Orijinalini görmek için tıklayınız : Nesneleri birbirinden uzaklaştıran güç ne olabilir?
Yıldıztozu
17-04-2024, 21:59
Nesneleri birbirine yaklaştıran güç anlaşılmış gibi görünüyor. Buna önce kütleçekimi denildi, sonra uzay bükülmesinin sonucu denildi.
Nesneleri birbirinden uzaklaştıran güç anlaşılamadığı için ona karanlık güç veya karanlık enerji denildi. Galaksiler birbirinden uzaklaştığına göre çekim kuvvetine baskın gelen daha güçlü bir kuvvet var demektir.
Bu gücün ne olduğuna dair bir kanıt bulunmuş değil, ancak tahminlerde bulunabiliriz.
Bu gücü bulmadan maddeyi anladık diyemeyiz. Çünkü madde büyük ölçeklerde o güçle hareket ediyor. Belki de maddenin en temel özelliği o güç.
Benim tahminim evrenler olabilir. Evrenler arası etkileşimler bu itiş gücünü yaratıyor olabilir.
Görseldeki gibi evrenler arası bağlantılar vardır. Bazı evrenlerin enerjisi diğerine aktarılıyor olabilir. Fakat bu açıklama entropi ve zaman ilişkisini de etkiler. Genişleyen evrende entropi ve düzensizlik artar, bu da zamanın tek yönlü akmasını sağlar. Eğer farklı evrenlerde enerji daralması/aktarması varsa entropilerinin azalmasını açıklamamız gerekir.
https://i.hizliresim.com/5u50bcm.png (https://hizliresim.com/5u50bcm)
Madde insan tarafından anlaşılamadı ve muhtemelen hiçbir zaman anlaşılamayacaktır.
spartacus
18-04-2024, 14:30
Benim görüşüm;
Maddedir. Bu; fotonlar ya da eğer fotonların kütlesi-alt parçacığı söz konusu ise o parçalardır.
Fotonlar ne ışık(bu bir etki-tepkiye verdiğimiz isimdir) ne de parçasıdırlar.
Boşluk dediğimiz aslında bu parçacıklarla doludur. Herhangi bir noktada etki edebilir bir etkileşimin tetiğinde, dalga oluşu, daha doğrusu yayılım-iletiye yol açarlar, bunlar radyo,ışık, ısı dalgaları olarak algılanır.
Bir alıcı bu dalga etkisini aldığında, dalga boyu yolu bu parçacıklara etki edebildiği için, ilgili parçacıklar da -fotonlar- dalga ile tetiklidir, dolayısıyla etkilenen parçacıklar, alıcı yüzeyine de dokunur, çarpar, foton olarak.
bunu bir dalganın, sahil kumunu sürüklemesi gibi de düşünebiliriz.
Uzayı da sahil kumu gibi düşünebiliriz, ancak ne tam doludur ne de tam boş, aynen kum öbeğinin hava ile dolu olması gibi, boşluk ve parçalarla doludur. Uzay da maddedir, madde ile doludur.
.................................................. ................
.................................................. ................
.....................A.........................B.. ..............
.................................................. ................
.................................................. ................
Aradaki noktaları saf madde, parçacığı olarak düşünelim. A tarafında öyle bir etki oluşmalı ki, bu etki, bu parçacıkları(foton, madde parçaları) tetikleyebiliyor olsun -ki her form yapının, hatta atomun bile boş dediğimiz hacmi, bu parçalarla doludur, yani bir hamuru sıkarsak, içinde sadece atomik yapılar değil, madde parçacıklarını da harekete geçiririz, bu basınç ne kadar yüksek olursa, bu parçaların hareketliliği de o düzeyde artar, öyle ki ısı faktörü oluşturacak derecede bir tetikleme oluştuğunda ise maddenin ısındığını görürüz. Neyse, A tarafında öyle bir etki oluştu ki, bu etki, dalga olarak B'ye ulaşsın-bu alınan etki verilen tepki sonucu yaptığımız değrlendirmeye ışık, ısı, radyo frekansı vb. diyoruz. Daha üst düzey etkileşimler de ise, yani form yapı düzeyinde etkilerin oluşturduğu etkileşim, aktarımına ise ses diyoruz. Tüm bu etkilerin, etki bazlı oluşturduğu tetiklenmeye dayalı frekansları olur, ne kadar, nasıl bir etki-tepki o biçimde ifade eder, algılarız.
Peki A tarafında öyle bir etki oluşuyor ki, bu etki, A ile B arasında vakum görevi görüyor olsun, Yani A öyle bir etki vermekte ki, çevresinde bulunan parçacıklarda oluşturduğu etki, A ile B arasında paracıkların yer değişimine veya sıkışmasına veya da A çevresine doğru alan oluşturmasına dolayısıyla da bunun arada bir vakum oluşturmasına yol açıyor olsun, bu halde A ve B'nin etki şiddetine bağlı olarak verili durumda konumlanışı üzerine de belirleyici olacaktır.
Her ne kadar tam karşılamasa da, metaforu, suda belirli bir derinlikte yüzen bir parçacığın yakınına, daha büyük ve yoğun bir parça bırakırsak, küçük parçanın, büyük parçaya yakınlaştığını görürürüz, bu etki ani bir dalışla oluşmuşsa, aksine ittiğini-uzaklaştırdığını görebiliriz. Bir balina ağzını açtığında çevrede bulunan tüm parçaların, balinaya doğru hareketlendiğinii kapattığında ise ittiğini görürüz...
peki manyetik kuvvet? Bu öyle bir etki olmalı ki, parçalarda oluşturduğu dalgalanma, diğer parçalar üzerinden etki, böylece ortamda vakum alanı, basınç, bir nevi akışkanlık değişimleri oluşturuyor olsun, bu halde bu da yukarıda ifade ettiğim şekil ve açıklamlarla benzerdir. Kısaca maddi form yapılar, madde içerisinde(parçacık, foton deryası), kısaca "madde uzayı", madde deryasında yüzüyor gibidir. Uzay'ın da, aslında madden, bu bakımdan da bir nitelik olduğu ortadadır.
Peki ya ısı?
Isı ise öyle bir etki, dalga olmalı ki, bu dalga form-yapıların bağ dokusunu ya da yapısını parçalıyor olsun. İşte bu durumda form-yapı çözülümü gerçekleşir. Biz bunu ısı, acı olarak algılarız, ama aslında bu, form-yapıların çözülmesi, dolayısıyla organizma, atomik yapıların dağılmasıyla ilgilidir. Bu durumda, dağılan form yapılardan açığa-geriye, plazma (birbirinden ayrılmış elektron-proton çorbası) kalır. Etki sönümlenmesine bağlı olarak tekrar atomların, elektron yakladığı biçimiyle de yine hal-durum değişecektir, ancak bu durumda ilk ve çoğunlukla oluşan elementler -eğer burası Dünya ise, olası en kolay oluşan yapılar, örneğin karbondioksit vb. olacaktır. Oysa oluşan bu formların parçaları, daha önce bir hücreyi veya başka form-yapıları meydana getiriyordu. Yine aslında ısı dedğimiz de bir dalgalanmanın, form-yapılar üzerinde oluşturduğu etkiye bağlı olarak deforme olması, dağılmasıdır. Bir ortamın ısısı, ancak maddenin etkileşimler-tepkileşimler haline bağlıdır, bu ve doğadaki tüm etkilerden de foton diye ifade ettiğim parçacıklar, bünyevi değişim geçirecek düzeyde etkilenmez, etkilenemez. Bu parçalar form olmadığı ve kütle(sayılı parçalar) içermediği için, ısı da, ışık da tutmazlar. Bu parçalar, ne fiziken, ne de fikren parçalanamaz, sıkıştırıp, sabitlenemez. Bu parçalar üzerinde böyle bir kuvvet, ortam, hapsetme, sıkıştırma, çevresine duvar örebilme olanağı yoktur.
Bir ampulü yaktığımızda, foton parçaları bu ampülden çıkıp, etrafa saçılmıyor, saçılan sadece, sisteme giren, atılan elektronlar(bu da ısıya yol açan faktör). Aslında fotonlar, zaten içinde bulunduğumuz ortamda mevcut madde parçacıklarıdır. Fakat, ampül öyle bir etki oluşturmaktadır ki, bu parçacıklar deryasında dalgalanmaya, bu dalgalanma da parçacıklarda hareketliliğe yol açmaktadır. Eğer çok daha detaylı bir görüşe sahip olursak, esasında ampülün içerisinde bulunan tel, ortam her ne ise, üzerine yüklenen elektronlarla titrediği-tepkilendiği, süreğen yanan bir şey olmaktan ziyade, berlirli aralıklarla(frekans!) titrediği, dolayısıyla bu titreme etksinin saf madde parçacıklarına etki edebildiği oranda, dalga oluşumuna ve bu dalga oluşumun da alıcıları etkileceyek düzeyde olduğu sürece, hem ortamda bulunan parçaları titrettiği(foton), hem de ışık etkisi olarak algılanmasına yol açtığını görebilirdik diye düşünüyorum.
Paralel evrenler gibi kurgusal öngürülerin(paralel ifadesinden dolayı!) gerçekçi olmadığını düşünüyorum, zaten bu aşırı, kurgusal, hayali bir zorlama olurdu. Aslında sayı ile ifade edilmesi, yani nicel-ik olarak ifadesi anlamsız, nitel-ik olarak ifadesi anlamlı olan uzay-evren olarak adlandırılabilir. Bununla birlikte, form-yapıların yoğunlaştığı alanlara adalar denebilir, ya da illa farklı bir açıyla yaklaşılacaksa, evren dediğimiz uzamda yayılmış adalardan başka bir şey olmayabilir ve bunlara paralel evren demek yanılsama, ama komşular denebilir -ki ben yine de bunlara nicelik bakımından yaklaşılarak evren denmesini doğru bulmuyorum, bunlar adalardır, yani kendi başına evren değil, görece etrafı ve uzay-madde formlarının(paracıkların değil, form-yapıların) azlığı-yokluğuyla sınırlayıp, tanımlayan biz oluyoruz. Kısaca evrenin bir parçası, evrendendirler denebilir...
Neyse, görüşümü, gerekçeleriyle en anlaşılabilir ve basit dille ifade ettiğimi düşünüyorum...
Yıldıztozu
18-04-2024, 16:37
Spartacus anladığım kadarıyla yine madde kaynaklı bir dalgalanmanın itki etkisi yaratabileceğini ve bu şekilde galaksileri birbirinden itebileceğini ifade ediyorsun.
Tabi bence de bu karanlık enerji diye adlandırılan şey öyle bir gizemli bir güç değil, yine maddenin özelliğinden ve etkileşiminden kaynaklı ortaya çıkan bir itiş kuvveti.
Herhangi bir noktada etki edebilir bir etkileşimin tetiğinde, dalga oluşu, daha doğrusu yayılım-iletiye yol açarlar
Bunu big bang'e benzettim. Belli bir noktada/bölgede bir tetikleme sonucu yayılım-genişleme başlıyor.
Paralel evrenler gibi kurgusal öngürülerin(paralel ifadesinden dolayı!) gerçekçi olmadığını düşünüyorum, zaten bu aşırı, kurgusal, hayali bir zorlama olurdu.
Paralel evren ile çoklu evren farklı şeyler.
Paralel evren daha kurgusal. Önümde çay ve kahve gibi iki seçenek varsa bir evrende çay diğer evrende kahve seçiyorum diyor.
Ama çoklu evren sadece çok sayıda evren olduğunu söylüyor. Eğer big bang'i kabul edersek çoklu evrenler bana makul geliyor. Buna senin deyiminle çoklu adalar da diyebiliriz. Sürekli şişmeler meydana geliyor ve genişlemeye başlıyor. Belki sonunda içine çöküyordur sonra tekrar şişmeye başlıyordur.
Nesneleri birbirine yaklaştıran güç anlaşılmış gibi görünüyor. Buna önce kütleçekimi denildi, sonra uzay bükülmesinin sonucu denildi.
...
Paylasimlar icin tesekkurler. Yazina iliskin benim gorusum su (bu bir check degil, sadece ana hatlari belirtmek icin numaralar koydum)
Yildiztozu, diyorsun ki, 1) "Nesneleri birbirine yaklastiran guc anlasilmis gibi gorunuyor. Buna once kutlecekimi denildi, sonra uzay bukulmesinin sonucu denildi." Evet, dogru. Katiliyorum. Fakat soyle ki, ortada bir kutlecekimi var. bu da genel gorelilik kuramina gore uzay-zamanin egrilmesinden kaynaklaniyor. Yani dogru. 2) "Nesneleri birbirinden uzaklastiran guc anlasilamadigi icin ona karanlik guc veya karanlik enerji denildi." Tamam, bu da dogru. Fakat sirf anlamadiklarindan dolayi soylenmedi. O nokta biraz detaylandirilabilir aslinda ama simdi girmeyelim. "Nesneleri birbirinden uzaklastiran guc" karanlik enerji. Simdilik bilinen yada soylenen bu. 3) "Galaksiler birbirinden uzaklastigina gore cekim kuvvetine baskin gelen daha guclu bir kuvvet var demektir." Galaksilerdeki genisleme, uzayin kendisinin genislemesiyle alakali. Bir de galaksiler aslinda uzayda birbirlerinden uzaklasmiyorlar. Bunun yerine, aralarindaki bosluk genisliyor. Fakat bu genisleme olgusunun tam olarak nasil gerceklestigi yada neden dolayi gerceklestyigi -karanlik enerji olarak adlandirilsa da- dogasi hala tam olarak anlasilamadigi icin, suan kesin bir sey soylemek mumkun gorunmuyor. Yazinin gerisine katiliyorum, fakat son cumlenin son kismi haris, diyorsun ki, "Madde ... muhtemelen hicbir zaman anlasilamayacaktir." Bu dogru olmayabilir cunku gelecek kismen belirsizdir. Kesinlikle anlasilmayacagini soylemek bir inanctir, bilimsel bir soylem degil. Suan anlasilmayabilir fakat atiyorum 500 yil, 1000 yil sonra da anlasilmayacak diye birsey yok.
* Sorgulamani cok begeniyorum. Kendine ozgu bir sekilde algilamaya calismak, okumak, anlamlandirmak cok guzel. Hosuma gidiyor
Spartacus,
Tane tane, yavas yavas gitmekte yarar var. Fakat yazi biraz uzun olmasi ve agir bir konu olmasi sebebiyle yazinin tumunu ele alabilir miyim, bilmiyorum. Yine de bastan baslayalim biz. Bilmiyorum, sen, hangi deneyleri yapiyorsun evinde/ofisinde de bu tanimlari veriyorsun; ifadelerinin bir kismi dogru gorunmuyor.
Spartacus Turkce Sozluk'e gore, 1) "Fotonlar ne isik (bu bir etki-tepkiye verdigimiz isimdir) ne de parcasidirlar." deniliyor. ...-- 10-15 dakika dusundukten sonra---Aslinda, simdilik yazmamaya karar verdim. Bunun icin kusura bakma. Bunun icin zaman bulamayacagimi fark ettim. Lutfen, ilk once su foton tanimini tekrar control eder misin? Cunku sadece bu noktaya deginsek, en az bir sayfa yazi yazmam gerekecek.
Verdigin bilgileri yada tanimlari lutfen bir bilim kurumundan, bilimsel arastirmadan, bilim sozlugunden yada bilim dunyasindan kaynaklandirarak verir misin bir de. Boyle daha saglikli olur.
Cok tesekkurler
Selamlar
Yıldıztozu
18-04-2024, 21:00
"Madde ... muhtemelen hicbir zaman anlasilamayacaktir." Bu dogru olmayabilir cunku gelecek kismen belirsizdir. Kesinlikle anlasilmayacagini soylemek bir inanctir, bilimsel bir soylem degil.
''Muhtemelen'' dedim. Kesinlik kullanmadım.
Neden anlaşılamayacak çünkü şimdiye kadar yapılan bilimsel ilerlemeler hep oturduğumuz yerden yapılabilen şeylerdi. Dünyada deneyler yaptık, teleskopla gözlemler yaptık. Artık bunun sınırına geldik. Daha fazlası için evrenin uzak noktalarına ulaşmak, hatta varsa evrenler arası yolculuklar yapmak gerekebilir.
Sınıra ulaşmış gibiyiz. Cern'de sınırları zorlayan deneyler tasarlanıyor ama elde edilen sonuçlar sınırlı. Şimdi cern'in daha büyüğünü tasarlıyorlar, yine sınırlı veri elde edilecek muhtemelen. Yani artık daha fazlasına gidilemeyebilir.
Bir ihtimal de bilimsel yöntemlerin değişmesi, mesela uzaylı medeniyetleriyle uzaktan bir şekilde iletişim kurarak onların evren bilgilerini alıp bizimkilerle kıyaslanıp yeni sonuçlara ulaşılmaya çalışılabilir.
''Muhtemelen'' dedim. Kesinlik kullanmadım.
Neden anlaşılamayacak çünkü şimdiye kadar yapılan bilimsel ilerlemeler hep oturduğumuz yerden yapılabilen şeylerdi. Dünyada deneyler yaptık, teleskopla gözlemler yaptık. Artık bunun sınırına geldik. Daha fazlası için evrenin uzak noktalarına ulaşmak, hatta varsa evrenler arası yolculuklar yapmak gerekebilir.
Sınıra ulaşmış gibiyiz. Cern'de sınırları zorlayan deneyler tasarlanıyor ama elde edilen sonuçlar sınırlı. Şimdi cern'in daha büyüğünü tasarlıyorlar, yine sınırlı veri elde edilecek muhtemelen. Yani artık daha fazlasına gidilemeyebilir.
Bir ihtimal de bilimsel yöntemlerin değişmesi, mesela uzaylı medeniyetleriyle uzaktan bir şekilde iletişim kurarak onların evren bilgilerini alıp bizimkilerle kıyaslanıp yeni sonuçlara ulaşılmaya çalışılabilir.
Oncelikle dogru, ozur dilerim. Yanlis anladim.
Bunun disinda, gecmise bakildiginda, bilimsel kesifler ve ilerlemeler goz onunde bulunduruldugunda, bugun anlamlandiramadigimiz pek cok konunun gelecekte anlasilabilir hale gelebilecegini soylemek yanlis olmaz. Ayrica, bilimsel ilerlemeler genellikle daha gelismis teknolojiler ve teoriler kullanarak yapilan arastirmalarla elde edilir. Dolayisiyla, gelecekte imkanlar daha iyi olacaktir ve daha iyi isler basarilabilir. Son olarak, CERN ve benzeri arastirma kuruluslarinin simdilik sinirli veri elde edebilecegi mumkun, fakat gelecek icin "muhtemelen hic bir zaman" bir konuyu aydinlatamayacagini soylemek biraz abartili olur.
spartacus
18-04-2024, 21:58
Spartacus,
Tane tane, yavas yavas gitmekte yarar var. Fakat yazi biraz uzun olmasi ve agir bir konu olmasi sebebiyle yazinin tumunu ele alabilir miyim, bilmiyorum. Yine de bastan baslayalim biz. Bilmiyorum, sen, hangi deneyleri yapiyorsun evinde/ofisinde de bu tanimlari veriyorsun; ifadelerinin bir kismi dogru gorunmuyor.
Spartacus Turkce Sozluk'e gore, 1) "Fotonlar ne isik (bu bir etki-tepkiye verdigimiz isimdir) ne de parcasidirlar." deniliyor. ...-- 10-15 dakika dusundukten sonra---Aslinda, simdilik yazmamaya karar verdim. Bunun icin kusura bakma. Bunun icin zaman bulamayacagimi fark ettim. Lutfen, ilk once su foton tanimini tekrar control eder misin? Cunku sadece bu noktaya deginsek, en az bir sayfa yazi yazmam gerekecek.
Verdigin bilgileri yada tanimlari lutfen bir bilim kurumundan, bilimsel arastirmadan, bilim sozlugunden yada bilim dunyasindan kaynaklandirarak verir misin bir de. Boyle daha saglikli olur.
Cok tesekkurler
Selamlar
Alvin ne anlatıyorsun kuzum? Bana tanım öğren edasıyla bir şeyler söylemişsin(ilk defa foton kelimesi duydun sanırım, acaba muhatabını da öyle mi sanıyorsun), okumadığını, anlamadığını yorumlama, anlamadığın yeri ise sor. Ki dikkat edersen saf madde parçasının kütlesi yoktur diyorum, eğer foton kütlesiz ise diye ekliyorum ve bu halde o saf madde parçacığı foton olabilir diyorum, anladın mı?
İster başla, ister başlama, yine tutarsız bir dolu kelime oyunu, muğlak lazıflar, temelini bilmediğin kavramları yanlış kurgulamalar dolayısıyla tutarsız yargılar, önyargılar, hem öyle, hem böyle noktasına varacak, sonunda aslında elştirdiğine varacaksan vakit kaybı olur.
Siz şöyle sanıyorsunuz, ampülü yakarım, etrafa fotonlar saçılır, söndürdün ne oldu o fotonlar, nere gitti? Öldü mü? İdrak edebilmen için gerçekten yeterince düşünebiliyor olman lazım, benimkisi iddiadır, başından böyle düşünüyorum demişim ve ne demişim, ampül etrafa sisteme kablo ile sokulan elektronları salıyor, titreşim ise, her mikronun mikronuna kadar bulunan saf madde parçacıklarının dalga etkisi oluşturmasına yol açıyor, aynen su'da oluşan dalgalar gibi...
Elbette foton ışık da, ışık parçacığı da değildir diyorum, ses'in, ses telleri veya titreşen maddelerin ses olmaması, sesin tam da ortamda oluşan basınç farkının alıcı veya muhatapa etkisi ve buna bağlı verilen tepkinin yorumu, eğer alıcıyorumlayamıyorsa da verdiği bir tepkinin olması gibi. Bu kadar yazıştık, hala daha basit bir soyutlama kavramını anlamayadın. Bunu söylemek istemem, ama senin bildiğin, okumuşluğun bildiğim yanında devede kulak değildir, sürekli yok şuna bak vs. gelme, muhatabına ben üstünüm, tepeden bakarım edasınıyla gelme, bu kafayla bir şey alamaz, veremezsin de. Bir konuda milyar kez düşünmüşüm, envai kaynak karıştırmışım, çelişeyim, çelişmeyim, sen 100 gram düşünmekle akıl vereceğini sanıyorsun ya da bu şekilde tici biçimde yaklaştığını hissettiriyorsun. Benimle tartışacaksan diri olacaksın, klişeyi, ezberi, safsata yöntemlerini atacaksın, içine dalacaksın, düşüneceksin, sonuç önceden belli değildir, içine daldığında sonuca doğru gidilecektir. Ya gir o denize, önce tepeden, tırnağa bir ıslan, ya da izlemlik, fotoğrafik, biçime dayalı yorumunu bırak.
Tekrar iddia ediyorum
Uzayda maddeyi çeken, iten,hatta manyetik alan dediğimiz, her ne ise, temelinde yatan uzayın boş olmaması-madden olması!-, madde deryası olması, form-yapıların ise bu derya içeriisnde büyük parçalar halinde bulunması, çeşitli ilişkilerin bu madde deryasında çok çeşitli etki ve dalgalanmalar, vakum, basınç vb. ortamı oluşturduğunu, çekim, itim kuvvetinin de tam da o madde deryasında gerçekleşen dalgalanmalarla ilgili olduğunu söylüyorum. Kısaca uzay boşluk değil, bir deryadır(maddi) dolayısıyla en ufak bir noktada meydana gelecek bir hareketle, tüm çevresinde yaylım bir etki, dalgalanmalar oluşturacaktır diyorum. Bir radyo dalgası ile ışık dalgasını -ki madem fotonların sabit bir hızı var- farklı kılan ne? Elbette o madde deryasında meydana gelen etkileşimin, oluşturduğu etki, böylece etkiye bağlı dalga farkları, dolayısıyla etki-tepki farkı. Bu bir.
İkincisi ışık dediğimizin de, tam da o maddi deryada, yayılan bir dalganın etkisi olduğunu, Güneşten çıkan herhangi bir parçacığın 7 dakika bu yolu kat edip dünyaya ulaşmadığını, ancak dalga boyunda bulunan madde deryasındaki parçacıkları etkilediği için, algı yüzylerinde parçacık etkileri oluşturduklarını söylüyorum. Kısaca 7 dakikada bize ulaşan kopup gelen bir parça değil, madde deryasında gerçekleşen bir dalgadır. 1000 topu yanyana dizin, ilk topa vurduğunuzda, son top ne olur(işte eğer kütlesi yoksa, o halde saf madde olarak düşünebileceğimi dile getirerek foton dediğim o toplardır, son top da fotondur ve etki yüzeylerine temas eder, böylece hem dalga hem de parça etkisi alınmış olur)? 1000 km uzunluğunda bir çubuğu bir zemine yerleştirin, bir ucundan ittiğinizde diğer uçta ne gerçekleşir?
Isı içinde söylediğim yine aynıdır, yine bunun temelinde yatan etki-tepkidir ve dolayısıyla, bu etkileşim eğer atomlardan(bu da form-yapı!), üst formlara değin, form-yapıda dağılmaya yol açıyorsa, bunun sonucu olarak dağılan form yapıdan ayrışan parçacıklar(elektron, proton+nötron) ortamda serbest dolaşıma girdiği için, bu halde bu hal plazma hali olmaktadır. Dolayısıykla ortada dolaşan serbest elektronlar, yine ortalıkda olan başka elementlerin atomlarınca tutulduğunda, ilgili element başka bir elemente dönüşmektedir(doğru mu! evet, bu sebeple ısı, ateş form-yapıları dağıtır, yok eder gibi algılarız, oysa dağıtırken, dönüşüme yol açar). Yine serbest dolaşımda olan protonlar da, iser etrafta serbest dolaşımlı elektronlar isterse etrafındaki atomlar olsun, elektron ç-almaya başladığında, bu yine bir değişime yol açmaktadır, yeni bir element oluşur veya başka bir elemen elektron aldı veya verdi, başka elemente dönüşür, bu da diğer başka çeşitli etkileşim, tepkimelerde olduğu gibi ayrıca değişimi, işi(kapasitesine ise enerji deriz) anlamlı kılar. Bu sayede form-yapısı dağılarak kaybolan form yapılardan açığa ağırlıklı olarak karbonmonoksit oluşumlarının çıkmasına da açıklık getirir. Görünen evren bilinir ki %99 gibi oranlarda plazmadır.
Hakim, statüko Big Bang der, oturur bir çok tanımı buna, kurgulara uyacak şekilde yapar, ben ise hadi oradan derim, ahkam keserek gelme, sürekli BİR REKABET KOMPLEKSİ VE BAĞLI BİR HEYEYANDA GÖRÜYORUM SENİ ve tanımlarda maddi ilişkiler ve zemini esas almayı yeğlerim, doğru olan da budur...
Madde kütlesi olan cart, Curt der, ben hastır oradan, totoloji yapmışsın derim, çünkübu saçma tanım totolojidir.
Ha sen eleştireceksen söylediklerimi alıp değerlendir, yazdıkalrıma göre olmayan, oradan buradan klişeler alıp, üstelik alakasız, karpuz tokuşturur gibi tokuşturma, zira senin heyben karpuz olabilir, ama ben ortaya karpuz koymuyorum, yazdıklarımı eleştir. Ali, veli, 49, 50 tıkıştırma.
Spartacus --"Foton ne isiktir ne de isigin parcasidir. Fotonlar bir etki-tepkiye verdigimiz isimdir." dedi ve bilime buyuk katki sagladi.
Arthur Holly Compton-- Sacilma deneyiyle, elektromanyetik radyasyonun parcacik dogasini ortaya koydu ve 1927'de NOBEL FIZIK odulunu aldi.
https://s3.amazonaws.com/libapps/accounts/57772/images/ahc.jpg
Ayrica, Albert Einstein, fotoelektrik etki uzerine yaptigi calismalarinda, fotonlarin isigin parcacik dogasini one surmus ve fotoelektrik etkinin aciklanmasinda foton kavramini kullanmistir ve soyle demistir: "Isik, enerji birimi paketlerinden meydana gelir. Bu paketlere foton diyoruz."
https://www.nobelprize.org/prizes/physics/1927/compton/facts/
***
Photon, minute energy packet of electromagnetic radiation. The concept originated (1905) in Albert Einstein's explanation of the photoelectric effect, in which he proposed the existence of discrete energy packets during the transmission of light.
https://www.britannica.com/science/photon
spartacus
18-04-2024, 22:30
Spartacus --"Foton ne isiktir ne de isigin parcasidir. Fotonlar bir etki-tepkiye verdigimiz isimdir." dedi ve bilime buyuk katki sagladi.
Arthur Holly Compton-- Sacilma deneyiyle, elektromanyetik radyasyonun parcacik dogasini ortaya koydu ve 1927'de NOBEL FIZIK odulunu aldi.
Ayrica, Albert Einstein, fotoelektrik etki uzerine yaptigi calismalarinda, fotonlarin isigin parcacik dogasini one surmus ve fotoelektrik etkinin aciklanmasinda foton kavramini kullanmistir ve soyle demistir: "Isik, enerji birimi paketlerinden meydana gelir. Bu paketlere foton diyoruz."
***
Photon, minute energy packet of electromagnetic radiation. The concept originated (1905) in Albert Einstein's explanation of the photoelectric effect, in which he proposed the existence of discrete energy packets during the transmission of light.
https://www.britannica.com/science/photon
Ben neredeyim, sen neredesin. Gerçi zorda olsa, öğreniyorsun, artık kütle, enerji=kerameti kendinden, madden ayrı bağımsız, ne idüğü belirsiz bir ruh havalarında değilsin, ha öyleysen yine söleyim, enerji iş kapasine denir, etkileyen, etkilenen bir parçacığın, oluşturduğu tepki=işi, bu halde bu durumda enerji paketi(iş kapasitesini) anlamlı kılar.
100000000 kez de deney yapsan o sonuca varırsın, farklı bir sonuca varacağını söyledim mi? daha okuduğunu anlayamıyorsun, bir şeyin NASIL DAVRANDIĞI BAŞKA, DOĞASINI nalmaya çalışmak BAŞKADIR, insanlar nasıl bu kadar rahat cahil cesaretiyle ahkam kesiyorlar anlamak zor. Daha hiç bir cümlenin minvalini bile anlayamıyorsun.
1000 topu yanyana dizin, ilk topa vurduğunuzda, son top ne olur(işte eğer kütlesi yoksa, o halde saf madde olarak düşünebileceğimi dile getirerek foton dediğim o toplardır, son top da fotondur ve etki yüzeylerine temas eder, böylece hem dalga hem de parça etkisi alınmış olur)? 1000 km uzunluğunda bir çubuğu bir zemine yerleştirin, bir ucundan ittiğinizde diğer uçta ne gerçekleşir?
O kadar bilinçsiz, kalın kafalı bir ezberci toysun ki, her cümlemi açıklamak zorunda kalıyorum, ilkokul çocuğunun bile anlayacağı düzeyde metaforları, hiç olmazsa mahiyetini anlayamıyorsun, o idealist, cahil, kendini kral sandığın ve önyargıların en önemli engelin.
"Ben neredeyim, sen neredesin. Gerçi zorda olsa, öğreniyorsun, artık kütle, enerji=kerameti kendinden, madden ayrı bağımsız, ne idüğü belirsiz bir ruh havalarında değilsin, ha öyleysen yine söleyim, enerji iş kapasine denir.
100000000 kez de deney yapsan o sonuca varırsın, farklı bir sonuca varacağını söyledim mi? daha okuduğunu anlayamıyorsun, bir şeyin NASIL DAVRANDIĞI BAŞKA, DOĞASINI nalmaya çalışmak BAŞKADIR, insanlar nasıl bu kadar rahat cahil cesaretiyle ahkam kesiyorlar anlamak zor. Daha hiç bir cümlenin minvalini bile anlayamıyorsun."
Bu cumlelerin hic biri yazdigim yaziya bir cevap olma ozelligi tasimiyor.
spartacus
18-04-2024, 22:43
Spartacus anladığım kadarıyla yine madde kaynaklı bir dalgalanmanın itki etkisi yaratabileceğini ve bu şekilde galaksileri birbirinden itebileceğini ifade ediyorsun.
Tabi bence de bu karanlık enerji diye adlandırılan şey öyle bir gizemli bir güç değil, yine maddenin özelliğinden ve etkileşiminden kaynaklı ortaya çıkan bir itiş kuvveti.
Evet, itmek, çekme, daha doğrusu böyle bir etki oluşması gibi. Sonunda ifadelerimi doğru anlayan birisi oldu.
Zaten ve mantıken, örneğin Einstein uzayın maddeden bağımsız düşünelemeyeceğini ifade etmesinin altında yatan faktör de, yine uzayın -çarşaf örneğinde olduğu gibi, ki bu örnek eksik, o sebebeple onları yazdım- sanki sıvı bir ortamın çökmesi gibi. Tarifinin de kaynağında yatan, uzayın madden oluşudur, ama bu maddeyi, katı formlar gibi düşünemeyiz. Bir un içerisinde elimizi hareket ettirmek gibi düşünelim, bu da bir metafor, yani aslında biz o unun içinde parçalarız, ancak o un parçaları, başka hiç bir parça taşımadığından, kütlesinden söz edemediğimiz, atom altı parçacıklar ebadı ya da onların yapı taşı olacak denli küçükler, fakat uzayın dokusu bundan oluşmakta, bu dokuda meydana gelen çeşitli titreşim dalgalanmalar ise bize etki etmekte ve biz de bu sayede, ışık, ısı, ses gibi kavramlara sahip olmaktayız, böylece o un deryası içinde yolumu bulmaktayız...
Bunu big bang'e benzettim. Belli bir noktada/bölgede bir tetikleme sonucu yayılım-genişleme başlıyor.
Evet, galaksiler için de, geniş plazma deryaları için de bu durum böyle, ancak evren bağlamında değil, ada bağlamında, yani evren bağlamında, evren, herhangi bir noktasına, eş zamanlı olarak indirgenemez, lokalize edilemez.Yine de plazma dediğimizde saf maddeye göre çok kaba parçalardan oluşuyor, un örneğinde düşüncemi dile getirmeye çalıştım.
Paralel evren ile çoklu evren farklı şeyler.
Paralel evren daha kurgusal. Önümde çay ve kahve gibi iki seçenek varsa bir evrende çay diğer evrende kahve seçiyorum diyor.
Ama çoklu evren sadece çok sayıda evren olduğunu söylüyor. Eğer big bang'i kabul edersek çoklu evrenler bana makul geliyor. Buna senin deyiminle çoklu adalar da diyebiliriz. Sürekli şişmeler meydana geliyor ve genişlemeye başlıyor. Belki sonunda içine çöküyordur sonra tekrar şişmeye başlıyordur.
Evet, zaten bu sebebeple değindim, senin yazdıklarına dair değildi... Komşu evren derken çoklu evrene dair söyledim, eğer benim bakış açımla bakılmayacaksa. Zira bana göre evren bir yer değil, dolayısıyla sınırlayabileceğimiz bir durumu yok, maddi yoğunluğa nazaran adlandırabileceğimiz adalar var, bu bağlamda adalara evren dersek, bu lokalize etmektir...
"O kadar bilinçsiz, kalın kafalı bir ezberci toysun ki, her cümlemi açıklamak zorunda kalıyorum, ilkokul çocuğunun bile anlayacağı düzeyde metaforları, hiç olmazsa mahiyetini anlayamıyorsun, o idealist, cahil, kendini kral sandığın ve önyargıların en önemli engelin."
Burada da maalesef konuyla ilgili bir sey yok. Konuyla ilgili degil, kisiye saldiri -ozne temelli itham- ederek anlamsiz seyler yaziyorsun. Bunu internet ortamlarinda cok yapiyorlar. O yuzden bir anlam ifade etmiyor. Konuya iliskin dikkate deger bir sey yazarsan cevaplarim. verdigin top ornegi bile hatali
spartacus
18-04-2024, 22:49
"O kadar bilinçsiz, kalın kafalı bir ezberci toysun ki, her cümlemi açıklamak zorunda kalıyorum, ilkokul çocuğunun bile anlayacağı düzeyde metaforları, hiç olmazsa mahiyetini anlayamıyorsun, o idealist, cahil, kendini kral sandığın ve önyargıların en önemli engelin."
Burada da maalesef konuyla ilgili bir sey yok. Konuyla ilgili degil, kisiye saldiri -ozne temelli itham- ederek anlamsiz seyler yaziyorsun. Bunu internet ortamlarinda cok yapiyorlar. O yuzden bir anlam ifade etmiyor. Konuya iliskin dikkate deger bir sey yazarsan cevaplarim. verdigin top ornegi bile hatali
Demek ki ne konuyla ne aslen ifade ettiklerimle, davranışı değil, varlığı ve davranışında altındaki doğasını kavrama zemini-açısındayım(3. basamaktan sözde karşı cevaplar, oysa benim zeminim 1. basamakla ilgili), ilgili bir şey yazmadığından mütevellit dile getirmişim.
Top örneğini anlamadağın ortada -hatası neymiş demek de istemiyorum çünkü 3. seviyeden alta inemeyen birisiyle, daha alt seviye zeminde tatırşmak anlamsız-, boş ver sen benimle yazışma, üzüm yemek gibi bir derdin olmadığı açık...
Ben, foton nedir diyorum, sen bana hakaret ediyorsun. Bu senin cahil oldugunu gosterir. Cahil insanlar bilgiyle, fikirle gelmez, anlamsizca hakaret ederler. Kisisellestirici uslup kullanirlar.
Spartacus: Foton, ne isiktir ne de parcaciktir.
"Foton, ışığın temel birimi, parçacığı veya taşıyıcısıdır." https://www.encyclopedia.com/science-and-technology/physics/physics/photon
Foton, elektromanyetik radyasyonun minik enerji paketidir. https://www.britannica.com/science/photon
Fotonlar, elektromanyetik kuvveti taşıyan temel altatomik parçacıklardır veya daha basit bir ifadeyle ışık parçacıklarıdır. https://www.livescience.com/what-are-photons
Elektromanyetik radyasyonun bir kuantumu, örn. ışık; ışığın bir 'parçacığı'.
https://www.oxfordreference.com/display/10.1093/acref/9780199546091.001.0001/acref-9780199546091-e-9012
Modern fizikte, foton elektromanyetik olaylardan sorumlu olan temel parçacıktır.
https://www.newworldencyclopedia.org/entry/Photon
"Soru şu: "Foton nedir?" Cevap "bir temel parçacık" https://physics.stackexchange.com/questions/273032/what-exactly-is-a-photon
Işık, foton adı verilen ayrık enerji paketlerinden oluşur. Fotonlar momentum taşır, kütleleri yoktur ve ışık hızında hareket ederler. https://science.nasa.gov/ems/02_anatomy/ (NASA)
Elektromanyetik radyasyonun bir parçacığına foton denir. https://www.ces.fau.edu/nasa/module-2/radiation-sun.php
Top örneğini anlamadağın ortada -hatası neymiş demek de istemiyorum çünkü 3. seviyeden alta inemeyen birisiyle, daha alt seviye zeminde tatırşmak anlamsız-, boş ver sen benimle yazışma, üzüm yemek gibi bir derdin olmadığı açık...
Sana hatani gostermeyecegim. Once hakaret, sonra niyet okuma, sonrasi ne falcilik mi? Yine konudan uzaklasip, kisilere yoneliyorsun. Tartisma sirasinda kisilere saldirmak "ad hominem" dir. Konuya iliskin yazacagina, bir forum yazarinin karakterini veya niteliklerini hedef aliyorsun, gercek konu yerine, kisiyi--burada beni--itibarsizlastirma ifadeleri kullaniyorsun. Kibar degilsin, itham edicisin. Ustelik de kalbimi kirdin.
Benim niyetim bagci dovmek mi? Nerede gordun bunu? Benim hayatimi anlamlandirma sekillerimden biri, ogrenmektir. Algilamaktir. Ben, ogrenmeye calisan, ogrenen, soran, merak eden siradan bir vatandasim, siradan bir insanim. Niyet okudun, yine yanlis yaptin.
spartacus
19-04-2024, 00:20
Tartisma sirasinda kisilere saldirmak "ad hominem" dir. Konuya iliskin yazacagina, bir forum yazarinin karakterini veya niteliklerini hedef aliyorsun, gercek konu yerine, kisiyi--burada beni--itibarsizlastirma ifadeleri kullaniyorsun. Kibar degilsin, itham edicisin.
Benim niyetim bagci dovmek mi? Nerede gordun bunu? Benim hayatimi anlamlandirma sekillerimden biri, ogrenmektir. Algilamaktir. Niyet okudun, yine yanlis yaptin.
Alvin Strawman yapıyorsun, defalarca o konuda, o zeminde değilim, ilgisi yok denip, izah ediliyor, ısrarla devam ediyorsun, derdin üzüm yemek olsa, bir durur, önce insan gibi benim kastettiğim zeminin ne olduğunu sorar, anlamaya çalışırsın. İzah ediliyor, yine sürdürüyorsun, ne alakası var ad-hominemle, "StrawMan" tutumunun neye yol açtığı ve bu tutumuna dair analizi ortaya koyuyorum. Ki kaç izahtan sonra, hangi 3. basamakta(!) iddian için geçersiz dedim ki, ad-hominem yapmış olayım. Diyaloğu zedeleyen tutumunla ilgili söylüyorum.
Yıldıztozu ile olan son diyaloğumuza bak, diyalog, üzüm yemek, sohbet dediğin öyle olur, senin yaptığın gibi olmaz -ki zaten okumadan anlamadan döndüğün belli- monolog.
Hatamı gösterebilmen için önce zemini ve metaforu anlaman, saplandığın biçime dair origamiciliği bırakman gerekir.
Bu 3. kez izahım ne diyeyim. 1. nolu örnekle anlarsan, diğerleri gereksiz, yok diğeriyle de anlamazsan, diyalog kurma şansımız yok... Bir daha izah edeyim, seninle konuyu tartışmak istemiyorum, zira o zemine inemiyorsun, sığ zeminde biçime dayalı olmakta ısrarcısın, ancak bu izahı yapayım;
Spartacus: Su 2 hidrojen ve 1 oksijen atomunun....
Alvin: Git de öğren, su akışkandır, sıvıdır...
Spartacus: Alvin ben suyun özellikleri nedir konusunda değilim, daha alt zemindeyim
Alvin: Sertliği vardır, tanımını öğren, ali demiş, veli yemiş...
