Orijinalini görmek için tıklayınız : 2007 Genel Seçim Sonuçları Yorumları
AK Parti aldı başını gitti. Artık din devletine yavaş yavaş alışmalıyız. Kına yak Sayın Kenan EVREN bu günleri Türkiye senin sayende yaşıyor. Kına yak...
Aliminyum
23-07-2007, 00:08
Din devletine değil de statükonun sarsılmasına ve belki de zamanla yıkılmasına alışsan iyi olur.
InVitatio
23-07-2007, 00:12
Deniz Baykal eline yüzüne bulastirdi
arasin artik Sezeri bir birlerine bakarak efkarlansinlar....
"Dinci'ler" oylarini Saadet Partisi ve Bagimsiz Türkiye Partisine verdi bu secimde,
yüzde 45i gecmis bir partinin homojen bir secmen tabani yoktur sayin walla....
Kina yakilacak zamanin mi bilmem ama artik akli basinda herkez söyle bir güzel özünü dara cekmeli diye düsünüyorum
Seçim sonuçları milletin AKP'den memnuniyetini açık ve net olarak ortaya koymuştur. Millet AKP'yi merkeze yerleştirmiş, geçmişin merkez partilerini ise reddetmiştir. AKP kurmayları bunu geçen dönem çok iyi tahlil etmişti ve bu seçimde merkeze soyundular. Türkiye'de geçmiş yıllarda merkez partilerin oyları %35-40 iken, AKP geçen dönemin istikrarlı ekonomisiyle ve özellikle sağlık alanındaki uygulamalarıyla bu oranı yükseltmiştir. Hem de her iktidar partisine nasip olmayacak şekilde. Çünkü iktidar yıpranan, muhalefet ise bu yıpranmadan yararlanan konumundadır. Bu tersine gelişmiştir.
Din devleti meselesine gelince, bu tür bir gelişme mümkün değil ve AKP'nin de bunu amaçladığını düşünmüyorum. Kurmaylarının din devleti emeli olsa ve takiyye ile bunu belli etmemiş olsalar dahi bu tür bir emelin gerçekleşmesi uzun bir süreçi gerektirir. Ilımlı İslam'a bir yönelme olabilirse de bunun yine laiklik çerçevesinde ve küçük rütuşlarla olacağı düşünülebilir.
Bu sonucu Kenan Evren'e değil, 12 eylül sonrası sosyal demokrat partilerin izlediği yanlış politikalara ve bu dönem CHP'nin, özellikle Baykal'ın hatalarına bağlamak daha doğru olacaktır. 85 sene öncesine sığınarak, cumhuriyetten, laiklikten, Atatürk'ten, ordudan medet umarak ve iktidarın hatalarından faydalanarak oy sağlamaya çalışmanın neticesidir bu hezimet.
Din devletine doğru gidiş yok. Ancak İslami yönde kısmi ve küçük değişiklikler mümkün olabilir. Aynı oy oranını Saadet Partisi alsa idi korkmak gerekirdi. AKP'nin kökeni her ne kadar Milli Görüş olsa da SP'den farklılıklarını tesbit etmek gerekli. AKP'yi batıdaki Hıristiyan Demokrat partilere benzetebiliriz sanırım. Yapabilecekleri en büyük İslami politik başarılar İmam Hatiplerin durumunu düzeltmek ve türbana en azından bazı kamusal alanlarda serbestiyet sağlamaktan öte olmayacaktır diye tahmin ediyorum. Ama bu tahlil gevşememiz ve mücadele etmememiz gerektiği anlamında sonuç çıkaracağımız bir tahlil değil. AKP nin oyu %80 de olsa %8 de olsa bizim mücadelemiz sürecektir. Sadece kıyamet tellallığı yapmamak gerektiğine parmak basmaya çalıştım.
zelzeleci
23-07-2007, 02:30
Çok ilginçtir ki; açlık sınırı altında yaşayan kesim ezici çoğunlukla AKP'ye oy verdi, yine çok ilginçtir ki; üst düzey iş adamları yine AKP'yi destekledi. Yine o kadar ilginçtir ki; liberalizmi AKP'den çok daha iyi bir şekilde savunan ve *başarabilecek LDP yalnızca % 0.1 oy aldı.
* * * İnsan ne istediğini bilse çok şey değişir. İstekleri bir türlü bitmeyen insanoğlu henüz ne istediğini bile bilmiyor malesef.
ziggurat
23-07-2007, 02:37
AKP esas itibariyla bir dinci parti.Ama Sosyal Demokratlarin yapmasi gerekenleri yapiyor,dincilerin yapmasi gerekenleri yapmiyor.CHP güya sol parti,Yasar Okuyan dan,Lütfü Kayalar dan ve Ilhan Kesici den
medet umuyor.Kac tane eski Sosyal Demokrat arkadasla görüstüysem hepsi de özellikle Deniz Baykal a oy vermeyeceklerini söylüyorlardi.Bir kisimi ise deniz Baykal i sevmem ama yine de CHP ye oy verecegim diyordu.AKP nin bu kadar fazla oy almasinda bir baska neden ise seceneginin olmamasi idi.DENIZ BAYKAL BIR ÖNCE ISTIFA ETMELI VE CHP GERCEK DEVRIMCI SOL KIMLIGINE BÜRÜNMELI.CHP NIN MILLIYETCI SÖYLEMLERE IHTIYACI YOK,BU TÜR SÖYLEMLERI BAHCELI YETERINCE YAPIYOR.
zelzeleci
23-07-2007, 02:51
AKP % 47 alınca merkez partisi olduğunu mu ispatladı?
Mantıksız...
Hiçbir subap kalmayıncaya kadar devam... YOLA DEVAM...
Şayet Akp dinci partiyse Sp yi nasıl degerlendirecegiz. Bu seçimde Erbakan tayfası tarih oldu. Chp ise Cumhuriyet mitinglerine toplanan kalabalık ile orantılı bir oy alamadı . O mitinge katılıp da Akp ye oy veren bir kitle de var demek ki. Ya da belki diger partilere dagıldı bu kitle.
* *Öncelikle bu ülkede din temelinde, karşı ya da degil siyaset yapıamayacagı görülüyor. Bu ülke Müslüman bir ülke ve İslami degerlerine sahip çıkıyor. Akp nin de son zamanlardaki ve tahmin ediyorum bundan sonraki siyaseti bu temelde olacak, din dışı olacak. Milli görüş zihniyeti ile arasını açmaya çalışacak. Tarikatlarla arasını açmaya çalışacak.
* * % 47 bir oy oranının şeriat istedigini düşünemeyiz. Ama geniş bir kesimin de kutsalına önem verdigini düşünebiliriz. Din bu insanlar için bir sorun teşkil ediyor. Ama alternatif bulamamak da sorun teşkil ediyor. Bunlar bölücüdür, bunlar laik degildir gibi ekonomik gerçeklerden uzak bir seçim propogandasının sonu hüsran oldu.
* * *Kaldıki bu ülke artık şeriat sisteminin ekonomik alt yapısını barındırmıyor, bu tarzda geri dönüş de artık mümkün degil. Chp Yaşar Okuyanı alırken, Akp Ertugrul Günaya *Zafer Üskül e yer veriyor. Önümüzdeki dönemde AKP nin daha da merkeze kayacagını düşünüyorum. Menderes in de , Demirel in de, Özal ın da dindarlık konusunda RTE den farklı olduklarını zannetmiyorum. *
* * *Darbeci ve ulusal söylemler bir partinin sonunu getirdi. Bakalım bundan sonra neler yapacaklar. Dikkat edin iş dünyasının tüm büyükleri bu iktidarı alkışlıyorlar. Onlar bir şeriat devletinin olamayacagını hepimizden iyi biliyorlar.
* * *saygılarımla
<strong>SİLİNEN</strong>
23-07-2007, 04:57
walla, çok doğru bir tespit yapmış. Hem din devletine gidiş var hem de bunun sorumluluğunun 12 Eylül olması gerçeği var.
İnsanların AKP'nin merkez partisi falan olduğunu söylemesi biraz komik geliyor bana.
AKP bir Amerikan islamcısı partidir. Ilımlı islam projesinin ürünüdür. Nedense Erbakancılık gibi vahabbi islamı görmeye alışmışmış olanlar ve islamcılık denilince akıllarına Madımak katliamını yapanları getirenler bu yeni tip islamcılığı bir türlü anlayamıyorlar.
"Müslüman ülkelerdeki laik rejimler radikal islamı doğrur" tezinden yola çıkan ABD, öncelikle sistem içine çekerek ehlileştirdiği bir islami yönetimi destekler ve böyle bir yönetim sayesinde islamcıların sistemin nimetlerinden faydalanmalarını sağlayarak onların radikalliklerini törpüler ve kendisine birebir bağlı, entegre bir bütünlük içinde hareket eden ve ABD'nin Ortadoğudaki hedeflerine ulaşması için ona yardımcı olacak bir işbirlikçi yönetimi haline getirir. Burada radikal islamın çıkış noktası olan vahabilikten mümkün olduğunca uzak diyarlara doğru yani islamın merkezi sayılan S.arabistan'dan çevre bölgelere doğru merkezin kaydrırılması amacı vardır çünkü İslam'ı vahabilikten kopartmak önemli bir amaçtır ve bunun sebebi de vahabiliğin radikal islamı besleyen bir gelenek islami anlayış oluşudur.
Türkiye'de ılımlı islamın ilk uygulama aracı öncelikle Fettullah Gülen cemaati olmuştur. F.G'nin dinler arası diyalog çabalarından tutun da (Papa ile görüşmeleri vb) Abant toplantılarına kadar aklınıza ne geliyorsa hepsi önceden planlanmış CIA kaynaklı girişimlerdir. Bu cemaati adeta "ılımlı islam"ın okuludur. *Ayrıca CIA bu cemaati kullanarak devlet içinde hemen hemen girmediği bir alan bırakmamıştır. Devlete yönelik bu cemaat kaynaklı sızmaların hepsi birer casusuluk faliyetleri olduğu gibi ayrıca uzun vadede bu devleti tek mermi atmadan içeriden ele geçirme stratejisinin de bir aracıdır.
Bugüne kadar oldukça mesafe kaydetmişlerdir.
Tabii AKP iktidarı ile birlikte artık devletteki kadro atamaları çok daha kolay bir şekilde halledilir hale gelmiştir. Örneğin AKP iktidarı MEB'de tek gecede 20 bin müdür yardımcısı atayabilemektedir sınavsız olarak.
Ayrıca bu hükümet kanalı ile toplumun "dinselleştirilmesi" kamu bütçesinden Diyanet'e katlanarak ayrılan kaynaklar düşünüldüğünde de artarak devam etmektedir. Yani ortada kartopu gibi büyüyen bir islamlaşma süreci vardır. Alttan F.G organizasyonun çabaları üstten de AKP hükümetinin *kadrolaşmalar yoluyla devlet adeta tostun içinde eriyen kaşara dönüşmüştür.
Durum o kadar içler acısıdır ki, bir AKP'li bakan, bakanlığını kendisinin değil F.G'cilerin idare ettiğinden yakınır hale gelmiştir. Yani devletin ele geçirilmesi süreci kendi kendisini bile tanımayan, kendi kendisi ile bile rekabet eden bir çılgınlıkla yürümektedir.
Tabii unutmayalım ki, bütün bu kadrolaşma çabaları Pensilvanya, Utah gibi yerlerden gelen talimatlara göre şekilenmektedir.
Kısacası durum oldukça ciddi hale gelmiştir. Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük komplo ile karşı karşıyayız. Bu sürecin sonu Türkiye'yi Amerika'ya tam bağımlı ve entegre hale getirecek olan bir ılımlı islam devletine bağlanacaktır.
Bu bağlamda Cumhuriyeti korumak ile görevli olan kişi ve kurumlar refleks tepkiler geliştirmektedir. Bazı insanlarımız bu refleks tepkilere anlam verememektedir ama unutmayın ki, başınıza bir şeyin düştüğünü görürseniz hemen elinizi başınıza götürerek kendinizi korumaya alırsınız içgüdüsel olarak ve eğer bu içgüdüsel tepkilere kulak vermezseniz tehlikeden korunmak için çok geç kalmış olursunuz. Ortada büyütülecek bir şey yok diyenler alttan alta yürütülen devleti ele geçirme çabalarının geldiği noktadan bihaber olmalılar aynı başına saksı düşecek olan adamın bundan hebersiz olması gibi.
C.Başkanlığı'nın AKP tarafından ele geçirilmek istenmesi de tamamıyla bu sürecin tamamlanması ile ilgili bir aşamadır. Gözleri C.Başkanı'nın yaptığı atamalardadır. Eğer C.Başkanılığını ele geçirip *atamalarını da yapabilirlerse *(Anayasa mahkemesi, Yargıtay vb.) o zaman devlet içindeki kadrolaşmayı tamamlamış olacakalar.
Demokrasi çok leziz bir yiyecektir. Bunu unutumayın...
Sevgili Orhan Veli'nin şu dizeleri :
"Çekmemişti hiçbir şeyden,nasırından çektiği kadar" ı
"Çekmemişti İnsanlık hiçbir şeyden şu dinlerden çektiği kadar"
Olarak değiştiren insanlık,bunun neticesinde 20.yy başlarında "Maddeci gerçekliğin" bir yorumunu --şu an Akp nin yerini sağlamlaştırdığı gibi--,dünyaya hakim bir inanç olarak sağlamlaştırmış ve yerleştirmişti.
Binlerce yıllardan bu yana insanlığı pençesine alan "Bir hayal ürünü-Afyon" olan bu din denilen şeye karşın insanlığın,eğitim yolu ile rafine edilerek,yasalarla desteklenerek,daha iyi bir eğitim,daha iyi bir sağlık hizmeti ve daha iyi bir gıda sağlanması durumu,insanlığın mutluluğunun resmi olacaktı.
Bu minvalde dünyanın bir çok yerinde "Tanrı öldü" sloganları "Sorgulamanın temel olduğu bir çok alanda sorgulanmadan" kabul gördü.
Yakın bir zamana kadar "Cahiliyetin bir imgesi" olan Din'in;20.yy ın sonu yaklaşırken,hem de tüm dünyayı içine alan bir yoğunlukta "Yeniden dirilmesi",asla mümkünler arasında görülmüyordu.
Bir çok ülkede ki biri de Amerika.Dini geçmiş ve bilgi politik alanda adaylarda aranılan nitelikler arasına girmeye başladı.
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=549915&keyfield=
İnsanlıkla ilgili alınması gereken öyle kararlar var ki bunlar yalnızca idari kararlar olarak görülemezler.Bu kararlar aynı zamanda ahlaki kararlardır da.Adaletin ise ahlaki (İçsel)olduğu su götürmez bir gerçektir.Adalet duyguları şekillenebilir ama hangi şekil insana adalet duygusu verebilir ki ?
ADALET arayışları sürdü,sürüyor ve sürecek ve biz insanlar adaleti, tıpkı
"Onu her yerde arıyorum,belki bir yerlerde bulacağım"
diye Leyla'yı arama çalışmalarını tozu toprağı eleyerek yapan Mecnun gibi,hep arayacağız.
Dolayısı ile sevgili dilaverin şu tespitine sonuna kadar katılıyorum :
" * *% 47 bir oy oranının şeriat istedigini düşünemeyiz. Ama geniş bir kesimin de kutsalına önem verdigini düşünebiliriz. Din bu insanlar için bir sorun teşkil ediyor. Ama alternatif bulamamak da sorun teşkil ediyor. Bunlar bölücüdür, bunlar laik degildir gibi ekonomik gerçeklerden uzak bir seçim propogandasının sonu hüsran oldu."
Bu sürecin sonu Türkiye'yi Amerika'ya tam bağımlı ve entegre hale getirecek olan bir ılımlı islam devletine bağlanacaktır.
* * * iyi güzel hoş da Türkiye ne zaman Amerika'ya tam bagımlı ılımlı bir İslam devleti olmaktan çıktı ki. Menderes ten beri bu süreç bu şekilde işliyor ve asla kesintiye ugramıyor. Kıbrıs dolayısıyla bir tek Ecevit çıkış yaptı bunun sonucu da çok agır oldu.
* * * Neden Abd kendisine zaten göbekten baglı bir ülkede bu tür tehlikeli oyunlara girişsin ki.
* * * Akp nin sınıfsal yapısını analiz etmek gerekir diye düşünüyorum. Akp milli burjuva temelde kuruldu. Anadolu sermayesinin ya da yeşil sermayenin bir partisi olarak siyasete başladı. Ancak artık yeşik sermaye dedigimiz kesim yeterli birikime ulaşarak emperyalizmle işbirligi sürecine girmiştir. Kapitalist ilişkiler ve bu temelde iş yapma zorunlulugu onları dahi bazı söylemlerini kısmaya itiyor.
* * * *Şeriat ancak feodal ilişkilerin üzerinde yükselebilir. Akp temeli sermaye ise zorunlu olarak kapitalistleşiyor bu durum da kendi kendisi ile çelişiyor. Zorunlu olarak AB tarafınfda ve kapitalist ilişkilerde çözümü görüyor. Din söylemlerinin azalmasının nedenini burada aramak gerekiyor. Ayrıca Akp hızlı bir biçimde egemen sermaye ile de bütünleşti ve onun tarafından yaygın kabul gördü. Bugün Tüsiad Akp den son derece memnundur. Akp artık büyük sermaye ve Abd ile bütünlük içerisindedir. Bu yüzden her kesimden insanı bünyesine alıyor.
* * * * *Gene Akp tezkereyi son derece niyetli olmasına ragmen içinde hala barınan bu milli unsurlar yüzünden geçirememiştir. Sınıflardan bagımsız siyaset olmaz. Bu ilişkileri de kaçırırsak gerçegi tespit edemeyiz. Akp nin ordunun yönetici kesimleri ile de artık ciddi bir çelişkisi kaldıgını zannetmiyorum. Gerçi zaman kısa bir süre sonra her şeyi önümüze koyacak.
* * * * * saygılarımla
Burada sitemizin eskisi, bazısı yöneticisi arkadaşlarımızın Akepe'nin merkeze geldiği ve sonucun din devleti olmayacağı şeklindeki görüşlerine hem üzüldüm hem de gülesim geldi. Akepe'nin seçim sonucunda merkez partisi olarak ortaya çıktığı doğrudur. Ama merkez partisi olarak kalacak mıdır? Akepe oyunu 11 milyondan 16 milyona çıkardı. Akepe'ye oy verenlerin hepsinin elbette şeriatçı olduğunu kimse düşünemez. Ama Akepe dinci uygulamalar yapmayacak, yapsa bile çok ufak, tedrici şeyler olacak demek, bence saflık veya geçmişi görmemektir. Ha, gönül ister ki gerçekten söylendiği gibi olsun. Yani, zamanında vitrin olarak nitelenen yeni Akepe üyeleri etkin olsunlar, vitrinde kalmasınlar, şeriatçı uygulamalar olmasın. O zaman zaten Türkiye kazanabilir.
Ama Akepe'nin dinci uygulama yapmamasına olanak görmüyorum. Akepe'nin yönetici bazı tarikatçıdır. Bunların dayatmalarına Akepe karşı koymayacaktır. Bunların hiyerarşisi başka türlü bir edime izin vermez. Şimdi RTE'nin "değiştim" dediğine kim inanmıştı? Demokrasiyi tramvaya benzetip istediği durakta ineceklerini söylemiş olanlara, laikliklere hakaret edenlere şimdi mi inanacağız. Bunların atadığı bir tane karısının başı açık bir bürokrat var mı? Akıllı Tasarımın en yaygın ve şiddetinin en fazla olduğu ABD'de bile insanlar, kurumlar AT'ye karşı geldiler. Ama, herhalde müslüman dinci bazı ülkeler dışında AT'nin bilim olarak okul müfredatına girdiği tek ülke TÜrkiye'dir. Milli eğitim kaynaklı gece kuran kurslarının varlığını unuttunuz mu? Artık İmam Hatip Liseli'lerin bütün üniversitelere kabul edileceğini kimse reddetmez herhalde. Bu şekilde çöken eğitimin sonucunda yeni nesillerin hangi bilinç düzeyi ile Türkiye'yi idare edeceğini zannediyorsunuz? Tabii canım, hiç paniğe gerek yok, şeriat gelmez değil mi?
Sermaye'nin bunları istediği doğrudur. Bu sermaye dolayısıyla dinci devlet olmayacağı görüşü ise yanlıştır. Sermayenin artık Türkiye'de de iyice yeşillendiğini, Akepe'nin kendi taraftarlarını zengin ettiğini görmeniz gerekirdi. Dinci sermaye dışında kalan kısım ise kompradorlaşmış (antik komünist arkadaşın kulakları çınlasın) vaziyettedir. Bunlar zaten "para nasıl gelirse gelsin" felsefesi dışında olamadılar. Yabancı katkısı sıcak para sayesinde borsanın yüksek seviyede seyretmesi faiz ve dövizin düşük olması ekonomik ortamın iyiymiş gibi görünmesine yol açtı. Halkın anlık çıkarlarını görüp her çeşit toplum varlığının satılmasına rağmen 5 senede borcun 220 milyar dolardan 410 milyar dolara çıkmasını görmemesi ilginçtir. Akepe öncesi yozlaşmış partileri görüp Akepe'nin yozlaşmasının görülmemesinde neyin katkısı olabilir? *
Postmodern küreselleştirilmiş Türkiye bence artık daha kötü şeylere gebe. Halkın sadece ekonomi düşünmesi, o karaktere gelmesinin sonuçlarını da halk çekecektir. *Akepe'nin merkez parti konumuna gelmesi, onun yapısını, kişiliğini değiştirmiyor. AB + D'nin dayatmalarına direnebilecek bir karakterleri yok. Uluslararası ortamda Ermeni, Kürt ve Rum isteklerine boyun eğdirilmeleri çok kolaydır. Bunu sonucunun Sevr'e dayanacağını söylemek kehanet olmaz.
Bütün bu olumsuzlukların bileşkesinin ne olacağını düşünmeyelim. Akepe merkeze geldi. Şeriattan vazgeçti. Paniğe gerek yok canım!
Seçim öncesi yazılıp çizilenleri artık bir kenara atıp meseleye daha objektif yaklaşmamız gerekir. Elbette seçim öncesi her insan, her parti etkileme amacıyla abartılı görüşler ortaya koyacaktır. Bugün sıfıra yakın oy alan birkaç parti iktidar olmaktan bahsediyordu. Perinçek, Yaşar Nuri, Cem Uzan gibi.
ABD'nin AKP'den vazgeçtiği, CHP-MHP ikilisini öne sürdüğü iddia ediliyordu. AKP'ye yönelik iddialar da propaganda gereği komplo teorisi niteliğinde idi. Şeriati getireceği, Kıbrıs'ı elden çıkaracağı, ABD ile Barzani ile anlaşıp Kürtçülerle işbirliği yapacağı gibi..
Bu komplo teorilerinden biri de AKP-Genelkurmay işbirliğidir. Sözde 27 Nisan e-bildiri öncesi anketler AKP'yi %25-28'lerde gösteriyordu. Bu oranı yükseltmek amacıyla e-bildiri taktiği kullanıldı. Bildiriyi AKP sert bir dille yanıtlamasına karşı genelkurmay suskun kaldı ve Dolmabahçe toplantısıyla genelkurmay susturuldu. Bu yolla oy oranı %45'lere yükseldi.
Doğrusu ise Dolmabahçe toplantısıyla genelkurmay, halkın AKP'ye karşı kaygısını ortaya koymuş, güven sağlayacak girişimler, değişiklikler istemiştir. Erdoğan *bu talebi 150'ye yakın dinci yanı ağır basan, milli görüşe yakın milletvekilini dışlayıp yerlerine sol, liberal, muhafazakar olarak tanınan kişileri transfer etmiştir. Bu değişim ve anlaşma halka olumlu yansımıştır. RTE'nin cumhurbaşkanı olmaktan vazgeçip Gül'ü aday olarak sunmasına da yapılan itiraz halkta tepki oluşturmuş, cumhurbaşkanını halkın seçmesine de karşı çıkılması halkın tepkisini zirveye taşımıştır. RTE'nin "Uzlaşacağız" mesajına dahi itiraz eden Baykal, tepkili olan halkı daha da karşısına almıştır.
2002 seçimlerinde AKP tepki oylarını alarak iktidar olmuştu. Bu seçimde ise halk AKP'yi merkeze taşımış ve güven ortaya koymuştur. AKP yöneticileri de merkez parti olma isteğindedir. Son kadro değişimleri de bunu göstermektedir. Ancak bu merkezin dinsel hassasiyeti elbette uygulamalara yansıyacaktır. Bu yansıma rejimi değiştirme amaçlı değil, dindar görüntü oluşturma amaçlı olacaktır. Şeriatçi olmayan dindar kesimin istediği de bu yöndedir. Türkiye'de %10 civarında olan şeriatçi kesime karşı %40-50 civarında dindar kesim mevcuttur. Dindarların yıllardır istediği tablo gerçekleşmiştir. Ancak şeriate yönelik bir girişim sezdiğinde bu kesim iktidarı sırtından atacaktır. Bu çözülmenin öncüsü de AKP içindeki milli görüşten gelmeyen milletvekilleri olur. 40-50 milletvekilinin çekilme girişimi AKP'ye geri adım attırır.
Sevgili pante ;
Her zaman gıpta ettiğim sağduyun ve objektifliğin kendini yinelemiş.
Siyasetten çok haz etmememe rağmen içinde yaşadığım ülkemin gerçeklerini doğru anlayabilmek ve gereği için teori üretecek beyinlere ihtiyaç var.
Dün akşam tv lerde bol bol konuşan güya teorisyen olan bir çok kişinin yerinde senin gibi birinin olmasını isterdim.
Kendi adıma teşekkürlerimi sunarım.
Gelelim yeni dönemin olumsuz yanlarına:
1.si cumhurbaşkanlığı seçimidir ki artık AKP içinden bir cumhurbaşkanı çıkacağı kesindir. Bu konuda uzlaşmaz tutum yeni bir seçimi çift sandıklı olarak gündeme getirir ki bu defa AKP %50'yi de aşar ve Gül'ü halk kendi eliyle getirir. Bu gelişme diğer partileri özellikle CHP'yi daha da yıpratacak ve Baykal'ın siyasi hayatını bitirecektir.
Cumhurbaşkanının AKP'den olmasıyla AKP'nin önü açılacak, tüm kanun ve kararnameleri istediği gibi geçirecek, istediği atamaları yapacak, kadrolaşmasını tamamlayacaktır. YÖK'ün, yüksek yargı organlarının, askeri şura'nın atamalarında kendi görüşlerine yakın olanlar seçilecektir. Böylece devlet kurumları tamamen hakimiyetine girecek, oligarşinin dizginleri AKP'nin elinde olacaktır.
Eğer erken seçim gerektirecek büyük başarısızlıklar olmazsa, kuraklık sorununu atlatabilirlerse bu güvenle laikliğin tanımı değiştirilerek içi boşaltılabilir. AB ve ABD'ye tavize devam edilir. Devlet kurumlarının babalar gibi satışı tamamlanır. Hazine arazileri elden çıkarılır. Dış borçlar altından kalkılamaz hale gelir. Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulmasına razı olunur.
El-kol kesen, tüm kadınları tesettüre sokan bir şeriat gelmez ama örneğin önümüzdeki yıl bikiniciler-tangocular avucunu yalar. Adamlar mayo reklamına izin verilmediğinden yakınıyor, izin çıkınca da mayo reklamı diye sevişme resmi yayınlıyor. Asıl şeriati isteyenler, kaşınanlar bunlar ve bazı tv'lerdeki sanatçı geçinen teşhirciler. Etki-tepki meselesi.
Teşekkürler sevgili Psiko.
Bazı arkadaşlar seçim sonucundan kahroluyorlar ve halka tepki gösteriyorlar. Bunu doğru bulmuyorum. Ne ekersen onu biçersin. Halk ne yapsın.
Ben bardağın dolu taraflarının da görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir konuda yanlış yapılabilir. İkinci kez de aynı yanlış yapılabilir. Ama 3. kez, beşinci kez yanlışa devam edene ahmak denir.
Bu seçimden AKP dışındaki partilerin ders çıkarması ve artık kendilerini yenilemeleri, yanlışlara son vermeleri gerekir.
