Orijinalini görmek için tıklayınız : Inancinizi ve Inancsizliginizi Tanimlar misiniz?
Saygideger uyeler;
Ben hesapladigim kadariyla 17 yildir bu sitede yazmakta yada okumaktayim. Bu site ben okumaya basladiktan 1 yada 2 yil once Cem arkadasimiz tarafindan kurulmustu. O donemde Cem'in bazi kisisel durumlari vardi, siteyi bize birakti, gitti. Ben, bir kac yil baska bir nick ile yazmistim. O zamanlarda sadece bir bolumun bolum mod'u idim. Sonra Natan olarak devam ettim. Bu 17 yilda ogrendikce gelistim, degistim, baskalastim, geriledim, ilerledim. Goruslerimde ogrendiklerim veyahut duygularim dogrultusunda ileriye ve geriye yonelik degisiklikler olmustur. Neredeyse son 6 yildir siteye cok az ugradim. Hele ki son yillarda.
Biliyorum ki, gerek burada gerekse kisisel hayatimizda ogrendiklerimizle gelisen, degisen varliklariz. Bu sebeple degisimi olumlu karsiliyorum. Degismemeyi, gelismemeyi ve omrumun sonuna kadar dedigim dedik kalmayi marifet sayan biri degilim. Bu, benim kisisel yanim. Aslinda bunun konuyla cok bir baglantisi yok.
Bu baslik biraz kisisel bilgi paylasimidir.
Tartismalarda uyelerin goruslerini bilebilirsem- kendi adima- cumle, konu yada icerik secimini ona gore yapabilirim. Bu yuzden forum uyelerine su anki kabul ettikleri felsefi akimi, inancini yada inancsizlik durumunu sormak istedim. Zaman icinde uyelerin goruslerinde farkli seyler olabiliyor. Bazen, kimin hangi goruste oldugunu cikarmak zor oluyor.
Rahat hissetmeyenler cevaplamayabilir.
Fakat paylasmak isterseniz, ateist, theist, agnostik, deist vs gorusunuzu yazar misiniz?
Tesekkurler
Esenlikle
A.
dine mine ne
11-06-2023, 15:39
Benim için "emergenz" terimi bir çözüm değil, bir sorundur. İçeriği bilinmeyen bir şişenin üzerindeki etiket gibidir. Aynı şey, dünyanın maddenin gücüyle kendi kendine geliştiğini öne süren "kendi kendine organizasyon" terimi için de geçerlidir. Ancak, fiziksel öz-örgütlenme teorisi sadece basit yapıların nasıl geliştiğini göstermiştir. Bu tür açıklamalar yaşam ya da zihin gibi karmaşık sistemler için yetersizdir, ancak kendi kendine örgütlenme kavramı her ne sebeple tüm karmaşık sistemlerede düsünülmektetir.
emergenz teorileri ikna edici değil ve kombinasyon ve ölçüm sorununu çözmediği gibi materyalizme de meydan okuduğu görülüyor. Ve sonucta, eğer sadece kendiliğinden örgütlenmeden ya da 'yeni şeylerin ortaya çıkmasını sadece doğanın bir özelliğidir ' diyorsak, ehh o zaman güzel dostum, doğrudan zaten 'Tanrı 'dan söz etmiş gibi oluyoruz. Elbette bu sadece benim görüşüm ve bu nedenle kimseyi bağlamaz.
Yıldıztozu
11-06-2023, 19:37
Ben evrenle konuşurum.
Kendimi insanın ürettiği sözcüklerle limitlemem.
Doğanın saf hali ancak bu şekilde anlaşılabilir. Sözcükler bulaşmadan.
İnsanlar teizm, ateizm diye kelimeler uydurmuş olabilir.
Ama ben evrenle konuştuğumda böyle kelimelerle karşılaşmıyorum.
Durumumu sizin dilinize çevirirsek teisttim ateist oldum denilebilir. İkisi de tercih değildi. Biri toplumun yönlendirmesine dayalı, diğeri doğaya dayalı farkındalığın götürdüğü yer.
Sizin dilinizde böyle ama evrenin dilinde tanrı yoktur demeye gerek bile görmüyorum.
Ben evrenle konuşurum.
Kendimi insanın ürettiği sözcüklerle limitlemem.
Doğanın saf hali ancak bu şekilde anlaşılabilir. Sözcükler bulaşmadan.
İnsanlar teizm, ateizm diye kelimeler uydurmuş olabilir.
Ama ben evrenle konuştuğumda böyle kelimelerle karşılaşmıyorum.
Durumumu sizin dilinize çevirirsek teisttim ateist oldum denilebilir. İkisi de tercih değildi. Biri toplumun yönlendirmesine dayalı, diğeri doğaya dayalı farkındalığın götürdüğü yer.
Sizin dilinizde böyle ama evrenin dilinde tanrı yoktur demeye gerek bile görmüyorum.
Peki evren sizinle konuşuyor mu?
Yıldıztozu
12-06-2023, 09:21
Peki evren sizinle konuşuyor mu?
Tabi.
Kediler de konuşur, ağaçlar da konuşur, yıldızlar da konuşur.
Duyabilirsen.
dine mine ne
12-06-2023, 14:15
Ben evrenle konuşurum.
Sizin dilinizde böyle ama evrenin dilinde tanrı yoktur demeye gerek bile görmüyorum.
Dualizm, mikro evren (kuantum dünyası) ve makro evren (günlük nesneler ve astronomik cisimler) arasında tercih yapma imkanı sunar. Ancak tercihiniz iç dünyanızla ilişkiliyken, neden mikro dünyamız yerine makro evrene yöneldiniz ki?.
Yıldıztozu
12-06-2023, 15:28
Ancak tercihiniz iç dünyanızla ilişkiliyken, neden mikro dünyamız yerine makro evrene yöneldiniz ki?.
İç dünyamız ile kuantum mikro dünyası birbiriyle ilgisiz, alakasız.
Neden bunu birbiriyle bağlantılı gösterdin ki.
Ayrıca ben makro evrenle konuşurum demedim, evrenle konuşurum dedim ki bu mikro-makro hepsini kapsar. Mikro'dan gelen verileri de iletişimime eklerim.
Tabi.
Kediler de konuşur, ağaçlar da konuşur, yıldızlar da konuşur.
Duyabilirsen.
Sizin kedi ile ağaç ile evren ile konuşmanızda problem yok.Bende konuşuyorum bu güne kadar kediler hariç cevap veren olmadı.
Siz ağaç ve evren ile konuştuğunuzda onlarda sizinle konuşuyorsa problem büyük demektir.Aman dikkat!
dine mine ne
13-06-2023, 11:11
İç dünyamız ile kuantum mikro dünyası birbiriyle ilgisiz, alakasız.
Neden bunu birbiriyle bağlantılı gösterdin ki.
Aşağıda eklediğim çalışmalar, beyinde kuantum mekanizmalarına dair kanıtlar olduğunu ve farklı spinlere sahip bazı izotopların vücudun ve beynin tepkilerini etkileyebileceğini göstermektedir. Yarım spinli ksenon izotoplarının anestezik olarak kullanılması ve farklı lityum izotoplarının sıçanların gelişimi ve davranışsal yetenekleri üzerindeki etkileri ilginç örneklerdir.
Beyindeki kuantum dolanıklığı açısından Trinity Enstitüsü araştırmacıları, kuantum çekimini incelemek için kullanılan yönteme benzer bir yöntem kullanıyor gibi görünüyor. MRI (manyetik rezonans görüntüleme) kullanarak ve kalp atışı sırasında beyindeki aktiviteyi gözlemleyerek, beyindeki proton spinlerinin potansiyel dolaşıklığını tespit edebildiler. Bu olgu, bilinen proton spinleri sistemiyle etkileşime giren kuantum mekaniksel bir sistemin varlığına işaret edebilir.
Dolaşıklığa işaret edebilecek gözlemlenen sinyalin yalnızca bilinç durumu sırasında mevcut olduğunu belirtmek de ilginçtir. Bu da bilincin bu kuantum fiziksel olaylarda bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Linklere kesinlikle göz atmalısın.
https://www.biologicalpsychiatryjournal.com/article/0006-3223(86)90308-2/pdf
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/29642079/
https://iopscience.iop.org/article/10.1088/2399-6528/ac94be
https://www.nature.com/articles/srep15717
Yıldıztozu
13-06-2023, 17:23
beyinde kuantum mekanizmalarına dair kanıtlar olduğunu
Bu mekanizmalar beyne özel değil, evrene ait.
Kuantum mekaniğini idealizm destekli yorumluyorsunuz. Gözlemcinin etkisini bilince bağlıyorsunuz.
Ancak bu materyalizm açısından bir sorun değil, çünkü gözlemci ile gözlenen arasında fiziksel bir etkileşim sözkonusu.
Bu tarz yorumları Harun Yahya'msı buluyorum.
Kuantum enerjisi
Kuantum bilinci
Kuantum masajı
Kuantum kuran'ı
Kuantum cinleri
dine mine ne
13-06-2023, 22:56
Ancak bu materyalizm açısından bir sorun değil, çünkü gözlemci ile gözlenen arasında fiziksel bir etkileşim sözkonusu.
İyide materyalist bir açıklama açısından bakıldığında, fiziksel etkileşimlerin genellikle sürece bağlı ve zamana tabi olduğunu ve çift yarık deneyi ve dolanıklık gibi durumların anlık olaylar olduğunu unutmuş gibisiniz.
Yıldıztozu
14-06-2023, 13:36
İyide materyalist bir açıklama açısından bakıldığında, fiziksel etkileşimlerin genellikle sürece bağlı ve zamana tabi olduğunu ve çift yarık deneyi ve dolanıklık gibi durumların anlık olaylar olduğunu unutmuş gibisiniz.
''anlık'' dediğinde yine zaman belirtmiş oluyorsun.
fakat süreç kavramı sorgulanabilir.
klasik fizikteki zaman anlayışı kalmadı artık, görelilik bunu değiştirdi.
anlayış değişse de yine fiziksel işleyişler geçerli.
fiziki olması, fizikalizm. bunlar da materyalizmle ilişkili.
bilinci o kadar büyütmemek lazım.
bilincin ortaya çıkışına bakarsak basit bir evrimsel mekanizma geçerli.
hayatta kalma ihtimalimizi artırdığı için görme, duyma, koklama ve bunun sonucu olarak bilinç ortaya çıkıyor.
yani basit bir sebebi olan bilinci yüceltip evreni etkileyecek bir şeymiş gibi görmek anlamsız geliyor.
Tabiata dağlara ovalara ağaçlara hayvanlara nehirlere denizlere göllere o müthiş devinime inanırım üstün zekalı ahmakların saplantılı teorilerine inanmam.
İyide materyalist bir açıklama açısından bakıldığında, fiziksel etkileşimlerin genellikle sürece bağlı ve zamana tabi olduğunu ve çift yarık deneyi ve dolanıklık gibi durumların anlık olaylar olduğunu unutmuş gibisiniz.
Arkadaslar,
Materyalizm [ve idealizm], gecersiz [metafiziksel] bir ifadedir. Modern dusuncede ve cagimizda da yeri ve onemi yoktur.
Saygilarimla
ilahimasal
15-06-2023, 10:29
Arkadaslar,
Materyalizm [ve idealizm], gecersiz [metafiziksel] bir ifadedir. Modern dusuncede ve cagimizda da yeri ve onemi yoktur.
Saygilarimla
subjektif öznel subjektif öznel subjektif öznel
sen şu yukarı yazdığın cümleyi hangi bilimsel akademik belirleyiciden onaylattında 'yeri ve önemi yoktur' diyebildin. hem subjektif fikir beyan ediceksin hemde dediğinin kanıtını ortaya koymadan ve koymanda imkansızken yargı vericeksin ?
materyalizm ve idealizmi eşitlemende senin gelişiminde baya bir problem ve sakatık olduğunu gösteriyor. laf olsun diye bu tip beyanlarda bulunma alvincim saygılar .
Natan
Sana, C programlama dilindeki yer göstericilerden bahsetmişmiydim.
Evet, ettim.
Elindeki ortodoks şemayı bırakalım, kadim soruya dönelim.
Madde mi bilinci üretti, bilinç mi maddeyi.
Patinaj yapma.
Boşver learties'i, metafiziği.
Madde ve maddi olandan başka ne var.
Evrendenden başka ne var.
Varsa bilgisi nerde.
Çok klişe ve ortodoks olmuşsun.
Herkes, kendi konumunun ideolojisini üretir.
Senin ideolojin var.
Benim ise ideolojisi üretilecek bir konumum yok.
spartacus
15-06-2023, 12:50
Arkadaslar,
Materyalizm [ve idealizm], gecersiz [metafiziksel] bir ifadedir. Modern dusuncede ve cagimizda da yeri ve onemi yoktur.
Saygilarimla
Buradan çıkan sonuç düşünmek gereksiz....
Felsefe bilgiye olan yönelim, bilgi-öğrenme isteği ve edinme yol-yöntem-disiplini üzerinedir.
Peki şimdi modern düşüncede bilgi nasıl edinilmektedir?
Metafizik salt fizik-dışı değil, konu itibariyle ve kapsam, detayıyla ele alırsak bilgi dışıdır da. Yani metafizik temelde bilgi edinilemez.
Neyse;
Bilgi nedir, nasıl elde edilir? Modern düşünce dediğin her ne ise, nasıl ifade etmekte, tanımlamaktasın?
Materyalizm, özünde bir "izm" olmaktan öte yola(bilgi edinimi temeline) dair tanımdır.
Cevap: Ne inançlı ne de inançsızım ikisi de yok denebilir...
Ahlaksız
15-06-2023, 20:50
Arkadaslar,
Materyalizm [ve idealizm], gecersiz [metafiziksel] bir ifadedir. Modern dusuncede ve cagimizda da yeri ve onemi yoktur.
Saygilarimla
Yaşadığı toplumun bireye dayattığı dogmalardan kurtulan herkes, otomatikman materyalist olur.
Yani kişi, yönünü soyuttan somuta döndürür.
Materyal ve madde aynı şeydir. Bu ifadeler, direk bilimi işaret eder ve modern düşüncede de bilim haricinde bir şey dikkate alın(a)maz.
Materyalizm, özünde bir "izm" olmaktan öte yola(bilgi edinimi temeline) dair tanımdır.
Sevgili, ahlaksiz, Spartacus, khaos ve ilahimasal,
Vakit bulursam, hepinize ayri ayri cevap vermeye calisacagim, ama simdilik bunu ortak bir cevap olarak degerlendirmenizi rica ediyorum.
Materyalizm, varolusu monism'e sigdirmak gibi gorunuyor. Bunu asagida aciklamaya calisacagim.
Yanliz, seninle olan bu diyalogumda, ne de farkli uyelerle kuracagim iletisimde hakli olmaya, yada karsi tarafi haksiz cikarmaya yonelik bir amac, niyet yada yontem tasimiyorum. Cunku bu tarz tartismalar, sahiplenilen ideolojiler uzerinden cekismeye ve hatta sidik yaristirmaya yonelik oluyor. Benim yapmak istedigim ise bilgi ve fikir paylasiminda bulunmaktir. Ya birsey ogretirim, yada bir sey ogrenir ve varsa fikrimi ve sorularimi, yada anlamadigim konulari sorarak paylasirim.
Simdi her ne kadar materyalistler, sahip olduklari ideolojiyi "bilimsel" bazen de "bilimin kendisi" veyahut "gercek", "hakikat" olarak tanimlasalar da materyalizm ne bilimdir, ne bilimseldir, ne bilimin konusudur, ne de soylemleri bilimin soylemidir. Oncelikle bunu belirtmekte fayda var. Materyalizm, basit bir ifade ile maddeyi dogadaki temel toz [only one substance] olarak kabul eden bir felsefi tekcilik [monist] bicimidir ve her sey ya maddedir ya da maddenin bir yansimasi, formu, bicimi yada niteligidir. Materyalizmin monist temelinden once sanirim monizmin iyi anlasilmasi gerekiyor.
Kavram temelinde monizm, "tek" ve "bolunmemis" anlamina gelen Yunanca "monos" kelimesinden turetilmistir. En genis kullanimiyla ise monizm, gercekligi birligi veya butunlugu ve her seyin ortak bir zamansal, uzamsal veya bilesimsel ogeye indirgenebilirligi acisindan aciklamaya calisan bir METAFIZIK sistemi ifade eder.
Terimi fiilen ilk ortaya atan Christian Wolff'sa da, monizm bicimleri, Pre-Sokratik donemde ve Parmenides'in zamaninda dahi vardi. Ornegin, Thales'in varolusun ozunu aciklamaya calisirken kullandigi en temel ve birincil ilke [only one substance] Su'dur; Anaximander icin ise birincil ve en temel sey Apeiron'dur ("tanimsiz sonsuz" anlamina gelir); Anaximenes icin only one substance Hava'dir; bu birincil yada en temel sey Herakleitos icin [B]Ates'tir. Buna karsilik, Demokritos gibi atomcular, "atom" adini verdikleri belirli nesneleri evrenin ozu olarak kabul etmislerdir.
Bu arada, arada ufak bir ara verelim ve sunu soralim: atom nedir? Bildigin gibi, bilinen en genel tanimi ile atom, maddenin en temel yapi tasidir, bir elementin bolunebilecegi ve yine de karakteristik kimyasal ozelliklerine sahip olabilecegi en kucuk madde birimidir. Ve atomlarin ilk dogrudan gozlemi Brownian hareketiyledir. Brown hareketi, kucuk bir kutle ile carpisan atomlarin ve molekullerin sayisindaki dalgalanmalardan kaynaklanir ve bu da onun karmasik yollarda hareket etmesine neden olur. Bu, atomlarin varligina dair neredeyse dogrudan bir kanittir ve tatmin edici bir alternatif aciklama bulunamaz. (ODTU Fizik’ten Brown Hareketi ve atomlarin buyuklugu (http://www.physics.metu.edu.tr/~sturgut/pop/bu/Brown%20hareketi%20ve%20atomlarin%20buyuklugu.pdf) )
https://slideplayer.com/slide/12283226/72/images/9/Brownian+Motion.jpg
Bu olay, atomlarin ve molekullerin varligina dair cok onemli bir kanittir. Bu arada ufak bir bilgi olarak, gazlarin basincini, sicakligini ve hacmini aciklayan gazlarin kinetik teorisi, parcaciklarin Brownian hareket modeline dayanir diyelim ve kapatalim. Albert Einstein'in Brown hareketi hakkindaki makalesi [>Suraya koyuyorum (https://iopscience.iop.org/article/10.1088/0031-9112/7/10/012/meta)<]
Peki, bu fenomenin goruntulenmesi nasildir? Mesela taramali tunelleme mikroskoplari [ Scanning tunneling microscopes], atomlarla etkilesime girebilen elektron dalgalari uretir. Mikroskoplar bu etkilesimi olcer ve bu okumalari genellikle sasirtici ayrintilarla atomlarin goruntulerine donusturur. Bunun da icadi 1981 yilidir. [1] (https://www.sciencelearn.org.nz/resources/1652-seeing-atoms); [2] (https://malzemebilimi.net/taramali-tunelleme-mikroskobu-ttm-nedir.html)
Bunlari niye anlattim? Demokritos'un gorusu bilimsel temelli yani, bilimsel yontemler ve methodlar uygulanarak elde edilen bir bilgi degildir. Yukarida anlattigim gibi, 1981 yilinda ozel bazi mikroskoplarin icat edilmesinden sona atoma iliskin bazi gorseller elde edilmeye baslanmistir. Ustelik, atomlar Demokritos'un dusundugu kati, parcalanmaz, yok edilemez parcaciklar olmaktan ziyade, daha kucuk, daha basit parcaciklardan ve cok sayida bos alandan olusur. Sunu da soylemek lazim, atomlar diger madde veya enerji bicimlerine donusturulebilirler. Yani ozet olarak, Demokritos'un varsayimi bilimsel yontem ile elde edilmemis, iceriginde suanki bilimsel bilgiyle celisen yerleri var ve metafiziksel bir ifade olarak sunulmustur. Yine de ona gore parcalanamaz, bolunemez olan kati atomlar herseyin altinda yatan substance'dir.
