PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Milliyetçiliğin gerekli bir şey olması


Yıldıztozu
09-12-2025, 19:06
Avrupa: Dünyanın en ileri bölgesi. Hukukun en iyi uygulandığı, medeniyetin en ileri düzeyi.
Dünyanın gözbebeği olan bu bölge bir tehdit altında. Göçmenler.
İyi niyetle yaklaşılarak ''gelsinler onlar da insan, birlikte yaşarız'' denemesinin başarısız olduğu görülmüştür. Göçmenler avrupa medeniyetini tehdit eder hale gelmiştir.

Bir araştırmaya göre Avrupa'nın "medeniyet erozyonu" içinde olduğu, göç nedeniyle kültürünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.

Henüz evlerinden kovma aşamasına gelmediler, para verelim gidin aşamasındalar. Haklı olarak kuralları sertleştirmeye başladılar.

Avrupa medeniyetini kurtaracak çözüm bellidir. Milliyetçilik.
Halkta ve devlette milliyetçilik duyguları uygun dozda artırılarak kendilerini korumaya devam edebilirler. Burada uygun doz kavramı önemli. Milliyetçiliğin dozu nasıl ayarlanacak göreceğiz. Ama gerekliliği açıkça belli olmuştur.

spartacus
09-12-2025, 21:05
Eğer burada milliyetçilik şu ya da bu millet bazlı ve "sosyal politikalar, sosyal hukuk normları" dışında ifade ediliyorsa, -ki ifade bakımından yanlış, anladığımız dilde milliyetçilik olarak işleniyorsa, bu anlamda ele alırsak, hukuki meseleleri, milliyet meselesi gibi işlemek sorun ve konunun özünden sapmak olur. Herhangi geri bir görüşün veya inancın, dogmatik aidiyetin veya politik kullanımının(anti laik milliyetçilik, anti laik ırkçılık, mezhepçilik, şeriatçılık vb.)varlığı, o görüşün geçerli sayılacağı anlamına da gelmemeli. Ve bu tür sorunlar da safsata, alaka üzerinden ilgisi olmayan sepebler üzeri çözümlerle ilişkilendirilemez(sorunun kaynağı milli ayrımlar veya herhangi bir milli farka dayalı ifade edilemez, bu akıl ve bilim dışı yaklaşımı ifade eder). Bu yaklaşım dinci bir ülkeye mecbur kalıp, kısa aralıkta ve ülkenin verili koşullarının bir anda kaldıramayacağı biçimde sığınan sığınmacıların getirdiği ekonomi-politik bedellerin çarpıtılarak, medeniyete zarar verdiği ve ancak şeriatçılık ve şeriatla kurtulacağı yönünde öne sürülecek herhangi argümandan farklı değil. İlgi, alakası da benzer ve aslında bir çok bakımdan kökten yanlıştır. istismar ve hamaset ayrımı üzerindne yükseltilen ve etkin olan siyasetlerin varlığı da bu bakış açısının doığu olduğu anlamına gelmez, aksine pratikte karşılığı olarak düşündüğümüz de ne kadar da yanlış olduğunu kavramamıza olanak verir. Neden aşırı dinciler kurtuluşun İslam'da, diğer dinciler de(ırkçı, milliyetçiler) aynı formasyonda olmakla birlikte şu ya da bu millet -birisi sosyo-külütrel inanç aidiyeti, diğeri de sosyo-kültürel ortak dil vb. dayalı aidiyet- isminin yüceltilmesi, "...çiliğinde" olduğunu ileri sürmektedir? (oysa bu yaklaşımların, sosyo-ekonomik ve yaşamın asli özneleri, unsurları bakımından berlirlyici ve kayda değer bir karşılığı bulunmaz. Ayrıca medeniyet A veya B mezhebi, veya milleti veya diniyle ilgili bir kavram olmamakla birlikte, hem bunlardan hem bağımsız (tüm insan edinimi, yani doğal evrimledir), hem de bunlara(dincilik, ıkrçılık, milliyetçilik) rağmendir. Yani A ülkesinde trafik kurallarının olması kişilerin milliyetinden bağımsızdır ve buradan ihtiyaç-hareketle ortaya çıkmamıştır... Medeniyet ve elbette ancak hukukla medeniyet olunabildiği de göz önüne alındığında, medeniyet hiç bir safsata aidiyet hamasetinin eseri olmadı, aksine onlara ve onların direncine rağmen sağlandığı görülebilir. Örneğin bisiklet şeytan icadıdır demek medeniyet değildir ve diyenin şu dinden olması haklı olduğu anlamına gelmez. Medeniyet bu vb. her türlü aidiyet istismarındna kaynaklı direnci de aşmak zorundadır. İfadesi uzun olur o sebeple kısaca milliyetçilik, mezhepçilik ve şu ya da bu sosyo-kültürel aidiyetin hamaseten(başka türlü mümkün değil) kullanımı özünde gericidir)

