Orijinalini görmek için tıklayınız : Manastır ve Keşişlik
Hıristiyanlığın gelişiminde en derin dinsel, kültürel ve toplumsal sonuçlara yol açan şey ne papalık ne de konsüllerdir. Dünyadan el etek çekme ve katı bir çilecilikle ayırt edilen manastır yaşantısı ve keşişlik kurumudur. Aslında çok eski zamanlara kadar giden bir geçmişi vardır keşişliğin. Hinduizm ve Budizm'deki keşişlik bildiğimiz en ünlü keşişlik. Bu keşişler dua ederek, mediatsyon yaparak, oruç tutarak dünyadan uzak bir yaşam sürer, karınlarını doyurmak için köylerde dilenir ve sonra yine dualarına, meditasyonlarına ve oruçlarına dönüp, ormanlarda, dağlarda gezip dururlardı. Bu kişiler paradan, dünyevi zevklerden, hırslardan kendilerini korumaya çalışır ve halk tarafından da kutsal kabul edilip, uğradıkları yerlerde saygı görür, para ve yiyecek verilirdi.
Bütün bir doğu dünyasında yaygın olan bu keşişliği ilk Hıristiyanlar da da görürüz. İsa'nın kendisi de bir tür keşiş olarak karşımıza çıkar. Matta İncil'inde şöyle karşımıza çıkar keşişlik:
Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir. Canını kurtaran onu yitirecek. Canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır.
(Matta 10:37-39)
Luka'da ise şöyle der İsa
Kalabalık halk toplulukları İsa`yla birlikte yol alıyordu. İsa dönüp onlara şöyle dedi: “Biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz. Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen, öğrencim olamaz.
(Luka 14:25-27)
İsa'nın havarilerinin de sürekli gezip çeşitli yerlerde insanları dinlerine katmaya çalıştıklarını görürüz. Luka'nın yazdığı düşünülen ve Pavlus'un gezilerini anlatan Elçilerin İşleri metni tamamen bir keşişlik öyküsüdür.
Başlangıçta dünyadan elini eteğini çekmek, münzevi bir hayat sürmek biçiminde ortaya çıkan keşişliğin ilerki yüzyıllarda yolaçacağı şiddet dalgası Hıristiyanlığın ilk 4 yüzyılında kesinlikle tahmin edilebilecek birşey değildir. Tersine ilk üç yada dört yüzyıl boyunca tamamen kardeşçe bir dayanışma, acılar çekme, eziyetler katlanma ve katliamlar maruz kalma biçiminde oluşan ve biraz da bu yüzden şehirlerin uzağında dağlarda, çöllerde ortaya çıkan manastır olgusu nasıl oldu da bütün Avrupa'ya yayılan bir şiddet ve karanlık dalgasına dönüştü.
Bu yazıda keşişliğin ve manastırın gelişimini aktarmaya çalışacağım. Her zaman olduğu gibi bir taraftan kendim öğrenip, derleyip toplayıp sizlere sunmaya ve tartışmaya çalışacağım. Katkıda bulunacak olan herkese şimdiden teşekkür ederim. Türkçe kaynaklara ulaşmakta zorlandığım için internetten bulabileceğim kaynaklarla yetinmek zorundayım. Bunların dışında ise asıl olarak iki kaynaktan yararlanacağım. Birisi Franz Metzger ve Karin Feuerstein-Prasse'in "Die Geschichte des OrdenLebens" (Manastır'ın -yada tarikat yaşamının- Tarihi) adlı kitabı. Okuduğum ilk birkaç bölüm bana oldukça aydınlatıcı geldi. Bunun dışında Juan Maria Laboa'nın "Mönchtum in Ost und West" (Doğu ve Batı'da Keşişlik) adlı tarihsel atlası.
Keşişliğin Babası: Norcia'lı Benedict
480 yılında İtalya'nın Perugia bölgesinde Nocia adında küçük bir şehirde doğdu. Benedikt İtalyanca'da "ziyade oldun" anlamına gelir. 500 yılında ailesi tarafından eğitimi için Roma'ya gönderilir. Bölgenin Vandallat ve Gotlar tarafından istila edilip talan edilmesi üzerine eğitimini yarım bırakıp şehirden uzaklaşmaya karar verir. Kendisine ait eserler günümüze ulaşmasa da Papa Büyük Gregor'un hakkında yazdığı biyografiden dolayı hakkında oldukça detaylı bilgimiz var. Benedict Roma'nın 50 km doğusundaki dağlık bir bölgede kurulu Enfide (bugünkü Afile) bölgesinde bir Zühdi (asket) topluluğunun içine girer. Bu topluluk bir manastıra bağlı olmaksızın, dinsel bir aile topluluğu biçiminde yaşamaktadır. Günlerini dua ederek, kutsal metinleri okuyup dini sohbetler yaparak geçirmektedir ancak evlilik ve servet edinme yasağı diye birşey yoktur. Bu hayat Benedict'e zevk vermez ve ordan da ayrılır.