Bu seçim sonuçlarının olumlu bir tarafı ise Güneydoğu oylarıdır. Bölgede halkın büyük çoğunluğunun ırkçı, ayrımcı zihniyetlere meyletmediğini ve Türkiye geneliyle örtüşen oranda oy kullandığını gördük. Bu iyi bir gelişme. Demek ki öyle hezeyanlara kapılmaya, techir gibi olmadık teoriler üretmeye gerek yok. Güneydoğu halkı, bu seçimde olumlu bir mesaj vermiştir. Bundan başta DTP ve AKP olmak üzere tüm siyasilerin iyi bir ders çıkarması gerekir.
zelzeleci
23-07-2007, 13:18
Abdullah Gül yeni Cumhurbaşkanıdır. Baykal "Gördünüz mü, nasıl seçtirmedim?" demesini biliyordu. Şimdi *"Gördünüz mü AKP'yi nasıl % 47'ye taşıdım." der artık. Baykal üzerinde ciddi şüphelerim var. AKP'ye aslında en çok desteği Baykal verdi. Bunun kasıtlı yapıldığını, daha doğrusu yaptırıldığını düşünüyorum.
afedersiniz ama şu anda tüm türkiye chp'ye bi taraflarıyla gülüyor. genel merkeze protestoya gelen insanlar için "bunları akp gönderdi!" diyen bir yönetim anlayışı derhal chp'den ayrılmalıdır. 6 ok'un sadece ikisini kullanan bu anlayış (ki onlarıda yüzüne gözüne bulaştırdı) mehmet ağar kadar onurlu olup topluca istifa etmelidir.
genelkurmay siyasete karışırsada böyle olur. halk tepkisini sadece laiklik üzerinden siyaset yapanlara sandıkta gösterdi. tabi ki menzil ve ismail ağa tarikatları'nın blok olarak akp'ye oy vermesininde etkisi var bu yükselişte.
kürt sorunu yoktur diyerek g.doğu halkının kalbini kıran chp, güneydoğudan büyük bir tokat yedi. karadeniz bölgesi'nde ki akp yükselişi akla ve mantığa pek sığmıyor, bunun hakkında yorum yapmak çok zor.
ey baykal ve saz arkadaşları, derhal istifa edin. öss kalkacak, mazot 1 ytl olacak vs. popülist söylemlerle bi yere getiremediniz bu partiyi. milliyetçilikten medet umdunuz, en büyük kaleniz izmir'i kaybettiniz. laiklik diye haykırıp, reklamlarınızda başörtülü kadınları kullandınız halkın kafasını karıştırıp HALKI KAYBETTİNİZ, bir zamanlar destekçiniz olan kürt realitesini bir daha kazanamamak üzere kaybettiniz. sürekli kaybedip hala istifa etmiyorsanız; haysiyet ve şeref yoksunusunuz!!
InVitatio
23-07-2007, 15:21
CHP ve CHP nin solundaki tüm siyasi partiler
"selamunaleykum" diye selam vermedikce bunlarin türkiye gibi bir toplumda
hükümet kurmalari cidden ütopya.....
Aliminyum
23-07-2007, 16:14
Milleti beğenmeyelere bak.
InVitatio
23-07-2007, 16:21
forumdasim aliminyum
bunlar halka ve halkin degerlerine o kadar uzak ki
bunlar ile halk icin "devrim" yapilmaz ;)
Halk bildiğini, inandığını sandığa yansıtmış,
kendine saygı duymayanlara gereken cevabı vermiştir.
Halka rağmen halk için diye bir iddia olur mu?
Siz bilmezsiniz biz sizin adınıza en iyisini düşünürüz,yaparız zihniyeti,
gereken cevabı almıştır.
Sayın Baykal,
10 dan geriye doğru sayarak,
sıfıra gelmeden CHP nin başından ayrılmalı ve
kendi hayalleri içerisinde CHP yi CHP siz olarak yaşamalıdır.
Ölçü içerisindeki dini inanaçlara karışılmasına,
lafa dayalı dayanaksız korku tellalığına hayır diyen halk,
gerçeğe dayalı politikalara destek vermiş,
enflasyon canavarının kontrol altına alındığına inanmış
ve bunları yapma gayreti içerisinde olanları desteklemiştir.
Boş söylemler ve korkuya dayalı güdümleme gayretleri boşa çıkmıştır.
Halk kendi adına vatanı, milleti, ekonomiyi en iyi şekillendireceklerini
iddia eden salon sosyalistlerine kart göstererek
kendine yakın gördüğüne yeşil ışık yakmıştır.
Cumhur Başkanını kendisinin seçmesini istemiş,
kana , hamasete dayalı, karışık laflarla anlatılan siyaset anlayışına geçit vermemiştir.
Bence Türk-Kürt kardeşliği ve dostluğu bu seçimde pekişmiştir.
Parlamenter olan Kürt kardeşlerimizi kutluyor,
onlardan yurdumuza ve kardeşliğe değerli katkılar bekliyorum.
Halk iktidara olan desteği de tam noktasında bırakmış,
kuvvetli bir iktidar seçmiş, fakat Cumhur Başkanı'nın bu seferki parlamento seçiminde,
diyalog istemiştir.
367 yi aşmamasını böyle yorumluyorum.
Hayırlı olsun.
Ders çıkarabilene ne mutlu.
Bahane arıyan zavallıların bahaneleri de zaten çoktan hazırdır.
Sayın Baykal'ın zafer nutkunu merakla bekliyorum.
Sık sık "ığğğğg ..uğğğg. *eeeğğm.." lerle keseceği müthiş seçim yorumu ve zafer
tarifi nasıl olacak acaba, merakla bekliyorum.
Kesinlikle haklıdır görüşlerinde Hazret.
muhalefet partide ki tüm muhalif kadroları "temizlediği" için sıkı bir eleştiriyle karşılaşmıyacak. beş sene sonra yine başta olacak. orta sınıf başka çare yok son kez atalım akp'den kurtulalım diyecek, akp yüzde 60'la iktidara gelecek.
baykal da botox yaptıracak.
AKP'nin başarısı beni her ne kadar rahatsız ettiyse de esas geleneksel İslami politikalara ve şeriata bağlı olan Saadet Partisi'nin başarısızlığı bir o kadar memnun etti. Böylece şunu kendi adıma rahatça söyleyebilirim ki Türkiye'nin insanları artık şeriatten veya katı İslami yapılanmalardan yüz çevirmiştir. Türkiye gerçeğinin geleneksel İslami bir yönetimi ve yapılanmayı kaldrmayacağı İslami kesimler arasında genel kabul görmüştür. SP'nin % 2 lerde kalması bana bunu düşündürüyor. Artık dindar kesimler İslami bir devleti değil sadece laiklerin türban ve İmam hatip baskısından bir nebze olsun kurtulabilmek için AKP'ye yöneliyor. Liberal islamcıların geleneksel islamcılar üzerindeki bu zaferi bizler için teselli olabilir.
AKP'nin başarısının nedenlerini irdelemek gerekiyor. Önce muhtıra ile köşeye sıkıştırılmaya çalışılan ardından da seçim propagandaları sırasında CHP, MHP ve Genç Parti gibi partilerce sıkça ve çok sertçe üzerine yüklenilmesine rağmen oy artışı ile seçimden başarıyla çıktılar. Üzerinde düşünülmesine gereken önemli bir konu. AKP başarısını tek bir etkene bağlamak doğru olmayacaktır. Kimileri seçim öncesi dağıtılan kömür paketleri gibi aile yardımlarına bağlıyor. Ancak bunun böylesini büyük bir seçim zaferinin tek nedeni hatta başat faktörü olamayacağı kesin. Çok faktörlü olduğunu düşündüğüm bu başarının nedenlerini şöyle görüyorum:
1) Önceki hükümet döneminde indirilen enflasyon bu hükümet döneminde de başarıyla düşük seviyelerde tutulabildi. Türkiyenin geçmişteki en büyük sorunlarından birinin yüksek enflasyon olduğunu yaşı uygun olanlar hatırlayacaktır.
2) Önceki hükümetler döneminde kamuoyunu çok rahatsız eden banka hortumlamaları AKP döneminde hiç görülmedi. BDDK adlı kurumu başarıyla çalıştırarak kötüye kullanımı tesbit edilen bankaları kontrole aldılar. AKP, banka hortumlarının önüne geçmeyi başardı.
3) Sağlık alanında ciddi ilerlemeler kaydedildi. Önce binlerce sözleşmeli doktor çakılı kadro olarak yüksek maaşla doğuya gönderilerek doğudaki doktor açığı önemli ölçüde azaltıldı. Ardından SSK hastanaleri devlet hastanesine çevrilerek SSKlıya sağlık hizmeti artırıldı. Bağ-Kur'lulara sevksiz üniversite hastanalerine ve özel hastanalere gidip muayene ve tedavi olabilme olanakları sağlayarak çok büyük adımlar atmayı başardılar.
4) Döviz, faiz, borsa ve genel ekonomik dengeler istikrarlı çizgi izledi. Ciddi krizler ve dalgalanmalar olmadı. Bu durum yatırımcı ve işadamları için benimsenen bir durum idi.
5) Milliyeçilerin ve ulusalcıların K. Irak'a saldırma kışkırtmalarına rağmen K. Irak'a girmeyerek hem ekonomiyi bu istikrarsızlık unsuru olaydan korududular hem de ülkenin uluslararası prestijini korumayı başardılar.
6) Bolu tüneli ve Karadeniz Sahil Otoyolu açıldı.
7) Büyüme hızı %7 lere ulaştı.
Tüm bunları göz ardı ederekten AKP'nin oylarını salt İslamcı olmasından sağladığını söylemek gerçekçi olmaz. AKP döneminde ilk anda aklıma gelen yukarıdaki gelişmeler sağlanmıştır. Yiğiti öldürüleim ama hakkını yemeyelim.
AKP aynı zamanda AB'ye girme yönünde büyük çaba sarfetti. Bu şekilde içerideki Kemalist-Ordu baskısına karşı demokrasi ipine sarılmaya çalışıyordu. Her ne kadar demokrasiye sarılma yönü bu eski milli görüşçülere sonradan geldiyse de önemli ölçüde de ayrılmaz parçaları olmuş gibi görünüyor. Yani kısmen takiyye söz konusu ise de kısmen özümsenme veya buna "değerini anlama" diyelim, söz konusu. Bu nedenle batılılaşma yanlılarından da AKP'ye önemli oy gittiğini düşünüyorum.
AKP, kriz anlarında sakin ve tansiyonu yükseltmeyen politika izleyerek halkın beğenisini kazandı diye düşünüyorum. Kriz ortamının en çok darbecilere yarayacağını çok iyi tahlil ettiler.
CHP destekli askeri muhtıra geri tepti. Gül'ün Cumhurbaşkanlığına ültimatom vermek büyük hata idi. Her ne kadar gönlümüz onu arzu etmese de demokrasi gereği başkanlık Gül'ün hakkı idi. Tahminimce AKP oylarında 3-5 puanlık artış bu tepkiden kaynaklanmıştır.
CHP'nin anti-terör temalı propaganda çizgisi onun işine değil de MHP nin işine yaradı. Demokrasi savunusu açısından CHP, AKP'nin çok gerisinde kaldı. Merkez sol oylar CHP'ye küstü.
AKP'yi liberal İslamcı bir parti olarak görüyorum. Cumhurbaşkanlığını da alsalar kısmi ve bana göre küçük sayılabilecek İslami motifleri devlete ve topluma işleyebilirler. Ancak geniş ve derinliğine bir İslami kurumlaşmayı sağlayabileceklerine ihtimal vermiyorum. AKP, en başta Doğruyol ve ANAP'ın yerini ele geçirmiştir.
DTP'nin bağımsız adaylarla meclise girmesini sevinçle karşıladım. Milyonlarca Kürt seslerini duyurabilmeli. Demokrasi açısından bu şarttır.
Sosyalist adaylar Ufuk Uras ve Akın Birdal'ın mecliste iyi bir performans sergileyeceklerini umuyorum.
Seçim, en büyük darbeyi darbecilere vurdu. Askerin kuyruğuna takılan CHP halk tarafından dışlandı. Durum gösteriyor ki kriz anlarında bile askerden değil demokrasiden ve halkın gücünden destek aramak gerekiyor. Evet bu bir risk. Ancak demokrasilerde bir miktar riske de girmek gerekiyor. Kaldı ki AKP, şeriatçi çizgiden çok uzakta.
Aynen yazdiklarina katiliyorum.
Demokrasi acisindan CHP'ye DP'ye bu bir ders oldu.
CHP Baykaldan vaz gecmedikten sonra bir basariya varamaz. Politikada yeniklere varmak lazim, sanki bir Futbol Takimi gibi bakarsak ne türkiye icin faydali nede kendi aciysindan. Ben nekadar AKP 'ye destek vermesemde yaptigi Politika acisindan son 4 Sene icinde son 15-20 Yil icinde yapilmamis bir Politika sergiledi bi yöndende kutlarim. Umarim Demokrasi acisindan önümüzdeki Yillarda Türkiye yararli bir degisiklikler gelisir.
teotihuacan
23-07-2007, 18:52
şaşırıyorum...
hadi teistleri anladık da!
ateist, agnostik dostlara ne oluyor?
demokrasi...
buyur sana demokrasi...
adamlar oyların %50 sini aldı, geldi oturdu. zaten eğitim sisteminin ne hale geldiği belli. yarın evrim teorisi tümden öğretimden kalkacak, bilim yerine ilim öğretilecek ilim...
gençler nasıl yetişecek? o gençlere sen neyi nasıl anlatacaksın?
bizim açımızdan fevkalade kötü olmuştur seçimler...
hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?
<strong>SİLİNEN</strong>
23-07-2007, 19:29
AKP iktidarı döneminden bir tablo:
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2005/09/20/hurriyetim.asp
Durum açık ve nettir. Böylesine perişan düşmüş insanların 1 çuval prince oyunu satmasını doğal karşılayalım.
AKP *yoksullaştırdıkça oyunu artırıyor.
Sosyete ile fukaranın aynı partiye oy vermesini de doğal karşılayalım. Burası Türkiye.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6927098.asp?yazarid=5&gid=61
Offer ve Köydes'ler kimin umrunda.
http://arsiv.sabah.com.tr/2006/10/10/siy96.html
Dokunulmazlıklara da dokunulmasın.
http://www.milliyet.com.tr/2005/12/30/siyaset/axsiy01.html
Bu durumda da laiklik tabii ki elden gidecek.
http://www.milliyet.com.tr/2001/08/21/siyaset/asiy.html
İnsanlarda güçlü olana meyletme özelliği vardır. Böylesi günlerde AKP'nin büyük başarısı CHP'nin büyük başarısızlıkları dilden dile dolaşacak ve kaybeden daima tukaka ilan edilecektir haliyle.
Kimsenin "kaybeden haklıydı" demesini beklememek lazım. Bu da bir *insan psikolojisidir netice itibarıyla.
İyi de Batı ülkelerinde muhalefet ile Tv de tartışmaktan kaçanlara kimse oy vermezdi.
Dokunulmazlığı kaldırmayan bir partiye hiç oy vermezlerdi.
Biz de acaba halkın yoksulluğunu yenip biraz daha bilinçlenmesini mi bekleyelim?
Ne mümkün? Böyle gelmiş böyle gider. Burası "hamaset" diyarıdır.
Hala AKP'nin bu C.Başkanlığı seçimini halka götürmek istediğini sananlar mı var yoksa?
Yok canım...Bu kadar saf olamazsınız. O seçim öncesi atılan bir yemdi ortaya.
RTE böylelikle halkçılığını ispatladı. Seçim bitti ve C.Başkanı'nı meclis seçecek.
Seçim bitti halkçılık da bitti.
ozgur_beyin
23-07-2007, 19:45
A.K.P miili görüş çizgisindeki eski tüfekleri tasfiye etti. *Tayyip Erdoğan başbakan olunca ,boşu boşuna islam
çıbanını kaşımanın artık halkın teveccühene mazhar olmadığını anladı
* Baykal seçim progandalarında yanlış ata oynadı(bence) A.K.P. li belediyelerde ve hükümetteki yolsuzlukları
anlatıp ,çarpıklıkları anlatacağına odunla kömürle uğraştı. Ve umduğunu değil bulduğunu yedi. Gerçekten halk adamıysa, demokrasiye inanıyorsa, istifa etmelidir. *Ama edecek kadar ''budala'' olduğunu zannetmiyorum.
Yarım padişahlıktan vazgeçmesi, uzak gibi görünüyor.
Benim ikinci tesbitim güney doğu bölgemiz P.K.K. söylemlerine fazla itibar etmedi.
bu ülkede demokrasi ve halk kelimeleri bir arada kullanılınca pek komiğime gidiyor, güya
halk bu seçimde ordu muhtırasına oylarıyla cevap verdi, güya halk demokrasi dedi, *iyide dünyanın hangi ülkesinde ordu hem bu kadar sevilir, hemde nasıl bu kadar karşı çıkılır, askere düğüne gider gibi arabalardan sarkarak giden yine bu halk değilmi.
yanılıyorsunuz, bu halk koyun sürüsü gibidir, menderesten bu yana aynı yerde otluyor. gazete okumaz, kıtap okumaz, dünyadan bi haberdir, uygar dünyaya bakıp, kendisini yönetenlere hesap sormak yerine, kuş pilikleri ile renklenmiş kasketi, kirli sakalı, asla fırça görmemiş sararmış dişleri
lastik ayakkabıları ile kahve önlerinde oturup '' müslüman cumurbaşkanı seçtürmedüler '' deyip
hırsızlık düzenine oy atar.
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ve
otorur kahve önüne, dükkandan çıktığı günden bu yana ütü görmemiş, giyile giyile kısalmış
pantolonun muhasebesini yapmak yerine, köye ikinci cami yaptırma hesapları yapar, *ve
hırsızlık düzenine oy atar
oturur kahve önüne, 20 yuzyılda suyun uygarlık ölçüsü olduğunu düşünmez,ağaç diplerine tüneyip neden kaka yapıyoruzun muhasebesini yapmak yerine, köye kuran kursu yapmanın hesaplarını
yapar ve hırsızlık düzenine oy atar.
oturur kahve önüne, *kendi toprağını neden ekip biçmesine izin verilmediğini düşünmek yerine
3. dünya ülkelerini sömürmek için kurulan dünya bankasının vereceği sadakayı bekler, ve hırsızlık düzenine oy verir
bu halkı nereye çekerseniz o tarafa gelir. 40 yıldır sürekli hırsızlık düzenine oy veriyor siz demokrasiden sivil muhtıradan bahsediyorsununuz.
dünyanın hangi demokratik ülkesinde bursla okurken, oğlu gemi alabilen başbakan yeniden
seçilebilir, almanyada 2002 de iki bakan yakınlarına ucuz uçak bileti temin ettiler diye istifa
etmedilermi.
dünyanın neresinde başka ülkelerin buğday stoğu erisin diye kendi halkına buğday ektirmeyen
hükümetler yeniden seçilir, normalde vatana ihanetten yargılanmaları gerekmezmi.
tüm avrupa, tüm ........koduğumun çok uluslu şirketleri neden akp ye destek veriyor sanıyorsunuz
bu seçimle tam bir sömürü ülkesi olduk
bu seçimle çokuluslu şirketlerin kucağına oturduk
halk ve demokrasimi , hadi canım sizde, bu halkmı, güldürmeyin beni
InVitatio
23-07-2007, 19:51
gandalf
migde agrini anliyorum en iyisi sen bilimsel bilimsel git biraz klonlama yap
kendine göre bir halk üret
sonra o kahve önündekileri topla is kamplarinda calistir
hadi kolay gelsin
zelzeleci
23-07-2007, 20:39
Erbakan'ın MGK'de istifası istendiğinde, Erbakan dik duruş sergileyememiştir. RTE'nin Milli Çizgi'den ayrılma noktası da budur. *RTE artık muhtıralara cevap verebilecek halk desteğini arkasına almıştır. Erbakan şeriatçı da, RTE anti-şeriatçı mı? Ya da Allah RTE'ye ayet yollamaya mı başladı? Kol kesmeyecekler, recm yaptırmayacaklar büyük olasılıkla fakat; sosyal hukuk ne olacak? Bağımsız yargı ne olacak? Bilime dayalı eğitim ne olacak?
* *Gün gelecek. Karma eğitim veren okullara (ilköğretim dahil) altenatifleri!! getirilecek. Sonra bu alternatiflere!! gitmeyenlere dinsiz diyecekler. Sonra karma okullar tamamen kapatılacak. Kapatılmasa bile eğitim kalitesi en düşük okullar haline getirilecek. *İmam Hatipler lokomotif okullar haline gelecek.
* *İçkili yerler yavaş yavaş kapatılacak.
* *Cemaatler denetimden tamamen uzaklaşacak.
* *Türbanlı öğretmenler normalleştirilecek...
* *Ama birçok şey AKP'ye oy veren üst düzey işadamlarını etkilemeyecek. İşte sosyal hukuk devleti...
* * Sizce karamsar mıyım?
Oyumu AK Partiye verdim.
Sn. Cem'in nedenlerinin hepsinden gayri;
1. Meydana inip, asarım, keserim lafları ile ip atmadığı için,
2. Tüm ailesi, hortumladıklarının üzerine yatarken kendisi üç maymunu oynamadığı için,
3. Uzlaşma adı altında kendi diktasını öne sürmediği için,
4. Cenneti cehennemi parselleyip satmadığı için,
5. Elindeki imkanlara rağmen vatandaşa 1 ytl mazot 8 ytl fındık demediği için,
6. Halkın partisiyim demesine rağmen dikta partisine katılmadığı için,
7. Sağda birlik adına, düzmecelerle sırtlarından bıçaklamadığı için,
8. Siyaseti Meclis çatısı altından, Genelkurmay çatısına taşımadıkları için,
9. Kendi bildikleri ezberin haricindekileri rejim düşmanı ilan etmedikleri için,
10. Milletvekili maaşlarını ceplerine koyup, meclise girmemezlik yapmadıkları için,
11. ..
12. ..
13.
Sabaha kadar oturur, bu 10 nedeni bir 10 ile de çarparak listelemek hiç de zor değildir.
Akşam seçimleri takip ederken özellikle iki televizyon kanalını daha bir dikkatli geçiyordum.
Birindeki yorumcunun yorumları müthişti!!!
-Ben böyle bir sonuca saygı maygı duymam. Diyordu. Biraz daha ileri de giderek, -O oyları verenler çok yakında pişmanlıktan ne yapacaklarını bilemez duruma gelecekler...
-Akşam eve gelirken de radyoya kulak kabarıyordum. Yine bir yorumcumuz, -Aziz Nesin'i anıyor ve de ne kadar da haklıymış diye yorumluyordu!!!
Öyle ya kendi partisine bu halk ancak bu kadar oy! vermişti.
Göbeğini kaşıyan adama güvenilemezdi zaten. Bir yazarımızın deyimi ile;
"yanılıyorsunuz, bu halk koyun sürüsü gibidir, menderesten bu yana aynı yerde otluyor. gazete okumaz, kıtap okumaz, dünyadan bi haberdir, uygar dünyaya bakıp, kendisini yönetenlere hesap sormak yerine, kuş pilikleri ile renklenmiş kasketi, kirli sakalı, asla fırça görmemiş sararmış dişleri
lastik ayakkabıları ile kahve önlerinde oturup '' müslüman cumurbaşkanı seçtürmedüler '' deyip
hırsızlık düzenine oy atar. * ve
otorur kahve önüne, dükkandan çıktığı günden bu yana ütü görmemiş, giyile giyile kısalmış
pantolonun muhasebesini yapmak yerine, köye ikinci cami yaptırma hesapları yapar, *ve
hırsızlık düzenine oy atar
oturur kahve önüne, 20 yuzyılda suyun uygarlık ölçüsü olduğunu düşünmez,ağaç diplerine tüneyip neden kaka yapıyoruzun muhasebesini yapmak yerine, köye kuran kursu yapmanın hesaplarını
yapar ve hırsızlık düzenine oy atar.
oturur kahve önüne, *kendi toprağını neden ekip biçmesine izin verilmediğini düşünmek yerine
3. dünya ülkelerini sömürmek için kurulan dünya bankasının vereceği sadakayı bekler, ve hırsızlık düzenine oy verir" di.
Ayıp, demek geliyor içimden, anlamını bilsek diyeceğim de.
1914 de Çanakkale'de o göbeğini kaşıyan adamın dedesi vardı.
1919 da Erzurum kongresinde üye idi diğerinin dedesi.
31 Ekimde Sütçü İmam'dı o kaşınan adamların ataları.
27 Aralıkta Ankaraya giren M. Kemal ATATÜRK'ün yanındakilerde onlardı.
23 Nisanda I. Meclisi kuranda onlardı.
29 Ekim'i yapanlar da.
Biraz daha yakından mı bahsedelim? Olur.
1. 9 Eylül 1923 : Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk tarafından, "Halk Fırkası" adıyla 9 Eylül 1923’de kuruldu. Kurtuluş Savaşını örgütleyen ve yürüten "Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti"nin devamıdır. 20 Kasım 1923'de, "Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti" Halk Fırkası'nın bünyesine katıldı. Partinin adı 10 Kasım 1924'de "Cumhuriyet Halk Fırkası", 1935 yılında da (4. Kurultay) *"Cumhuriyet Halk Partisi" oldu. Halk Fırkası'nın kuruluş dilekçesi 11 Eylül 1923 tarihinde İçişleri Bakanlığı'na verildi.
Bu partiyi kuranlar kimdi?
2. 21 Temmuz 1946: Çok partili dönemin ilk genel seçimi yapıldı. Seçimlere, 5 Haziran'da kabul edilen yeni seçim yasası ile gidildi; tek dereceli seçim ve "açık oy, gizli sayım" esası uygulandı. CHP 396, DP 62 milletvekili çıkardı, 7 milletvekili de bağımsız olarak meclise girdi.
Bu 396 milletvekilini seçenler kimlerdi?
3. 2 Mayıs 1954: Genel seçimler, iktidardaki DP'nin ezici zaferiyle sonuçlandı. Seçim sistemindeki çoğunluk sisteminin azizliğine uğrayan CHP, oyların yüzde 35.4'ünü (3.161.696) almasına karşın ancak 31 milletvekili çıkarabildi. 5 milyon 151 bin 550 oy alan DP, yüzde 57.6 ile 505 milletvekilliğini kazandı.
Bu 3.161.696 kişi Aziz Nesin'i hatırlatıyor mu?
4. 15 Ekim 1961: Nispi temsil sistemine göre yapılan genel seçimlerde, CHP yüzde 36.7'lik oy oranı ile 173 milletvekili, Adalet Partisi (AP) ise yüzde 34.8'lik oran ile 158 milletvekili çıkardı. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, 20 Kasım 1961'de koalisyon hükümetini kurdu.
%36.7 oy ile birinci partiyi seçtiren bu kitle hangi kahvede oturuyor?
5. 12 Mart 1971: 12 Mart Muhtırası verildi. Muhtıranın verilmesinden sonra AP Genel Başkanı Süleyman Demirel başkanlığındaki hükümet istifa etti. Hükümeti kurma görevi, 19 Mart'ta CHP'den istifa eden Nihat Erim'e verildi. Bunun üzerine CHP'de Erim Hükümeti'ne katılıp katılmama tartışması yaşandı. İnönü, hükümete girme, Ecevit ise girmemeyi savundular. Bunun sonucu, 21 Mart'ta Bülent Ecevit Genel Sekreterlik görevinden istifa etti. Merkez Yönetim Kurulu da Ecevit ile beraber hareket etti. Böylece partide yeni bir çatışma çıktı. Parti Meclisi 25 Mart'ta Genel Sekreterliğe Şeref Bakşık'ı getirdi. Bakşık da 18 Kasım'da istifa etti, yerine 27 Kasım'da Kamil Kırıkoğlu getirildi.
Rahmetli Sn. Ecevit'i hasret ve rahmet ile anıyorum.
6. 14 Ekim 1973: CHP, uzun yıllardan sonra ilk kez bir genel seçimden zaferle çıktı. CHP, *bu seçimlerde yüzde 33.3 oy oranı ile 185 milletvekili çıkardı. Adalet Partisi (AP) ise yüzde 29.8 ile 149 milletvekilliğini kazandı.
CHP ye %33.3 oy oranı ile iktidara getirenler, hangi kahvenin önünde bilmem ne düzenine oy kullandılar?
7. 5 Haziran 1977: Milletvekili genel seçiminde, CHP yüzde 41.4 oy oranı ile 213 milletvekili çıkardı. AP'nin oy oranı yüzde 36.9, milletvekili sayısı da 189 oldu. Senato seçimlerinde de CHP 28, AP 21 senatörlük kazandı. Ecevit, 21 Haziran 1977'de azınlık hükümetini kurdu (40. Hükümet). Ancak *3 Temmuz'da TBMM'den güvenoyu alamadı. (Kullanılan oy: 448 Ret: 229 Kabul 217 Çekinser: 2 Katılmayan: 2) *
%41 oranında oy verenler 40 yıldır hırsız düzene oy verenler mi?
8. 6 Eylül 1987: Anayasa'nın siyasi yasaklarla ilgili Geçici 4. Maddesinin kaldırılıp kaldırılmaması konusunda referanduma gidildi. Halkoylamasında yüzde 50.16 Evet, yüzde 49.48 Hayır oyuyla siyasi yasaklar kalktı. Ecevit 13 Eylül'de DSP, Demirel 24 Eylül'de DYP, Türkeş 4 Ekim'de MÇP ve Erbakan 11 Ekim'de RP genel başkanlığına getirildiler.
