PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Erken Seçim Olur mu? Olursa Ne zaman olur?


spartacus
31-03-2025, 23:14
Eğer, İmamoğlu'nun içeri atılamsı ve devam eden kumpaslarla CHP'li belediye başkanlarının "Kent Uzlaşısı" ittifakı üzerinden "terörle iltisaklı(ilişkili)" gösterilerek tutuklandığı hukuksuz süreçlerin, kumpasların ardından başlayan halk direnişi, yoğunlaşır ve ülke genelinde hükümete odaklı ve yayılarak etkili bir sonuç doğurur da mümkün olursa -ki olmaz- dengeler değişebilir, erken seçim takvimini kestirmesi güç olur.

Bu seyir üzre, Kasım 2027'den önce bir erken seçim olacağını düşünmüyorum. Hatta bir seçim olacak mı? Muamma... Totaliter kleptokratik faşist rejimin, DEM üzerine oynadığı oyunların ardından "sıkı yönetim" ilan edip, seçimi de imkansızlaştıracak yollara başvurur mu? Ciddiyetle düşünülmesi gerekir.

DEM yasal bir parti olup mecliste vekilleri hatta meclis oturumlarını da yer yer yöneten bir partidir. Bu şartlarda dahi, çeşitli yerellikelrde CHP'nin, DEM'li seçmenle ittifak oluşturduğu Kent Uzlaşısı projelerini terörle ilişkilendirmek, İmamoğlu'nu basit komplo ile tutuklamak, faşist kleptokratik rejimin hak, hukuk tanımaz faşizmi kadar, yasa, seçim de, seçmen de tanımayacağının göstergelerindendir.

Bana öyle geliyor ki, hırsız faşist rejim bir kaç yıl içinde bir iç savaş planlamakta ve bunu da Kürtler ve Aleviler üzerinden, ötekileştirici soykırım ve direniş esaslı olarak kurgulamakta, Suriye üzerinden de Aleviler ve Kürtler üzerinden çeşitli porovokasyonlar ve katliamlarla çeşitli denemeler yapmaktadır. Elde belge var mı(Suriye açısından durum ortada)? Yok, ancak bulgular mevcut, hiç bir kleptokratik, totaliter rejimler seçimle gitmeyi göze almamıştır. Daha önceki Barış Görüşmeleri sürecinde AKP seçimi kaybetmiş, masayı yıkmış ve akabinde Kürtleri hedef alarak ve terör estirerek milliyetçi, ırkçı kesimi yedeklemeyi başarmış, doğuda oy çalmayı da kendisi namına meşru ve kolay hale getirmiş, Haziran'da kaybettiği seçimi, Kasım'da tekrarlatarak Kasım seçimini kazanmıştı...

DEM'in bu süreci sürdürmesi, bu koşullarda siyasi körlük, meze, malzeme olmaktan öte bir anlam taşımıyor. Bu kadar art niyeti, bu kadar basit faşizmi görmemek ve muhtap olmak, Apo'nun kişisel durumundan, istihbarat örgütlerinin ve faşist rejimin kendi bekasını sağlama namına kullandığı aparat olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor. Kent Uzlaşısına terör diyen bir iktidarla masaya oturmak, ölüm fermanını izmalamak, faşist sultanın ileriye dönük planlarına kurban olmaktır... Yapmaları gereken, biz DEM'iz, barışı, süreci, eşit yurttaşlığı, sosyal devleti destekleriz, ancak muhatabınız değiliz, madem Apo ve PKK üzerinden yapacaksınız, siz de hükümetsiniz, buyrun yapın, siz hükümet, Apo Silivri'de, PKK ise Kandil'de demekti...

Bununla birlikte Türkiye'de aşılamayan faşist Irkçı, ittihatçı Kemalist damar da, çözümsüzlüğü, halk düşmanlığı, anti-laikliği dayatmaktadır. Bundan en iyi faydalanan ise AKP olmaktadır. Tabiri caizse kuzu, her durumda kurda teslim edilmektedir. Türkiye'de ırkçı ve dinci faşizm tasviye edilmedikçe, ülkenin kaderinin değişmesi, demokratikleşme, sosyal ve hukuk devleti hayali mümkün görünmemektedir.

AKP kendisini ne kadar devlet görüyorsa, seçmen kitlesinin diğer yarısındaki etkin ırkçı kesimde o kadar görmektedir, AKP için devlet ne kadar kutsal ise, ırkçı faşist kitleler için de o kadar kutsaldır. Yani halk, hem homojen(herkesin aynı görüş, millet, mezhep, inanç olduğu) olmaya zorlanmakta, halk üzerinde subjektif mühendislik, kamplaştırarak eritme, mobbing, tüketme, zorla biat ve mecburi kabullenme ve istismar, baskı yapılmakta, hem de bir bütün halinde halk devletin kulu olarak görülmekte ve bu ve bu ve din istismarının oluşturduğu sürü psikolojisi, cehalet, fedacılık(kendinden, insani, hak, hukuki taleplerinden vagzeçmeye, istismara dönüşen) aşılamadığı ve AKP'nin din, ezan, bayrak, cami, ırk istismarının da kırılamaması üzerinden, AKP'nin güç kaybetmesi de pek mümkün olmamaktadır. AKP devlettir, büyüklerimiz düşünür anlayışı topluma hakimdir, devleti büyüğü olarak görmekte,i kendisi ise küçük ve bu devlete hizmetçi olarak algılamaktadır. Yani cehalet hakimdir ve devlet ve toplum ilişkisi, tersine, tepe-taklaktır. Hal böyle olunca bağımsız bir yargı da, hukuk da, demokrasi de düşünülemez... neyse detaylar uzun, kabaca yansıyan ise bu...

