PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Toplum, sistem ve gelişim


bilgivehis
27-01-2026, 08:57
Dünyaya eğemen olan sömürü ve baskı sistemi binlerce yıllık tarihiyle oturmuş bir sistemdir. Toplumlar doğal evrimini tam yaşamadan bu sisteme adapte olmuştur. Sömürü-baskı sistemini kimi halk kesimi kader saymış. Kimisi sistemden nemalanma umuduyla benimsemiştir. Kimi halk kesimi ise bu sistemi fırsat sayarak onu koruma içgüdüsüyle hareket etmiştir. Özellikle din kaynaklı şükürcülük bu sistemin varlıgını sürdürmede önemli rol oynamıştır. Kendini aciz sayan bu kesimin eline geçen bir ekmek kırıntısı bile sisteme şükür etmesine yeterli gelmiştir. Yine aynı kesimin tanrı-cehennem korkusu yaşaması, onu sisteme daha çok bağlamıştır. Başka kesim de bu sistemi benimsemese bile ordusu, silahı gücü olan bu sisteme karşı birşey yapılamayacağını düşünüyor veya bananeciligi seçiyor. İşgalci ülkelerin toplumları ise bu sistemden en çok memnun olan kesimdir.
Anlaşılacağı gibi her halkın ve her toplumun bu sistemi benimsemesinin çeşitli bahaneleri ve farklı nedenleri bulunuyor. Ancak bu sistem başta da değindigim gibi doğal bir evrim süreci değil, dayatılmış ve adapte edilmiş bir sistemdir. Her ne kadar bu süreç yaşanması kaçınılmaz olsa da toplumların bunu mutlak, ölümsüz bir sistem olarak kabul etmesidir asıl sorun. Bu sistemin uzaması ve güçlü kalmasının en önemli nedeni, her çağda makyajlanıp şekil değiştirmesi ve toplumlar nezdinde ölümsüz sayılmasıdır. Çünkü toplumlar bu sistemi dışlayacak kadar gelişme göstermedi. Daha doğrusu, bu sistemin başlangıcından günümüze kadar binlerce yıl geçmesine ragmen toplumlarda genel anlamda bir fark olmadığı gibi bu sisteme daha çok bağlandı. Bu bağlılık bir ilkel anlayış olan din, mezhep, ayrılıkçılık, milliyetçilik, aşiretçilik, bölgecilik ve mafyatik çatışmaların hız kesmemesinde hatta artmasında kendini göstermektedir. İdeolojik çatışmalar her ne kadar gelişim için çok önemli bir rol oynasa da gelişim adına bir santim yol almamıştır. Bilim ve teknolojinin ise bahsettigimiz anlamda hiçbir faydası olmamıştır. Yani uzayı fethetmekle kafaların gelişimi aynı şey değildir. Ya da çok bilmiş olmak sistemi retetmek anlamına gelmiyor. Gelişim adına en övündügümüz olay, bundan dört yüz yıl önce gerçekleşen Fransız devrimidir. Ancak Fransa krallığını yıkan halkın bunu büyük bir açlık karşısında gerçekleştirmiş olmasını, halkın gelişimi olarak görmek ne kadar doğru olabilir. Üstelik aynı Fransa'da cumhuriyetin defalarca yıkılmış olması da düşündürücüdür.
Birinci, ikinci dünya savaşında ülkeler paylaşıldı. Sonra dünya pazarı paylaşıldı. Finansal ağ oluşturuldu. Sovyetler yıkıldıktan sonra kısmi konumda olan demokrasi kaldırıldı. Dünya pazarı tekelleşti ve şimdi de element savaşları başladı.
Sömürü ve baskı sistemi bu kadar ilerlerken, dünyaya daha çok eğemen olurken, toplumların buna kucak açması ve bizzat bu sürecin içinde olması, ilkelligin modern gelişimi olsa gerek. Toplumlar kendi sonlarını getirecek olan bu gelişmeye tepki göstereceklerine insanları öldürmek için geliştirilen silahlardan son derece mutlu oluyorlar. Bu ilkel bir kafa yapısını da toplumların gelişimiyle bağdaştırmaları komik oluyor.
Biraz da şu sistemin borazanlarından bahsedelim.
Sömürü-baskı sistemi öyle bir hale geldi ki, gazetecilik, basın, yayın, youtuberlik açıkça trollük meslegi oldu. Yüzbinlerce hatta milyonlarca trol ordusu günün 24 saati sömürü-baskı sistemini dolaylı-dolaysız övmekle geçiriyor. Hatta kimisi o kadar ustalaştı ki, bu sistemi karalarken övme yollarını bulmuşlar.
Dolayısıyla bütün kesimlerin ve toplumların sömürü-baskı sistemine bu kadar adapte olması, onu değişmez en iyi bir sistem olarak görmesi, onu fırsat sayıp her alanda rant koparmaya çalışması şu yaşadıgımız asır için hem bir yüz karasıdır hem onbinlerce yıl önceki ilkellikle örtüşen gelişmemişligin acı bir tablosudur.
Bu da gösteriyor ki, bilimle, teknolojiyle, tıpla, uzaya yolculukla geliştigimizi sandığımız ortamın kendisi bir aldatmacadan ibarettir. Çünkü sömürü-baskı sistemi zayıflayacağına daha çok eğemen oluyorsa ve bu sisteme en büyük katkıyı toplumların kendisi yapıyorsa, h.sapiens türünün geliştigini söylemek mümkün değildir.
Belki bu tespit umutsuzluk göstergesi gibi görünebilir ama aslında şu soruyu sormak daha makul. H.sapiens türü gelişebilir mi yoksa gelişemeden kendini yok etmeye daha mı meyilli?. Zira kendi ayağına kurşun sıkan bir türden bahsediyoruz. Örnegin, bilim ve teknoloji süper silahlarla kalmayabilir, uzayda yaşam bulup toplumu kölelige daha bağımlı yapabilir veya yapay zeka toplum varlıgını elinden alıp onu değersizleştirebilir. Bu olasılıklar karşımızda dururken, toplumlar gelişme fırsatı bulabilir mi yoksa yok olmaya yüz tutmuş bir türden mi bahsediyoruz. Konuyla alakalı olan asıl nokta bu sorunun tartışılmasından geçer.
Benim görüşüme göre, şu yüz yıl içinde sömürü-baskı sevdasından kurtulan toplumun şansı var.

