PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : AKP'nin en büyük gücü


bilgivehis
02-04-2025, 20:11
AKP BOP eşbaşkanı olarak geldiginde zaten bir güç kazanmıştı. İktidar oldugundan beri elbette bir çok güç daha kazandı. AKP'yi sürekli yapan ve gücünü arttıran en büyük güç dini kullanması, katil partileri bünyesine katması veya Türk ordusunu teslim alması gibi görünebilir. Mafyatik yapılanma, sadaka toplumu oluşturması, iş kollarını kendine bağlaması ve ülkeyi iyi sattıgı için ABD-AB'nin ve hatta Rusya'nın bile desteklemesi sayılabilir. Medyanın yandaşlaşması, TRT'nin tamamen ona çalışması ve baskıyı kullanması da ayrı güçleri oluşturur.
Elbette bunlar çok büyük güce sahip oluşumlardır lakin sürekliligini sağlayan bunların hiçbiri değil.
AKP'nin en büyük gücü, ülkenin her safhasında bulunan, toplumu yönlendirmede etkin ve yetkin bir güce sahip olan bürokrasinin ve memurlarının tamamen ona çalışıyor olmasıdır.
Bütün devlet daireleri, bütün şirketler, okullara varana kadar AKP'nin çıkarı dogrultusunda toplumu yönlendiriyor. Hiçbir güç toplumu yönlendiren güçler kadar etkili değildir.
Denebilir ki, medya da toplumu yönlendiriyor, bürokrasiyle medyanın ne farkı var?
Çok önemli farklara sahip. Medya yalan ve uydurmalarla toplumu etkiliyor, bürokrasi ise topluma dayatıyor, baskı uyguluyor, tehdit ediyor, hukuku çiğniyor, uydurma delillerle ve kiralık tanıklarla içeri atıyor. Seçimlerde yetkin oldukları için her türlü hileyi yapabiliyor ve yaptırabiliyorlar.
Dolayısıyla isterse dünyanın gücüne sahip ol hiçbiri bürokrasi ve memurlar kadar etkili değil.
Emperyalistler İngiliz Lawrance'den aldıkları ilhamdan sonra bütün ülkelerde bunu uyguluyorlar.
Saddam, Kaddafi bu yüzden çok kolay kaybettiler, birçok güce sahip oldukları halde emperyalistlerin ajanları vasıtasıyla toplumu ele geçirmeleri karşısında hiçbir güçleri işe yaramadı.
Emperyalistlerin girdikleri Türkiye'de dahil her ülke aynı durumda, bürokrasiyi ve memurlarını ele geçirdinmi büyük oranda iş bitmiş demektir. Üstüne bir de dinle kalayladınmı gerisi çorap sökügü gibi geliyor.
Futbolda bir söz var "Orta sahayı alan maçı da alır". Bu da böyledir, bürokrasiyi kendine bağlayan ülkeyi de kendine bağlar.

bilgivehis
03-04-2025, 15:26
AKP'nin en büyük gücünün bürokrasi oldugundan bahsettim, şimdi bütün gücün kaynagından yani ona bu imkanı tanıyan besleme çantasından bahsedelim.
Emperyalizm denince ABD-AB, askeri gücü (NATO) ve pazar payı akla gelir. Aslında ona bağlı ülkeler ve yine ona bağlı işbirlikçi yönetimlerdir onu emperyalist yapan. Emperyalizm sadece tank-top veya pazar sahibi değil, bağımlı ülkelerin başına getirdigi kukla iktidarlardan alır asıl gücünü. Şu anda dünyada en az 150 ülke onun çıkarlarına göre yöneten kukla iktidarlara sahiptir. Böl parçala yönet uygulaması sayesinde sürekli ülkeler bölünmekte, küçülmekte ve yönetmesi daha kolay olmaktadır.
İşin askeri işgal tarafı ise sadece kontrol edemedigi yönetimler oldugunda gerçekleşmektedir.
Örnegin Türkiye'nin başına kendisine hizmet etmeyen bir iktidar geldiginde askeri işgalden veya kendi kurdugu örgütleri saldırtmaktan hiç çekinmez.
Emperyalizmin ülkelerin başına kukla iktidarlar getirmesi ve onu kontrol etmesi ajanları vasıtasıyla yürütür.
Bunu kurdugu üsler, NATO ve yerli işbirlikçi ajanlar sayesinde yapar. Bu ajanlar sadece etkin isimleri kontrol etmez, aynı zamanda medyaya, seçimlere varana kadar kontrol onlardadır. Hani derin devlet denir ya, işte derin devlet bu ajanlardır. İşine gelmeyenleri harcar, işine geleni sıvazlar. Emperyalistler kendi ülkelerindeki vatan hainlerini öldürürken, diğer devletlerde tam tersi vatan hainlerini baş tacı eder, etkin yerlere getirirler.
Dolayısıyla iktidarların en büyük gücü bürokrasi oldugu gibi ona bu imkanı tanıyan kaynak güç de emperyalizmdir.
Ülkelerin yönetimlerini kendi kukla iktidarlarla yürüttüklerinden dolayı işleri daha kolaylaşmış ve sistemleri daha güvenli bir duruma geldigi için artık kapitalizm yok vahşi kapitalizm vardır.
Kapitalizm vahşi de olsa çok korktukları bir durum söz konusu. Halkların birlikteligi ve toplumun tek yürek olması en çok korktukları durumdur. Bu nedenle halkın bir araya gelmesi, yüksek sayıda miting yapması onları kara kara düşündürür. Böyle bir durumda ilk yaptıkları şey medya iletişimini kesmek, zayıflatmak, içeri atmalarla gözdağı vermek. Şayet bu tutmazsa b planı toplumu ayrıştırıp birbirine düşürmek. Bütün bunları yine bürokrasi ve memurları ile yapar.
Dolayısıyla AKP'nin en büyük gücü bürokrasi ve o imkanı veren hizmet ettigi BOP projesi sahipleridir.

Yıldıztozu
03-04-2025, 21:51
hhalkın bir araya gelmesi, yüksek sayıda miting yapması onları kara kara düşündürür. Böyle bir durumda ilk yaptıkları şey medya iletişimini kesmek, zayıflatmak, içeri atmalarla gözdağı vermek. Şayet bu tutmazsa b planı toplumu ayrıştırıp birbirine düşürmek.

Erdoğan'ı düşürecek önemli bir koz sosyal medya.
Tv'ler yayınlamıyor.
İnsanlar sosyal medya sayesinde haberdar oluyor. Organize olup birlikte hareket edebiliyorlar. Sosyal medyanın %70'inin muhaliflerden oluşması da ciddi bir avantaj.

Halkın kutuplaşması erdoğanın işine geliyor. Seçmenini fanatikleştirip kendine bağlıyor.
Birçok akp'li erdoğanı eleştirse bile oy vermeye devam ediyor.
Akp'li birini ikna edip vazgeçirmek çok zor..
Fenerli biri takımını beğenmese bile gs'li olmaya karar vermez. Onun gibi.

Singularity
04-04-2025, 09:14
Ben Türkiye'de kimin iktidar olacağına halk değil küresel güçlerin karar verdiğine inanan biri olarak genel anlamda apolitiğim. AKP'nin en büyük gücü mason localarının ve yahudi lobisinin desteğidir. Bu bilgiyi yıllar önce sermayenin göbeğinden almıştım. Adamlar en bilindik solcu olmasına rağmen AKP'yi destekliyor. Dedim la niye? Dedi ki (en bilinen bir iki zengin yahudinin ismini verdi), bunlar AKP'nin kılıcını sallıyor, ben de elbette AKP'yi destekleyeceğim. Bu şu demek, dünyada ve Türkiye'de gücü elinde tutan zenginler, AKP'yi desteklemeyeni bitiriyor. Bu yüzden onlar da destekliyor.

Siz onları geniş halk kitlesinden ibaret sanıyorsunuz. Oysa onları yönlendiren, gerektiğinde harekete geçiren, her şeyi kurgulayıp bir satranç maçı gibi dikkatli hareket eden bir üst akıl var.

Erdoğan'ın konuşmalarında hep yaşadığı ve desteklendiği ortamın şifreleri var.

1- Mason locaları ve yahudi lobileri
2- Dış güçler. ABD, Rusya, Çin, İngiltere.
3- Fetö.
4- Üst akıl.
5- Dördüncü kol faaliyeti.

AKP'nin en büyük gücü bunlardır.

(Erdoğan'ın bize Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü kol faaliyetlerinin ne olduğunu da açıklaması lazım)

bilgivehis
05-04-2025, 16:34
Akp'li birini ikna edip vazgeçirmek çok zor..


Çok zor değil, İMKANSIZ.
Bunu kendim yaşayarak öğrendim. AKP zihniyetinde olanlar ya yobaz, zırcahil oluyor ya da bilinçli olsa bile ondan nemalanma yoluna giriyor, başka türlüsü olmuyor.
Bu bir yapı meselesi, zihniyet ne ise odur, bunda bilinç düzeyinin hiçbir önemi yok.
Örnegin, gelişmiş ülkelerde de durum aynı, bu zihniyete sahip insanların sayıları bir hayli fazla ama zaten emperyalist oldukları için sistemi değiştirme geregi duymuyorlar.

bilgivehis
05-04-2025, 16:47
Ben Türkiye'de kimin iktidar olacağına halk değil küresel güçlerin karar verdiğine inanan biri olarak genel anlamda apolitiğim. AKP'nin en büyük gücü mason localarının ve yahudi lobisinin desteğidir. Bu bilgiyi yıllar önce sermayenin göbeğinden almıştım. Adamlar en bilindik solcu olmasına rağmen AKP'yi destekliyor. Dedim la niye? Dedi ki (en bilinen bir iki zengin yahudinin ismini verdi), bunlar AKP'nin kılıcını sallıyor, ben de elbette AKP'yi destekleyeceğim. Bu şu demek, dünyada ve Türkiye'de gücü elinde tutan zenginler, AKP'yi desteklemeyeni bitiriyor. Bu yüzden onlar da destekliyor.