Benedikt dünyadan tamamen el etek çekmek için ordan da ayrılır. Mısır çöllerinde 4. yüzyılda bir manastır kurmuş olan Antonius'un daha önce düşündüğü gibi dünyevi hayata tamamen sırtını dönmek, kıt kanaat yaşamak ve sıkı bir disiplinle kendisini yetiştirmek istemektedir. Gregor'un belirttiğine göre Romanus adlı bir keşişle tanışır ve keşiş olmaya karar verip dünyadan iyice uzakta kayalıklarda bir mağarada yaşamaya başlar. Benediktist tarihte "Kutsal Mağara" olarak anılacak olan bu yerde kimseleri görmeden, etrafta bulduğu otlar ve yemişlerle beslenir ve gün boyu dua edip ve meditasyon yapar. Arada bir Romanus kaldığı mağaraya bir iple içinde ekmek olan bir sepet sarkıtır. Bir defasında ordan geçen çobanlar Benedikti görürler: Saçları sakalı darmadağınık, birbirine karışmış vahşi bir hayvana benzemekte olduğunu söylerler.
http://www.benediktiner.de/http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/73/Fra_Angelico_031.jpg/250px-Fra_Angelico_031.jpg
Üç yıl bu mağarada yaşar ve hem kendisiyle hem arada bir gelen Romanus'la tartışmalar yapar. Üç yıllık mağara keşişliği bir başka keşiş sayesinde sona erer. Papa Gregor'a göre bu tanrının ona gönderdiği işaretlerden biridir. Olay şudur: Yakın bir manastırdan Vicovaro adında bir keşiş gelip kendisine tabii olmak ister. Uzlaşma, iltifat etme gibi huyları olmayan Benedict keşişi rahatını bozduğu için kızıp tersler. Keşiş bunun üzerine Benedikti zehirlemeye karar verir. Ancak Benedikt zehirli şarabı ağzına götürür götürmez bardak paramparça olur. İşte bu "ilahi" işaretle Benedict işe koyulacaktır. Teorilerini artık hayata geçirmeye karar verir.
Mağarasından çıktıktan sonra önce Subiaco'ya gider ve kısa bir süre sonra etrafında bir keşiş topluluğu oluşur. Bunlarla birlikte Monte Casino adlı bölgeye gider ve burda ilk manastırını kurar. Benedict çeşitli yaşam biçimlerini denemiş ve deneyimler kaznmıştır. Manastır'daki deneyimlerini de birleştirerek 50 *yaşındayken 529 yılında "Benedict Kuralları"nı yazar. Garip bir tesadüf olarak tam da aynı yılda Platon'un kurduğu meşhur Atina felsefe okulunun kapısına imparator Justinian tarafından kilit vurulur. Batı dünyasında yeni bir döneme girilmektedir. İlkçağın aydınlık felsefe okulu ilkçağın bütün görkemiyle birlikte tarihe gömülmüş ve karanlık bir dönemin, Avrupa Ortaçağının kapısı açılmıştır.
Benedict'in hayatı için:
http://en.wikipedia.org/wiki/Benedict_of_Nursia
Karanlığa Giriş: Benedict Kuralları
Benedict 529 yılında 73 kısa bölümden oluşan meşhur Kurallar kitabını yazdı: Ordo (Kural) Bu kurallar zamanla belli değişiklikler gösterse de sonraki 1500 yıl boyunca Ortodoks, Katolik, Anglikan ve Protestan mezheplerinin hepsinde manastır yaşamının oluşturulmasında öncülük etti. Bu yüzden de 1964 yılında Benedikt'e "Manastırın babası" ünvanı verildi. Papa VI. Paul ise Benedict'i Avrupa'nın koruyucusu ilan etti.