Nolan
27-01-2026, 22:30
Ancak bu sistem başta da değindigim gibi doğal bir evrim süreci değil, dayatılmış ve adapte edilmiş bir sistemdir.

Devlet denilen zorbalığı, insanların bir noktada kabul etmesi mümkün değil. Nesiller süren, yüzlerce yıl devam eden bir süreç bu.
Doğal bir evrim süreci olarak bakabilirsiniz buna.
İnsanlar bu sistemin kendilerine avantaj sağlayacağını düşündükleri için, bu sistemi benimsediler. Başlarında bir liderin ve bu liderin çevresindeki insanların, 'dokunulmaz' olduklarını kabul etmeleri, sıradan insanların işine gelen bir şey olmasaydı eğer, bu sistem zamanla rafa kalkardı. Sümer'den, Mısır'dan beri nerdeyse aynı zorbalık devam ettiğine göre, demek ki evrimsel serüvenimizde bu sistem bir avantaj olarak görülmüştür.

Çünkü sömürü-baskı sistemi zayıflayacağına daha çok eğemen oluyorsa ve bu sisteme en büyük katkıyı toplumların kendisi yapıyorsa, h.sapiens türünün geliştigini söylemek mümkün değildir.
Gelişme olmasaydı, bu sistem devam edemezdi. Geliştiğimizi anlamak için sadece rakamlara bakmak yeterli. Bugün 8 milyar, 271 milyon insan Dünya'da yaşıyor. Devletin ilk ortaya çıktığı antik Sümer zamanında(M.Ö.3000 gibi), 10-20 milyon civarında.