Spartacus: Ya sabır, bak arkadaşım ben suyun ne davranışı ne biçimiyle ilgili zeminde değilim, yapısının da nasıl olduğundan ziyade, nasıl OLUŞTUĞU, ORTAYA ÇIKTIĞIYLA İLGİLİ BİR ZEMİNDE DÜŞÜNÜYORUM
Alvin: aslkhjlfghj dklkdg
2. İzah
Spartacus: Ben kütle çekimi konusunda, temelde yatan faktörün uzayın madde deryası(form-yapı olmayan, parçacık deryası), METAFORLA un deryası gib ve bu derya içindeki görece büyük parçaların oluşturduğu bir çeşit çökme(tam ifade etmez, ama izah için bu) etkisi oluşturduğundan dolayı...
Alvin: Kütle nedir git örğen, dünya da nasıl ölçülür, ay da nasıl ölçülür, bak adam ölçmüş...
Spartacus: Alvin benim derdim kütle nedir tartışmak değil, açığa çıkartan, anlamlı kılan zemin, faktör, yani senin bulunduğun zeminden çok daha alt zeminde...
Alvin: kldslşdshghdghds
3. İzah
Spartacus: ben Güneş'ten kopan herhangi bir parçanın, 7 dakika içerisinde dünyaya ulaştığını düşünmüyorum, ulaşan bir dalgalanma etkisidir, doğru, ancak parçanın, madde deryası olan uzayda, metaforla UN DERYASI, dalgalanmanın tetiklediği maddi yapı,parçaların alıcı yüzeye etkimesi-çarpması, sarkması gibi etki oluşturduğunu(bir iş açığa çıkarttığını) düşünüyorum, bu halde ışığın dalga ve parçacık özelliği göstermesiyle de uyumludur
Alvin: hehehehe, git ışığın tanımına bak, davranışı şu imiş, ışığın doğası bu imiş
Arkadaş söylemlerin benim düşüncelerime etki edecek zeminde değil, benim söylediklerim de o zeminle çelişiyor da değil.
Metafor: Bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan sözler veya kavramlar....
Bir şeyin ne olduğu, şeylerin biçimiyle , davranışıyla ilgili,,, bu zeminde kalarak tanımlamayı kim yapmış olursa olsun, davranış üzre elde edilen veriyle yapılan tanımlar, o şeyi davranışıyla da anlamlı kılan, açığa çıkartan, varlık koşulu-daha doğrusu kendini ortaya koyma koşulunu sağlayan-ın doğasıyla ilgili zemini ne belirler, ne de tanımlar. Zaten böye olduğunu düşünmek açıkca akıl ve mantık hatası olur.
Yani bir şeyin özellikleri, niteliklerini ortaya koyarak o şeye dair yapılan tanımlama başkadır, o şeyin o halde anlamlı kılınmasını, ortaya çıkışını sağlayan zemin başka. Suyun sıvı ve akışkan olması başka, yapısı başka, peki bu yapı bileşenleri, hangi koşul altında bu birlikteliğe erişirler sorusuna aranan yanıt başkadır.
Madem oyle cevap yok. Bu sekilde konusuyorsun, benim acimdan konu kapanmistir. Ben sana artik bu sitede cevap yazmayacagim.
Yalniz, ben ne konustuysam, bilimsel kurumlarla, ansiklopedilerle, bilimsel kuruluslarla ne dedigimi destekledim. Sense, bir tane bile referans vermedin, belkide veremiyorsun. Ben sana artik yazmayacagim, kalbimi incittin. Diyalog kurmak istemiyorum seninle. Fakat, sen dediklerini destekleyen, gosteren, bilim kurumlarindan ornek ver. NASA'dan ver mesela. Dunya capinda taninmis, kabul gormus fizik dergileri var. Bilimsel baska dergiler ve calismalar var. Bilim dunyasindan olacak yalniz. kanit getir ki uydurmadigini goster. Sen goster, ben okurum. Ama cevap yazmayacagim artik sana. Sen de bana yazma, rahat edelim.
Buyrun, getir bilimsel kanitini
spartacus
19-04-2024, 13:59
Madem oyle cevap yok. Bu sekilde konusuyorsun, benim acimdan konu kapanmistir. Ben sana artik bu sitede cevap yazmayacagim.
Yalniz, ben ne konustuysam, bilimsel kurumlarla, ansiklopedilerle, bilimsel kuruluslarla ne dedigimi destekledim. Sense, bir tane bile referans vermedin, belkide veremiyorsun. Ben sana artik yazmayacagim, kalbimi incittin. Diyalog kurmak istemiyorum seninle. Fakat, sen dediklerini destekleyen, gosteren, bilim kurumlarindan ornek ver. NASA'dan ver mesela. Dunya capinda taninmis, kabul gormus fizik dergileri var. Bilimsel baska dergiler ve calismalar var. Bilim dunyasindan olacak yalniz. kanit getir ki uydurmadigini goster. Sen goster, ben okurum. Ama cevap yazmayacagim artik sana. Sen de bana yazma, rahat edelim.
Buyrun, getir bilimsel kanitini
Sen defalardır izah etmeye çalıştığım muhatabı gözden düşürme, alaya alma, ukala yöntemli tutumunla kimseyi incitmedin öyle mi? Hala anlamamışsın, bu sığlılığa karşı daha ne yapmalı? çarpıtma, kıvırma, hepsi mevcut,. ne dedin de destekledin? En iğreti şeyi yapıyorsun, bu başlığa, "git bilim kütle çekimi için ne diyor bak" demek bir anlam taşımaz, nerede burada söylenmiş bir şey ve detseklenmiş bir ifade, sürekli bunu yapıyorsun, hiç bir şey söylemiyor, sadece anlama becerisi gösteremediğin halde bir nevi böbürlenme edası yansıtıyorsun. Enerji, boyut gibi kavramların gerçek anlamını bile bilmiyorsun, bunlara anlam veren çok daha alt zemindeki görüşleri de, bu tür kelimeleri öne sürerek eleştirdiğini sanıyorsun.
Bu tarz varsayımlara dayalı ancak üzerinde düşünebildiğimiz zeminler adına, somut bir örnek vermem gerekirse(ki böbürlenme diyememen için önce açıkladım, her kelimemi nereye çekeceğin telaşıyla senle nasıl yazışabiliriz?); bu forumda Kara Delikler üzerine düşüncemi paylaşıp, Hawking'i eleştirdiğim mesajlarım vardır, bir kaç yıl sonra Hawking hata yaptığını söylerken, ifadesi benim ortaya koyduğum düşünce ve görüşümle örtüşür. Yani 3. zeminden daha alta inilemediği durumlarda, ÇIKARIMLAR olur, ancak KESİNLİK ARZETMEZLER, BU KONULARIN ÜZERİNDE DÜŞÜNÜLEREK İZAH EDİLMEYE ÇALIŞILIR. Bunun için de, akıl, mantık ve elbette yeterince felsefik(yani en azından bazı kriterleri bilmek) derinlik ve mecburen, tam anlamıyla işaret etmeyen, ancak sonuçlar üzerinden soyutlanmış KAVRAMLAR, tanımlar gerekir.
Senin ne konuştuğun değil burada sorun,
3. Basamak -> Suyun akışkanlığı, sertliği->DAVRANIŞI vb.(sen buradasın)
2. Basamak -> Suyun Moleküler vb. yapısı -> YAPISI -> 1 nolu şıkkın da açıklamasına olanak verir
1. Basamak -> Suyun 2 hidrojen, 1 oksijen atomundan oluşması BİLEŞENİ(ben buradayım)
Eğer burada bileşenin de kaynağı üzerine düşünüyor olsaydım, madde sayısı ve 3.basamak da 4 olacaktı.
Strawman -> Bunu bir öğren, birisini eleştireceksen 1000 oldu SÖYLEMEM, "-e göre, -e dair" meselesini, "soyutlamayı" da öğrenmen, anlaman, bilmen, hem de dikkat etmen lazım. Hadi bilimden getir-nasıl getireyim, bu konuda o basamağa inilemedi ki-, bak bu böyle demiş, bir bilene danışmak, muhatabanın iddia etmediği söylemleri, mahiyeti, başka biçimde göstermek, çarpıtmak bunların tümü de SAFSATA YÖNTEMİDİR.
İDEALİST SAFSATA YÖNTEMLERİYLE düştüğün bataktan çıkman lazım, muhatapların, yaptığın gibi okuma fişi tokuşturması yapmıyor. "Bilim dünyasından olacak yalnız" dediğin ne? O konuda 3. Basamakta, oradan ne getirmeyi umuyorsun. Bazı olgular direk, bazıları ise dolaylı tanımlanır. Örneğin sebebe dair düşünürken, bir etkinin, alıcının verdiği tepki veya üzerinde bıraktığı ize dayanarak yapılan bir tanımlama ile, bir kum torbasına atılan yumruğun resmen gözlemlenmesiyle yapılan tanım arsında fark vardır.
İdealist safsata batağına örnek vereyim, 3. basamakla ilgili bir tanımdan yola çıkarak, 1. basamağı çözdüğünü iddia etmek veya boca ederek düşünme eylemini dağıtmak, bitirmek, mahiyeti çarpıtmak. Tarif, izah namına söylenmiş sözlerle, tanım arasındaki farkı da bilmek gerekir.
Mikroskopla çekişmiş, 1 tane kuvvet parçacığı, kütle çekimi veya enerji paketi parçacığı göster (bilmediğimden dolayı sormuyorum yine buradan ahkam kesme.... Senden böyle bir "şey" getirmeni istiyorum, çünkü böyle bir "şey" oldukları-olduğunu falan sanıyorsun, benden de böyle bir örnek sunmamı bekliyorsun-iyi mi?-, ben sebepte, sen sonucun biçimiyle kelime oyunu oynuyorsun.).
Evrende şu ya da bu diye tanımladığımız kuvvetlerin tümünün, etki-tepki'den soyutlandığını söylüyor, düşünüyorum. Bu bağlamda dalga dediğimiz her ne olursa olsun,etki yayılımıdır ve bu da tepki ile mümkün ve tepki demek, salt bir karşı koyma değil, üzerinden atma(iletme), tetiklenme biçimidir de ve etki yoksa, enerji kavramından söz etmenin de anlamı yoktur, çünkü İŞ YOKTUR, bu ifademi anlayabileceğini sanmıyorum, bu kadar basit olmasına rağmen..
Her etki-tepki => BİR İŞ-OLUŞU anlamlı kılar.
Her iş'in => kapasitesinden söz edebiliriz, bu da enerji tanım ve ölçüsü, birimini soyutlamamızı sağlar.
Her ifadenin bir açısı, mahiyeti, zemini vardır, 3. basamak ifadelerde kullanılan kelimeler, materyal, sebepler, temel zemini ifade etmez, böyle bir görevi yoktur, o sebeple soyutlanmış kavramlar kullanılır, o kavramların anlamını bilmek gerekir.
Senin 3. basamaktan SEBEP olarak düşündüklerin, aslında sonuca dayalı ifadelerdir. Enerjinin, iş'e bağlı, iş'in ise etkileşimlere, bu etkileşimlerin de daha alt bir zemine bağlı olduğunu, boyutun uzay olmadığını, ölçme işi namına kullandığımız bir yöntem, koordineleme, ölçebilmek için minumum koordinat sayısını belirleme olduğunu bilmeyen birisi, ne zamanki 3. basamakta bunlarsız tarif edilemez bir izah görecektir, boyutu kerameti kendinden menkul bir ortam, enerjiyi de cisimleştirecektir. Bu seviyeyi(bunu da kişisel anlarsın en iyisi 3. basamak diyeyim) aşamadın.
Şu konuda düşüncem budur, dolayısıyla her ifadem, temel zeminle tutarlı olmalı, 3. basamaktaki hiç bir bilimsel deneyle de çelişmemelidir(ki çelişmez!), aksine, üzerinde durduğum zemin neden, nasıl sorusuna aranan cevaptır. Bazı hallerde görüşler, deneyle veya çıkarımlarla çelişebilir, bu halde deney yöntemleri veya temel mantığı, dayanakları, açısı-zemini, olanakları gözden geçirilmelidir. örneğin ENERJİ'dir denmiş olsun, bu halde ben NEY'İN ENERJİSİ diye sorarım, sen bunu anlayamazsın(ki zaten anlamadın, enerjiyi de kerameti kendinden menkul bir cisim, müstakil ve her bir şeyden bağımsız, ayrı bir varlık gibi düşünüyorsun), sana da anlatamam, bu anlatılarak olacak bir durum değil.
Evet, itmek, çekme, daha doğrusu böyle bir etki oluşması gibi. Sonunda ifadelerimi doğru anlayan birisi oldu.
Zaten ve mantıken, örneğin Einstein uzayın maddeden bağımsız düşünelemeyeceğini ifade etmesinin altında yatan faktör de, yine uzayın -çarşaf örneğinde olduğu gibi, ki bu örnek eksik, o sebebeple onları yazdım- sanki sıvı bir ortamın çökmesi gibi. Tarifinin de kaynağında yatan, uzayın madden oluşudur, ama bu maddeyi, katı formlar gibi düşünemeyiz. Bir un içerisinde elimizi hareket ettirmek gibi düşünelim, bu da bir metafor, yani aslında biz o unun içinde parçalarız, ancak o un parçaları, başka hiç bir parça taşımadığından, kütlesinden söz edemediğimiz, atom altı parçacıklar ebadı ya da onların yapı taşı olacak denli küçükler, fakat uzayın dokusu bundan oluşmakta, bu dokuda meydana gelen çeşitli titreşim dalgalanmalar ise bize etki etmekte ve biz de bu sayede, ışık, ısı, ses gibi kavramlara sahip olmaktayız, böylece o un deryası içinde yolumu bulmaktayız...
Spartacus,
Elle tutulur hic bir sey yazmiyorsun. Ben sana 'kivirma' demeyecegim. Yazacagini, bilimsel delillerle, bilimsel kurum, kurulus, arastirma ile ortaya koy. Yoksa, "ben oyle dusunuyorum" tarzinda yazarsan nesnel bir zemin bulamayiz. Bir de su ukalaligi birak. Herkesin kapasitesi bireye ozeldir. Sen, kendi soylemini bilimsel bir kaynak ile
temellendir yeter. Yok, katmanlara inememisiz, felan bunlar hikaye. Kavramlardan bahsediyorsun, hic birini bilimsel bir zeminde aciklamiyorsun. Aciklayacaksan, fizikte bazi otoriteler vardir, bu isin alani, uzmani olan kuruluslar ve yayinlar vardir. Gidersin, oradan getirirsin. Temellendirme boyle olur.
Parcacik degildir diyorsun, NASA diyor ki parcacik. NASA'dan daha mi iyi biliyorsun? Git, kaynak getir, kaynak. Birak, kafanin icindeki metafizik katmanlari. Kaynak istiyorum. Dedigini check edecek kaynak getir. Kafana gore yazma. Bilimsel kaynak getir. Getir ki, nesnel zeminde konusalim.
Odanda, klavye basinda bilimsel teori mi uretiyorsun? Uretmeye devam et.
A. ne diyorsun?
B. bu dedigine bilim dunyasi ne diyor?
C. bunu da bilimsel kaynak ile arastirma ile referans destekle
(bunu istiyorum ben)
Bize boyle gel lutfen. Kafandan yorum yazma. Ben senin ne dedigini anlamiyor muyum? Salak miyim ben. Okuma yazmamiz yok mu! Okudugumuzu anlamiyor muyuz biz! Bir sen mi anliyorsun. 1 milyon fizik kitabina ulasabilirim ben. Bilgi evrenseldir. Muhatabinla ilgili sacma sapan ithamlari birak, konuya don. donebiliyorsan tabii. Ukalalik dedigim burasi iste. Bu ukalaligi da sen yapiyorsun. Hala kisinin kisiligine kapasitesine yonelik yaziyorsun.
Getir bakalim kaynagi. Parcacik olayini mesela. astigim kaynaklar var orada. Her birine gir, bak, oku, ve bilimsel arastirmalarla, bilimsel bulgularla, bilimsel yayinlarla YANLISLA. Yanlislama prensibi.
Bilimsel yayinlarla yanlislayamiyorsan da, muhatabini aptallikla itham etme. Senin ne dedigini anliyoruz burada. Akilli misin sen. Kendini bir yerlere koymussun, kapasite diyorsun. Once saygili ol. Saygi ile konus lutfen. Ayrica, bu kurumlara mektup gonder, fikrini acikla, sana NOBEL versinler.
spartacus
19-04-2024, 21:46
Alvin her seferinde çarpıtıyorsun, ki üzüm yemek gibi bir niyetin olmadığı açık, işte bu noktaya ısrarla getirisen, ben de üzümü bırakır, bağ sopasını elime alırım, bir noktada fren yapman lazım. Daha dün ruhçuluk hezayanlarıyla kafamızı şektin, 50 paragraf yazıyorsun, lafazanlığı, kelime oyunalarını saldım çayıra mevlam kayıra, sonuç? Elde var sıfır, örnekleme şansı bile olmuyor... Birine cevap verirken bari anla da ver, kapasiteni aşıyorsa sor, sana burada madalya takmıyoruz ki böyle laf ebeliği yapasın.
Başlıkta yazan,her birini paragrafla, metaforlarla, neye dairliğini açıklayan benim, 1 paragraf DALGA DÜMEN (ZERRE İLGİSİ OLSA! O DA YOK) yazıp, cahil ahmaklığıyla hahahah, hühühühü, hohoho tarzında ilerleyen konuyu sabote eden sensin. Ali koş topu tut, koş Ali koş, Ayşe ipi tut tadında 3-5 kelime, ötesi yok.
Neyi irdeleyebildin de -ki çapın yetmiyor- elle tutulur bir şey yazmıyorum?
Eşeğe bile 5 kez izah yapılmaz.
Öznel idealist dar kafalı sığlığınla, sapı, samana karıştırmakla sergiliyorsun. Düşünemeyen papağanlığı bir halt sanıyorsun. Neyi ele aldında irdeledin de konuşuyorsun. sadece PROVAKE EDİP ÇIKTIN.
Git son cevabı bir daha oku, verdiğin bu cevap gibi hiç bir cevap yazdıklarıma dair olmuyor, algı sorunun mu var, afyon mu çekiyorsun, kompleks içinde misin, normal insan o kadar basit ifadeleri nasıl böyle alakasız yerlere çekebilir? KAÇ KEZ NE HALT ETTİĞİNİ İZAH ETİM, KAÇ KEZ, KAÇ KEZ, KAÇ KEZ, KAÇ KEZ, KAÇ KEZ, PROVAKATÖRLÜKTEN BAŞKA BİR HALT YAPMIYORSUN. Burada mevzu davranışınla, yaklaşımınla ilgili, söylediklerinle değil desem de söylediğin bir şey de yok.
Çarpıtmalrınla vakit israf etmek istemiyorum.
İndiğim zeminde elle tutup senin gözüne sokabilecek, al çok şeker diye uzatabileceğim bir parça gösterme şansım yok, çünkü o zemine dair şu an bunu yapabilme imkanı yok, bir çok kesin sandığın bilgiler dahi aslında ÇIKARIMDIR, sen daha ifade, izah ile tanım arasındaki farkı öğrenememişsin, bir dolu bilim insanı bir dolu varsayım atıp, tutuyor, kimi sicim diyor, kimi titreşim, kimi halüsünasyonla sanal zırvalıklar sayıklıyor, kimi kütle çekimi parçacığı arıyor, kimi karanlık madde arıyor, kimi kurguladığı teorisinde kaderini protonun bozunmasına bağlamış...
Ruh yerine koyup, maddeden ayrı, bağımsız parçaymış gibi tanrılaştırdığın, daha bu kavramın nasıl soyutlandığını bile bilmiyorsun, baskın gelme kafasıyla, o an işlenen detaya dair alakasız kişi isimleri, referanslar verip, gidin öğrenin edasıyla provake edip, bilim uzmanlığı satıyorsun. Enerjini bir kez olsun bize gösterdin mi? hani nerede, al avcuna getir inceleyelim, madem kafanda kerameti kendinden menkul bir varlık icadı var, görelim.
İnsaf, kasap et, koyun can derdinde.
1 elektronun spin değil, konum değiştirme anlamında hızı nedir?
1. "Benim gorusum" Gorusunun olmasi bir problem degil zaten, bu guzel bir sey. Paylas ki, gorusunu ogrenebilelim. Fakat asil mesele gorusunu bilimsel bir referans ile destekleyememen. Bunu temellendirememen. Kisilerin gorusu degil, bilim ne diyor, bilimin gorusu ne? Bunu ortaya koy. Koyduktan sonra da, fikrini acikla ve yorumla. Boylesi daha guzel olur. Cunku sen bilim yapan biri degilsin, anladigim kadariyla.
2. "fotonlar ya da eger fotonlarin kutlesi-alt parcacigi soz konusu ise" Fotonlarin bir kutlesi yok. Fotonlarin, kutlesiz olduklari kabul edilir. Bunu sadece ben soylemiyorum, Lawrence M. Krauss da boyle soyluyor. Der ki, "Elektromanyetik parcaciklarin, yani fotonlarin kutlesiz oldugu bilinmektedir. Fotonlar, ozel gorelilik teorisine gore isik hizinda hareket ederler ve bu durum, onlarin kutlesiz olduklarini gosterir." - Lawrence M. Krauss, "The Physics of Star Trek" kitabindan. Yani, genel bir "madde" diyorsun, sonra da, "eger fotonun kutlesiyse" diyorsun. Bu yanlis. Lawrence Krauss, teorik fizik ve kozmoloji alaninda arastirmalar yapiyor. Dolayisiyla, dikkate almak lazim. Fotonlarin alt parcacigi darken, neyden bahsediyorsun? Su ana kadar, en azindan benim bildigim kadariyla, fotonlarin altparcaciklari yok. "Standart Model: Temel Parcaciklar ve Kuvvetler", CERN'in (Avrupa Nukleer Arastirma Merkezi) resmi web sitesinden ornek vereyim. "Temel parcaciklar kendinden daha kucuk parcalara bolunemeyen parcaciklardir."
https://indico.cern.ch/event/449239/contributions/1115082/attachments/1251780/1846085/BiltekinO_SMO.pdf
Senin, "kesin olarak vardir" dedigini iddia etmiyorum, cunku "eger varsa" diyorsun. Ve bu "eger" kosullu ifade uzerinden koskoca bir arguman kuruyorsun. Orayla suan ben ilgilenmiyorum.
3. "Fotonlar ne isik(bu bir etki-tepkiye verdigimiz isimdir) ne de parcasidirlar." Spartacus, klavye basindan bilimsel tanimlarda, aciklamalarda bulunuyorsun, ama ifadeni dogrulayan bir tane bile kaynak vermiyorsun. CERN, diyor ki, "Elektromanyetik etkilesimlerin kuvvet tasiyici parcacigi." https://atlas.cern/glossary/photon Simdi diyeceksin ki, onlar, 2. Katmnadan bahsediyor, ben 1. Katmandan bahsediyorum. Onlar (CERN, NASA bilmem ney kurulusu) henuz benim seviyeme ulasamadilar, degerlendirme yapamiyorlar. Bunu elbette boyle demiyorsun, ama oaraya getiriyorsun. Kendini 1. Katmana, 2. Katmana baskalarini, 3. Yada 10 katmana eger varsa beni koyuyorsun. Burada bu davranisindan dolayi psikolojik bir tahlil yapmak lazim ama yapmiyorum. Kibarlik bende kalsin. Eger ben yanlissam, ve seni yanlis anlamissam, gel goster bakalim, sen neredesin bu kuruluslar hangi katmanda. Bilimsel olarak gostereceksin ama.
4. "Bosluk dedigimiz aslinda bu parcaciklarla doludur." Hangi parcaciklar? Bunu soylemiyorsun. Mistik hava katiyorsun. Elle tutulur, nesnel seylerden bahsetmen gerekir. Senin soylemedigini ben soyleyecegim ama once kisa bir alinti yapayim, Bilim ve Gelecek Dergisinden (https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2018/11/13/uzay-ne-kadar-bostur/) "Her ne kadar mukemmel "bosluk"a en yakin ortam olsa da, uzay tumuyle bos degildir. Uzayin degisik bolgelerinde, "bos"luk duzeyi, yani bulunan madde miktari, farklidir. Ornegin Dunya ile Mars arasindaki uzay ile Gunes ile Akyildiz (Sirius) arasindaki uzay ya da Samanyolu ile Andromeda Gokadasi arasindaki uzay, ayni boslukta –ya da dolulukta– degildir.
Dunya'da deniz duzeyindeki havada metrekupte yaklasik 1025 atom vardir. Gezegenler arasi uzayda, yani Gunes Sistemi'nin sinirlari icinde, metrekupte ortalama 5 ila 100 milyon (106-108) kadar atom olur. Bunun yaninda kilometrekupte 1.000 dolayinda toz parcacigi bulunur." https://bilimvegelecek.com.tr/index.php/2018/11/13/uzay-ne-kadar-bostur/ Aslinda, uzayin boslugu gercekte pekcok temel bilesenle doludur. Bunlardan biri elektromanyetik radyasyon. Isik gibi elektromanyetik dalgalar, uzay boyunca yayilarak maddenin bulunmadigi bir ortamda bile mevcut. Bu uzayin boslugunu dolduran enerjidir. Bunun yani sira, uzay kozmik isinlar adi verilen yuksek enerjili parcaciklarla vardir. Bunlar da cesitli kaynaklardan gelir ve evrenin her kosesine yayilir. Bir digeri, atomlar ve molekullerdir. Ozellikle hidrojen ve helyum gibi basit elementler, uzayda yaygin olarak vardir. Yukarida Bilim ve Gelecek'in bahsettigi olay da buna bir ornektir. Bunla birlikte kara madde ve kara enerji gibi –henuz tam anlasilamamis--unsurlar da vardir. Bunlar da uzayin "boslugunu" doldur. Kara madde, gorunmez ve algilanamayan bir madde turudur ancak evrenin kutlecekimini etkileyerek galaksilerin donusunu kontrol eder. Kara enerji ise evrenin genislemesini hizlandiran bir enerji turudur ve evrenin buyuk bir kismini olusturur. 4. Numarali yazi, aslinda elestiriden cok, tamamlama ve aciklikl getirme amaciyla ifade edildi.
5. "Bosluk dedigimiz aslinda bu parcaciklarla doludur. Herhangi bir noktada etki edebilir bir etkilesimin tetiginde, dalga olusu, daha dogrusu yayilim-iletiye yol acarlar, bunlar radyo, isik, isi dalgalari olarak algilanir." Bu ifade bilimsel olarak dogru bir ifade dolayisiyla katiliyorum. Bosluk dedigimiz uzay aslinda bos degildir. Uzay, cok dusuk yogunlukta bulunan ancak kesinlikle 'bos' olmayan bir ortam. Yukaridaki 4. Numarali yazida, neyle dolu oldugunu acikladimsa da, tekrar etmekte fayda var. Uzay, elektromanyetik radyasyon ve diger parcaciklarla dolu bir yerdir. Bu parcaciklar arasindaki etkilesimler yasanir. Bunlar da dalgalarin olusmasina neden olur. Ornegin, bir isik kaynagindan yayilan fotonlar, elektromanyetik etkilesimlerle uzay boyunca yayilir ve ‘gozlemciye' ulasir. Benzer sekilde, bir radyo dalgasi, bir radyo vericiden yayildiginda, elektromanyetik alan araciligiyla uzay boyunca yayilir. Bu da bir alicida algilanir. Isi da bir tur enerji dalgasi olarak dusunulebilir. Bir cismin isi yaymasi, molekullerin titresimleri yoluyla cevresine enerji yaymasi anlamina gelir. Dolayisiyla, uzay 'bos' olarak adlandirilmasina ragmen, aslinda elektromanyetik radyasyon ve diger enerji tasiyan parcaciklarla doludur.
6. "Uzay da maddedir, madde ile doludur." Bu noktaya deginecegim fakat, bir elestiri olarak degil. Harvard soyle diyor: Evrendeki şu anda gözlemlenemeyen madde ve enerjinin yüzdesi: %95" https://www.cfa.harvard.edu/big-questions/what-universe-made
https://assets.nautil.us/12566_f6e8de88807006538cd9be5fd3ba51c1.png
NASA'dan alinti yapacagim. NASA DIYOR KI, Evrende bilim insanlarinin gozlemleyebildigi her sey, insanlardan gezegenlere kadar, maddeden olusur. Madde, kutlesi olan ve bir alani kaplayan herhangi bir madde olarak tanimlanir. Ancak, gorebildigimiz maddenin otesinde evrende daha fazlasi var. Karanlik madde ve karanlik enerji, evreni etkileyen ve sekillendiren gizemli maddelerdir ve bilim insanlari hala bunlari cozmeye calisiyorlar. Daha sonra devam ediyor ama buraya alintilamamin bir anlami yok. Link veriyorum: https://science.nasa.gov/universe/overview/building-blocks/#dark-matter
7. "Aradaki noktalari saf madde, parcacigi olarak dusunelim" diyorsun. Ornegin hepsini buraya aktarmayacagim. Lakin, metaforlarla yapilan aciklamalar bazen bilimsel gercekleri basitlestiriyor ve ve anlamayi kolaylastiriyor ancak bu; metaforlarin tam olarak bilimsel dogrulukla eslestigi anlamina gelmiyor. Yine de metaforda dogruluk payi var. Ozellikle, "icinde sadece atomik yapilar degil, madde parcaciklarini da harekete geciririz" kismi. Metaforun bu kismi, basinc altinda sikistirilan bir maddenin icindeki parcaciklarin hareket etmesini aciklamak icin kullanisli bir ornek. Burada, maddenin sikistirilmasi, icindeki parcaciklarin hareketine neden olur, ancak, bu hareketin dogrudan bir isi olusturmasi gerekmez. Isi, parcaciklarin kinetik enerjisinin artmasiyla iliskilidir, yani sadece parcaciklarin hareket etmesiyle degil, ayni zamanda hareketlerinin hizlanmasiyla da ilgilidir. Soyle diyorsun: "A tarafinda oyle bir etki olustu ki, bu etki, dalga olarak B'ye ulassin-bu alinan etki verilen tepki sonucu yaptigimiz degrlendirmeye isik, isi, radyo frekansi vb. diyoruz." Burada, ifadede, bilimsel bir aciklama yapmiyorsun. Sadece, bir etkinin bir noktadan digerine dalga olarak yayilmasi ve ardindan alinan etkinin cesitli tepkilere neden oldugunu aciklamaya calisiyorsun. –metaforik olarak tabii--. Gercekte, bir etkinin nasil yayildigi ve bu etkinin alindigi noktada nasil tepkilere neden oldugu, belirli fiziksel prensiplere dayanir. Ornegin, elektromanyetik dalgalar gibi isik veya radyo dalgalari, bir noktadan digerine dalga olarak yayilir ve bu dalgalarin alindigi noktada cesitli etkiler yaratir. Ancak, bu etkilerin dogasi ve nasil gerceklestigi, belirli fiziksel sureclere ve etkilesimlere baglidir. Bunlar, tabii anlatilmiyor yazinda. Yine de uygun bir ornek olarak kullanilabilir. Guzel. Yine ayni ornekten devam edersek, bir etkinin A ve B arasinda bir tur vakum olusturdugunu ve bu etkinin A ve B arasindaki parcaciklarin yer degisimi veya sikismasi gibi fiziksel etkilere neden oldugunu soyluyorsun. Ancak, bu ifade de bazi belirsizlikler var. Vakum denilen sey, genellikle bir alanda hicbir parcacigin bulunmadigi durumu ifade eder ve bir etkinin nasil bu tur bir vakum olusturabilecegi aciklamamissin. Ama neyse.
8. devam edecegim.
Benim, bagciyi dovmek gibi bir amacim yok, ama senin var. Hakaret edip, itham ediyorsun ve kendini oyle garip, anlasilir olmayan yerlere koyup, konuyu kisisellestiriyorsun. Bu hukuki bile degil.
15 ve 20. mesajlarima cevap vermektense yine itham etmissin, yine suclamissin.
Sen once
1. ne diyorsun, cumle kur, tez cumlesi?
2. bu dedigine bilim dunyasi ne diyor?
3. bunu da bilimsel kaynak ile arastirma ile referans destekle
Sen bunu yap.
Ben de sana bin kere anlattim. Saatlerdir ne yazdirtiyorsun. Herkesin bir hayati, yapacagi isleri gucleri, okulu vssi var. Ayip. Sana yazan, saatlerdir ugrasan biri icin, bu sekilde hakaret edici uslup kullanma. Iste bu ayip. Anlamiyorsan da, anlamiyorum de.
spartacus
20-04-2024, 00:18
1. "Benim gorusum" Gorusunun olmasi bir problem degil zaten, bu guzel bir sey. Paylas ki, gorusunu ogrenebilelim. Fakat asil mesele gorusunu bilimsel bir referans ile destekleyememen. Bunu temellendirememen. Kisilerin gorusu degil, bilim ne diyor, bilimin gorusu ne? Bunu ortaya koy. Koyduktan sonra da, fikrini acikla ve yorumla. Boylesi daha guzel olur. Cunku sen bilim yapan biri degilsin, anladigim kadariyla.
Sen bilim yapan mısın? Evet verileri, felsefik temelde -materyalist(bilimsel) kriterlerle- yorumlayanım.
2. "fotonlar ya da eger fotonlarin kutlesi-alt parcacigi soz konusu ise" Fotonlarin bir kutlesi yok. Fotonlarin, kutlesiz olduklari kabul edilir. Bunu sadece ben soylemiyorum, Lawrence M. Krauss da boyle soyluyor. Der ki, "Elektromanyetik parcaciklarin, yani fotonlarin kutlesiz oldugu bilinmektedir. Fotonlar, ozel gorelilik teorisine gore isik hizinda hareket ederler ve bu durum, onlarin kutlesiz olduklarini gosterir." - Lawrence M. Krauss, "The Physics of Star Trek" kitabindan. Yani, genel bir "madde" diyorsun, sonra da, "eger fotonun kutlesiyse" diyorsun. Bu yanlis. Lawrence Krauss, teorik fizik ve kozmoloji alaninda arastirmalar yapiyor. Dolayisiyla, dikkate almak lazim. Fotonlarin alt parcacigi darken, neyden bahsediyorsun? Su ana kadar, en azindan benim bildigim kadariyla, fotonlarin altparcaciklari yok. "Standart Model: Temel Parcaciklar ve Kuvvetler", CERN'in (Avrupa Nukleer Arastirma Merkezi) resmi web sitesinden ornek vereyim. "Temel parcaciklar kendinden daha kucuk parcalara bolunemeyen parcaciklardir."
https://indico.cern.ch/event/449239/contributions/1115082/attachments/1251780/1846085/BiltekinO_SMO.pdf
E be sefil, benim söylediklerime dair, neye açıklık getirmiş oldun? Üstelik cümlemi tırtıklamışsın. ben ne demişim, EĞER BU PARÇACIKLAR KÜTLESİZ İSE MADDENİN SAF HALİ(formsuz hal) OLABİLİR DEMİŞİM, açıklamışım da, sen nereye çektin şimdi? AHMAK.
Senin, "kesin olarak vardir" dedigini iddia etmiyorum, cunku "eger varsa" diyorsun. Ve bu "eger" kosullu ifade uzerinden koskoca bir arguman kuruyorsun. Orayla suan ben ilgilenmiyorum.
Ahmak, 5 kez izah ettim değil mi? Orada FOTON TARTIŞMASI YAPMIYORUM, MADDENİN SAF PARÇACIĞI kütlesizliği esasıyla FOTON DA OLABİLİR DİYORUM, çünkü ben karanlık madde aramıyorum. NE ALAKASI VAR ŞİMDİ ŞU İTİRAZLARININ? NEREDE E-DAİRLİK, E-GÖRELİK, NE DEMİŞİM, ne sayıklıyorsun,RESMEN ÇARPITIYORSUN.
100 KERE SÖYLEMİŞİMDİR 1 KELİMEYİ ALIP BERİNDEN anlam çıkartma, cümle bağlamına bak, mahiyete bak, fotonu tartışmıyorum orada, fotonu açıklama gayesi de yok, ben karanlık madde yerine, saf maddeyi esas alıyorum ve evet
"zaman, uzay ve kütle çekiminin maddeden ayrı bir varlığı yoktur" Einstein
Bana böyle bir alıntı yaptırman senin çiğliğindendir, ben KONUŞMALARIMDA(FORUMDA sesli DÜŞÜNÜYORUM, KONUŞUYORUM, planlı projeleri, herkesin anlamayıcı literatürle MAKALE YAZMIYORUM), bu tür alıntıları kullanmamaya çalışırım, , bu beni şu ya da bu görüşümde baskın hale getirmemeli, zaten illa haklı çıkarmaz.
3. "Fotonlar ne isik(bu bir etki-tepkiye verdigimiz isimdir) ne de parcasidirlar." Spartacus, klavye basindan bilimsel tanimlarda, aciklamalarda bulunuyorsun, ama ifadeni dogrulayan bir tane bile kaynak vermiyorsun.
GERİZEKALI, PARANTEZ İÇİNDE AÇIKLANMIŞ YA, MAL. Işık değillerdir demişim, zaten yine tırtıkladığın cümlede metaforla da açıklanmıştır, ama bazı mallar metaforla bile anlayamamış. Mal, yine alakasız bir yere çekmişsin, bu ifadelerim için, doğrulayan bir kaynak araman bile sen cümleleri anlayamdığın, kavramlara dair de zerre bilgin olmadığını gösteriyor.
Bir evrim karşıtının, bana yarısı balık, kafası inek bir ara form gösterin demiş oluyorsun.
Senin benden istediğin bu.
4. "Bosluk dedigimiz aslinda bu parcaciklarla doludur." Hangi parcaciklar? Bunu soylemiyorsun.[/QUOTE]
mal yine tırtıklamışsın, söylemişim ya, parçanın saf hali olarak düşüğnebileceğimiz demişim. Mal, BİLİM KARANLIK MADDEYİ VARSAYAR DEĞİL Mİ, BU BİR VARSAYIMDIR. O VARSAYIMIMI ÖNCESİNDE VE GEREKÇEYİYLE YAPMIŞIM.
50 KERE ANLATMIİŞIM BULUNDUĞUMZ EMİN 1. BASAMAK, BİLİM O KONUDA 3. BASAMAKTA, GERİYE çeşitli yorum, düşünce, varsayımalr kalır, mal.
Sonra şu şöyle demiş ,böyle demiş diye ne zaman gelsen, hatrımdaki bilginin, kaynağını bulup getirmek zorunda bırakıyorsun, sonra görüyoruz ki, o, bu şu dediklerin, aksine senin önyargılarını yerle bir etmiş.
ben karanlık madde aramıyorum, benim varsayımımın ve görüşümün kaynağı bu. Sana da beğendirmek zorunda değiliz ve ifadelerim hiç bir bilimsel deneyle çelişmez, şu ya da bunun varsayıma uymayabilir, afedersin de çok da tüyümde, uymak zorunda da değil, herkesi kendin gibi teolijst sanma. Newton'un çıakrımlarıda deneyle ispatnır, ancak bu sadece o çıkarımın ispatı olur, daha alt veya geniş zeminde veya o an görülemeyen çelişkilerde durum değişir. CERN'in konumuzla ilgisi yok, SEN BİLİMDEN BİR HALT ANLAMIYORSUN, SANIYORSUN Kİ HER KADEME, ZEMİNDE, ÇIPLAK GÖZLE GÖRDÜĞÜN GİBİ GÖRÜLÜYOR DEĞERLENDİRİLİYOR, HAYIR, bazı deneyler ve bağlı varsayımlar ŞU YA DA BU BİÇİMDE oluşan etki, emareler, izler, verilen tepki eksenli yapılıyor, YANİ YORUMA AÇIK, bu durumu belirleyen ne benim ne de bir başkasının ne düşündüğü değil, verili koşulla ilgili. Big Bang'e, siim teorisine, holografik evren teorisine, karanlık madde varsayımına itiraz eden de bilim değil mi, dingil, sen teolist şartlanmalarınla her alanda, bir İncil, ayet,amentü bekliyorsun
HİÇ DEVAM ETME GERİSİNİ OKUMADIM, okumayı da düşünmüyorum
Sen bu adi çarpıtma, kırpıklama, KELİMELERİ CÜMLE BAĞLAMINDAN KOAPRIP, SANKİ O CÜMLEDE BEN O KELİMENİN DETAYI, İÇERİĞİNİ KONU ETMİŞİM GİBİ BİR ALGI OLUŞTURMA SAFTSASI, yöntemde ısrar ettiğin sürece bir yere varamazsın, rezillik, kepazelik, aymazlık.
Sen dengeni kaybettin. iki gundur kufur ediyorsun. Bu sitede moderator yok mu? Medenice bir araya gelip karsilikli konusamayan biri var burada.
Sen, agresif bir adamsin ve kufurbazsin. Saygi sinirlarini gectin. Dolayisiyla bu sitede yazmamaya karar verdim. Ben sana senin yaptigin gibi --hak ettigin halde-- kufur etmeyecegim.
Uslubun bitirdi bu isi--
Ister hoscakal, ister kalma.
spartacus
20-04-2024, 00:58
Sen dengeni kaybettin. iki gundur kufur ediyorsun. Bu sitede moderator yok mu? Medenice bir araya gelip karsilikli konusamayan biri var burada.
Sen, agresif bir adamsin ve kufurbazsin. Saygi sinirlarini gectin. Dolayisiyla bu sitede yazmamaya karar verdim. Ben sana senin yaptigin gibi --hak ettigin halde-- kufur etmeyecegim.
Uslubun bitirdi bu isi--
Ister hoscakal, ister kalma.
Aman bitirsin, zira senin yaptığın saygısızlık, insanfsızlık, sahtekarlık, bilinçli ÇARPITMA, cümleleri kırpıp 2, ya da 3 kelimesini alıntılayıp, üstüne yargı oluşturma-saptırma, söylediklerimin mahiyetini değiştirme, defalarca öyle değil, böyle söylüyorum dedirtip, yine aynı yönteme başvurma adiliği ile sürmesinden evladır.
SEN ÇAYINI ALIP SOHBET ETTİĞİNİ İDDİA EDİYORSUN, NE SOHBETİ RESMEN saçma, sapan taktiklerle, KELİME OYUNLARIYLA muhatabınla eğlenme tadında, TAŞAK GEÇİYOR, eğleniyorsun. ben düşüncelerimi,ister doğru, ister yanlış olsun -ki olabilir, seni eğlendirmek için dile getirmiyorum. AL CEVABIN BURADA...