Benedict'in kanunu manastırı "Tanrıya hizmet eden okul" olarak tanımlar. Tamamen ideale bağlılıklar üzerine kurulmuştur ve insani zayıflıkları gözardı eder. Keşiş topluluğunun en üstünde "Abba"(Baba) yer alır. Bu manastırın basit bir yöneticisi değil, temsilcisi, ruhani babası, öğretmeni, geleneksel ataerkil ailelerdeki babası, kısaca herşeyidir. Benedikt kanunu Baba'ya tartışmasız tam yetki verir, sadece Baba'yı adil olması ve eşit davranması için uyarmakla yetinir.
Baba, diğer keşişler tarafından seçilir ve önemli durumlarda topluluğun fikrine danışır. Ancak kararları Baba verir ve keşişler onun *kararlarına ititrazsız uymakla sorumludur. Manastır anayasası tam bir monarşidir. Eğer manastır büyükse Baba bazı memurlar atayabilir. Bu durumda her onluk keşiş grubuna bir "Dekan" atar. Bunların dışında manastırda mutfak şefi, müritlerin(acemilerin) şefi, konuk şefi ve dış dünyayla bütün ilişkiyi sağlayan kapıcı vardır.
Manastıra keşiş olmak için her başvurana bir deneme süresi veya müritlik uygulaması yapılması gerekiyordu. Bunun için keşiş adaylarının yaşamı boyunca her tür yoksulluğa katlanacağı, iffetli kalacağı ve Baba'ya mutlak itaat edeceği üzerine yazılı bir belge imzalaması zorunlu idi. Kuşkusuz en önemlisi itaatti. Baba'ya itaat etmek, Tanrıya itaat etmek demekti..
Hiçbir keşiş Baba'nın iznini almadan manastırı terkedemezdi. (Stabilas loci) Keşişler hayatları boyunca diğer keşişlerle birlikte Dormitorium denen yatak odası ve Refektorium denen yemek odasında yaşarlardı. Yatak odasında bütün gece bir lamba yanar ve keşişler İncil'in emrine uygun şekilde giyinik vaziyette her an Tanrıyı izlemeye hazır olurlardı.
Keşişin hiçbir malvarlığı olamazdı. Kişisel olarak yoksulluk kutsal olarak zenginlik demekti. Benedikt manastırlarında keşişlerin herşeyi ortakdı. Ne bir kitap, ne bir tahta, ne bir iğne sahibi olunamazdı, tek varlıkları üzerlerindeki keşiş giysisi idi.
Kurallarda yazılı olmasa da bugüne kadar kural olarak korunmuş olan bir başka şey ise Maxime tarafından formüle edildiği gibi "Ora et labora" (Dua et ve çalış) idi. Manastırda yaşam bedensel olarak çalışmak ve eğitim almaktan oluşuyordu. 1500 yıldır uygulanan çalışma planı şöyleydi:
Keşişler gece/sabah 2'de uyanırlardı; bu kışın biraz daha geç, yazın biraz daha erken olurdu. (Gece saati ölçmek için belli bir süre yanan mumlar kullanılıyordu) Zaten elbiseleriyle yatan keşişler hızla kalkıp birlikte ibadet etmek için tam bir ciddiyet ve itina ile hazırlanırlardı. Birbuçuk saat süren gece ayininde okuma parçaları, dualar ve ilahiler okunursu. Günün ışıması dua ile karşılanmalıydı. Gün ışığı ise bedensel çalışma ve kutsal metinlerin hatmedilmesine ayrılmıştı. Çalışma aralarında kısa molalar verilirdi. Saat sabah 6'da, 9'da, 12'de ve öğleden sonra 3'de olmak üzere. Güneşin batma saatinde ve yatağa gitmeden önce de dua turları yapılırdı. Benedikt kurallarına göre keşişin hava karardıktan yarım saat sonra uyuması zorunluydu. Bu kışın saat 5 oluyordu.
Baba keşiş, oğullarına yemek konusunda da tasarruflu davranmayı öğütlemişti. Öğlen saatine kadar (Oruç zamanları güneş batana kadar) hiçbirşey yenmezdi. Eylül ortasından Paskalya'ya kadar günde sadece bir öğün, yazın uzun günlerinde ise iki öğün yenirdi. Ekmek ana yiyecekti, bunu baklagiller ve yumurta ile peynir, balık, meye ve sebze tamamlardı. Dört ayaklı hayvanların eti yasaktı. Keşiş başına çeyrek litre şarap verilirdi. Ve yemek boyunca İncil'e uygun olarak derin bir sessizlik olurdu.
