motora silahlı on beşe yakın asker bindirildi. Halk dağıldıktan sonra saat bir buçuk raddelerinde motor hareket etti. Ben de oradan ayrılarak yaşananları Sovyet Rusya temsilcisi Ali Oruç [Bagirov] yoldaşa şifahen anlatıyordum. Saat 4-5 dolaylarında motorun geriye döndüğünü haber aldık. İskeleye gittim, fakat hiçbir kimse ile temas ettirmiyorlardı. Geri dönmeye mecbur oldum. Artık sabah olduktan sonra görmek mümkün olur diye düşünüyordum. Sabahleyin erken iskeleye gittiğimde motorun orada olmadığını gördüm. Oradaki kayıkçılardan sordum. Motorun hareket ettiğini söylediler. Gündüz saat 8 dolaylarında motor boş olarak geri döndü. Tekrar motora gittim. Fakat hiçbir tayfa ile temas ettirilmiyordu. Birkaç gün sonra tayfaların birisinden aldığımız bilgiye göre, Sürmene açıklarında ayakları ve elleri bağlı olarak denize attıklarını söylediler. Yalnız Suphi yoldaşın ailesinin geri döndüğü zaman Kahya tarafından çıkarıldığını haber aldık. (…) Hangi evde olduğunu haber almak üzere uğraştım. Fakat hiçbir taraftan malumat alamadım.
Başlangıçta Kâhya'nın evinde olduğunu, ardından Nemlizade Ragıp Bey'in evinde olduğunu söylediler. Bazen üç dört defa olmak üzere evlerinin kapılarından geçiyordum. İhtimal rast getiririm veya pencereden bakarken görüp nerede olduğunu haber alırım diye uğraştım. Fakat hiçbir taraftan haber almadım. Daha sonra, epey zaman geçtikten sonra, kadının Kâhya tarafından Rizelilere hediye edildiğini ve orada bir zevk arasında öldürüldüğünü haber aldım.
Karadeniz Katliamının Kurbanları
28/29 Ocak 1921 gece yarısından sonra, saat 1:30 dolaylarında hareket eden tekneye bindirildikleri söylenenlerin sayısı 15'tir. Öyle anlaşılıyor ki, bu sayı esas alınarak, katliamın kurbanları yıllar boyu hep "15'ler" diye anılmıştır. Ama artık, öldürülenlerin sayısını ve adlarını kesin olarak bilebiliyoruz.
Suphi'nin partisinin içine sızmayı başarmış ajanlardan biri, bindirildiği tekneden sağ olarak karaya çıkartılarak serbest bırakıldığına göre, diğerleri sadece bir kere öldürülürken kaç kere öldürüldüğünü bilemediğimiz Suphi'nin eşi Maria'yla birlikte, katliam kurbanlarının tam sayısı 14'tür:
Maria
Mustafa Suphi
Ethem Nejat
Hilmi oğlu İsmail Hakkı
Cemil Nazmi
Bahaeddin
Kâzım Hulusi
Kırali oğlu Maksut
Hayrettin
Topçu İsmail Hakkı
Emin Şefik
Ali oğlu Kâzım
Hatip oğlu Mehmet
Hacı Mustafa oğlu Mehmet
Ancak 101 yıl sonra
Karadeniz Katliamı'nın kurbanlarının sayısına ve kim olduklarına bunca çaba ile ancak 101 yıl sonra tam olarak ulaşabilmiş olmamız gerçekten düşündürücü. Bu olgu, bana kalırsa, hem Mustafa Suphi hem de Karadeniz katliamı üzerindeki –bizlerin bilincini de kapsayan– çok yönlü karartmanın koyuluğu ile açıklanabilir.
Kuruluş halindeki Cumhuriyet'in ilk "faili belli" siyasi katliamını bize unutturmayan Nâzım Hikmet'le birlikte onları hep "15'ler" olarak anageldik. Şimdi gerçek sayının 14 olduğunu öğrenmiş olsak bile, biz onları yine hep "15'ler" olarak anacağız.
[1] Dönüş Belgeleri-2. İstanbul: TÜSTAV, 2004, s. 151.
[2] Salih Zeki. "Subhi Yoldaş ve 16 Şehitler". 15'ler Hatırası, ed. Mete Tunçay. İstanbul: Sosyal Tarih Yayınları, 2020, s. 77-91.
[3] 15'ler Hatırası, s. 16.
[4] Yavuz Aslan. Türkiye Komünist Fırkası'nın Kuruluşu ve Mustafa Suphi. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1997, s. 331-332.
[5] 15'ler Hatırası, s. 16/n5.
[6] Yavuz Aslan, a.g.e., s. 331.
[7] Yavuz Aslan, a.g.e., s. 310, 316.
[8] Yavuz Aslan, a.g.e., s. 318.
[9] Dönüş Belgeleri-2, s. 133.
[10] Kardam, Ahmet. Karanlıktan Aydınlığa Mustafa Suphi. 3. baskı. İstanbul: İletişim Yayınları, 2021, s. 283.
[11] Yavuz Aslan, a.g.e., s. 77-78, 271.
[12] Atasoy, Emel Seyhan ve Meral Bayülgen (ed.). Türkiye İştirakiyun Teşkilâtlarının Birinci Kongresi (TKP Kuruluş Kongresi). İstanbul: Sosyal Tarih Yayınları, 2008, s. 80.
