PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kuran'a Göre Uzaya Gidilemez


Singularity
19-01-2024, 14:53
Lan varya işiniz gücünüz alavere dalavere. Bunu ben tefsircilere söylüyorum. Şimdi efendim, ayet şu:

Rahman suresi 33.ayet: "Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarından geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa geçip gidin! (Allah'ın ikram edeceği) büyük bir güç olmadan geçip gidemezsiniz." (yalanınıza sıkayım)

Hayır anlamıyorum, sen mütefsirsin, ömrünü Allah rızasını kazanacağım diye harca, ondan sonra çık Allah'ın sözlerini az bir bedel karşılığı değiştir. Küfretsem kendime yakıştıramam, hiç bir şey demesem gönül razı değil. Ayeti şöyle kısacık inceleyelim:

"Ya ma'şerel cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzu min aktaris semavati vel ardı fenfuz, la tenfuzune illa bi sultan". ayet (supposedly) böyle. Kelime kelime bakalım:

1 ya mea'şera topluluğu عشر
2 l-cinni cinler جنن
3 vel'insi ve insanlar انس
4 ini eğer
5 stetaa'tum gücünüz yeterse طوع
6 en
7 tenfuzu geçip gitmeğe نفذ
8 min -ndan
9 ektari bucakları- قطر
10 s-semavati göklerin سمو
11 vel'erdi ve yerin ارض
12 fenfuzu geçin gidin نفذ
13 la
14 tenfuzune geçemezsiniz نفذ
15 illa ancak (geçebilirsiniz)
16 bisultanin kudretle سلط

Ben sizin o yalancı dilinizin varya, ta...

Orda "bisultanin" görüyor herkes değil mi? Kaç ayette bu kelime "bir delil" olarak çevirildi? Dolu. Niye "kudret" olarak çeviriyorsunuz? Bakalım bakalım.

Önce bu ayetin değişik çevirilerine bakalım:

Bayraktar Bayraklı Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Meali
- Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin etrafından kaçma imkanınız varsa kaçınız. Ama büyük bir güce sahip olmadan kaçamazsınız. Şimdi, Rabbinizin her yerde var olduğunu nasıl inkar edebilirsiniz?
Mehmet Okuyan Kur'an Meal-Tefsir
Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarından geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa geçip gidin! (Allah'ın ikram edeceği) büyük bir güç olmadan geçip gidemezsiniz.*
Edip Yüksel Mesaj: Kuran Çevirisi
Ey insanlar ve cinler topluluğu, göklerin ve yerin çaplarını aşmaya gücünüz yetiyorsa, aşıp geçin. Bir yetkiye sahip olmadan geçemezsiniz.
Erhan Aktaş Kerim Kur'an
Ey cin ve ins toplulukları!* Eğer göklerin ve yerin ötesine geçmeye güç yettirebilirseniz*, haydi geçin. Ancak aşma yetkisi* verilmeden geçemezsiniz.
Süleymaniye Vakfı Süleymaniye Vakfı Meali
Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarını delip geçebilirseniz geçin. Ama elinizde bir güç olmadan geçemezsiniz.
Ali Rıza Safa Kur'an-ı Kerim Gerçek
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yeryüzünün çaplarını aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa, haydi geçin! Üstün bir güç olmadan geçemezsiniz!*
Mustafa İslamoğlu Hayat Kitabı Kur'an
Siz ey görünmez ve görünür varlık (çifti)! Eğer göklerin ve yerin sınırlarını geçebiliyorsanız, durmayın haydi geçin! Bunu, (O'nun bahşettiği) çok özel bir güç sayesinde yapabilirsiniz ancak:
Yaşar Nuri Öztürk Kur'an-ı Kerim Meali
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin bucaklarından/köşelerinden geçip gitmeye gücünüz yeterse, hadi geçin gidin. Bilgi ve güç dışında bir şeyle geçip gidemezsiniz!
Ali Bulaç Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin çevresinden aşıp geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin, (ama) bir güce sahip olmadan geçemezsiniz;
Muhammed Esed Kur'an Mesajı
Siz ey görünmez varlıklar(ın) ve insanlar(ın şerlileriy)le bir arada yaşayanlar! Eğer göklerin ve yerin ötelerine geçebileceğinizi (düşünüyorsanız), haydi geçin! (Ama) onların ötesine geçemezsiniz, (Allah'tan) bir yardım olmazsa!
Diyanet İşleri Kur'an-ı Kerim Türkçe Meali
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ey cinn-ü insin ma'şeri! Gücünüz yeterse geçin gidin aktarı Arz-u Semadan, geçemezsiniz olmazsa ferman
Süleyman Ateş Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
Ey cinler ve insanlar topluluğu, göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeğe gücünüz yeterse geçin gidin. Ancak kudretle geçebilirsiniz.
Gültekin Onan
Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız.
Hasan Basri Çantay Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
Ey cin ve insan cemaat (ler) i, göklerin ve yerin bucaklarından geç (ib de ilahi kazaadan selamete er) miye gücünüz, yetiyorsa —ki (Allahın bahşedeceği) bir kudretle olmadıkça asla geçemezsiniz— haydi geçin (kurtulun)!
İbni Kesir
Ey cinnler ve insanlar topluluğu; göklerin ve yerin çevresinden geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa geçip gidin. Ama üstün bir güç olmadan geçemezsiniz.
Şaban Piriş Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı
-Ey cin ve insan toplumu, eğer göklerin ve yerin sınırlarını aşmaya gücünüz yeterse haydi aşın! Fakat gücünüz olmadıkça aşamazsınız.
Suat Yıldırım Kuran-ı Kerim ve Meali
Ey cin ve ins topluluğu! Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım!Ama geçemezsiniz, ancak üstün bir güç, kuvvetli bir delil ve ilimle geçebilirsiniz.
Ahmed Hulusi Türkçe Kur'an Çözümü
Ey cin ve ins topluluğu! Semalar ve arzın aktarından (bedenlerinizin çekim gücünden) çıkıp gitmeye gücünüz yeterse, hadi çıkın gidin (bedensiz yaşayın)! Kudretiniz olmadıkça (kudret sıfatı sizde açığa çıkmadıkça) geçip gidemezsiniz!
Edip Yüksel (Eski Baskı) Mesaj: Kuran Çevirisi
Ey insanlar ve cinler topluluğu, göklerin ve yerin sınırlarını aşmaya gücünüz yetiyorsa, aşıp geçin. Bir yetkiye sahip olmadan geçemezsiniz.
Erhan Aktaş (Eski Baskı) Kerim Kur'an
Ey cin ve ins toplulukları!* Eğer göklerin ve yerin ötesine geçmeye güç yettirebilirseniz*, haydi geçin. Ancak aşma yetkisi* verilmeden geçemezsiniz.
Rashad Khalifa The Final Testament
O you jinns and humans, if you can penetrate the outer limits of the heavens and the earth, go ahead and penetrate. You cannot penetrate without authorization.
The Monotheist Group The Quran: A Monotheist Translation
O assembly of Jinn and mankind, if you can penetrate the boundaries of the heavens and the earth, then go ahead and penetrate. You will not penetrate without might.
Edip-Layth Quran: A Reformist Translation
O tribes of Jinn and humans, if you can penetrate the diameters of the heavens and the earth, then go ahead and penetrate. You will not penetrate without authority.

Bizimkilerin bazısı doğru şekilde "yetkiye" sahip olmadan çıkamazsınız derken yabancı 3 kaynaktan ikisi "authority (yetki)" kelimesini kullanmış. Yabancılar daha çok müslüman. Bizim hocalar hep "güç" kelimesine takılıp gitmiş, yavşaklar. Diyanet ne demiş ona da bakalım:

﴾33﴿ Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp öteye geçebilirseniz haydi geçin! Ama (tarafımızdan verilmiş) bir güç olmadıkça geçemezsiniz.

Kime inanıyorsanız belanızı o versin! Güç yazmış gördünüz mü arkadaşlar?

"bisultanin" ne zaman güç olarak çevirildi?

Şimdi google çeviride açıyoruz ve: "بِسُلْطَانٍۚ" (bisultanin) kelimesi: "delil ile" olarak çeviriliyor. Şaşırdık mı? Tabiki hayır.

Hadi kuranda arayalım:

Nisa suresi 91. ayet:

Se tecidune aharine yuridune en ye'menukum ve ye'menu kavmehum. Kullema ruddu ilal fitneti urkisu fiha, fe in lem ya'tezilukum ve yulku ileykumus seleme ve yekuffu eydiyehum fe huzuhum vaktuluhum haysu sekıftumuhum. Ve ulaikum cealna lekum aleyhim sultanen mubina.

Bakalım diyanet ne diye çevirmiş: YETKİ !

Gene Nisa suresi 153. ayet, gene aynı ifade ve gene çeviri: YETKİ!

Kehf Suresi 15. ayet: Hâulâ-i kavmunâ-tteḣażû min dûnihi âlihe(ten)(s) levlâ ye/tûne ‘aleyhim bisultânin beyyin(in)(s) femen azlemu mimmeni-fterâ ‘ala(A)llâhi keżibâ(n)

Bakalım burada bisultanin ne olarak çevirilmiş, DİYANET TARAFINDAN!

﴾15﴿ Şu bizim kavmimiz Allah'tan başka tanrılar edindiler. Onların tanrı olduğuna dair açık bir delil getirseler ya! Allah hakkında yalan uydurandan daha zalim kim olabilir!

Diyanet ne oldu lan? Arapçayı yeniden mi öğrendin? En başta "güç" diyordun ne oldu? Güç mü yetki mi?

Arkadaşlar ikisi aynı şey demeyin. Kelimenin Arapçası da kuranda geçtiği mana da "yetki" anlamında, yine yetki manasında olmak üzere "belge, delil" gibi anlamları var. Yani burada güç diye bir şey söz konusu değil. Buna dayanarak "ee roket diyor, ayette de güç diyor, roket de güç işte" diyip yan çiziyorlar. Oysa ayette öyle bir durum yok Ayet gayet açık:

"Elinde bir yetki belgesi olmadan geçip gidemezsin" diyor. Onu da ne diyor? "Ben veririm" diyor. Yani ancak Allah bir insana yetki belgesi verecek, bu kişi göklerin ve yerin sınırından geçebilir" diyecek ancak o şekilde geçiş söz konusu.

Öyle efendim, bisultanin her yerde yetki demek, Arapça'da yetki demek ama sıra uzaya gelince orada yetki de olur, güç de olur, güç de icabında roket olur, assktir ulan! Siz dalga mı geçiyorsunuz?

Tamam sakinleştim. Velleddallin amin.

bursali68
24-02-2024, 10:44
Konuyu tam anlamadım, konu Kur'an'a göre uzaya gitmenin mümkün olmadığı mı, yoksa çeviri sorunu mu...?

spartacus
24-02-2024, 13:41
Kısaca asıl metinde "uzaya gitmek için Allah'ın izin vermesi gerektiği" anlamı, çevirilerde "bir güç olmadıkça" gibi anlamlara gelecek şekilde değiştirilmiş. LEVH'de bu durumu sorgulamış ve yazmış.

Kısaca "Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin sınırlarını aşıp öteye geçebilirseniz haydi geçin! Ama (tarafımızdan verilmiş) bir güç olmadıkça geçemezsiniz".

Altılı çizili yer orijinal metinde -Kur'an'da, "Allah'tan izin almadıkça, yetki almadıkça anlamında" iken, çevirilerde bu kısım, kelime anlamı da değiştirlerek, değiştirilmiş. Yani bu yapılmasa, örneğin Elon Musk, uzaya araç gönderemez, ancak Allah'tan yetki almak koşuluyla gönderebilir denmeli, o da yetki almalıydı.

Şu an Dünya çevresinde - uzayda- 4.500 üzerinde uydu bulunmaktadır.

Bu çelişkiyi saklamak için, tek bir harfinin dahi değiştirilemeyeceğini iddia ettikleri Kur'an'da, yine kelime ve anlam değişimi yoluna başvurulmuş.

O zamanlara üste çıkma yöntemi olarak, insanların asla yapamacayağını düşündükleri ne varsa, madem bize inanmıyorsunuz, "hadi yapın da görelim" taktiğine başvurulmuktadır. (sanki kendileri yapabilmekteymiş gibi)

noob1
01-03-2024, 12:03
hem bilimsel olarak gidilmedi zaten.

atmosfer ne kadar büyük, bununla ilgili olan durum. uzun açıklaması burda ;

https://www.youtube.com/watch?v=aPBVGXdsR0I


bunun dışında ; gökkubbe van hellen kuşağı geçilemez, ilimsel kabul görmüş kanuna göre NASA bunu nasıl egale ettiğini söylemez.


Bir diğer durum AY a gittikten sonra, yıllarca gitmeyip, sonra niye gitmiyonuz sorusuna :" ay a gitme teknolojisini unuttuk" diyen bir NASA var. Unutmuşlar, yani.

Esasen unutmak değil, bir tezgah olduğu için tekrar bir tezgah hazırlamak, organize etmek zor yani.


Aslında her şey 1946 gibi başladı.

2. dünya savaşı bitmesiyle Amerika, "Operation HighJump" ı devreye soktu.

Artık dünyada savaş kıtlığı yaşayan ve heryerin sömürgeleşmesiyle kendisine sömürge kalmayan zavallı Amerika bari biz Antarktika ya gidip bakalım dedi. Bir sürü görevli ve askeri teçhizatla Antarktikanın kıyılarına gittiler. Bir üs kurdular, ve bir miktar sağa sola ileri geri keşif seferleri ile etrafı keşfetmeye koyuldular.

Burada uçaklar ile yapılan kekşifle ile 80nci paralel civarında, sağa ve sola doğru (yani doğu batı) giden, ve aynı zamanda yine 90 dereceye yakın bir açıyla gökyüzüne doğru giden bir engel ile karşılaştılar.

İşte bu "gökkubbe" idi. Bir geçit bulamadılar, ve eldeki uçaklar ile yapının yukardaki konumuna ulaşılmıyordu. Daha yüksek irtifaya çıkmak gerekiyordu, lazım yeni teknoloji vs.

Bu bilgiler yani kubbe yapısı ve keşfi 1948 Britanniicaa ve Amerika ansiklopedilerinde yayınlandı, fakat daha sonra toplatılmıştı ve kaldırılmıştı.

Daha sonra bölge incelemeye alındı, ve gizlilik süreci ile yönetildi.

1958 e gelindiğinde NASA kuruldu. 1959 yılında Antarktikaya gitmeyi yasaklayan antlaşma ilgili devletlerce imzalandı.

NASA nın başına ise Operation PaperClip ile devşirilen alman roket bilim adamı NASA nın ilk direktörü olarak atandı.

Hatırlarsanız demiştimya gökkubbe yukardaki sınırına gitmek istediler. Bunun için yüksek teknoloji roket gerekiyordu ve bu bilim adamı alanında en iyisi. Gittiler ve baktılar oradada kubbe engeli var.

Şimdi sıkı durun :

Bu kubbeyi delmeye kırmaya patlatmaya çalıştılar, geçelim gidelim öbür tarafına bakalım diye.

İlk yerdeki denemeler olmamıştı zaten, sonra dediler ki atom bombası patlatalım.