Eğer Türkiye'de ırkçı faşizm, ittihatçı Kemalizm ve hem buradan hem de dinden nemalanan sağ olmasa, vatan, milelt, bayrak istismarı bu kadar etkili olmasaydı AKP'de olmazdı, ya da madem oldu bu kadar uzun ömürlü olmaz, AKP'nin eline de bu kadar rahat malzeme ve kamplaştırma, operasyon(ileride olası sıkı yönetim namına da) şansı tanımazdı.

Sonuç: Mevcut direniş başaramazsa ve olursa(!) Kasım 2027'de, guguğa dönmüş hukuksuzluk üzerinden Erdoğan tekrar seçilebilsin diye, meclis kararıyla, Erdoğan'ın 2. dönemi bitmeden erken seçim olur...

bilgivehis
01-04-2025, 02:24
İttihatçı Kemalizm laik sistem getirdi, akp ile aynı kefeye koyman senin görüşün ama gerçegi yansıtmıyor.


ABD-AB tayyibi istiyorsa ve tayyibin oyu düştügü müddetçe asla seçim olmaz.
Seçimin olması için iki koşul var, ya tayyibin oyunun yükselmesi ya da ABD-AB'nin tayyipten vazgeçmesi gerekir.
Şu anda ABD-AB bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Kimisi tayyibin kullanım tarihinin geçtigini düşünüyor, kimisi de tayyipten daha iyi bu ülkeyi satacak birinin olmadıgını düşünüyor.
Ellerinde çok iyi kullanışlı biri varken riske girmeyi pek göze alamıyorlar. Ama toplumun gazını almak için de değişikligin şart oldugunu biliyorlar. Bu yüzden pek kararlı duramıyorlar.
Aslında İmamoğlu onlar için iyi bir fırsat, belki de bu fırsatı kendileri yarattılar, zira tayyibi getirirken de mazlumu oynatmışlardı.
Neyse sonuçta dediğim gibi yukarıda bahsettigim iki koşuldan biri olmazsa asla seçim olmaz.

Şüpheci Dinsiz
01-04-2025, 02:53
Trump herifinin ikinci kez başkan seçilmesiyle Dünya yeni bir dönemece girdi. İlk gelişinde de Avrupa'ya dair olumsuz görüşlerde bulunup Putin'e sempati göstermişti.

İçinde olduğumuz dönemde Dünya'dan ilginç talepleri oldu. Panama Kanalı'nı, Kanada'yı, Grönland'ı ABD sınırlarına katmak istiyor, Ukrayna'nın değerli madenlerine çökmek istiyor.

Trump herifi aynı anda Avrupa ülkelerini ve liderlerini de kasıp kavuruyor. NATO'ya, BM'ye ve savunma harcamalarına yeterince para harcamadıklarını söylüyor [ki bu az buz bir para değil, bütçelerinin %7'sine varan miktarlardan bahsediyor], aksi takdirde Rusya'ya karşı Avrupa'yı korumayacağını, NATO'dan BM'den çıkacağını söylüyor.

Diğer yandan Israil'i koşulsuz destekleyerek Suriye'de işgali başlattı. Israil adım adım Suriye'de binlerce kilometrekare alanı işgal etmiş durumda. 'Sınırıma yakın İran yanlısı güçleri ve şeriatçı güçleri istemiyorum' diyerek Suriye'ye ait askeri birimleri, silah depolarını vuruyor, ardından işgal ediyor. İran'ın bölgedeki tüm etki alanlarını, desteklediği grupları bir bir yok ediyor. İran'ı açık açık tehdit ediyor.

Trump herifinin ve ultra zenginlerden oluşan ekibinin [kabinesinin] kafasında şöyle bir plan var sanırım:
- BM, NATO ABD'ye artık ayak bağı oluyor, üstelik bu iki örgütün maliyetlerinin neredeyse tamamını ABD karşılıyor. Bu yetmezmiş gibi oylamalarla moylamalarla zaman kaybediliyor, işler uzuyor.
- Putin'le iyi geçinmesi halinde ABD'nin Dünya hegemonyası maliyeti çok daha düşük olur.
- Yüksek teknoloji, yapay zeka, saldırı-savunma silahları hegemonyası ABD'de kalmalı. Bunun için [İngiltere hariç] Avrupa'ya teknik desteğin kısıtlanması gerekir ki, ultra zenginlerden oluşan kabinesi Dünya liderliklerini kimseye kaptırmasınlar.
- Ortadoğu'yu Israil için hiçbir tehlike kalmayacak şekilde yeniden şekillendirmek için İran'ın mutlaka bitirilmesi gerekiyor. Hatta belki emperyalist olma hayalleriyle yanıp tutuşan, Irak'a-Suriye'ye tasallut eden, şeriatçıları açıkça destekleyen Türkiye'yi de.
- Suudi Arabistan, Katar, İran, diğer Ortadoğu ülkeleri, Türkleri Osmanlı'dan ötürü sevmezler. Türkiye'nin parçalanması projesine çok sıcak bakacaklardır.
- Türkiye'nin iktidarı, kendini devaynasında gören İttihatçılardan ve Osmanlıcılardan oluşuyor. Bunlar, Osmanlı'dan koparılan topraklarda haklarının olduğu iddiasıyla işgal ve hegemonya girişimlerinde bulunuyorlar. Ne var ki, tüm devletler net bir şekilde bölgede Türk varlığına karşı çıkıyorlar ve Türkiye hiçbir toplantıya çağırılmıyor.
- Türkiye'nin iktidarı Ukrayna'da da önemli rol oynadığına inanıyor. Oysa hiçbir toplantıya çağırılmıyor.
- Türkiye'nin iktidarı Trump'ın Avrupa'yı yalnız bırakmasını fırsat bilip, elindeki askeri gücün [sayısal] büyüklüğünü hatırlatarak Avrupa'nın askeri olabileceğini öne sürüyor. Peki kime karşı Avrupa'nın askeri olunacak? Elbette Rusya'ya karşı. Diğer yandan Suriye'de Rusya ile işbirliği yapmaya çalışıyor.
- Türkiye'nin iktidarı'nın kafası karışık, tutarsız davranıyor, adeta telaş içinde, panikle birşeyler yapmaya çalışıyor.
- Türkiye'nin iktidarı'nın -adı konulmamış barış sürecini- başlatmasının sebebi İran'dan sonra sıranın Türkiye'ye gelecek oluşu mu? Yoksa Kürtleri de yanına alarak Ortadoğu pastasından pay koparmak mı? Yoksa ABD'nin Türkiye'nin elinden Irak'ı-Suriye'yi işgal gerekçesi olarak gösterdiği -terör- kartını alması mı?

