Orijinalini görmek için tıklayınız : Tarih Boyunca "Dünya" algılaması...
İnsan tarihi boyunca , yaşadığı dünyayı nasıl algılıyor ve yorumluyordu ? Bu gün bile hala kullandığımız 'güneşin doğuşu' ve ya 'batışı' fiziksel imkansızlığa rağmen dilimizde neden hala kullanılır ? Sanırım bu konuda yapılacak bir tartışma "bilginin" insan belleğinde yer etmesinin sancılı ve uzun yolunu bir kez daha hatırlamaktan öte sık sık tartışılan bilim-din karşıtlığının tarihsel köklerine eğlenceli bir yolculuk olacaktır.
Çinliler yaşadığımız dünyayı *dikdörtgen bir yüzey biçiminde düşünmüşlerdir. Yine M.Ö. 3800'lerde yapılmış ve günümüze ulaşmış olan haritalardan Babillilerin yeryüzünü düz olarak tasarladıkları anlaşılmaktadır.Hintliler de Yer'i, çevresi su kaplı daire biçiminde düz bir alan olarak düşünmekteydiler.
Yunan Düşünüşü
Fakat tüm kültürleri *etkileyen "dünya algılama biçimleri" Antik Yunan'da şekillenmiş ve zaman içerisinde yaygınlık kazanmıştır. Hangi dönemde yaşadığı ve hatta tek kişi olup olmadığı tartışmalı
Homeros'a göre Antik Yunan'da dünya şöyle bir şeydir :
http://img64.imageshack.us/img64/2029/screenhunter2.png
Görüldüğü gibi bu tasvir dünyayı geleneksel biçimde düz olarak tasavvur etmekte "direksiz" bir
gökkubbe ve alt tarafta da "öteki" dünyayı resmetmektedir. Bu düşünce tarzı Antik Yunan'da özellikle filozoflar ve biliminsanları düzeyinde hızla gerilese de ilerleyen tarihsel dönemlerde, moneteist dinler (özellikle hıristiyan taassubu) tarafından yeniden tedavüle sokulmuş ve yaygın algılama biçimi olarak insan belleğinde yer etmeyi başarmıştır
Miletli Thales (M.Ö. yaklaşık 624-565), Yer’i bir disk biçiminde düşünüyordu. Thales’in öğrencisi Anaksimandros’da (M.Ö. yaklaşık 610-545), çevresi okyanusla çevrili olan Yer'in, yassı bir disk veya bir tambur (veya bir silindir) biçiminde olduğunu varsayıyordu; Yeryüzü hiç bir dayanağa gerek duymaksızın havada durmaktaydı. Yine Milet okulu temsilcilerinden Anaksimenes de (M.Ö. yaklaşık 546-528), Yer’i, Güneş’i, Ay’ı ve gezegenleri hava tarafından taşınan diskler olarak düşünmüştü.
http://www.filosofos.net/temas/tema_47/t_47_4_clip_image008_0000.jpg
M.Ö. 6. yüzyılda Milet'li bilginlerden Hekataios (ölümü M.Ö. 477), ilk defa tasvirî coğrafyaya ilişkin bir yapıt yazmış ve okyanuslarla çevrili Yeryüzü’nün dairesel olduğuna inanmıştı.
http://www.es.flinders.edu.au/~mattom/IntExerc/basic1/images/hekataios.jpg
Bu düşünürlerin dünya betimlemelerini görünce Ege uygarlıklarını oluşturan halkların yerin
diğer tarafına “öte dünyayı” iliştirmeleri zor olmasa gerek. (bknz Homeros’a göre dünya ).
Yer’in küresel olduğuna dair ilk düşünceler * bilindiği kadarıyla Pythagoras’çılara aittir. Gerçi Hintlilerin önemli metinleri olan *(M.Ö. 2500-600) Vedik metinlerde, Yer’in yuvarlak ve hava içerisinde serbest olarak asılı olduğu seklinde bazı ifadeler bulunsa da bu metinlerde Yer’in bir küre biçiminde kabul edildiğini söylemek zordur. Meşhur Yunan düşünürlerinden ve bilginlerinden Pythagoras (M.Ö. yaklaşık 580-500), İonyalı doğa filozoflarının etkisiyle bilim ve felsefeye yönelmiş, dinî ve mistik niteliklere sahip bir bilim topluluğu kurmuştur. Topluluğun asıl amacı bilgi üretmekti. Pythagorasçıların, mistik eğilimlerine karşı bilimin gelişmesini ilgilendiren çok önemli görüşleri vardır. Özellikle sayılara yüklemiş oldukları güç nedeniyle bilim tarihçilerinin ilgisini çekmişlerdir. Pythagorasçılara göre, her doğal nesnenin temeli bir sayı idi. Onlara göre, aritmetik ve geometri alanlarından elde edilen verileri kullanmak suretiyle, evrene ilişkin bütün bilgilere ulaşma olanağı vardı. Küre ise en mükemmel nesne idi. Dolayısıyla Yer küresel olmalıydı. Bu bilgiye gözlem yoluyla ulaşmış olabilirler; çünkü açık sulardan limana doğru seyir halinde olan bir geminin önce direkleri ve yelkenleri ve daha sonra da kendisi görünüyordu. Onlar ayrıca, bütün gök cisimlerinin, yani gezegenlerle yıldızların küresel olduklarına ve dairesel yörüngeler üzerinde hareket ettiklerine inanıyorlardı. Bu dönemin önemli düşünürlerinden olan Parmenides (doğumu yaklaşık M.Ö. 515) de Yer’in küresel olduğunu ileri sürer. Parmenides’in Yer’in küresel olduğu sonucuna nasıl ulaştığını bilinmiyor, ancak gözlemlerden yararlanmış olduğunu tahmin ediliyor.
Yunanlılar, yaklaşık olarak 45 derece kuzey enlemi ile 20 derece güney enlemi arasında yaşıyorlardı ve bu geniş enlemsel kuşak, gökyüzündeki değişiklikleri gözlemlemek ve buradan Yer’in küresel olduğu görüsüne varmak için yeterliydi. Kuzeye çıkıldıkça bazı yıldızlar görünmez olurken, bazıları hiç batmıyordu. Bütün düşünce tarihinin en önemli düşünürlerinden olan Platon (M.Ö. 428-386) da Yer'i küresel olarak düşünmüştür.
(Burada bir başka başlıkta tatışılması gereken bir soru aklıma geliyor ;. İlk “bilginler” neden bu coğrafyadan çıkmıştı acaba ? Tüm peygamberler ortadoğudan çıkarken Atina’yı merkez alırsak yarı çapı *Milet ve Efes’e ulaşan bir daire çizdiğimizde ortaya çıkan coğrafik alanın sürekli bilginlerin yatağı olmasının nedeni ne acaba ?)