İnsanlara zarar vermeyecek en uzak noktada, bir ıssız adada deneme yapmak için işe başladılar. Ve yüksek irtifada atom bombaları patlatmaya başladılar:

Operation Fishbowl (anlamı: akvaryum operasyonu, biz akvaryumdayız ya ondan bu isim)

Operation Dominic (dominic : tanrıya ait olan demek, kubbe ona ait yani)

Bu iki operasyon baya bi 50 - 100 civarı çok güçlü atom bombaları patlatıldı. Önce roket ile yüksek irtifaya fırlatılan atom bombaları orada patlatılıyordu.

Fakat bir takım ışımalar olsada, yani kubbe üzerinde bir takım patlama çizgileri gibi oluşumlar oluşşsada daha sonra bakılan göre kubbede çatlak bile olmuyordu.

Bu denemelerde anladılar ki biz bu kebbeyi delemeyeceğiz.

Sonra bu durumu örtbas etmek için, ve bazı birtakım sebeblerde dolayı, biz en iyisi ay a gittik diyelim dediler, ve Ay filmi çektiler. Yalandan.

Bu arada NAsa direktörü olan "Wernher von Braun" ateist biri idi, fakat öldüğünde nedense mezarında incilden bir ayet numarası yazıyor. O ayette ne yazıyor lütfen bir bakın.

spartacus
01-03-2024, 13:15
Bülbüle emir, lisan öğren vaktaktan, anlat masalcı noob1 anlat, balığın tırmandığı kavaktan...

noob1
19-04-2024, 17:14
sıkıysa antarktikaya gidin, bırakın uzaya çıkmayı antarktikaya gitmemiz yasak, tıpkı uzaya gitmek için izin almak gerektiği gibi, antarktikaya gitmek içinde Ameirkan Ordusunun ve yetkililerin izin vermesi gerekiyor.

Norveçli zengin bir aktivist bunu 2 kere denedi, tutuklandı, yakalandı.

Çünkü orada gökkubbe var, ama öyle kıyıda değil, kıyıdan 300 km ötede. yani gidemezsiniz. coğrafi koşullar, uzaklık vs birde Amerikan savaş gemileri size izin vermez.

Uzay kaç km den başlıyor, sıfır dan mı :)

Geçen redbull bir etkinlik yapmıştı, hani yüksekten atlayan adam. peki uzaya çıktımı, yoksa yukardanmı atladı ?

39 km uzaymı atmosfer mi ?

uydular uzaydamı ?

"termosfer ve ekzosfer, yapay uyduların ve Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) gibi diğer uzay araçlarının yörüngeleri takip ettiği, Dünya atmosferinin en dış kabuklarıdır."

https://www.aeronomie.be/index.php/en/encyclopedia/thermosphere-and-exosphere-outermost-shells-earths-atmosphere#:~:text=Hide%20%E2%80%94%20Main%20navig ation-,Thermosphere%20and%20exosphere%2C%20outermost%20s hells%20of%20Earth's%20atmosphere,Station%20(ISS)% 20follow%20orbits.


Yani uydular termosfer / ekzosfer olan katmanda olup atmosferdeler.

Wikipedia da satellite (https://en.wikipedia.org/wiki/Satellite) bakarsa orda da :

" means the satellites stay still in the sky "

yani uydular esasen ahala göktedirler, der. Bi arada geçenlerde Obama, artık yakın gökten çıkıp uzaya açılmamız gerekir diye bir cümle arasında söz kullanmıştı yani.

Bütün bunlara bakarak gerçek anlamda uzaya açılmadığımızı söyleyebiliriz miyiz !

Bu arada termosfer ile ilgili garip bilgi :

termosfer de sıcaklık 2000 dereceye kadar çıkmaktadır. 2000 derecede hiç bir elektronik cihaz çalışmaz. Biz burda şirkette kocaman dev soğutma sistemleri ile sunucu odalarımızı soğutuyoruz. Bir ev kadar 100 metrekare vardır herhalde, soğutma cihazları var. Hem de yedekli yedekli, ki biz 2000 dereceyi değil, en fazla 70-80 dereceyi soğutuyoruz. Bu binlerce dereceyi nasıl soğutuyorlar garip.

Her neyse bilim uzaya çıkılmadı diyor, gördük. Uydular termosfer / ekzosfer gibi katmanlarda hepsi.


Van Allen kuşağıda başka bir muamma, 2000 derece sıcaklığı geçtik diyelim, ee sonra ne karşımıza çıkar van allen kuşakları, atom bombasının içinden geçip sağ kalabilirsen bundan da geçebilirsin. Bi kere makinalar cihazlar bozulmasını engellesen bile insanı nasıl koruyacaksın ? Hangi alet ile atom bombasının yanında patladığında çay içip oturup keyfine bakabilirsin, NASA ya göre burdan geçeriz ama çok çabuk geçmek lazım diyorlar. Yani beklemicen diyor, ee kalınlığını geçmek için bile ışık hızı motorun yokki ,dakikalarca içinde kalacaksın. haa mümkün elbette, bi 40 cm kalınlığında kurşun bir koruyucu yaparsan radyasyondan korunursun, 40 cm kalınlığında bir demir / kurşun uzaya hangi roketle çıkacak peki ?

Tabii çalışsınlar, Elon musk mars a gitcez diyor, ama bu sorulara cevap vermez, hepimiz zanneidyoruz, ki marsa gitmek, uzun bi araba yolculuğu gibi bi şey.

Magmanın içinde bir taşıtla gitmek daha kolay, daha az tehlikeli.

Uzaya gidilmişmiş, dünyadan çıkan bi şi yok.

Neden Allah diyor izne tabi ! Çünkü duvarlar, kalkanlar vs var. Onları bölgesel olarak kapatması lazım.

Aaa tabiii Kuran yazdıya yalandır.

spartacus
19-04-2024, 17:21
sıkıysa antarktikaya gidin, bırakın uzaya çıkmayı antarktikaya gitmemiz yasak, tıpkı uzaya gitmek için izin almak gerektiği gibi, antarktikaya gitmek içinde Ameirkan Ordusunun ve yetkililerin izin vermesi gerekiyor.

Norveçli zengin bir aktivist bunu 2 kere denedi, tutuklandı, yakalandı.
Neden bu arkadaşlarımız, her konuda, yalan, dolan kafasını yaşamaktalar? Biliriz, ama yeri değil.

Örnek tur organizasyonları.

https://www.festtravel.com/antarktika-gezisi

https://www.goldenbaytour.com/tur-listesi/antarktika/2098

https://www.deepnature.com/Antarktika-Turu/1188

noob1
19-04-2024, 17:25
antarktika turu : kıyıya gidip 3, 5 laklakdan ibaret, 300 km ötedeki sınıra nası gitcen ?

uyduların hala atmosferimizde olduğu bilgisine de bişi yapmamışsın.

hayatında hiç dağda trekking yaptın mı ?

ben 10 km yaptım, oldukça zor idi, ve yazın yani, sen git -30 derecede, su yok, 300 km gidicen, izin verceklermi sana ?

hadi izin verdiler, hayatta kalma ihtimalin ney ?

ne izin var + nede gücün

noob1
19-04-2024, 17:27
antarktika drake boğazıymış, mcmurdo sounda götürselerya.. yok ama kıyı penguenlerine bakıp döncek.

noob1
19-04-2024, 17:30
ha buarada drake passage ile 80nci paralel arasında 2400 km mesafe var görünüyor :)))))

bunun 3 de 2 si kara, buz, dağlar ve zorlu kış koşulları, 2400 km TR den büyük, sen izmirde oturp hindistana geldim diceksin yani :)

matematik biliyoruz, sende öğren bence.

noob1
19-04-2024, 17:32
Kıyıdan bakıvermek için 10 bin dolar.

https://i.ibb.co/HxxX2WF/drake.jpg

spartacus
19-04-2024, 17:42
Kıyıdan bakıvermek için 10 bin dolar.

https://i.ibb.co/HxxX2WF/drake.jpg
Kıyısı da Antarktika değil mi?
Sanırım orayı normal coğrafyalarla karıştırmışsın...

İlla Güney olması gerekmiyor ki, senin mantığın, inancına göre Dünya'nın 4 tarafına da gidilemez, çünkü düzdür ve gidersen düşersin, sana göre illa bir engel olmalı :)...

noob1
25-04-2024, 09:12
ünkü düzdür ve gidersen düşersin,

hayır, uzak taraflara doğru devam ediyor, ne kadar devam ettiğini gitmediğimiz, hiç bir insan gitmediği için bilemiyoruz.

noob1
31-05-2024, 11:33
Gezi diye bahsettiğiniz programı incelediğimde sadece Drake boğazı var, bu şeye benziyor, Bulgaristana gelip Türkiye turu yaptım demek :)

McMurdo Sound yok, karaya ayak basmak yok. ;

Yine 1nci linkde gezi videosu tanıtımı olan videoda antarktika değil, kıyısında gezeceğin gemi tanıtılmış :)

Kıyıdan içeri 80nci paralelle gitmek yasak, sadece belli noktaya yaklaşmak var, Peki gezi f'rmasi olmadan g'tmek 'steyen adamlara neden izin verilmiyor.

Gitmek isteyen olursa tutuklanıyor ?

Adamın kendi teknesi var, gitmek istiyor, ama yok, gidemezsin, .

SADECE evet sadece 1 kişi denedi : Jarle Andhøy bir norveçli.

Ve her denemesinde engellendi. Tutuklandı.

Gerçekten Antarktikaya sadece 1 kişi gitmeyi denedi. Diğerleri kenardan kıyıdan göstermelik şeyler. Özel izinlere tabi, ve çok uç noktalara bakıp gidiolar, çoğu otel gemide geçiyor.

spartacus
01-06-2024, 07:31
hayır, uzak taraflara doğru devam ediyor, ne kadar devam ettiğini gitmediğimiz, hiç bir insan gitmediği için bilemiyoruz.
Şu aktronot Gezeravcı ile aran nasıl?

izin olayı siyasi, öne sürdüğün gerekçelerle değil ve izin alan gibi gidebilir -ki gidiyor da -tabi tüm sorumluluğu üstlenmek koşuluyla...

Kuzey kutbuyla ilgili düşüncelerin nedir?

Singularity
03-06-2024, 09:49
Gezi diye bahsettiğiniz programı incelediğimde sadece Drake boğazı var, bu şeye benziyor, Bulgaristana gelip Türkiye turu yaptım demek :)

McMurdo Sound yok, karaya ayak basmak yok. ;

Yine 1nci linkde gezi videosu tanıtımı olan videoda antarktika değil, kıyısında gezeceğin gemi tanıtılmış :)

Kıyıdan içeri 80nci paralelle gitmek yasak, sadece belli noktaya yaklaşmak var, Peki gezi f'rmasi olmadan g'tmek 'steyen adamlara neden izin verilmiyor.

Gitmek isteyen olursa tutuklanıyor ?

Adamın kendi teknesi var, gitmek istiyor, ama yok, gidemezsin, .

SADECE evet sadece 1 kişi denedi : Jarle Andhøy bir norveçli.

Ve her denemesinde engellendi. Tutuklandı.

Gerçekten Antarktikaya sadece 1 kişi gitmeyi denedi. Diğerleri kenardan kıyıdan göstermelik şeyler. Özel izinlere tabi, ve çok uç noktalara bakıp gidiolar, çoğu otel gemide geçiyor.

Bu dünyada en fazla merak ettiğim iki yer varsa birisi Antarktika, diğer Kuzey Kutbu.

Ben Antarktika'nın bu kadar soğuk olduğunu sanmıyorum. En azından hepsi değil. Çünkü orayı geçince diğer tarafında bazı kıtalar buzul, bazı kıtalar sıcak, vs. Piri Reisin haritasında da yeşillik bir yer gibi gösterilmiş. Bir gidip görmek lazım, özellikle güneyin yazında. Bu da bizim kış oluyor. Çeşitli rivayetlerde yürüme altı ayda geçilebileceği belirtiliyor. O zaman örneğin bizim Eylül ayı, orada baharın başlangıcı gibi düşünürsek, yeterli süre var.

Engellemelerle ilgili ben de çok okudum, gördüm. Şöyle bir şey var, bir kişi kafaya koyarsa yapar. 60bin kilometre sınırın neresini koruyabilirsin? Biz şurada bin kilometreyi bile tam gözetleyemiyoruz. Burada bence temel sorun insanların tarifeli olarak gitmesi. Zaten bir kez kayda alındığın zaman Birleşik Krallığın gümrük muhafızları seni Antarktika sınırına yaklaşman ihtimaline karşı takibe alıyor. Bir diğer sorun da cep telefonu kullanımı. GPS sinyallerinden yerini İngiliz askerlerine ifşa ediyorsun.

Olması gereken, dört mevsim ve su içinde dahi koruma sağlayacak düzgün bir kıyafet, bir balıkçı teknesi, en kolayından av malzemesi ve bir pusula. Antarktikaya varınca tekneyi bırakıp yayan olarak pusulayla artık güney güney gitmek lazım.

Bir de kuzey kutbu. Bu feleğin dönüş merkezi orası sonuçta. Kuzey ışıkları filan. Düşüncem orada öyle güçlü bir manyetik alan var kı, hem yanaştırmıyor ve hem de görünmezlik sağlıyor. Orası için de Kuzeyin yazının öncesinde diyelim ki Nisan ayında Amfibi bir araçla Tiksi'den elde pusula kuzey kuzey gitmek lazım. Bir ikinci yöntem Polarisi takip etmek. Yalnız Polaris ve kuzey kutbu 0,2-0,5 derece gibi çap yapıyor. Tam Polarisin altına yakın bir yere gelip nerenin etrafında döndüğüne bakıp oraya doğru gitmek lazım. Kuzey kutbuna ulaşmak daha kolay. Bir hafta on günde filan ulaşılır.

Emekli olayım bu ikisini de deneyeceğim. Şu emadder işi olmadı, olsaydı emekli oluyordum. İlk işim daha kolay olduğu için önce Kuzey Kutbu, sonra güney.

Hep işte vize uçak bilmem ne sorunları diyorlar ama her şeyin kolayı var. Türk kuşağını izleyerek sadece kimlikle Kuzey kutbuna gitmek mümkün. Hep her şey yasal olacak, gümrükten geçilecek diye bir kaide mi var. Neyse.

Singularity
03-06-2024, 09:54
Konuyu tam anlamadım, konu Kur'an'a göre uzaya gitmenin mümkün olmadığı mı, yoksa çeviri sorunu mu...?
Kasıtlı olarak ayette "izin belgesi" anlamında kullanılan kelime, "güç" olarak çevrilerek kafirlerin sözde uzaya gitmelerine vesika oluşturulmuş.

Ayete göre Allah doğrudan izin belgesi vermeden (al bu senin geçiş belgen anlamında) demeden arşı geçemezsin.

Şu halde biz uzaya gittik diyenler ya Allah'tan aldıkları belgeyi göstermek durumundadırlar, ya da kafir olmuşlardır. Ayette gidemezsin diyor.

RollingStones
14-06-2024, 16:06
Rahman 33.ayetini yanlış anlamışsınız.

Burada anlatılmak istenen ancak O'nun bahşettiği bir güç sayesinde yapabilirsiniz, yoksa geçemezsiniz diyor.
Yani onun desteğiyle aşıyorsunuz gökleri yada yerin sınırlarını. Bu sayede çıkılıyor uzaya diyor.