Erken Modern Donem filozoflarindan Spinoza'ya gore ise, tek toz, (only one substance] varligini ontolojik argumanin bir versiyonuyla kanitlamaya calistigi,[ve benim anlamaya calismam aylarimi aldi] hem Tanri hem de Doga oldugunu dusugu tek sebstance'dir. Bu orneklere bu sekilde devam edebiliriz fakat yeterlidir diye dusunuyorum.
Fakat yukarida bir kac kez tekrarladigim felsefi anlamdaki ‘substance' kavrami, Turkce'de 'toz', ve/veya seylerin temelinde yatan yada temel olusturan bir sey' anlamina gelen Latince substantia seklinde ifade edilen ve 'varlik' anlamina gelen Yunanca ousia'ya karsilik gelir.
Erken Modern felsefe de monist varsayimlarinin cogu Spinoza'dan alinmadir , Daha genel bir ifade ile soyleyebilirim ki, 19. Yuzyildaki kullanimiyla, tum gercekligi tek bir ilkeyle aciklamaya calisan herhangi bir sisteme atifta bulunmak icin MONISM kullanilmistir.
Materyalistik monism de ise bu doktrin, ister atomlarin bir araya toplanmasi, ister ilkel, dunyayi olusturan bir madde, ister dunyanin kendisinden evrimlestigi sozde kozmik bulutsu olsun, tek bir gercekligin, yani MADDE'nin var oldugunu savunur. Yalnizca fiziksel olanin gercek oldugunu ve zihinsel olanin fiziksel olana indirgenebilecegini savunur. Materalizmin -bana gore- yanlislarindan biri varolusu algilayis ve tanimlayisinda, metafiziksel monism'min bir turu yada turevi olmasidir. [Yanlislarindan bir digeri ise zihniyeti yada olaylari tanimlama bicimi. Bunu daha sonra anlatacagim] "Hersey"in ‘madde' oldugu ve varolusu madde'ye [only one substance] INDIRGEMESI, yukarida anlattigim gibi yeni bir sey degildir.
Nasil ki, idealistik monizm, zihnin en temel sey oldugunu (yani var olan tek tozun zihinsel oldugunu) ve dis dunyanin ya zihinsel oldugunu ya da zihin tarafindan yaratilan bir yanilsama oldugunu savundugu gibi, materyalistik monism de zihin faktorune zit olarak maddeyi merkeze yada her seyin ozone koymustur. Bu anlamda her iki yaklasim da METAFIZIKSEL olan bir yaklasimdir. Burada onemli olan nokta, bu durumun metafiziksel bir bildirim oldugunun kavranmasi, bilincine varilmasi yada farkina varilmasidir.
Cunku bilimin, "hersey maddedir", "evren, tek bir oz yani atom denilen maddedir", "hersey maddeye indirgenebilir", olmadi, "madde sonlu/sonsuzdur" gibi soylemleri yoktur. Cunku bu cumleler bilimsel DEGILDIR.
Yukarida ozetle agirlikli olarak ;
1- Monism kavramindan
2- Madde kavramindan
3- Varolusun the substance'a indirgenmesinden ve orneklerinden
4- Bu bildirimlerin dogasi geregi bilimsel degil, metafiziksel/ontolojik bir bildirim olmasindan bahsettim.
Simdi ise her sey madde'ye indirgenebilir mi sorusu uzerinden fikrimi paylasmak istiyorum.
Aslinda bu soru mukemmel bir soru fakat derin ve cevaplamasi, hatta cevaplamaya nasil baslanacaginin bilinmesi bile bilme zor. Once kisa bir cevap vermek gerekirse, "hayir" demek istiyorum. Cunku, bilimin, "hersey maddedir" yada "hersey maddeye indirgenebilir" yada "icindekilerle birlikte evren dedigimiz sey TEK degismeyen-atom, madde-, en temel substance'dir" diye bir soylemi yok. Bu, bilimsel bir soylem olmaktan ziyade, yukarida bahsettigim gibi metafiziksel bir ifadedir. Bu konuda en temel tartismalardan biri olarak bilinci ele alalim. Aslinda bu konu da cok zor. Zihnin maddenin basit bir sunumu veya gorunusu olmasi elbette mantiksal olarak mumkundur, fakat zihnin kendisi madde degildir. Ustelik her seyin maddeye indirgenmesi kosullu ve gecicidir. Her seyi akla indirgemek ayni derecede makul olabilir cunku bilinc, madde kadar temel degilse de, deneyimledigimiz yasamlarimizin temel bir bilesenidir.
Burada duralim ve bir adim geriye giderek bir iki saniye dusunelim. Bir bakima zihnimde beliren sey su soru: "Gerceklik Nedir?" veya "En temelde en onemli sey NEDIR?" veya "Varligin TEMEL/ EN ONEMLI sey? Yada dogasi nedir?", "Beni BEN yapan SEY nedir?" (ben maddeyim, ben molekulum abi)Bunlar, elbette, her zaman metafizigin tam kalbinde yer alan sorulardir.
Kimsin abi sen?
Ben maddeyim. Ben, mokekulum.
Hayir, daha temelde daha onemli bir sey olarak nesin, kimsin?
Yani seni sen yapan, madden mi yoksa baska bir sey mi? Bu illaki tanri, ruh anlaminda degil. Onemli olan bir toze indirgeyecek misin kendini, yasamini, degerlerini, herseyi.
Yada baska bir soruyu ele alalim: Bu sorular, tam anlamiyla bilimsel mi yoksa felsefi mi? Baska bir deyisle, "Gercek nedir" vb. diye sordugumuzda nasil bir soru soruyoruz? Hangi temelli bir soru soruyoruz.
Bunun bilimle ilgili bir soru oldugunu dusunmeye meyilli olsak da, aslinda oyle degil, en azindan ayni sekilde degil. "Gercekligin" altta yatan dogasiyla ilgili meseleler, temel bilimlerdeki herhangi bir kesiften buyuk olcude (ve belki de tamamen) ayridir. Bunu dusunmemin baslica nedenlerinden biri, bana gercekligi deneyimledigimiz ortamin, yani bilincin, doga bilimleri tarafindan arastirilan alanlardan niteliksel olarak farkli gorunmesidir.
Yukaridaki sorgulamanin oldukca tartismaya acik ve buyuk bir iddia oldugunun farkindayim. Bu konuyu bir iki oncul ile acmak istiyorum:
Oncul 1) Maddi dunya gercektir. Maddi dunyayi olusturan temel seyleri [B]madde olarak adlandiralim.
Oncul 2) Bilinc gercektir. Bilinci olusturan temel olgulara zihin adini verelim.
Bu oncullerin herkes icin- en azindan senin ve benim- icin tartismasiz oldugunu kabul ediyorum. Ama "gercek" ile kastedilen nedir? Simdilik sadece gercegin "var" ile esdeger oldugunu soyleyelim. Bundan daha temel olanini soylemek zor. Simdi bir soru ortaya cikiyor, yani 'bu iki seyden biri (madde ve zihin) digerine indirgenebilir mi?' Bu cok eski bir soru ve bu alanda bilinen bir kac cevap var. Bunlardan bazi tanimlamalari asagiya yazmaya calisayim:
T1) Aklin maddeye indirgenebilecegi gorusune materyalizm adini veririz.
T2) Maddenin akla indirgenebilir oldugu gorusune idealizm adini veririz.
T3) Hicbirinin diger toze indirgenemeyecegi gorusune dualizm adini veririz.
Tum bu gorusler tarihsel olarak (ve cagdas olarak) savunulmustur. Diger okuyucular icin hatirlatmakta fayda var: Onemli materyalistler arasinda Epicurus, Lucretius, La Mettrie, Marx ve bir dizi cagdas dusunur yer alir. Onemli idealistler arasinda (elbette cesitli sekillerde), Platon, Berkeley, Kant, Hegel ve belki de modern cag ornegi olarak Thomas Nagel gibi dusunurler yer alir. Onemli madde dualistleri arasinda Descartes, Malebranche ve cesitli dini geleneklerdeki beden/ruh yada beden/zihin dualist dusuncesinin genis bir populer gelenegi yer alir.
Simdi geldigim nokta su: Dunyayi bilincli bir varlik olarak deneyimliyorum. Bedenimi, dis fiziksel nesneleri, dusuncelerimi ve cesitli zihinsel olaylari bilincli algilar olarak deneyimliyorum. Her sey bana zihin ve bilinc kanali araciligiyla veriliyor. [bilincim olmadiginda bilgi alma yada bilgi isleme durumum yok] Bilindigi gibi, fiziksel bilimler fiziksel nesneleri arastirir. Bunu yapabilmek icin, bilimlerin once metafiziksel bir hareketle [cunku bu tarz sorular yada konular bu alanin sorularidir] seyler gercek oldugunu varsaymasi gerekir. Yukaridaki Oncil 1 goz onune alindiginda, bu benim icin sorunsuz gorunuyor. Ancak bilim adamlari genellikle bana tamamen asilsiz gibi gorunen bir varsayimda bulunuyorlar ve "yalnizca madde gercektir" diyorlar. Yani metafiziksel materyalizm tezini benimsiyorlar. [Yukarida detaylica bu tezi anlattim] Ama dunyada bu iddiayi hakli cikaran ne var? Maddi seylerden cok farkli gorunen bilincin, maddi ve bilimsel terimlerle aciklanabilecegi iddiasini hakli cikaran nedir?
Dolayisiyla, bilim yalnizca maddeyi arastirdigi icin, bilincli deneyimin merkezi boyutuna, yani bilincin kendisine dokunulmaz. Ve noronlarim beynim araciligiyla sinyaller gonderip gondermediginde neler olup bittigi hakkinda ne kadar cok sey ogrenirsem ogreneyim, bunun temelde bilincli deneyimimle ilgisini anlamiyorum. Bu yaziyi yazarken, agzima cikolatali soguk cilek attim. Aslinda bir kac kere attim. Her seferinde tatliliginin tadina/keyfine vardim. Norologlar, ateslenen bir noronu isaret ediyor ve "hissettigin his bu" diyor. E hakli olarak da cevap veriyorum ve diyorum ki, "Hayir degil. Bana gosterdigin sey cilek tadina pek benzemiyor."
Dolayisiyla, bu konunun daha fazla arastirma ve sorgulamaya muhtac oldugunu dusunmekteyim.
Yazinda "bilgi"ye yonelik soruna iliskin diger bir ileti yazacagim. Bunu ayri tutmakta yarar var. Fakat ben yazana kadar verecegim bir iki kaynaga bakabilirsin. [3 (https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/812094)], [4 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2051030)] Ozellikle son makale biraz daha hos.
Saygilarimla
Bu durumda, her birimize tek tek yazacağın cevabı bekliyorum.
Yukarıdaki klişe zırvanın muhatabı değilim.
Şematik düşünce derken kastedilen buydu, ve sen bunu aşabilecek istidadı gösteremiyorsun.
Materia, arkhe değildir,
Tüm nitelikleriyle bir bütün halinde evrenin kendisidir.
Bunca yıl sonra, ısrarla, soyut nedir soyutlama nedir ve neden yapılır sorusunu görmezden gelip klişe şemaları ezberlemeyi seçmişsin. Bana dert değil. Senin seçimin
Tekrar soruyorum; madde/ maddi olanın haricinde ne var
VE TEKRAR SORUYORUM, MADDE VE BİLİNÇ DİYE BİR DÜALİTE Mİ VAR Kİ MATERİALİZM MONİZM OLSUN.
BİLİNÇ EVRENE AİT BİR NİTELİK DEĞİL Mİ.
Bilinç, maddenin/evrenin bir niteliğidir.
Bu kadar basit olanı anlamayı red edenler kendilerine günün sonunda bir ilah yaratır ve ona secde ederler
Bilinç maddenin örgütlenmiş biçimine ait bir fonksiyonudur . Bu cümlenin bilimsel olmadığını iddia etmenin kendisi ideolojidir. Evrenseli severiz. Seni de severiz. Yaşlandıkça durumunun ideolojisini üreten küçük burjuvalara dönüşüyorsunuz.
Sonra da ben buraya ideolojisiz geldim diyorsunuz
Metafizik, leartese ait zırva bir kavramdır.
Materyalizm, ne metafizikdir ne monizm ne de ideoloji.
Sadece nesnelin kavrama göre öncelenmesidir..
Kavram ya nesnelden soyutlanır ya bi yerlerden uydurulur.
Tekrar söylüyorum.
Bırak elindeki şemayı.
Düşün,
Dil nedir, nasıl ortaya çıkmıştır, insanın tür olarak evriminden bir bebeğin büyüyüp gelişimine kadar multidisipliner olarak olarak konuyu ele al.
İşte şu evrende yaşıyoruz.
Ve ürettiği her nitelik limitli.
Yani hiç hükmünde.
Ustan, gecenin kör bir saatinde manyetik alan madde değil demişti.
Ona, niye yeterince sert mi değil demedim.
Ama, sana derim.
Şu alemde gördüğün ve üzerinde konuştuğun herşey maddedir/maddidir.
Materyalizm bundan ibarettir
spartacus
15-06-2023, 23:06
Sevgili, ahlaksiz, Spartacus, khaos ve ilahimasal,
Vakit bulursam, hepinize ayri ayri cevap vermeye calisacagim, ama simdilik bunu ortak bir cevap olarak degerlendirmenizi rica ediyorum.
Materyalizm, varolusu monism'e sigdirmak gibi gorunuyor. Bunu asagida aciklamaya calisacagim.
Var'oluşu derken de monizm yapmış olmuyor musun, siz bir varlık mısınız, elma da bir varlık mı?(bakınız monizm üzerinden yapılan o eleştiriler, safsatadır, aşağıda kısaca değineceğim)
Felsefe bilgiye erişimle ilgilidir. Bu temelde ilerlemeyen her ifade yanlış veya hatalı olur.
Bilgi: Özne-Nesne ilişkisinde elde edilen verinin(aktı - duyu organlarıyla elde edilir) yorumlanmasıyla elde edilir. SALTIK değildir ve doğada kendi başına bulunmaz.
Bu materyalist yöntemdir. Materyalizme dair, bunu esas almayan her eleştiri ya eksik ya da hatalıdır.
Kısaca materyalizmin temeli, kaynağı bilgiye nasıl erişebileceğimiz üzerinedir.
Bilim de, bilgiye erişimin yolunda duran pratiktir. (bilim materyalisttir, modern düşünce diye bir düşünme alternatifi olabilir mi? Tüm modern mitolojiler de moderndir, sonuçta düş'üncedir(elbette idealist temeldedirler) ve kaldı ki düşünce değil, NESNEL-BİLGİ esaslı olmalı-materyalist temelde böyle yaklaşılır.
Bu kadar basit ifade edilebilirken, ateizmi, dincilerden öğrenmek ne ise, materyalizmi de idealist olduğunun farkında olmayan öznelcilerden kaynak edinirsek yanlış sonuçlara varıyoruz.
İdealizmin aşırı öznelciliği, madetaylizmi salt maddeye indirgerken, spesifik detaylardan, özelden-genele safsatasına da başvurmaktadır.
ETKİ-TEPKİ yoksa => bilgi de yoktur, felsefe de, bilim de olmaz. Bu kadar yalın ifade edilebilirken, çok çeşitli safsatalar, idealist, teist(bilhassa teist) yaklaşımlar, kapitalist kaygılarla materyalizmi tanımlama çabasının, materyalizmle ilgisi yoktur.
Bu konuda, monizmi öne sürenler de ÖZNEL-SUBJEKTİF bir yaklaşıma sahip.
Biz elde ettiğimiz BİLGİYİ ortaya koyuyoruz, bu noktada ÖZNELCİ yaklaşımlar bilim dışıdır.. Örneğin gece karanlık ise karanlık deriz, bu bilgiyi nasıl elde ediyoruz? Etki-tepki, duyu organlarımız üzerinden, bilgiden söz ederken de diyoruz ki, özne-nesne ilişkisi.
Bilgi= duygu, inanç, ideolojik kaygılar içermemeli, neyse, yorumlanan da o olmak zorunda. Siz sonuca bakıp, monizm vs derseniz o sizin hatanızdır.
Her şeyi salt bir'e indirgeme anlayışının materyalizmle ilgisi yoktur, bu düşünsel bir yaklaşımdır, BİR'E indirgemek başka bir şeydir, kaynağın-malzemenin MADDE olduğu ifadesi başka - aksine materyalizmde, hiç bir nesne kendisine indirgenemez-eşitlenemez, çünkü her an ilişki, hareket ve değişim-form-yapı halindedir. Bu sitede her kavramın temelinde olanın FORM-YAPI olduğunu binlerce kez dile getirmişimdir.
Bilgi form-yapı, etki-tepki esaslıdır, esasında madde tanımlanamaz, bizim tanımlarımız maddeyi değil, maddeye dairliğin ifadeleri-tanımlarıdır.
Nasıl ifade edebilirim ki, önce bu cevabın başında dile getirdiğim felsefe, bilgi kavramları doğru zeminde anlaşılmalı. Sonra bilgimizin özne-nesne ilişkisinde, etki-tepki esasıyla elde ettiğimiz bir ürün olduğunu kavramak gerekir. Daha sonra da bu bilginin ayırt edici temelini belirleyenin FORM-YAPI'lar olduğunu görmek gerekir. İşte tüm bunlardan sonra elde malzeme-kaynak kalır ki, biz buna madde diyoruz. Daha sonra anlıyoruz ki, aslında önce madde geliyor, sonra, etki-tepki, form-yapı, sonra da bilgi. Monist yaklaşım olduğu iddiası geçersizdir, bizim amacımız her bir şeyi saltıklaştırıp, bir şeye indirgemek değildir.
Hamurun kaynağı nasıl ki un ve su ise, bizim yaklaşımımız da bu biçimde nesneldir. Yani burada bizim ifademiz KAYNAKLA ilgilidir, şeyi, kaynağa indirgemek değil. Bilmiyorum buradaki farkı görebiliyor musunuz?
Elma, armut da maddedir demek, elma=armut demek değildir, ifadenin kapsamı [B]muhteviyatla ilgilidir, ama siz muhteviyatla ilgili bir ifadeyi, özneyle, form-yapıyla(böylece elma ve armut farkllı olur) ilgili sanırsanız, yaklaşımınız baştan geçersiz olur. Bu cevabımın, en yalın ve kısa ifadesi bu paragraftır.
ilahimasal
15-06-2023, 23:06
Kimin hangi görüşte olduğunu merak ediyorsun da ! Kendinin hangi görüşte oldugunu , açık net kısa bir şekilde ifade etmiyorsun.
Lütfen laf kalabalığı yapmadan bize söylermisin ?
Belliki bilgiyi maddenin dışında bir şeyden alıyorsun ve bunu bizimle paylaşmak için heycanlanıyorsun.
Bende merak ettim şimdi madde dışında ki bilgi kaynaģın nedir ?
Buradan çıkan sonuç düşünmek gereksiz....
Neyse;
Bilgi nedir, nasıl elde edilir? Modern düşünce dediğin her ne ise, nasıl ifade etmekte, tanımlamaktasın?
..
Oncelikle bilimi tanimlayalim. Bilim, gozlemler ve olcumler yaparak ve deneyler yaparak fiziksel dunyanin nasil calistigini kesfetmeye yonelik bir insan cabasidir. Fiziksel dunyadaki olaylarin bizim anlayabilecegimiz duzenli neden-sonuc modellerini takip ettigi varsayimina dayanir. (Bu neden sonuc iliskisini ile ilgili Hume basligi actim. Orada konusulabilir.)
Bilim insanlarinin, fiziksel dunyanin nasil calistigini ogrenmek icin bilimsel yontem adi verilen belirli bir dizi adim izler.
Karar verirken her zaman kullandigimiz seyler. Bilimsel sureci gunluk bir duruma nasil uygulayabilecegine dair sana bir ornek vereyim:
Gozlem: Radyoyu acmaya calistiginda hicbir sey olmuyor diyelim
Soru: Radyodan neden ses gelmiyor?
