PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ABD VENEZUELA'ya Karşı saldırı Başlattı iddia ediliyor


spartacus
03-01-2026, 11:29
ABD faşist neo-liberal(yeni faşizm) Kleptokratik kukla rejimi kaybettiğinden beridir Venezuela'ya karşı ambargo başta olmak üzere sürdürdüğü sömürgeleştirme ve başta petrol olmak üzere yavşak Baronları ve yandaşlarına sınırsız sömürge ve Epstein diyarı kurmak için sürdürdüğü tekrar sömürgeleştirme stratejisine son aylarda savaş ve işgali de eklemişti. (ABD rejimi de aslında Türkiyedeki rejim gibi, ancak bir farkı rejimin kendi içine dönük değil(bu koşullarda buna ihtiyacı yok) daha çok başka ülke ve coğrafyalar üzerine yandaş baron tahakkümü kurmuş olmasıdır)

İddialara göre başkent Karakas ve Miranda, Aragua, La Guaira eyaletlerinin bombalanması, Türkiye kleptokratik rejimi ve dünyada bir çok neo liberal faşist rejimler, emirlik ve krallıkların şaşmaz savunucu, destekçisi elbette sömürgecisi ABD tarafından yapılmakta, hatta füzeler kullandığı ifade edilmektedir.

Eğer iddialar doğru ise, süreç neyi gösterir şu an kestirmek güç, ancak işgal durumunda ABD+İngiltere ve tüm yavşaklarının, yerle bir edilip, halkına da dolaysız zulüm ve işkence edilen Vietnam gibi olması 21. yüzyılın başlarında kan emici yavşaklara karşı, halklar adına atılmış bir tokat ve mevzi olacaktır. Bu savaş ABD petrol, silah, uyuşturucu, Epsteinci(bu sadece laf, indirgeme, buzdağının görünen yüzünün ucu), dünyada kendilerine seks, kumar ve eğlence ülkeleri-cennetleri kuran baronlarının gözü doymaz ambarlarını ikiye katlamak içindir.

https://www.indyturk.com/node/770666/d%C3%BCnya/venezuelan%C4%B1n-ba%C5%9Fkenti-caracasta-patlama-sesleri-duyuldu

https://haber.sol.org.tr/haber/abd-venezuelaya-hava-saldirisi-baslatti-404898
Venezuela hükümeti, saldırılara dair açıklama yaptı:

"Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri'nin mevcut hükümeti tarafından Venezuela topraklarına ve halkına karşı, Cumhuriyet'in başkenti Karakas şehri ile Miranda, Aragua ve La Guaira eyaletlerinin sivil ve askeri bölgelerinde gerçekleştirilen son derece vahim askeri saldırganlığı uluslararası toplum nezdinde reddeder, telin eder ve kınar.

Bu eylem, egemenliğe saygıyı, devletlerin hukuki eşitliğini ve güç kullanımının yasaklanmasını güvence altına alan Birleşmiş Milletler Şartı'nın, özellikle de 1. ve 2. maddelerinin açık bir ihlalini teşkil etmektedir. Böylesi bir saldırganlık, başta Latin Amerika ve Karayipler olmak üzere uluslararası barış ve istikrarı tehdit etmekte ve milyonlarca insanın hayatını ciddi anlamda riske atmaktadır.

Bu saldırının amacı, ulusumuzun siyasi bağımsızlığını zorla baltalamaya yönelik bir girişimle, Venezuela'nın stratejik kaynaklarını, özellikle de petrol ve minerallerini ele geçirmekten başka bir şey değildir. Başaramayacaklar. İki yüz yılı aşkın bağımsızlığın ardından halkımız ve meşru iktidarı, egemenliği ve kendi kaderini tayin etme konusundaki devredilemez hakkı savunma noktasında sarsılmaz bir duruş sergilemektedir. Cumhuriyetçi yönetim biçimini yok etmek ve faşist oligarşi ile ittifak halinde zorla bir 'rejim değişikliği' dayatmak amacıyla yürütülen bu sömürge savaşı girişimi, önceki tüm girişimler gibi başarısızlığa uğrayacaktır.

spartacus
03-01-2026, 12:06
Basına konuşan ABD'li yetkililer: "ABD, Venezuela'ya hava saldırısı düzenledi"

https://www.evrensel.net/haber/591895/basina-konusan-abdli-yetkililer-abd-venezuelaya-hava-saldirisi-duzenledi

Bu arada eklemem gerekir ki, ABD, İsrail gibi ülkelerin savaş stratejisi topyekün savaş stratejisi ve terör taktiklerine başvurmaya dayalıdır. Yani odak noktası cephe savaşı değil, en düşük maaliyetle, en iyi sonuç üzerine kuruludur ve dolaylı, dolaysız olarak temelde halkı hedef alırlar...

bilgivehis
03-01-2026, 12:49
Maduro yakalanmış, ülke dışına çıkarılmış.
Ülkeyi içeriden satan şerefsizler olmasa bunu bu kadr kolay yapamazlardı.

spartacus
03-01-2026, 17:56
Chavez erken öldü veya muhtemel öldürüldü. En büyük hatası da Maduro oldu... Chavez halk konseyleri örgütler, örgütlemeye çalışırken, cahil ve beyinsiz Maduro kendi etrafında ve konseylerde dar bir bürokrasi örgütlemeyi seçti ve halk konseyleri olmadan yürümesi imkansızdı ve her bürokrasi halktan gelse dahi, kısa sürede ve özünde halka yabancılaşır...

Peki Chavez öncesi olan neo liberal kleptokratik faşist rejime ve halk ile zenginlerin, elit ve maraba tarzı şeklinde ayrıştırıldığı, kulubeler ve işbirlikçi saraylar sistemine tekrar dönülür mü? ABD bunun için bastıracaktır ancak Chavez sonrası halk tekrar eskiye dönmeyi ne kadar ister süreç gösterecek... Ancak Venezuela halkı ABD'ye direnemezse, yönetimi ve petrolü başta ana yiyici oalrak Chevron, Exxon(Superior Oil Company) vb. ve bunlara bağlı konsorsiyumlara pay edilecektir. Kağıt ve matematik üzerinde ekonomi daha düzgün görünecek, ancak gerçek ve sosyal, toplumsal ekonomi ise muhtemel düne ve kanıksamaya dönecektir... (Türkiyede kişi başı gelir kağıt üzerinde 2 kat artarken, gerçekte toplumun refah düzeyi 2 kat düşmüştür. Türkiye ekonomisi geçmişe oranla 2 kat ve her yıl büyürken, gerçek ekonomi ise her yıl küçülmektedir, bu nasıl sağlanıyor, çok basit. Kapitalist ekonomi ölçüm, analiz yöntemlerinin sahte ve gerçekçi olmaması, parayı ve adaletsizliği esas alması vb.)

Venezuela, güncel olarak bilinen rezerv 300 milyar varil (https://en.wikipedia.org/wiki/Oil_reserves_in_Venezuela) ile Dünya'nın en büyük petrol rezervine sahip.

ABD "demokrasiyi" çok seviyor(dünya nüfusunun yarısının mal gibi(cahilce) inandığı, bir kısmının da özellikle neo-liberal(piyasa faşisti), bazı sözde liberal, yandaş ve sahtekarların ücretli-ücretsiz, bilinçli yalan trollüğüyle(kısaca fahişelik) etkili olduğu yalan)... Gerçekte ise tersine ABD, bir avuç baronun egemenlik ülkesi, baronların daha fazla sömürmesi için, faşizmi, gericiliği, şeriatı, istikrarsızlaştırmayı, kişiliksizleştirmeyi, meta fetişizmi, insandışılaştırmayı(dehumanizasyon), para ile satılıkları kuklalaştırmayı ve talanı çok seviyor.

spartacus
04-01-2026, 02:59
Maduro yakalanmış, ülke dışına çıkarılmış.
Ülkeyi içeriden satan şerefsizler olmasa bunu bu kadr kolay yapamazlardı.
En başta orduda etkili kurmaylar ve muhtemel bazı bürokratlar satın alınmış, yoksa bu kadar basit olamaz ve askeri bir başarı gibi de görünmüyor(muhtemel zaten etkin bir direnç görmeyecek ve göstermelikti). Maduro, Chavez döneminde başlatılan demokrasi atılımı, halk konseyleri yerine, kendi kıçını cilalama ve ayrıcalıklı bürokrasi oluşturup, hakim kılmasaydı, bu şekilde mümkün olmazdı(Chavez ve dönemi olsaydı Trump bunu yapamazdı).