Herhangi bir ülkeye herhangi bir başka ülkeden sığınmacı bazında yüklü biçimde göçmen gelmesi, gelenlerin ne olduğundan bağımsız çeşitli sorunlara yol açacaktır, bu kaçınılmaz ve çözüm can pazarlığı üzerinden günümüzde adına milliyetçilik denmekte olan ırkçılığa saçma sapan roller yüklemek olamaz. Milliyetçilik ne Avrupa ne de Dünyanın herhangi bir yerini kurtarmaz, aksine günümüzde milliyetçilik, ırkçılıktan başka bir şey değildir, milliyetçilik politik anlamda, feodalizme karşı bir duruş, bir varlık biçimi idiyse de günümüzde ıkrçlıktan başka bir anlam taşımaz.... Verili sistemde ve günümüzde ise felaket ve yıkım demektir ve nerede yükselirse orası hem medeniyet hem de yaşam standartları olarak çöküşe geçer veya verili ülkeler baz alındığında zaten gözlemlenebilir.. Avrupa bu sorunu hukuki yollarla, sosyal politikalar(ki milliyetçilik örümcek ağı gibi sararsa geçmiş olsun, daha ilk andan itibaren bütün sosyal hakların birer birer kırpıldığını görürürz) ve ekonomik kaynağı bulmakla aşabilir. Elbette omurgasız, karaktersiz bazı ırkçı ve bunların propaganda lojistik, finansörlüğünü yapan sermaye, çete-mafya güçleri, olay ve olguları çarpıtmakta ve dogmatik inançların doğası ve empoze ettikleri sorunlu psikoloji gereği vb. üzerinden de menfi ama korkunç menfaatler sağlamakta, deyim yerindeyse kötürümleştirdikleri toplumun üzerinde, her bir yanını kopartıp götüren kargalar gibi davranmalarına, neredeyse istisnasız kleptokrasilere yol açmaktadır.

Sadece meselenin teroik değil pratik yanı da göstermektedir ki, çeşitli ırkçı, milliyetçi vb. kalıplar adı altında sürdürülen istismarlar çeşitli olayları genelleyerek abartmakta ve üzerinden genel bir toplum, ben ve öteki tanımlarıı çıkartmakta ve nefret suçu işlemektedir, bunlar dayanak alınamaz... Sorun ne medeniyet, ne de millet sorunu değil, sorun ekonomi-politik açıdan ülkelerin gelenin ne olduğundan bağımsız olarak getirdiği sosyal ve ekonomik maliyetlerin oluşturduğu bedellerdir. Çarpıtanların varlığı hatta çok olması vb. öne sürümü de gerekçe edilemez. Eğer geçmişteki ırkçı politikalar ve adi politikacıları ve bundan nemalananların propagandaları irdelenirse, esasında ne medeniyet, ne hukuk ne kamu yararı, dünya ne de insanlığı zerre umursamadıkları, insan ve varlığının çeşitli subjektif, tabulaştırılmış sembollere kul veya feda edilesi düzeye indirgendiği, dejenere, dezenfe edildiği(medeniyet, bilinç karşıtı) yöntemlerinin daima verili koşulların olumsuzluklarından azami faydalanma, aşırı abartma üzerine kurulu olduğu ve özelde de 100 yıllık Türkiye'de görülebilir. Bu özel bir sebepten dolayı değil, aidiyetlerin hamaseten, anti laik, olarak da istismarının -ki medeniyet karışıtı da- doğası gereğidir ve bu tür yöntemler etkili, kolay, en az maliyetli uyuşturucu olmakla birlikte bir o kadar da tehlikelidir de. Elde fitili ateşlenmiş dinamitle dolaşmak gibi.