Hipotez: Belki piller bitmistir. Evet bu radio pilli bir radio olsun.
Hipotezi bir deneyle test etmeye calisalim: Yeni piller koy ve radyoyu acmaya calis.
Sonuc: Maalesef radio hala calismiyor.
* Yeni hipotez: Belki kablosu yanmistir yada hasar gormustur.
Deney: O zaman yeni bir kablo tak.
Sonuc: Simdi radyo calisiyor.
Sonuc: Yeeyy, yeni hipotez dogrulandi.
Bu yukaridaki adimlari her zaman listelenen sirayla takip etmeseler de, yukaridaki adimlar, bilim insanlarinin dogal dunyayi anlamaya calisirken siklikla uyguladiklari formal bir taslaktir.
Yani;
• Once bir sorunu tanimlarsin.
• Sorun hakkinda bilinenler nelerdir diye bakarsin.
• Arastirmak icin bir soru sorarsin.
• Soruyu cevaplamak icin veri toplarsin.
Verileri (sorulari yanitlamak icin gereken bilgileri) toplamak icin bilim insanlari calistiklari konu alaninda gozlemler yaparlar. Bilimsel gozlemler, insanin gorme, koklama, isitme ve dokunma duyularini kullanarak bilgi toplamayi ve cetvel, mikroskop ve uydu gibi araclari kullanarak bu duyulari gelistirmeyi icerir. Simdi hepsini saymayalim. Cogu zaman bilim insanlari, bilgi toplamak ve fikirleri test etmek icin kontrollu kosullar altinda (buna Experimental design denir, ve kontrollu gruplar da kullanilir) gerceklestirilen deneyler veya prosedurler yuruturler.
Verileri aciklamak icinse bir hipotez gerekir. Bu nedenle, bilim insanlari bilimsel bir hipotez onerirler - dogada veya deneylerinin sonuclarinda gozlemledikleri seyin test edebilecekleri olasi bir aciklamadir bu. Bilim insanlari, hipotezleri gecerliyse ne olmasi gerektigine dair tahminler yapar ve ardindan deneyler yaparak test eder.
One surulenler baska deneyler, modeller veya gozlemlerle test edilir. Bilim insanlari genellikle deneylerini tekrarlarlar, ancak tahminleri test etmenin baska bir yolu da incelenmekte olan bir sistemin bir modelini, yaklasik bir temsilini veya simulasyonunu gelistirmektir.
Hipotezi kabul edersin veya reddedersin. Sonuca gore degisir. Yeni verileri hipotezlerini desteklemiyorsa, bilim insanlari baska test edilebilir aciklamalarla gelirler. Cesitli hipotezleri onerme ve test etme sureci, bu calisma alanindaki bilim adamlari arasinda, verilerin en iyi aciklamasinin belirli bir hipotez oldugu konusunda genel bir anlasma olana kadar devam eder. Iyi test edilmis ve genis capta kabul gormus, yanlislanabilirlik ilkesi uygulanmis ve yine de pek cok veri ile desteklenmisse bir bilimsel hipotez bilimsel teori adini alir.
Bilimsel surecin dort onemli ozelligi merak, suphecilik, tekrar uretilebilirlik, surekli test etme, yanlislanabilirlik ve peer degerlendirmesidir. (Bunlar ideolojilerde ve dinlerde yoktur) Kisaca peer review da denir. Iyi bilim insanlari, doganin nasil calistigini gercekten de cok merak ederler. Ancak test edilip dogrulanana kadar yeni verilere, hipotezlere ve modellere karsi oldukca supheci olma egilimindedirler. Bilim insanlari ayrica toplanan herhangi bir kanitin tekrarlanabilir olmasi sarti kosarlar ve surekli test ederler.
Baska bir deyisle, diger bilim insanlari ayni deneyleri yaptiklarinda ayni sonuclari alabilmelidirler.
Bilim bir topluluk cabasidir ve bilimsel surecin onemli bir parcasi peer review'dir. Bu nedir? Bu, bilim insanlarinin kullandiklari yontem ve modellerin ayrintilarini, deneylerinin sonuclarini ve hipotezlerinin arkasindaki mantigi, ayni alanda calisan diger bilim adamlarinin (akranlarinin) degerlendirmesi icin acikca yayinlamasini icerir. Bilimsel bilgi, bilim insanlarinin surekli olarak olcumleri ve verileri sorgulamasiyla, yeni olcumler yapmasiyla ve bazen yeni ve daha iyi hipotezler ortaya atmasiyla, bu kendi kendini duzelten sekilde ilerler.
Daha once de dendigi gibi cok sayida gozlem ve olcum bilimsel bir hipotezi desteklediginde, bilimsel bir teori haline gelir. Genis capta test edilmis, kapsamli kanitlarla desteklenmis ve belirli bir alandaki veya ilgili calisma alanlarindaki cogu bilim adami tarafindan kabul edilmistir. Bilim insani olmayanlar, yada bilime yabanci olan bireyler gercekte bilimsel hipotez ve teori [daha fazla degerlendirme gerektiren gecici bir aciklamayi] kelimesini yanlis kullanirlar.
Bilimin bir baska onemli ve guvenilir sonucu, bilimsel bir yasa veya doga yasasidir - dogada ayni sekilde tekrar tekrar gerceklestigini gordugumuz seylerin iyi test edilmis ve genis capta kabul gormus bir aciklamasidir. Bir ornek, yercekimi yasasidir. Bilim adamlari, farkli yuksekliklerden dusen nesneler uzerinde binlerce gozlem ve olcum yaptiktan sonra su bilimsel yasayi gelistirdiler: tum nesneler ongorulebilir hizlarda dunyanin yuzeyine dusuyor.
Bilimsel bir yasa, dayandigi gozlemlerin veya olcumlerin dogrulugundan daha iyi degildir. Ancak veriler dogruysa, celiskili yeni veriler elde etmedikce bilimsel bir yasa cignenemez.
Bilimin temel bir ozelligi test etmektir. Bilim insanlari, bu bilimsel araclarin guvenilirligini ve ortaya cikan sonuclari olusturmak icin hipotezlerini, modellerini, yontemlerini ve sonuclarini tekrar tekrar test etmekte israr ederler.
Bazen, bazi politik yada dinsel ideolojiler "bilimsel" on basligi ile tarif edilir. Bilimsel sosyalizm, yada bilimsel yaratilis teorisi gibi. Fakat bu "on bilimsel" tarifler, test edilemedikleri, yanlislanamadiklari, dogma ve doktrin icermesi ve akran degerlendirmesi yani peer review yapilmadigi ve bilimin tarifine uymadiklari icin olarak kabul edilmezler.
Buna karsilik, gercek bilim, bilimsel bir fikir birligi olarak adlandirilan, incelenen alanda uzman olarak kabul edilen bilim insanlarinin tumu veya cogu tarafindan genis capta kabul edilen verilerden, hipotezlerden, modellerden, teorilerden ve yasalardan olusur. Tekrar ediyorum: Gercek bilimin sonuclari test etme, acik akran degerlendirmesi [peer review], tekrar uretilebilirlik, yanlislanabilme ve tartisma gibi kendi kendini duzeltme surecine dayanir. Yeni kanitlar ve daha iyi hipotezler, kabul edilen gorusleri gozden dusurebilir veya degistirebilir. Ancak bu gerceklesene kadar, bu gorusler guvenilir/gercek bilimin sonuclari olarak kabul edilir.
Sonuc olarak bilimsel bilgi boyle edinilir.
Saygilarimla
spartacus
15-06-2023, 23:50
Oncelikle bilimi tanimlayalim. Bilim, gozlemler ve olcumler yaparak ve deneyler yaparak fiziksel dunyanin nasil calistigini kesfetmeye yonelik bir insan cabasidir. Fiziksel dunyadaki olaylarin bizim anlayabilecegimiz duzenli neden-sonuc modellerini takip ettigi varsayimina dayanir. (Bu neden sonuc iliskisini ile ilgili Hume basligi actim. Orada konusulabilir.)
Bilim insanlarinin, fiziksel dunyanin nasil calistigini ogrenmek icin bilimsel yontem adi verilen belirli bir dizi adim izler.
Kitabik değil de diri konuşalım istiyorum(ki önceki yanıtımda da görülebilir)...
Fiziksel ifadesi yerine NESNEL ifadesi daha doğru olur diye düşünüyorum.
"Bilim, gozlemler ve olcumler yaparak ve deneyler yaparak fiziksel dunyanin nasil calistigini kesfetmeye yonelik bir insan cabasidir."
demişsin = belki bilmesen de materyalist ifadedir bu. NEYİ gözlemliyor, neyi ölçüyorsunuz?
Peki felsefe nedir?
Bilgiye olan istenç, erişme, ulaşma istemi.
peki NASIL?
İşte materyalist felsefe der ki; biz bilgiye ancak gözlemle, sınamayla, ölçümle erişebiliriz, çünkü bilgi NESNELDİR(ölçütü kişiler değil, VERİ'DİR), idealizme göre ise bilginin kaynağı ÖZNEL'dir, kişiye ve düşüncesine hastır(metafizik, bugün bilim dışı kabul ediyoruz).
Kısaca sıralama şu;
Bilgi edinimi istemi, sorular, sorgular -> felsefe -> NASIL -> Bilim. (materyalist felsefe nesnel, idealist felsefe ise öznel temeli esas alır ve ikisi için de bilim farklı temellere dayanır)
Sorular felsefe zemininde sorulur Alvin, bilim zemininde değil. Amaç-araç gibi düşünebilirsin. Kısaca felsefik temeli olmayan bir bilim düşünülemeyeceği gibi, kişinin ismi ne olursa olsun, sağlam bir felsefik temele sahip değilse bilime katkısı pratiğiyle olur, felsefik temeldeki ifadeleri geçerlilik arzetmez-bu böyle söylediğim için değil, öyle olduğu için. Sorduğumuz, sorguladığımız her an felsefe zeminindeyiz, o zaman da geçerli soruları sormuş olmak, nasıl sorusuna aranacak geçerli yöntem-yanıtın ne olduğunu bulmak gibi meseleler açığa çıkar. Felsefe bu sorunları aşmak zorundadır -materyalizm de denmiş ki, bilgi nesneldir, o halde gözleme, sınamaya(deneye), ölçülebilirliğe=VERİYE dayanmak zorundadır...
Örneğin falcılık, neden bilim dışı görülür? Cevabı felsefe verir, bilim değil, çünkü bilim gözlem,deney, ölçümler yapar ve bunları kıyaslar ve aslında yorumu felsefe yapar. Falcının gözleme açık ve kişilere göre değişmeyecek bir nesnel verisi var mı?... Kısaca günümüzdeki en önemli sıkıntı, felsefe sefaleti -ki bunun kaynağı ortaçağla da ilgilidir.
Nesnel olmayan dünya ile kastınız her ne ise, bilim onunla da ilgilenir, örneğin 3 doz afyon, nesnel olmayan dünya üzerinde nasıl etki eder? Örneğin ruh ve sinir hastalıkları üzerine gözlemler, deneyler, ölçümler nasıl yapılır? Neyse bu paragrafı geçiyorum, zira öznel dünyalarımızda en nihayetinde nesnel dünyaya bağlı(bunu kavramak neden zor geliyor anlamıyorum?)
Bazi iletilerin kimi yerlerine katiliyorum fakat kavram kargasaniz var. Bu da iyi bir sey; uzerinde konusabiliriz. Maalesef pazartesiye kadar islerim yogun olacak. Pazartesiden sonra gorusmek uzere diyelim. Bir kac gun gec yazacagim icin kusura bakmayin.
Saygilarimla
Kimin hangi görüşte olduğunu merak ediyorsun da ! Kendinin hangi görüşte oldugunu , açık net kısa bir şekilde ifade etmiyorsun.
Lütfen laf kalabalığı yapmadan bize söylermisin ?
Belliki bilgiyi maddenin dışında bir şeyden alıyorsun ve bunu bizimle paylaşmak için heycanlanıyorsun.
Bende merak ettim şimdi madde dışında ki bilgi kaynaģın nedir ?
Saygideger ilahimasal,
Ben bir sey icin heyecanlanmiyorum. Yine de sordugun icin tesekkur ederim.
Cok kisaca yazayim. Benim bilgi kaynagim madde degil. Tanri'da degil.
Bilgiyi dogadan elma toplar gibi toplamazsiniz. Doga, onu deneyimlediginizde size bir algi verir. Bilginin kaynagi deney'dir, deneyim'dir. Ama sadece bu degildir. Seylerden edindiginiz algiyi kafanizda islersiniz. Bu sayede hem deneyim hem akil faktoru bilgi edinimde rol oynar.
Maddenin kendisinde bilgi yoktur.
Bilgi, siz onu deneyimlerken zihnininde yarattiginiz seydir.
Kant'in Kopernik devrimini duydun mu?
Bu da buna benziyor biraz.
Sen, farkli dusunuyorsan, lutfen yazmaya devam et. Ben bir kac gune hem senin, hem de diger uyelerin iletilerine cevap yazacagim.
Bu zamana kadar kal saglicakla
spartacus
16-06-2023, 09:17
Bazi iletilerin kimi yerlerine katiliyorum fakat kavram kargasaniz var. Bu da iyi bir sey; uzerinde konusabiliriz. Maalesef pazartesiye kadar islerim yogun olacak. Pazartesiden sonra gorusmek uzere diyelim. Bir kac gun gec yazacagim icin kusura bakmayin.
Saygilarimla
Alvin sana öyle geliyor olmasın? Ki anlaşılabilmesi için olabildiğince metaforlanmış, yalınlaştırılmıştır.
İfadelerime dönerken alıntı yapıp, yorumlarsan daha sağlıklı olur, hem de nasıl anlaşıldığını-anladığını görmem adına... Peki.
Bilgi, siz onu deneyimlerken zihnininde yarattiginiz seydir.
Örneğin şöyle demişsin;
Bu ifade yanlış-geçersiz veya idealist anlayışa göredir denebilir. Kavramlar demişsin ya, oysa kavramları, idealizm farklı, materyalizm farklı tanımlar... İdealizme göre bilgi zihinde yaratılır, materyalizme göre ise bilgi yaratılmaz, özne-nesne ilişkisinde elde edilen verinin(etki-tepki(NESNEL)->duyu organlarınca verilen tepki(NESNEL)), yorumlanmasıyla ortaya çıkar.
Deneyimin temelinde; etki-tepki yok mu? Konu bilgi olduğunda beyin(salt zihin demek doğru değil) yaratmaz, yorumlar. Yaratıcı değil yorumlayıcıdır, ikisi farklı.
Kısaca bilgi, yorumlanabilir, nesnel veri-zihinsel olarak yaratılmayan- içermek zorundadır. Bu veriler, sadece organik değil, inorganik yapılarca da yorumlanabilir(örneğin bilgisayarlar).
Bu halde bilgi; salt yorum da değil etki-tepki ve dairliğini de içerir(neye dair etki alınmış, tepki verilmişse). Yorumlayıcı etkiyi, verdiği tepki üzerinden yorumlar, bu da önemli bir detaydır.
Beyinde yaratılanlar ise bilgi değil, düşünce, inak(inanç), hayal gibi kavramlara dairdir. Yani bilgi bir üründür(etki-tepki temelinden işlenir, yaratılmaz)
ilahimasal
16-06-2023, 11:04
Saygideger ilahimasal,
Ben bir sey icin heyecanlanmiyorum. Yine de sordugun icin tesekkur ederim.
Cok kisaca yazayim. Benim bilgi kaynagim madde degil. Tanri'da degil.
Bilgiyi dogadan elma toplar gibi toplamazsiniz. Doga, onu deneyimlediginizde size bir algi verir. Bilginin kaynagi deney'dir, deneyim'dir. Ama sadece bu degildir. Seylerden edindiginiz algiyi kafanizda islersiniz. Bu sayede hem deneyim hem akil faktoru bilgi edinimde rol oynar.
Maddenin kendisinde bilgi yoktur.
Bilgi, siz onu deneyimlerken zihnininde yarattiginiz seydir.
Kant'in Kopernik devrimini duydun mu?
Bu da buna benziyor biraz.
Sen, farkli dusunuyorsan, lutfen yazmaya devam et. Ben bir kac gune hem senin, hem de diger uyelerin iletilerine cevap yazacagim.
Bu zamana kadar kal saglicakla
Alvin çok basit olan soruma cevap veremedin . Halbuki sen buradaki üyelere sormuştun
Ev sahibi sensin , tek kelime ile kendini tanımla , ki bilgi alıs verişi daha net olsun
Sen nesin ?
Bu soruma cevap verememendeki nedeni boşlukta olan kararsız birisi oldugun için cevap veremedigini düşünuyorum.
İkinci sorumada garip ve kusura bakma abuk bir cevap vermişsin
" maddenin kendisinde bilgi yoktur " demişsin madde ne ogretmendir nede rab yada tanrı , bilinci falanda yoktur. Bizler maddenin etkileşiminden ortaya çıkan sonucları yorumlarız ve kavramsallaştiririz , SOYUTLARIZ.
Halbuki bunları sen biliyorsun ve deney diye bir kutsal kelime olusturup kavramsallastirmayi yani soyutu YARATMA diye bize cevap olarak sunuyorsun.
Buraya kadar yazdigim ve seninde egip bukerek yazdiğın seyin kisacası şudur
Madde tum bilgi edinmenin tek kaynağidır. Madde deyince sen ne anlıyorsun o çok onemli ama bizler EVREN diyoruz. Çünkü elimizde deney ve deneyimlemek için bir tek evren var .
Evet senin elindeki bilgi kaynagını tekrar soruyorum , senin madde EVREN dişinda ki deney ve deneyimlemek için kaynagın nedir?
Aklim düşüncem zihnim diyenler gibi lutfen cevap verme , onlarda bu evrenin madde dedigimiz gercekligin nitelikleridir. Evrenden bunları soyutlayacaksan bile lutfen biraz mantıkli soyutla
Hadi deney yapalım seninle herhangi bir deney , deney gereçlerini koy ortaya !!!
bilgivehis
16-06-2023, 11:06
Sevgili Alvin, madde bal gibi de bilgi verir.
Bak sana bunu kanıtlayayım.
İnsanlar ateşi ilk defa gördüğünde onu düşman zanedip mızrakla saldırmışlar.
Bakmışlar ki, bu düşmana mızrak işlemiyor.
İşte bir maddeden ateşe mızrak işlemediğinin bilgisini almış oldular.
Daha sonra ateşin su/yağmur ile söndüğünü görmüşler.
Ahan da maddeden bir bilgi daha aldılar.
Velhasılı uzatmayayım, sadece ateşten birçok bilgi aldılar.
Bugüne kadar insanların maddeden kazandıkları tecrübesi, yazılanlar, çizilenler her maddeden alınan tonlarca bilginin süregelen toplamıdır.
Bizler maddeden kaynaklı bu toplam süregelen bilgileri derleyip, ayıklayıp kendimiz de günümüzden birşeyler katarak ona göre fikir üretiyoruz.
Buna göre hayallerimizin kaynağı da maddedir.
Hayale dayalı dinlerin çıkış nedenini düşün, kendinden güçlü olanlardan korkan ve kendini aciz gören insan onlara tapma ihtiyacı duymuş. Zaman içinde olaylar ve hayaller hayalleri doğurarak dinler günümüzdeki halini almış.
Bir başka örnek, bir kitap okudun bilgi sahibi oldun, o kitabı yazan hayaliyle yazmış olsa bile bahsettiğim günümüze kadar süregelen bilgilere ve dolayısıyla maddeye dayanıyor.
Anlaşılacağı gibi sadece reel/somut bilgiler değil, aynı zamanda hem hayaller hem dinlerin kaynağı maddedir.
Maddeden alınan bilgilerin kaynağı ise etki-tepki olayına dayanır, bu da ayrı bir nokta...
Yıldıztozu
16-06-2023, 16:47
Felsefe tarihindeki teizm-idealizm-komünizm üçlüsünü birbirine benzetirim. Üçüne de çok kafa yorulmuş, çok vakit harcanmış.
