PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Cumhuriyet ve Devlet Akli


dilaver
22-06-2007, 06:32
-


* * * 28 Subat sürecinin etkin sahsiyetlerinden emekli Tümgeneral Dogu Silahçioglu'nun Derya Sazak'a verdigi yanitlar (Bkz. Milliyet, 31 Ekim 05) yasadigimiz degisim sürecinin etki ve sorunlarini anlamakta özel bir önem tasiyor Öncelikle "AB adayi olacak kadar gelismis bir ülkede demokrasi disinda çikis yolu arayanlar varsa onlarin baska amaçlari var demektir. Bu oyuna askerler düsmezler" diyen netlikte bir asker sesi olarak Silahçioglu, yasadigimiz sürecin niçin 28 Subat öncesi günlerden farkli oldugunu gösteriyor. Ne ki AB'nin belirleyiciligi baglaminda geleneksel reflekslerin sinirlarina isaret eden bu yaklasim, geçmisle demokratik bir hesaplasmanin hala uzaginda duruyor: Bir yandan, "siyasal iktidara karsi çikanlarin 'nasil olsa ordu var' düsüncesine siginmaksizin çözüm bulmalarini" önerirken, diger yandan, "kurumlarin ve bireylerin Cumhuriyete yeterince sahip çikamadigi bir ortamda, Silahli Kuvvetler bu görevi üstlenmek, öne çikmak zorundaydi" gibi geleneksel zihniyeti sürdürüyor.
* * *

* * Cumhuriyetin korunmasi adina böylesi anti demokratik egilimlerin tepemizde sallanmasindan kurtulabilmek için, halkin Cumhuriyete niçin yeterince sahip çikmadigi realitesiyle yüzlesmemiz gerekiyor; ki Silahçioglu bu yüzlesmeden özellikle uzak duruyor. Böyle olunca, cumhuriyetin korunmasi adina anti demokratik egilimlerden kurtulmak mümkün olamiyor. Oysa içinden geldigi kurum ve onun müdahale gelenegi dikkate alinacak olursa, Silahçioglu, cumhurun Cumhuriyete niçin geregince sahip çikmadigi sorununun yanitini (hele ki bu durumdan sikayetlenmek gibi demokratik bir kaygi belirttigi bir ortamda), kendi disinda aramak lüksüne sahip degil. Cumhurun Talepleri Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanamayan, dahasi ona egemen olma hakki sistematik olarak ihlal edilen bir cumhurun, Cumhuriyete sahip çikmak konusunda etkin bir refleks sergilemesi nasil beklenebilir? Cumhurun cumhuriyeti kendi temel haklari temelinde belirleme taleplerinin gerek yasal gerekse de fiili olarak "vatana ihanet" muamelesi gördügü bir cumhuriyet tarihinin, cumhuru siniklestirmek baska bir sonucu olabilir miydi? O cumhur ki toprak reformu yapilmayarak toprak agaliginin, Halkevleri ve Köy Enstitüleri kötürümlestirilerek Türk Ocaklari ve tarikatlarin, sinifsal ve kimliksel hak talepleri yasaklanarak egemen çikarlarin, dahasi demokrasi adi altinda Amerikanciligin insafina terkedilmisti.

* *
* * * *Rejimin cumhura öngördügü keyfiyet buyken, ABDli generallerin bile "bizim çocuklarin darbesi" diye sevinçle karsiladigi 12 Eylül'ü, "kan ve gözyasini durdurmak için bu müdahalenin yapilmasi gerekiyordu" seklinde gerekçelendirmesi, Silahçioglu'nun demokrasi bilincinden hala ne denli uzak oldugunu gösteriyor. Dolayisiyla silahli kuvvetlerin darbe pratikleri adina özelestirel bir yaklasimla kendini tutarli kilmamasi halinde, "Dünya artik eski dünya degil" sözünün, darbeleri olanaksizlastiran dünya kosullarina bir sikayet olarak anlasilmasi bile olasi. Esyayi adiyla çagirmaktan öte hiçbir anlam tasimayan "Kürt sorunu" ifadesini bile hala "bölücülük" olarak algilayan bir anlayisi sorgulamiyorsaniz, çok gelisip dünyayi belirlediginden söz ettiginiz "demokrasi, özgürlük, yurttas haklari" gibi kavramlari, gerçekte henüz sindirmemissiniz demektir.


* * * * Tanri adina egemenlik iddiasinin "demokrasiye yasam hakki vermeyecegi" gerçegini, hakli olarak animsatan Silahçioglu, okuyucuda demokrasiyi temel alan bir insan izlenimi birakiyor. Oysa demokrasiye yasam hakki vermemek noktasinda çok daha önemli bir engel olan devletin otoriter gelenegini görmezden geliyor. Ulusun kayitsiz sartsiz kendine ait oldugu söylenen egemenligi kullanma olanagini "iç ve dis tehditler" gerekçesiyle sürekli öteleyen, toplumun hak taleplerini soyut bir "milli egemenlik" söylemiyle sistematik olarak ezen, her an "davulcuya kaçacak kiz" muamelesi yaparak toplumun demokratik olgunlasmasini engelleyen devletin, egemenligi kayitsiz sartsiz elinde tutma iradesini sorgulamiyor bile. Oysa (1980 sonrasi, ABD'nin Yesil Kusak projesi çerçevesinde Islamci hareketi basimiza musallat eden politikalar uygulamasi bir yana) toplumun tevekkül bilinci ve Tanri adina siyaset yapan güçlere yedeklenme durumu bile, bu sekilde sikistirilmanin yansimasi olarak çikiyor karsimiza.