Savaş Bir Dolandırıcılıktır
Butler, "Savaş Bir Dolandırıcılıktır" adlı eserinde , çoğunlukla Birinci Dünya Savaşı'ndan olmak üzere , kamu fonlarıyla desteklenen sanayicilerin , kitlesel insan acılarından para kazanarak önemli karlar elde edebildikleri çeşitli örneklere işaret ediyor .
Kapsamı uluslararası olan tek dolandırıcılıktır. Kârların dolarla, kayıpların ise canlarla hesaplandığı tek dolandırıcılıktır. Bence bir dolandırıcılık en iyi biçimde, insanların çoğunluğuna göründüğü gibi olmayan bir şey olarak tanımlanabilir. Sadece küçük bir "içeriden" grup neyle ilgili olduğunu bilir. Çok az kişinin yararına, çok sayıda insanın pahasına yürütülür. Savaştan birkaç kişi büyük servetler kazanır. (*)

1914'te Meksika'yı, özellikle Tampico'yu, Amerikan petrol çıkarları için güvenli hale getirmeye yardım ettim. Haiti ve Küba'yı, National City Bank çalışanlarının gelir toplaması için uygun bir yer haline getirmeye yardım ettim. Wall Street'in çıkarları için yarım düzine Orta Amerika cumhuriyetinin yağmalanmasına yardım ettim. Şantajcılık sicilim uzun. 1909-1912 yılları arasında Nikaragua'yı uluslararası bankacılık kuruluşu Brown Brothers için arındırmaya yardım ettim (bu ismi daha önce nerede duymuştum?). 1916'da Dominik Cumhuriyeti'ni Amerikan şeker çıkarları için aydınlattım. Çin'de Standard Oil'in yoluna engellenmeden devam etmesini sağladım. Geriye baktığımda, Al Capone'a birkaç ipucu vermiş olabilirim. Onun yapabileceği en iyi şey, şantajını üç bölgede yürütmekti. Ben üç kıtada faaliyet gösterdim.

Bu düzenin etkili bir şekilde kırılmasının tek yolu, savaştan elde edilen kârı ortadan kaldırmaktır. Bu düzenin kırılmasının tek yolu, ulusun erkek gücü askere alınmadan önce sermayeyi, sanayiyi ve emeği askere almaktır. […] Silah fabrikalarımızın, çelik şirketlerimizin, mühimmat üreticilerimizin, gemi inşaatçılarımızın, uçak inşaatçılarımızın ve savaş zamanında kâr sağlayan diğer tüm şeylerin üreticilerinin yanı sıra bankacılar ve spekülatörlerin subayları, yöneticileri ve üst düzey yöneticileri askere alınsın - ayda 30 dolar, siperlerdeki askerlerin aldığı ücretle aynı ücreti alsınlar.

Savaş eylemlerine, savaşı yapanlar karar vermelidir. Ayrıca, savaşın yapılıp yapılmayacağına karar vermek için sınırlı bir referandum öneriyor. [savaş lehine b.n.] Oy kullanma hakkına sahip olanlar, cephede ölüm riskini göze alanlar olacaktır.

Kaynak; https://en.wikipedia.org/wiki/War_Is_a_Racket
Otomatik çeviri
https://en-wikipedia-org.translate.goog/wiki/War_Is_a_Racket?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc

(*) Önce kendi halkları ve kamu kaynaklarını talan eden, ülkeleri yöneten, rejimleri, hükümetleri, medya imparatorluğunu belirleyen büyük baronlar(ultra büyük, insanlıkdışılığın nirvanası acımasız sermaye, petrol, silah, uyuşturucu, ilaç, altın, elmas işletmeciliği vb. devleri), büyük vurgunu bunlar yapar, alt baronları(insanlıkdışılığın ve acımasızlığın cisimleşmiş hali, büyük sermaye) büyük vurgunlarda pay sahibi olurlar ve pay alırlar, taşeron baronları(kaderini, çıkar ve menfaatini ultra ve büyük sermayeye mal ve hizmet ve ucuz işgücü sağlamak üzere şekillendiren çıtır baronlar), büyük vurgunlardan küçük pay alırlar, üçüne de hizmet eden çeşitli medya, akademi imparatorlukları ve şakşakçıları, ruhban sınıfı, bürokrasi, tüm vurgunlardan kemik toplarlar ve perde önünde, ucuz, rezil, rüsva, insanlıkdışı, yobaz istismar ve hamasetlerle en ateşli savunucularını da bunlar temsil eder. Her türlü savaş, zorlu koşullara önce bu büyük, küçük baronlar ve kemik yalayıcıları, etkilediği cahil savaş çığırtkanları ve çocukları sürülmeli, ister levazım, ister savaş eri(kim baronların sömürüsü için savaş istiyorsa en ön safta savaşa gönderilmeli). Gündelik yaşamda da ister madenci, ister fabrika işçisi, ister gelene, ister gidene buyrun efendim, he efendim, ye efendim diye aşağılacı(*) hitaplara mecbur bırakarak diktikleri hizmet sektörü hizmetçisi, ister 40 derece sıcakta ekinlerini biçen, eken çiftçi, isterse de hastalıklarında devlet hastanelerine mecbur tutmak vb. tümünü önce insan olana ve hak, hukuktan yana olana kadar bunlara yaptırmak ve kazançlarının da(çünkü gasp ve dahi her yönüyle toplum sayesinde -ya da defolup gitmeliler) sınırlanması gerekir. Taki tek bir tane sermaye baronu kalmayınca, dünya tüm canlıların ortak alanı oluncaya dek.. İşte demokrasi, işte adalet, hak ve hukuk, özgürlük, EŞİTLİK ilkesi işte halkın gerçek demokrasisi...

2 Sene 3000 kişilik portföye danışmanlık yaptım ve hayatımda bir kez bile tek bir kişiye dahi efendim demedim, dedirtemez, çünkü işimi yapıyorum ve kişilere ağam, paşam, efendim demek hiç kimsenin işinin parçası olamaz ve ülke genelinde başarılı ölçümlerinde ikinci, bölgede birinci, danışmanlık yaptığım firma tarihinde de birinci oldum ve ikiye katladım. Kişi hiç bir şeyin farkında değilse bile en basit şekliyle sistemi, iradeyi ve ezdirmemeyi buradan kavramalı, başlamalı. İradesi ezilen bir insanın özgürlüğünden, o topraklarda da hak, hukuk, demokrasi ve insan haklarından söz edilemez. Hele zorla paşalık, beylik bekleyenin suratına tükürmek özgürlüğün ilk adımıdır(çünkü özgürlük ve demokrasi özünde irade meselesidir, bir kez kırıldı mı mümkün olmaz). Bu bahisle daha geniş açıya gelirsek, sermaye ve servetiyle kral olanlara, ABD vb. haydutluğuna direnemeyen hiç bir halk da insani yaşam normlarına, özgürlük, demokrasi, bilinçli olmaya varamaz, kavrayamaz, ulaşamaz(süreç ne kadar zor olursa olsun, ulaşmanın yolu da ancak buradan geçer; irade(Maduroya gasp ettiren, yağmacı Trumpça temsil edilen vampirlere gasp ettirince 2 kez kaybetmiş olur.). Demokrasi kimin hangi din, mezhep, aidiyet veya görüş siyasetini özgürce yapıyor olması değil, bunlar özünde siyaset değil ve hükümet nezdinde konuşulup, temsil edilmesi gereken konular da değil, bunların platformu sosyal ilişkiler, çeşitli forumlardır ve oralarda engellenip, sansüre uğratılamaz, laiklik ve hukuk normalrında herkes dilediğini düşünme ve söyleme özgürlüğüne sahip olmalı, demokrasi ise bir yönetim biçimi olgusudur ve ancak halk hiç bir aracı kurum veya temsilci, dansöz kulüpler(bezirgan aprtilari) olmadan kendisi yine kamu kurumlarıyla yönettiğinde mümkün olandır. Kim yönetiyor, bütçeyi kim alıyor, nasıl pay ediliyor? Ve siyaset de insanın yaşamsal, sosyo-ekonomik sorunlarının çözümü üzerine olandır. Kişiler arkadaş ortamlarında, mahallede veya ilgili platformlarında, çeşitli medya organlarında ne koşurlarsa konuşurlar, demokrasinin bununla da, şu ya da bu fikrin, aidiyetin temsiliyle de ilgisi yok, kapitalist medya insanları aldatıyor, demokrasi düpedüz idare, yönetim olgusuyla ve biçimi, nasılıyla ilgilidir... Kısaca Venezuela'da demokrasi yok, ama aslında ABD'de de yok(Trump 3-5 baron için bu yağma ve talan uğruna bu haydutça eylemini kime sordu? Ülke gelirleri adaletli biçimde halka dağıtılıyor mu? Yoksa 1 yılda 10-20 milyar, milyonlarca dolar sermaye edinen dev tekeller ve baronları, taşeronlarına mı akıyor? İşte ABD'de de demokrasinin olmadığının ve halkın idare etmediği, yönetmediğinin bir başka kanıtı)

Baskoylu
04-01-2026, 17:57
DUNYA ULKELERI VE HALKLARI SUSTUKCA, SIRA KENDISINE GELECEKTIR.
DUNYA HALKLARI BIRLESTMEDIKCE, ISGAL, YAGMALAMA, KATLIAMLAR VE SAVASLAR BITMIYECEKTIR.

Vietnam, Afganistan, Irak, Panama, Grenada, Kuveyt Libya, Pakistan, Haiti, Kore, Meksika ve Korfez savaslarinin disinda butun dunya ulkelerine mudahale eden bu asaglik kan emici ABD durdurulmazsa, Yukarida saydigimiz ulkelere mudahale edildigi gibi,
Siranin kendisine gelecegini bilmeldir.
Yok degilse 3ncu dunya savasi kacinilmaz olur..............

ABD emperyalizmi Venezuela'yı ablukaya alıyor ve darbe hedefliyor
Uluslararası dayanışma gerekli
[TKP-ML, Venezuela halkını desteklemek için aşağıdaki eylem çağrısını imzalamıştır. Çağrı, Devrimci Partiler ve Örgütler Uluslararası Koordinasyonu (ICOR) tarafından yayınlanmıştır. Çağrı, Uruguay Devrimci Komünist Partisi tarafından hazırlanmıştır.]