Türkiye'nin iktidarı'nın dış politikada kurtlarla dansı pek iyi gitmedi, gitmiyor. Belki çok açık tehdit aldıkları için paniğe kapıldı. Bunu önümüzdeki birkaç ay içinde göreceğiz. Umarım korktuğum şeyler başımıza gelmez.

spartacus
01-04-2025, 03:05
İttihatçı Kemalizm laik sistem getirdi, akp ile aynı kefeye koyman senin görüşün ama gerçegi yansıtmıyor.
İttihatçı Kemalizm derken, öncesi ve sonrası Cumhuriyet dönemi başka detaylar(homojen değil). İttihatçılığa rağmen cumhuriyet kurulabildi de denebilir...

İttihatçılık Osmanlı devletinin çöküşünü engelleme stratejisinde(derin devletti), feodal dönemle, sonrası ayrı ele alabiliriz. Konjonktür değişmiştir. İttihatçı Kemalizm ise değişen konjonktürü görememiştir ve sonunda mesele bürokratik, seçkin bir elitin, iktidarı ele geçirme ve elde tutma stratejisinde, salt ve eski tip kutsal devlet, halksız vatan modeli, "kutsal ırk devleti" desturunda sıkışıp kalmıştır...

İttihatçılığın yekünü aslında Osmanlıcılık, İttihat-ı Anasırcılık, durum değişince "Osmanlıcılığın" yerine "Türkçülük" ikame edilmiş, strateji ve kafa yapısı, "üst kimlik dayatımı" değişmemiştir ve Atatürk de, aslında bu anlayışın meşruiyet, dokunulmazlık zırhı malzemesi, istismarı, olmuş, gerisi teferruattır...

Mussolini, Hitler tarzı idare anlayışı, MHP, Zafer Partisi İttihatçı anlayışın beden bulmuş halidir denebilir...

Halkçılık(stratejilerine ters olduğu için ellerinden geldiğince gündem dışı tuttular, bütün propagandaları "söz konusu vatansa gerisi teferruattır" safsatası*), Cumhuriyetçilik(çeliştiler), Laiklik(ki bunu da dejenere ettiler, devlete indirgediler, oysa bu kavram toplumsaldır da ve halkın inançlarına müdahale edilmemeyi de kapsar ve fiili olarak kaldırmaya çalıştılar) vs. Anti emperyalizm yalanları, bunda da aynı biçimde kavramın içini boşaltıp, dejenere ettiler ve emperyalizmi, sermaye, ekonomik odaklı değil de milletler arası bir meseleymiş gibi gösterip, halkı aldattılar...

Bir siyaset düşünün bütün meselesi, siyaseti aslında Türkçülük, öznesi Türkçülük, bunu yüceltmek, aslında hem bu hem de dinci siyasetler, özünde siyasetin de doğasına ters düşerler, zira verili koşullarda siyasetin özü, temeli, motoru ekonomi-k-tir, din, ezan, bayrak ve millet ise hakim koşullarda*, ancak birilerinin hamasetinde malzeme, aparat, propaganda olabilir... (*90.000 küsür cami varken "ezan susmaz", devletin tüm kurumları ortada ve her birinde bayrak dalganırken "bayrak inmez" sloganı gibi düşünlebilir)

* "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır", "vatan, millet, sakarya" bunlar ancak koşullarında anlamlıdır, daim öne sürülmesi, halkı devlete asker tayin etmek, iş, aş, hak, hukuk, özgürlük, sosyal güvence, demokrasi, eşit hak ve özgürlükler vb. alanındaki taleplerin ya çıkışını, böylece bilince edilmesini önlemek amacı ya da önemsizleştiren, halkı sürü psikolojisine adapte ederken, diğer yandan da cehalete amade eden, üzerinden de faydalanma sürecini doğurmuş, sağlamıştır.

Türk-İslam senteziyle ittihaçılar üzereine düşen rolü ırkçılık üzerinden oynarken, dinciler de dincilik üzerinden oynamış ve ikdidarlar -darbelerle de- ikisi arasında top sektirmeye dönüşmüştür.

AKP açısından bu siyasi duruşun özeti, "Söz konusu ezan ise gerisi teferruattır" şeklinde ifade edilebilir. AKP oy kitlesini nasıl sağlıyor ve elde tutuyorsa, ittihatçılar da aynı yöntemin, "ırk" eksenini temsil etmektedirler ve Türkiye "insan hak, özgürlük ve taleplerini" esas alan bir zihniyete, anlayışa yönelmez ve toplum da bu sayede bilinçlenmez, semboller ve kutsal olarak enjekte edilen için değil, kendisi için, insan için var olma ve siyaset bilincine ulaşamaz ise, ilerleme sağlanması pek de mümkün olmayacaktır.

Ancak, AKP süreci, ikizini (ırkçı ittihatçılığı) aşındırmış ve halkın kaçınılmaz olarak, hak, hukuk, iş, aş deme noktasına ulaşmasını sağlamış ve engel de olamamaktadır, umalım ki bu süreç hak, hukuk, özgürlük, demokrasi talepleriyle sürsün ve bunun yerini "yüce Türk ırkı devleti sürü psikolojisi almasın"...

