Orijinalini görmek için tıklayınız : Kader inancı nereden geliyor?
Ahlaksız
07-10-2021, 19:31
Asur kralı Asurbanipal(M.Ö.7. yüzyıl), göksel kader tabletleri/kitapları olan tanrı Nabu'ya ''Hayatım senin önünde yazıldı.'' demiş.
Bu inancın, yahudiliğe tesir etmemesi mümkün değil. Bakalım;
Eski ahit, mezmurlar 139-16;
''Henüz döl yatağındayken gözlerin gördü beni;
Bana ayrılan günlerin hiçbiri gelmeden,
Hepsi senin kitabına yazılmıştı.''
İyi ama Yahudilik dediğin milattan önce 1900'lerden beri bilinen bir din. Asurbanipal doğduğunda büyük ihtimalle on iki yüzyıldır biliniyordu.
Ahlaksız
09-10-2021, 18:59
İyi ama Yahudilik dediğin milattan önce 1900'lerden beri bilinen bir din. Asurbanipal doğduğunda büyük ihtimalle on iki yüzyıldır biliniyordu.
Yahudi kutsal kitaplarının hepsi, Asurbanipal sonrasında yazılmıştır.
Yok hacı milattan önce 8. yüzyılda var.
Kaldı ki bu kitaplar sen ben okuyalım diye yazılmış "kitap" değiller. Hristiyanlıkta ve İslam'da da benimsenmiş rivayetle gelen hadislerinin toplanıp derlenmesi fikrinin ilk örnekleridir. Yahudi hadislerinin örnekleri ise neredeyse 4000 yıllıktır. Senin kral henüz 2800 yaşında anca var yok.
Ahlaksız
10-10-2021, 11:05
Yok hacı milattan önce 8. yüzyılda var.
Kaldı ki bu kitaplar sen ben okuyalım diye yazılmış "kitap" değiller. Hristiyanlıkta ve İslam'da da benimsenmiş rivayetle gelen hadislerinin toplanıp derlenmesi fikrinin ilk örnekleridir. Yahudi hadislerinin örnekleri ise neredeyse 4000 yıllıktır. Senin kral henüz 2800 yaşında anca var yok.
''Tevrat M.Ö.400, peygamberler M.Ö.200, geri kalan kitaplarda M.S.2. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmıştır.''
Ana hatlarıyla yahudilik, Salime Leyla Gürkan.
https://en.wikipedia.org/wiki/Ancient_Hebrew_writings
Ahlaksız
10-10-2021, 20:02
https://en.wikipedia.org/wiki/Ancient_Hebrew_writings
Yazıt ayrı şey. Yahudi kutsal metinleri ayrı şey.
Bir kitap olarak, ilk defa arapça yazılmış metne Kuran diyoruz ve bu Kuran'ın tarihi 933 yılıdır. 933 yılından önce arapça denilen dile dair bir sürü yazıt/kitabe bulabilirsiniz ama derli toplu bir metin, ilk defa bu yılda ortaya çıkmıştır.
Yahudilerin kutsal metni veya ibranice de bu şekildedir.
M.Ö. 500 veya 400 yıllarında Mısır'dan çıkış ya da yaratılış gibi kitaplar ortaya çıkmış. Yüzlerce yıl boyunca bu tarz kitaplar yazılmaya devam edilmiş. Hatta ilk masoretik metni M.S.9. yüzyıla tarihlerler.
Bu kitaplarda ne var?
Asur/Babil/Akkad/Sümer/Mısır/Yunan/Pers imparatorluklarından alınmış çeşitli veriler var. Bu konuda gösterdiğim gibi, mesela KADER inancı.
Yahudilik dini, antik Yakındoğu medeniyetlerinden beslendiği için çok zengindir.
Oldu olacak cumhuriyet sonrası matbaa baskısı iste.