ABD emperyalizmi kendisinin liderlik ettiği ve yol verdiği uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele bahanesini kullanarak, Venezuela'nın hava sahasını kapatıyor, düzinelerce gemi ve en büyük uçak gemisiyle deniz ablukası kuruyor, bölgedeki müttefiki birçok ülkede özel kuvvetleri seferber ediyor. Toplamda yaklaşık 15.000 asker seferber etti. 20'den fazla gemi bombalandı. Hiçbir kanıt ve yasal işlem olmaksızın 100'den fazla kişi öldürüldü. Bunların çoğu çeşitli milletlerden balıkçılar.

Ağustos ayında başlayan ve genişlemeye devam eden bu operasyon, aynı zamanda, Maduro ve Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti hükümetinin birkaç liderinin yakalanması için milyonlarca dolarlık ödül vaat ediyor.

Tüm bunlar, yıllar boyunca birçok provokasyonun öncesinde, zaten son derece ciddi bir müdahaleyi oluşturmaktadır. Amaç, mevcut Venezuela hükümetini devirmek için baskıyı mümkün olduğunca artırmak ve bu gerçekleşmezse, hükümet liderlerine, üst düzey askeri personele ve stratejik altyapıya doğrudan füze saldırıları, insansız hava aracı saldırıları ve diğer askeri araçları kullanabilmektir.

Bu önlemler, bir darbeyi desteklemek için uygulanacak ve bunun için Venezuela silahlı kuvvetlerinin bir kısmına ihtiyaç duyulacak. CIA ve diğer ABD kurumları yolsuzluk ve diğer araçlarla bu konuda aktif olarak çalışıyor. Çeşitli medya kuruluşları ve bu alandaki uzmanlara göre, ABD'nin bu kadar büyük bir askeri seferberlik ve yüksek ekonomik maliyetler gerçekleştirdikten sonra bu saldırıları gerçekleştirmeden bölgeden çekilmesi çok olası değildir.

Şu anda faşist Trump tarafından da tehdit edilen Venezuela, Kolombiya ve Küba dahil tüm Karayip ülkeleri için durum son derece ciddidir. ABD emperyalizmi, işçi sınıfının ve dünya halklarının başlıca düşmanıdır ve Maduro'yu, bölgedeki meşru olarak seçilmiş cumhurbaşkanlarına yaptıkları gibi yasadışı ilan etmesini ve doğrudan askeri müdahale olasılığını kınıyoruz. ABD emperyalizminin bu yeni saldırganlığının gerçek amacı açıktır. ABD, dünyanın önde gelen ekonomik, siyasi ve askeri gücü olmaya devam etmekte, ancak hegemonyası gerilemekte ve Çin ile çok kutuplu bir dünyada şiddetli bir güç mücadelesi içindedir. Geçen Kasım ayında yayınladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi raporunda açıkça belirttiği gibi, Latin Amerika ve Karayipler'deki siyasi, ekonomik ve askeri kontrolünü mümkün olduğunca genişleterek Monroe Doktrini'ne tam olarak geri dönmeyi amaçlamaktadır.

Yankilerin Venezuela ile sorunu uyuşturucu kaçakçılığı değil, esasen ülkenin zenginlikleri, özellikle petrol, altın ve nadir metaller üzerindeki kontrol ve Çin, Rusya, İran ve Küba ile olan yakın ilişkilerinin bozulmasıdır. ABD emperyalizmi ile Rusya, Çin ve İran, Venezuela'da doğrudan rakipler olarak askeri çatışmaya girerse, bu durum bir dünya savaşına bile yol açabilir.

Bu durum karşısında, Venezuela hükümeti ve kahraman Venezuela halkı, ABD müdahalesine ve faşist darbeye karşı askeri direniş için hazırlanıyor. İşçi sınıfı ve kıtanın ve tüm dünyanın halkları olarak, ABD saldırganlığına karşı mücadelelerinde Venezuela halkıyla mümkün olan en büyük dayanışmayı geliştirmek bizim görevimizdir. Savaş çıkarsa, Venezuela'yı desteklemek için uluslararası bir hareket örgütlenmelidir.

Bu dayanışma, somut saldırılar karşısında, duruma göre açıklamalar, mitingler, gösteriler ve hatta grevler de dahil olmak üzere, halkın güçlü bir şekilde harekete geçirilmesi yoluyla derhal eyleme dökülmelidir. Dayanışma, suç ortaklığı niteliğindeki sessizliğe ve ABD saldırganlığına verilen her türlü desteğe karşı da yöneltilmelidir.

Yankiler Latin Amerika'dan defolun!

Yaşasın Venezüella halkının mücadelesi ve uluslararası dayanışma!

Nolan
04-01-2026, 18:38
https://www.youtube.com/watch?v=eOedzv1f7q8

Andrew
04-01-2026, 22:53
Arkadaslar,

Telefonumun sarji bittigi icin yazdiklarimi gonderemeden kapandi. Bastan yazmak zor, belki de gereksiz ama yine de sunu soylemek istiyorum: Maduro meselesini fazlasiyla buyuttugunuzu dusunuyorum. Ortada bu kadar buyutulecek bir durum yokken, konu gereksiz yere devasa boyuta ulasti. Muslumani da ayni seyi soyluyor, Perincekciler de ayni seyi soyluyor, TI'li Erkan da ayni seyi soyluyor, Erdogan da....Lutfen meseleyi biraz daha sogukkanli ele alalim. bizi manipule ediyorlar.

Maduro dedigimiz kisi sonucta bir politikaci. Ve acikca soyleyeyim, politikacilarin cok buyuk bir kismi durust, erdemli, saglam ahlakli insanlar degil. Politika buyuk olcude cikar isi; guc, iktidar ve cikar dengeleri uzerinden maalesef yurur. Insanlar da buna gore pozisyon alir. Maduro da bu sistemin icinden cikan figurlerden biriydi. Ustelik hakkinda yalnizca ideolojik tartismalar degil, cok ciddi suc iddialari da var; uyusturucu uretimi ve ticareti gibi meseleler dunya kamuoyunda uzun suredir konusulan seyler. Bunlari yok sayip meseleyi sadece emperyalizme direnen solcu lider ---bunu siz yapiyorsunuz demiyorum ama genel olarak yapiliyor----anlatisina indirgemek bana cok gercekci gelmiyor.

Acikcasi sunu da soyleyeyim, bu tepkilerin bir kisminin sol hassasiyetlerden kaynaklandigini dusunuyorum ben. Bu adam solcu falan da degil. Bugun sol adina konusan insanlarin buyuk cogunlugu da gercekten halki, emekciyi, siradan insani dusundugu icin konusmuyor. Nasil ki AKP kitlesine din, tespih, salvar, MHP kitlesine bayrak, milliyetcilik, biyik, CHP kitlesine Ataturk soylemi pompalaniyorsa; solcu kitle de isci, emek, anti-Amerikancilik gibi sloganlarla ayakta tutuluyor. Icerik degisiyor ama yontem ayni kaliyor. Yani mesele idealler degil, kitleleri belli duygular uzerinden yonetmek. Benim acimdan sag, sol ya da baska bir ideoloji buyuk olcude hikaye. Asil mesele cok daha yalin: Ortada haksizlik var mi, emek somurusu var mi, insanlar emeklerinin karsiligini alabiliyor mu, ozgurlukleri ellerinden aliniyor mu, hayatlari karartiliyor mu? Gercek olan bunlar. Gundelik hayatta da bence dikkat edilmesi gereken sey ideolojik saflar degil, bu somut adaletsizliklerdir. Iste bu yuzden insanlar elinden geleni yapip, su 3 gunluk Dunya'da bunlardan kacinmaya calismalidir. Dunyayi kimse -----isciler, emekciler, patronlar kimi sayarsak sayalim----kurtaramaz. Acikca soyluyorum, bizi ne isciler kurtarir, ne sermaye sahipleri, ne de bir baska ideoloji sahipleri.... Niye cunku kimse insanligi topyekun duzeltme gucune sahip degil. Insan var oldukca zulum de olacak, haksizlik da olacak; ayni zamanda mutluluk, dayanisma ve iyilik de olacak. Iyisiyle kotusuyle bu tablo insanlikla birlikte var olmaya devam edecek.

Bir de begensek de begenmesek de bir gercek var. ABD, tum Dunya'nin---ulkeler, yonetimler demek istiyorum----Babasi. Ben 7 yasindayken bile duyuyordum; ABD super guc diye. Adamlar ne isterse o olur. Bu saatten sonra bir seyi degistiremeyiz. Zaten 20-30 yila en fazla olup gidicez. Mutlu olmaya, saglikli olmaya vb olumlu seylere odaklanmak, gelismek, gelistirmek gerekir.