Siz onları geniş halk kitlesinden ibaret sanıyorsunuz. Oysa onları yönlendiren, gerektiğinde harekete geçiren, her şeyi kurgulayıp bir satranç maçı gibi dikkatli hareket eden bir üst akıl var.

Erdoğan'ın konuşmalarında hep yaşadığı ve desteklendiği ortamın şifreleri var.

1- Mason locaları ve yahudi lobileri
2- Dış güçler. ABD, Rusya, Çin, İngiltere.
3- Fetö.
4- Üst akıl.
5- Dördüncü kol faaliyeti.

AKP'nin en büyük gücü bunlardır.

(Erdoğan'ın bize Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü kol faaliyetlerinin ne olduğunu da açıklaması lazım)


Elbette bunlar bir güçtür, bunların destegini alan için herşey kolay. Lakin bürokrasiyi elde edemezsen bu kadar güçlü destek bile bir işe yaramaz.

Bizdeki gibi baskıcı, adaletsiz ve hukuksuzlukla yönetilen ülkelere dikkat edin, bürokrasiyi ne kadar elde etmişlerse varlıkları o kadar uzun oluyor. Veya tam tersi bürokrasiyi kaybeden ikitidarı da kaybediyor.
Örnegin Rus çarı bürokrasiyi kaybettigi için desteksiz kaldı ve kaybetti. Sovyetler bürokrasiyi kaybettigi için yıkıldı. Daha öteye gidelim, Fransa kralı elit kesimi kaybettigi için yıkıldı.

Atatürk Türkiye'yi bürokrasiye teslim etmişti. Bu nedenle emperyalizmin ilk hedefi Türkiye'de bürokrasiyi deforme etmek ve vatan hainlerini yerleştirmek olmuştu. AKP ve aynı zihniyetteki iktidarlar bu şekilde iktidar oldular.
Yani bahsettigin güç çok önemli bir destek gücüdür, o olmazsa zaten olmaz ama bu destek ancak bürokrasiyle anlam kazanır. Aksi halde iktidarda kalamazlar.

spartacus
05-04-2025, 17:37
Aksine Sovyetler Lenin sonrası bürokrasi oluşturduğu ve bürokrasiyi tasfiye etmediği için yıkıldı, sovyetler ve bürokrasi birbirine uyumsuz iki kavram... Lenin'e görevi veren Sovyetlerdi(işçi(yoksul köylü de içinde)), asker konseyleri) ve o süreç geçiş, kuruluş süreciydi, sonrasında oluşan bürokrasi sisteme, ilkelere ters düştü ve bunda 14 kapitalist ülkenin SSCB işgali(işgalciler ve iç savaş olarak örgütledikleri güç yenilse de) koşullarında oluşan oto savunu refleksi de etkili oldu... (O koşulalrda dahi SSCB anayasası o dönem Dünya'nın en demokratik ve ileri anayasasını temsil etmiştir, ancak bürokrasi, sovyetleri kırdığı gibi yargı bağımsızlığını da yok etmiştir. 1 Bürokrat düşünün hukuku yerine getiren hakim olacaksınız, ama atanmış ve atama yetkisi verilen bürokratın kabul etmediği kararlar alacaksınız, bürokrat sizi ya sürecek ya da sizi vatan haini, işbirlikçi vs. isnat ederek içeri atacak, ya da yargı kararlarında etkili olacak. Daha bu basit sorunlar dahi aşılamazken, halka karşı olan konum, duruş, temsil, menfaatlerini irdeleyebilelim...)

Sosyalizmde parti veya partiler vb. sosyo-kültürel örgütler seçime giremez, yönetici erk değildirler, doğaları gereği ideolojiktirler(yani yönetim organı veya devlet olamazlar, bu doğalarına da aykırı. 1 Parti devlet olabilir mi? O halde orada ne parti vardır ne de devlet), seçim ve yönetim olgusu sovyetlerindir(işçi, köylü, yerel konseyler, söz, yetki, karar da konseylerindir, atanmış değil geri alınabilir seçilmişlerledir)...

Bürokrasi ülkelerin kalıcılığını değil aksine yıkıcılığı ve yıkımını temsil eder, bürokrasi ne kadar zayıflatılabilirse, ülkeler o kadar sağlıklı olur, bırakalım bütün olumsuz sonuçlarını, bürokrasi kamburdur, burjuva egemenlik biçimidir.. Atananın sorumluluğu,,, ülkeye veya halka, yurttaşa karşı değil, kendisini atayana ve gözüne girecek işler yapmaya, emre amadeliğedir, kişisel menfaat, haksız rekabet baskındır ve AKP+MHP gibi, bürokrasi egemen rejimlerde ise köpekliktir. Sistemin ne olduğu önem arzetmiyor, ister kapitalizm ister sosyalizm lafzıyla olsun, hakim olan bürokrasi ve güçlü ise, bürokratların sorumluluğu köpeklik, halka karşı da amir, gardiyanlık, patronluk, komuta,,,, halkın görevi de bürokratik aygıtlara ve temsilcilerine asker(er), kulluk vazifesi, ağır bürokrasiye hizmet olarak görülür, benimsenir, benimsetilir(ezan, bayrak, vatan vs. istismarı, hamaseti, afyonu en önemli silahlarıdır)...

Bürokrasi ne kadar güçlü ise o ülke o kadar zayıf, talan edilir ve yönetim halk ve menfaati gereği aydınlanma, bilinç düşmanıdır...

bilgivehis
05-04-2025, 21:34
Aksine Sovyetler Lenin sonrası bürokrasi oluşturduğu ve bürokrasiyi tasfiye etmediği için yıkıldı

Zanedersem yanlış anladın, bende aynı şeyi söyledim.
Bürokrasiyi kendi köpegi yapanlar o sistemde diktatör olur.
Ancak aynı bürokrasi isterse sahibini oradan indirme gücüne sahiptir.
Bunun bir örneği Güney Kore'de yaşandı, bir gurup ordu elemanı bazı bürokratları arkasına alarak yönetimi ele geçirdiler ve yıllarca kendileri diktatörlük yaptı.

spartacus
06-04-2025, 03:40
Zanedersem yanlış anladın, bende aynı şeyi söyledim.
Bürokrasiyi kendi köpegi yapanlar o sistemde diktatör olur.
Ancak aynı bürokrasi isterse sahibini oradan indirme gücüne sahiptir.
Bunun bir örneği Güney Kore'de yaşandı, bir gurup ordu elemanı bazı bürokratları arkasına alarak yönetimi ele geçirdiler ve yıllarca kendileri diktatörlük yaptı.
Örnegin Rus çarı bürokrasiyi kaybettigi için desteksiz kaldı ve kaybetti. Sovyetler bürokrasiyi kaybettigi için yıkıldı. Daha öteye gidelim, Fransa kralı elit kesimi kaybettigi için yıkıldı.

Atatürk Türkiye'yi bürokrasiye teslim etmişti.
Bu ifadelerim teorik, cevap, itiraz gibi düşünülmesin, nasıl düşündüğümü ifade etmeye çalışıyorum. Bürokrasi, sahibinden çıkarı tükenirse indirir, yerine yeni bir sahip getirmeye çalışır, aksi halde türlü oyunlarla kuklasını ayakta tutar. Bürokrasi varsa ve siyaseten karar mekanizmalarında olabiliyorsa, o ülke de, devlet de sağlıklı değildir, bürokrasi, siyaseten ne kadar zayıf olursa o ülke o kadar güçlü olur... Burada kastettiğim içi boşaltılmış burjuva tanımla, "yazışma ve arşivcilik" değil, atanmış yetkililer, atananların, siyasi, politik, hukuki egemenliğine dönüşen, atananın, seçilmiş üzerinde yetkili kılındığı kurum ve kuruluşlardır(bakan, vali, kaymakam, ordu, polis, yargı, rektör, TÜİK, TÜBİTAK, Kızılay vs.vs.*). Bürokrasi ne kadar güçlü ise ilgili ülke, devlet o derecede yoksullaşır, talan olur ve halk zapturapt altında tutulmaya, cehalete sürüklenir, bürokratik menfaatlerle doğru orantılı olarak baskı da artar, bürokrasi ise bu koşullarda daha da genişler, yatak odalarına kadar girer, talan genişler, artık sokakta elini sallasan bir bürokrat yeğenine toslamaya başlarız, hak, hukuk kalmaz, iş, aş kalmaz, bürokrat tanıdığı olmayan sefalete sürüklenir, tarikat, mülakat derken hep bir bürokrat referansı aranır vs. kamu hizmetleri de yolsuzluk olmadan, rüşvetsiz dönmez hale gelir, ister ekonomik, ister hukuki, ayrıcalıklı bir kesim oluşur vs. Saymakla bitmez...

Atatürk bürokrasiye teslim ederek baştan hata yaptı, şuralar'ı devam ettirmemekle girildi o hatalı ve bürokrasi yoluna, sonrasında, bilhassa 1940'lar sonrası ve ağır bedeli bir 100 yıl daha sürecek...

* Örneğin şu an bu sistemde ve Türkiye'de ilk elden ilerleme, çözüm, kurumların özerkliği... kaymakam ve valilerin genel oy hakkıyla, seçimle olması, bağlanması. Polis teşkilatının belediyelere bağlanması. Yargıda atamalara son verilmesi, hukuk alanında, üniversitelerde, sosyal ve bilim kurum ve kurullarında, atayanın köpeği olunacak atamalara son verilmesi, yine kendi şurasında seçimlere girmesi. Ordunun siyasi alandan tamamen çekilmesi ve atamaların ortadan kaldırılması(her kurum kendi şurasıyla yapmalı) ve ordunun da elbette seçilmiş bakanlığa bağlı kalması, denetimlerin yapılması... vs. vs. vs. Atanmış, seçilmişe üstün olamaz ve zaruri memuriyetler de sorumluluk, bağlılık seçilmişe, oradan da seçene(kamu) olmalıdır.

