Orijinalini görmek için tıklayınız : Sanayi Toplumu ve Geleceği - Theodore Kaczynski
"ictenlik"
26-09-2021, 00:27
Bilim İnsanlarının Motivasyonu
87. Bilim ve teknoloji, yapay etkinliklerin en önemli örneklerini oluşturur. Bazı bilim insanları "merak" ya da "insanlığa faydalı" olma isteğiyle motive olduklarını iddia ederler. Ancak bunların, bilim insanlarının çoğu için temel motivasyonlar olmadığını anlamak kolaydır. "Merak"a gelince, bu kavram açıkça absürddür. Çoğu bilim insanı, herhangi normal bir meraka konusu olamayacak, son derece uzmanlık isteyen sorunlar üzerinde çalışır. Örneğin, bir astronom, bir matematikçi ya da bir böcekbilimci, zopropytrimethylmetan'ın kimyasal özelliklerini merak eder mi? Tabii ki hayır. Böyle bir konuyu ancak bir kimyager merak eder, onun bunu merak etmesinin tek nedeniyse kimyanın onun yapay etkinliği olmasıdır. Kimyager yeni bir böcek türünün uygun sınıflandırılmasını merak eder mi? Hayır. Bu sorun yalnızca bir böcekbilimciyi ilgilendirir, o da bununla yalnızca, böcekbilim kendi yapay etkinliği olduğundan ilgilenir. Eğer kimyager ve böcekbilimci fiziksel gereksinimlerini karşılamak için ciddi çabalar göstermek zorunda kalsalardı ve eğer bu çaba onların yeteneklerini ilginç ancak bilimsel olmayan bir şekilde kullanmalarına izin verseydi, o zaman, onlar İzopropytrimethymetan'ı ve böceklerin sınıflandırılmasını umursamayacakları. Mezuniyet sonrası eğitim fonlarının darlığının kimyageri bir sigorta komisyoncusu olmaya zorladığın varsayalım. Bu durumda o, sigortayla ilgili konularla çok ilgili olacak ancak İzopropytrimethymetan'la ilgilenmeyecekti. Bilim insanlarının işlerine harcadıkları zaman ve çabaların yalnızca meraka harcanması hiçbir koşulda normal değil.
Bilim insanlarının motivasyonu için "merak" açıklaması hiç uymuyor.
88. "İnsanlığın yararı" açıklaması da diğerinden daha iyi değil. Bazı bilimsel çalışmaların, insanlığın iyiliği ile akla yakın hiçbir ilgisi yoktur. Örneğin, arkeoloji ve karşılaştırmalı dilbilimi çalışmalarının çoğu böyledir. Bilimin diğer bazı alanları ise tehlikeli bazı olanaklar taşır. Yine de, bu alanlardaki bilim insanları da, aşıyı bulan veya hava kirliliğini araştıranlar kadar hırslıdır. Nükleer terminaller yapmaya açıkça duygusal olarak bağlanan Dr. Edward Teller'ın durumunu düşünün. Bu bağ, insanlığın yararına hizmet etme isteğinden mi kaynaklanıyor? Eğer öyleyse, Dr. Teller neden diğer "insancıl" konularda da bu kadar duyarlı olmadı? Eğer insancıl biri ise, neden hidrojen bombasının yapılmasına yardım etti? Diğer pek çok bilimsel ilerlemeyle birlikte nükleer santrallerin insanlığın gerçekten yararına olup olmadığı tartışmaya açıktır. Ucuz elektrik, zararı, kaza riskini karşılar mı? Dr. Teller, sorunun yalnızca bir yanını gördü. Dr. Teller'ın nükleer güçle olan bağı açıkça "insanlığa hizmet etmek" isteğinden değil, işinden ve yaptıklarını pratikte işlerken görmekten edindiği kişisel tatminden kaynaklanıyordu.
89. Aynı şey, bilim insanlarının geneli için geçerlidir. "Bazı istisnaların mümkün olmasıyla birlikte; bilim isnalarının motivasyonları genel olarak ne merak ne de insanlığa hizmet değil, güç sürecinden geçmeye olan ihtiyaçlarıdır:" Amaç sahibi olma (çözülecek bir bilimsel problem), çabalamak (araştırma) ve amaca ulaşma a(sorunun çözülmesi). Bilim, yapay bir etkinliktir, çünkü bilim insanları temelde çalışmalarından edindikleri tatmin için çalışırlar.
90. Tabii bu kadar basit değil. Bir çok bilim insanı için diğer motivasyonlar da rol oynuyor. Para ve statü gibi. Bazı bilim insanları, statülerden doymak bilmeyen tipte kişiler olabilir (bkz. 79. paragraf ( ve bu da, çalışmaları için motivasyonun önemli bir bölümünü oluşturur. Hiç kuşkusuz, bilim insanlarının çoğunluğu, genel toplumun çoğunluğu gibi reklam ve pazarlamacılık tekniklerine karşı az ya da çok hassastır ve mal ve hizmetlere olan arzularını giderme ihtiyacı duyarlar. Yani, bilim BÜTÜNÜYLE bir yapay etkinlik değildir. Ama büyük oranda yapay bir etkinliktir.
91. Ayrıca bilim ve teknoloji güçlü bir kitle hareketi oluşturur ve pek çok bilim insanı, güç ihtiyaçlarını bu kitle hareketiyle özdeşleşerek giderir (bkz. 83. paragraf).
92. Böylece bilim, insan soyunun gerçek iyiliğine ya da diğer tüm standartlara aldırmadan, yalnızca bilim insanlarının ve araştırma için fonları sağlayan hükümet görevlilerini ve şirket yetkililerini psikolojik ihtiyaçlarına hizmet ederek körü körüne ilerliyor.
https://i.ibb.co/SszFpwv/maxresdefault2.jpg
https://anarcho-copy.org/free/sanayi-toplumu-ve-gelecegi.pdf
-devam edecek- -ya da edebilir-
-NOTLAR
-Bizin yaptığı çeviri hataları bizim tarafımızdan düzeltilmiştir. Bazıları biz kim diye soruyor.. Sahi Ted, biz kim?
Yıldıztozu
26-09-2021, 10:07
Bilim insanını motive eden diğer unsurlar da var ve bu motivasyonların farkında olmadan hareket ediyor olabilirler.
Kendini anlama isteği. Doğayı anlarsa kendini de anlamaya katkı sağlar. Bencilce bir motivasyon.
Toplumdaki bilim insanı algısı. Bilim insanı zekidir, bilgilidir, elittir şeklinde algı.
Ayrıca toplumda mesleklere yönelik algı oyunları var.
Mesela öğretmenlik kutsaldır algısı. Hayır aslında öğretmenlik ameleliktir, köleliktir.
Ders çalışın, okulda başarılı olun algısı. Bu da köle yetiştirme oyununun parçası.
Bilim insanı insanlığa katkı sağlar algısı. Bilimciler teknolojiden para kazananlar için amele aracı olarak kullanılabilir.
Emekçileri kutsallaştırma algısı ya da para şeytan işidir algısı da yanıltmaya yönelik ters algılar.
"ictenlik"
27-09-2021, 21:24
Bilim insanını motive eden diğer unsurlar da var ve bu motivasyonların farkında olmadan hareket ediyor olabilirler.
Kendini anlama isteği. Doğayı anlarsa kendini de anlamaya katkı sağlar.
Bunlar maaşlı çalışanlar, sadece maaşlı çalışanlar.. Artık böyle görüyorum artık başka şey görmüyorum
Bir reklamcıyı işe alırsın ve bana şunu satabilmem için bir şeyler yap dersin
Bir kimyacıyı ile alırsın ve bana satabilmem için kimyasal formüller patentle dersin, bunun adını ilaç takarsın, işin adını bilim takarsın ve satarsın hepsi bu.
Meseleyi öyle görüyorum, eskiden öyle görmüyordum şimdi böyle görüyorum
Bir devlet kurarsın ona bağlı akademiler kurarsın, akademisyenleri işe alırsın ve onlara hey biliyorsun ki tüm bu hengame sürmeli ,anlıyorsun işte uygun olanı yapmalısın dersin ve onlarda geveler dururlar, kağıtlara bir şeyler yazarlar bunun karşılığında para alırlar ve işin adını bilim takarlar. Hepsi bu..
Para güç ve iktidar gibi şeyler tüm yaşamı kontrol ediyor. Bunun sürmesinin ve durumun gizlenmesinin ve başka kılıklara sokulmasının adlarından biri de bilim
"ictenlik"
28-09-2021, 22:29
Teknolojinin "Kötü" Tarafları "İyi" Taraflarından Ayrılmaz
121. Endüstriyel toplumun özgürlük lehine yeniden düzenlenmesinin olanaksızlığının diğer bir nedeni ise, çağdaş teknolojinin, tüm parçaların diğerine bağlı olduğu bir bütünlüklü sistem olmasıdır. Teknolojinin "kötü" taraflarını atıp sadece "iyi" taraflarını bırakamazsınız. Örneğin, çağdaş tıbbı ele alalım. Tıp bilimindeki ilerlemeler, kimya, fizik, biyoloji, bilgisayar bilimi ve diğer alanlardaki ilerlemelere bağlıdır. İleri düzey tıbbi tedaviler, yalnızca teknolojik açıdan gelişkin, ekonomik açıdan zengin bir toplumda bulunabilen pahalı ve ileri teknoloji ürünü bir donanım gerektirir. Şurası açık ki, tüm teknolojik sistem ve ona uygun her şey olmaksızın tıpta pek bir ilerleme kaydedilemez.
122. Tıpta ilerleme, teknolojik sistemin diğer parçaları olmadan da sağlanabilseydi bile, bir takım kötülükleri de beraberinde getirecekti. Örneğin, şeker hastalığının tedavisinin bulunduğunu varsayalım. O zaman, şeker hastalığına genetik bir eğilimi olan insanlar da diğerleri gibi yaşayabilecek ve üreyebilecekti. Şeker hastalığına karşı doğal seçim azalacak ve bu tür genler tüm topluma yayılacaktı. (Bu şu anda bile olabilir, çünkü şeker hastalığı tedavi edilemese de insülin kullanımıyla kontrol altında tutulabiliyor.) Toplumun genetik yapısının bozulmasıyla başka bazı hastalıklara karşı hassasiyet de değişecektir. Tek çözüm bir tür öjenik programı (Öjenik; İnsan ırkının soya çekim yoluyla ıslahına çalışan bilim dalıdır. Ç.n.) veya yaygın genetik mühendisliği olacaktır, böylece insan artık doğanın ya da şansın ya da tanrının (dini veya felsefi görüşlerinize bağlı olarak) bir yaratısı değil, işlenmiş bir ürün olacaktır.
123. Eğer büyük devlet babanın ŞU ANDA hayatınıza fazla karıştığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, siz asıl devlet, çocuklarınızın genetik yapısını düzenlemeye başladığında görün olacakları. Bu tür bir düzenleme, kaçınılmaz olarak genetik mühendisliğinin başlangıcını getirir, çünkü kontrolsüz genetik mühendisliğinin sonuçları bir felaket olabilir.