Takılıp kalmayın, güçmüş, yetkiymiş vs.

spartacus
14-06-2024, 16:39
Rahman 33.ayetini yanlış anlamışsınız.

Burada anlatılmak istenen ancak O'nun bahşettiği bir güç sayesinde yapabilirsiniz, yoksa geçemezsiniz diyor.
Yani onun desteğiyle aşıyorsunuz gökleri yada yerin sınırlarını. Bu sayede çıkılıyor uzaya diyor.

Takılıp kalmayın, güçmüş, yetkiymiş vs.
Yanlış anlama yok, revizyon var :)

Güç ve yetki ikisi farklı şeyler.

Örneğin bir ülke size vize vermiyorsa
Kaçak yollarla giriyorsanız
Bu yetkinin aşılmasıdır, gücü de aşmaktır...

Bu halde Allah aşılmış oldu... Bu da Emeviler'in Abdulmelik döneminde Mecusilierden etkilenen Musevilerden aldığı etkiyle, Lübnan bölgesinde başlanan inanç değişimi-ayet türetimi ve devamında revizeler de olsa, hala daha içerdiği diğer çelişkiler gibi bir çelişkidir. Madem Allah'tan değil hadi onda bir çelişki bulun vb. söylemleri de elbette abestir -bu tür kıstaslar da akıl, mantık dışı... (işte bir çelişki daha, ne kadar kıvırsakta anlam ifade etmiyor.)

Kaldı ki sözde tüm ilahi metinler genelde muğlak ve SOYUT anlatıyı tercih eder(böylece çelişki bulmak imkansızlaşır), ama bazen kaçınılmaz olarak somut ifadelere başvururlar, onlarda da çelişkiler meydana gelir, bu halde çözüm içeriği kelime oyunlarıyla değiştirmektir(şu an ve geçmişte olduğu gibi) :)

Soyut mitolojik uydurmaları geçelim, geçerli bir örnek vereyim;

"Bir gün İstanbul'da felaket yaşanacak" dersem ve yaşanmamışsa, henüz yaşanmamıştır, ama yaşanacaktır sonucuna varılır. Bu sonsuza kadar devam eder, Olay gerçekleşirse, söylemişti, yaşandı, bu mucize denir :)

Kur'an'da yörüngeden söz etmez, ama eder.
Namazdan söz etmez, ama eder -Abdulmelik döneminde Mecusi etkisiyle dahil edilen ritüel. Ama nedense, namaz kelimesi geçmezken, dahil edilerek meydana gelen değişiklikle etkilenen başka ayetler olduğu gibi bırakılır. Örneğin, Allah'ın ve meleklerin de Muhammed için namaz kıldığı anlamı oluşturacak bu değişiklik, "namaz" kelimesine çevrilmez. Aynı kelime konu insan olunca "namaz", Allah olunca "salat" oluverir, tekil kullanımı olsa "salavat" denecektir. Kısaca sala, salavat (dilekte bulunmak, dua etmek) oldurulmuş namaz, oysa iki kelime ve pratik uygulama arasında temel bakımından da farklar vardır. Birincisi dilemek, dilek -zaman, mekan ve vücut diliyle ilgili bir ritüel içermezken, diğeri fizik hareketlerini esas alan, zaman, mekan, vücut dili kuralları olan bir çeşit ritüel halidir. neyseki Allah ve melekleri de Muhammed için namaz kılıyorlarmış :)

Yetki der, güç kelimesi ile değiştirilir vs. böyle bir çok kelime vardır. (tabi ki, nadir olarak bulunsa da, somut anlatılar açısından)

RollingStones
14-06-2024, 18:46
Sevgili spartacus,

Öncelikle merhaba,
Uzun süre sonra tekrar bu ortamda yazışabilmek güzel.


Aslında sorunun yanıtı surenin içerisindeki tekrar eden ayetlerde.
"O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz"
ayet söylüyor. defalarca. size verdiğim nimetler olmasa siz ne yapabilirsiniz?

görmek isteyene tabii.

RollingStones
14-06-2024, 19:24
Yanlış anlama yok, revizyon var :)


Namazdan söz etmez, ama eder -Abdulmelik döneminde Mecusi etkisiyle dahil edilen ritüel. Ama nedense, namaz kelimesi geçmezken, dahil edilerek meydana gelen değişiklikle etkilenen başka ayetler olduğu gibi bırakılır. Örneğin, Allah'ın ve meleklerin de Muhammed için namaz kıldığı anlamı oluşturacak bu değişiklik, "namaz" kelimesine çevrilmez. Aynı kelime konu insan olunca "namaz", Allah olunca "salat" oluverir, tekil kullanımı olsa "salavat" denecektir. Kısaca sala, salavat (dilekte bulunmak, dua etmek) oldurulmuş namaz, oysa iki kelime ve pratik uygulama arasında temel bakımından da farklar vardır. Birincisi dilemek, dilek -zaman, mekan ve vücut diliyle ilgili bir ritüel içermezken, diğeri fizik hareketlerini esas alan, zaman, mekan, vücut dili kuralları olan bir çeşit ritüel halidir. neyseki Allah ve melekleri de Muhammed için namaz kılıyorlarmış :)

Yetki der, güç kelimesi ile değiştirilir vs. böyle bir çok kelime vardır. (tabi ki, nadir olarak bulunsa da, somut anlatılar açısından)

Yine hatalı bir yorumlama.

Kuran kendini yine kendiyle açıklar.
defalarca geçen, sadece bana kulluk ediniz ayetlerinin üstüne, Allah peygamber için namaz kılıyormuş demek, zorlama/basit bir yorum olmuş.


Bakara-157
Ulâ-ike ‘aleyhim salevâtun min rabbihim verahme(tun)(s) veulâ-ike humu-lmuhtedûn

Anlamı,
İşte böyleleri üzerine Rablerinden selamlar, bereketler var, bir rahmet var. İşte bunlardır iyiye ve güzele ermiş olanlar.

yine kuranda peygambere ve müminlere destek olduğu ayetlerden bir örnek;
ahzab-43
Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O'dur ve O, müminlere çok merhametlidir.

spartacus
14-06-2024, 22:57
Yine hatalı bir yorumlama.

Kuran kendini yine kendiyle açıklar.
defalarca geçen, sadece bana kulluk ediniz ayetlerinin üstüne, Allah peygamber için namaz kılıyormuş demek, zorlama/basit bir yorum olmuş.

Kelimeler değiştirilirken, işine geldiği için bu zorlama olmamakta, ama değiştirilen kelimelerin, başka ayetlerde ortaya çıkarttığı sorunlar dile getirilince zorlama olmakta öyle mi? :)
"Allah ve melekleri de Peygamber için salat(namaz!???) ediyormuş"
Ben söylemiyorum ki zorlamış olayım ve yorumum basit olsun. (İşin içine 680 sonrası resul 1.Abdulmelik emiri girmiş, istikameti, İsacılıktan, Mecusiliğe çevirmiş, bunların mekanı da Roma'dan kaçana(Hicret) edene kadar Ürdünmüş)

Çıkarları doğrultusunda 650-70 sonralarında yasa yazmaya başlamışlar, her emir değişimiyle eskisi yakılıp yok edilmiş, yenisi yazılmış, o da yok edilmiş yine yenisi, derken 1000 yıl boyunca hata, çelişki ayıklama namına kelimeler değiştirilmiş -de işte bazen sorun oluyor aynen dile getirdiğim gibi...

Olmamış, 820 yıllarından sonra doğduğu bilinen 3-5 kişi, kendilerinden 250-300 yıl evveli için, ellerinde hiç bir arkeolojik, tarihsel bulgu, veri olmamasına rağmen,-matbaa da yok, geçmişe dair tarih uydurmuşlar(kulaktan dolma onbinlerce uydurukla, en azından bir tanesi 300.000 diğeri 500.000 rivayet topladığını söylüyor), işlerine nasıl geldiyse...

200 yıl önceki dedeniz hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Güç ile yetkinin aynı anlama geldiğini iddia ederken, zorlamamış, daha da ileri giderek dürüst davranmamışsın. İşte bu sorun seni ilgilendiriyor, beni değil...

Neden "yetki almak", "yetkilendirilmek" anlamıyla orada olan yetki kelimesi, güç olarak değiştirilmiş? O kadar net bir soru ki, soran değil, güç ile yetkiyi aynı anlama geliyormuşcasına kullanan, üstüne bir de 1 harfi bile değiştirilemez dediği kitaptaki değişikliklere zerre itirazı olmayan, kaldı ki hani değiştirilemezdi, Allah'ın gücü mü yetmedi diye de sormayan zorlamış olmadı mı?

bera
01-07-2024, 22:18
Rahman suresi 33. ayet
Göklerin ve yerin sınırlarını delip geçebilirseniz geçin. Ama elinizde bir güç olmadan geçemezsiniz. -Ey cin ve insan toplumu, eğer göklerin ve yerin sınırlarını aşmaya gücünüz yeterse haydi aşın! Fakat gücünüz olmadıkça aşamazsınız.

Konuyu daha iyi anlamak için şöyle açıklayayım Uzayda maksimum hız ışık hızıdır

Güneşten çıkan bir ışık dünyaya 8dk da gelir, ışık hızında bile gidersek samanyolu galaksisinin dışına en yakın galaksiye 2.537.000 ışık yılında ulaşırız bu insan ömrünün bile çok ötesinde bir süredir
Bize en yakın yıldızlar bile 300-500 ışık yılı uzakta..


Şuan insan yapımı Voyager 1 uzaya fırlatıldığında bir çoğumuz henüz doğmamıştı 1977 yılından bu yana yoluna devam eden bu araç sadece 17 ışık yılı yol gidebildi


Dolayısıyla güneş sisteminin dışına ve yıldızlar arası uzaya bile çıkmak için 30-40 yıl gereklidir.
İnsan ömrünün ortalama 70yıl olduğunu düşürsek samanyolu galaksisinde bulunduğumuz sarmal kolun bile dışına çıkamayız


Tam da ayette belirttiği gibi göklerin sınırını bırakın daha kendi galaksimizden bile çıkamıyoruz.
Ayette belirtilen göklerin sınırı şuan gözlemlenebilir evren diye nitelendirdiğimiz alandan daha fazla olduğu tahmin ediliyor.

bera
01-07-2024, 22:23
Yine hatalı bir yorumlama.

Kuran kendini yine kendiyle açıklar.
defalarca geçen, sadece bana kulluk ediniz ayetlerinin üstüne, Allah peygamber için namaz kılıyormuş demek, zorlama/basit bir yorum olmuş.


Kuran okumadığın çok belli orada geçen kelime yusellune dir yani dua ve selam ve övgü anlamına gelir

başka ayette geçen inna salate we inna zekate de geçen kelime ise salat yani ibadet anlamına gelir.

Bunlar birbirinden farklı kelimeler ve anlamlardır.


Örneğin yüz kelimesi bulunduğu cümleye göre 3 farklı anlam kazanır
denizde yüzmek
yüzü kızarmadı
bunun fiyatı yüz


örnekte de olduğu gibi kelime kendi başına cümleyi temsil etmez eş anlamlı kelimeler ancak cümlenin tamamına bakıldığında anlaşılır


Dolayısıyla ayette Allah ve melekleri Resulune Selam ve övgüde bulunur diye anlama gelir.

spartacus
02-07-2024, 11:56
Tam da ayette belirttiği gibi göklerin sınırını bırakın daha kendi galaksimizden bile çıkamıyoruz.
Ayette belirtilen göklerin sınırı şuan gözlemlenebilir evren diye nitelendirdiğimiz alandan daha fazla olduğu tahmin ediliyor.
Gök ile kastettiği Uzay değil ki, bu kadar da çarpıtıp, abartmaya gerek yok. Kur'an'ın göğü Ay'dan öteye gitmiyor, yıldızlar da birer pul, şeytana atımlık taş, aynen Kur'an'a göre(eskileri yakılıp, değişen hal ve toplumal durum, bilince, saray emirlerinin çıakrlarına göre yenileri üretilen), yıldırımalrın da Allah'ın dilediğini çarpmak için kullanmdığı birer mızrak olması gibi(yani buradaki bilinç bu düzeyde, neyse ki paratonerler var).

İlgili ayet de "güç" değil "yetkilendirilmekten" söz eder, o kelime de yine bir çok kelime gibi değiştirilmiş. Kısaca göğe çıkacaksanız, Allah katından yetki almalı ve vasıtası aracılığıyla, örneğin kanatlı bir ata bindirililmek suretiyle masal da olsa miraca çıkabilirsiniz.

Uzayın sınırından söz etmek akıl, mantık dışı ve anlam taşımaz.

100 metre yukarısı da göktür, 1000 km yukarısı da... Sınırı gözlemci, şu ya da buna göre referans ederek tayin edebilir, ancak bu sınır-lar da, sözde tanrı ve masalları gibi subjektiftir.

noob1
10-07-2024, 13:41
Kuran gidilemez diyorsa gidilemez :)

aha, işte aslında bilimsel olarakda gidilemez, hatta gidilmemiştir.


gökkubbe sınırdır, duvar gibidir, gecmek için kırmak gerekiyor ve o teknoloji bizde yok . yakın gökte dünya atmosferinde gezen aletlerimiz var, ama gökkubbe kırılamaz.

zaten NASA gökkubbe keşfedildiğinde kuruldu. 1 kaç yıl sonra. kubbeyi görünce resmen afalladılar.

amk dediler. hatta :)

bu ne lan. oldular.

önce sağa sola baktılar gecemediler, top attılar, yaktılar, bombaladılar olmadı.


yukarı gitseler acaba geçiş varmıydı, o zamanda JPL bilim adamları devreye girdi, çıktılar çıktılar bin ikibin 10bin, km yukarılara gidecek roketler yapmak amacındaydılar.

sonra yukarda da baktılar var, o zaman patlatmaya devam dediler.

50 den fazla atom bombası patlattılar :)

has fvk off oldular, :D kubbede çizik bile yok... durum bu..

güzel anlattım dimi :D

detayları anlatırım sonra.

spartacus
11-07-2024, 18:22
Noob yine ne uyduruyorsun? :)

Bırak artık masal uydurmayı, geç bu masalları...

Uzay yönden de bağımsızdır, öyle kubbe, mubbe masalları hikaye.

İslamın gök kubbesi, evvellerin gök kubebesidir ki bunun sebebi de dünyanın şekli ve kendi etrafından dönmesinden kaynaklıdır.

Çıplak gözle gözlemlemişler, Güneş, Ay, yıldızlar(enyakın göğün pulları, şeytana atılan taşlar -daha göktaşı ile yıldız farkını bilmiyorlarken), bir eksen çiziyor, zaten bunlara göre yer düzdür, üzerinde de gök vardır, gök, yer üzerine düşmesin diye de görünmez sütunlar vardır... demek ki dünya bir fanus içeirisinde zemini temsil ederken, gök de fanusun üst cidarlarını oluşturan bir kubbedir. Dönemin eldeki imkanlarıyla kavrayışlarının bu olduğu ortada.

Saçma-sapan mitolojilerden (dönemin insnalarının gök anlayışından söz etmiyorum, bu elbette normaldir, mitoloji haline getiirlip zinhar ne denmişse o saplantısı, şartlanmasından söz ediyorum) boncuk devşirmenin anlamı yok, bugün, bu çağ için yok...