Pythagorasçıların mükemmel cisim “küre” mistizmi ile ulaştıkları küresellikle ilgili ilk ispatlar
Aristoteles’den gelir. (M.Ö. 384-322/1) Aristoteles Gökyüzü üzerine adlı eserinde bu kanıtları
sayar : *“Gökyüzünün dairesel olarak taşınması zorunlu. Çünkü bu hem varlığına en uygun olan sekil hem de doğaca en önde gelen.”.. “... Yer’in seklinin küre biçimli olması zorunludur... Yer ya kendi başına küre biçimlidir ya da doğası gereği küre biçimlidir... Görülen nesneler aracılığıyla da bu açıkça anlaşılıyor. Nitekim... Ay tutulmalarında her zaman belli bir içbükey çizgi var. Dolayısıyla Ay tutulması, yeryüzünün arada kalmasıyla oluyorsa, bu seklin nedeni küre biçimli olan yeryüzünün çevresi olsa gerek... Nitekim... kuzeye ve güneye gidenler için yıldızlar aynı
görünmüyor.” *Aristoteles’in diğer ispatları ; “değişik coğrafî konumlara bağlı olarak gündüz ve gece süresinin farklı olması ve , bir geminin önce yelkeninin sonra da gövdesinin görünmesi”dir.
Aristoteles sadece küreselliğe ilişkin ispatlarda bulunmaz bir adım daha atarak küresel dünyanın
Çevresinin ölçümünü de verir : 400 bin stadion ! Bu günümüz metrik sistemine göre yaklaşık
63 bin km’dir. Ancak bu ölçüye nasıl ulaştığına dair herhangi bir bilgi yoktur.
Dünyanın çevresinin ölçülmesi ile ilgili ilk ciddi isbat akıllara durgunluk veren bir yöntem uygulayan İskenderiye kitaplığının yöneticisi Eratosthennes’den gelir. Eratosthennes’i, kitaplığı
düzenlerken bulduğu bir parşömendeki bilgi bu dahiyane ölçüme götürür. Bilgi Syene’de (bu
günkü Asuwan yakınlarında bir yerleşim yeri) gündönümlerinde (21 haziran) yere dik dikilen
bir sopanın öğle vakti gölgesi olmamaktadır ya da bir kuyudan güneş görünmektedir. İskenderiyye’de gözlenemeyen bu olgu çözümün başlangıcıdır. Eratosthennes tuttuğu bir
adamı Syene’ye gönderir. Görevi İskenderiyye ile Syene arasını ölçmektir. Bulunan uzaklık
5000 stadion (yaklaşık 800 km) olur.(Aslında bu ölçüm hatalıdır çünkü mesafe 729 km dir.
Ve Syene ile İskenderiyye aynı meridyen üzerinde değildir.Bu iki hata Eratosthennes’i sonucun
doğruluğu konusunda biraz yanıltır) Sonuçta Eratosthennes’in yaptığı işlem Euclides geometrinin
basit bir doğrusuna dayanan bir hesaplamadır. Paralel iki doğruyu kesen bir başka doğru eşit açılar oluşturur.
http://www.cybernautenshop.de/virtuelle_schule/Strahlensatz/eratosthenes1.gif
Eratosthennes’in bulduğu sonuç dünyanın çevresinin (kutuplardan geçen ) 250 bin stadiondur.
Yani 39.700 km. (Stadion ölçü birimi için 3 farklı iddia vardır 185 m 158 m ,148,8 m verdiğim
Değer stadion için en küçük metre karşılığı alındığında ortaya çıkar)
Sn. frodo,
Aktarımlarınızı ilgi ve heyecan ile takip ediyoruz.
Emeğinize sağlık, hiçbir harfi boşa gitmiyor bilesiniz.
Hatalarımı, cehaletime bağışlayın
Teşekkür ederim sevgili mhmmd.
Antik dönemde ege uygarlıklarının insan zekasına katkıları gerçekten büyüktür. Ancak
bu dönemi değerlendirir iken tarihsel gerçeklere sırtımızı dönmemek gerekir. Sözkonusu
uygarlıkların insanın doğayı anlama onu yorumlama çabasında parlak zirveler olarak öne çıkarttığı isimler oldukça fazla. Thales’le başlayan Demokritus, Anaksimandros, Anaksimenes, Pythagoras Hypokrates, Aristoteles,Platon ..ve adını anabileceğimiz bir çok isim..Ama tüm bu isimlerin ortaya çıkartan fona baktığımızda ideal bir “demokrasi” türü beklentiler içerisinde olmamak gerekiyor. Örneğin Platon ve Aristo köleci bir düzende rahat bir hayat sürüyor toplumsal zulüm için bahaneler bulup önermekten geri durmuyorlardı. Konuyu bölmemek için bu dipnotu hatırlayıp tekrar “yer” nasıl bu günkü şeklini aldı, izlemeye devam edelim.
Aristoteles ve ardılları arasında artık (A priori ) ön kabul olarak görülen küresel dünya MS 2.YY’da yaşayan Ptolemy (Ptolemaios ,Batlamyus) tarafından yüzyıllarca insan düşünüşünü belirleyen dünya merkezli evren düşüncesi etrafında teorileştirildi. Avrupa dillerine yarı arapça yarı yunanca adının Latinleştirilmiş biçimiyle (El Mıcisti arapça, Megitos yun= en büyük) çevrilen kitabı Almagest ‘de Ptolemy dünyanın küreselliğini tartışmaya yer bırakmayacak kesinlikle ifade ediyor ve evrenin merkezine dünyayı yerleştiriyordu.
Hıristiyan Kozmolojisi
Ancak Ptolemy’nin yaşadığı dönem aynı zamanda Hıristiyan dininin yavaş yavaş egemenliğini kurduğu tarihsel sürecin içerisindeydi. Roma İmparatorluğunun sınırları bir anlamda, Tanrı’nın egemenliğini dünyaya kabul ettirme yolunda adımlar atan bu yeni dinin ufkunu belirliyordu. Güçlendikçe kendi dışındaki inançların yok edilmesini ilahi bir görev kabul eden bu inanç pagan kültürlerin eserlerine düşmanlığı her fırsatta *gösteriyor 1.yy’da yaşadığı zulmün katmerlisini pagan inançlara tattırmaktan geri kalmıyordu.
Antik İonya’da başlayıp Pers işgalleri nedeniyle Atina çevresinde (deney ve gözlemi ihmal ederek) direnmeye çalışan insani zeka’nın birikimleri artık son kale olarak İskenderiyye’ye yerleşmiştir. (İonya –batı anadolu, Efes, Milet- bilimsel geleneği deney ve gözleme dayalı iken ardılı Atina uygarlığı Aristo ve Platon etkisi ile vücut-zihin ayrışmasını, pratikte de saf akılla deney ve gözlemi ayırt etmeyi öğütlüyor, saf aklın üstünlüğünden dem vuruyordu.)