Sosyal devlet, özgürlük, demokrasi, hak, hukuk, din, dil, renk, mezhep ayrımı olmaması, yurttaşlık esası(herkesin eşit statüde olması), İttihatçılıkla bağdaşmıyor.

İttihatçılık açısından ya Türksündür ya da hiç bir şey, ya kutsal Türk devletisindir ya da hiç bir şey, başka dertleri yok gibidir...

Şüpheci Dinsiz
01-04-2025, 06:03
Üstteki iletim yarım kaldı, konuya bağlayamadan çıkmak zorunda kaldım.
Devam edeyim.

İktidarın dış politikada işleri hiç iyi gitmedi. Nereye elini attıysa berbat etti. Aslında bu duruma gelmesinin nedeni yüzde yüz kendi hatalarıdır diyemeyiz. İngiltere-ABD-Israil-Rusya, Dünya'daki dengeleri ve Ortadoğu'daki sınırları değiştiriyor, yeniden dizayn ediyor. İktidar başarılı bir dış politika yürütseydi bile bu pastadan pay vermezlerdi. Ama Türkiye Ortadoğu'da bu kadar suça bulaşmazdı, bu kadar göç almazdı, bu kadar itibar kaybetmezdi, ekonomisi bu kadar bozulmazdı.

İktidarın derin kanadının algıladığı dış tehdit gerçek olmalı ki iç siyasetteki kontrolünü arttırmak için siyasi baskıları arttırdı. Çatlak sesleri, itirazları tamamen devre dışı bırakacak uygulamalara yöneldi. Olası bir saldırı veya savunma savaşı kararını tereddütsüz-engelsiz verebilecek ortamı hazırlamaya çalışıyor.

Bunu bir kaç sebeple yapıyor olabilir.
- Algıladığı dış tehdit çok büyüktür ve tarih olarak çok yakındır.
- Emperyalist güçler bunların üzerini çizmiştir [ki bölgenin kaderini tayin eden hiçbir ciddi toplantıya çağırılmıyor].
- Ekonomik başarısızlığın düzelme ihtimali kalmamıştır, dışarıdan sıcak para bulamamaktadırlar, bulabileceklerine dair hiçbir ihtimal kalmamıştır. İlk seçimde kaybedeceği kesinleşmiştir.
- Seçimi kaybetmesi halinde şürekasıyla birlikte yargılanacağı kesindir.
- Emperyalist güçlere vaat edebildiği hiçbir şey kalmamıştır. Zaten gırtlağına kadar suça batmış olan iktidar mensuplarının suç delilleri malum ülkelerin istihbaratlarında mevcuttur. Milyonlarca borcu olan meteliksiz keş kumarbaz durumuna düşmüştür. Böylelerine ne kimse borç verir, ne görmek ister, ne yalanlarını duymak ister.

AKP ve MHP ikilisi, siyaset meydanında oldukları süre boyunca politikalarını ötekileştirme üzerine kurdular. MHP ABD tarafından kurduruldu, tüm zamanlarda anti komünizm, Türkçülük ve Sünni İslam üzerinden siyaset yaptı, diğerlerini ötekileştirdi, onlarca katliama, binlerce suikaste imza attı, tüm zamanlarda devlet tarafından korunup kollandı. AKP ABD tarafından kurduruldu, anti komünizm, anti laiklik, Sünni İslam üzerinden siyaset yaptı, diğerlerini ötekileştirdi, MHP ile birlikte bir çok katliama ortak oldu. Dini tüm sembolleri kullandı, dini sonuna kadar sömürdü. Her ikisi de tüm zamanlarda sermaye yanlısı oldu. Her ikisi de devleti alabildiğine yağmaladı. Her ikisi de devlette alabildiğine örgütlendi, devlette kendilerinden bağımsız organ/makam bırakmadılar.

İç ve dış siyasette bu kadar sıkışmış bir iktidar ne pahasına olursa olsun seçim yaptırmaz. Faşizmin bütün enstrümanlarını kullanmaktan çekinmez. İnsanları hapse atar, işkence eder, öldürür. Askere ve emniyete seçerek yerleştirdiği şeriatçıları ve ırkçıları kullanacaktır. Başka resmi olmayan şeriatçı ve ırkçı örgütler kurdular, silahlandırdılar, koruyup kolladılar. Bunların yapabilecekleri alçaklığın sınırı yoktur.

bilgivehis
01-04-2025, 12:21
Arkadaşlar Atatürk dışında anlattıklarınızın tamamına katılıyorum.

Atatürk ırkçı değildi. O tarihin koşullarına göre yurtçuydu, öyle olması gerekiyordu.
Ülke işgal edilmiş, içeride birçok gurup işgalciler tarafından satın alınmış, hem dışardan hem içerden mücadele etmesi gerekiyordu.
Üstelik Atatürk sonrasının onunla zerre alakası yok.
Örnegin NATO'ya üyelik, yani başka bir ülkenin gücüne sıgınmak Atatürk'e ters bir anlayıştır.
Daha sonraki uygulamalar ve akp gibi iktidarlar yine ona tersdir.
Milli olmayan ekonomi ona tersdir.
Atatürk'ü o günkü koşullarda değerlendirmek gerekir.
Atatürk sonrası ülkeyi yerli işbirlikçiler, dinciler, mandacılar, patronlaşan feodal ağalar ele geçirdi.
Atatürk sonrasının onunla zerre alakası yok.
Akp Atatürk düşmanı bir partidir, mhp Türk düşmanı bir partidir. Bu partiler ülkede iktidarlar.
Hem bu partilere karşı olup da hem Atatürk karşıtı olmak çelişkidir.
Atatürk karşıtlıgı bu partilerle aynı kefeye girmek demektir.
Tekrar hatırlatayım, Atatürk dışında anlattıklarınızın tamamına katılıyorum.

spartacus
01-04-2025, 14:51
Tekrar hatırlatayım, Atatürk dışında anlattıklarınızın tamamına katılıyorum.
Dedim ya Cumhuriyet İttihatçılara rağmen kuruldu da denebilir...