Oyle isci/emekci olaylarina girmeyin lutfen; isciler, emekciler en iyi en rahat o kapitalist ulkelerde rahat yasiyorlar; insana insan gibi davranildigi ortamlarda yasiyorlar. Nerede islam var, orada gericilik var. Bir akrabam soylemisti ben kucukken, hala hatirliyorum. Kendini durakta, pazar meydaninda patlatan bir haber sonrasi soylenmisti. Tum bu B.luklar muslumanlardan cikiyor diye. Gericilesme, cehalet...Elbette buyuk devletler bunu pompalayabilir de, ama insanin da bir secim yapabilme yetisi var. Yani hersey illa ki dis gucler felan degil. Tum kotulukleri biz insanlar yapiyoruz sonra "dij gucler" diyoruz. Bizim hic mi sucumuz yok.

spartacus
05-01-2026, 02:48
Andrew, yazdıklarımın sanki 2 satırla mümkün hangi takımı tutuyorsun sorusuna cevapmış gibi sanılıp(takım tutmuyorum, 2 kelime), 5 dakika ayırıp okunmadığını düşünüyorum, ama bir yazıyı eleştirecekseniz okumanız gerekir ve bu kaybetmek değildir. Yine de başkalarının ve zaten ancak üzerine kitap yazılarak ifade edilebilir olanı, bir sayfaya sığdırmak zorundayım. Baştan ifade edeyim, bütün paragrafların yanlış daha doğrusu saptırma, hiç bir iddian, analizin de(ki analiz de yok, önyargı, niyet okuma, söylenenlere değil de kişiler şunun için söylemiştir yönlü safsata) geçerli değil, söylediklerinin hiç birisi gerçek ve tutarlı değil, tek derdi asıl meselenin tartışılmaması, görülmemesi, yandaş taktikli(bilerek yapıyorsun demiyorum)... Görüş, analiz, yorumları da ele al-a-mıyorsun, hala daha Maduro edebiyatı yapılsın derdindesin, mesele Maduro değil, O'nu kılıf gösterip, dert ediyormuş gibi gösteren sadece ABD+hempaları ve yandaş baron medyası(bunlara çok fazla aldanıyor olmalısın)... Sol hassasiyetten de gelmiyor, bir an yobazları düşün, onlar da işte ateist olduğu için böyle diyor, yok reise karşı bilmem ne oldukalrı için, başörtüsüne karşı oldukları için .... bir de kendi yazına bak... oysa bizimkisi gerçeği, önünü ve ardını bilmekten ve insan ve dürüst olmaktan geliyor ve burada önemli olan bu BİLİNÇLE hareket edebilmek, bu dünyayı da değiştirir, ne pahasına olursa olsun bilerek veya bilmeyerek savunduğun pislikleri de değiştirir. Yani neden kukla olmayı kabul etmeye tepki veriyorum da, onları işlerine geldiği gibi ve zten tepki verdiğim ne varsa yapan, yaptıranları, oynatanları savunuyorum ve gerçekte yerine ne koyuyorum diye sormalısın...

Perinçekciler de aynı şeyi söylüyor, Müslümanlar da diye de bir gerekçe, sepete koyup genelleme safsatası yapmışsın, oysa ortada olanın gözlemi dururken bunlar ne alaka(Amerika kıtasında, ABD sömürgeciliği diye araştırsan bile yüzeysel de olsa(mecburen) gerçeğe erişebilirsin)? Örneğin kesinlikle aynı şeyi söylemiyorum, ancak onlar bile söylüyorsa kendini kontrol etmelisin, nasıl onlardan daha geriye düşmektesin? RTE,Netanyahu, Perinçek deme(zaten demen için varlar), Müslümanlar hiç deme(%90'ı kadim İngiliz sömürge senaryosunda ve elbette paydaşı ABD, CIA ile idare edilir), bunların %90'ı zaten aynı kuklacı tarafından oynatılıyor, bunun farkında olmayanı da gayet iyi aldatmış oluyorlar, antik çağdan beridir bilinen taktiker. Erdoğan, Netenyahu(ABD'nin yıldızı soykırımcı bininci faşist) aynı senaryoda verilen farklı rolleri oynar, oynamak zorundalar, yoksa kitleleri kör, baron egemenliği ve rezil sistemine domine, kanalize edemezler zaten onların menfaatleri de sisteme bağlı hale gelmiş-getirilmiştir... Bizim farkımız kuklayı değil kuklacıyı, perdeyi değil, senaryoyu görmek, sarayların dar entrikaları ve sahte siyaseti, tepişmelerini değil sarayın dışını, gerçeği, dünyayı, insanlığı, işleyen, işletilen sistemi görmek ve işte tam da buradan dönüp tekrar saraylara, saltanatlara bakmak.(Hepsi de aynı bok, bu sistemle olduğu sürece aslında otoriter diktatörlük, hepsi de aslında para ve sağladığı otorite, güce dayalı diktatörlük) ve gerçek hallerini, neden ve nasıl var oluyorlar ve neden ve nasıl bu haldeler, neden ve nasıl şu ya da bu polikaları vs., ciğerini, altında yatan zombileşmiş menfaat, hastalığı görmek. Teşhis ve sonuç=tüberküloz ve çaresi var ve hastalığın sendromlarını hafifletici reçeteler de, TOPLUMSAL bilincin(farkında olanların sayesinde, sayemizde) ve etkili varlığının ÖNÜ ALINAMADIĞI İÇİN(AVRUPA ülkeleri gibi) geçici ve her an sallanabilir denge unsurlarıdır(devletin ve hükümetin sermaye diktatörlüğü ile katılımcı gerçek demokrasi arasında araf halinde ara formları, geçici tanımlarını bu kısım temsil eder ve zoraki varlıkları da bizlerin bilincine, tepkiselliğine dayanır ve egemen sermaye diktatörlükleri de tepkimizi sürekli ölçer ve etkin tepki görmediğinde de okkalı biçimde geçirirler(geçmiş olsun). Yani bilinç kadar TEPKİ'nin de önemi ortada, açık. Hatta bu Maduro'nun kaçırılması, dar odaklı olayda bile, Trump ölçüm bile yapmadı, çünkü zaten Netanyahu'nun haydutlukları üzerinden ölçülmüş, sözüm ona sözde demokratik, ama aslında cilalı diktatörlük, karaktersiz şarlatanların fink podyumu dalkavuk hükümetlerinin(oligarkların temsili sözde yılışık başkanlarıyla) etkin tepki verilmediğini hatta açıkca onayladıklarını görmüştü ve sonuç bu olayda da aynı dalkavukluğu oynadılar ve yersen sözde bunlar hukuktan yana, demokrat, sözde ululslararası hukuk vs. hikaye.)...

İslamcılar diyorsun da, onlar da güçlü olduğunda yapıyor, sen meşruiyeti nasıl olur da güç üzerinden kurgularsın? Peki ne demeye İslamcı gericiliği eleştiriyorsun, bırak onlar güçlüyse onlar ezsin, sömürsün, işte beklediğin gibi olmuş oluyor. IŞİD kötü müydü? Bırak kötü olsun, istediğin bu değil mi? "Dünyayı sen mi değiştireceksin, kitleleri belli duygular uzerinden yonetmek için yapıyorsun", yoksa IŞİD ana sütü gibi temiz değil mi? Bırakın Dünyayı ele geçirsin, boşverin yapsınlar, böylece hepiniz mutlu, mesut olursunuz.Eleştirmenin, görmenin, analiz etmenin, karşısında durmanın ne anlamı var değil mi? Hem biz insan mıyız, ne hakkımız var ki eleştirelim(!?)... diyorsun. Putin bile, Ukraynaya karşı ABD kadar haydut ve tek sebebi sömürgeleştirmek olmadı, açık koydu, savaş ilan etti. Rejimidir, Zelenski'yi tanımıyoruz vb. gerekçeler üretmedi, güvenliğimi ve Ukrayna'da Rusların çoğunluk olduğu bölgelerde, üstelik NAZİ MİLİTARİST YAPILARLA baskı altında tutuyorsun ve SSCB dağıldığı ve zayıf olduğu için buralar senin elinde kaldı, ama oralar Rusya'nın, referanduma gidilsin vs. dedi(onlarca sayfa diplomatik girişimler, belgeleri var), yani gerekçesi, kılıfı bile kendi insanı, kendi güvenliğiyle ilgili ve öncesinde diplomasi kanalını kullanmış.Venezulea'nın da bildiğimiz ABD baronları güdümünde rezil bir geçmişi var ve kaçanların çoğu da eski rejimin zenginleri, hırsızlarıydı. AKP rejimi çökse ve yeni hükümet hukuki kanalları açsa, hırsızları, soyguncuları tüm bağlantılarıyla tespit edeceğini bildirse, kaç kişi kaçar? 100.000 trolü, 200.000 dolar milyoneri ve eşrafı, hırlısı, hırsızı muhtemel 2 milyon eder ve muhtemel cehennem hayatı da yaşamayacakları halde. Chavez ciddiydi ve bunların hakkından geleceği de bilindiği için onların(eskinin hırsız ve zalimlerinin), hesap vermemek ve konforları için de kaçmaktan başka çaresi kalmamıştı). Venezuela'da kalanlar ise, ABD köleliğini yaşamış köle, acısını çekmiş, çaresiz Maduro'yu destekleyenler de kalan ve eski rejimin cehennem müdavimleri, canlarından bezmiş çoğunluk. Maduro halk insanı da olabilirdi, olsa ABD yine aynı tutumu alırdı(kılıflar çok), ama o tercihini sistemden yana, başka türlü yaptı veya Chavez'e süreğen suikastler düzenleyen haydut ABD el altından buna sevk etti, mecbur bıraktı, zaaflarını kullandı (gidin Venezuela tarihini araştırın ve ABD neden Venezuelaya ambargo uyguladı, bir de bunun etkisini hesaba katın, yani insanlar sırf Maduro'dan dolayı mı yoksul ve çaresiz kaldı yoksa petrolü olmak gibi bir bahtsızlığı, ABD gibi şeytan, haydut baronlar ülkesinin müdahaleler ve etkisinde mi kaldı? Başka sorumlusu yok mu?)... Putin istese Zelenskiyi basit istihbarat oyunlarıyla hatta Rusya'ya geldiğinde kolayca alırdı, ama garip biçimde konumuna rağmen, sonu işgal ve savaş olsa bile, savaşın kurallarına, kazanan tarihini yazar anlayışına ve ABD, İsrail tarzı topyekün soykırım-terör imha yöntemi de kullanmadan(kullansa bütün AVRUPA'nın dahi karşısında durma şansı yok, kılıfını hiç açmadığı toplu yıkım, imha füzeleri duruyor ambarlarında, nükleer olanlarından da bahsetmiyorum, 30 tane Kiev'e atsa yerle bir edecek, durdurulması imkansız olanlardan bahsediyorum), açık savaş stratejisine uygun davrandı(burada konu baron Putin değil, bir kıyas ve ABD'nin ne kadar çağdışı, rezil, adi ve hukuk tanımazlığının bir örneği sadece. Trump soykırıma destek gibi bu suçuyla da yargılanması gereken birisi, O sırf ve sanki hiç bir şey temsil etmeyen olan birini kaçırmadı, dünya insanlığı, toplumların kazanımları, anlayışa karşı da açıktan bir diktatör olarak suç işledi, O bu olayda kendi kurduğu IŞİD'e karşı da savaşmadı ve sanki aynı şeymiş gibi öne sürülemez ve gerçi hoş, orada da sonunda basit bir darbeyle, Suriye'nin başına yine IŞİD'in bir hizibini yerleştirdiler. Perhiz ve lahana turşusu...).