Nihayet son İskenderiyye Kitaplık yöneticisi Hypatia (http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=6358&highlight=hypatia) pagan inançlara savaş açan Hıristiyan taassubu tarafından hunharca katledildiğinde ve kitaplık yakıldığında dünya bir karanlığa mahkum edildi. Artık her şey Kutsal Kitap çerçevesinde değerlendiriliyor *“ilahi aklın” katı biçimciliği ile dünya yeniden şekilleniyordu. *Bu dönemde Hıristiyanlık kozmolojisi egemen olmuş ve her ne kadar daha önceleri astronomlar Yer'in küresel olduğunu biliyor olsalar da, Yer'in düz olduğu görüşüne geri dönülmüş, astronomi ve kozmoloji çalışmalarında, Kutsal Kitap’ta belirtilmiş olan inanç hükümlerine sıkı sıkıya bağlı kalınmıştır. Bunlarla çatışabilecek görüşlerden ve yaklaşımlardan uzak durulmuş ve bir taraftan gelişmiş Yunan astronomisi yok edilmeye, diğer taraftan da ilkel bir kozmoloji anlayışı yerleştirilmeye çalışılmıştır. Yer düz, gökyüzü ise onun üzerine kapanmış bir yarımküre olarak düşünülmüş, hatta Yer'i küresel kabul edenler dinsizlikle suçlanmıştır. Kosmas adında birine yazdırılan Hıristiyanlığın Topoğrafyası adlı kitap Kilisenin resmi görüşünü oluşturmuş ve dünya doğudan batıya *uzanan bir dikdörtgen olarak tasavvur edilmiş ve gökyüzü bir çadır ve ya kubbemsi bir çatı olarak dikdörtgen dünyanın dört tarafındaki meleklere taşıttırılmıştır.
Hıristiyan “yer” anlayışı şöyle bir şeydir :
http://img464.imageshack.us/img464/5413/maphenrymainzmf2.jpg (http://imageshack.us)
Güneşin parlak topu görülmüyordu o sıralar
Ne gök kubbeye üşüşmüştü yıldızlar
Ne deniz vardı, ne gök, ne hava
Ne de bildiklerimize benzer nesne-Salt
Yeni kümelenmiş her türden atomlar arasında
Bir kasırga- Bu uyumsuzluktan doğdu çatışma.
Ara boşluklarda atomların, yönelişlerine
Kargaşa yaratan, Biçimlerdeki çeşitlilik gereği,
Koruyamazlardı başlangıçtaki bileşimlerin,
Devinimce uzlaşmazlardı çünkü. Bu karmaşada
Elendiler kendiliklerinden; Benzerler birleşti.
Dünya kaba taslak çizildi. Önce göğün çatısını
Yerden ayırdılar. Kütleden ayrı bir çanakta
Suları barındırdı deniz. Yalıtılmış
Katışıksız alevi esirin, ötelerde kümelendi,
Lucretius MÖ 1.yy
İslami Bakış
Rad 2: Allah odur ki, gökleri direksiz yükseltmiştir; görüyorsunuz onları... Sonra arş üzerine egemen olmuştur. Güneş'i ve Ay'ı da boyun eğdirmiştir. Bunların tümü belirlenmiş bir vakte kadar akar dururlar. Oluşu yönlendirir, çekip çevirir O... Ayetleri birer birer gözler önüne serer ki, Rabbinize kavuşacağınıza açık-seçik inanasınız.
Bakara 22 :O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de (kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su indirerek onunla, size besin olsun diye (yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu bile bile Allah'a şirk koşmayın.
[/URL]
http://img138.imageshack.us/img138/4130/screenhunter2g.png
İslamın temel kitabı Kur’an geleneksel Yunan düşünüşünün devamı gibidir. Onun betimlemesinde de Homeros’un dünya algılamasının izlerini buluruz. Bu deney, gözlem ve sonuç çıkarımı yapmayan tüm kültürlerde en kolay ve açık vermeyen(!) tasarımdır. Yer yüzünde duran bir gözlemciye göre gökyüzü kubbemsi bir yapıdadır. En yüksek noktası başın üzeridir ve ufka doğru kubbemsi bir biçimle aşağı iner. Gök seyahat edene göre genişler bulunduğunuz yeni koordinata göre ufuk sizden uzaklaşır. Peki sınırı var mıdır bu “yer”in ? Kuran’a göre güneşin doğduğu ve ya battığı yere ulaşmak mümkündür. Kehf suresinde, soru üzerine bahsedilen Zülkarneyn hikayesinde kahraman batıya yolculuğunda güneşin battığı yere ulaşır. ;Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz: Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin, dedik (kehf 86) Hikayenin kahramanı Zülkarneyn doğuya döner ve güneşin doğduğu yere de ulaşır.
Görüldüğü gibi betimlenen dünya sabit bir (döşek)düzeydir. Gök yüzü direksiz olarak yükseltilmiş (bina edilmiş) bir tavan (bazı meallerde çadır ve ya çardak) *güneş ve ay da kendi yollarında “verilmiş vakte” kadar akıp duran varlıklardır. Kuran muğlak ifadelerle Antik Yunan yer kavrayışını tekrar eder gibidir. Bu anlamda Hıristiyan kozmolojisi ile uyum gösterir. Dolayısı ile Kuran yeni bir şey getirmez eskiyi, bilineni tekrarlar.
Ancak Kuranı temel alan İslam Devletinin kuzeye genişlemesi, bu coğrafyada var olan kadim Pers uygarlının torunlarının İslam egemenliğine girmesi, önceden hesaplanamaz farklı bir gelişmeyi doğurur. Suriye ve Filistin topraklarında bulunan tüm antik eserler artık ortak dil haline gelen Arapça’ya çevirilir. Yüzyıllardır bu topraklar doğu roma ve Pers İmparatorluğunun egemenlik kavgasında sürüklenip dururken yeni fatihler otoriteyi ve barışı kanla sağlarlar. Sözlü bir edebiyat geleneğinden başka bir şeyi olmayan yeni fatihler fethettikleri toprakların parlak kültürlerinden hızla etkilenmeye,geleneksel aşiret bağları zayıflamaya başlar. Bu zayıflayan aşiret bağlarından faydalanan Pers İmparatorluğunun torunları Emevi hanedanının çöküşünü ve yeni bir çağın, İslam uygarlığının doğuşunu müjdeler.
Artık yeni çağ; [URL="http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=4274&start=0"]Çağını Aşan İslam Bilginleri (http://img509.imageshack.us/my.php?image=skf53kuransy6.png)çağıdır
Parlak pers uygarlığı İslam devletince teslim alınmadan evvel özellikle Hıristiyanlığın taassubundan kaçan Yunan düşünüşünün temsilcileri * Jundishapur'a yerleşir. MS 525 *yılında *Eflatun' un kurduğu Akademi, Justinian tarafından Hristıyanlığa aykırı sayılarak kapatılır. Aynı dönemde Roma'lı Boethius seküler (laik) nitelikteki yazılarından dolayı Kilise tarafından ölüm cezasına çarptırılır. Atina'daki okulların kapanması üzerine birçok Yeni-Eflatuncu bilgin İran'daki Jundishapur'a sığınır Yunan düşüncesi ile Hint, İran ve Suriye kültürleri bir arada yeniden bilgi üretmeye başlar.