5 KEZ, 5 kezzzzzzzzz bak benim düşündüğüm zemin-basamak 1 nolu, bilim o konuda 2. basamakta, bir dolu varsayım var, şunun ya da bunun varsayımına biat etmek zorunda mıyım?! DİNGİL, BEN SANA NASIL BİR BELGE SUNABİLİRİM? BUNU 5 KEZ DİLE GETİRMİŞİM, ancak bir adi buna rağmen hala daha bana belge getir diye sefillik sergiler. SEN KİMSİN, BİLİMİN MUTLAK OTORİTESİ Mİ? Yaptığın SAPTIRMA, saygısızlık, provakatif tutum, taşak geçmek, söylediklerimi BİLİNÇLİ OLARAK ÇARPITMANDA SORUN YOK, ama ben -sana öyle bir kaynak sunamam, konuyla ilgili çok çeşitli verilerden yola çıkarak bir varsayımda bulunuyorum ve BENCE demişim, ama sen BENCE DİYE BELİRTİLEN BİR CÜMLEDE 3 KELİMEYİ KIPTIĞINDA, bana her boku DEMİŞİM GİBİ söyletmiş oluyorsun-5 kez açıkladığım halde aynı teraneyi okumanın normal olduğunu mu düşünmeliyim? neyim ben, Ramazan davulu mu? Öyle değil mi?
Provake edip şikayet ediyorsun.
Ahmak, 5 kez izah ettim değil mi? Orada FOTON TARTIŞMASI YAPMIYORUM, MADDENİN SAF PARÇACIĞI kütlesizliği esasıyla FOTON DA OLABİLİR DİYORUM, çünkü ben karanlık madde aramıyorum. NE ALAKASI VAR ŞİMDİ ŞU İTİRAZLARININ? NEREDE E-DAİRLİK, E-GÖRELİK, NE DEMİŞİM, ne sayıklıyorsun,RESMEN ÇARPITIYORSUN.
100 KERE SÖYLEMİŞİMDİR 1 KELİMEYİ ALIP BERİNDEN anlam çıkartma, cümle bağlamına bak, mahiyete bak, fotonu tartışmıyorum orada, fotonu açıklama gayesi de yok, ben karanlık madde yerine, saf maddeyi esas alıyorum ve evet
"zaman, uzay ve kütle çekiminin maddeden ayrı bir varlığı yoktur" Einstein
Bana böyle bir alıntı yaptırman senin çiğliğindendir, ben KONUŞMALARIMDA(FORUMDA sesli DÜŞÜNÜYORUM, KONUŞUYORUM, planlı projeleri, herkesin anlamayıcı literatürle MAKALE YAZMIYORUM), bu tür alıntıları kullanmamaya çalışırım, , bu beni şu ya da bu görüşümde baskın hale getirmemeli, zaten illa haklı çıkarmaz.
spartacus
20-04-2024, 06:55
İlk mesajımda uzayın boş olmadığını düşünüyorum demiştim, bu halde;
Bu doğrulanmış mıdır? Evet.
Uzayın boş olarak düşünülemeyeceği ile neyle ne düzeyde nasıl sorusunu açıklamaz, bu soruya, önceki sorudan geliriz, ancak önceki sorunun cevabı, inceki sorunun cevabıdır, bu sorunun değil.Benim görüşüm; elbette 1.) madde ve 2.) çok çeşitli etkileşimler, titreşimler, bunlardan anlam kazanan dalgalanmalar vb. ile dolu, ancak ikinci şık, birinci şıkka bağlı olarak düşünülmeli. Buraya kadar geldikten sonra ifade ve izahlar da veya varsayımlarda farklı görüş, düşüncelerimiz olabilir.
Buradaki boş olmama durumu, enerji dalgalanmaları, titreşimler vb. ifadelerle dile getirilebilir-ki ifade edilmiştir, ancak bu yaklaşımı yeterli bulmadığım gibi eksik de buluyorum. yani nasıl sorusuna cevaplayabilmek için, çok daha derin gözlemlere sahip olabilmek gerekir. Yine de en nihayetinde, enerji ifadesi de maddeye bağlı anlam kazandığı için, temel zeminde uzayı maddeden ayrı ve bağımsız düşünemeyiz.
İşin bir kısmı, uzayın boş olmadı konusuyla ilgili, diğer kısmı ise neyle sorusunun yanıtının aranmasıyla ilgili, birinci yaklaşlım açısından(boş mu değil mi) şu şöyle demiş, dememiş burada görüş ve düşüncelerim açısından beni bağlamıyor...
Einstein o zamana değin bir dalga olarak nitelenen ışığın yapılan bir 120 deneyle bükülmesi ile parçacık gibi davranması sonucu ışığın da bir madde olduğu kanıtlanmıştır
Bazı anlatılarda amaç izah etmektir, sayfalarca izah, ifade için, çok çeşitli soyutlamalar, ölçü birim ve kavramları, yeri gelir benzetmeler vb. kullanırız. Onlarca, yüzlerce sayfanın aralarında ise yeri gelir yargılar, varsayımlar, çıkarımlar bulunur.
Benim temel daha doğrusu ifade biçimi zemininde ayrıştığım nokta, boşluk dalgalanmaları yönündeki yaklaşımları ret ediyor olmamdır, bir gözlemde herhangi bir parçacık görünememesi, orada parçacık olmadığı anlamına gelmez, anlık görünüp, anlık görünmemesini ise, parçacıkları görebilmemiz için, ilgili parçacıkların bir iş ortaya koyması, açığa çıkartması, haliyle bu durumda bir enerji salınımı(işin gerçekleşmesi), dalgası gerekir. Aksi taktirde görüntü elde etmek nasıl mümkün olacak? Burada görüntü, ancak ve ancak bir biçimde alıcıların tetiklenmesi veya girişim yüzeylerinde oluşan emareleri gözlemleyebiliriz....
Kısaca ilk mesajımda başından da ifade ettiğim gibi, uzay boş değildir, hiçlik kavramı, nesnel zeminde bir anlam ifade etmemektedir, bu halde uzay boş değilse neyle daha doğrusu nelerle doludur? Öncelikle maddeyle doludur, ardından ise maddeden mütevellit açığa çıkan çok çeşitli ilişkiler ve bağıl etkileşimler(iş), haliyle etkielşimelrle anlam kazanan çok çeşitli tireşimler, yayılımları, dalgalanmalarla doludur.
İşte tam da burada ben bir enerji ve dalgalanmasından söz edilecekse neyin enerjisi sorusunu sormaktayım, yani bir adım daha ileri atmaya çalışmaktayım. Güncel cevap "boşluk" olmaktadır, ben buna katılmıyorum, zira eğer bir çeşit etkileşimden boş olmadığı sonucuna varıyorsak, bu halde etkileşimleri yok saydığımzıda geriye boşluk kalır söylemi tutarlı değildir. Bunun da açıklamasını yukarıda yaptım. Zifiri karanlıkta saniyede 1 yanıp sönen bir ampul olduğunu ve ortamda da bir nesne olduğunu düşünelim, bizim nesneyi tespit etmemizin yolu eğer görme faktörü ise, ampül yandığında nesneyi görecek, ama söndüğünde göremeyeceğizdir. işte tamda bu noktada diyorum ki, biz bir çeşit çıakrımsal gözlemlerde salınım aralıklarına bağlı isek, bu halde her bir salınım aralğının, bir dolu, bir boş veri sunması kaçınılmaz olur..
Neyse; kısaca ilk mesajımda dile getirdiğim gibi, eğer ifadelerimle tutumlu olacaksam, uzay saf maddeyle doludur, bir çeşit madde deryası gibi ve bu madde, çeşitli biçimlerle formların oluşumunu, daha büyük parçacıkların açığa çıkışını da, temel materyali, muhtevası olmasını da sağlamakta, bununla birlikte bu görece büyük parçalar-yapılar, ilgili madde deryasında yüzer bir hale kavuşmaktadır. gerek temeldeki maddi etkileşim, titreşim ve dalgalanmalar, kısaca etki-tepki düzeyi, gerekse de büyük parçaların etki tepki düzeyi, bir çeşit harmoni oluşturmaktadır. Dolayısıla uzay stabil değil, dinamik bir yapı sergiler, bu gal, tireşimler, etkileşimler, çeşitli dalgalanmalar halini de temsil eder... örneğin elektron ve pozitron çiftleri foton etkileşimleriyle anlam kazanır(elbette bu durum için de olağanüstü koşullar vardır), foton önemli bir yer tutar, başından da ifade ettiğim gibi, maddenin saf hali kütlesiz olmak zorundadır ve eğer bu fotonsa, foton maddenin saf halidir denebilir, elbette denemeyebilir de, ancak şu an edindiğim veri fotondan daha alta inebilmeme müsade etmiyor, sonuç olarak bir biçimde form-yapıların oluşması gerekir.
Kütle çekimi konusunda da, uzayın bu halinin belirleyici olduğunu düşünüyorum, kimilerinin öne sürdüğü gibi ve günümüzde bilhassa Big Bang teorisiyile gittikçe belirgenleşen subjektif oldurmacılık, illa bu teoriyi doğru çıkartacak yaklaşımlardan hareketle, her bir eylemden sorumlu özel bir parça-cık anlayış ve arayışını doğru bulmuyorum... Zira kütle çekiminin de, tüm kuvvet eksenli çeşitli tanımlarımızın da kaynağında, etki-tepki bunun da kermaeti kendinden menkul, mustakil bir varlık biçimi olmayacağını, yani etki-tepkinin birvarlık değil, ancak bir varlığın gösterdiği davranışa bağlı soyutlanabilir olduğunu düşünüyorum....
Çok çeşitli çıkarımlar dahi, davranış eksenli olarak 1 deneyle kanıtlanabilir, yani deney, çıkarımlar birbiriyle çelişse, farklı da olsa destekleyebilir. Çünkü bu deney, davranış üzre yapılmış ve bu davranışa neyin yol açtığı konusunda çok çeşitli görüşler öne sürülebilir, işte o deney açısından bu soru, ilgili davranış ve sonular namına sebek zeminidir ki bu zemin daha alt bir zemin olmakla çok daha alt düzeyde ve çeşitli çıkarım, öngörüler, görüşler ve yeni deneylere gebedir.Bu düzeyde gözlemler ve deneylerin yapılabilirliği konusu ise o an için bir muammadır, dolayısıyla ilk deneyden elde edilen çıkarımlar(yani kaynağı ne soruusna arana yanıtlar) çeşitlilik arzedebilir. Bu sorun netleşene kadar bu konuda ben uzayın öncelikle boş olmadığı, maddeyle dolu olduğunu düşünüyorum, tüm diğer söylemler, ikincildir, yani ancak maddeye bağlı anlam kazanan kavramlarımızdır.
Örneğin elektrikle ilgili ifadelerim vardır, elektrik tellerinden geçen elektronun hızı telin kalınlığı, malzemesi, akıma vb. göre değişmekle birlikte, saniyede 0,024 cm iken, elektrik hızı saniyede 299.000.000 km'ye dahi çıkabilir. Bu nasıl mümkün oldu? Sisteme elektron dahil edilirse, sistemden de elektron çıkmaktadır, yani burada bir etki-tepki durumu söz konusu, yani sisteme giren elektron, diğer elektron üzerine bir etki oluşturmaktadır, diğeri, diğeri, bir diğerinin..., bir nevi burada,hız bakımından gerçekleşen, elektronun yol alması değil, etkinin aldığı yoldur.... Yani elektrik hızı, bu etki-tepki sayesinde anlam kazanıyor. Bilgisayar ağ sistemi vasıtasıyla, Türkiye'den, ABD'ye ping atılırsa, gidiş, yönüş, sunucu yükü, ara istasyonlar, hat trafiği, isteklerin filrelenmesi vs. ile değişmekle birlikte, 100-200ms(1 saniye=1000ms) olmaktadır. Kısaca bizim bilgisayarımızdan sisteme dahil ettiğimiz elektron ABD'ye gidiyor ve dönüyor değil, giden bir etki yayılımı, aktı gerçekleşiyor ve sonunda bir çıktıya yol açıyor. Daha önce verdiğim top örneği veya çubuk örneği gibi düşünülebilir. Bir ipe sıralı biçimde 100 top dizersek, ilk topa vurduğumuzda son topun sistemin dışına çıktığını görürüz... Kısaca elektrik hızı böyle anlam kazanmaktadır, sonuç olarak aslında bu da bir kuvvettir ve yine temelde yatan etki-tepkidir. Bir plastik malzemeyi-örn:tarak, bir kumaşa, saçımıza sürter ve yerde bulunan kağıt parçalarına doğru yaklaştırırsak, kağıt parçalarını kendisine doğru çektiğini görebiliriz, bu da bir kuvvettir ve tarak ile kağıt parçalarının arası boş değildir -yukarıdaki örnekte olduğu gibi, bu aktı, bir tel içinden geçmemektedir, bu noktada manyetik alan üzerine yoğunlaşmak zorunda kalırız -işte tam da burada o manyetik alanın etki alanı çerçevesinde, bir hokus-pokus değil, parçacık etkileşimi temelinde anlam kazandığını düşünüyorum -zaten evren öncelikle saf madde ile doludur ve bu halde bu durum tetiklenmeye -etki- hazır elektrik alan -iş- kapasitesi(enerji) taşır-...
Yıldıztozu
20-04-2024, 13:22
Alvin;
Yazılı kaynak odaklı düşünüyorsun. Fotonu anlamak için Nasa'nın sözlüğüne bakmak gerekir gibi bir şartlanman var.
Unutma ki sözlük tanımları insan tarafından yapılır ve zaman içerisinde değişebilir.
Önemli olan evrenin foton tanımını anlamak. Evren bize fotonu ne olarak tanıtıyor, ona kulak vermek lazım. Bunu yaparken gerekirse kendi tanımımızı kendimiz yaparız. Felsefenin yarısı tanım yapma işidir.
Sadece orada burada yazanlara göre değil, kendi fikir ve tanımlarımızı üreterek ilerlersek evreni daha iyi anlayabiliriz.
Yazılı kaynak odaklı düşünürsen insan kaynaklı düşünmüş olursun. Evrene dayalı kendi tanımlarını üretirsen evren kaynaklı düşünmüş olursun.
spartacus
20-04-2024, 16:16
Agresif birisi değilim, hasılı şahsen beni tanıyan yok, tanısa zaten bu söyleminden dolayı üzülürdü. En önemli zaafım aşırı empati yapıyor olmam ve aşırıya kaçan vicdan, duygusallığım. Ama düşüncelerimde, görüşlerimde, bilimsel, veri odaklı, bilgi temelli bir konu üzerinde düşünürken, o konuya duygusal yaklaşma şansım yok.
İnsanları anlamak zor. Neden muhatabı böylesine ezme, mort etme şartlanmışlığı? Ele geçen ne?
"kldshkdgh dskhgkldshgklds weıoehgklsgkldshg kdhgkldhgsdhglsdgsdgdsg"
kaynak getir
Demek insafsızlıktır. Önce bir dolu şey söyleyim, cümleler içinden özenle 2 kelime seçip, bu 2 kelime üzerine muhatabın asla dile getirmediği bir biçimde yeni cümle kurup, sonra bunu yargı haline getirip, bir dolu mort etme lafını ettikten sonra kaynak isteyim. Bu; işte seni mort ettim, hadi git şimdi kaynak getir demektir(ki getirsem kendisi mort olacaktır ya bu da ayrı mesele). Yani burada kaynak ifadesi, kişi tarafından aslında, önceki giydirmesine destek babında bir istismar olarak kullanılmaktadır. Kaynak getirlemeceğine o kadar emindir ki, ben bu kadar şey söyledim, çarpıttım, saptırdım, böğrüne sapladım, kaynak söylemim bu çarpıtıp, böğrüne sapladığımı pekiştirmek içindir durumu sırıtıyor...
Hangi konuda yazmışsam, günlerce işkence çektim, çünkü muhatabın üzüm yemek gibi bir derdi yok, hiç bir cümöleyi cümle oalrak da okumuyor, yukarıdan aşağı göz atıp, gözüne takılan bir kelime oldu mu, direk üzerinden, muhatap adına bir dolu yargı, kurgu üretiyor. üzüm yemek olsa bir kez olsun 5-6 izaha rağmen öyle düşünmemiştim, o açıdan bakmamıştım, ne bileyim yanlış anlamışım der, ama ısrarla demiyor, yetmiyor, dozajı arttırarak ve uyarıldığı halde aynı çarpıtma, cümleleri kırpıp başka yerlere çekme, sonunda sert bir tavırla dile getirdiğim taktiklerle sürdürmeye devam ediyor. Ben bu niyet bozukluğuna nasıl bir anlam vermeliyim? Sahur vakti, ciğeri parçalanırcasına dövülen ramazan davulu muyum?
"Su şu, şu koşulda 100 derecede kaynar" demişim, dönüş şu şekilde oluyor
Su nedir biliyor musun, al bunu oku, git kaynak getir, su uçmaz kaynana olmaz, bu kaçmaz....
Cevap, o cümlede suyun ne olup, olmadığı tartışma konusu değildir, aslında konu ısının etkisi üzerineydi ve o bir örnekti.
Bırak, su, uçmaz, kapmaz, hem bu sodalı mı, tuzlu mu, kaynak mı, borlu mu, demir oranı ne, sertliği kaç, kaynak getir.
Arkadaşım ben sana su uçar demedim, suyun yapısını da tartışma konusu etmedim, böyle bir iddiam yok ki, ispat vereyim!
Su uçmaz, her su 100 derecede kaynamaz, bunu da bil yani
Aynı diyalog tam 5-6 kez daha devam eder, ama muhatap ilk cevapta yapmış olduğu çarpıtma ve saptırmayı hiç değiştirmeden, diyaloğu yine onun üzerinden sürüdürüyorsa, burada başka bir sıkıntı var demektir. Şu forumda son zamanlarda yazmam gerektiği halde -ki muhatab sonunda başta iddia ettikleriyle çelişen bir sonuca varmış olsa da- dönüp yazmadığım başlıklar var, çünkü bu eziyetten bıktım ve bilseydim bu şekilde dahil olunacak, buna da yazmadım....
Bir gün bir Hristiyan Rahip, Tao ustasıyla tartışır;
Rahip: Tanrın'nın her bir şeyi yaratma kudretine sahipse, İsa'nın Tanrı'nın oğlu olduğuna neden inanmıyorsun?
Usta: Ben bir tanrı olduğu ve her şeyi yaratma kudretine sahip olduğunu düşünmüyorum.
Ve diyalog 5-6 kalem tamamen bu minvalde ilerler ve rahip, en başta ne söyledi, dayattı ise sonuna kadar hep aynı şeyi söyler, cevap verildiği halde. Sonunda Usta, Rahib'e bir tokat atar ve tartışma biter. Nasıl olur, bu imkansız, Tao ustası asla böyle bişr şey yapmaz diyenler olacaksa nafiledir, bu tepki rahibin şahsına değil, diyaloğa, yapıp ettiğine, böylece kişinin kendine gelmesi içindir. Tao bir şeyi böyle yapmış olayım diye yapmaz, planlamaz, o an gerekli olmuş o an yapmıştır. Tao uyumak için uyumaz, uykusu geldiği için uyur, tao çalışmak için çalışmaz, çalışması gerektiğinde çalışır, Tao bir şeyi söylemiş olmak için söylemez, gerektiğinde söyler.
Bazı konular vardır, anormal iddialar içerir, bu anlamda kaynak gerektirir, kaynak demek illa doğruılayan değil, eleştirilendir de, bazı konular ise, kaynak gerektirmez. Örneğin bir cümlede "su 100 derecede kaynar" demişsem, bunun için kaynak getirmem, kaldı ki konu nasıl düşündüğüme dair ise, o an yazar çıkarım-yani kimse bana makale yazma görevi vermiş değil ki, 30 yıl veri edinmişim, katılmış, katılmamışım, sonuç olarak bir deryadan harmanlamış, A ya da B kişisine de saplanmamış, aksine ulaşabildiğim veriler, kaynaklarla harmanlamış, üzerinde yıllarca düşünmüşüm ve ben bir konuda görüşümü yazarken A ya da B den alıntı yapıp baskın gelmeyi doğru bulmuyorum, diri düşünceler sunduğum için, muhatabım da -BÜTÜN AMA BÜTÜN ENGELLEYİCİ SINIRLARI, ÖNYARGILARI, YARGILARI O AN BİR KENARA BIRAKIP- düşünsün istiyorum, ben burada rüşt ispatı için bulunmuyorum... Her cümleme, ki zaten BİLİNEN(sen bilmiyorsan o benim sorunum değil) her söylemime kaynak getireceksem, düşüncemi nasıl açıklayabilirim, nasıl yazabilirim, düşündüğümü kim söyleyebilir? papağan mıyım?
Kaynak istiyorsan, ilgili bölümü alır ve sorarsın, BU KONUDA BİR KAYNAK VAR MI, bu vargıya nasıl ulaştın DİYE, ÖNCESİNDE BİR DOLU YALAN, YANLIŞ çarpıtıp, asla iddia etmediğim ve söylemediğim ifadeleri de söylemişim gibi yapmak için cümlemi kırpıklayıp, 1-2 kelimeyi cımbızlayıp, GİYDİRİP, KAYNAK İSTEMİNİ MORT ETTİM EDASINA KURBAN ETMEZSİN.
Son yazımda; "elektron ve pozitron çiftleri foton etkileşimleriyle anlam kazanır(elbette bu durum için de olağanüstü koşullar vardır), foton önemli bir yer tutar, başından da ifade ettiğim gibi, maddenin saf hali kütlesiz olmak zorundadır ve eğer bu fotonsa, foton maddenin saf halidir denebilir, "
Bir zahmet git araştır, ya da insaf ilk defa duydum, bununla ilgili kaynak var mıdır diye sor, boncuklar mı dökülür? çaba sarfet, madem ilk defa duyuyorsun, sen ilk defa duydun diye, neden muhatabını bok bilmeyen bir hadsiz olarak mimlemeye kalkıyor ve dalga geçme moduna giriyorsun? Sonrada haklı çıkmak için kaynak getir diyorsun, istedin mi? Sordun mu? hayır sadece çarpıtıp, muhatabın iddia etmediği şeyleri söyleyip, suratına mışıp, sıvazladın, amacın ne, derdin ne? felsefe-bilim alanında kendini otorite ve statüko ilan edip, böyle mi ilerleyeceksin, bırak bir adım, 1 mikron bile mesafe kat edemezsin.
Ha ışığın kaynağının maddi parçacıklar+etki yayılımı olduğunu, en nihayetinde madde olsa da, o parçalara ışık demenin-denmiş olsa bile- doğru bulmuyorum.
Tao daima isimsizdir bir faaliyet gösterince isim kazanır. Lao Tzu
Kim ne halt derse desin, ışığın bir etki yayılımı olduğunu, bir kara delik etrafından geçerken bükülüyor olmasından ziyade zaten o geçmezden evvel de orada hali hazır bir büküm olduğunu-yani orada çekirdeğe doğru tüm parçacıkları kapsayan dinamik bir akım, sürüklenme olduğunu(akar suya bırakılan çöpün akması gibi), kısaca şahsına münhasır-özel olarak çekilmediği, daha doğrusu hali hazır dinamik akıma kapıldığını(çekilmekten ziyade kapılmak, kütle çekiminden ziyade bana göre doğrusu akımı), kütle çekimin de buna bezner bir akım-olgu olduğunu), dolayısıyla bu akım halinde olan parçacıklara etki gelirse, akım halinde oldukları bir hal üzre yayılacağı için, açının da sürüklenmesi veya değişmesinin kaçınılmaz olduğunu, bizim ışık dediğimizin bu etki-girişimlerle elde ettiğimiz soyutlama olduğunu, bu bahiste madde olanın parçacığın kendisi olduğunu, bir ilişki-etki(yük, kuvvet!) durumunun yüksüz saf parçacığı etkilediğini, dolayısıyla bu etkinin de yüksüz parça tarafından barındırılamayacağı, aktaracağını (bu koşulda yüksüz, görece kütlesiz olmaktan çıkar), ancak bu durumun kütlesiz doğasıyla uyuşmayacağı, çelişkiye yol açacağı ve haliyle bu çelişkiden açığa, kaçınılmaz bir biçimde eylem, iş, hareket çıkacağını, dolayısıyla bu aktarımdan da bir alan oluşacağını düşünüyorum. Bu konuda kim ne söylemiş olursa olsun, ulaştığım bu derinlikte zerre önem arzetmiyor. Neden? Çünkü ışığın madde olduğuna dair kanıtın sağlayanı, tam da o parça olmaktadır, bir şey, bir şeyi sağlıyorsa, sağlanan, o şeyin(sağlayanın) yerine kullanılamaz(ikame edilemez). Yani o parçacık ve ilişki ağı, alaanı, girişimleri, ışığın madde olduğunu sağlayan kriter ise, o parçacığa ışık demek yanılgıdır. Zira o parçacık sadece ışıktan sorumlu değildir...
Tamam bilgesin, biz halt bilmeyen, hayatında bazı cümleleri ilk defa duyan yeni yetmeleriz, ancak
Gerçek akıl çok öğrenmekle elde edilmez,bilge istifçilik yapmaz. Lao
Bir testi yaparsın çamurdan, içindeki boşluktur onu yararlı kılan. Lao (boşluğa imkan ver, yoksa alacağın-edineceğin bir halt olmaz)
spartacus
21-04-2024, 14:13
https://turandursun.com/forumlar/attachment.php?attachmentid=249&stc=1&d=1713690074
Doku ile kastettiğimi resmetmeye çalıştım. Arka planda parazit gibi görülen noktacıklar, aslında en küçük parçacıklardır, her biri 1 parçadan oluşmaktadır, yani sadece parçacıktır ve eğer ortam dağılımında değişikliğe yol açan bir ilişki-etki olursa, ortamın da değişeceği ve etki yayılımı oluşturacağı da açıktır. Herhangi 2,3 parçacının birleşmesinden meydana gelmemişlerdir - bu bağlamda da, parça içermedikleri için parçalanamazlar, herhangi bir yüzeye sabitlenemez, hapsedilemez, önlerine form-yapılardan oluşan herhangi bir duvar örülemez.
Geçirgenlik konusu da yine etki-tepki, direnç yayılımıyla ilgilidir, böylece bir hat boyunca parçacık tetiklenmesiyle(en alt düzeydeki) oluşan etki, yine parçacıklar üzerinden yayıldığı, herhangi bir form-yapının da içerisinde yine bu parçacıkların mevcut olduğu, böylelikle aktının, katı diyeceğimiz daha büyük parçacıklara da nüfuz ederek yayılmaya devam ettiği, bu süreçte, iletilebilirliği veya absorbe edilebilirliği, saçımı(dışa atabilmesi) üzerinden de geçirgenliğin, direncin şiddeti, ölçüsü vb. anlam kazanır.
Yine bu direnç -tepki- üzerinden elde edilen etkiye verilen tepki, veri görevi görür, dolayısıyla bu veri yorumlanarak bir anlam, isme kavuşur(çeşitli kuvvet, ölçü, kıyas birimleri, isimlendirmeleri gibi). Resimde görülen büyük parçalar ise, form-yapılar, adacık halleri ise moleküler -yani daha üst form-yapı, ekrana yayılmış halde görülen ise, daha büyük form-yapıyı-cismin görünür- halini temsil eden yapılarıdır.
Farklı cisimler ve yapılar nasıl ortaya çıkar?
Farklı cisimler ve yapıları özünde birbirinden farklı kılan nicel(adet, sayıca) ve dizilimdir(biçim). Yani özünde tüm parçaların materyali aynı olsa da, materyalin oluşturduğu birliktelikler de görece birbirinden farklı parçacık sayısı ve dizilim farkları, cisimlerin görece birbirinden farklı olmasını sağlamakta, farklı dizilimler, çevresine farklı etki yaydığı, farklı alan kapladığı ve çevresinden aldığı etkilere de farklı tepki verdiği-yaydığı için, hem özellikleri, hem nitelikleri hem de etki-tepki bakımınca daha farklı olurlar, böylece farklı işlevler ve farklı isimler alırlar. Doğadaki tüm kuvvetler, etki-tepki'den anlam kazanır.
Saf madde parçacığı nasıl tespit edilebilir? Çıplak gözle tespiti mümkün görünmüyor, ancak tetiklenen bir etki üzerinden, çeşitli yüzeyler üzerinde oluşturdukları girişimlerle(iş, dolayısıyla enerji ifadesi, bağlanımda yakalanır, ifade edilebilirler, bu yanılgıya yol açmamalı) varlığından söz edilebilir.
İtme de, çekme de etki-tepki veya konumsal değişim esaslıdır, ancak büyük parçaların birebir, bir birine teması söz konusu değildir, parçacıkla dolu ortamda yoğunluk değişimleri de basınç farkı oluşturur. Temas eden form-yapılar değil, etkileşerek temas eden aradaki parçacıklardır. Etki aktı-yayılımını ise izah ederken her ne kadar lineer ifadeler kullanmak zorunda veya su'da meydana gelen dalga örneği kullanmak zorunda kalsak da, daha farklı, dairesel, spiral, etkilenen parçacıklarda meydana gelen titreşim, konumsal girinti-çıkıntılar, aralık-frekanslar, şiddet çerçevesinde çok yönlü düşünememiz gerekir.
Şu an uzayın herhangi bir yerinde, çeşitli etki değişim, yoğunlaşmalarıyla temel yapıtaşı maddeyle-saf parçacık- yeni bir galaksi oluşuyor veya kaybolarak temel yapı taşına dönüyor olabilir, ya da bu daha önce gerçekleşmiştir, temel yapı taşına dönüşmekten ziyade en yakın hale(plazma) dönüşüyor ve tekrar yoğunlaşma sonucu yeni bir galaksi, yıldız vb. oluşuyor olabilir. kelebek etkisi hissedilir olmasa bile, 1 form-yapıdan kopan 1 saf parçacık dahi uzayın serbest parçacık enflasyononuna dahil olacaktır.
Oluşumların temeline dair düşüncelerim, Big Bang gibi mi? hayır, burada bir rahipten edindiğimiz kurgumuz değişmektedir.
Kısaca, uzay madde yük-l-üdür, bu halde buradan anladığım, madde parçacıkları namına, ilişkiler, etki-tepkiler sonunda, verili koşulda madde parçacıkları namına bir enflasyon oluştuğu, bu enflasyonun da görece daha büyük yapılarla dengelendiğidir.
Herhangi bir lokal noktada meydana gelen bir etkinin yayılımı, görece çeşitli lokal düzeylerde değişime yol açmakta, içinde bulunduğumuz ada, tekilliğe indirgenmiş bir merkezde gerçekleşen bir patlama, şişme ve genişleme sayesinde etrafa saçılan maddenin meydana getirdiği oluşumlar olmaktan ziyade, verili koşulda zaten orada olan maddenin, çeşitli veya en yakın bir merkezden açığa çıkan etki aktısı-yayılımının(ki ışık hızında, arka plan etkisi de buradan kaynaklı olabilir) oluşturduğu tetiklenmeyle, lokal, simetrik olmayan, heterojen bir dağılımla, daha büyük parçaların -form-yapıların- oluşumunu sağlamakta, dönüşmketedir. Bu oluşumlar da, ayrıca serbest dolaşımlı bulunan saf madde açısından, form-yapıların da hacimlerini dolduracak ve içinden geçecek denli bir aktıya, akıma yol açmaktadır(uzay boşluk tanımaz, boşluklar doldurulur) ve bu akım ve elbette form-yapının bileşenleri olabildiğince tutmayı başardığı, denge korunduğu sürece de form-yapılar belirli bir süre varlığını sürdürebilmektedir ve aslında bu gözlemlediğimiz evrenin neden simetrik ve homojen olmadığı gibi, kütle çekimine dair de bir yanıt gibidir -ne kadar yoğunlaşma, çevrede o düzeyde aktı-çekim oluşumu, ne kadar yoğunlaşma çevreden edinilen etkilere karşı değişken tepki durumu, ya aktıyı kesmeli ve etrafından dolaştırmalı-bu da yoğunluğa bağlı olarak çevresinde dönüş hareketine yol açar- ya da yoğunluğa katmalı, bunun sonunda da, oluşan etki-basınç ortamının bünyede taşınamaz hale geldiği, absorbe edilemez duruma ulşatığında ise dışarıya saçmalıdır. Bu etkinin şiddetine de bağlıdır, dolayısyla gözlemlediğimiz evrendeki oluşumların şiddetli etkileşimler sergilemesinin sebebi, etki-tepkinin boyutuyla ilgilidir, biz insan olarak bunları ısı, sıcaklık vb. ifadelerle soyutlamaktayız.
Kısaca ifadelerimi daha net anlatmam gerekirse, Big Bang kurgusunda ifade edilen ve bir merkezden yayılan madde ve şişme ifadesinin yerine, etki yayılımının konması gerekir ve elbette lokal düzeylerde bu etki ve bağlı oluşan form-yapılar uzayda basınç değişimine, büzülme-bükülmeye yol açacağı, boşluk oluşturacağı ve anında kapanacağı için görece kaba hareketlenmeler de gözlemlenecektir ancak bu benim ifade ettiğim etkiyle aynı düzlemde, benzer değildir. uzay madde yüküdür ve herhangi bir enflasyon farkına yol açan etkileşimler olağan kabul edilemez ve bir biçimde dengelenirler(form-yapılar açığa çıkar), bir biçimde -dengenin korunamaması- dengeden çıkarlar(dağılma ve yeniden oluşumlar), bu görece, eş zamanlı gerçekleşmeyen, lokallikler açısından bir salınım gibidir
Kurgusal temellere dair düşüncemi ifade etderken, elimden geldiğince uzun yazmışsın demeyi içeriğe eleştiri getirmekmiş gibi sunanlar olduğundan dolayı da -ki 2 günde okursun o halde- paragrafları kısa tuttum, kısa tutmasaydım her bir ifademi çok daha ayrıntılı ve net biçöimde ortaya koyabilecektim, daha detaylı ve çok daha fazla soruya yanıt olduğunu düşündüğüm açıklamaları Big Bang başlığında -belki- yapabilirim.
spartacus
22-04-2024, 16:29
Uzaklaşmak, yakınlaşmak üzerine;
Nesnelerin uzaklaşıp, yakınlaşmasına dair ifadelerde, sadece ilgili nesnelerin hareketi üzerinden değil, mesafalerin açılıp-kapanmasıyla da ilgili düşünmemiz gerekir. Örneğin bir hamuru bastırdığımızda iki ucunda uzak noktalar birbirine yakınlaşır veya uzaklaşabilirler. Bu halde, bunu uzay anlamıyla düşünürsek 2 nokta arasında yoğunluk, basınç değişimi gerçekleşirse, 2 nokta da tam anlamıyla mevcut konumunu koruyamaz. Hatta noktalardan 1 tanesi mevcut konumunda kalsa dahi, aslında o da artık eski konumunda değildir-diyalektik. Meseleye her iki yönden de bakmak durumundayız diye düşünüyorum.
Doğada, itme ve çekme etkisinin temelinde yine bu durumun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. hatta kendiliğinden diyebileceğimiz ve zayıf-güçlü olarak nitelendirebileceğimiz biçimde, her cisim, diğer cismler üzerinde hissedilir-hissedilmez- etki oluşturacak biçimde ortam yoğunluğu, basıncına etki eder, etkilenir -Örneğin bu etkilerin bazısı manyetik alan olarak ifade edilecektir... En küçük birime form yapılar, hareketsiz görünse dahi, titreşim sergileyecektir.
Hiç bir form-yapının hacmi boş değildir ve hiç bir parça arasında muazzam boşluk yoktur, olması da düşünülemez(tüm bu boşluk olarak tabir ettiğimiz alan esasen madde yüküyle doludur ve en nihayetinde kütle dediğimiz kavram da temelde bu duruma bağlıdır ve her bir form-yapı -mikron düzeyinde bile olsa- bu durumdan etkilenir.,
İlgili alan(boşluk sanılan alan), stabil değil dinamiktir ve süreğen çeşitli aktı, akıntılar, ilişkiler etkileşim halinde dinamik bir ALANDIR ve bu mikro ölçekte bile olsa, mikro form-yapıları, hem iç-hacim hem de dış ortam ölçeğiyle de hareketli kılar.
Temel parçacıkların dinanizmi -alıcılara iş-oluş-etki biçiminde yansır ve enerji kavramıyla anlamlandırılıp ölçülebilir, örneğin diyamanyetizma-, görece çok daha büyük parçacıklara kıyaslandıkça, etki bakımından düşük görünür olsa da, agresif hareket bakımından, akıl, mantık ölçeğinde de gayet net anlaşılabilir bir durum olarak, çok daha yüksek değerlere sahiptir, örneğin titreşim, frekans aralıkları gibi.
Burada, uzayın madde oluşu, bu bahisle her bir form-yapı hacminin yine madde ile dolu oluşu(boşluk yok sadece madde ve maddi alanlar var), burada hem aktı, akıntı gerçkleşiyor oluşu hem de formun iç-dış ortam farkı ve açığa çıkartacağı çok çeşitli fark, etki ve durumların, bu etkilerin ağ ölçeğiyle yayılışının dikkate değer bir biçimde ele alınması ve üzerinde düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum.
Diyamanyetizma, paramanyetizma, ferromanyetizma, antiferromanyetizma, ferrimanyetizma... vs.
Etki-tepki farkları, farklı duyumlar, tepkimeler gibi, farklı isim tanım, anlamlara yol açar. Daha önceki yazımda belirttiğim gibi, "elektron ve pozitron çiftleri foton etkileşimleriyle anlam kazanır" ve önceki yazılarım ve bu cevabımda dile getirdiğim gibi, uzay madde yüküdür ve bu görünen-görünemeyen -ama etkileri üzerinden soyutlanabilir alan- madde-alan yüküdür.
Günümüzde yapılan bazı tanımlarda absürt tanımlı parçacıklar, enerji(ki her insan bu kavramın neden, neye karşılık kullanıldığını bilmediği için absürt sonuçlar çıkartanları) gibi ortaçağ yaklaşımı idealist indirgemelere dayalı salt şuna özel sorumlu parçacık gibi, darlaştırma, isimlendirmelerin bir yana bırakılması gerektiğini düşünüyorum, zira en nihayetinde hem çeşitli etkileşimlerden sorumlu hem de tümünden de sorumlu, temel bir muhataba çıkacak.
Biz göremiyoruz diye madde neden karanlık olsun, neden göremediğimiz, ancak etkilerinden soyutlayabildiğimiz madde denmiyor da, tüm görme yetilerimizin temelinde yattığı halde karanlık deniyor? Özünde form yapılar, hareket, etkleşimler çelişki ve çelişki ürünüdürler, uyum içinde -etkisiz, işsiz, enerjisiz, hareketsiz- olmaları beklenemez. Saf maddenin, şu ya da bu formda farklı etki-tepkilerin açığa çıkmasına yol açması, her bir etki için özel bir parçacık aramanın saçma olduğunu düşünüyorum. örneğin manyetik alan ve ölçümlerimizi, algımızı sağlayan elektronları ele alalım, bu parçalar sadece bundan mı sorumludur? Bu sefer elektrona spin kazandıran parçacık-, spin kazandıran parçacığa, spin kazandırma parçacığı gibi absürt isilemlendirmelerle, düşünsel ufkumuz kararmaktadır, sınırlandırılmaktadır. Önceki yazılarımda boşluğun, hacmin dolu olması, iç-dış basınç, yük farkının vb. sonuçlarından bir tanesinin de dönüş vb. gibi etkileri açığa çıkartabilir olduğunu dile getirmiştim. Yukarıda ve önceki yazdıklarım ekseninde düşündüğümde, meselenin indgernmiş, kategorize edilerek çetrefilleştirilmiş bir temel içermediğini görüyorum ve biliyorum ki bu temeldeki yaklaşımım deneylerle ters düşmemiş, dışlamamış aksine elde edilen verilerle uyumluluk arzeden bir biçimde anlam kazanmıştır. Ve dediğim gibi, sisteme 1 parça girdisi, çıktısı veya etki değişimi enflasyonda(çelişkide) değişime yol açar ve bu da etki oluşturur, 1 elektronun spinini değiştirdiğinizde, tüm atmosferin durumunu değiştirmiş olursunuz, ister kabul edin, ister etmeyin...
Burada şu ya da bunun ne çalışması, ne sergiledikleri olağanüstü başarıyı tartışmıyorum, sadece, ama sadece hem yaklaşım ve hem de kavramların çarpıtılmadığı haliyle , hali hazır verilerimizle de çelişmeyen fakat daha farklı bir yorumla anlayış farkı ortaya koyuyorum.
"Genel görelilik teorisini tek cümlede özetlemek zorunda kaldığımızda: Zaman, uzay ve kütle çekiminin maddeden ayrı bir varlığı yoktur." Einstein
Bu alıntıyı genelde görmüyoruz değil mi? neden? Anlamak isteyen için sebebi bu ve diğer yazılarımda ve elbette mecburen kullanılan kavramların soysuzlaşmasında(kökeninden yalıtmak) saklı... Son olarak indirgenmiş parçacığın kendi başına bir anlamı, ismi, tanımı yoktur, o ancak faaliyetle -alan,iş, enerji- anlam kazanır ve anlam katar ve yükümüz salt parçacık değil, tüm ilişkiler, etkleşimlerle anlam kazanan alandır da ve uzayı, kütleyi, parçaları bu bütünlük anlamlı kılar. İsimlendirmeler, görece tanımlar değil, öncelikle meseleyi -bütünde- ve ilişki-etkileşimleriyle kavramak önemlidir.
Dolu bir alana öyle bir etki bırakın ki, bu durum kendinize doğru, alan ve çevresinde parçaları da yüzdüren bir akıntıya yol açsın...
Natürelist
23-04-2024, 05:55
Sevgili Yıldıztozu,
Karanlık enerji, evrenin genişlemesini hızlandıran ve gözlemsel astronomi ile teorik fizikte merkezi bir rol oynayan gizemli bir güç olarak kabul edilir. Ancak karanlık enerjinin doğası büyük ölçüde bilinmezliğini korumakta, bu da çeşitli eleştirel yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ben de bu konuda kuşkucu bir tutum sergiliyorum.
Karanlık enerjinin varlığına dair kanıtlar, uzak galaksilerin kırmızıya kayması ve kozmik mikrodalga arka plan ışınımının ölçümleri gibi gözlemlere dayanmakta; ancak bu fenomeni açıklayacak kesin bir teori henüz mevcut değil. Hubble sabiti üzerine yapılan farklı ölçümler arasındaki tutarsızlıklar ise, mevcut kozmolojik modellerimizin eksik olduğunu işaret ediyor.