İslamın göğü Güneş-Ay'dan daha öteye gitmez -yıldızlar Ay ile Dünya arasında, yıldırımlar Tanrı'nın (Zeus mübarek) dilediğini çarpmak için kullandığı mızrak sanılır -ki aşılalı çok oldu...

noob1
16-07-2024, 11:03
uyduruyorum :

https://en.wikipedia.org/wiki/Operation_Fishbowl


Operasyon Akvaryum : 1962 de yüksek irtifada patlatılan atom bombaları. amaç gökkubbeyi kırmak idi.

Aslında herşey Operation Highjump ile başladı .

1946-47 : Operation Highjump: Antarktika da bölgeyi keşfe gitti Amerika. Richard E. Byrd komutasında 4700 kişilik bir askeri birlik idi. 33 uçak vardı.

Gökkubbe keşfedildi. 80 nci paralel civarında, sahildeki üsden yaklaşık 300 km içeride. Uçaklarla bölge tarandı ve kubbeden bir geçiş bulunamadı. eğim açısıda yaklaşık yine 80 derece civarında, göğe doğru ilerliyordu.

Britannica Ansiklopedisi o yıl bu keşfi yazdı. Daha sonra kaldırdılar.


.... gerisini sonra, işim var :)

spartacus
16-07-2024, 11:37
Uyduruyorsun evet... Yüksek irtifada -hedefin 30-80 km olduğu ve amacın göğü falan değil, bizzat denemesi yapılan füzelerin patlatılarak sonuçların gözlemlenmesi için yapılan denemeleri öne sürüp ne anlatmaya çalıştın? :)

Bu deneylerde amaç, Dünya atfosmeri bir gökkubbedir, biz bunu delelim ki Ay'a, Venüs'e uzay aracı gönderebilim mi demişler? Sonra Venüs, Merkür vb. sondalar için, Allah'a yalvarmış ve talepte bulunmuşlar da, Allah milyonlarca km ötedeki yerlere gidişler için yetki ve araç mı tayin etmiş? Öyle mi yazıyor? Bunu mu anlatıyor ve senin Gök Kubben 80 km ötede bir sınır mı?

Gerçekten de şok olmak için dincilerin akıl-mantıklarını nerede yediklerini görmek yeterli... Dünya uzay açısında küredir, spesifik detaylarında geoit, yani burada bir kubbeden söz edilemez, dünya atmosferi de mecburen küre biçimlidir, kubbe değildir...

Bu akıl, 2.000 yıl önce, dönemin bilimsel çalışmakarından nasibini almamış, hatta kültürden bile nasibini almamış, deve bokunda ilahi temsil, hikmet arayan, cahil bir toplumun yeryüzü görüşüdür, bu görüş yanlıştır. Bu görüşe göre, çıplak gözle izliyorlar, Güneş bir yerden doğuyor, tepelerinde bir yay çiziyor, batıyor, doğduğu, battığı yay=kubbeyi, düz yer de zemini temsil ediyor. İyi de bu gök ve göktekiler neden üzerimize düşmüyor diye sorup, ardından da El İlah'ın görünmez sütunlar diktiğini, o sebeple de göğün üzerimize çökmediğini düşünüyorlar. O sebeple ibadet yerleri Kubbe-Yer biçimlidir. Tepe merkezde, merkeze Tanrıyı -EL İlah'ı koyarlar, etrafında genelde El İlah'ın tahtını taşıyan :) melekler (8 adetçik!) tasvir edilir...

Buyrun, El İlah ve arşını taşıyan 8 meleğin temsili... Gök ve yer (caminin zemini), İslam'ın uzay-evren anlayışı, 80 km mesafedeymiş -sayende bunu da öğrendik...
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/31/Selimiye_Mosque%2C_Dome.jpg

Neyse, 3 gram akıl-mantık, o da mı yok? (ki konuya böyle alakasız şeyler getiriyorsun, yobazlık, bağnazlık, cehalet için gerçeği örtmekten başka ne çaren kaldı? Sen şimdi gezegenlere yollanan sondaların da aslında yollanmadığını, zaten yıldızların Güneş ve Ay arasındaki pullar ve şeytanlara atımlık taşlar olduğunu da iddia edersin, 80 km ötedeki sözde gökkubbe sınırını(olmayan kubbenin sözde sınırı) aşılamadığı için)...

noob1
16-07-2024, 16:30
Güneş mi, güneş bile gerçek değil, öyle 150 milyon km ötede bile değil.
Ay'a gidildiğinide hiç düşünmüyorum.

AY, a gitme filmini Kubrick çekti. normalde gitmediler ama gidildi gibi gösterdiler.

1972 den sonra AY'a neden gidilmedi ?

Kaç yıl geçti, 50 yıl geçmiş tık yok.

Neden, NASA nın cevabı ney ?

spartacus
16-07-2024, 22:02
Sen şimdi gezegenlere yollanan sondaların da aslında yollanmadığını, zaten yıldızların Güneş ve Ay arasındaki pullar ve şeytanlara atımlık taşlar olduğunu da iddia edersin, 80 km ötedeki sözde gökkubbe sınırını(olmayan kubbenin sözde sınırı) aşılamadığı için)...

Güneş mi, güneş bile gerçek değil, öyle 150 milyon km ötede bile değil.
Ay'a gidildiğinide hiç düşünmüyorum.

AY, a gitme filmini Kubrick çekti. normalde gitmediler ama gidildi gibi gösterdiler.

1972 den sonra AY'a neden gidilmedi ?

Kaç yıl geçti, 50 yıl geçmiş tık yok.

Neden, NASA nın cevabı ney ?
Tabi ki, Ay ile aramızda bir de göğün pulları, şeytana atımlık taş olan yıldızlar var, Allah(El İlah)böyle demiş, tasavvur etmiş, bizim aklımız da ermez... Hani oyuncak fanuslar vardır, üstte kubbe bir cam, yerde bir zemin, cama küçük ampuller yerleştirilir, zemine ayıcık, bazılarında Adem ve havva, kimisinde çocuklar, kuşlar, börtü, böcekler v.s işte tam da öyle... Tabi ki bu tasavvurda dışarı çıkamazlar, neden? Çünkü cam bir kubbe vardır(sınır), dışına çıkamazlar :)

İnsanlı yolculuklar farklı, insansız farklıdır. İnsanlı yolculuklar anlam taşımıyor ve aslında gereksiz. Şimdi ise hiç gerek kalmadı, sırf Sovyetlerden önce insanlı inmek için yaptı seninkiler. (Oysa Sovyetler Birliği 8 yıl önce göndermişti, insana da gerek yoktu, çünkü makineler örnek toplayabiliyor, kayıt alabiliyordu)...

Neden illa insan yollanmalı? Uzay istasyonalrında ise zaten insanlar var, hatta Turistik gezi dahi yapabilirsin,neydi bir Kürdün karşıladığı, toplum olarak cahil olduğumuzdan dolayı AKP trolü tarafından halkın aldatıldığı ve cahilliğimizden de oy toplamayı, sömürmeyi bir de bu konuda başardığı bizim yerli, milli turistimiz? Hani uzaya çıktığımız(?) :)....

Tık yokmuş, çağ dışı kalmış evvel dedelerimizin kendi imkanlarıyla ancak tasavvur edebildiği noktanın da gerisinde bir akıl-mantık dışılığa, mitolojik, masal inançlarından dolayı komplo teorileri uyduracaksan bile bu kadar bariz yalan, yanlış üfürmemek gerekir.

Mariner 2 1962'de yakınından geçmiş, Venera 7 ise, 1970'de Venüs'e inen ve ileşitim sağlanan ilk sonda olmuştur. Kimse milyar dolarları, basına ve kamuya, radyo sinyalli takip ve gözlem kanıtlarıyla, açık biçimde, sırf masallara inanan ortaçağ anlayışındakileri aldatmak için uzaya sondalar, uydular yolluyor, milyar paraları çöpe atıyor değil, zira sizlere gerçeği anlatmak aşırı masraflıdır, yalan-dolanlara tapacak düzeyde yapınız, inandırılıp, kandırılmanız(inanmak-aldanmak, bir madalyonun iki yüzü, birisi olmadan diğeri olmaz), hatta siyasette dahi maddi-manevi faydalanılıp, sömürülen köle olmanız çok ucuza mal olur. Yakın komşu Venüs ile dünya arasındaki mesafe 80 km değil, 38.000.000 km'dir(bu elbette yörünge konumlarına göre değişir, ama 80 km.ye düşmez), gökkubbe ve sınırı diye bir şey yok, bu sadece bir inançtır-aldanmadır... Bu Alaaddin'in Sihirli Lambası gibi, senaryo ve konusu farklı sebeplerle yazılmış senaryolar içinde, inandırılması ve itaat ettirilerek egemenlerin rahatça hükümdarlık yapması ve gündelik hayatı belirleyici kurallar koyması, fetih ekonomileri için gaspı gerekçelendirmek ve meşrulaştırmak, birilerinin dünyalığı için öldürüp-ölecek hazır müridleri, gücü oluşturabilmek, yönlendirebilmek v.b için kullanılan etkin yöntem, tanrı böyle buyurdu, el mahkum yapacaksınız, itiraz edemezsiniz anlayışının şartlandırdığı masal-yasa inançlaştırışmasında bulunan masallardan bir masaldır... Ne yapalım, masal ve hikayelerinde dönemin tanrılarını konuşturan, adına konuşanlar o kadar biliyormuş...

Bundan daha önemli bir konuyu da merak ediyorum, ama bir de, bir yer de yeri değil, bir yönüyle de değinilmesi gerekir. Kıça su kaçarsa oruç bozulur mu? Nefes almak orucu bozmaz mı(vücuda buhar da olsa su giriyor da)... Bırakalım kardeşim uzayı, muzayı, bunlar batının oyunları, asıl meselelerimize dönelim, Alice Harikalar diyarında(öldükten sonra, ama öldükten sonra) aman yanmalayalım, korkudan ellerin titremedi mi?...

Şüpheci Dinsiz
16-07-2024, 22:45
Çin, Ay'ın uzak (Dünya'ya dönük olmayan) yüzüne taş toplamak ve araştırma yapmak için uzay aracı indirdi.

Çin'i cin diye okursak noob1'in dediği doğru oluyor. Kesin Kuran'ın bir yerlerinde de yazıyordur bu!

https://apnews.com/article/china-space-moon-lander-446770171c61cdc27b2a307f51940300

China lands a spacecraft on the moon's far side to collect rocks for study

https://dims.apnews.com/dims4/default/220bed7/2147483647/strip/true/crop/6000x3998+0+1/resize/980x653!/format/webp/quality/90/?url=https%3A%2F%2Fassets.apnews.com%2Fcc%2Fef%2F7 520276f45d0e31cf04d818d2a00%2F7b6ab1d465b64b1c9fef 03dc7d099534

Updated 3:34 AM GMT+3, June 3, 2024

noob1
25-07-2024, 16:04
Bizde inandık,

2 CGI yapıp inanırız biz zaten.

spartacus
25-07-2024, 18:07
Bizde inandık,

2 CGI yapıp inanırız biz zaten.
Bu kadar saçma komplo teorilerine, 2.000 yıllık masallara inanmışsın, bu mu zor geldi?

Dünya üzerinde binlerce insan 2.000 yıl önceki masalları gizlemek için milyarlarca dolar harcıyor öyle mi?

Şu başlıkta öne sürdüğün iddialara bak, kendine de mi saygın yok? İddialarını kanıtla o halde...

Binlerce insan gözlememiş, veriler alınmış, radyo sinyalleri takip edilmiş, gezegenlere sonda gönderiminin üzrinden 70 yıl geçmiş, 70 yılda bir çok uzay aracı, uydu yollanmış, yeryüzünden, atmosfer dışından resmler çekilmiş, onlarca farklı coğrafyada, binlerce insan tanık olmuş, bunların içinde Müslüman olanlar da var. Bütün insanlık, bütün ülkeler 2.000 yıl önceki masalı gizlemek için çalışıyor öyle mi? Bu tarz komplo bile olmayacak pespaye üfürüklere inanıyorsun.

Yeryüzünde teleskoplar var, çok gelişmiş fotoğraf makineleri ile de Güneş sistemine bakılabilir...

https://www.worldwidetelescope.org/

Bunca çalışma, sırf 2.000 yıl öncenin Dünya merkezli evren, çıplak göze göre yorumladığı 3-5 gezegeni Ay ve Güneş dışında uzayda başka bir şey yok anlayışı, daha doğrusu düz bir yer, üstte gök, arada Güneş, Ay, bunlarla yer arasında da yıldızlar anlayışını(o çağa göre, şimdi ise SAÇMA!) gizlemek için bunca masrafa mı giriliyor?
https://www.worldwidetelescope.org/webclient/

Sen 80 km yukarıdan öteye geçilemeyeceğini iddia edensin, oysa SAT uyduları 35.000km ve üstünde yörüngeye yerleşirler, 80 km ile 35.000 km arasındaki farkı, daha basit bir çıkarma, fark işlemini dahi yapamıyorsun...

noob1
26-07-2024, 10:56
Bu kadar saçma komplo teorilerine, 2.000 yıllık masallara inanmışsın, bu mu zor geldi?

inandığım şey inanç, bilim farklıdır.

Dünya üzerinde binlerce insan 2.000 yıl önceki masalları gizlemek için milyarlarca dolar harcıyor öyle mi?
dünyayı yöneten ve bilimsel teknolojiyi elinde bulunduran en büyük güç: şeytan


şeytan demedimi, bende bana mühlet verdinya, yolunda oturup insanları saptıracağım, ve onları sana inanan olarak bulmayacaksın.


şeytan masal değil. o da çalışıyor garibim, işlerinde baya başarılı. bilim milim diyor kandırıyor. lgbt haktır diyor kandırıyor. coca cola güzeldir diyor kandırıyor. çocuk sahibi olmak kötüdür diyor kandırıyor. sex özgürlüktür diyor kandırıyor.

sonuç ne oldu, küresel ısınma, kanser artışı, ahlaksızlık kadına şiddet, hayvanlara şiddet, sevgisizlik, trafik magandaları, otizmde artış, tıp ilerledi diyoruz hastalıkların sayısı artıyor, ne b.kma ilerledi o zaman !

2 bin sana göre çok, 1 metre sana göre küçük, salyangoza göre büyük. buradaki duruma göre biz salyangoz oluyoruz.

1 hafta sana göre az, ömrü 1 hafta olan sineğe göre çok. ömrü 30 bin yıl olan birine göre 60 düşük ama.

izafiyet teorisi.

nasa dan başka resim çeken yok. çin uzaya gitti. bi tane resim doğru dürüs yok. :)
video yok.