[13] Yavuz Aslan, a.g.e., s. 270-273.
[14] Aynı yerde, s. 101.
[15] Mahmut Goloğlu, a.g.e., s. 45-47, 453-454.
[16] Dönüş Belgeleri-2, s. 133.
[17] Yavuz Aslan, a.g.e., s. 321 (Metin günümüz Türkçesine çevrilmiştir -A.K.).
[18] Dönüş Belgeleri-2, s. 163.
[19] Tunçay, Mete. "Belgeler". Türkiye'de Sol Akımlar (1908-1925) içinde. İstanbul: BDS Yayınları, 2000, s. 356.
[20] Salih Zeki, a.g.e., s. 90.
[21] Erden Akbulut ve Mete Tunçay. İstanbul Komünist Grubu'ndan (Aydınlık Çevresi) Türkiye Komünist Partisi'ne (1919-1926). c. 1: 1919-1923. İstanbul: Sosyal Tarih Yayınları, 2012, s. 94.
[22] Dönüş Belgeleri-2, s. 160-162.
Şüpheci Dinsiz
28-01-2024, 05:07
https://bianet.org/yazi/unutulan-degil-yok-sayilan-bir-kadin-maria-suphi-256623
Unutulan değil, yok sayılan bir kadın: Maria Suphi
https://static.bianet.org/system/uploads/1/articles/spot_image/000/256/623/original/bayrak1020.jpg
Yayın Tarihi: 23 Ocak 2022 11:29
Asuman Bayrak
https://static.bianet.org/system/uploads/1/authors/000/005/319/original/asuman.jpg
Bazı konularda yazmak zordur, Maria hakkında yazmak daha da zor. İnsanın aklı almıyor, dehşete kapılıyor. Çığlıklarını duymamak, acısını hissetmemek olanaksız.
Ocak ayının ilk günlerinde, AKP Elazığ milletvekili Zülfü Demirbağ, katıldığı bir televizyon programında "komünistlerde zaten namus anlayışı diye bir şey yoktur, aile, namus anlayışı olmaz," dedi.
Tam 101 yıl önce aynı günlerde Erzurum'da, halk aynı sözcüklerle kışkırtılmış, "Allahsız, dinsiz komünistler"i karşılamaya hazırlanmış, Mustafa Suphi ve arkadaşlarını linç etmek için bekliyordu. Aynı bakış, aynı anlayış, aynı cümlelerle sürüyor.
TKP'nin ilk merkez komitesi başkanı Mustafa Suphi'yle 14 arkadaşının bindiği teknenin Karadeniz'de kötü hava koşulları yüzünden alabora olduğu resmi açıklamalarda yer alsa da failleri belli ve planlı olduğu söylenen bir saldırıyla öldürüldükleri bilinir.
Daha az bilinen ise Kazım Karabekir tarafından Kars'ta karşılanan heyetin bir hafta kadar bekletilip Erzurum üzerinden Trabzon'a doğru yola çıkarıldıktan sonra, yol boyunca, altı gün sürekli saldırıya uğramaları, her molada linç girişimleri, küfür, dayak, aşağılama ve tacizlerin devam etmesidir.
"Öldürmeyin, pişman edin"
Din temelli, komünist düşmanı bir söylemle sokağa dökülen halk, Mustafa Suphi ve arkadaşlarını öldürmek için fırsat kollar. Anadoluda yeni başlayan kurtuluş savaşına katılmak için gelenler dövülerek bir tekneye bindirilir. Çünkü Ankara'dan gelen telgraflarda öldürmeyin ama geldiklerine pişman edin yazar.
Resmi açıklamayla söylentiler birbirini tamamlar. Yeni kurulacak olan devletin temelinde korku hakimdir, faili meçhuller damga vurur. Mustafa Suphi ve arkadaşları hunharca katledildikten iki ay sonra Sovyetlerle Ankara hükümeti arasında dostluk anlaşması imzalanır. Saldırganların başındaki kayıkçı kethudası Yahya Kahya pusuya düşürülerek öldürülür, daha sonra da olayların soruşturulmasını, sorumluların bulunmasını isteyen Trabzon Milletvekili gazeteci Ali Şükrü ortadan kaldırılır.
Bu hikayede hiç bilinmeyen ise Maria Suphi'dir.
Karadeniz'in kuzey kıyılarından Novorosiski'li bir komsomolkadır Maria. Rus devrimi için savaşmış, Mustafa Suphi ile tanıştıktan sonra TKP'ye katılmıştır.
Kurtuluş savaşının ilk yıllarında, Mustafa Kemal'e destek için Bakü'den Kars'a gelen TKP heyetinde yer almış enternasyonalist bir devrimcidir. TKP kayıtlarında ise adı Meryem'dir.
28 Ocak 1921'i, 29 Ocağa bağlayan cuma gecesi Karadenizde, Yahya Kahya ve adamları tarafından öldürülüp suya atılan Mustafa Suphi ile arkadaşları adına şiirler, yazılar yazılır, kitaplar basılır, törenler düzenlenir ama bir cümleyle bile Maria'dan bahsedilmez.