Kamu, halktır, dolayısıyla kamu kurumlarının görevi de memuriyet olabilir, erk temsili değil... Lenin sonrası dediğim kısımla ilgili de kısa bir alıntı yapayım... "Bürokrasi, sosyalizmi kuran toplumun en büyük iç düşmanıdır" Lenin.

Bütün feodal ülkeler, siyasi dirayet açısından, artan ve güçlenen bürokrasiler ve bitmek, tükenmek bilmeyen rekabetleri, menfaat, entrikaları eliyle zayıflamıştır(Osmanlı padişahları eceliyle ölmemiştir, hakim olan bürokrasi, bürokratik rekabetler, çıkar savaşları, entrikalar ve darbelerle geçmiştir, zayıflatılmış, halk bilinçsizleştirilmiş, bürokrasinin menfaatine dokunacak her türlü modernleşme, aydınlanma, denetim engellenmiş, ülke genel olarak geriletilmiş, artan vergilerle de nemalandırılmıştır). Zaten, gelişen burjuva akımlar, yeni alt-yapı, üst-yapı ve gelmekte olan yeni toplum anlayışı, yapısı ve doğası gereği feodal toplum çökmeye mahkumdu... (kapitalizmde bürokratik diktatörlükler ve egemenliğin zayıflatılması da, bu sürece benzer ve demokratik örgütlenme, aydınlanma ve blinçlenme ve toplumsal gelişim açısından ve engellerin de olabildiğince törpülendiği bir işlev görecektir...)

Andrew
06-04-2025, 07:29
Ozgurluk mu? Esitlik mi?

Andrew
06-04-2025, 07:30
Erdoğan'ı düşürecek önemli bir koz sosyal medya.
Tv'ler yayınlamıyor.
İnsanlar sosyal medya sayesinde haberdar oluyor. Organize olup birlikte hareket edebiliyorlar. Sosyal medyanın %70'inin muhaliflerden oluşması da ciddi bir avantaj.

Halkın kutuplaşması erdoğanın işine geliyor. Seçmenini fanatikleştirip kendine bağlıyor.
Birçok akp'li erdoğanı eleştirse bile oy vermeye devam ediyor.
Akp'li birini ikna edip vazgeçirmek çok zor..
Fenerli biri takımını beğenmese bile gs'li olmaya karar vermez. Onun gibi.


Katiliyorum. Tesekkurler!

spartacus
06-04-2025, 18:18
Ozgurluk mu? Esitlik mi?
Kıyaslanamaz...
Özgürlük ve eşitlik...

Andrew
06-04-2025, 23:55
Sovyetler Birligi'nin cokusu, yalnizca Lenin sonrasi kurulan burokratik yapinin isledigi bir surec olarak gorulemez. Bu, yuzeydeki bir neden olabilir, ancak asil neden cok daha derindir. Sovyetler, sosyalizmi insan haklarina, hukuk devletine ve ozgurluklere karsi bir tehdit haline getirmistir. Bu, halki sadece fakirlestirmekle kalmamis, ayni zamanda onlari dusunsel ve ekonomik acidan alternatiflerden yoksun birakmistir. Ornegin, Sovyetler'de dusunce ozgurlugu yoktu; rejime karsi cikanlar hapse atiliyor veya surgune gonderiliyordu. Bu, halkin kendisini ifade etme, farkli bir yasam tarzini secme hakkindan mahrum kalmasina neden oldu.

Sovyetler ve benzeri rejimlerde, temel haklar yoktur. Demokrasi adi altinda bir totaliter sistem varligini surdurur. Buralarda demokrasi ve hukuk, sadece birer maskedir. Insanlar kolelik kosullarinda calismaya zorlanir. Arjantin'deki askeri diktatorluk ya da Kuzey Kore'nin modern ornegi gibi, temel haklardan mahrum birakilan halklar ya sistemin cokmesine yol acar ya da ya kolelik kosullarinda yasamaya zorlanir.

Bir baska ornek de Sovyetlerin icindeki yargi bagimsizliginin olmamasiydi. Bu ve benzeri pek cok ornekte, bir liderin koltugunu kaybetmemek icin olene kadar koltuga yapistigini goruruz. Stalin'in donemi bunun en acik ornegiydi; yillarca halkini korku ve baskilarla yonetti, iktidari elinde tutabilmek icin yuzbinlerce insani oldurdu. Yargi bagimsizligi olmadigi icin, iktidar sahipleri, halkin temel haklarini ihlal etmekten cekinmediler.

Bir de bu sosyalist ulkelerin bir ozelligi de, liderlerini putlastirmalaridir. Hemen hemen her koseye resmini cizerler, kurtarici tanri misali yuceltirler.

Elimizde dort dortluk bir sistem yok, fakat iclerinden en iyisi kapitalizmdir.

Kapitalizm, insana ozgurluk verir. Ozgurce calisirsin, ozgurce para biriktirirsin, ozgurce dusunursun, ozgurce liderlerini elestirirsin ve onlari degistirirsin. Bir hakkin, hukukun vardir.

Fakat sosyalist ulkelerde bunlar yoktur.

Andrew
07-04-2025, 05:50
Bence sosyalizmin bir problemi su: orta sinif gelirim var ve ailemi gecindirmek icin cok calisiyorum. Hukumet geliyor agir vergilerle benim istegim disinda gelirimin bir kismini aliyor ve baskalarina dagitiyor. Ornegin bedava egitim anlayisi/beklentisi gibi. Hicbirsey free degildir. Insanlar cok calismalidir, cok cabalamalidir. Diyelim ki ben cok calisiyorum, devlet gelip benim parami dagitirsa artik cok calismam. Bence ikinci problem de su: insanlar ozgurce uretiyor kapitalist toplumlarda. Bu rekabete ve cesitlilige yardim ediyor. Bu sayede hem pek cok alternatif urun/ hizmet oluyor hem de fiyatlar dusunuyor. Bence bu iyi birsey. Ucuncu problem de su: ‘sosyalist' ulkelerde belirli bir zumre var: devlet. Devlet benim herseyime karisiyor. Kubada ornegin nerede balagi yapacagina ve nerede evlenecegine bile karisiyor. Hem medyada hem internette ozgurlugunu kisitliyor. Hatta yurtdisina cikmana bile izin vermiyor. Yasam ve ozgurluk alanina tecavuz ediyor. Belkide diyebilirsiniz ki, eger ulke/burokrasi vb. varsa zaten o sosyalizim degildir. Iyi de isler oyle gurumuyor. Biz sizin kafanizdaki tanimlari degil, varolan uygulamalari elestiriyoruz. Belki siz sosyalizmi getirseniz o da despotluga donecek. Bu herzaman boyle olmustur.

Ben sosyal demokrasiye de karsiyim. Devlet yardimlari milleti ve milletin oylarini satin aliyor, insanlari tembellestiriyor. Yurtdisinda yasayan dayilarimdan biri neredeyse17-18 yildir issizlik maasi aliyor. Devlet yardimlari aliyor…yillardir boyle. Calisabilir ama beles para tatli geliyor. Bu cok yanlis. Calisacaksin ki ekmegini alasin. Milletin vergisiyle asalak gibi gecinmeye karsiyim. Bedavaciliga karsiyim.

Ben suna inaniyorum: insanlar cok calismali, caliskan ve durust olmali, emeginin karsiligini da almali. Hukumet KUCUK olmali. Her b.ka karismamali. Insanlarin her alanina mudehale etmemeli. Hangi ulke, hangi sistem olursa olsun.

En iyi ulke, azi disi sokulmus ulkedir. En iyi hukumet kucuk ve zayif hukumetlerdir. Insan hak ve ozgurluklerine tecavuz etmeyendir. Devlet kutsal mutsal da degildir. Devlet mekanizmalari maalesef kendilerini bir b.k saniyor. Insanlari somuruyor.

Ben 7 yasimdan beridir calisiyorum. Lisede bile yirtik ayakkabimla okula gidiyordum. Benim doktor dayim yillarca ayakkabi boyadi. Domates ekmek yedi hergun.

Ben, ugu yapistiricisiyla ayakkabimdaki yirtigi kapatmaya, ve insanlara gostermemeye calisiyordum, ama hic bir zaman cok calismaktan vazgecmedim.

Amerika'da COVID zamaninda devlet para gonderdi, iade ettim. (Sonra geri gonderdiler parayi posta ile. Iade edemezmisim. ) Ben ne edeyim bedava parayi! Elim ayagim tutuyor, giderim calisirim. Ben universiteye giderken hamallik yaptim. Yine bedava para istemedim.

Insanlar bedavacilik ile tembellesiyor. Insanlarin karakteri zayifliyor. Akp'nin yaptigi da bu. Millete rusvet verip onlari satin aliyor. Bunu Kemal K. da yapmaya calisti. Yok para vercegim yok ev cerecegim, yeterki beni secin. Ulkede herkes herkesi dolandirmaya calisiyor.

bilgivehis
07-04-2025, 17:20
Bence sosyalizmin bir problemi su: orta sinif gelirim var ve ailemi gecindirmek icin cok calisiyorum. Hukumet geliyor agir vergilerle benim istegim disinda gelirimin bir kismini aliyor ve baskalarina dagitiyor.