Ama ben üçünü de kurgu odaklı olmasından dolayı çöpe atarım. Bu da tüm felsefenin %80'i yapar.
Bir felsefecinin/bilimcinin sahip olması gereken ilk özellik, insan merkezli düşünmekten kaçınabilmesidir.
İnsan merkezli demek dil merkezli demek, dil de kurguya götürür. Felsefeci/bilimci (bence ikisi aynı şey, ikisi de veri analizi yapar) doğayla konuşmalı.
Öte yandan materyalizm ve idealizm çürütülmeye açık tanım sınırları koyamıyorlar. Sınır koyamadıkları için de her türlü bilimsel yeniliği kendilerine ekleyebiliyorlar.
Materyal nedir sorusunu antik materyalist Demokritos farklı cevaplar, ortaçağ materyalisti farklı cevaplar, khaos farklı cevaplar.
Khaos'un materyal tanımı ''bir bütün olarak evrenin kendisi''. Bu tanıma göre evrende ne keşfedilirse edilsin materyalizmi etkilemez. O da evrenin bir niteliği denilir. Burada tanım kendini sınırlamıyor.
ilahimasal
16-06-2023, 17:38
Bu tanıma göre evrende ne keşfedilirse edilsin materyalizmi etkilemez
E heralde yani , keşfettigin şey madde temelli olucak
Evren de Keşfedilmesi için Ne bekliyordun , tanrı falan mı ?
İnanç hastalığından kurtulamıyorsunuz.
Materyalist yada materyalizm bunlar maddeyi temel alarak bilim yapılabilirliğinden söz ediyor. Bunun neresi yanlış , materyalizm ideoloji falan değil düpedüz gerçekçilik.
Iddia ediyorum inanç hastaliğından kurtulmanızın bir yolu yok.
Bu forum bile size yardımcı olamıyor.
Evrende tanrı keşfi bekleyen inanç hastaları.
Evrende bulacaģıniz yine madde yada maddidir.
Şimdiye kadar zaten tersine bir icadınızı göremedik.
Ya seninki gibi bir BEKLENTİ yada kahve falı.
Yaşadığı toplumun bireye dayattığı dogmalardan kurtulan herkes, otomatikman materyalist olur.
Yani kişi, yönünü soyuttan somuta döndürür.
Materyal ve madde aynı şeydir. Bu ifadeler, direk bilimi işaret eder ve modern düşüncede de bilim haricinde bir şey dikkate alın(a)maz.
Ahlaksiz,
Bildigin gibi, dogmatik bireyler, aksi ikna edici kanitlara ragmen goruslere bagli kalma veya kisinin goruslerine, kanitlarin gerektirdiginden daha fazla guvenme davranisi gosterirler. Pyrrhoncu suphecileri hatirla mesela. Pyrrhon'cular, dogmatik bireyleri acik olmayan, [aksine tartismaya acik olan] konular hakkinda insanlari bol keseden kati inanclar olusturma ve ardindan bu inanclarin dogru olup olmadigi konusunda endise duyma gibi zihinsel bir bozukluk yasadiklarini soylemislerdir. Tabii, bu, Pyrrhoncularin tanimlamasidir, bir yerde hakli olabilirler.
Bilinen bir sey var ki, dogmatik bireylerde belirsizlige tahammulsuzluk, savunma psikolojisiyle bilissel kapanma ve kati kesinlik ozellikleri gorulur. Bunun disinda, ilk olarak, inanc ve kesinlik arayisiyla belirsizlikten kacinmaya calisirlar. Soylemlerinde kesin, sarsilmaz inanclari ifade eden insanlari ararlar. Herkesin ayni fikirleri paylastigi gruplari tercih ederler. Tutarsiz, uyumsuz veya celiskili inanc ve dusunceler uzerinde dusunmeme egilimi gosterirler. Bu tur celiskilerle basa cikabilmek icin de karsit ilkeleri veya varsayimlari goz ardi eder veya onemsizlestirirler. Bu da onlarin, bu celiskilerini surdurmelerine yardim eder.
Dogmatik bireylere toplumun her kesiminden ve gorusunden rastlamak mumkundur. Ornegin, ateistin de, teistin de, yada muslumanin veya hristiyanin dogmatigini bulmak mumkundur. Bireyin ateist olmasi veya senin tabirinle "materyalist" olmasi, bireyin dogmatik olmayacagini garanti etmez. Materyalistin dogmasi "madde" olabilir, "para" olabilir, yada hayatinda dogmalastirdigi her hangi bir obje yada dusunce olabilir. Dinlerden ayrilmak elbette anlamlidir, ama aydin olmanin bir ozelligi degildir.
Dinlere yonelik inanc beslemeyi birakan bireylerin "materyalist" olma zorunlulugu da yoktur. Yani bu is her zaman "otomatikman o degilse, budur" denemez.
Bildigin gibi, metafizikteki en bilindik ve en onemli sorusu, yalnizca maddi varliklarin - materyalizm - veya yalnizca zihinsel varliklarin, yani zihinler ve durumlarinin - idealizm - veya her ikisinin - dualizm olup olmadigidir. Burada 'varlik' yada 'substance' en genis anlamiyla: gercek olan her sey anlamindadir. Bu iki hatta uc alan diyelim, metafizikle ilgili sorulari sorar ve kendi substanci neyse, ona gore tavir alir ve cevaplandirir.
Bildigin gibi sadece tanri ile ilgili de soru sormaz. Mesela, uzay ve zamanin dogasi, boylesine daha spesifik bir konunun bir baska onemli ornegidir. Uzay ve zaman, siradan bireyleri "iceren" kendine ozgu birsey midir, yoksa sadece (mekansal olarak) daha yuksek veya gecici bir sey gibi -nesnel seyler arasindaki iliskileri kapsayan sistemler midir? Ornegin, Kant'in uzay ve zaman kavramlari, pek cok filozofun uzay ve zaman kavramindan farklidir. Metafizik aslinda, daha bu tarz konulari edinmektedir fakat biz, genelde metafizigi/tanri yok anlaminda kullaniyoruz. Felsefede bu biraz daha farkli ve genis bir alan.
Saygilarimla
Bu durumda, her birimize tek tek yazacağın cevabı bekliyorum.
Tekrar soruyorum; madde/ maddi olanın haricinde ne var
VE TEKRAR SORUYORUM, MADDE VE BİLİNÇ DİYE BİR DÜALİTE Mİ VAR Kİ MATERİALİZM MONİZM OLSUN.
BİLİNÇ EVRENE AİT BİR NİTELİK DEĞİL Mİ.
Khaos,
Elbetteki ismimi ifade ederek yazan herkese ben cevap vermek istiyorum. Zaman buldukca bunu sirayla yapacagim. Cevabini gec verdigim icin ozur dilerim. Simdi sorunu tekrar okuyorum.
"madde/ maddi olanin haricinde ne var" sorusu, bilimsel bir soru degil, aksine metafizigin sorusu. Bildigin gibi, dusunsel olarak sorgulamaya basladigindan beri insanlik, hayata, kendisine yada cevresine dair cok derin gibi gorunen sorular sormustur.
Ornegin, hayatin anlami nedir? Evrendeki yerimiz nedir? Bilinc nedir? Dunya yada obur dunya gercekten var mi? Neden hicbir sey yerine bir sey var? Ozgur irademiz var mi? Tanri var mi? Simdi bu sorularin herhangi biri - benim suanki sorgulama eylemim bile - gercekten onemli mi?
Ornegin zihin ve madde ile ilgili olarak, dusunce sureclerimiz fiziksel gercekligimizi etkileyebilir mi? Metafizikte zihin ve maddeyle ilgili sorular (zihin-beden ikilemi olarak da bilinir) bilincimizin nerede olduguna odaklanir. Zihin fiziksel degilse, fiziksel dunyada nasil etkileri olabilir? Ama zihin fizikselse, bilinci nasil aciklayabiliriz? Akil ve madde farkli maddeler midir? Eger oyleyse, dogada dualist miyiz (dualist nedir?
Felsefe ve teolojide, olgulari iki karsit ilkeyle aciklayan herhangi bir sistem dualist deriz. Bircok filozof zihin ve madde veya zihin ve beden ikiligine inanir. Ben bu arada dualist degilim.)
Yani, bu sorular temelde hem metafizikseldir hem de inanilmaz cesitlidir. Senin sormus oldugun soru ise bu sorular icerisinden yalnizca bir tanesidir. Sen genel olarak bana metafizik soru sordugun icin, ve ben metafiziksel bir anlam yada bilgi arayisinda bulunmadigim icin, sordugun soruya istedigin sekilde cevap veremiyorum dostum.
Fakat bana bilimsel bir soru sorarsan, ornegin, beyinde bilinc nasil olusuyor? Bilinci sinirbilim/neuroscience ile aciklayabilir misin? diye sorsan, sana istedigin cevabi bilgi birikimim dahilinde veririm. Bilirim ki sen bu ise kizarsin, ama sordugun soru metafizik tabanli ve istedigin cevap da metafizik tabanli. E metafizik benim kullandigim bir alan degil.
Oncelikle bana sorunu tekrar sormani rica ediyorum. Zaman buldukca seve seve hem bilgi hem fikir alisverisinde bulunuruz.
Saygilarimla
spartacus
16-06-2023, 23:15
Felsefe tarihindeki teizm-idealizm-komünizm üçlüsünü birbirine benzetirim. Üçüne de çok kafa yorulmuş, çok vakit harcanmış.
Ama ben üçünü de kurgu odaklı olmasından dolayı çöpe atarım. Bu da tüm felsefenin %80'i yapar.
Bir felsefecinin/bilimcinin sahip olması gereken ilk özellik, insan merkezli düşünmekten kaçınabilmesidir.
İnsan merkezli demek dil merkezli demek, dil de kurguya götürür. Felsefeci/bilimci (bence ikisi aynı şey, ikisi de veri analizi yapar) doğayla konuşmalı.
Öte yandan materyalizm ve idealizm çürütülmeye açık tanım sınırları koyamıyorlar. Sınır koyamadıkları için de her türlü bilimsel yeniliği kendilerine ekleyebiliyorlar.
Materyal nedir sorusunu antik materyalist Demokritos farklı cevaplar, ortaçağ materyalisti farklı cevaplar, khaos farklı cevaplar.
Khaos'un materyal tanımı ''bir bütün olarak evrenin kendisi''. Bu tanıma göre evrende ne keşfedilirse edilsin materyalizmi etkilemez. O da evrenin bir niteliği denilir. Burada tanım kendini sınırlamıyor.
Önceki yazımda belirtmiştim, Alvin, materyalizme karşıtlıklardan birisi de kapitalist kaygılardır demişimdir ve karşıtlığı sade safsatalarla üretirler. Objektif bir eleştiri var mı? Yok, ayet indirmiş...
Genelde bu kesim, materyalizmi Harun Yahya'nın copy-paste yaptığı, Amerika Evrim Karşıtı veya Komünizm Karşıtı Enstitüslerden öğreniyor veya işlerine öyle geliyor.
Felsefe nedir sorusuna dair cevapları yok...
Örneğin sen de hala anlayamadın SORULARI BİLİM DEĞİL, FELFEFE alanı SORAR(soruların "kendisinin" gözlemi, deneyi yapılmıyor, soru, ney'e dair ise ona dair olan gözlemlenir, deneylenir, sınanabilir değil mi? İşte bu yüzden doğru soruları sorabilmek için, sağlam bir materyalist temele ihtiyacımız vardır - eğer konu bilim ise.).
Günümüzde bir çok insan önünde teori vs. kelimesi geçtiği için, bir çok zırvalığı bilim sanmaktadır. örneğin holografik evren kurgusu, teoriymiş gibi sunulur, onlarca boyut uydurur - Kavramları da işine geldiği gibi, keyfi tanımlarla çarpıtarak yapar bunu, saplantı gibi.
Birileri çıkar, bilim insanı olduğu öne sürülür, akademik olarak da öyledir, ama çıkıp der ki
"Siz bu odanın içinde değilsiniz, oda sizin içinizde!". Böylesi tonlarca ve her okuduğunuz kişiyi önce safsata, akıl-mantık süzgecinden geçirmek zorundasınız...
Bir zamanlar Kara delik denir(ki ben o zaman kara topak demişimdir) ve etrafında bilgi depoladığı, peki kim söylerdi? hatta içinden geçilirse başka bir evrene açılmak vs. içinden geçilen bir delik sanılıyor, nedeni idealist dürtülerdi, insanlar bir türlü ölümü kabullenemiyor...
Madde harici ne VAR sorusu bilimseldir, ancak bilimsel olmadığını iddia ettiğin an objektif dayanaklar ve temelde madde, madden, maddi harici bir şeyler sunmalısın. Bu soru neden bilimsel değil açıklamalarının soruyla ilgisi yok, alakasız cevaplar vermişsin, üstelik cevabın bilim dışı -dualist- vs. bilim de bu tür dogmatik kaygılar olmamalı, gözlemlediğin, deneylediğin, iletişime geçtiğin şey'e dair tüm sorular bilimseldir.
Bilgi edinmek istediğin ne varsa, sorular bilimseldir -bilgi ile hayalleri karıştırmıyorsak, daha önce açıkladığım gibi bilgi nesneldir ve soruların tüm ön-verileri de ön-bilgiye dayanmak zorunda.
Felsefe malzeme nedir diye sorar, insanın sorguladığı an dahili olduğu zemin felsefedir, objektif bir cevap aradığı an, zemin de bilimdir.
Felsefe bu soruya -yol-yöntem olarak- yaklaşır, cevabı nerede, nasıl aramalı?
1.) O halde gözlem yapmalı, sınamalı(deney), ölçmeli vb der.
2.) İdealizm ise öznelliği, zihini merkeze alır, maddi dünyayı, zihinsel dünyanın GÖRÜNGÜLERİ olarak gördüğü için, bilim anlayışı da farklıdır(metafizik)
Hasılı ayrışma böyle başlar,
1 Numaralı yol-yöntemi seçmişseniz materyalist
2 Numaralı yol-yöntemi seçmişseniz idealist zemindesinizdir...
Bu keyfi bir karar değildir, böyle olduğu için böyledir.
Son olarak bu gün, bilimsel olduğu iddia edilen ve "madde nedir" sorusuna verilen cevaplar da totolojidir -madde tanecikli olan yapılara(yapı? yok böyle bir kıstas), kütlesi olan. kütle nedir peki? Maddeyi, yine maddenin kendisiyle ve maddeye dayalı-bağlı kavramlarla tanımlamak sağlıklı olmaz. Biz maddeyi tanımlarken, malzeme-kaynak olması bakımından ele alıyoruz, madde, form-yapıların kaynağı, temel malzemesidir, çok çeşitli bileşim-etkileşimlerden çeşitli yapılar açığa çıkar, bizim var-yok kavramımız dahi bu yapılara dairdir ve bu form-yapılar malzeme(madde) bileşim-ilişkileriyle(etki-tepki dahil) var(oluşur)-yok(dağılır) olurlar, kısaca var-yok olan sadece form-yapılardır, malzeme -madde- zemininde ise; varlık-yokluk kavramlarının muhatabı-anlamı-karşılığı yoktur.
"Bilim, gozlemler ve olcumler yaparak ve deneyler yaparak fiziksel dunyanin nasil calistigini kesfetmeye yonelik bir insan cabasidir."
demişsin.
Spartacus merhaba,
Evet dedim. Sanirim buna bir itirazin yok. Yada eger bir itirazin varsa, dinlemek isterim. Ayrica birden fazla iletide bilginin olusumundan bahsettin. Etki-tepki, yapi ve form dedin. Bu aciklamani begendim ve ileri okuma yapmak ve daha fazlasini ogrenmek isterim.
Sen, anladigim kadariyla hangi sorularin soruldugunu, yada daha spesifik temelde bilgiye felsefi sorular sorularak baslandigini, dunyanin yada evrenin "nesnel" oldugunu vs. vurgulayarak bilimin en nihayetinde "materialist" oldugunu, cunku nesnel dunya ile ilgi ve iliskili oldugunu ve bunun da sanirim -demedin ama- materialist felsefeyi dogruladigini soyluyorsun.
Burada temel problem, varsaydiklarin degil, hangi alanda konustugunu tam olarak bilmemenden kaynaklaniyor. Yani, ne konustugunu bilmemen degil, hangi temel ile konustugunu bilmemen soz konusu. Bugun, Khaos'a yazdigim yaziya gonderme yaparak, aslinda yazdigim iletinin konu ile ilgisi olmadigini ifade ettin. Ben, bu yazini okuduktan sonra, bu kaniya vardim. Cunku Khaos, metafiziksel sorular sormus, ve metafiziksel sorular sordugunun farkinda degil iken, ben Khaos'a metafiziksel sorularin, kavramlarin yada konularin neler olduguna iliskin bir kac ornek vererek, hangi sorunun metafiziksel, hangi sorunun bilimsel oldugunu anlamasini umit ettim. Beyinde bilgi islem nasil olusur sorusu ile maddenin disinda ne var [tanri mi, cin mi, baska bir sey mi yoksa bir sey yok mu] soru, konu ve iceriginin farkliligini gostermeye calistim. Kalkar da bana, "birader, sen tanriya inaniyor musun, inanmiyor musun, soyle bana" derse, bu sorunun bilim ile bilimsellik ile ilgili olmadigi kolayca gorulur. "Hersey maddedir, maddenin disinda bir sey yoktur" denirse, bunun da metafiziksel oldugunun anlasilmasi gerekir. Konu bu kadar basit iken, bilimsel sorularin aslinda felsefi oldugu iddiasi uzerinden arguman gelistirmek, konunun icerigine ters dusuyor. Yani konu bu yonlendirmen ile baska bir alana kayiyor. Bir kez daha soyluyorum: metafiziksel sorular yada metafiziksel aciklamalar, bilimsel sorular yada aciklamalardan farklidir. Bir uye kalkip da "Madde sonsuzdur" derse, ki su ana kadar denmedi ama dendi diye farz ediyorum- bu aciklama bilimin aciklamasi olmadigini ayni sekilde, "tanri vardir" yada "tanri yoktur" dendiginde de yine bilimin alaninda konusulmadigini soyluyorum. Bu konu neden anlasilmiyor?
Ben, Khaos'a metafiziksel sorularin ozelligini anlayabilmesi ve fark edebilmesi icin ornek verdim, senin tarafindan bu durum maalesef anlasilamadi. Bir de gidip HY'ya bagladin. Bir de kapitalizm ile ilgili niyet okumaya kalktin. Tam oldu. Bunun da konu ile hic bir ilgilisi yoktu da, neyse. Belki espri yaptin ve ortami biraz yumusattin diye farz edelim. :)
Sonradan fark ettim ki HY diye genel bir durumdan bahsetmissin. Pardon. Fakat burada oyle bir durum yok.
Konunun disina cikilmamasi ve icerigini kaybetmemesi icin baska bir sey yapalim. Senin baslangic dedigin noktaya gelelim, oradan devam edelim. Belki de bu asamada bilimsel sorgulamanin dogasina yonelik konusmak daha saglikli olur. Bilimsel sorgulamanin kendisi tek bir temel uzerinden degerlendirelemeyecek kadar cesitlidir. Ancak yine de cogu bilimsel soru bir kac genis kategoriye ayrilabilir; ornegin varlik sorulari baskadir, koken ile ilgili sorular baskadir, surec ile ilgili sorular baskadir ve uygulama ile ilgili sorular baskadir. Yani ornekler istenirse biraz daha uzatilabilir.-da gerek yok-
Biz, elimizdek ile uzerinden gidersek, varlikla iligili sorulari su sekilde somutlastirabiliriz: Dogal dunyada hangi nesneler ve hangi fenomen meydana gelir? Bu soru varlikla yada varolusla ilgili bir soru cesididir. Bu tur sorular, yuzlerce yildir bilim adamlari icin bir tutku olarak kalmistir. Bu amacla, gecmis yuzyillarin kasifleri, hayvan ve bitkilerin, mineral orneklerinin yada fosillerin pesinde bilim askiyla kosarak diyardan diyara gitmislerdir. Bu asamada Charles Darwin'I hatirla. Darwin, Beagle yolculugunda bir doga bilimci olarak bilimsel kesifler yapmistir.
https://www.thetimes.co.uk/imageserver/image/%2Fmethode%2Ftimes%2Fprod%2Fweb%2Fbin%2F89c422ee-92db-11ea-b833-0d83599da676.jpg?crop=1500%2C1000%2C0%2C0
Genel okuyucu icin sunu soyleyebiliriz ki, Beagle yolculugu, Darwin'e omur boyu uzerinde dusunecegi deneyimler ve hayatinin geri kalaninda uzerinde calisacagi bir teorinin tohumlarini saglamistir. Bize de unutulamayacak bir bilim seruveninin kapisini acmistir. Ben kendisini 14 yaslarimda okuyabildim. Anladigim olcude beni cok etkiledigini hatirliyorum.