Evet oyu kullanan bu 50.16 lık kesim kimin kucağına oturuyordu?
9. 26 Mart 1989: Yerel Seçimler: SHP seçimlerden birinci parti çıktı. SHP 6 Büyükşehir, 39 *il, 283 ilçede belediye başkanlıklarını kazandı.
Bu kadar yerel yönetimi CHP ye bırakan halk lastik ayakkabı mı giyiyordu?
10. 18 Nisan 1999: Milletvekili Genel Seçimleri: Cumhuriyet tarihinde ilk kez CHP, Meclis dışı kaldı. CHP, yüzde 8.71 oy oranı ile barajı aşamadı. Seçimlerden yüzde 22.2 oy oranı ve 136 milletvekili ile DSP birinci parti olarak çıktı. [1999 Seçim Sonuçları]
M. Kemal ATATÜRK ün kurmuş olduğu bu partiyi bu duruma göbeğini kaşıyan adam mı getirdi???
Sorularıma ben cevap vereyim.
Hepsi halktır. Benim, biziz, hepimiziz.
Kime verilirse verilsin, veren kişi biziz.
AKP ye oy veren biziz.
CHP ye oy veren biziz.
DP ye oy veren biziz.
ÖDEP e oy veren biziz.
İP oy veren biziz.
TKP oy veren biziz.
Biz halkız.
Siz hala küfür ediyorsanız öncelikle bir aynaya bakmanız gerekecek.
(Not: Kendi tarzımdan uzak bir yazı olduğu için herkesten özür diliyorum. Özellikle sağ duyu sahibi ve gerçekçi CHP li arkadaşlardan. Ama yazımın tamamından çıkan özet CHP nin düşürüldüğü durumun içler acısı hali idi. Bilene)
Hatalarımı, cehaletime bağışlayın
Bazı arkadaşların seçim sonuçlarına duydukları öfke halkı küçümsemeye yönelik duygulara dönüşmüşse de bunun geçici olduğuna inanıyorum. Birkaç gün içinde daha objektif bakacaklarına eminim. Baykal dahi tahmin ediyorum şu anda halka esip gürlüyordur. Perinçek, Uzan, Ağar ve diğerleri de. Alıştık artık bunlara. 10 seçim yaşadım, hep benzer tablolar.
Halkı eleştirmenin haklı tarafları yok mudur? Vardır tabi.
Dünyada başka bir ülke yoktur ki bir parti başka bir partiyi 60 sene öncesi icraatiyle eleştirsin.
RTE neden 2. Dünya savaşı sırasındaki karneyi konu edip halka gösteriyor. Çünkü biliyor ki halk hala 60 yıl öncesinin olumsuz izlerine önem veriyor.
Baykal'ı biz hizipliğinden sevmiyoruz. Peki böyle karizmatik, böyle kapasiteli bir lideri halk neden tutmuyor? Çünkü 50 yıl önceki asılsız-abartılı bir öyküden dolayı Baykal'dan nefret ediyor?
Sözde Menderes'in yakasına yapışmış ve " Özgürlük istiyoruz" diye bağırmış. Menderes de " Bir başbakanın yakasına dahi yapışabiliyorken daha nasıl bir özgürlük istiyorsun? demiş. Bunu bilmeyen-duymayan yoktur. Bunu duyan tabiatıyla Menderes'e hak verip Baykal'ı haksız bulur.
Bu temellerden yola çıkan Baykal, bir de bunların üstüne hizipliğini, bencilliğini katınca halkla bir türlü kucaklaşamaz. Olmuyor işte! Bu halk Ecevit'i kabullenmiştir ama Baykal'ı kaç seçimdir kabullenmiyor. Bugün AKP'ye oy verenlerin belki yarısı daha önce CHP ya da DSP'ye oy vermiş insanlardan oluşur. 30 yıl önce Bu halkın %42'si CHP'ye oy vermiştir. Hem de düzen değişikliğini, hatta Yugoslavya tipi sosyalizmi kabullenerek. " Bu düzen bozuk!" " Bu düzeni değiştireceğiz!" Ne ezilen ne ezen! İnsanca hakça bir düzen!" sloganlarıyla.. O CHP'nin içinde Baykal da vardır ve 2. adamdır partide.
30 yılda halk geriye gitmemiştir bence. Geriye gidenler halktan ilerde olduklarını sananlardır..
sn mhmmd
her ne kadar kışkırtsanızda sizinle üslup tartışmasına girmeyeceğim
yine her zamanki gibi tipik şark kurnazlığı, yine gariban edebiyatı, yine çanakkale kimler öldü
masalı. çanakkale şehit masalları artık bıktırdı, unutmayınki ilk saldıran biziz.
bana aynaya bakmayı tavsiye edeceğinize siz gerçekleri görün, geçmişe değil geleceğe bakın
sömürülüyoruz *yağmalanıyoruz küçümseniyoruz, *kimin sayesinde, göbeğini kaşıyan cahil
sürü nün seçmimi yüzünden, cahil sürü, sömürgeci ülkelerin ve çok uluslu şirketlerin desteklediği
siyasetçileri seçtiği için geleceğimiz karanlığa gömülüyor.
cahil sürü sürekli ürüyor, sürekli çoğalıyor, tuttuğu takıma yeni transfer olan oyuncunun mevkisi
dışında fikri olmayan sürü bireyi bu ülkenin kaderini belirliyor, ve buna demokrasi deniyor.
bir ülke tiyatroları ile, bir ülke anıtları, ile bir ülke sanatçıları ile, bir ülke kültürü ile büyür.
bu kasaba tüccarlarının bizi götüreceği yer bellidir, bunların yöneteceği ülke bu kadar olur
her gün yozlaşan, her gün ahlaksızlaşan bir topluma doğru gidiyoruz, adam olmak değil
gemiyi yürütmek marifet oldu.
evet evet ! aynaya iyi bakın,maliye bakanı naylon fatura düzenleyen bir partiye oy attınınız, iyi bakın
not: chp li değilim oyda kullanmadım, oy atmış olsam ödp derdim, ama belirleyici cahil sürü
olduğu için sandık başına dahi gitmeye gerek yok.
InVitatio
23-07-2007, 22:17
Evet Pante Forumdasim
Baykal 2ci Adamdi ve Ali Topuz ile Ecevite hep yüklendi , Ecevite bir yandan ülkücüler ( bu adam kizil gomunist diye ) bir yandan da Baykal ile yanindan ayirmadigi Ali Topuz hep yüklendiler ve sonra ?
Baykal bugüne kadar dogru dürüst bir secimle bir yerlere gelmis adam degildir.
Türkiyde solcu olmayan cumhuriyetcilerin cogu CHP nin basinda Mustafa Sarigülü görmek istiyor,
cünkü Mustafa Sarigül hem hep bir sosyal demokrat durus sergilemekte ve yönettigi halkin degerlerine inkar etmemekte.
o kahve önündeki adamlarin yaninda gidip, sosyal adaletin nasil olmasi gerektigini anlatmakta.
onlara ragmen degil onlar ile bir yeni siyasi kültür gelistirmek istemekte....
AKP sayesinde CHP nin basinda akli basinda bir adam gelecegini düsünyorum
zelzeleci
23-07-2007, 22:25
AKP'nin % 46 almasına hiç şaşırmadım fakat Sn. mhmmd'in AKP'ye oy vermiş olmasına gerçekten çok şaşırdım.
AKP 4,5 yıllık icraatiyle halkın memnuniyetini kazandığı için yeniden ve oylarını önemli oranda arttırarak tek başına iktidar olmuştur. Bu memnuniyeti Cem birkaç maddede toparlamış. Asıl sebep bu memnuniyettir. Diğer etkenler bence sonucu 3-5 puandan fazla etkilememiştir.
,
Neden başkası değil de RTE olduğu ise bu seçim için sorulacak soru değildir bence. Çünkü memnun olunan iktidarın başında o vardır. Bunu tartışmak için 1994 belediye seçimlerine kadar geriye gitmek gerekir. O seçimde RTE'nin karşısında Zülfü Livaneli, İlhan Kesici ve Bedrettin Dalan vardır. Refah partisi o seçimlere kadar %17'yi bulamamışken %25 oy almıştır RTE sayesinde. Neden?
İski yolsuzluğu ve susuzluk nedeniyle dibe vuran SHP oylarını Livaneli kişisel olarak %20'ye yükseltmiştir. Hakkında seçime bir hafta kala bir türküsünde geçen " Uzatmalı itin biri, Yusuf'u gaflette vurmuş" haberleri ANAP'lı İlhan Kesici'yi tutan medya tarafından ortaya atılmasaydı seçimi kazanan Livaneli olacaktı. Anketlerde önde gözüküyordu. Ordu'ya hakaret ettiği dedikoduları nedeniyle ortalık karışmış, Livaneli rahatsızlanıp hastaneye kaldırılmıştı.
Kaderin cilvesine bakın o seçimde RTE'nin kazanmasına neden olan İlhan kesici bugün CHP saflarında ve İstanbul 1. bölgeden RTE'nin karşısına çıkmıştı. İlhan kesici "Üzgünüm ama kazanmak için bu haberi kullanmak zorundayım" demiş ama kazanan RTE olmuştu. Çünkü Kesici'ye göre RTE daha halktan biriydi. Gecekondu sahibiydi ve gecekondulara af getireceği vaadinde bulunuyordu. Refah oylarına, RTE'nin kişisel karizması ve gecekondu kazanımı katılınca aradan sıyrılan o oldu. Sonrasındaki tüm gelişmeler RTE'ye yaradı ve tümünü doğru değerlendirdi ve hanesine + olarak yazdırdı.
1994 seçiminde DYP ve ANAP anlaşıp tek adayda birleşebilseydi RTE yine seçilemeyecekti. Seçilemeseydi sonraki yıllarda ortaya çıkabilirmiydi.? Bence belediye başkanlığıyla kişiliğini ve özgüvenini kazandı ve hocasına tavır alabildi. Belediye başkanı olamasaydı büyük olasılıkla bugün AKP olmayacak, RTE de başbakan olamayacaktı.
AKP'nin başarısı beni her ne kadar rahatsız ettiyse de esas geleneksel İslami politikalara ve şeriata bağlı olan Saadet Partisi'nin başarısızlığı bir o kadar memnun etti. Böylece şunu kendi adıma rahatça söyleyebilirim ki Türkiye'nin insanları artık şeriatten veya katı İslami yapılanmalardan yüz çevirmiştir. Türkiye gerçeğinin geleneksel İslami bir yönetimi ve yapılanmayı kaldrmayacağı İslami kesimler arasında genel kabul görmüştür. SP'nin % 2 lerde kalması bana bunu düşündürüyor. Artık dindar kesimler İslami bir devleti değil sadece laiklerin türban ve İmam hatip baskısından bir nebze olsun kurtulabilmek için AKP'ye yöneliyor. Liberal islamcıların geleneksel islamcılar üzerindeki bu zaferi bizler için teselli olabilir.
evet bizim için bir tesellİ OLABİLİR
birkaç örümcek kafalı!!
pardon bunlarda bizden örümcek kafalı değiller
3 trilyonu hortumlayarak İSLAMCILIK yapıyorlar[erbakan hoca sağolsun]
ben oyumu chp'ye verdim..en azından vicdanım çok rahat ve huzurlu.çünkü ben,cumhuriyet düşmanı olan bir partiye oy vermedim.Ben, atatürk'e önümüzde cansız inekler duruyor diyen bir partinin genel başkanına oy vermedim.Ben, dış politikada bizlerin başını eğen bir hükümete oy vermedim.Ben, terörist başına sayın,ölen askerlerimize ise kelle diyen bir partininde genel başkanına oy vermedim.Ben,çoook müslüman görünüp türkiye'yi de ılıman islam devleti hale getirmek isteyen amerika devleti ile anlaşan,kendi din kardeşlerinin (ırak) amerika'nın zulmü altında *seyirci kalan bir partiye de oy vermedim..Arkadaşlar chpyi de eleştirebilirsiniz saygı duyarım..fakat ben gerçekten çok huzurluyum..huzurlu olduğum kadar da maalesef çok üzgünüm,kendi yağımla kavrularak laik,türkiye cumhuriyetine sahip çıkmaya çalıştım.Çalışan arkadaşlarıma da sonsuz şükranlarımı,minnetlerimi sunuyorum.Şu bir gerçektir ki,halkımız yapılanları unutmuş,ve balık hafızasına sahip olduğunu maalesef göstermiştir.Akp hükümeti 5 sene daha kanımızı emecek,laik türkiye cumhuriyetini uçuruma bir adım daha sürükleyecektir..fakat ülkemizin selameti için,cumhuriyetimizin ayakta kalabilmesi için her zaman mücadele etmeli ve bu mücadeleden asla ve asla yılmamalıyız..hepinize saygılarımı sunarım..
kompLeks
24-07-2007, 00:26
kriz kapıda cumhurbaşkanı halen seçilmedi tekrar seçime gitme olasılığı yüksek
<strong>SİLİNEN</strong>
24-07-2007, 00:59
"1970 öncesinde çok sert siyasi tartışmalar yapılırken ve aydın kesimler, demokrasiye inançsızlık idraki içindeyken ve 'demokrasi naamlunun ucundadır' derken, biz buna şiddetle karşı çıktık.
12 Mart muhtırası nedeniyle müthiş bir üzüntü yaşadık. Sayın Ecevit'i İsmet Paşa'yla konuşması için ikna ettik. İsmet Paşa da gerekeni yaptı.
12 Eylül'de partimiz kapatıldı. Zincirbozan'a sürüldük. Bir akşam bize bir kağıt imzalamamız için çağırdılar. Gördüklerimizi anlatmamımızı teyid ettirmek istiyorlardı. Ben de hayır dedim. Çıkamazsın dediler. Çıkmam dedim.
Ben demokrasiye, hukukun üstünlüğüne inanıyorum. Yıllardan beri bu mücadele içindeyim. "
http://www.hurhaber.com/news_print.php?id=61506
Bu yukarıdaki sözler Baykal'a ait.
Kendisi 12 Mart ve 12 Eylül süreçlerinde demokrasi mücadelesi yaparken RTE Kasımpaşa'da kumda top oynuyordu.
Şimdi ise Türkçe yayın yapan yabancı basın onu "darbe şakşakçılığı" yapmakla suçluyor.
"Demokrasi bir araçtır amaç değildir" diyen, "Demokrasi bir tramvaydır, istediğimiz durakta ineriz" diyen RTE gibileri demokrasi kahramanı gibi allanıp pullanarak sergileniyor ama hayatı demokrasi mücadelesi ile geçmiş büyük bir siyaset adamı "darbe şakşakçısı" oluyor kimilerinin gözünde.
Baykal'ın 27 Nisan bildirisinden sonra yaptığı açıklama şu idi:
CHP Lideri Deniz Baykal: "Türkiye'nin, demokrasi ile cumhuriyeti bir arada uyum içinde çalıştırmaması için bir neden bulunmamaktadır. Siyaset işlemektedir. Siyaset danışmadır, istişaredir, uzlaşmadır. 'Benim dediğim dedik yaklaşımı' ile ne siyaset ne demokrasi ne cumhuriyet yarar görür."
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6426623&tarih=2007-04-29
Bunun dışında Baykal'ın 27 Nisan bildirisi ile ilgili yaptığı bir açıklamayı duyanınız, bileniniz var mı?
Kirli medya, kirli siyaset ve yıpratma kampanyaları.
Buna demokrasi derler burada.
Türk usûlü. Afiyetle yiyin.
<strong>SİLİNEN</strong>
24-07-2007, 01:12
Ayrıca bir AKP oyu eşittir bir BOP oyu idi. Bunuda mı anlatamamışız insanlara?
http://www.youtube.com/watch?v=6oSfiOnFvQo&mode=related&search
zelzeleci
24-07-2007, 01:13
Bu arada CHP'den MHP'ye önemli ölçüde oy kaydığını belirtiyor uzmanlar. Güler misin? Ağlar mısın?
* * Kriz filan çıkmaz bence. % 47, AKP'yi ve Abdullah Gül'ü istedi. 367 sağlanamaz da seçime gidilirse AKP % 55 civarı oyla gelir. Halk seçerse zaten Abdullah Gül... Bütün kapılar Abdullah Gül'e çıkıyor. RTE Eğer Abdullah Gül'ü aday göstermezse seçmen kitlesinden büyük tepki alır.
SanliTurk
24-07-2007, 01:36
Din devleti mi?Akp iktidarı 4.5 senede din adına ne yaptıda şimdi din devleti kurulacak.
Bizim din devletine değil terörle yaşamaya alışmamız lazım.
Şimdi ise Türkçe yayın yapan yabancı basın onu "darbe şakşakçılığı" yapmakla suçluyor.
Iste bu yuzden secimi kaybettiniz Pelikan arkadasim. Turkce yayin yapan yabanci basin. Bu soylem Erbakan'in soylemidir. Ulkeyi inananlar ve inanmayanlar diye ikiye ayirdi. Sizde kendiniz, yani vatanseverler ve hainler olarak ikiye ayiriyorsunuz.
Kirli medya, kirli siyaset ve yıpratma kampanyaları.
Demek ki Baykal demokrasi kahramaniymis, ordunun mudahalelerina karsi mucadele etmis. Muhtiraya da karsi cikmis, ama kirli medya bunu carpitip onu darbe saksakcisi gibi gostermis. Halk da bu yuzden yanilip oyunu baskasina vermis.
Demokrasilerdeki güçler ayrılığı ilkesi,aklıma kısaca
"Yahu hoca ne ettin hiç eşeğe konuşma öğretilir mi ?"
denildiğinde
" O zamana kadar ya padişah ölür ya ben ölürüm ya da eşek ölür"
özündeki Nasreddin hoca fıkrasını getiriyor nedense.
Yasama ellerinde. Eyvallah
Aha yürütmeyi de ellerine geçirdiler. Aha ona da eyvallah.
Yargı ne olacak ?
Aha yargıyı da ellerine geçirme yoluna gidecekler.Ona da eyvallah da bir sonraki seçimlerin "Çantada keklik" olduğunu kim dedi.
Yedi düvelin hasta adam olarak "Çantada keklik" olduğunu düşündüğü ,
"Kul" ların Mecelle ile,İslam'ın başı olan Halife'nin yönettiği Osmanlı,
darmadağın olup hazırlop lokma gibi beklerken
ve de "Kuvay-ı Milliye'ye katılmak DİN'den çıkmaktır" naralarına rağmen
"Ya İSTİKLAL ya ÖLÜM" diyen ve damarlarındaki son damla kan ile "İSTİKLALİNE" kavuşan,
KENDİ İSTEK ve İRADESİ ile,kendini "KULLUKTAN" "VATANDAŞLIĞA" taşıyan LAİK-DEMOKRATİK-HUKUK devletini kendi iradesi olan T.B.M.M de kuran bu Millet;
bir arkadaşımızın haklı işareti ile
"Alim değildir belki ama ARİFTİR"
Diğer partilere arif akp ye alim olacak hali yok ya *:)
Evet demokrasi kahramanımızın yanılgılarını nasılda anlatmış sn Livaneli;Ama gönül isterdi ki seçimler gündeme gelmeden çok çok önceleri bunları anlatmış olsaydı.Yinede gerçek demokratlar için bence yolun sonu değil gerçek anlamda bir silkeniş olabilir şu an içinde olunan durum.Tabiki sancılı olacak ve çok zor olacak tekrar gerçek solu birleştirmek ama mutlaka olmalı.Benim inancım tamdır bu konuda.
Livaneli yazdı: Baykal-Erdoğan gizli görüşmesi
“Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim bir çok konuyu içime gömerek sustum” diyen Zülfü Livaneli, 5 yıl önceki gizli bir görüşmeyi ve tanıklığını anlattı, Baykal’a “Deniz Bey o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi” dedi.
NTV-MSNBC
İSTANBUL - Geçen dönem CHP’den istifa eden, bu dönem aday olmayan eski CHP milletvekili Zülfü Livaneli, bugünkü köşe yazısında Deniz Baykal’a seslendi. Livaneli, Baykal’a 2002’de Beylerbeyi’nde Tayyip Erdoğan’la yaptığı gizli görüşmeyi hatırlattı. “Bu gecenin tanıkları var” diyerek Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk’ü sayan Livaneli, “Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar” diye ekledi. *
Haberin devamı *
“Deniz Bey, o fotoğrafı çıkarıp bakmanın zamanı geldi!” başlıklı yazısında Livaneli, şöyle diyor:
“Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım. Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.
Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım. Bunu bir borç olarak görüyorum.
“İKİ AY DAYANAMAZ” DEMİŞTİNİZ
Deniz Bey lütfen hatırlayın: 19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik.
Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum. Abdullah Gül başbakandı, Tayyip Erdoğan’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı.
Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın “milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti. Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz.
Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, “Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.”
Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: “Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.”
İki ay dayanamaz iddianızı, “Görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.” tezine oturttunuz.
Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.
O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.
Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk.
Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz.
Tartışmanın sonunda dediniz ki: “Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rotuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?”
ERDOĞAN’LA BEYLERBEYİ’NDE GİZLİ BULUŞMA
Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey.
Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza değdi mi?
Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)
Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.
Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu. Size o gün söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz.
Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. “Öyle değildi. Böyle konuşmadık.” deyin.
Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin. Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.
Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim.
Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.
“YAKIN DOSTUNUZ MELİH GÖKÇEK”
Tayyip Erdoğan’ın yüzde 34 oyla meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin manivelası oldunuz.
Daha önce Refah Partisi’nin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti..
Tayyip Erdoğan’ların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçek’lerin en büyük şansı sizdiniz. CHP’nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz.
Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz.
Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.
Size defalarca “Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!” dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz.
Sağcıları ve sekreterinizi Meclis’e sokarken, İsmet Paşa’nın Avrupa Konseyi’nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehan’ı Meclis dışında bıraktınız.
İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı diyorum ama durum ortada.
Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara.
Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de. Bad-el harab-ül Basra!
teotihuacan
24-07-2007, 12:10
Şimdi ise Türkçe yayın yapan yabancı basın onu "darbe şakşakçılığı" yapmakla suçluyor.
Iste bu yuzden secimi kaybettiniz Pelikan arkadasim. Turkce yayin yapan yabanci basin. Bu soylem Erbakan'in soylemidir. Ulkeyi inananlar ve inanmayanlar diye ikiye ayirdi. Sizde kendiniz, yani vatanseverler ve hainler olarak ikiye ayiriyorsunuz.
ben de bunu anlamıyorum işte.
deniz baykalı eleştirin, kim ne diyebilir? chpyi eleştirin, hepimiz yapıyoruz. ama ayan beyan bir şeyi inkar etmeyin. medya tekelinin neyini savunuyorsunuz? yani bu medya satılık değil mi sargon?
spartan-troy
24-07-2007, 12:36
yaa siz ne kadar dar dusunceye sahip insanlarsınız yaa...seriattan korkutugunuz kadar hiç bir seyden korkmuyorsunuz...oysa ki...ulkede ne şeriat var ne de bir baska eğilim...bunu ne tayyip getirebilir nede bir baskası....takmıssınız bir seriat seriat...önünüze bakın artık...turkiye icin yeni bir sayfa acılıyor....4 sene sonra uzerinizde yasıyacak vatan kalmazsa,o zaman ne seriat istersiniz ne bir sey..sadece vatan istersiniz...biraz asın kendinizi artık
bayraktaro1
24-07-2007, 12:50
Sevgili Arkadaşlar;
İyi oldu diye kendimizi kandırıp durmayalım. Bence Berbat bir sonuçtu. Bu ülkede, Sosyalist düşünce sistemi yaşama geçirilmedikçe de acı çekmeye devam edeceğiz. Avrupa'nın çoğunluğunda neden hep sosyalist partiler 1. sırada.... Ilımlı İslam v.s. fikirlerinden bıktım artık. Türkiye'de isimler değişiyor fakat değişen hiçbirşey yok. Anavatan Gitti yerine AKP geldi.
Kiralık bir evde oturuyorum ve kira vermekten nefret ediyorum. Ev sahibim Ekol Mağazalarının sahibi ama yaşı 70'in üzerinde para peşinde. Bugün beni aradı, normalde kontratta Tüfe'ye göre % 10'u geçmeyen bir zam yapması gerekirken, % 30'a yakın bir zam istedi. Pazartesi bu iş için görüşeceğim. Adam para ile oynuyor, elinde tesbih, beş vakit namazında.... Adamın oynadığı paranın bu kapitalist sistemde hakkı yok. Benim yaşama hakkım var. Fakat yaşadığım için birilerine kira ödemek zorundayım. Hak mı bu?
Çalıştığım iş yerinde, yaptığım işe göre düşük maaş alıyorum ve fazla çalışıyorum. Mesaim; 9.00 - 18.00 arası, bir de cumartesi 9.00 - 13.00 arası. Öğlen dinlenme diye birşey yok. Yemek yiyen hemen işinin başına, mesai kavramı diye bir şeyde yok. Cumartesi - Pazar, akşam ek çalışma işin varsa, çağırılıyorsan yapmak zorundasın.
Eşim devlet memuru hemşire; Anayasa haklarına aykırı bir şekilde hafta sonları 24 saat nöbet tutuyor. Sabah 9.00 - ertesi gün 9.00
Benim gün içerisinde eve varmam, 19.30'u buluyor. Yemek faslı derken. 21.00'den 24.00'e kadarlık bir süre bana kalıyor.
Her sabah ve akşam mesai çıkışlarında yaklaşık 45 dakikalık Trafiği çekmek zorunda kalıyorum. Otobüs kalabalık olduğundan sürekli ayakta ve sıkış - tepiş gidiyorum.
Yıllık izinlerimizi korka korka istiyoruz. Benim resmi olarak 14 gün iznim olmasına rağmen, hepsini aynı anda kullanamıyorum. Haftalık izinlere bölmek zorundayım.
İş garantim yok. Patronun iki dudağının arasındasın. Sözde işsizlik sigortası var. Kuş kadar parayı sadece 6 ay veriyorlar. Bir de ikinci iş arama derdi.
İznini her zaman alamıyorsun, işlerinin yoğunluğuna göre ayarlamak zorundasın.
Maaş, sözleşmede de yazdığı gibi, patronun takdirine kalmış birşey, başka herşeye zam oluyor, ama bizde ne zaman olacağı belli değil.
Büroda yer tayinlerini patron yapıyor. Kafasına göre oda değişikliği yaptırıyor.....v.b.
Ne Değişti Arkadaşlar. 17 tane daha yeni üniversite açılıyor. Binlerce İşsiz ordusu...... Yazık bu çocuklara, askeriye ya da polisliğe giren öyle mi?
AVRUPA'DA ÖYLE Mİ? BİZ BİLİNCİ OTURMAYAN BİR TOPLUM KÖLEDEN BAŞKA BİR ŞEY OLAMAZ. SERMAYECİLERİN KÖLESİYİZ.....
medya tekelini elestirmek baska birsey, sizinle ayni anlayista degil diye diye butun yazarlarini, calisanlari, yoneticilerini kulliyen "yabanci basin" diye islemek baska birseydir. O yabanci basin'da yazan ulusalcilar ne olacak, onlar da satilmis midir? Onlari ayiracagiz, liberal ve dinci olanlar mi satilmis olacak?
Bu dili CHP, militarist ve irkci kemalist derneklerden aldi, aynen kullandi ve kendi isini bitirdi. Ama ayni dil, ayni zihniyet devam ediyor.
teotihuacan
24-07-2007, 14:31
yazarını çalışanını isim isim tartışmaya gerek yok. ben genele bakarım. patronuna bakarım. çünkü herkes bilir ki en sonunda patron ne derse o olur ve onun izin verdiği ölçüde eleştirebilirsin. o patron da uluslararası sermayenin taşeronluğunu yapar. al takke ver külah sistem yürür.
en basit ve aşikar örnek; bu tekel vergi borcunu sildirmek için tayyip şakşakçılığı yapmadı mı?
bizim dediğimiz bu, buradan bakınca ulusalcıymış, liberalmiş, dinciymiş, kürtçüymüş bunlar anlamını yitiriyor...
saygılar
<strong>SİLİNEN</strong>
24-07-2007, 14:34
En azından "medya tekeli" konusunda hemfikirsiniz. "Yabancı" olduğu konusunda da sizi ikna edebilecek çok somut kanıtlar ortaya koyabilirim.
En azından sermaye yapılarına bakın.
En azından birinci haberlerine bakın.
En azından 1 Mart tezkeresinden önce takındıkları tutumlara bakın.
"İşte Irak'a saldırı başladı, biz neden yokuz bu işin içinde?" diyen elemanlarına bakın.
Hudson komplosunun üzerinden TSK'yı yıpratma kampanyalarına bakın.
Efendim içlerinde 3-5 ulusalcı da mevcuttur. O kadarcıkta ulusalcıların/milliyetçilerin etkisi olsun.
Yoksa onu da mı fazla görüyorsunuz?
<strong>SİLİNEN</strong>
24-07-2007, 14:52
Halkçılık ile halk dalkavukluğu arasında ciddi bir fark vardır.