124. Bu tür endişeler verilen genel yanıt, "tıbbi ahlak" üzerinde konuşmaktır. Ancak bir ahlak kuralı, özgürlüğü tıbbi ilerleme karşısında korumaya yaramaz; ancak işleri daha da beter duruma sokar. Genetik mühendisliğinde uygulanan bir ahlak kuralı, insanların genetik yapılarının düzenlenmesi için bir araç olurdu. Birileri, /büyük olasılıkla da çoğunlukla orta sınıfın üst katmanı) şu ve şu genetik mühendisliği uygulamalarının "ahlaki" olduğuna ve diğerlerinin de seçim hakkı olmadığına karar verir, böylece, kendi değerlerini, nüfusun büyük bölümünün genetik yapılarına empoze ederler. Eğer bir ahlak kuralı tümüyle demokratik bir düzeyde seçilmiş olsaydı bile bu sefer de, çoğunluk, genetik mühendisliğinin "ahlaki" kullanımı konusunda belki de farklı fikirleri olan azınlıklara kendi değerlerini dayatıyor olurdu. Özgürlüğü gerçekten koruyacak tek ahlak kuralı, TÜM genetik mühendisliğini yasaklayan bir ahlak kuralı olabilirdi ve bu tür bir kuralın, teknolojik bir toplumda asla uygulanmayacağından emin olabilirsiniz. Genetik mühendisliğine küçük bir rol biçen hiçbir kural uzun süre kalamazdı çünkü biyoteknolojinin yoğun gücü karşı konulamaz olurdu; özellikle de, uygulamaların birçoğu toplumun büyük bölümüne kesinlikle iyi görüneceği için. (Fiziksel ve akli hastalıkları ortadan kaldırmak; insanlara bugünün dünyasında geçinip gidebilmek için gerekli becerileri kazandırmak.)
Kaçınılmaz olarak, genetik mühendisliği yaygın olarak kullanılacak ama yalnızca endüstriyel-teknolojik sistemin ihtiyaçlarına uyan biçimlerde.
.
"ictenlik"
29-09-2021, 12:48
İnsan Davranışının Kontrolü
İnsanları korkunç derecede mutsuz edecek koşullara maruz bırakan, sonra da bu mutsuzluklarını gidermek için onlara uyuşturucu veren bir toplum düşünün. Bu bir bilimkurgu mu? Mevcut toplumumuz içinde bu belli bir dereceye kadar zaten yapılmaktadır. Artan depresyon oranı kesinlikle bugün toplumumuzda var olan koşulların sonucudur. Modern toplum toplumu insanları depresyona iten koşulları ortadan kaldırmak yerine, onlara anti-depresan (uyuşturucu) ilaçlar vermektedir. Aslında, antidepresanlar, bireyin iç dünyasını; normalde tahammül etmeyeceği sosyal koşulları kabullenmesini sağlayacak biçimde değiştiren araçlardır.
Aklı etkileyen (uyuşturucu) ilaçlar modern toplumun insan davranışını kontrol etmek için geliştirdiği yeni yöntemlerden sadece bir tanesidir
147. En başından, gözetim teknikleri bulunur. Pek çok mağazada ve başka bir çok yerde gizli kameralar kullanılmaktadır, bilgisayarlar bireyler hakkında çok miktarda bilgi toplamakta ve bunları işleme tabi tutmakta kullanılmaktadır. Bu kadar fazla bilgi fiziksel baskının etkisini arttırır. (Örn. Yasal zorlama) Ayrıca kitle iletişiminde medyanın etkili araçlar sağladığı propaganda metotları vardır. Seçimleri kazanmak, ürünleri satmak ve halkın düşüncelerini etkilemek için etkili teknikler geliştirilmiştir. Eğlence endüstrisi sistemin önemli bir psikolojik aracı olarak hizmet verir, hatta fazla seks ve şiddeti cezalandırırken bile. Eğlence modern insana önemli bir kaçış aracı sağlar. İnsan, televizyona, videoya vs. gömülmüşken; stresi, endişeyi, hayal kırıklığını, tatminsizlik duygusunu unutabilir. Pek çok ilkel kişi, çalışmak zorunda olmadığında, hiçbir şey yapmadan saatlerce oturmaktan oldukça memnun kalır, çünkü kendisi ve dünyası ile barışıktır. Ama çoğu modern insan sürekli olarak meşgul kalmalı ya da eğlenmelidir, yoksa "sıkılır". Örneğin, huzursuz ve asabi olur.
148. Diğer metotlar üsttekilerden daha etkilidir. Eğitim artık bir çocuğa derslerini bilemediği zaman tokat atmak ve de bildiği zaman başını okşamaktan oluşan basit bir olay değildir. Eğitim artık çocuğun gelişimini kontrol eden bilimsel bir teknik haline gelmektedir. Örneğin, Slyvan Öğrenme Merkezleri çocukları çalışmaya teşvik etmekte büyük başarı göstermiştir, pek çok sıradan okulda da psikoloji teknikleri az çok başarı ile uygulanmaktadır. Ebeveynlere öğretilen "ebeveynleşme" teknikleri; çocukların sistemin temel değerlerini kabul etmesini ve sistemin arzu ettiği şekilde davranmasını sağlamayı amaçlar. "Akıl sağlığı" programları, "müdahale" teknikleri, psikoterapi vs. görünüşte bireylerin çıkarı için düzenlenmiştir, ama gerçekte bireylerin sistemin ihtiyaç duyduğu gibi düşünmesi ve hareket etmesini sağlayan metotlardır.
(Burada bir çelişki yoktur; tutumu ve davranışlarıyla sistemle çelişkiye düşen bir birey kendisine oranla yenmesi ya da kaçması çok zor olan bir güç ile karşı karşıyadır, bu sebeple stres, hayal kırıklığı ve yenilgi duygularına kapılmaya eğilimlidir. Sistemin istediği gibi düşünmek ve davranmak onun için çok kolay olur. Bu anlamda sistem bireyin beynini yıkayıp onu uygun biri yapmakla bireyin menfaati doğrultusunda hareket etmektedir.) Açık ve yoğun şekillerde çocuğun taciz edilmesi, hiçbir kültürde onaylanmaz. Bir çocuğa saçma bir sebepten ya da sebepsiz yere zarar vermek herkesi dehşete düşürecek bir şeydir.
Ama bir çok psikolog taciz kavramını daha geniş anlamda yorumlamaktadır. Mantıklı ve uygun bir disiplin sistemi içinde tokatlamanın sonuçta bireyin toplumda var olan sisteme ayak uydurmasını sağlayıp sağlamadığına bağlıdır. Gerçekte "taciz" sözcüğü sisteme göre uygunsuz davranışlar doğrudan herhangi bir çocuk yetiştirme metodunu kapsayacak şekilde yorumlanmaya yatkın bir sözcüktür. Bu nedenle "çocukların taciz edilmesini" engellemek için yapılan programlar göze batan, anlamsız şiddeti önledikten sonra sistem adına insan davranışını kontrol etmeye yönelirler.
149. İnsan davranışını kontrol edecek psikolojik tekniklerin etkinliğini arttırmak için yapılan araştırmalar muhtemelen devam edecektir. Ama insanları teknolojinin yarattığı türden bir topluma uydurmak için sadece psikolojik tekniklerin yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Muhtemelen biyolojik metotlar da kullanılmak zorunda kalınılacaktır. Bu bağlamda (uyuşturucu) ilaçların kullanımından zaten bahsetmiştik. Nöroloji, insan aklını değiştirecek başka yollar bulabilir. İnsan genetik mühendisliği, zaten "gen terapisi" şeklinde oluşmaya başladı ve bu metotların sonunda, vücutta aklın çalışmasını etkileyen kısımları değiştirmek için kullanılacağını düşünmemek için bir sebep yok.
150. 134. paragrafta değindiğimiz gibi endüstriyel sistemin, kısmen insan davranışındaki problemler, kısmen de ekonomik ve çevre problemleri yüzünden yoğun bir sıkıntı dönemine girdiği görülmektedir, sistemin ekonomik ve çevre sorunlarının önemli bir bölümünün sebebi insanların davranış şeklidir. Yabancılaşma, kendine güvensizlik, depresyon, düşmanlık, ayaklanma, çalışmayan çocuklar, gençlik çeteleri, yasa dışı ilaç kullanımı, tecavüz, çocukların taciz edilmesi, diğer suçlar, güvensiz seks, genç yaşta hamilelik, nüfus artışı, politik yozlaşma, ırk düşmanlığı, etnik çatışma, ideolojik mücadele, politik aşırılık, terörizm, sabotaj, hükümet dışı gruplar, nefret grupları. Tüm bunlar sistemi tehdit eder. Bu nedenle sistem insan davranışlarını kontrol etmek için her türlü pratik metodu kullanmak ZORUNDA kalacaktır.
151. Bugün tanık olduğumuz sosyal bozulma kesinlikle sadece bir şans eseri değildir. Yalnızca sistemin insanlara zorla uyguladığı koşullar yüzünden olabilir. (Bu koşulların en önemlisinin güç sürecinin bozulması olduğunu tartışmıştık.) Eğer sistem kendisini ayakta tutmak için insan davranışı üzerinde yeterli kontrol uygulamayı başarırsa, insanlık tarihinde yeni bir dönüm noktasına gelinecektir. Önceden insanın tahammül sınırının toplumların gelişmesini kısıtlaması gibi (bunu 143-144. paragraflarda da açıklamıştık) endüstriyel teknolojik toplum da ya psikolojik ya biyolojik ya da her iki metot sayesinde insanoğlunu değiştirerek bu kısıtlama gücüne sahip olacaktır. Gelecekte toplumsal sistemler, insanların ihtiyaçlarına göre düzenlenmeyecektir. Bunun yerine, insanlar sistemin ihtiyaçlarına uydurulacaktır.
152. Genel olarak, insan davranışı üzerindeki teknolojik kontrol, büyük ihtimalle totaliter bir maksat ya da insan özgürlüğünü kısıtlayacak bilinçli bir istek içermeyecektir. İnsan aklını kontrol altına alacak her yeni adın toplumun karşı karşıya olduğu bir probleme mantıklı bir çözüm olarak ele alınacaktır; alkolizmi tedavi etmek, suç oranını düşürmek ya da genç insanları bilim ve mühendislik öğrenmeye teşvik etmek gibi. Bir çok durumda insancıl bir gerekçe de olacaktır. Örneğin, bir psikiyatrist depresyondaki bir hastasına bir antidepresyon reçetesi yazarsa, ona bir iyilik etmiş olur. İhtiyacı olan birine ilaç vermemek insanlık dışıdır. Aileler çocuklarını derslerinde azimli olmaya yönelsinler diye Slyvan Öğrenme Merkezlerine gönderirken, bunu çocukların iyiliğini düşündüğünden yapar. Bazı aileler iş sahibi olmak için uzmanlık eğitimi gerekmemesini ve çocuklarının bir bilgisayar uzmanı olmak üzere beyninin yıkanmamasını diliyor olabilir. Ama ne yapabilirler? Toplumu değiştiremezler ve eğer çocukları belli bazı özelliklere sahip olmazsa ileride işsiz kalabilir. Böylece onu Slyvan'a gönderirler.