Bilimin doğası gereği her zaman sorgulama ve yeniden değerlendirme içermeli. Karanlık enerji gibi tam anlaşılmamış fenomenler, bilim insanlarını yeni hipotezler geliştirmeye ve mevcut anlayışları test etmeye teşvik ediyor. Eleştirel düşünce, bilimsel ilerlemenin temel taşlarından biri olarak kabul edilir ve daha sağlam ve kapsamlı teorilerin geliştirilmesine katkı sağlar.
Çoklu evrenler teorisine olan ilginiz de dikkate değer; fiziksel gerçekliğimizin sınırlarını zorlayan ve hayal gücümüzü kamçılayan bir konsept. Eğer bu teori doğruysa ve evrenler arası etkileşimler gerçekten varsa, bu durum mevcut fiziksel yasalarımızın ötesinde yeni fenomenleri açıklamaya yardımcı olabilir. Ancak bu fikirler henüz hipotez aşamasında olup somut gözlemsel kanıtlarla desteklenmeyi beklemektedir.
Entropi ve zamanın oku ile ilgili düşünceleriniz termodinamiğin ikinci yasasının temel prensiplerini sorguluyor. Evrende entropinin sürekli artması ve zamanın tek yönlü akışı, fiziksel gerçekliklerimizin temelini oluştururken, farklı evrenler arasındaki enerji transferi gibi düşünceler bu prensipleri yeniden değerlendirmemizi gerektirebilir.
Maddenin doğasını anlama çabası ise bilimin en eski ve devamlı arayışlarından biridir. Her yeni keşif bize doğanın daha iyi anlaşılmasına bir adım daha yaklaştırırken, evrenin karmaşıklığı karşısında tam bir anlayışa ulaşmanın zor olduğunu kabul etmek mütevazılık gerektirir.
Bilim sürekli gelişen bir alan olup her yeni bulgu bizi doğanın daha iyi anlaşılmasına bir adım daha yaklaştırır. Düşüncelerimiz, bilimsel keşifler yanında felsefi ve metafiziksel soruları da beraberinde getiren konular üzerine düşünmemizi sağlıyor.
Saygılarımla...
Spartacus, sen, narsist ve kaba bir insansin. Site sahibisin ve kendi sitendeki uyelere kufur ediyorsun. Seninle tartismak ve zamanimi harcamak istemiyorum. Sen, kendi kendine yaz arkadasim. Kafandan seviye seviye uydur. Kafana gore yaz. Kaynaksiz-kitapsiz seni :)
Yok, etki-tepkiymis, yok efendim, yayilimmis dalgaymis. Biz bunlari inkar mi ettik, Yok mu dedik. Senin tanimlamadigini ben tanimladim burada. 5 kere anlatmis, mis. Yok asamaymis, yok kendi seviyesi 1. seviyedeymis, bilim de 2. seviyedeymis, ben de 3. seviyedeymisim. Hayatinda lab.a girmemis belki, dunya capinda gerceklesen bilimden daha iyi biliyor. Kendini bir yere, bilimi baska yere koyuyor. Narsist seni. Seninle vakit kaybetmeyecegim. Git baska baslikta ne yaziyorsan yaz.
Bir makale var onu paylasacagim fotonla ilgili.
"Foton, ışık veya diğer elektromanyetik radyasyon türlerini temsil eden bir parçacıktır (bir paketçik ya da "kuantum"dur). Etrafımızda gördüğümüz ışık, tamamen fotonlardan oluşur. Fotonlar, Standart Model dahilinde tanımlanan temel parçacıklardan biridir ve spesifik olarak, tıpkı Higgs Parçacığı gibi bir bozondurlar. Temel bir parçacık olmaları, daha alt parçaları olduğunun düşünülmediği anlamına gelir; yani fotonlar, daha küçük parçalara bölünemezler. Fotonların kütlesi yoktur; yani kütlesiz parçacıklardır ve bu nedenle vakum içerisinde her zaman ışık hızında (saniyede 299.792.458 metre hızla) ilerlerler.
Fotonların elektrik yükü yoktur; yani yüksüzdürler." https://evrimagaci.org/foton-nedir-gunesten-gozunuze-bir-fotonun-yolculugu-1432
Benim dedigimin aynisini yazmislar iste. Yok isik degildir, yok parcacik deildir, yok efendim, gorusler bilimle celisiyorsa kuramlar, teoriler check edilmeli felan. Hava civa bunlar.
Simdi yukaridaki metinden hareketle soyle ozetleyebiliriz. Yukarida altini cizdigim yerlerden hareketle:
Fotonlar, isik veya diger elektromanyetik radyasyonlari temsil eden parcaciklardir (kuantum/paketcik).
Gordugumuz isik tamamen fotonlardan olusur.
Fotonlar, Standart Model'de tanimlanan temel parcaciklardan biridir ve Higgs parcacigi gibi bozonlardandir.
Fotonlar temel parcaciklardir, yani daha kucuk parcalara bolunemezler.
Fotonlarin kutlesi yoktur, kutlesiz parcaciklardir.
Vakumda her zaman isik hizinda (299.792.458 m/s) ilerlerler.
Fotonlarin elektrik yukleri yoktur, yuksuzdurler
Simdi evrimagaci da kim diyecekler. Amerikan Fizik Dernegi'nin yayinlarinda da benzer ifadeler var. Nasa'da da var. Tabii bunu "bilim 2. basamakta, ben 1. basamaktayim" diyerek aciklayacak. Bizim insanimiz niye boyle bagnaz arkadas. Kendi oznel yorumuna ve okumasina o kadar guveniyor ki, kendisini baska yere, bilimi baska yere koyuyor (daha assagisina). Kafaya bak.
Alvin;
Yazılı kaynak odaklı düşünüyorsun. Fotonu anlamak için Nasa'nın sözlüğüne bakmak gerekir gibi bir şartlanman var.
Unutma ki sözlük tanımları insan tarafından yapılır ve zaman içerisinde değişebilir.
Önemli olan evrenin foton tanımını anlamak. Evren bize fotonu ne olarak tanıtıyor, ona kulak vermek lazım. Bunu yaparken gerekirse kendi tanımımızı kendimiz yaparız. Felsefenin yarısı tanım yapma işidir.
Sadece orada burada yazanlara göre değil, kendi fikir ve tanımlarımızı üreterek ilerlersek evreni daha iyi anlayabiliriz.
Yazılı kaynak odaklı düşünürsen insan kaynaklı düşünmüş olursun. Evrene dayalı kendi tanımlarını üretirsen evren kaynaklı düşünmüş olursun.
Yildiztozu, insanlar bilim yapiyor, ve yaptigini paylasiyor, baskalari da check ediyor. Bilimsel arastirmalar dunya insanligi ile paylasiliyor. Bilim, yaratiliscilarin tanrisi gibi "kusursuz" bir sey degildir. Bilim, ilerler, check eder, kontrol eder. Yanlislanir, dogrulanir. NASA, yada ne bileyim Amerikan Fizik Dernegi kalkiyor foton parcaciktir diyor, bizimki diyor ki, hayir efendim parcacik degildir, isik da degildir diyor. Kim diyor, TD uyesi bir zat. Bilimsel bir arastirma mi yapmis? Yok. Kendisini bile 1. asamaya koyuyor (o neyse artik) bilimi 2. asamaya koyuyor. Yani, dunya bilimi bile kendisinin gerisinden geliyor :) Sonra da saman adam diyor. Ne alakasi var. Biz, spartacus'a mi inanacaz arkadasim.
Araya da bilimsel ifadeler koyuyor-- ki anlattiklari da etki tepki-yayilma konusu mesela dogru, sanki biz de bunu reddediyormusuz gibi kafasindan uyduruyor--oradan hareketle havalara giriyor. saman adami doven kendisi. Artist artist yazan kendisi. Yazdiklarini kaynaklandir diyorsun, ben birinci basamaktayim, ne kaynagi vereyim diyor.
Bu basamagi da kendisi kendi kafasinda kuruyor. Kafasina gore kendisini bir yere koyuyor.
Insan ol, insan gibi konus.
bilgivehis
25-04-2024, 15:07
NASA, yada ne bileyim Amerikan Fizik Dernegi kalkiyor foton parcaciktir diyor, bizimki diyor ki, hayir efendim parcacik degildir, isik da degildir diyor.
Peki bu iki zıt görüşe tepki vermek yerine araştırsan daha iyi bir sonuç çıkmaz mı?
Yani her iki görüşün birini baz almak yerine her ikisini de araştır.
Çünkü her görüşün kendine göre bir bakış açısı vardır ve hiç bir bilimsel sonuç mutlak değildir.
Bu yüzden en iyi şey kendince araştırmaktır.
Örneğin ben herkesin görüşüne yer veririm ama kendi araştırmamı yaparak görüşleri çatıştırırım.
Ayrıca bilimsel diye ortaya atılan herşeyin doğru olacağı dye birşey yok. Zira yaşadığımız dünya koşullarında herkes herşeyi kendi doğrusuyla özdeşleştiriyor. Yani bir çok koşulların dayatıldığı dünyada hiçbirşey yüzde yüz bağımsız değil.
Örneğin bir zaman bir bilimadamı suyun hafızası olduğunu iddia etmiş ve yaptğı bir deneyle bunu kanıtlamaya çalışmıştı. Sonra yapılan ciddi deneylerle görüldü ki, bu iddia fos olmaktan öteye gidemedi.
Daha da ötesi bugün ilahiyat fakültesi diye bilimle çelişen bir yapılanmayı bilim alanında diye yutturulan günümüzde doğruları bulmak hiç de kolay değildir.
Peki bu iki zıt görüşe tepki vermek yerine araştırsan daha iyi bir sonuç çıkmaz mı?
Yani her iki görüşün birini baz almak yerine her ikisini de araştır.
Karsimda soyle bir adam var. Etki-tepki-yayilim-dalga-yapi-form diyor--bunlara itiraz eden yok--bunu anlamadigimizi farz ediyor, kufur edeiyor, hakaret ediyor, sonra devam ediyor ve bilimsel acidan kabul gormeyen bir fikir soyluyor, sen de kalkip neye gore, kime gore diye soruyorsun, --bana gore--benim icinde bulundugum farkindalik (ne seviyesi, bu seviyeye nasil ulasmis, yoksa kendi kendisini mi o seviyeye koymus, bilinmiyor?) seviyesi diyor ve ekliyor, benim bulundugum noktayla ilgili bilimsel bir kaynak veremem cunku bilim bile benim bulundugum noktada degil diyor. Bilimin seviyesine inersek (1. basamaktan 2. basamaga) ancak o zaman kaynak veririm diyor. Biz, soylediklerini kabul edenme kadar tekrar tekrar tekrar yaziyor, sonra da sinirleniyor. Saniyor ki, biz onu sinirlendirince zevk aliyoruz. Bizim vaktimiz degerli degil, koydeki Ali Veli'yiz ve yapacak baska isimiz yok saniyor. Ben fizikci miyim? hayir. Normal yasantimda fizikle ilgileniyor muyum? Hayir. Bu isin bu denli buyutulmesi de sacma oldu. Daha fazla bu konuyu uzatmayacagim. Kim ne diyorsa, buyursun desin. Bana ne, baska isim mi yok.
Yıldıztozu
25-04-2024, 18:07
Maddenin doğasını anlama çabası ise bilimin en eski ve devamlı arayışlarından biridir. Her yeni keşif bize doğanın daha iyi anlaşılmasına bir adım daha yaklaştırırken, evrenin karmaşıklığı karşısında tam bir anlayışa ulaşmanın zor olduğunu kabul etmek mütevazılık gerektirir.
İnsanlığın bilim merakı önemli keşifler sağladı fakat hala en temel konuları cevaplayabilmiş değil.
Zamanın doğası bilinmiyor, özgür irade bilinmiyor, evrenler bilinmiyor, bigbang bilinmiyor, karanlık enerji bilinmiyor, nötrino bilinmiyor, kuantum bilinmiyor.
Bilinen parçalar var, ama dünyanın şeklinin netleştirilmesi ölçüsünde net sonuçlara ulaşılmış değil.
Uzayın büküldüğü yerde zamanın da büküldüğünü söylesen insanlar asla inanmazdı, ama gerçek. Kuantum dünyasının olasılıksal olduğuna Einstein bile inanmamıştı, ama gerçek.
Demek ki insanı çok şaşırtacak şeyler evrende mevcut olabiliyor. O halde daha ne sürprizler vardır hayal etmesi zor.
İnsan bilmek istiyor. Bilemediği yerleri kendisi doldurmaya çalışıyor. Bazıları bu bilinmeyenleri tanrıyla dolduruyor, bazıları da tahmin ve fikirlerle dolduruyor. Bizim yaptığımızın da çoğu tahmin ve fikirler. Bu tahminlere kendimizi fazla kaptırıp gerçek olduğuna inanmaya başlayabiliyoruz. Bilmemeyi kabullenemiyoruz.
Bilmekle ilgili diğer bir sorun da dil. İnsan dil üzerinden düşünüyor ama evrenin dili yok. Evrende bizim tanımladığımız kelimeler geçerli değil. Bu yüzden kendi kelimelerimizle evreni anlamaya çalıştığımızda farklı sorunlar çıkıyor. Burada dil felsefesi önemli oluyor.
spartacus
26-04-2024, 13:45
Karsimda soyle bir adam var. Etki-tepki-yayilim-dalga-yapi-form diyor--bunlara itiraz eden yok--bunu anlamadigimizi farz ediyor, kufur edeiyor, hakaret ediyor, sonra devam ediyor ve bilimsel acidan kabul gormeyen bir fikir soyluyor,
Benim dedigimin aynisini yazmislar iste. Yok isik degildir, yok parcacik deildir, yok efendim, gorusler bilimle celisiyorsa kuramlar, teoriler check edilmeli felan. Hava civa bunlar. Fotonun yapısını oradan, buradan kopyalayıp anlatıyor, ilk cevabımda demişim ki, cümlemde fotonun yapısını tartışmak gibi bir amaç yok, yapısına dair bir itiraz, açıklama da yok. bu SENİN trol yöntemiyle konuyu manipüle etmen, ÇARPITMAN, 10. kez bilerek yaptığın ortada olan yalan, dolana başvurmanı(trol yöntemini) kanıtlayayım.
1. Yalan: Ben foton parçacık değil demişim, yalan, ben konuya dahil olduğumda foton parçacık mı değil mi tartışması yapmadım, maddenin en küçük -saf- parçası olabilir dedim! BİR KONUDA FARKLI DÜŞÜNDÜĞÜMÜ dile getirdim, bir parçacığı salt etken olduğu bir olguya indirgemek doğru değildir, kaldı ki direk görülemeyen-dolaylı etkilerle,etkisi tespit edilen- herhangi bir parçacığa dair düşünürsek, ancak faaliyet-iş, etkileşim halinde farkedilebilirliğinin de önemine değindim.örnekler de verdim. O sebeple foton parçacıktır, ancak foton="sırf, salt ışık" olarak düşünmüyorum, ışığın madde olmasının esası fotondur dedim. Foton parçacık iken ışık etki bağlamında anlam kazanan İŞ(kapasitesi=>enerji)->ŞİDDET ölçülebilir, elektron pozitron oluşumunda fotonun önemine değindim, deprem=fay, ses telleri veya tireşim=ses midir, elekron=elektrik midir? yani yaklaştığım açı belli, burada İNDİRGEMEYE DAYALI şu, şudur denmesi doğru bulmuyorum diyorum, yaklaşım sergiliyorum. ifadelerimi çarpıtmanın da bir sınırı olmalı! eğer daha küçük bir parçacık yoksa-ki bilinene göre- maddenin saf hali denebilir demişim - bunca yaygarayı bu 1 kelimem üzerinden, envai türde trol yöntemiyle çarpıtarak çıkarttı!
2. Yalan: Bilimsel açıdan kabul görmeyen bir fikir söylemişim -benim fikrimi bilim incelemiş ve kabul görmemiş :), alıntılasana nerede söylemişim, bilim ne zaman benim düşüncemi alıp kabul görmemiş
3. Yalan: Fotonu tanımlamışım? Hayır, sadece bir cümlede, maddenin saf parçası olabilir derken ismini andım!
4. Konuyu trollemek için dahil olduğu açık. başlığa görüşümü yazıyorum, yaptığım bu :)
5. Yalan: Kaynak getirmemişim yalan, getirdim, uzayın, kütlenin, ışığın da madde-n- olduğu kanıtlanmıştır. Bununla ilgili kaynak sunmuşum,söylşemişim de, git araştır, öğren dingil, ben kütüphanen miyim? konuda ARAŞTIRMA YAZISI SUNDUĞUMU MU İDDİA ETMİŞİM? Altı üstü başlığa "sohbet havasında(! hatırladın?)" düşüncemi paylaştım? Yine de sunmuşum;
"Genel görelilik teorisini tek cümlede özetlemek zorunda kaldığımızda: Zaman, uzay ve kütle çekiminin maddeden ayrı bir varlığı yoktur." Einstein
Einstein o zamana değin bir dalga olarak nitelenen ışığın yapılan bir 120 deneyle bükülmesi ile parçacık gibi davranması sonucu ışığın da bir madde olduğu kanıtlanmıştır
örneğin elektron ve pozitron çiftleri foton etkileşimleriyle anlam kazanır(elbette bu durum için de olağanüstü koşullar vardır), foton önemli bir yer tutar, başından da ifade ettiğim gibi, maddenin saf hali kütlesiz olmak zorundadır ve eğer bu fotonsa, foton maddenin saf halidir denebilir, elbette denemeyebilir de, ancak şu an edindiğim veri fotondan daha alta inebilmeme müsade etmiyor, sonuç olarak bir biçimde form-yapıların oluşması gerekir.
Hala yalanlara, pişkinliğe, trol yöntemleriyle devam ediyor. Sadece 1 cümlemde 1 KELİMEYİ(!) kırpıp, bir dolu yalan, isnat, iftira uydurdu, şimdi de siteden gidiyorum vs. tipik inançlı-mağdurum kompleks davranışı. Bir yerde de "Spartacus'a mı inancaksınız", bilim insanları vs. İnanmaktan söz edecek denli bilime uzak. Sana inanmalarını mı istiyorsun, kendini ne sanıyorsan? Aksine eleştirilmek istiyorum, ama senin yaptığın gibi niyeti üzüm yemek olmayan çiğ trollemeler olmamalı, ki yine de dönüp, defalarca cevap ve izah vermişim. Kimse bana inanmasın, öyle düşünen zaten çiğdir.
Her cümlem, her paragrafım eleştiriye açıktır, isterim ki eleştirilsin, ama 1 kelime seçilip, üzerine alakasızca isnatlar, çarpıtmalar yönlendirilip, söylemediğim şeyleri söylemişim gibi trolleme olursa, yine de -ki sana ayrıcalık tanııdım 5 kez üzüm sundum- 3 kez izah ederim, 4. de hak ettiğini alır, üzüm yemek isteyen yiyebilir, ama amacı bağcı dövmek olan,,,, bağcının, sopasını kalın kafasında hissettiğinde de mağdurum edebiyatı yapmamalı...
Asıl derdin idealist yaklaşman ve ışığın da madde-maddi olduğu olgusunu sindirememen, enerjiyi maddeden ayrı, bağımsız heyula sanıyordun, bu yanlışını da düzelttiğim için bana karşı hayli kinlenmişsin. Amacın üzüm yemek olmayınca, sonuç bu oluyor ne yazık ki.
Temel bir parçacık olmaları, daha alt parçaları olduğunun düşünülmediği anlamına gelir;
Oysa daha ilk mesajlarımda ne demişim :) Ki dikkat edersen saf madde parçasının kütlesi yoktur diyorum, eğer foton kütlesiz ise diye ekliyorum ve bu halde o saf madde parçacığı foton olabilir diyorum, anladın mı?
foton maddenin saf halidir denebilir, elbette denemeyebilir de, ancak şu an edindiğim veri fotondan daha alta inebilmeme müsade etmiyor, sonuç olarak bir biçimde form-yapıların oluşması gerekir.
10. kez izah etmişim BÜTÜN YAYGARAYI, AMACI FOTONU TARTIŞMAK OLMAYAN bir cümlemde geçen 1 kelime üzerinden, daha BİR CÜMLEYİ BİLE ANLAMA BECERİSİ gösteremeyip, 1 keliemden DOLAYI ÇIKARTTIN, İYİ Mİ?
Bir konuda evet farklı düşünüyorum ve hiç bir eleştiriye de itirazım olmaz, amacı üzüm yemek olan herkesle sohbet edebilirim.. Nedir, sonuçlara etki-tepki ve girişim bağlamında erişildiğinde, bunun parçacığın hızına dair fikir vermediğini, örnek olarak da elektronun hızının (metal telde) 0,024 cm olduğunu, ancak etki yayılımın ise-yani maddi, maddi parçacıklar-örn:eletronlar- üzerinden!-=>saniyede 290.000.000km hıza ulaştığı üzerinden örnekleyerek dile getiriyorum, bu halde alıcıya etki eden son elektronun hızının saniyede 290.000.000km olduğu düşünebilir, ama böyle olmadığı açık. Kaldı ki bu bazı paradokslara dönen deneyler için de bir çıkış noktası olabilir, dolanıklık vs. yani arada kopukluk-boşluk varmış gibi düşünülmemeli, bizzat madde var -ki yazılarımda "nasıl" sorusuna dair düşüncemi, enflasyon ifadesi, 1 temel parçacık ancak etki ettiğinde farkedilebilir, etmediğinde yok olduğu anlamına gelmez ve açıklık getirerek açıklamışımdır.
Şimdi bozuk niyetini tespit edip söylesem alınıyor. İLK cevabımda söyledim, AMACIN ÜZÜM YEMEK DEĞİL. Bunu her cevabında yalan söylediğin, tutumunla hak etmediğin halde saygı çerçevesinde direk söylememek için "çarpıtıyorsun" dediğim ve KANITLADIĞIM(işte yine yalan söylediğini kanıtladım!) halde, hala YALAN söyleyerek, başlık üzerinden siteyi tartışma konusu ederek, "gidiyorum" diyerek ispatlamış oldun. Bir forumda konu başlığındayız ve bu başlık sitenin resmi hesabı, yayını değil, bu başlığa üye olarak katılıyorum, bu hakkımı kullanıyorum, her ne kadar bunu engellmeye çalışsan da. Ve iki yüzlüsün de, konulara sohbet etmek için girdiğini söyleyip, her defasında muhatabanı itibarsızlaştırmaya çalışan, bir kelimesini cımbızlayıp, üzerine bitirme tezi isteyecek kadar(genel-geçer bilinen olgular namına, her cümleye kaynak getirilmez, bilmiyorsan istersin) cahil ve sorunlusun. Umarım bu kendini herkesin ve her şeyin ölçütü olarak gördüğün, cahil cesaretinden kaynaklı yükseklik kompleksi psikolojiden çıkarsın, emin ol, sen bazı şeyleri ilk defa duyuyorsun diye, kimse ilk defa duymuş olmuyor.
Pekala, senin dilinden konusalim.
Bak gerizekali spartacus,
Ben madur felan degilim, madur olmadim. Madur oldugum icin de gitmiyorum, senin gibi terbisyesiz bir essek ile zamanimi harcamak istemiyorum cunku her gun bir kac saatimi aliyor. ( Yazdigim gunlerde)
Dolayisiyla, madur edebiyati felan yaptigim yok. Sen kimsin ki beni madur edeceksin, narsist.
Cevap hakki dogurdugun icin yaziyorum, yoksa yazmamaya karar verdim. Cevap hakki dogurma ki, seninle muhattap olmayayim. Arkamdan, yazip da cizme. Terbiyesiz. terbiyesizlik yaptigin icin, --sana saygi duyar ve severdim ben, pek cok yazindan faydalanirdim eskiden--sana saygimi da sevgimi de yitirdim ve seninle muhattap olmak istemiyorum. Bu kadar. Bu bir.
Ikidir soyluyorsun fotonu tartismak gibi bir amacim yok, konu foton degil konu karanlik enerji degil diyorsun. Dolayisiyla da beni konuyu manipule etmekle sucluyorsun. Konunun proton notron ya da foton olmadigini biliyoruz. Burada foton hakkinda ders verilmedigini de biliyoruz. Konu ozellikle foton degil. Sen konuya dahil oldugunda foton parcacik mi degil mi tartismasi donmuyordu, dedigin gibi bir yerde bir cumleyle degindin ve dedin ki foton ne parcaciktir ne de isiktir dedi. Ben de bunun boyle olmadigini sana gosterdim, Sen de kalkip, mal sana gosterdim ya parantez icinde acikladim ya dedin. Parantez icinde bir sey goster diye falan da yoktu yani. Ben bu cumlene itiraz ettim. Ve dedim ki, foton isigin parcasidir, bu bir parcaciktir dedim. Ve Bunun boyle oldugunu soyleyen bilim kuruluslarindan ya da cesitli kaynaklardan da soyledigimi destekledim. Aldin sen buradan uzattin da uzattin konuyu gunlerdir, fotonu konusuyoruz. Bir de kalktin terbiyesizlik yaptin, yasina basina, bilgine tecrubene bakmadan kendi sitende uyelere kufur etmeye kalktin. Bir yazar olarak da site sahibi kufur ediyorsa bir uyeye uye ne yapacak? Gitmeyecek mi? Asil gitmese uye kendisine saygisizlik yapar. Ben bu saygisiz ortamda bulunmak istemedigim icin gitmek istiyorum. Halbuki yazacagim benim pek cok sey vardi. Terbiyesiz herif.
Madde parcaciktir dedim diyorsun, Eger dediysen bunu dogru. Sen daha ilk yazdiginda foton ne parcaciktir ne de isiktir dedin. Ben bu cumleye itiraz ettim. Hepsi bu. Ne hayvan gibi buyuk puntolarla yaziyorsun. Terbiyesiz.
spartacus
26-04-2024, 18:33
Ikidir soyluyorsun fotonu tartismak gibi bir amacim yok, konu foton degil konu karanlik enerji degil diyorsun. Dolayisiyla da beni konuyu manipule etmekle sucluyorsun. Konunun proton notron ya da foton olmadigini biliyoruz. Burada foton hakkinda ders verilmedigini de biliyoruz. Konu ozellikle foton degil. Sen konuya dahil oldugunda foton parcacik mi degil mi tartismasi donmuyordu, dedigin gibi bir yerde bir cumleyle degindin ve dedin ki foton ne parcaciktir ne de isiktir dedi. Ben de bunun boyle olmadigini sana gosterdim, Sen de kalkip, mal sana gosterdim ya parantez icinde acikladim ya dedin. Parantez icinde bir sey goster diye falan da yoktu yani. Ben bu cumlene itiraz ettim. Ve dedim ki, foton isigin parcasidir, bu bir parcaciktir dedim. Ve Bunun boyle oldugunu soyleyen bilim kuruluslarindan ya da cesitli kaynaklardan da soyledigimi destekledim. Aldin sen buradan uzattin da uzattin konuyu gunlerdir, fotonu konusuyoruz. Bir de kalktin terbiyesizlik yaptin, yasina basina, bilgine tecrubene bakmadan kendi sitende uyelere kufur etmeye kalktin. Bir yazar olarak da site sahibi kufur ediyorsa bir uyeye uye ne yapacak? Gitmeyecek mi? Asil gitmese uye kendisine saygisizlik yapar. Ben bu saygisiz ortamda bulunmak istemedigim icin gitmek istiyorum. Halbuki yazacagim benim pek cok sey vardi. Terbiyesiz herif.
Madde parcaciktir dedim diyorsun, Eger dediysen bunu dogru. Sen daha ilk yazdiginda foton ne parcaciktir ne de isiktir dedin. Ben bu cumleye itiraz ettim. Hepsi bu. Ne hayvan gibi buyuk puntolarla yaziyorsun. Terbiyesiz.
Alıntı yaptım, ilk cevaplarımda da. Foton nedir, yapısı nedir, tanımı nedir diye direten sen değil misin? Ben bunu-foton nedir, yapısı nedir vs.- tartışma konusu etmedim demeyim de ne diyeyim? HAYVAN GİBİ BÜYÜK PUNTOLAR, hayvan gibi yalanlara karşı artık 10. kez ifadeden sonra yazılır ki artık görsün de yalanlarını sürdüremesin diye. peki söylediğin yalanları, kendimden yaptığım alıntılarla görebildin mi? Bu önemli.
Sen ALENİ YALAN SÖYLEDİN, ÇARPITTIN, DAHA KAÇ KEZ BUNU GÖSTERMEM, KANITLAMAM GEREKİYOR.
Foton parçacık değildir diyen birisi, neden maddenin saf hali-parçacığı olabilir desin? Alıntı yapmadan dönüyor ve alıntı yaparken de cümle içindeki 1 ya da 2 kelimeyi kırpıp, gerisini kafana göre YALANLAR, İFTİRALAR, İSNATLARLA KENDİN yazıyorsun :) İzah ederken sana yaptığım ve söylediklerinin yanlış olduğunu gösteren alıntılarımı görmüyor musun?
Foton=ışık yaklaşımını, fotonun ışığa indirgenmesini -sırf ışığın parçacığıymış gibi yaklaşılmasını- doğru bulmadığım ısöyledim, kaldı ki zaten elektron, pozitron oluşumunda fotonun rolüne değinmişim. Işık vb. olarak edindiğimiz ise temelde etkidir demişim, biz bu etki üzerinden tanımlıyoruz, öyle değil mi?
Bu da 11. izah yuh! Öyle yalanlar söyledin ki, kendin bile ya inandın ya da çarpıttığın gibi sürdürmek işine geliyor.
Terbiye, ahlak bunlar hikaye, neden mi? SİTE DE BENİM DEĞİL, KENDİ SİTEM DE DEĞİL, öyle bir mülki anlayışım yok, KONULARA YAZARKEN DE ÜYEYİMDİR, KEDİYE, KEDİ, ADİCE SÜRDÜRÜLEN HER DİYALOGA ADİLİK DERİM, bunun bu siteyle ilgisi yok. o halde İŞTE KANITLADIĞIM HALİYLE SÜRDÜRDÜĞÜNÜZ TROL YÖNTEMLİ adiliği bırkamanız gerekir. Israrla sürdürüp, yapıyorsun, ama söylenince gocunuyorsun, YAHU çarpıtmaları, cımbızlama yöntemlerini geç, DÜPEDÜZ YALAN SÖYLÜYORSUN, yapma o halde!.
Çarpıttın->evet->ispatlı mı evet, işte bir önceki yazım ve senin çarpıtmalarının altında direk kendimden yaptığım alıntılar, şöyle, böyle dediğimi iddia etmişsin, oysa öyle dememişim, aksine yalan söylemişsin!!!!!
Çarpıtıyorsun dendi mi? öyle söylemedim de dedim mi?
Evet.
Peki alıntılarla bak ben öyle bir şey söylemedim, benim sözüm bu diye 10 kez gösterdim mi?
Evet.
5-10. Kez gösterildiği halde aynı çarpıtmanı sürdürdün mü?
Evet.
Hasılı bu adilik, ikiyüzlülük, sahtekarlık, tutarsızlık değilse nedir? yapıtığın bu, bunun ahlakla vb ilgisi yok, bu düpedüz senin hukuk tanımaz tutumunla ilgili. Buyurbu başlığa ilk cevabım, sonrasında zaten izah etmişim;
Benim görüşüm;
Maddedir. Bu; fotonlar ya da eğer fotonların kütlesi-alt parçacığı söz konusu ise o parçalardır.
Fotonlar ne ışık(bu bir etki-tepkiye verdiğimiz isimdir) ne de parçasıdırlar.
Bu cümleyi anlamadın diyelim iyi de devamında zaten açıklanmış;
Fotonlar parçacık değildir demiyorum burada, foton=ışık demenin ve SIRF IŞIK PARÇASIYMIŞ GİBİ DÜŞÜNÜLMESİNİ DOĞRU BULMUYORUM, özel olarak ışığın parçası değiller, aksine etkileşimlerle ışığı anlamlı kılıyorlar, sebebidirler diyorum. örneğin fay hatlarının özel olarak deprem gibi bir görevi olabilir ve buradan da fay=deprem sonucu çıkartılabilir veya fay=deprem yapısı denebilir mi? Ama sebebidirler ya da aksine verili formlarını korudukları sürece, depremi engelleyen -dengeleyen- yapılardır, nereden baktığınıza bağlı :)
Benim görüşümün temelini, uzayın boşluk olmadığı, MADDE-N olduğu dolayısıyla PARÇALANAMAZ BİR YAPI TAŞI OLARAK MADDE bağlıyor, eğer parçalanamaz halde olan fotonlar ise o yapı taşının malzemesi=>foton olabilir diyorum. Kısaca bu başka hiç bir parçadan meydana gelmeyen -> YANİ FORM OLMAYAN, SAF PARÇA OLAN BİR PARÇA olmalı...
Bu 1 düzine olan izah, artık anlamadım diyorsan, kusura bakma seninkisi terbiye ile de ölçülemez -hayvanlar terbiye edilir, bir insan olarak hukuka yönelmeni tavsiye ederim.
Kardesim sen hasta misin! Gercekten soruyorum yani hasta misin sen?
Cevap hakki dogurma diyorum, seninle muhatap olmak istemiyorum diyorum, seninle yazismak istemiyorum diyorum, hala yaziyor mal mal. Cevap versem bir turlu, cevap vermeyince de Icimde kaliyor. Yazma kardesim, yazacagini yazdin zaten, uzatma yani konulari bu kadar .dengesiz misin sen. Hani vardir ya sosyal hayatta, surekli kavga eder, tartisir, fikirlerini empoze eder, karsi tarafin yanlis oldugunu kanitlamaya calisir, diretir, 100 kere ayni seyi soyler, yapisir kalir. Aynen oyle davraniyorsun. (Ayni malligi ben de yapmisim ki, o cumleni defalarca yanlislamaya kalkmisim. Hadi ben malim, esseklik yapmisim, sen de mi malsin, sen de mi aptalsin) Yazma kardesim. Anlayisin mi kit senin. Ben yukarida aciklamami yaptim, Neyin ne oldugunu ve neyi neden soyledigimi ifade ettim. Her sey cok acik. Benim acimdan acik. Yazmissin oraya ya parcacik degildir diye, sonra da kivirmissin parcacik demissin, bunu da 5-10 kere soylemissin, Ben de neye neden itiraz ettigimi soylemisim, gunlerdir, Hatta bir iki haftadir ayni seyleri yuz kere yaziyorsun.
Yazma kardesim Sen hasta misin? Bu kadar diretiyorsun? Tartisma manyagi misin sen? Bana ne foton falan. Kimse takar seni. Madem o niyetle yazmamissin o cumleni, aciklamissin iste baska yerde, ben o cumlenin hakkinda konusmusum. Ne yaziyorsun haftalardir ayni seyleri.
Manyak misin sen. Neymis yalan soylemis mi hayir yalan soylemedim. Hasta ruhlu musun sen ya bu kadar diretiyorsun. Ulan bir insanda bir edep olur, bir laf soyler, fikrini ifade eder, gecer gider. Ben, senin diger cumellerine itiraz etmiyorum ki, o cumleyi o sekil kurman yanlis. Bunu diyorum. Senin sayfalarca yazini okumak zorunda miyim ben, takip etmek zorunda miyim.
sanki kan davasi gibi uzatiyor da uzatiyor, uzatiyor da uzatiyor. Manyak misin sen ya hasta misin. Yaz simdi monolog yap, trollerle takil. Site sahibi degilmis ver o zaman sifreyi bana.
Yazma kardesim yazma seninle muhatap olmak istemiyorum diyorum hala yaziyor.
Taciz ediyor ya resmen. Bunu taciz derler ya. Bir de hukuk diyor adam taciz ediyor resmen. Yazma kardesim arkamdan. Bitir artik konuyu. Takintili misin, Ruh hastasi misin.
Sapik gibi, yaziyor da yaziyor. Diretiyor resmen. Taciz ediyor resmen.
Ben, gidiyorum diyorum, arkamdan tekrar yaziyor. Cevap hakki dogurma diyorum, tekrar yaziyor. Ben burada yokum, arkamdan yaziyor, bir iki gun yazmiyorum, bu sefer de MONOLOG seklinde koca koca paragraflarla YINE yaziyor, kendisini aciklamaya calisiyor millete. Ders veriyor forum ahalisine. Surduruyor da surduruyor, surduruyor da surduruyor.
Kim okuyor kardesim senin yazini, bu kadar diretiyorsun! Monolog yapiyorsun.
Takti mi takiyor yani.
Senin gibilere, he derler, tamam derler ki, adam kavga cikarmasin.
Bi insan haftalardir, gunlerdir bu kadar diretir mi ya.
Ben, bu yukarida soyledigim seyler icin bile uzuluyorum. Nezaketimi kaybettigim icin uzuluyorum, bunlari burada sarf ettigim icin bile uzuluyorum. Hak ettigin halde, bu kaba sozleri burada ifade ettigim icin uzuluyorum. Ama her insanin bir sabri var.
Sabrimi tasirdin.
Yazma kardesim arkamdan, bitir artik konulari.
Otesi tacize giriyor artik. 100 kere anlatmissin kendini artik. Daha ne uzatiyorsun.
spartacus
26-04-2024, 21:12
Konuyu trolleyip, manipüle edip, bir dolu yalanlar, iftiralar atıp, yazma diyorsun, neden kendimi ve görüşümü çaprıtana karşı doğrusunu ortaya koyamaz mıyım? Asıl sana sormalı mal mısın diye, ki mal gibi trollüyorsun, sormaya da gerek yok, zira bu başlıkta geriye doğru giden görür. İFİRA ATIYORSUN, EN ADİ İNSANLARIN YAPACAĞI TÜRDEN YÖNTEMLERLE KONUYU PROVAKE EDİYORSUN, hayırdır sen reisinin sol daşşa mısın? Nasıl bir trol kafasındasın? üzüm yemek istersen -ki istemedin, tüm mesajlarda sırıtıyor bu durumun- sunarım, dbağcı dövme derdindeysen böyle bağcı sopasını kafana yersin...
Cevap hakkı doğurma, o halde, dingil, sen yazınca yazıyorum, bu konuya sana cevap vermek için mi dahiş oldum? HAYIR? Sen ebnim konuya yazdığım yazıya YALAN, DOLANLA, ADİ YÖNTEMLERLE girip provake edensin, yalanların, ifitraların, sahtekarlığına cevap vermeyecek miyim?.
Adilik yapma, o zaman öyle bir mesaj yaz ki, 12 MESAJDIR YALAN SÖYLEDİĞİNİ KANITLADIĞIM üfürklerini, TEKRAR ETME!
Ne kadar da haklıymışım YAPTIĞININ ADİLİK olduğu KONUSUNDA.
ALVİN denen cahil eksiğin(çznel idealist zırvacının) İDDİA ETTİĞİ GİBİ BU BAŞLIKTA, FOTON PARÇACIK DEĞİLDİR DEMEDİM, BU YALANDIR, ALVİN YALANINDA ISRAR EDİYOR. ki tüm başlıklarda muhataplara aynı trol yöntemi uyguluyor, senin özel bir sorunuh mu var?
haksızlık hakkını kimseye tanımam, TYALANLARLA BİR DOLU ALGI YAPIP, sonra da bana bir şey demeyin diyeni de tanımam, BANA YALAN,DOLAN İFTİRA ATARAK YAZAN SENSİN, DİNGİL CEVAP HAKKINDAN söz ediyorsun, arsızlığın da bu kadarı...
senin İNSAN İSEN YAPACAĞIN ŞEY ÇOK basitti, o konuda yanlış anlamışım, foton parçacık değildir dememişsin demekti...
Tarıştıran ben miyim, öyleyse nedne her cevabım bu şekilde?
1. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
2. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
3. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
4. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
5. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
6. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
7. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
8. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
9. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
10. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
11. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.,,
Haksızlığa uğradığımda, yalan, dolan bir dolu TROL yöntemiyle eksik aklıyla şahsıma değil kime olursa olsun, trollükle haksızlık eden babam olsa tanımam, senin ne ayrıcalığın var dingil?
Yalan söyleme, trol yöntemlerini bırak, insan ol...
Ben, bu yukarida soyledigim seyler icin bile uzuluyorum. Nezaketimi kaybettigim icin uzuluyorum, bunlari burada sarf ettigim icin bile uzuluyorum. Hak ettigin halde, bu kaba sozleri burada ifade ettigim icin uzuluyorum. Ama her insanin bir sabri var.
Sabrimi tasirdin.
Yazma kardesim arkamdan, bitir artik konulari.
Otesi tacize giriyor artik. 100 kere anlatmissin kendini artik. Daha ne uzatiyorsun.
:) Konuyu trolleyip, manipüle edip, bir dolu yalan atıp, sonra da yazma diyorsun, asıl sana sormalı mal mısın diye? LAN İFİRA ATIYORSUN, EN ADİ İNSNALARIN YAPACAĞI TÜRDEN YÖNELRLE KONUYU MANİPÜLE EDİYORSUN, hayırdır sen reisinin sol daşşa mısın? Nasıl bir trol kafasındasın?
Cevap hakkı doğurma, o halde, dingil, sen yazınca yazıyorum, bu konuya sana cevap vermek için mi dahiş oldum? HAYIR? Sen ebnim konuya yazdığım yazıya YALAN, DOLANLA, ADİ YÖNTEMLERLE girip provake edensin, yalanların, ifitraların, sahtekarlığına cevap vermeyecek miyim?.
Adilik yapma, o zaman öyle bir mesaj yaz ki, 12 MESAJDIR YALAN SÖYLEDİĞİNİ KANITLADIĞIM üfürklerini, TEKRAR ETME!
Ne kadar da haklıymışım YAPTIĞININ ADİLİK olduğu KONUSUNDA.
ALVİN denen cahil eksiğin(çznel idealist zırvacının) İDDİA ETTİĞİ GİBİ BU BAŞLIKTA, FOTON PARÇACIK DEĞİLDİR DEMEDİM, BU YALANDIR, ALVİN YALANINDA ISRAR EDİYOR. ki tüm başlıklarda muhataplara aynı trol yöntemi uyguluyor, senin özel bir sorunuh mu var?
haksızlık hakkını kimseye tanımam, TYALANLARLA BİR DOLU ALGI YAPIP, sonra da bana bir şey demeyin diyeni de tanımam, BANA YALAN,DOLAN İFTİRA ATARAK YAZAN SENSİN, DİNGİL CEVAP HAKKINDAN söz ediyorsun, arsızlığın da bu kadarı...
senin İNSAN İSEN YAPACAĞIN ŞEY ÇOK basitti, o konuda yanlış anlamışım, foton parçacık değildir dememişsin demekti...
Tarıştıran ben miyim, öyleyse nedne her cevabım bu şekilde?
1. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
2. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
3. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
4. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
5. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
6. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
7. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
8. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
9. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
10. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
11. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.,,
Haksızlığa uğradığımda, yalan, dolan bir dolu TROL yöntemiyle eksik aklıyla şahsıma değil kime olursa olsun, trollükle haksızlık eden babam olsa tanımam, senin ne ayrıcalığın var dingil?
Yalan söyleme, trol yöntemlerini bırak, insan ol...
Ya, sen gercekten hastasin. Harbiden diyorum hastasin.
Kizgin degilim aslinda su anda. Suan sakinim. Ama gercekten takintili bir adamsin ve rahatsizsin yani.
spartacus
26-04-2024, 21:20
Ya, sen gercekten hastasin. Harbiden diyorum hastasin.
Kizgin degilim aslinda su anda. Suan sakinim. Ama gercekten takintili bir adamsin ve rahatsizsin yani.
Kim takıntılı ve rahatsız? 1 yalanı aksi ifade edildiği -alıntılarla da kanıtlandığı- halde sürdüren-üzerinde alakasız bir dolu şeyi konuya boca eden- sen mi, çarpıtyorsun(resmen yalan söylüyorsun)söylüyorsun, yapma diyen ben mi takıntılı? Günümüzde spekülatif olduğunu düşündüğüm yaklaşımlardan daha farklı bir bakış açısı getirmek mi takıntılı, arızalı olmak? Sende kapasite yoksa, okuyup, anlamaya çalışıp üzerinde değerlendirme yapmak yerine yalanlar söyleyip, konuyu provake etmek mi normal olan tutum? Bu senin sorunun...
1. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
2. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
3. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
4. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
5. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
6. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
7. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
8. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
9. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
10. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.
11. ALVİN yalan söylüyorsun bak kendimden alıntılıyorum ben öyle bir şey demedim.,,
Bunu yazmak zorunda kalan mı, yazdıran mı? Kızsan ne yazar dingil, bir cümleyi anlamayacak durumdasın, kaç kez ispatlamam lazım.
Yukarıdaki her bir rakam bir mesaj sayısıdır ve eğer buna rağmen kişi YALANLARINDA ısrar ediyorsa, bu kişi normal midir? Adi, düzenbazın teki, niyeti trollüktür.
İlk mesajalrımda davranışının normal olmadığını söyledim. Yalancı düzenbaz, öznel idealizmin arpası az gelmiş eşek beyinlisi...
Kopardığın yaygara ve benim "FOTON PARÇACIK DEĞİLDİR" DEDİĞİMİ idda ettiğin yalanın içindi... Bir kez daha alıntılayım, yapıp, ettiğin bunca sahtekarlık, trollük ve kopardığın fırtınaya değdi mi? Eline ne geçti?
Temel bir parçacık olmaları, daha alt parçaları olduğunun düşünülmediği anlamına gelir;
Oysa daha ilk mesajlarımda ne demişim :) Ki dikkat edersen saf madde parçasının kütlesi yoktur diyorum, eğer foton kütlesiz ise diye ekliyorum ve bu halde o saf madde parçacığı foton olabilir diyorum, anladın mı?
foton maddenin saf halidir denebilir, elbette denemeyebilir de, ancak şu an edindiğim veri fotondan daha alta inebilmeme müsade etmiyor, sonuç olarak bir biçimde form-yapıların oluşması gerekir.
Yarim aklinla burada ders veriyorsun, cahilsin, dingilsin ve hasta ruhlusun. Kurdugun cumle yanlis. Bilimsel olarak YANLIS.
Takintili derecede ispata ugrasiyorsun. Surduruyor da surduruyor. Taciz ediyor ediyor resmen. Kimseyi de kendisini anlamiyor saniyor. Ben sana cevap veirdim ama vermeyecegim. Psikopat gibi takiyorsun, uzatiyorsun. Bu ortamda diyalog kurulabilir mi. Ben gercekten de biktim yani.
Birak abi birak. Ben yalan soylemisim farz et, ben cahilim farz et. Degilim ama hadi oyle olsun.
Senin Turkcen yok mu?
Bak, yazma diyecegim, yine yazacak :)
Sonra tekrar bi daha yazacak. Sapik cunku.
Abi, bence dinlen, yada bi doktora git lutfen.
spartacus
26-04-2024, 22:00
Alvin, iyice düşürdün kendini, devam et böyle.
Adilik yapıyorsun denmiştim, bin dereden su getirmiştin, oysa o konuda da ne kadar doğru bir tespit yapmışım...
Hala devam ediyorsun.
Spartacus fotonun parçacık olmadığını söyledi demedin mi, bu konuyu böyle provake edip, ısrar etmedin mi? Başından sonuna değin iddian, yalanın bu değil mi? Niyetin bozuk olmasa hem bunu yapmaz, hem de daha başında tamam öyle anlamışım, sen öyle iddia etmemişsin der çıkarsın, yaptın mı? hayır. Bu halinle -gerçekten cehaletini görebiliyorum ama anlaman için milyon fazla okuman, düşünmen gerekir, izah edemem- kapıldığın yükseklik kompleksi.
Neden ısrar ettin? Çünkü adisin-insan yalan söyler ve ısrar ederse, amacı nedir, yaptığı nedir? İlk cevabımda gördüm sendeki psikolojik -trolleme- sorununu ve üzüm yemek derdinde olmadığını söyledim. işte yine bir tespitim daha kanıtlanmış oldu.
Cevap yazmamı istemiyorsan, yazma, zira sana -ilk yalan ve iftiranı takiben- cevap vermek için yazıyorum... yalan söyleyip, yalanında ısrar eden sensin, bana da yalan söylediğini ve doğrusunu dile getirme borcu kalır, mesele cevap verme değil, söylediğinin yalan olması ve orta yerde bırakmayacağımdan.
Aymaz, laçka bir tutumla, hem konuyu provake ettin, trolledin, hem şu ana kadar yalan, dolan, iftira ile hep aynı şeyi yazdın, hem de utanmadan cevap yazma diyorsun, yapma o zaman, sen öyle bir iddiada bulunmamışsın, yanlış anlamışım vs. diyebildin mi?mesele demen de değil, SÜRDÜRMEN! demek ki senin amacın üzüm yemek değil.
BÜYÜK PUNTOLARLA MI YAZMALIYIM, CEVAP VEREN BEN DEĞİLİM, SENSİN, bana yalanla karşı yazı yazan sensin, kim cevap verecek, kim vermeyecek?
Tavsiyene uy, hem bu kadar açık yalan söylemenden hem de ısrarla sürdürmenden dolayı bir doktora git, nasıl bir psikolojik sorun yaşıyorsa, niyeti bozuk, provakatörlük, trollük yapmış, nasıl bir sorun yaşıyorsa, yalana mecbur kalmış, ama bana doktor tavsiye ediyor iyi mi?
Ben hic bir yerde yalan soylemedim. Belki yazilarin her cumlesini takip edememis olabilirim. Uzun yazma o zaman o kadar. Ama bilerek-isteyerek-bilincli olarak HIC BIR ZAMAN hic bir seyi carpitmadim, carpitmam. Bunu ne bu ay, ne gecen yil, ne de 10 yil once yaptim. Ben, oyle biri degilim ve bunu kanitlama ihtiyacim da yok. Sen, kendi algisi, yorumu olan normal, siradan bir insansin. Dolayisiyla benimle ilgili yorumlarin da yanlis. Dogru da olabilirdi, yanlis da olabilirdi geenl olarak- ama bu konuda da yanildin. Herseyi bildigini saniyorsun, surekli niyet okuyorsun, falcilik yapiyorsun, ama yaniliyorsun.
Benim neredeyse BUTUN elestirilerim, 1. sayfadaki ILK yazinadir. Hatta ilk cumelelrine dir. Bu kadar.
"Benim görüşüm;
Maddedir. Bu; fotonlar ya da eğer fotonların kütlesi-alt parçacığı söz konusu ise o parçalardır.
Fotonlar ne ışık(bu bir etki-tepkiye verdiğimiz isimdir) ne de parçasıdırlar.
Boşluk dediğimiz aslında bu parçacıklarla doludur. Herhangi bir noktada etki edebilir bir etkileşimin tetiğinde, dalga oluşu, daha doğrusu yayılım-iletiye yol açarlar, bunlar radyo,ışık, ısı dalgaları olarak algılanır.
Bir alıcı bu dalga etkisini aldığında, dalga boyu yolu bu parçacıklara etki edebildiği için, ilgili parçacıklar da -fotonlar- dalga ile tetiklidir, dolayısıyla etkilenen parçacıklar, alıcı yüzeyine de dokunur, çarpar, foton olarak.
bunu bir dalganın, sahil kumunu sürüklemesi gibi de düşünebiliriz."
"fotonlar ya da eğer fotonların kütlesi-alt parçacığı"
Boyle bir sey yok. Kutlesi yok, alt parcacigi yok dedim sana. Bu kurulan cumle yanlistir dedim. Bosluk denilen sey hem kati maddeyle doludur, hem molekul ile doludur, hem foton ile doludur hem de bilmem ne enerjileri, is, ve baska etkenlerle doludur dedim. Olay buradan basladi.
Sonra sen kalktin, anlamsizca isik, foton degildir, fotonlar isik degildir yada fotonlar parcacik degildir gibi laflar etmeye basladin. Bu olay buradan buyudu. Kaynak ver dedim, kendini bilimin de ustunde degerlendirdin, bi de kalktin kufur ettin. Kufur ederken de utanmadin. Bu da baska bir terbiyesizlikti.
"saf madde parçasının kütlesi yoktur diyorum, eğer foton kütlesiz ise diye ekliyorum ve bu halde o saf madde parçacığı foton olabilir diyorum, anladın mı?"
Baska yerde de bunu diyorsun. Saf madde nedir? Saf madde, kimyasal bilesime sahip olan maddedir. --Pure Substances-- tanimin bile yanlis. Fizikte bu tanim geciyor saf madde icin. Karanlik madde ise bilinen hicbir atomik yapisi olmayan bir tur maddedir. Bunlar farkli seyler. Neyse, kendine ozgu tanimlamalar yapiyorsun diyelim--oldu bittiye getirelim.
Ben de diyorum ki, saf maddenin kutlesi vardir, karanlik maddenin kutlesi yoktur. Fotonun da kutlesi yoktur diyorum. Madem, daha sonra fotonun kutlesi yoktur ve uzay da fotonla doludur diyeceksin, ne diye kalkip da cumleye tersten basliyorsun.
Al sana ilkokul duzeyinde saf madde. Afyon Kocatepe Üniversitesi https://blog.aku.edu.tr/ceyhunyilmaz/files/2018/10/Termodinamik-I_B%C3%B6l%C3%BCm_03.pdf
Ben, fizikci degilim, fizikle de bu denli ilgilenmiyorum--ilgimi cekmiyor--hatta felsefeci bile degilim. Ama kalkip da boyle tanimlari karistirirsan, cevabini veririm. Karistirmiyorsan eger, kafana gore tanim yapma.Cunku karisikliga sebebiyet veririsinn.
Kalkiyorsun 1000000 top ornegini veriyorsun ve anlamyorsun diyorsun. Niye anlamayalim, essek miyiz biz. Kendini ne saniyorsun sen!
O orneginde de, 1000 topun ardisik bir sekilde dizilimi uzerinden bir ornekleme yaptin, Ilk topa yapilan bir etki dusunuldugunde, son top ne olur diyorsun. Burada toplar birbirine temas eder diyorsun. Buradan kalkip son topun, eger kutlesi yoksa, "saf madde" olarak dusunulebilecek "fotonlardir" cikarimini yapiyorsun. Eeee, dalga -parca etkisiyle ne oluyor? Bunu soruyorsun, bunu sorarken de, bizim bu basit ornegi anlamadigimizi varsayiyorsun, tekrar tekrar anlatiyorsun. Kardesim, senin karsinda cahil bir insan mi var! Bu ornegin yanlis dedigimde, yine ayni suclamalarda bulunuyorsun. Orneginde anlattigin sey yanlis degil, kullandigin sey-cisim yanlis. Top kutlesi olan birsey, son topun kutlesi yoksa diyorsun. Ustelik, toplarin siralanmasi, bir dalga yayilimini temsil etmez. Toplarin birbirine aktarilan kinetik enerji, etki-tepki ilkesine uygun olarak gerceklesir. Karsinda 3 yasinda biri olsa, bu basitlikte anlatirsin da, karsinda 3 yasinda bir cocuk yok. Sonra da havalara giriyorsun.
spartacus
26-04-2024, 23:23
Ben hic bir yerde yalan soylemedim. Belki yazilarin her cumlesini takip edememis olabilirim. Uzun yazma o zaman o kadar. Ama bilerek-isteyerek-bilincli olarak HIC BIR ZAMAN hic bir seyi carpitmadim, carpitmam. Bunu ne bu ay, ne gecen yil, ne de 10 yil once yaptim. Ben, oyle biri degilim ve bunu kanitlama ihtiyacim da yok. Sen, kendi algisi, yorumu olan normal, siradan bir insansin. Dolayisiyla benimle ilgili yorumlarin da yanlis. Dogru da olabilirdi, yanlis da olabilirdi geenl olarak- ama bu konuda da yanildin. Herseyi bildigini saniyorsun, surekli niyet okuyorsun, falcilik yapiyorsun, ama yaniliyorsun.
Benim neredeyse BUTUN elestirilerim, 1. sayfadaki ILK yazinadir. Hatta ilk cumelelrine dir. Bu kadar.
Uzun yazmak mı? Dediğim gibi, -bu konuda da demişimdir-, "sen yazıları okumuyorsun -uzun, kısa farketmiyor, yukarıdan aşağıya hızla göz gezdirip, gözüne takılan bir kelime olursa, sadece o kelime ve yanında 1-2 kelimeyi dahil edip, ALINTILAYIP, envai yerlere çekiyorsun", kaldı ki CÜMLELERİ ANLAYAMIYORSUN, kelimelere dayalı seçicilik sende algı sorunları oluşturmuş, muhataplarına okumadan cevap veriyorsun.
kaldı ki şunu da sürekli yapıyorsun; bir şey demişim, açıklamamışsın diyorsun, senin derdin ne? Açıklarsak uzun yazdın tavrı. Sen neyi eleştiriyorsun? Bir insanın bir cümlesinden 1 kelimeyi kopartıp, üzerine bir dolu iddia, yargı üretip ne yapmaya çalışıyorsun? bunun "her şeyi bildiğini düşünmek" gibi yakıştırmanla ilgisi ne? Hiç! Bu bir niyettir ve derdi üzüm yemek değil.
İlk cevabımda da, ilk paragrafında da fotonun bir parçacık olmadığını söylemedim, foton=ışık anlayışını doğru bulmadığımı söyledim -ki bulmuyorum ve bu tamamen bilimsel bir yaklaşımdır. O konuda hiç bir spekülatif varsayım, yargılara katılmıyorum, katılmak zorunda değilim, bilmediğimden değil, BİLDİĞİMDEN dolayı farklı yaklaştığımı dile getiriyorum. Kimse bunu eleştirmedi, eleştirmiyor, ben de üzerinde detaylı açıklama yapmadım -ki kütle çekimi, cisimlerin birbirine uyguladığı kuvvetler, dolanıklık vb. tümü için de anlaşılabilir ilişkili bir çerçeve, kapsam, algı sağlıyor. İlla birilerinin söylemiş olması gerekmiyor, böyle yorumluyorum ve bu düşüncem bir çok deney, görüşten elde ettiğim verileri, ilişki bağlamını koparmadan yorumlayarak sağladım...
Aşağıdaki yazıların kısa mı? Daha çok ve daha uzun örnek verebilirim, kısa olmamaları, sana karşı haksızlık yapabileceğimiz, 1 kelimeni bulup, konuda o kelimeyi tartışmak gibi bir niyetin yokken, git de bilim öğren biraz, bak o kelime neymiş gibi, aşağılacıyı, irrite edici, sorumuzca davranabileceğimiz, rahatça çarpıtabileceğimiz, her şeyi bildiğini sanıyorsun yönlü komplekslere gireceğimiz anlamına mı gelir? buna nasıl bir tutumdur? Ortaya yazıyorum değil mi, birisi çıkar eleştirebilir, yanlış biliyorsun da der. Diyebilir, ama niyeti üzüm yemek olmalı, ifadelerimi çarpıtmamalı, yoksa nasıl eleştirecek?.
Felsefe, bilim alanında, 7-8 paragraf yazılar değil uzun değildir. Benim yazılarımda ifadelerim aslında 1 paragraftır, bunu sunarım, sonrası ise o varsayıma, çıkarıma, nasıl ulaştığımı anlatırım, eğer ilk paragraflarımla anlamayan veya farklı düşünen varsa dayanağımı, gerekçemi görsün isterim -doğrusu da bu değil mi?.
https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=659247#post659247
Peki bu yazın kısa mı?
https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=659206#post659206
Bu kısa mı?
https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=659105#post659105
spartacus
26-04-2024, 23:49
Kalkiyorsun 1000000 top ornegini veriyorsun ve anlamyorsun diyorsun. Niye anlamayalim, essek miyiz biz. Kendini ne saniyorsun sen!
O orneginde de, 1000 topun ardisik bir sekilde dizilimi uzerinden bir ornekleme yaptin, Ilk topa yapilan bir etki dusunuldugunde, son top ne olur diyorsun. Burada toplar birbirine temas eder diyorsun. Buradan kalkip son topun, eger kutlesi yoksa, "saf madde" olarak dusunulebilecek "fotonlardir" cikarimini yapiyorsun. Eeee, dalga -parca etkisiyle ne oluyor? Bunu soruyorsun, bunu sorarken de, bizim bu basit ornegi anlamadigimizi varsayiyorsun, tekrar tekrar anlatiyorsun. Kardesim, senin karsinda cahil bir insan mi var! Bu ornegin yanlis dedigimde, yine ayni suclamalarda bulunuyorsun. Orneginde anlattigin sey yanlis degil, kullandigin sey-cisim yanlis. Top kutlesi olan birsey, son topun kutlesi yoksa diyorsun. Ustelik, toplarin siralanmasi, bir dalga yayilimini temsil etmez. Toplarin birbirine aktarilan kinetik enerji, etki-tepki ilkesine uygun olarak gerceklesir. Karsinda 3 yasinda biri olsa, bu basitlikte anlatirsin da, karsinda 3 yasinda bir cocuk yok. Sonra da havalara giriyorsun.
Yanlış anlamışsın, metaforlarda örnekler değil, anlatılmak istenen ele alınır. Şimdi, uzayın bükülmesi metaforunda kullanılan yatak çarşafını, üzerine yattığımız yatak çarşafı Big Bang için verilen balon örneğinde de, gerçekten de bu örneği veren kişinin, bildiğimiz balonu kastettiğini ve evrenin dışında balonik bir zar olduğunu iddia ettiğini mi sanmalıyız?
etki dağılımı-yayılımı = DALGA ÖZELLİĞİ, dalga, sinyal yayılımları , yayılım, aktarım vb. hızı böyle anlam kazanır, şimdi bunu da anlatmalı mıyım? hangi maddeye, maddi yapıya etki edersek edelim, illa bir etki yayılımı, dalgası olacaktır, bu etki ve ortamda oluşturduğu fark, değişiklik, ses dalgası, fiziki tepkilenmelerle çeştili kuvvetler -ve yayılımı, dalga, sinyal- biçiminde algılanabilir
Örneğim başka, izah ederken başka dile getirmişimdir, yani metaforla yapmışımdır ne diyeceksem. Bu bir metafordur ve eğer demişim bu topları foton gibi düşünürsek, etki yayılımı gerçekleşir. O örnek bir izahtır demek ki, üstteki paragraflarıyla bir bütün halinde düşünmek gerekir. ortam 1 fotondan ibaret değil, ortam madde yüküyle(maddeler, maddi yapıalr, maddi ilişki, etkileşimler) dolu ve lineer düşünmemeli. 1 parçacığa etki dahi, tüm diğer parçacıkları etkiliyor, ortam böylesine madde yüküyle düşünülmeli -ki zaten ilgili yazımda bunu dile getirmişimdir, 1 parçacığın etkisinin dahi kelebek etkisi oluşturduğuna değinmişimdir-hissedilir-hissedilmez, tartışma konusu bu değil, dolayısıyla o etki çeşitli parça, yapılar namına da açığa etki-tepki, İŞ(dolayısıyla enerji anlam kazanır) çıkmaktadır.
Enerji, elektrik vb. diyedtaya insek dahi, temelinde yatan etki-tepkidir zaten, ancak çeşitli biçimler, şiddet, ferekans farkları olur, bu görecelidir, sebep olan etki ile etki edilen, tepkilenen vb. bir dolu belirleyici, farklı sonuçlar doğuran kriteri var.
Enerji, maddeden hariç, ayrı, bağımsız değil, enerji de en nihayetinde maddedir(ama ben şu ya da bu sistemin, şu ya da bu parçanın, parçacığın iş kapasitesidir diyorum! madde=enerji demiyorum, kim ne derse desin umrumda değil çünkü bence eşitleme maksadı doğru değil ve o toplar birbirine temas etmiyorlar, topların arası, İÇİ! boş değil, madde ile, madde yüküyle(bırakalım irili, -ufaklı form-yapıları, saf madde parçacıkları, yüküyle) doludur. Toplar birbiriyle direk TEMAS ETMEZLER, temel parçacıklar-ortam ve topun içindeki temel parçacıklar, madde, aralarında Çin Seddi yok-, temel etkileşim, ortam-madde yükü temeli-düzeyinde dolaylı temas ederler,, dolayısıyla ilk topa vurursanız, aradaki madde yükü, ORTAM dahili, üzerine de etki etmiş olursunuz, bu çeşitli düzeylerde basınç farklarına, vakuma, ortamda enflasyon farkına vb. kabaca gözlemlenen sonuçları da doğurur.
Örneğin elektrik konusunu incelerken, etki, etkileşim kavramlarını gözden kaçırmamamız gerekir. ben söylediğimde ilk defa duyulmuş olmuyor. Bir iş'in ifadesi başka, etmen, etkenlere, faktörlere indiğimiz zemin başkadır, işte o etki-tepki zemini, iş'in yansıması, tespiti değil, nasıl açığa çıktığıyla ilgili bir zemindir. ben neredeyim, sen neredesin derken kastım budur.
Madde yoksa enerji de, yayılımı da anlamsızdır, dolayısıyla topların ne arası, ne de içi boş değil, UZAY DA BOŞ DEĞİL, MADDENDİR yayılım gösteren etki yayılımıdır ve bu bir dalga-sinyal, parçacık bazlı da etki-leşim, tepkileşim özelliği kazanır, bizim o bahisle ölçeceğimiz hız, topun hızı değil, tam da o sinyalin -yani madde yükü dahilinde etki dağılım-yayılım hızıdır, bu hız da ortama, direnç faktörü, yoğunluğa bağlı göreceli hal alır, bu bahisle bu etki yayılım, aktarım-dağılım dalga, parçacık etki-tepkileşimi de parçacık özelliğini, girişimini sağlar.
Bu detay namına benim görüşüm budur.
spartacus
27-04-2024, 18:16
Baska yerde de bunu diyorsun. Saf madde nedir? Saf madde, kimyasal bilesime sahip olan maddedir. --Pure Substances-- tanimin bile yanlis. Fizikte bu tanim geciyor saf madde icin. Karanlik madde ise bilinen hicbir atomik yapisi olmayan bir tur maddedir. Bunlar farkli seyler. Neyse, kendine ozgu tanimlamalar yapiyorsun diyelim--oldu bittiye getirelim.
Yine kelime oyunu yapmış, alakasız başka yere çekmişsin, saf kelimesi sırf kimyaya mı özgü? Üstelik o alanda, saf madde tanımı 3 kelime de değildir, "aynılık, değişmeyen" gibi kriterlerin nerede? Orada kullandığım "saf" kelimesi, bileşik, bileşim eksenli bir yapıdan söz edemiyor oluşumuzla ilgili, bileşim bazlı tanımının ne alakası var?! Dam üstünde saksağan, işte en fazla bu kadar anlayabiliyorsun. bileşik, form-yapı esaslı yaklaşmanın anlamsız olduğunu- anlamamak için de ne bileyim, ne desem alınırsın. Hep dedim, yine diyorum "-e dair, -e göre" bunu kavrayamayan her insanın okuma, anlama, düşünme becerisi, kapasitesi arızalıdır. neyse ki, biyolojiye girmemişsin...
KARANLIK MADDE KONUSU ÜZERİNE
Karanlık madde şu ya da bu özellik, niteliğinden yola çıkılarak isimlendirilmemiş(!!!), Evren'i Big Bang'e uydurmaya çalışanlar, bu maddeyi göremiyor olmasından dolayı karanlık deniyor, görünen aydınlık, görünmeyen karanlık mıdır? Bu ÖZNEL YAKLAŞIM(Kİ HATALI!!!) o şey'in bir özelliği, niteliği gibi düşünülüp, adlandırılabilir mi?
"Saf" kelimesini kullanmamın sebebi, hiç bir BAŞKA parça-cık içermeyen, bileşik olmayan esasıyla -OLMASI GEREKTİĞİYLE- ilgilidir, bunun bir karşılığı var, ama karanlık demenin bilimsel bir karşılığı yok, tamamen ÖZNEL. Yani iddia,isnat ettiğin gibi, OLDU BİTTİYE VE KENDİME AİT, niyete dayalı bir tutum sergilemiyorum, bu senin sorunun, kuruntun -kaldı ifadelerimdeki parçacık, karanlık maddeye dair veya eşdeğerde bir ifade-yaklaşım biçimine sahip değil. Alakasız yargılar üretmeden önce sormak zor mu? Sordun mu? Hayır, kendi kafandan yine üzüm yememek namına niyet koyup kendi kurgunla savaştın -ki açıklamıştım oysa, bir kez daha açıkladım. Ve sen bu tür öznel, idealist isimlendirmeler, tanımlamalar açısından sorun görmüyorsun da, sorunu ortaya koyanın ifadelerini sorunlu görüyorsun öyle mi? öyle ne yazık ki.
Ben de diyorum ki, saf maddenin kutlesi vardir, karanlik maddenin kutlesi yoktur. Fotonun da kutlesi yoktur diyorum. Madem, daha sonra fotonun kutlesi yoktur ve uzay da fotonla doludur diyeceksin, ne diye kalkip da cumleye tersten basliyorsun..
Tersinden mi, düpedüz söylüyorum, tek yaptığın ifadelerimi çarpıtmak.
İlk mesajım ilk paragraf da söylemişim... Şimdi de türlü oyunlar bitti, iş bana şöyle söyle, böyle söyle demeye mi geldi, sen kimsin, neden her ifadende tespitlerimi haklı çıakrtmak zorundasın ki(yükseklik kompleksi demiştim hatırladın mı?)? senin resmini çektim, ama aynaya baktığında ne görüyorsun merak eder oldum...
Benim görüşüm;
Maddedir. Bu; fotonlar ya da eğer fotonların kütlesi-alt parçacığı söz konusu ise o parçalardır.
Boşluk dediğimiz aslında bu parçacıklarla doludur. Herhangi bir noktada etki edebilir bir etkileşimin tetiğinde, dalga oluşu, daha doğrusu yayılım-iletiye yol açarlar, bunlar radyo,ışık, ısı dalgaları olarak algılanır.
Art-niyet, her kelimemi ortaya, buraya çekmen, oyunlarından gına geldi. O parçacıklar foton olabilir diyorum, ama bir şerh ekliyorum, eğer kütlesi yok ise, diye, sebebi de KISTASIN ŞARTI olduğu ve parçacık içerip, içermediği konusunu henüz MUTLAK görme durumunda olmadığımız için, zaten direk söylemişim, ama şerhi de yanına eklemişim :) Sonra da zaten izah ediyorum.
Spartacus, beni ugrastirma dostum. Oraya linki koymusum, herseyi ben aktaramam buraya. El insaf. Vaktim yok vaktim. Kara madde nedir, energi nedir, photon nedir, yazarsin internete 1 dakikada bir suru makaleye, kitaba bakarsin. Bilgi alirsin. Bunlar zor seyler degiller..Ne senin icin, ne benim icin ne de bir baskasi icin. Bu konuyu kapatabilir miyiz lutfen? Baska birsey konusalim.
Madde konusacaksak, bu temelde devam edelim ama baska bir konuya deginelim artik. Madde nedir mesela. Madde organizma farki nedir? Madde nasil organize olur? Gel bunlari konusalim. Sonra bilinci konusalim. Beyin zihin bilinc...Bilinc nasil uretiliyor mesela. Davranisin psikolojik, neural base yapisi ve iliskisi, ne bileyim, iletisim nedir, kavram nedir, dil nedir, bilgi nedir. Psikolojik rahatsizliklar nelerdir, stress nedir, nasil ele alinir, insan yasam standardini nasil yukseltebilir...Ben, artik ayni konulara donup durmak istemiyorum. Yada hic konusmayalim. Kafamiz rahat olsun.
Lutfen takilip kalma yani ayni konulara. Simdi sna cevap verecegim, is uzayacak. Biz bilmiyor muyuz bosluk denilen seyin bos olmadigini, etki-tepkiyi. Bana ne anlatiyorsun bunlari. Yazismak gercekten zor is. Bir sey yazarsin, diger seyi yazmazsin ortada bir celiski var gibi gorunur. Yada kisitli yazarsin, yine kendini ifade edemezsin, yine anlasilmaz. Belki birsey demek istersin, dogru kelimeyi kavrami kullanmazsin o an, farkli alasilirsin. Belki, dalginligina gelir, bir sey soylersin, yine yanlis anlasilirsin. Belki kendini ifade etme becerin iyi degildir, yine sorunlar cikar. Internet uzerinden edilen konusmalar cogu zaman boyle seylere takilir. Senin burada soylediklerini ben yeni duymuyorum ki! Bu konular --fizik su anda-- benim uzmanlik alanim yada egitimimin parcasi degil. Buna ragmen gitmisim kitap almisim, okumusum, arastirmisim, uzerinde dusunmusum. Dolayisiyla soylediklerin benim icin yeni seyler degiller. Evimde neredeyse 150 tane scientific american magazine var. Bir dunya baska magazin var kitap var, makale var. Ilk defa duydugum syler degiller. Zamanimi bu tarz seylere --forumda haftalarca ayni meseleleri konusmak gibi--ayirmak istemiyorum.
Bak, simdi arka bahceye inecegim, binlerce ot var. dandelion\karahindiba..Tek tek onlari temizleyecegim. Baska islerim var, derslerim var. Odevlerim var. Ayrica kendim ders veriyorum universitede. Cocuklarin dersini hazirlayacagim..Okumam gereken yuzlerce sey var. Yani var da var. Beni tek bir konuya kanalize edip durma, lutfen. Yapacaksan baska birsey yapalim, yapmayacaksak da yapmayalim. Artik cik su, beni yanlislama saplantisindan.
Normal hayata don.
spartacus
27-04-2024, 21:23
Spartacus, beni ugrastirma dostum. Oraya linki koymusum, herseyi ben aktaramam buraya. El insaf. Vaktim yok vaktim. Bu kmonuyu kapatabilir miyiz lutfen? Baska birsey konusalim.
Madde konusacaksak, bu temelde devam edelim ama baska bir konuya deginelim artik. Madde nedir mesela. Madde organizma farki nedir? Madde nasil organize olur? Gel bunlari konusalim. Sonra bilinci konusalim. Beyin zihin bilinc...Bilinc nasil uretiliyor. Ben, artik ayni konulara donup durmak istemiyorum. Yada hic konusmayalim.
Ne yaptın da uğraşmış oldun, tipik aktrollerden ne farkın var? Her cevabımda yaptığının çarpıtma olduğunu ortaya seriyorum, bundan bıkmışım, pişkince uğraştırma diyorsun. Vakitle ilgisi yok, yaptığın doğru değil ve savunulacak bir yanı yok. ben düzeltmek mecburiyetinde kaldığım için yazıyorum, çünkü ifadelerim çarpıtılıyor, düzeltmesi gereken yine ben oluyorum, bu sorumluluğum ve şahsi bir durum değil...
Link paylaşmış ne alaka? Ben de yazmışım, ilk defa duyuyor durumuna girildiğinde alıntı koymuşum. Her çarpıtmanı cevaplayamam, her kelimeyi sana tek, tek açıklayamam, cümlelerde kelimeler araçtır, cümlenin amacı, kelimelerin her birini tek, tek açıklamak, tanımlamak değildir, cümleye, neye dair söylenmiş, hangi bağlamda söylenmiş, mahiyeti ne, hangi konuya göre yazılmış, odak noktası neymiş bunlara bakılır. Şu ya da buna dair ifadeleri bilmiyorsan araştır, ya da absürt yargılara varmadan önce muhatabına SOR!
Benim seninle konuşabileceğim bir şey yok, tutarlı, dürüst davranmıyorsun, insaf, vicdanın da yok, anlayışın lakait ve kıt, bilinç düzeyin sığ, sorumluluktaşımıyorsun, kelime oyunları yapıyor, çarpıtıyor sıçtım sen temizle diyor, eziyet ediyorsun. Sen ne zaman bu ve benzer başlıklarda bu tavrından, -kişi değil yöntem olarak diyorum- trol yöntemlerinden vazgeçersin o zaman.
Son cevabıma, senden yaptığım alıtnılara verdiğim açıklamalara, kendimden yaptığım alıntılara bak, hepsine bak, ne görüyorsun? Sürekli dam üstünde saksağan durumun, sürekli bir çarpıtma, ilgisiz, alaksız yerlere çekme, konuyu dağıtma, mahiyet saptırma, c/p kafası.... Her yazdığın konuya sırf cümlelerinde geçen kelimeleri esas alıp, cümleyi değil de kelimeyi tartışmaya açıp, sanki o kelimeyi tanımalamak, açıklamak derdin varmış gibi davranıp, alakasız bir sürü link versem, iş mi bu? BU bu biçimde SAFSATA hem de art-niyet, kompleks yöntemidir de.
Bu tutumun, trollemelerden vazgeçmediğin, her cümlemden bir kelime seçip, sanki amacım o kelimeyi tartışmakmış gibi davranıp üzerinden envai türde iftira, isnat, çarpıtma yapmaya veya vay efendim o kelimenin tanımı budur diye-amacım o değil ki- odak, mahiyet değiştirmeye devam ettiğin sürece benden uzak ol... Konu başlığına yazıyorum, sayende provoke oluyor, bir konuda görüşümüzü bile, alakasız kelimelere, cümlelere alakasız anlamlar yükeyip doğru düzgün yazdırmayacığının farkınmdayım, keşke hiç girmeseydim. benim yazılarıma muhatap olma arkadaşım, senden başka bir şey istemiyorum, olma ki ben de görüşümü, çarpıtmalarla cebelleşme durumuna düşmeden paylaşabileyim.
Biz bilmiyor muyuz bosluk denilen seyin bos olmadigini, etki-tepkiyi. Bana ne anlatiyorsun bunlari.
Sana anlatmıyorum, konuya cevap yazdım. Bana diyeceğine kendin normal hayata dön, kendini de her şeyin merkezine koyma. Konuya yazdım, kişilere değil, tabi ki boş olmadığını dile getirmek zorundayım, görüşümün dayanağı bu yahu, o dayanaklar olmadan nasıl ifade edilebilir? Seninle alalası ne? Kısaca beni konu bağlar, bundan sonra bir konuya yazarsam üzerine alınma, bir konuya yazıyorsam sadece konu umrumdadır, cevap yazarken de kişi değil, ne söylediği önemlidir.
"Ne yaptın da uğraşmış oldun"
Yahu kardesim senin baska isin gucun yok mu?
"tipik aktrollerden ne farkın var?"
Bak, narsistik kisilik bozuklugu olan bireyler genelde deneyimine, bilgisine, kisisel ozelliklerine, kosullarina vs. asiri guven gosterirler ve baskalarini kucumseme, hakaret etme ve kendilerini ustun gosterme egilimlidirler. OCD, yine ayni sekilde takinti yaparlar. takti mi takarlar, ne yaparsan yap, takarlar. Birak dersin, bitir dersin, laftan anlamazlar.
"yaptığın doğru değil ve savunulacak bir yanı yok."
Birak kardesim, allahini seversen birak.Birak artik ya!
"pişkince uğraştırma diyorsun."
Piskince degil, sana yalvariyorum, birak artik, anladin mi.
Birak artik, gozunu seveyim.
Tamam, ben yalanciyim, sahttekarim, aktorul, Ib.neyim, o.cocuguyum, ama birak artik. Bitir yani. Baska meseleleri konusalim yada hic konusmayalim. Anliyorum seni, haksizliga ugramis gibi hissediyorsun, sozlerinin carpitildigini dusunuyorsun, benim yalanci, duzenbaz, sahtekar bir pislik oldugumu dusunuyorsun. Boyle dusundugun ve hissettigin icin ozur dilerim.
Ama birak artik yani.
Uzatma, takma, taktin mi, takiyorsun.
Bilmeden cumlelerini yanlis anlamisim, yanlis okumusum, ozur dilerim. Senin duzeltme gibi bir sorumluluk hissetmemeni umit ediyorum. Sen biliyorsun bu isleri, benim gibi toy, korpe bi cocukla ne ugrasiyorsun. Bosver. Takma bu kadar. Yolumuza bakalim, yolumuz varsa :)
"Şu ya da buna dair ifadeleri bilmiyorsan araştır, ya da absürt yargılara varmadan önce muhatabına SOR!"
Tamam, arastiririm, sorarim. Birak artik, uzatma yani Haftalardir ayni sey. Benim gibi, adi, o. cocugu, pislik, yalanci, i.bne, duzenbaz, AKtrol, sahtekar bi adamla ugrasma artik. Bitir kafanda. Yanlisladin mi beni, tamam, yanlisla. Bitti, tamam mi canim benim.
Uzatma artik. kan davasi gibi uzattikca uzatiyorsun. Yalvaririm, bitirelim bu konuyu. Takma yani. Bitir. Saka yapmiyorum, ta.sak gecmiyorum, dalga da gecmiyorum benium guzel abim. Bitirelim artik. Eminim senin de onemli islerin vardir, yapilacak pek cok sey vardir, okunacak yazilar vardir,
Bitir artik. Bitirelim. :kiss:
Bak, aciyorum, buradan okuyorum, hepsini okuyacagim, kendime soz veriyorum.
https://science.nasa.gov/universe/dark-matter-dark-energy/
https://www.cfa.harvard.edu/research/topic/dark-energy-and-dark-matter
https://www.livescience.com/what-are-photons
https://link.springer.com/chapter/10.1007/978-3-642-55739-2_34
https://physicsworld.com/a/dark-photons-could-explain-high-energy-scattering-data/
https://www.scientificamerican.com/article/dark-matter-particles-interact-with-themselves/
https://www.researchgate.net/post/The_idea_of_photon_interactions_with_dark_matter
https://dspace.mit.edu/bitstream/handle/1721.1/104092/22-01-fall-2006/contents/lecture-notes/energy_dep_photo.pdf
http://background.uchicago.edu/~whu/intermediate/expansion.html
Seni daha fazla uzmemek icin gidecegim. Simdi cikis yapacagim ve bir daha girmeyecegim. Tartisma icin tesekkur ederim. Kendine iyi bak. Hoscakal.
Bu arada, benim seni uzmeye, kaba bir soz soylemeye hakkim yok. Sen soyledin--ahmak dedin, gerizekali dedin bi dunya sey soyledin--ama benim daha kibar olmam lazimdi. Sana cevap vermemem gerekirdi. Bu konuda uzgunum. Sozlerini de bilerek carpitmadim, sen asiri ince dusunuyorsun, "simdi buarad neye karsi ciktin be ahmak" diyorsun, biseye karsi ciktigim yoktu oysa, illaki karsi mi cikacagim, ben bir yazar olarak fikrimi dile getiriyorum. Anladigim yada bildigim kadariyla yaziyorum iste. Seninle kavga edince elime bir sey mi gececek. Basim goge mi erecek. Neyse, son kez bunu soylemek icin geldim. Ozur dilemek icin geldim. Tekrar hoscakal, umarim hayatin boyunca mutlu ve sihatli olursun. Hoscakalin arkadaslar..!
spartacus
28-04-2024, 13:54
Bu arada, benim seni uzmeye, kaba bir soz soylemeye hakkim yok. Sen soyledin--ahmak dedin, gerizekali dedin bi dunya sey soyledin--ama benim daha kibar olmam lazimdi. Sana cevap vermemem gerekirdi. Bu konuda uzgunum. Sozlerini de bilerek carpitmadim, sen asiri ince dusunuyorsun, "simdi buarad neye karsi ciktin be ahmak" diyorsun, biseye karsi ciktigim yoktu oysa, illaki karsi mi cikacagim, ben bir yazar olarak fikrimi dile getiriyorum. Anladigim yada bildigim kadariyla yaziyorum iste. Seninle kavga edince elime bir sey mi gececek. Basim goge mi erecek. Neyse, son kez bunu soylemek icin geldim. Ozur dilemek icin geldim. Tekrar hoscakal, umarim hayatin boyunca mutlu ve sihatli olursun. Hoscakalin arkadaslar..!
Alvin bu ilk değil, neredeyse her konuda aynısı oldu... ben ne üzüldüm ne kırıldım öyle bir şey söylemedim, ŞİKAYETİM YÖNTEME DAİR, yine söyledim, kişinin ne dediğiyle ilgiliyim, kendisiyle değil.
1, 2, 3 kabul, ama 20 kez izah olmaz. Söylemediğim ya da iddia etmediğim bir şeyi söylemişim, iddia etmişim gibi dönüldüğünde, bir de sırf kelime seçerek yapıldığından toparlamak güç, bin dereden, bin su geliyor, işkenceye dönüyor. En küçük parça için, bilinen en küçük parçayı örnek almamdan, ama daha alt düzey deneyler de bunu -şu an- mutlak alamayacağımıza dair fikir de verir durumda ise, şerh koymamdan daha doğal ne olabilir...
-------------------------------------------------------------------------------------
"Bu arada, benim seni uzmeye, kaba bir soz soylemeye hakkim yok" demişsin;
Bir örnek vereyim;
Sen hak nedir git öğren araştır, hukuka bak. Hukukta hak olmadığını söylemişsin. Öyle bir şey mi olur, hukukun işlevselliği hak ve özgürlükler ekseninde anlam kazanır. Söylediklerin hukukla bağdaşmaz, haktan söz etmişsin, al kaynak vereyim oku.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Hukuk
Bu durumda ne yapılır? Dönersin dersin ki cümleyi oku ben "hak yok demedim, -hakkım yok- demişim" dersin. peki ben tekrardan aynı şeyi sürdürürsem
Hukuku öğren hukuk böyle olmuyor, al sana link vereyim, bak bakalım Ali, Veli (OTORİTE) hak üzerine neler söylemiş. Bir şey bildiğini sanıyorsun, insanlar sana mı inanmalı, hukukta HAK ve özgürlük kavramı yoktur diyorsun. Bir şey bildiğini sanıyor. Kim demiş hukukta hak kavramı yoktur diye, öyle şey mi olur...