Halka onların hoşuna gitmese bile gerçekleri söylemek halkçılık
ama daima onların hoşuna gidecek şeyler söylemek ise halk dalkavukçuluğudur.
"Cumhurbaşkanı'nı halk seçsin" demek bir halk dalkavukçuluğudur.
Türkiye'de halk tarafından seçilen tek C.Başkanı Kenan Evren di.
Tek adam rejimine kapı aralayan bir değişiklik bize "halkçılık" diye sunuldu.
Tek adam rejimine doğru gidecek bir süreci engellemek ise "halk düşmanlığı"
İyilerin kötü, doğruların yanlış, eğrilerin doğru olarak gösterildiği bir dönemde yaşıyoruz.
Amerikan sermayeli medya herkesin zihnini manipüle etmiş durumda.
Eğitimli olanlar bile kaçamıyor bu manipülasyondan.
Onları da kutlamak isterim. Bizi bizden iyi tanıyorlarmış.
Medya tekeli konusunda hemfikir miyiz henuz bilmiyorum, ama "yabanci basin" diye birsey yoktur. Basinin belli habercilik kurallari vardir. Yalan haber veren basin vardir, dogru haber veren basin vardir. Genellikle de diktatorluk donemlerinde, tek partili sistemlerde, asiri ideolojik baski altinda olan toplumlarda basin dogru islemez. Devletler basini kontrol etmeye calisirlar. Ornegin 12 Eylul doneminde binlerce kisi dogru haber dinleyebilmek icin BBC'yi falan dinlerdi. Yani o zamanlar "yabanci basin" daha dogru yazardi. Su anda Turkiye'de boyle bir baski yoktur ama donem donem olur. Ornegin F Tipi cezaevlerinde olum oruclari yasandigi zaman Genelkurmay ve valilikler butun kitle orgutlerine ve basina mektuplar gondererek konunun haber yapilmasini engellemislerdi. Basinin taraf tutan yazarlari da vardir, yayin yonetmenleri de. Bunlar donem donem degisirler de.
Yabanci basin, yerli basin diye birsey yoktur, Ozgur basin, tarafli basin, yalanci basin vb. vardir. Basina "ulusal basin", "yabanci basin" diye bakilmasi icin ideolojik bakis gerekir. Tersine yabanci basin Turkiye icindeki politik sartlanmalardan uzak oldugu nesnel olma sansi daha fazladir ve bu yuzden de sik sik bazi olaylarda yabanci basinin yorumlarina bakilir. Her zaman dogru olmasa da farkli bir bakisi yansittigi icin anlamlidir.
<strong>SİLİNEN</strong>
24-07-2007, 16:10
Ben darbe dönemlerini kastetmedim. Zaten darbe ve muhtıra dönemlerinde basın, basın olmaktan çıkar.
Türkiye'de yalancı basın da vardır, taraflı basın da vardır, çirkef basın da vardır, yabancı basın da vardır, belgesi ile bilgisi ile doğru söyleyen basın da vardır.
Lakin, daha kötü bir şey de vardır.
O da, yalancı, taraflı, iftiracı basının aynı zamanda yabancı basın olmasıdır.
Yabancı sermaye ortaklığı olan yazılı ve görsel basının her haberinin bir manüpülasyon, yalan, iftira olması da tesadüf değildir.
Eee, Bush'un televizyonu Fox tv'yi olduğu gibi alıp bizahmet Türkçe altyazı ile oradaki haberleri Türk izleycisine aktarmak bir medya organını "yabancı" yapmıyorsa daha ne yabancı yapar ki?
Siz izlemeye devam edin. *Eğer objectif bir haber bulursanız bizlere de haber verin.
Ben de KanalTürk'ün belgeli ve bilgili programlarını izleyip sizleri dezenformasyondan kurtarmaya çalışırım artık :)
Neyseki artik sadece TRT 1'den olusan bir dunyada yasamiyoruz. Bence baska kanallara da bakin, herkesin baska baska belgesi ve bilgisi vardir. Kendinizi tek kanala sinirlamayin derim ben.
<strong>SİLİNEN</strong>
24-07-2007, 16:29
Bakın tek kanallı yıllara hiç laf söyletmem. Evet, Özal'ın sesi daha çok çıkar, Demirel ise isyan ederdi ama en azından TRT'de iftira, yalan, manipülasyon gibi hükümetteki partinin siyasi rakibine yönelik saldırıları olmazdı.
Şimdi 80 tane kanalımız var, sağolsunlar 75'inde saldırılar olanca hızıyla devam ediyor.
Hemde seçim sonrasında bile.
Hocam, size oyle geliyor. Bir yerden baktiginiz icin saldiriyorlar seklinde gorunuyor. Basin hep saldirir zaten. Dunyanin her yerinde boyledir bu. Iktidara saldirmiyorlar da bize saldiriyorlar diye dusunuyorsaniz yaniliyorsunuz. Su siralar basinin en eglenceli malzemesi CHP olacaga benziyor. Bu gayet dogal.
<strong>SİLİNEN</strong>
24-07-2007, 18:12
Tansu Çiller'in oğlu havuzda yüzdüğü için ortalığı ayağa kaldıran o medya şimdi Erdoğan'ın oğlunun gemicik ve tapucuklarına gıkını bile çıkarmadı.
Söz konusu olan "yolsuzluklar" olunca medyada çıt yok. Halbuki AKP döneminde yapılan yolsuzlukları alt alta koysanız buradan Çin'e yol olur.
Üstelik, RTE "dokunulmazlıkların" da kaldırılmasını istemiyor. Sırf bu bile fazlasıyla şüphe çeken bir durumdu.
Örneğin neden yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının bulundukları ülkelerde oy kullanmasını istemediler? Halbuki CHP bunun için çaba göstermişti.
http://www.sabah.com.tr/2007/02/17/siy109.html
Yoksa Denizfeneri-Kanal7-Yimpaş ortaklığının gerçekleştirdiği vurgun mudur bunun sebebi?
Sürekli soyup soğana çevirdikleri Almanya'daki işçilerimizin oylarından mı korktular?
Ne oldu da Alman polisinin yaptığı operasyonlar medyada yankı bulmadı?
"CHP'nin seçim otobüsünde fuhuş" konulu haberler daha mı çok haber değeri taşıyordu?
Bu medyanın tarafsız olduğunu mu sanıyorsunuz?
Geçiniz efendim geçiniz.
<strong>SİLİNEN</strong>
24-07-2007, 18:49
İlave olarak şunu da söylemek isterim: Basın'ın 4. kuvvet olması ancak ve ancak hükümeti eleştirmesi ile mümkündür. Muhalefeti eleştirip 4. kuvvet olunmaz. Kaldı ki, eleştiri olsa ona da gam yemem. Bunların yaptığı düpedüz çamur atma ve dezenformasyon idi.
Ayrıca Ufuk Uras, Baskın Oran vb.. bağımzıların CNNTürk, NTV, Fox tv gibi Amerikan tv'lerinde neredeyse RTE'den bile çok çıkmaları da dikkat çekici idi.
"Domuzdan ne kadar kıl koparırsak kardır" anlayışı da bu seçim öncesi yürütülen kampanyanın bir parçası oldu.
Ufuk Uras'ı da seçildiği için tebrik edelim. Artık Soroscu sosyalizmini pek de güzel savunur AKP ile yan yana...
Sn. gandalf,
Uslubüm konusunda şikayetiniz varsa üzülürüm.
Siz dahil kimseye küfretmedim, etmeyeceğim.
Yazımda, yazınızdan bir alıntı vardı koyu kalemlemle
Herhalde onu karıştırdınız benim yazımın aslı ile.
Gelelim yazınızdaki katıldığım doğrulara;
"bana aynaya bakmayı tavsiye edeceğinize siz gerçekleri görün, geçmişe değil geleceğe bakın
sömürülüyoruz *yağmalanıyoruz küçümseniyoruz"
Gerçekten de doğru yazıyorsunuz. Ancak bir eksik ile bu sömürü, yağma ve küçümsenme son 4 yılın nüvesi değildir. Toplum olarak yüzlerce yıldır aynı konumdayız. Dışarıya bakmadan direkt içten sebepler ile.
Eğitim, öğretim, ekonomik gelişmişlik düzeyinde uygarlığı yakalayamayacağımız yere kadar da aynen devam edecek görünüyor.
Size değildir kızgınlığım.
Düşünceleriniz ve yazdıklarınız belki biraz heyecanlandırdı beni.
Öyle ya;
"Birinin elinde irinli,cerahatlı bir yara vardır. O eli ile herşeyi karıştırır,her şeye el atar,midesi bulanmaz.Ammaaa aynı yarayı bir başkasında görünce onu hemen iğrenti alır."(Değerli psikokemoterapi hocamın hatırlatmaları ile gönül eri Mevlana'dan)
Benim elim irinli ve bunu daha yeni yeni fark etmeye başladım.
Bu da benim itirafım olsun...
Peki ya siz?
Onu da siz söyleyin...
Hatalarımı, cehaletime bağışlayın
thunderpoint
24-07-2007, 22:06
Sevgili arkadaşlar,
Seçim ve sonuçları konusundaki tahlillerde bir çok noktada tutarlılık ve hemen herkesin söyleminde haklılık görülüyor.
Uygar iddialı 'batı', siyasi seçimlerde demokratik sonuç verici çareyi 'Elitist Demokrasi'yle açıklıyor.
Bence bizim de tartışmamız gerekiyor. Yani hayatı boyunca 'göbek kaşımış'la 'tırmalamış'ın farkı...
Sevgiler...
HarunKAHYA
24-07-2007, 22:07
sn.sargon yazılarınızı zevkle okuyor ve birçok yargınıza katılıyorum.Aşağıdaki çok güzeldi:
" Su *siralar *basinin *en *eglenceli *malzemesi *CHP *olacaga *benziyor. *Bu *gayet *dogal."
kendi düşen ağlamazz.. :lol: *:lol: *:lol:
Bu seferde istemeye istemeye CHP ye verdim oyumu, vermez olaydım.
Adamdaki pişkinliğe bakın,seçimden gayet başarılı çıkmış..Alınan her bir ilave oyun muazzam değeri varmış..CHP yönetimi kendini başarılı buluyormuş.
Allah boyunuzu devirsin.AKP liler dalga geçiyor bizimle..
Benim bir iddiam var.
Bu işi kesin sn Erdoğan tezgahlıyor.
El altından sn.Lideri besliyor CHP nin başından ayrılmasın diye.
Zira biliyor ki,sn Lider CHP nin başında durdukça, partisinin endişe etmesine hiç gerek yok... :lol:
Bu sn. Pişkinler bu partiden ayrılmadan bir daha CHP ye oy veririsem arap olayımm.. :D
o kadar söyledik anlattık akp nin yolsuzluklarını sahtekarlıklarını dinci tutumunu !! ama ne oldu .. halkımız gitti yine bizi soyanları seçti! nasıl kalkınacaz peki ! *
elden bişe gelmiyoki nasıl anlatalım.... yazık yazık ..
Sevgili HarunKAHYA,
bunlar seni daha çok arap edecekler gibi geliyor bana. Hayırlısı artık. *:D Daha dün söylemiştim, Baykal ders mers almaz diye. Ben bu adamı ve ekibini çok iyi tanıyorum. Bunlar sayesinde AKP bir daha seçilir, ama araya akerler girmezse. Göreceğiz, ben Türkiye'nin geleceğinden ümitsizliğe düştüm, ama AKP'nin kazanması, CHP'nin çuvallaması yüzünden değil. Korkum başka, bunun için bir başlık açmayı düşünüyorum.
Sevgili Pelikan,
RTE'nin oğlunun gemisi basında yazılıp çizildi. Tansu Çiller'in oğlunun askerliğini annesinin yakınında yapması da. Siz sanırım istiyorsunuz ki, bunlar hep manşet olsun. Olmaz, çünkü ana gündem maddesi olacak kadar büyük şeyler değil. Peki şöyle düşünün. Madem basın Tansu Çiller'le bu kadar çok uğraştı. "Yabancı basın" Tansu Çiller'i istemediği için mi yaptı bunu? Yahu Konya'ya gidip sevgili Anya'lılar diyen bir kadınla kim uğraşmaz ki. *:D Elbette basına eğlencelik malzeme olur. Dikkat ederseniz "yabancı basın"ın Tansu Çiller'le uğraşıp Tayyip ile uğraşmadığı argümanı garip kaçıyor. Yoksa Tansu Çiller'in ulusal bir tutumu mu vardı. *:D
Ulusalcıların iki argümanını anlayamamışımdır bir türlü. Birisi gümrük kapıları biri de herkesi oy vermeye çağırma kampanyası. Yurtdışındaki vatandaşların AKP karşıtı olduğunu mu sanıyorsunuz. Tersine Gümrük kapılarında yüzde 56.75 oy aldı AKP. Yurtdışında oy kullanma kampanyasını da CHP değil, sizin "yabancı basın" saydığınız Hürriyet gazetesi yaptı. Sadece CHP değil AKP de destekledi. Yurtdışına sandık konulsa da sonuç farklı olmazdı, buna emin olun.
Diğeri de oy vermeze gitme kampanyası. İşte tarihin en yüksek katılımlı seçimlerinden biri oldu. Ne oldu sonuç? Bu kampanya ile ne amaçlandığını anlayabilmiş değilim. Bir zamanlar da Generaller bunu isterlerdi hep. Hatta oy kullanmayana para cezası bile veriliyordu. Ama onların amacı başkaydı. Zaten sonuç belli olduğu için Avrupa'ya falan Türkiye'de demokrasi var diye göstermekti amaçları. Bütün diktatörlük rejimlerinde oy verme oranı çok yüksek olur bu yüzden. Avrupa'da falan ise halkın yarısı seçime bile gitmez.
Yurtdışındaki işçilerin islamcılar tarafından soyulup soğana çevrildiği, o yüzden de AKP'nin tepkilerinden korktuğu iddiası da tamamen boştur. Birincisi bu soyup soğana çevirme işinin faturasını Avrupa'daki işçiler Milli Görüş'e kesiyor, AKP'ye değil. İkincisi sandığınızın tersine Avrupa'da Milli Görüş'çüler hala oldukça güçlüler. Türkiye'dekinden daha güçlü olduklarını düşünüyorum.
Sürekli yanlış okuduğunuz için Baskın Oran ve Ufuk Uras'ın kampanyasını da yanlış okuyorsunuz, daha doğrusu okumuyor, saldırıyorsunuz. Nedeni de belli, çağdaş, demokrat birileri ortaya çıkıp, yalan dolan, uydur kaydır yazdıklarınıza karşı çıkınca tek yönlü ideolojik bakışınıza uymuyor. Farklı seslerin hepsi nedense ya hain, işbirlikçi, satılmış, "yabancı basın", Soros'un sosyalisti vb. Siz asıl şuna benden başka ses istemiyorum kardeşim desenize. 12 Eylül istiyorum desenize.
Son olarak AB'ye karşıtlık konusunda da birşey ekleyeyim. Bilindiği gibi son 20 yıldır Türkiye devlet bürokrasisinin de tam desteği ile Türkiye AB'ye başvuruda bulundu. Her hükümet döneminde de buna uygun adımlar atıldı. Bu adımlardan bence en yanlışı AB'ye girmeden Gümrük Birliği'ne girmekti. Ben ekonomist değilim ama anladığım kadarıyla bu adım AB olanaklarına ortak olmadan ekonomik olarak kayıp vermek anlamına geliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam o zaman da çok eleştirildi. AB yanlısı olanlar bile bunu erken bir adım olarak değerlendiriyorlardı. Gümrük Birliği'ne girme konusunda imza atan da sizin ulusalcı kahraman Baykal'dan başkası değildi. Tabii buna askerlerin de o zaman destek verdiğini belirtmek lazım. Onlara rağmen böyle kritik bir karar verilemezdi. Üstelik bu ordunun ilk "ulusal" olmayan adımı da değildi. Bütün darbe dönemleri, yani askerlerin başa geldiği dönemler ABD'ci politikalarla doludur. Türkiye'nin en ABD'ci kurumu hep ordu olmuştur. Türkiye'nin ABD'ye asıl bağımlılığı da askeri bağımlılıktır. Hem ulusalcı, hem darbeci olmak bir paradokstur.
Sizin Baykal'ı yada orsuyu ulusalcı olarak değerlendirmeniz de da nesnel değildir. Kaldı ki ulusalcı bakış bence baştan sorunlu bir bakıştır. Bugün dünyadaki gelişmeleri ulusal bir çerçeveden ele alıp yerli yerine oturtamaz, onları doğru yorumlayamazsınız. Bu yüzden de olayları bakışınıza uydurmaya çalışıyorsunuz gibi görünüyor. Halbuki yaşananlar hiç de sizin bakış çerçevenize uymuyor.
Yanılgı hala devam ediyor, etmesi de normal. Çünkü istenen budur, oynanan senaryo da budur, geriye havanda su dövmek kalıyor.
* * Seçim propogandaları bir programın halka izah edilmesidir, bu seçimde acaba kim hangi programını halka izah etti. Siyasetin üzerinde yogunlaştıgı mevzuu kimin kimi daha çabuk asacagı mevzuundaydı, ya da kişisel dedikodular düzeyindeydi. Burada da tartışılan, şu ana kadar görebildigim somut bir farklılık yok. Bir program ayrılıgı yok.
* * *Şuraya kadar gelen iletilerden kavrayabildigim tek şey gerek Akp nin gerekse de Chp nin birbirinden farkı olmadıgı. Olmaması da gayet normal çünkü her biri düzenin partileridir ve kendilerine biçilen misyonu yerine getirmektedirler. Seçim sonuçlarının birinci gününde tüm büyük sermayenin ittifakla Erdogan'ı alkışlaması da zaten bunun en somut delilidir.
* * * Gerek Erdogan, gerekse Baykal ve de Akp siyasi kariyerlerini gene bir askeri darbeye borçlulardır. 12 Eylül darbesi olmasaydı bu siyasetçiler kuvvetle muhtemel bu konumda olamayacaklardı. Gene 12 Eylül de büyük sermaye şu karara vardı. Halkı ezmek yetmez, onu sindirmek için pasifize de etmek gerekir. Bu yüzden İslama agırlık verildi, ve kul olma bilinciyle devletine karşı çıkmayacak, mutlulugu ve refahı bu dünyada degil de ahrette arayacak bir toplum hazırlamaya girişildi. Bu süreçten Erbakan sivrilerek çıktı ve başbakan bile oldu. Ancak tarikatlarla aşırı içice geçmesi onun ılımlaştırılmasını gerektiriyordu ve 28 şubatla ipi çekildi.
* * * *Sonuç aynı işlevi yerine getirmekle görevli Akp nin ortaya çıkması oldu. Akp işlevini artık yerine getirmiştir, kitleler moralman de olsa, siyasi olarak da olsa pasifize edilmiş ve amaç hasıl olmuştur. Bu süreç içerisinde para politikaları ile halkın varı yogu elinden alınmış ve Türkiyede ciddi bir sermaye birikimi yaratılmıştır. Ortamın hem terör ve polisiye yöntemlerle sindirilmesi hem de din doktriniyle pasifize edilmesi sayesinde karşı çıkacak güçler de ortadan kaldırıldı. En son Ecevit döneminde, cezaevleri barış operasyonlarıyla da kalanlar imha edildi, sag kalanlar, insanlardan tecrit edildi. Bu dikensiz gül bahçesinin tek istisnası Kürt hareketi idi, bu biraz ezberi bozdu.
* * * * Egemenler ve Akp arzu ettikleri noktaya geldiler ve şu anda seçim sonrasında gördügümüz gibi ellerini uguşturuyorlar ve son derece mutlular. Bundan sonrası dengeleri altüst eder, dolayısıyla da onlar açısında fazla ileri gitmeye gerek yoktur.
* * * * *İki nedenle gerek yoktur; birincisi cumhuriyet mitingleri laik bir kitleyi ortaya çıkardı, bunlar ve egemenler bu gücü gördüler, o halde uyuyan devi uyandırmamkta fayda vardır diye düşüneceklerdir. İkincisi Akp çok fazla demokrasiden bahsetti. Yarın Akp ye oy veren taban da bu demokrasinin ne menem bir şey oldugunu kendi yaşamlarında sorgulamaya başlayacaklardır, o halde onların da sorgulamasını engellemek gerektir, bu yüzden fazla ileri gitmeye gerek de yoktur.
* * * * *Şimdi tartışmanın ana ekseni Kürt meselesidir. Dtp bunu gündeme getirecek ve ısrarcı olacaktır. Provokasyona gelmedigi sürece de gerek Akp içinden, gerekse Chp içinden destek bulacaktır. Gene gerek Ufuk Uras, gerekse Akın Birdal demokratik taleplerin ve ezilenlerin haklarının takipçisi olacaklardır. Bu konuda kendilerine parlemento dışı destek de bulacaklardır. Kesk, Disk, Tmmob gibi kitle örgütlerinin de onlarla beraber hareket edeceklerini düşünüyorum. Temel taleplerde Türk İş bile bu akımın dışında kalamayacaktır. Böyle bir üretim destegi, parlmento çogunlugundan da ordu desteginden de önemli olacaktır. Dtp nin de bu süreçten bagımsız kalacagını tahmin etmiyorum ve emekçilerin yanında olacagını hissediyorum.
* * * * * *Ufuk Uras'ın ve Akın Birdal'ın varlıgı yarınki günlerde Ödep ve Sdp nin de parlementoda temsilini gündeme getirecektir. Belki de Türkiyede ilk defa olacak bir olay meydana gelebilecektir.
Baskın Oran şimdiden takipçi olacagını açıklamıştır. Bu sürece pek çok aydının pek çok düşünme, çalışma ve eylem gruplarıyla katkıda bukunacagını tahmin ediyorum
* * * * * * Chp üzerinde tartışmak bana göre artık anlamsızdır. Chp üzerinden devlet kamburunu atamadıgı ölçüde , devlet içerisinde bir revizyon yapma şansına sahip olamaz. Yeni gelişecek muhalefet Chp yi ve çizgisini aşacak bir tarzda ortaya çıkmak zorundadır. Yeni gelişecek muhalefet lider sultasını yıkan, ön seçimi esas alan demokratik bir tarzda gelişmek zorundadır. Bundan altı ay sonra çok farklı mecraları, çok farklı muhalefet şekillerini, çok farklı olayları tartışacagımızı düşünüyorum
* * * * * * *Ancak ne olursa olsun çok kısa bir süre sonra milliyetçilik ve şovenizm üzerine birbirimize bol bol nutuk atacagımıza eminim. Bu süreci olumlu bir tarzda ve demokrasiden taviz vermeden aşabilirsek gelecegin çok farklı olabilecegini düşünüyorum. Son olarak halkımızın Akp ye oy vermesini son derece dogal buluyorum. Çünkü Akp nin bir alternatifi program ortada yoktur. Bunu koyan da yoktur. Bu aynı bizim Harun Yahya'nın devamlı evrimi eleştirip yerine hiç bir alternatif koyamamsına benziyor. Halkımız koyun falan degildir, sinmiştir, çaresidir, güvensizdir ve son derece mutsuzdur. Kötülerin içerisinde en iyisi olarak gördügü Akp ye oy vermesini de yadırgamıyorum.
* * * * * saygılarımla
<strong>SİLİNEN</strong>
25-07-2007, 04:37
RTE'nin oğlunun gemisi basında yazılıp çizildi. Tansu Çiller'in oğlunun askerliğini annesinin yakınında yapması da. Siz sanırım istiyorsunuz ki, bunlar hep manşet olsun. Olmaz, çünkü ana gündem maddesi olacak kadar büyük şeyler değil. Peki şöyle düşünün. Madem basın Tansu Çiller'le bu kadar çok uğraştı. "Yabancı basın" Tansu Çiller'i istemediği için mi yaptı bunu? Yahu Konya'ya gidip sevgili Anya'lılar diyen bir kadınla kim uğraşmaz ki. * Elbette basına eğlencelik malzeme olur. Dikkat ederseniz "yabancı basın"ın Tansu Çiller'le uğraşıp Tayyip ile uğraşmadığı argümanı garip kaçıyor. Yoksa Tansu Çiller'in ulusal bir tutumu mu vardı. *
RTE'nin oğlunu gemisi basında zoraki bir haber olarak geçti, o da Baykal'ın ağzından bir iki kere o kadar. Bir günlük atımı oldu.
Ya Livaneli'nin son köşe yazısına ne buyurursunuz? Maşallah CHP'ye yönelik bitirici bir kampanya yürütülmekte. Neredeyse bütün haber kanallarında birinci haber. Yok gizli görüşmeler, yok anlaşmalar şunlar bunlar...
Livanelinin tamamıyla "uydurma" olan bir köşe yazısı olay yaratıyor da Başbakan'ın oğlunun gemiciği neden olay yaratmıyor?
Zamanı gelince siz de öğrenirsiniz medyanın manüpülasyonlarını. Bunun için hipnoz evresinden çıkmanız şart.
Tansu Çiller döneminde medya tekeli yoktu ve T.Çiller medyayı böylesine beslememişti. Doğan grubu da böylesine büyük vergi kıyaklarına mazhar olmuyordu. *
http://ntvmsnbc.com/news/407746.asp
Çok da masum değildi bu konuda Çiller ama medyadaki etkisi *bu dereceye varmamıştı.
Ahmet Hakan nedense oldukça eksik bir liste yapmış ama yine de bu gerçeği ondan da okuyun.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/6911688.asp?yazarid=131&gid=61
Ayrıca Tansu Çiller'in ulusal tutumu vardı tabii. Milli görüşçülerin de ulusal tutumları vardı ne kadar Vahabbi görünselerde. *
Hatırlayın 74'te CHP-MSP koalisyonu ile Kıbrıs harekatı yapıldı Amerika'nın ambargolarına ve 6. filo tehditlerine rağmen.
Aynı şeklilde 1 Mart tezkeresinde de AKP içindeki Milli Görüşçüler CHP ile birlikte red oyu verdiler.
Kategorik bakıyorsunuz. Ya öyle ya da böyle diye bir şey yok.
Tansu Çiller asker üniforması giyip askerlerle birlikte asker karavanasından yemek yerdi.
RTE'nin gördünüz mü asker üniforması giyip Şırnak'a gittiğini?
Pkk'ya karşı en büyük mücadele o dönemlerde verildi.
Tabii sizin için bunların önemi olamaz. Sizler "Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümünden" yanasınız. Sorosvari çözümler sizlere daha *uygun. Sizler barış, demokrasi, özgürlük, iyilik, güzellik, çiçek, gül, sevgi, dostluk insanlarısınız. Turuncu devrimlerinizi AKP'nin turuncu bayraklarının altında arayanlarsınız.
Yahu *Konya'ya *gidip *sevgili *Anya'lılar *diyen *bir *kadınla *kim *uğraşmaz *ki. * * Elbette *basına *eğlencelik *malzeme *olur.
O eğlencelik mazlemelerden RTE'de bol bol vardı. Halka "eşek" diyen bir Başbakan gördünüz mü siz hiç?
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=227162
Bu sözleri bile onu hükümetten indirebilirdi.
Daha da ötesi o attan düşüşüne ne demeli?
http://www.ntv.com.tr/news/226839.asp
Fatih Sultan, Atatürk, İnönü öyle mi biniyordu ata?
http://www.bluepoint.gen.tr/ataturk/a76.jpg
Alın size *dalga geçilecek mevzuu.
Bir soylu at bile sırtında taşımadı onu ama Türk halkı taşıyacak...Ne slogan olurdu ama !
Peki ya "gemiciğine" ne demeli?
http://www.8sutun.com/node/37162
Ulusalcıların *iki *argümanını *anlayamamışımdır *bir *türlü. *Birisi *gümrük *kapıları *biri *de *herkesi *oy *vermeye *çağırma *kampanyası. *Yurtdışındaki *vatandaşların *AKP *karşıtı *olduğunu *mu *sanıyorsunuz. *Tersine *Gümrük *kapılarında *yüzde *56.75 *oy *aldı *AKP. *Yurtdışında *oy *kullanma *kampanyasını *da *CHP *değil, *sizin *"yabancı *basın" *saydığınız *Hürriyet *gazetesi *yaptı. *Sadece *CHP *değil *AKP *de *destekledi. *Yurtdışına *sandık *konulsa *da *sonuç *farklı *olmazdı, *buna *emin *olun.
Yurtdışındakilerin oyunun tamamını da alsa CHP zaten iktidara gelecek değildi.
Buradaki asıl mesele aynı kendi memleketi Rize'den Mesut Yılmaz korkusu nedeniyle aday olamayıp ikametgahından aday olan RTE'nin yurtdışı ile ilgili de bir kaygı yaşadığı gerçeğidir. İşini riske sokmak istemedi. Oralarda neler çevirdiklerini KanalTürk'ün "Yolsuzluk ve yoksulluk" programında belgeleri ve bilgileri ile izlemiş olmalıydınız.