1960 da gidilen ay videoları dolu. 1960 da ay a adam gidiyor, taa oradan canlı yayın yapıyorlar, yapamazlar bence. ben teknolojinin içindeyim, neyin ne zaman keşfedildiği kapasitesi vs belli.

hikaye masal.
2000 derece sıcaklığın içinden insan geçtide uzaya çıktı :)
insanı bırak makina geçebilirmi.

neden 10000 metre derine denizaltı inemiyor ? o basıncı karşılacak denizaltı yokda ondan.

noob1
26-07-2024, 11:02
mesela ben şunu merak ediyorum, bulamadımda, bana yardımcı olurmusun hocam :

akşam gece uzaya bakıyorum. ay hareket ediyor zamanla yerini değiştiriyor. ok bu.

dünya diyorlar dönüyor,, dönsün, o da ok... peki dönüyorsa sabaha kadar yıldızların yeri neden değişmiyor, sen şimdi git mevlana gibi dön, kafan yukarı baksın. dönecek her şey dimi, ee dünya da dönüyor ise yıldızalrın yeri sabaha kadar neden aynı ?

bunda bi tuhaflık yokmu, yada dünya 24 saatte kendi etrafında dönüyor ya, bu yıldızlarda aynı senkronlukta mı dönüyorlar ? hepisi aynı frekansta 24 saatmi

Şüpheci Dinsiz
26-07-2024, 15:34
mesela ben şunu merak ediyorum, bulamadımda, bana yardımcı olurmusun hocam :

akşam gece uzaya bakıyorum. ay hareket ediyor zamanla yerini değiştiriyor. ok bu.

dünya diyorlar dönüyor,, dönsün, o da ok... peki dönüyorsa sabaha kadar yıldızların yeri neden değişmiyor, sen şimdi git mevlana gibi dön, kafan yukarı baksın. dönecek her şey dimi, ee dünya da dönüyor ise yıldızalrın yeri sabaha kadar neden aynı ?

bunda bi tuhaflık yokmu, yada dünya 24 saatte kendi etrafında dönüyor ya, bu yıldızlarda aynı senkronlukta mı dönüyorlar ? hepisi aynı frekansta 24 saatmi

7PM to 7AM Night Sky Stars Timelapse
Bbp1-p2FoXU

Jewels of the night sky: time-lapse video, Chile - Nikon D810A
7iqqokBxYIY

World's Best Stargazing Sites | MojoTravels
(Dünyanın en iyi yıldız gözlem yerlerine dair bir tanıtım filmi)
wFkTxnVSoqE

Time-Lapse: Lose Yourself in the Night Sky | Short Film Showcase
xTvvQ65jWVs

Crystal Skies - Nigel Stanford - 4k TimeLapse
Z3xkHmC-KQE

30 Days Timelapse at Sea | 4K | Through Thunderstorms, Torrential Rain & Busy Traffic
AHrCI9eSJGQ

Sayende ilk kez 8K video gördüm ama senin kadar boş tenekesini görmemiştim.
5 HOURS of 8K HDR STARSCAPES: "Milky Way Wonders" Stunning AstroLapse Film + Relaxing Music
kMnpcMnguC4

spartacus
26-07-2024, 22:41
inandığım şey inanç, bilim farklıdır.
dünyayı yöneten ve bilimsel teknolojiyi elinde bulunduran en büyük güç: şeytan
Birlikte mi çalıyorsunuz? hayır şeytanı da masal, bilimsel konularda, masallara olan inançla uydurmayın o halde.
nasa dan başka resim çeken yok. çin uzaya gitti. bi tane resim doğru dürüs yok. :)
video yok.
Zombi filmlerini izlemişsindir. Sana yoğurdu getirsek siyah dersin. 80 km ile 2.000-35.000km arasında fark olduğunu anlamadın, kabul de etmiyorsun, ne yapalım şimdi?
1960 da gidilen ay videoları dolu. 1960 da ay a adam gidiyor, taa oradan canlı yayın yapıyorlar, yapamazlar bence. ben teknolojinin içindeyim, neyin ne zaman keşfedildiği kapasitesi vs belli.
Teknolojinin içinde misin? Sana göre ineğe taptığını iddia ettiğin Hindular da teknolojinin içinde, ne yapalım şimdi? Kişiler binlere yıl önceki masallara inanmış desem, seninki inanç da değil düpedüz saplantı... Sadece 1 örnek üzerinden komplo teorisi üretip, safsata yapıyorsun-alaksız yerelere çekiyorsun-, sadece 1 örnek, oysa Dünya'dan 35.000 km ötede, gökte, bir dolu uydu var, gezegenlere sondalar gönderilmiş, üzerinden 50-70 yıllar geçmiş, çeşitli gözlem araçları Güneş sisteminin içine, dışına doğru yollanmış.
hikaye masal.
2000 derece sıcaklığın içinden insan geçtide uzaya çıktı :)
insanı bırak makina geçebilirmi.

Yine üfürüyorsun, açıkla diyecem yine cahilce yazacaksın, açıklayacam bu sefer konuyu saptıracaksın, tamam anladım demeyeceksin.
neden 10000 metre derine denizaltı inemiyor ? o basıncı karşılacak denizaltı yokda ondan.
Gökten bahsediyoruz, göğe çıkılamaz iddiasındasın, okyanusun 10.000 metre altına inilemez iddiasında değil. Gökyüzü açısından da derinlik deniz seviyesidir, umarım anlamışsındır.

Yerden yükseldikçe atmosfer basıncı artmaz, azalır, anlaştık sanırım, artık safsataya dayandırdığın iddianın geçersiz olduğunu, diğer ve tutarsızlık fırınından taze üfürdüğün akıl, mantık dışı iddiana da Şüpheci Dinsiz'in verdiği cevap ve vidolarla görmüş olmalısın. :)

spartacus
27-07-2024, 11:46
Teknolojinin içinde miydin? Bazı fotoğraf makinelerinden söz etmiştim, bu da(alttaki video) bir örnek, 55.000.000 -400.000.000 km(arasında değişen) uzaklıktaki Mars'ı görecek hatta Dünya yörüngesinde bulunan insanlı Uzay İstasyonun geçişi de gözlemlenecek...

Noob teknolojinin içinde olduğunu, 80 km'den daha yükseğe çıkamayacağımızı, gökyüzünde Ay ve Güneş'ten başka bir şeyin var olmadığını, hatta aslında Güneş'in de gerçek olmadığını iddia ediyor. İlahiyat profunun(ilahiyatın profu mu olur, ama burası Türkiye) gece ve gündüzün de birer varlık olduğunu issia ettiği bir anlayışla enjekte olan cahil-aldatılmış-sapnaltı edinmişkitlelerden fazlasını beklemek için, akıl, mantığın, bilincin devrede olması gerekir.

Noob, yuzlerce atom bombası atıldığı, göğün duvarının delinemediğini de iddia etti, referansı ise, bazı denemeler için gökyüzünün kullanıldığı ve 80 km irtifada yapılan nükleer denemeler. Sadece 80km...

Tüm derdi, kılıktan kılığa girerek, açıktan kıvırmalarında dahi karakterli ve tutarlı olmamasından zerre rahatsızlık duymadan(pişkinliğin ötesi), Emeviler'e de etki eden, 5.000 yıllık, "üzeri camdan -yarı fanusla örtülü-kapatılmış(gökkubbe) düz bir yer(Dünya) ve bu kubbe içinde, Güneş ile Dünya arasında da(yakın gök) şeytana atımlık taşlar, pullar, yani yıldızlar olduğu", tüm görünenlerin de "dünyanın etrafında döndüğü" masalını savunmak. Kısaca kavanozdaki Dünya iddiası. Ay ile Dünya arsında(yakın gök) Şeytana atımlık taşlar-yıldızlar varmış, göktaşlarını yıldız,şimşekleri mızrak sandıkları için ayet-masal uyduranlar bunu da böyle uydurmuşlar, 21. yüzyılda buna inanmak zorunda değiliz. : )

https://www.youtube.com/watch?v=X_RpfZv--Zo

noob1
05-08-2024, 13:38
tmm diyelim yıldızlar hareket ediyor, ama


gemi giderken yıldızlar sabit, onlar neden dönmedi,

o dediğin frame lapse uygulaması benim telefonda yüklü 2 saat video çekmiştim, yıldızlar hareket etmedi, marmama bölgesinde, neden! bide bir sürü alan kaplamıştı.


yani bunların da bi cevabı olsun, gece saat 12de baktığım yıldız sabaha karşı hala aynı yerinde, değişmemiş.

ben bakınca dönmüyorda illa böyle youtuberlardamı dönüyo yıldızlar.

noob1
05-08-2024, 13:44
yakın gökyüzü uzay değilidir, uydular, ve ISS bu yakın gökte. Teknik olarak uzayda değiller.

Hatta Obama bile artık yakın gökyüzünü bırakmalıyız, demişti.

spartacus
05-08-2024, 13:59
yakın gökyüzü uzay değilidir, uydular, ve ISS bu yakın gökte. Teknik olarak uzayda değiller.

Hatta Obama bile artık yakın gökyüzünü bırakmalıyız, demişti.
Obama mı, Obama ne alaka? :)

Her yer uzayın parçasıdır bu bir.

İkincisi Kur'an yakın göğü kandillerle, yıldız(pullar) ile donattık der, demek yapay uydular, ISS yıldızlarla -pardon pul ve şeytana atımlık taşlarla- dans ediyor.

Sen 80 km'den daha yukarıya çıkılamayacağını, dünyanın düz bir zemin -kavanozun zemini- olduğu ve uzayın da sınırlandırılmış kavanoz olduğunu iddia etmedin mi? Yapay uydular, ISS kaç km mesafede?

Güneş sistemine salınan sondalar AY'dan(uzak gök!) daha öteye gitmedi mi?

3 Gram akıl, mantık, zeka, fazlası gerekmiyor, bırakın şu binlerce yıl öncenin efsanelerinden mitoloji kasıp, böylece ilgili dönemde çok biliyormuş gibi insanları etki altına almaya çalışan din cehaletini.

O devirler kapandı, ancak insan da ne yazık ki boş bir defter gibi gelir ve edinimleri toplumdan, çevreden almak zorunda olduğu için de, türlü enjeksiyona karşı savunmasız-açıktır, bu sebeple saplantı, takıntı haline getireceği inançlar, çeşitli yöntemlerle (ödül-ceza, korku, şantaj, tehdit,baskı) enjekte edilebilmektedir, sorun içinde olduğumuz devir ve eski devirlerde değil, sorun burada...

Singularity
11-09-2024, 14:23
Uzay yok, dinler yalan, bilim şarlatanlık. Ergenin birinin kurduğu satranç tahtasında atlar ve filler olup birbirimize ateş etmenin gereği var mı.

spartacus
11-09-2024, 20:58
Uzay yok, dinler yalan, bilim şarlatanlık. Ergenin birinin kurduğu satranç tahtasında atlar ve filler olup birbirimize ateş etmenin gereği var mı.
Uzay, madde, form-yapılar, organik, inorganik yapılar... gerçek, sen kayıp... :)

Singularity
12-09-2024, 11:45
Uzay, madde, form-yapılar, organik, inorganik yapılar... gerçek, sen kayıp... :)

Sayın Spartacus,

Simülasyon içinde karşılaştığımız mantık hataları ve fizik kurallarındaki tutarsızlıklar, gerçeklik deneyimimizi etkileyen önemli faktörlerdir. Bunlara örnek vermek istemiyorum, yığınla var. Bilinenin tekrarına gerek yok. Simülasyonun içindeki bu türden bazı hatalar, bizim dünya görüşümüzü ve bilgi edinme yöntemlerimizi sorgulamamıza neden olabilir. Bu tür eksiklikler, bazen anlamamızı zorlaştıran durumlar yaratıyor.

Ayrıca, Kur'an'daki bazı tutarsızlıkların da bu simülasyondaki hatalardan kaynaklanabileceğini düşünüyorum. Metinlerdeki bazı anlaşmazlıklar, simülasyonun içindeki eksikliklerden veya hatalardan doğmuş olabilir. Bu tür örnekler, simülasyonun içindeki tutarsızlıkların gerçeklik algımız üzerindeki etkilerini gösteriyor.

Foruma uzun süredir katılmıyor olmam, elbette benim bilgi ve bakış açımı etkilemiş olabilir. Ancak, bu tartışmalarda yer almayı bırakmış gibi görünüyor olmam, simülasyonun içindeki tutarsızlıkları ve eksiklikleri göz ardı etmemi gerektirmiyor. Bu konular üzerine düşünmek ve yapıcı bir diyalog sürdürmek her zaman değerli. Bu yüzden, simülasyonun sunduğu gerçekliğin sınırlarını ve olası hatalarını anlamaya yönelik çabalarımıza devam etmek önemlidir.

Düzeltme: Şuraya bunun bir örneğini koyuyorum.

https://i.ibb.co/2hdK3mg/1.png

Burada Tanrıyı simülasyoncu olarak düşünebiliriz. Yani evrensel manadaki kadiri mutlak yaratıcıdan söz edilmemektedir.

spartacus
13-09-2024, 04:06
Ne simülasyon ne sanal, uydurma, aşırı öznelci, akıl, mantık, bilim, bilgi dışı modern mitolojiler, başka türlü ifade etme şansım yok...

Ciddi, ciddi Cüppeli Ahmet tarzında, bol üfürüklü onca modern hurafeye inanmışsınız, tamam inancınız diyeyim, yoksa kimse inanmadan, aldanmıyor...

Neyse tartışma olmasın, konı dağılmasın, sadece, Pinokyo masallarını yazan insanlığın, yeni mitoloji-büyüklere masallar yazması, üfürük, kurgu, hayali türetimler. tabi önce kavramların anlamını çarpıtarak işe başlarlar, simulasyon ise olabildiğince aslına yakın ortam, koşulların taklidi üzerine anlam kazanır vs. vs. vs...

Singularity
13-09-2024, 13:22
Sayın Spartacus,

Yanıtınızda simülasyon teorisinin modern mitoloji ve hurafe olarak değerlendirildiğini belirttiniz. Ancak, bu teoriyi bilimsel ve felsefi bir bakış açısıyla ele almak faydalı olabilir. Simülasyon teorisi, Nick Bostrom ve diğer düşünürler tarafından bilimsel ve felsefi açıdan ciddiye alınmış bir tartışma konusudur. Teknolojinin gelişimi ve yapay zekanın ilerlemesi, bu tür simülasyonların mümkün olabileceğini düşündürüyor.

Simülasyon teorisi, gerçeklik algımızı sorgulayan ve epistemolojik sınırlarımızı genişleten bir yaklaşımı temsil eder. Bilgi edinme yöntemlerimiz ve gerçeklik anlayışımız üzerine düşünmemizi teşvik eder.

Kur'an'daki metinlerdeki bazı tutarsızlıkların simülasyon teorisiyle ilişkilendirilmesi, bu metinlerin yorumlanması ve anlaşılmasındaki zorlukları anlamaya yönelik bir çaba olabilir. Dinî metinlerin tarihsel ve kültürel bağlamlardaki değişkenliğini göz önünde bulundurarak bu tür teorilerle düşünmek, bilgi edinme ve gerçeklik anlayışımızı zenginleştirebilir.

Son olarak, bilimsel düşüncenin gelişimi ve mitolojik kavramların değişimi göz önünde bulundurulduğunda, simülasyon teorisi eski mitolojilere kıyasla bilimsel bir düşünce tarzı olarak değerlendirilmeli ve bu bağlamda ele alınmalıdır.

Yapıcı bir diyalog sürdürmek her zaman önemlidir ve bu tür konular üzerine düşünmek, gerçeklik anlayışımızı derinleştirebilir.

Bence de konu dağılmasın.