İlk iletide dedim o çağlardaki metinler bildiğimiz anlamda "kitap" değiller. O devirde kitap falan yok, tomar var tablet var, parşömene çiziktirme var. Yani Hammurabi Kanunları, Orhun yazıtları ya da Rosetta Stone dediğimizde tarihsel olarak bir sürü bilgiyi açığa çıkaran metinlerden bahsediyoruz. Kim neden yazmış, maksat ne, tarihsel süreçte nereye oturuyor falan bilgi ediniyoruz.
Yahudi metinleri de en eski 4000 sene öncesinden başlıyor. Birileri arada topunu birden derleyip isimlendiriyor. Onlara da Tevrat, Torah vs. diyoruz.
Yahudi metinlerinin tarihlerini ille de yakına çekmeye çalışman anti-semitik kaygılarından ya da sami dinlerine irrasyonel düşmanlıktan kaynaklanıyor gibi.
Ahlaksız
10-10-2021, 21:21
Oldu olacak cumhuriyet sonrası matbaa baskısı iste.
İlk iletide dedim o çağlardaki metinler bildiğimiz anlamda "kitap" değiller. O devirde kitap falan yok, tomar var tablet var, parşömene çiziktirme var. Yani Hammurabi Kanunları, Orhun yazıtları ya da Rosetta Stone dediğimizde tarihsel olarak bir sürü bilgiyi açığa çıkaran metinlerden bahsediyoruz. Kim neden yazmış, maksat ne, tarihsel süreçte nereye oturuyor falan bilgi ediniyoruz.
Yahudi metinleri de en eski 4000 sene öncesinden başlıyor. Birileri arada topunu birden derleyip isimlendiriyor. Onlara da Tevrat, Torah vs. diyoruz.
Yahudi metinlerinin tarihlerini ille de yakına çekmeye çalışman anti-semitik kaygılarından ya da sami dinlerine irrasyonel düşmanlıktan kaynaklanıyor gibi.
4000 sene öncesine ait bir yahudi metni gösterebilir misin?
4000 senelik Yahudi metni göstereceğim demedim, bahsettiğin kraldan çok öncesinde sözlü (hadis) Yahudilik var, 4000 yıla tarihleniyor dedim. Doğrudan Yahudi metni olarak kabul edilen 3100 senelik metinlerin linkini de paylaştım.
Şimdi başlığın en başındaki sorunu gideremediğin için yan çizmeye, sağa sola çarpmaya başladın. Dürüst olmayacaksan bırak bu işleri. Hakikatle derdin vardıysa baştan söyleseydin, propaganda bültenine cevap yazmaya tenezzül etmezdim.
Ahlaksız
11-10-2021, 16:56
4000 senelik Yahudi metni göstereceğim demedim, bahsettiğin kraldan çok öncesinde sözlü (hadis) Yahudilik var, 4000 yıla tarihleniyor dedim. Doğrudan Yahudi metni olarak kabul edilen 3100 senelik metinlerin linkini de paylaştım.
Şimdi başlığın en başındaki sorunu gideremediğin için yan çizmeye, sağa sola çarpmaya başladın. Dürüst olmayacaksan bırak bu işleri. Hakikatle derdin vardıysa baştan söyleseydin, propaganda bültenine cevap yazmaya tenezzül etmezdim.
4000 veya 3100 yıl önceki metinler, yahudi metinleri değil.
Yahudilik denilen şeyi çok abartıyorsun sen. Çok geriye gidiyorsun. O kadar geride yahudi filan yok. O zamanlarda, Habirular(ibraniler) filan var.
M.Ö.1200 yıllarında ilk defa Merneptah Stelinde ''israil'' diye kabul edebileceğimiz bir kelime geçer, hepsi bu. Bu tarihte ne ibranice var, ne yahudi diyebileceğimiz birileri.
tolonbey
18-12-2021, 11:12
İşte böyleee
Tolonbey:Kaderi TANRI belirlemez,kişinin kendi belirler.Dindeki KADERİ belirleyen ALLAH degil FELLAHDIR.