Malum Alman polisinin Denizfeneri ve Kanal7 İnt'e baskınlarını da izlemiş olmalısınız. Hani buradaki Denizfeneri ve Kanal7 * "Bizim onlarla ilgimiz yok" dedi ya :) *işte o mevzuları.
http://www.medyafaresi.com/?hid=4304&cid=3
http://darzihin.blogspot.com/2007/05/kanaltrk-yimpa-akp-deniz-feneri-kanal-7.html
AKP'nin yurtdışındaki Türklere yönelik oy kullabilme vaadi özde değil sözde idi. Zaten size verdiğim linkte Erdoğan, CHP'nin bu çabalarına destek olduğunu söylemiş, okuyabilirsiniz. İyi de gerekli yasal düzenlemeleri neden yapmadı o halde? Almanya devleti hazırdı ama bunu sağlayacak olan hükümet değil miydi?
CHP daima doğru olanı söyledi. Bunun alıncak oyla ilgisi yok. Yurtdışındaki Türklerin oy kullanamaması kabul edilemez bir durumdur.
okuduğunuz *için *Baskın *Oran *ve *Ufuk *Uras'ın *kampanyasını *da *yanlış *okuyorsunuz, *daha *doğrusu *okumuyor, *saldırıyorsunuz. *Nedeni *de *belli, *çağdaş, *demokrat *birileri *ortaya *çıkıp, *yalan *dolan, *uydur *kaydır *yazdıklarınıza *karşı *çıkınca *tek *yönlü *ideolojik *bakışınıza *uymuyor. *Farklı *seslerin *hepsi *nedense *ya *hain, *işbirlikçi, *satılmış, *"yabancı *basın", *Soros'un *sosyalisti *vb. *Siz *asıl *şuna *benden *başka *ses *istemiyorum *kardeşim *desenize. *12 *Eylül *istiyorum *desenize. *
12 Eylül'ü neden isteyeyim ki? Bu sizin önyargınız. Ben 12 Eylül'ün en büyük düşmanıyım. Bugün yaşadığımız bütün sorunlar onun eseridir. Atatürk'ün CHP'sini kapatan ve bütün malvarlığına el koyan, TDK'yı bile kapatarak Atatürk düşmanlığını zirve noktasına taşıyan bir darbe ile ne işim olabilir. Fakat siz sürekli "ulusalcıları" faşist olmakla eleştirirseniz bu sizin olağan darbakışınızın, sabitfikriniz olarak eleştirilir.
Milliyetçilik ile faşizm arasında çooook büyük ayırımlar vardır. Tabii bu ayırımların ayırdında olmanızı beklemiyorum sizden.
Baskın Oran ve ve Ufuk Uras'ların Soros desteği ile hareket ettikleri herkesin malumudur. Onlar Soroscu olmasalar bile bu böyledir.
Yoksa kimse Sorosla görüştükten sonra sosyalist olmaz. Soroscu vakıflar, dernekler, Tv'ler onlara destek veriyorsa ve onlar da bu durumdan memnun iseler üstü kapalı bir tür ilişki başlamış demektir. Ayrıca Ufuk Uras, Soros vakıflarından birisi olan TESEV'in yönetim kurulu üyesi Osman Kavala ile neyi görüştü 22 Mayıs'da bi söylesiniz de bilsek..Üstelik yanlarında DTP'liler de varmış.
http://www.kizilbayrak.net/siyasal-guendem/haber/arsiv/2007/05/24/browse/9/select/haber/artikel/46/dtpnin-sol-par.html
Eee, bu tip birlikteliklerden sonra CHP'ye ve MHP'ye *karşı bir AKP'nin *5. kol faaliyeti beklenir kendisinden mecliste.
AB konusunda ise CHP "eşit koşullarda tam üyelik"ten bahseder. Eğer yok ise böyle bir durum daha fazla Türk insanını oyalamaya gerek yoktur. Yoksa bunca demokratikleşmeden sonra hâla "50 yıl sonra bakarız sizin duruma" diyenlerle ne işimiz olabilir?
Üstelik yaranamadık da. Bölücüsü, şeriatçısı, ılımlı islamcısı ne varsa meclise giriyor ama hâla beğendiremedik demokrasimizi?
Hâla Tsk'ya yönelik *psikolojik saldırıların ardı arkası kesilmiyor.
Ne kadar Tsk'yı eleştirirsen o kadar demokrat oluyorsun. Sırtına Amerika'ya AB'ye dayayan veriyor veriştiriyor Tsk'ya.
Tsk'nın Amerikancı olması diye bir şey de yoktur. İnanmayın bunlara. Türkiye'nin Amerika ile de İran ile de S.Arabistan ile de ilişkileri vardır. Nato gibi askeri ittifaklar da bu ülkeyi Amerikancı yapmaz.
Aslolan "egemenlik hakları"dır. Kıbrıs harekatının Amerikan ambargosuna ve 6. filo tehditlerine rağmen yapıldığını unutmayın.
Söz konusu olan Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü ise değil Amerika dünya biraraya gelse tanınmaz.
Ama mesele o ki, bizi içten bölüyorlar. Tsk düşmanlığı yapmak Amerika'ya hizmet etmektir. Bugünün Soros demokratları bunu pek güzel başarıyor. Tsk bizim bağışıklık sistemimiz gibidir. Bir vücudun bağışıklık sistemi çökerse her türlü virüse açık hale gelir. Bir sıradan grip virüsü bile ölüme götürür insanı. Tsk aleyhinde yapılan bütün propagandaların amacı da budur. O savunma sistemini zaafa uğratmak ve bu ülkeyi daha kolay teslim alınabilir hâle getirmektir.
Ulusal bütün kurum, kişi ve değerlerimize yönelik saldırılar tamaımıyla ard niyetlidir. Bu koyun postuna bürünmüş kurtlara inanmayın.
Onlar demokrasi, barış, insan hakları vb... değerleri kullanarak gelirler. Bunlar onların kılıfıdır, örtüsüdür. Hiçbirisi gerçek anlamda ne demokrattır ne insan haklarından yanadır ne de barıştan. *Pkk ile ilişkiye girip sonra da insan hakları savunulur mu? Yalandır onların sözleri hep.
NedimYilmaz
25-07-2007, 10:33
Aziz Nesin Haklıymış... Türklerin %90 ı aptalmış..
Hocam, siz ulusalcilikla militarist olmayi birbirine karistiriyorsunuz. Tansu Ciller'i ulusalci ilan etmeniz bunu gosteriyor. Tansu Ciller Turkiye'nin gelmis gecmis en ABD'ci basbakani idi. Ancak Amerikan kongresinden firlayip gelmis biri Tansu Ciller kadar ulusalci olabilirdi. Tansu Ciller ulusalci falan degil militaristti. Orduyla ve Dogan Gures'le arasi da elbette cok iyi olacakti. Bunda gariplik yoktur, ordu da ABD'cidir.
Cok sey yazmissiniz, cogunun cevabini vermistim aslinda ama ben yuz defa cevap versem siz de besyuz defa ayni seyleri tekrarlayacaksiniz gibi sanki. Simdiye kadar hicbir ulusalci ile duzeyli bir tartisma surdurmeyi basramadim ben. *Ulusalcilar, musluman tebligciler ve hiristiyan misyonerler kadar inatci ve caliskanlar. Yorulmak bilmiyorlar. Tek sorunlari ideolojileriyle dusunmeleri, kendi disindakileri kolayca hain, isbirlikce vb. ilan edip etrafa dehset sacmalari. Umarim herkes gibi onlar da sagduyudan derslerini alacaklardir birgun.
*Sizler "Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümünden" yanasınız. * Pelikan
* * *fazla söze ne hacet. Kan neden durdurulamıyor diye sorarsanız cevabını Pelikan vermiş. Ona göre Kürt sorunu ( dikkat edin Pkk da demiyor ) barışçıl olarak çözülemez. Neyle çözülür kanla, bu nasıl olur ve ne sonuç getirir, anaların aglamasını. Ama Kürt sorunu oldugunu da teslim etmiş. Böyle bir sorun var ve bu sorun barışçıl yöntemlerle degil savaşla çözülebilir.
* * *TSK nın yurt savunmalarına bakalım.
* * *1- Kore Harekatına katılım ve yüzlerce askerimizin ölmesi, ne için ?
* * *2- 1960 darbesi
* * *3- 12 Mart darbesi
* * *4 - 12 Eylül Darbesi
* * *5- Son Kürt İsyanı
* * * * * * *bu arada irili ufaklı pek çok olguyu da atlıyorum. İlginç, kendi yurdunu kendi halkına karşı savunan bir ordu. Bana biraz garip geliyor ama neyse bölücülük yapmayalım. *:lol:
* * * * *saygılarımla
Dün burada Livaneli'nin yazısını vermiştim Deniz Baykal'ın yanılgısıyla olan gelişmelere dair.Bugünkü köşe yazısında da *Baykal'ın cevabına karşı yine cevap vermiş ve açıklama yapmış.Benim daha önce neden anlatmadı şeklindeki yaklaşımımın da *cevabını vermiş yazı içersinde.
http://www.milliyet.com.tr/2007/07/25/son/sonsiy02.asp
Ayrıca dün akşam Yaşar Nuri Öztürk *bu olayların tanığı olarak HaberTürk Tv'de açıklamalar yaptı konuya dair.Gerçi seçim sürecinde *hep komplo teorileri üretti Yaşar Hoca ancak bu seferki söylemleri ilgi çekiciydi bence.
Yaşar Nuri Öztürk bu konuyla ilgili 2 seçenekten bahsediyor Baykal ve Erdoğan görüşmesiyle ilgili.
Birincisi;Beylerbeyindeki görüşmede Erdoğan, siyasi yasağının kalkması karşılığında Baykal'ı, yapılacak C.Başkanlığı seçimi için *aday göstereceğini taahhüt ettiği ve daha sonrada *bu süreç başladığında *bundan hem vazgeçip hem de Baykal’la alay ettiği ve Baykal’ın bunun *farkına vardığı *olayların bu noktadan sonra çığırından çıktığı şeklindeydi ki daha önceden *Baykal’ın asla RTE’ nin siyasi yasağının kalkmaması gerektiği konusunda çok sert bir tutum ve tavır takındığını yakın çevresinin bunu bildiğini *ve daha sonra ne oldu da *bir anda U dönüşü yaptığını bunu kimsenin *anlayamadığı konusuydu.
İkincisi ise kendisiyle ilgiliydi; Beylerbeyi’ndeki yapılan pazarlık ta RTE’ nin Baykal’dan isteği *Yaşar Hoca’nın partiden uzaklaştırılması gerektiğiydi ve bunun üzerine pazarlık yapılmıştı.Sebebi de (bence en önemli nokta) Yaşar Hoca’nın 20 yıllık birikimini bir program haline getirip halka anlatmak için yola çıktığı zaman sebepsiz yere Baykal tarafından CHP’den ihraç edilmesine bağladı.Bunun altında yatan sebebin ABD ve AB’nin Ilımlı İslam modelini hayata geçirmeye çalıştığı bir sırada ,ve RTE’ nin çevresindeki Arap Emevi yaşantısını *benimsemiş ve bir sömürü kitlesi yaratmış tarikatlerin, kendi söyleminden rahatsız olduğuydu.Bunu çok sefer dile getirmeye çalıştığını mecliste çok defalar anlattığını ,sürekli kendisine danışan medyanın bir daha asla kendisini, dışardan aldığı talimatlar doğrultusunda *gündeme getirmediğinden bahsetti.
Bu ikinci seçenek ne derecede doğru olabilir veya birinci seçenek ne kadar doğru olabilir tartışılır.Çünkü Yaşar Hoca başta da dediğim gibi sürekli bir komplo teorisi *söylemleriyle gündemde kalmaya çalışmakta.
Ayrıca başka bir teorisi de şu anda medyada CHP’ye karşı yapılan saldırıların ikinci bir aşama olduğu Baykal’ın bilinçli bir şekilde yıpratılarak yok edilmeye çalışıldığı ve yerine oyunun başka bir aşaması olan CHP’nin başına başkalarının getirilmeye çalışıldığı, asla Deniz Baykal’ın CHP’nin başından ayrılmaması gerektiği kendisinin bugünün T.C ‘nin garantisi olduğunu söylemesiydi.
Görünen o ki oynanan oyunlar var.Ama hangi yönde olduğu ve ne amaçlı olduğunu bilemediğimiz oyunlar *bunlar.Bir sistem ve o sistemi besleyen kitleler.Kitlelerin *sömürülmesi gerektiği fikrinin hem dışarıda hem de içerdeki güçler tarafından *hemfikir olunduğu bir görüşler topluluğu.
Burada her şey iç karartıcı olmaya başladı dostlar, gerçeklerin birbirine karıştırıldığı ve artık yaşanması gittikçe zorlaşan bir ülke.Buradaki dinli arkadaşların dinsiz arkadaşlara nazaran bir ruhani tatminkarlıkları *mevcut oda AL-İLAH. :)
<strong>SİLİNEN</strong>
25-07-2007, 14:22
"Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü" bölücülerin kullandığı kalıplaşmış *bir ifade olduğu için kullandığım bir cümledir. Yoksa Kürtleri sorun olarak gören ben değilim sizsiniz.
T.Çiller örneğini özellikle kullandım. Çünkü Amrikancılığın bile bir sınırı vardı o zamanlar. Şimdi racon bozuldu. Artık kendisini Amerika'nın BOP projesinin eşbaşkanı olarak görerek övünenlerin döneminde yaşıyoruz. Yani artık Türkiye'nin Başbakanları Amerikan'ın bölge valisi olarak hissetmeye başladılar kendilerini. Böyle koşullarda T.Çiller'i taktir etmemek ne mümkün?
http://www.youtube.com/watch?v=6oSfiOnFvQo&mode=related&search * (D.Bakır Bop'un merkezi)
http://www.youtube.com/watch?v=19ePFuDFBFQ&NR=1 * (BOP'un eşbaşkanı)
http://www.youtube.com/watch?v=f6dmgJz_2Tk&mode=related&search * (Hikmetyar'ın dizinin dibinde)
http://www.youtube.com/watch?v=mFs-pGv2dKQ *(hem laik hem müslüman olunmaz)
Kaldı ki, şimdiye kadar bütün fikirlerimi bu şekilde kanıtlarla destekleyerek sizlere anlattım.
Acaba "ideolojik" düşünmemek için ne yapmak lazım? Bi söyleseniz de bilsem.
Ve tâbi milliyetçilik ile *faşizm arasındaki o büyük farkı size anlatmak için ne yapmam lazım, onu da bi zahmet anlatın.
Sosyalisti, şeriatçısı, bölücüsü pek sevdi bu Amerikan tipi demokratlığı. Ortalık demokrattan geçilmiyor. İnsan sevgisi terör örgütlerini bile kucaklayacak hadde vardı.
Ben de iki kadeh rakı içsem de böyle dünyayı toz pembe görsem.
Ne güzel olurdu.
aslında ettiginiz bir cümle yüzünden tartışmanın mecrasını degiştirmek istemem ancak şu sözünüz her şeyin özü :
*Yoksa Kürtleri sorun olarak gören ben değilim sizsiniz.
* * *her seferinde oldugu gibi kafadan ben ve ötekiler ayrımı yapılmış ve iki kutuplu bakış açısı dikte ettirilmiş. Halbuki burada sorunun özü benim ya da sizin Kürtleri nasıl gördügüz degildir. Sorunun özü Kürtlerin kendilerini nasıl görüp tanımladıgıdır. Şu lafı söyleyebilen biri ile artık tartışmayı gereksiz görüyorum.
* İnsan sevgisi terör örgütlerini bile kucaklayacak hadde vardı.
* * * * terörist tanımı o kadar kolay ki. Geçmişimde ben de bu tanımın içerisindeydim, Türrkiye de ben yaşta olan pek çok kişi de. Nazım Hükmet de, Deniz Gezmiş te.
* * * * *İnsan sevgisinin, insanın dışındaki başka hiç bir alt tanımlamayı içermedigini, salt insan olabilmekten kaynaklandıgını *ögrendiginiz gün tartışmaya devam edebiliriz. Kızılay, Kızılhaç, Sınır tanımayan doktorlar, gazeteciler bunun için varlar.
* * * * *saygılarımla
<strong>SİLİNEN</strong>
25-07-2007, 14:52
Sınır tanımayan doktorlar" örgütü *"salt insan sevgisi" için mi var?
Belgelerle ispatlanmıştır onların Pkk'ya destek verdiği.
http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=28535&l=1
http://www.milliyet.com.tr/2002/05/07/siyaset/siy01.html
Şu meyhaneci Arif'in meyhanesi ne güzel mutluluk dağıtıyor böyle.
Ben de mi uğrasam oraya :)
teotihuacan
25-07-2007, 15:02
Sayın Dilaver,
Bu çok "demokratik" seçimde DTP'nin oyunun %3,7'ye düştüğünü gördük. Bu durumda Kürtlerin bir kısmının Kürt sorununa bakışı değişmiştir diyebilir miyiz? DTP'nin oyunun düşmesi AKP'nin oyunun çıkması aslında Kürtlerin ekonomik sorunu olduğuna işaret etmez mi?
Saygılar
sevgili teotihuacan
* *Kürtlerin oyunun bu şekilde çıkması Türrkiye çapındadır,Kürt illerinde ise tahminim yarıyarıya ya da yarının biraz altındadır. Geniş bir araştırma okumadım, kendimde oturup hesaplamadım. Ancak buralarda da Akp birinci partidir, öyle gibi gözüküyor. Feodal ilişkilerin kırılmadıgı her yerde , din, tarikat ve şıhlık müesssesinin yürüdügü her yerde Akp öndedir. Bu da feodaliteye karşı Kürt ulusal hareketinin çözücü gücü ile düzen partisinin koruyucu etkisini göstermektedir. Kadınların durumundan bile bunu gözlemliyebiliyoruz.
* * İkincisi Kürtler arasında da Kürt anaları artık gözyaşı dökmekten bıkmıştır, aglamaktan bıkmıştır, çözümsüzlükten bıkmıştır. Akp yi çözücü bir güç olarak görme egilimi agırlıktadır. Nitekim Kürt meselesine bakışta en ılımlı görüş Akp de dir. Onlar ulusalcılarımız gibi en iyi Kürt ölü Kürt tür demiyorlar. Kanı kan temizler diyemiyorlar. Önümüzdeki dönemde mecliste yer alan Akp li Kürt kökenli milletvekillerinin durumlarını izlemek hepimiz için ilginç olacaktır diye düşünüyorum.
* * * Kürtlerin ekonomik sorunu oldugu bir gerçektir, bu sorun ulusal sorun ile birlikte katmerleşmektedir. Onlar insan bile sayılmadıkları için sınıfsal sömürüyü daha agır hissetmektedirler, bunun için de yapacak bir şeyleri kalmadıgı için isyan halindedirler. Bu sömürü her taraf için geçerli ama onlara ana dillerinde kendilerini ifade etme özgürlügü bile verilimiyor. İşte burada düzenin buldugu çözümlerden biri de onların ve de herkesin ümmet oldugu dur. Feodal ilişkilerin çözülmedigi yerlerde de bunun hala geçerli olabildigi kuvvet bulabildigi görülüyor.
* * * *İnsanların insanca yaşayabildikleri, sömürünün olmadıgı, saglık, egitim gibi haklardan serbestçe yararlanıp kullanabildikleri, insan olduklarının bilincine varabildikleri, diger insanlarla paylaşıp kollektif bir toplum yaratabildikleri bir düzende bu tür farklılıkların zaten mevzusu bile olmaz. Din, milliyet, sınıf, cinsel vb ayrımlar dogal olarak ortadan kalkar. Ancak bu sistemden ve düzenden bunu bekleme umudumuz yoktur. Sömürü sistemin dogasında vardır ve hiç bir sistem de kendi kendisi ile çelişerek var olamaz.
* * * *saygılarımla
teotihuacan
25-07-2007, 17:46
Sayın dilaver,
Açıklamanız bana çelişkili geldi. DTP meclise girmiştir ama ciddi oy kaybı vardır. Eğer DTP'in oyu %6,14 ten %3,70 lere geliyorsa bunu feodal ilişkilerle açıklamanın mümkün olmadığına inanıyorum. Feodal ilişkiler önceki seçimde de oradaydı, değişen birşey yoktur. Ayrıca belirttiğiniz gibi Kürtler çözümsüzlikten bıkıp feodal AKP'ye oy vermişse bu bir çelişki değil midir?
Benim buradaki kişisel görüşüm Kürt nüfusun oyu tamamen feodal ağalarının dudakları arasındadır.
Türk ulusalcılarına yüklenmekte hiç sınır tanımıyorsunuz ancak Kürt ulusal haraketini destekler bir tavrınız var. Bu da bir çelişkidir benim gözümde...
Ayrıca tuhaf şekilde, sırf CHP hezimete uğradığı için seçim sonuçlarından memnun görüntü çizen dinsiz dostları kınıyorum.
Bir de Ece Temelkuran'ın aşağıdaki yazısını da izninizle sadece link olarak değil c/p asmak istiyorum.
Sen bu ülkenin garnitürüsün!
Seçim gecesi AKP Genel Merkezi'nin balkonu. Tayyip Bey beklenen açıklamayı yapıyor:
"Şu bayraklarınızı göreyim. Bayrakları bayrak yapan üzerindeki kandır. Şimdi buradan tüm Türkiye'ye seslenelim:
Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet!"
Belki Başbakan bilmiyor ama lafın esası ve devamı şöyledir:
"Ein stad, ein folk, ein Führer!"
Yani "Tek devlet, tek halk, tek lider!"
Nazizmin meşhur sloganıdır. Sadece kendine benzeyeni yaşatan, benzemeyeni yok eden liderlerin sloganı. Üstelik Tayyip Bey konuşmasında "Hedef 2023" dediğine göre gerisini siz düşünün. Bu sözcüklerin İslami muhafazakârlığı şiar edinmiş bir parti liderinin ağzından çıktığını da hesaba katarsak... Gerisini siz düşünün.
Garnitürsünüz!
Konuşmasında AKP'den başka partilere oy verenleri "Onlar da bizim zenginliğimiz" diye tarif edip halkın AKP'li olmayan yarısını "memleketin garnitürü" ilan eden Tayyip Bey devam ediyor:
"AKP artık toplumsal merkezin adresidir!"
Tam bu sözcükleri söylediği sırada kürsüde özenle hazırlanan şu fotoğraf var:
Tayyip Bey ve eşi Emine Hanım, Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa Hanım.
Yani artık "merkez" olan bu. Yani artık "normal" olan bu. Yani artık onlar gibi görünmüyorsanız marjinalsiniz. Yani... Yani... Bu devlet de, bu millet de, bu halk da sizin değil, siz "ötekisiniz". En iyi ihtimalle "garnitürsünüz"!
Merhamet lütfeyle!
Ve herkes aslında artık bunun farkında. Seçim gecesinden bu yana televizyonlara çıkanların ağzında aynı laf: Uzlaşma!
İş çevreleri, medya, AKP'li olmayan siyasetçiler sürekli olarak AKP'nin diğer toplumsal kesimlerle, partilerle uzlaşması gerektiğini söylüyor. "Böyle olacağını umut ediyoruz", "Diliyoruz" diyorlar. Bu (adını koyalım) bir merhamet çağrısıdır aslında. Muktedirden merhamet istenmektedir. Çünkü böyle bir çoğunlukla, böyle bir toplumsal kudretle iktidara gelen bir lidere baskı yapamazsınız, ancak merhamete çağırırsınız. "Taç giyen baş akıllanır" deyip diğer toplumsal kesimleri ezmemesi için dua edebilirsiniz. Ve merhamet ancak "führer"den istenir, bilirsiniz.
Özgürlük ve eşitlik
Politize edilmiş İslamcı muhafazakârlık kendini dayatır. Başörtüsü ve badem bıyık bir kez mağduriyet psikolojisinden sıyrılırsa, ki "merkez" ilanıyla olmuş olan budur, artık size soracaktır:
"Niye benim gibi değilsin? Yoksa sen normal mi değilsin?"
AKP Genel Merkezi'nin balkonundan seçim gecesi yapılan açıklamanın devamında bu vardır. Bu cümleler ne Kemalist bir cumhuriyet kızının hezeyanıdır ne de halka uzak bir beyaz Türkün çıtı pıtı tedirginliği. Bu cümleler, vicdanın, özgürlüğün ve eşitliğin tarafını tutan bir gazetecinin sözleridir.
Sivil muhtıra mı?
Bu seçim sonuçlarına bakıp "Demokrasi kazandı" diyenler, AKP'yi Türkiye'de sivil olanın, demokratik olanın tek ifadesi olarak görenler var. Allah aşkınıza söyleyin:
Madem bu halk orduya tepki vermeye bu kadar meraklı, niye çocuklarını gık demeden ölüme gönderiyor?
Madem bu kadar anti-militarist bir halkımız var, neden ordu müdahalelerine gık çıkarılmıyor?
Madem bu halk mağdur olanı korumaya bu kadar meraklı, insanların yakıldığı Sivas'tan neden Muhsin Yazıcıoğlu milletvekili seçiliyor?
"Demokrasi kazandı" diyenler düşünsünler:
O zafer konuşmasını Deniz Baykal yapıp "Tek devlet, tek millet" deseydi ne tepki vereceklerse aynı tepkiyi neden Tayyip Bey'e vermezler?
Nihayetinde söyleyeceğim şudur:
Türkiye, milliyetçilerle siyasal İslamcıların politika yaptığı bir memlekete dönüşmüşken bu memleketteki tek faşist, militaristler, askeri müdahale şakşakçıları değildir. Muhafazakârlardan da pek güzel führer'ler çıkabilir. Ve bey takımı daha da güçlenmişken size şimdi daha yüksek perdeden söyleyebilir:
"Ananı al da git!"
Saygılarımla
<strong>SİLİNEN</strong>
25-07-2007, 17:55
Sayın teotihuacan, mükemmel bir yazı yazmışsınız. Sizi alkışlıyorum.
Özellikle şu kısım:
O zafer konuşmasını Deniz Baykal yapıp "Tek devlet, tek millet" deseydi ne tepki vereceklerse aynı tepkiyi neden Tayyip Bey'e vermezler?
Detayları görebilme yeteneğinize hayran kaldım.
<strong>SİLİNEN</strong>
25-07-2007, 18:03
"Tek devlet, tek millet" dedikleri afişlerde RTE tam boy kendisini gösteriyordu ve o da "tek adam"ı zımnı bir şekilde ifade ediyordu.
Tek adam RTE ve onun kuyrukçu tayfası sosyalistlere, bölücülere, ılımlı islamcılara vb... bundan sonraki "faşizm" uygulamalarını ibretle seyredeceğimizi de hatırlatalım
Artık "tahkikat komisyonları" mı kurarlar "vatan cepheleri" mi bilemem.
Şimdilik devlet içinde kadrolaşmakla meşguller ve onlardan olmayan devlette görev alamaz hâle geldi. Bakalım sonu nereye varacak.
Bu arada bu yazı size ait değilmiş farkına vardım ama olsun yine de sizi alkışlıyorum bunu buraya aldığınız için.
Onlar *ulusalcılarımız *gibi *en *iyi *Kürt *ölü *Kürt *tür *demiyorlar. *Kanı *kan *temizler *diyemiyorlar.
sayın dilaver bu sözleri siz söylemişsiniz.Sizin, akıllı ve ne yaptığını bilen bir insan olduğunuzu düşünüyorum.fakat burda bir genelleme yapmış olmuyor musunuz?Her ulusalcıya faşist gözüyle bakıyorsunuz.Her ulusalcının,kürtler hakkında böyle şeyler söylediğini düşünüyor ve öyle açıklıyorsunuz.Bence yanlış düşünüyorsunuz.Gerçek bir ulusalcı,kendi ülkesinde yaşayan insanların hepsini kucaklayan bir anlayışa sahip olmalıdır.Ama vatan hainlerine karşı da tavrını koymalıdır.Bu kürt kökenli birisi de olabilir,türkte olabilir laz'da olabilir.fakat yanlış düşündüğünüzü belirtirim.Her kürt pkk'lı olmadığı gibi,her ulusalcı da faşist değildir.Biraz mantık,biraz düşünce lütfen
saygılarımla
Ece Temelkuran'a yanıt
Ece Temelkuran fazla zorlamış. Demek ki, bütün herkes yanlış yorumlamış Erdoğan'ın konuşmasını. Ben onun konuşmasını da Baykal'ın konuşmasını da dinledim. Erdoğan'ın konuşması elde ettikleri başarıya karşın ne kadar alçalgönüllüce ise Baykal'ın konuşması o kadar gamsız ve umursamazdı.