Yanılıyorsun, çünkü sosyalizm ihtiyacın kadarını değil, emeğin kadarını verir.
Senin söylediğinin aksine emegin kadarını verdiği için orta sınıfı da kendisi yaratıyor.
Örneğin beş kişilik iki aile düşünelim, bu ailenin birinde bir çalışan diğer dört kişiyi geçindirirken diğer beş kişilik ailenin tamamı çalıştıgı için ve emege göre verildiginden dolayı doğal olarak orta sınıfa doğru kayıyor. Süreç içerisinde oluşan orta sınıflar belirli bir güce ulaşıyor ve bazı kurumlarda söz sahibi pozisyonuna geliyorlar. İşte bu esnada fiziki olmasa bile psikolojik bir savaş başlıyor.
Bu savaşı işçi sınıfı kazanırsa komünizme yol açıyor. Şayet orta sınıf kazanırsa geri kapitalizme dönüş oluyor. Sovyetler ve diğer devrim yapmış ülkelerin yıkılmasını getiren olay ambargodan sonra buydu.
Yani senin dediğinin aksine bir durum söz konusu.

spartacus
07-04-2025, 19:38
Bence sosyalizmin bir problemi su: orta sinif gelirim var ve ailemi gecindirmek icin cok calisiyorum. Hukumet geliyor agir vergilerle benim istegim disinda gelirimin bir kismini aliyor ve baskalarina dagitiyor. Ornegin bedava egitim anlayisi/beklentisi gibi. Hicbirsey free degildir. Insanlar cok calismalidir, cok cabalamalidir. Diyelim ki ben cok calisiyorum, devlet gelip benim parami dagitirsa artik cok calismam.
Daha kapitalizm, demokrasi görmemiş, saltanat döneminde yetişmiş, bilinç, kültür, örf, adet, yaşam biçimiyle feodal toplumlardan geçiş zorlukları, gerici direnç, gerici iç kalkışma ve savaş dönem ve savaş ekonomileriyle geçmiş dönemlerle, hedeflenen, arzu edilenler kıyaslanmamalı...

Kişiye özel vergi de yok. Çok çalışmak diye de bir durum da söz konusu değil, 6 saat. Bu saatten ve çalışma hayatından geriye/sonra, geriye ücretsiz sağlık, seyahat, spor alan ve sahaları, tiyatro, sinema, tatil vb. sosyal aktviteler gibi alanlar kalıyor, sovyetler bu tür aktiviteler için kurumlar ve alanlar oluşturmak zorundadır, yaptığın iş ise ekonomik olarak seni diğerlerinden üstün kılmaz, kolektif, toplumsal üretime dahil olursun. 1 Sovyet vekili, vekil olmakla bir maden işçisinden daha yüksek maaş alamaz, aksine maden işçisi, zorluk koşulundan dolayı vekilden daha yüksek maaş alır. (ülkeyi konseyler yönetiyorsa sosyalizm vardır, sembollerini sallamakla, toplumu aldatan bürokrasi veya ağır ambargolar döneminde oluşan zararı yanlış tahlil edip bürokrasiye yönelmiş geri bilincin hamasetleriyle olmuyor, öyle ise aslında oralarda olan devlet kapitalizmidir)

Türkiye'yi düşün, çokta çalışsan yoksulsun, hatta asıl yoksullar çalışanlar, zenginler ise semirenler, eline geçen ortalama asgari ücret ve 1 ev kirası ediyor ve bütün ürünlerde zengin de, yoksul da aynı vergiyi veriyor(işletme vergilerinde ise zengin aslında kolektif üretimin, hizmetin, yani aslında çalışanın sağladığı zenginlik, gelirden vermiş oluyor ve bunu da yine aslında çalışandan almış, kısmış oluyor ve üzerine bir de devlet ayrıca çalışandan da vergi alıyor). En kaba örnekle en azından barınak açısından sosyalist politika izlenmiş olsa, kira bedeli olmaz(sosyalizmde, barınak, eğitim, sağlık, gıda haktır, kapitalizm ise mülkiyet sistemiyle insanlığın da, tüm canlılarında en temel, doğal haklarını gasp eder). Şu an Türkiye'de açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan nüfus, %90 üzeridir ve sistem, insan ve insanlık sadece Elon Musk'lar, Gates, Zuckerberg, AKP hırsız elitleri gibi hırsız ve karanlık kişilere ve yandaş, eşrafına göre değerlendirilmemeli(kapitalizm bunlar için, hayat onlara güzel, toplumlar ise her an ağır kaygılarla yaşar, barınak, iş, gelecek kaygısı gibi ve kapitalizm göz boyar. Kapitalizmin, algı eksenli üstünlüğü kitlelerde oluşturabildiği muazzam aldatı, rekabet, göz boyama, istisnalar hariç gerçekleşmesi mümkün olmayan hayalleri -örneğin:kişiler daima zengin, mal, mülk sahibi olmak ile güdülenir- pazarlama becerisidir. Yani diğer yönden de bir bakıma aç, açık bırak, hırslı olsun, mahrum bırak, binbir türlü hayali, ayak oyunları da içinde olmak üzere elde etmeyi amaç edinsin çelişkisi. Bazen yardım dağıtılır da insanlar birbirini ezer ya, bunun gibi. bu insanın doğası değil, zorunlu koşulların dayatımı, mahrumiyet refleksi, öğretisidir..)...

Dünya'da ise bu oran (yokslluk sınırı altında) %40-50 civarıdır, gelişmiş kapitalist ülkeler, diğer ülkeleri aşırı derecede sömürmektedir, açlık ve yokslluk sınırı dünya geneline yayılsa-dengelense, Dünya'da yoksulluk sınırı altı yaşayan insan oranı %70-80 olur... Dünya kaynaklarının %50 oranı, dünya nüfusuna oranı %1,1 olan zenginlere akıtılmaktadır. Kısaca %98 civarı insan, bir şekilde dünya kaynakları hakkından mahrum edilmekte, hakları, %1 azınlığa aktarılmakta, gasp edilmektedir(adam atmış bankaya 1 milyar doları, 50 yıldır ondan, bundan çalarak arttırmaya çalışıyor).

Şu an dış kapitalist ülkelerce de sömürülen Türkiye'de ise vahşi kapitalist azınlığın ülke kaynaklarından aldığı pay %60 civarıdır. Bu durumda Türkiye'de yaşayan bir insan dünya kaynakalrından %30 pay alabilmektedir, eğer %100 alabilse, asgari ücret -aylık ortalama kazancı- ortalama 80.000 TL civarı olurdu ve aç veya yoksul olmaz, vergiler de yük olmazdı... (sosyalizmde olsa idi, üzerine barınak, sağlık, eğitim, seyahat ücretsiz olurdu, vergiler, ülke kaynakları belirli bir azınlığa değil, sosyal hizmetlere akardı)

https://bianet.org/haber/turkiye-nufusunun-yuzde-98-i-aclik-ve-yoksulluk-sinirinda-yasiyor-281771

Sosyal demokrasiyi de(ki kapitalizm koşullarında ne kadar olabilirse artık) yanlış anlamış, tariflemiş gibisin(üst paragraflarda gasp olarak değerlendirdiğim paragraflara bakılabilir, şimdi ona da detay girmeyi düşünmüyorum, aç bırak, destek ver kendine bağla mantığı sosyal demokrasiye ait değil, tam tersi, zıttınadır ve sosyal demokrasinin uygulanmamasıdır, ki SSCB çöktükten sonra sosyal hak ve özgürlükleri yok etme, sağcılaşma süreci de hızlandırılmıştır.)

spartacus
16-04-2025, 11:49
Sovyetler Birligi'nin cokusu, yalnizca Lenin sonrasi kurulan burokratik yapinin isledigi bir surec olarak gorulemez. Bu, yuzeydeki bir neden olabilir, ancak asil neden cok daha derindir. Sovyetler, sosyalizmi insan haklarina, hukuk devletine ve ozgurluklere karsi bir tehdit haline getirmistir. Bu, halki sadece fakirlestirmekle kalmamis, ayni zamanda onlari dusunsel ve ekonomik acidan alternatiflerden yoksun birakmistir. Ornegin, Sovyetler'de dusunce ozgurlugu yoktu; rejime karsi cikanlar hapse atiliyor veya surgune gonderiliyordu. Bu, halkin kendisini ifade etme, farkli bir yasam tarzini secme hakkindan mahrum kalmasina neden oldu.
Üzerine 10 sayfa yazılacak konularda, 3-5 kelime ile, sloganik gömmüşsün, elimden geldiğince basit ve kısa tutmaya çalışacağım(ki, bu kadar basit, yüzeysel, subjektif söylemle, üzerine sayfalarca irdeleme gereken konularda sloganvari yargılara cevap vermek hiç kolay olmuyor.). Lenin dönemi Rusya işgal ve iç savaş dönemidir. İç, dış savaş koşullarındadır ve emin ol dönemin ABD'si, Almanya'sı dahi hak, hukuk, özgürlükler ve yaşam kalitesi bakımından SSCB'den geridedir(kadınlara seçme, seçilme hakkı, eşit ücret, koşullar, 8 saatlik çalışma günü, kadına evlendiğinde soyismi kullanma hakkı dahi 1917'dir)... O koşullarda(daha kuruluş sürecinde, 1. dünya savaşının yıkıntıları altında, çarlık ordusu içeride hala güçlü savaşıyorsun, kapitalist destekli burjuva ordu ile çatışıyorsun, 14 kapitalist ülke ayrıca ülkeyi işgale girişmiş, ambargo ile de tamamen izole edilmiş, Lenin dahi zehirli kurşun kullanılan ateşli silahla vurulmuş) bana 1 tane kapitalist ülke göster, 100 yıl önceki SSCB'nin o savaş koşullarına maruz kalıp da, binde biri de olsa yaşam koşulları, hak, hukuk, özgürlük barındırsın, sadece 1 tane(aynı koşullara maruz kalan 1 kapitalist ülke ne olur düşündün mü? Sıkıyönetim ilan eder, hukuk rafa kaldırılır, ayrıca o ülke de batar... Irak, Suriye, onda birine maruz kalmadı, ama sonuıç ortada, Irak'da ABD ambargosu çoğu bebek, çocuk 2 milyona yakın insanın hayatına sebep oldu, herhangi bir Avrupa ülkesi olsun, izole edilip, ambargo ve o koşulların yarısı olsa, 1 ay yaşamaz)...