Feodal ümmetçiliği lav etmeden, Osmanlı yıkılamazdı, Osmanlı feodal bir sistem, kurumlarıyla yerleşmiş feodal bir yapı, İttihatçılık ise, darbeci derin devletini temsil ediyordu -Osmanlı derin devletini egale edip, kendisi yerleşmişti... Ümmetçiliğin -Osmanlı için kullanışlı aparat- bunun da karşısında siyaseten ihtiyaç duyulan birleştirici aidiyet gerekiyordu ki, burjuva akımları milleti seçmişti... Millet kavram olarak 19. Yüzyılda tanımlanmıştır... Yani milliyetçiliğin siyaseten birleştirici olarak zaruri koşullarda kullanılması başka, bunu siyasi olarak kurumlaştırmak, strateji düzeyine çekmek başkadır, ikincisi yanlıştır, hatadır... İşte bir bakıma halkçılık, hürriyet, laiklik, cumhuriyetçilik, ikincisini frenleyen unsurlardır, ancak İttihatçılık(2 yönlü, Osmanlıcılık, Irkçılık), Kemalizm(İttihatçı!) kol çıkartmış ve ırkçı faşist, kutsal devlet anlayışını hakim kılmayı başarmış, cumhuriyet, halk-çılık ve hürriyeti, demorkasiyi hedef almaya, cumhuriyeti de Hitler, Mussolini tarzında makamların ve başbuğların hakimiyeti algısına dönüşmüştür.

1950'ler sonrası ABD, CIA ve İngiliz istihbaratı, Türkiye'de İttihatçılığı keşfetti(fiili kullanım olarak), 2 yönlüydü, hem Osmanlıcı hem de Türkçü...

Ve evet Türkiye'de İttihatçılık kazandı(zaten darbelerle arada bir hakim kılınıyorlardı), rejim artık Hitler rejimidir ve Devlet, erke sahip olan seçkinlerin çiftliğidir... vs. Türk-İslam sentezli derin devlet bu süreci hazırlamıştır, arzu ettikleri devlet, rejim modeli AKP ile gelmiş, MHP ortak olmuş, böylece ırkçı olanının itiraz ettiği şeyler olsa bile sonuç olarak rejim konusunda yaşanan ortaklaşma, ortak hedefe varılması*, kendilerinin de talandan nemalanması, yumuşak karınlarını oluşturmuş ve süreç cumhuriyeti tasfiyeye dönüşmüştür.

* Örneğin ABD CIA, İngiliz istihbaratının ortak yürüttüğü Türk-İslam sentezi projesinin sol içi turvalarından Perinçek'in tavrı burada gözden kaçmamalıdır... Perinçek yağmur yağsa ABD, güneş açsa ABD, ayağınız kaysa ABD derken nasıl ki dejenere etmenin, itibarsızlaştırmanın, içini boşaltmanın taktiği ise, Kemalistlerin cumhuriyet söylevleri de aynı rol, işlevi görmektedir.

Atatürk şu anda yaşasaydı ve elinde o zamanların gücü olsaydı, başta Kemalistler, Osmanlıcı hakim din sömürgenleri olmak üzere, bunların, bütün Anasırcıların alayını mahkum eder, bazılarını da Bahçeli, Perinçek, RTE vs. idam ederdi.

Sürekli ABD vs. deniyor, mesele ABD değil, İttihatçılık(Osmanlıcılık, Türkçülük)... ABD, İngiltere olmayanı kullanmaz, olanı kullanır ve kullandıkları için de, mevcut sistem açısından suçlanamazlar, kapitalizmin, sermayenin işi, doğası budur, yayılmak... Bir toplum 21. yüzyılda dahi ırkçılık, dincilik, milliyetçilik, kutsal, yüce ırk din ile kuşatılmış ve toplum bunlar üzerinden kendisine, insana ve ihtiyaçlarına yabancılaştırılmış, kör edilmiş, cehalete, sürü psikolojisine amade edilmişse, bir avuç işbirlikçi daima satın alınabilir ve ülkeyi yağmalayabilir ve bunların iktidar olması da -zaten el altından da desteklenirken- kolay olacaktır, bir taraf dincilik, din istismarıyla diğeri ırkıçılıkla kitleleri kendilerine kolayca yedekleyecek ve kullanacaktır...

Neyse elbette meselenin teorik kısmı bu kadar basit ve görünen sonuçalrı dillendirmekten ibaret olamaz, ancak en kaba sonuç ve yansıma tahlili dahi, bu belanın ne menem bir bok olduğunu anlamaya yeterlidir... Daha ırkçı ve Osmanlıcı İttihatçılar üzerinden ülkede "iç savaş" planı da ellerinin altında durmaya devam etmektedir ve böylesi bir süreçte, Kemalitlerin dahi, AKP rejiminin kulvarında at başı gideceklerinden de şüpheleri yok, zira bu ırkçı İttihatçı Kemalistler şu günlerde dahi, halkı kamplaştırmayı başardı...

Singularity
01-04-2025, 14:53
Ben bir erken seçim olacağını düşünmüyorum. Benim düşündüğümü halktv'de bir yorumcu milyonların gözü önünde açık açık söyledi. Bunların soruşturmadan haberi vardı, iktidar muhalefetin adayını hapse attı diyerek kampanya başlatmak için özellikle aday olarak ilan ettiler.

Ben erken seçime inanmıyorum. Gerçek manada seçim olacağına yada daha önce olduğuna da inanmıyorum. Bunların hepsi zaten kontrollü muhalif. Muhalif seçmenin tepkisini kontrol ediyorlar. Ekrem başkan Çağlayanda, bunlar Saraçhanede. Ekrem Silivri yolunda, bunlar hala Saraçhanede. Elalem işte görsün.