Eşi ve yoldaşları gözlerinin önünde katledilen Maria zorla, sürüklenerek kıyıya çıkarılmış ve tahminen iki yıl boyunca her gün dövülüp, tecavüz edilmiştir.
Yahya Kahya, Maria'yı bir ara Trabzon eşrafından Nemlizade Ragıp'a "satar", sonra geri alır ve Rizeli kabadayılara verir. Halk, Maria'ya reva görülen eziyeti, tacizi, tecavüzü bilir. Hapsedildiği evler bellidir, ancak hiçbir şey yapılmaz. Onu tanıyanlar, Maria hiç yaşamamış gibi davranırlar.
28 - 29 Ocak 1921 tarihindeki olaylar, yıllar sonra TÜSTAV(Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı)'nın yayımladığı belgelerle aydınlatılır. Bir de o günlerde Trabzon'da yayımlanan İstikbal gazetesinde "Bakü yolcuları geldiler ve gittiler" başlıklı kötücül bir yazı yayımlanır, Maria'dan bahseden.
Arşivlerin karanlığı, katliam emrinin kim ya da kimler tarafından verildiğini gizler. Katliamın tanığı Maria'nın onca işkenceden sonra, ne zaman nasıl öldüğü bilinmez.
Bazı konularda yazmak zordur, Maria hakkında yazmak daha da zor. İnsanın aklı almıyor, dehşete kapılıyor. Çığlıklarını duymamak, acısını hissetmemek olanaksız.
Son zamanlarda elimin altında üç kitap var:
*Maria Suphi – Bir direniş öyküsü. (Roman) Kenan Karabağ, Tekin Yayınevi.2021
*Mustafa Suphi ve Yoldaşlarını Kim Öldürdü? (Politik inceleme) Emrah Cilasun, Tekin Yayınevi, 2020
*Moskova, Ankara, Londra Üçgeninde İştirakiyuncular, Komünistler ve Paşa Hazretleri (Araştırma, inceleme dizisi) Emel Akal, İletişim Yayınları 2013
Üç kitabı da okumanızı, en azından gözatmanızı tavsiye ederim. Kenan Karabağ'ın yazdığı romanın büyük bölümü Mustafa Suphi ve mücadelesi üzerine.
İdealler, hayaller, gerçekler arasında Maria, kitaba adını verdiği halde esas kahraman olamıyor. Farklı bakış açılarına sahip diğer iki kitap belgelere dayandığı için, Maria yine satıraralarında kalıyor.
Kin, nefret halen sürüyor
Emrah Cilasun, yerel dinamikleri ve ayrıntıları incelemiş. Emel Akal'ın araştırması daha geniş bir siyasi panaroma çiziyor. "1920 yılında Ankara'daki TBMM Hükümetinin, Moskova Londra'dan gelen etkilerle, iç politikaya nasıl şekil verdiği" anlatılıyor.
Her üç kitapta da, TKP heyetinin Erzurum'dan sonra Bayburt, Gümüşhane, Torul üzerinden Maçka'ya getirilirken linç girişimleriyle karşılaştıkları, aç, susuz bırakılıp dayak ve hakaretlerle sürekli tacize uğradıkları anlatılıyor. Dinimiz elden gidiyor, denilerek kışkırtılan halk Mustafa Suphi ve arkadaşlarını kendi elleriyle cezalandırmak istemiş. Erkekleri öldürmek yetmemiş, Maria'yı zincire vurup her gün tekrar tekrar öldürmüşler. Üstelik bu kin, bu nefret hala sürüyor.
Mültecilerin evleri, işyerleri basıldığı, yağmalandığı, dövüldüğü, öldürüldüğü, gençlerin "kutsal aile" baskısı altında yaşamaktan vazgeçip ölümü tercih ettiği, cemaatlerin cirit attığı bir ortamda, "dinimize, diyanetimize laf söyletmeyiz" diyenlerin sesi daha çok çıkıyor. Kalabalıklar her an kışkırtılmaya hazır. 6-7 Eylül olayları, Maraş, Sivas derken insanlığımız sürekli kaybediyor. Kadınlar daha da fazlasını...
Felsefe tarihinin en eski, en temel sorularından biri; "insan nasıl bir varlıktır?" diye kabul edilir. Cevabı Maria'da gizli olabilir. Onun trajedisi hem kadın düşmanlığının, hem de dini gericiliğin zirvesidir. Hani Nazım Hikmet "28 kanunisaniyi unutma" demiş ya... Bu Ocak'ta Maria Suphi'yi evinize, kalbinize buyur edin ve konuşun.
Bakalım size ne söyleyecek?
(AB/EMK)
Şüpheci Dinsiz
28-01-2024, 17:21
https://twitter.com/_ahmetcinar_/status/1751554166835548410
Mustafa Suphi ve Yoldaşlarını Kim Öldürdü?