İnsan nüfusu 5000 senede, 10 milyondan 8 milyara çıkmış. Hayvan popülasyonlarını hesap ederken rakamlara bakıyorsak ve rakamlar çoğaldıkça, ilgili hayvan türünün geliştiğini/çoğaldığını söyleyebiliyorsak, aynı şeyi insan için de yaparız.

bilgivehis
28-01-2026, 05:38
Devlet denilen zorbalığı, insanların bir noktada kabul etmesi mümkün değil. Nesiller süren, yüzlerce yıl devam eden bir süreç bu.
Doğal bir evrim süreci olarak bakabilirsiniz buna.
İnsanlar bu sistemin kendilerine avantaj sağlayacağını düşündükleri için, bu sistemi benimsediler. Başlarında bir liderin ve bu liderin çevresindeki insanların, 'dokunulmaz' olduklarını kabul etmeleri, sıradan insanların işine gelen bir şey olmasaydı eğer, bu sistem zamanla rafa kalkardı. Sümer'den, Mısır'dan beri nerdeyse aynı zorbalık devam ettiğine göre, demek ki evrimsel serüvenimizde bu sistem bir avantaj olarak görülmüştür.

Bu bir doğal evrim süreci olsa bile sonuçta sende insan türünün anlayış biçiminin gelişmediğini, halen ilkellik içinde boğuldugunu onaylamış oluyorsun.
Yani bu sistem bazı şeyler için avantaj olabilir ama toplumun kafa yapısının gelişimini dondurduğu hatta gelişimi öldürdügü bile düşünülebilir. Çünkü binlerce yıl süren aynı anlayış dna yapısını bile bu sisteme empati duymak, hayran olmak yönünde değiştirebilir.
Bence dünya nüfusunun yüzde 0.1'i gelişim göstermiştir. Geri kalan kesim binlerce yıl da geçse kölelikten vazgeçmeyecektir. Yani gelişemedigi için ilkel anlayıştan da vazgeçmeyecektir.

Nolan
28-01-2026, 20:11
Bu bir doğal evrim süreci olsa bile sonuçta sende insan türünün anlayış biçiminin gelişmediğini, halen ilkellik içinde boğuldugunu onaylamış oluyorsun.
Yani bu sistem bazı şeyler için avantaj olabilir ama toplumun kafa yapısının gelişimini dondurduğu hatta gelişimi öldürdügü bile düşünülebilir. Çünkü binlerce yıl süren aynı anlayış dna yapısını bile bu sisteme empati duymak, hayran olmak yönünde değiştirebilir.
Bence dünya nüfusunun yüzde 0.1'i gelişim göstermiştir. Geri kalan kesim binlerce yıl da geçse kölelikten vazgeçmeyecektir. Yani gelişemedigi için ilkel anlayıştan da vazgeçmeyecektir.
İnsandan bahsederken, tüm Dünya'daki insanları düşünerek yapmak lazım bunu. Bir ülkede, mesela İsviçre'de insanlar kendilerini çok geliştirmiş olabilir. Bir başka ülke de, mesela Nijerya'daki insanlar binlerce yıl önceki insanların davranışlarını taklit etmeye devam edebilir.
İnsan derken, neden bahsettiğimiz belli değil aslında. İsviçre'deki insan kabul ediliyor, Nijerya'daki de. Halbuki bu insanlar çok farklı. Nerdeyse cinsiyet farklılığı kadar aralarında uçurum var.

Binlerce yıldır insanın beyninin küçüldüğünü biliyoruz;
https://www.bbc.com/turkce/articles/c2vv696xxe1o
Buna ne sebep oldu, bilmiyoruz. Belki de insanın kendini devletin kucağına atması, beyninin küçülmesine neden oldu. Köleliğe razı olup, rahatça çoğalabilen insan, güvenlik konusunu(hesap kitap meselesi) devlete devrederek, eskisinden daha az düşünmeye başladığı için, beyni de bu sebeple küçülmeye başlamış olabilir.