Ben de Erdoğan'ın konuşmasındaki o milliyetçi vurgulara dikkat etmiştim. Tek bayrak, tek devlet, tek millet dediğinde niye o kadar rahatsız etmiyor da, bir ırkçı aynı lafları söylediğinde rahatsız ediyor gerçekten. Acaba RTE'de büyü var da, biz fanileri etkisine mi alıyor? Ya da yabancı basın o kadar çok propaganda yapıyor da rüzgarıyla yelkenlerimiz dolup AB'ye doğru süzülüyor muyuz? Bir söz vardı hani: Her söz her ağıza yakışmaz diye. Örneğin ulusalcıların ağzında emperyalizm karşıtlığı eğik büğüktür. Aslında emperyalizm karşıtlığı değil, batı düşmanlığı yapıldığı içindir bu. Burda da aynı olay var. RTE tek millet, tek bayrak derken Kürt yada Ermeni düşmanlığı yaptığı için miydi bu. Aradaki farkı Ece Temelkuran anlayamıyor ama Kürt'ler AKP'ye oy vererek aradaki farkı anlattılar. CHP ırkçılık yaptı, darbe kışkırtıcılıği yaptı, Irak'a niye saldırmıyoruz artık dedi, MHP ile ortağız dedi, daha ne desin. Elbette Baykal yada bir ulusalcı söyleseydi bunun anlamı farklı olacaktı. Ece Temelkuran herkesin gördüğü ve anladığı şeyi entellektüel kağıt işlemeciliği ile değiştirmeye çalışıyor. Olmaz Ece, olmaz, kağıt ustalığıyla ABD'ci ulusalcı, militarist demokrat yapılamaz. Kağıdın üzerinde olmuş gibi dursa da hayatta öyle durmaz.
Temelkuran mantığa da rahmet okutuyor. Adam çıkıp, sizi ezdik geçtik, hepinizin topu kadar oy aldık demedi. Çıkıp efendi gibi (isterim ki hep böyle efendi olsun, Kasımpaşalı ağzını siyaset dünyamıza soktu çünkü) sizin oylarınız bizim için çok değerli dedi. Rakiplerini övdü, sıradan her Türk yada Kürt insanı için alçakgönüllülük meziyettir. Herkes de alkışladı bu sözleri. Temelkuran hanımefendi nasıl yorumluyor bunu. "Siz garnitürsünüz" demiş. Yuh artık, yuh. Bu kadar da sapıtılmaz yani.
Temelkuran şirazeyi dağıtmış, ama bir yerde doğru söylüyor. Bu sonuçları halkın muhtırası olarak değerlendirmek, demokrasinin zaferi olarak değerlendirmek abartılıdır. Bu sonuçlar demokrasinin zaferi değil AKP'nin zaferidir. Türk halkı öyle baskılara, diktatörlüklere, darbelere falan direnen bir halk değildir. Bu sonuçları çok abartmak gerekmiyor. Hatta bana göre bir darbe ihtimali daha da fazlalaşmıştır.
Herkes açıklama yapıp, uzlaşma istiyoruz, umuyoruz gibi sözler söylüyormuş. Doğru söylüyorlar. Aslında sadece her genel seçimden sonra değil, her seçimden sonra bunlar söylenir. Şurda bir seçim yapalım. Üç kişiyi bir göreve seçelim. Ardından herkes çıkıp bir iyiniyet açıklaması yapar, başarılar diler, umut verir. Bu kadar basit birşeyi Temelkuran anlayamıyor mu, yoksa çarpıtıp renkli hale mi gelmek istiyor. Belli ki rengarenk hale getirmiş yazısını. Sadece kağıt ustalığı değil, kağıt üstüne renk ustalığı da var maşallah.
Temelkurandan bu kağıt ve renk ustalığıyla bir de Baykal'ın konuşmasını değerlendirmesini isteyelim. Eminim o da pek zevkli olur.
Saygılar bizden
Türk ulusalcılarına yüklenmekte hiç sınır tanımıyorsunuz ancak Kürt ulusal haraketini destekler bir tavrınız var. Bu da bir çelişkidir benim gözümde...
* * * ben sosyalistim ve benim yerim her zaman ezilenin yanı ve haksızlıgın karşısında olmak zorundadır. Bir tarafta kimligi reddedilen, ana dili ile konuşması yasaklanmış , kültürel kimligini geliştirmesi engellenen bir ulus var; ve bu ulusun bir mücadelesi var, benim baktıgım yerden bu mücadele haklıdır.
* * * Diger tarafta bir ulusun kimligini reddeden, onu ulus olarak reddeden ve tüm bunların sorumlusu olan devlet düzenini savunmaya çalışan kendilerine ukusalcı diyen bir grup var. İnsan olmanın temeline aykırı olan bu düşünceyi savunanlara karşıyım.
* * * *Kimseyi faşist olarak nitelendirdigimi hatırlamıyorum. Bu sözün o kadar cılkı çıktı, o kadar siyasi temelinden çarpıtıldı ki günlük dilde ulan demek gibi bir şey oldu bu. Bana göre faşistlik agır bir ithamdır, kullanmamaya gayret ediyorum.
* * * *Ezen ulus milliyetçiligi ile ezilen ulus milliyetçiligi aynı şeyler degildir. Bir tanesi daha haklı dır, desteklenebilir. Ben ezilen ulus milliyetçiligini destekliyorum diye bir şey söylemiyorum ama karşı çıkmadıgım da açıktır. Bu eleştirmeyecegim anlamına da gelmez. Ama ezen ulus milliyetçiligine kesinlikle karşı çıkıyorum, çünkü bu doganın diyalektigine aykırı, var olanı yok sayıyor, bilimle çelişiyor. Siyasi olarak da bu anlayış ülkeyi bölünmeye götürüyor.
* * * *İnsanlar ölüyor, bunların Kürt ya da Türk olması farketmiyor, insan olması önemli. Buna karşılık ne deniliyor, teröriste insan gibi davranılmazmış. Bu yeni bir şey degil, Kenan Evren de aynı şeyi yaptı. Meşhur sözü hatırlardadır: Asmayalım da besleyelim mi. Ben ve ötekiler ayrımı asla sınır tanımayacaktır, tarihte de tanımamıştır.
* * * * 12 Eylül de tüm solcular, Aleviler,işçiler teröristti, şimdi Kürtler terörist. Hadi Kürtlerin hepsini temizledik, sıraya kimler girecek bu sefer acaba. İnanın ki sırada eşcinseller olacak, ateistler olacak,Aleviler olacak, *belki de liberaller olacak. Yaşamı boyunca kendi dilini konuşamamış bir ulusun milli duygularının gelişimi ile ve onların tepkisi ile kendi milli tepkilerinizin kıyas kabul edilir bir yanı olmadıgını düşünüyorum.
* * * * Almanyaya devlet olarak tepki gösterdik, neden göçmen yasası yüzünden. Almanlar yarın dese ki hepiniz almansınız, tepkiniz ne olurdu. Nitekim Bulgaristan bu uygulamayı yaptı, dünyayı ayaga kaldırdık. Aynı şeyi Kıbrısta Eoka yaptı adaya askeri müdahalede bulunduk. İgneyi kendimize batırmamız gerekiyor önce.
* * * * *Her türk'ün şunu öncelikle düşünmesi ve cevaplandırması gerekiyor. Şayet ben Kürt bir anne babadan dogmuş olsaydım ve okul çagımla birlikte ana dilimde konuşmam yasaklansaydı tepkim ne olurdu. Bu soruya ben hiç bir tepki vermez ve ana dilimi reddederdim diyen varsa bu konuda tartışmayı sürdürelim. Tepki verirdim diyen varsa o zaman bu tepkinin ne olacagını düşünüp konuşalım.
* * * * * İsmail Beşikçi Trakya kökenli bir türk bilim adamıdır, sosyologtur. 60 lı yıllarda Dogu Anadolunun Düzeni isimli bir kitap yazdı. Henüz bir asistan olarak girdigi cezaevlerinde kesintili olarak 17 sene yattı. Hiç bir örgütle baglantısı olmadı, hiç bir örgütle ilgili suçlama da yöneltilmedi kendisine. Hiç bir savcı iddianamesinde Beşikçi nin terörist oldugu suçlamasında da bulunmadı. Tek suçu Kürtler vardır demesi idi. Şimdi dışarıda yaşı 60 ı geçti. Peki bu 17 senenin hesabını kim verecek şimdi. İşte itham edilen teröristlik böyle bir şey. İşte ezen ulus milliyetçiligi böyle bir şey.
* * * * * *Bunların hepsini yaşadık. Şimdi ulsun zorlaması ile kırılan bazı yasaklara bakarak Kürt ulusunun varlıgının tanındıgını zannediyorsanız son derece yanılıyorsunuz. Bu aynı % 10 barajı gibi fiili bir durumdur. Mesele bu durumun yasal ve kabul edilebilir tanınabilir bir durum haline getirilmesindedir. Kanı durdurmak istiyor musunuz çözüm budur.
* * * * * *Bunun için de şart şurt koşmaya gerek yoktur, sen devletsin, güçlüsün dogru olan ne ise onu yapmak zorundasın. Bu ülkede 141-142 ,kaldırılırsa komünizm gelecegi yıllarca söylendi. İnsanlar komünist oldukları için terörist muammelesi gördüler, en agır işkenceleri gördüler. Sırf bu yüzden Nazım ömrünün en güzel günlerini cezaevlerinde geçirdi. Ne oldu sonunda bu yasalar kalktı ve hiç bir şey de olmadı.
* * * * *Arkadaşlar mihenk noktanız insan olursa, tüm milli kimliklerinizden sıyrılmayı başarabilirseniz, Türklük, Kürtlük, Rumluk size aynı mesafede dururlarsa meseleye nasıl bakabileceginizi gerçekten merak ediyorum. Bir de bu şekilde bakmayı deneyin. Bir gözlemci gibi bakmayı deneyin o zamanda gene aynı duygusallıkta bakabileceksiniz merak ediyorum.
* * * * *saygılarımla
thunderpoint
25-07-2007, 23:06
Sevgili Arkadaşlar,
Konu şu halde başlıktan uzaklaşmış gibi görünüyor. Bence bir kaos yaşanmaması için kalanına Sevgili Dilaver'in 'Kürt Meselesi' başlığı altında devam etmek gerekiyor...
Sevgiler...
teotihuacan
26-07-2007, 11:07
Sevgili Sargon,
Yazılarını sürekli ilgi ile takip ve çoğu zaman takdir ediyorum. Sana uzun bir cevap yazmıştım ama bilgisayarın başından ayrıldığım bir sıra biri başka bir sayfaya girerek yazımı silmiş oldu. Özet geçeyim;
1. AKP'nin büyüsüne mi kapıldın?
2. RTE elbette tabiri mazur gör "nasıl koyduk" demeyecekti. ne demesi gerekiyorsa onu dedi. Durmak yok, takiyyeye devam!
3. Ulusalcılar Kürt ve Ermeni düşmanı değildir, düşman olanlar faşistlerdir.
4. "Aradaki farkı Ece Temelkuran anlayamıyor ama Kürt'ler AKP'ye oy vererek aradaki farkı anlattılar." Kürtler aradaki farkı mı anlatmaya çalıştılar yoksa pek sevgili toprak ağalarının emrine mi uydular?
5. Merak etme Ece yakında Baykal'ı da yazar, rahatlarsın.
Saygılar
teotihuacan
26-07-2007, 11:48
Sevgili Dilaver,
Ben ulusalcıların (faşistlerin değil) kimsenin kimliğini reddettiğine inanmıyorum. Asgari müşterekleri resmi dili Türkçe olan, *bir Türkiye cumhuriyeti olarak yola devam etmek isteyen insanların oluşturduğu kitledir bence. Türklük, Türkiyelilik, alt/üst kimlik falan bunlar işin hikaye kısmı.
Ben çocukluğumu Batman'da geçirdim. 12 Eylülün hemen sonrasıydı. O dönemde bile okul da dahil olmak üzere (teneffüslerde tabi, sınıfta öğretmen varken değil) herkes Kürtçe konuşurdu, konuşabilirdi. Tabii resmi daireleri bilemem, oralara gidecek kadar büyük değildim. Orada insanların sorunları hep aynı, bugün dahi değişmedi. Ağa yine ağadır, maraba da maraba...
Sorun budur!
Kürtler *aradaki *farkı *mı *anlatmaya *çalıştılar *yoksa *pek *sevgili *toprak *ağalarının *emrine *mi *uydular? :lol:
siz tv deki dizilerin etkisinde kalmışsınız, merak etmeyin o tür bir ağalık düzeni kalmadı .
kürtlerin 1 numaralı sorunu ekonomik sıkıntılardır, tayyip'in hem ekonomik yönden yaklaşımı
hemde kürt sorununu diğer siyaetçiler gibi kıvırtmadan kabul etmesi doğu da oylarını patlattı.
siz bakmayın tepedekilerin senelerdir çektikleri '' vatan bölünmez '' nutuklarına, vatan
bölünmesine en çok inanlar onlar, türkiyenin doğu tarafı taşlık kayalık, ekilebilir en geniş
toprakları ise trakya da, buna rağmen bu bölge sanayi bölgesi, neden ? hani olurda birgün
bölünme sözkonusu olursa sanayi tesisleri fabrikalar o bölgede kalmasın diye.
teotihuacan
26-07-2007, 12:48
Kürtler *aradaki *farkı *mı *anlatmaya *çalıştılar *yoksa *pek *sevgili *toprak *ağalarının *emrine *mi *uydular? :lol:
siz tv deki dizilerin etkisinde kalmışsınız, merak etmeyin o tür bir ağalık düzeni kalmadı .
kürtlerin 1 numaralı sorunu ekonomik sıkıntılardır, tayyip'in hem ekonomik yönden yaklaşımı
hemde kürt sorununu diğer siyaetçiler gibi kıvırtmadan kabul etmesi doğu da oylarını patlattı.
siz bakmayın tepedekilerin senelerdir çektikleri '' vatan bölünmez '' nutuklarına, vatan
bölünmesine en çok inanlar onlar, türkiyenin doğu tarafı taşlık kayalık, ekilebilir en geniş
toprakları ise trakya da, buna rağmen bu bölge sanayi bölgesi, neden ? hani olurda birgün
bölünme sözkonusu olursa sanayi tesisleri fabrikalar o bölgede kalmasın diye.
Sayın gandalf
Kürtlerin 1 numaralı sorunu ekonomiktir görüşünüze tamamiyle katılıyorum.
Ancak RTE kıvırtmadı derseniz apaçık birşeyi inkar olur. Dün kürt sorunu deyip bugün tek millet, tek devlet tek dil demek boru gibi kıvırtmadır.
2. paragraf ile ilgili ne desem boş, hakikaten böyle olduğuna mı inanıyorsunuz? *:roll:
<strong>SİLİNEN</strong>
26-07-2007, 13:10
Peki GAP projesi neden yapıldı o zaman?
İnsanlar kendi hayali kurgularına bir antika eşyaya sahip çıkar gibi bağlanmamalı.
<strong>SİLİNEN</strong>
26-07-2007, 13:17
Demek ki, bütün herkes yanlış yorumlamış Erdoğan'ın konuşmasını. Ben onun konuşmasını da Baykal'ın konuşmasını da dinledim. Erdoğan'ın konuşması elde ettikleri başarıya karşın ne kadar alçalgönüllüce ise Baykal'ın konuşması o kadar gamsız ve umursamazdı.
Evet, kendilerine oy vermeyenleri de düşüneceklerini söylemişti ilk gece.
İlk sonucunu hemen gördük. A.Gül'ü tekrar devreye soktu C.Başkanlığı için. Yani eski krizi yeniden tetikledi. Kurnazca bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyor. Ona göre bu seçimlerde halk C.Başkanı'nı da seçmiştir.
Halbuki C.Başkanlığı seçimleri referanduma gitse A.Gül'ün kazanma şansı da yok.
Ne yapacak C.Başkanlığı seçimlerinde kömür mü dağıtacak A.Gül?
sayın dilaver.nedense türkleri savunanlar faşist,kürtleri savunanlar ise nedense ezilenin yanında sosyalist oluyor(!) ben şundan eminimki türkiye bugün 4'e bölünse kürtlere de bir eyalet verilse eminimki sizin asla sesiniz çıkmaz.Söyledikleriniz buraya doğru çıkıyor..sizi sadece marjinal bir solcu olarak görüyorum.Ve merak ediyorum hangi şehit cenazesine katılıp terör örgütüne lanet okudunuz ya da şöyle söyleyeyim,onları kınadınız yaptıklarını şiddetle reddettiniz..ama yaparmısınız böyle birşey sosyalist kimliğinize(!) zarar verirsiniz öyle değil mi? Benim ulusumu benim ülkemi faşizmle suçlayanlar önce kendisine bakmalı.Kürt sorunun temelinde şovenizm yokmudur? kendinizle çelişiyorsunuz.Sizi samimi bulmuyorum..kusura bakmayın..bu benim görüşüm..emperyalistler ülkemizi içten yıkmak için,kürt sorunu,ermeni sorunu gibi olaylarla karşımıza çıkıyorlar.Bugün sizin savunduğunuz konuları..türkiye'yi tehdit etmeye çalışan barzani'de savunuyor..O zaman bunları savunan insanlar ile ne farkınız kalır.söyler misiniz? Sosyalist olabilirsiniz,ama bunlar türkiye'yi yerden yere vurup türkiye'ye faşist bir ülke damgasını vurmayı gerektirmez..ama bunları sadece kandırılmış marjinal takılan arkadaşların yaptığını biliyorum fazla da önemsemiyorum..
saygılarımla
sevgili felsefeci
* * önce şunda bir hemfikir olmamız lazım. Birbirimizi daha iyi anlayabilmemiz için benim herhangi bir ulusum olmadıgının bir daha altını çizmem gerekiyor. Ben insanım benim ulus olarak tanımlayabilecegim tek gerçek ulusum bu. Geri kalanın sadece cografi farklardan ibaret oldugunu her halde size ögretmem gerekmiyor.
* * *Mesele de burada ben öncelikle insanım sonra Türk. Peki siz de ben öncelikle insanım sonra Türk diyebiliyor musunuz. Bir de şunun altını çizeyim faşist yaftasını siz yapıştırıyorsunuz, ben hiç bir *şekilde bu tarz bir argüman kullanmıyorum.
* * *Emperyalist ülkelerin içten yıkmasından bahsediyorsunuz. Kimdir bu emperyalist ülkeler ve iç destekçileri kimdir. Ben söyleyeyim .Abd ve iç destekçileri başta ordu olamak üzere düzen partileri ve bunları destekleyen komprador sermaye. Ben net tanım yapıyorum siz de yapın, öyle afaki emperyalizm dış mihrak demekle bu iş olmaz. Ve bu insanlara karşı tavrımız beraber tespit edelim.
* * * Evet bekliyorum. Emperyalizm kimdir, temsilcisi kemleridr, sizin tavrınız buna karşı nedir ve bir marijinal olark benim tavrım nedir. Tartışalım. Natoya üye TSK emperyalizm karşıtı mıdır.
* * * *saygılarımla
sevgili dilaver,türk,kürt,laz,alman,ingiliz olarak doğmak hiçkimsenin ne bir suçu,ne de bir üstünlüğüdür.bir çocuk doğarken sen türkmü olacan ingilizmi alman mı diye kimse sormuyor.daha doğrusu seçenek şansımız yok :) Öncelikle ben insanım bunu rahatlıkla söyleyebilirim,ardından tabiki de türküm bu ülkenin evladıyım sonuçta.İnsan olmak en büyük erdemdir.diye düşünürüm şimdi emperyalizmden bahsetmişsiniz..bakın bugünkü kürt sorununda devletin elbette hatası vardır.doğuya yatırım yapmadıkları için halk aç susuz ve perişan haldeyken onlardan en iyi istifade edenler terör örgütüydü.onu paralı asker gibi alıp o kişinin ailesine bakmasını sağlıyorlardı.Fakat bu terör örgütüne destek veren kim..amerika değil mi? sizin savunduğunuz durumları pkk'da savunuyor ve yakalanan itirafçılar diyorki;bize bu silahları amerika verdi..bu kadar basit tabi ingiltere,fransa gibi ülkelerde emperyalizmin diğer öncü kuvvetleri.bugünkü akp iktidarının da bunlardan farkı yok..Ama şu bir gerçektir ki terör örgütüne destek verenler bellidir.ve terör örgütüne destek verenlerin bazıları da söz de ezilen halkların yanında olduğunu gösteriyor..Ayrıca solcuyum diye geçinen marjinal gruplar,avrupa'nın ve amerika'nın güdümü altında onların ekmeğine yağ sürüyor..bizleri bizim silahlarımızla vuruyor..bugün sosyalistim diye geçinen birçok marjinal grup türkiye'yi öcü olarak görüyor.amerika'ya ve ab'ye karşı olduklarını söyleyen bu insanlar tam tersine onların yanında farketmeden de olsa onların yaltakçılığını yapmaktadırlar.Amerika zaten bunu istiyor..bunlar gerçek..bizi bizle vurmak istiyor..ayrıca yukardaki yazımda benim sorularıma cevab vermemişsiniz bakın ben hepsine cevab veriyorum :wink:
saygılarımla
bakın bugünkü kürt sorununda devletin elbette hatası vardır.doğuya yatırım yapmadıkları için halk aç susuz ve perişan haldeyken onlardan en iyi istifade edenler terör örgütüydü
* * sevgili felsefeci
* * *dediginiz terör örgütünün kuruluşu 1988 , ilk eylemi 1984 peki bundan evvel bu insanlardan en iyi istifade edenler kim. Sakın bu istifadeler bir tepkiyi dogurmuş olmasın.
* * * Ayrıca olgular gerçekse başkaları savunuyor diye bizim müdafaada kalıp olguları reddecek halimiz yok.
* * * saygılarımla
bir tepkiden bahsediyorsunuz..çoluk çocuğu öldürürek neyin tepkisini verecekler söyler misiniz ama siz onu da kabul etmezsiniz çünkü işinize gelmez..devlet yaptı,türk ordusu yaptı dersiniz ben bu iftiraları yıllarca dinledim herneyse sizle bu platformda bu forumda tartışmak istemiyorum.çünkü moral bozmaktan başka birşey yapmıyorsunuz lafı evirip çeviriyorsunuz sizinle anlaşacağımız en iyi konu inançlar hakkındadır ben sizinle ancak orda tartışır sohbet ederim sahi dilaver tanrı var mı yok mu :)
saygılarımla..
Ve merak ediyorum hangi şehit cenazesine katılıp terör örgütüne lanet okudunuz
Dilaver'e sormuşsunuz ama bu soru genellikle tüm anti-militaristlere, demokratlara ve sosyalistlere sık sorulan bir soru olduğu için ben de yanıtlamak istiyorum.
Ben dilaver gibi marxist değilim. Daha ziyade liberal çizgiye ve anti-militarizme yakın görüyorum kendimi. Ancak Kürt sorunu konusunda benzer düşünüyoruz dilaver ile.
Güneydoğuda ölen askerlerin şehit cenazelerine katılmak istemem çünkü bu törenler kin, nefret ve intikam yeminlerinin yapıldığı, barış düşüncesinin esamesinin yapılmadığı törenler hüviyetindedir. Bu törenler uzun zamandan beri saldırgan milliyetçiliğin siyasi şov arenasına dönüşmüştür. Günaydoğuda ölen 5000 civarında Türke ait cenaze törenleri medyada gösterilirken 25000 Kürtün cenaze töreni *gösterilmemektedir. Kürt analarının akıttığı göz yaşı, Kürtçe ağıtlar aktarılmamaktadır. Çünkü o Kürt anaları ana değil terörist anasıdır. Sadece PKK lılar değil onların anaları da sansürlenmelidir.
seni çok iyi anlıyorum cem böyle devam et :wink:
<strong>SİLİNEN</strong>
27-07-2007, 01:12
Günaydoğuda ölen 5000 civarında Türke ait cenaze törenleri medyada gösterilirken 25000 Kürtün cenaze töreni *gösterilmemektedir. Kürt analarının akıttığı göz yaşı, Kürtçe ağıtlar aktarılmamaktadır. Çünkü o Kürt anaları ana değil terörist anasıdır. Sadece PKK lılar değil onların anaları da sansürlenmelidir--Cem--
Feslefeci'nin dediği gibi sizler çok moral bozucu insanlarsınız.
Analar ağlamasın isteniyorsa o zaman teröristlik yapılmasın.
Adam çıkacak oraya buraya bomba koyacak, intihar saldırısı yapacak, pusuya yatıp asker şehit edecek, köy basacak bebek öldürecek ama bu adamlara karşı bir savunma yapınca ve bunu yapan bu teröristler öldürülünce de hemen mazlumculuk oyununa geçilecek.
Saldırgan ile mazlum aynı kefeye konulacak ve "analık" gibi kutsal bir kurum bile buna alet edilecek öyle mi?
Analar ağlamasın mı isteniyor? o zaman teröristlik yapıp ona buna saldıranlara soracaksınız bunun hesabını. Burada insanların en temel yaşama hakkını bile gaspeden "terör örgütü" var.
Ama o size göre "gerilla" değil mi?
Halbuki ona "eşkiya" derler buralarda.
Osmanlı döneminde, 19. yy. da Bulgar Gerillaları (daha doğrusu Bulgar Komitacılar) Bulgar dağlarında Osmanlı Jandarmasına karşı yıllarca çarpıştı. Osmanlı için onlar da vatan haini idi. Ekmeğini yedikleri yerden kurşunu da yiyecekler idi. Bulgar milliyetçileri 500 yıllık Osmanlı boyunduruğuna karşı dağlara çıkmış idi.
1821 yılında Yunan Milli Kurtuluş Savaşı Mora yarımadasında başladı. Bunlar da vatan haini idi. Osmanlı egemenliği altında "eşit " şekilde yaşıyorlardı. Ne hakları vardı bağımsızlığa? İstanbul'da Fener Rum Patriği bu bağımsızlık savaşını desteklediği gerekçesiyle kilisenin hemen önündeki bir ağaca asıldı. Çünkü Yunan milletinin bağımszılık hakkı yoktu. Yapılan bölücülük idi. Vatan hainliği idi.
Sırp bağımsızlık savaşında yüzlerce Sırp bağımsızlık istediği için Osmanlı tarafından katledildi. 2004 yılında Eurovision Yarışması için İstanbul'a gelen Sırp Müzisyenler Türkiye medyasına atalarına yapılan bu zalimliği hatırlatma gereği duydular.
Özetle Türk boyunduruğu altındaki tüm milletler hainlikle suçlanmış, sürekli dış mihrakların oyununa gelmekle itham edilmiştir.
Tarih tekerrürden ibarettir sözüne inanmasam da zaman zaman tekerrür ettiğine inanırım.
<strong>SİLİNEN</strong>
27-07-2007, 02:02
Sırp bağımsızlık savaşında yüzlerce Sırp bağımsızlık istediği için Osmanlı tarafından katledildi. 2004 yılında Eurovision Yarışması için İstanbul'a gelen Sırp Müzisyenler Türkiye medyasına atalarına yapılan bu zalimliği hatırlatma gereği duydular.
Bu bayağı komik olmuş. Sırpların bu çağda Avrupa'nın göbeğinde Bosna'lılara ve Hırvatlara karşı giriştiği katliamın ve soykırımın eşi benzeri yok iken ve bunlar daha dün yaşanmışken,
gelip bizlerden 150 sene önce yaşanmış olayların hesabını sormaları biraz haddini bilmemek değil mi?
Tabii, o Sırp müzisyenleri getirip götüren organizatörler de *çok özür dilemişerdir onlardan 150 sene önce Osmanlı'nın yaptıklarından dolayı.
Olaya bak. Sırplara bile hesap *verir duruma düşmüşüz.
Desenize, ölmüşüz de habarımız yok...
Haaa, bir de hatrlatması:
O Osmanlı idi, bu ise Türkiye Cumhuriyeti.
Sırpların bu çağda Avrupa'nın göbeğinde Bosna'lılara ve Hırvatlara karşı giriştiği katliamın ve soykırımın eşi benzeri yok iken ve bunlar daha dün yaşanmışken,
gelip bizlerden 150 sene önce yaşanmış olayların hesabını sormaları biraz haddini bilmemek değil mi?
Öncelikle bu eleştiriyi yapan Sırp müzisyenlerin Bosnalılara karşı yapılan katliamları da lanetleyip lanetlemediklerini bilmen gerekli. Ayrıca esas konumuz biz Türklerin egemenliğimiz altındaki milletlere geçmişte yaptığımız uygulamalar ile bugünkiler arasında benzerlik olup olmadığı. Sırp müzisyenlerin görüş tutarlılığı değil konumuz.
O Osmanlı idi, bu ise Türkiye Cumhuriyeti.
Önemli olan anlayışların değişip değişmediği.
<strong>SİLİNEN</strong>
27-07-2007, 02:37
Kardeşim ben Osmanlı değilim Türkiye'yim ve kimse bana Osmanlı'nın yaptıklarının hesabını soramaz. Onu Osmanlı hayranlarına sorsunlar bana ne. Ama kimse gelip bugünün Türklerine Osmanlı tarihinin hesabını soramaz.
Üstelik sen müzisyensin gel müziğini söyle çek git, ne uğraşırsın geçmişin hesabı ile. Belli ki müzik için değil provakatörlük için gelmiş.