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan_haklar%C4%B1
Bu süreç böyle tam 3-5-10 kez devam etmiş ve daha başından beşincisine kadar da strawman fallacy, cımbızlama, otoriteye -onlarda piyasacı, yotuberlikte tavan yapmış sözde popüler bilimciler- başvurma vb. safsatası sergilemişim, sürekli izah, hesap vermişsin, yani mesele resmen savunmaya, yargıç-sanık ilişkisine dönmüş.
O hale gelmiş ki, çorbaya dönmüş, artık kullandığım her kelimeyi de açıklama mecburiyeti doğmuş, çünkü dikkat etmek zorundayım, zira cümleden kopartılır, bu sefer de o kelime üzerinden başka yerlere gider, bu olmasın diye de her cümlemi neye dayanarak söylemişim uzun, uzun açıklamak zorunda kalmışım...
Strawman fallacy - Korkuluk safsatası
https://tr.wikipedia.org/wiki/Korkuluk_mant%C4%B1k_hatas%C4%B1
Cımbızlama safsatası - cherry picking
https://www.safsatasozlugu.com/cimbizlama--45
Argumentum ad verecundiam - Otoriteye başvurma
https://tr.wikipedia.org/wiki/Argumentum_ad_verecundiam
---------------------------------------------------------------------------------
Son olarak; hayatımın 30 yılını yoğun okuma, araştırma, yer yer, felsefe alanında seminer-ki benim yaklaşımım farklı, seminer de değiller, 50-70 kişiyi de dahil ettiğim bir dinamik, diri ortam- vererek geçirdim, ekonomi-politik, felsefe-bilim, tarih, psikoloji, edebiyat-şiir(ağırlıklı), 30 yıl boyunca ciddi bulduğum tüm bilim-teknik dergilerine aboneydim, üniversitelerde kaynak olan kitapları dahi edinip, evimde kendi, kendime ders verdim, 40.000 kitaplık kitapevim de oldu, çetele de tutmadım, bir insan 1 karış suya girince bir çok ifadesini açıklama gereği hissetmez, çünkü 1 karış suda, tüm bağıntı, ilişkilerden, deryadan haberi yoktur. Örneğin bir kavrama dair elinde 1 varsayım-yargı vardır, 1 metreye giren ise ilgili kavrama, olguya dair onlarca bağıntılı ilişki(yani izah ederken tüm bu ilişkilerle çelişmemesi gerektiğinin farkındadır, öyle söylenemez çünkü bununla çelişir, böyle düşünülemez çünkü ilgili şu bağıyla çelişir, böyle düşünüyorsam, bunu ilişki, bağıntılarıyla ortaya koyup gerekçeleri sunmam gerekir vs.) ve bu kavram olay, olgulara dair de ortada 1 düzine ve bunların da %90'ının saçma, %9'unun da safsata-hatalı varsayım olduğunu bilirse, izah ederken tümünü gözeterek yapar. üzerinde 500 sayfa kitaplar yazılmış konular işleniyor, en nihayetinde kitaba bakıp, son sayfasında ulaştığımız varsayımı alıp, bu kitaba ne gerek var, sonunda söylemişsin işte, söyle ve çık denemez, o yargıyı anladıysan, o 500 sayfa izah, veri sunumu, dayanakların sergilenip, izahı sayesindedir.
Örneğin A kişisi çıkıp kuantum deneylerini yorumluyor; diyor ki, parçacıklar var olup yok oluyor, efendim işte su'da oluşan kabarcıklar gibi -paşalarımız yargıya varmış, popüler bilimci modern mitolojistlere GİZEMLİ-SIRLI bir pasta sunmuş bile!. İşte bunu diyen ya OTORİTEYE, STATÜKOYA YARANMAK İÇİN çalışan bir menfaatçi, ya POPÜLER BİLİM ADI altında üretilen LAFAZANLIĞIN yiyicisi, ya da gerçekten ahmaktır, maldır, hakaret olarak söylemiyorum, ahmaktır. Bir de elştiremeyenler vardır, düşünemeyenler, kişisel kariyer ya da OTORİTE, STATÜKO bu saçma yorumları YARGI haline getirmiş, eleştirsem, farklı görüş sunsam DALGA GEÇİLİR diye. Aynı olguyu ben farklı yorumlarsam; yukarıda ifade ettiğim deneyden ve üzerine yapılan o fakir yorumdan habersiz olduğum anlamına gelmez ve dönüp bu kişinin söylediğini bana link olaraka atıp, bak ne demiş, BUNU KABUL EDECEKSİN! diye gelmenin de bilinçli bir tutum olmadığı açıktır, irdeleme derinliği veya yeterli veri deposu-bilinci yoktur, sadece yargılara bakıp, biat edip çıkmıştır ve bu durumunu görmek yerine muhatabanın farklı düşünmesinin sebebinin, muhatabanın konuya dair hiç bir şey bilmediği önyargısıyla, kendi biatını pekiştirmiştir, gerkeçesi sanmıştır. (bu bağnazlıktır, hepimiz, bir çok konunun cahiliyiz zaten bunu bilmek önemli, aksi bağnazlık olur).
Diyelim ki ışık vasıtasıyla görüyoruz, cisim belirli frekanslarla ışıma yapıyor -demek ki ortam dalgalı!-, böylece o cisim sadece FAALİYET halinde iken tespit edilebilir. 100 metre ötede, zifiri karanlıkta sinyal veren bir araç gibi, sinyal aldığınızda o araç var, almadığınızda yok olmuş olmuyor... Bilim böyle yapılmaz, deney böyle yapılmaz, DENEYLERİN İMKAN VE OLANAKLARI, ortamı(koşulları da içindedir) her yorumda daima 1. maddeye konmalıdır. Kaldı ki, bilimin gözlem, deney zemini veri edinim zeminidir, buradan YORUM DEVREYE girer, bu bağlamda da KISTAS AKIL-MANTIĞA ve elbette bilimsel kriterlere uygunluğu, bağlayıcı tüm ilişki, etkileşimlerle de tutarlı olması gerekir. Şu anda bilim %1, ticari SEKTÖR, menfaat, ideolojik körlük, statüko, kariyer, menfaat, etkileşim kasma-popüler olma namına vs. biçimiyle istismarı ise %99 ve %99'u bilim falan değil. Nobel ödülü vb. türünde ödül vermek tümü de saçmalık, statükonun gölgesidir, medya ağı, sermaye stoküko'nun elinde, neyse konu bu değil, ama resmen ortaçağın META egemenliğiyle başka bir türü. Bu deneyler öyle herhangi bir cismin GÖZLE GÖRÜLMESİ gibi bir imkan sunan deneyler değil, olamaz da -çünkü belirli bir düzey etkleşime bağlı, daha alt frekansları -faaliyetleri- algılama şansı yok-, etkilere, alıcıların verdiği tepkilenme, yani bir nevi tetik çerçevesinde veya bıraktığı emareler, yaptığı girişimler, titreşimler vs. ile.
Şu da savunma değildir-> bir yorumun saçmalığını ortaya koyuyorum kişi dönüp diyor ki, görmüyor musun teknolojiyi, faydalarını, yok bu adamlar orada uğraşıyor vs., bu da safsatadır, insan ateşin ne olduğunu bilmezken ateşi kullanıyordu, kütle çekimi bilmezken faydalanıyor, debi nedir bilmezken su değirmenleri işletiyordu vs. değil mi? Yani bir şeyi keşfetmek başka bir şey, o şeyin nasıl anlam kazandığını anlamak-açıklamak başka, burada safsata, akıl-mantık dışı üfürükler olmamalı, yoksa keşif bir çok yarar sağlar doğru, ama ikisi birbirine karıştırılmamalı...
Neyse, kişisel bir tavrım yok, kişi bana hakaret etmiş yok efendim şöyle demiş, bunlara hiç takılmadım, takılmam da, forum örnekleriyle doludur, şikayet de etmem, etmemişimdir, beni sadece konuya dair söyledikleri ilgilendirir, dönüp cevap vereceksem yine onlara veririm...
spartacus
28-04-2024, 15:55
Madde konusu açısından da, ne NASA ne de günümüzün Big Bang merkezli OTORİTE merkezleri, bu konularda tutarlı ve dürüst davranmıyorlar. Şöyle bir kuralımız hiç olmadı; "Madde kütlesi olandır", bu yalan, hiç bir kaynağa gereksinimim yok, düpedüz yalan diyorum, çünkü işlerine geliyor.
Kütleden söz ededebilmek için ihtiyaç duyacağımız en temel faktör NİCELİKTİR. Maddeyi kütle üzerinden tanımlamaya kalkmak hem totoloji hem de tanımlarda uyulması gereken kriterlere, akıl-mantık çerçevesine uymaz(ki bu forumda bunu 5-6 kez zaten dile getirmiştim). Bu tanım cisimlere dair bir anlam ifade edebilir, bu zeminde cisim kelimesini kullanmıyoprum, form-yapı diyorum.
Madde kütlesi, madde miktarı olan bir büyüklüktür(nicel miktar ve nicel iş'e dayalı ifadeler) vs. vs. vs.dir-> gibi bir tanım totoloji, hatta saçmalık. Bana, 1.000 tane bile olsa, maddeyi, kütle temelli tanımlayan link vermek, otoritiye başvurmak anlam ifade etmiyor, zaten yanlış tanımladıklarını söylüyor, izah ediyorum, biliyorum ki itiraz etmişim. Buradaki safsata nedir? İZAHIMA bakmak yerine, bana yanlış olduğunu bildiğim linki vermek sadece safsatadır, yanlışı otoriteye başvurarak kabul etme hatasıdır da...
Yine bu başlıkta söyledim, tartışmalarda kaynak verip, şu demiş, bu demişe yönelmek "Argumentum ad verecundiam" safsatasıdır, bu safsata olmasa bile hiç bir tartışmada bunu bu biçimde yapmadım, çünkü yanlış olduğunu, hukuku da zedelediğini biliyorum, kaldı ki tartışanların bir beyni yok mu, düşünüp, irdeleyemiyor mu?. Muhataplı tartışmalar başka bir şeydir, bir tez, araştırma, bir konu üzerine makale vb. kaynağa başvurmak başka. Yani NASA, MASA, madde => kütlesi olan demiş diye bu doğru olmuyor, bu zaten düpedüz totoloji, hatta daha beter, püsküllü saçmalık.
Madde spesifik olarak TANIMLANAMAZ, bu öznel bir durum değil, bu bir olgu durumudur Madde cisimlerin, form-yapıların, bağlı ilişkiler, hareket, etkileşimlerden açığa çıkan türlü kuvvetlerin vb. vb. MUHTEVASIDIR... Çünkü; bizim tüm kavramlarımız, işaret edip isimlendirdiğimiz, ETKİ-TEPKİ zemininde -VERİ-, madden olan ne varsa edindiğimiz verileri yorumlamakla ilgili ve elbette FORM-YAPILARA(madden açığa çıkan yapılar) dairdir. Madde ancak FAALİYET halinde farkedilendir, ancak şu ya da bu diye özel bir sıfatla tanımlanamaz ve faaliyetler salınım gösterdiğinde-ki bu kaçınılmaz-, salınım aralıklarına bakılarak(etki alınamadığında), madde bir var oluyor, bir yok oluyor denemez, bu da bir diğer saçmalıktır...
Madde'yi "parçalanamaz en küçük yapıtaşı ->atomdur" esasıyla, olabildiğince spesifik tanımlayan Demokritos'dur, ama O'nun tanımı da çarpıtıldı. Bizimkiler, atom parçalanamaz en küçük yapı taşıdır derken, BİR FORM-YAPIYI atom olarak tanımladı, FORM-YAPILAR NASIL PARÇALANAMAZ, akıl-mantık dışı değil mi? Oysa Demokritos'un atomu form-yapı değil, parça içermez ve bu sebeple parçalanamaz. Elektron, proton, nötron demişsek, burada bir form-yapı söz konusu, bunlardan birisi sistemden ayrılsa ne olur? Temel madde ise o parçacıkların(form-yapının, form-yapılarının) muhtevasına denir.
Evrende gördüğümüz, duyumladığımız ne varsa, muhteva maddedir, ancak bu GÖZLE görmek anlamı ve zorundalığı içermez, biz ancak ve ancak maddeyi, faaliyet halinde -ETKİ-TEPKİ halinde ve elbette bunu algılabildiğimiz oranda- bir yere ve belirli bir seviyeye kadar- fark edebiliriz... En küçük yapı taşının yükünden söz edilemez, zira başka parça içermez, ancak bu, parçalar arasındaki ilişkinin açığa yük çıkartmadığı anlamına gelmez. Parçanın yüksüz olması başka, ilişki ağı veya form-yapıca bir araya gelmeleri durumunda açığa etki-tepki, iş ve işin kapasitesi olarak enerjji olgusunun çıkması başkadır(çünkü A+A = A2 olmuştur dolyısıyla A yüksüz olsa bile A2 yüklüdür ve bizim görece ölçütüğümüz değerler, büyüklükler, iş(kapasitesi=enerji) dediğimiz de o yükle ilgilidir). İşte biz neyi tanımlıyorsak, o form-yapılara dairdir, neyi tecrübe ediyorsak da o yapılar ve ilişki ağlarınca açığa çıkan görece ve çok çeşitli etki-tepkiler, ölçeğiyledir. İsimlendirmelerimiz, tanımlarımızı da farklı kılan yine ilgili ve görece etki-tepkinin şiddeti, etkile-n-me biçimi vb. ile ilgilidir.
Kısaca önce de söylediğim gibi, -bu bir METAFORDUR -uzayı sıkı bir un deryası gibi düşünürsek, biz el yordamıyla -ETKİ-TEPKİYE dayalı bir biçimde görece etki-tepkisini alabildiğimiz, tepki verebildiğimiz veya tepki verebilenler-yansıtabilenler ölçekli form-yapıları görerek hareket eden, özneleriz(madden düşünürsek->form-yapılarız), ne mavisi, ne kırmızı, sarı, yeşili, ne aydınlık, ne karanlık tüm bunlar sadece, ama sadece aldığımız etkilere dayalı yaptığımız yorumlardır(görmektir). Un deryasında balık, gezegenler vb. büyük parçalarla balina gibiyiz, içimiz de, dışımızda O unla dolu, iterek, çekerek ilerlediğimiz gibi, o un bizzat içimizden geçiyor, içimiz, dışımız un, biz undan meydana gelmiş görece birleşen parçaların olşturduğu form-yapılarız. Yani bir cisim hareket ederken bile aslında un'da hareket ediyor, yani o un, içinden de geçiyor haliyle iç, dış farklar, iç,dış etkileşim farkları vb, bir dolu görece yük farklılıkları, etki-tepki ve yayılım, alımları, hissedilir, hissedilmez vakum an ve alanları vb. de yaşanıyor, bizler tümünü de edinebildiğimiz etki oranıyla isimlendirip, bağlamıyla tanımlıyoruz.
Bu ifadelerim namına benden kaynak istemeyin, bu benim görüşüm-düşüncem ve genel, geçer 1-2 kavramı da zaten kullandım, illa detaya da inmedim-, kendi, kendimin kaynağı da değilim, ifadelerim gerkçeleriyle, dayanaklarıyla ortada, eleştirmeniz için kaynaktır bu ve eleştirilebilinir tüm detayları akıl-mantıkla bağdaşan çerçevede, gerekçeleriyle sundum zaten.
spartacus
04-05-2024, 04:47
https://www.youtube.com/watch?v=gnS4IxuRPs4
https://www.youtube.com/watch?v=Oy9cMMJuE9Y
https://www.youtube.com/watch?v=35bzGRvDrrU
Burada yargic gibi davraniyor ve muhatabini yargiliyorsun, niyet okuyor, falcilik yapiyorsun. Bunlari umursamiyorum. Yazdikca yaziyor, muhatabini bezdirmeye calisiyorsun. Sen kimsin ki, senin sozlerini carpitayim. Benim baska isim gucum mu yok. Trolluk yapiyorsun iste. Kafana gore kavram kullaniyorsun, bilimde nasil kullanildigini soyluyorum, sanki seninle tartisiyormusum gibi, sahsima yonelik yaziyorsun. Bir de, "ben soyleyene degil, soylenilene" yonelik yaziyorum diyorsun. Ahmak, gerizekali, trol diyen babam mi. Umursamiyorum, karsisindakine sinirlenince kufur eden milyonlarca insan var sokakta. Bana ne!.
Ben, bilime guveniyorum, bilim kusursuz degil elbette ama baska da birsey yok elde. Seni mi dinleyecegim, bilimi mi! Bilim, bilim sen ne guzel seysin. Giderim, Scientific American okurum, National Geographic okurum, New Scientist okurum, Philosophy Now okurum, Skeptic okurum, binlerce bilim, sanat, felsefe kitaplari var, gider onlari okurum, kalkip seninle sozlu satasmalara mi girecegim. Sanki isimiz gucumuz yok, bilincli olarak kalkip sozlerini carpitacagim. Oldu..Bak, bu sitede benim gib, oturup da, enerjisinden, zamanindan veren ve emekle yazan 3 kisi daha yok.
Ama yazmayacagim. Senin siteni desteklemeyecegim. Dinsiz, akp ile ilgili basliklari buraya tasisin, sen arada bir iki trole cevap yaz, onlarin sacma sapan duz dunya iddialarina cevap ver, arada bir musluman gelsin, ona yazarsin, yildiztozu arada bir ugrasin, bir sey paylassin, khaos ona buna atarlansin gelsin, rahatlamaya calissin burada. Boyle bu site. Bu siteye emek vermis biri olarak, uzuluyorum, buraya getirdiginiz icin uzuluyorum. Site resmen oldu. 3-5 akilli adami da sen kovaladin. Ulpian, astar, ivan..Kaldin simdi 1 adamla yaz, kendi kendine yaz. Yazik gunah. Boyle bir siteye yazik gunah!
Insani, g.tu delikli maymuna indirgeyen khaos ile, ahlaksiz ile yazin durun bakalim. Hukuk diyorsun, senin materyalist arkadaslarin hukuk da dahil, hic bir insani prensibe inanmayan indirgemeciler. Madem hukuk diyorsun, bu adamlar hukuka da inanmiyor, etige de, ilkelere de inanmiyor, kalkip da cevap verdin mi bunlara? Kalkip benimle ugrasiyor ya. Sen, kalkip once, arkadaslarina cevap ver. Bana hukuktan bahsedecegine. Onlara cevap verdin mi? Yok. Onlar da sen de hukuk felsefesinden bihabersiniz. Kalkip da, felsefe mi yapalim, bilimden mi bahsedelim, sanattan mi bahsedelim spartacus. Kim yazacak? Kim yazacak bu siteye? 1 yada 2 kisi belki. Benim actigim basliklari okumadin mi. Kim yazdi bu kadar? Sen, karsindakine terbiyesizlik yaptin, ben de artik sitende yazmayacagim. site senin, istedigin kadar yaz, eglen bakalim. Kolay gelsin.
Beklemiyorum ama ozur dilemedikce, ben yazmam bir daha. Al, yaz bakalim. Istedigini yaz, rahatla. Hedef tahtasina koymus adam, sucluyor da sucluyor. Yaz kardesim yaz. Yazma diyordum ya, istedigin kadar yaz. Al, istersen bunu da sandiga kaldir. Yaz bakalim,site senin degil mi! Cevap hakkin yok mu, yaz, on tane daha yaz. Yaz kardesim, alvin sen ne uckagitcisin, ne sahtekarsin, ne trollsun vs istedigini yaz. Carpitiyormusum, isim gucum yok seninle ugrasacagim. Kelime oyunu yapacagim.Seninle burada kelime oyunu yapacagima evrim temali gider makale yazarim. Gider hormonla ilgili yazarim, gider baska bir makale yazarim. Olmadi gider ailemle zaman geciririm, bir kitap okurum, bir dil ogrenirim, bir piyano calarim. Seninle mi ugrasacagim ya!. Baska isimiz gucumuz mu yok. Olaya bak. 10 kere izah etmisim diyorsun
Niye izah ediyorsun kardesim on defa! Baska isin gucun mu yok.
Cok mu bos vaktin var?
Demek ki, ben farkli dusunuyorum, demek ki ben bilmiyuorum, demek ki, anlamiyorum ne dedigini, demek ki o noktaya bir itirazim yok. Sen nioye 10 defa izah ediyorsun. Niye bu gorevi kendine yukluyorsun? Biz de 10 defa yazmisiz, izah etmisiz, bilim otoritelerinden ( evet onlar otorite su an, sen degilsin) kaynak vermisim, ben onlari ciddiye aliyorum, sen 100 kere izah et, yanlisla, demek ki, ben seni dikkate almiyorum. Terbiyesizliginden once dikkate aliyordum, adamin sahsi yorumu, bir bakis acisi var diyordum, dikkate aliyordum, ama hakaretlerinden sonra sen de herkes gibi oldun gozumde. Muhatabina kufur eden bir adam oldun. Sen, eskiden benim ne kadar da saygi duydugum bir adamdin ustelik. Ama bu saygiyi bitirdin.
Simdi yaz, 100 tane daha yaz. Yanlisla muhatabini, hakli cikar kendini. Ne istersen yaz iste. Al, eglen kendi basina. Zaten 3 kisiyiz burada. Onu da sen berbat ediyorsun ve kovaliyorsun muhatabini. Ben, 100 defa izah ettim diyorsun, sen niye 100 defa izah yapiyorsun. E biz de burada yazmisiz, onlarca saat yazmisim, seninle ugrasmisim, gitmisim, kitap almisim kutuphaneden fizikle ilgili, gitmisim arastirmisim, okumusum, zaman harcamisim, para harcamisim. Biz kalkip da bunlari dedik mi burada. Ben bir sey yazarken onlarca saat zaman harcamisim burada. Kalkip da kimsenin de yuzune vurmamisim bunlari--simdiye kadar--
Al simdi ne istersen yaz. Suan uzuluyor muyum, uzulmuyorum. Niye uzuleyim artik.. Al, istedigin gibi kulllan bir iki kisiyle.
Ben, beynin evrimini yazacaktim, canlilarla ilgili yazacaktim, baska seyler yazacaktim, aldin, kan davasina dondurdun resmen, isin icine ediyorsun, hem sucluyorsun hem de sanli ben sucluyormusum, yargiliyormusum gibi kafanda kuruyorsun.
100 kere izah ediyorsdun--kendince. Etme kardesim. Demek ki, anlasamiyoruz, Sen niye 100 defa yaziyorsun. E benim harcadigim onlarca saate ne olacak? Verdigim emege ne olacak. Sozlerini carpitmisim, niye carpitayim kardesim, baska isim mi yok benim ya. Gelip sanal alemde tanimadigim adamlarla kelime oyunu yapayim. Gider guzel bir kitap okurum, bir film izlerim, seninle mi ugrasacagim! Olaya bakar misin ya. Bunu bile yazarken bir saatimi aldi benim.
Madde cisimlerin, form-yapıların, bağlı ilişkiler, hareket, etkileşimlerden açığa çıkan türlü kuvvetlerin vb. vb. MUHTEVASIDIR... Çünkü; bizim tüm kavramlarımız, işaret edip isimlendirdiğimiz, ETKİ-TEPKİ zemininde -VERİ-, madden olan ne varsa edindiğimiz verileri yorumlamakla ilgili ve elbette FORM-YAPILARA(madden açığa çıkan yapılar) dairdir. Madde ancak FAALİYET halinde farkedilendir, ancak şu ya da bu diye özel bir sıfatla tanımlanamaz ve faaliyetler salınım gösterdiğinde-ki bu kaçınılmaz-, salınım aralıklarına bakılarak(etki alınamadığında), madde bir var oluyor, bir yok oluyor denemez, bu da bir diğer saçmalıktır...
Madde'yi "parçalanamaz en küçük yapıtaşı ->atomdur" esasıyla, olabildiğince spesifik tanımlayan Demokritos'dur, ama O'nun tanımı da çarpıtıldı. Bizimkiler, atom parçalanamaz en küçük yapı taşıdır derken, BİR FORM-YAPIYI atom olarak tanımladı, FORM-YAPILAR NASIL PARÇALANAMAZ, akıl-mantık dışı değil mi? Oysa Demokritos'un atomu form-yapı değil, parça içermez ve bu sebeple parçalanamaz. Elektron, proton, nötron demişsek, burada bir form-yapı söz konusu, bunlardan birisi sistemden ayrılsa ne olur? Temel madde ise o parçacıkların(form-yapının, form-yapılarının) muhtevasına denir.
Evrende gördüğümüz, duyumladığımız ne varsa, muhteva maddedir, ancak bu GÖZLE görmek anlamı ve zorundalığı içermez, biz ancak ve ancak maddeyi, faaliyet halinde -ETKİ-TEPKİ halinde ve elbette bunu algılabildiğimiz oranda- bir yere ve belirli bir seviyeye kadar- fark edebiliriz... En küçük yapı taşının yükünden söz edilemez, zira başka parça içermez, ancak bu, parçalar arasındaki ilişkinin açığa yük çıkartmadığı anlamına gelmez. Parçanın yüksüz olması başka, ilişki ağı veya form-yapıca bir araya gelmeleri durumunda açığa etki-tepki, iş ve işin kapasitesi olarak enerjji olgusunun çıkması başkadır(çünkü A+A = A2 olmuştur dolyısıyla A yüksüz olsa bile A2 yüklüdür ve bizim görece ölçütüğümüz değerler, büyüklükler, iş(kapasitesi=enerji) dediğimiz de o yükle ilgilidir). İşte biz neyi tanımlıyorsak, o form-yapılara dairdir, neyi tecrübe ediyorsak da o yapılar ve ilişki ağlarınca açığa çıkan görece ve çok çeşitli etki-tepkiler, ölçeğiyledir. İsimlendirmelerimiz, tanımlarımızı da farklı kılan yine ilgili ve görece etki-tepkinin şiddeti, etkile-n-me biçimi vb. ile ilgilidir.
Kısaca önce de söylediğim gibi, -bu bir METAFORDUR -uzayı sıkı bir un deryası gibi düşünürsek, biz el yordamıyla -ETKİ-TEPKİYE dayalı bir biçimde görece etki-tepkisini alabildiğimiz, tepki verebildiğimiz veya tepki verebilenler-yansıtabilenler ölçekli form-yapıları görerek hareket eden, özneleriz(madden düşünürsek->form-yapılarız), ne mavisi, ne kırmızı, sarı, yeşili, ne aydınlık, ne karanlık tüm bunlar sadece, ama sadece aldığımız etkilere dayalı yaptığımız yorumlardır(görmektir). Un deryasında balık, gezegenler vb. büyük parçalarla balina gibiyiz, içimiz de, dışımızda O unla dolu, iterek, çekerek ilerlediğimiz gibi, o un bizzat içimizden geçiyor, içimiz, dışımız un, biz undan meydana gelmiş görece birleşen parçaların olşturduğu form-yapılarız. Yani bir cisim hareket ederken bile aslında un'da hareket ediyor, yani o un, içinden de geçiyor haliyle iç, dış farklar, iç,dış etkileşim farkları vb, bir dolu görece yük farklılıkları, etki-tepki ve yayılım, alımları, hissedilir, hissedilmez vakum an ve alanları vb. de yaşanıyor, bizler tümünü de edinebildiğimiz etki oranıyla isimlendirip, bağlamıyla tanımlıyoruz.
Yukarida secip de alintiladigim noktalarda benim bir itirazim yok. Sen bunlari anlatinca, bizim bunlari reddettigimizi farz ediyorsun. Oyle bir sey yok ki!. Benim burada, temel olarak senin tutumuna elestirim var. Her seyde bir sey ariyorsun. Bunu yapma iste.
Yasadigimiz genel bir olaya bir ornek vereyim bu arada.
Spartacus: "Madde spesifik olarak TANIMLANAMAZ"
Alvin: Bilim maddeyi tanimliyor. Tanimi da veriyor ve diyor ki:" Matter, material substance that constitutes the observable universe and, together with energy, forms the basis of all objective phenomena." Bunu Britanica veriyor mesela. Bulabildigim butun bilim kurumlari tanim veriyor. Bu tanimlari dunyadaki butun bilim kurumlari yapiyor.
Spartacus: Olum bak, hala bilim kurumlari diyorsun!
Alvin: Niyee?
Spartacus: Lan oglum, izahini 10 kere yaptim ya, sen bilime mi guveneceksin, bana mi guveneceksin, hiyar!
Alvin: ama bilim kurumlari, bilim insanlari, universiteler .....
Spartacus: Yaawww! Bana bilim kurumlarindan kaynak verme Alvin!! Hepsi YANILIYOR. Dunyadaki butun bilim kurumlari sacmaliyor. Ben, onlarin sacmaladigini da burada --TD sitesinde-- izahini yaparak ortaya koyuyorum. Benim izahima bakacagina, gidip tekrar tekrar surdan buradan kaynak getirmeye calisiyorsun. Ulan zaten ben adamlarin yanildigini soyluyorum, ne diye gidip bana tekrar tekrar kaynak getiriyorsun, p.zevenk.! Bos konusuyorsun Alvin, s.ktir git, bana kitaptan, NASA'dan, MASA'dan bahsetme. Zaten bu adamlar YANLIS BILIYOR olayi. 100 defa izahini yaptim. Hic mi anlamiyorsun ya! Ot mu cekiyorsun, alginda problemin mi var, baska bir sey mi, anlamadim gitti ya!
Alvin: Iyi ama spartacus, sen bilim adami degilsin, biz bilimi genel olarak rehber ediniyoruz. Bilime bakiyoruz, datum nedir, degerlendiriyoruz, ke4ndimizce de yorumluyoruz.
Spartacus: Alvin'cigim, s.tir et bilimi milimi, datumu, hem datum ne! Havali kelimeler kullanacagina diri konus, konuya odaklan! gel beni dinle sen, sen ne yapacaksin! benim izahima bak, senin aklin fikrin yok mu ulan! 40 yildir ben bu konulari arastiriyorum, okuyorum, binlerce kez dusunmusum bu konulari. Boru mu!
Alvin: Tamam abi o zaman..
Spartacus: hah soyle oglum, yola gel biraz, omrumden omur aldin. aq. :)
spartacus
08-05-2024, 09:31
Alvin ne yaptığını 10 kez izah ettim, artık etmeyeceğim, zira devam ediyorsun. Kısaca yaptığını açıkca, somut olarak dile getirdim, insaf. Yine aynı rezilliğe sarılmışsın(yalan, çarpıtma, korkuluk safsatası), benim adıma tiyatro da yapmışsın, ben siktir et bilimi, milimi hiç demedim - burada bilimi İSTİSMAR VE siktir eden ve trol oyunu oynayan sensin, bağnaz ve yobazca davranıyorsun.
BARİ SPESİFİK kelimesinin ANLAMINI ÖĞRENSEYDİN :)
Alvin: Bilim maddeyi tanimliyor. Tanimi da veriyor ve diyor ki:" Matter, material substance that constitutes the observable universe and, together with energy, forms the basis of all objective phenomena." Bunu Britanica veriyor mesela. Bulabildigim butun bilim kurumlari tanim veriyor. Bu tanimlari dunyadaki butun bilim kurumlari yapiyor.
Bu GENEL TANIMDIR, buna dair tek bir cümle etmiş miyim? Bir kez olsun bu genel ifadeye dair eleştirim olmuş mu? 10 kez TROLLÜK YAPTIĞINI YAZDIM, HALA DAHA YAPIYORSUN, bu sözlük tanımına zaten katılıyorum, bize göresi elbette maddenin muhteva, temel yapı taşı olmasıdır, bu sözlük tanımı da zaten çelişmiyor :)
O halde bu cevabın ne anlam ifade ediyor? Maddeyi, kütle esaslı tanımlamak => TOTOLOJİ, AKIL, MANTIK HATASIDIR, BİLİMLSEL de değildir, bilimle de bağdaşmaz, BEN BUNDAN -spesifiğe inildiği haliyle- SÖZ ETMİŞİM...
neyapmış oldun şimdi, verdiğin cevabın anlamı ne? BOŞ TENEKE olmadı mı?
Eleştiremeyeceksen, sırf AKSİ BİR ŞEY SÖYLEYİM DE, ÇAMUR ATAYIM İZİ KALSIN DA, NE OLURSA OLSUN tavrı sergileyeceksen SÜRDÜRMENİN anlamı yok, bu seni onrusuluk ve kişiliksizleştirmekten öte anlam taşımıyor. madem iddia ediyorsun ki, "maddenin tanımında kütleyi esas alarak totolojiye başvurulmuş olması hadadır" ifadem bilmsel değildir, lafazanlık yapmadan, yalana, yanlışa, dolana, trollüğe, SAFSATAYA sapmadan, yani söylediğimi ele alarak açıkla.
Cidden bu tür konuları neden TROLLÜYORSUN, derdin ne? Sorunun ne?
Ben, senin soylemedigin bir seyi, sen soylemissin gibi mi ifade ettim ki, bu yaklasimi sergiliyorsun. Asil sana insaf! Vicdansiz!. Sen, belirli bir metinde "bilimi sttir et, gel beni dinle" seklinde yazmadin, ama oraya getiriyorsun. Bunu soyluyorum cunku, X blah blah blahtir diyorsun, ben de gidiyorum, Nasa'ya sruyorum, universite ders kitaplarina bakiyorum, kutuphaneye gidiyorum arastiriyorum ve dediginin tam olarak dogru olmadigini okuyorum. Buraya da gelip, ifade ediyorum. Diyorsun ki, "bana bunlarla gelme Alvin! Ben zaten adamlarin ---adamlar dedigimiz burada benim buldugum kaynaklar--yanlis oldugunu goruyorum, gozlemliyorum ve neden yanlis oldugunu da burada izah ediyorum diyorsun. Bu ne demek? bBen sana 100 tane saygin universiteden getiririm, sen de, cp ayetciligi yapma, adamlar sacmaliyor, totoloji yapiyor diyeceksin. O yuzden lafini ya geri al, ya davranisini, soylemini duzelt.
"tiyatro.." Tiyatro yapmiyorum. Sen bunu bana yaptin, ne var bunda kiziyorsun. Bir yazar olarak, kendimce dile getirdim iste. Ne bozuluyorsun.
"Bilimsellikten uzaksın, bilim oradan, bıuradan C/P ayetçiliği değildir," Ben, bilimsellikten uzak degilim. bilim insanlari ne diyor, bunu dikkate aliyorum, hepsi bu. Bilim X'e Y'dir diyor, sen Z'dir diyorsun ve ben de bilimin ne dedigini kaynak vererek soyluyorum. Hepsi bu! Nereden cikariyorsun ayet mayet c/p'si.
"bağnaz ve yobazca davranıyorsun. " Niye mesela? Burada soyleneni gidip de aratirdigim icin mi yobaz ve bagnazca davranmis oluyorum? Niye mesela? Soyle.
"evrim karşıtlarından tek farkın, evrim karşıtı olduğunu söylememiş olmak" Alakasi yok.
"TROLLÜĞE, ÇARPITMAYA, YALANCILIĞA BAŞVURUYORSUN" Hayir, oyle bir sey yok. Neden olmadigini da yukarida acikladim.
Okumaya devam edecegim ama ders calisiyorum. Gece saat 1. Baska zaman devamini okurum. Yaptigin tek sey, yargilama. Hakaret, itham..bunlar. Kendine gel biraz. Sinirliysen de, ara ver, yazma.
spartacus
08-05-2024, 10:12
Diyorsun ki, "bana bunlarla gelme Alvin! Ben zaten adamlarin ---adamlar dedigimiz burada benim buldugum kaynaklar--yanlis oldugunu goruyorum, gozlemliyorum ve neden yanlis oldugunu da burada izah ediyorum diyorsun. Bu ne demek? bBen sana 100 tane saygin universiteden getiririm, sen de, cp ayetciligi yapma, adamlar sacmaliyor, totoloji yapiyor diyeceksin. O yuzden lafini ya geri al, ya davranisini, soylemini duzelt.
Sen önce düzenbazlığı, yalancılığı, çarpıtmayı bırak, SPESİFİK kelimesinin anlamını da öğren.
MADDEYİ KÜTLE ESASLI TANIMLAMAK TOTOLOJİDİR, benim itirazım bu temele dairdi, senin ÇARPITTIĞIN GİBİ DEĞİL Kİ!. Bunun için neden özür dileyecem, kimden? Bu bilim dışı bir yaklaşımdır, bu benim keyfiyetimle ilgili değil ki, BU yaklaşımın TOTOLOJİ olmasıyla ilgili...
gerisi, senin -sanki ben genel bir tanıma dair eleştiri yapmışım gibi- çarpıttığın genel ifadeye dair ise tekrar etmeyim, YORUMSUZ..
Alvin ne yaptığını 10 kez izah ettim, artık etmeyeceğim, zira devam ediyorsun. Kısaca yaptığını açıkca, somut olarak dile getirdim, insaf. Yine aynı rezilliğe sarılmışsın(yalan, çarpıtma, korkuluk safsatası), benim adıma tiyatro da yapmışsın, ben siktir et bilimi, milimi hiç demedim - burada bilimi İSTİSMAR VE siktir eden ve trol oyunu oynayan sensin, bağnaz ve yobazca davranıyorsun.
BARİ SPESİFİK kelimesinin ANLAMINI ÖĞRENSEYDİN :)
Bu GENEL TANIMDIR, buna dair tek bir cümle etmiş miyim? Bir kez olsun bu genel ifadeye dair eleştirim olmuş mu? 10 kez TROLLÜK YAPTIĞINI YAZDIM, HALA DAHA YAPIYORSUN, bu sözlük tanımına zaten katılıyorum, bize göresi elbette maddenin muhteva, temel yapı taşı olmasıdır, bu sözlük tanımı da zaten çelişmiyor :)
O halde bu cevabın ne anlam ifade ediyor? Maddeyi, kütle esaslı tanımlamak => TOTOLOJİ, AKIL, MANTIK HATASIDIR, BİLİMLSEL de değildir, bilimle de bağdaşmaz, BEN BUNDAN -spesifiğe inildiği haliyle- SÖZ ETMİŞİM...
neyapmış oldun şimdi, verdiğin cevabın anlamı ne? BOŞ TENEKE olmadı mı?
Eleştiremeyeceksen, sırf AKSİ BİR ŞEY SÖYLEYİM DE, ÇAMUR ATAYIM İZİ KALSIN DA, NE OLURSA OLSUN tavrı sergileyeceksen SÜRDÜRMENİN anlamı yok, bu seni onrusuluk ve kişiliksizleştirmekten öte anlam taşımıyor. madem iddia ediyorsun ki, "maddenin tanımında kütleyi esas alarak totolojiye başvurulmuş olması hadadır" ifadem bilmsel değildir, lafazanlık yapmadan, yalana, yanlışa, dolana, trollüğe, SAFSATAYA sapmadan, yani söylediğimi ele alarak açıkla.
Cidden bu tür konuları neden TROLLÜYORSUN, derdin ne? Sorunun ne?
Neymis spesifik kelimesinin anlami?
"Bu GENEL TANIMDIR, buna dair tek bir cümle etmiş miyim? Bir kez olsun bu genel ifadeye dair eleştirim olmuş mu? 10 kez TROLLÜK YAPTIĞINI YAZDIM, HALA DAHA YAPIYORSUN, bu sözlük tanımına zaten katılıyorum, bize göresi elbette maddenin muhteva, temel yapı taşı olmasıdır, bu sözlük tanımı da zaten çelişmiyor"
Tamam iste, biz de onu diyoruz, madde tanimlanamaz dedin, gittim, actim baktim, tanimlaniyor, geldim, tanimlaniyor dedim. Sen de kalkip, sanki yalancilik yapiyormusum, sanki bilerek carpitiyormusum gibi beni yargiladin ve " ben buna zaten katiliyorum, bu genel bir tanim" dedin. Ne var bunda?
Adamlar madde ne tanimliyor. Bu tanima itirazin yoksa, benim soyleyecek bir seyim yok. Spesifik derken ne diyorsun, bilmiyorum ama adamlar maddeyi acikliyor iste. Antoine Lavoisier, atom maddenin en kucuk yapi tasidir ve parcalanamaz diyordu. Dedigi tarih 1789! Yani bizim yuzyilimizda bile degil. (Al sana nature (https://www.nature.com/scitable/knowledge/library/the-conservation-of-mass-17395478/#:~:text=The%20Law%20of%20Conservation%20of%20Mass %20dates%20from%20Antoine%20Lavoisier's,the%20end% 20of%20the%20reaction.)) Bilim, o zamandan bu zamana cok degisti, gelisti. Simdi bunu demiyorlar ki! Atom alti parcaciklar, protonlar, notronlar ve elektronlar gibi temel parcaciklar ile kuarklar, leptonlar vs var. Baska seyler daha var. Sen bilimi kacinci yuzyildan takip ediyorsun spartacus!
Senin muhteva dedigin, bolunemez dedigin parcaciklari da soyluyorlar. Bunu bir sen mi ifade ediyorsun. Kendine ceki duzen ver. Saygili konus
Bak, burada da bilgi veriliyor. Yani, bilgi, teknoloji dahilinde bilim bunlari soyle boyle tanimliyor. Yani kimse kalkip atomu bolunemez diye tanimlamiyor burada. Bunlar eski seyler.:
Atomun yunanca karşılığı her ne kadar "bölünemez" anlamına gelse de, atomlar aslında temel parçacıklar değillerdir. Eğer başka bir şekilde söylemek gerekirse atomlar, bölünebilirler. Atom, elektron bulutlarıyla çevrelenmiş yoğun ve küçük bir çekirdekten oluşan bir yapıdır. Çekirdeği, proton ve nötronlardan oluşur ve onlarda temel parçacık olarak saydığımız yukarı ve aşağı kuarklardan meydana gelirler.
Bilim insanları henüz elektronları ve kuarkları ayrıştırabilmiş değiller. Bu sebeple bu iki parçacığı "temel parçacık" olarak kabul etmekteyiz. Elektronlar ve kuarklar evrenin lego parçaları gibidirler; sıradan maddenin esas bileşenlerini oluştururlar.
Nötrino Nedir?
Nötrinolara temel parçacık denmesinin sebebi, büyüklüklerinin neredeyse bir nokta kadar olması ve hiçbir şekilde bölünememeleridir. Yani "yarım nötrino" diye adlandırılan bir şeyi asla duyamazsınız. Nötrinoların diğer temel parçacıklara kıyasla kendilerine has özellikleri vardır.