"Hitler güçlü o sebeple her koşulda haklı ve desteklerim, kim ki eleştiriyordur veya bilince ediyordur anlamı yok ya solcu olduğu içindir ya da kitleleri belli duygular uzerinden yonetmek için, herkes Hitler'i desteklemeli, sonsuza kadar yaşamalı. Çünkü güçlü, itiraz edilmemeli, hem insan toplum dediğin nedir ki, Hitler'i oynatan baronlara hizmet, kulluk vazifesi için yaratılmışlar[dinlerin temel özü de bu aslında]." diyorsun, bu ve bu durum tutarlı, aydın, bilinçli, insani bir yaklaşım değil, insan farkındalığı olabilen, TEPKİ verebilen, bu yetilere sahip bir canlıdır da köle de yapılabilir(ki şimdi öyle), özgürlüğün de farkına varabilir.

Bırak bunları, iyi, kötü hikayesini de, pertrol baronları kimdir, nedir, ne hakla? O zenginlikler çalarak, çırparak, yok ederek oluyor ve o güce ulaşmış olan konsorsiyumların ve patronlarının psikolojisini tahmin edebiliyor musun?(Platon dahi "parası olanın yönetmesine(hükümetine) izin verilmemeli, çünkü menfaatinden başka bir şey düşünmez ve temsil etmez" demiştir, temelde yetersizdir(sistemi görmemiş, oluşturduğu karakteri görmüştür), ancak kaç asır geçti ve iyi kötü hiç mi bir şey değişmedi, insan bilinci ve araçları hiç mi gelişmedi?) Emin ol Hitler falan hikaye, kukla ve çerçevesi dar kalır yanlarında zaten o da Alman baronlarının kuklasıydı ve kendisi için yazılan, gazlanan senaryoyu, sistemin ve baronların menfaati uğruna ırkçılıktan, baronların gücünden devşirdiği güçle oynadı, o senaryoları başta ABD olmak üzere, Hitler'den sonra DİNCİ, IRKÇI GERİCİLİK ÜZERİNDEN veya NEO LİBERAL FAŞİZM(böylece 2 kez kılıflamış oluyorlar) OYNADILAR, OYNUYORLAR... Buradan paraları var güçlüler gibi de saçma şeyler konuşmayalım, paranın gücüne sahipler, insanlık ise öz gücüne sahip, tükürseler bunları boğarlar, öyleyse demek ki tek bir sorunumuz var BİLİNÇ, FARKINDALIK, TEPKİ, biz de bunu yapıyoruz, elştirmek değil TAKTİR ETMEN GEREKİR..

Şimdi eğer gerçekten bilimsel, insani sorumlulukla, birilerinin insanlık dışılığına gerekçe ve savunma üretmeden diyebileceğin ve gerçekten de yorumlayıp, analiz edebileceğin yorumlar varsa onlara odaklanmalısın, kılıf üretmek anlam taşımıyor. Gerçek bu ve evet DÜNYAYI BİLİNÇLİ İNSANLAR KURTARACAK, ÇÜNKÜ NASIL Kİ BİR ŞEY BATABİLİYORSA, ve o batıranları destekliyorsan, bunun karşısı da olacak, bu kaçınılmaz ve özel hiç bir gerekçe, kılıf anlam taşımıyor, ağalık saltanatları gibi baron saltanatları da önünde sonunda çökecek, bu kaçınılmaz(çünkü onların gücü sömürüye ve toplumların, insanlığın cehaletine bağlı)... Sen güçlü olduğu için Hitleri savunup, hem Hitlerin saldırdığı Polonya'nın başındaki Abcd iyi biri değildi vb. gerekçeler üretiyorsun.... Bu kılıflar ne anlam ifade ediyor? Neye hizmet ediyor, neden insanların gerçeği görmesine, farkında olmasına karşı tepkilisin? Savunabiliyorsan 3-5 insanlıkdışı alçak koca götlü sermaye baronlarının gasp, hırsızlık, sömrügeciliğini buyur savun(ama yüzeysel olmasın, İslamcılar vs. alakası yok bu konuyla). Dünyayı batıran bunlar, küçük bir azınlığın bitmek, tükenmek bilmeyen güç ve sömürü hırsı, hastalıkları, İslam, IŞİD vs. deme, kılıf, alakası yok.. Zaten bunların istisnalar olsa bile, tümü de ABD vb. sömrügecilerinin işleri, dincilik, ırkçılık, şovenizm üzerinden güç devşirmek tümü de bunların işleri, ama bir kuralları var, ancak kendilerine hizmet etmeliler,ne yaparlarsa yapsınlar sorun değil hatta bunların menfaati için milyonlarca insan birbirini katletsin , yeter ki koca götleriyle dünyaya sıçan baronlara hizmet etsinler.... Bu konularda fikriniz, tepkiniz olmasın yaklaşımı nasıl bir yaklaşım? (yobazlık değil mi?) 21. Yüzyılda hala daha türlü yobazlık(bilinçsiz vurdumduymazlık), ortaçağ anlayışıyla davranmamız, hele bu koca götlü 3-5 baronun daha fazla semirmesi ve insanlığı, doğayı, dünyayı katletmelerine seyirci olmamız beklenmemeli. Önce insan kendisine dürüst olmalı, düşüncelerini, tavrını sorgulamalı ve ayrıca dünyaya bunlara kölelik, kulluk, cahil koyunları olmak için mi geldim demeli, karakteri olmalı. Bilinç çok şeyi, bilinçli toplumlar ortada olan her şeyi değiştirir, hatta bu sadece baronların, köpek ve kuklalarının, reislerin dünyasını değil, dini, ırkçı gericilikler de ancak bu bilinçle aşılabilir. Gericiliğe karşı mısınız? O halde kuklaya değil kuklacıya temelde yatan menfaatlere bakın, görün, farkına varın., Münferit şu ya da bu olaylar; işleyiş ve sistemin kaçınılmaz yansımalarıdır ve Maduro, Trump, Venezuela'nın ilhakı vs, bu işleyişin, sistemin süreğenliğinde sürekli ortaya çıkan, çıkacak olaylardan sadece birisidir. Yer, kişiler, coğrafi bölgeler değişebilir, ancak 3-5 baronun çıkarlarının nasıl bir dünya sergileyeceği, dünyaya sıçıyor oldukları gerçeği değişmez. Onlar ve menfaat biçimleri orada oldukça ve onları yaratan sistem ve rejimleri(genel tercihleri şeriatçı, kleptokratik faşist rejimler) değişmedikçe, insanlık bilinçlenmedikçe değişmez... Kısaca savunduklarının savunulacak bir yanı yok ve Maduro vs. bütün kılıflar hikaye, zaten ABD, Maduro'dan bin beterini savunur, ister(1 şartla tabi, köle olmaları). Baronlar için en masrafsız, en fazla sömürü, en iyi kukla faşist, şeritaçı, darbe iktidarlarıdır, KLEPTOKRASİDİR(çünkü paranın gücüne eriştirilen azınlık ve böylece hakim kılınan sınıf, kesim, ölümüne kendi, dolayısıyla sistem ve baronların çıkarlarını savunacak, onları temsil ve onlara hizmet edecektir. batı yandaş medyası asıl kleptokrasileri de gizlemeye çalışır, genelde yazmaz, belgelerde bile bulmak zordur, ancak ABD ve benzer tüm kapitalist sermaye diktatörlüklerinin kuklası bütün hükümetler kleptokrasidir, bu da kukla olmalarının garantisi, ödülüdür), asıl gerçeği görmek şart ve dileyene de bütün kapitalist yönetimlerin diktatörlük olduğunu kanıtlayabilirim, çok basit. Kısaca; 2 yol var, kitlelerin gücü, katılımı ve yerinde kurumsal yönetimine değil, bunun koşulları, olanağına ölümüne engel olunuyor, paranın gücüne -ve temelde oligarşi, oligark, monarşiye- dayalı otorite(kaçınılmaz diktatörlük oluyor) ve temsili, para gücü yetmediğinde yanına askeri otorite de dahil edilir(ABD'nin sömürgeleştirirken en çok başvurduğu yöntem), ikisi de aynı kapıya çıkmak içindir, hangisinin kullanılacağını sadece, ama sadece menfaat faydası ve koşullar belirliyor. Egemen sınıfın(çünkü sömürü onda, efendi de o, para da onda, çiftlikte onun) sermaye diktatörlüğü ve anlayacağınız günümüz dünyasında demokrasi, içkin ve herkese hak, hukuk diye bir şey yok ve bu sistemde olanak, imkanı da yok, ancak belirli normlarda kabul gören, görmeyen uluslararası hukuk var ve görüldüğü gibi hukuka da riayet ettikleri falan yok, zaten her yanından istismara açıklık yatar(cezası veya güce dayandığı için koşulları yok, istisnalar bile birilerinin menfaati içindir), bu yüzeysel, temsili hukuka riayet edip etmeyeceklerini de yine koşulları ve hangisi işlerine geliyorsa o belirliyor. Bize de şakşakçılığı düşmemeli ve kavramların özünü doğru kavramalayız.... :)