72XJq1cyP2I
Şüpheci Dinsiz
28-01-2024, 17:36
Ahmet Kardam ile "Belgelerin Yeniden Okunması Işığında Mustafa Suphi Gerçeği"
1zVsQgaXbxo
Tarihin Peşinde-1-Erdoğan Aydın-Ayşe Hür Konuk-Hamit Erdem 'Mustafa Suphi' 27 Ocak 2019
u745cNqMZ4o
Tarihin Peşinde-2-Erdoğan Aydın-Ayşe Hür Konuk-Hamit Erdem 'Mustafa Suphi' 27 Ocak 2019
dqGpdBBD5ZU
Şüpheci Dinsiz
28-01-2024, 19:52
http://emrahcilasun.com/mustafa-kemal-ile-mustafa-suphi-ayyildiz-ile-orak-cekic/
Mustafa Kemal ile Mustafa Suphi, Ayyıldız ile Orak-Çekiç
25/07/2018
Emrah Cilasun
@EmrahCilasun (02 Kasım 2017)
Efendim, duymuşsunuzdur.
Türkiye Komünist Partisi diye bir parti var.
Yok, bu Mustafa Suphi'nin kurduğu, 3. Enternasyonal (KOMİNTERN) mensubu Türkiye Komünist Partisi değil.
Hayır! Takrir-i Sükûn zamanı Ankara'ya yağ çeken, 1925'de Şeyh Sait İsyanı sırasında "Vurun Kürt Eşkiyası"na diyen, Suphilerin devrimci mirasının ardına gizlenen Şefik Hüsnü Değmer'in revizyonist partisi de değil.
Yok, yok! Bir zamanlar sosyalist maskeli emperyalist Moskova'nın güdümündeki Zeki Baştımar, İsmail Bilen ve Haydar Kutlu'nun bildiğimiz partisi hiç değil.
Bu benim dediğim, bildiğimiz partiyi son başkanı Kutlu feshedince ve ortada parti adını sahiplenen kalmayınca, fırsat mı fırsat TKP adını alan; nasyonal sosyalist Perinçek'i 20 sene geriden gelerek takip ve taklit eden parti.
Bir zamanlar salon şenliklerini Fransız milli marşı Marseillaise'le açan parti.
Hani 15 Temmuz sonrası, Kürt şehirleri dümdüz edilirken Türk bayraklı miting yapan parti.
Daha dün ise 29 Ekim'i "sosyalistçe" kutlamak için Ayyıldız ile orak-çekici yan yana getirmekle kalmayıp, Mustafa Kemal ile Mustafa Suphi'yi de yan yana koyup, "Sosyalizm Cumhuriyet'e çok yakışacak" müsameresi düzenleyen parti.
İşte bu partinin genel sekreteri Kemal Okuyan geçenlerde bir yazı yazmış.
Yazının başlığı, "Erdoğan Atatürkçü olursa…"
Yazarın derdi, Mustafa Kemal'in, Cumhurbaşkanı tarafından sahiplenilmesi.
Laf aramızda, Erdoğan'ın, Mustafa Kemal'i sahiplenmesi sadece devletin "kurucu lideri" seviyesindedir. Rejimin ve toplumun İslami paradigma doğrultusunda yeniden rektifiyesinin bir parçasıdır. Aynı kapitalist üretim ilişkilerini savunan (sadece ideolojide biri Türklüğü, diğeri ise İslamı öne çıkaran) bu ikilinin arasındaki fark, niteliksel değil nicelikseldir.
Mustafa Kemal ve onun ideolojisinde sebat eden Okuyan ise, Erdoğan ile kendisi ve partisi arasındaki ayrışım çizgisinin ortadan kalkacağı korkusundadır.
Onun içindir ki yazar, kendi kitlesini sakinleştirmekle meşguldür.
Ve aklı sıra şu iki cümleyle Erdoğan ile kendisi ve partisi arasındaki ayrışım çizgisini çektiğini sanmaktadır. Okuyalım:
"Mustafa Kemal, 1920'lerin başında bu coğrafyadaki saflaşmada devrim safında yer alan bir liderdir. Emperyalist işgale karşı durmuştur, gericiliğe karşı durmuştur, Sovyetler Birliği ile dostluğu tercih etmiştir."
Gerçi Okuyan devamla "bu gerçek manevralarla değişmez" diye de çok veciz bir cümle eklemeyi unutmamıştır ama bu iki cümle, tarihi gerçeklere karşı teşebbüs edilmiş kuyruklu bir yalanın, pardon "manevranın" dik alasıdır.
Neden mi?
Gelin Okuyan'ın bahsettiği günlere gidelim, minimum yorum ve maksimum göndermeyle hem Mustafa Kemal'in sözlerine hem de icraatlarına bir bakalım. Veya yazarımızın tabiriyle "devrim safında yer alan" liderin, "emperyalist işgale karşı" nasıl durduğuna bir bakalım.
1.
Cumhuriyet Halk Fırkası'nın 1927'de yapılan 2. Kongresi'nde okuduğu ünlü Nutuk'unda Mustafa Kemal, Samsun'a çıkışının ardından izlediği siyaseti, hiçbir yanlış anlamaya mahal vermeyecek şekilde şöyle tarif etmekteydi:
"Kurtuluş yolu ararken iki şey söz konusu olmayacaktı. İlkin, İtilaf Devletlerine karşı düşmanlık durumuna girilmeyecekti, sonra da Padişah ve Halife'ye canla başla bağlı kalmak temel koşul olacaktı." (Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, c.1, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1961, s.11.) (abç)
Mustafa Kemal'in "düşmanlık durumuna girilmeyecekti" dediği "İtilaf Devletleri", Okuyan'ın "emperyalist işgal" diye tarif ettiği şeyin bizat sorumlusu olan emperyalist devletler.