Yeri gelmis, ayni tutku, kimyagerleri element ustune element izole etmeye ve doktorlari hastalikli cesetleri incelemeye yoneltmistir. Mesela bir Avustralyali farmakolog Howard Florey'i dusun. Kendisi ve arkadaslari penisilini kullanilabilir miktarlarda saflastirmanin bir yolunu bulmak icin g.tunu yirtmistir.Gokbilimciler yildizlari kataloglamislardir, ne bileyim, fizikciler elektrik ve manyetizma ile ilgili fenomeni incelemislerdir. Mesela George Green dedigimiz adam, elektrik ve manyetizmanin matematiksel teorisini yaratan ilk kisidir. Dogru degil mi, sen soyle!.Ayni tutkuyla calisan bugun bir dunya bilim insani vardir. (Dikkat ettiysen ben sana "aa, sen hangi sorularla baslancani bilmiyorsun" gibisinden bir argumanla gelmiyorum. Hatta bu yazida sana karsi bir arguman da kurmuyorum. Diyorum ki, yukaridaki bu sorular, bilme ve bilim arzusundan dogar. Sen ne tabandan sorarsan sor.)
Bilimsel sorularin dogasi dogasi bilme istegidir, kategorilerinden bir digeri ise koken ile ilgili sorulardir. Ornegin, bu tur sorular, dogal nesnelerin ve fenomenlerin nasil ortaya ciktigini arastirir. Evrenin, Dunya'nin ve yasamin kokeni hakkindaki sorular bu tarz sorulardir.
Surec ile ilgili sorular ise doganin nasil calistigini sorar. Bu sorular genellikle kokenlerle ilgili sorularla yakindan baglantilidir. Ornegin, yildizlarin nasil gelistigini, kayalarin nasil asindigini, atomlarin birbirleriyle nasil etkilesime girdigini vs. kesfederler. Niye? Cunku bu herifleri harekete geciren bilme arzusudur, bilme aski-dir.
Yukarida da gorulecegi gibi, bu bilimsel arastirmalar belirli bir duzende gerceklesir. Cevaplar her zaman ya beyaz ya siyah seklinde tek yonlu degildir. Bunu gostermek icin, kendi alanimdan bir ornekleme verecegim. Amacin, cevaplarin her zaman tek yonlu olmadigini gostermektir. Umarim anlasilir.
Bugun psikologlar, insanlarin dusunme ve davranma bicimlerini incelemenin tek bir "dogru" yolu olduguna inanmazlar. Bunun tam tersi olarak, gecmiste psikologlarin insan davranisini arastirma seklini incelerken cesitli dusunce okullari ortaya cikmisti. Ornegin, bazi psikologlar belirli bir davranisi genetik gibi biyolojik faktorlere baglayabilirken, baska bir psikolog erken cocukluk deneyimlerinin davranis icin daha olasi bir aciklama oldugunu dusunurdu. Ornegin, bu temelde psikodinamik [Freud( Gerci Freud, s.tiri b.ktan bir adamdir), Carl Jung, Alfred Adler, ve Melanie Klein'lerin olusturdugu bir kamptir, bilirsin.] davranissal Skinner'de onemli calismalar yapmistir ve cok onemli bir adamdir], bilissel [Jean Piaget benim calismalarini yakindan takip ettigim bir adamdir], humanistic [ Abraham Maslow,'u hatirlarsin. Gerci ben onun pramidine katilmiyorum ve ciddi elestirilerim var] yada sosyo-kulturel [kendi alaninda Vygotsky cok iyidir] perspektifler gelistirmislerdir.
Psikologlar davranis arastirmalarinda ve analizlerinde psikoloji icindeki cesitli noktalari vurgulayabileceklerinden, psikolojide farkli bakis acilari vardir fakat bu yukarida saydigim adamlarin calismalarina ve kampina bakarsan kendi perspektiflerinden degerlendirmeler yaparlar. Onemli olan multi-dimensional bir bakis ile gormektir.
Nedir bu cok kapsamli degerlendirme? Sistemlerin nasıl çalıştığını ve parçaların birbirine ne kadar bağımlı, iliskili yada ilgili olduğunu anlamak icin tek boyutlu aciklama yada beyindeki bir kimyasal dengesizlige indirgeme yeterli degil demek.
Monist olayinda bunu anlatmaya calistim, anlasilmadi. Seyleri bir seye indirgemeyezsiniz. Bunu "TEK"e indirgemekten bahsetmiyorum. Hayir. Zaten bunu bu sekilde ifade etmedim. Evrenin ve herseyin ozunun bir sey (madde) ayni toz oldugunu ben degil, materialist felsefe soylemiyor mu? Ben mi yanlis biliyorum. Ben, yukarida, cesitli psikoloji kamplarindan, perspektif ve yontemlerinden cok kisaca bahsettim. Demek ki, hepsi dogrudur; fakat sadece birini tek dogru olarak almak yanlistir. Tipki, yukarida orneklemede bulundugum gibi, materyalistlerin dunyayai aciklarken hangi perspektif ile acikladigini, yani cok kapsamli mi yoksa monist mi oldugunu materyalistlerin tarihsel durusuyla ortaya koyabilir misin? Demokritos monist degil miydi? Stalin, bir kitabinda, herseyin madde oldugu, dusuncenin de ikincil veri oldugunu yazmaktadir. (Kitabin ismini simdi unuttum, adini sorma. Yillar once okumustum.)
Sonra bir diger konu, bilgiye ulasmada kullanilan tabanin materyalizm degil, epistemoloji oldugunu hatirlatmak istiyorum cunku; bilimin tabani varlik degil, bilgi temellidir.
Bil-im; Bil-gi. , degil mi.
https://realkm.com/wp-content/uploads/2021/10/epistemology.jpg
Senin de bildigin gibi epistemoloji, bilmenin yollari ve nasil bildigimizle ilgilenir. Bu havali sozcuk, Yunanca epistéme ve logos sozcuklerinden turetilmistir - ilk terim olan epistéme dedigimiz sey, "bilgi" anlamina gelir ve ikinci terim yani logos "calisma" yada "inceleme" anlamina gelir. Sirf bu nedenle, bu kelime, bilginin dogasini, kaynagini ve sinirlamalarini ima etmek icin kullanilir. Materyalizm ise en genel tabiri ile herseyin madde yada maddi oldugunu, madde disinda bir gercekligin olmadigini, maddi olmayan seylerin dahi maddeyle iliskisi bulundugunu yada maddeden kaynaklandigini soyleyen metafiziksel bir felsefi yaklasimdir. Halbuki daha once belirttigi gibi, bilimin boyle bir tanimi yoktur.
Fakat bu kavramlar, bu olayi betimlemede yetersiz kaldigi icin, biraz bu konuyu acmayi istedim. Bu sebeple, ben sana farkli bir iki kavram sunayim. Bunlar, bazen karistirilan bazen de ayni sey sayilan duyum ve algidir. Ne konustugumuzu bilmek ve anlasilmak adina tanimlanacaksa, duyum, en basit tanimiyla, fiziksel bir uyaranin duyu alicilarimiza islem gormesi anlamina gelir. Yani duyum, gozlerde, kulaklarda veya deride baslayan ve beynin derin merkezlerinde sona eren bir surecin en erken asamasidir. Ne yapar bu duyum? Kisaca, sinir sistemimizde isik, ses dalgalari, mekanik titresimler vs gibi fiziksel uyaranlari bilgiye donusturur. (Bu olayi bir kac dakika sonra anlatacagim) Diger kavramimiz neydi? Evet, algiydi. Bu olay ise, duyumun aksine, algisal surecin daha sonraki yonlerini ifade eder. Spesifik olarak, algi, duyusal girdiyi anlamli bilincli deneyime donusturmeyi icerir. Bu anlamda algi, yanan/ ateslenen ateslenen[/I]" diyorum, cunku noron ateslenir] noral sinyalin kullanilabilir bilgiye donusturulmesi anlamina gelir.
Yani sinirbilimsel perspektiften bakildiginda 3 onemli kavramla karsilasiyoruz:
[B]Duyum: fiziksel uyaranlarin duyu reseptorlerine kaydedilmesi
Uyaran: duyusal sistemlerimizi etkileyen, cevremizdeki uyaran/uyarici
Algi: duyusal girdiden bilincli algisal deneyim yaratma sureci
Duyum ve algi genellikle ayri surecler olarak dusunulur, biri dis bilgiyi noral bir sinyale donusturmenin temel surecine atifta bulunurken, digeri bu sinyalin ne anlama geldigini yorumlamakla [interpretation] ilgilidir. Burda en temel olan seylerden biri, duyu organlarinda duyumun olusmasidir. Ne demek simdi duyu organlari? Somutlastiracaksak, isitme icin kulakta, ozellikle tuylu hucrelerde duyum olusur. Baska nerede olusur? Dokunma icin, derinin yuzeyi boyunca duyu olusur. Algi, bilissel islem basladiktan sonra, tipik olarak beynin serebral korteksinde gerceklesir.
Duyum, uyaranlarla ilgilidir; algi, yorumlamayla ilgilidir.
https://ars.els-cdn.com/content/image/1-s2.0-S1047965107000861-gr1.jpg
Omuriligini dusun, omiriliginden dallanan sinir kokleri 31 cift omurilik siniri seklinde. Bu spinal sinirler, vucudunun tumu ile merkezi sinir sistemi arasinda duyusal, motor ve otonomik bilgi ve bilmem herseyin iletisimini sagliyor. Evrimi cok eskiye dayaniyor. Bunu gostermemdeki amac, duyusal-sensory yada her tur motor bilginin nasil beyne ulastirildigi. Yani bilgi bilinc isi biraz karisik. Fakat muazzam. Su T'lerin C'lerin guzelligine bakar misin. Ben, bu omiriligi elime aldim, aylarca uzerinde calistim.
Cok basit, cok genel bir anlatimla ifade etmeye calistim cunku her okuyucunun ilgi alanina girmeyebilir. Ki girmesi gerektigini dusunmekteyim. Yine de bana su soruyu sorabilirsin: peki ama, dis dunyadaki uyaranlar nasil algisal deneyimlere donusur? Bir diger ifade ile, goz, kulak, deri gibi duyusal sistemlerimiz isigi, sesi ve yuzey dokularini algiya nasil cevirir? Ilginc degil mi! Kahve kokusu dusun. Biz otursak bir yerde, kahve icicez diyelim. Yan taraftan ilginc ama bir o kadar da guzel koku geliyor. Bu guzel koku, yan masadaki insanlarin kahvesinden yukselen havadaki molekullerden gelir. Burnumuzdaki ozel hucreler, bu molekullerin varligini, kahvenin harika aromasi olarak yorumladigimiz noral sinyallere donusturmek zorundadir. Ve donusturur. Fazla uzatmayalim, sunu soyleyerek kapatayim: bunlarin her biri, fiziksel bir uyariyi noral yanit adi verilen ve daha sonra beyne gonderilebilen elektrokimyasal bir sinyale donusturen reseptorlerle olur.
Ben, simdiye kadar uyaran ile uyarici arasindaki noral iliskiden bahsettim, bilginin olusumundan yada hatirlanmasindan bahsetmedim. Arzu edilirse, onu da anlatiriz. Fakat gerek olup olmadigindan emin degilim. Duruma gore onu da konusuruz. Aslinda konusmaliyiz.
Simdi soyle sorayim:
Sen burada simdiye kadar bir RUH gordun mu? – idealism- Yada hersey maddedir mi diyorsun- materyalizm- "hersey" nedir once o tanimlanmali. Fakat konuyu daha detaylandirirsam, yani beyindeki islemleri daha detayli aciklarsam, gorulecek ki "hersey" madde degil. Ben de zaten bundan bahsediyorum. Beyin dedigimiz sey maddedir, anlattigim yada belki sonra konusacagimiz bazi seyler madde degildir. Ha, maddeyle iliskilidir dersen, olur. Ama bunlar yoktur dersen, o zaman yanlis olur. Bunlar onemsizlestirilmemeli. Benim itirazim budur. Ben, burada sana arguman kurmak icin konusmuyorum. Amacim bu da degil zaten.
Simdi maddeye/maddecilige iliskin derdimi biraz anlatabiliyor muyum?
Saygilarimla
Boş muhabbet yapmayalım beyler.
Ben de yaşlandım, artık çıkarmadan iki atamıyorum.
Bütün hikaye karbon.
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Karbon
inorganik'den organiğe ve ordan bilince.
Yeter da.
Aynı şeyler daha kaç kez konuşulacak. Kaç kez ölümü inkar edebilmek adına durumunun ideolojisini üretenlerle didişmek zorunda kalacağız.
Sizin yüzünüzden keyfime göre içemiyorum.
spartacus
17-06-2023, 15:35
Spartacus merhaba,
Sen, anladigim kadariyla hangi sorularin soruldugunu, yada daha spesifik temelde bilgiye felsefi sorular sorularak baslandigini, dunyanin yada evrenin "nesnel" oldugunu vs. vurgulayarak bilimin en nihayetinde "materialist" oldugunu, cunku nesnel dunya ile ilgi ve iliskili oldugunu ve bunun da sanirim -demedin ama- materialist felsefeyi dogruladigini soyluyorsun.
Hayır doğruladığını söylemiyorum, bu çok öznel :)
Oysa demişitm ki;
Felsefe bu soruya -yol-yöntem olarak- yaklaşır, cevabı nerede, nasıl aramalı?
1.) O halde gözlem yapmalı, sınamalı(deney), ölçmeli vb der.
2.) İdealizm ise öznelliği, zihni merkeze alır, maddi dünyayı, zihinsel dünyanın GÖRÜNGÜLERİ olarak gördüğü için, bilim anlayışı da farklıdır(metafizik)
Hasılı ayrışma böyle başlar,
1 Numaralı yol-yöntemi seçmişseniz materyalist
2 Numaralı yol-yöntemi seçmişseniz idealist zemindesinizdir...
Bu [B]keyfi bir karar değildir, böyle olduğu için böyledir.
Yazına bir dolu alakasız şeyler eklemişsin yine, neden diri yazışamıyoruz? Bana yazarken alıntıla yorumla öyle gidelim...
Şunu söylemişsin;
Bilimsel sorularin dogasi dogasi bilme istegidir,
Alvin bilme isteği= felsefenin alanı, felsefenin tanımıdır da denebilir. O istek kime ait? Özneye!
Peki özne neye dair bilgi edinmek istiyor? Nesnel olana, tüm etkileşim, ilişki ağıyla ortaya çıkan bir dolu nesnel etkleşime dair - o sebeple gözlem, deney deriz.
defalarca söyledim, bilgi, özne-nesne ilişkisinde elde edilen verinin(etki-tepkiyle ölçülen) yorumlanmasıdır. Bu sebeple objektiftir, yanlış olabilir, yanlış dahi olsa temeli objektiftir(nesnel) yani sınanabilir.
Şimdi bilme isteği, nasıl bilebiliriz, nasıl sağlıklı bilgi edinebiliriz soruları-> felsefe
Bu sorulara yanıt bulma pratiği ise bilimdir. yani gözlem, deney yapmak bilimin işidir, feslefenin değil, ancak sorular ve sorgulamalar, yorumlamalar da felsefenin işidir. Çünkü işin bu yönü özne faktörüne, bilmek isteyene bağlı-dayalıdır.
Bilimi kör-topal bırakan süreç felsefeyi dışlayan -ortaçağla kemikleşmiştir- anlayışlardır denebilir, bu hala kırılamadı...
Burada nasıl özetleyebilirm ki?
Çok yalın ifadelerde bulunuyorum, ama irdelemek yerine alakasız şeyler getiriyorsun -sürekli.
Önce anlaman gerekiyor -ki sağlıklı iletişim kurabilelim.
verdiğin cevaba bakar mısın, kökenle ilgili sorular vs., hiç alakası yok. Belirli bir çerçevede(!) konuşurken, çok çeşitli spesifik söylemler öne sürmek konuyu çarpıtmak-dağıtmaktan başka bir anlam taşımaz. Konu bu değil.
Bir METAFOR yapalım;
Maddeyi un gibi düşün, gözlemlediğin tüm evreni kaplamış bir biçimde.
2 un tanesi bileşim-etkileşim de
A form-yapısı
3 Un tanesi bileşim-etkileşim de
B form-yapısı
A-B etkileşim-bileşim-ilişkisinde
C form-yapısı.........n+(doyuma kadar)
Bu sonsuz olarak ifade edilemez, ancak doyum noktasına değin milyarlarca kombinasyon içerebilir. Buraya kadar anlaşıldı mı?
Bu ifade ettiğim zemin ALT zemindir, yani form yapılar ise bir ÜST zemin.
İşte 3 zerre bileşik-ilişki-etkileşim sağladığında bir VAR OLUŞ gerçekleşir, bunu yaratım şeklinde değil bir EYLEM-FİİL(İRADE de İÇERMİYOR!) olarak düşünmeli, yani ortaya çıkmak -> neyin? FORM-YAPI'NIN ortaya çıkması, nasıl? 3 un zerresinin yaptığı bileşim-etkileşim-ilişki, kısaca malzemede gerçekleşen ilişkiden açığa çıkan... OL'UŞMAK-fiili.
İşte şimdi var-oluş kavramı anlam kazandı. Böylece yok-oluş da anlam kazandı. varlık-yokluk da anlam kazandı...
Hasılı bu form-yapıların farklılıkları sayesinde de kıyas, işaret, ayrı tutmak, isimlendirmek vb. gibi işaret-dairlik kavramları anlam kazandı.
farklı olanların etkileşimi, ilişkileri anlam kazandı, hareket ve değişim gözlemlenebilir bir zemine ulaştı, zaman anlam kazandı, yani alt zeminde zaman kavramlı soruların hiç bir anlamı yok, madde ortada, değişen form-yapılar...
En nihayetinde temelden -MATERYALDEN -ALT zemin-, bir üst zemine geçişten(form-yapı) söz ediyorum...
Yani Darwin şunu görmüş, biri tür demiş, öteki kategorlendirmiş, beriki safsataya dayalı monizm demiş, öteki dualizm demiş vs. bu zeminde bunların zerre anlamı yok, çünkü bu ifadeler bu zeminde anlam taşımıyor...
Şimdi 1 üst zeminden (alt->üst->üstün-üstü... 3., 4. kat-zemin) devam edelim, bir örnekle(atomlar da form-yapıdırlar)...
2 Hidrojen atomu, 1 oksijen = Su diyoruz,
3 Hidrojen atomu, 1 oksijen = Hidronyum(asit) olur.
Çok da uzatmak istemiyorum, burada anlatmak istediğim
Bizim kavramlarımızı ve aslında nasıl-neden gibi sorularımızın zemini FORM-YAPI VE BUNLARIN ETKİLEŞİM-İLİŞKİLERİ üzerinedir. Yani 1. kat değil, sorular-sorgulamalar 2,3 ve üzeri katlarda anlam kazanıyor, biz bu zeminlerden MATERYAL'İN ÖNEMİ-BELİRLECİLİĞİ-BAĞLAYICILIĞINI kavrayabiliyoruz-tanımlayamıyoruz -çünkü form-yapı düzeyinden, daha alt bir zemini gözlem şansımız yok, ancak soyutlayabiliyoruz, nasıl? Ortaya koyduğu form-yapılar, OLUŞLAR sayesinde..