İslam devletinin peygamberinin damadı Ali’nin öldürülmesiyle başlayan dönemi, Emevi hanedanlığıdır. Bu dönem bedevi toplumların açlığını yedekleyen Arap’ların bitmek tükenmek bilmez bir iştiha ile fetihler ve ganimetler peşinde olduğu dönemdir. Ancak ilkel bir kavmin *uygarlıklar karşısında uzun süreli egemenlik kurduğunu tarih pek yazmamaktadır. Pers kültürü iktidar mücadelesini Ali yandaşları vasıtasıyla sürdürür ve Emevi hanedanlığı yıkılır Abbasiler yeni fatihlerin iktidarının ismidir. Bu süreçte Araplar arasında *aşiret bağları zayıflamış Kureyş’li * “fatihler” ince pers kültüründen etkilenmeye başlamışlardır. İslam toplumunun fonunda deve ve çadırlar değil, artık ince zarif kuleleri ile pers mimarisinin binbirgece masallarının *çekiciliği almıştır.
Abbasi halifesi Mansur *754 yılında iktidara geldiğinde Nevbaht isminde birini müneccimbaşı yapar.Bu kisi Mecûsî iken Mansur vasıtası ile Müslüman olmuştur. Nevbaht ve oğulları, sonradan Mansur’un maiyetine aldığı İbrahim Fezârî’nin oğlu Muhammed ibn İbrahim Fezârî 772/773 yılında Sindhind’i (Siddhânta) Sanskrit dilinden çevirmişler ve adı geçen kitaptan bir eser oluşturulmuştur. Bu çeviri Hint rakamlarının İslâm’a geçmesine aracı olmuştur. Astronomlarca Sindhind adı verilen bu kitap, Memûn zamanına kadar bu bilim için yegâne kaynak haline gelmiştir. Bu dönemde İslam yer biliminden çok müneccimlik mesleğinin gelişmesi dikkat çekmektedir.
Asıl önemli gelişme ise daha sonra Hilafet koltuğuna oturan Memûn zamanında yaşanmıştır.
Memûn, daha önce çevrilmiş olan Yunan kitaplarından Kanun’da (Kanones Procheiori) ve diğer eserlerde, Hint kitaplarından Sindhind ile Erkend’de ve Fars kitaplarından Zîc-i-Sah ve diğer kitaplarda bulunan bilgiler arasında yaptığı karsılaştırmalar sonucunda aralarında farklar bulunduğunu belirlemiş ve Yahyâ ibn Ebû Mansûr’a astronomi kitaplarının kaynakları üzerinde incelemeler yapmasını ve bu iş için zamanın bilim adamlarını bir araya toplayarak gerekli düzeltmeleri yapmasını emretmiştir. Yahyâ astronomi bilginleri ile zamanın en ileri gelen felsefecilerini bir araya toplamış ve bir araya gelen bilginler bu kitapları dikkatlice incelemeye ve içeriklerini kıyaslamaya başlamışlardır. Sonuçta, Batlamyus’un Almagest adlı kitabının bütün bu kitapların en doğrusu olduğu görülmüş ve Almagest ana kitap olarak kabul edilmiştir.
İslâm astronomisinin en parlak devri bilimin ilk büyük patronu Memûn’un hilafeti *sırasındadır. Memûn Yunan yazmalarını elde etmek için büyük gayret göstermistir. Elde edilen yazmaların tercüme edilmesine çalışmış ve 830 yılında Bağdat’ta, çeviri bürosu niteliğinde Bilgelik Evi (Beyt el-Hikme, House of Wisdom) adı verilen bilimsel bir akademi kurmuştur. Bu akademi bilimsel bir merkez haline gelmis, burada pek çok önemli bilimsel eser çevrilmiş ve bu çevirilerin yapılmasında pek çok kişi görev almıştır. Bilgelik Evi’nin ana işlevi felsefe ve bilim eserlerini çevirmekti. Memûn düzenli olarak buraya gelir ve çevirilere büyük önem verirdi.Burada çalışmış olan çevirmenlerden birisi Ebû Yahya ibn. el-Batrîk’tir (ölümü 796–806). Galen’in ve Hipokrat’ın eserlerini ve Batlamyus’un Quadripartitum’unu çevirmistir. Diğer bir çevirmen Huneyn ibn İshâk’ın hocası olan Yuhanna ibn Mâseveyh’dir (ölümü 857). Daha çok tıpla ilgili çeviriler yapmıştır. Çevirmenlerin en ünlüsü Huneyn ibn İshâk’tır (809/10–877). Çağın en önemli bilginlerinden biridir; Nesturidir. Memûn Huneyn ibn İshâk’ı Bilgelik Evi’ne atamış ve Huneyn burada çeşitli çeviriler yapmıştır. Platon’un Devlet’ini, Aristoteles’in Kategoriler’ini, Fizik’ini ve MagnaMoralia’sını çevirmistir. Memûn ona çevirdiği kitapların ağırlığı kadar altın ödemekteydi. Sâbit ibn Kurre ve Haccâc ibn Yûsuf ibn Matar (786-833) da önemli çevirmenlerdendir.Haccâc ibn Yûsuf ibn Matar Euclides’in Elementler’ini Arapçaya çeviren ilk kişidir .
Beyt el-Hikme ve Jundishapur ekolü bir çok kadim eseri Yunanca veya Süryanice dillerinden
ortak dil haline gelen Arapçaya tercüme ederler. Artık yükselen bilim ekolü olan islam bilgeliği antik yunanı sadece tekrar etmekle kalmaz onu yeniden üretir ve yer yer onu aşmayı da bilir. *9. yüzyıl astronomlarından Fergâni'de bu açıkça görülür. Fergânî, Cevâmi’ el-İlm el-Nücûm ve’l-Harekât el-Semâviyye (Astronominin ve Göksel Hareketlerin İlkeleri) adındaki Almagest'in özeti olan yapıtının Üçüncü bölümünde, Yer'in küreselliğine ilişkin olarak Eski Yunan’dan beri bilinen kanıtları sıralar;
"…Bilim adamları, kara ve denizlerden oluşan bütün öğeleri ile birlikte Yer'in küre seklinde olduğu hususunda uyusurlar. Bunun delili, Güneş’in, Ay'ın ve diğer yıldızların, yeryüzünün çeşitli bölgelerinde, aynı zamanda doğmamaları ve batmamalarıdır. Aksine,onların yeryüzünün doğu bölgelerinde doğuşlarını, batı bölgelerindeki doğuşlarından önce,ve doğu bölgelerinde batışlarını ise batı bölgelerindeki batışlarından önce görürüz… Ay tutulmasında olduğu gibi, yeryüzünün çeşitli bölgelerinde (gök) olaylarının zamanı farklıdır. Sayet Ay tutulması, biri doğuda diğeri batıda olan birbirinden uzak iki şehirde gözlemlenirse, ve doğudaki şehirde Ay tutulmasının zamanı geceleyin saat üçte olursa,batıdaki şehirde Ay tutulması, iki şehir arasındaki mesafeye bağlı olarak, gece saat üçten daha önce gözlemlenecektir. Doğudaki şehirde saatin ileri olması, burada Günes'in
batısının batıdaki şehirde Günes'in batısından daha önce olduğunu gösterir… Doğudan batıya kadar, yeryüzünde oturan herkes için zaman farklıdır.....