Saygılarımla

spartacus
13-09-2024, 22:09
LEVH zaten bilimsel olarak ele aldığımız için nmodern mitoloji, metafizik olduğunu dilegetirdik ve bu konu başlığında tekrar etmenin anlamı, gereği yok.

İnsan mitolojiler yokken de bilgi, bilginin güvenilirliği, gerçeklik kriterleri üzerine düşünmüştür, buna vesile olan mitolojiler değil, bizzat bilgi nedir, nasıl elde edilir vb. üzerine olmuştur. Sonnuç: bilgi özne, nesne ilişkisinde elde edilen verinin(ilişki, etki-tepki! frekanslar, aralıklar, şiddet, etkime biçimleri vs.) yorumuyla anlam kazanır, bir nevi "özne-nese ilişkisinden,ham maddenin(veri), yine artı olarak tecrübe edilenerek işlenmiş evvel ve diğer verilerle de kıyasıyla işlenerek elde edilen ürün gibi".

Simülasyon, paragrafta dile getirdiğim form-yapıalr, büyük yapılar vb. ortam, koşullar, lişkiler, olası ilişkiler vb. TAKLİT edilerek yapılandır.
Sanal, öznenin duyu organlarınca aldığı etki-tepkiyi yorumlarak elde ettiği veriler üzerinden, zihin, hayal, kurgu düzleminde yaptığı harmanlamalar, türetimlerin "şahsı namına" -gerçekte karşılığı olmayan- betimlemelerdir. Örneğin bir Superman filmi izliyorsak, sanal olan ne izleyici, ne ekran, ne film yapımcıları, ne senato yazarı, ne oyuncular ne de filmin çekildiği maddi ortamdır, sanal olan ilgili aktörün canlandırdığı karaktere, ister sıfat ister davranış isterse tü fizik, metafizik eylemleri namına yüklediğimiz anlam, hayali, kurgu eksenli biçilen rol, paydır.

Yani isnanın şu ya da bu hayali kurgu, türetim,biçtiği rol, anlam üzerinden fiziği modellenme çabası değil teori, metafiziktir, hatta metafiziğin de ötesinde, akıl-mantık dışıdır, ne bileyim basit bir örnekle bir insanın dedesinin masal kahramanı Pinokyo olduğunu iddia etmesi gibidir.

Bırakın bilimselliği, mekanik, teknik olarak dahi ilgili kurgu(teori değil! bir çok öszde bilimsel kurguar gibi kurgu) akıl, mantık dışı daha doğrusu mantık hatasına dayalı bir temel sahip. Kısaca temel akıl mantık hatalı, söylem hatalı, dayanak yok(afaki çarpıtılmış kavramlar, öznel algı yanılsamaları)

Çok mu detaya inelim, inelim, orada maddeden başka bir şey yok, üste mi çıalım, çıkalım, maddi form-yapılar, ilişkielr, etkileşimler, daha da yuakrı mı çıkalım? Çıkalım, form-yapılardan meydana gelen dah büyük form-yapılar,daha mı çıkalım?Çıkalım, büyük form-yapıların oluşturduğu daha büyük form-yapılar(gördüğümüz bu), temelde yine madde...

Singularity
16-09-2024, 09:52
spartacus,

Yanıtınızı dikkatle inceledim ve çeşitli noktalarda karşılıklı anlayış geliştirmek adına birkaç önemli noktayı vurgulamak isterim.

Öncelikle, simülasyon teorisini "uydurma, aşırı öznelci, akıl, mantık, bilim, bilgi dışı modern mitolojiler" olarak değerlendirmeniz, bu teorinin bilimsel ve felsefi temellerini göz ardı ettiğinizi düşündürüyor. Simülasyon teorisi, daha önce de aktardığım gibi, Nick Bostrom ve diğer düşünürler tarafından bilimsel ve felsefi bir bağlamda ele alınmış bir tartışma konusudur. Bu teorinin modern mitoloji olarak nitelendirilmesi, onun bilimsel dayanaklarını ve mantığını göz ardı etmenize neden olabilir. Simülasyon teorisi, teknolojik gelişmeler ve yapay zekâ gibi güncel bilimsel veriler ışığında değerlendirilmiş bir yaklaşımdır ve bu bağlamda, "üfürük" olarak adlandırılmasını anlamak zor.

Bilimsel düşüncenin tarihsel gelişimini göz önünde bulundurduğumuzda, mitolojilerin bilgi edinme süreçleri üzerindeki etkilerini küçümsemek yanıltıcı olabilir. Mitolojiler, eski dönemlerde bilgi üretimi ve düşünce gelişiminin bir parçasıydı. Bu mitolojiler, modern bilim ve felsefenin gelişimine zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla, simülasyon teorisini eski mitolojilerle doğrudan ilişkilendirmek, onun bilimsel temellerini ve modern bağlamını göz ardı etmek anlamına gelir.

Simülasyonun, gerçekliği "taklit" etmeye çalıştığı iddiası, teorinin esas amacını yanlış anlamaya yol açabilir. Simülasyon teorisi, gerçekliği doğrudan taklit etmekten ziyade, gerçeklik algımızı sorgulayan ve olası bir yapay gerçeklikte yaşama olasılığını inceleyen bir düşünce biçimidir. Bu, simülasyonun, gerçekliğe benzer bir ortam ve koşul oluşturma çabasını değil, gerçekliğin doğasını ve sınırlarını anlamayı hedefler.

Sanal ve gerçek arasındaki farkları vurgularken, simülasyon teorisinin sadece zihin ve hayal gücüne dayalı türetimler değil, bilimsel ve felsefi argümanlarla desteklendiğini göz önünde bulundurmalısınız. Bu teoriler, gerçeklik algımızı ve bilinç üzerine yapılan sistematik araştırmaların bir parçasıdır. Bu bağlamda, sanal ve gerçek arasındaki ilişkiyi sadece kişisel hayal gücü ile sınırlamak, teorinin bilimsel temellerini küçümsemek anlamına gelir.

Madde hakkındaki yaklaşımınız ise gerçekten tuhaf bir boyut taşıyor. Simülasyon teorisinin madde ve form yapılarının anlaşılmasıyla ilgili eleştiriniz, bilimsel ve felsefi düşüncenin derinliğini göz ardı ediyor gibi görünüyor. Madde, fiziksel gerçekliğin temel bir bileşeni olarak kabul edilir ve simülasyon teorisi, bu maddi form yapılarının ötesinde, algı ve bilinç düzeyinde bir sorgulama sunar. Madde ve form arasındaki ilişkileri sadece yüzeysel bir şekilde ele almak, teorinin kapsamını anlamak adına yetersiz kalır.

Son olarak, simülasyon teorisinin mantık ve akıl dışı bir temele dayandığına dair iddianız, teorinin bilimsel ve mantıklı argümanlarını göz ardı eder. Simülasyon teorisi, akıl ve mantık çerçevesinde geliştirilmiş bir fikirdir ve bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bilimsel teorilerin, sadece "kurgu" olarak nitelendirilmesi, onların akademik ve bilimsel değerini küçümsemek anlamına gelir.

spartacus
17-09-2024, 04:08
Son olarak, simülasyon teorisinin mantık ve akıl dışı bir temele dayandığına dair iddianız, teorinin bilimsel ve mantıklı argümanlarını göz ardı eder. Simülasyon teorisi, akıl ve mantık çerçevesinde geliştirilmiş bir fikirdir ve bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bilimsel teorilerin, sadece "kurgu" olarak nitelendirilmesi, onların akademik ve bilimsel değerini küçümsemek anlamına gelir.
Gerçekten alakası yok, söyledikleriniz Noel baba, Zeus için de söylenebilir. Forumda konuyla ilgili daha detaylı yazışmalarımız olmuştu o sebeple detaya gerek görmüyorum. Modern mitolojidir... Yine dediğim gibi kavramları çarpıtıp,kavram kargaşası, kelime oyunları üzerinden sözde teoriler, özde hikaye, metafizik kurgular oluşturmak da mümkün, ancak laftadır, bu açık...

1.Gerçekliği sorgulamak ayrı,
2. "Seni leylekler getirdi" denmesi ayrı,
Birincinin varlığı, ikinciyi geçerli, anlamlı veya gerçek kılmaz.

Bir kere sizin de inandığınız, inandırıldığınız sözde kanıt diye sunulanların çoğu programlar vasıtasıyla bilinçli yapılan çarpıtmalar, kimileri göz yanılması, mercek kayması veya tozlanma, kimileri atmosferik basınç kaynaklı çeşitli görüntü kaymaları vb. Teori böyle oluşmaz, bu biçimde gerekçelenmezler. Antik mitolojik metafizik söylemleri direk dışarda tutsak, maddi düzeneklerle dahi öne sürülüyor olsa, bu halde her bir canlı için de ayrı,ayrı maddi bir varlık ve düzenekler oluşturmak gerekir -ki bu bu simülasyon mantığını aşar.

Diğer taraftan da kodlar üzerinden mitoloji üfürenlerin -ki bu kişiler belli ki kod nedir, yazılım nedir, nasıl çalışır bilgi sahibi değiller- öne sürdüğü gibi(aksine bilimsel yaklaştığım için saçmalık diyorum) kod ve ekranlara yansıtılan ışıklara, öznenin bakıp anlam yüklemesi, sadece o özne namına sanaldır, yani yüklenen anlamla öznel olarak FARAZİ özneleştirilen gerçeklik, nesnellik vasfı kazanamayacağı gibi algı sahibi de olamaz, kendindelik arzedemez. Yani yansıtılan ışığa bakan öznelerin(milyarlarca), sırf biçime yüklediği anlam olduğumuzu iddia etmek(saçmalık) gerçeklik kriterlerinin tümünü ret eder, elde kalan kriter, hiç bir kriterin olmaması halini alır.

Örneğin herhangi bir bulut kümesinin herhangi bir insan şekline benzetilmesi, benzetmeyi yapanın SANKİ ÖYLEYMİŞ GİBİ farzetmesidir(sanal buna denir,sanal olan ne öznedir, ne bulutlar, ne de düşünmesidir, o şekile verdiği anlam bakımından hayali olarak farzettiği kuştur, farazinin, farazi öznesidir ve bu farazi öznelik bir kendindelik, algı, hissiyat, benlik sergileyemez, kısaca sanal olan herhangi bir varlık ortaya koyamaz ve bunu sorgulayamaz, ifade edemez, çünkü aslında yoktur.İşte siz "ben yokum, hiç bir şey yok" yönlü ifadelerde bulunurken, ne yazık ki saçmalamış oluyorsunuz).

Önyargılı, ön kabullü oldukları -tersinden ve çeşitli bazı görsellerden medet umarak sözde ispatçılık- ancak daha kendi mitolojilerinin gerçeklik vasfını sorgulamaktan aciz oldukları ortada olmakla birlikte, gerçekten de bilimsel objektif, nesnel bağlayıcı dayanaklar sunmadıkları halde, siz çıkıp ben yokum, hiç bir şey yok diyorsanız, bilimsel olmaktan söz etmeniz de anlamsızdır. Sanki öyleymiş gibi inanmak = inanç, konu açısından MİTOLOJİ, sanki öyleymiş gibi farzetmek, faraziliği bilerek düşünmek sanal kavramına anlam verir -> düşünen kim? Özne(sanki varmış gibi farzedilen(anlam yüklenen şekil) değil, düşünce eylemini gerçekleştiren organizma, varlık)!

Singularity
17-09-2024, 09:31
Merhaba Spartacus,

Yanıtlarınızı dikkatle inceledim, ve gördüğüm kadarıyla konuyu ele alış biçiminiz oldukça geleneksel bir çerçevede kalıyor. Simülasyon teorisini modern mitoloji olarak nitelendirmeniz, bu teorinin sunduğu derinlikli ve yenilikçi argümanları bir kenara itiyor gibi görünüyor. Bu, düşünsel bir dar görüşlülüğün işareti olabilir mi? Bu teoriyi yargılamak için mitolojik bir lens kullanmak, çağdaş düşüncenin kapılarını kapatma riski taşır.

Simülasyon teorisi, sadece bir "taklit" değil, aynı zamanda gerçeklik algımızı derinlemesine sorgulayan bir felsefi tecrübedir. "Noel Baba" veya "Zeus" gibi efsanelerle kıyaslanması, bu teorinin bilimsel ve mantıksal argümanlarını küçümsemekten başka bir şey değil. Gerçeklik, ne yazık ki basit bir duyu yanılsamasından ibaret değil. Simülasyon teorisi, hem matematiksel hem de teknoloji tabanlı argümanlarla kendini kanıtlamaya çalışıyor ve bu teoriyi sadece "mitolojik" bir kavramsal çerçevede görmek, onu hakkıyla değerlendirmemek anlamına gelir.

Sanal ve gerçek arasındaki farkı sadece bireysel bir hayal gücünün ürünü olarak görmek, bilimin ve felsefenin derinliklerini anlamamak demektir. Gerçeklik algısını, öznel hayal gücünün ötesine taşıyan bir teoriden bahsediyoruz; buradaki temel soru, gerçekliğin kendisinin doğasıdır, sanallığın ötesinde bir varoluş arayışıdır. Size göre, simülasyonun varlığı sadece bir "hayali" ifadenin ötesinde bir şey ifade etmiyor olabilir, ama bu, teorinin derinliğini ve kapsamını kavrayamadığınız anlamına da gelebilir.

Bilimsel dayanaklardan bahsederken, kodlar ve programlar hakkındaki eksik bilgilere dayanarak eleştirilerde bulunmak, konunun karmaşıklığını ve derinliğini göz ardı etmekten başka bir şey değil. Simülasyon teorisinin matematiksel ve teknolojik temellere dayanan argümanları, geleneksel bakış açılarının çok ötesindedir ve bu bağlamda yapılan eleştiriler genellikle yüzeysel kalmaktadır.

Mitolojilere gelince, eski mitolojilerin bilgi üretimi üzerindeki rolünü küçümsemek, onların bilimsel düşüncenin evrimine katkısını göz ardı etmek anlamına gelir. Simülasyon teorisi, eski mitolojilere kıyasla, çağdaş düşüncenin bir ürünü olarak bilimsel ve felsefi bir temel sunmaktadır. Bu bağlamda, eski mitolojilerle doğrudan kıyaslanması, teorinin modern bağlamını göz ardı etmekle eşdeğerdir.

Sonuç olarak, simülasyon teorisi, sadece bir "uydurma" ya da "metafizik kurgulama" değil, gerçeklik anlayışımızı sorgulayan ve bilimsel düşüncenin sınırlarını zorlayan bir yaklaşımdır. Bu teorinin eleştirisi, düşünsel olarak daha derin bir incelemeyi gerektiriyor ve yüzeysel bir yaklaşım, bu teorinin sunduğu potansiyeli tam olarak anlamanızı engelliyor olabilir.

Düşüncelerinizin sınırlarını genişletmeniz dileğiyle.

spartacus
17-09-2024, 12:50
Yanıtlarınızı dikkatle inceledim, ve gördüğüm kadarıyla konuyu ele alış biçiminiz oldukça geleneksel bir çerçevede kalıyor. Simülasyon teorisini modern mitoloji olarak nitelendirmeniz, bu teorinin sunduğu derinlikli ve yenilikçi argümanları bir kenara itiyor gibi görünüyor. Bu, düşünsel bir dar görüşlülüğün işareti olabilir mi? Bu teoriyi yargılamak için mitolojik bir lens kullanmak, çağdaş düşüncenin kapılarını kapatma riski taşır.