Bu ifadelerimi, modern idealistlerin safsata dolu -gerçekten safsata -alakasız çünkü- yakıştırmaları-isnatlarıyla değerlendirmek, ya yazdıklarımı okumamaktan ya da kavrayamamaktan ileri gelmektedir. Aklıma başka bir şey gelmiyor.
Tekrar ediyorum;
Gözlem, deney, ölçme dediğin sürece zeminin materyalisttir. Bu ne senin ne de benim irademde olan bir şey değil, kabullerle de ilgili değildir, çünkü bilginin iki yolu vardır; yukarıda önceki mesajımdan alıntıladım...
şu konuda farklı, bu konuda farklı olmak ayrı bir şey, bu konuda -yani en basit temelde- materyalist yaklaşıyor olmak ayrı...
Bu TEMELDİR bilgi edinme adına şu an başka yollar mevcut değil. Bu kadar basit.
Şimdi Ay'ın karanlık yüzünde ne olabilir?
Sence bu soru bilim midir? felsefe mi? hangisinin alanına girer?
Peki A-B ile C doğrultusunda etkidiğinde D sonucu ortaya çıkıyorsa, E doğrultusunda etkilerse nasıl bir sonuç elde ederiz? Bu soru bilim mi, felsefe mi? hangisinin kapsamındadır?
Ben cevaplayım, felsefe. Bilim ne zaman devreye girer, A-B'yi D doğrultusunda etkileyecek yordamı oluşturup, durumu gözlemleyip, deneylerken, ölçerken, YORUMLANMASI İÇİN VERİ EDİNME SÜRECİNDE anlam kazanır. Kim yorumlayacak? İnsan, işte insanın sağlıklı bir felsefik zemine, disipline, kriterlere ihtiyacı vardır... Yoksa günümüzde bile, bilim adıyla bir dolu dogmatik şey, teoriymiş gibi sunuluyor ve popüler bilim adı altında cehalet örgütlenebiliyor, akıl-mantıkla, kavramlarla, soyutlamalarla uyuşmayan-örtüşmeyen, bir dolu kurgu(spekülatif) -ki teolojik temellere kadar gidiyorlar- temele yerleştirilebiliyor. nasıl? Sebep?
Gözlem ve deneyler başka şeyler açığa çıkartırken, teorilerin başka telden çaldığına tanık oluyoruz, burada yorumlama sürecinde sorun yaşanıyorsa bu felsefik bir sefaletten, kaynaklıdır. Kavramların dahi içi boşaltıldı, soyutlamalar, soyutsuzlaştırmalara dönüştürüldü, insan hayal, psikolojisi, aruzları neyi duymak istiyorsa, o yöne doğru evrildi...
defalarca söyledim, bilgi, özne-nesne ilişkisinde elde edilen verinin(etki-tepkiyle ölçülen) yorumlanmasıdır.
Su andan itibaren tekrar etmene gerek yok cunku zaten ben senin yukaridaki cumleni neurolojik-fizyolojik temelinde acikladim. Aciklamama ragmen kalkip da "defalarca soyledim" doiyorsun. Biliyorum soyledigini, o sebeple bilimsel olarak dedigin neural temelde nbasil gerceklesiyor kisa bir giris yaptim. Farkli bir seyden bahsetmiyoruz ki. Sen genel konusuyorsun, ben, beyinde bu nasil oluyor onu anlatiyorum.
Hasılı ayrışma böyle başlar,
1 Numaralı yol-yöntemi seçmişseniz materyalist
2 Numaralı yol-yöntemi seçmişseniz idealist zemindesinizdir...
Bu keyfi bir karar değildir, böyle olduğu için böyledir.
Burada da bir problem yok. Yani ustteki son iletinin ilk bolumu ile de bir problemim yok. Dolayisiyla bu bolumu de tekrar etmen gerekmiyor. Ben de ayni seyi soyluyorum tek fark ben ben materyalist kavramini degil, naturalist kavramini kullaniyorum.
Simdi kalkip, materyalizm kavraminin ve naturalizm kavraminin etimolojisini, tarihini, kullanim alanlarini, akademideki kullanimini, vs anlatmaya kalksam, - ki anlatirim- kalkip diyeceksin ki, "diri konusmuyorsun". Bir kavram dile getirdigimde o kavrami aciklamak isterim. Belki sen degil, ama bizi okuyan -bazi- insanlar icin bir anlam ifade etsin.
Ben sana bilim dunyasi ne diyor, bu temelden hareket ederek yazmaya calisiyorum.
verdiğin cevaba bakar mısın, kökenle ilgili sorular vs., hiç alakası yok.
Ifade ettigimin cok alakasi var da ben senin tarzinda yazmami, yada soyledigini kabul etmemi bekliyorsun. Ben, sana yukarida bilimsel sorularin yapisina dair anlatmadim mi? Hangi tarz sorularin soruldugunu acikladim. Sen diyorsun ki, bunun konumuzla ilgisi yok. Felsefi sorular sorulur, bunun da zemini materyalisttir yada bilimsel-nesnel olmalidir- ki zaten bilim olsun.
Simdi maddenin olusumuna dair- ben- ne biliyorum, -ben ne dusunuyorum- onu paylasirim, sen kalkip, "diri konusalim" diyeceksin. Kendi bildigimizi yada ne dusundugumuzu soylemeyelim mi?
Atom'dan atom altindan, olusumundan bahsetmeyelim mi. Bahsedip bahsetmmekte huzursuz oluyorum sonra.
Tekrar yazacagim.
Simdilik selamlar
Sonucta burada her bir uye kendi bilgi, birikim, algi ve iletisim diline gore kendisini ifade eder yada etmelidir.
Esenlikle
Kimin hangi görüşte olduğunu merak ediyorsun da ! Kendinin hangi görüşte oldugunu , açık net kısa bir şekilde ifade etmiyorsun.
Lütfen laf kalabalığı yapmadan bize söylermisin ?
Belliki bilgiyi maddenin dışında bir şeyden alıyorsun ve bunu bizimle paylaşmak için heycanlanıyorsun.
Bende merak ettim şimdi madde dışında ki bilgi kaynaģın nedir ?
Saygideger ilahimasal,
Gec yazdigim icin ozur dilerim. Ben genelde forumda BEN uzerine degil, BILGI uzerine konusmaya calisiyorum, bilgiye yonlendiriyorum ki diayloglarda kisiler degil, fikirler; inanclar degil, BILGI konusulsun. Gel gor ki, insaniz ve bazen kendi bireyselligimizi de paylasiyoruz. Fakat yine de soruna cevap olarak sunu soyleyebilirim ki, ben kendimi herhangi bir ideoloji ile tanimlayamiyorum. Fakat illaki tanimlayacaksak, belki agnostizm en dogrusu olur.
Saygilarimla
Peki felsefe nedir?
Bilgiye olan istenç, erişme, ulaşma istemi.
peki NASIL?
Denmis...(kalin ton ile vurgulama bana aittir)
Saygideger arkadaslar,
Bu baslikta bir iki sayfa once felsefenin amaci ve gercege ulasmadaki yolu, yontemi konusuldu. Dolayisiyla kisa bir aciklama yapmak gerekiyor. Ben asagida daha cok, deginilmeyen faktorlere deginmeye calisacagim. En sonunda da bazi mantik kurallarindan bahsedecegim.
Bildiginiz gibi cogu akademik disiplin gibi, felsefenin amaci da gercege yaklasmaktir. Gercege ulasmak bana biraz zor geldigi icin belki de o yuzden "gercege yaklasmak"tir diyorum. Mantik, muhakeme ve arguman kurma/olusturma felsefede kullanilan belli basil yontemlerdir. Ancak diger bircok disiplinden farkli olarak felsefe, genis bir kabul gormus gercekler veya kanonik bilgi govdesi icermez. Aslinda felsefe, cogu zaman henuz kesin olarak yanitlamakta zorlandigimiz sorulara odaklandigi icin genellikle belirsizligiyle yada dusunsel aktiviteleriyle, sorgulamalariyla animsaniyor. [Fakat felsefe belirsizliktir demiyorum]
https://i.ytimg.com/vi/rSoO-bI8ax4/maxresdefault.jpg
20. Yuzyil'a fikirleriyle damgasini vurmus [ bu tabir cok yakisik olmasa da, etkilemek anlaminda diyelim] filozofu Bertrand Russell, "herhangi bir konuyla ilgili bir bilgi kesinlestiginde, konu felsefe duzleminde adlandirilmayi birakir ve bilim olur" demister. [Kelimesi kelimesine degilse de, en yakin anlamiyla soyledigi budur. Dogru mudur, o da tartisilir.]
Oncelikle elestirel dusunmeli
Felsefe, cogu zaman henuz kesin olarak yanitlama olanagina sahip olmadigimiz sorulara odaklandigindan, bir bilgi butunu oldugu kadar bir dusunme yontemidir. Ve mantik bu yontemin merkezinde yer alir. Bir filozof gibi dusunmek tabirini duymussunuzdur. Burda biraz bana gore, filozof gibi dusunmek, alternatif olasiliklar hakkinda elestirel dusunmeyi icerir. Tanri meselesini ornek verebilim mesela. Bir Tanri olup olmadigi sorusunu yanitlamak icin, bildigimiz seylere, yada inandigimiz seylere bakabilir ve ardindan bu fikirlerin Tanri'nin varligi, ki varsa olasi ozellikleri yada yoklugu hakkinda neyi gerektirdigini, ne oldugunu, bu kavramlarin nasil ortaya ciktigini elestirel bir sekilde inceleyebiliriz. Ayrica Tanri'nin var oldugunu veya olmadigini farz edebilir ve sonra her iki olasiligin da dunya hakkinda ne anlama geldigi hakkinda akil yurutebiliriz. Alternatif olasiliklari hayal ederken, her olasiligin neyi icerdigini elestirel bir sekilde ele almaliyiz. Burada sunu unutmayalim, akli felsefe yapmak icin kullaniriz ve mantik, aklin incelenmesidir. Dolayisiyla bu anlamda mantik, gercege "yaklasmamiza" yardimci olur.
Nedenleme/sorgulama olaraksa…
Ben, nedenleme ve sorgulama kavramlarinin onemli oldugunu goruyorum. Dolayisiyla bu kavrami da acmak igtiyaci gormekteyim. Nedenleme, aslinda bilimde de kullanilir. Nasil mi? Bu sekilde hipotez kurariz, hipotezlerimizin sonuclarini cozmeye calisiriz, dusunce deneyleri yapariz, bir dizi inancin yada bilginin tutarliligini degerlendiririz ve cevremizdeki dunya hakkinda makul aciklamalar uretmeye calisiriz. Dusunsel anlamda ise, bir dizi inancin yada gorusun tutarli olup olmadigini belirlemek icin mantigi kullaniriz ve seyler hakkinda onlarin mantiksal sonuclarini ortaya cikarmaya calisriz. Bu sekilde, akil, sorgulama, nedenleme gercegi kesfetmek icin kullanilabilir.
Toplum olarak matematikle cok aramiz iyi degildir. Bu bilinir, ama mantik kurallari da mesela, tipki matematik kurallari gibidir. Matematikte 1 + 1 = 3 yapmaz. Burada matematik, gercegi saglayan tumdengelimli bir akil yurutme bicimidir. Matematikteki problemlerin cevaplarini bulurken, mantikta da gecerli olan fonksiyonlar ve kurallari kullaniriz. Ancak matematikten farkli olarak, mantigin tumu dogru cevaplari garanti etmez. Yine de mantik, daha iyi yanitlar - dogru olma olasiligi daha yuksek yanitlar - elde etmek icin bize arac saglar. Mantik, uygun akil yurutme calismasi oldugundan ve dogru akil yurutme, gercegi kesfetmek icin temel bir arac oldugundan, mantik, OGRENME ARAYISIMIZIN demirbasidir.
Hipotez ile mantik iliskisi uzerine ne denebilir?
Buradaki "hipotez" kavramini simdilik gunluk hayatimizdaki seyler icin dusunelim. Ornegin, her eve geldiginizde bakiyorsunuz ki, disaridaki saksilardan biri devrilmis. Ne dersiniz? Mesela "ruzgar devirmistir" diye bir varsayimda bulunabilirsiniz. Bunu yaparken, "Bu bitki neden sik sik devriliyor?" Sorusuna cevap vermis olursunuz. Fakat bir hipotez kurmak bilgi edinmemiz icin yeterli degildir; bunun yerine varsayimimizin dogrulugunu test etmek icin mantik kullanmaliyiz. Elbette hipotezleri test etmenin amaci gercege ulasmaktir. Testlerde genellikle eger-o halde ifadelerinden yararlanarak soyle formule ederiz: "Eger hava ruzgarliysa, o zaman kapidaki cicek devrilir" gibi. Mantiktaki if-then/yani eger, o halde ifadelerine kosullu denir ve test edilebilir. Ornegin, eger-o halde araclariyla hipotezimizi test etmek icin ruzgarli gunleri gozlemleriz ve bu sekilde dogrulugunu test ederiz.
Simdi mantik dedigimiz sey, sorgulama icin onemli oldugundan, asagida bir kac mantik egzersizi yapalim.. Formulleri evrensel bir kullanim oldugu icin Ingilizce yazacagim. Siz, kendi orneklerinizle konuya katki yaparsaniz cok daha iyi olur.
MODUS PONENS
If P then Q.
P.
Therefore, Q.
• Turkiye'de yasiyorsaniz. (P), o zaman dunyada yasiyorsunuzdur (Q).
• Turkiye'de yasiyorsunuz. (P)
• O halde Dunya uzerinde yasiyorsunuz. (Q)
• Incil'e inaniyorsaniz (P) Isa'yi Tanri/tanri oglu vs kabul etmis olursunuz. (Q)
• Incil'e inaniyorsunuz. (P)
• Bu nedenle, Isa'nin tanri oglu, tanri vs. oldugunu kabul ediyorsunuz. (Q)
MODUS TOLLENS
If P then Q.
Not-Q.
Therefore, not-P.
• Selin''in en az yuksek lisans derecesi varsa, (P) egitimi vardir. (Q)
• Egitimi yoktur. (Q-DEGIL)
• Bu nedenle yuksek lisans derecesi yoktur. (P degil)
Goruldugu gibi bu biraz daha farklidir.
Simdi de GECERSIZ bir Modus Tollens ornegi vereyim.
if P then Q,
not-P.
Therefore, not-Q.
• Selin'in en az yuksek lisans derecesi varsa, (P) egitimi vardir. (Q)
• Selin'in yuksek lisans derecesi YOKTUR. (Degil - P)
• Dolayisiyla egitimi yoktur. (Degil – Q)
Dikkatle bakilirsa amamen farkli bir anlamdir. Kizin yuksek lisans derecesi olmayabilir ama yine de egitimi olabilir.
Hypothetical Syllogism
If P then Q,
If Q then R.
Therefore, if P then R.
• Medya bir propaganda araci ise, (P) toplumu yaniltmaya yarar. (Q)
• Toplumu yaniltmak icin faydali, politikacilar icin faydali bir arac olacaktir.
• Dolayisiyla medya bir propaganda araci ise, (P) politikacilar icin faydali bir arac olacaktir. (R)
Disjunctive Syllogism
P or Q. Not-P. Therefore, Q.;
P or Q. Not-Q. Therefore, P.
Burada ("ya . . . ya da . . . ") ifadesi olmasi gerekiyor. Asagiya bir ornek yazayim hemen:
• Ya hukumet daha mantikli egitim reformlari yapar (P) ya da geriye kalan tek iyi okullar zengin cocuklar icin ozel okullar olacaktir. (Q) Hukumet mantikli egitim reformlari gerceklestirmeyecek. (NOT-P) Yani geriye kalan tek iyi okullar zengin çocuklar için olan özel okullar olacak. (Bu nedenle Q)
Bir baska ornek:
• Yazar ya her şeyi çok iyi biliyor (P) ya da birileri kitaplarını çeşitli konularda yazmasına yardım ediyor. (Q) Yazar pek bilgili değil. (NOT- P) Bu nedenle, bazı insanlar kitaplarını yazmasına yardım ediyor. (Bu nedenle Q)
Bu ornekleri ben kendi kafama gore yaptim. Siz de ornekleri cogaltabilir ve konunun pekistirilmesine katki sunabilirsiniz.
Saygilarimla
A
spartacus
18-06-2023, 08:07
Burada da bir problem yok. Yani ustteki son iletinin ilk bolumu ile de bir problemim yok. Dolayisiyla bu bolumu de tekrar etmen gerekmiyor. Ben de ayni seyi soyluyorum tek fark ben ben materyalist kavramini degil, naturalist kavramini kullaniyorum.
Evet, kapitalist kaygılarla girişilen bir isim akımı... Ve sık, sık idealizme düştükleri de görülür.
Diri konuşmakla kastım, E-GÖRELİK, E-DAİRLİKLERİN karıştırılmaması, katılmadığın yerleri alıntılayıp, yorumlamandır, kitabik olmadan. Çünkü; materyalizmi monist, çok basit soruları dualist vs olarak isnat edip, hiç bir objektif, geçerli bir detay sunmadığında, üstelik başka bir zeminin konuyula bir başka zeminin konusunu tokuşturduğunda, bu tutumunun ideolojik kaygılardan kaynaklandığı sonucuna varılabiliyor.
"Hersey maddedir, maddenin disinda bir sey yoktur" denirse, bunun da metafiziksel oldugunun anlasilmasi gerekir. Konu bu kadar basit iken, bilimsel sorularin aslinda felsefi oldugu iddiasi uzerinden arguman gelistirmek, konunun icerigine ters dusuyor. Yani konu bu yonlendirmen ile baska bir alana kayiyor. Bir kez daha soyluyorum: metafiziksel sorular yada metafiziksel aciklamalar, bilimsel sorular yada aciklamalardan farklidir. Bir uye kalkip da "Madde sonsuzdur" derse, ki su ana kadar denmedi ama dendi diye farz ediyorum- bu aciklama bilimin aciklamasi olmadigini ayni sekilde, "tanri vardir" yada "tanri yoktur" dendiginde de yine bilimin alaninda konusulmadigini soyluyorum. Bu konu neden anlasilmiyor?
Temelde, madde dışında bir şey yok. bakınız maddeyi nasıl tanımlamışım; tanımlanamaz ancak form-yapıalrdan hareketle soyutlanabilir demişim. Günümüz bilimsel olarak ifade edildiği öne sürülen madde tanımı GEÇERSİZDİR :) Sadece totolojidir dedim ve açıkladım. O tanım diyor ki, madde, maddedir. Oysa diyorum ki, maddeyi, KAYNAK-MUHTEVA ESASLI ELE ALIYORUZ.
Bunun metafizikle ilgisi yok, gözlemlerimizle, etkileşimlerimizle soyutluyor, işaret ediyor, ifade ediyoruz. İFADE ETMENİN BAŞKA YOLU YOK. BEN NE DİYORUM MADDE NE VARDIR, NE DE YOKTUR, madde bizlerin tanımlayabileceği bir şey değil, ancak form-yapılar üzerinden soyutlayabiliyoruz-kavrıyoruz. peki ifade ederken, tartışırken ne diyeceğiz? Birisi çıkıp madde yoktur dediğinde? ya da senin gibi birisi çıkıp madde ve maddi olan dışında sanki bir şeyler gözlemlemiş gibi -ki akıl-mantıkla bağdaşmıyor- davrandığında? Kısaca illa bir şeye karşıt olmak isteyen insanlar, süreğen e-dairlikleri karıştıyor. Önce bilmek gerekiyor -ki kavramların hem nesnel, hem de öznel karşılığı farklı olur.
Şey'in nesnel karşılığı nesnedir, gözlemlenebilendir.
Şey'in öznel karşılığı ise hakkında düşünebilendir.
İkisi arasındaki farkı anlamak gerekir.
Maddi nesneler, ilişkiler, hareket vb., öznel değil, nesnel bir şey'dir.
yalan söylemek iyi bir şey midir? bakınız bu soruda da iyi bir şey'dir, ama bu şey özneldir, doğada "iyi" diye bir şey bulunmaz, ben dediğim için değil, insan zihnince türetildiğini bildiğim için -buna da metafizik dememen için açıkladım :).