Artık dünya tekrar yuvarlaktır....
ozgur_beyin
14-08-2007, 16:07
Sevgili frodo ,gerçekten teşekkür ederim. Hafızamı tazeledin
Bilginin El değiştirmesi
A.Yunan->pers-İslam--> Batı
Ancak dünyanın küresel oluşu ile ilgili bilgi, yeniden batıya ulaştığında elit bir kesimin bilgisidir. Sıradan halk, hem doğuda(islam) hem batıda (isevi) kültürlerde dünyayı düz olarak algılamaya devam eder.
Doğu'da El-Bruni, El-Harezmi gibi parlak dehalar çıkmasına rağmen bu dehaların düşünceleri yaşadıkları toplumlar tarafından içselleştirilmez,aykırı noktalar gibi yalnız kalırlar. Batı "islam" bilginlerinin taşıyıcılığı sayesinde antik yunan düşünüşünü tekrar kucaklar. 1200 lü yıllarda Hollywoodlu John (Sacrobosso ) adlı bir ingilizin yazdığı "Küre" isimli bir kitap tüm üniversitelerde en fazla okunan ve basılan ders kitabıydı. 1366 yılında Paris Üniversitesinde lisansiye almak için gereken koşullardan biri Küre adlı kitabın derslerini almaktı. 1389 da Viyana,1409 da Oxford 1422 Erfurt üniversitelerinde de lisan derecesi alabilmenin ön koşuluydu.
Osmanlı İmparatorluğunun yüksek vergi politikası nedeniyle zengin doğu ile irtibatı kesilen , onunla(Osmanlı) askeri anlamda baş *edemeyen batı, dünyayı keşfetmeye adım atmaya hazırlanırken "onun" küreselliği konusunda düşünsel anlamda hiç kuşkuları yoktu. İspanyol sarayında K.Kolomb'la çıkacağı yolculuğu tartışan kilise kökenli bilginlerin itirazları (tarihin en bilinen mitlerinden biri olarak) "dünyanın kenarından aşağı düşme iddiası" değildi. Tam aksine
takıldıkları nokta eğer yeterince güneye gidilirse dünyanın küresel yapısı nedeniyle hiç bir rüzgarın kralın gemilerini tekrar "yukarı" çıkaramayacağını söylüyorlardı.
Görüldüğü gibi "küresel" dünya çok eski çağlardan beri insanoğlunun bildiklerindendi. Ancak
yüzyıllar boyunca bu küresel dünya "evrenin" merkezinde oldu. Bunun temelinde de gözlem
olanaklarının sınırlılığı yatar. Dinsel kavrayışlar da "tanrı suretinde insan" ve ya "dünyanın halifesi insan" anlayışını sürekli pompalamaları ile dünya merkezli evren anlayışına sonsuz bir destek sunmaya devam ettiler.
Dünyanın evrenin merkezinden "kenar mahallede toz zerresi" hükmüne düşmesi için bir kaç yüzyıl daha geçmesi gerekecekti.
Harika bir çalışma sevgili Frodo.
Umarım bu başlıkta dinlerin görüşlerine, ayetlere, uygulamalara, Hristiyanlık ve İslam'daki fetvalara, cezalara örnekler vererek konuyu zenginleştirirsin.
Bu konu seçme başlıklara aday. Unutursam hatırlatın.
“Zibidi bir astrolog” diyordu ve devam ediyordu Martin Luther “Bu çılgın tüm astronomi bilimini alt üst etmek istiyor. Fakat Kutsal Kitap bize, Joshua’nın güneşin değil yeryüzünün hareketsiz kalmasını emrettiğini söylüyor”
M.Luther’i bu kadar kızdıran kişi 1543 yılında doğan Polonyalı bir katolik rahipti : Nicholas Kopernik. *Neydi Kopernik’in kitabının yasaklar listesine alınmasına neden olan suçu ? Suçu, Batlamyus’un (Ptolemy) dünya merkezli evren anlayışına karşın güneş merkezli evren anlayışını öne sürmekti.
Kadim çağlardan beri insan düşünüşü (bu düşünüş Batlamyus’ta doruğa çıkar) göğün yedi katından bahseder. Gökteki Güneş,Ay, Merkür, Venüs ,Mars, Jupiter ve yıldızların tümü kendi kürelerinde dolaşırlar. Ve bu evrenin merkezinde “yer” vardır. *Değil mi ki dünyanın neresinde olursa olsun atılan taş dünyanın merkezi doğrultusunda düşmektedir ? O halde dünyanın evrenin merkezi olmasından daha doğal bir şey olamaz. Bu düşünüş monoteist dinler tarafından da tanrının suretinde yaratılan insanın evrenin merkezinde olmasından daha makul bir şey olamayacağı için, desteklenir dahası yeniden formüle edilir.
Kopernik’in ardılı Johannes Kepler bu olguyu şöyle formüle eder: “Daha önceden eğitilmemiş bir zihnin , yeryüzünün üstü gök kubbe ile örtülü büyük bir ev olduğundan daha başka bir şey düşünebilmesi olanaksızdır. Bu zihin, yeryüzünün hareketsiz olduğunu ve küçük çaptaki güneşin, bu kubbenin içinden, havada uçan bir kuş gibi bir bölgeden gelip bir bölgeye gittiğini sanır.”
Johannes Kepler Kopernic’in ortaya koyduğu güneş merkezli evren anlayışını geliştirip, formülleştirirken antik yunan düşünüşü ile daha önceden tanışan ve bilgi akışını sağlayan İslam kozmolojisi ne durumdadır ? O cephede durum fazlasıyla iç burkucudur; Keplerin doğduğu yıllarda İslam’ın yeni başkenti İstanbul’da “meleklerin bacaklarına bakıldığı” için, bir rasathane (http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=6358&highlight=portreler) donanma toplarıyla yıkılmaktadır.
zevkle takip etmekteyim konuyu....
emeginize saglık...