Günümüzde ulusal veya milli kavramı, herhangi bir etnik farklılık, dil vb. farklılığa dayalı bir kavram değil ve kelime olarak kullanımı aslen yanlış(ancak pratik de dile yerleşmiş ve zamanla evrilmiştir), ama pratikte karşılığı kamudur, kamu sınırlarını ifade etmek veya tüm toplumu kapsayan ifadeler namına kullanılmaktadır. Buradan çöküşü sağlayacak türden milliyetçilik devşirilemez, o halde demek ki tam aksine çözüm olarak sosyal politikalardan, sosyal hukuktan söz etmek gerekir.... Günümüzde Avrupa'yı çöküşe ve medeni bakımdan geriye götürecek olan (her dönem olduğu gibi) en önemli etkenlerden birisi ve başlıcası zaten milliyetçilik belasıdır. Milliyetçilik bir ideoloji, sosyo-ekonomik bir sistem değil, dogmatik fanatiklik, bir çeşit toplumsal hipnoz malzemesi, afyondur denebilir(günümüz açısından insanlığın ilerlemesinde aşılması gereken sorunlardan da birisidir, nasıl ki feodal ümmetçiliğin aşılması ilerleme sağlamışsa...).

Ve gerçekte ve şimdi yükselen asıl sorun, Avrupada yükselen sağ, milliyetçilik(sağın mezesi) sorunudur ve aslında milliyetçi, mezhepçi vb. dogmatik fanatikliğin yükselmesi kendisine öyle ya da böyle gerekçe, istismarlar edinirken, özünde yatan ekonomiktir. Bir ülkede ekonomi zora girdiğinde, menfaatçilere de o denli istismar malzemesi çıkmakta ve ülkeyi milliyetçiliğin, şeriatçılığın vb. kurtaracağı yönünde bir çok hamaset ve istismar dolgusu üreterek, hızlıca ve tümü de safsata, akıl dışı ama etkili hamaset, kara propaganda, aşırı abartılı genellemelerle balon gibi şişmesini sağlamakta, geniş toplum kesimleri çekime kapılarak gercileştirilmekte, cehalet hakim kılınmakta ve cehaleti sömürenler ve daha başında bu tarz dogmatik hamasetleri etkin biçimde kullananların çobanlaştırğı sürüleşmeye doğru evrilmektedirler ve hem günümüz, hem de tarih, hem de medeniyette gericleşme, gerileme bakımından olumsuz örnekleriyle doludur...

Avrupada yaşanan sorunların en önemli sebeplerinden Ukrayna ve Rusya savaşı(AB'nin Ukraynaya en az 60.000.000.000 Euro yardımda bulunmuş olması! sahtekar ırkçılar ve yükselen sağın da istismarına sebep sonuçlar doğurması), Trump üzerinden temsil kazanan ve ABD'nin en geri, en vahşi sermayesinin temsiline dönüşen süreçte açığa çıkan çeşitli yaptırımlar, çeşitli ülkelerde emperyalist tekellerin çıkarları uğruna heba edilen kamu kaynakları, daralan piyasa, zorlaşan rekabet koşulları, Çin'in önlenemez yükselişi, pandemi, sığınmacılar için ayrılan kamu kaynaklarının eş zamanlı oluşturduğu bedeller vb. çeşitli olumsuzluklar sayılabilir ve tüm ekonomi-politik yansımalarının olumsuzluklarının eksik milliyetçilikten kaynaklı olduğu veya çözüm reçetesi olarak milliyetçiliği öne sürmek, barutu, ateşle harmanlamak veya toplumların içine dinamit yerleştirmek kadar saçma bir ikilemden de öteyi ifade etmez. Elbette bu durumdan çıkar, menfaat sağlayanlar da, güçlü medya araçlarıyla menfaat tohumlarını şimdiden saçanlar olacaktır, ancak bunların menfaat sağlaması, toplumların bunların oyunları ve ekstra asalaklık, afyonlama, sömürmeleriyle de destekli kaybetmesiyle doğru orantılıdır ve madem medeniyet denmiş evet Avrupa'nın medeniyet(elbette hukukuyla), medeniyetsizlik(evrensel insan hakları karşıtlığı, hukuksuzluğun meşrulaştırılması çabası, milliyetçilik, yükselen sağ, gericilik) arasında sınav vereceği ve direneceği açık... Hukuk, medeniyet dediğimiz zaten en olumsuz koşullarda savunularak, direnerek, koşullar karşısında çok yönlü fırsatçılara teslim bayrağı çekmeyerek ilerleyebilmiştir....