Oturup öznel şeyliklerle, nesnel şey'e dair metafiziktir vb. derseniz, elbette tekrar, tekrar çıkıp diyeceğim ki, en önemli sorunumuz felsefik sefalettir. felsefenin önemi buradan gelir. Böyle onlarca konuyu felsefe sefaleti altında irdeleyebiliriz.
Sonra madde sonsuzdur derse demişsin.
Zaman olarak bakacaksan, madde ne sonsuzdur ne de sonlu. Çünkü zaman dediğimiz kavram maddi ilişkilere bağlı soyutlanır. Yani? Madde zeminide isek, orada zaman yok, madde sonsuzdur dersem bu ifade edebilmek adınadır -yani zamansal bir sınır konamayacağı anlamındadır. Madde zeminine bağlı hareket, ilişkiler, etkileşimler var. Biz zaman, son, sonsuz (SINIR) gibi KAVRAMLARI bu hareket-etkileşim-ilişkilerin açığa çıkarttığı farklardan-böylece kıyas şansı- soyutluyoruz...
Gözlemlediğimizden yola çıkarak bakarsak, bir sınır görebiliyor musun? Nasıl?
Ne yani Dünya, Güneş etrafında dönmüyor mu?
Sonra şu söylemlerin, kitabik.
Fakat bu kavramlar, bu olayi betimlemede yetersiz kaldigi icin, biraz bu konuyu acmayi istedim. Bu sebeple, ben sana farkli bir iki kavram sunayim. Bunlar, bazen karistirilan bazen de ayni sey sayilan duyum ve algidir. Ne konustugumuzu bilmek ve anlasilmak adina tanimlanacaksa, duyum, en basit tanimiyla, fiziksel bir uyaranin duyu alicilarimiza islem gormesi anlamina gelir. Yani duyum, gozlerde, kulaklarda veya deride baslayan ve beynin derin merkezlerinde sona eren bir surecin en erken asamasidir. Ne yapar bu duyum? Kisaca, sinir sistemimizde isik, ses dalgalari, mekanik titresimler vs gibi fiziksel uyaranlari bilgiye donusturur.
Bunu basitce formüllersek;
A ve B olsun.
A->B'ye etki ettiğinde
B->A'ya tepki verir.
MADDİ süreçtir, maddi ilişkidir.
Duyu organlarımız da madde-maddidir, dolayısıyla TEPKİ VERMEK durumunda kalır.
B->A ya tepki verdiğinde, eğer bu tepki ölçülebilirse, buradan açığa yorumlanabilir veri çıkar.
Burada ham ve işlenmiş veri vardır,
HAM bilgi dediğimiz, tepki algısı, bu da bir bilgidir -> etki'nin farkındalığı...
İşlenmiş bilgi ise, tepkinin ölçümüyle elde edilen verinin, yorumlanmasıyla anlam kazanır.
Burada bilgiyi belirleyen ölçüt tepkinin elektrik sinyali mi, kimyasal reaksiyonlarla mı nasıl iletildiği değil de, verilen tepkinin şiddeti, frekansı gibi etkenlerdir.
Yorumlayıcı, alıcının verdiği tepkinin ölçülmesinden sonra, bu MADDİ değerleri, kimsayal bileşimler, sembolik karşılıklar olarak bellekte tutar veya bellek üzerinde deformasyonlarla(İZ) işler.
Yani her VERİ, HAFIZADA YER KAPLAR, maddidir. aslında bilgi depolanamaz, VERİ depolanır. Günümüzde bilgi depolandığı, aktarıldığı gibi ifadeler genel ifadelerdir, detayda aktarılan ise sadece veridir ve bilgi her defasında tekrar yorumlanır, yani bilgi ancak yorumcunun, VERİLERİ yorumladığı anda anlam kazanır.
A.) Bir sistemin İÇ ÇALIŞMASI farklı bir konudur,
B.) O sistemin çalışma için olması gereken olmaz ise olmaz koşullar farklı
Birisi(A, B'nin, B, A'nın) diğerinin cevabı değildir.
Bu konuda, olmaz ise olmaz koşulumuz nedir? Madde->maddi ilişkiler->maddi etki-tepki->maddi süreçler.
Bazılarımız, zihnin maddi bir TEMELİ-karşılığının olmadığını düşünüyor. Oysa o iş de öyle değil.
A'nın ne söylediği, yani söylediği şeyin ne ifade ettiği farklı
Nasıl ifade edebildiği -ne oluyor da mümkün oluyor- farklı konulardır.
Ne düşünürsek düşünelim, ne uydurursak uyduralım, tümünde de MADDEN işlediğimiz ve maddi bir karşılığı olan VERİ(maddi etki-tepki) vardır. Beyin de(maddi form-yapı), elektrik sinyali, fiziki temas veya kimyasal reaksiyonlara tepki verir, en nihayetinde tüm süreç maddidir. Organlar da kaynakolarak madde, yapı olarak da form-yapıdırlar(bu yapılar milyar yıllarla oluştu-dömüştü ve en temelde yatan faktör de kombinasyonlardır).
A,B,C verileri "ABC" olarak hayal değilken, yorumlayıcı bunu "CAB" olarak birleştirdiğinde hayal olabilir. A,B,C madden kodlanmış, işlenmiş veri olduğu halde, yorumlayıcının kombinasyonunda ifade ettiği şey, işareti, E-DAİRLİK, E-GÖRELİK bakımından hayal ürünü olabilir. Bu zihnin, düşüncenin maddeye ve maddi süreçlere bağlı olmadığı anlamına gelmez.
Demek ki konularda E-DAİRLİK, E-GÖRELİK de önemli. Biz insan da maddedir, veri maddidir, zihinsel süreçler de maddidir derken, KONUMUZUN BİR ZEMİNİ, BİR E-GÖRELİĞİ, E-DAİRLİĞİ VAR, BURADA KAYNAK-MUHTEVA BAKIMINDAN dile getirirken, bir teist, bir kapitalist, bir liberalist bu ifademizi, E-GÖRELİĞİ, E-DAİRLİĞİNDEN kopartıp, ALAKASIZ SAFSATALARLA materyalistler insanı maddeye eşitliyor, indirgiyor diyorsa, ya cehalettendir ya da iki-yüzlülükten.
Organik ve inorganik maddeleri TEMELDE birbirinden farklı kılan şey, örgütlü yapısı, örgütlü ilişki ağına, örgütlü tepki verebilmeye sahip olmasıdır... Burada konumuz ne? FORM-YAPIYLA ilgili.
Konuları bir apartman gibi düşünürsek ve metaforla formüllersek
Temel-> MADDE ZEMİNİ
1.KAT -> FORM-YAPI zemini
2. KAT-> MADDİ ETKİLEŞİMLER-İLİŞKİLER((iradeden bağımsız olan) zemini
3. KAT -> DAVRANIŞLAR VB zemini olsun
Şimdi ben TEMEL ve 1. kat zeminine dayalı-bağlı ifadelerde bulunurken siz 3. katın konularıyla itiraz üretirseniz buna safsata, aslında felsefede soysuz(bir temeli olmamak) denir.
Temelde madde ve 1 üst zemin olarak 1. katda form-yapıyız... Ama insanın hisleri var, duyguları var, ama, ama, ama, ama... Yok diyen oldu mu? Ancak o konu 3. kat ve sonraki katlarda anlam kazanıyor, temel ve 1.,2. katlarda bu AMA, AMA, AMALARIN, bir karışığı, muhatabı yok... Şu konuda Alvin, verdiğin cevaplar -ki hatalı- 3 ve sonraki katlardan... Bilmem buradaki mantık hatasını görebiliyor musun, o yüzden DİRİ konuşalım diyorum, yani aynı zeminde, E-GÖRELİK, E-DAİRLİKLERİ karıştırmadan...
Seni anladim. Acikca anlatildigi icin tesekkur ederim. Bu aciklamaya gore haklisin. Ancak naturalizm ile ilgili ve ayrica verdigim neural iletisim ile ilgili yanlis bir bilgi vermedim. Bu bilgileri dunyanin herhangi bir universitesine de sorsaniz herhangi bir lab'e de gidip arastirsaniz ayni seyi size soylerler. Kapitalist olmayan herhangi bir bilim insanina da sorsaniz cevap degismez. Cunku anlatimimda yorum katmadim.
Bu arada bazi konularda ben de ayni seyisoyluyorum, sanki karsi cikiyorum gibi niye algiliyorsun? Ben , bilgi depolanir mi dedim? Ki depolama ve zihinsel/bilissel zeminini burada en iyi bilen kisi/lerdenim.
Yada, bilissel konuyu hatali biliyorsam acikca goster. Ama bunu bilimsel makaleleri kaynak gostererek yap. De ki, su bilimsel yayina gore ters dusuyorsun. Bu bilimsel makalede dedigin sey yanlislanmis.
Bu sekilde gel, geleceksen.
Neyse,
Konu ilerlerse yukaridaki yazini goz onunde bulundurarak yazarim.
Saygilarimla
spartacus
18-06-2023, 10:56
Seni anladim. Acikca anlatildigi icin tesekkur ederim. Bu aciklamaya gore haklisin. Ancak naturalizm ile ilgili ve ayrica verdigim neural iletisim ile ilgili yanlis bir bilgi vermedim. Bu bilgileri dunyanin herhangi bir universitesine de sorsaniz herhangi bir lab'e de gidip arastirsaniz ayni seyi size soylerler. Kapitalist olmayan herhangi bir bilim insanina da sorsaniz cevap degismez. Cunku anlatimimda yorum katmadim.
Bu arada bazi konularda ben de ayni seyisoyluyorum, sanki karsi cikiyorum gibi niye algiliyorsun? Ben , bilgi depolanir mi dedim? Ki depolama ve zihinsel/bilissel zeminini burada en iyi bilen kisi/lerdenim.
Sevgili Alvin, orada haklısın, aslında aklıma da geldi, sana karşıt olarak yazmadığımı, demek istediğimin, ifadelerimin, ZEMİNLE ilgili olduğunu belirtseydim keşke dedim... Yani ifadelerim bu zemindeydi demek için de basitçe formülledim.
İşin esasına bakarsak ilk elde temel dayanağımız mantıktır ve basit işleyişi vardır.
Eğer ve değilse... Kombinasyonlar-döngüler sayesinde buradan bir dolu çeşitlilik doğuyor.
if(eğer), else if(eğer değilse), else if(eğer değilse), else(değilse)...
İşte bu sayede temelde etki-tepkiyi görürüz, düşünebiliyorsak etki-tepki sayesinde.
Madde konusunda da materyalizm yanlış anlaşılmaktadır, bu sorun açısından günümüz biliminin hatalı madde yaklaşımı etkili oldu.
Günümz bilimi bir hata yaptı, madde=atom sandı. Oysa Demokritos'un kastettiği bu değil, Demokritos'un kastettiği, en nihayetinde kendi halinde FORM-YAPI olmayan bir şeyden söz etmekti. Parçalanamaz - çünkü kendinden başka bir parça içermeyen, ayrılabilir bir muhtevası olmayan.
bazıları da, madde=atom sandı, o halde proton nedir? Oysa tüm bunlar parçacıktır ve tümü de form-yapıdırlar.
materyalistler maddeyi, MUHTEVA olarak aldılar, yani biz madde için, üçgen olmalı, kare olmalı, rengi şu olmalı vb gibi bir ayrım koyamayız, o sebele maddeye A dersen, madde dışında B de var dersen ve eğer B de form-yapılara muhteva ise o da MADDEDİR, ama o zaman dersin ki, C türü madde, D türü madde. Her halükarda maddedir, bu ifademi form-yapılara has, ayırt edici özellikler olarak değil, muhteva olarak düşünmen gerekir. örneğin canlılar deriz, elmada canlıdır, insan da, kedi de... Bu, canlı demek monizmdir, yok bilmem nedir demek değil ki, bu genel bir ifadedir, bu kapsam ifadesidir, SPESİFİK DEĞİLDİR -yani kendine has-özel bir ifade değildir ki, monizmle ilişkilendirilebilsin. Ama tanrı dendiğinde o özel bir iradedir, kendi şahsına münhasır bir ifadedir, sözde ÖZNEDİR :) O sebeple monist, dualist vs. derken dikkat edilmeli...
Yani biz form-yapılara malzeme-MUHTEVA her ne olursa->MADDE kapsamında ele alıyoruz. Spesifik bir ayrıma sahip değiliz, istesek de olamayız. Bizler tepki verilemez bir düzeyde gözlem yapamayız, eğer etki-tepki nesnelerimiz, form-yapı olacaksa, daha alt düzeydeki madde-muhateva zerresine- tepki vermeyecektir. Umarım anlatabiliyorum.
bana sorarsan muhtevanın A, B,C gibi bir türü olması da gerekmiyor...
Çok daha alt zeminde meseleye, varlık-yokluk ekseniyle yaklaşabiliyorum, her ne kadar mantıklı olmasa da-bu kavramlar ancak form-yapı zemininde anlam kazansa da.
var->madde, yok->maddenin olmadığı bir alan-hacim...
Uzay'ı bir madde okyanusu gibi düşünelim, burada su=> madde olsun. yani aslında boş değil, ama ne tam dolu ne de tam boş, dolu-boş bir bütün arzediyor.
Bu okyanustaki suyun, ilk elden oluşturduğu form-yapıları düşünelim, bunlar en küçük tanecikler olsun. 2. Kat-zemin bu olsun. yani ne bileyim etkileşime girilemeyecek düzeydeki, atom altının da altı tanecikler gibi...
Sonra bu en küçük taneciklerin birlikteliğinde açığa çıkan bir üst-iri tanecikleri -form-yapıları düşünelim. Bu 3. kat form-yapılar olsun
Sonra 2+3, 3+3, 3+3+2, 2+2+3 gibi bileşimler-etkileşimlerle açığa çıkan 4. kat daha iri form-yapılar gibi...
Umarım anlatabiliyorumdur.
Kısaca ben bir bütün halinde dış dünyanın, maddi dünyanın, fiziğin evrenin ne dersen de, DOLU olduğu, madde okyanusu olduğunu söylüyorum... Bu sayede milyonlarca ışık yılı uzaklıktan tetiklenen bir etkinin, milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki bir başka nesneyi etkilediğini, tepkilediğini dile getiriyorum...
Kısaca madde dediğimde, salt irili, udaklı form yapıları değil, bir bütün halinde uzayı kaplayan maddeyi kast ediyorum.
varlık-yokluk birbirinden yalıtık değil, iç-içe bir bütün olarak düşünülmeli, kendi başlarına saltık hacimler olarak değil, birlikte düşünülmeli... İşte o varlık maddedir, yokluk dışında şu ya da bu diyeceğimiz ne varsa=maddedir, çünkü muhteva olma özelliğinden yola çıktık, o muhtevaya madde dedik.
Şuna benzemeli, şöyle olmalı gibi bir kıstasın muhtabı olmayan bir zemindir bu, yokluğun dışında tuttuğunmuz ne varsa maddedir çünkü varlığın biçimidir bu...
Ve iddia ediyorum, o zeminde "şey" olarak, maddeden başka bir şey yok, zira yukarıda kıstasımı açıkladım, varlık-yokluk, başka kriterim yok, O ZEMİNDE olamaz da(çünkü o zeminde form-yapılara has hiç bir özellik bağlayıcı değildir, varlık-yokluk, eldeki kriter bundan ibaret - eğer maddeye sınır tayin eden safsata anlayışı bir yana bırakırsak demek istediğim gayet ne anlaşılacaktır, maddeye, yine maddeye BAĞLI kriterlerle nasıl sınır koyabilirz ki? Akla ve mantığa aykırı)
dine mine ne
18-06-2023, 23:41
Eğer her şey etki ve tepkiden oluşuyorsa ve evren su gibi doluysa, astronotlar neden birbirleriyle konuşamıyor?
Eğer her şey etki ve tepkiden oluşuyorsa ve evren su gibi doluysa, astronotlar neden birbirleriyle konuşamıyor?
Hiç bir şey yok iken su vardı Tanrıça su üzerinde raks ediyordu.Yunan mitolojisinden
Henüz arşı su üzerinde iken gökleri ve yeri altı günde yaratandır.Hud suresi 7.ayet İslam mitolojisinden
Belki suyun içinde değil üzerindedirler:p:p:p
Dun madde/atom ve atom altina dair konusacaktim, bugun ise bu konuya biraz ara verme, farkli bir konuyu konusma ihtiyaci hissettim. Dolayisiyla simdilik bu konuya yazmayacagim. Belki ileride o modda olursam, yada sahsima bir soru yada mesaj gelirse gelirse, yine yazarim. Simdiye kadar konuya katki sunup, fikir belirten butun arkadaslara tesekkur ederim.
Saygilarimla
spartacus
19-06-2023, 07:42
Eğer her şey etki ve tepkiden oluşuyorsa ve evren su gibi doluysa, astronotlar neden birbirleriyle konuşamıyor?
Her şey, etki-tepkiden oluşmuyor, etki-tepki maddi bir şeydir...
Evren madde ile dolu-boş(birlikte), ancak astronotların kulak zarı, iri tanecikli form-yapılardan oluşuyor, dolayısıyla form-yapılara verdiği tepkiler ölçülebiliyor, çok daha az tepkiler çeşitli düzeneklerle ölçülse de, aslında onların da bir sınırı vardır...
https://youtu.be/z6QIDimAVP0
dine mine ne
19-06-2023, 14:36
Her şey, etki-tepkiden oluşmuyor, etki-tepki maddi bir şeydir...
Evren madde ile dolu-boş(birlikte), ancak astronotların kulak zarı, iri tanecikli form-yapılardan oluşuyor, dolayısıyla form-yapılara verdiği tepkiler ölçülebiliyor, çok daha az tepkiler çeşitli düzeneklerle ölçülse de, aslında onların da bir sınırı vardır...
Ses, bildiğimiz üzere madde içinde yayılmadan önce bir ses kaynağı tarafından üretilen titreşimlerin neden olduğu basınç dalgalanmalarıdır. Bu basınç dalgalanmaları, ortamda bulunan parçacıklar arasındaki mekanik bir etkileşim yoluyla yayılır.
Öte yandan evrenden gelen elektromanyetik dalgalar, bir ortama ya da maddeye ihtiyaç duymadan boşlukta yayılabilir ve kendi başlarına hiçbir fiziksel biçime ya da yapıya sahip değildir. Ancak sizin kullandığınız "dolu" terimi nesnel "form yapıya dair bir ifadedir", dolayısıyla sizin görüşünüze göre etki ve tepkiye dayalı fiziksel etkileşim kaçınılmazdır.
spartacus
19-06-2023, 21:21
Ses, bildiğimiz üzere madde içinde yayılmadan önce bir ses kaynağı tarafından üretilen titreşimlerin neden olduğu basınç dalgalanmalarıdır. Bu basınç dalgalanmaları, ortamda bulunan parçacıklar arasındaki mekanik bir etkileşim yoluyla yayılır.
Öte yandan evrenden gelen elektromanyetik dalgalar, bir ortama ya da maddeye ihtiyaç duymadan boşlukta yayılabilir ve kendi başlarına hiçbir fiziksel biçime ya da yapıya sahip değildir. Ancak sizin kullandığınız "dolu" terimi nesnel "form yapıya dair bir ifadedir", dolayısıyla sizin görüşünüze göre etki ve tepkiye dayalı fiziksel etkileşim kaçınılmazdır.
Her dalga fiziksel bir yapıya sahiptir. Dalga mı geçiyorsunuz? :)
Peki bir soru;
Elektronun hızı nedir? Yayıldığı ortama göre değişmekle birlikte saniyede max 2.200 km.
Oysa ben bu bilgisayardan Kanada'ya ping atarsam, gidiş, dönüş 150-300 ms arasında olur, sunucular, ara istasyonlardan kaynaklı gecikmelerle. Direk geniş band bir kablo ile bağlarsak, gidiş-dönüş 30-40 milisaniye (0,03-0,04 saniye) olabilir. 1 saniye = 1.000 milisaniye.