153. Bu nedenle insan davranışı üzerinde kontrol, otoritenin kararı ile değil, sosyal evrim süreci ile başlayacaktır. (Ancak, bu oldukça HIZLI bir evrim olacaktır.) Bu, karşısında direnilemeyecek bir süreç olacaktır, çünkü her aşama, tek başına ele alındığında yararlı görülecektir, ya da en azından ilerlemenin oluşmasında yer alan kötülük yararlı görünecektir, ya da en azından ilerlemenin yapılmadığı bir durumda doğacak sonuçtan daha az zararlı görünecektir (bkz. Paragraf 127). Örneğin propaganda, çocuklara yönelik taciz ya da ırk düşmanlığını azaltmak gibi bir çok iyi amaç için kullanılmaktadır (14) . Cinsel eğitim elbette çok yararlıdır, ne var ki, cinsel eğitimin etkisi (başarılı olduğu ölçüye kadar) cinsel davranışların biçimlenişini aileden alıp okul sistemi tarafından temsil edilen devletin eline bırakacaktır.
154. Bir çocuğun büyüyünce suçlu olma olasılığını attıran bir biyolojik özelliğin keşfedildiğini ve bir gen terapisinin de bu özelliği yok edebileceğini farz edin. Elbette ki çocukları bu özelliğe sahip pek çok aile onlara bu terapiyi uygulatacaktır. Aksine davranmak insanlık dışı olur, çünkü eğer çocuk büyüdüğünde bir suçlu olacaksa büyük olasılıkla kötü bir yaşamı olacaktır. Ama çoğu ilkel toplumda, çocuk yetiştirme de yüksek teknolojik metotları yahut sert cezalandırma sistemleri olmamasına rağmen, bizim toplumumuza oranla düşük bir suç oranı vardır. Modern insanın, ilkel insandan doğuştan daha yırtıcı olduğunu düşünmemiz için bir sebep olmadığına göre toplumumuzdaki yüksek suç oranının nedeni, pek çok kişinin adapte olamadığı ya da olmayacağı modern koşulların insanlar üzerinde yaptığı baskı olmalıdır. Bu yüzden potansiyel suç eğilimlerini yok etmek için yapılan bir tedavi, bir bakıma insanların sisteme uyum sağlamları için yeniden oluşturulması demektir.
155. Toplumumuz sisteme uygun olmayan herhangi bir düşünce ya da davranış biçimine "hastalık" olarak bakma eğilimindedir ve bu akla yakın bir tutumdur, çünkü bir birey sisteme uyum sağlayamazsa bu durum sisteme olduğu kadar bireye de sorun çıkarır. Bu nedenle bir bireyin sisteme uyumunu sağlamak bir "hastalığa çare" bulmak gibi görülür.
156. 127. paragrafta belirttiğimiz gibi teknolojik bir buluşun kullanımı BAŞLANGIÇTA isteğe bağlı olsa da, bu mutlaka isteğe bağlı KALACAK demek değildir, çünkü yeni teknoloji, toplumu öyle değiştirir ki birey için o teknolojiyi kullanmadan hareket etmek zor ya da imkansız hale gelir. Bu insan davranışı teknolojisi için de geçerlidir. Çoğu çocuğun çalışmaya sevk edilmesi için programlara kayıt edildiği bir dünyada, bir ebeveyn çocuğunu böyle bir programa sokmaya neredeyse zorunludur, çünkü aksi takdirde çocuğu büyüyünce kara cahil ve dolayısıyla işsiz olabilir. Ya da hiçbir yan etkisi olmadan, toplumumuzdaki çoğu insanın muzdarip olduğu psikolojik stresi büyük ölçüde azaltacak bir biyolojik tedavinin bulunduğunu farz edin. Eğer çok sayıda insan bu tedaviyi görmeyi tercih ederse, toplumdaki genel stres seviyesi düşecektir, böylece stres yaratan baskıları çoğaltmak sistem için mümkün olacaktır.
(Aslında insanlık tarihinde kısa zaman öncesine kadar çoğu kişi yerel topluluğun yarattığı eğlencenin dışında bir şeye ihtiyaç duymadan gayet iyi idare etmiştir.) Eğer eğlence endüstrisi olmasaydı, sistem şu anda bize uyguladığı stres-üreten baskıyı asla uygulayamazdı.
157. Endüstri toplumunun süreceğini düşünürsek, teknolojinin en sonunda insan davranışı üzerinde tam bir kontrole benzer bir şey elde edeceği muhtemeldir. Hiç şüphe yok ki, insanın düşünüşü ve davranışı çoğunlukla biyolojik bir temele dayanır. Deney yapan kişilerce gösterildiği gibi açlık, memnuniyet, kızgınlık ve öfke gibi duygular, beynin uygun kısımlarının elektriksel uyarılması ile açılıp kapanabilirler. Anılar, beynin belli kısımlarının tahrip edilmesi ile yok edilebilir ya da elektriksel uyarma ile öne çıkarılabilirler. İlaçlar ile halüsinasyonlar yaratılabilir ya da ruh halleri değiştirilebilir. Cisimsiz bir insan ruhu olabilir ya da olmayabilir, ama eğer varsa insan davranışının biyolojik mekanizmalarından daha güçsüz olduğu kesindir. Durum böyle olmasaydı, araştırmacılar insan duygu ve davranışını ilaç ve elektrikli akımlar ile bu kadar kolay yönlendiremezdi.
158. Herkesin yetkililerce kontrol edilebilmesi için kafalarına elektrot yerleştirilmesinin herhalde imkanı yoktur. Ama insan düşünce ve duyguların biyolojik müdahaleye böylesine açık olduğu gerçeği gösteriyor ki insan davranışını kontrol etme problemi aslında teknik bir problemdir, bir nöron (sinir hücresi), hormon ve kompleks molekül problemi; bilimsel saldırıya açık türden bir problem. Toplumumuzun teknik problemleri çözmedeki başarısına bakarsak, insan davranışını kontrol etmede büyük ilerlemeler yapılacağı pek muhtemeldir.
159. Halkın direnişi, insan davranışı üzerinde teknolojik kontrolün başlamasını önleyebilir mi? Böylesi bir kontrolü birden bire başlatmak için bir atılım yapılırsa, elbette önler. Ama bu teknolojik kontrol uzun bir küçük ilerlemeler dizisi şeklinde olacağından, mantıklı ve etkili bir halk direnişi olmayacaktır.
(bkz. 127, 132, 153. paragraflar)
160. Tüm bunların bir bilimkurgu olduğunu düşünenlere, dünün bilimkurgusunun bugünün gerçeği olduğunu hatırlatırız. Sanayi Devrimi, insanın çevresinde ve yaşam biçiminde köklü değişikliklere yol açmıştır ve teknolojinin insan aklı ile vücuduna giderek daha çok uygulandığı düşünülürse, insanın kendisin de, çevresi ve yaşam biçimi kadar köklü bir değişikliğe uğraması muhtemeldir.
"ictenlik"
29-09-2021, 14:32
Fabrikalar yıkılmalı, bilimsel kitaplar yakılmalıdır,
Kişi özgürlüğün ve onurun kaybıyla mücadele etmeli ve ölümü dengelemelidir. Çoğumuz için, özgürlük ve onur, uzun bir yaşamdan ya da fiziksel acıların engellenmesinden daha önemlidir. Üstelik, hepimiz bir gün öleceğiz ve yaşam ya da başka bir neden için ölmek, uzun ama boş ve amaçsız bir yaşamdan daha iyi olabilir
Theodore Kaczynski
Fabrikalar yıkılmalı, bilimsel kitaplar yakılmalıdır,
Alafranga da sıçmam, tuvalet kağıdına gerek yok diyorsun yani!.
Sen ortacağ, taş devri yaşamı istiyorsan git yaşa... Tutan var mı? Yok. Başkaları adına karar verme.
"ictenlik"
01-10-2021, 10:18
Sen ortacağ, taş devri yaşamı istiyorsan git yaşa...
Eski Yunan bir devirdi. Geçmiş zamane de ama herhangi birimize bugün gelecek sanılandan daha fazla aydınlık ya da gelişkinlik çağrıştırabilir...
Özgürlük isteme ya da özgürlüklerden sözetme ya da bir şeyler üzerine düşünme, kafa yorma, fikirlerini açıklama ortaçağı isteme ya da taşdevrini isteme ya da bunlardan sözetme mi?
Sanırım şu soruya evet yanıtı verenlerdensin.
"Doğal evrim ve doğal seleksiyona inanıyor musun?"
Bir kaç soru sormak istiyorum ya da şunları anlamıyorum. Yukarıdakine (evrim ve seleksiyona) inanan biri varlığın, doğanın kendi içinde doğal bir evrim ve gelişme taşıdığını düşünür. Bugünkü kimi biyolojik teknolojik ya da tıbbi eylemler buna hem doğal evrime hem doğal seleksiyona bir müdahale değil midir?
Bunu şöyle ele alalım. Kanserojen dediğimiz şeyler var. İnsan vücudu bunları ayrıştıramıyor ya da işleyemiyor. Ot (bitki) yersen bunu ayrıştırır işler atar. Ot ilacını (glifosatı) atamaz, plastik parçasını işleyemez. Bunlar insan biyolojisini zamanla zayıflatmıyor mu ve yapıtaşı dna'yı da zamanla bozmuyor mu ve genetik mirası etkilemiyor mu?
Yani bir sonraki nesle daha kötü bir genetik miras aktarırım ve türü zayıflatırım değil mi? Doğa karşısında türü zayıflatırım. Genetik yapıyı bozarım.. Doğal dna yapımın nesillerime transferini engelliyorum ama aynı zamanda hem doğaya hem evrime ve hem de seleksiyona müdahale de bulunuyorum değil mi?_
Yukarıdakinin aynısını tıpta kullanılan herhangi türden sentetik ilaç ve aşı için düşünelim. Bu türün doğal direncini ve doğal karşı koyma becerisini zayıflatmıyor mu? (Burada aşı derken yara kabuğu ile ilkel çiçek aşısından sözetmiyorum)
Bunları anlamak istemiyorsak şöyle düşünün. GDO lu gıda kavramımız var. Bu mısır soya da tutalım da artık hayvanlara kadar. Hormon ve aşılar var. Kesin olarak antibiyotikle büyütülmüş bir tavuğu ya da hormonlu bir hayvanı öncelikli yemek istemeyeceğiz o doğal evrimin ürünü değil ve onu doğaya salmaya kalksak türü yokolur giderdi.
Şimdi insan türüne bunu yapmıyor muyuz ya da yapmaya başlamadık mı?
Çok basit ve kısa anlatıyorum.
Doğal evrime ve doğal seleksiyona müdahale insan türü olarak bizi zayıflatmaz mı? Doğa karşısında daha aciz yapmaz mı ya da uzun vade de yokoluşa ya da geri dönülmez türsel dejenerasyona götürmez mi? Doğayı aşabilir miyiz? Bu tanrı olmaya kalkmak değil mi?