Andrew
05-01-2026, 07:29
Hocam, yukarida senin herhangi bir yazini elestirmis degilim. Dedigin gibi bir analiz ya da kapsamli bir durum degerlendirmesi de yapmadim. Belki de bir kac cumlende soyledigin gibi "safsata" da uretiyor olabilirim. Bu konularda guclu bir gozlemim ve analizim yok. Zaten konuya tamamen objektif yaklastigimi da iddia etmiyorum----bunun bazi kisisel ve baska sebepleri var. ----Benim soylemek istedigim sey daha sinirli ve daha basit: gozlemledigim kadariyla bir gerceklikten bahsediyorum. Bu gerceklik de en temelde suna isaret ediyor: Devletlerin ve politikacilarin buyuk olcude iki yuzlu davrandigi, iliskilerin neredeyse tamaminin cikar temelli kuruldugu ve bu yapilarin insanligin temel sorunlarina kalici, sahici cozumler sunamayacagina dair bir inanc. Yani bu yonde bir gozlemim ve bir inancim var. Bu bir ideolojik savunma degil esasinda, yillar icinde tekrar tekrar karsimiza cikan pratiklerin ortaya koydugu sey.

spartacus
05-01-2026, 08:05
Andrew, şahsi yazmıyorum ve kırıcı olur mu, yanlış anlaşılır mı diye de açıklama yapmadan kelime, cümle bile kuramıyorum, kaygısından başıma ağrı giriyor... (sonra da bazen üzülüyorum, üzdüm mü diye)

Şöyle söyleyim

Devlet, hükümetler => bunlar hikaye, belirleyici değil, zaten ölçüt de alınamazlar... Bunlar sadece araç...

Bütün kuklalar oynar, hatta normalden daha fazla oynar... Sabit duran yalnız heykeller(ve cahil, ölü toplumlar) ve bir de belirli bir stabiliteye sahip olan kuklayı oynatanlar.

Bir an için bir petrol devini, konsorsiyumlarını, daha doğrusu baronunu düşünmeli, bunlar da menfaatleri doğrultusunda hareket ederken, işin ekonomisi bir yana, kendi özgülünde politika, otorite, iktidar öznesi ve psikoloji açığa çıkartırlar, bizim için zor(o hırsı, psikolojiyi bilemeyiz), ama, o otorite ve iktidarı, o psikolojiyi bir şekilde hayal etmeli, göz önüne getirmeli... Nasıl bir Dünya, ülke, toplum isterler? Bir keresteci bir ormana baktığında ne görür? Bir petrol baronu Venezuela'ya baktığında ne görüyorsa onu görür (kişiler önemli değil, bu akan, işleyen, süreğen dönen bir çark). Peki bir keresteci bütün bir ormanı tek başına kesip, işleyebilir mi?(hem kime satacak?). Peki bütün bir ormanı kesmek için ona sahip olması gerekmez mi? Peki bu hakkı ona kim verecek, nasıl meşrulaştırlacak? Kim onun için çalışacak, kim işleyecek, kim satın alacak, kim, ne, nasıl sağlayacak(bütün kazancı da hatta kendi varlığı dahi, aslında yine aslan hatta bütün payı altta kalan toplum ve orman üzerinden, sayesinde)? Peki bir petrol baronu için Venezuela petrolünü ona kim nasıl verecek, nasıl sağlayacak? Maduro kötü birisi, sanırım bu yeterli ve geçerli kılıf, değilse önce ambargolarla zaten eski rejimden kalan güçlü bürokrasi veya kadrolarla zayıflat, öyle bir ambargo uygula ki, tepe taklak olsun, bütün dirayeti kırılsın, sürünsün, içeriden adamlar satın alınsın, Maduro pisliğe bulaştırılsın, madara edilsin, zaaten zaafı var vs. vs. vs. (Türkiye'de de benzer taktik görülebilir)

Bütün ideolojiler bir yana atılmalı, bu aşama sadece arı ve saf, ama en temele inen, sistematiği çözen bir gözlem, analize yönelmeli... Tablo çırılçıplak biçimde orta yere seriliyor... Binlerce soru, basit bir gerçeklikle aydınlığa kavuşuyor. Bütün sorular, bütün yansımalar, bütün bağlı karmaşa, ne kadar çetrefilli, karmaşık, baş ağrısı, bulanık, çuvallar dolusu hacimli bile olsa, temelde olan gerçek ise basit ve sade ve ne karmaşa ne bulanık, ne de hacimli, basit, ama bütün karmaşanın, çetrefilin, melanetin, rezilliğin, zorluğun ve içinden çıkılamaz sorunların da temeli, sebebi... Dediğim gibi bir kereste patronu, bir ormana baktığında ne görür? bütün orman ve üzerindekiler.... Sorusu da, cevabı da bu kadar basit..

Andrew
05-01-2026, 08:48
Tesekkur ederim. Su ana kadar iyi gidiyorsun, cok degerli seylerden bahsettin. Bir yanlis anlasilma yada sikinti yok.

Nolan
06-01-2026, 01:27
Henrik Dahl güzel yazmış. Birkaç cümlesini koyulaştırdım.

Danimarkalı AP milletvekili Henrik Dahl, Euronews için kaleme aldığı yazıda, ABD'nin Maduro'ya yönelik operasyonunun, uluslararası hukukun bir kez daha devre dışı bırakılmasından dolayı değil, Avrupalıların bunu beklenmedik bir gelişmeymiş gibi karşılamasından ötürü rahatsız edici olduğunu belirtti.

Aslında hiçbir zaman kurallara dayalı gerçek bir uluslararası düzen olmadı. Yeni olan, bunu kabullenmek.

ABD'nin Venezuela'nın diktatörü Nicolas Maduro'yu (ve eşini) askeri güç kullanarak ele geçirmesi, anlaşılır biçimde Avrupa'da pek çok kişinin "kurallara dayalı uluslararası düzenin" ihlal edildiği yönünde yakınmasına yol açtı.

Aşağıdaki değerlendirmelerin amacı, bu varsayımı bir bağlama oturtmak. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleriyle sınırlı kalırsak, Avrupalıların "kurallara dayalı uluslararası düzen" diye adlandırdığı yapıya — az ya da çok tutarlı biçimde — saygı gösteren yalnızca İngiltere ve Fransa'dır.

Rusya, uluslararası hukuku açıkça ihlal ederek Ukrayna'da savaş yürütüyor. Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki tutumunun uluslararası hukuk çerçevesinde yeri yok. ABD'nin Maduro'yu gözaltına alması da aynı şekilde bu çerçeveye sığmıyor.

Diğer bir deyişle, Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinin çoğu, diplomatik açıdan bakıldığında, BM Şartı ve kurallara dayalı uluslararası düzenin diğer temel unsurlarıyla "rahat" bir ilişki içinde.

ABD, Rusya ve Çin'in kurallara dayalı uluslararası düzenin ilkelerine yalnızca işlerine geldiği sürece bağlı kalması yeni bir durum değil. Aradaki fark daha ziyade bu ihlallerin nasıl meşrulaştırıldığı noktasında yatıyor.

ABD, argümanları zayıf olsa bile, eylemlerini insan hakları, sorumluluk ve uluslararası düzen gibi normatif bir dille meşrulaştırmayı sürdürüyor. Rusya ve Çin ise giderek daha açık biçimde nüfuz alanlarına, tarihsel hak iddialarına ve medeniyet farklılıklarına atıfta bulunuyor.

Rusya'nın — ve ondan önce Sovyetler Birliği'nin — kendi etki alanında yer alan ve hizaya gelmeyen ülkelere müdahale etme konusunda uzun bir geçmişi var.

Çin ise Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ - WTO) 25 yıldır üye olmasına rağmen, örgütün kurallarına hiçbir zaman gerçekten saygı göstermedi.

ABD de İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana, BM yetkisi olmaksızın çok sayıda askeri operasyon gerçekleştirdi.

'Normatif bir hayalet'
Dolayısıyla soru, bu üç ülkenin kurallara dayalı uluslararası düzene saygı göstermeyi ne zaman bıtaktığı değil. Asıl soru, bu düzeni retorik düzeyin ötesinde gerçekten hiçbir zaman benimseyip benimsemedikleri.

Daha yakından bakıldığında, "kurallara dayalı uluslararası düzen"in büyük ölçüde normatif bir hayalet olduğu sonucuna varmak kaçınılmaz: küçük ve orta ölçekli Avrupa devletlerinin retorik sadakat göstermeye özellikle meraklı olduğu bir hayalet. Tıpkı başlıca işbirliği kurumları olan AB gibi.