spartacus
09-12-2025, 23:08
Örneğin, Azerbaycan veya Türkmenistan'da savaş olsa veya herhangi bir ülkede ve savaş belirli bir kesimi hedef alsa ve insanlar canlarının güvencesi için Türkiye'ye sığınsa burada milliyetçiliğin eksikliği veya fazlalığı veya da sorunun milliyet sorunu olduğuna dair ne gibi bir durum söz konusudur?

Yanlış olan Ne?
1. Türkiye gibi rejimlerde rejim, istismar rejimidir, o sebeple sığınmacı politkasından menfaat devşirmek de esas politikaları halini alır.
2 Sığınmacıların, geldiği gibi toplum içine yerleştirilmesi ve gözü doymaz sermayenin ucuz işgücü, köle oalrak kullanılması.
3. Toplum içine yerleştiirlen sığınmacıların, yurttaş hukukunu zedelemesi.
4. Direk toplum içine yerlkeşltirilen sığınmacıların, sığınma hukukunun zedelenmesi.
5. Sığınmacıları ucuz iş gücü, köle oalrak kullanan egemen hırsız sermayenin, sığınmacıların kamplara ve bu kamplarda hayatlarını ikame edebilecekleri oranda üretimden mahrum bırakması.
6. Her gün 1000 çeşit suçun işlendiği ülkede, sığınmacılardan herhangi birinin işlediği suçun, günlerce ve abartılarak kara propagandaya dönüşürülmesi...
vs .vs .vs.

Burada da gelenin milliyeti veya geldiği ülkedeki milliyetlerin ne olduğuna dayalı bir sorun ve milliyetçiliğin de çözüm olacağı yönünde bir sebep de görünmüyor...

Avrupa son bilhassa Sovyetler'in dağılmasından sonra, hırsız sermayenin olabildiğince vahşi kapitalizme dönüş arsuzuyla ve bir önceki mesajımda dile getirmeye açlıştığım çeşitli sebeplerle geriye doğru gitmektedir. Sığınmacıları ucuz iş gücü ve köle olarak kullanan iki yüzlü, adi sermaye ve onun etkili egemenliğidir ve bu etkinliği SSCB dağılışından beridir(ki SSCB de sosyal haklar hakkıyla ve bir çok yönden mağduriyet oluşturmayacak esasla verildiği ve diğer taraftan da politik olarak da rekabet etmek zorundaydılar.) her yıl biraz daha artmaktadır. Ve hem sorunların kaynağı kendileri olmakla birlikte hem de sebep oldukları sorunlar üzerinden, arzu ettikleri düzeneğe ulaşabilmek namına milliyetçilik, dincilik ve yaslandıkları sağcılık vb. gibi unsurları ellerindeki güçle köpürtmekte, sorunun çözümü olarak yine zaten sorunu üreten propagandalarla ve bu tür politkalarla da pekiştirmekteler... AB'de sığınmacı sorunu olsa da, olmasa da, gidişat gösteriyor ki, toplumun belleği silinmekte ve yeni nesiller, çeşitli aidiyet hamasetleri üzerindne kötürümleşilmeye çalışırken, nasıl bir belaya bulaştıklarının farkında değiller ve cehaletin bedeli olası en kötü krizden de ağır, telefisi çok zor ve uzun erimli bedeller ödetmektedir...

spartacus
10-12-2025, 06:53
Eski çağlarda ve günümüze ırkçılığı kabaca kıyaslarsak, eski çağlardan günümüze değin ulaşan "barbar" nitelemesi de aslında, eski çağlarda ırkçılığın dayanağı olarak değerlendirilebilir. Onlar köle yapılabilir, katledilebilir, canı, malına en konabilir, çünkü barbarlar ve bu yüzden de hiç bir hakları yoktur ya da kısıtlıdır. Kısaca bu; "Onlar barbar, o halde onlara karşı barbarlık yapabiliriz." şeklinde özetlenebilir. Üstünlük komplesi de farklı değildir, üstünlük ve aşağılık kompleksi aslında birliktedir(ve bu hal kurt gibi kemirir) ve üstün olduğu iddiasındakini, üstün olduğu için diğerine karşı aşağılaşması, "onlar aşağı o halde onlara aşağılık yapabilir, aşağı davranabiliriz" şeklinde veya tezatı olarak özetlenebilir.