Her keşiş günde 3 ile 8 saat arası bedensel olarak çalışmak zorundaydı. Tarlada, manastıra ait atelyede, mutfakta, ev işlerinde yada el yazılarının kopyalarının çıkartılması işinde. Bir zanaatı olan keşiş bu bilgisini ortaklığa sunmak zorundaydı. Çalışmanın iki gerekçesi vardı. Birincisi tembellik ruhun düşmanıydı, ikincisi de keşiş bağış paralarıyla değil bedensel çalışmasıyla yaşamalıydı. Benedict'e göre manastır dünyadan ekonomik olarak da bağımsız olmalıydı.
Benedikt manastırının bir günü böyleydi ve her gün aynı şekilde tekrarlanıyordu. Son derece zor dayanılır bir yaşam gibi görünmesine karşın Monte Casino'da kurulan bu manastır kuralları Roma tarafından ( Papa Büyük Gregor tarafından) genelleştirilip bütün Batı dünyasına önerildi.
ozgur_beyin
21-07-2007, 10:45
Yazın için, teşekkürler sargon. Ama keşişlik hiç hoşuma gitmedi. Ben olmam :lol: *:lol:
ozgur beyin, ben bu manastır kültürünü artık kimse bu şekilde sürdrümez diye düşünüyordum. Ama galiba yanılıyorum. İnanılmaz sayıda site var internette Benedikt için. Bunların birinde detaylı listeler bile verilmiş. Hangi gün hangi dualar okunacak falan hepsi listelenmiş. Ben alaycı birileri tiye alıyor sandım önce, ama galiba ciddi ciddi bu yaşamı sürdürmeye çalışanlar var, bayağı da propagandasını yapıyorlar. İşte bir gün gün dua ve ilahi listesi:
http://www.bluecloud.org/psalms.html
insanlar *neden dua eder ?
sargon bi baktımda şu linke yuh be !! dedim nekadar çok dua !!kim niye etsin bukadar ... otur bi sübaneke oku yada fatiha olsun bitsin :)
ancak tabi azizler arasından en popüleri bana göre aziz antuan dır. yani benim favori azizim ..:D
http://www.meryemana.net/img/books/AzizAnuan2.jpg
Azizlerin türkçe olarak hayatlarını okumak için şu katolik web adresini vermek istiyorum :
http://www.meryemana.net/merye/tr/miscshow.php?f=1170363792
ozgur_beyin
21-07-2007, 13:50
Verdiğin linke baktım. Aynı islamdaki gibi * ,normal günlerde, kandil gecelerindeki gibi sınıflandırmışlar.
Oku oku bitmez.
* Sevgili sargon ''keşişlik'' geleneği islamda da vardır. Bilirsin , HALVETİLİK *denen tarikattada benzer uygulamalar
yapılmaktadır. Halvet, arapçada , tenha, tenhaya çekilme, yalnızlık, yanlız kalma gibi anlamlara gelmektedir.
Mantık aynıdır. Yine islamda aynı mantığa hizmet eden kelbiyyuncular (köpekçiler, yahut köpek gibi yaşayanlar)
vardır.
* * Yahut inzivaya çekilme veya *çile doldurma (çile ,frasça ''çihil '' kelimesinden gelmedir, 40 demektir türkçeye çile olarak aktarılmıştır) *şeklindede yapılmaktadır. Dinlerde veya tarikatlarda bu kabil davranışlar kendi nefsine zulum ederek tanrıya
yakınlaşma amacını taşımaktadır.
*Kelbiyyundan söz açılmışken bir anekdotu daha aktarayım .Yunanlı DEMOKRİTOS (460-370) EPİKUROS (341-270) * un başını çektiği ateist akımı kötülemek için, Yunan halkı onlara KINIKÇİLER (köpekleşenler veya köpek gibi yaşayanlar) demişlerdir. KINIKÇİLİK, daha sonraları *antik Yunan'da felsefi bir akım haline gelmiştir.
Hermann Hesse'nin Sidharta'sı bir keşişi anlatıyordu. Aslında Budha'yı anlatıyor, hikayesi aynı ama olay sanki başka bir kişi tarafından yaşanmış gibi aktarılıyordu ve Budha ile de karşılaşıyordu kahraman. O zamanlar ormanlarda, dağlarda böyle dolaşıp duran binlerce insan varmış.