Bilmeden ABD vb. yandaş medyasının kara propagandaları ile yalan, yanlış konuşuyorsunuz. Nasıl ki AKP medyası, bakanlarına değin yalan, dolan, talan ise, ABD, faşist Almanya önderliğindeki hatta tüm kapitalist havuz, sermaye medyası da kirli, yalan, dolan, talandır, aynıdır. Bir kez olsun 100 yıl önceki SSCB Anayasasını okudun mu? Ya ABD'de ki siyahi karşıtlığını, komünist, sosyalist karşıtlığını, hak, hukuk tanımazlığını, kapitalizmde sosyalist mücadeleler öncesinde işçinin, emekçinin neredeyse hiç bir hakkının olmadığını, direk köle koşullarını bilir misin? SSCB ise, monarşist, gerici ayaklanmalara ve kapitalist saldırılara karşı mücadele etmekten başka ne yapabilirdi? Neye dayanarak konuşuyorsun, kara propaganda şehir efsanelerine mi? Yeryüzünde ilk gerçek demokrasi çabası, Lenin dönemi SSCB'dir.(üstelik savaş(1. Dünya) yıkımından sonra, monarşi/çarlığın yeni devrildiği ve içeride de güçlü biçimde direndiği, iç, dış savaş koşullarında) Günümüzde ise tam geçişi başaramasa da, çaba gösteren Küba(50 yıllık ambargo, savaş, bunca kuşatılmışlığa, seçilmiş başkana ABD merkezli 600 küsür suikast girişimi vb. koşulları, daha dün köle, okuma, yazma bilmeyen topluma rağmen)... Demokrasi konusunda da ne yazık ki az biliyor, özü bilmiyor, cilaya takılmışsınız, dışı süslü, içi tiranlık..
Sovyetler ve benzeri rejimlerde, temel haklar yoktur. Demokrasi adi altinda bir totaliter sistem varligini surdurur.
Bana bir tane Sovyetler benzeri bir ülke söyle desem, söyleyemezsin, çünkü bilmiyorsun... Çünkü yok, sadece o seviyeye "sovyet(konsey), yani bizzat işçi, emekçi yani halkın yönetici olduğu" gelmeye çalışan 1 Küba vardır, sadece 1 örneği var o da o seviyeye gelemedi(örneğin Küba'da da Parti seçime girmez ama yıllardır trol medyaya inanıyorsunuz ve parti seçime girdi sanıyorsunuz, partiler yönetmek için değildir, bunlar ancak fikri, görüş zemininde olabilir)! Bilmiyorsunuz, ama biliyormuş gibi konuşuyorsunuz. (sana sorayım, ABD'de Talibanvari güçlü bir çıkış, iç savaş olsa, tutumun ne olurdu veya ABD'nin tutumu ne olurdu?)

Sosyal demokrasi diye bildiğiniz, övdüğümüz İskandinav ülkeleri, esasen sosyalsit demokrasinin, yani sovyet, yani KONSEY, yani halkın bizzat yönetime dahil olduğu, gerçek, yerinde, doğrudan demokrasinin karikatürüdür, ölüsüdür ki o bile övünç kaynağı. Aslında bu ülkelerde olan kapitalizmle uzlaşmadır, uzlaşma iken dahi kapitalist dünyada, kapitalizme göre ileri demokrasiyi temsil ediyorlar... Franko, Mussolini, Hitler, Pinochet, Erdoğan, Trump vs. bunlar neyi temsil ediyor? Sovyetleri mi?

Sorun anlatalım ki defalarca anlattık. O dönemlerde Almanya, İtalya temsili demokraside idi peki sonra ne oldu(faşizm)? Şimdi sorun temsili demokraside mi? Çin, Vietnam, K.Kore vb. ne sovyettir ne de sosyalist... Nasıl ki Mussolini kapitalist bayrağını dalgalandırırken faşist ise, bu ülkelerde şu ya da bu bayrağı dalgalandırırken bürokratik diktatörlüktür, sistemleri de devlet kapitalizmidir. Kapitalizmin bayrağını dalgalandırmıyorsa, bürokrasinin, erkin işine gelmediği için(ya da toplumsal dinamiklerin, koşulların yetersizliğiyle geçiş sürecinde veya verili koşullarda başaramadıkları içindir. Bu süreçler yaşanacaksa, yaşanır, toplumlar süreçle aydınlanır, tecrübe kazanır ve bu süreçler yüz yılları bulabilir)...

Sosyalizmde sovyet vardır, parti seçime giremez, seçimlerde parti, marti vs. YOKTUR(geçiş süreci istisnaları hariç olabilir)! Sadece sovyetler vardır ve Lenin ve arkadaşlarını seçen, görevlendiren PARTİ DEĞİL, İŞÇİ, ASKER SOVYETİDİR. Sosyalizm gerçek hak, özgürlük ve demokrasidir, sizin bildiğiniz türde demagograsi değildir, sahtekarlığın demokrasi diye yutturulduğu sermaye diktatörlüğü(azınlığın, çoğunluk üzerindeki egemenliği) değildir, bizzat bütün işçi, köylü, asker, memur, bütün halkın, KONSEYLER üzerinden hükümeti kurması ve KONSEYLERLE yönetmesidir.... Avrupada sosyal demokratlar ne yapıyor? Yerel yönetimler adı altında konseyler(sovyetler) kuruyor değil mi? Bunlar aslında karikatür, ama hak ve özgürlükler açısından, sosyalist demorkasinin ölüsü bile işe yarıyor...

Sosyalizmde seçimler ve hükümetin kongrelerle(en büyük organ) alttan, üste oluşumu.

1. Milyonlarca halk, kendi doğal konseylerinde KONGRE TOPLAR.
2. Konseydekiler işyerinde(işyeri konseyi), mahallende(mahalle konseyi), yüzyüze olduğun, komşun, iş vb. arkadaşlarından oluşur(parti gibi değildir, özel üyelik gerekmez, doğal üyesindir).
3. Bu konseyde sorunlar ortaya konur, insanlar çözüm, fikirlerini(buna siyaset denir, siyaset çözüm üretme, bulma işi) sunar, sende kimin fikri çözüm noktasında etkili görüyorsan ve o kişiler aday da olmuşsa delege olarak onlara-ona oy verirsin, kendini de aday gösterebilirsin, bir başkasını da önerebilirsin(oylanır kabul edilirse delege olur), kapitalizmdeki gibi absürt kuralları, reklamı, parti üyesi şartı, ayrıcalıklı kişi, zümre, para verme şartı, kişilerin tepeden, ne idüğü belirsiz, tanımadığın ve hesap soramayacağın kişilerin aday olma, belirlenme durumu yok. O ilk delegeleri seçtiğin konsey de(en alt konsey) hükümet kurmanın, hükümetin ilk organıdır.
4. Delegeleri seçtiğinizde otomatikman ilçe konseyi oluşur, yukarıdaki gibi süreç orada da işler, çok sayıda temel birim konseylerden gelen delegeler, ellerinde geldikleri konsey kararları ve sorunlar vb. üzerine teaitlerle yine delegeler seçilir(bu delegelerle il konseyi oluşur) (yerel, ilçe ve ilde hükümet organları da oluşmuş olur)
5. Aynı süreçle İl konseyi kongresinde seçilenler de otomatik olarak MERKEZ KONSEYİ oluşturur...

İşte mahalle, işyeri, ilçe, il, merkez hükümet kurumları kongre ile olumuş oldu(hükümet kapitalizmdeki gibi başkentte çiğ köfte patlatanların meclisi değil, mahallene kadar seçilmiş halk temsilcilerinin bizzat temsil ettiği, ülke sathına yayılmış halkın temsilcileri, ağ gibi örülmüş bir hükümettir, aşağıdan yukarıya, tüm konseylerin(binlerce) toplamıdır)... Yani her konsey bulunduğu alanda yetkilidir de, hükümet organıdır da ve merkez konsey her şeyi yönetmez, bu konsey ülke, bütün toplumu ilgilendiren konular, namına genel sorunla ilgilidir, mahalleni mahalle konseyinle, delegelerinle, işyerini işyeri konseyinle, ilçeyi ilçeye, ili, ile yolladığın delegelerle yönetirsin. Kapitalizmde olduğu gibi, çoğunluğu kodaman, sermaye uşağı koca götlü sözde meclisteki baron temsilciler, sermaye papağanları yönetmez). Kısaca hükümet bir bütün halinde bizzat halkın konseylerinden(sovyetler birliğinden) oluşur. Böylesi bir toplumsal yapıya geçmek de, sanıldığı gibi bir, kaç günde olamaz - Kapitalizm 500 yıllık aydınlanma, kurumsallaşma sürecinden geçti, SSCB ise her ne kadar kapitalist gelişimi de olsa, monarşiden, feodalizmden sosyalizme geçiş sürecindeydi(zemin kattan 1 değil 2. kata çıkacak!) - Çin,Kore, Vietnam, bazı Avrupa ülkeleri ise bizzat savaş, işgal, emperyalist işgal, yağma altındaki toplumlardı, kapitalizmi bilmezler, ama emperyalizmin zulmünü, sömürgelşemeyi, kolonişmeyi, köleleştirilmeyi bilirlerdi, toplumun politik olarak bildiği düşmana karşı savaşmak, ondan kurtulmak, emperyalizmi def etmekti. Emperyalist işgal, koloni, kölelik, sömürgeleşetirmeler, yüzyıllar sürmüştür(Çin ve çevresi ülkelerde, İngiltere, ABD vs....) O toplumlar demokrasi nedir adını bile duymadı, monarşilerdi, köle toplumlardı, böylesi bir toplumdan, olağanüstü yükseliş bekleyemeyiz. Bak Afganistan'a, SSCB etkisi kırılıp(o zamanlar laikti, hukuk vardı), ABD egemen olunca ne oldu? Hadi git de onlara laikliği, demokrasiyi en azından medeni hak, hukuku anlat da göreyim.. Kapitalizmin 300 yılda başardığını izole ve geçmişi köle, feodal toplumdan 30 yılda başarmasını bekleyemezsin)

Yargı bağımsız değildir dedin YANLIŞ; YARGI DA, üniversite vb. tümü de yine KONSEY, kongre eşliğinde seçilir, ATANMAZLAR! Sen yargıda isen, sen seçersin, üniversite kongrede öğretmen isen yine konseyde yönetimi siz seçersiniz ve O BÖLÜMLERİ DE SİZ, KONSEYLE YÖNETİRSİNİZ... Sosyalizmde aslında İNSAN YÖNETMEK DİYE KAVRAM YOK, yönetim olgusu İŞ-GÖREV, SORUMLULUK bağlamındadır, sorumlu kıldığınız delegeler, üst konseyler, verdiğiniz sorumluluğunu sağlıklı olarak yerine getirmiyorsa, salt çoğunluk imzasıyla, olağanüstü kongre kararı alabilirsiniz, bu bağlı olduğunuz hangi konsey ise, böylece seçilen görevine tabi ise seçene karşı da sorumludur...