Eğer ne yaptığını bilmiyorsan sonuç olarak kendi türünün doğal evrimsel becerisini dejenere edersin.
Bunların tersini savunmak biyoetiği ya da etiği savunmak değil midir ve bu neden bilim olmuyor?
Bilim dediğiniz şey (türsel ya da bilgisel) yozlaşmayı savunmak mı?
Hala söylediğimle boğuşuluyor ya da anlamak istenmiyorsa. Otoimmun'u overclock yapamazsın. Doğayı aşamazsın. Doğal evrimsel öğrenme becerisini kayıplar olmadan aştıramazsın. Bunu bilgi nakli gibi düşün. Kişiden kişiye bilgi nakledemem o halde aşı ile de aşkın bağışıklık nakledemem ya da monte edemem yine ön otoimmune sokmalıyım o öğrenme becerisiyle tekrar yorumlamalı..
İnsan biyolojisinin tanıdığı içerikleri (doğal elementler ve mineraller) ya da sıcak soğuk gibi doğanın başka elemanları kullanılmasından bir tıp bilimi üretmez miyim?
Diyelim ki hastalıklardan öldüğümüz için aşı oluyoruz.
Eee .. Doğal kaderi doğal evrim doğal seleksiyon bunu tersine çeviremeyiz. Bırakında ölelim ve gelecek kuşaklara bozuk çürük genetik yapı ve miras devretmeyelim..
Şimdi bu yaptığımbilimsel, etik, bilgisel bilişsel bir tartışmadır. Bunun etik düzlemi yitik değil ve bu ortaçağ karanlığını savunmak asla değil. Bunu bükmek karanlık çağları savunmak olmalı..
Kontrolsüz teknik ilerlemeyi savunmak bilim mi? ve bu arada ki aşağıdaki konu bu konunun uzantısıdır.
https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=42926
Bırakında ölelim ve gelecek kuşaklara bozuk çürük genetik yapı ve miras devretmeyelim..
Tam tersi, bilim kusurlu genetiğe(beyne) sahip insanları değiştirmesi beklenmelidir. İnsan beyni bu müdahaleler olmadan evvel hastalıklı olarak genler aktı durdu günümüze. Bu savaşlar, kan dökmeler halen sürüyor. Hatılayınız Bush ne demişti, Irak' a müdahale ederken. Müdahale emrini "tanrı" bizzat kendisine verdiğini söyledi. Yüzyıllarca bu savaşlar kan dökmeler hep bu tanrı uyduruğu gölgesinde cereyan etti durdu. Haclılar, islamcılar v.s.
Kendiminde bir sürü beğenmediğim özelliğim olduğundan bahisle,
Ben kimseye genetik menetik aktarmıyorum. Mal belli yani...Sen aktarıyorsan o senin sorunun.
Hülasa, sen gene ne zırvalyorsun bre ?
"ictenlik"
01-10-2021, 20:31
Tam tersi, bilim kusurlu genetiğe(beyne) sahip insanları değiştirmesi beklenmelidir.
Bilimin onu yapması beklenmelidir ama Afganistan ve Pakistan da kadınların eve hapsedilmesi, köle hayatı yaşaması ,dünya da savaşların olması sürmesi gibi şeylerin hiçbirini değiştirmesi beklenmemeli ve evet bunlarla karşı sıfır etki üretmesi beklenmelidir hatta bilimin ve tekniğin sağladığı konfor, medeniyet vb seviyesiyle bu insanların daha da aşağılanmasını, küçümsenmesini ve hatta lanetlenmesini meşrulaştırması beklenmelidir..
Ferhen Şensoy' un deyimi ile: Kesken Alaka. :)
Afganistan kadınlarını kurtaracak olan girdi özgürlük çıkaramadı. Hem hayırdır, sen sadece islam ülkelerinde mi kadınların haklarının gasp edildiğini sanıyorsun.
Okumuş, modern rus kadınlarının çoğunluğu ülkesini terk etmek, zengin bir koca bulup kapağı oraya atmak istiyor mesela... Belaruslu olimpiyat sporcusu en son mesela Japonya' da iltica etti. Bak gördün mü senin gibi dünyanın işime gelen yeri ile ilgilenmiyorum.
"ictenlik"
02-10-2021, 20:20
Afganistan kadınlarını kurtaracak olan girdi özgürlük çıkaramadı. Hem hayırdır, sen sadece islam ülkelerinde mi kadınların haklarının gasp edildiğini sanıyorsun.
Seninle iletişim iletişimsiz ya da zor gibi oluyor ama "hakların gaspedilmesi değil. Çatışkı sonsuz ama özgürlük, kölelik ve esaret çatışkısı, ağır şiddet deneyimleri, taciz/tecavüzler ve işkence, savaş suçları vb. bunlar öncedir ya da önemlidir. Ağır travmalar bırakır...
Bak gördün mü senin gibi dünyanın işime gelen yeri ile ilgilenmiyorum.
Empati ve insan varlığıyla genel ilgi...
-Kendi- kafanın seslerinden başkasını duymuyorsun.. Kendini dinlemelisin, kendinle konuşmalısın...
Dostum o işe fiilen BM' ler bakıyor.
Ben bireyim. Her türlü insan haklarına aykırılığın ancak böyle fikren karşısındayım. Özellikle orası burası diyemem.
"ictenlik"
05-10-2021, 20:13
İnsan Nesli Dönüm Noktasında
İnsan davranışını kontrol etmek üzere laboratuarda psikolojik ya da biyolojik teknikler geliştirmek başkadır, bu teknikleri birleştirip işleyen bir sosyal sisteme entegre etmek daha başkadır. İkincisini başarmak daha zordur.
Sistem sık sık varlığını tehdit eden belli başlı bazı problemlerle umutsuz bir mücadeleye girişir; bunların içinde insan davranış problemleri en önemlisidir. Eğer sistem insan davranışı üzerinden kısa zamanda yeterli bir kontrol sağlarsa, büyük olasılıkla varlığını sürdürür. Aksi takdirde yok olur. Kanımızca bu konu gelecek 40 ile 100 yıl içinde çözüme ulaşacaktır.
Farz edin ki sistem gelecek 40 ile 100 yıl içinde doğacak olan krizi atlattı. O zaman kadar, bu sorunların çözülmesi ya da en azından kontrol altına alınması gerekecektir, özellikle başı çeken problem de insanları "toplumsallaştırmak"tır, yani atalarından miras kalmış davranışları istemi tehdit edemeyecek duruma gelene dek insanları uysallaştırmak. Bu başarıldıktan sonra, teknolojinin ilerlemesine karşı başka bir engel çıkmayacak gibidir, ve büyük olasılıkla mantıksal sonuna doğru ilerleyecektir, bu da insanlar ve diğer tüm önemli organizmalar dahil dünyadaki her şey üzerinde mutlak bir kontrol anlamına gelmektedir. İnsan özgürlüğü büyük ölçüde yok olmuş olacaktır, çünkü gözetleme ve fiziksel baskı araçlarının yanı sıra, insanları yönetmek için gelişmiş bir psikolojik ve biyolojik araçlar silsilesi ve süper-teknoloji ile silahlanmış büyük kuruluşlar karşısında bireyler ve küçük gruplar aciz kalacaktır. Sadece az sayıda insan gerçek güce sahip olacaktır, ancak bu insanların özgürlüğü bile çok kısıtlı olacaktır, çünkü onların da davranışları düzenlenecektir; tıpkı bugün politikacılarımızın ve şirket yöneticilerinin, belli dar sınırlar içinde davrandıkları sürece güçlerinin koruyabildikleri gibi.
Kriz ve zor zamanlar bir kere atlatıldıktan sonra sistem insanlar ve doğa üzerindeki kontrolünü daha da hızla arttıracaktır, çünkü şu anda varolan türden engellerle artık karşılaşmayacaktır .Teknisyenler ve bilim insanlarının çözecekleri en ilginç ve zor problemler de insan vücudunu ve aklını anlamakla ve gelişimine müdahale etmekle ilgili olanlar olacaktır, "insanlığın iyiliği" için elbette.
bir "kaos dönemi", tarihin geçmişte çeşitli devirlerde kaydettiği türden bir "sorunlar dönemi" yaşanabilir. Böyle bir sorunlar döneminden nelerin doğacağını tahmin etmek imkansızdır, ama ne olursa olsun insan ırkına yeni bir şans verilmiş olur. En büyük tehlike yıkımdan bir iki yıl sonra endüstri toplumunun kendini toparlamaya başlamasıdır. Mutlaka bir çok kişi (özellikle de güce aç tipler) fabrikaların yeniden çalışmasını isteyecektir.
Endüstriyel sistemden nefret edenler için iki önemli görev vardır. İlk olarak, bir devrimin mümkün olabilmesi için sistemin yıkılması ya da yeterince zayıflaması olasılığını arttırmak üzere sistem içindeki sosyal sıkıntıları çoğaltmak için çalışmalıyız. İkinci olarak, sistem yeterince güçten düştüğünde teknolojiye ve endüstri sistemine karşı bir ideoloji geliştirmek ve onu yaymak gerekmektedir. Böyle bir ideoloji, endüstriyel sistem yıkıldığı zaman kalıntılarının tamir edilemez ölçüde hasar göreceğini ve böylece sistemin bir daha yapılanamayacağını güvenceye almaya yardım edecektir. Fabrikalar yıkılmalı, bilimsel kitaplar yakılmalıdır, vs
Endüstriyel toplum, bütünüyle devrimci bir eylem sonucu yıkılmayacaktır. Zaten, kendi içindekigelişme sorunları, çok ciddi zorluklara yol açmadan devrimci bir saldırıya açık da olmayacak. Yani eğer sistem yıkılırsa bu ya kendiliğinden olacak, ya da devrimcilerin yardımcı olacağı yarı spontane bir süreç yoluyla olacak. Eğer yıkım ani olursa, ok insan ölecek, çünkü dünyanın nüfusu öylesine arttı ki, bu nüfusun ileri teknoloji olmadan beslenmesi olanaksız.
İlk olarak, devrimciler sistemi zaten sonunda kendi kendine yıkılabilecek kadar sorunlu hale gelmedikçe yıkamayacaklar ve sistem büyüdükçe, çöküşünün sonuçları da o denli felaket olacak; bu yüzden devrimciler çöküşün başlangıcını çabuklaştırarak bu felaketin derecesini azaltabilirler.
İkinci olarak kişi özgürlüğün ve onurun kaybıyla mücadele ederek ve ölümü dengelemelidir. Çoğumuz için, özgürlük ve onur, uzun bir yaşamdan ya da fiziksel acıların engellenmesinden daha önemlidir. Üstelik, hepimiz bir gün öleceğiz ve yaşam ya da başka bir neden için ölmek, uzun ama boş ve amaçsız bir yaşamdan daha iyi olabilir.