Bizdeki dervişliğe karşılık geliyor aslında. İslamiyet'ten önce de Türklerde yaygın bir dervişlik olsa gerek. Abdal da diyorlar bu kişilere ve son derece saygın insanlar. Hatta ilk Babai isyanlarında çengellere asılan Abdal'ların resimlerini hatırlıyorum. Bu adamlar aynı Hindu keşişler gibi dağ bayır dolaşıyorlarmış. Kafalarını kazıtmış, sadece üst kısımda bir tutam saç bırakıp onu uzatmış bu Abdal'ları *sevmiştim gerçekten. İslami anlayışa uymadığı batıni olduklarını biliyoruz. Bana en acı gelenlerden biri de Barak Baba'nın öldürülüşü olmuştu. Barak Baba'nın giyimi, kuşamı, davranışları sünni İslam anlayışına uymadığı için Geylan emiri tarafından öldürtülüyor.
Bahsettiğin Halvetiliğin en çok Türkler arasında yayılmış olması, gizli zikir ayinleri bana ortak kökeni işaret ediyor gibi geldi. Dervişlik aynı hıristiyanlıktaki keşişlik olayında olduğu gibi batıni geleneğin İslam'la kaynaşması gibi görünüyor.
Habilis, verdiğin link hoşuma gitti. Epey bir bilgi var orda. Benedict'le ilgili en önemli bilgi Monte Casinno'yu yaptığı yerle ilgili. Bu ayrıntı diğer metinlerde yer almıyordu.
Bu yüzden 527'de Roma'nın 85 mil güneydoğusundaki, tepesinde Apollo adına yapılmış bir altar(kurban taşı) bulunan Monte Cassino'ya seyahat etti; Aziz Benediktus oradaki pagan tapınağını yıktı ve daha sonra gelmiş geçmiş manastırların en büyüğünü ve en ünlüsünü kurdu. Bu manastır Benedikten tarikatının evi oldu. Mekan tamamen sembolikti, çünkü iri bir kaya üzerine Tanrı için bir tapınak inşa etti ve ayrıca dayanıklı bir temel üzerine ‚''Kutsal Ruh'un'' bir tapınağını inşa etti. Aziz Benediktus öldüğünde 14 Benedikten topluluğu vardı ve 14. yüzyıla gelindiğinde bu sayı 30.000 e çıkmıştı.
http://www.meryemana.net/book/index.php?td=16&book=44&site=3202
Aziz Benedikt manastırını kuracak başka yer bulamamış herhalde. Gidiyor Apollo adına yapılmış bir tapınağı yıkıyor, putlarını kırıyor ve üstüne kendi manastırını kuruyor. Burda da kaya tapımına ait bir işretle karşılaşıyoruz. Muallak taşı olayında görmüştük bunu. Önce Yahudilerin kutsal saydıkları bir kaya var ortada. Sonr Hıristiyanlar da bu taşa sahip çıkıyorlar. Müslümanlar Ömer döneminde Kudüs'ü işgal edince hepsinden baskın olan onlar çıkıyor. Başka bir yer yokmuş gibi gidip tam o taşın olduğu yere cami yaptırıyor. Çünkü taş Muhammed'in arşa çıkarken atının bastığı taşmış, Cebrail yarım etmiş, parmak izi taşın üzerine çıkmış vb.
Bu dinler niye bir öncekine bu kadar düşman olur? Herneyse bu başka bir tartışma, biz hıristiyanların paganlara neler ettiğini daha göreceğiz. Paganlar hıristiyanlara zamanında katliamlar yapmış, 300 yıl zulüm yapmışlardı, şimdi de hıristiyanlar paganların közünü kazıyacaklar.
sevgili sargon
* abdallardan bahsederken kalenderilere bir göz atmakta fayda var. Hacı Bektaş da kalenderi idi. Anadolu aleviliginin pek çok köklerini kalenderilikte bulmak mümkün. Hatta özellikle mevali arasında yayılan dervişlik uygulamasının ilk kökenini kalenderlerde bulmak mümkün.