Kendi kaderini tayin hakkı
özgür ansiklopedi
Bir makale serisidir
Hak
HumanRightsLogo.svg
Kuramsal ayrımlar
İnsan hakları
Sahibine göre haklar
Diğer hak grupları
Lenin kitabı için Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (kitap) sayfasına bakınız.
Kendi kaderini tâyin hakkı (self determinasyon ya da Türk Dil Kurumu tarafından tavsiye edilen biçimiyle öz belirtim), alışılmış anlamda ulusların kendi geleceklerini belirlemesi kavramıdır. Genel olarak, milletlerin kendi siyasal durumlarını, ekonomik, sosyal ve kültürel manada izleyecekleri yolu kendi istençleriyle belirlemeleri şeklinde tarif edilir.
Buna göre; kendi geleceğini belirleme hakkı yalnızca ulusun kendisine aittir; kimse ulusun hayatına zorla müdahale etme, okullarını ve diğer kurumlarını yok etme, gelenek ve göreneklerine saldırma, dilini baskı altına alma ve özgürlüklerini kısıtlama hakkına sahip değildir. Kelime İngilizce Self determination kelimesinden türetilmiştir.
Tolonbey:Kişide aynan devletler gibidir.Kendi gelecegini kendisinin belirlemessi gerekir.Buna na ALLAHIN ne FELLAHIN nede FELLAAHLAŞMIŞLARIN karşıı koyma hakları yoktur,
Birleşmiş Milletler, devletlerin toprak bütünlüğünün self determinasyon hakkından daha önde olduğunu kabul etmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dönem sözcüsü Miroslav Lajčák; self determinasyonun temel bir hak olmakla beraber bu hakkın kullanılabilmesi için iki şart koşulduğunu ifade etmiştir;[1][2]
Bu hak kullanılırken devletlerin toprak bütünlüğü ihlal edilmeyecektir.
Bu hak kullanılırken meseleye taraf olan herkes mutabakat halinde olacaktır.
Tarihi
Kökü bakımından Fransız ihtilali sırasında 1795 tarihinde yayınlanan insan ve vatandaş hakları demecine denk gitmektedir. Bu terimin ilk kullanımı ulus devlet kavramının şekillenmeye başladığı 18.yy.'a götürülebilirse de, kavramın modern anlamda oluşumu 20. yy başlarındaki kullanımıdır. Bu kavram Bolşevik önder Vladimir Lenin tarafından 1914 yılında dile getirilmiş, ardından I. Dünya Savaşı yıllarında ve sonrasında ABD Başkanı Woodrow Wilson terimi sık sık kullanmıştır. Ancak terim Wilson İlkeleri olarak bilinen 14 maddelik bildirgenin hiçbir maddesinde yer almamıştır.
Bu dönemde bu ilkenin en çok ilgilendirdiği ülkeler, birçok ulusu içinde barındıran
Osmanlı Devleti,
Çarlık Rusyası gibi ülkelerdi.
Bu devletlerde yaşayıp bu ilkeyi amaç edinen birçok halk, kendi bağımsızlık savaşlarına girişmişlerdir. Bununla birlikte diğer yandan birçok yayılmacı ülke bu oluşacak bağımsız devletlerden yararlanmak için manda ve himaye sistemini kullanmaya başlamışlardır. Lenin 1914 tarihli ünlü "Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı" isimli makalesinde, ortaya çıkan durumu şu şekilde ifade etmiştir;[3]
" "Emperyalizm koşullarında yalnızca ulusların kendi kaderini tayin hakkı değil,
siyasi demokrasinin bütün temel talepleri ancak kısmen uygulanabilir,
üstelik çarpıtılmış ve istisnai olarak. (...) Fakat bundan, hiç de sosyal demokratların bütün bu talepler için acil ve kararlı bir mücadeleden vazgeçmeleri gerektiği sonucu çıkmaz-sosyal demokratların böylesi bir mücadeleden vazgeçmeleri sadece burjuvazi ve gericiliğin ekmeğine yağ sürecektir"
„
Sovyetler Birliği'ndeki uygulama
Çok sayıda devletin bir araya geleceği federal bir yapıda, doğal olarak birçok ulus olacaktır.