Peki bir tarafı üstün diğer tarafı aşağı veya barbar kılan nedir(oysa pratikte kendini üstün sayan ve gerçekten de askeri bakımdan dolasyıysla da gasp bakımından güçlü olan, ganimet savaşları, entrikalar, acımasız yol ve yöntemleri çok daha fazla kullanmaktadır)? Uygarlık mı? Neye göre uygar? Örneğin etrafındaki coğrayları süreğen işgal ederek imparatorluk kuran köleci devletler ve kendi toplumunu da, aşağı damgası oluşturarak silme köle yapanlar(bu da barbarlık değil mi?) uygar, ama bu devletlerden ya haklarını ya da paylarını almak isteyen diğerleri barbar mı? Örneğin Roma ve Pers savaşı, bir uygar ile, bir barbarın savaşı mıdır? Roma uygar, Persler barbar mı? Kime göre, neye göre?

Evveliyatında çeşitli inançlar, güçlü olmak, bazı kültürel farklar üzerinden değerlendirlirken, 19. Yüzyıl ve sonrasında ırkçılık biyolojik farklar üzerinden olduğu gibi üstünlük gerekçe öne sürülerek(milliyetçilik) değerlendirilmeye çalışıldı. Üstünüm o halde haksız da olsam haklıyım anlayışı, ırkçılığın ilkel biçimini yansıtır. Türkiye'de dili, kültürünü, toplumu, yurdunu seven yurtsever ile, milleti siyasi malzeme haline dönüştüren ırkçılar, asimilasyonculuğu, şovenizmi ve üstünlük, üst millet olma kompleksini, başka bir dili kabul etmemeyi ırkçı olmamanın dayanağı yapacak denli tezata girmiş milliyetçi ırkçılar arasında elbette fark vardır.

Öreğin Türkiye'de direk ırkçılar da, kendisini milliyetçi olarak tanımlar(MHP, ZP, İYİP, çeşitli ırkçı ocaklar, dernekler vb.) ve ayrıca milliyetçi, ama ırkçı olmadığını(ırkçılık etrafında dolambaçlı yol çizmekle) iddia edenlerde çoğunluktadır. Aslında bu anlayış da, ırkçı değiliz "çünkü zoraki asimilasyoncuyuz" ve üstünüz biçiminde ifade edilebilir. Bununla birlikte aslında kasteilenin etnik değil de, bir milli çatı olduğu söylemleri de ne gerçekle ne de akıl, mantıkla bağdaşmamaktadır. Çünkü bunu iddia edenler anayasaya Türk tanımı koymayı, vatandaşlığı da Türk anne ve babadan doğmuş olmak gibi şarta bağlamayı zaruri görmektedirler. Oysa ilgili tanım, dillerin yasalarca tanınmasına karşı çıkmaları vb. ve neden ırkçı olamayacaklarına dair gerekçeleri asimilasyonu, şovenizmi yasalaştırmaktadır(tezat ve ırkçı bağlam).