* *
* * saygılarımla
İrlanda'nın Akıncı Keşişleri
İtalya'dan kıta Avrupa'sının dışana çıkıyoruz şimdi. İrlanda'ya kadar uzanıyoruz. Çünkü burda Avrupa tarihini de Hıristiyanlık tarihini de büyük ölçüde etkileyecek bir gelişme oluyordu. İrlanda ve Amerika'da hala kutlanmakta olan ve delice içilen St. Patrick gününün atfedildiği bir azizden bahsedeceğiz şimdi. St. Patrick 16 yaşında köle tüccarlarının eline geçip İrlanda'ya satılır. En azından öykü böyle başlıyor. Kendisinden önce de İrlanda ve İngiltere'yi hıristiyanlaştırmak için gelenler olmasına karşın en etkilileri Patrick olur. Adanın Druidleriyle mücadeleye girişir ve mucizeler yaratarak üstün gelir.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/2/2f/Stpatrick.jpg
İrlanda keşiş geleneği doğudaki gelenekten farklı bir gelişim izler. Patrick'in kurduğu manastırlar daha elit okullar haline gelir. Buralarda ayin dili olan Latince, kutsal metinler ve Yunanca eğitimi öne çıkar. El yazılarının çoğaltılması bir yazı sanatının doğmasına eşlik eder. Kitap süslemeleri, mükemmel bir Latince grammer kullanılması, metrik ayet yazımları ve felsefi bilgi gibi şeylerle karşılaşırız. İrlanda manastırları bir eğitim merkezi haline gelir.
Benedickt'in manastırı terketmeme kuralı (Stabilas loci) kuralı yerine "peregrinatio" yani "dünyayı tufan gibi basma" ideali geçirilir. Ülkesini terkedip başka yerlere Hıristiyanlığı yaymak en yüksek inanç göstergesi sayılır. Aynı İbrahim gibi bir hacı olarak yabancı topraklara gidilmesi gereklidir. Bu anlayışla hacılar akın akın İskoç adalarına, Grönland'a, İngiltere'ye ve nihayet "ölülerin gölgesinde şaşkın.. paganlığın yoldan çıkarttığı" kara Avrupa'sı Fransa'ya akarlar.
Bu yarı-barbar pagan dünyasında iş yapmak kolay birşey değildi. Yerliler açısından görüntü nasıldı acaba? 6. yüzyıldan beri ülkelerine akıp duran bu İrlanda'lı keşişler uzun sakalları, saçlarını garip bir biçimde uzatıp bağlayan, kaba kumaştan yapılmış ceketler giymiş, ellerinde budaklı ağaçtan bir asa tutan, inandıkları eski tanrılarla öfkeli bir şekilde alay eden, iblislere, şeytanlara lanet edip duran ve yorulmak bilmeyen adamlardı. İrlandalı hacıların akınları sonraki birkaç yüzyıl içinde Avrupa'daki manastır ve kiliselerin gelişiminde oldukça önemli yer tutacaktı.
İrlanda'lı keşişlerin en önemlisi ise kuşkusuz Kolumban(545-615) olacaktır.
Sevgili sargon ;
Belki aşağıdaki matta 16:18 Benedict'in yaptığı kiliseyi neden oraya yaptığı ile ilgili başka bir bakışı da ortaya koyabilir.
Matta.16: 18 Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus'sun*fx* ve ben kilisemi * bu kayanın *fx* üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek.
pisiko konuyu açmışken bende bi ekleme yapmak istiyorum .
Matta.16: 18 Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus'sun*fx* ve ben kilisemi * bu kayanın *fx* üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek.
isa bu söze göre petrusu özel olarak görevlendiriyor. onu yeruşalimin babası ilan ediyor. .. yeşeya 22:21 e referans yapıyor !..
hrıstıyan teolojisine göre böyledir ( katolkiklerde ) ..zaten petrusun ilk papa olmasının kanağıda budur .. ancak gelgelelim isa yanılıyor şaşırıyor bir yanlışlık yapıyor. gelin ayetleri yazalım ;
22. bölümden :
21 Senin cüppeni ona giydireceğim.
Senin kuşağınla onu güçlendirip
Yetkini ona vereceğim.
Yeruşalim'de yaşayanlara
Ve Yahuda halkına o babalık yapacak.
*22 Davut'un evinin anahtarını ona teslim edeceğim.
Açtığını kimse kapayamayacak,
Kapadığını kimse açamayacak.
bu ayetlere karşın isa şunu diyor :
Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus'sun*fx* ve ben kilisemi * bu kayanın *fx* üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek.
aklınca referans yapacak ... gelelim ayetlerin hemen üstünde ne yazdığına ..
17 Ey güçlü kişi,
RAB seni tuttuğu gibi şiddetle savuracak.
*18 Top gibi evirip çevirip
Geniş bir ülkeye fırlatacak.