Üçüncü olarak, sistemin devamının, çöküşünden daha az acıya neden olacağı hiç de kesin değildir. Sistem çoktan tüm dünyada yoğun acılara neden oldu; hala da neden olmaya devam ediyor. Yüzlerce yıldır insanlara birbirleriyle ve çevreleriyle doyurucu bir ilişki sağlayan eski kültürler, endüstriyel toplumla ilişkileri sonucu yok oldular; sonuç ise, koca bir ekonomik, çevresel, sosyal ve psikolojik sorunlar bütünü oldu. Endüstriyel toplumun devreye girmesin etkilerinden biri de, dünyanın çoğunda, geleneksel nüfus kontrolünün devreden çıkması oldu. İşte tüm yönleriyle nüfus patlaması ortadadır. Bir de, talihli olduğu varsayılan Batı ülkelerindeki psikolojik acılar var (bkz. 44-45. paragraflar). Kimse, ozon tabakasındaki deliğim, sera etkisinin ve henüz bilinemeyen diğer çevre sorunlarının sonunda ne olacağını bilmiyor. Ve, nükleer kullanımının artışından da görüleceği gibi, yeni teknoloji diktatörlerin veya sorumsuz Üçüncü Dünya ülkelerinin elinden kurtarılamıyor. Irak ya da Kuzey Kore'nin genetik mühendisliği ile neler yapabileceğini tartışmak ister misiniz?
"Aaaa!" diyecek teknoloji severler, "bilim hepsini halledecek! Kıtlığı yenecek, psikolojik sorunları ortadan kaldıracağız, herkesi mutlu ve sağlıklı yapacağız!" Tabii, ne demezsiniz. Bunu 200 sene önce de söylüyorlardı. Endüstri Devrimi güya fakirliği yok edecek, herkesi mutlu edecekti vb. Sonuç, gerçekte çok farklı oldu. Teknoloji severler, toplumsal sorunları anlamada umutsuzca saflar (ya da kendilerini kandırıyorlar). Büyük bir değişiklik (yararlı gözükenler bile) bir topluma girdiğinde, çoğu tahmin edilemeyecek, uzun bir değişiklikler zincirine yol açar (103. paragraf); bu gerçeğin farkında değiller (ya da gözardı etmeyi tercih ediyorlar). Sonuç toplumun yıkılışıdır. Bu yüzden, teknoloji severlerin, fakirlik ve hastalığa bir son vermek, sağlıklı mutlu insanlar yaratmak vb. yolundaki çabalarının, şu andakinden bile daha sorunlu toplumsal düzenler yaratması olası. Örneğin, bilim adamları teknik olarak düzenlenmiş, yeni gıdalar üreterek kıtlığı durduracaklarının söyleyip övünüyorlar. Oysa bu, insan nüfusunun sürekli artmasına neden olacak ve kalabalığın da stres ve saldırganlığı arttırdığı gayet iyi biliniyor. Buysa, "öngörülebilir" sonuçlardan yalnızca biri. Geçmişteki deneyimlerin de gösterdiği gibi, teknik ilerlemenin "öngörülemez" yeni sorunlara yol açacağını vurguluyoruz (103. paragraf). Aslında, Endüstri Devrimi'nden bu yana, teknoloji, eski sorunları çözdüğünden daha hızlı bir biçimde yeni sorunlar üretiyor.
Sonuç olarak, teknoloji severlerin "PARLAK YENİ DÜNYA"larını kusurlardan arındırmaları, uzun bir hata ve sorgulama süreci gerektirecek. Bu arada büyük acılar çekilecek. Bu yüzden de, endüstriyel toplumun devamının, yıkılışından daha az azıya yol açacağı kesin değildir. Teknoloji, insanları dönüşü olmayan bir yola sokmuştur.
"ictenlik"
08-10-2021, 19:07
Neden Paris iklim anlaşması alt sınıflarca bir iklim anlaşması değil de büyükbaş hayvancılığı bitirme; yeni nesil tarıma, yapay ete, laboratuvar etine vb ne statü sağlama, geçit verme girişimi olarak algılanıyor?
"ictenlik"
09-03-2024, 12:48
İnsanlık ne haldedir? Ne halde olmalıdır?
Bu giriş cümlesi "haklılar/doğrular birliği" adı verilen eski bir manifestonun giriş cümlesidir ve aynını denediğimde hep aynı yere gelirdim. (Metni sert vurucu ve başı sonu olan bir manifestoya dönüştürmedim ancak bu yapılabilirdi) Kısaca özetleyecek olursak; kısa bir önizleme sunacak olursam;
İnsanlık; 8 milyarı aşan ve üstel artan nüfusuyla birlikte ;aşırı kentleşme, doğanın yıkımı anlamında enerji, beslenme/gıda sürdürülebilirlik krizlerini ve nüfus, savaş ve yönetim krizlerini de aşamamış üste genişletmiş ve derinleştirmiştir. Toplumsal endişe artık distopik bir totalitarizmden, kitlesel histerilerden, kitlesel kıyametten, topyekun savaşlardan, nükleer kıyametten söz eder olmuştur. En basit tabirle tüm bunları çözmez ve başta üremeyi durdurmaz ya da yavaşlatmazsak
https://www.researchgate.net/profile/Jielin-Dong/publication/285052364/figure/fig1/AS:301277327183872@1448841520709/World-population-and-population-growth-rate-over-the-last-ten-thousands-years-horizontal.png
https://www.census.gov/library/visualizations/2011/demo/world-population--1950-2050/_jcr_content/root/responsivegrid/embeddableimage474.coreimg.jpeg/1505520414747/6a0120a61b56ed970c015392b524ce970b-800wi.jpeg
Bu insanlığın nüfus artış eğrisidir ve buna benzer eğriler var. Özellikle hastalık artış eğrileri.
Burada paylaşılmıştır
https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=43310
Nüfus artış eğrisi bize şunu gösterir. Böyle devam edersek sadece 50 yıla iki aktı nüfusa erişeceğiz. Bu uygar dünyadaki bir insanın yaşam beklentisinin beşte üçü kadar kısa bir süredir. Universe 25 deneyiyle aynı yere gidiyoruz. Tabi o zamana kadar tüm popülasyon zaten hastalanmazsa
kZA9Hnp3aV4
Türkçe altyazı hazırlananı vardı ancak ilk video telif nedeniyle silindiği için kopma oluşmuş gözüküyor.
https://www.youtube.com/playlist?list=PLuviQgPHF-ZFFiO2VoTpFxxn1JnHaByW7
Bu özet uzatılabilir ancak kısa kesiyor ve şuraya varıyoruz.
Ne halde olmalıyız? Ne yapmalı
Doğayla uyumlu, kendine yeten yaşam birliklerine geri dönmeliyiz. Tarım ve bitki çoğaltımı yerine (ya da onun kadar) doğal hayvan popülasyonu çoğaltımıyla da ilgilenmeliydik. Kuzeyde ren geyikleri, Amerika da bizonlar ve her yerde uygun diğer türlerin doğa da ortalama bir popülasyonu güven içinde besleyebileceği yeterli sınırlara erişim. Diğer durumda enerji, beslenme/gıda, toplu salgın hastalık ve diğer şeyler histerilerini sürdürmeye devam edeceğiz.
Biz açıkça yarı yarıya kentlerden inip/çıkıp doğaya geri binmeliyiz. binaların boyu küçülmeye geri dönmeli. Yapılaşma doğalaşmaya geri dönmeli ve çevrilmeli. Nüfus azalma ya da stabiliteye evrilmeli.
Herhangi enerji krizinde, su krizinde, gıda krizinde, ilaç krizinde, baş edebilecek durumda olmalıydık. Tıpkı yangın, deprem planları gibi kıyamet planımız ("b" planımız) ve doğaya geri salınım/dönüş planımız her zaman hazır olmalıydı. Kentlerimiz iki üç gün su ve enerji, gıda alamazsa yaşanamaz hale geliyor ve bu sürdürülebilir değildir..
Çok basitçe bir savaş fosil yakıt krizi üretebilir. Bir güneş patlaması ya da doğal afet tekno kriz ya da enerji ve dolayısıyla iletişim krizi üretebilir. Bunun dışında tüm bunlar olmasa bile 90 yaşımı görseydim nüfusumuz 15 milyar dayanmış ve enerji ve gıda ihtiyacımız ve ilaç ve diğer ihtiyaçlarımızda iki katına çıkmış olacaktı. Binalarımızın boyu iki kat uzamış, kentlerimiz iki kat yoğunlaşmış olacaktı ve bu da üç kat dört kat fazla yönetiliyor itilip kakılıyor olacaktık demektir. Oğlum/kızım 90 yaşını görseydi 20+ milyarlık bir insan popülasyonundan sözedecektik. Bu o kadar uzak değil. Bu zaten nereye gittiğimizi açıklamıyor mu? Belki de seçkinlerimiz, yöneticilerimiz, düşünürlerimiz, işbirliği içindeki bilim ekipleri ve kimi arka odadakiler bunları gördü ya da görüyor. Dünyaya karşı iyiniyetli değilim artık değil.
Biz doğal birlikler kurmalıydık.
Komün çağrıları yöneltenlere söylüyorum. Örnek olarak biz kendi komünlerimizi kurmalı ve örgütlemeliydik. Tüm toplumu kımıldatmayı bekleme değil. Yasal sınırlar içinde olmuyorsa izin veren ülkelerde modern topluma entegrasyonu kesmiş başedebilen sürdürebilir komün birlikleri örgütlemeliydik ve örnek olmalıydık. Anarko primitivizm gibi bir yoldan sözediyoruz. Başka çıkışta gözükmüyor.
Kentler, sanayi ve tekno uygarlık bizi ve kalan son insanlığımızı da yutacak ve süpürecek artık sanal, bio-tekno-dijital "sanal" (sanallaştırılmış/parçalanmış) köleler olacağız.
"ictenlik"
13-05-2024, 12:37
Uygarlaşma, modernleşme, ilerileşme adında süren ve sürekli ileri yönlü (doğrusal yönlü) hareket arayan şey var. Bunu uygar batıda görebilirsiniz. Yani sürekli gelişimin (gelişim sanılanın), evrim değişimin görece ilerisini arıyor. İlerleme ve ilerileşmenin ilerisini arıyor. Doğrusal yönlü. Bu şu an artık gidilemeyecek bir yol. Alenin çözülmesi, kültürün çözülmesi, cinsiyetin çözülmesi, tekno uygarlık, biyomekanik, biyo-kültür , biyogenetik ..
Bir yol, bir yere gider ve bir noktada bir yere ulaşır ve kendine döner diğer yollara döner.
Bir ağaç sonsuza kadar uzayamaz. Bunun ilerisi yok. Doğaya dönmeliyiz, doğala dönmeliyiz. Geri de dönmeliyiz. Arada da kalmalıyız.
"ictenlik"
19-05-2024, 00:12
Dünyadan etimle kemiğimle nefret ettim diye bir laf var. Ters çevirrelim
Tarımdan etimle kemiğimle nefret ettim. Tarım doğaya aykırı. Tarım insan faaliyeti olmamalı.