2.
"İtilaf Devletlerine karşı düşmanlık durumuna girilmeyecekti" diyen "devrim safında yer alan lider"in, Okuyan'ın emperyalizm diye tarif ettiklerine hitaben, komünizme karşı verdiği garanti de şayan-ı dikkattir. Özetin özeti, hikâyesiyle birlikte işte 26 Şubat 1921'de Mustafa Kemal'in anti komünist sözleri:
Bir gün sonra (27 Şubat) başlayacak olan Londra Konferansı öncesi, ABD'li gazeteci Streit'ın, Mustafa Kemal'e yönelttiği sorulardan biri de komünizme ilişkindi.
Gazetecinin, "Türkiye'de Bolşeviklik, yani komünistlik, enternasyonalistlik vb. hakkında vaziyetiniz nedir" sorusuna, Mustafa Kemal, "Türkiye'de komünizm yoktur. Bütün cihan bizi milliyetçi olarak bilir ve milletimizin bağımsızlığını, haklarını ve menfaatlarını müdafaa eden kimseler olarak öyleyiz de. Şayet enternasyonalizm demekle bütün milletlerin bağımsızlık ve hukukuna saygıyı kastediyorsanız, o zaman evet, biz enternasyonalisttiz de. Diğer taraftan biz dinimize de bağlıyız. Milli ve dini ruha aykırı olan komünizmin bizde nasıl bir tatbikat sahası bulabileceğini de anlamam. Böyle bir ihtimal ancak Türk milletine karşı girişilen bir suikastın gerçekleşmesi halinde husule gelebilir" diye yanıt verir. (Atatürk'ün Bütün Eserleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, c. 10, s. 60.) (abç)
3.
Yukarıda Mustafa Kemal'in altını çizdiğim "bir suikast" sözlerine okuyucu anlamsız bulabilir. Oysa bence hakikaten ortada bir suikast vardır.
Ve bu suikast "Türk milletine karşı" değil bilakis, Mustafa Kemal'in sözlerinden yaklaşık bir ay evvel, 28/29 Ocak 1921'de, Trabzon açıklarında komünistlere karşı bizat Mustafa Kemal'in onayıyla işlenen suikasttır.
Zaten o suikast karşılığında Mustafa Kemal'in öncülük ettiği Ankara Hükümeti, İtilaf Devletleri'nin, -Okuyan'ın anlaması için alenen yazacak olursak- emperyalistlerin teveccühünü kazanmış ve Londra Konferansı'na davet edilmiştir.
4.
Ve ne ilginçtir ki Okuyan'ın, "gerciliğe karşı" olduğunu söylediği, "devrim safında yer alan" Mustafa Kemal, Mustafa Suphi ve yoldaşlarına karşı giriştiği suikastı, gericilerle elele gerçekleştirmiştir.
Nasıl mı?
Mustafa Suphi ve yoldaşları Kars'tan Erzurum'a doğru yol alırken, Erzurum'da, Hoca Raif Efendi (ki kendisi vaktiyle Erzurum Kongresi'ne de katılanlardandır) önderliğinde, yakın tarihimizin ilk "Komünizmle Mücadele Derneği" diye adlandırabileceğimiz Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti'nin aşağıdaki provakasyon beyannamesi 18-22 Ocak'ta yayımlanır ve dağıtılır:
"BEYANNAME
"Epey zamandan beri ismini işitip bazı ceridelerde okuduğumuz ve ancak ne gibi fitne ve fesat ocağı ve hile hud'a olduğunu etraflıca tedkik edemediğimiz komünistlik (bolşeviklik) ve halkçı iştirakiyun denilen mesail-i iblisanenin alçak ve memleketten kovulmuş, anası, babası belürsüz, mazileri mülevvas, cinâyet ve ceraim-i müteaddide ile mahkum ve memleket ve islâmiyetle alâkaları kat'iyyen gayr-i mevcûd bir takım edâni tarafından islam ülkelerine sokulmak ve dahilde bunlara peyrev bazıları tarafından bu fesad ve fitne ocakları uyandırılmak istenildiği haber alınmış idi.
"Bu bapta kemal-i ciddiyetle tedkikatta bulunanların malûmatından ve kendilerinin neşrettikleri matbu programlarının muhteviyatından bâhusus Mustafa Suphi nam şeririn şimdiye kadar bu hususta vücuda getirdiği faaliyeti hikâyeten kongrelerinde kıraat edüb, hatt-ı desti ile muharrer olduğu halde elde edilen rapor mündericatından bu mesâlik-i laimenin bütün din ve islâmiyeti temelinden tahrip ve an'anât-ı milliye ve adab-ı mütevarisemizi ortadan kaldırmaktan başka bir şey olmadığı açık ve müdellel bir surette bütün üryanlığıyla meydana çıkmıştır.
"Binaenaleyh mesâlik-i mesrûdenin esâsât-ı bâtılesini ve bunun tatbikinden husule gelmiş ve gelecek mazarratı hülaseten ber-vech-i âti beyan ve ilânı, cemiyetimizce cümle-i vezaiften bildik:
"1. Hâşa, sümme hâşâ Allah yok, peygamber yok, halife ve büyük yok, şeriat düzme, yalan, işte bunları esas meslek ittihaz ederek bütün küfriyatlarını serbest olarak alenen neşr ile ahkâm-ı islâmiyeyi, ferâiz ve sünnet-i peygamberiyeyi külliyen dünyadan kaldırmaktır.