Orada öleceksin,
Gurur duyduğun arabaların orada kalacak.
Efendinin evi için utanç nedenisin!
*19 Seni görevden alacak,
Makamından alaşağı edeceğim.
*20 "'O gün Hilkiya oğlu kulum Elyakim'i çağırıp ...Davut'un evinin anahtarını ona teslim edeceğim.
burada anahtarı tanrı hilkiya nın oğlu elyakimden bahseder .. yani kişi ,zat bellidir !! biz bu ismi cismi belli adamıo nasıl olurda PETRUS yaparız !!.. bunu bir ön bildiri olarak görmek çok büyük bir saçmalıktır!! güya tanrı bu sözü ilerisi için söylemiş isada bu bildiriyi gerçekleştirecek olan kişi !! tanrı anahtarı elyakime teslim eder !! petrusa değil !!
Sevgili psiko,
burdaki kaya olayı bayağı tartışılmış birşeydi, daha önce habilis mi bahsetmişti, şimdi tam olarak hatırlayamadım. Kaya Grekçe'de Petra. Petros da kaya parçası, taş parçası anlamına geliyormuş. İsa'nın sözü de kilise'nin onun üzerine kurulacağı, yani ilk liderin Petrus olacağı anlamında anlaşılıyor.
Eski Ahit'te çok fazla kaya kullanılıyor. Çoğu kez Tanrı anlamına geliyor. Benim kayamsın,
benim mağaram, benim sığınağımsın gibi sözler sık sık tekrarlanıyor. Burda bence taş kutsallığından izler var. Yani putperetlerde taş kutsallığı önemli, tek tanrılı dinler de bunu alıyorlar ama içerik değişiyor, bir de bu arada kayaların üzerine tapınak kurmak gibi şeyler gündeme geliyor. Halbuki bu kaya, taş kutsallığı putperestliğe ait. Hatta taş kutsallığını engellemek için rahipler tapılan taşları haç işareti biçiminde kesiyorlar. Yapmadık şey bırakmıyorlar.
Sevgili Habilis,
Değerlendirmene katılamayacağım maalesef. Matta 16'da İsa kiliseyi Petrus'a devredeceğini söylüyor. Hıristiyanlar'ın iddiası bu. Diyorsun ki bu iddia doğru değildir. Ama getirdiğin alıntı Eski Ahit'ten. Yeşaya 22. bölüm. Yeşaya İ. Ö. 8. yüzyılda yaşamış. Yani İsa'nın Yeşaya kitabında geçen Hilkiya'ya görev vermesi söz konusu olamaz. Arada 8 yüzyıldan fazla fark var.
İkinci olarak Yeşaya kitabında *RAB konuşmaktadır. Zavallı Yeşaya'dan o sırada kral olan Şevna'ya gidip böbürlendiği için Şevna'yı mahvedeceğini, yerine de Hilkiya oğlu Elyakim'İ oturtacağını söyler. Yani onu kral yapacaktır. Henüz o metinde kilise yoktur. Tanrı kendisi için "yüksekte mezar, kayada konut oyan" ve "arabalarıyla guru duyan" Şevna'yı top gibi evirip çevireceğini söyler. Olaylar başka olduğundan burdan bir itirazla Matta metninde yanlış olduğu söylenemez.
Sevgili sargon ;
Dinler bazı yerlerde motamot bir dil kullanırlar.Bazı yerlerde de imgelerle konuşurlar.Kur'anda da bu Ali İmran 7 de anlatılmaktadır.
Kilise ; Hz.İsanın öğretilerinin insanların anlayışlarından maddi hayata geçen fiziksel görünümüdür.Öğretilerin etrafında toplanan insanları,fiziksel olarakta bir araya toplayan yerlerdir.
Dolayısı ile Matta 16:18 ;Öğretilerini yaymak için çok fazla zamanı olmayan Hz.İsa'nın öğretilerinin nereden alınacağı ve neyin üzerine kurulacağını anlatan imgesel bir ayettir.
Ayette geçen "Ölüler diyarının kapıları ona direnemeyecek" sözü ise,yine "Ölü" konusunda anlayış kazandıran :
Matta 8: 21 Başka bir öğrencisi İsa'ya, "Ya Rab, izin ver, önce gidip babamı gömeyim" dedi.
Matta 8: 22 İsa ona, "Ardımdan gel" dedi. "Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün."