LEVH 1.000 yıl önce sorulmuş soruları tekrar sormak derinlikli olmak anlamına gelmez, bu öznel idealist soruları defalarca irdeledim ve safsatayı(mantık hatalarını gördüm, lens tam da işte bilimden uzak olan aşırı öznelci kriterler). Benim üzerimdem gidiyor, konuyu değil beni tartışıyorsun bunun da farkında mısın? Yani derinlikli düşünmüyormuşum vb. yoksa simülasyon mitolojisi teoriymiş, bilimselmiş vs, bunlar kuru söz değil mi? benim nasıl düşündüğüme bağlı olamaz, o sebeple de başındna berdiir diyorum ki, NESNEL, SOMUT DAYANK sunmak zorundalar. Bu öyle sanal, simülasyon söylemiyle olmaz, bu söylemle yola çıkıldığı an zaten baştan çürük olur -simülasyonun,sanallaştırmanın olmazsa olmaz öncelikli temel koşulu nedir? Fizik ve öznenin nesnel varlığıdır.

Bilimsel değil, derinlikli düşünüp, düşünmememle ilgisi yok, zaten izah ettim, basit falan değil, temeline değindim, o temelden fazlası anlamsız, gereksiz, boş...
Simülasyon teorisi, hem matematiksel hem de teknoloji tabanlı argümanlarla kendini kanıtlamaya çalışıyor ve bu teoriyi sadece "mitolojik" bir kavramsal çerçevede görmek, onu hakkıyla değerlendirmemek anlamına gelir.
Matematikle kanıt olmaz, ELDE SOMUT, OBJEKTİF VERİLER OLMASI GEREKİR, kanıt onlar veya onlara dayanmalıdır, matematikle ise ilişki ağları üzerinden referanslarla kanıtlar hesaplamalarla da sınanır. Kurguları, mitolojileri matematikle kanıtladığınızı sanabilirsiniz-ki mümkündür de!, bilim gözlem, deney, veri esasıyla yapılır, böyle boşa vakit kaybediyoruz. Newton'un ifadeleri, yaşadığı çağda matematikle, simülasyonla programlanıp salt ispata yöneliseydi %100 kanıtlı ve mutlak doğu olarak sunulabilirdi, çünkü ne biliyor, ne kadar biliyor, bir de bu modern mitolojistler gibi aşırı öznel idealist olunsaydı, su katar, yan yatar, çamura batar öyle ilişkilendirilebilirdi. kaldı ki hesaba katılmayan, henüz bilinmeyen de vardı, olabilir.
Sanal ve gerçek arasındaki farkı sadece bireysel bir hayal gücünün ürünü olarak görmek, bilimin ve felsefenin derinliklerini anlamamak demektir. Gerçeklik algısını, öznel hayal gücünün ötesine taşıyan bir teoriden bahsediyoruz
Hala daha gerçeklik vb. Sanal, simülasyon gibi kavramları ve modern mitolojik temeli ele alıyorum sen 3 yazıdır, muğlak, güzellemeye dayalı sözler sarfedip, gerçeklik, bilimsellik -bir çeşit ardına saklanma diyelim- diyorsun, bu da bir aldatma-aldanma yöntemidir LEVH. Modern Mitolojinin temeli -aşırı öznel idealist, gerçekten de- bilimsel değilken, gerçeklik algısını yitirmişlerin modern mitolojik, subjektif(öznel)kurgu, hayali söylemleri üzerinden bilimsellikten söz etmek çelişki oluşturuyor.
Simülasyon teorisinin matematiksel ve teknolojik temellere dayanan argümanları, geleneksel bakış açılarının çok ötesindedir ve bu bağlamda yapılan eleştiriler genellikle yüzeysel kalmaktadır.
Farkındaysan bu da edebiyat alanında, şu ana kadar söylediklerin sadece güzellemeden ibaret. ne gerçeklik üzerinde ne de simülasyon ne de teknoloji üzerinde yeterince düşünmemişsin...

Sen konuda "ben yokum, hiç bir şey yok" tarzıyla geldin, peki bu foruma o mesajı kim yazdı? Aynadaki yansıman mı? Yapabilir mi, ayna da bir sen var mı gerçekten? İşt aynadaki sanal simülasyon diyebilirsin, ancak bunun için, ayna karşısındaki sen'in varlığı gerekir. Diyorum ki, öznenin, gözüne gelen ışığa bakarak, kedi, insan, ben, ağaç vb. demesi, öyleymiş gibi varsayması başka bir şeydir (bunu da yapacak özne şarttır değil mi?), varsaydığı betimlemenin, farzetmenin ŞAHSINA MÜNHASIR gerçekliği ve tartışması başka, önce bunları ayırt etmeyi kavramak gerekir. örneğin bir kağıda elma ağacının GÖRÜNTÜSÜNE benzer bir şeyler çizersek, o kağıt üzerinde ağaç yoktur özünde, ağaç sizin o kalemin engellediği ve kağıdın yansıttığı ışığa bakarak, ağaç görüntüsüne benzerliğiyle sanki öyleymiş gibi "ağaç" demenizdir, ortada ağaç yok, ama siz ağaçmış gibi değerlendiriyorsunuz -işte bu değerlendirmede ağaç dediğiniz sanaldır, kağıt züerind ekalemin bıraktığı ize bakıp söylediniz.

Defalarca örnek verdiğim bir metafor var, Superman gerçek mi? Hayır dediğimde, şöyle sorulabilir, madem gerçek değil o halde nasıl uçuyor? Demek ki neymiş, 1. nesnel, fiziki gerçeklik varmış, bir de 2. öznel, farazi de olsa bir kurgu dünyamız varmış. Bu bahsle Superman nesnel bir gerçekliğe sahip değildir, öznel, kurgu olarak, hayal gücüyle mecvut verilerden(örneğin insan modelinden, uçmaktan vb. yola çıakrak) hayali olarak kurgulanmış, senaryo ve kurgu dahilinde hayali olarak -SANAL!- farzedilmiştir.

Oysa bu yazıları yazan benim, öncelikle çevre farkındalığı ve kendi farkındağıyla özneyim ve bunu nesnel gerçekten aldım. Kod dünyası, sanal dünya, masal dünyası sizin sandığınız gibi bir dünya değildir, yazarı, kitabı, okuyucusu nesneldir ancak masalkahramanalrı, yeri, yırdu farazi. Örneğin monitör sadece yanıp, sönen ampullerdir, yani sen o ampullerden yola çıkarak, ışık oyunlarını şu ya da buna benzetirsin, oysa ne monitörde, ne bilgisayarda ne de kodlarda, senin benzettiğin şeyin bir karşılığı, varlığı söz konusu değildir. Örneğin bir kedi görüntüsü oluşturabileceğimiz biçimde monitördeki ışıklar yanıp, sönmektedir, siz sadece kediye benzetiyor, gerisini gerçek kediden yola çıakrak hikayeleştiriyorsunuz, yani sanaldır, bir çeşit simüledir bu, ana ne sizin kafanızda ne monitörde, kendi şahsına münhasır özneleşecek bir kedi yoktur, düşünemez, konuşamaz, hissetmez, boyuta sahip değildir, kısaca yoktur, özneleşemez. Biliyorum anlamak istemiyorsun...

Ayrıca bir de acaba başkasının rüyası mıyız diye soranlar da var, halbuki o da aynı biçimdedir, rüya kişinin hafıza, veritabanı üzerinde yaptığı okumalardır, okumalar semboliktir, ancak beyin image, sembollere ANLAM yüklemiştir, yani rüyanızda gördüğünüzü sandığınız da aslında, yukarıdaki örnekler gibi sembollere yüklenmiş anlamlardır, yani onlar da gerçeklik ve özneleşme, bir kendinde varlık vasfı alamazlar. Yani benim yazdığım bu yazıyı yazamazlar, çünkü aslında sadece, ama sadece sembolik kodların, zihince yorumundan ibarettir. Hatta dlerseniz bu tür kodlamaları elma, armutla dahi yapabilirsiniz, 4 elma 4 armut = A harfi, çeşitli kombinasyondan okunan = ağaç kelimesi olabilir... KOD derken bilmelisiniz ki, beynimöiz de dahil, ister organik, ister makine olsun, kodlar ve sembolik karşılıklar özünde DİLDİR, okunur, kim okur? Sanal ve simülasyn olmayan yani somut, nesnel olan okuyabilir.

Mümkün olan ise bir insanın makineye bağlanmasıdır ki, bu halde vücudunun neye benzediği önemsiz olmakla birlikte(bunu konu etmiyorum), öznelliği, işlemciliği(beyin), sinirler(kablolar), zihin, düşünme, hayal kurma, betimleme, kurgu, etki-tepkilere göre duyular, irade, harekete geçme, acıkma, susama..... vb. gibi faktörleriyle, sanal bir simülasyon değil, nesnel, somut bir beden, VARLIK olması gerekir. Yani öncelikle varlığı, makineye bağlanacak bir organizma ve beyni olmalı... Bunu da ancak kişi ile sınırlı yapabiliriz, ne bir bütün halinde uzay, ne bir bütün halinde dünya ne de bir bütün halinde bütün insanları kapsamaz, kapsayamaz(kapasite, teknik olarak da.Dersen ki ağ, nasıl ki internet ağ ise ve nasıl ki her bir PC'de bir diğerinden ayrı ise, 1 bilgisayar ile olacak iş değilse, özneler, istasyonlar, ağ bileşenleri şartmış! Ağ için dahi en az 2 bilgisayar gerekir). Bu yazıları yazan benim, demek ki sadece 1 kişiyi bağlamakla da olmaz bu iş, aslında teknik olarak da mümkün değildir. Ha senin tarzın şu şekilde, adamlar yapmıştır, etmiştir vs. böyle teori olmaz, başından da dediğim gibi sözde gerekçeleri bile gerekçe değil, tipik bir aldatmaca -önce kişinin kendi kendisini sonra çevreyi aldatması, inanç. İşte yine geliriz Zeus, Noel baba'ya Zeus yaratmıştır ama sen yeterince bilimsel, gerçekçi düşünmüyorsun, yaratışsa,yaratmıştır... vb. dersem, senin yönteminden farklı bir bir şey yapmamış olurum.

Singularity
17-09-2024, 13:02
Merhaba Spartacus,

Simülasyon teorisinin eleştirisine dair sunduğunuz argümanlar oldukça güçlü ve felsefi derinliği anlamaya yönelik çabalarınız oldukça etkileyici. Ancak, konuyu daha iyi anlamak adına bazı noktalarda sizinle farklı düşüncelerim var. Bu nedenle, düşündüklerinizi bir adım daha ileriye taşıyarak bazı konuları yeniden ele almak istiyorum.

İlk olarak, simülasyon teorisinin modern mitolojiyle kıyaslanmasının sebebini ele alalım. Mitoloji terimi genellikle eski uygarlıkların, genellikle dini ya da kültürel açıklamalarla gerçekliği anlamaya yönelik çabalarını ifade eder. Bu çerçevede, simülasyon teorisinin de benzer bir işlev gördüğünü savunmak, onun sadece bilimsel bir açıklama değil, aynı zamanda çağdaş kültürel ve felsefi bir çerçevede değerlendirilebileceğini öne sürer. Ancak, bu eleştiriyi yaparken, teorinin bilimsel dayanaklarına dair somut verileri göz ardı etmek yanlış olabilir.

Simülasyon teorisi, kuantum fiziği, yapay zeka ve bilgisayar bilimi gibi alanlardan yararlanarak, gerçekliğin temel doğası hakkında derinlemesine tartışmalar başlatan bir yaklaşımdır. Matematiksel ve teknoloji tabanlı argümanlar, bu teorinin bilimsel temellere dayandığını gösterir. Ancak, bu matematiksel ve teknolojik verilerin gözlemlerle ve deneylerle desteklenmesi gerektiği konusunda sizinle hemfikirim. Bilimsel yöntemlerin gözlem ve deney yoluyla doğrulanabilir veriler sunduğunu kabul etmek önemlidir. Bu noktada, simülasyon teorisinin tam olarak bu gerekliliği karşılayıp karşılamadığını tartışmak gerekiyor.

Simülasyon teorisinin nesnel bir gerçekliği kanıtlayacak somut veriler sunduğu iddiası, bilimsel olarak test edilebilir olmasını gerektirir. Ancak, bu teoriyi değerlendirmek için kullanılan matematiksel ve mantıksal argümanlar genellikle varsayımlar ve teorik çerçeveler üzerinde yoğunlaşır. Bu, somut ve objektif verilerin eksikliği anlamına gelmez, fakat teorinin test edilme ve doğrulanma aşamasında eksiklikler bulunabilir. Bu bağlamda, matematiksel hesaplamalar ve teorik argümanlar bilimsel yöntemlerle desteklenmelidir.

Konunun felsefi derinliği ise, gerçekliğin doğası üzerine düşünmeyi içerir ve bu noktada mitolojiler ve bilimsel teoriler arasında bir paralellik kurulabilir. Ancak, eski mitolojilerin bilgi üretimi üzerindeki rolünü küçümsemek yerine, bilimsel düşüncenin gelişimini bir bütün olarak ele almak daha doğru olabilir. Mitolojik düşünce, eski toplumların gerçeklik anlayışlarını ifade etmekte önemli bir yer tutar ve bu bağlamda simülasyon teorisinin modern düşünce içinde bir yer edinmesi de önemlidir.

Sanal ve gerçek arasındaki farkı değerlendirmekte, bireysel bir hayal gücünün ötesine geçmek ve nesnel gerçekliği sorgulamak gerekebilir. Bu bağlamda, simülasyon teorisi bir düşünsel egzersiz olarak değerlendirilebilir. Ancak, teorinin temel dayanaklarının nesnel ve somut verilere dayanması gerektiği konusunda hemfikiriz. Bu nedenle, teorinin sağlam bir bilimsel temele oturtulması ve gözlem ve deneylerle desteklenmesi önemlidir.

Sonuç olarak, simülasyon teorisinin eleştirisi, onun bilimsel ve felsefi yönlerini derinlemesine incelemeyi gerektirir. Matematiksel ve teorik argümanlar, bilimsel verilerle desteklenmeli ve teorinin somut verilerle doğrulanabilir olması sağlanmalıdır. Mitolojik ve çağdaş düşünce çerçevelerinde bu teoriyi ele almak, onun gerçekliğe dair sunduğu perspektifi daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

Bu tartışmada düşündüklerinizin sınırlarını genişletme fırsatını verdiğiniz için teşekkür ederim. Umarım bu eleştiriler, simülasyon teorisini daha derinlemesine incelemeniz için bir katkı sağlar.

spartacus
17-09-2024, 13:22
İlk olarak, simülasyon teorisinin modern mitolojiyle kıyaslanmasının sebebini ele alalım. Mitoloji terimi genellikle eski uygarlıkların, genellikle dini ya da kültürel açıklamalarla gerçekliği anlamaya yönelik çabalarını ifade eder. Bu çerçevede, simülasyon teorisinin de benzer bir işlev gördüğünü savunmak, onun sadece bilimsel bir açıklama değil, aynı zamanda çağdaş kültürel ve felsefi bir çerçevede değerlendirilebileceğini öne sürer. Ancak, bu eleştiriyi yaparken, teorinin bilimsel dayanaklarına dair somut verileri göz ardı etmek yanlış olabilir.