"2. Bu fesadın tatbikine en evvel kadınlardan başlayarak, birincide bi'l-külliye nâ-mahremliği ref', ikincide onların umûmi mahallere, umûmi evlere, umûmi tiyatrolara, umûmi kahve ve oyunhanelere erkeklerle karışık olarak girip çıkmaları ve umûmi aşhanelerde erkeklerle yemek yemeleri, alel-umûm kadınlara hariçte birer iş verilerek, herhangi bir erkeğe hizmet etmesi mecburiyeti gibi bir takım vaziyetler ihdas edilmesidir ki maaz'alahü telâlâ, ne gibi fenalıklara yol açmış olduklarını ednâ bir mütalaa ile anlamak çetin değildir.
"3. Kadınların hane haricinde serbest bulunmalarını temin ve haseb ve neseb keyfiyetlerini yok etmek maksadıyla üç yaşından itibaren bütün çocukları açacakları umûmi depolarda toplayıp kendi meslek-i kâfiraneleri dairesinde terbiye etmeleridir ki bu surette kim kimin evlâdı olduğu bilinmiyerek, ne'ûzu billâh bir hemşire kardeşiyle beraber tamamen serbesti dairesinde büyüyüp ve yekdiğerini tanımayacaklarından, aralarında ne gibi hâlât ve münasebetin teessüs edeceğini düşünmek bile insanın havsalasını yakacağı cihetle, fazla tafsilâta hacet görülmüyor.
"4. Bi'l-cümle mekteplerden din dersleri kaldırarak buna mukabil komünizm meslek-i kâfiranesi esasları talim edilip, bütün talebe ve muallimler bu suretle yetiştirilerek, gelecek nesilleri bi'l-külliye dinden, imandan bi'l-mecburiye âri bulundurmaktadır.
"5. Bütün cinâyât ve carâime karşı şer'-i ve kanunda gösterilen cezaları lağv ederek, yalnız bir tekdir-i aleni ile iktifa etmeleridir ki bu da aheng-i ictimaiyi esasından zir ü zeber ederek şer' şerif ve kanun-u münif ile tanzim edilmiş olan muvazene-i ictimaiyeyi bi'l-külliye ihlâl ve emn ü asâyişi düzeltmek kabul etmeyecek bir surette imha demek olacağı âşikârdır.
"6. Çalışmayan ekmek yemeyecek ve herkes müsavi yiyecek, zâhiri yaldızlı hap şeklinde bir kaideleri de vardır ki bunun tatbikini de hâmile ve doğurmuş kadınların ancak bir kaç ay müddetleri müstesna olmak üzere bütün erkek ve kadınlar müşterek ve umûmi işlerde birer hizmetle mükellef tutulup, ancak herkesin kazancı herkese bırakılmayarak, hatta zürra' ve ekincilerin bile bütün hasılatları umûmi ambarlara, para ve eşyalar umûmi depo ve sandıklara toplanıp sonra bundan refkom ve şura hey'etleri ve daha diğer namlarla hükümet şeklinde halkın başına musallat olan çete ve komiteler kendi istedikleri miktarı, kendi arzu ve havaları dairesinde kendi mevkilerini muhafaza ve bekalarına te'min için sarf ve bütün mahlûkata da -eğer yetiştirebilirlerse- o ambarlar ve depolardan ölmeyecek kadar, meselâ yevmiye yetmişer dirhem ekmek gibi birer miktar bir şey vermek suretiyle icraya kalkışmışlardır ki bu da yine sırf mel'ûnâne ve zâlimâne bir teşebbüs olması hasebiyle bu yüzden Azerbaycan, Türkistan, Başkurdistan, Taşkent ve Buhara'daki milyonlarla din karındaşlarımızın bütün servet ve sâmânları ellerinden alınıp, ırz ve namusları pâyimal edilerek, sokak ortalarında aç, çıplak can vermeye mahkûm edilmesini intac etmiştir. İşte bu yaldızlı hapın içimi de ne öldürücü zehirle dolu olduğuna bundan daha başka delil aramaya lüzum kalmıyor.
"NETİCE
"Bu gibi meslek ve mezheplere sâlik, hain bilginlerin hedef-i taarruzu ibâdül'llahın din ve iman, ırz ve namus, mal ve canları olup, bu maksatlarını istihsal için de herhangi bir şekl-i münâfıkhâne ve iblisâneye bürünmekten kat'iyyen çekinmemektedirler. Meselâ, katil ve yağma ve gasp ve gârat ile topladıkları ve ecnebi müesseselerden namussuzcasına aldıkları paralardan kendi meslek ve emellerini terviç yolunda halkı iğfal için, öteye beriye bir takım mel'unları göndermek ve lede'l-icap isimleri tasrih edilecek olan bir takım paçavra gazetelere yazı yazdırmak için, nice yüzbinlerle liralar sarf ettikleri ve bunların sahip ve muharrirlerden bazılarını kendi meyanelerine almaya kesb-i şeref eyledikleri de mezkûr elyazısı raporda muharrerdir. Bu hususta şüphe edenler cemiyet merkezindeki matbu' program ve rapor suretlerini görebileceklerdir. Bu ahvâlden Ankara'daki Millet Meclisi haberdar edilip, oralarda bu yolda teşebbüsatta bulunanlar hakkında takibat icrâ-yı mel'anetlerine kesb-i vukuf ettikleri dakikada, keyfiyetten hükümeti ve cemiyet merkezlerini, merkez olmayan yerlerde hey'et-i ihtiyarilerini ve hiç olmazsa yek diğerini haberdar eylemelerini beyan ve rica eyleriz.