En son bu kahverengi kokarca böceği (brown marmorated stink bug) daha önceki bir kaç şeyle de birleşerek tarımın gerçekten derinlemesine bir kavrayışını getirdi ve bunu görmek istemezdiniz. Düz biçimde söylüyorum.
Niye neden nasıl?
İlaçlama, ilaçlama ilaçlama. Tamam biz maruz kalıyoruz am tüm böcekler tüm doğa ve tüm diğer hayvanlar maruz kalıyor
Tarım adına doğayı bozuyoruz, otları yoluyoruz, mikro doğayı felç ediyoruz, mahfediyoruz, oradaki hayvanları ve gerçek biyo-aktiviteyi yok ediyoruz, hiçliyoruz ve bunu görmüyoruz. Doğayı ve ekini materyale çevirdik ve çevirmişiz
Genetik olarak iki-üç nesil sonra varolamayız. Bu size çılgınca gelebilir ama öyle.
Doğa materyal değildir. Dünyayla işim bitti. Modern insanla ilişiği kestim. Bitti. Çatlaklar.
Tarım lağvedilmelidir.
Organik tarım kendine yeten küçük komün köy birlikleri ve kendin ya da grubun hesabına ekim/üretim dışında mümkün değil.
Tarım berbat.
Ticari tarım faaliyeti çılgınlık. Nesli dejenere eder.
Hiç bir şeyi görmek istemiyorsunuz, istemezdiniz.
Avcı toplayıcı göçebe yaşam dışında tüm varoluş biçimleri çatlaklık. Sonuçsuz. Yok oluruz. Varolamayız. Görmek istemezdiniz.
Tarım çatlaklara göre. Mümkün değil. Değil ! Değil! ve değil!!
İyi tarım felan yok!... Unut!....
Yoncalara insektisit ilaçları doldur. Bugünden beri brown marmorated stink-bug'a karşı insektisit ilaç etkinliği makalesi okuyorum. Bir kaç salatalık ve biber için. İçim kalktı.
İstilacı biziz! İstilacı böcek değil, istilacı insan. Zararlı biziz, zararlı böcek değil. (Doğa ortak varoluştur) Asıl zararlı insan!.Net.Nokta.
Yaban arı kalmadı, kuş kalmadı (Eski türler, eski popülasyon yok!) Heryer herşey ilaçlanıyor, tüm doğa , tüm atmosfer, sürekli böyle.
Fındık ekili tüm yüzey, tüm doğa yüzeyi (asıl yaşam orada) iki kez herşeyi parçalayan bir motorlu misinayla darmadağın ediliyor.! Çatlaklık... Üslü sayılarla hesaplanabilecek kadar hayvan yaşamı alt üst edilir. Alt üst az. Sakat, çolak, ölü ..
Tüm hava ilaçlandı. Hayvanlar nefes alamaz. Hayat küçük parçalarda, her yerde...
Hiç bir vegan manifesto anlamlı değil. Modern toplum kültür örülü. Bu yanlış. Örgütlü toplum, yerleşik hayat sonuç bu. Bizi buraya getirdi. İyisi yok. Sonuç (doğal olarak) bu. Hepsi yanlış ya da yanlış bu.
"ictenlik"
29-05-2024, 13:14
Uygarlık, Özgürlükler, Demokrasi, (Tarım -Yerleşik Hayat) ve Diğerleri
Tüm bunlar masaldı/yalandı.
İçinde bulunduğumuz zaman hattı bunu ortaya koyuyor.
Ben doğduğumda dünya nüfusu 4,3 milyar gibi gözüküyor ve bugün dünya nüfusu tam olarak 8 milyar kişi. Yani modern insanın yaşam beklentisiyle ömür sürseydim ve nüfus aynı hızda artsaydı ben ölene kadar 15 milyara dayanmış olurdu. Şu an aynı hızda artmıyor ancak yine de benim için 90 lık bir ömür için beklentisi sonunda olası dünya nüfusu 12-13 milyar bandında gözüküyor.
Doğduğum yıla göre 3 kat artmış nüfus. Üstel. Bir insan ömründe dünya nüfusu 2 ila 3 kat artıyor demek. Bunun geleceği yok. Sürdürülebilir değil. Kaotik.
Öte yandan tarım efsanesi bitmiştir. Tarımın geleceği yok. Tarım sürdürülebilir değil. Artan nüfusa dönük teknik/konvansiyonel ilaçlı vb tarım hem doğayı hem gıdayı hem sağılığı tehdit ediyor.
Uygar yaşam efsaneydi. Eğer 20 bin yıl önce doğadan koparak ve kentlere göçerek bir seçim yapıldığını düşünüyorsak sonuçlarını canlı gözlüyoruz. Kendi yokoluşumuza (ya da türsel dejenerasyona) gidiyoruz.
Özgürlükler denene ne olacağını tüm bunlar açıklıyor. Karar vericiler (elitler) bizim adımıza yaşamı, nüfusu, enerjiyi ve gıdayı, toplumu, kenti, herşeyi (planlama adında) insanı daha geniş kontrole ulaşacaktı. Üreme özgürlüğü yerine diğer özgürlükler ve biyoteknoloji, yapay seçilim yaşama girecek ve belki de tüm bunların histerisiyle dağılacağız. Yani özgürlükler neredeyse belki de tümden askıya alınabilir. İktidarla öznenin özgürlük çatışması, iktidar ve elitleri güç koruma refleksleri daha totaliter yönetimler distopik bir yolculuk demek.
Modern yaşam ve onun sahte/yapa özgürlükleri çatışıktı. Bugün çok açık gördük.
20 bin yıl önceye geri dönmeliyiz. Tarih bir prova değil. Ne yazık ki insan bunun geri dönüşü olmayacağını düşünür.
Bakıyorum sokak köpeklerini tartışıyorlardı. Ne farkları varmış? Sahipleri yaşamları hakkında ne karar verecek ve ya da verdi ki?
"ictenlik"
01-06-2024, 22:12
Tarım!
Bunu bırakın, durdurun
Bu adil değil
Sanılan şey değil
https://link.springer.com/chapter/10.1007/978-94-007-7890-0_6
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC9428564/
Bu eylemler ilkel insandan ilkelcedir ve hiç bir makale bunun kılığını değiştiremez ya da zararı hesaplayamazdı. Göz boyamayı yalanı ve palavrayı kesin. Avunmayı durdur
Yer: Karadeniz
Olgu/Olay: 728 bin hektar arazi insektisit ilaçla ilaçlanıyor. Tüm hava. Her yer.
Yüzlerce kat suyla seyrelttiğinde bile püskürttüğün yüzeyde bir böcek maruz kaldığında ölür. Tüm hava buna maruz kaldı. Partiküller her yerde. Bunu basınçlı su tabancaları ya da partiküle çeviren sırt motorlarıyla atarsın, tüm her yere dağılır. Tüm doğaya. Partiküllerin uzayda uçmadığı ya da dünyada dolaşmadığı yer kaldığını sanmıyorum.
Yaşam her yerdedir. Mikro doğa yaşamın ayrılmaz parçası. Böcekler öyle. Yokoluruz. Yokediyoruz
Kahverengi kokarca böceği popülasyonunun yoğun olduğu bölgeler 15 gün aralıklarla tekrar tekrar ilaçlanıyor. Kullanılan ilaç o kadar berbat ki onu attıktan 2 gün sonra hala tuhaf hissediyorum. (Küçük fiziksel yakınmalar)
Yer: Karadeniz
Olgu/Olay: 728 bin hektar arazi yüzeyi en az bir kere motorlu sırt tırpanıyla otları biçme/kesme adında talan ediliyor ve edilecek.
Yüksek devirle dönen bir başlığa takılı plastik misina. 1 cm kalınlığına kadar ağaçları ve sert otları bile parçalayabilir. Dokunduğu bütün küçük hayvanları binlerce parçaya ayırıp metrelerce alana saçar.
Çocuktum ağaçlar rengarenk kuş doluydu. Dereler balık doluydu. Toprak bitki çeşitliliği doluydu. Mantar doluydu.
Tarım sürdürülemez. Kahverengi kokarca böceğini (Asya böceği) tanıyana kadar öyle ya da böyle organik ya da diğer tarımın mümkün ya da makul olabileceğine inanırdık. Böcek bana hayatımın dersini verdi. Tarım tamamen boş saçma uğraştır ve biz (insan) işgalci ve istilacı bir türüz. Yoz bir tür. Tamamen dejenere. Doğa açık büfedir ve herkes içindir. (İçinde yaşayan varolan hepsi ve herşey için ortak mülk)
Doğada varolanı tekrar yetiştirmeye gerek yok. Paylaşmayı bilmeyen biziz. Yemek doğadan toplanmalıdır. Doğa çarpıtılmaz
"ictenlik"
09-06-2025, 14:14
Sürdürülebilir varoluş..
Tarım sürdürülebilir bir etkinlik değildir ve sürdürülebilir tarım diye bir şey yoktur. Bu iyi bir analizde, net bir bakışta ve görüşte iki kere iki dört gibi keskin bir gerçeği -kesinliği- ifade ederdi.
Gübre gibi sonsuz organik materyal beslemesine ihtiyaç duyar ve şu an ki haliyle bir noktada tıkanacağız. İşin aslı gübrenin çoğu organik materyalden gelir ama sanılanın aksine sadece bitkiler değil hayvanlar ve canlıların organik kalıntıları dahil
İnsan ırkının nüfus azaltması, doğaya bileşik sürdürülebilir enerjili daha az karmaşık kentler inşa etmesi ve özünde nüfusun çoğunun doğaya çekilmesi ve dönmesi gerekirdi.
Özünde bir kentin yangın/afet toplanma, kaçış ve boşaltma bölgesi gibi nüfusa denk dengeli orman komşusu tutulmalıdır. Bunun dışında insanın temel eğitimine doğada yaşam, toplama becerisi vb. eklenmesi gerekecekti. Bunun dışında insan varoluşa da sürdürülebilir değildir.
Tarım; sürdürülebilir bir etkinlik değildir ve sürdürülebilir tarım diye bir şey yoktur.
İğne yapraklı ormanlar yerine yemişler, yabani erikler, yabani meyveler ve yenilebilir otlarla ve onların tohumlarıyla ve mantarlarla dolu bir orman ve habitatı düşünelim. Bu artan kuş böcek ve hayvan popülasyonunu işaret ederdi. İnsanın yemeye yetişemeyeceği kadar domuz ve diğer yabani hayvan bolluğu olurdu. Özellikle dişiler salınıp erkekler tutulduğunda. Özellikle hayvan çeşitleri eklediğinde ve içeride aşırı popülasyon olmadıkça yırtıcı da eklemezsen..
Tarım toprağın/doğanın iğdiş ya da talan edilmesine benziyor.