Simülasyon teorisi, kuantum fiziği, yapay zeka ve bilgisayar bilimi gibi alanlardan yararlanarak, gerçekliğin temel doğası hakkında derinlemesine tartışmalar başlatan bir yaklaşımdır. Matematiksel ve teknoloji tabanlı argümanlar, bu teorinin bilimsel temellere dayandığını gösterir. Ancak, bu matematiksel ve teknolojik verilerin gözlemlerle ve deneylerle desteklenmesi gerektiği konusunda sizinle hemfikirim. Bilimsel yöntemlerin gözlem ve deney yoluyla doğrulanabilir veriler sunduğunu kabul etmek önemlidir. Bu noktada, simülasyon teorisinin tam olarak bu gerekliliği karşılayıp karşılamadığını tartışmak gerekiyor.
LEVH, öncelikle alakasız konu-alanlarda KUANTUM kelimesi nerede geçiyorsa, oradan uzaklaşmak gerekir. Kuantum terapi, kuantum hafıza, kuantum öğrenme metodu gibi bir dolu zırvalık var ve insanlar sırf "kuantum" kelimesi geçiyor diye, ilgili kişileri kimsede olmayan yeteneklere sahip, uzman kişiler sanıyor, kısaca istismar, bir çeşit sahtekarlık-aldatma. Kuantum günümüzde bilhassa sözde bilim alanında istismar malzemesidir ve taraflarca aşırı çarpıtılır, deyim yerindeyse tamamen başkalaştırılır. Savunmayı da madem öyle kuantumdan nasıl faydalanıyor vb. şeklinde yaparlar, çeşitli etkleşimlerden faydalanmak farklı bir şeydir, olguyu anlamak, kavramak farklı. Örneğin insan ateşi kullanmaya ilk başladığında, ateşin nasıl olduğu, yapısını, neyin yaktığı neyin söndürüp-baskıladığı(örneğin oksjen, azot) konusnda hiç bir fikre sahip değildir, ancak kullanır. Örneğin insan kütle çekimini, suyun kaldırma kuvvetini bilmezken de bundan faydalanır. Kuantum konusu, henüz öyle sanıldığı gibi tam da budur denebilecek, sözde-bilimcilerin evrenler yıkıp, yok etttiği biçimiyle açıklanmış, derinlemesine gözlemlenebilmiş bir konu değildir. Örneğin, "bir cismin belirli bir anda konumu ile momentumunun* aynı anda ve kesin doğrulukla ölçülemeyeceğini" öne süren "Belirsizlik İlkesi" dahi -YANİ BU BİR ÖLÇME İŞİ ZORLUĞU İKEN, sırf kelime kullanılarak, sözde bilimciler her bir şeyi, ölçme işi üzerindne varlığı, fiziği dahi belirsiz(aslın yoklar denme derecesinde) olarak göstermeye çalışmışlar ve başarılı da olmuşlardır. Oysa belirsiz olan neydi? Ölçebilmek namına aynı AN'DA tam doğrulukla ölçememekti. Aslında ölçülebilir, ama tam doğru olmaz, bu bir bir ölçme işiydi. *Momentum:cismin kütlesi ile hızının çarpımı. Demek ki kütle, hız ölçülebilir, ancak aynı anda hem momentum hem de konum birlikte(!) tam doğrulukla ölçülemez denmektedir.

Sonra sırasıyla ele alırız;
Kutantum lafzıyla, matematikle bilimsellik olmaz, olamaz. Matematik hem bilim değildir, hem de insan iradesinin referanslarına, varsayımlarına, sembolik -gerçekte nesnel karşılığı olmayan veya anlam taşımayan türetimlere, iradi etki, müdahalelere, mükemelliyetçiliğei hatta nasıl sonuç almak istersen ona göre de yükleme yapabileceğin bir yapıya vb.sahip, mahkumdur. Simülasyon teorisi söylemi modern mitolojidir, modern diyorum,antik demiyorum. Artık mitolojiler, elbette antik çağlardaki malzemelerle olamazlar, ya Reptilianlar, sanal veya simülasyon alemleri hikayeleri,,,, sonuç olarak illa bir yaratan, yeni türde tanrılar türetilir, hal ve durum üzre bu halde de mitolojiktir...

Singularity
17-09-2024, 13:41
Merhaba Spartacus,

Kuantum fiziği konusunu geçerek, matematiksel temeller ve bilimsel geçerlilik konusuna odaklanalım. Matematiksel modellerin bilimsel teorilere katkı sağladığı doğru olmakla birlikte, bu katkının somut verilerle desteklenmesi gerektiğini vurguluyorsunuz. Bu, bilimsel teorilerin geçerliliği için temel bir gerekliliktir.

Simülasyon teorisinin bilimsel temelleri üzerine yapılacak eleştirilerin, teorinin somut verilerle ve gözlemlerle desteklenip desteklenmediğine dayanması gerektiğini kabul ediyorum. Bu bağlamda, simülasyon teorisinin sağlam bilimsel dayanaklara sahip olup olmadığını değerlendirmek için, şu noktaları ele alalım:

Somut Veriler ve Gözlemler: Simülasyon teorisinin bilimsel geçerliliği, gözlemler ve deneylerle doğrulanabilir verilerle desteklenmelidir. Teorinin matematiksel temelleri önemli olabilir, ancak bunların gerçek dünya gözlemleriyle doğrulanması gerekir. Bilimsel metodolojinin bu bağlamda uygulanması, teorinin geçerliliğini sağlamlaştıracaktır.

Matematiğin Rolü: Matematiksel modeller, bilimsel teorilerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynar, ancak bu modellerin doğruluğu, nesnel verilerle test edilmelidir. Matematiksel argümanlar, teoriyi açıklamak için bir araç olarak kullanılır, ancak bu teorilerin somut verilerle desteklenmesi gerekir.

Modern Mitoloji ve Bilim: Modern mitolojiler, çağdaş kültürel ve felsefi yaklaşımlar olabilir, ancak bilimsel teoriler test edilebilir ve gözlemlerle desteklenebilir. Simülasyon teorisinin, çağdaş bilim ve teknoloji anlayışına dayandığını kabul etmekle birlikte, bu teorinin nesnel verilerle desteklenip desteklenmediği önemlidir.

Simülasyon teorisinin bilimselliğini ve geçerliliğini değerlendirirken, teorinin test edilebilirliğine ve gözlemsel verilerle desteklenmesine odaklanmak gereklidir. Bu, teorinin ne denli sağlam bir bilimsel temel üzerine inşa edildiğini anlamamıza yardımcı olur.

Katkılarınız ve düşünceleriniz için teşekkür ederim. Bence buradaki asıl konu yeterince dağıldı.

spartacus
17-09-2024, 20:39
Matematiğin Rolü: Matematiksel modeller, bilimsel teorilerin geliştirilmesinde önemli bir rol oynar, ancak bu modellerin doğruluğu, nesnel verilerle test edilmelidir. Matematiksel argümanlar, teoriyi açıklamak için bir araç olarak kullanılır, ancak bu teorilerin somut verilerle desteklenmesi gerekir.
Evet, yazının tümüne katılmakla birlikte bu paragrafı önemine değinmek istedim. Bilim açısından çıkarımlar, varsayımlar hatta senaryo ve kurgular dahi anlamını nesnel verilerden alır, almak zorundadır. Bu bağlamda daha başından fizik, metafizik ayrımı yapılır, yapılmak zorundadır, zira bu baştan yapılmak zorundadır. Bilim mi değil mi? Bilimsel mi, değil mi? Bu kıyasın ilk şartı, kişilere göre değişmeyecek - nesnel- gözlem ve fiziğe dayanıp, dayanmadığının kriterini yapmaktır.

Sadece fiziğe, nesnel verilere dayanırlığı değil, aynı zamanda akıl, mantığa uygunluğuna da bakılmak zorundadır. Yani burada akıl, mantık derken kastedilen doğanın herhangi bir akıla, mantığa uyup, uymaması değil, gözlemcinin öne sürdüğü iddiaların, örgünün, ilişkiler arasında kurduğu bağlar ve yöntemlerin, kavramları nasıl içeriklendirdiği, nasıl kullandığı vb. kriterleri kapsar. Safsata(mantık hataları), ilişkiler arasında yanlış kurulan bağıntılar vb. hatalarını bir yana bırakır kavramlar üzeirne örnek vermem gerekirse günümüzde boyut, enerji, simülasyon, sanal gib kavramlar, gerçek anlamlarının dışında veya farklı biçimlerde(kurgu namına, işine nasıl gelirse) kullanılmakta ve bu sayede sözde teroiler, modeller üretilebilmektedir. Garip bir biçimde adına da bilimsel teori denmektedir, oysa teori olma vasfını ya taşımamakta ya da henüz teori denebilecek seviyeye erişememektedirler.

Kısaca matematikle sınamak için dahi elde bilimsel, öznel olmayan(salt insan düşüncesi veya kurgu, senaryolarına dayanmayan) veriler, bunlar arasında bilimsel, mantıklı ilişkiler ve elbette kavramların da anlamı değiştirilmemiş olması gerekir. Matematik sonra..

Konu bağlamında, örneğin simülasyon kavramı, asıl dayanakları, asıl anlamını veren temelden yalıtılarak veya gizlenerek kullanılmaktadır. Oysa hem sanal, hem de simülasyonun öğeleri(fiziki ortam taklit, simülasyonları hariç), hayali iken, yani kendinde şeylik vasfına sahip olması mümkün değilken, sanki özneleşebilirlermiş gibi sunularak, temeli baştan çürük, aslından kopartılmış(temelsizleştirilmiş safsata, atış serbest) bir biçimde sunulmaktadır. Bir kağıda çizeceğimiz kelebek resminin, kelebek resmi olduğunu iddia edip söyleyen bizleriz, bizi -özneyi- çıktığımızda ortada ne bir kelebek resmi mevcuttur, ne de sırf bi şekilden yola çıkarak kelebek diyecek bir özne. Mevcut olan kağıt ve üzerinde kağıda yabancı olan madddelerdir(kalemin bıraktığı kurşun veya mürekkep izleri). Kısaca bu örnek açısından sanal dediğimiz öznenin o kağıt ve üzerindeki maddelerin görsel(! yapı açısından değil, salt görsel, göze hitap) olarak öznece yorumlanıp, bunu bir şeylere(var olan) benzetmektir, işte benzettiği şahsında, benzetilen şey gerçek değildir, o sebeple de sanal deriz. Burada da yine benzetme, taklit söz konusudur, simülasyonda da taklit söz konusudur, olabildiğince gereçeğe yakın resmetmek ile olabildiğince gerçeğe yakın ortam oluşturmak denebilir. Eğer var olan hiç bir şeye benzetemezse o halde bir isim verir veya hiç bir şeye benzemiyor denir.

Tüm bu benzetmelerin nesnesi, öğesi salt özneldir, yani gerçeklikle terazilenip, kıyas edilemezler, gerçek değillerdir ve özneleşemezler(Superman örneği gibi, gerçek değilse nasıl uçuyor, konuşuyor? vb. denebilir, nesnel değil, uçmak, insan yetileri, becerileri vb. bilimin alanında olsa dahi, Superman'in kendinde şeyliği(fizik), müstakil bir varlık olma vasfı ve bağlı özellik,yetilere(düşünmek dahil) sahipliği söz konusu değildir, yani bir bütün halinde gerçek değildir. Bu öznel gerçeklik dediğimiz insan hayal gücü, zihninin düşünme eylemiyle oluşturduğu farazi çerçeveyi ifade eder.

Örneğin kurşun askerlerle oynayan bir çocuüun bu oyuncakları sanki gerçekmiş, sanki öyleymiş gibi düşünüp kurduğu hayaller, kurgular vb. kurşun askerler namına, onları birer gerçek asker yapamaz, çocuğun onlardan yola çıkarak, zihninde, hayalinde sanki öyleymiş gibi düşündüğü sözde askerler sanaldır, gerçekte hiç bir eylemin öznesi(faili) olamazlar, yani düşünemezler de. Doğa açısından ise o şekillerin neye benzediğinin bir önemi yoktur...

Demek ki insanın -öznenin- sanal varlığının olabileceğinden söz etmek de saçmadır, akıl, mantık dışıdır, yine aynı biçimde simülasyon açısından da aynı durum geçerli, -ki eğer bu simülasyon fiziki değilse. Yani makineler olabilir, kopayalamak olabilir, ancak bu da taklit olarak anlam kazanır, şey bir kez kopyalandığı veya makineye bağlandığı anda, sergilediği simülasyon olmaktan çıkar, çünkü kaçınılmaz olarak özneleşir, yani makineye bağlanan kim? Bağlayan kim, işte aslında yoklar denemeyecekler.... var olmayan(yok) özneleşemez de, demek ki var-ız. Fizik alanını simülasyon olarak görmek ise aşırı zorlama ve teknik olarak da aslında imkansız, bunu salt bir birey, kişinin kendi ben'i olarak -öznel- ele almaması gerekir, milyarlarca insan, canlılar mevcut ve hiç birisi de bizim öznelliğimizle veya tek 1 ben'in varlığına bağlı değil, bağımsız hareket etmekte ve bunu da gözlemleyebilmekteyiz. 1(adet) ben değil, milyarlarca insan gözlemleyip, tecrübelerini paylaşabilmekte, ortak gözlem yapabilmektedir. Yani maddi simülasyon dendiğinde meseleyi salt uyutulmuş 1 kişi olarak düşünmemeli, milyarlarca özne, doğa, evren, fiziki kuvvetler, dalgalar(örneğin ses, ışık vb. ve aynı anda tüm özneleri etkimesi ve tepkimeleri, milyarlarca ilişki, eş zamanlılık, kişilerin anıları vb.), kısaca sanal değil, tam gerçeklik, fizik olmak zorunda. Böyle simülasyon olmaz -yani ömür boyu makineye bağlanmış milyarlarca canlı, ne için? Simülasyonlar belirli sınırlarda, olabildiğince darlaştırılmış konular namına -örneğin 3-5 denek!-, belirli açılar çerçevesinde yapılır, zaten amaç odur -belirli bir çerveye, alana, gerçekliğin bir çok bileşeni,öğeleri dışlanarak, belirli şeylere odaklanarak. Hani deriz ya filmlerde öyle olur diye, öyle olur, bize kalan, öyleliği nesnel olarak tecrübe etmek değil, sanki öyleymiş gibi düşünmek olur, zaten amaç odur ve buradan da öyle olsa nasıl oluyormuş veya taklitler üzerinden bir değerlendirmeye ulaşmak. Örneğin katil zanlılarının suçu nasıl işlediklerinin tatbikatı gibi, taklittir, gerçekte suç veya zaten geçmişte fiili olarak işlenmiş suç tekrar işlenmez, öyleymiş gibi varsayılır ve buradaki suç da bir gerçeklik değil sanaldır, taklittir, suç -eylem- gerçekçe işlendiği anda olandır, olmuş ve bitmiştir) ama fikir verir.