Seçilene kadar solcular, demokratlar, laikler, adaletten yanlar vs. Seçilene kadar "birlikte başardık birlikte kazanacağız". Seçildikten sonra birlikte kelimesi "ben ve keyfinin kahyası" anlamına geçiş yapıyor. Birden o eski solcu, demokrat tıpler gidiyor ve yerlerine yobaz, totaliter, faşist tipler geliyor.

Örneğini verdim. Tutuklananlardan ikisi Ekrem ve Murat. (Resul daha çocuk sayılır). Ekremin danışmanları eskiden namazında niyazinda adamlardı. Ekrem de onlardan daha solcu değil aslında. Malum, bu ülkede Atatürkçü görünmenin en kolay yolu, sarışın bir bayanla evlen, bitti. Ekremin benim yerime geçsin dediği ve şimdi İBB başkanvekili olan Nuri Aslan, Küçükçekmece eski Kızılay ilçe başkanı. Kızılay ilçe başkanı olmanın koşulları var ki herkes bilir. Ekremin en güvendiği adamı bu. Hani gençlerin zaman zaman eleştirdiği Kızılay'ın başkanı diyorum.

Murat'ın özel kalem müdürü ise geçen yıl Kaymakamın en yakın adamıydı. İdare ve denetim şefiydi. Murat Çalık onu aldı, kendine özel kalem müdürü yaptı. Özel kalem müdürü bir başkanın kara kutusudur, en güvenilir adamıdır.

Şimdi bu adamlar seçilene kadar güya solcular. Seçimden sonra arkayı AKP'ye teslim ettiler. Şimdi içeri girince haydi solcular eyleme, gidin de kurtarın.

Ben seçim konusunda protest kalıyorum. Seçime katılmama cezaya tabi değilse gitmiyorum, cezası varsa gidip boş zarf atıyorum. Bu soytarılığın hiç bir tarafında yer almam.

Tahrik Erdoğan'dan siyaset yoluyla kurtulmanın yolu olduğunu sanmıyorum. O yolları tümden kapattı. Simülasyon ömrünü ne kadar belirlemişse belliki mezara kadar başkan kalacak. Seçim olsun yada olmasın fark etmez. Muhtemelen de ölünce aynen bahceliye yaptıkları gibi ölümünü saklar ve yiyici düzenlerini bir on yıl daha sürdürürler. Biz onun gittiğini göremeyiz. Gitse bile haberimiz olmaz. Daha bu işin yerine clone koyma işleri var oohoo.

bilgivehis
01-04-2025, 17:12
Kemalitlerin dahi, AKP rejiminin kulvarında at başı gideceklerinden de şüpheleri yok, zira bu ırkçı İttihatçı Kemalistler şu günlerde dahi, halkı kamplaştırmayı başardı...

Ülkede Kemalist kalmadı, senin bahsettigin kemalistler Atatürk'ü kullanan işbirlikçilerdir.
Gerçekten bu ülkede Atatürkçü kalmadı, saysan beşbini bulmaz ki, onlar da etkin konumda değiller. Zaten gerçek Atatürkçüleri etkin konumda tutmazlar. Ergenekon, Balyoz gibi sayısız darbeler bunun içindi.
Halen Atatürk sistemini konu etmenin anlamı yok, çünkü onunla ilgili hiçbirşey kalmadı. 1980 12 Eylül darbesi ve 23 yıldır uygulanan darbeler bitirdi. Şu anda ne Atatürk cumhuriyeti var ne de onun yurtçu, antiemperyalist anlayışı var. Tek adam rejimi ülkede egemenken Atatürk rejiminden bahsetmek çok saçma oluyor.

Seçme-seçilme hakkı, Cumhuriyet ve demokrasi rejimlerinde özgürlügü de getirebilir, faşizmi de getirebilir. Bu durum toplumun duruşuna bağlıdır. Olayı bu gerçege göre yorumlamak gerekir. Yani bugünkü faşist rejim Hitler'de oldugu gibi demokrasiyle geldi. Demokrasiyi kim kullanırsa sistem de ona dönüşür. Bu rejimi dinci, mafya ve işbirlikçi kesimler getirdi. O halde bunu Atatürk'ü değil, sistemi teslim eden toplumun kendisini bağlar.

spartacus
01-04-2025, 17:40
Ülkede Kemalist kalmadı, senin bahsettigin kemalistler Atatürk'ü kullanan işbirlikçilerdir.
Gerçekten bu ülkede Atatürkçü kalmadı, saysan beşbini bulmaz ki, onlar da etkin konumda değiller. Zaten gerçek Atatürkçüleri etkin konumda tutmazlar. Ergenekon, Balyoz gibi sayısız darbeler bunun içindi.