Sevgili frodo,
Çok ilginç bir başlıkta çok güzel derleme yapmışsın. Teşekkürler. Daha önce farketmediğim bu başlığı şu sırada soluksuz okuyorum, ama gene de arada aktarmadan edemedim: Eski Yunan bilgin ve düşünürlerinin çoğu hem de en önemli ve ilkleri her nedense Ege'nin Anadolu kıyısındandır. Ancak ne yazık ki onların yazıları daha sonraki çağlara kalmamış. Daha sonra gelen Platon ve Aristotales ise her ne kadar batıyı yönlendirmiş olsalar dahi politikanın çok şeyi yönlendirdiği dönemdendirler ve bilimsel tarafsızlıklarını bir nebze yitirmişlerdir. Gene de katkıları büyüktür tabii. Henüz Hıristiyanlık tarafını okumaya sıra geliyor ama Orta çağ karanlığı onların eserlerinin Kilise tekelinden kurtarılarak çevrilmesi ve okunur hale gelmesiyle başladı. Bu derleme çok çok değerli, tekrar teşekkürler.
İslâm astronomisinin en parlak devri bilimin ilk büyük patronu Memûn’un hilafeti *sırasındadır. Memûn Yunan yazmalarını elde etmek için büyük gayret göstermistir.
Sevgili frodo,
Harika bir başlık, teşekkürler.
"Batı herşeyi bizden öğrendi" diye böbürlenen, sergiler düzenleyip Halife Memun döneminde yapılan buluşları, o dönemde geliştirilen yeni cihazları gururla dünyaya gösteren günümüz islam dünyası "alim"lerinin, Memun'un akıl mezhebi Mutezile ekolünün en önemli halifesi olduğundan ve o ekolü kendilerinin uzun süredir islam dışı kabul ettiklerinden hiç bahsetmeyerek nasıl bir ikiyüzlülük içinde bulunduklarını vurgulamak amacı ile yukarıdaki bölümü alıntıladım, konuyu böldüğüm için kusura bakma.
Harika bir çalışma sevgili Frodo.
Umarım bu başlıkta dinlerin görüşlerine, ayetlere, uygulamalara, Hristiyanlık ve İslam'daki fetvalara, cezalara örnekler vererek konuyu zenginleştirirsin.
Bu konu seçme başlıklara aday. Unutursam hatırlatın.
Teşekkürler sevgili başkan. Ama forum olarak yeri gayet iyi bence. :)
Sevgili frodo,
Çok ilginç bir başlıkta çok güzel derleme yapmışsın. Teşekkürler. Daha önce farketmediğim bu başlığı şu sırada soluksuz okuyorum, ama gene de arada aktarmadan edemedim: Eski Yunan bilgin ve düşünürlerinin çoğu hem de en önemli ve ilkleri her nedense Ege'nin Anadolu kıyısındandır. Ancak ne yazık ki onların yazıları daha sonraki çağlara kalmamış. Daha sonra gelen Platon ve Aristotales ise her ne kadar batıyı yönlendirmiş olsalar dahi politikanın çok şeyi yönlendirdiği dönemdendirler ve bilimsel tarafsızlıklarını bir nebze yitirmişlerdir. Gene de katkıları büyüktür tabii. Henüz Hıristiyanlık tarafını okumaya sıra geliyor ama Orta çağ karanlığı onların eserlerinin Kilise tekelinden kurtarılarak çevrilmesi ve okunur hale gelmesiyle başladı. Bu derleme çok çok değerli, tekrar teşekkürler.
Sevgili Burlap gerçekten de Ege'nin Anadolu yakası ilk bilginlerin, bilim insanlarının yatağıdır.
Tarihin "şaka" anlayışının güzel bir örneği olarak buradaki uygarlığın çöküşünün temel nedenlerinden birisinin Pers işgali olmasıdır. Aynı Pers İmparatorluğunun torunları 10.YY dan itibaren -bir başka işgal nedeniyle ortaya çıkan konjoktürde- dedelerinin yok ettiği kadim
uygarlığın en önemli eserlerini kaybolmaktan kurtararak, insanlığın hizmetine tekrar sunmuşlardır.
İslâm astronomisinin en parlak devri bilimin ilk büyük patronu Memûn’un hilafeti sırasındadır. Memûn Yunan yazmalarını elde etmek için büyük gayret göstermistir.
Sevgili frodo,
Harika bir başlık, teşekkürler.
"Batı herşeyi bizden öğrendi" diye böbürlenen, sergiler düzenleyip Halife Memun döneminde yapılan buluşları, o dönemde geliştirilen yeni cihazları gururla dünyaya gösteren günümüz islam dünyası "alim"lerinin, Memun'un akıl mezhebi Mutezile ekolünün en önemli halifesi olduğundan ve o ekolü kendilerinin uzun süredir islam dışı kabul ettiklerinden hiç bahsetmeyerek nasıl bir ikiyüzlülük içinde bulunduklarını vurgulamak amacı ile yukarıdaki bölümü alıntıladım, konuyu böldüğüm için kusura bakma.
Sevgili nibjoğ;
Halife Memun'un bilim konusunda yaptıkları ile boy ölçüşebilecek tek hükümdarlık İskenderiyye
kitaplığını kuran Ptolemy Hanedanıdır. Yunanlıların elinde bulunan Aristo'nun orijinal yazmalarını
büyük bir hazineyi rehin vererek İskenderiyye'ye getirmiş, zamanı geldiğinde bu eserleri Yunanlılara iade etmeye eli varmayınca baştan rehin verdiği hazine kadar tekrar ödeyerek
yazmaların kitaplıkta kalmasını sağlamışlar. Ama sonuç açısından bakınca keşke Yunanlıların
elinde kalsa imiş demekten kendimi alamıyorum. İskenderiyye Kitaplığı Hıristiyan yobazlığınca
yakılınca bu değerli el yazmaları da yüzbinlerce değerli belge ile birlikte yok olup gitmiş.
" Sisam'lı Aristarkus, evrenin şimdi sanıldığından bir kaç kez daha büyük olduğu sonucuna
götüren bazı varsayımlar attı ortaya. Bu varsayımlar, sabit yıldızlarla Güneş'in yerlerinden kımıldamadığı, yeryüzünün Güneş çevresinde bir daire çizerek döndüğü, Güneş'in de bu yörün-
genin orta yerinde durduğu yolunda. Aynı zamanda , sabit yıldızların bulunduğu ve merkezi
Güneş olan küreyi öyle büyük sayıyor ki, yeryüzünün dönüşünü tamamladığı dairenin sabit
yıldızlara uzaklık oranı küre merkezinin kendi yüzeyine olan uzaklık oranına eşittir. diyor"
Archimedes, Kum Sayıcısı...
Bahsedilen Aristarkus MÖ 3. YY da yaşamış bir düşünür. Neredeyse Eratosthennes ile aynı
tarihlerde. Peki ne oldu da insan zekası bu parlak zirvelerden "dört bir yanından meleklerin
taşıdığı gökkubbe altında düz bir yeryüzüne" ya da "direksiz yükselen gökkubbe altındaki
sabit döşek" düşüncesine düştü ? Bu akıl tutulmasının nedeni neydi ?