Lenin'e ve merkez sovyet üyelerine o görevi veren SOVYETLERDİ(aynı sovyetler öncesinde Menşevikler ve Kadetlere görev vermiş, bunlar da koalisyon kurmuştu, başaramadılar, zaten kadetler burjuva, kaptalist), sosyalizmde PARTİLERİN yönetim anlamında hiç bir anlamı, yeri yok, parti demek, fikir, görüş esaslı yapıdır, yönetme -hükümet- ise bizzat halkın, doğrudan katılımıyla olmalıdır, çünkü hak da, yetki de halkındır, ayrıcalıklı azınlıkların(sermaye trolleri, para babaları, kodamanlar, ağa kılıklılar vb.) olamaz(eğer demokrasi diyeceksen)...

Bu anlattıklarımda karşı olduğun nedir?

Arkadaş şu memlekette bir AKP+MHP'ye oy verenlere nasıl aldatıldıklarını, gerçeği, bir de ABD, faşist Almanya(oradan CIA'ya geçen), kısaca kapitalizm kökenli arsız kara propagandalarla aldatılmış olanlara gerçeği anlatamıyoruz, ne yapalım irademizden bağımsız, en fazla söyler geçeriz, demokrasi böyle olmalı, hak hukuk böyle olmalı, tarihe bakınız hak, hukuk, özgürlük mücadelesinde sosyalizmin kazançlarından daha anlamlı ne var? Kapitalizmin sandığınız gibi demokrasi, hak ve özgürlükler konusunda bir temeli, esası, ağırlığı yok, temsilir ve dar açılıdır. Ellerine her fırsat geçtiğinde geçmiş sosyal mücadelelerle elde edilen hakları kırparlar, bir de zaten işin merkezinde sermaye, patron, temsilen siyasetçi, bürokrat vs. olunca, özgürlük falan da hikaye(örneğin çıkacak Sabah gazetesinde A yazarı, gerçekleri yazacak öyle mi? Hem yayınlanmaz hem de kendini kapı dışında bulur, zaten öyle birini orada çalıştırmazlar, medyada hakim olan trollerdir. Kapitalist neden basın, medyayı aşırı baskılasın ki, zaten sermayeye bağlı, esir insanlar, özgür değiller, istisnai olarak sermayeden bağımsız olup yazan olursa da etmedik zulüm, sansür, eziyet bırakmazlar ve dahi sistem koşullarında yaşamaları çok zordur, etki alanları da kısıtlıdır. A partisi sermaye partisi, arkasında milyon dolarlar, hadi birisi çıksın da gerçekten halkın partisi olsun, işçi, çiftçi, simit satmaya mahkum edilmiş mühendis, teknisyen, memur sermayesiz olarak seçime girsin, ne elde edebilir? Bu mu demokrasi, bu mu hukuk, bu mu özgürlük, bu mu eğitim, sağlık, barınak, kaygısızlık, parayı veren düdüğü çalar, seni de köle eder. Patronu sen mi seçiyorsun da demokrasiden söz ediyorsun, düpedüz hayatın asıl alanında, hakim olan monarşidir, hem sömürür, hem de kapıya koyma şantajını kullanır, ne hak, hukuku, ne demokrasisinden söz ediyorsun...)... Çin, K.Kore vs. bunlar sosyalist değil, Çin'e göre, sözde(!) hedefleri sosyalizme geçmektir, kurmaktır vs. gelinen aşamada asıl adım atılması gereken yerlerde atmadıklarına göre, Çin askeri, bürokratik, devlet kapitalizmi uyguluyor, zaten özel teşebbüse teşviği de var, yani sandığınız gibi piyasa kapitalizmi falan da yok değil. Yine sandığınızın aksine Çin kapitalist görüşlere değil aksine gerçekten sol sosyalist görüşlere baskı kuruyor, bu her kapitalist ülkede böyledir. Hakim kapitalist bürokrasi neden böyle davranıyor? İşlerine böyle geldiği ve sürece muhtaç oldukları için. Yoksa sözde demokrasi olan bir çok kapitalist ülke Çin'den bin beterdir, örneğin Türkiye, yalan, dolandır. Kişi başı gelire bakın Türkiye Çin ile aynı görünür, ama Çin'de 6 yıllık bir eğitim bedeline, Türkiye'de ancak 3 ay okuyabilirsiniz, sağlık Çin'de 2 yuan ödersiniz gerisi ücretsizdir, ulaşım, barınak vb. ve sonra gelir dağılımı eşitsizliği bu kadar ağır değildir vs. Türkiyede halkın %90'ı yoksulluk ve açlık sınırı altında, nerede kişi başı 12-13.000$, Türkiye'de edindiğin asgari ücretle bile, Çin'de 3 kat daha iyi koşullarda yaşarsın, ama dolar bazında eline geçen aynı görünür... Türkiye, daha geri vb. kapitalist ülkelerde ne hukuk ne özgürlük, ne de demokrasi, ne yargı bağımsızlığı var(hatta ABD'de bile öyle anladığımız denli bağımszılık yok, Trump'a bakın yargı kararlarını tanımıyor) tümü de oyalama, göstermelik, parayı veren, kodaman olan, sermayesi olan düdüğü çalar, temsili, cilalı demokrasi, zaten demokrasi olmaz ve zaten sermayenin keyfi yerindeyse öyle görünür...

Andrew
16-04-2025, 21:37
*Burada yazilanlar konu disi. Benim ve senin katkinla yanlis baslikta konusuyoruz. Dolayisiyla, uygun bir basliga gecilmesini oneririm. Sizin icin problem degilse, benim icin de degildir.

...

Yazilanlari okuyunca sasiriyorum. Hangi cagdayiz?

Sovyetler artik sadece tarihte kaldi; ideolojisiyle, sistemiyle, uygulamalariyla bitti, hatta ve hatta kullerine bile kimse sahip cikmak istemiyor. Bugun Rusya'da bile kimse Lenin'i, Stalin'i sahiplenmiyor. Bugun ne sosyalizm ne fasizm gercek anlamda bir cozum degil artik. Bunlari hala savunanlar var, evet, ama cogu zaman teorik dusler uzerinden konusuluyor. Gercek yasamda yasanilan acilar, baskilar cogu zaman gormezden geliniyor.

Bak, Sovyetler'de ifade ozgurlugu yoktu. Insanlar devleti ya da lideri elestirdi diye hapse atiliyor, surgune gonderiliyor ya da ortadan kayboluyordu. Muhalif dusunceye SIFIR tolerans vardi. Sadece devleti oven sozler kabul goruyordu. Bir insan kendi dusuncesini ozgurce ifade edemiyorsa, bu nasil bir ozgurluk olabilir ki? Bugun hala bazi ulkelerde bu durumun benzerini gorunce herkes tepki gosteriyor, ama gecmiste Sovyetler bunu sistemli olarak yillarca yapti.

Ayrica gercek bir demokrasi hicbir zaman olmadi. Hep tek parti vardi. Secimler gostermelikti.

Halkin secme hakki sadece bir partiye oy vermekle sinirliydi. Boyle bir duzende halkin iradesinden soz etmek cok zor. Herkes ayni seyi dusunmek zorundaydi, FARKLILIK degil UYUM odullendiriliyordu.

Oysa gercek demokrasi farkli fikirlerin yaristigi, halkin karar verdigi sistemdir.

Anayasalarinda bircok hak vardi, kagit ustunde. Ama bu haklar sadece yazili kaldi. Pratikte uygulanmadi. Stalin doneminde insanlar yargilanmadan cezalandirildi, yargi tamamen partinin kontrolundeydi. Bir kisi sucsuz olsa bile, parti onun tehlikeli oldugunu dusunuyorsa tutuklanabiliyordu. Hukukun ustunlugu degil, parti emirleri gecerliydi. Bu yuzden adalet sistemi bagimsiz degildi; daha cok KORKU MAKINESI gibi calisti.

Din ozgurlugu desen, o da yoktu. Devlet acikca ateistti. Ve bu ideolojiyi de topluma dayattilar. Kiliseler kapatildi, atese verilip yakildi, din adamlari tutuklandi, bazilari olduruldu. Insanlar kendi inanclarini yasarken bile baski gordu. Bu sadece dini degil, insanlarin ic dunyasini da kontrol etmeye kalkmak anlamina gelir.

Ve belki de en acisi: yanlis ekonomik politikalar yuzunden milyonlarca insan acliktan oldu. Ozellikle Ukrayna'da yasanan Holodomor bu konuda en carpici orneklerden biri. Tarim politikalari yuzunden insanlar yiyecek bulamadi, ama devlet bunlari gormezden geldi.

Insanlar sadece acliktan degil, rejime karsi geldikleri icin de oldu.

Stalin, Lenin, Hitler…

hepsi farkli seyler soyluyor gibi gorunse de aslinda ortak bir yonleri var: hepsi DIKTATORdu. Hepsi kendi fikirleri disinda kalan herkesi dusman gibi gordu.

Insan haklari, ozgurluk, cogulculuk gibi degerler bu sistemlerde sadece SUSLU kelimeleriydi. Gercekte insan hayati, ozgurlugu, inanci hicbir sey ifade etmiyordu.

Tum bunlari sana karsi cikmak icin degil, hatirlatmak icin soyluyorum. Bazen ideolojiler o kadar parlak anlatiliyor ki, insanlar gecmiste neler yasandigini gozden kacirabiliyor. Ama tarihte olup bitenleri yok sayarsak, ayni hatalari tekrar etme riskimiz olur.

Umarim yanlis anlamazsin.

Fikirlerimizi konusmak, tartismak iyidir. Ama bunlari yaparken sadece hayallere degil, yasanmisliklara da bakmak gerekir. Gercek ozgurlukler, gercek adalet ve insan onuru bizim savunmamiz gereken degerler. Sovyetler bu konuda ornek olmaktan cok uzak bir rejimdi.