İşe bak ya, biz adama gel müziğini dinleyelim diyeceğiz adam yerine koyup, o adamlar da bize "katil" olduğumuzu söyleyecekler 150 sene önceki olaylar için.
Geçiniiiiz.
exclusive
27-07-2007, 02:41
akp islamcı bir parti değil. Aslında söylemlerine ve akp'li milletvekili eşlerinin başlarındaki türbanlara bakarak akp'nin islamcı bir parti olduğunu düşünmek gibi bir yanılgıya düşülebilir, ancak yapılanlara ve yapılmayanlara bakarsak gerçeğin hiç de öyle olmadığı görülecektir...
Örneğin AKP türban yasağını onaylamış ve gelecek 5 yılda da türbanın yasak kalacağı müjdesini vermiş bir partidir. Eşleri türbanlı olan akp'lilerin böyle bir anti-islamcı tavrı sergileyebildiklerini gözümüzle görsek bile inanasımız gelmiyor (sadece bizim değil, islamcı kesimin de inanası glmiyor, hatta gözleriyle görmelerine rağmen gördüklerinin gerçek olabileceği akıllarının ucundan bile geçmiyor, onlar akp'nin "strateji gereği" böyle yaptığı düşüncesindeler) ama ön yargılarımızdan kurtulup bağımsız değerlendirmeler yapabilirsek göreceğimiz manzara tam da budur.
Tabi bu manzaranın son derece mantıklı sebepleri var. akp islamcı bir görünüm sergiliyor çünkü tarikat, cemaat ve imam hatip oylarını almak lazım, bu oylar önemli ve almak da hiç zor değil...
Öte yandan akp her yönüyle liberal ekonomici, batıcı bir merkez parti oluyor. Bunun sebebi de liberallerin ve özel sektörün oylarını alabilmek. Bu ikinci kesimin oyunu alabilmek için "öyleymiş gibi gözükmek" yeterli değil, gerçekten sonuna kadar "öyle olmak" icap ediyor.
Kısaca "kurt iş adamlarını" kandırmak mümkün değil ama saf cemaati kandırmak mümkün. akp bu bilinçle gerekeni yapıyor.
Tabi ABD'nin akp'yi rahatça kullanabileceğini bilmesi ve bu yüzden akp'nin lider parti olmasını istemesi de es geçilmemesi gereken çok çok önemli bir faktör.
Ben nasıl ki ABD'nin seneler önce hiroşima'ya attığı atom bombasını nasıl imal ettiğini, bir kaç saniye içinde milyonları katleden bir gücün nasıl elde edilebildiğini en ince detayına kadar anlayamaz ve anlatamazsam, ABD'nin nasıl olupta dünyanın öbür ucundaki bir ülkeye müdehale edebildiğini ve nasıl olupta istediği adamı lider yapabildiği anlayamam ve anlatamam.
Tek bildiğim ABD'nin bunu yaparken oyunu kuralına göre oynadığı ve bu ince işte neredeyse bir asırlık engin bir tecrübesinin olduğudur.
Tabiki amerikalı bir heyet kapı kapı dolaşıp anlaşmalı olduğu veya desteklediği parti için oy istemiyor, zaten kitleleri etkileyebilecek iletişim kanallarına hükmetmek ve bunu çaktırmadan yapmak varken kapı kapı dolaşmak aptallık olurdu...
Bir arkadaşım CHP'nin cumhuriyet gazetesindeki bir reklamını gösterip şöyle söylemişti (RTE iki eli havada gülümsüyor, resmin üzerine ise "teslimiyetçiliğe son" yazılmış):
"Hiçbir reklamcı böyle bir hata yapmaz, bu chp'nin değil, Tayyip Erdoğan'ın reklamı, reklamın parasını CHP ödüyor, oysa fotoğraf sanatı ve sinemayla biraz uğraşan herkes böyle bir pozun (Tayyip Erdoğan fotoğrafı çekene göre yüksek bir yerde duruyor, resimde sadece RTE'nin belden yukarısını görüyoruz ama çekim açısı ve perspektiften kot farkı rahatça anlaşılabiliyor) resimdeki kişiyi "güçlü" ve "kudretli" göstereceğini bilir. Ayrıca RTE'nin teslimiyetçi olduğunu ima eden "teslimiyetçiliğe son" yazısı ise sanki "güçlü ve kudretli olan" RTE'nin ağzından çıkmış iddialı bir slogan gibi duruyor. Kısaca nedendir bilinmez ama CHP'nin anlaştığı reklam şirketi aslında akp'nin reklamını yapıyor."
akp'nin en büyük yanılgısı ise ABD desteği konusunda iplerin kendi elinde olduğunu sanması.
Ben akp'li yöneticilerin aptal olduğunu, ABD'nin Türkiye'yi uzaktan yönetmek için akp'yi kullanma planını göremediklerini kesinlikle düşünmüyorum. Onlar bu durumun sonuna kadar farkındalar ama bu durumu kendi çıkarlarına kullanabileceklerini sanıyorlar. İşte büyük yanılgı bu... Bir kaç "özgüveni fazla pohpohlanmış" akp'li koca ABD'yi oyuna getireceğini, yani işine geldiği yere kadar "kendini kullandırıyormuş gibi yapıp" sonra da Amerikalı stratejistlere nanik yaparak kendi yolunda devam edeceğini sanıyor. Oysa onların böyle bir yanılgı içinde olmaları bile herşeyin ABD'nin planladığı gibi gitmekte olduğunu gösteriyor.
Velhasıl başa dönecek olursak seçimleri islamcı bir parti kazanmış değil, seçimi kazanan Amerika Birleşik Devletleri'dir. Bir ateist olarak "keşke koyu islamcı Saadet Partisi %100 oyla başa gelseydi, ülkem daha az bir zararla bu dönemi atlatmayı başarabilirdi" diyorum çünkü ABD Türkiye'ye çok "yatırım" yaptı ve karşılığını da fazlasıyla alacak gibi gözüküyor...
teotihuacan
27-07-2007, 10:55
Buyrun buradan yakın...
'Musa'nın Çocukları'nın yazarı gözaltında
Gazeteci-Yazar Ergün Poyraz, bu sabah Ankara Terörle Mücadele ekipleri tarafından gözaltına alındı.
Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneği ile ilişkisi olduğu iddiasıyla hakkında İstanbul Beşiktaş Başsavcılığı tarafından yakalama emri verilen Poyraz’ın ifadesinin alınacağı belirtildi.
Poyraz’ın avukatı Hüseyin Buzoğlu, “İrticai örgütlerin tehditleri nedeniyle devlet korumasında olan birini polis gözaltına alıyor. Seçim sonuçlarının hemen ertesinde böyle bir şey yapılması dikkat çekici” diye konuştu.
Poyraz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ile ilgili “Musa’nın Çocukları” adlı kitabı yazmıştı. Poyraz’ın kitabının toplatılması için yapılan tüm başvurular mahkemeler tarafından reddedilmişti. Poyraz, daha sonra da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ilgili “Musa’nın Gül’ü” adlı kitabı yayınlamıştı.
''1821 *yılında *Yunan *Milli *Kurtuluş *Savaşı *Mora *yarımadasında *başladı. *Bunlar *da *vatan *haini *idi. *Osmanlı *egemenliği *altında *"eşit *" *şekilde *yaşıyorlardı. *Ne *hakları *vardı *bağımsızlığa? *İstanbul'da *Fener *Rum *Patriği *bu *bağımsızlık *savaşını *desteklediği *gerekçesiyle *kilisenin *hemen *önündeki *bir *ağaca *asıldı. *Çünkü *Yunan *milletinin *bağımszılık *hakkı *yoktu. *Yapılan *bölücülük *idi. *Vatan *hainliği *idi.'' *cem
''1820-1821 Mora isyanı, Balkanlar'ın Memaliki Osmanî'den ayrılmasını sağlayan en önemli hareketlerden biridir. Sultan II. Mahmut'un padişahlık dönemindedir. Sadrazam, Benderli Ali Paşa'dır. Fener Rum Patriği koltuğunda Gregorius oturmaktadır. Devletin yaptığı araştırmalar, isyandaki Rus ve patrikhane parmağını ortaya koydu. Benderli Ali Paşanın emriyle yapılan patrikhane baskını-araştırmasında, patrikhanede gerçekleştirilen Mora İsyanı'nın plânına ilişkin belgelerin bulunması üzerine Patrik Gregorius yapılan muhakemesinde suçlu bulunarak patrikhanenin orta kapısı önünde idam edildi. Olaydan sonra gizli olarak toplanan patrikhane yönetimi, aynı yerde bir TÜRK DEVLET ADAMI ASILANA KADAR KAPININ KAPALI TUTULMASINA KARAR verdi. Söz konusu kapı Cumhuriyet dönemine kadar zincirlenmiş olarak tutuldu. Daha sonra kaynaklanarak muhafaza edildi. Hâlen bu kapı patrikhane çevrelerinde "KİN KAPISI" olarak anılmakta'' alıntı
Fener rum patrikhanesinin yanında bir de atatürkün kurduğu türk ortodoks patrikhanesi vardır ama kimse adını anmaz.erdoğan sözde dini birlik günlerinde fener rum rum patrikhanesini temsilci kabul eder.kapalı tutulan kin kapısını açtırmak için bir türk devlet adamı istiyorlarsa ,rüşvet dosyası kabarık birini verelim hem biz kurtulalım hem onlar rahatlasın.bir değil on da bulunur ya neyse.
''Özetle *Türk *boyunduruğu *altındaki *tüm *milletler *hainlikle *suçlanmış, *sürekli *dış *mihrakların *oyununa *gelmekle *itham *edilmiştir. *
Tarih *tekerrürden *ibarettir *sözüne *inanmasam *da *zaman *zaman *tekerrür *ettiğine *inanırım.'' cem
Tarih tekerrürü geçmiş zamanın benzer dinamiği ve şartları oluştuğunda kaçınılmazdır.dünya ülkeleri o günkü ve bu günkü dinamikte farklı yerlerdeler. Güçlü ülke,geniş toprak,itaatkar tebaa çokluğu,kalabalık ordu anlamında iken,ülkeler istilacı yayılmacı bir politikayla güç elde ederken,bugün herhangi bir ülkenin toprak sınırlarında değşiklik yapılması normal değildir.yapılıyorsa da bu o ülkenin bağımlı ve zayıf olduğunun göstergesidir ve üzerinde oynanan oyunlara yanıt veremediğini hatta bu oyunlar için ülke içinden destek de verildiğinin göstergesidir.çünkü o gün için normal olan sınırların istilası bugün için düşünüemez,buna niyetlenen her ülke yaptırımların çok ağır olacağını bilir,yaptırım gücü olmayan ülkelerde yine de bu denenir.çünkü ülkeler güçlerini artık eğitimden,ekonomiden ve kültürden almaktadırlar.avustralya,yeni zelanda,kanada,amerika çok milletli,aynı tarihi bile paylaşmayan ama birlikteliklerinin paylaştıkları ülkenin ortak menfaatlerinden ve *refahından geçtiğini farketmiş ülkelerde,farklı milletden olmak önemli değilken hatta farklı milletlerin azınlık durumunda bile olsalar milliyetçilik yapması insanlık dışı suç kabul edilirken türkiyeye azınlık milliyetçiliği dayatılmaktadır.
Azınlık milliyetçiliği az gelişmiş ülkelere,gelişmiş ülkeler tarafından insanlık hakkı olarak kurdelenip paketlenir,gelişmiş ülkelerin sömürgeci zihniyetlerinin günümüze uyarlanmış ve böl,işlet,devret politikalarının bir devamı olarak dayatılır,kendileri söz konusu olduğunda azınlık milliyeçiliği insanlık suçudur,önce insan,öznesi insan olmak önemlidir.kısaca böl,işlet,devret ülkelerinde azınlık milliyetçiliği insanlık hakkı iken,gelişmiş ülkelerde suçtur.zaten mutluluklarının paylaştıkları ülke mutluluğundan geçtiğini yaşadıkları refah seviyesiyle farkeden azınlıklar,orada azınlık olduklarını düşünmezler.kendi istekleri ile oradadırlar.
Refahımız ve mutluluğumuz birlikteliğimiz ve hepimizin yaşadığı ortak vatana sahip çıkmamızdır.önemli olan önce insan olmak ise,özde insan olmak ise milliyetçilik kürt içinde,türk içinde kavram olarak aynıdır.birisi için mazlum hakkı olan milliyetçilik diğeri için suç olarak görülmemelidir.isteyen türküsünü kütçe dinlesin,isteyen çerkez tavuğunu pişirsin ama bu ülkenin birliği hepimizin ortak çıkarıdır.
Exclusive, ciddi misin sen?
Velhasıl başa dönecek olursak seçimleri islamcı bir parti kazanmış değil, seçimi kazanan Amerika Birleşik Devletleri'dir. Bir ateist olarak "keşke koyu islamcı Saadet Partisi %100 oyla başa gelseydi, ülkem daha az bir zararla bu dönemi atlatmayı başarabilirdi" diyorum çünkü ABD Türkiye'ye çok "yatırım" yaptı ve karşılığını da fazlasıyla alacak gibi gözüküyor... (exclusive)
Bir ateist olarak mi soyluyorsun bunlari? Saadet partisi, hem de yuzde 100'le gelseydi, az bir zararla atlatirdik ha.
Arkadaslar, size ne oldu boyle, aklinizi mi kacirdiniz?
spartacus
27-07-2007, 13:49
1876 KANUNİ ESASİ
Madde 5 - Zatı Hazreti Padişahinin nefsi hümayunu mukaddes ve gayri mesuldür.
Madde 8 -Devleti Osmaniye tabîyetinde bulunan efradın cümlesine her hangi din ve mezhepten olur ise olsun bilâ istisna Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir.
Bu madde 8, 1876 yılına ait bir Madde 8 dir, ve bu madde Tahakküm maddesidir... İnsanların nasıl tanımlanacağı konusunda hem kriter hemde resmi bir tahakkümdür. Bu aynı bakış malesef 2000 yılından sonra kendisini Sol tabir eden kimi kesimlerde tekrar hortladı... Bu noktada bir tutuculuk ve marjinalleşme görüyorum... Aynı marjinalleşmeye dönük be gerekçeleri kendinden makul bu forum konusunada yansıyan noktalara girmeyi gerekli görmüyorum. Oy hakkı, bir insan hakkıdır, her oy veren de vermeyende insandır.
Toplumun güncel sorunlar ve sosyal(siyasi değil) taleplerine sırt dönmeye dönüşecek düzeyde bir sembolizme kayış oldu. Salt siyasi talepler üzerinde sembolizm ile tepinmek seçim dönemlerinde temel ve başlıca olarak ele alınamaz. Mesala Laik-Anti laik söylemi olsa olsa siyasi bir söylem olabilir ve taraflar için ancak siyasi talepleri doğurabilir. Ancak, gün geçtikçe dahada dengesiz bir hal alan gelir dağılımı, yükselen işsizlik, kalifiye iş gücünün düşmesi, emek değerinin düşmesi ve maaliyetleri aşağı çekme politikalarınca belirlenen insan değerinin sudan ucuz hale gelmesi, yoksulluk sınırında yaşanan yükseliş ve bununla orantılı olarak sınır dahiline giren kitle sayısındaki hızlı artış, üretim değil tüketim toplumuna doğru yol alan pazar ekonomisi, taşınabilir ve taşınamaz mallar ve temel ihtiyaçlar üzerinde gün geçtikçe dahada yükselen artış oranları(kira, sağlık, eğitim), toplumsal karşılama yüzdelerinin gün geçtikce dahada aşağılara düşmesi vs...... Bunlar ise ekonomik verilerdir ve toplumsal karamasarlığın ve gelecek kaygısının en temel öğelerini teşkil ederler... Tüh yine AKP geldi kaygısında salt politik ve taraf kaygısından başka bir şey görmüyorum...
Seçimlerle ilgili Toplum üzerinde olan karamsarlıktır.. Toplumsal karamsarlık ve gelecek kaygısının temelinde dünya görüşleri, politik aidiyetlikler yada düşünsel (Öznel-Soyut) alan mı yoksa Ekonomik ve toplumsal düzeyde kangrenleşen gelecek kaygısı mı(somut) vardı buna eğilmek gerekiyor.
Diğer bir forumda dile getirmiştim, AKP'nin başarısının altında salt dini bir aidiyetliği görmek yanlıştır. Bir zamanlar Refah Partisi ANAP ve DYP gibi o zamanlar güçlü olan 2 partiye rağmen çok iyi oylar almıştı. *Türkiyede Tarikatların çalışmaları ve Tarikat Meclislerinden çıkartılan OLUR karararını bilmeyen yoktur. Her şeyden evvel RTE(R.Tayyip Erdoğan) Tarikatlarında Olurunu almıştır, evvel seçimlerde feodal söylemleri garantiye aldığı gibi bu seçimlerdede bu desteğini kaybetmemiştir. Her ne kadar Avrupai söylemler ile Katı dini söylemlerden uzaklaşıyor görünsede arka planda bu kesimlerle olan sosyal ilişkilerini es geçmediği, hatta bir yığın devlet desteği yada kaynak ile beslediğide düşünülebilir. (Düşünsel ve siyasi alanda -> Feodal söylem ve semboller ise çok kereler Milli bir perde altında Eğitime kadar pazarlanmıştır, Bu gün bir çok lise ve orta dereceli okulların koridorlarının Padişah resimleri ile süslendiği görülebilir-duygusal okşama-)
Uluslararası Tekellerin desteği AKP üzerinde olmuştur, bilhassa para üzerinden para kazanma ancak bunun için güvenilir ve istikrarlı bir ülke profiline olan ihtiyaç gözlerden uzak tutulmamalıdır. Türkiye batı sermayedarları için pekala iyi bir kasa olabilirdi, ancak kasaya girenler kasadan çıkarken belirli oranlarda katlanarak çıkmalıydı. Her şeyden evvel kasayı garanti etmek gerekirdi. Bir diğer konu ise Sen bana borçlusun arkadaş, borcunu ödemen için iflas etmemen gerekir gerçeği... Görülen O ki batı ve başta ABD olmak üzere Türkiyede bir istikrarsızlık istenmiyor, çünkü istikrar uluslararası sermaye tekelleri için bir güvence teşkil ediyor olsa gerek, kimse parasını ve kağıtlarını toprağa gömme taraftarı değil... Dolar Milyarderlerindeki artış 2000 Krizi referans alınır ise salt AKP olarak değil ekonomik ve siyasi istikrar olarak da düşünülmelidir...
AKP geçen seçimde olduğu gibi yine bu seçimde Toplumsal karamsarlığın sırtını sıvazlamıştır, ekonomik açıdan zora düşen AKP'nin imdadına RTE fobisi ile çıkan insanlar(Deniz Baykal, Devlet Bahçeli vs) yetişmiştir. Onca zaman Muhalefette olan CHP seçimlerdede kuru bir *MUHALEFET yapmayı tercih etmiştir, bu zaten başlı başına bir geri adımdır. Hiç bir projesi olmayanlar toplumun karşısına RTE'nin Kol saatleri, RTE'nin bilmem nesi, şurda şöyle dedi, burda böyle dedi ile çıkmışlardır. Medya ve kamuoyundaki zaman ve etkilerini RTE'nin dahada gündemde kalmasına harcamışalrdır. Yalnız dış kabuk böyle iken, kabuğun bir balon olduğu, balondan gerisinin ise boş olduğu açıkca ortadadır. RTE olmasa CHP yada diğer Partilerin Topluma ne söyleyebilecek bir şeyleri nede sunacak bir projeleri yoktur- ha zor zamanda imdada yetişen terör, türban ve laik-anti laik lafızlarını es geçmeyelim-. Bilhassa Muhtıra vs gibi kuru politik argümanlara olan sarılım, suya düşenin yılana sarılması gibi işlenmiş, toplumun dünya döndükçe süren yaşamı sanki hiç önemli değilmiş gibi salt kof soyut siyasi söylemlere saplanılıp kalınmıştır. Tercih salt politik söylemlerden yana kullanılırken toplum, Bu ne diyor yahu benim ayranım yok içmeye bu hala sakızla gidiyor sıçmaya demiştir.
AKP hazır gelen geçmiş Refah Oylarını ve kitleyi dönem dönem fotoğraflar şeklinde sembolleri pazarlayarak elde tutmuş, diğer taraftan ise batıya olan göçlerin ve aradan geçen 2 nesilin getirdiği feodal çözülmeyide kaybetmemek için Avrupai söylemler ve ılımlı, hatta sosyal-liberal söylemlerede prim vermiştir. Hem geçmiş geri kültürü hemde çözülen kültürü hemde yeni gelen kültürü iyi harmanlamış ürünü toplamıştır.. Diğerleri ise laik - anti laik, şeriat- anti şeriat, millet-gayrı millet, ırk - gayrı ırk marjinalitesini aşamamıştır... Hoş zaten ellerinde RTE den başka malzemelerininde olmadığı 5 yıldır ortadadır.
Güncel *ve gelecek kaygısı olan bir toplumun karşısına ancak ve ancak Toplumsal, Sosyal projeler ile çıkılabilir, elbise, tarak, ezan bayrak ile değil.
CHP bu seçimde kaybetmiştir, 2000 yılından beri gittikçe dahada muhafazakarlaşan(sağ) bir CHP düşündüğümüzde bu gerçek görülebilir-muhafazarlaşmanın sonucu oylarda büyük bir *artış olmalıydı-... Devlet Bahçeli ile marjinalliği aşıp biraz daha sosyal söylemleri kullanan MHP ile, artık hiçbir sosyal söylemi olmayan CHP arasındaki sınır bu seçimlede görüldüğü gibi belirsiz hale gelmiştir...
Ufuk Uras'ın İstanbul'dan aldığı oy Türkiye açısından sol'u kimin temsil edip etmediğininde temel göstergesi olmuştur. CHP'nin başarısı yada başarısızlığı ise soyal demokrasi yada sol ile ifade edilemez.
aziz nesinin *bir *sözü * vardı *türkiyenin *%80 *aptaldır *diye *keşke *öyle *olsaydı *ama *şimdi *bu *sayı *gittikçe *artı *ve *%90 *vardı *diyebiliriz . belkide *bizde *bunun *içindeyizdir *. çünkü *bu *yozlaşmanın *içinde *bizler * *ne *yapıyoruz * yada *yapması *gerekenler * ne *yapıyor . bu *seçimler *çok *şeyi *gösterdi *bu sadece seçim değil *seçimden *öte bir *gövde *gösterisiydi . ankara,istanbul,izmir *cumhuriyet *mitinglerine * karşı *,orduya *karşı *şeriat *için *türban *için ...
ben *oyumu *chp ye *verdim *içime * sinmemesine *rağmen *(baykal *için) bu *örümcek *kafalı *insanlara *karşı *bir *olmak *için * ama *olmadı. bu *gidişten *kaygılıyım çünkü *karşımızda *düşünmekten *aciz *insanlar *var, güdüleriyle *hareket * eden *yaratıklar var. yakında *bir *yeni *sivas *yaşanmayacağı *hiçde *uzak * değil . bu *düşünce *özürlüsü *insanlar *zafer *şarhoşluğu *içinde bulunan *akp ve mhp *mantıklı insanlar bunu * kullanmak *isteyeceklerdir. yani *tek tipleştirmeyi,tek dinleştirmeyi tek milletleştirmeyi *zorlayacaklardır. işimiz *zor.
thunderpoint
27-07-2007, 15:43
Sevgili beqesim,
Aziz Nesin yanılmıyorsam %60 demişti; bunu sabitlesek iyi olur çünkü oran 60 ile 90 arasında gidip geliyor.
Sevgiler...
ozgur_beyin
27-07-2007, 20:21
Herkesten özür dileyerek zÜLFÜ LİVANELİ'nin yazısını *aktarma yapıyorum.
* * *BAYKAL ERDOĞAN'LA GİZLİ ANLAŞMA YAPTI
Zülfü Livaneli'den şok iddia
24.07.2007 09:45
Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım.
Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.
Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım.
Bunu bir borç olarak görüyorum:
***
Deniz Bey lütfen hatırlayın:
19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik.
Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum.
Abdullah Gül Başbakandı, Tayyip Erdoğan’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı.
Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın “milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti.
Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz.
Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, “Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.”
Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: “Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.”
İki ay dayanamaz iddianızı, “görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.” tezine oturttunuz.
Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz.
O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.
Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk.
Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz.
Tartışmanın sonunda dediniz ki: “Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rotuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?”
Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey.
Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza değdi mi?
Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)
Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.
Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu.
Size o gün söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz.
Deniz Bey; sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. “Öyle değildi. Böyle konuşmadık.” deyin.
Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin.
Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün.
Deniz Bey; çok ağır şeyler yazdığımın farkındayım. O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı, bunları yazmak istemezdim.
Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız.
Tayyip Erdoğan’ın yüzde 34 oyla meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin manivelası oldunuz.
Daha önce Refah Partisi’nin belediyeleri ele geçirmesi de sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti..
Tayyip Erdoğan’ların ve yine çok yakın dostunuz olan Melih Gökçek’lerin en büyük şansı sizdiniz.
CHP’nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz.
Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz.
Erdal İnönü, Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celal Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken; eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.
Size defalarca “Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!” dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz.
Sağcıları ve sekreterinizi Meclis’e sokarken, İsmet Paşa’nın Avrupa Konseyi’nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehan’ı Meclis dışında bıraktınız.
İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı diyorum ama durum ortada.
Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara.
Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de.
Bad-el harab-ül Basra!
ZÜLFÜ LİVANELİ
VATAN
exclusive
27-07-2007, 20:44
Bir ateist olarak mi soyluyorsun bunlari? Saadet partisi, hem de yuzde 100'le gelseydi, az bir zararla atlatirdik ha.
Arkadaslar, size ne oldu boyle, aklinizi mi kacirdiniz?
Türk halkının şeriatın tadına bakması fikri bana o kadar da kötü gelmiyor. Hatta keşke böyle birşey mümkün olabilse, halkımız şeriatın ne olduğunu yaşayarak öğrenebilse. Bizim milletimiz yaptığı hatayı anlar, "yetti artık" diyip hatasını telafi eder ve bir daha da irtica diye bir sorun kalmaz, ancak tarih derslerinde hatırlanırdı.
şu anki akp(abd) iktidarı böyle birşey yapmayacak. abd iktidarı döneminde islam sadece meydanlarda, kürsülerde ağızlardan çıkan sloganlardan ibaret olacak, yani islam bir vitrin süsü olarak kullanılacak. Bu bakımdan irtica ya da şeriat gibi bir tehlikenin söz konusu olmadığı kesinlikle doğrudur, ancak çok daha ağır bir tehlike var ki o da şu anki abd iktidarının abd iktidarı olması yani ülkemizin artık Türk halkının çıkarlarına göre değil, Amerika Birleşik Devletlerinin çıkarlarına göre hareket edecek olmasıdır.
Milli görüşçülerin getireceği bir şeriatten eninde sonunda kurtuluruz da bu abd belasından kolay kolay kurtulabileceğimizi sanmıyorum. Dünyanın en zengin devleti Türkiye'nin yönetimini ele geçirdiyse durum vahim demektir. Sonumuz daha önce yönetimi ele geçirilen Afganistan'dan çok da farklı olmaz...
Göreceksiniz bu 5 yıl içinde federal kürdistan devleti kuzey ırak'ta kurulacak ve bu yeni devletin federal yapısı Türkiye'ye örnek olarak gösterilecek. Önce "Yerel Yönetimler Yasası" ile Türkiye federal sisteme geçirilecek, daha sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki "eyalet"lere bağımsızlık verilecek, sonra da bu bağımsız eyalet devletler kendi istekleriyle federal kürdistan devletine bağlanacak...
Yakında "aslında o bölgelerin bize pek bi faydası da yok, hep masraf, hep maliyet, oralar olmadan daha iyi idare ederiz" tarzındaki düşünceleri tartışma programlarında duymaya başlarsanız şaşırmayın. Hani geçenlerde (1-2 ay önce) köylünün biri tarlasına çukur açarken petrol buldu ya. Sonra nooldu? Sonrasını ben söyliyeyim, "büyük ihtimalle yakındaki bir petron nakil hattından sızmıştır" dediler. Çiftçi tarlada heba olan ürünü için 300 bin ytl'lik tazminat davası açacaktı ama gerek kalmadı, çiftçinin istediği para ödendi, ilginçtir bölgede herhangi bir bakım çalışması da yapılmıyor. İşte bu değersiz topraklar elden gidecek, biz de "o be kurtulduk" diye sevinebilecek kadar aptallaştırılmış olacağız..
Petrolü olsun olmasın atalarımızın uğruna ölüme gittiği vatan topraklarının yarıya yakını göz göre göre kaybedilecek. Hani yıllar süren kanlı bir savaş vermişiz de, ordularımız tüm çarpışmalarda yenilmiş, cepheye giden gençlerimizin tümü şehit düşmüş, ülkemizin işgale direnecek daha fazla gücü ve kaynağı kalmamış, biz de çaresizlik içinde vatan topraklarından vazgeçmişiz gibi bir durumu ne bir savaş, ne de bir itiraz olmadan yaşayacağız...