Tarım şuna benzerdi. Okyanustan balık avlamak yerine havuz yapmak ama bu doğal habitatlara zarar vermeden yapılmadı. Yani bir kaya başına gidip, kaya öğütüp toprak edip tarım yapsaydık bu anlamlı olabilirdi. Bir çöle tarım götürseydik anlamlı olabilirdi. Bu doğaya verirdi. Biz şu an çalıyoruz. Milyonlarca yıldır birikmiş organik materyali tüketiyor ve doğayı zehirliyoruz. İnsanın organik materyalinin çoğu okyanus ve çöplüğe giderdi. Bu uygun bir geri dönüşüm döngüsü değildir.
Tarım; hayvanlardan doğayı çalmak ve çitle çevirmekle ve onun yaban halini bozmakla başlar. İnsanlararası mülkiyet feshedilse bile tarım özünde doğaya karşı mülkiyettir.
Tarım sürdürülebilir bir etkinlik değildir ve sürdürülebilir tarım diye bir şey yoktur. bu iyi bir analizde iki kere iki dört gibi bir keskin bir gerçeği ifade ederdi.
Sanayi toplumu/topluluğu sürdürülebilir değildir (ya da sanayi toplumu/topluluğu sonsuz sürdürülebilir değildir. Doğal yokoluşlar ve seleksiyonlar gelecekti ve güçlüler hayatta kalacaktı. İnsan gerçekliği buna uygun yapılanmamıştır.)
Tüm bunları gören elitleriniz sizin adınıza düşünüyor. İnsanın, yönetim değil bunları tartışması gerekirdi. Sürdürülebilir varoluş..
İnsan organik doğal tarım ve gübre gibi kavramları icad edendir.
Aynı kavramları tıp için öne sürseydik (organik ilaç ve tıp gibi) bir takım ilerici olduğu varsayılanlar seni gericilik/muhafazakarlık ve gelenekselcilikle -ilerlemeye karşı durmakla- suçlardı. Bunu yapanlar ilerleme ve ilericilikle övünecekti.
Tek yön ama çıkmaz sokak gibi
Bu tam bir 1984
Bu eksiksiz 1984
İnsan kabaca bitmiş bir varlıktır. Uçurumun kıyısındaki sürü gibi ve uçurumun kıyısındaki bekleyişi sürüyor.
https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=662086#post662086
"ictenlik"
12-06-2025, 14:41
Orman Nomadları ya da Avcı Toplayıcılar İncelemem
Aşağıdaki iki alıntıya ve benzer yorumlarıma ek olarak.
Son yıllarda youtube dan içerik üstüne içerik izledim. Tarım ve hayvancılığa bulaşmamış avcı toplayıcı nomadlar dünyanın her yerinde yaklaşık benzer davranış kalıpları sergiliyor. Bunu en son bir kaplanın/hayvanın doğal varoluşuna benzetebiliyorum.
Tanrıları yok, insancıllar, topluluk her şey ve kimse yalnız kalamazdı. Yalnızlık nedir bilmeyeceklerdi. Barış içindeler ve bize göre bir cennet -ütopya- hali deneyimliyorlar.
Eğer Avrupalılar diye bir topluluk ve İbrahimi monoteizm denilen şey ve bu onu takip eden beyaz adamın ürettiği kültür, teknik, bilgi denilen şey olmamış olsaydı muhtemelen bugün dünyada (özellikle yağmur ormanlarında) her yere dağınık olarak yaşayan milyonlarca nomad (avcı toplayıcı) olabilirdi.
Bu insanlar hiç bir zaman o yaşamı (ormanı) bırakmak istemediler. Köle gemileri, ateş, barut ve incille tanıştılar/tanıştırıldılar.
İnsanın yazılı tarih anlatısını bütünüyle bir yalan ve komploya benzetmeye başladım.
İbrahimi monoteizm bir zehridir ve sözde din ve tanrıdan kurtulmuş insanlarda da da izler bırakıyor. Daha sonraki evrenselleşmelerini kısır bırakan kusurlayan bir alt kültür ve zihin.
Tarım ve hayvancılık köleliktir, tuzak
Beyaz adam mutlak bir ..... ve ......dır. Beyaz adam bu gökyüzünü haketmiyor.
Şunu gözden geçirebilirsiniz.
Nomadlar (Avcı toplayıcılar)
İlkel inanışlar yoktur, tanrı yoktur, çoğunlukla dini sayılabilecek ritüel bile yoktur, totemler şunlar bunlar yoktur. Normal insanlara benzerler ve topluluk sahibiler ve bunların çoğu görüp görebileceğiniz en insansı, en insancıl ve en doğal insanlar.
Peki bu ilkel/pagan denilen şeyler kimlerde var?
Tarıma hayvancılığa bulaşanlarda var, kendi gözlerinizle bakın görün, görebilirdiniz. Köyleşen ve kentleşenlerde var.
Avcı toplayıcı nomadlarda bunlar yoktur. Hiç bir grupta yok ve yok.. Kendi gözlerinizle görebilirsiniz. Dünyanın 3 ayrı kıtasında farklı farklı ülkeler ve alanlardaki çok farklı topluluklar..
Tarım hayvancılık olmayanlarda ; yani benim gördüğüm hiç bir bir avcı grupta tanrı manrı, ilkellik, totemler, ritüeller, paganlık falan filan uzayan hiç bir şey yok
5_Znqgntbdo
Bir kaç bahardır güneşli havalarda olabildiğine üstsüz çalışıyorum. Yaza dönünce hep şort.
Ben buğday tenliyim ve sezonu kızıl koyu kapatırım.
Yani bana göre giyinmeyen birinin buğday ten kalması/olması mümkün değildi ve bu pigment sorunu ya da farkı değildi.
Bana Afrika da nesiller boyu giyinmeyen herhangi beyazda zenciye dönebilirmiş gibi gelmeye başladı.
Bütün tarihin bir tür masal olduğunu düşünmeye başladım ve bana göre batılı beyaz çocuk/velet tarih yazmamalı.
Ona adam da artı demiyorum. Bu demediğime kendi geçmişimde hatta kısmen bugünümü de ve kendimi de ekliyorum
Nomad insanın tarihi yoktur. Kaplan gibi , kuş gibi aynı kalır. bu ilerlememe ya da tarihsizlik değil. Onlar pagan, vahşi, kötü ya da geri değil ve ilerletilmeleri gerekmiyor.
https://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=662102&postcount=143
"ictenlik"
09-08-2025, 12:32
Kaczynski manifestosunda sanayi toplumunun yokedilmesi gerektiğinden sözediyor. Pek çok başkası da.
Peki yerine ne koyuyorlar?
Belirsiz ya da doğa yaşantısı, tarım, komün vb uzayan..
Açıkçası sorun tarımın ta kendisidir. Bu mülkiyeti (sahip olma) hayvancılığı, doğal olarak içerir ve getirir.
Yani doğru/uygun cümlenin şu olacağına inanıyorum
Tarım yokedilmelidir/kapatılmalıdır/bırakılmalıdır. Tüm bunlar tarımın doğal sonucu. Herhangi tarım topluğunun evrimi aynı yola çıkacak.
Doğaya uygun tek yaşam biçimi toplayıcılıktır. Bugün doğa toplayıcılığa uygun gözükmüyor. Yani yeterince vahşi orman yok. Sanırım buradan başlamalıyız.
Tarımın kendisi doğaya karşıt ve bunun iyisi doğrusu yok. Tarımın kendi yanlış.
Yeryüzündeki ilk kirlenme tarımdır.
"ictenlik"
11-08-2025, 17:19
Tarım bir devrim değildi
Burada bir youtube video kanalı var. Kişi yabani doğaya adım atar, sırasıyla evini/barınağı inşa eder, ateşi/ocağı/fırını bulur, demiri ve betonu bulur.
https://www.youtube.com/@PrimitiveSkillsnet/videos
Bu çok basit görünüyor. Bir ateş yakıyorsun ve çevresini kayalarla kuşatıyorsun. Yırtıcı hayvanların uzak durması için ateşinin sabaha kadar sürmesini istediğinde ona uzun süre yanması için büyük kütükler ekliyorsun. Güçlü ateş ve çok fazla odun közü, kili pişiriyor, demir içeren kayaları eritiyor ve bir gün ateş külünde demiri ve pişmiş kili buluyorsun. Aynı şekilde güçlü ateş kalker/kireç içeren kayayı yakıyor ve beyazlaşmış, su sökünce cos edip çözünen bir kayayı (kireci) buluyorsun. Bu betonun icadı.
Betonun İcadı
Önemsenmiyor olabilir ama burada ilginç bir şekilde denklemdeki en önemli şeylerden biri de bu. Beton.
Bu bir havuz yapmanı sağlar. Bu korunaklı bir duvar ve set inşa etmeni sağlar. Muhtemelen gerçek devrim betonun icadıydı ve bulunuşuydu. Bunu doğa mantığıyla bakmadan görmenin ve anlamanın zor olacağını biliyorum.
Tarımı diğerleri getirmiş olmalı. Ateş, beton, demir ve pişmiş kil..
Muhtemelen betonla ne yapabileceklerini görmek ve keşfetmek istediler onu kullanmak istediler..
Demiri bile ikinci plan alıyorum neden? Keskin bir kaya ve kemik bıçak gibi çalışır, bir taş balta da ağaç yontar ve keser, avını bir ok ve yay ya da ağaç mızrakla da indirebilirsin.
Beton su kanalları, duvarlar ve su geçirmez göller inşa ediyor ve kilden daha dayanıklı..
İlgili Videolar
Betonun İcadı
https://www.youtube.com/watch?v=CcWmpe-Jpao
Demirin İcadı
https://www.youtube.com/watch?v=0H-NCgWZZfw
https://www.youtube.com/watch?v=3NgtZigQsBo
https://www.youtube.com/watch?v=ltnkpW7HckU
Kil fırını ve seramijk
https://www.youtube.com/watch?v=sb76HrbZjvw
https://www.youtube.com/watch?v=tBTwI7xYEy0
https://www.youtube.com/watch?v=FBr0T74qChg
Tarım bir devrim değildi 2
Tarımı ayrıca bir gerileme olarak görüyorum neden?
Tarım bir tür evrimsel gerileme olarak aldığım doğru. Bunun nedeni yaşadığmız günler. Gelinen noktada böcek ilaçlamaları, kimyasal ilaçlar, yapay gıdalar, orman kayıpları, bozulan ekoloji ve iklim gibi gündem ve i sorunlarımız var ve insan ne kadar tekno ilerlemeden sözetsede ve bununla övünse de ben bu sürecin bilişsel (bilinç olarak ) aslında bir gerileme -atalet- oluşunu ve ifade ettiğini düşünürüm.
Yani bana göre biz bugün ilkelin de gerisindeyiz; karanlık çağın ve orta çağ denileninde gerisindeyiz çünkü en azından onlar sentetik/kimyasal ilaçlarla topluca böcek öldürmüyordu. Yani bu kadar akıllarını yememişlerdi.
"ictenlik"
11-08-2025, 17:36
Tarım bizatihi hayvan beslenmesi için icad edilmiş olabilir
İkincisi daha sonra köle besini temini.