Kemalist ile Atatürkçü'yü aynı kefeye koymadım, ki zaten belirtmişimdir Attaürk'ü kullanan itihatçılar, maskeliler... Aynı kefeye koymak da bana göre hata olur... Darbeler aslında Atatürkçülere karşı değil, halka karşıdır, Ergenekon ise, anladığımız türde bir darbe değil, rejimin kendine bağlı bir kurumda, kendini garanti, güvenceye alma operasyonu, kadro değişimi, katliam yollu boşaltım, doldurum, temizlik harekatı içindir ki, faşist sulta rejimi talan stratejisi 3 kuruş çıkarı, garanti-güvencesi için ülkeyi dahi yakabilir. Örneğin 12 Mart, 12 Eylül Kemalist(İttihatçı, haliyle Amerikancı, evvelde ise Almancıydılar) darbeler.
-----------------------------------------------------------------------
Kemal ismini kullanmaları yanıltıcı oluyor tabi, aynen ABD ajanı Kemalist Perinçeğin her adımda anti-Amerikancılığı gibi. Bu tezat gibi görünebilir, ama altında yatan asıl gerçek itibarsızlaştırmak. Neyi ve nasıl? Her olayı ABD'ye bağlarsak, meşrulaştırma, önemsizleştirme, vurdumduymazcı, bayağılaştırma, rehavet ve kabullenme etkisi oluşturur, kendi elinde de kullanışlı bir aparat haline gelir, düşman üretir ve düşmanlarını da bununla alt eder... Alakasız binlerce olayda dahi, ayağı taşa değse, bir gazeteci sırf halkın bir eylemini haber yaptı diye arkasında CIA var vs.ilan eder, itibarsızlaştırır, hainleştirir vs. Örneğin bu son haftalarda halk direnişini de Perinçek yine aynı kafayla mahkum etmeye çalışacaktır, ABD, Mustafa Kemal, anti emperyalizm gibi söytlemleri ise aparat oalrak kullanacak, ne yazık ki bazılarını da aldatmayı başaracaktır(Ki istihbarat enformasyon bürosu yayını olan Aydınlık üzerinden, Maltepe mitinginde milyonu aşkın değil, sadece 300.000 kişi olduğunu ileri sürmesi gibi, oysa meydanı bırakalım rejimin taktikleriyle alana ulaşamayan, giremeyen onbinlerce insan, dolup, boşalma vardı)... Bu bir stratejidir, detay girmeye gerek yok zaten iki örnek dahi yeterli... Diğerleri de halkçılığı, cumhuriyetçiliği, hürriyeti, demokrasiyi, kutsal devlet, tabu vatan ve ırkçılık üzerinden itibarsızlaştırma, boğma yolunu seçmişlerdir. İki sebeple, birincisi cumhuriyet, hukuk devleti, demokrasi koşullarında ittihatçılara yer yoktur, altlarından toprak kayar. Onların sorunu, stratejisi halkın uyanmaması ve kendini temsil etmemesi, farkında olmaması, ilelebet kalacak ilahi, besili, yiyici damızlık bir güce ve müdavimlerine biat ettirilmeleridir. ikincisi Türk-İslam sentezi üzerinden girdikleri ABD projeleridir, Osmanlı dönemi ve sonrasında da, ABD'ci olana kadar Almanya üzerinden yürütüyorlardı, bu proje onlara sultalık imkanı sağlıyorsa, kendi menfaatleri gereğidir. Bu da bir stratejidir ve hedef aldıkları cumhuriyet, demokrasi, sosyal devlet, halkın kendisinin farkına varması, sürü piskolojisinden kurtulmasıdır. Zaten bir yanıyla Osmanlıcılar diğer yanıyla ırkçı İttihatçılar ortak stratejide (sulta rejimi) itifak halindedirler, darbelerle, toplumsal cehaleti ve halkı siyasetten uzaklaştırarak, hamasetlerle, değerlerin içini boşaltıp, dejenere ederek, lafa ve sembolik temsile indirgeyerek hareket ederler. Örneğin bir ülkeyi talan eden her iktidar, o ülkede abartı oranında bayrakları, ırksal, dinsel motifleri, söylevleri arttırır, vatan, millet, yüce vatan söylem ve sembolleri her köşe başına kazınırken, dev bayraklar, sloganlar ortalıkda cirit atar, neden? Açık ve ortada...

MHP, Perinçek ve AKP'nin aynı hedef ve kulvarda AKP ile birleşmesi şans eseri değildir... 2 Yol var, birisi darbe diğeri de parlamento yoluyla, bu sefer darbe değil, Parlamento ile son noktayı koymak üzere birleştiler... Hedef olan, cumhuriyet, halk-çılık, laiklik(bilinen gerçek anlamıyla) ise, amaçlanan ittihatçı sultadır. Çünkü ittihatçılık, özü itibarıyla derin devletli bir sulta rejimi, yönetimi, stratejisidir, karakteri bu yönde ve en önemli taktikleri halkın kamplaştırılması ve çatıştırılmasıdır ve üzerinden de nemalanmak, at koşturmaktır...

Cemal
03-04-2025, 02:13
sAROgen abiM.NERdesin be yaV..FetöYÜBitirdiler.nEDiyen... ^')?

spartacus
03-04-2025, 06:39
sAROgen abiM.NERdesin be yaV..FetöYÜBitirdiler.nEDiyen... ^')?
Nedir bu soro'nun senden çektiği, muhtemel altı kuru keyfi yerindedir :)

Fetö bitmedi, rejim oldu, sen mi fetö olacan ben mi kavgasında Erdoğan kazandı, fetöcülerin ileri gelenlerini de bakan, hırsız, finosu neyin yaptı, olan karşı çıkan hiziplere ve sıradan aldatılmış garibana oldu denebilir :)

Örneğin Erdoğan'ın ileri gelen çoğu finoları(trolleri, trol medyasının adilikleri sayesinde ileri gelenleri) eski fetöcüdür. Kim ne kadar karaktersiz, kişiliksiz olabiliyorsa, o kadar öne çıkıyor, besili fino olabiliyor. Bütün meseleleri kim daha çok fino, sahtekar, düzenbaz, satılık, hırsız olabilir meselesi... Bir kaç fino söyle geçmişine bakalım :)

Yıldıztozu
03-04-2025, 21:40
2027 olabilir..
erdoğan kendisi için en avantajlı gördüğü zamanı seçer.
mecliste 3/5 oranında oy gerekiyormuş.

akp oy kaybetse bile erdoğanın oyu hep sabit kaldı.
2014, 2018, 2023 başkanlık seçimlerinde hep aynı oran %52 aldı.
oy kaybı yaşamadı.
bu sefer işi daha zor tabi, ama kendisi çok iyi bir siyasetçi (aldatıcı) olduğu için yine bir yolunu bulup %52'yi koruyabilir.
muhalefet stratejik davranıp erdoğana siyasi kozlar vermemeli.
siyasette önemli olan ne yaptığın değil, yarattığın algı.