* * * *Tüm bu nedenleri görmezden gelerek toplumun depolitizasyonundan yakinmak manidardir. Oysa Silahçioglu, Van'daki hukuksuzluktan hareketle, "eskiden böyle bir durum olsa üniversiteler ayaga kalkardi, yürüyüsler yapilirdi, insan seli akardi. Simdi hiç... Toplum, özellikle de gençlik depolitize edildigi için, etkili karsi koyus olmuyor" diyebiliyor. Devaminda, "düsünün bir zamanlar varoslar solun kalesiydi... Simdi o semtler siyasal Islam'in, köktendinciligin agina düsmüs durumda" diyerek saptamalarini sürdürüyor. Ne ki is bunlarin sorumlusuna da isaret etmeye gelince, sorumlulugun üstünü örtmenin ötesinde, "kan ve gözyasini durdurmak için bu müdahalenin yapilmasi gerekiyordu" diyerek 12 Eylül'ü aklamaya çalisiyor.


* * * * * Silahçioglu, sirtini ABD'ye dayamis olan Gülen cemaatinin önlenemeyen yükselisinden de hakli olarak sikayetleniyor. Oysa tipki digerleri gibi bu gerçegin de dünü var. Gülen cemaatinin asil yükselisinin, 12 Eylül'de ezilen soldan dogan toplumsal boslugun doldurulmasi iradesiyle, bizzat devletin operasyonu olarak gerçeklestirildigi animsanmali. Üstelik Fethullahçiligin bu büyütülmesi operasyonu bu kadarla da kalmayacak, Sovyetlerin dagilisi sonrasinda Türki cumhuriyetleri yedekleme plani çerçevesinde bir dis politika argümani olarak yayginlastirilacakti. 12 Eylül'e ve K. Evren'e dair minnet duygularini ifade eden Fethullah Gülen röportajlari da bunun somut kaniti degil mi zaten?


* * * * * *Silahçioglu'nun, "bu ülkede her dört kisiden üçünün karsi oldugu bir hükümet"(in),üstelik mutlak denebilecek bir çogunlukla isbasinda olmasindan yana sikayeti de ayni sorunlarla malul. Açiktir ki, AKP' ye bu denli mutlak bir iktidar olanagi sunan yasal çerçevenin mimari ve bu ülke tarihinin yasadigi en büyük tenkil kosullarinda dayaticisi bizzat 12 Eylül ve onun seçim yasasidir. Üstelik yasanin bu anti demokratik avantajini kullanarak iktidar olan (ANAP, DYP, DSP, MHP gibi) rejimin muteber partilerinden bugüne kadar sikayet etmeyenlerin AKP iktidarina gösterdigi tepki de tutarliliktan yoksun; hele ki DEHAP parlamentoya giremesin diye söz konusu seçim yasasinin kendisinde israr edilirken!


* * * * * *Dolayisiyla tipki Van'daki hukuksuzluk olayinda oldugu gibi tepkilerimizi öncelikle neden sonuç iliskisi içinde ve tabii hepimizi kirleten çifte standartlardan kurtularak sekillendirmek zorundayiz. Bu çerçevede Van'da gösterilmesi istenen demokratik tepkilerin 11 yasinda çocuklar kursuna dizildiginde de gösterilmesini istemek tutarliligi sergilemeliyiz. Aksi taktirde toplumsal siniklik ve savrulmalari degistirmenin olanaksizligi bir yana birilerinin demokrasi disinda çikis yolu aramalari da sürer gider.


* * * * * *Özelestiri Sart Gelin hiç olmazsa bu noktada rejimin siyasal bir realitesini teslim edelim: Eger toplumsal tepkilerin kontrolü amaciyla beslenip büyütülen Islamci hareket, belli bir güce ulastiktan sonra, kendine belirlenen bu misyonla yetinmeyip devleti kendine göre biçimlendirme iradesi sergilememis olsaydi, yani rejim ve egemenleri için sorun olusturmaya baslamasaydi, bugün kendisinden sikayet bile edilmiyor olacakti. Bunu tamamlayan bir diger realite de sudur: Bugün sikayetlenilen Islamciligi, demokratik dinamiklere yasattigi ezikligi kalici kilmanin araci olarak besleyen asli fail bizzat rejimin kendisi ve onu koruyup kollamakla misyonlandirmis güçlerdir. Realite bu olduguna göre, bugün Islamcilardan sikayetle Nazim'in siirlerinin güzelligini kesfeden, dahasi Nazim bazi siirlerinden "çok duygulanan"larin cumhuriyet tarihi boyunca Nazimlari hapislerde çürütüp "vatan haini" ilan edenlerin, kendilerini rejimin sahipleri görmeleri hasebiyle onlara karsi özelestiri borçlular; üstelik sadece Nazimlara degil, ezdikleri demokrasi dinamikleri ve harcini bozup böyle kötürüm hale getirdikleri topluma da.


* * * * * Böylesi bir baslangiç yapmadan sorunlarin köklü ve kalici düzelmesini saglayabilecek demokratik bir dönüsüm ve kurumsallasmasina katki yapmalari olanaksizdir. Modern kosullarda sekillenen toplumsal tepkileri ezip, toplumu tepki veremez hale getiren, bunun için tevekkül bilincini topluma asilayan, Diyanet'i 6 bakanlik düzeyinde bir bütçeyle destekleyip zorunlu din derslerini anayasal güvenceyle tüm çocuklara dayatan, yurttaslarinin bir kesimini "sözde vatandas" ilan edip asimle eden, gelir adaletsizligi siralamasinda 86. olmamizi sorun edinmeyen, bu anlamda cumhuriyeti cumhuriyet yapan degerlerin içini bosaltan bir devlet aklinin vesayeti altinda yasiyoruz ne yazik k



Erdogan Aydin (Radikal IKI, 6 Kasim 05)