Her ne kadar nötrinolar sıradan maddenin bileşenlerini oluşturmasalar da çevremizdeki her bölgede bulunuyorlar. https://evrimagaci.org/notrino-nedir-gorunmez-bir-parcacik-olan-notrino-arastirmalari-neden-bircok-nobel-odulune-layik-gorulduler-9745
Yani, yukarida da goruldugu gibi, madde hakkinda da, maddenin en kucuk yapi birimleri hakkinda da , asagi yukari bilim birseyler soyluyor.
"tanimlanamaz" demek baska sey, suan "tanimlayamiyor" demek baska sey. Tanimlanamaz deyince, sanki tanaimlanamaz --gelecekte de tanimlanamaz--gibi bir anlam cikiyor. Senin ifadelerin cok keskin. Bilim bu sekilde konusmuyor.
spartacus
08-05-2024, 11:09
Tamam iste, biz de onu diyoruz, madde tanimlanamaz dedin, gittim, actim baktim, tanimlaniyor, geldim, tanimlaniyor dedim. Sen de kalkip, sanki yalancilik yapiyormusum, sanki bilerek carpitiyormusum gibi beni yargiladin ve " ben buna zaten katiliyorum, bu genel bir tanim" dedin. Ne var bunda?
MADDE SPESİFİK OLARAK TANIMLANAMAZ DEDİM, MADDE TANIMLANAMAZ DEMEDİM! ve ardınca yaptığın tiyatroya bak, ben hiç bir zaman siktiret bilimi, milimi demedim, aksine şurada bir tek senin tavrın-yaklaşımların -anlamadığın, cümleleri kavrayamadığın halde ayetçi, amentücü, çeşitli safsatalara başvurma biçimiyle- bilimsel değil. bilimsellik sandığın gibi amentücülük olsaydı bu gün hala antik çağdaydık
SPESİFİK = Bu kelimeyi, "KARAKTERSİTİK, ÖZGÜ, BELİRLEYİCİ" gibi detaylar için kullandım, ÜSTÜNE BASA, BASA defalarca KÜTLE demişim, yani kütle esaslı tanım, yaklaşımları, SINIRLANDIRMALARI eleştirmişim.
Örneğin ELMA = MEYVEDİR demek genel bir ifade iken, elmanın yapısı, tadı, renkleri, bileşiği vb. detaylara inmek ise SPESİFİKTİR.
Antoine Lavoisier, atom maddenin en kucuk yapi tasidir ve parcalanamaz diyordu. Dedigi tarih 1789! Yani bizim yuzyilimizda bile degil.
Alvin yaptığın çeşitli ad-hominem, yakıştırma, çarpıtmalar, 30 yıl milyonlarca sayfa okumuş, araştırmış, çok çeşitli bilim dergilerine abone olmuş, usanmamış okumuş, ama en önemlsi de BİLİMSEL bir biçimde yıllarca düşünmüş -elbette eleştireceğim eleştirdiğim konular var ve bu doğaldır, normaldir. Örneğin statüko Big Bang diyor diye ben Big Bang demiyorum-çürüktür çünkü-- insan-lar-a karşı google sayesinde edindiğin kompleksli tutumlar, önyargıların, aşağılama -çapsızlaştırma-, trolleme çabaların ve rüşt problemlerinle zaman israfısın. Öncelikle atomun bu halde tanımı antik çağa aittir, ama o atom, elektronlu, protonlu vb. FORM-YAPI İÇİN DEĞİLDİR, SADECE ve başka hiç bir parça içermeyen 1 PARÇACIKTIR KASTEDİLEN! Bu arkadaşın ise, atom ismini koyduğu aslında atom olmayan bir yapıdır. ATOM PARÇALANAMAZ EN KÜÇÜK YAPI TAŞI ise, o halde başka hiç bir PARÇA İÇERMEMELİDİR, değil mi? Ve günümüzde yanlış bir biçimde isimlendirilen FORM-YAPI olan atom parçalanmaktadır, zaten o form-yapıya atom demek baştan hataydı ve bu hata somut olarak da ispatlanmış oldu. Bunun için parçalamaya gerek yok ki, FORM-YAPILAR temel PARÇACIK olamazlar ve elbette parçalardan oluşan, parçalanıp-ayrışabilir, dönüşüp, değişebilir de, o halde o parçaları meydana getiren parça -asıl atom- nedir diye de sorulacaktır değil mi?
Aynı minvalde MADDEYİ, SPESİFİK -yani kütle, duyu organlarıyla algılanabilirlik- gibi sınırlar, karakteristik özellikler vb. üzerinden tanımlamaya çalışmakta HATADIR. Madde muhtevadır, yapı taşıdır vb. GENEL TANIMDIR, ama spesifik tanım dendiğinde -YANİ YAPI TAŞININ,SALT PARÇACIĞIN tanımına gelindiğinde(!), form-yapılara -parçacıklarla veya çeşitli kuvvet ve etkileşimelre dayalı anlam kazanan nicelikler, büyüklüklere özgü sınırları kullanmak ya da madde = madde miktarıdır gibi totolojiyle başvurmak hata olur.
İşte bir örnek vereyim; BU ifadeler, bu tanımlama biçimi -> YANLIŞTIR... nedenini zaten açıklamıştım, tekrar etmeyeceğim.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Madde
Madde ya da özdek, uzayda yer kaplayan hacmi ve kütlesi olan tanecikli yapılara denir. Beş duyu organımızla algılayabildiğimiz (hissedebildiğimiz)ve eylemsizliği olan canlı ve cansız varlıklara denir.[1]
Madde olmayan şeyler de vardır. Örneğin; ses, gölge, ısı, ışık, sıcaklık, radyo dalgaları, TV frekansları gibi şeyler tanecikli bir yapıya sahip olmadıkları (hacim ve kütleleri bulunmadığı) ve (kendi başına hareket ettikleri ya da araz özelliğine sahip olup) eylemsizlik özelliği taşımadıkları için madde olarak kabul edilmezler.
Maddenin en küçük yapı birimi atomlardır. Atomlar birleşerek maddeleri meydana getirir. Örneğin: İki hidrojen atomu ile bir oksijen atomu birleşerek suyu meydana getirirler.
Bir atom; elektron, nötron ve protondan oluşur.
Elektron maddenin en küçük parçacığıdır ve enerjiden oluşur. Nükleer fizik ve nükleer kimyada nötrino adı ile anılan bu enerji hakkında hâlâ pek az şey bilinmektedir.
https://eodev.com/gorev/1266140
Madde, boşlukta yer kaplayan (hacim), kütlesi olan tanecikli yapılara denir. 5 duyu organımızla algılıyabildiğimi (hissedebildiğimiz) canlı ve cansız varlıklara denir.
spartacus
08-05-2024, 12:07
"tanimlanamaz" demek baska sey, suan "tanimlayamiyor" demek baska sey. Tanimlanamaz deyince, sanki tanaimlanamaz --gelecekte de tanimlanamaz--gibi bir anlam cikiyor. Senin ifadelerin cok keskin. Bilim bu sekilde konusmuyor.
Bilim genelde popülizm-klişe ezberler üzre yazanların -ki bunu anlamak için 400 fırın ekmek yemek lazım- bol olduğu evrimagaci sitesinden alıntı yapıp, sap ile samanı, alakasız şeyleri karıştırarak da konuşmuyor. Popüler bilim adı altında ayrıca hakim olan sözdebilim kirinden haberin yok... Bulup alıntı yapmak istemiyorum, karadelik konusunda da ve o saçma sapan yok karadeliğe bilgi girer, çıkar, içinden geçilir gibi safsatalara dair yazdığım zaman da, bilimi teistçe okuyan amentücüler çıktı karşıma, vay efendim Hawking'den daha mı iyi biliyorsun vs. oysa yorumları eleştiriyor ve bazılarını yanlış buluyorum, en nihayetinde yorumlayan insandır ve illa Hawking'in yıllar sonra kaladelik konusunda yanılmışım demiş olması gerekmiyordu... Eğitimin meta olduğu kapitalizmin dünyasında, 3-4 yıl sırf diploma-etiket için, ezebere dayalı bir şeyler yazıp, 15 günde unutanların, ama ömrünün geri kalanında dizini kırıp asıl konuları öğrenme, araştırma, edinme zahmetine girmeyenlerin, konularında uzman olduğunu sanıyorsunuz -ki kapitalizm için de önemli olan etikettir, metadır(ticaret malı)...
Kuhn önemlidir demişimdir, Kuhn okunmalıdır... Popper bilim dışıdır, 20-21.yüzyılda zarar verenlerden, o kafayla bilim değil, edebiyat yapılır, asıl mesele sunumun biçimi değildir.
Burada trolleme tarzıyla konuya girip ardında bilime don giydirmeye çalışmamalısın. Madem öyle bana SPESİFİK OLARAK TANIMLANAMAZ ifadendeki mutlaklık bilimle bağdaşmıyor diyebilirdin... Madem bilim öyle konuşmuyor ne demeye bana amentücü tavır sergiliyorsun? Sen böyle demişsin -ki öyle de dememişim-, bak bilim adamı böyle demiş, özür dile vs. vs., neden HAKLI OLMAK,ÜSTE ÇIKMAK, din adamı tavrı sergilemek gibi bir takıntın var?
Madem bilim öyle konuşmuyor, madde= kütlesi olan, 5 duyu ile algılanabilen, madde miktarı olandır diyen dedeniz mi? Atom şu, şu parçalardan oluşur, dedikten sonra parçalanamaz en küçük yapı taşıdır diyen(18. yüzyıldan, 20. yüzyılın ilk yarısına kadar, Türkiye'de 1990'lı yıllara kadar, basit mantık hatasını göremediniz mi?!), efendim evren -illa başlangıç tayin etme saplantısıyla- Big bang ile ortaya çıktı diyen, teori 5 maddenin 4'ünde tamamen çürüdüğünde, masa başında hayali çıkarımlı parçacıklar vs. üfürenler, sözde saygın bilim insanları, ama ha bire uyduruk kurgusu için 24 adet boyut, envai tür enerji üfürenler(boyutun,enerjinin gerçek anlamını bilmeyen saygın bilim insanları!!!) dedeniz mi? Bilim bu mu? Madde = kütlesi olan, 5 duyu organıyla diye saçmalak mı? Aynı soruyu ben soruyorum, duyu organıyla algılanamıyorsa, madde değil midir? Bilim böyle konuşmaz demek midir burada mesele? Bilim çıkarımlar, yorumlarsız olabilir mi?
Bir kez -10 kez öyle demedim, böyle dedim dendiği halde bile- yanlış anlamışım demiyorsun, neden? Çünkü yeterince emek sarfetmediğin konu, kişiyi trollüyorsun. Sana göre totoloji hata olmuyor, savunuyorsun, ama bana bilim öyle konuşmuyor diyorsun, derken bile kendinle çelişiyorsun -bak bilim böyle demiş, MUTLAK BÖYLEDİR yönlü oyunlar oynuyorsun! Madem bilim öyle konuşmuyor benim eleştirilerimi çarpıtıp neden bunca yaygara kopardın ve devam ediyorsun?
Madde spesifik olarak tanımlanamaz ifadem -ki tanımlanmaz demedim, tanımlanamaz dedim-, iradi bir tercihle ilgili değil, bu bir olgu, olguyu dile getirdim -ŞART KOŞMAK DEĞİL- çünkü tüm kavramlarımız, gözlemlermiz, gözleme yansıyan ve etki eden form-yapı düzeyindedir -ki kaçınılmaz olandır-, dolayısıyla ancak buradan elde ettiğimiz verilerle, bu demek değil ki, genel-geçer yansımalar üzerinden tanımlanamaz, ama yine de onlar da doğru olmalı...
"MADDE SPESİFİK OLARAK TANIMLANAMAZ DEDİM, MADDE TANIMLANAMAZ DEMEDİM!" Tamam, ne buyuk harflerle yaziyorsun. Medeni bir insan gibi yazsana. Anladik.
"ayetçi, amentücü, çeşitli safsatalara başvurma biçimiyle" Bu nereden cikti ya? Ne ayetcisi, ne amentucusu? Sen, her cumlende niye kisisellestiriyorsun, kisilere yonelik yaziyorsun, kisileri yargiliyorsun arkadasim. Sen savci misin, yargic misin, yaz yazini, gec git. Bu nedir ya!
"SPESİFİK = Bu kelimeyi, "KARAKTERSİTİK, ÖZGÜ, BELİRLEYİCİ" gibi detaylar için kullandım...Örneğin ELMA = MEYVEDİR demek genel bir ifade iken, elmanın yapısı, tadı, renkleri, bileşiği vb. detaylara inmek ise SPESİFİKTİR." Tamam, buradan spesifik derken ne demek istiyorsun anladik. Buna gore bilim, maddeyi genel olarak tanimlar fakat yapisi, bilesigi, karakteristigi vs bakimindan tanimlayamaz diyorsun. Bilim tanimlamiyor da, fotonu, bilmem ne parcacaigii dedem mi tanimliyor? Ac fizik kitaplarini bak, ayni seyler yaziyor zaten. Bu bolunemez parcaciklardan bahseden ufologlar mi? Bilim kardesim, yaratiliscilar gibi kafadan hazir cevapligi degildir. Emek ister, gelisir, degisir, yenilenir, yanlislar. Teknolojinin, bilimsel bilgi birikiminin el verdigi olcude ilerler.
"ÜSTÜNE BASA, BASA defalarca KÜTLE demişim" Eee, kutle demissin de ne demisssin? Madde kutlesi olan parcaciktir, formdur, yapidir, cisimdir diyen bilim. Sonra zaman, bilgi birikimi, deneyim, gozlemler, anlayis, kavrayis gelisiyor, degisiyor ve diyorlar ki, "kardesim biz maddeyi tanimlarken, uzayda yer kaplar ve kutlesi vardir dedik ama bazi yapilar kutlesiz. Atomu bile bolunemez saniyorduk ama atom aslinda daha alt parcaciklari olan bir seymis."Bilim bunu yapiyor. Ne var bunda? Benim sucum mu, bilimin bazi tanimlarini yanlislamasi, duzeltmesi, sen niye kisisellelstiriyorsun hayatim? Benimle ne ilgisi var bunlarin? Kutle esittir madde degildir, fakat kutle maddenin bir ozelligidir. Sonradan anlasildi ki, kutlesiz parcaciklar da vardir. Hersey kutle de degildir. Olay bu yani.
"Örneğin statüko Big Bang diyor diye ben Big Bang demiyorum" ben de demiyorum. Ben Big Bang'i kabul etmiyorum. Maddeyi "sonsuz" kabul ediyorum. Artik sonsuzluk neyse, onu tam anlamasak da. Fakat Big Bang ile madde baslamadi.
"30 yıl milyonlarca sayfa okumuş, araştırmış, çok çeşitli bilim dergilerine abone olmuş, usanmamış okumuş, ama en önemlsi de BİLİMSEL bir biçimde yıllarca düşünmüş -elbette eleştireceğim eleştirdiğim konular var ve bu doğaldır, normaldir" Biz buna bir sey demek zaten. 30 yil okumussun, arastirmissin, kendince bir fikrin, perspektifin olacak tabii. Yoksa zaten problemli bir durum olurdu. Senin verdigin emege bir sey mi dedik.
"insan-lar-a karşı google sayesinde edindiğin kompleksli tutumlar, önyargıların, aşağılama -çapsızlaştırma-, trolleme çabaların ve rüşt problemlerinle zaman israfısın." Rust nedir bilmiyorum, ama bu dedigin yanlis. Kisisellestirici, yargilayici, itham edici, saptirmaci, falcilik. Dogru bulmuyorum ve cevap vermiyorum. Bunun bir anlami yok. Kimseye de bir yarari yok bu sozlerin.
"Öncelikle atomun bu halde tanımı antik çağa aittir," Tamam, biliyoruz.
"başka hiç bir parça içermeyen 1 PARÇACIKTIR KASTEDİLEN!" Burasi da tamam.
"ATOM PARÇALANAMAZ EN KÜÇÜK YAPI TAŞI" Evet, boyle tanimlandi, Demokritos'un yaptigi buydu ve bilim de gecen yuzyila kadar boyle oldugunu saniyordu. Atom vardir, en kucuk yapi tasidir ve parcalanamaz, bolunemez deniyordu. Sonra, atomun parcalandigi goruldu. Tek bir sey olmadigi anlasildi.
"o halde başka hiç bir PARÇA İÇERMEMELİDİR, değil mi?" Icerdigi goruldu.
"günümüzde yanlış bir biçimde isimlendirilen FORM-YAPI olan atom parçalanmaktadır, zaten o form-yapıya atom demek baştan hataydı ve bu hata somut olarak da ispatlanmış oldu" Tamam, dogru. Bilim bunu yapiyor, bir sey soyluyor, sonra o nu yanlisliyor, hata yaptigini fark ediyor. Bilim din degilki.
spartacus
09-05-2024, 00:30
"MADDE SPESİFİK OLARAK TANIMLANAMAZ DEDİM, MADDE TANIMLANAMAZ DEMEDİM!" Tamam, ne buyuk harflerle yaziyorsun. Medeni bir insan gibi yazsana. Anladik.
"ayetçi, amentücü, çeşitli safsatalara başvurma biçimiyle" Bu nereden cikti ya? Ne ayetcisi, ne amentucusu? Sen, her cumlende niye kisisellestiriyorsun, kisilere yonelik yaziyorsun, kisileri yargiliyorsun arkadasim. Sen savci misin, yargic misin, yaz yazini, gec git. Bu nedir ya!
Şu konuda her cümlemi çarpıtıp, trolledin, yine çarpıtıp -ki öncekilerde insan gibi anlatıldığında da aynı tavrı sergiledin, şimdi bunu mu diyorsun? Sen insan mısın -yoksa ciddi psikolojik sorunların mı var -insan olana 1 kez izah edilir, "öyle demedim, bak böyle dedim, bak o konuya dair yazmadım, o minvalde sözüm olmadı, öyle bir amacım yok..." hadi olmadı 2 olsun? AKtrollerle tartışmak ne ise seninle de o, tecrübeyle sabit. Sana hıyar demedim, ama sen tarzına yakışanı yakıştırmış, kendine ayna tutmuşsun. tavrın, tutumuna dair söyledim, kediye, kedi diyeceğiz, olanı da söyleceğiz, sabrın da bir sınırı var.
Spartacus: Olum bak, hala bilim kurumlari diyorsun!
Alvin: Niyee?
Spartacus: Lan oglum, izahini 10 kere yaptim ya, sen bilime mi guveneceksin, bana mi guveneceksin, hiyar!
Alvin: ama bilim kurumlari, bilim insanlari, universiteler .....
Spartacus: Yaawww! Bana bilim kurumlarindan kaynak verme Alvin!! Hepsi YANILIYOR. Dunyadaki butun bilim kurumlari sacmaliyor. Ben, onlarin sacmaladigini da burada --TD sitesinde-- izahini yaparak ortaya koyuyorum. Benim izahima bakacagina, gidip tekrar tekrar surdan buradan kaynak getirmeye calisiyorsun. Ulan zaten ben adamlarin yanildigini soyluyorum, ne diye gidip bana tekrar tekrar kaynak getiriyorsun, p.zevenk.! Bos konusuyorsun Alvin, s.ktir git, bana kitaptan, NASA'dan, MASA'dan bahsetme. Zaten bu adamlar YANLIS BILIYOR olayi. 100 defa izahini yaptim. Hic mi anlamiyorsun ya! Ot mu cekiyorsun, alginda problemin mi var, baska bir sey mi, anlamadim gitti ya!
Alvin: Iyi ama spartacus, sen bilim adami degilsin, biz bilimi genel olarak rehber ediniyoruz. Bilime bakiyoruz, datum nedir, degerlendiriyoruz, ke4ndimizce de yorumluyoruz.
Spartacus: Alvin'cigim, s.tir et bilimi milimi, datumu, hem datum ne! Havali kelimeler kullanacagina diri konus, konuya odaklan! gel beni dinle sen, sen ne yapacaksin! benim izahima bak, senin aklin fikrin yok mu ulan! 40 yildir ben bu konulari arastiriyorum, okuyorum, binlerce kez dusunmusum bu konulari. Boru mu!
Sen bilim insanı, bilimin otoritesi misin, nesin? Yaptığın adilik -çünkü hala kendi yaptığın yalan, dolan, çarpıtmaların üzerinden devam ediyorsun, gerçekten kişiliksizsin, rezilsin, yaptığının hiç bir insani yanı yok ve keşke yanılsaydım... Bana mı bilime mi güveneceksin demedim, sen de bir beyin yok mu? sen meselelere inanç-güven ekseniyle mi bakıyorsun -ki evet ne kadar cahil ve bağnaz olduğunu zaten yeterince ispatladın. CÜMLELERİMİ ÇARPITIP kendi üfürdüğün samandan korkuluğunla güreşiyorsun, ben adam yanılıyor demedim, VARSA BİR GÖRÜŞÜ, GÖRÜŞÜ ELEŞTİRDİM, adam derken amaç adamla cebelleşmek değil, kalın kafan anlasın diyedir-yan her görüşe amentü edilmez, irdelenmesi, sorgulanamsı gerekir, sen irdelemeden, sorgulamdan kabul ediyorsun diye kimöseden bunu bekleme, o senin sorunun. Her insan gibi herhangi bir konuda görüşümü -ki bilimseldir- açıkladım, sen çarpıtmadığın ve trollemediğin sürece bir sorumuz yoktu...
Birisi, 24 adet boyut üfürmüş, saygın bilim insanı, peki. Çünkü o boyutları uydurduğunda ancak kurgusu-masalı sözde(!) bir dayanak sağlıyor -kaldı ki boyut kavramını da çarpıtmış veya yanlış biliyor, ama saygın bilim insanı -cebini, maneviyatını tatminle meşgul. Sana göre bu ve benzeri bilimsellikten uzak hiç bir anlayış, REİS eleştirilemez, reisi eleştirmek bilime karşı olmaktır, reisin görüşünde olmamak vatan hainliği, düşünmek suçtur, tipik bir aktrol seviyesine sahipsin, amacım şu ya da bu adam değil, her söylenen=doğrudur, bilim öyle diyorsa(hangi bilim?) sorgusuz kabul edeceksin anlayışının neden yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyorum. O kadar kalın kafalısın ki, örnekleri tartışıyorsun, ne için örnek verildiklerine bakman gerektiğini bilmiyorsun. Çıkıp bilim öyle söylüyor diyorsun -ki bu kişiler veya belirli ekoller, akımlar, sapmalar, statükoya bağlı -yani bağımsız olması mümkün olmayan-ortaçağlaşmış bir çıkmazda- bir şey söylediğinde=bilimin dediği olmuş olmuyorve zinhar eleştirilemez, bilimsel kriterlere, sorgulara başvurulumaz, farklı düşünülemez anlamına gelmiyor. (bu arada sözde kapitalizmin sözde akademisi açısından benim de alanıma termodinamik, cisimlerin dayanımı, mekanik vb.dahil olmuştur, ancak zerre önemi, bağlayıcılığı yok, ne olduğun değil, ne söylediğin önemli)
"SPESİFİK = Bu kelimeyi, "KARAKTERSİTİK, ÖZGÜ, BELİRLEYİCİ" gibi detaylar için kullandım...Örneğin ELMA = MEYVEDİR demek genel bir ifade iken, elmanın yapısı, tadı, renkleri, bileşiği vb. detaylara inmek ise SPESİFİKTİR." Tamam, buradan spesifik derken ne demek istiyorsun anladik.
anladıktan sonra, yanlış anlamışım-yapmışım dedin mi, yoksa 3 yazı boyunca çarpıttığın haliyle diretip, şimdi mi söylüyorsun? 10 izahla dile getirdiğimi bile hala anlamadın, anlayınca da "anladık" demek nasıl bir pişkinliktir.
Buna gore bilim, maddeyi genel olarak tanimlar fakat yapisi, bilesigi, karakteristigi vs bakimindan tanimlayamaz diyorsun. Bilim tanimlamiyor da, fotonu, bilmem ne parcacaigii dedem mi tanimliyor? Ac fizik kitaplarini bak, ayni seyler yaziyor zaten. Bu bolunemez parcaciklardan bahseden ufologlar mi? Bilim kardesim, yaratiliscilar gibi kafadan hazir cevapligi degildir. Emek ister, gelisir, degisir, yenilenir, yanlislar. Teknolojinin, bilimsel bilgi birikiminin el verdigi olcude ilerler.
Genel olarak tanımladık zaten, bu zor değil -her ne kadar özel olarak tanımların yanlışlığı ortada ve yobazca bana saldırıyor olsan da. Fotonun tanımı da şu halde spesifik değil, alıcı-girişim eksenindedir ve sanki bir işle özel görevliymiş gibi-özne kendini merkeze koyarak davranıyor- sınırlanıp, indirgenmiş durumda.
Bir olgudan söz ediyorum, temel parçayı, form-yapıları tanımlayıp, sınrılayıp, görece diğerlerinden ayırt edici özellikler, yansımalarıyla kıyasladığımız biçimde tanımlayamayız, olabildiğince yakın olarak tanımlayabiliriz elbette!
"ÜSTÜNE BASA, BASA defalarca KÜTLE demişim" Eee, kutle demissin de ne demisssin? Madde kutlesi olan parcaciktir, formdur, yapidir, cisimdir diyen bilim.
Totolojidir bu bir, haliyle bilmsel değildir bu iki, maddenin tanımı da değildir bu üç. Alıntı yaptığım linkte "maddenin en küçük parçası elektrondur" demiş bir kaç satır sonra da, elektron enerjidir demiş, ama üst paragrafta da diyordu ki, bazı şeyler madde değildir, örneğin enerji :) Bunun nesini tartışacağız, totoloji böyle sıkıntıları da berbaberinde getirir tabi. Gözlerimiz ışık etkisine duyarlı diye gördüğümüz her şey=ışık oluyor mu?... Felsefenin sefaleti, bilimin de sefaleti olur, veri toplamak başka, yorumlamak başkadır ve sağlam bir akıl, mantık, felsefik tabana sahip olunması gerekir. Bilimin motoru da, eleği de felsefedir.
"Örneğin statüko Big Bang diyor diye ben Big Bang demiyorum" ben de demiyorum. Ben Big Bang'i kabul etmiyorum. Maddeyi "sonsuz" kabul ediyorum. Artik sonsuzluk neyse, onu tam anlamasak da. Fakat Big Bang ile madde baslamadi.
Maddeyi sonsuz kabul ediyorum, Bigbang maddeyi başlattı demedim, Yalancı. Br cevabında, 1 kez insan ol, bir kez trollüğe, adiliğe, öapıtmaya başvurnma, nasıl bir belaymışsın, aktrollerden bu kadar çekmiyoruz-engelliyoruz gidiyorlar. Dayanakları çürümüş, sırf teoriyi kurtarmak için, onca çürümüş ve gözlemlenen evrenle de uyuşmadığı halde, kurgulara başvurularak ne olursa Big bang mümkün olur-kurguyu kurtarırız- sorusunu sormak, bilimsel değildir, bu bir sapmadır ve elbette birileri bu sapmaları tespit edecektir. örneğimi çarpıtasın diye vermedim, şu ya da bu, sırf bilim insanı olduğu için her söylediği, açısı, inandığı veya öyleymiş gibi görünmesi mutlak doğru almalıyız gibi bir bakış açısı olamaz... kaldı ki ciddi stötuko ve akademik bskıya da dönüşmüş durumda, bunları kimse tespit etmesin mi?
"Öncelikle atomun bu halde tanımı antik çağa aittir," Tamam, biliyoruz.
"başka hiç bir parça içermeyen 1 PARÇACIKTIR KASTEDİLEN!" Burasi da tamam.
Sürekli biliyoruz deme, yazarken elbette değinilecek, banane senin neyi bilip, bilmediğinden? Sen kimsin ki, ben sana göre mi yazıyorum? Şu forumda açtığın başlıklara girip, yaptığın gibi trollük mü yapmalyız, bu mudur senin -ancak!- anlayabileceğin seviye? "Sinirleri biliyoruz, neden yazdın ki, yok onu zaten biliyoruz, bırak bunları, sana link vereyim oku",senin yaptığını sana yapayım mı?
"o halde başka hiç bir PARÇA İÇERMEMELİDİR, değil mi?" Icerdigi goruldu.
Yine çarpıtmışsın BÜYÜK HARFLE YAZAYIM İNSAN OLANA NORMAL YAZILIR.
Görülmeden önce birisi çıkıp, atom form-yapıdır, yani parçacıklardan oluşur dolayısıyla parçalanamaz demek hatalıdır demişse, bunu diyen bilimsel yaklaşmamış mı olurdu? Bu bir!
ikincisi, atomun form-yapı olduğu bilinirken-BİLİNMEZKEN SORUN YOK!!!-, o form-yapıya atom denmiş olması çelişkidir, bu da iki! Elektronun keşfi 1897 yılıdır... Demek ki neymiş, insanlar eleştirebilirmiş, herkes, her konuda aynı görüşde olmayabilir. Önemli olan kriter bilimsel midir, gerisi hikayedir. Form-yapı olduğu bilinirken, dönüp atom demek yanlıştır, bilinmez olduğu döneme dair tek bir sözüm olmadı. Parçalanamaz en küçük parça=atomdur denmişse vebirileri bir parça bulmuş, ama kısa süre sonra bunun tek bir parça değil, form-yapı olduğu anlaşılmışsa, demek ki atom dedikleri en küçük parrça değilmiş, o halde? kaldı ki atomların görece birbirinden farklı yapılar olduğunun anlaşılması da, 1803 yılı olarak bilinir... Bu örneği neden veriyorum, sen nerenden anlayıp, nerelere çekiyorsun? Yani hali hazır bir tanıma dair çeşitli yaklaşımlar, eleştiriler olabilir, bu bir örnek sadece... özellikle troller parmak Ay'ı gösterirken, parmağa bakar, örneklerin anlamını değil de, örneklerin kendisini tartışır... Örneği, kavrayabilmen için veriyorum. kaldı ki burası bir forum, bu da konu başlığı, herkes konuyla ilgili görüşünü yazmalı, yazabilir, insanların düşünesi, görüş fikir beyan etmesi seni eden rahatsız ediyor? konu dışında 3-5 yalan, çarpıtma, envai safsata, trollemek, konuyu raydan çıkartmak dışında ne yaptın?
"günümüzde yanlış bir biçimde isimlendirilen FORM-YAPI olan atom parçalanmaktadır, zaten o form-yapıya atom demek baştan hataydı ve bu hata somut olarak da ispatlanmış oldu" Tamam, dogru. Bilim bunu yapiyor, bir sey soyluyor, sonra o nu yanlisliyor, hata yaptigini fark ediyor. Bilim din degilki.
İyi ya işte sana bunu anlatmaya çalışıyorum, BİLİM DİN DEĞİL ve o tam da bunun için bir örnekti. demek ki, şu ya da bu konuda herkes aynı görüşte, aynı yaklaşımda olamaz. Senin anladığın kapalı kapılar ardında, apoletlilere özel has bilim olur, bunlar ne derse ayet kabul edilmelidir, toplum elde edilen verileri bilimsel olarak değerlendirip, yorumlamamalı, ne sunulursa kabul etmeli. Toplum hak hukuk, siyasetle de uğraşmamalı, birileri olmalı, kimisi siyasetçi, kimisi hukukçu, kimisi kilisede rahip, aynı zamanda bilim insanı olmalı ve bu azınlık, toplum adına düşünmeli, karar almalı, dilerse sunmalı, dilerse saklamalı. Senin anladığın dünya böylesi ortçağ bir dünya, lakin bizim dünyamız böyle bir dünya değil. Bizim bilim anlayışımız elbette toplumsal bir yarar namına yapan -nasıl ki tüm insanlar çeşitli alanlarda çalışarak toplumsal yarar sağlarlar-, verinin, üzerine düşünmenin, kafa patlatmanın hamalları da olacaktır, gözlem, deney gibi imkanlar, olanaklar elbette olacak, ancak bu insanların bir görevi elde ettikleri verileri kamuyla paylaşmaktır. Elbette yorumunu da yapacaktır, ancak verinin toplumsal paylaşımı şarttır ve temel kriterimiz -> bilimselliktir. İlerleme böyle sağlanır ve böyle olmuştur. ortaçağda aydınlanma ve felsefe vebilimin gökten yere-topluma- inmesi için 500 yılllık mücadelenin ve kolektif-toplumsal birikimin sağladığı ilerleme ortadadır.yani nebilim ne de bilimsellik-akıl-mantığa uygunluk(bizim verileri yorumlarken temel kriterimiz bu), önemli olan da bu-bir konuda 3 yorum olabilir ve 3'ü de bilimsel olabilir, bilimsel çıkarım illa doğru olacak anlamına gelmez, ancak akıl-mantıkla, bilimslelikle bağdaşmadığında bunu nerenin, kimin söylediği bağlayıcı değildir, bu tür adamına göreli safsatalar anlam taşımaz...
spartacus
09-05-2024, 00:51
Ne diyorsun sen ya!
tekrar etmeme gerek yok, gayet net ve açık, çok açık... yalan, dolan, düzenbaz, sahtekarlık, trollük, her türlü meziyeti sergiledin, aferin, ancak insan olamadın... Bir şey demiyorum, arsızlık, pişkinlikte sıır tanımadın, yaptığını sana yapmak mı gerekir? Yine 3 kelimelik ifademi çarpıtıp, kırpıp, altına da tiyaro kurguladın, resmen pisliyorsun...
"MADDE SPESİFİK OLARAK TANIMLANAMAZ DEDİM, MADDE TANIMLANAMAZ DEMEDİM!" Tamam, ne buyuk harflerle yaziyorsun. Medeni bir insan gibi yazsana. Anladik.
"ayetçi, amentücü, çeşitli safsatalara başvurma biçimiyle" Bu nereden cikti ya? Ne ayetcisi, ne amentucusu? Sen, her cumlende niye kisisellestiriyorsun, kisilere yonelik yaziyorsun, kisileri yargiliyorsun arkadasim. Sen savci misin, yargic misin, yaz yazini, gec git. Bu nedir ya!
Şu konuda her cümlemi çarpıtıp, trolledin, yine çarpıtıp -ki öncekilerde insan gibi anlatıldığında da aynı tavrı sergiledin, şimdi bunu mu diyorsun? Sen insan mısın -yoksa ciddi psikolojik sorunların mı var -insan olana 1 kez izah edilir, "öyle demedim, bak böyle dedim, bak o konuya dair yazmadım, o minvalde sözüm olmadı, öyle bir amacım yok..." hadi olmadı 2 olsun? AKtrollerle tartışmak ne ise seninle de o, tecrübeyle sabit. Sana hıyar demedim, ama sen tarzına yakışanı yakıştırmış, kendine ayna tutmuşsun. tavrın, tutumuna dair söyledim, kediye, kedi diyeceğiz, olanı da söyleceğiz, sabrın da bir sınırı var.
Spartacus: Olum bak, hala bilim kurumlari diyorsun!
Alvin: Niyee?
Spartacus: Lan oglum, izahini 10 kere yaptim ya, sen bilime mi guveneceksin, bana mi guveneceksin, hiyar!
Alvin: ama bilim kurumlari, bilim insanlari, universiteler .....
Spartacus: Yaawww! Bana bilim kurumlarindan kaynak verme Alvin!! Hepsi YANILIYOR. Dunyadaki butun bilim kurumlari sacmaliyor. Ben, onlarin sacmaladigini da burada --TD sitesinde-- izahini yaparak ortaya koyuyorum. Benim izahima bakacagina, gidip tekrar tekrar surdan buradan kaynak getirmeye calisiyorsun. Ulan zaten ben adamlarin yanildigini soyluyorum, ne diye gidip bana tekrar tekrar kaynak getiriyorsun, p.zevenk.! Bos konusuyorsun Alvin, s.ktir git, bana kitaptan, NASA'dan, MASA'dan bahsetme. Zaten bu adamlar YANLIS BILIYOR olayi. 100 defa izahini yaptim. Hic mi anlamiyorsun ya! Ot mu cekiyorsun, alginda problemin mi var, baska bir sey mi, anlamadim gitti ya!
Alvin: Iyi ama spartacus, sen bilim adami degilsin, biz bilimi genel olarak rehber ediniyoruz. Bilime bakiyoruz, datum nedir, degerlendiriyoruz, ke4ndimizce de yorumluyoruz.
Spartacus: Alvin'cigim, s.tir et bilimi milimi, datumu, hem datum ne! Havali kelimeler kullanacagina diri konus, konuya odaklan! gel beni dinle sen, sen ne yapacaksin! benim izahima bak, senin aklin fikrin yok mu ulan! 40 yildir ben bu konulari arastiriyorum, okuyorum, binlerce kez dusunmusum bu konulari. Boru mu!
Sen bilim insanı, bilimin otoritesi misin, nesin? Yaptığın adilik -çünkü hala kendi yaptığın yalan, dolan, çarpıtmaların üzerinden devam ediyorsun, gerçekten kişiliksizsin, rezilsin, yaptığının hiç bir insani yanı yok ve keşke yanılsaydım... Bana mı bilime mi güveneceksin demedim, sen de bir beyin yok mu? sen meselelere inanç-güven ekseniyle mi bakıyorsun -ki evet ne kadar cahil ve bağnaz olduğunu zaten yeterince ispatladın. CÜMLELERİMİ ÇARPITIP kendi üfürdüğün samandan korkuluğunla güreşiyorsun, ben adam yanılıyor demedim, VARSA BİR GÖRÜŞÜ, GÖRÜŞÜ ELEŞTİRDİM, adam derken amaç adamla cebelleşmek değil, kalın kafan anlasın diyedir-yan her görüşe amentü edilmez, irdelenmesi, sorgulanamsı gerekir, sen irdelemeden, sorgulamdan kabul ediyorsun diye kimöseden bunu bekleme, o senin sorunun. Her insan gibi herhangi bir konuda görüşümü -ki bilimseldir- açıkladım, sen çarpıtmadığın ve trollemediğin sürece bir sorumuz yoktu...
Birisi, 24 adet boyut üfürmüş, saygın bilim insanı, peki. Çünkü o boyutları uydurduğunda ancak kurgusu-masalı sözde(!) bir dayanak sağlıyor -kaldı ki boyut kavramını da çarpıtmış veya yanlış biliyor, ama saygın bilim insanı -cebini, maneviyatını tatminle meşgul. Sana göre bu ve benzeri bilimsellikten uzak hiç bir anlayış, REİS eleştirilemez, reisi eleştirmek bilime karşı olmaktır, reisin görüşünde olmamak vatan hainliği, düşünmek suçtur, tipik bir aktrol seviyesine sahipsin, amacım şu ya da bu adam değil, her söylenen=doğrudur, bilim öyle diyorsa(hangi bilim?) sorgusuz kabul edeceksin anlayışının neden yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyorum. O kadar kalın kafalısın ki, örnekleri tartışıyorsun, ne için örnek verildiklerine bakman gerektiğini bilmiyorsun. Çıkıp bilim öyle söylüyor diyorsun -ki bu kişiler veya belirli ekoller, akımlar, sapmalar, statükoya bağlı -yani bağımsız olması mümkün olmayan-ortaçağlaşmış bir çıkmazda- bir şey söylediğinde=bilimin dediği olmuş olmuyorve zinhar eleştirilemez, bilimsel kriterlere, sorgulara başvurulumaz, farklı düşünülemez anlamına gelmiyor. (bu arada sözde kapitalizmin sözde akademisi açısından benim de alanıma termodinamik, cisimlerin dayanımı, mekanik vb.dahil olmuştur, ancak zerre önemi, bağlayıcılığı yok, ne olduğun değil, ne söylediğin önemli)
"SPESİFİK = Bu kelimeyi, "KARAKTERSİTİK, ÖZGÜ, BELİRLEYİCİ" gibi detaylar için kullandım...Örneğin ELMA = MEYVEDİR demek genel bir ifade iken, elmanın yapısı, tadı, renkleri, bileşiği vb. detaylara inmek ise SPESİFİKTİR." Tamam, buradan spesifik derken ne demek istiyorsun anladik.
anladıktan sonra, yanlış anlamışım-yapmışım dedin mi, yoksa 3 yazı boyunca çarpıttığın haliyle diretip, şimdi mi söylüyorsun? 10 izahla dile getirdiğimi bile hala anlamadın, anlayınca da "anladık" demek nasıl bir pişkinliktir.
Buna gore bilim, maddeyi genel olarak tanimlar fakat yapisi, bilesigi, karakteristigi vs bakimindan tanimlayamaz diyorsun. Bilim tanimlamiyor da, fotonu, bilmem ne parcacaigii dedem mi tanimliyor? Ac fizik kitaplarini bak, ayni seyler yaziyor zaten. Bu bolunemez parcaciklardan bahseden ufologlar mi? Bilim kardesim, yaratiliscilar gibi kafadan hazir cevapligi degildir. Emek ister, gelisir, degisir, yenilenir, yanlislar. Teknolojinin, bilimsel bilgi birikiminin el verdigi olcude ilerler.
Genel olarak tanımladık zaten, bu zor değil -her ne kadar özel olarak tanımların yanlışlığı ortada ve yobazca bana saldırıyor olsan da. Fotonun tanımı da şu halde spesifik değil, alıcı-girişim eksenindedir ve sanki bir işle özel görevliymiş gibi-özne kendini merkeze koyarak davranıyor- sınırlanıp, indirgenmiş durumda.
Bir olgudan söz ediyorum, temel parçayı, form-yapıları tanımlayıp, sınrılayıp, görece diğerlerinden ayırt edici özellikler, yansımalarıyla kıyasladığımız biçimde tanımlayamayız, olabildiğince yakın olarak tanımlayabiliriz elbette!
"ÜSTÜNE BASA, BASA defalarca KÜTLE demişim" Eee, kutle demissin de ne demisssin? Madde kutlesi olan parcaciktir, formdur, yapidir, cisimdir diyen bilim.
Totolojidir bu bir, haliyle bilmsel değildir bu iki, maddenin tanımı da değildir bu üç. Alıntı yaptığım linkte "maddenin en küçük parçası elektrondur" demiş bir kaç satır sonra da, elektron enerjidir demiş, ama üst paragrafta da diyordu ki, bazı şeyler madde değildir, örneğin enerji :) Bunun nesini tartışacağız, totoloji böyle sıkıntıları da berbaberinde getirir tabi. Gözlerimiz ışık etkisine duyarlı diye gördüğümüz her şey=ışık oluyor mu?... Felsefenin sefaleti, bilimin de sefaleti olur, veri toplamak başka, yorumlamak başkadır ve sağlam bir akıl, mantık, felsefik tabana sahip olunması gerekir. Bilimin motoru da, eleği de felsefedir.