Türkiye'nin paylaşılmaya başladığını ve ilk payı da kürdistanın aldığını gören diğerleri elbette boş durmayacak. Onlar da kendi paylarını almak isteyecek. Ermeni diasporası Amerika'da tam gaz bastırıp Türkiye'nin soykırım yaptığını söyleyecek ve yüklü bir tazminatla birlikte Türkiye'den sürülen ermenilerin ev ve arazileri karşılığı toprak isteyecek.
Zaten kürdistan kurulduğundan ve dünya üzerindeki en büyük amerikan askeri üssü de kürdistanın tam ortasına kurulmuş olacağından (abd üssünün inşaat çalışmaları Erbil kenti yakınlarında devam ediyor) abd'nin türkiye'ye pek bi ihtiyacı kalmayacak demektir. Ayrıca amerikan sömürgesi altında güçsüzleşen ve boğazına kadar borç batağına saplanmış ülkemizin kullanım değeri de düşmüş olacağından abd bizi gözden çıkarmakta tereddüt etmez ve paylaşımın önünü açar.
Artık o saatten sonra ne olur bilmem... Öyle savaş mavaş olmaz heralde ama Düyun-u Umumiye'nin yeniden kurulduğu, amerikan askerlerinin halkımıza yemek dağıttığı, onursuz, haysiyetsiz, güçsüz ve minnacık kalmış bir ülke olarak "yola devam"ederiz.
O halde onurlu olmanın yolları var.
* 1- ABD ile olan her türlü ikili anlaşmalar fesh edilmeli ve bunlar kamuoyuna açıklanmalıdır.
* 2- ABD üslerine derhal el konulmalı ve tüm ABD askeri varlıgı sınır dışı edilmelidir.
* 3- Nato dan derhal çıkılmalı ve ikil anlaşmalar açıklanmalıdır.
* 4- Kürt ulusunun tüm ulusal hakları tanınarak onlarla birlikte ABD ye karşı ortak bir anayasal vatandaşlık temelinde birlik oluşturulmalıdır.
* 5- Tüm dış borçlar ertelenmeli ya da ödenmeyecegi deklare edilmelidir.
* 6- Yeni bir kuvvayi milliye ruhu yaratılmalıdır.
* 7- Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan , hangi etnik kökenden gelirse gelsin her bireyin demokratik ve etnik, kültürel varlıkları garanti altına alınmalıdır.
* *8- Hiç bir atanmış gücün , seçilmiş güçlerin önünde olmasına izin verilmemelidir.
* * 9- TC anayasası şimdiye kadar görülmüş en demokratik anayasa olarak yeniden şekillerdirilmelidir.
* * * * * *Ben Atatürkçülükten bunları anlamak istiyorum peki sizler ne anlıyorsunuz.
* * * * * * saygılarımla
<strong>SİLİNEN</strong>
27-07-2007, 23:14
Utangaç seçmen...
DEMEK ki karşıdan gelen her iki kişiden birisi AKP’li.
Oysa ben bugüne kadar "AKP’ye oy verdim" ya da "Vereceğim" diyen bir tek kişiye olsun rastlamış değildim.
Herkesin AKP’ye karşı olduğu bölgelerden AKP çıktı.
"İflas ettik" diyen esnaf, AKP’ye oy verdi anlaşılan.
"Bittik" diyen köylü de...
Seçim gecesi televizyon televizyon koşuşturan bizim ekran kuşlarının bir teki "AKP’ye oy verdiğini" söylemez. Ama mutlu yüzlerine bakın, tümünün AKP’ye oy verdiklerini kolayca anlarsınız.
Muhabirlerimiz "AKP’li seçmen" bulmak için varoşlara gittiler. Oysa sandıklar açıldı ki lüks sosyete semtlerinin alayı AKP seçmeni...
Sermaye kesiminin de AKP’ye oy verdiğini artık biliyoruz.
Nitekim Abdullah Gül, seçim öncesi (Kayseri konuşması) açıkça ve net biçimde "Bizim birçok gizli oyumuz var" demişti.
Bu doğru çıktı.
*
Peki...
İnsan oy vereceği partiyi niye saklar?..
Neden insanlar AKP’ye oy vereceklerini-verdiklerini gizlerler?..
Bunda utanılacak ne var?..
Saklamak niçin?..
Kişi bir kabahat işlediği zaman bilinsin istemez.
AKP’li olmak suç değil.
Utanılacak bir şey yok...
*
O zaman neden?..
Çünkü:
Bu seçimlerle millet, laik cumhuriyetin bir "ılımlı İslam’a" dönüştürülmesini onaylamıştır.
Bu yüksek orandaki oy; AKP’nin kafasındaki Türkiye’yi gerçekleştirmesine destek anlamındadır.
Kim ne derse desin...
Türkiye’nin değişen yüzünün daha da değişmesine onaydır.
İşte burada, dünyanın en güzel ülkesini "çağı yakalayın" diye ulusuna emanet etmiş Mustafa Kemal’e karşı bir mahcubiyet söz konusu olmalı.
Bu nedenledir utangaçlık.
Yoksa utanılacak bir şey yok...
Bekir Coşkun/Hürriyet
Sevgili Dilaver,
1.,2. ve 3. maddelerine katılmıyorum. Özellikle 5. maddenin uygulanması demek (Tüm dış borçlar ertelenmeli ya da ödenmeyecegi deklare edilmelidir) felaketten başka bir şey olamaz. Ülkeyi tam bir kaosa sürükler. Borçların ertelenmesi demek üzerine daha fazla faiz binmesi demektir. Borçların ödenememesi ise uluslararası mali güvenirliği sıfıra indirmek anlamı taşır. Başka neler olur:
-Borcunu ödemediğin için yurtdışından mal alamazsın.
-Krediler duracağı için yatırımlar da durma noktasına yaklaşır.
-Yatırımların azalması işsizliği de artırır.
-Dışa bağımlı sanayi alanlarında işten çıkarmalar artar.
-İlaçsız, tıbbi cihazsız kalırsın. Örneğin bozulan tomografi cihazını onaramazsın. Hastalar perişan olur. Ölümler artar.
-Bozulan ağır sanayı makinaları yedek parçasızlıktan çalışamaz duruma gelir. Sanayide üretim azalır. Uçaklar zamanla kalkamaz duruma gelir.
-İthalatın azalmasına bağlı olarak kalitesiz yerli malların fiyatı yükselir. Marlboro fiyatına Maltepe içer, Opel fiyatına Şahin'e binersin.
-ABD teknolojisine bağımlı silahlar işlemez hale gelir (özellikle uçaklar, füzeler ve savaş gemileri). Ordu silah gücü olarak zayıflar (ama anlayış olarak değil).
Dış borç sorununun çözümü borçları ödememek değil alınan kredilerin verimli yönde kullanılması, üretimin artırılması, yolsuzlukların önüne geçilmesi, devlet kadrolarının şişirilmesinin önüne geçilmesi gibi yöntemlerle mümkündür. İçe dönük ekonomi çıkar yol değildir. Çözüm geriye dönük bakışla değil ileriye dönük çözüm yolları aramakla mümkün görünüyor. İçe dönük ekonomiyi bugün dünyada sadece birkaç ülke savunabilir duruma düştü.
NATO konusuna gelirsek. ABD ile NATO arasında bir ayrım yapmak gerektiği görüşündeyim. Her ne kadar ABD, NATO'nun en önemli unsuru ise de ayrı yönetimler altında, farklı anlayışlar güden yapılardır.
NATO'NUN GÜNÜMÜZE DEK KATILDIĞI TEK SAVAŞ BOSNA SAVAŞIDIR.
Bosna Savaşı haricinde NATO kurulduğu günden bu yana hiç bir savaşta yer almamıştır. Bosna Savaşı'nda ise Sırplara karşı mazlum Bosnalılar tarafında yer almıştır. Haklı tarafta yer almış ve savaşı sonlandırmıştır. Yeni katliamları önlemiştir. Türkiye hariç hıristiyan ülkelerden kurulu olan NATO'nun Hıristiyan Sırplara karşı müslüman Bosnalıları savunması tarihte ender görülen davranışlardandır.
ABD'nin zaman zaman zorlamasına rağmen NATO hiç bir zaman saldırgan davranış göstermemiştir. ABD'yi yalnız bırakmıştır.
SSCB'nin doğu avrupa ülkelerini işgal edip kukla hükümetler kurduğu dönemde Türkiye haklı olarak NATO yanında saf tutmuştur. Gorbaçov'dan bu yana artık soğuk savaş kalmadığı için NATO'nun önemi azalsa da illa ki oradan çıkmanın bize kazandıracağı bir artının da olmadığını düşünüyorum.
Exclusive'in mesajini farketmemisim.
Exclusive, senin icin soylemiyorum, ancak su mesajindan hissettigim seyi soyleyeyim. Artik Kemalist'lerin anti-emperyalizm konusunda samimi olduklarina inanmiyorum. Turkiye ABD'nin etkisine AKP ile gormedi, bu surec ABD'nin kapitalist sistemin patronluguna yerlestigi gunden beri vardi. Ne o hukumetin ne bu hukumetin eseridir, sistemimizin dogal ozelligidir. Bu sureclerin hepsinde hukumetler degismis olabilir ama devletin asil sahibi olan devlet burokrasisi Kemalist idi ve eger bir sorumlu aranacaksa emperyalizmin etkisinde olmamizin asil sorumlusu Kemalist devlet burokrasisi, basta da ordudur.
Cem, NATO konusunda sana katilmiyorum. Dogru NATO'nun ilk genis kapsamli askeri operasyonu Kosova savasidir. Ancak NATO kuruldugu gunden beri her savas surecinin icindedir. Gladio orgutlenemeleri NATO'nun urunudur. Soguk savas suresince butun gerilimlerde NATO basroldedir. Hatta soguk savas sayesinde koca Avrupa'yi ABD'nin kontrolunde tutmanin en onemli araci NATO olmustur.
InVitatio
06-08-2007, 12:23
Sevgili Forumdaslar,
Halkimizin Büyük Cogunlugu AKP'nin siyasetinden memnun oldugu icin tercihini bu parti ve siyasi kültürden yana kullanmistir, ne karadeniz'deki findik üreticisi bu siyasi kültürden rahatsizdir, nede cumhuriyet mitinglerine katilan million million insanlar.
Kürd Yerlesim Birimlerinde bile bu AKP cogu yerde 1.Parti'dir, bu da DTP kökenli siyasetcileri düsündürmesi gerekir.
Peki AKP bu oylari alirken, secim öncesi cokca abartili bir Milliyetci tavir mi benimsemistir ?
Veya bu oylari insanlar'dan toplarken, "Müslümanlik" kartini cikartarak mi oy toplamistir ?
AKP ben yabanci sermaye'yi ülkeye getirmeye devam edecegim diye oy almistir....
Tayip BOB-Esbaskani olmak arzularina ragmen bu oylari almistir....
AKP YÖK'ü kaldiracagim diye oy almistir.....
Birden YÖK'cü kesilenler ise %1 DSP'den gelen oy artisini basari diye millti aptal yerine koyarken,
AKP türkiye siyaseti icine kök sallmayi basarmistir.
Türkiy'deki sosyal demokratlara kendilerini ifade edebilmesi icin Partiyi onlara acik birakmistir.
AKP Dilaver dsotumuzun tüm arzularina ragmen tek basina Hükümet olma sansi yakalamistir.
Evet artik Devletler kendine öz kimlikleri ile bagimsiz devlet olmak yerine
karsilikli bagimlilik altina girerek kendi refah düzeylerini yükseltmek istemekteler.
Bu karsilikli bagimlilik tabiki karsilikli güven ve bu iliskilerde Adaletce bir yaklasim gerektirir.
Dilaver'in saydikalari ise ancak Halk destegi kendisini olanda olur, yani ne zaman dilaver gibilerinin ardinda bunlara inanmis bir halk destegi varsa, bu istekler mesruh sayilip, halk destegi ile tüm zorluklara ragmen tek tek uygulanmaya konulur.
Borclarin ödenmemesi veya ötelenmesi konusu ise Halk destegi olmaksizin , tabiri caiz se biraz "SIKAR".
Borclarin ödenmemesi , ötelnemesi yerine, bu Borclari alanlari , sorumluluk alanlari icinde bir Devlet sorgulamasi gerekir, "Ne diye Borc Para aldin, nereye harcadin?".
Amerika , ve genel manada "Paraya rest cekilebilinir , Venezuela gibi bir ülkeseniz , tüm amerikan kültür ve para emperializmine karsi koyabilirsiniz, Iran hükümetleri gibi onurlu iseniz, Amerikaya rest cekebilirsiniz, adamlarin ellerinde hem dogal zenginlikler hemde herseye ragmen büyük bir halk destegi...
Türkiyenin NATO konumu ise , Türkiye Askerleri Osmanli da oldugu gibi bugünde Para Karsiligi Amerikan Külütür Emperialziminin korunmasi icin elinden geldigi yardimi yapmaktadir.
NATO bugün Bosnayi Sirplara karsi mi "koruyor" yoksa Nato Rusya'ya Bosna ve Kosova araciligi ile bir "göz dagimi veriyor" bunlar tartisilir.
NATO ne kadar mesruh ? Bugün Amerika'dan Irak Savasi icin bir BM karari bekleyenler
NATO Belgrada saldirirken bir BM karari aramislarmidir ?
Ama bu son secimler gösterdi ki , Halkimiz herseye ragmen var olan siyaset'den memnun.
Bu son secimin diger bir özelligi ise, Masonlardan , Para Babalarindan , Kayserili orta ölcekli isletme sahiplerinden, Kürd irgatlardan tutunda, Türkiyedeki azinlik statüsünde olanlara kadar
AKP'den yana oy kullanmistir.
Belki Solu düsündürmesi en önemli ders bu olmalidir....
Aslında başlıktaki konu sapmış olacak bu nedenle NATO konulu bir başlık sanırım daha uygun olur. Ama son kez bu başlıkta yazayım:
Ancak NATO kuruldugu gunden beri her savas surecinin icindedir. Gladio orgutlenemeleri NATO'nun urunudur. Soguk savas suresince butun gerilimlerde NATO basroldedir. Hatta soguk savas sayesinde koca Avrupa'yi ABD'nin kontrolunde tutmanin en onemli araci NATO olmustur.
Gladio'dan NATO'nun sorumlu olduğunu sanmıyorum. Hangi bulgular elinde? Somut dayanaklarını göstermen gerekir.
Gladio'dan olsa olsa ABD ve yerel iktidar sahipleri sorumlu olabilir görüşündeyim.
Avrupanın ABD tarafından kontrolü diye bir şey hiç olmamıştır. Sadece İngilizlerle olan ırksal yakınlığı nedeniyle ABD ve İngiltere arasında yakınlık olagelmiştir. Unutmayalım ki 2. dünya savaşı öncesi avrupası da genel olarak ABD de uygulanan ekonomik-siyasal sisteme yakın bir sistem idi. Bu nedenle ABD'nin kurtardığı ülkelerde sistemi değiştirme gereksinimi zaten olmamıştır.
Keşke dilaverin yazdıkları çok önceden yapılmış olsaydı. O zaman bugünlere kesinlikle gelinmezdi. Dilaver 68 ve 78 kuşaklarının söylemini aktarmış. Ancak şu an uygulanması açısından da maalesef Cem haklı. Artık öyle küreselleşmiş bir dünyada yaşıyoruz ki evinizden kalkıp işyerinize varmadan ABD sizi fakir duruma getirebilir. İşyerinize geldiğinizde kendinizi işsiz ve 5 parasız bulabilirsiniz. Artık ABD’nin korkunç bir süper güç olduğunu fark etmek lazım.
Dilaver’in söyledikleri gene de yapılabilir. Ama nesiller gider. Ayrıca bunu yapmaya hevesli olan yoktur. Çıksa bile çok azdır. Türkiye’deki Kürtler de sırtlarını Amerika ve Avrupa’ya dayıyor, dayamak istiyorlar; hiç birisi çıkıp Türkiye ile beraber olup Amerika’ya karşı falan savaşmaz.
Invitatio’nun söylediklerine de katılıyorum. Seçmen bilerek böyle oy verdi. (Gerçi bu hususta çok ilginç senaryolar da var) Ama seçmenin bilinçli olduğunu sanmıyorum. Benim bu sitede arada ısrarla üzerinde durduğum “küreselleşme” olgusu var. Bence Chp ve solun dünyanın nereye gittiğini görmemesi bu sonucu getirmiştir. Invitatio’nun dediği gibi Akp Türkiye’yi yabancı sermayeye açmaya devam edeceğini söylemiştir. Yabancı kaynak ve para esiri medyanın tamamını arkasına almıştır. Ama bütün bunlar küreselleşmenin sonucudur. Sermaye sahipleri küreselleşmeye bayıldılar. Postmodern Küreselleşme onlara yaptıklarından dolayı sorumlu olmamayı getirdi. Dolayısıyla her çeşit sermaye Akp’yi destekledi. Medya, sermaye, Akp, AB ve ABD birleşiminin katkıları ile halk bu seçimi yaptı. Ancak önümüzdeki senelerde bundan en fazla zararı da halk çekecektir. Çünkü küreselleşme, onları küreselleştirmeyecek. Fakir halk yerel kalacak, yerelliğe mahkumdur. Sermayenin artık sorumluluktan “kurtarılması” onlara hareket yeteneği sağlarken yerel bağlarını da koparttı. Sermayenin bu bağımsızlığı – kapitalizmin zamanında görülemeyen enternasyonalist cephesine yeni katılan küreselleşme – derhal sermayenin yer değiştirmesini sağlıyor. Bugün İstanbul Borsasında % 80 oranında misafirler. Türkiye’nin bütün bankalarına falan dağıldılar. Ama yarın daha verimli alanlar bulduklarında hareket yeteneği onlarda; ve yerellikleri ile kalan fakir halk ise zaten karar verme mekanizmasının dışına itilmiş (çünkü artık kimse onların sorumluluğunu üstlenmiyor) olduğundan eli böğründe yaralarını sarmaya çalışacaktır.
Sonuçta söylemek istediğim, bırakın şirketleri artık Akepe devleti de küreselleştiriyor. Olup bitenden sorumluluk duymuyor ve bunu da halka benimsetmeye, zımnen onlara da yerleştirmeye başlıyor. (Son su sıkıntısı ile ilgili RTE’nin Belediye Başkanlarını sorumsuz bulmasını anımsayın. Ben çok iyi biliyorum beş sene öncesinden beri susuzluk hususunda önlemler alınması gerektiğ yazılıp çizilmişti. Bu sürede neler yapılabilirdi. Ama küresel ısınma olmuştu, dünya susuz kalmıştı, Balediye başkanları ne yapsındı!)
Cem’in bahsettiği ABD’nin Avrupa’ya, NATO’ya karışmaması falan tamamen yanlıştır. ABD’nin yukarıda neler yapabileceğini anlatmıştım. Onları bırakın, Birleşmiş Milletler de Amerikanın oyuncağıdır. Amerika her yerde her istediğini yapar. Şimdi hatırladım: Dilaver’in maddelerinin uygulanması ise Türkiyeyi “Ya hegemonya, ya yaşamı sürdürme” (Hegomony or survival – Naom Chomsky) ile baş başa bırakır.
thunderpoint
06-08-2007, 20:12
Bence seçimlerde AKP'nin başarısındaki en büyük pay, oy verenlerin çoğunun İslam'ı makro siyasette öncelikli görmesidir. Ne yazık ki halk saplantılı ve taassupludur!
Bu sebeple seçimle ilgili 2 başlıkta da 'Elitist Demokrasi'nin tartışılmasını önerdiğimi hatırlıyorum.
Sevgiler...
InVitatio
06-08-2007, 20:33
TKP partisiz siyasete izin vermeyecek
3 Ağustos 2007, Cuma
Avrupa Birliği ve sermaye sınıfı parti istemiyor. Onun yerine kişiler, vakıflar, dernekler siyaset yapsın istiyor. Böylece paranın gücü ortaya çıksın, siyaset yalnızca parayla alınıp satılan zengin sınıflara has bir uğraş haline gelsin istiyorlar.
Örgütsüz siyaset bugünkü düzene teslimdir. Programsız siyaset, programı Avrupa Birliği olanların yoludur.
Türkiye Komünist Partisi, 22 Temmuz seçimleri sırasında bir "parti" gibi davranmaya özen gösterdi. Parti gibi davranmak nedir? Parti gibi davranmak, ortak bir akılla hareket etmek, ortak bir program ve hedefler doğrultusunda çalışmak demektir. Parti gibi davranmak, kişisel çıkar ve hesaplardan arınmış bir biçimde kolektif amaçlar için emek vermektir. Parti gibi davranmak, halkın karşısına tutarlı ve azçık bir kimlikle zçıkmak demektir.
22 Temmuz seçimleri parti gibi davranmayan partilerin boy gösterdiği bir panayıra dönüşmüştür. AKP, CHP ve MHP başka partilerden aday kapmak için her tür ilkesizliğe imza atmıştır. Demokrat Parti'nin seçim öncesinde "sağda birlik" adına yaptıkları ve yapamadıkları uzun yıllar unutulmayacak niteliktedir. Genel Başkanı dışında hiçbir kadrosu olmayan Genç Parti'nin durumu ortadadır. Bu partinin ne programı vardı ne seçim bildirgesi...
Yüzde on barajını aşmak için bağımsız adayla seçime girmek zorunda kalan DTP bir yana, sırf meclise girmek için partili kimliklerini bir kenara atan genel başkanlar da seçim panayırında boy gösterdiler. Bunlardan Ufuk Uras zaten yıllardır parti düşüncesine savaş açmış, parti yerine şekilsiz projelerin geçmesi için uğraşan birisiydi. Şimdi Meclis'te aynı uğraşı sürdürüyor. Seçilemeyen "bağımsız" aday Baskın Oran da aynı biçimde siyasette parti olmayan oluşumların savunucusu olmaya devam ediyor.
Avrupa Birliği ve sermaye sınıfı parti istemiyor. Onun yerine kişiler, vakıflar, dernekler siyaset yapsın istiyor. Böylece paranın gücü ortaya çıksın, siyaset yalnızca parayla alınıp satılan zengin sınıflara has bir uğraş haline gelsin istiyorlar.
TKP ise partisiz olmaz diyor. İşçi sınıfı, emekçi halk parti olmadan asla yapamaz diyor.
İlkesiz, ideolojisiz, hedefsiz siyaset, patronlara hizmet eder diyor.
Örgütsüz siyaset bugünkü düzene teslimdir. Programsız siyaset, programı Avrupa Birliği olanların yoludur.
İşçi sınıfının ilkelere, ideolojiye, açık ve berrak hedeflere gereksinimi var.
TKP bundan asla vazgeçmeyecek. Türkiye'yi partisiz siyasete taşımak isteyen sermaye sınıfına, düzen solcularına geçit vermeyecek.
Örgütsüz siyaset bugünkü düzene teslimdir. Programsız siyaset, programı Avrupa Birliği olanların yoludur.
http://www.tkp.org.tr/secim2007/index.php?yazino=177
Bu sefer olmadı InVitatio. Söyledilklerin aynen seçimde yenilmiş partilerin söylemi. Hiç farkı yok.
Akepe karşısındaki partiler seçime aynen senin burada bahsettiğin darbımesellerle (parti gibi davranmak, kollektif olmak vs vs) girdiler. Halbuki tam aksi oldu. Hemen önceki yazımda küreselleşme üzerine yazmıştım. Akepe aksini yaptı. Küreselleşmenin ulusları bölmedeki tarzı, postmodernite ile uyuştuğu kavramı, yani bireyleşmeyi kullandı ve başarılı oldu.
Aslında belirttiklerin tamamen lkatıldığım şeyler, ama artık bunlar tamamen yararsız kavramlar haline geldi. Postmodern küreselleşmeyi görüp ona göre önlem almadan eski söylemlerle hiçbir yere varılmaz. Durumu görüp, bilince varıp ona göre savaşmak gerekir. Senin tarhselciliğe saplanıp kalmış ve kendini yenileyememiş, eziklik içinde kalmış komünizmin hali içler acısı ve işe yaramaz. Genç partiye laf ediyorsun ama adam yalanla %2.5 aldı. Komünistler ne kadar aldı?
Ben odtü otobüslerinde çok "gün doğdu, hep uyandık, siperlere dayandık" diye şarkı söyledim. Uyan artık. Yeter bu ütopya, romantizm. Bir önceki iletinle bunun hiç ilgisi yok.
InVitatio
06-08-2007, 21:54
Sevgili Buralp
ben sadece TKP nin secim yorumunu sunmak istedim...
ve benim cikardim bundan bir sonuc ise
TKP'nin "Particilik" ve "örgütlenme" tavri......
bu konuda sonsuz haklilar....
secim tahlili ne kadar kötü olursa olsun
bu konuda haklilar ve bu böyle devam giderse yakinda sendikalari da saf disi birakarak
"fabrikadaki isciler ile birer birer görüsüp ikna edecekler"
bir önceki ileti benim sahsi fikirlerimken bu son iletim ise bir partinin secim sonrasi degerlendirmesidir...
sevgili invitatio
* *defalarca yazdım ama herhalde bakmak istediginiz gibi bakıyorsunuz. Kendine komünist etiketi takmış olan birileri kalkıyor ve komünizmden bahsediyor ve bunlara dayanarak komünist düşünceti degerlendiriyorsunuz. Bir parti kendi acizliginin sonuçlarını kalkıp düzen parti istemiyor diye teorileştirmeye çalışıyor ve bunu da kalkıp komünizm ütopyadır diye degerlendiriyorsunuz.
* 1- Bir komünist partisi tabandan tavana dogru örgütlenir, yoksa tabela kurulup da hadi gelin demek komünistlerin yöntemi asla olmadı, bundan sonra da olmayacak. Tkp işçi sınıfı ile bag kuramamışsa demek ki işçi sınıfını partisi degil dir ve olamaz. Ahkam kesmesinin de anlamı yoktur.
* 2- İşçiler söylev ve demeçlerle bilinç kazanamazlar. İşçi sınıfı siyasi bilinci sınıf mücadelesi içinde kazanır. Bir parti sınıf mücadelesi içinde yoksa, eylemde yoksa, pratikte yoksa o partinin sınıfa verecegi hiç bir şey olamaz ve olmadıgını da görüyoruz. Kitleler somut talepleri temelinde egitilirler.
* *3- Bir komünist için düzenin sınırları ve yasallıgı asla belirleyici degildir, bu anlamda da parlemento asla hedef degildir, sadece araç olarak kullanılması gereken bir platformdur. Nihai mücadelenin ne şekilde olacagı ise sınıf mücadelesinin şartları tarafından belkirlenir. Öyleyse komünistlerin parlementer mücadeleden bekleyecekleri şeyler sınırlıdır.
* * 4- Kümünistlerin temel mücadele alanları parlemento degil sınıfın bulundugu her yerdir ve her zemindir. Tüm üretim yerleridir. Komünist partisi iktidara aday olurken parlementoya, ya da başka bir yerlere degil üretimden gelen gücüne güvenir.
* * *5-Yasal engellere karşı koyacak siyasi ve kitlesel gücünüz yoksa, yasal ve yasadışı saldırıları meydanlarda ve alanlarda karşılıyamıyorsanız bir tek seçeneginiz vardır o da bu saldırıları bertraf edecek taktikler geliştirmek. Ufuk Uras ile diger sosyalistler ise bunu yapmıştır ve Türkiye sosyalist hareketi tarihinde 60 lardan bir yana sosyalist hareket eylemsel bir birlik içerisine girmiştir. Bu olgu bile seçim taktiginin ne kadar dogru, Tkp nin davranışının ne kadar gerçeklerden uzak oldugunun kanıtıdır. Nitelim % 10 barajı artık yoktur.
* * * 6- İlk defa sosyalist hareket ile Kürt ulusal hareketinin milliyetçi temelde olmayan bir ittifakı gündeme gelmiştir bu demokrasi açısından umut vericidir.
* * * 7- Bu seçimlerde Türkiye halkı agırlıkla oyunu degişim olarak gördügü Akp ye vermiştir, statükoculara degil. Bu ezilen ve umutsuz yıgınların düzen ile degil düzene karşıt oldugunun göstergesidir. Ama burada onları dogru yöne sevkedecek siyasi objenin olmaması en temel eksikliktir. Bu yüzden de tepki düzen sınırları içerisinde kalarak egemenlerin istedigi rotaya meyletmiştir.
* * * *8- Bu seçimler ve parlementer kazanımlar önümüzde çok renkli, mücadele dolu ve sosyalistler açısından umutverici günlerin olabilecegini göstermektedir.
* * * *9- Son olarak gündogunca uyanmakta geç kalanların oldugu anlaşılmaktadır.
* * * * * saygılarımla