Doğrusu bu başlık için hevesli idim, uzun tartışmalara neden olacağını düşünüyordum. Ama
istediğim tartışma ortamını yaratmadı. Kimbilir belki hata, yeterli ilgiyi çekemeyen uslubumdadır.
Bu derlemeyi C.Sagan'ın Kozmos, Robert Osserman'ın Evrenin Şiiri adlı kitaplarıyla, Bilim Ve
Ütopya Dergisinde yayınlanan Yavuz Unat'ın makalesinden (Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Bilim Tarihi Anabilim Dalı Yardımcı Doçenti ) yaptım.
ozgur_beyin
31-10-2007, 21:09
sevgili frodo ,bu başlığında ki yazdıklarını ilgiyle okuyorum. ilginç bir konu olduğu kesin. sen yazmaya devam et
okunulacağından emin ol. cevap yazılmayabilir .bu başlığa, ilgi gösterilmediği anlamına gelmez.
Dünya'nın yuvarlaklığı konusunda fikir beyan eden her mealci, farklı ayetleri farklı mantıklarla yorumlayıp kimi zaman da aynı ayetten farklı sonuçlar çıkarabiliyor. Örneğin Yaşar Nuri Öztürk, Neml Sûresi 88. ayette geçen "dağların bulutlar gibi hareket etmesi"ni Dünya'nın yuvarlak olduğunun isbatı olarak görürken, Diyanet İşleri Eski Başkanı Prof. Süleyman Ateş bir adım daha ileri giderek "Hayır, bu ayet, yerküresinin hareket ettiğinin kanıtıdır!" diyebiliyor.
Bu iki yorumun farklı olmaları bir yana, gerçeği saptırdıkları açık. Bu ayetten ne Dünya'nın hareket ettiği ne de yuvarlak olduğu çıkarılamaz ; çünkü Dünya, yalnız kendi çevresinde değil Güneş etrafında da dönüyor. O halde ayet, hangi dönüşü anlatmakta belli değil! Ayrıca Dünya'nın yuvarlak olduğuna gelince - ki bugünkü bilgilerimize göre yuvarlak değil geoittir -
Aristo, bu görüşü Milat'tan tam 300 yıl önce Ay üzerine düşen Dünya'nın düzen gölgesinin dairesel olduğunundan yola çıkarak ileri sürmüştü. Bir Maya efsânesi olan "Popal vuh"ta dünyanın küre şeklinde oluşu, pusulanun dört yönü ve diğer astrolojik bilgiler biliniyordu.
Buna rağmen İslamcı yazar Safvet Senih, "Kur'an'da Edebî Veche" adlı kitabında, hiç sıkılmadan "Dünya'nın yuvarlaklığu, Semâ'nın tabiatı, atom vs gibi bu nevî herşeyin, Kur'an'ın nâzil olduğu o bedevî ve geri asırda hiçbir kalb ve akla doğamayayacağı" ifadesini kullanabiliyor.
Hadi bu yazarların hiçbirinin Aristo'dan, "Popal Vuh" ve "Tiabuonaca" efsânelerinden, Penderah Mabedi'nin tavanındaki asrtonomik bilgilerden haberi olmamış olsun. Ya aşağıdaki Kutsal Kitap ayetlerine ne diyecekler?
"Dünya DAİRESİ üzerinde oturan O'dur ve onun içinde oturanlar çekirgeler gibidir. Gökleri PERDE GİBİ GEREN ve oturmak üzere çadır gibi açan O'dur!"
İşaya 40:22
Gökler, Tanrı'nın görkemini açıklamakta, GÖKKUBBE ellerinin eserini duyurmakta"
Mezmurlar 19:1
Eskiden insanlar, Dünya'nın bir kaplumbağa üzerinde olduğuna inanıyorlardı. Hz. Muhammed ise "Hayır!" diyordu. "Dünya bir balık ve bir öküzün üstündedir!" (!) Oysa bakın Kitab-ı Mukaddes, ne diyor:
"BOŞLUĞUN üzerine şimali yayar ve HİÇLİĞİN üzerine dünyayı asar.."
Eyûb 26:7
Hac Sûresi 31. ayette "Gökyüzünden düşen kimseler" anlatılıyormuş. Fakat o çağda yaşayan insanlar için bu imkansızmış. Çünkü "bizlerinde bildiği gibi" bir kişinin gökten düşmesi için havada olması gerekiyormuş. Bunun için de uçak ve helikopter araçları gerekiyormuş. İşte bu ayet, uçağın ve helikopterin yapımına kanıt ve mûcizeymiş. (!) (Ömer Çelakıl, Kur'an-ı Kerim'in Sırları) Söyler misiniz bana, nasıl bir mantık yapısıdır bu?
Ya bu zat şimdi Taoizm'in kimi bulgularının, Einstein'in "uzay-zaman" (space-Time) kavramını açıkladığını, Tiahuonaco Efsanesi'nde anlatılan "Büyük Ana"nın, Güneş kapısı'na uzay gemisiyle geldiğini, Ezeon-Geber Dağları'ndaki birçok mağara ve galeride 5000 yıllık geniş bakır ve sülfat stokları olduğunu, Gılgamış destanı'ndaki Enkidu'nun atmosferdeki zehirli gazlardan bahsettiğini, Mayaların bir Venüs yılının 584, bir Dünya yılının ise 365,2420 yıl olduğunu - ki günümüzdeki en ileri araçlarla yapılan hesaplamalarla bu sonuç 365,2422 gündür - öğrenirse??? Yazık değil mi adama, neden aklıyla oynayalım durup duruken? Bütün bu yazdıklarıma eminim bir "kulp uydurmak" o kadar zor değil. Kaptan Cousto ve diğer bilim adamlarını zoraki Müslümanlığa yakıştırarak bilimsel geri kalışın ezikliğini ancak bu şekilde tatmine çalışan bir zihniyet, bütün bunlara da "mantıklı" (!) bir açıklama getirecektir.
İslam'a Cevap'tan düzenlenmiş alıntıdır.
Sevgili başkan tencere dibin kara, senin ki benden kara..
İslama cevap sitesi muhtemelen isevi bir site. Sanıyorum Ö.Çelakıl (yoksa Akılçelen *miydi ?)
Kuran'da yaptıklarını İncil'de gayet güzel yapıyorlar. Onlar da biraz zorlama ile İncil'e 'ilginç'
şeyler söyletmişler.
gematria
02-11-2007, 02:07
" Sisam'lı Aristarkus, evrenin şimdi sanıldığından bir kaç kez daha büyük olduğu sonucuna
götüren bazı varsayımlar attı ortaya. Bu varsayımlar, sabit yıldızlarla Güneş'in yerlerinden kımıldamadığı, yeryüzünün Güneş çevresinde bir daire çizerek döndüğü, Güneş'in de bu yörün-
genin orta yerinde durduğu yolunda. Aynı zamanda , sabit yıldızların bulunduğu ve merkezi
Güneş olan küreyi öyle büyük sayıyor ki, yeryüzünün dönüşünü tamamladığı dairenin sabit
yıldızlara uzaklık oranı küre merkezinin kendi yüzeyine olan uzaklık oranına eşittir. diyor"
Archimedes, Kum Sayıcısı...