Singularity
04-04-2025, 09:03
FetöYÜBitirdiler.nEDiyen... ^')?
Fetö bitmedi, fetö bitmez. En büyük fetöcü en tepede. 😆

Fetöyle liderlik kavgası verdiler, kazanan fetöye başkan oldu, kaybeden ülkeyi terk etti.

Bütün bakanlar, ordunun ileri gelenleri, vali, kaymakam, iktidar olsun.muhalefet olsun belediye başkanları, oda başkanları, STK'ların başkanları vs (çok kurumsal olup fetönün sizamadigi TÜSİAD gibiler hariç) hepsi fetöcü zaten. Medyadaki kıdemli kalemşörler de fetöcü. Fetöcü olmayanı dövüyorlar. Aaa sana söylüyim, fetöcü olmayanı fetöcü diye içeri atıyorlar. Siz dışardan bakınca fetö metö kalmadı sanıyorsunuz. Ah be güzel kardeşim. Fetöcü olmayan yada fetö referansı olmayan herhangi bir kamu kurumunda müdür bile olamaz. Ooff off. Biz neredeyiz sen nerde.

Yıldıztozu
04-04-2025, 09:37
https://www.youtube.com/watch?v=t93-gArvmQE&ab_channel=CanD%C3%BCndar

bilgivehis
05-04-2025, 16:51
Sorun olan tayyibin gitmesi değil, sorun olan bu ülkede akp zihniyetinde hiç azalma olmamasıdır.
Tayyip gitse aynı kesim yine benzer zihniyeti seçmeye ve desteklemeye devam edecektir, zira ülkenin yarısı yüz yıldır akp zihniyetindedir.
Bu nedenle tayyibin gitmesi hiçbirşeyi değiştirmez, önemli olan akp zihniyetinin değişmesidir.

spartacus
06-04-2025, 18:30
* Örneğin ABD CIA, İngiliz istihbaratının ortak yürüttüğü Türk-İslam sentezi projesinin sol içi turvalarından Perinçek'in tavrı burada gözden kaçmamalıdır... Perinçek yağmur yağsa ABD, güneş açsa ABD, ayağınız kaysa ABD derken nasıl ki dejenere etmenin, itibarsızlaştırmanın, içini boşaltmanın taktiği

Alakasız binlerce olayda dahi, ayağı taşa değse, bir gazeteci sırf halkın bir eylemini haber yaptı diye arkasında CIA var vs.ilan eder, itibarsızlaştırır, hainleştirir vs. [B]Örneğin bu son haftalarda halk direnişini de Perinçek yine aynı kafayla mahkum etmeye çalışacaktır, ABD, Mustafa Kemal, anti emperyalizm gibi söytlemleri ise aparat oalrak kullanacak, ne yazık ki bazılarını da aldatmayı başaracaktır(Ki istihbarat enformasyon bürosu yayını olan Aydınlık üzerinden,.

MHP, Perinçek ve AKP'nin aynı hedef ve kulvarda AKP ile birleşmesi şans eseri değildir...
CIA görevlisi Hitlerci ırkçı faşistin zemin hazırlayıcı işlevine dair son(bininci) örnek... (Eğer eylemler dağınık ve provokasyonlara gelmiş, halk bu derecede sahiplenmemiş, tabana yayılmamış ve CHP'de bu derecede yerleşik tavır, aktif olmasaydı, Perinçek'in dili direk suçlayıcı, saldırgan ve hedef gösterici olacaktı, ancak bu koşullarda dolaylı işaret, dolaylı hedef gösterme, zemin hazırlama taktiği kullanmak zorunda kaldı.)
Doğu Perinçek: ABD'nin hedefi Erdoğan'ı yıkmak
ABD'nin Türkiye stratejisini eleştirerek Erdoğan karşıtı sokak hareketlerinin Atlantik güdümlü olduğunu söyleyen Doğu Perinçek, Özgür Özel'in yeni hedef olarak öne çıkarıldığını belirtti.

https://www.odatv.com/guncel/dogu-perincek-abdnin-hedefi-recep-tayyip-erdogani-yikmak-120093443

Singularity
07-04-2025, 11:21
ABD'nin ya da Trump'un Erdoğan'ı yıkma hedefi yoktur. Bu konuda Perinçek ya yanılıyor, ya da algı çalışması yapıyor. AKP milliyetçi (geçinen) bir iktidar olduğu için ilkesel anlamda Trump bu iktidardan rahatsız olamaz.

Öte yandan İmamoğlu ve onun desteklediği Özgür Özel dahil politikacılar küresel bazı odaklardan güç alıyor. Bu odaklar LGBT, kovid, iklim değişikliği gibi gündemleri olan ve aslında insanlığa bir anlamda karşı olan oluşumlar. Kendi gündemleri ve ajandaları var. Trump'un bu gidişe karşı olduğunu, hatta Trump'un ortağı Elon Musk'un LGBT çetesine savaş açmış birisi olduğunu ve bu uğurda yüz milyar dolar kaybetmeyi göze aldığını düşünürsek, Trump'un böyle bir grubun iktidar olmasına izin vermeyeceği ortadadır.

ABD ve küresel güçlerden bir kısmı Erdoğan'ı desteklerken, bir diğer kesim de İmamoğlu için mücadele veriyor. Türkiye aslında küresel bu iki gücün çatışma alanı. Şu anki gidişat Trump'un lehine ve küreselcilerin aleyhine olduğu için İmamoğlu içerdedir ve erken seçim olmayacaktır. Güçler dengesi değişirse İmamoğlu'nun hapisten çıktığını, aa yine hata yapmışız denerek diplomasının iade edildiğini ve erken seçim kararı alındığını görebiliriz. Ancak bu çok olası görünmüyor. Olabilir, olmaz diyemeyiz, ama zayıf ihtimal.

PS: Küreselciler ve küresel güçler aynı şey değildir.