Bu nasıl oldu? :)
A->..........................->B
Noktaları gördün mü?
İlk noktaya bir kuvvet uygularsan -> etki, tepkileşim açığa çıkar...
Özünde dalga dediğimiz bu biçimde yayılan bir etki-tepki olayıdır. Kısaca ilk elektron, bir mesafe kat ediyor değil, orada gerçekleşen şey, etkinin, FİZİKSEL(madden) aktarılmasıdır...
Kısaca okyanusa attığınız taş nasıl yayılıyorsa, öyle yayılır ve uzamda, dalga boyları değişir, zayıflar(dirençle karışlaşır), dalga etkisi ne kadar zayıflar, etki kaynağı da o kadar uzak görünür. böylece uzak-yakın ilişkisinin de, nasıl soyutlayabildiğimizin de yanıtını vermiş olduk.
ilahimasal
19-06-2023, 21:34
Dine mine sana iyilik edilmezde hadi seni basamak olarak kullanip manyetik alan nasıl hareket eder ögrenilsin diye şu videoyu ekleyim.
Sende izle , prarikte bu konulara aşina olmayanlar , teoride anlamakta güçlük çeker .
Sandığın hizin elektronun kendisinden degil manyetik alandan ve manyetik alanında o elektrona yani temel parçacığa ihtiyacı olduğunu etkileşim deneninde bu oldugunu kavraman için.
Manyetik alan hangi zeminde hareker eder.
https://youtu.be/J8ISXd9C1qU
Bunuda izle
https://youtu.be/C8fA9ZLhvgE
https://youtu.be/TthfyH3M-uc
Saygideger uyeler,
Kendinizi atom ve molekul olarak adlandiriyor musunuz? Sevgi dedigimiz sey sadece noronun ateslenmesi ise, bunca cefayi cekmenin anlami nedir? Ailenize beslediginiz o sevgi sadece noronun ateslenmesi ise, bizim nasil bir bagimiz sevgimiz olabilir. Bunlarin ne onemi vardir?
Buyrun biraz bunu konusalim.
Saygilarimla
bilgivehis
20-06-2023, 08:58
Saygideger uyeler,
Kendinizi atom ve molekul olarak adlandiriyor musunuz? Sevgi dedigimiz sey sadece noronun ateslenmesi ise, bunca cefayi cekmenin anlami nedir? Ailenize beslediginiz o sevgi sadece noronun ateslenmesi ise, bizim nasil bir bagimiz sevgimiz olabilir. Bunlarin ne onemi vardir?
Buyrun biraz bunu konusalim.
Saygilarimla
Atomların biraraya gelip sevgi gibi duyarlar oluşturmasını bir kenara bırakıp sevginin hayali bir oluşum olduğunu düşünmek dinsel bir anlayıştır.
Tıp literatürü beynin her köşesi bir başka duyarları barındırır der.
Bu da sevgi gibi duyarların hayali olmadığını bizzat atomun kendisi yani madde olduğunu gösterir.
Dolayısıyla sevgi gibi duyarlar bir gerçek olduğu için ailenize beslediğiniz sevgi de bir gerçektir.
Bir örnek verirsek, bir robotun hafızasına hayali bir sevgi veremezsin, sevgiyi anlaması için illa sevgi yazılımı yerleştirmek zorundasın.
İnsan da öyledir, beyninde sevgi atomları oluşması maddeden edilen birikime dayanır.
ilahimasal
20-06-2023, 10:35
Saygideger uyeler,
Kendinizi atom ve molekul olarak adlandiriyor musunuz? Sevgi dedigimiz sey sadece noronun ateslenmesi ise, bunca cefayi cekmenin anlami nedir? Ailenize beslediginiz o sevgi sadece noronun ateslenmesi ise, bizim nasil bir bagimiz sevgimiz olabilir. Bunlarin ne onemi vardir?
Buyrun biraz bunu konusalim.
Saygilarimla
Böbrek dalak , ayak bacak , kafa kol ... organizmayız sevgili alvin , bu ne saçma bir soru
Sevgi dediğin şey in toplumun kendi içinde binlerce yıldır birbiri ile yaptığı etkilrşimde esas temeli ZARAR vermeyi değerlendirmek için ortaya koyduğu , öğrettigi ve geliştirdi bir davranış biçimidir.
Mesela bir anne çocuğunu sever çünkü çevresinden öğrendigi şey budur , insanlar binlerce yıldır anneliği bu şekilde yaşıyor , ilk anne ilk çocuğu nasıl sevdi gibi garip abuk subuk mevzulara girmeyiz umarım.
" bu cefayı çekmenin anlamı nedir" demişsin
Niye bir anlamı olsun ki ? Yaşam işte , VAR-OLUŞ , var olmuşsun işte , tabiki bu varoluşta sorumluluk var , yaşama devam etmek durumundasın , bu sorumluluk kendine olan sorumluluğun ,ardindan keyfine kalmış topluma karşı sorumlulugun , ve doğaya olan sorumlulugun ,
Var olmuşsun işte , arabeske bağlamakda bir tercih sebebi olabilir , " batsın bu dunya" da diyebilirsin
Ammaaa bu yaşamin bir anlamı var yada
anlamı olmalı dediğin anda işler degişiyor. Ölumden korkunun sepmptomları ortaya çikiyor , basliyorsun kurgulamaya , ölüm korkusunu nasıl bastırabilirim diyorsun . Sonrası belli işte din min gidiyor.
Şahsen var oluşun bendeki tek cevabı ,, var olmuşum halende değisiyorum ve bu bende sorumluluk dedigimiz duygulara yol açıyor o kadar.
Sende ki var oluş , oluş olarak devam ediyor ama tam tersi , sorumsuzluğa sürükleniyorsun ve bunu çok belli ediyorsun alvinciim
Natan,
Hesabın mı heklendi senin.
Burdaki hiç kimse atom ya da molekül değil.
İnsan.
Yıldıztozu
20-06-2023, 14:35
Saygideger uyeler,
Kendinizi atom ve molekul olarak adlandiriyor musunuz?
Hristiyanlar ölüleri yakıp küllerini kavanoza koyarlar ya.
Kendi küllerime kavanozun içinde baksam bu ben miyim derdim.
Aynı materyaliz ama benim küllerimden farkım örgütlenmiş madde olmam. Madde örgütlenince niteliği değişiyor.
Sevgi dedigimiz sey sadece noronun ateslenmesi ise, bunca cefayi cekmenin anlami nedir?
Welcome to the nihilism.
Evrim ve evren üzerimizde oyunlar oynayarak otorite kurar.
Bunun tadını çıkarabiliriz.
Yemek yemekten haz almamın biyolojik/materyalist açıklaması olması o hazzın tadını çıkarmamı engellemez.
Sevgi de sana iyi geliyorsa tadını çıkar.
Bunları evrenin birer hediyesi olarak görebilirsin. Kısa süren hayatta hepsi birer hediye.
spartacus
20-06-2023, 20:03
Saygideger uyeler,
Kendinizi atom ve molekul olarak adlandiriyor musunuz? Sevgi dedigimiz sey sadece noronun ateslenmesi ise, bunca cefayi cekmenin anlami nedir? Ailenize beslediginiz o sevgi sadece noronun ateslenmesi ise, bizim nasil bir bagimiz sevgimiz olabilir. Bunlarin ne onemi vardir?
Buyrun biraz bunu konusalim.
Saygilarimla
Kendimiz başka, yapımız başka bir konu...
Yapımız organik(örgütlü davranabilen) maddedir -maddi form-yapılar toplamı...
Nöron denmesi -indirgenmesi- de doğru değildir, glia, ganglion bir dolu hücre, ama daha önemlisi, organik kocaman bir form-yapı var ortada...
Hasılı kendi başına nöron hiç bir anlam ifade etmez, yapı bir bütündür ve ancak o yapı bütünlüğünde insan anlam kazanır. Kısaca tek başına bir nöron hiç bir işleve sahip değildir, ne zaman çok çeşitli yapılar, ilişki, etkielşim, tepkileşime girer, oradan fonksiyonel özellikler açığa çıkar. Kısaca orada en önemli şey ilişki ağıdır.
Örneğin taştan alınan bildik 1 atom ile bir kelebekten alınan 1 atom birebir aynı olabilir, ama bu kelebek=taş anlamına gelmez. (indirgeme hatası)
Yani kelebek, tüm o form-yapının, birlikteliğiyle açığa çıkıyor.
Bu başlıkta daha öncede söylediğimi sanıyorum, şunu ya da bunu, şu ya da buna indirgemek(parçalardan herhangi birine) hatadır.
Ancak konuların zemini önemli, hep dediğim gibi, e-dairliği, e-göreliği.
Eğer biz "canlılar dünyası" konusunda isek, insan da, inek de, papatya da canlıdır.
Organik yapılar üzre bir zeminde isek, insan da organik bir yapıdır.
Eğer organik ve inorganik maddeler gibi ayrımlı zeminde isek, insan da organik maddedir.
Böyle bir ayrımımız yoksa, maddedir.
Sevgi gibi duyguları da abartamak gerekir diye düşünüyorum, çevre etkisi, verili nesnel-öznel koşullar en önemli, asli unsurların başında gelir...
Biz aldığımız her etki-yi, dış-iç olsun, organik yapımızın verdiği tepki üzerinden yorumlayan canlılarız.
Ve o anlık yorumları ön bellek, belleğe atan yapılarız da.
Her düşünme anı, bellekte bulunan, YER KAPLAYAN verileri, yorumladığımız andır.
Örneğin genetik aktarımlarda(enformasyon-bilgi) 4 tip nükleotitten bahsederiz.
Bilgi nerede? Kimyasal tepkilemeler yaşanacak...
Böylece ortaya bizim davranış dediğimiz, aslında kimyasal tepkimelerin yaşandığı bir durum çıkacak vs.
peki bu tepkileşimler, yorumlanabilirse ne olur? Açığa bilgi çıkar.
Dönelim diğer meseleye, anlayacağın ne yapıyorsak, maddi form-yapılar, hafıza, kıyaslar üzre yapıyoruz...
Ama insan demek = organlar demek değildir, çünkü o ÖZNEL, irade, seçim, bilinçli davranışlar gösterebilmektedir de.. Ve bu seçimlerin, davranışların kendisi=form-yapı değildir, ama form-yapı bütünlüğünde, ilişki ağında açığa çıkan FONKSİYONLARDIR.
Kısaca sevgi, acı ne dersen de, tümü de organik yapıdan açığa çıkan fonksiyonel özellik, niteliklerdir. Bunları açığa çıkartan şey, işte tam da o organik(örgütlü davranan) yapımızdır.
Avrupa'dan içki gönderenler, yanında çikolata gönderirdi.
Bunun sebebi, çikolatanın tetiklediği mutluluk hormonu salınımyla, sarhoş olan insanların, kavga etmeleri, tartışmalarına yol açan olumsuz şeyleri düşünmelerine engel olmaktır :)
Neyse, insan, bir bütün halinde, eti, buduyla, formu, yapısı, duygularıyla, ancak o form-yapısal örgütlülük ve işlevler sayesinde insandır. Bütünü, form-yapıyı parçalara, parçacıklara-heleki nöron düzeyine değin indirgeyip(idealist hata)- ayırdığımızda ise elde anlamsız yığınlar kalır.
dine mine ne
20-06-2023, 20:52
Her dalga fiziksel bir yapıya sahiptir. Dalga mı geçiyorsunuz? :)
Peki bir soru;
Elektronun hızı nedir? Yayıldığı ortama göre değişmekle birlikte saniyede max 2.200 km.
Oysa ben bu bilgisayardan Kanada'ya ping atarsam, gidiş, dönüş 150-300 ms arasında olur, sunucular, ara istasyonlardan kaynaklı gecikmelerle. Direk geniş band bir kablo ile bağlarsak, gidiş-dönüş 30-40 milisaniye (0,03-0,04 saniye) olabilir. 1 saniye = 1.000 milisaniye.
Bu nasıl oldu? :)
A->..........................->B
Noktaları gördün mü?
İlk noktaya bir kuvvet uygularsan -> etki, tepkileşim açığa çıkar...
Özünde dalga dediğimiz bu biçimde yayılan bir etki-tepki olayıdır. Kısaca ilk elektron, bir mesafe kat ediyor değil, orada gerçekleşen şey, etkinin, FİZİKSEL(madden) aktarılmasıdır...
Kısaca okyanusa attığınız taş nasıl yayılıyorsa, öyle yayılır ve uzamda, dalga boyları değişir, zayıflar(dirençle karışlaşır), dalga etkisi ne kadar zayıflar, etki kaynağı da o kadar uzak görünür. böylece uzak-yakın ilişkisinin de, nasıl soyutlayabildiğimizin de yanıtını vermiş olduk.
Elektromanyetik dalgalar, geleneksel anlamda fiziksel bir şekle veya yapıya sahip olmadığı söylenir. Sabit bir biçime veya yapıya sahip maddi nesneler değiller ki. Elektrik ve manyetik alanların titreşimlerinden oluşurlar ve bütün olarak uzayda yayılırlar. Bu alanlar, elektromanyetik enerjinin sürekli titreşimleri veya dalgalanmaları olarak düşünülebilir. Onları daha küçük birimlere veya "parçacıklara" ayıramazsınız.
Elektromanyetik dalga hiçbir şekilde yer kaplamaz ve kütlesi yoktur. Bu nedenle, onları geleneksel anlamda "dolu" olarak nitelendirmek doğru değildir çünkü bu terim genellikle belirli bir form, boyut ve kütleye sahip yer kaplayan maddi nesneler için kullanılır. Uzayda yayılan birleşik bir olgu olarak görüldükleri icin , A'dan B'ye giderken noktaları bir çizgiyle değiştirmeniz gerekiyor. Domino etkisi, bir nesnenin diğerine temas etmesiyle ardışık olarak hareket etmesi durumudur bu nedenle dalgaları domino etkisi gibi görmeniz yanlış olur. Form yapısal bakımından nesnel olmadıkları için zaten boşlukta da hareket edebiliyorlar diye biliyorum, yani ben böyle biliyorum, yanıldığımı da sanmıyorum.
dine mine ne
20-06-2023, 22:41
Ama insan demek = organlar demek değildir, çünkü o ÖZNEL, irade, seçim, bilinçli davranışlar gösterebilmektedir de.. Ve bu seçimlerin, davranışların kendisi=form-yapı değildir, ama form-yapı bütünlüğünde, ilişki ağında açığa çıkan FONKSİYONLARDIR.
Kısaca sevgi, acı ne dersen de, tümü de organik yapıdan açığa çıkan fonksiyonel özellik, niteliklerdir. Bunları açığa çıkartan şey, işte tam da o organik(örgütlü davranan) yapımızdır.
Avrupa'dan içki gönderenler, yanında çikolata gönderirdi.
Bunun sebebi, çikolatanın tetiklediği mutluluk hormonu salınımyla, sarhoş olan insanların, kavga etmeleri, tartışmalarına yol açan olumsuz şeyleri düşünmelerine engel olmaktır :)
İnsanın sadece biçimsel bir varlık olmadığını, aynı zamanda bir iradeye sahip olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu durumda, somut olanın soyut olanı etkileyebilme yeteneği, örneğin alkolün nedensel etkileşimi söz konusu. Ancak, gençken sevdiğimiz bir kişiyi "isteyerek" düşündüğümüzde vücudumuzun aynı mutluluk hormonlarını salgıladığına dair deneyimlerimiz de mevcuttur. Bu durumda, hafızanın sanal gücü, aynı deneyimi yeniden yaşamamızı sağlamaktadır. Yani, soyut ve somut olanın nasıl etkileştiğiyle ilgili bir durum söz konusu.
Bu nedenle, somut ve soyut olanin aynı madalyonun iki farklı yüzü olabileceğini dile getirmek istiyorum. Evren hakkında belkide boşuna tartisiyoruz çünkü dolanıklık gerçekse ve parçacıkları ayırmaya çalıştığımızda bunların ayrılamaması durumuyla karşılaşıyorsak, belki de uzayın kendisi hakkında farklı düşünmemiz gerektiğini ifade etmeye calisiyorum. Bu düşünce çizgisi bir hataya mı işaret ediyor sizce?
Gördünüz mü bay Natan
Soytarınımuz yukarda biton bıdı bıdı yapmış,
ancak somut ve soyut ne olduğuna dair en küçük fikri yok.
Anladın mı neden 15 senedir aynı şeyi anlatıyorum.
Başka yerde anlatıldığını gördün mü.
Hangi filozof, hangi kitabında soyutlama üzerine birşeyler yazdı. Var mı bi örnek.
Ne yazık ki yok.
Ama insanlar (ve bazı soytarılar) bu iki kavramı tamamen zırva biçimde kullanabiliyor ve bu zırvaların sözümona birşeyler ifade ettiğini zan ya da iddia edebilor.
Bay Natan
Tartışmak mı istiyordun.
Soru;
Soyutlama nedir ve neden yapılır.
Somut ve soyut nedir
Aralarında nasıl bir ilişki ve fark vardır.
Hadi anlat da bakalım yukardaki soytarı anlayabilecek mi
Sonra da bu kadar basit bir konunun nasıl olup da anlaşılamadığını bana bi anlat.
spartacus
21-06-2023, 07:27
İnsanın sadece biçimsel bir varlık olmadığını, aynı zamanda bir iradeye sahip olduğunu ifade ediyorsunuz. Bu durumda, somut olanın soyut olanı etkileyebilme yeteneği, örneğin alkolün nedensel etkileşimi söz konusu. Ancak, gençken sevdiğimiz bir kişiyi "isteyerek" düşündüğümüzde vücudumuzun aynı mutluluk hormonlarını salgıladığına dair deneyimlerimiz de mevcuttur. Bu durumda, hafızanın sanal gücü, aynı deneyimi yeniden yaşamamızı sağlamaktadır. Yani, soyut ve somut olanın nasıl etkileştiğiyle ilgili bir durum söz konusu.
Çünkü, geçmişte yaşadığın o şeyi yaşarken veya kişiyle olan etkleşimlerini, YORUMLAYIP, soyutlayıp belleğe yüklenen şu olsun;
AABDCABDCEDAADCA BCDABAACDAAADACC DABBAADACCDABACA ..... > 500 TANE DAHA
Tekrar belleğe başvururken -ki ne kadarı deforme olup-edilip veya alt-belleğe yollandığına da bağlı olarak- tekrar yorumlanan;
AABDCABDCEDAADCA BCDABAACDAAADACC DABBAADACCDABACA ..... > 500 TANE DAHA
Anlayabildin mi? O kodlar nerede, nasıl tutuldu? madden-fiziken, ORADA SANAL BİR ŞEY YOK, SANAL OLAN ZİHNİNSEL YORUMUNDUR SADECE, ama onun için o kodlar çözümlenirken, o kodlara beynin -organın- verdiği tepkiler önem arzeder...
Ama aynı mutluluğu yaşamazsın, çünkü ORGANİK olarak (yani tüm bir yapı etkileşimi-tepkilemeleriyle) aynı tetiklenmelere sahip olamazın, bundna dolayı da aynı derecede-tepkileşimle hormonlar da salgılan-a-maz.
Zaten açıklamıştım, çalışma prensibi basit;
ETKİ-TEPKİ->TEPKİYİ AL->YORUMLA-DÜŞÜN->TEPKİYİ MADDİ-FİZİKİ BİR KARŞILIKLA(SEMBOLİK) YÜKLE-KAYDET.
KODLANMIŞ-YÜKLENMİŞ- TEPKİYE TEKRAR BAŞVUR-MADDİ, FİZİKİ- TEKRAR YORUMLA->DÜŞÜNMEK...
Örneğin bu sitenin veritabanı-asli belleği- 6 GB yer kaplamaktadır... Şurada gördüğün ve her sanal sandığın şeyin, orada fiziki bir karşılığı var, işlemci onları yorumlar. Oysa sanal ancak senin zihninde oluşur, doğa, ortamlar, platformlar, yapılarda, sanal diye bir şey yok...