Ayetleri ışığında,"Ruhen ölü" sayılanların,Hz.İsa'nın,Petrus'tan yayılacak olan kendi öğretilerine direnemeyeği ve burada da sıkça karşılaştığımız "Kalp gözleri kapılarının" açılacağını anlatmaktadır.
Enam 122.Ayette bunun Kur'an dili ile anlatımıdır.
Petrus'a, Hıristiyanların "Sırat el müstakim" i denilebilir.
Senin "Uyku" başlığında da söylemiştim.
Ruhen ölü iken dirilenlerin,Kur'anda Araf 34 de geçen "Her ümmetin bir eceli vardır.." ifadesi ile,İnanan toplumların; Tekrar ruhen ölmek konumuna geçecekleri zamana gelmeden önce imgeleri doğru anlayamaması neticesinde gelinen,oluşan durumlara da bir nevi "Uyku" durumu deniyor.
Taşların putperest'lerce kullanılması ve tek tanrılı dinlerde de içeriği değişerek kullanılması durumunu ise ; Medeniyetlerin, tıpkı annesinden doğan kendi kişiliği olan ama yine de ebeveynlerinden,gen havuzu vasıtasıyla bir şeyler alan bir insanın durumu gibi algılıyorum.
Benim asil sordugum soru su sevgili Psiko. Uzerine manastir yapacak baska tas kalmamis midir da Benedikt *gidip putperestlerin kutsal mabetlerinin oldugu yere manastirini yapiyor. O da gitsin 100 metre ileri yapsin kardesim. Yok, ille de adamlarin tapinagini yikacak ve oraya konduracak manastirini.
Imgeleri anlarim da bu mantigi nereye koyacagiz?
Sevgili sargon ;
Onu da sevgisizliğe ver. Çünkü aklıma başka bir şey gelmiyor.
İnanki ben de anlayamıyorum neden bu sevgi yoksunluğu ?
"Konstantinopolis öykülerinde" "Lausos sarayı öyküsünde "Antik çağın eserleri" konusunda Kostas ile Niko'nun konuşmaları ve antikçağ kültürüne bakışları ne güzeldi.
"İlahi bilgeliğin çöküşü" öyküsünde ise Miletos'lu İsidoros'un sözleri harika idi.
tabi ya bakın mesela Papa XII. Pius un şu sözünü paylaşmak isterrim sizinle ;
“Sınıfların çokluğu Yaratıcının tasarımına tümüyle uymaktadır.” -
Yani Kilise, sınıflı toplumun değişmez, ebedi olduğunu ve ilahi bir kaynağı olduğunu düşünmektedir.
“Zengin adam şatosunda, fakir adam onun kapısında: O (Tanrı) yukarıdakilerle aşağıdakileri yarattı ve onları zümrelerine göre dizdi”.
-Papa XII. Pius 21 Eylül 1958
kurandada diyorya "biri birinize üstün kıldık "diye.. :) nasıl sözleridir bunlar böyle ..
Benedikt in bu şekilde davranmasıda doğal dimi :)
ozgur_beyin
07-01-2013, 23:26
güncelleme
Jesus-Christ
08-01-2013, 03:23
İnsan sosyal bir varlıktır.
İbadetini de yapmalı - inanıyorsa-
Toplumsallaşmalıdır da.
Tanrı, bireyin kendisini toplumdan soyutlamasını istemiyor.
Aksine
İsaya bakarsanız, O'nun dengeli bir yaşama sahip olduğunu görürsünüz.
İsa, aynı zamanda, düğün Şenliği'ne de gitmiştir.
İnsanlarla birlikte olmuş,
Şarap da içmiştİr.
Ruhsal hizmet iyidir, ama toplumdan soyutlanmadan.
İnsanlardan kaçmadan.:fencing:
Bence Manastırlar ele alınırken gözden kaçırılan bir nokta var.
Manastırlar, sadece insanların kendisini toplumdan soyutlayarak, hayatlarını ibadetle geçirdikleri mekanlar değildi.
Aynı zamanda Orta Çağ'ın Entellektuel merkezleriydi.
O dönemin Dunya'sında sanat ve inanç iç içe geçmişti ve ressamlar,heykeltraşlar Manastırlar tarafından korunuyor ve teşvik ediliyordu.
Örneğin; Bizans İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra Khalkidiki yarımadasında bulunan Athos Dağı Manastırları, Bizans Kultur ve Sanatının korunmasında önemli bir rol oynamıştır.