Andrew
16-04-2025, 21:48
Spartacus,

Senin gibi bu konulari detayli incelemis biriyle fikir alisverisi yapmak sadece benim icin degil, sitedeki pek coklari icin onemli diye dusunuyorum. Ancak bazi noktalarda farkli dusunuyorum ve neden boyle dusundugumu biraz anlatmak istiyorum.

Dedigin gibi, tarihsel baglami goz onunde bulundurmak elbette onemli. Elbette Sovyetler Birligi'nin kurulus donemi zorlayici kosullar altinda gerceklesti: savaslar, isgaller, ic karisikliklar ve ambargo. Ancak bunlar ne yazik ki rejimin kendi halkina uyguladigi baskilari, ifade ozgurlugu eksikligini, dusunceye getirilen sinirlari, hukuk sisteminin siyasal bir araca donusturulmesini mazur gostermez.

Bir ulkede savasin ya da dis baskinin olmasi, halkin temel haklarini uzun vadeli olarak askiya almak icin yeterli gerekce olamaz.

Lenin veya Stalin doneminde, muhalefetin yok edilmesi, tek sesliligin tesvik edilmesi, milyonlarca insanin "devrim dusmani" ya da "halk dusmani" diye susturulmasi — bunlar sadece olaganustu hal uygulamalari degil, esasinda sistemin parcasiydi.

Bu durumlar gecici kriz yonetimi degil, ideolojik tercihlerin sonucuydu.

Kadin haklari, isci haklari gibi bazi ilerlemeler elbette oldu. Ama bu haklar cogu zaman devletin lutfu gibi sunuldu ve halkin katilimiyla degil, yukaridan asagiya insa edildi. Bu da insanlari ozgur bireyler olmaktan cok, DEVLETIN CIZDIGI SINIRLAR ICINDE kalmak zorunda olan "IYI YURTTASLAR" haline getirdi.

Insanlarin kendi hayatlarini kendi inanclarina, dusuncelerine gore yasama hakki yok sayildi. Din yasaklandi, sanat sansurlendi, gazetecilik suc sayildi.

Senin de dedigin gibi, ABD ve Bati dunyasinda da buyuk adaletsizlikler yasandi.

Siyahilere yapilanlar, isci sinifina reva gorulen kosullar, medyanin manipulasyonu vs.

Ama bir kotulugu baska bir kotulukle mesrulastiramayiz.

Kapitalizmin yaptigi hatalar sosyalizmin hatalarini ortadan kaldirmaz.

Eger bir sistem gercekten adalet, esitlik ve insan onuru temeline dayaniyorsa, bu degerleri her kosulda koruyabiliyor olmasi gerekir. Yani olcumuz, karsi tarafin ne yaptigi degil, bizim savundugumuz sistemin ne kadar tutarli ve insani oldugudur.

Bugun Sovyetler coktu.

Bu cokus sadece dis mudahalelerle ya da sabotajlarla degil, icerideki tikanikliklarla da oldu. Insanlar artik nefes alamadiklari bir sistemi arkalarinda birakmak istediler.

Bu, propaganda degil; milyonlarca insanin DENEYIMIDIR.

Son olarak, kimse "kusursuz bir sistem" arayisinda degil. Ama bir sistemin elestirisini yapmak, onu yok saymak ya da dusman olmak anlamina gelmez. Aksine, bu tarihten ogrenmeye calismaktir. Sovyetler bircok alanda mucadele verdi ama bu mucadelelerin insan hayatina, ozgurlugune ne kadar SAYGI gosterdigini de durustce konusmak gerekiyor.

Yoksa ideoloji, insandan daha degerli hale gelir ki, bence bu en buyuk tehlikedir.


*Burada yazdiklarinin tamamini degerlendirme ve fikir beyan etme imkanim yok. Vakit oldukca yazariz. Konusuruz yine. Arzu edersen, uygun bir baslik acabilir ve bu iletileri oraya tasiyabilirsin. Bu sayede iletilerimiz moderatorce, "ilgisizlere" tasinmamis olur.


Selam ve saygiyla,

Andrew
16-04-2025, 22:11
Spartacus, anlattigin sistem teoride ideal gorunuyor. Iscilerin, koylulerin, askerlerin dogrudan yonetime katilmasi, halkin kendi icinden temsilciler secerek karar mekanizmalarina katilmasi felan, bu fikir ve olumlu da. Fakat, burada bence durup sorgulamamiz gereken onemli bir sey var: Terimlerin, kavramlarin ve fikirlerin tasidigi anlamlar ile bunlarin TARIHSEL GERCEKLIKTE nasil PRATIK EDILDIGI bazen uyusmuyor.

Bunu sadece sosyalizm icin degil, baska bircok kavram icin de soyleyebiliriz.

Ornegin "Islam" kelimesi, koken olarak bildigim kadariyla "baris" anlamina gelir. Ama gunumuzde kendisini Musluman olarak tanimlayan rejimlerin ve yapilarin isledigi zulumler, baskilar, hatta savaslar, bu baris anlamiyla ortusmez hatta pratik anlamda tam tersidir. Ayni sekilde "demokrasi", "ozgurluk", "adalet" gibi kavramlar da cogu zaman ideolojik ya da siyasi amaclarla kullanilir, ama gercekte yasanan sey o kavramlarin ruhuna aykiri olabiliyor, degil mi.

SSCB orneginde de benzer bir durum var bence.

Teoride "isci sinifinin iktidari"ndan, "sovyetlerin halk temsilciliginden" bahsedilse de, uygulamada bu yapilarin NASIL isledigi ve halkin bu surece ne kadar gercek anlamda katilabildigi oldukca tartismali.

Tarihsel olarak baktigimizda, merkeziyetcilik, sansur, siyasi muhalefetin bastirilmasi gibi uygulamalarin oldugu bir duzenden soz ediyoruz. Insanlarin dogrudan soz sahibi oldugu bir modelden cok, yukaridan asagiya isleyen, parti hiyerarsisinin belirleyici oldugu bir sistem ortaya cikmis gibi gorunuyor.

Bu nedenle bana gore, sosyalizmin kendini tanimlarken kullandigi kavramlarla, tarihsel pratikte ortaya cikan sistemler arasinda ciddi bir mesafe var.

Kavramlar ve kavramlarin ifade ettikleri guzel olabilir, ama onemli olan onlarin pratikte nasil isledigidir.

Bence, kelimelerle yada fikirle degil, sonuclarla degerlendirme yapmak daha saglikli olur. Gercek bir ozgurluk ya da halk iradesi, yalnizca tanimlarda degil, gunluk yasamda, yonetim sureclerinde, ifade ozgurlugunde, hukukta ve elestiriye acik bir yapida kendini gosterir.

Kisacasi spartacus, bence mesele yalnizca "sosyalizmin ne oldugu" degil, ayni zamanda "sosyalizm adina ne yapildigi"dir.

Aradaki farki gormek, sadece ideolojilere degil, gerceklige odaklanmak hepimiz icin daha yapici olur diye dusunuyorum, deyip burada kisa bir mola rica ediyorum.

Bu konularda fikir alisverisinde bulunmak yapici ve guzel, fakat tarlada yapilacak cok is var bugun.

Herkese tekrar selam.

spartacus
16-04-2025, 23:04
Spartacus,

Senin gibi bu konulari detayli incelemis biriyle fikir alisverisi yapmak sadece benim icin degil, sitedeki pek coklari icin onemli diye dusunuyorum. Ancak bazi noktalarda farkli dusunuyorum ve neden boyle dusundugumu biraz anlatmak istiyorum.

Dedigin gibi, tarihsel baglami goz onunde bulundurmak elbette onemli. Elbette Sovyetler Birligi'nin kurulus donemi zorlayici kosullar altinda gerceklesti: savaslar, isgaller, ic karisikliklar ve ambargo. Ancak bunlar ne yazik ki rejimin kendi halkina uyguladigi baskilari, ifade ozgurlugu eksikligini, dusunceye getirilen sinirlari, hukuk sisteminin siyasal bir araca donusturulmesini mazur gostermez.
Diyorsun ki, rejimin kendi halkına uyguladığı, hangi halk, hangi baskıdan söz ediyorsun? Neye dayanıyorsun, iç savaş, çarlık yanlısı olan kitle ve savaşına mı? Hala daha sosyalizmin tek parti rejimi olduğunu falan mı sanıyorsun(öyle empoze ediliyor)? Baskı ile kastın ne, objektif dayanağın ne, kanıtın, örneğin ne? Orada ise aksine, SSCB'yi temsil eden halkın özgürlük savaşıdır. ABD vb. olduğu gibi, halklarıın, rejime karşı verdiği bir özgürlük savaşı yok, aksine çarlığa, emperyalist işgale, kapitalizme karşı özgürlük savaşı veren halkın kazanımı var(SSCB bu halkı temsil ediyor ve eski feodal toplum, çarlık ve kapitalizmin sömürü, oligarşik rejim anlayışı ile de elbette mücadele ediliyor, bu fikren, hukuken de bir mücadeledir, kaçınılmazdır. Yanlış, ters yönden bakıyorsunuz, çünkü yalan medyası böyle sunuyor). Şimdi El Kaide, Taliban merkezli ayaklanmalar olsa, toplumsal cehaleti kullansa ne yapardın? Çok basit bir soru? IŞİD'le ne yapabilirdin, ABD de çarlık ordusu olsa, IŞİD2le bir olsa ne yaparsın? Aldandığınız yandaş, yalan, dolan medya 1. Dünya savaşı, çarlığın ve ordularının katliamları, kapitsalist ülkelerinm işgal girişimi ve katliamlarını, sanki çarlığa karşı özgürlük mücadelesi veren halk ve temsilcileri yapmış gibi gösteriyorlar, sen de gerçek ve gerçekten de halka baskı yapıldığını sanıyorsun. Aksine SSCB'de ortada kendi halkına uygulanan bir baskı yok, tam aksine aşırı denecek düzeyde HALKIN ve haklarının yüceltimi, yönetime dahil edilmeleri çabası var. Peki hiç Küba Anaysasını okudun mu? Bu ülkeler kapitalist ülkeler gibi değiller, SSCB'de dahil Anayasalar yurttaşlarca bilinir çünkü hem öğrenim kurumlarında hem de zaten sovyetlerde Anayasa her yurttaşın bilmesini sağlamak görevdir...