Bugün zaten her şeyi makineler yapıyor. Haliyle bugünün insanına 'gerizekalı' muamelesi yapana nasıl itiraz edilir ki.!

Bu verilere/görüşe 'Bugün Dünya'nın bir çok noktasında isyanlar/savaşlar/darbeler yaşanıyor, haliyle insan o kadar da pasif değil, yani gelişen/ilerleyen bir hayvan türüdür'' diye itiraz edilebilir.
Mesela Türkiye'de insanların seslerinin yükselmesinin nedeni, gelir eşitsizliğinden başka bir şey değil. Milletvekilleri 450.000 TL maaş alırken, bir emekli 20.000 TL maaş alırsa, o toplumdan çıkan sesleri susturamazsınız. Yalnız bu insanların derdi, sistemle değil işte. İnsanlar 'sistem devam etsin ama bize biraz daha mali destek sağlansın' diyorlar.
Dünya'nın her yerinde insanlar benzer tepkiler veriyorlar.
Bu bir gelişme/ilerleme/aydınlanma değil. İnsanların zaten böyle bir dertleri yok. İnsanlar ''hakkımı kimse yemesin' derdinler.
Bunun kutsanacak bir tarafı yok. Tipik hayvan davranışı bu.
https://www.youtube.com/shorts/dkTw_ilj45A

bilgivehis
29-01-2026, 01:13
Bakın ben bu milletin büyük sıkıntılara maruz kalacağını düşünüyorum, bu millet kendi eliyle başına çok dikenli bir çorap örmüştür bunun faturasını ödeyecek, bu millet son yıllarda çok büyük günahlar işledi çok büyük nankörlükler yaptı, çok büyük inatlara kurban oldu, göz göre göre, ehliyeti cezalandırdı, dürüstlüğü cezalandırdı, helal lokmayı cezalandırdı, irfanı cezalandırdı, idraki cezalandırdı ve ne kadar sapı siliklik yolsuzluk, bozukluk, kirlilik, üç kağıt varsa liyakatsızlık varsa hepsine prim verdi. Bu millet bunları faturasını ödeyecek.
Yaşar Nuri Öztürk (2009)

Başlıkla örtüştügü için paylaşayım dedim.

Nolan
İsviçre'deki insan kabul ediliyor, Nijerya'daki de. Halbuki bu insanlar çok farklı. Nerdeyse cinsiyet farklılığı kadar aralarında uçurum var.

Bütün sapiens türünü kastediyorum.
Elbette fark var ama bu fark gelişimle alakalı değil, değişimle alakalı.
Bu iki ülkede yer değişikligi yapın, İsviçre sömürge, Nijerya da emperyalist olsun, aynı kapıya çıkacaktır.
Yani farklar insan odaklı değil, ekonomik, sosyo ekonomik gibi ve tarihi olaylarla alakalı.
Bu görüşümü doğrulayan en net örnek, Rifat Öztürk'ün gerçeklere dayanan "Sosyal demokrasinin arka bahçesi" adlı kitabıdır. O gelişmiş (bana göre değişmiş) olan ülkelerin anlayışını kazıdığın zaman ortaya açıkça ilkellik çıkıyor. Yani insan anlayışında Nijerya'dan belki daha geridedir.
Toplumlar arasındaki farkları gelişim farkı olarak değil, çeşitli faktörlere bağlı olarak yorumlamak daha doğru olacaktır.
Bana göre insan türü binlerce yıl önce ne ise halen aynı, gelişim yok, değişim var.
Akla şu soru gelebilir, değişim gelişimi tetikler mi?
Elbette tetikler, ancak bu noktada başka bir soru karşımıza çıkıyor, insan türü buna müsait mi?
Yani değişimi gelişime çevirecek yapıya sahip mi?
Bence bu yapı insan türünde var ama bu fırsatı yakalayacak zamanı olacak mı?
Çünkü günümüze baktığımızda insan türünün varlıgı risk altında, yok olabilir.