"(Mühür)
"Muhafaza-i Mukaddesat ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
"Erzurum Hey'et-i Merkeziyesi" 337 (1921)"
(Pof. Dr. Dursun Ali Akbulut, Albayrak Olayı, Temel Yayınları, İstanbul, 2006, s. 98-101)
Siyasal İslamcıların dağıttıkları bu anti-komünist bildiri sonrası ne mi olur?
TKP kafilesi, dört günlük bir tren yolculuğunun ardından 22 Ocak'ta Erzurum'a varır.
Mustafa Suphi ve yoldaşlarının istasyona gelmeleriyle, Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti'nin organize ettiği anti-TKP gösterisi patlak verir.
1921'de 9-10 yaşlarında bir çocuk olan Nihat Pasinli, Fethi Tevetoğlu'na yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır:
"Ben o zaman 9-10 yaşlarında bir ilkokul talebesi idim. Mustafa Subhi ve arkadaşlarından ibâret komünistlerin trenle geldiği haberi üzerine bunları taşlamak için istasyona koşmuştuk. Erzurum halkı 7'den 70'e galeyan halindeydi. Bu hey'et trenden çıkamadı ve Erzurum'a sokulmadı. Canlarını zor kurtarıp dekovil hattıyla Karabıyık'a gittiler." (Fethi Tevetoğlu, Türkiye'de Sosyalist ve Komünist Faâliyetler, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1967, s. 247'deki "Not".)
Doğu Vilayeti seyahatinden geri dönen Erzurum Mebusu Durak Bey, Büyük Millet Meclisi'nin 11 Nisan 1921 tarihli oturumunda, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının Erzurum'a geldikleri anı ise şöyle anlatır:
"Efendiler, Erzurum ahalisi lâzım gelen tedabiri ittihaz etti ve Mustafa Suphi ve avanesi Erzurum'a geleceği zaman, halk dükkânlarını kapadı. Yedi yaşından yetmiş yaşına kadar… Bunlar, evvelce Erzurum ahalisi bizi istikbale çıkmış diye bıyık buruyorlardı. Fakat istasyona yaklaşınca mütessir oldular, biraz istirahattan sonra bunlar trenden indirildi ve bendenize söz verildi. Sordum : Zaten Mustafa Suphi'nin masebakını (geçmişini) Erzurum iyi tanır. Son zamanlarda Kastamonu Valiliğinde bulunan Ali Rıza Bey'in oğludur. Babası da kendisinden memnun değildir ve kovmuştur. Bu yirmi kişilik heyet de tabii beraber gelmiş idi ve Kars'ta da Orduca nezaret altında bulunduruluyordu. Bunların Rusya'ya geri gitmeleri siyaseten muvafık görülmüyordu. Sözü bana verdiler: Oğlum nereden gelip nereye gidiyorsun diye söze başladım, kimin namı hesabına söz söylüyorsun ve nesin? Dedim. Halk asabileşmişti; nümayişler yaptılar, bağırdılar, çağırdılar, yirmi kişilik heyet de beraberdi. Kar topu gibi bir şeyler, bir şeyler, bir şeyler… Trene binip koğdular." (TBMM Gizli Celse Zabıtları, c.2, İş Bankası Yayınları, Ankara, 1985, s. 33.)
TKP kafilesinin Erzurum'da başına gelenler resmi kayıtlara da geçmiştir.Erzurum'daki kumandan Rüştü, Mustafa Kemal'e aşağıdaki şifre ile beklenen haberi verir.
"Mustafa Kemal Paşa'ya yazdığım şifre
"ilâve olunacaktır
"(C) Mustafa Subhi on yedi refikiyle Erzurum'a gelmiş ise de istasyonda toplanan binlerce halk tarafından tahkir ve tard olunmuştur. Evvelce alınmış tedabir-i inzibatiye neticesinde fiili bir tecavüz vuku bulmıyarak merkum (bahsi geçen) tevakkuf etmeyip (durmıyarak) yoluna devam etmeye mecbur olmuştur. Trabzon tarikini takip etmekte olup güzergâhta ahali konak ve yiyecek vermemektedir.
Kânun-u sâni (Ocak) 337 (1921) Rüşdü" (Asis. Dr. Ergün Aybars, "Mustafa Subhi'nin Anadolu'ya gelişi öldürülüşüyle ilgili görüşler ve Erzurum'dan Trabzon'a gidişiyle ilgili belgeler", Tarih Araştırmaları Dergisi, AÜDTCF; Tarih Araştırmaları Enstitüsü, Ankara, 1979-80, c. 13, No: 24'ün içinde, s. 99.)