Bu, normların önemsiz olduğu anlamına gelmez. Kurallar önemlidir ancak asimetrik biçimde işlerler. Zayıfları, güçlüleri kısıtladıklarından çok daha etkili bir şekilde disipline ederler.

Günlük hayatta her zaman uyması zor olan prensiplere kadeh kaldırmakta ilke olarak yanlış bir şey görmüyorum. Zaten kadeh kaldırmanın amacı bir ideali, çoğu insanın tanıyıp saygı duyduğu bir anlayışı tesis etmektir. Başarılı olursa bunun iki avantajı vardır.

Birincisi, ihlal edildiğinde başvurulabilecek bir norm sağlar. İnsan her zaman tüm gerçeği söylemese bile, doğruluk normu iyi bir şeydir.

Belirli bir kişinin, belirli bir durumda doğruyu söylemediğine dair meşru eleştiri için bir başlangıç noktası sunar ve bu faydalıdır. İkincisi, normlar kimi zaman onları ihlal edenlerde utanç duygusu yaratabilir ve suçüstü yakalandıklarında kamuoyu önünde teşhir edilmelerine yol açabilir.

Hiçbir toplum bu tür denetim ve özdenetim mekanizmaları olmadan işleyemez. Bu açıdan bakıldığında, Avrupa ülkelerinin ve AB'nin bir bütün olarak kurallara dayalı uluslararası düzene bağlılıklarını dile getirmelerinde elbette yanlış bir şey yok.

Sorun, Avrupalıların dünyanın gerçekten kurallarla yönetildiğine ve ihlallerin tutarlı biçimde kınanıp yaptırıma tabi tutulduğuna samimiyetle inanmalarıyla başlıyor. Neden mi?

Kurallar değil, güç
Çünkü bu, temelde gerçeklikle pek örtüşmez. Dünya işlerinin seyrini nihayetinde belirleyen şey güçtür. Büyük güçler, yalnızca kendi çıkarlarına hizmet ettiği sürece kurallara uyar.

Bu çıkar ortadan kalktığı anda, kurallara uyum da sona erer. Küçük ve orta ölçekli devletler, büyük güçlerin kurallara uymaya devam edeceğini ummaktan başka bir şey yapamaz.

Çünkü uymadıkları takdirde ne olur? Hiçbir şey. Pratikte kurallar geçersiz hâle gelir ve güçlü olanın hukuku hüküm sürer.

Bu nedenle, ABD'nin Maduro'yu tutuklamasıyla ilgili asıl sorun, uluslararası hukukun bir kez daha kenara itilmiş olması değil, tarihsel açıdan bu yeni bir durum da değil.

Yeni olan, Avrupalıların halen buna şaşırıyormuş gibi yapması. Büyük güçlerin "kurallara dayalı uluslararası düzeni" yalnızca işlerine geldiğinde tanımaları yeni değil.

Yeni olan tek şey, bunu giderek daha az gizleme ihtiyacı duymaları. Pornografinin serbestleşmesinden önce de seks vardı. Yeni olan, insanların bir anda daha önce hiç yapmadıkları şeyleri yapmaya başlaması değildi. Yeni olan, artık bundan utanmamalarıydı.

Bu anlamda yeni uluslararası gerçeklik, dünya yatak odalarında gerçekten yeni, çağ açıcı faaliyetlerin ortaya çıkmasından ziyade, pornografinin serbestleşmesine benziyor.

Güçlü aktörlerin açıkça çıkar ve güç temelinde hareket ettiği bir dünyada, daha zayıf olanlar ya gerçek güç inşa etmek, ya güçle hizalanmak ya da önemsizliği kabullenmek zorunda.

Yaptırım gücü olmayan kurallara yapılan çağrılar hiçbir şeyi değiştirmez. Yaptırım kapasitesi bulunmayan protestolar hiçbir şeyi değiştirmez. Maddi araçlardan yoksun ahlaki öfke hiçbir şeyi değiştirmez.

Avrupa açısından bu, artık meselenin kurallara dayalı uluslararası düzenin ihlal edilip edilmediği olmadığı anlamına geliyor. Bu soru konu dışıdır.

Tek anlamlı soru, Avrupa'nın hangi güç araçlarına sahip olduğu — askeri, ekonomik ve stratejik — ve bunları kullanma yönünde siyasi irade olup olmadığı. Eğer yoksa, Avrupa normların dilini konuşmaya devam eder ama güç diline geçmiş bir dünyada bu, zarif olmakla birlikte etkisiz kalır.

Henrik Dahl (EPP) Danimarka'dan Avrupa Parlamentosu (AP) üyesidir.
https://tr.euronews.com/2026/01/05/avrupa-gercek-anlamda-kurallara-dayali-bir-uluslararasi-duzen-varmis-gibi-davranmayi-birak

spartacus
06-01-2026, 23:28
Gerçek yansımada bu kadar basit, bu kadar sade, bu kadar işte...
https://www.youtube.com/shorts/w71Pj5yUYvI

https://tr.wikipedia.org/wiki/George_Carlin

Devlet, hükümetler => bunlar hikaye, belirleyici değil, zaten ölçüt de alınamazlar... Bunlar sadece araç...

Bütün kuklalar oynar, hatta normalden daha fazla oynar... Sabit duran yalnız heykeller(ve cahil, ölü toplumlar) ve bir de belirli bir stabiliteye sahip olan kuklayı oynatanlar.

Bir an için bir petrol devini, konsorsiyumlarını, daha doğrusu baronunu düşünmeli, bunlar da menfaatleri doğrultusunda hareket ederken, işin ekonomisi bir yana, kendi özgülünde politika, otorite, iktidar öznesi ve psikoloji açığa çıkartırlar, bizim için zor(o hırsı, psikolojiyi bilemeyiz), ama, o otorite ve iktidarı, o psikolojiyi bir şekilde hayal etmeli, göz önüne getirmeli... Nasıl bir Dünya, ülke, toplum isterler? Bir keresteci bir ormana baktığında ne görür? Bir petrol baronu Venezuela'ya baktığında ne görüyorsa onu görür (kişiler önemli değil, bu akan, işleyen, süreğen dönen bir çark).

Bütün ideolojiler bir yana atılmalı, bu aşama sadece arı ve saf, ama en temele inen, sistematiği çözen bir gözlem, analize yönelmeli... Tablo çırılçıplak biçimde orta yere seriliyor... Dediğim gibi bir kereste patronu, bir ormana baktığında ne görür? bütün orman ve üzerindekiler.... Sorusu da, cevabı da bu kadar basit..

Elon Musk'ı bilir misiniz, kodomanların baronu, karakter yoksunu rezili? Medya nasıl da şişirir, ne güzel insandır o öyle vs... Bolivya'yı hatırladınzı mı? Şu ABD darbeleri üleklerinden bir diğeri. Elon lityum istiyordu, bataryalar için Lityum lazımdı, çok lazımdı, çünkü o, onu kullanarak önce ABD halkını sonra dünyayı soyacaktı, ama işte 1'e mal edip 100'e çakabilmesi için Lityum da lazımdı... Peki nasıl başardı? Bolivya darbeler, süreğen birbirine düşürlen halk, Somali cenderesi Venezuela gibi, onun da üzerinden geçti. "Kime istersek ona darbe yaparız. Hz. adi Elon Musk"
Kısaca ABD devleti, ordusu, toplumu, dünyanın cahilleri, milyarlar, Elon gibiler için köledirler. Trump'ın vb.'lerinin temsil ettiği, patronluk, gasp, hırsızlık, soygun, sömürü, haydutluk, peki kimin sayesinde?. Ve kimsenin kendisini kurtaramadığı, dışına da çıkamadığı dikte ve diktayı, asıl diktatörlüğü anlamak güç değil, innanmayın yalanlarına, masallarına, sahte gülücük ve göz yaşlarına, medyalarına, onlar sizin bildiğiniz türden canlılar hatta insan bile değiller, empati bile yapmayın çünkü kendinizi aldatırsınız, burada kastım kişi veya kişisel değil, isimleri de önemli değil, sistem ve insanlık bu sisteme müdahale etmek zorunda, aksi taktirde yarın çok geç olacak. AKP mi kötü, oysa ABD'de de aynı, dünyanın her yerinde aynılar(Elon=Cengiz Holding vb. hiç farkları yok), tek farkı Türkiyedekilerin, ABD kadar dünya kaynaklarını sömürme şansının bir de bu büyük baronların kota ve sınırlarını aşmaya cüret etme şanslarının olmaması, o sebeple halk ne kadar yoksullaşırsa(sömürülürse), bunlar o kadar zenginleşiyor, bu sebeple daha kolay deşifre olmaları(bu da Elon farklıymış yanılgısı oluşturuyor)... ABD ise Dünya ne kadar yoksullaşırsa, baronları da o kadar zenginleşiyor, bu da ABD halkının dana az sömürülmesini sağlıyor. Ama Dünya kaynaklarına olan hakimiyetleri azaldıkça, ABD halkı da yoksullaşmak zorunda, hakları birer, birer törpülenecek(ve hamasetle, korkunç kötüler, düşmanlar, korku ve kaygılar, apokaliptik senaryolar yaratıp, ilan edip, nutuk atarak, halk hamasete canım fedacılığa kanalize edilerek, ağzını açana vatan haini, nankör dedirterek, ikna edilerek, sağ hamaset yükseltilerek vs. elbette sağ siyaset de bunun içindir), mesele Trump değil, oraya neyi dikerseniz dikin, asıl diktatör oradaki temsilci olmayacak, isimler gider, gelir, değişmeyen gerçek gasp, yani monarşist, oligarşik sermaye, oligarklar diktatörlüğü ve hakimiyetidir(ağzınızla kuş da tutsanız, bu sistem işlediği ve toplumlar bunlara artık dur demediği sürece, bu gerçek değişmeyecek).

https://static.bianet.org/2024/06/9999ic-1.jpg

spartacus
07-01-2026, 02:38
Evet ABD ve neo faşist azman Trampet'i(Trump) Kanada'yı neden gasp etmek istiyor?