Bu fikrin size ilk bakışta tuhaf görünebilceğini anlıyorum. Yeni ve iyi bir analiz ışığında bu fikri gözden geçirmeyi herkese öneriyorum
Tarım bir devrim değildi
Burada bir youtube video kanalı var. Kişi yabani doğaya adım atar, sırasıyla evini/barınağı inşa eder, ateşi/ocağı/fırını bulur, demiri ve betonu bulur.
https://www.youtube.com/@PrimitiveSkillsnet/videos
Bu çok basit görünüyor. Bir ateş yakıyorsun ve çevresini kayalarla kuşatıyorsun. Yırtıcı hayvanların uzak durması için ateşinin sabaha kadar sürmesini istediğinde ona uzun süre yanması için büyük kütükler ekliyorsun. Güçlü ateş ve çok fazla odun közü, kili pişiriyor, demir içeren kayaları eritiyor ve bir gün ateş külünde demiri ve pişmiş kili buluyorsun. Aynı şekilde güçlü ateş kalker/kireç içeren kayayı yakıyor ve beyazlaşmış, su sökünce cos edip çözünen bir kayayı (kireci) buluyorsun. Bu betonun icadı.
Betonun İcadı
Önemsenmiyor olabilir ama burada ilginç bir şekilde denklemdeki en önemli şeylerden biri de bu. Beton.
Bu bir havuz yapmanı sağlar. Bu korunaklı bir duvar ve set inşa etmeni sağlar. Muhtemelen gerçek devrim betonun icadıydı ve bulunuşuydu. Bunu doğa mantığıyla bakmadan görmenin ve anlamanın zor olacağını biliyorum.
Tarımı diğerleri getirmiş olmalı. Ateş, beton, demir ve pişmiş kil..
Muhtemelen betonla ne yapabileceklerini görmek ve keşfetmek istediler onu kullanmak istediler..
Demiri bile ikinci plan alıyorum neden? Keskin bir kaya ve kemik bıçak gibi çalışır, bir taş balta da ağaç yontar ve keser, avını bir ok ve yay ya da ağaç mızrakla da indirebilirsin.
Beton su kanalları, duvarlar ve su geçirmez göller inşa ediyor ve kilden daha dayanıklı..
İlgili Videolar
Betonun İcadı
https://www.youtube.com/watch?v=CcWmpe-Jpao
Demirin İcadı
https://www.youtube.com/watch?v=0H-NCgWZZfw
https://www.youtube.com/watch?v=3NgtZigQsBo
https://www.youtube.com/watch?v=ltnkpW7HckU
Kil fırını ve seramijk
https://www.youtube.com/watch?v=sb76HrbZjvw
https://www.youtube.com/watch?v=tBTwI7xYEy0
https://www.youtube.com/watch?v=FBr0T74qChg
Tarım bir devrim değildi 2
Tarımı ayrıca bir gerileme olarak görüyorum neden?
Tarım bir tür evrimsel gerileme olarak aldığım doğru. Bunun nedeni yaşadığmız günler. Gelinen noktada böcek ilaçlamaları, kimyasal ilaçlar, yapay gıdalar, orman kayıpları, bozulan ekoloji ve iklim gibi gündem ve i sorunlarımız var ve insan ne kadar tekno ilerlemeden sözetsede ve bununla övünse de ben bu sürecin bilişsel (bilinç olarak ) aslında bir gerileme -atalet- oluşunu ve ifade ettiğini düşünürüm.
Yani bana göre biz bugün ilkelin de gerisindeyiz; karanlık çağın ve orta çağ denileninde gerisindeyiz çünkü en azından onlar sentetik/kimyasal ilaçlarla topluca böcek öldürmüyordu. Yani bu kadar akıllarını yememişlerdi.
"ictenlik"
12-08-2025, 14:39
İlaçlar bilim midir? ya da medikal ilacın fesefesi
Eskiden medikal ilaçların arkasında bilim olduğuna inanlardandım. Gençken bir çarpıntı ile acil servise gittim. Tansiyonum ölçüldü. Biraz yüksek çıktı. Kalp atışlarımı izlediler ve taşikardi geçirdiği söylendi. Bana bir kardiyolog görmem gerektiğini söylediler. Sonuçta bir kardiyolog gördüm ve bana "beta bloker" adı verilen bir ilaç reçete etti. Bu ilacı 6 yıl boyunca kesintisiz bilfiil kullandım. 6 yıl sonra biraz kilo almıştım ve kilo vermek için bir düşük karbonhidrat diyeti denedim. Diyetle kiloları verdim ve oldukça sağlıklı hissetmeye başladım ve 6 yıllık ilacımı birden/aniden bıraktım. İlacı bıraktıktan sonra "deliriyum" denene benzer bir süreç ya da yoksunluk sendorumu denebilecek bir durum yaşadım. Ani alkol bırakan bağımlılarda olana benzetilebilir. Yaşadığım durumu o günlerde ilaca yormak hiç aklıma bile gelmedi.
Sonuçta "mani" etiketiyle bipolar teşhis edilmenin ve tekrar tekrar ilaçlanmanın kıyısından döndüm. Psikiyatrik yardımı/süreci (tanı/teşhis ve muayene dahil) reddettim, yıllarca süren bir sorun deneyimini kendi içimde kendi başıma yaşadım ve geçiştirdim. Neredeyse ciddi bir sakatlanmaya benzetilebilir. Tıp ve tanı zincirinde kalsaydım bugün ömür boyu kronik bipolar yorumlanacaktım. Bugün ani beta bloker ilaç durdurmamın üzerinden yaklaşık 13 yıl geçti ve bu sürenin ilk 7-8 yılında tıbbi olarak bipolar teşhis edilebilecek yaklaşık kriterlere aralıklarla sahiptim. Bu süreden sonra artık yoklar, hiç yoklar ve bir daha asla nüksetmediler.
Sağlık sistemi ve ilaçlarından uzaklaşalı/kurtulalı yılar yıllar oldu..
İlaçlar bilim değildir!
Neden?
Aslında yukarıdaki hikayeden daha fazlası var . Bilim temel olarak bir bilimevinde ve odasında (yani bilimhanede) çalışılır. Örneğin akademi. İlaç firması bir bilimevi değil ticarethanedir.
İlaç üretim mantığı nasıl çalışır?
İlaç üretim mantığı çok basittir. Bir ticari meta, ürün yaratma ve keşfetme.
Eğer bu daha önce bilinen benzeri olan bir şey olsaydı onun patentini alamaz ve satış için tek hak sahibi olamazdı bu nedenle benzersiz bir ürün yaratmaları gerekirdi. Bu nedenle laboratuvarda doğada yaklaşık benzeri olmayan, patentlenebilir bir molekül icad edilir. İlacın tüm mantığı ve felsefesi budur.
Bir çok doğal ilaç ve molekül vardır. işin aslı bir çok doğal molekül ayrıştırılarak ticari ilaç gibi bir forma sokularak dozlandığında o ilaçlar gibi etkilidir. Şu an eczanelerde satılan ilaçlarla kıyaslanmış başabaş etki görülmüş bir çok doğal molekülün makaleleri mevcuttur.
İşin aslı doğal moleküllerin pek çoğunu insan biyolojisi tanıyabilir, -evrimsel maruz kalmalar vb yoluyla- oysa sentetik moleküller ise DNA nız ve karaciğeriniz tanımıyor. Bu nedenle ilk bakışta toksin olarak yorumlanırlardı. Karaciğer onu yeniden yorumluyor.
Yani ilaç işi şöyledir. Silah üretmek gibi. Deterjan üretmek gibi. Bir işveren kimyageri tutar. Kimyagere dönüp: "bana bir ilaç üret, yeni bir formül bul", der. Buradaki bilim şuna de benzetilebilir. Deterjan bulanlarda kimyagerlerdir ve onlarda bilim yapar. Deterjan bilimdir. Diş macunu üretenlerde kimyagerlerdir ve bilim yapar gibi.
İlaç sanayi bir çeşit bilimden ziyade deterjan sanayiye benzetilebilir ve de benzetilmelidir.
İlaç bir ticari meta ya da üründür. Sağlığınızla değil paranızla ilgileniyor.
Eskiden biri bana bunları dese ben bunun tersini tartışırdım. Şimdi tersini tartışacak olanlara ise benim gibi saf olmamayı diliyorum.
Son olarak;
İlaç tıbbi iyileşme tıbbı değildir.
Sağlık ya da iyi hal tıbbının temeli önleme tıbbı olmalıydı.
İyileştirme tıbbının yordamı şu olmalı idi. Sorunun etiyolojisi (kaynağı) incelenerek/bulunarak sorunun ortadan kaldırılmasına dönük müdahale.
İnsanın ilaç arayışı; toksisite ve hastalık kavramını yanlış ele aldığı ve yapılandırdığını gözler önüne seriyor.
"ictenlik"
13-02-2026, 16:33
Bilim ve İlerleme
Uygar topluluğun ya da endüstriyel toplumun neredeyse tüm hastalıkları, ilaç kullanımları ve tedavi uygulamaları nüfus bazında sürekli olarak artar. Az ay da çok. Artan bir eğridir. Eğer gerçekten bilimden sözediyorsak matematik ve istatistik orada.
Uygar toplumun yaşam tarzı, beslenme biçimi ve hem tıp biçimi başka hiç bir kanıta ihtiyaç duymaksızın hatalı.
Bu paradigma değişimine ihtiyacımız olduğunu açıklıyor
Modern Tıp ve Beslenme Yönergeleri
Bugün diyabet teşhis edilip bir hormon/endokrin hekimine gidin (ya da ortalama bir sağlık web sitesi özellikle hastane siteleri yoluyla diyabetik için beslenme tavsiyesi arayın) oradan aldığınız tavsiyeleri birebir uygulayın ve kan şekeriniz ve insülin seviyenizi düşürmez ya da değişikliğe yol açmaz. Hiç bir fark yaratmayacak. Tüm dünya hastanelerinde diyabetiklerin önüne koyulan yemeklere bakın ve ölçümler yapın.
Sınayın. Rosenhan'ın psikiyatrisini sınadığı gibi sınayın. Tedavi etmediklerinin ve işlevsizliğin net ispatı ve ifşası
Verdiği tavsiye hiç bir işe yaramaz. Bir ilacınız olduğunu varsayar. O işi zaten yapan bir ilaç. Aslında önerdiği beslenme sizin zaten sürdürdüğünüz beslenmeden tamamen farksız bile olabilir. Sizi diyabet eden beslenmenin aynını önerir ve beslenme yönergeleri değişmez.
10 ayrı hormon hekiminden tavsiye al ve gerekirse bağlı diyetisyeninden liste al, ve din gibi birebir uy ve aradan aylar geçsin hatta sene geçsin ve bir ilaç orada yoksa insülin ve kan şekeri seviyesi normale dönmeyecek. Oysa bunu haftalar ya da aylar içinde yapmanın yolları var, hem de ilaçsız (karbonhidrat sınırlama ve eliminasyonlar gerekir)
Yani yanlışsa yanlış de ama değil
Bunlar modern felan değil, ileri değil, bilimsel hiç değil
Amerikan gıda politiği (biyopolitik) kasıtlı ve bilinçlidir.
.