"Örneğin statüko Big Bang diyor diye ben Big Bang demiyorum" ben de demiyorum. Ben Big Bang'i kabul etmiyorum. Maddeyi "sonsuz" kabul ediyorum. Artik sonsuzluk neyse, onu tam anlamasak da. Fakat Big Bang ile madde baslamadi.
Maddeyi sonsuz kabul ediyorum, Bigbang maddeyi başlattı demedim, Yalancı. Br cevabında, 1 kez insan ol, bir kez trollüğe, adiliğe, öapıtmaya başvurnma, nasıl bir belaymışsın, aktrollerden bu kadar çekmiyoruz-engelliyoruz gidiyorlar. Dayanakları çürümüş, sırf teoriyi kurtarmak için, onca çürümüş ve gözlemlenen evrenle de uyuşmadığı halde, kurgulara başvurularak ne olursa Big bang mümkün olur-kurguyu kurtarırız- sorusunu sormak, bilimsel değildir, bu bir sapmadır ve elbette birileri bu sapmaları tespit edecektir. örneğimi çarpıtasın diye vermedim, şu ya da bu, sırf bilim insanı olduğu için her söylediği, açısı, inandığı veya öyleymiş gibi görünmesi mutlak doğru almalıyız gibi bir bakış açısı olamaz... kaldı ki ciddi stötuko ve akademik bskıya da dönüşmüş durumda, bunları kimse tespit etmesin mi?
"Öncelikle atomun bu halde tanımı antik çağa aittir," Tamam, biliyoruz.
"başka hiç bir parça içermeyen 1 PARÇACIKTIR KASTEDİLEN!" Burasi da tamam.
Sürekli biliyoruz deme, yazarken elbette değinilecek, banane senin neyi bilip, bilmediğinden? Sen kimsin ki, ben sana göre mi yazıyorum? Şu forumda açtığın başlıklara girip, yaptığın gibi trollük mü yapmalyız, bu mudur senin -ancak!- anlayabileceğin seviye? "Sinirleri biliyoruz, neden yazdın ki, yok onu zaten biliyoruz, bırak bunları, sana link vereyim oku",senin yaptığını sana yapayım mı?
"o halde başka hiç bir PARÇA İÇERMEMELİDİR, değil mi?" Icerdigi goruldu.
Yine çarpıtmışsın BÜYÜK HARFLE YAZAYIM İNSAN OLANA NORMAL YAZILIR.
Görülmeden önce birisi çıkıp, atom form-yapıdır, yani parçacıklardan oluşur dolayısıyla parçalanamaz demek hatalıdır demişse, bunu diyen bilimsel yaklaşmamış mı olurdu? Bu bir!
ikincisi, atomun form-yapı olduğu bilinirken-BİLİNMEZKEN SORUN YOK!!!-, o form-yapıya atom denmiş olması çelişkidir, bu da iki! Elektronun keşfi 1897 yılıdır... Demek ki neymiş, insanlar eleştirebilirmiş, herkes, her konuda aynı görüşde olmayabilir. Önemli olan kriter bilimsel midir, gerisi hikayedir. Form-yapı olduğu bilinirken, dönüp atom demek yanlıştır, bilinmez olduğu döneme dair tek bir sözüm olmadı. Parçalanamaz en küçük parça=atomdur denmişse vebirileri bir parça bulmuş, ama kısa süre sonra bunun tek bir parça değil, form-yapı olduğu anlaşılmışsa, demek ki atom dedikleri en küçük parrça değilmiş, o halde? kaldı ki atomların görece birbirinden farklı yapılar olduğunun anlaşılması da, 1803 yılı olarak bilinir... Bu örneği neden veriyorum, sen nerenden anlayıp, nerelere çekiyorsun? Yani hali hazır bir tanıma dair çeşitli yaklaşımlar, eleştiriler olabilir, bu bir örnek sadece... özellikle troller parmak Ay'ı gösterirken, parmağa bakar, örneklerin anlamını değil de, örneklerin kendisini tartışır... Örneği, kavrayabilmen için veriyorum. kaldı ki burası bir forum, bu da konu başlığı, herkes konuyla ilgili görüşünü yazmalı, yazabilir, insanların düşünesi, görüş fikir beyan etmesi seni eden rahatsız ediyor? konu dışında 3-5 yalan, çarpıtma, envai safsata, trollemek, konuyu raydan çıkartmak dışında ne yaptın?
"günümüzde yanlış bir biçimde isimlendirilen FORM-YAPI olan atom parçalanmaktadır, zaten o form-yapıya atom demek baştan hataydı ve bu hata somut olarak da ispatlanmış oldu" Tamam, dogru. Bilim bunu yapiyor, bir sey soyluyor, sonra o nu yanlisliyor, hata yaptigini fark ediyor. Bilim din degilki.
İyi ya işte sana bunu anlatmaya çalışıyorum, BİLİM DİN DEĞİL ve o tam da bunun için bir örnekti. demek ki, şu ya da bu konuda herkes aynı görüşte, aynı yaklaşımda olamaz. Senin anladığın kapalı kapılar ardında, apoletlilere özel has bilim olur, bunlar ne derse ayet kabul edilmelidir, toplum elde edilen verileri bilimsel olarak değerlendirip, yorumlamamalı, ne sunulursa kabul etmeli. Toplum hak hukuk, siyasetle de uğraşmamalı, birileri olmalı, kimisi siyasetçi, kimisi hukukçu, kimisi kilisede rahip, aynı zamanda bilim insanı olmalı ve bu azınlık, toplum adına düşünmeli, karar almalı, dilerse sunmalı, dilerse saklamalı. Senin anladığın dünya böylesi ortçağ bir dünya, lakin bizim dünyamız böyle bir dünya değil. Bizim bilim anlayışımız elbette toplumsal bir yarar namına yapan -nasıl ki tüm insanlar çeşitli alanlarda çalışarak toplumsal yarar sağlarlar-, verinin, üzerine düşünmenin, kafa patlatmanın hamalları da olacaktır, gözlem, deney gibi imkanlar, olanaklar elbette olacak, ancak bu insanların bir görevi elde ettikleri verileri kamuyla paylaşmaktır. Elbette yorumunu da yapacaktır, ancak verinin toplumsal paylaşımı şarttır ve temel kriterimiz -> bilimselliktir. İlerleme böyle sağlanır ve böyle olmuştur. ortaçağda aydınlanma ve felsefe vebilimin gökten yere-topluma- inmesi için 500 yılllık mücadelenin ve kolektif-toplumsal birikimin sağladığı ilerleme ortadadır.yani nebilim ne de bilimsellik-akıl-mantığa uygunluk(bizim verileri yorumlarken temel kriterimiz bu), önemli olan da bu-bir konuda 3 yorum olabilir ve 3'ü de bilimsel olabilir, bilimsel çıkarım illa doğru olacak anlamına gelmez, ancak akıl-mantıkla, bilimslelikle bağdaşmadığında bunu nerenin, kimin söylediği bağlayıcı değildir, bu tür adamına göreli safsatalar anlam taşımaz...
"Şu konuda her cümlemi çarpıtıp, trolledin, yine çarpıtıp -ki öncekilerde insan gibi anlatıldığında da aynı tavrı sergiledin, şimdi bunu mu diyorsun?"
Ya, sen niye tepkili yaziyorsun her iletinde. Bir insan bu kadar mi asabi olur, kisilere saldirir. Guzel bir ileti yazdim. Kisisellestirici bir usluptan uzak durdum, seni de barisa, huzura davet ediyorum.
"Sen insan mısın -yoksa ciddi psikolojik sorunların mı var " Sakinles biraz ya! Sen, arkadaslarinla da, sosyal ortaminda boyle misin abi! Bu ne uslup be.
"insan olana 1 kez izah edilir" Bir kez izah edersin, olmadi bir kez daha edersin, o da olmadi belki 3 kez izah edersin. Sonuc vermiyorsa birakirsin izahi mizahi. Bir insana 100 kere izah edilir mi. Hem sen niye izah ediyorsun guzel kardesim? Burada profesorluk mu yapiyorsun? Ikna odasi mi burasi? Bakmissin anlamammisim- hadi anlamadim diyelim, olabilir boyle seyler--birakirsin. Yazarsin gecersin yani. Ne takiyorsun bu kadar.
"AKtrollerle tartışmak ne ise seninle de o, tecrübeyle sabit." Ben hic aktrollerle tartismadim, bilmiyorum. Benimle ve AKtrollerle yasadigin ayni olumsuz deneyim icin ben kendi adima ozur dilerim.
"Sana hıyar demedim, ama sen tarzına yakışanı yakıştırmış, kendine ayna tutmuşsun." Evet, ayna tutmusum-- burada sakali, esprili bir tarzda yazmisim. Ne olacak yani! Biraz sevgi, saygi lutfen.
"tavrın, tutumuna dair söyledim, kediye, kedi diyeceğiz, olanı da söyleceğiz, sabrın da bir sınırı var." Sen istedigini soyle, nasil kendini ifade ediyorsan et. Yalniz kisilestirici, itham edici, uyelerin kisilik haklarina saldiri niteligi tasiyan yaralayici usluptan uzak durmani tavsiye ederim.
"Sen bilim insanı, bilimin otoritesi misin, nesin?" Hayir degilim. Zaten olmadigim icin, bilim camiiasi ne diyor, kendi capimda takip etmeye, bilgi almaya calisiyorum.
"Yaptığın adilik" Eyvallah. Canin sagolsun.
"Bana mı bilime mi güveneceksin demedim" Ben, boyle dedin demedim zaten. Cumlenden alinti da yapmadim. Yaptigimda "" koyuyorum zaten. Ben, kendi capimda bilim ne diyor ona bakiyorum, sen, bilim camiasi yalan soyluyor, carpitiyor diyorsun. Kendini 1. seviyeye kouyorsun, bilimi de 2. seviyeye koyuyorsun. Sahip oldugun su dil resmen rezillik. Ben senin cpocugun muyum, amelen miyim, kolen miyim ki, gelip bana en olmadik hakaretlerini ediyorsun? Forum kurallari 4: "Kişilik Hakları İhlallerine ve Hakaretlere Göz Yumulmayacaktır." Seni saygiya davet ediyorum, hakaret edeceksen, yazma lutfen.
"sen meselelere inanç-güven ekseniyle mi bakıyorsun -ki evet ne kadar cahil ve bağnaz olduğunu zaten yeterince ispatladın." Ben, hem inanirim, hem guvenirim, hem severim, hem saygi duyarim, hem olcer tartar degerlendiririm, hem akil bilim suzgecinden geciririm. Ne olcude yapiyorum, basarili oluyorum farkli tabii. Teoriler hakkinda konusuyorsan, bilim ne diyor ona bakarim. Ali'ye Veli'ye bakmam. Yazdigim esprili yaziyi bile aldin, icine ettin. Ne kadar kavga etmeye meraklisin ya!
"kalın kafan anlasın diyedir-yan her görüşe amentü edilmez, irdelenmesi, sorgulanamsı gerekir, sen irdelemeden, sorgulamdan kabul ediyorsun diye kimöseden bunu bekleme, o senin sorunun." dedigin gibi olsun. Ben kor bir imanla bilim camiasi ne diyorsa ona inaniyorum, aklimi, mantigimi cope attim. Arastirmiyor, sorusturmuyor, okumuyorum. Sen tam tersini yapiyorsun, irdeliyorsun. Kolay gelsin. Iyi yapiyorsun.
"üfürdüğün samandan korkuluğunla güreşiyorsun" Birak artik su amentuyu, ayerti, ufurugu vs. Kafanda kurma guzel kardesim. Ben kimseyle guresmiyorum. Senin canin kavga istiyor. Belki boyle rahatliyorsun. Insanlara hakaret ederek. Et, guzel kardesim et.
"er söylenen=doğrudur, bilim öyle diyorsa(hangi bilim?) sorgusuz kabul edeceksin anlayışının neden yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyorum" Benim boyle bir anlayisim yok. Bir teori konusuluyorsa--evrim teorisi olsun mesela--gider biyologlar ne der, universite kitaplarinda nasil anlatilir, bilim insanlari ne demis, ne bulmus gider ona bakar, bulur, okurum. Sokaktaki adama gidip de evrimi sormam. Forum sitelerinde ismini bile bilmedigim insanlardan ders almam. --fikir alirim--Ders almam. Gider kaynak kitap bulur okurum. Bu, amentuculuk mu? Aktrolluk mu? Ayip sana, yasindan, basindan, bilginden, gorgunden utan ki, insanlara bu sekilde saldiriyorsun.
"VARSA BİR GÖRÜŞÜ, GÖRÜŞÜ ELEŞTİRDİM" Elestir guzel kardesim, buna kim ne karisir. Ne guzel iste, oku, arastir, sorgula, kafanda olc tart, elestir. Birey olarak saygi duyulur.
"Reisin görüşünde olmamak vatan hainliği, düşünmek suçtur, tipik bir aktrol seviyesine sahipsin" Bana o adamdan ornek verme. Karsilastirma yapma. Baska sekilde hakaret et. Bak, her insan bir deneyime, bilgiye, tecrubeye sahiptir dolayisiyla algisi da herkesin farklidir. Dolayisiyla bilimsel bir meselede farkli bir seyi dusunmen, yada hakim goruse katilmaman bir 'sorun' degil, suc degil, "hainlik" degil. Dolayisiyla, okumalarina gore kendi bakis acin olmasi gayet dogal ve olmalidir. Buna da saygi duyulur.
"Çıkıp bilim öyle söylüyor diyorsun -ki bu kişiler veya belirli ekoller, akımlar, sapmalar, sttaükoya bağlı-yani bağımsız olması mümkün olmayan-ortaçağlaşmış bir çıkmazda" Bu yuzden de olabildigince okumak, arastirmak ve sorgulamak gerekiyor. Burada maddeyi konustuk, atomu ve alt parcaciklarini konustuk. Bu konuda bilgi almak icin benim, bilim insanlari ne diyor, bilimsel dergiler ne diyor, kitaplar ne diyor gidip de arastirmam ve sorgulamam dogaldir. Dunyanin butun universitelerinde ayni sey soyleniyorsa dogru kabul ediyorum. Cunku ben gidip de deneyini yapmiyorum. Okuyucuyum ben.
Yazinin tamamina cevap ver-e-miyorum, ailece yemek yiyecegiz. Yazacaksan lutfen kisa yaz. Uslubunu degerlendirmeni tavsiye ederim.
Maddeyi sonsuz kabul ediyorum, Bigbang maddeyi başlattı demedim, Yalancı.
Abi sen gercekten kotu yurekli bir adammissin.
Ben nerede dedim senin bunu dedigini? Gosterir misin? Kim yalanciymis buradan gorelim bakalim.
Ben, SEN oyle diyorsun dedim mi? Demedim. dediysem goster. BEN, KENDIM icin dedim. Maddeyi sonsuz kabul ediyorum dedim. Artik o sonsuzluk neyse artik dedim. --cunku sonsuzlugu kavrayamiyorum--Madde big bang ile BASLAMADI dedim. bunu da BEN dedim.
Insan kafasinda kurar da saldirir ya, hic basima boyle birsey gelmemisti.
"Örneğin statüko Big Bang diyor diye ben Big Bang demiyorum" (spartacus)
Alvin: ben de demiyorum. Ben Big Bang'i kabul etmiyorum. Maddeyi "sonsuz" kabul ediyorum. Artik sonsuzluk neyse, onu tam anlamasak da. Fakat Big Bang ile madde baslamadi."
Kim demis bunu? ALVIN demis. .
Buna karsilik diyorsun ki: "Bigbang maddeyi başlattı demedim, Yalancı."
SENLE ne alakasi var abi bunun?
Abi, senin kafan guzel mi?
Bak mesela, senin onyargina ve yanlis tutumuna-haksiz tutumuna bir ornek vereyim:
Spartacus: "o halde başka hiç bir PARÇA İÇERMEMELİDİR, değil mi?"
Alvin: "Icerdigi goruldu."
Spartacus: "Yine çarpıtmışsın BÜYÜK HARFLE YAZAYIM İNSAN OLANA NORMAL YAZILIR."
Yahu, insanlar yan yana gelince konusur mesela. Sorar biri, der ki, " Bu corbanin icinde tuz olammasi lazim, cok fazla tuz var, degil mi?"
Digeri de cevap verir: " Icinde cok fazla tuz var!"
Seni,
Beni bosver.
Yukaridaki diyalog da bu sekildeydi. Benim acimdan boyleydi,
kalktin, yine carpitmissin yazdin.
Yapma abi boyle seyler.
Savci gibi, hakim gibi sucluyorsun,
Her turlu hakareti ediyorsun.
Abi sen gercekten bir sakin ol.
Abi, senin bu uslanmaz, bezdurici, rahatsiz edici, itham edici mesajlarindan psikolojim olumsuz etkilenmeye basladi. Yapma abi allahini seversen. Saka yapmiyorum.
Bu ne ya!
Ben burada bunu yazarken, seni destekledim. Yazarkenki duygumu hatirliyorum. "baska parca icermemelidir, degil mi?" diye soruyorsun. Ben, de "icerdigi goruldu." dedim. Yani o netlikte yazmadim ama sunu demek istedim: Evet, baska parca icermemesi lazim, ama adamlar baska parcalarin da oldugunu buldular. Yani, parca icermeyen atom dedikleri sey, dedigin gibi, parca icermemesi lazim. Fakat daha sonra yapilan arastirmalarla, atom dedikleri seyin parca icerdigi goruldu. Dolayisiyla DEDIGIN GIBI, 'atom' parca icermeyen sey parca iceriyor ve tanimi itibariyle de dedigin gibi CELISKILI!. Bunu yapan bilim.
Keske soyle yazsaydim:
Spartacus: "o halde başka hiç bir PARÇA İÇERMEMELİDİR, değil mi?"
Alvin: "Dogru, icermemelidir. Ama atom dedikleri seyin parca icerdigi goruldu. Tanimi itibariyle aslinda duzeltilmesi gereken bir sey var ortada"
Keske bunu yazsaydim daha anlasilir olurdu.
Ama kalkip, bir kelimeden "yine carpitmissin"a getirdin. Abi sende gercekten on yargi var. Bunun disinda olarak, 81. mesajimda (https://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=659337&postcount=81) gosterdigim gibi yalan da var. Yani, ya bilerek yalan soyledin, yada dalginligina geldi. Lutfen, yapma kurbanin olayim ya!
Abi,
Bir insan bir insana bu denli her mesajinda nefret kusar mi? Bu denli tepkili, bu denli hakaretvari konusur mu? Normal mi abi bunlar
spartacus
09-05-2024, 05:49
Abi sen gercekten kotu yurekli bir adammissin.
Ben nerede dedim senin bunu dedigini? Gosterir misin? Kim yalanciymis buradan gorelim bakalim. O satırı öyle anlamışım, zira yaptığın alıntılarda benim ifadelerimi düz, tırnak içi yapmıştın, ona sebep karıştırmışım. Ne bile isteye çarpıtırım ne de çarpıttığımı bile, bile üzerinde tepinir kendimi de aldatırım, ne yararı olacak? yanlış anlamış olduğum için rahatsız olurum, olması gereken budur, haliyle bu yanlış anlamama dayalı ifadelerim de geçersizdir.
Bu konuda foton parçacık değildir demedim, ışığa has parçacık olarak indirgenmesini doğru bulmadığımı dile getirdim, bu ifadem neden bilimle çelişiyor olsun veya bilimsel olmasın? Düşünceye ipoteğin mi var, tapuladın mı, bahçeliye'mi özendin? Üste çıkmak için de vay bilim karşıtı, vay bilim, milim tavrı sergiliyorsun, bu sana kimleri hatırlatıyor?. Aynı durumu elektronla da gözlemleriz, bu elektronun elektrik parçacığı olduğu anlamına gelmez. Rüzgar enerjisinden yararlanmamız => rüzgarı elektrik üretmekle veya değirmen döndürmekle ilgiliymiş gibi sınırlayamayız, bu sorunlu öznelcilik-subjektiflik, rüzgarın tanımı veya işareti olabilir mi? Burada sırf mesele salt tanım meselesi değil, bu tanımların temele konarak meydan getirdiği darlaşma, bakış açısının daralması vb. ve üzerinden bir dolu kir üretiliyor olmasıdır da. bu vb. zarar gören, ciddi menfaatler edinen sadece bağzı bilim insanları veya sözde bilim fenomenleri değil, bizleriz. her dönem statüko muğlak ve bulanık suları sevmiştir, bu Ortaçağda da böyleydi, şimdi de böyle. Bilimde otorite kurgulandığı an, düşünceye gem vurulmuştur, oysa kriterler nettir, bilimsel kriterler, sağlam bir felsefe temeli(akıl, mantık, ufuk, geçerli, bağıntılı çıkarımlar)...
Şu ya da bunu hedef alıp yazmıyorum, ifadelerim GÖRÜŞÜMÜN DAYANAKALARINA AÇIKLIK GETİRMEK İÇİNDİR, her kelimem, her ifadem, her cümlem, alakasız yerlere çekilir, bir de vay bilim böyle demiş, sen daha mı iyi biliyorsun yönlü saptırılırsa- o noktalara çekilirse- ayıkla pirincin taşını, ne alaka? "Su" dünya atmosferinde, şu basınç, şu bileşenlerle şu derecede kaynamaktadır yönlü bir konu değil ki bu. Üzerinde bir dolu görüşün olduğu ve aslında bazı konularda da, üfürüğe, dogmatik sapmalara yönelindiğini de görüyoruz, elbette konuyla ilgili görüşümü yazarım, sana mı sormalıyım? Bir kez olsun hiç bir ifademe dair yazıp, eleştirmedin sürekli dile getirdiğim 3-4 adet safsata yöntemlerini kullandın. . Hadi oldu, "öyle değil böyle söyledim, iddia, isnat ettiğin gibi bir amacım hiç olmadı, o kelime değinidir, cümlede kelimenin kendisini tartışmak amacı yok, söylediklerinin alakası yok" gibi uyarılar bir insana kaç kez yapılır? 1,2, 5, 10?
Madde tanımlanamaz demedim, tutup bana genel bir ifadeyle SÖZLÜK tanımı getirdin o tanıma da zaten katılıyorum-çünkü genel-geçerdir, sözlük tanımıdır... Hani tanımlanamazdı bak tanımlamışlar dedin : ), tamam buraya kadar da sorun yok, ama altına kurguladığın bir diyalog ekleyip, yapmadığım, amacını da taşımadığım yerlere çarpıtıp, yaptığın nedir? Yanlış anlamışım demiyorsun, safsatalara başvuruyorsun, görüşümü dile getiriyorum, bunu alıp, bilimi siktiret demeye getirdiğimi, yok efendim adamları -ki kim o adamlar? konuya hangi adam girmiş, ne amaçla girmiş?- siktir et hıyar demeye getirdiğimi iddia etmek nedir, safsatanın, art niyetin.... alasıdır. Bu kaçıncı aynı çarpıtmaları yapıp altına takım holiganları edasıyla döşenmişliğindir? Düzeltmek zorundayım çünkü çarpıtılmış olan benim ifadelerim,muhatabı benim. Düzeltince de yanlış anlamışım yerine, 3 daha koyup, artırıyorsun,dalga geçmekten öte anlamı da yok...
Ardından, bilim kütle, cisim olarak tanımlamış diye tekrar dönüyorsun.geneli öyle söylemiş, söylememiş beni bağlamıyor, beni burada ilgilendiren "o tanımın TOTOLOJİ olmasıdır" Bununla birlikte bu tür yanlış tanımlar, bir yığın başka problemlere, sözde bilime gedikler açılmasına, çelişkilere de yol açıyor -ki başka bir sorun. Bir çok önyargı ve geçersiz yargıların temelinde, kavramlara yanlış anlamlar yüklemek veya yanlış tanımlar da yatar, o hale gelmiş ki, üzerine -kavram çarpıtılıp, minvalindne kopartılınca, hele bir de gizem katılmış, dayanak oluyormuş gibi sözde teoriler üretilebilir olmuş...
Elma, elmadır, armut, armutun armut miktarıdır.. bu tür ifade ve yaklaşımlar totolojidir, mantık hatasıdır, bilimsel olmadığı gibi, akılla da bağdaşmaz. Maddeyi kütle ve 5 duyu organı kıstası, indirgemesinde bulunmuş ise, 1000 saygın dediğin üniversiten getirmen totoloji, mantık hatası olduğu gerçeğini değiştirir mi? Bir zamanlar dünya dönmüyor diyenlerin çoğunluk olması, bu ifade ve bakış açısının eleştirilemeyeceği ve zinhar doğru olduğu anlamına mı gelir? her neyse, daha öncede söyledim, düzeltme mecburiyetinde kalmayacağım, çarpıtılmış,safatalar yapılmış biçimde yazma, -ki düzeltme mecburietim doğmasın. Seninle muhatap olmak istemiyorum, zira bu saçma-sapan trol yöntemli-safsatalı- isnatlı, önyargılı holigan tavrına muhatap olmak, işkenceden başka bir amaca hizmet etmiyor, derdin üzüm yemek değil-se, benden uzak ol.
Bak,
Bazen, birsey dersin, bir baskasi onu okurken, bir cumleyi, bir kelimeyi yada bir harfi gormez-atlar- anlamini bilmez- dikkat etmemistir- yazarken karisi cocugu gelmistir- baska bir mesele daha vardir- turlu turlu seyler olur- adam senin ne dedigini yuzde yuz anlamaz. 10 kere tekrar edersin yine kacar. Aciklama yaparsin, karsidaki aciklamani gorur, ona bir itirazi yoktur, itirazi daha onceki cumlenin kurulusunadir, adam usteler. O cumleye takilir kalir.
Yada yazarken, o velvelenin, atismalarin yada sicak ortamin etkisiyle rasyonel bir cumle kuracagina, farkli bir meseleden bahseder. Isleri daha da berbat Eder. Yani, konusurken daha az olacak seyler, birbirini gormeden yazarak daha fazla oluyor. Oluyor boyle seyler.
Ben senin burada yazdigin pek cok seye itiraz etmiyorum. Elestirmiyorum da. Sen sinirleniyorsun, kufur ediyorsun, tahrik ediyorsun. Benim yanlis anladigim, bazen yanlis okudugum, bazen dogru anladigim ama yanlis kendimi ifade ettigim oldu. Bunlar icin ozur dilerim. Ben burada kalkip da ne senin ne de baska uyelerin sozlerini bilerek carpitmadim, yalan soylemedim. Bana pkk'li diyebilirsin ama Aktrol diyemezsin.
Simdi benim guzel abim.
Baristik, anlastik mi? Bence bir konu acalim. Birlikte guzel guzel konusalim—informative olsun. Iki medeni insan konusabilir mi, gosterelim.
Yada mesela hayatini, bakis acini degistiren, "ulan ne iyi etmisim de okumusum" dedigin sende iz birakan 5-10 kitap siralayabilir misin? Yada filim? Seni dusunduren, alip da bir yerlere goturen filmler?
Istersen sen bunlari paylas— paylas ki faydalanalim.
spartacus
11-05-2024, 04:26
Ben senin burada yazdigin pek cok seye itiraz etmiyorum. Elestirmiyorum da. Sen sinirleniyorsun, kufur ediyorsun, tahrik ediyorsun. Benim yanlis anladigim, bazen yanlis okudugum, bazen dogru anladigim ama yanlis kendimi ifade ettigim oldu. Bunlar icin ozur dilerim. Ben burada kalkip da ne senin ne de baska uyelerin sozlerini bilerek carpitmadim, yalan soylemedim. Bana pkk'li diyebilirsin ama Aktrol diyemezsin.
Şahsi bir ifadede bulunmuyorum,kendim yapsam, farketsem aynı ifadeleri kendi DAVRANIŞ, YAKLAŞIM, TUTUMU DA söylerim, dünyanın sonu değil, farkına varan olursa da bana rahatlıkla yaptığımın adilik olduğunu söyleyebilir, olabilir zira etki-tepkiye bağlı hareket eden, insanız... örneğin şu başlıkta bir şey söylemişim, muhatabım cevap vermiş, bir şey söyleme gereği duymamamışım, çünkü anlamsız olurdu.
https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=43281
Ama o kişi görüşümü belirttiğim bir konuda, sen kimsin, O'ndan daha mı iyi biliyorsun, bilimden haberin var mı gibi bir ifadeyle döner, bir de benden alıntı yapmak yerine, cümle içinde geçen 2-3 kelimemi alıp, kendince çeşitli anlamlarda yorumlasaydı ve sırf kendisi öyle yorumaldı diye de al sana kaynak gibi dönseydi ne olurdu? İşte o koşulda cevap vermek zorundayım, bu kişiye karşı da yapılan bir eylem değil, aslında ne söylediğimi, neden öyle söylediğimi(ki bu mecburiyetten) dile getirmek içindir, yoksa nasıl mümkün olacak(ben dedim oldu olmamalı). Bu seferde sen bunu neden anlattın, bilinmedik bir şey mi gibi -neden öyle söylediğimin ifadesindeki geçen kelimelerden- yol alınırsa, en basit haliyle bile burada bir niyet sorunu var demektir. Kimin yaptığının ne önemi var, bir kere ilk giriş niyet bazlı, bu açık ve yanlış...
Konu adına söylemiyorum, Korkuluk safsatası, hepimiz için ciddi bir sorundur ve yapan, ister, istemez ve ilerleyen süreçte mecburen diğer safsata türlerine de sarılmak zorunda kalır, farkında olsun, olmasın, dikişin ucu kaçmıştır bir kere. Oysa baştan anladım, ben öyle söylediğini düşünerek yazmıştım demiş olsa sorun olmayacak, ama demiyor, korkuluk safsatasına ve oradan da çeşitli saftalara yöneliyorsa-mecburen- ben de yapsam, kim yaparsa yapsın, doğru değildir, bir de ürettiği korkuluğa kişilik, sözde psikolojik don, iddialar giydirmişse, adiliğe varıyor. yani bu diyalog esas açısından adi, yöntemde, usülde alçak(düşük seviyede) bir diyalog olur, şahsi değil.
Öyle bir paradigma var ki, bu paradigma günümüzde bilimle bağdaşmıyor, bilimsel normları karşılamıyor, ama gel gör ki, bu paradigma, eğer tam da bilimi sözde temsil ettiği iddia edilen(ki biliyorum ki sermaye gücüyle!) merkezlerde oluşturulmuşsa, hem kırmak hem de bu koşullarda gerçekten bir şeyler söylemek, ölüm fermanı imzamak, veya alaya alınmak, çapsız safsatalara muhatap olmaktan öte anlam taşımıyor. (basit bir örnek Celal Şengör gibiler, 24 boyut üfürenler vb. diyeyim, oysa bu yansımadır , burada kişi değil, paradigma, statükonun,egemen olanın ne olduğu önemli, çünkü oradan yansır, fışkırır, karşılık bulur -ki günümüz sermaye bilimi egemenliği de pek farklı değil)
Oysa keşif bir noktada paradigma ile çelişendir, paradigma ile -şu ya da bu düzeyde, şu ya da bu biçimde, %1 veya %100 oranda olsun- çelişerek elde edilir, kısaca bilinen veya kabul görüleni aşmak zorundadır :). Kısacası 3-5 çeşit konuda 3-5 dayanak var ve bu dayanaklar paradigma tarafından çarpıtılmış ise; bunlardan-buradan türeyen-bağlı 1.000 görüş de olsa, önünde, sonunda sakattır, ama farkedilmesi, ifadesi, mücadelesi, irdelenmesi, eleştirilmesi güçtür. Paradigma sağlıklı olsa, çeşitli uçuk, kaçık teoriler, görüşler hortlayıp, sözde saygın yayınlarda kendine yer bulurken, gerçekten saygın(çünkü bağımsız) bilim insanlarının çalışmaları özellikle gizlenmez, engellenmeye çalışılmazdı (Örneğin, bir bilim insanına(Hannes Alfvén*) (https://tr.wikipedia.org/wiki/Hannes_Alfv%C3%A9n)gözlem evininin kapılarını, gözlemleri ve tespitleri hakim ideolojiyle çeliştiği için kapatılmazdı. kaldı ki mevcut paradigma, statüko ile çelişen veya aşan söylemleriniz varsa linç ediliyor olmak bilimle bağdaşmaz. Materyalizmle hiç bağdaşmaz -felsefe olarak sağlıksız olanın, bilimi de sağlıksız olur)...
Ha efendim evren nasıl oluşmuş? /Hangi evren? oluşmuş mu, değişmiş mi? her halükarda insanız ve belirli bir konumda, etrafımıza bakıp -gözlem ufkuyla da sınırlı!- isim, tanım, sınır tayin ediyoruz. Evren daha farklı bir yapıda(!) olsaydı, bu durumda o evrende olsaydık, o zaman ona evren diyecektik, ya da trilyon yıl sonra yorumlayanlar o an gördüklerine evren diyecek. Ne kadar umrumda? Çok mu önemli? örneğin Dünya ve bu gezgende yaşayan insanlığın köleci, feodal, kapitalist gibi, içler acısı, dünyayı hatta Güneş sistemine değin varacak olan, felakete sürükleyen felaketlerden, daha mı önemli? Değil, ama gel gör ki, paradigma ve statüko, insanlara masallar, algılar, mitolojiler üretmek zorundalar ve tersin geri içinde bulunulan dünyanın tekerini döndürecekler veya besleyecekler -ki bu yönüyle umrumda.
Kısaca düşündüğümüzü, bildiğimizi söyleyemiyoruz. Piyasa, bilindiği sanılan bir çok mesele açısından da aslında belirli merkezlerce, dayanaktan elde edilmesi mümkün olmayan düzeylerde üretilmiş -bilimsellik hiçe sayılmış- yorumlarla, akıl, mantıkla bağdaşmaz, FARAZİ -ama paradigma, statükonun sırtını sıvazlayan, buna mecbur kalınan- çıkarım, uydurmalarla dolu.. Bilim camiasında(! cemaat gibi), Big bang'in olumsuz kurgularına ve elbette bunu ortaya seren tespitlere dair yapılan gözlem ve deneyler ısrarla hasır altı edilmekte, gözlem ve deney yapanlar engellenmeye çalışılmakta, farazi boyutlar, özel görevli(!) parçalar üfürülmekte ve bu statükoya güvenmemiz gerektiği söylenmektedir -kısaca değil gözlem, fikrini söyleyen bilim insanı dahi olsa bu kendi kalemini kırmak gibi bir hal almış durmda, o sebeple de ancak bağımsız bilim insanları gerçekte olan-biten nedir, ne değildir söyleyebiliyor, lakin seslerini duyurmaları imkansıza yakın. Statükoyu kırmak zordur, hele ki doğru blinen veya pompa edilen yanlışlara dayalı teorileri(!) de çürütmek imkansız gibidir, çünkü dayanak 1 kez yanlış oldumu, ona dayalı tüm kurgular da "MUTLAK" aksi söylenemez bir hal alıyor ve bu böylece piyasa yapıyor, çürütülemiyorlar çünkü her soruna uygun bir kurgu, bir gerekçe, hayali, farazi sözde dayanaklar eklenmiş... örneğin Heisenberg bir meslektaşıyla konuşur-yazışırken(hatırladığım), kuantum alanıyla ilgili bir noktada arada madde akışından söz eder, ancak bu öne çık-artıl-maz, çünkü hem ifadeler de hem de gözlem araçlarının tepki, (GİRİŞİM!) esaslı yani etki ve tepki bazlı olmasından dolayı, ifadelerde kaçınılmaz olarak ENERJİ ifadesi kullanılır. Çünkü gözle görür gibi parçacık değil de, eldeki imkanlarla kullanılan, alıcı-gözlem araçları üzerinde bıraktıkları emareler, ışımalara dayalı yorumlar yapılır. Örneğin 2 protonun çarpışması örneği, alıcılar vasıtasıyla görülen ışımadır, çıkarımlar ışıma-yani alıcıda bıraktığı etkiye, tepkiye-emareye bağlı yapılıyor -o halde maddeden mütevellit alıcı ile arada maddi bir ortam, aktı durumu söz konusu. Işıma varsa ve yayılım gösteriyor ve alıcıda etki oluşturabiliyorsa, bu da ortamın boş olmadığı anlamına da gelir. Fakat yorumcu, bu tür emarelere dayalı yorum yaparken, madde su kabarcıkları gibi, bir var, bir yok oluyor şeklinde bir yargı oluşturduğunda ve 3kelime ile tüm bildik literatürü alt-üst ettiğini iddia ettiğinde saçmalamış da oluyor. Çünkü henüz bu çıkarımı yapacak düzeyde bir gözlem, veri birikim, bilgisine sahip değildir(oysa bu durum, ilgili maddelerin eylem halinde tespit edilebildiği, eylemsizken alıcıda iz bırakmadığı için de, yok hükmünde sayıldığı içindir, yani farazi, iradi, öznel bir çıkarım!)
Burada sorun ne zaman ve nerede başlıyor? Gözlemler yeterli olmadığı halde, gözlemden elde edilmesi mümkün olmayan düzeyde çıkarım ve yargılar üretiliyor -paradigma ve statüko ile ters düşmeyecek biçimde, bu çıkarım ve yargılar öyle ki, dayanakları, ilgili çıkarımları bütünüyle olumlamıyor, ama statüko sanki çıkarım, yargılar kesinmiş gibi yayınlayarak, bir algı oluşturuyor ve ardınca sözde bilimce temsil edilir hale gelmiş popüler bilim adı altında, ortalık kire ve düşünceye gem vurmaya teslim ediliyor(İmdada Hızır gibi kullanılan ve bilime zarar veren anlayışı, hakim ideoloji, statükoyu temsilen Popper gibiler yetiştiriliyor). Bazılarının, egemen ideoloji ve inançların işine de yaradığı için, üzerinde tartışılamaz ve bu tür algı ve kabullere akademik ünvanlar da verilerek ket vurulmuş oluyor. (işte bir konu başlığında dahi, bbir görüşümüzü paylaşıp, ifade edemedik, bir anlamı kalmadı)
İşin garibi bu düzeyde önemsenen bu konular, İnsanlığın talep ve edinim zaruriyeti sıralamsında son sıralardadır, ama piyasada liderliği temsil eder, neden? Gündelik hayatımızda, 1 milyon ışık yılı ötede.... A, B halaya durmuşmuş vs.(olmalı tabi, ancak çok daha önemli meseleleri gölgelememeli, öyle ya bu konu için harcanan milyar dolarlar kanser için, başka toplumsal, sosyal ,ekonomik, doğa sorunalrı harcanmaz, ilaç tekelleri, istismarcı siyasetçiler hep kazanmalı, bunlara da, insanların hayatı ve bilinçölenmesi namına bir etkisi olmayacak alanlarda oynacaklar verip, karşılığında para, destek, ödül, kariyer, sttaüko vermeli vs.!), oysa Dünyaya baktığımızda gördüğümüz yobazlığın, bağnazlığın, sömürünün, doğayı katletmenin dünyası, ama ne gam!.
Yöntemleri nedir? Değinmeyeceğim, zaten konuda bir örnekle değindim... Şahsi bir şey söylemiyorum, çoğu insan -ihtisaslı(!) dahi olsa- dalga kavramının, parçalar, parçacıklar ve ilişki ağınca-çevresince ileti-alıcı yayılım gösteren bir etki yayılımı olduğunu bilmiyor, dalgayı kendi halinde ve her şeyden bağımsız, kendi başına yol alabilen hayali bir varlık -enerji -> bu kavrama da hayali bir varlık statüsü verip, ruhani sanıyor vs. Oysa genel-geçer olarak gözlemlediğimiz, bildiğimiz dalga ile aynı mantığa sahip.
Kimseye şunu oku, bunu izle diyemem, sırf oku da demem, okumak tek başına anlam ifade etmiyor. Etse insanlar üniversitelerde 4 yıl okuyup, okul bittikten 15 gün sonra okuduğunu unutmazdı(demek ki okumak veri kazandırır, ama üzerinde düşünmedikçe, yorumlamadıkça, beyni çalıştırmayıp, omurilik seviyesinde kaldıkça yeterli olmuyor. 4 yıl gibi bir süre kitapevim de oldu, bir kaç bin kitaplı kütüphanelerimde, ne kimi okuduğum ne kitabın adı ne de kaç kitaba sahip olmunmuş, olunmamaış önem de, anlam da arzetmiyor, kıstas da değil. Bir uzmana otorite(! böylece eleştirilemeyecek, ayet kabul edilecek, bir taraf illa haklı çıkmalı ve böylece düşünmeye engel koymalı!) danışmak vb. -istisnai, eyleme yönelik durumlar hariç- safsatadan başka bir şey değil. Burada önemli olan düşününebilmek, irdeleyebilmek ve ifade edebilmektir, kimin ne olduğu değil, söylemin ne, neye dair/göre olduğu önemli. Sağlam felsefik bir temel -ki kriterleri de basit oysa-, düşünme ve yorumlama, anlama veya irdeleme zahmeti olmadıkça bir anlamı da olmuyor.
Konuyla ilgili -en azından anlayış açısından- önereceğim, Bilimsel Devrimlerin Yapısı - Thomas Kuhn. Linkten erişebilirsiniz.
https://turandursun.com/KAYNAK/Thomas-Kuhn-Bilimsel-Devrimlerin-Yapisi.pdf
* Hannes Alfvén - çalışmalarından bir örnek (neden önemli, en azından bir fakktörle ısı faktöründen dolayı -kaldı ki ısı da özünde bu konuda dile getirdiğim haliyle, özne açısından, bir etki-tepki temelinden soyutlanır-frekanslar, etki biçimleri değiştikçe, tepkiler ve yol açtığı değişimler de farklı olur ve farklı biçimlerde algılanıp, hissedilirler. Bir form yapıya -ki içerisi boş değildir, parçacık yüküyle de yüklüdürler, 1 parçacık girdi-çıktısı, etki ve çıktısı farkedilir veya edilmez tepkimelere yol açar, eğer bu giriş, çıkışlar ortam bileşenlerinde aktı-dalga ekseninde yayılım-dağılım gösterirse, durum, eylem(iş, enerji), etkilenme(kuvvet, iş, enerji) hali daha da değişir. Daha iri parçalar girdi, çıktı yaparsa -elektron gibi- süreç yine böyle işler- ısı, ses, ışıma vb. deriz. etki-tepki ve sonuçları alıcı temeliyle, bir biçimde algılanır ve soyutlanır)
*https://astronomi.istanbul.edu.tr/news.php?newsid=250