Okuyan'ın "devrimin safında" gördüğü Mustafa Kemal, 25 Ocak 1921'de Erzurum Mebusu Durak Bey'e yolladığı telgrafın bir yerinde, gericilerin düzenlediği bu gösteriye ilişkin şöyle der:
"5. Erzurum'da Mustafa Suphi hakkındaki milli gösterinin planına daha evvel Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri'nin ve müteakiben Hamit Beyefendi'nin yazılarıyla vâkıf olmuş ve tasvip etmiş idim. Her halde Doğu'dan gelecek tahripkâr herhangi bir cereyana karşı Erzurum ve Trabzon'un ve bütün memleketin bir seddi kebir (büyük set) vaziyetinde bulunacağına eminim." (Atatürk'ün Bütün Eserleri, c. 10, s. 338-339.) (abç)
En geç 25 Ocak 1921 itibarıyla bu belgede Mustafa Kemal, sadece üç gün evvel Erzurum'da yapılmış olan gösterileri onaylamış olduğunu kabul etmekle kalmıyor bilakis, aynı tip gösterilerin 28/29 Ocak akşamı Trabzon'da da yapılacağından haberdar olduğunu açıkça göstermiş oluyordu.
"Devrimin safında yer alan lider" bununla da yetinmez ve aynı gün bir de Okuyan'ı yalancı çıkartırcasına gerici gösteriyi düzenleyen Erzurum Müdafaai Hukuk Cemiyeti'ne de aşağıdaki şifreyi yollar:
"Yüksek telgrafınız Türkiye Büyük Millet Meclis'inde okundu. Meclis'te pek ciddi ve heyecanlı bir görüşme yapıldı. Meclis ve Bakanlar Kurulu milli sınırlarımız içinde milletimizin kayıtsız şartsız ve bütün mukaddesat ve geleneklerimiz saklı ve korunmuş olarak bağımsız yaşamasını sağlamak olan kutsal amacımızı tekrarlamakla birlikte, komünizmin ülke ve milletimizde uygulanamayacağı hakkındaki inancını açıkladı.
"Bundan başka milletimizin dirliğini bozucu herhangi bir akımın, her nereden gelirse gelsin duraksamasız kırılması doğal olduğundan, bu bakımdan gerek Bakanlar Kurulu'nun ve gerek bütün milletin uyanık ve tedbirli bulunması gereği, Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nca kesin ve etkili olarak belirtildi.
"Hükümetin, bu görüşe uygun olarak hareket edeceği tabii bulunmakla, Erzurum'un sayın ahalisinin, milli birliğimizi daima yenileyip güçlendirici olan sağlam durumlarını iç rahatlığıyla sürdürmeleri duyrulur, Efendim" (Atatürk'ün Bütün Eserleri, c. 10, s. 341.)
Sonrası?
Malum!
Mustafa Suphi ve yoldaşları adeta bir sürek avı misali Trabzon'a doğru sürüklenirler. Trabzon'da da benzer bir linç girişiminin ardından, 28/29 Ocak 1921'de, Karadeniz'de katledilirler.
Ortalık sakinleştikten beş ay sonra, Mustafa Kemal, katillerin Trabzon'daki başı "İskeleler Kâhyası Yahya Reis Zade Yahya Efendi'ye, Vatanperverane hissiyat ve temennilerinize teşekkür ederim" diyen kısa bir telgraf yollar. (Atatürk'ün Bütün Eserleri, c. 11, s. 220.)
Ve….
Bu suikastten 96 yıl sonra, Suphilerin devamı olduğunu iddia eden Okuyan ve onun partisi, suikastin sorumlusuyla suikaste kurban gideni, rejimin bayrağı ile devrimin bayrağını, "karıştır barıştır" misali yan yana getirmekte hiçbir beis görmez.
Şüpheci Dinsiz
28-01-2024, 23:40
Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katli | Tarihin Peşinde
ZFDzykg2yvc
Suphiler'in katlini kim organize etti? | Tarihin Peşinde
QLhPquche8o
Şüpheci Dinsiz
30-01-2024, 17:45
100. Yılında TKP ve Mustafa Suphi: "Bir Yanım Deryada Çalkanır Şimdi"
72j5vIEEQAs
100. Yılında TKP ve Mustafa Suphi - "Hayali Gönlümde Yadigar Kalan"
ZecQu_KAiaw
Şüpheci Dinsiz
01-02-2024, 16:06
19.6.21/KAFDAĞI'NIN ARDI- BİR DİRENİŞ HİKAYESİ MARİA SUPHİ
mPh4dEXMugU
Şüpheci Dinsiz
09-02-2024, 03:31
Tüm Yönleriyle Mustafa Suphi ve Mücadelesi
zSSSTCwiRko
Şüpheci Dinsiz
28-01-2025, 22:46
Grup Yorum - Onbeşlere Ağıt [ Dünden Yarına Ustalarımız | Ruhi Su © 2015 Kalan Müzik ]
pkdxRRI3Qi4
Ruhi Su - Hayali Gönlümde Yadigar Kalan
15'lere Ağıt (Karadeniz Ağıt)
7GSnsbjNAyM
Şüpheci Dinsiz
28-01-2025, 22:56
https://x.com/SMFmerkez1/status/1884162399470514494
https://x.com/istirakidergisi/status/1883447820302373194
https://x.com/mavidefter30/status/1884249591987724290