Sovyetler Birliği'nin kurucusu Vladimir Lenin bu ulusların politik konumu konusunda Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (UKKTH) ilkesini öne sürerek bütün ulusların siyasal kaderinin, başka bir ulus tarafından tahakküm altına alınmadan, bağımsız bir şekilde kendi geleceğini tayin hakkını içermesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu ilkeye göre; ezilen ulusun bir diğer uluslarla arada yaşama isteği olabileceği gibi kendine ait bağımsız bir devlet ve meclisler kurma hakkı daima bulunmaktadır. Bu hak; bu şekilde açık olarak belirtilmediği sürece, hem ezen ulusun,
hem de ezilen ulusun mülk sahibi egemen sınıfları (burjuvazi) tarafından çarpıtılmaya açık hale gelecektir.
Bu hakkı hangi biçimde kullanacağı "ezilen ulusun" iradesine bırakılmalıdır.
1936 Sovyet Anayasası, bu ilke kaynak alınarak hazırlanmış ve halkların tam eşitliğini öngörmüştür. 25 Kasım 1936'da dönemin Sovyetler Birliği Komünist Partisi genel sekreteri Josef Stalin, anayasa taslağını açıkladığı raporunda konu hakkında "Sovyet anayasası, tüm halkların ve ırkların geçmişteki ve o anki durumundan bağımsız olarak, güçleri ve zayıflıklarından bağımsız olarak, toplumun ekonomik, sosyal, devletsel ve kültürel yaşamının her alanında aynı haklara sahip olması gereğinden hareket eder." diyerek bu konunun sovyet toplumunda son derece önemli olduğunu vurgulamıştır.
Bununla birlikte Stalin; Lenin'in ardından konuyla en çok ilgilenen sovyet liderlerinden biri olmuş ve bu ilkenin toplumlardaki önemini şu şekilde ifade etmiştir;[4]
" "Ulusların kendi kaderini tayin hakkı için mücadelede, sosyal demokrasinin amacı, ulusal baskı politikasına son vermek, bu politikayı imkânsız kılmak ve böylece uluslararasındaki çekişmeyi ortadan kaldırmaktır. (...) Bu sebeple işçiler, en incesinden en kabasına kadar ulusal baskıya ve ulusları birbirlerine karşı kışkırtma politikalarının bütün biçimlerine karşı savaşırlar ve savaşmaya devam edecekler." „
Fakat Stalin'e göre bu ilke, bir ulusun her gelenek ve kuruluşunu destekleyeceği anlamına gelmez. Herhangi bir ulusun baskı altına alınmasına karşı mücadele ederken yalnızca ulusun kendi kaderini belirleme hakkını desteklenecek, aynı zamanda ulusun emekçi kesimlerinin bu ulusun zararlı gelenek ve kurumlarından kurtulmasını mümkün kılmak için ajitasyon yapacaktır.[5]
Tolonbey:Komunist liderler bile bu KADER hakkında bukadar güzel şeyler söylerken FELLAHLAR ve bizim FELLAHU EKBERLERİN nerdeyse TÜMÜ boyunlarına İP TAKILIP çekilmeklerinden yanadırlar vede bu BUYRUK ALLAH tarafından gelmiştir deyebiliyorlar.Yani İFTİRACILIK yapıyorlar.Hala uyanamadık,sanırım birkaç yüzyıldaha bu UYKUYLA uyuyacağız.
Eeeeeeeeeeeeeeee, işin içinde 72 hörü 72 denede TÜYSÜZ oğlan olunca ne deseler bunlar AMİN demeye hazırlar.Bunlar herşeyden önce ETEKLERİNİ düşünürler.Aynan osmanlı paduşahu zülcalallar kimin:-)))84 Dedeniz Tolonbey