Yazdıkalrının gerisine dair şu an cevap yazamayacağım, çünkü daha en temelden bu biçimde ezbere gelmiş trol yöntemlerle gidersen zaten objektif olma şansımız yok. hadi yalan kampanyalarını geçtim, bilimsel bir yaklaşım değil. Farkı düşünebilirsin elbette(eğer mesele zinhar subjektif ise) ama mesele bilgi olduğunda farklı yaklaşıyorum denebilir ve bu ancak ideolojik olmadığında anlam taşır, ama öze tabisindir(örneğin yağmurun nasıl yağdığı konusunda, öze, olguya sadık kaldığın objektif olduğunda benimle farklı mı düşünüyorsun, olabilir ancak olguya sadık olmalısın ve kaynağın d aobjektif olmalı, alternatif teşkil etmeli, karşılığüı olmalı. Sen bu ifadelerinle farklı düşünmüyorsun ki, ideolojik, yandaş medya eksenli tavır koyuyorsun o kadar -yani düşünmüyorsun, alternatif de sunmuyorsun, evrim karşıtlığı örneği verebilirim, düşünmek değil bu, daha farklı bir durum)... Aksi bilimsel olmaz, belkide gerçeği bilmiyorsun, yandaş medyanın yalanlarından yanlış, aksi temellerde öğreniyorsundur(tabi bilmek bu ise).

Şimdi bana halka olan baskıya dair somut, objektif veri sunmanı istiyorum, IŞİDvari ayaklanmalar, çarlık ordusuyla savaş, işgalci kapitalistlerin örgütlediği ve bizzat dahil olduğu savaşlardan olmasın... Yanlış biliyorsunuz... Bırakalım SSCB'yi, gerçek demokrasiye* neden karşısın, Erdoğandan, Mussoliden yola çıkıp, kapitalizm faşizmdir neden demiyorsun da, mesele gerçek demokrasi, hak, hukuk, özgürlük diyen bizlere, sosyalistlere gelince, üstelik subjektif gerekçelerle bu yönteme başvuruyorsun, bunu anlatmalısın.

* ki temsili, sermaye gücüne dayalı ayrıcalıklılara ait olan erk anlayışı demokrasi falan değil, işyerlerinde, çeşitli, onlarca tür kamu kurumlarında, hayatın her alanında sorumluları ve görevlileri sen seçmiyor, tayin etmiyorsan zaten demokrasiden söz etmen abestir, ya oligarşi ya monarşi hakimdir hak, hukuk demek hangi görüşte olduğunu beyan edip, o görüşteki kulübe temsilen oy vermek, bu siyaset de değil, siyaset böyle bir şey(takım yarıştırmak da) değil... Hak, hukuk, özgürlük hayatın kendisinde aranmalıdır ve böyle bir rejimde demorkasinin gaspğı nereden gelrise gelsin elbette izin verilmeyecek, verilmemeli(bunlar sermayeci, monarşist, oligark kapitalistler olunca ayrıcalıklı olmuyorlar, bunların para bazlı ayrıcalıklılar rejimi demokrasinin, halkın kazanılmış hak, hukukunun gaspıdır, halkın tarafındna bakmalısın, günümüz ayrıcalıklı bir avuç azınlık oligarklardan değil). Son olarak nerede çok partili ve sermaye egemen sistem vardır ve partiler yönetim esaslı olur, orada gerçek, işlevsel demokrasi araman nafiledir, gerçek empoze edilenin tam tersi. İşte Türkiye örneği, 20 yıldır olan ne, halk bir enstrüman, ayrıcalıklı görüş temsilcilerinin, futbol takımı gibi üste çıktığı altta kalanın ezildiği, sömürüldüğpü, soyulduğu bu rejimler demokrasi değil, büyük balıkların, küçüğü, halkı yuttuğu bir arenadır... Kapitalizmde hukukun, demokrasinin yalan olmasını geç, sırf bu kulüpler ve ayrıcalıklılarının, görüş, aidiyet, takım taraftarlı egemenliği anlayışı dahi demokrasiyle bağdaşmıyor. Halk onseyleri ve bunların 4 yılda bir halk kongreleriyle kendisini hükümet olarak örgütlemesi elzemdir, böyle bir süreç de bir gün de kurulamaz, geçiş sürecinde amaç bu alt yapının oluşum sürecini temsil eder, etmelidir.....

Andrew
16-04-2025, 23:22
Ozur dilerim, yazinin tamamini okuyamadim. Sadece giris kismindan Bernini cumle okuyabildim, calisiyorum. Ornek ve somut bazi seyler istedigini okudum. Tarihin kendisi kanla yazmis zaten Sovyet tarihiini. Sana ornek getirsem, bu sefer de, baska birsey soyleyeceksin. Kitap onersem CIA diyeceksin. Dolayisiyla yol kat edebilecegimizi sanmiyorum. Ben elbette binlerce ornek verebilirim. Senin kendi pozisyonunla ilgili iddia ettigin gibi, ben de 100 sayfa yazabilirim buraya. Harfi anlamda soyluyorum. Fakat bu sefer de, bunlara yalan, carpitma, propaganda, safsata, vb. Suclamalarla degersizlestirebilirsin.

Ne ben senin fikrini, ideolojini kabul etmek zorundayim; ne de sen benim savundugum evrensel ilkeleri kabul etmek zorundasin.

Bence, sen kendini ifade ettin, gerekiyorsa daha fazla et. Ben kendimi suan icin ifade ettigimi dusunuyorum.

Bunun otesi fikir alisverisi degil, tartisma olur. Ben tartismak istemiyorum. Karsit fikri etiketleme yapiyorsun. Belki bu mesajda degil ama genel olarak bunu yaptigin icin— sovyetlerde karsit fikre sahip olanlari olduruyorlardi— genel olarak seninle tartismak istemiyorum.

Seninle konusmak istiyorum, seni seviyorum da ama tartismak istemiyorum.

spartacus
16-04-2025, 23:42
Lenin dönemi demedik mi? Bana örnek getirsen, neden farazi olarak şu bu diyeyim(gerçek, objektif, yalan, dolan olmayan tek bir tane olsun dayanak getirdin de yaptım mı?)? Farkında olmadan, başkalarının yalanlarını söylüyorsun sonra da dayanak istendiğinde getirsem şu, bu dersin diyorsun, e yalan olduğunu ispatlarsam, senin yaptığın doğru benim yaptığım yanlış mı olacak, bu nasıl bir mantık böyle?. Objektif isen zaten aksini iddia edemem, benim anlayışımda, karakterimde gerçeğe, olguya karşı olmak gibi, ikiyüzlü davranmak gibi bir durum yok, olamaz, daha da bilinçli olurum ve ona göre de demokrasi anlayışımı daha da geliştiririm, kaldırıp çöpe atmam, ders alırım. Neden ABD IŞİD'i bombaladı, o kadar insanı katletti, kendi ülkesinde El Kaide, IŞİD vb. mensubu varsa anında içeri attı, tespit edebildiklerini öldürdü, IŞİD kendi ülkesinde ve o denli güçlü ayaklanma çıkartsaydı ABD ne yapardı? Burada ABD'mi, IŞİD'mi haklı demiyorum, ortada bir rejim vardır ve buradaki soru açısından mesele haklı, haksız meselesi değildir. Hadi kendin açıkla, ben bir şey demeyeceğim...

YALANLARI biliyoruz, sermaye egemenliği, medyasını da, kendi menfaatine zarar vereni övecek değiller, aksine AKP yandaş medyası gibi davranacaklar tabi. Şimdi sen çıkar da 1. Dünya savaşında çarlık döneminde yaşanmış olayları, savaş yıkımlarını vb., sonraki yılalrda olmuş gibi öne sürersen, nasıl olacak da ben sana iyi de o çarlık dönemindedir demeyeyim?

Benimle tartışamazsın, çünkü bu konuda aslında AKP medyasından okuyan ve her şeyi yalan, yanlış bilen, daha doğrusu hiç bilmeyen, isnat sloganından ötesi olmayan garibanlarla farklı bir durumda olmadığını, aslını bilmediğini de biliyorsun, mesele bu. Ne demişlerdi İmamoğlu 560 milyar TL yolsuzluk yaptı, İBB'nin 4-5 yıllık bütçesi bile bu rakama ulaşmaz, tek bir tane belge, kanıtınız yok, ama AKP yolsuzlukalrı için yüzlerce kanıtlı belge mevcut, bu isnatlarınız düpedüz yalan dersem, yanlış mı yapmış olurum? (İmamoğlu babamın oğlu da değil) Gerçekten düşünme yapın böyle mi işliyor? bu yaklaşım, açıyla düşünmek mümkün olur mu?)

Yaptığın evrim karşıtlarınının yaptığından farklı değil... Kendi mantığına göre sen de Franko, Pinochet, Mussolini, Erdoğan vb. faşizminden -mantığına göre kapitalizm=faşizmdir-, kapitalsit monarşi ve oligarşiden yanasın, ama hak, hukuktan hatta halktan söz ediyorsun. Bu dar ve kaba, bilinçsiz açıdan bakarsak, en azından sosyalistler sömürüye, işyerleri, kurumlarda monarşi ve oligarşiye karşı, yani hayatın asli alanlarında demokrasiden yana, sen ise aksine sömürü, monarşi ve oligarşiyi savunuyorsun, karşı da çıkmıyorsun... (demorkasi nerden başlar biliyor musun, hayatın kendinden, işyerleri, kamu kurumları, üretim, dağıtım, tüketim alanından, burada demokrasi, katılım, seçim yoksa, o toplumda demokrasi yoktur, kendimizi kandırmayalım.)