Kanada, hukuk ve demokrasi konusunda ABD'den daha ileri bir ülke, hatta faşist bir Trump'ı ve aslında 2 partiden oluşan 1 sağ parti hakimiyeti de yok(ABD'de, sözde cumhuriyetçiler(cumhuriyetsizlikçiler), sözde demokratlar(demagogratlar) = 1 sağ parti), ama Kanada'nın 178.000.000.000 Varil neyi var? Petrol...

Peki ABD oligarkları, Grönland'ı neden gasp etmek istiyor? (31 milyar varil Petrol, muhtemel bu rakam kuzey denizleriyle birlikte 100 miilyar varili geçiyor, ayrıca uranyum ve altın kaynağı)

Şüpheci Dinsiz
07-01-2026, 02:50
Kerim Has adlı gazeteci Rusya'da yaşıyor. Hemen hemen bütün youtube yayınlarını izliyorum, size de öneririm.
jOdO6lAZb1I

Yukarıdaki videoda Erdoğan hakkında bazı tespitlerini aktarıyor, bence çok tutarlı, mutlaka izleyin derim.

Benim de tespitlerim videodakileri onaylayan ve tamamlayan şekilde. Aktarmaya çalışayım.

Hatırlarsanız; Katar'ın uluslararası terörist olarak etiketlenen Hamas'a açık desteği vardı. Kimse de "İstanbul'un bir ilçesi kadar olan Katar nasıl olup da Hamas'a açık destek verebiliyor" diye sormadı.

Aynı durum Türkiye için de geçerliydi. Türkiye'nin de Hamas'a açık desteği vardı. Ama kimse Türkiye'yi de sorgulamadı, tıpkı Işid'e verdiği açık desteği sorgulamadıkları gibi, tıpkı Işid'le petrol kaçakçılığı yaptığını sorgulamadıkları gibi.

Katar ve Türkiye, emperyalist devletler tarafından Hamas'ı gözaltında tutmak, faaliyetleri hakkında istihbarat sağlamak ve yeri geldiğinde manipüle etmek için görevlendirilmişlerdi. Israil Gazze soykırımına devam etmekteyken Hamas'lı birilerinin Katar'da olduğu gerekçesiyle Katar'ı bombalayınca Katar hemen ABD'ye şikayet edip Israil'in kulağını çektirdi.

Erdoğan;
- Libya berbat olmadan önce Kaddafi ile iyi ilişkiler kurmuştu.
- Suriye berbat olmadan önce Esed ile iyi ilişkiler kurmuştu.
- Venezuela saldırıya uğramadan önce Maduro ile iyi ilişkiler kurmuştu.
- Rusya ve Ukrayna ile iyi ilişkiler kurdu. Şimdi savaş halindeler.
- Kolombiya ve Küba ile iyi ilişkiler kurdu. Trump herifi tarafından tehdit edildiler.

Erdoğan emperyalistlerin truva atıdır.

Başta ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya ve bazı Avrupa ülkelerinden oluşan emperyalist devletler Erdoğan'ı suç dosyalarını kullanarak teslim almış durumdalar.

Görev dağılımı aşağı yukarı şöyle;
- Emperyalist devletler kaynaklarını sömüreceği ülkeleri seçiyor.
- Bu ülkelerin yönetimleri, kendileriyle işbirliği yaparsa problem yok, yapmazsa ülke yönetimini değiştirmeyi planlıyor.
- Yönetimini değiştireceği ülkeye ambargo uygulayarak başlıyor, terörist diyor, uyuşturucu kaçakçısı diyor, kara paracı diyor, kimyasal silah üreticisi diyor, kanıt var diyor, bir bahane buluyor. Dünya ölçeğinde basın ve sosyal medya bunların elinde olduğu için Dünya kamuoyunu inandırıyor, inandırmasa da BM, NATO gibi kurumlarda şekil şartı yerine gelmiş oluyor.
- Sonra Erdoğan gibi truva atları devreye giriyor. Bunlar gidip o ülkelerin yönetimi ile ilişki kuruyorlar. "Size uygulanan ambargoyu kırabiliriz, sizinle ticari işbirliği yapabiliriz" diyorlar.
- Zarrab herifi %20 karşılığında İran'ın milyarlarca dolarını Türkiye üzerinden işletmişti. Ambargoyu epey delmişlerdi. ABD buna sesini çıkarmadı ancak Halkbank dosyaları elinde. Bununla Erdoğan'ı rehin aldı. Elinde kimbilir başka ne dosyalar var.
- Putin herifi kimbilir ne karşılığında Türkiye üzerinden ambargoyu epey deldi.
- Venezuela ile ilişkiler hakkında Erk Acarer'in youtube kanalını takip edin. Milyarlarca dolarlık uyuşturucu trafiği yaşanmış, bir iddiaya göre Maduro herifi Venezuela'nın altınlarını getirip Erdoğan'a vermiş. Erdoğan'ın Venezuela görevi bitti anlaşılan.
- Erdoğan'ın Libya'da, Somali'de işbirlikleri var. Bunların çoğu muhalefet tarafından ölü yatırımmış gibi anlatılıyor. Muhalefete göre Erdoğan devletin parasını batırmış. Oysa emperyalistlerin verdiği görevi yerine getiriyor. Bu görevin Libya-Somali ayağı sona ermiş olmalı ki üst rütbeli Libya askerlerini taşıyan uçak Ankara'da düştü, Israil Somali(Land) ile ticari anlaşma yaptı. Erdoğan'ın görevi bu ülkeler için bitti anlaşılan.
- Geçenlerde Kolombiya'dan gelen uyuşturucu yakalandı. Trump herifi Kolombiya'yı tehdit etti, Erdoğan'ın Kolombiya görevi bitmiş olabilir.
- Erdoğan Küba'da enerji üretimi için özel bir şirket üzerinden gemi tipi santral tahsis etmiş. Bu şirket Venezuela'dan yakıt alıp Küba'da elektrik üretiyor. Trump herifi Küba'yı tehdit etti, Küba görevi bitmiş olabilir.

Kaybettiğim çok değerli bir dostumun dediği gibi; "Erdoğan'ın selam verdiği kişi üç gün yaşıyor".

--/--

Artık emperyalistlerin kartlarını açık oynadığı, muhtemelen çok kanlı geçecek bir döneme girdik. Bu dönemde emperyalistler de kendi içinde çatışacaklar. ABD, tüm Dünya'ya boyun eğdirmeyi ve uslu uslu tüm şartlarını kabul etmelerini bekliyor.

ABD, İngiltere ve Israil bölünmez müttefikler. Aslan payını ABD alır, 10-20 hisse diğer ikisi paylaşır.

Almanya, Fransa ve diğer bazı Avrupa ülkeleri ile Japonya, işbirlikleri ve ABD'nin emrine itaatleri ölçüsünde küçük bir pay alır. Ama asla ABD'nin silah/yapay zeka/yüksek teknolojisinin üzerine çıkamazlar. ABD'den yıllık (bütçelerinin %5'i kadar) silah alımını yapmak zorundadırlar.

Hedef Çin'in teknolojik büyümesini engellemek, mümkünse durdurmak. ABD bütün emperyalist organizasyonu bu hedefe odaklamaya çalışacak. Çin'i kışkırtacak, belki diğerlerine yaptığı gibi ambargo uygulayacak, yerleştireceği truva atlarıyla veya Tayvan gibi meseleleri kaşıyarak savaşmaya zorlayacak.

Bunların dışındaki ülkeler yağma alanı. İtiraz edenin boğazına sarılıp kaynaklarına çökülür, etmeyenin boğazına sarılmadan kaynaklarına çökülür.

ABD'nin gözü dönmüş durumda. Kuzey Kutbunda eriyen buzulların altındaki değerli madenlere çökebilmek için Grönland'ı alacağından bahsediyor. Monroe doktrinini hortlatıp batı yarımküre benimdir, yani iki Amerika Kıtası da benimdir diyor. Bu, yalnızca Trump pedofilinin görüşü değil, başta Musk, Rubio, tüm kabinesinin, dev silah şirket sahiplerinin, dev petrol şirket sahiplerinin, dev finans kapital kurum sahiplerinin ortak görüşü.

--/--

Yapay zeka ve robotla kapitalist üretimde bir ikilem var diye düşünürdüm. "Kapitalistler işçileri işten çıkarıp yapay zeka ve robotla üretim yaparsa ürünlerini kime satabilecek?" diye düşünüyordum.

Bunların istediği para değil, güç. Sınırsız güç sahibi olmak istiyorlar. Öyle ki, Dünya'nın bütün kaynakları bunlara aksın, bulunan bütün icatlar bunlara hizmet etsin. Dünya mahvolacaksa bunlar kurtulabilsin, bir başka deyişle bunlar kurtulabilecekse Dünya mahvolsa da olur.