Topluma baktığımzıda ise halk perişan, bir yanda dinci, diğer yanda milliyetçi, ırkçı çete, mafya, para ağası rejimleri elinde çaresiz, cahil tutulmuş, bırakılmış ve ezan, bayrak, vatan hamasetiyle uyulmuş bir haldedir ve ne sosyal hak hukuk önemlidir ne de bunlar adına mücadele(zaten milliyetçiler, ırkçılar, dinciler doğası gereği sosyal hak ve hukuk mücadelelerine karşı taraf veya aymazdırlar ve bu tesadüf değildir. Örneğin Türkiye'de sendikalı oranının, %14 civarına denk gelmesi, hak, hukuka dayalı örgütlenmelerin yetersiz olması ve hak ve özgürlük mücadelesinin genelde, dinci ve ıkrçı empoze ile zayıf kaldığı haliyle gerçek solcuların üzerine binmiş olması tesadüf olabilir mi? Başka kanıta ve sağın, dinci, ırkçı, milliyetçiliğin olumsuz etkileri üzerine kitap yazmaya da ihtiyacımız yok sanırım. İnsan hak ve hürriyetlerine gaspa karşı tepkisiz, ama tabulaşmış sembollerinden herhangi birisi için, savaşa hazır, emre amade ordu, asker, kükremiş aslan kesilirler, milyonlarca kişi CHP'ye oy verir, ülkenin en az yarısı milliyetçidir(madem kurtuluş bundaydı bu ülkenin hali nedir, kime dokunsan milliyetçi?), ama hiç bir toplumsal ve hak mücadelelerinde esameleri bile okunmaz. Çünkü hassasiyetleri yüksek kompleks, aşağık komleksine kapılmalarına sebep olacak durumlar, ancak ırkçı sembolleri namına, kendilerini kutsalları uğruna sözde feda etmek içindir, tabi %99 hamaset ve nutuk olması da ayrı bir dert. Örgütlenme anlayışları lider kültünden, merkez kültüne dayandığı ve demokrasiyi, sosyal kavramları sevemedikleri için, ancak milliyetçiliğin kaymağını yiyenlerin 3-5 lafıyla gazları alınıverir. Varsa, yoksa ezan, bayrak, Türk'ün gücü, üstünlüğü, illa "ne mutlu Türk'üm diyene, sana milletin sorulursa önce Türk'üm sonra Kürdüm veya Ermeni veya da Alman'ım diyeceksin vb." dedirtme subjektif hamaset önemlidir, bunları söylettirsin,bir de anayasaya, illa 100 yıllık tanım yerleştirip, herkes Türk'tür(asimilasyon, şovenizm yasası) iliştirsin, isterse Dünya'da kıyamet kopsun, yeter ki sembollere bir şey olmasın, gerisi teferruat... hayli detay, örnek gerektiren konular...

Kısaca üstünlük kompleksiyle bezeli ırkçı milliyetçiliğin, etnik milliyetçiliğin, şoven milliyetçiliğin neyi kurtaracağı sorusunun temsili nazarında, saygınlık değil, kutsallık atfedilmiş ve her yana milyonlarca adet iliştirilmiş semboller, üstünlük kompleksi ile aldatılma ve ayrıca takvimler 150 yıl önceyi göstermiyor ve egemen olan da saltanat değilse, cevabı nedir? Medeniyet, medeniyetsizlik, aşağılık kompklesi mi? Onur mu? Hangi onur? Kendini üstün görüp, ırkçı kompleksin kölesi olmak mı, omurgasızlık mı, insan olduğunu, hak ve hukukunu bilmemek mi, değerlerini çıkar ve menfaat şebekelerine körü körüne peşkeş çekip, önüne gelenin üzerinde tepinip nutuklar attığı piyasa malı yapmak, başkalarının hamaset ve nutuklarının kölesi, kulu, kurbanı olmak mı? Kendinden zayıf gördüğünü ezmek mi onur? Güç ve sözde üğstünlüğe tapmak mı? Her gün yarını nasıl getirecem kaygısıyla sürünmek, gelene ağam, gidene paşam çektirmek mi? Kardeşini, en yakınındakini bile kandırma derdiyle tutuşmak, buna mahkum edilmek mi onur? Onur hak yememek ve hakkını yedirmemek, sahtekarlıktan medet ummamak ve sahteliğe düşmemek için çalışmak, omurgalı olabilmek, ipsiz, sapsıza boyun eğmemek, kimsenin önünde diz çökmemek veya mecbur bırakmamaktır. Hak yiyen onursuzluğu seçmiştir ve ona milyon tane de bayrak, her yanına Türk diye kazık da çaksak nafile, bu bağlamda gerisi hikayedir ve insanın kendisini tanımlamak için etiketlere, subjektif kimliklendirmeye ihtiyacı yoktur, onlar etiket, afyon, meze değil insanın evriminde sosyal-doğal edinimlerdir(doğaları gereği de hamasete alet edilmemeleri gerekir).

Bir de şu röportaja bakalım, verili koşulda, güncel medeniyet ile, medeniyete karşı 100 yıldır direnen dincilik, ırkçlığın, sözde milliyetçiliğin elinde, 200 yıl evvelde kalan sözde medeniyet ile aradasındaki muazzam farkı görelim;

https://www.deutschland.de/tr/topic/politika/almanya-avrupa/almanyada-konusulan-bolgesel-diller-ve-azinlik-dilleri