Bahsedilen Aristarkus MÖ 3. YY da yaşamış bir düşünür. Neredeyse Eratosthennes ile aynı
tarihlerde. Peki ne oldu da insan zekası bu parlak zirvelerden "dört bir yanından meleklerin
taşıdığı gökkubbe altında düz bir yeryüzüne" ya da "direksiz yükselen gökkubbe altındaki
sabit döşek" düşüncesine düştü ? Bu akıl tutulmasının nedeni neydi ?
Doğrusu bu başlık için hevesli idim, uzun tartışmalara neden olacağını düşünüyordum. Ama
istediğim tartışma ortamını yaratmadı. Kimbilir belki hata, yeterli ilgiyi çekemeyen uslubumdadır.
Bu derlemeyi C.Sagan'ın Kozmos, Robert Osserman'ın Evrenin Şiiri adlı kitaplarıyla, Bilim Ve
Ütopya Dergisinde yayınlanan Yavuz Unat'ın makalesinden (Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Bilim Tarihi Anabilim Dalı Yardımcı Doçenti ) yaptım.
özellikle aristarkus örneği dinin bilim üzerindeki engeline *çok iyi bir örnek tebrik ederim frodo..
(Rönesansı geciktiren:skolastik düşünce)
Ben de yeni farkettim cok enteresan ve egitici bir konu. Bahsedilen Aristarkus MÖ 3. YY da yaşamış bir düşünür. Neredeyse Eratosthennes ile aynı
tarihlerde. Peki ne oldu da insan zekası bu parlak zirvelerden "dört bir yanından meleklerin
taşıdığı gökkubbe altında düz bir yeryüzüne" ya da "direksiz yükselen gökkubbe altındaki
sabit döşek" düşüncesine düştü ? Bu akıl tutulmasının nedeni neydi ? *Acaba iletisim ve televizyon olmayisi miydi :lol:
* Gerilemenin nedenlerini, eger bulabilirsek, belki kendi ulkemizin icinde bulundugu, bu gerileme cagina da cozum olabilir. Yazinin devamini merakla bekliyorum.
ahura mazda
14-02-2011, 18:00
Sevgili frodo çok güzel bir yazı dizisi var ancak yanlışlardan bahsetmem gerek
Güneş merkezli dünya sistemi Epidauros'da ki Tholos da ki yapı da açıkca belirtilmişti yani kopernik e kadar ileri gitmeye gerek yok aslında
http://www.altani.gr/english/altani_159_new.jpg
Heliocentric diyebileceğimiz bu sistem Argos lu Polykleitos tarafından M.Ö 360 - 330 Epidauros'dan tholos yapısında zaten betimlenmişti ki Mısır uygarlığında da bu zaten biliniyordu zaten Yapı ve kültür bazında hellen dünyası mısır kültür ve uygarlığından büyük ölçüde etkilenmiştir.(en güzel örnekler dipteros planlı tapınaklar ve bugün antik yunan dünyasının simgesi niteliğinde ki tapınaklardır.)
Yani aslında olay çok daha geriye gitmekte.Antik yunan dünyasının dilimize bu kadar pelesenk olmasının sebebi en iyi bildiğimiz eski tarihlerden bir tanesi olması ve yazılı kaynakları çok iyi kullanmaları ve iyi ölçüde yazımsal eserlerin elimize ulaşmasıdır.
Yani persleri dahi daha çok yunanlı yazarlardan bilmemiz bize aslında bazı şeyleri açıklıyor.
Anadolu da dahi elimizde yığınlarca tablet olmasına rağmen (Hem Assur Ticaret Kolonileri çağından kalma hemde Hititlerden kalma) bunların 10 da 1 ini dahi çözümleyebilmiş değiliz.
Mesela Antik yunan dünyasında düzenli kent plancılığı Hippodamos ile başlarken yapılan arkeolojik araştırmalarda eski doğunun zaten düzenli kent planlamasını uyguladığını biliyoruz.
Onun dışında evet frodo'nun da belirttiği gibi Atina demokrasisi ideal bir demokrasi değildi Kadınların ve kölelerin hiçbir hakkı yoktu ancak o dönem için çok demokratik bir sistemdi çünkü her atina vatandaşı meclise seçilebiliyordu ve kendi aralarında eşitlerdi.(meclis yer yer 10 bin kişiden oluşabiliyordu siz düşünün) Tabii sorunları da yok değildi mesela bir kere seçilen bir daha seçilemiyordu ama nüfus belli herkes zaten bir kere seçiliyor e başka kim aday olacak tabii belli düzenlemelere gidiliyordu ama yine de bazı karışıklıklara yol açtığı gerçek.
Atina da birde iki parti yer alıyordu 1 - Demokrat parti 2 - aristokrat parti (sparta hep aristokratları destekliyordu.)
Günümüz yazarları atinalıları radikal demokrasi savunucuları olarak görürler bunun nedeni fakirlerin hakkı her zaman en üstte tutulurdu yani günümüzde ki gibi zenginlerin fakirleri sömürmesine bu kadar müsamma gösterilmezdi.Zaten bir çok kez fakirler zenginlere borçlanır bir devlet adamı da bu borçları silerdi.(Solon ve Perikles gibi)
" Sisam'lı Aristarkus, evrenin şimdi sanıldığından bir kaç kez daha büyük olduğu sonucuna
götüren bazı varsayımlar attı ortaya. Bu varsayımlar, sabit yıldızlarla Güneş'in yerlerinden kımıldamadığı, yeryüzünün Güneş çevresinde bir daire çizerek döndüğü, Güneş'in de bu yörün-
genin orta yerinde durduğu yolunda. Aynı zamanda , sabit yıldızların bulunduğu ve merkezi
Güneş olan küreyi öyle büyük sayıyor ki, yeryüzünün dönüşünü tamamladığı dairenin sabit
yıldızlara uzaklık oranı küre merkezinin kendi yüzeyine olan uzaklık oranına eşittir. diyor"
Archimedes, Kum Sayıcısı...
Bahsedilen Aristarkus MÖ 3. YY da yaşamış bir düşünür. Neredeyse Eratosthennes ile aynı
tarihlerde. Peki ne oldu da insan zekası bu parlak zirvelerden "dört bir yanından meleklerin
taşıdığı gökkubbe altında düz bir yeryüzüne" ya da "direksiz yükselen gökkubbe altındaki
sabit döşek" düşüncesine düştü ? Bu akıl tutulmasının nedeni neydi ?
Doğrusu bu başlık için hevesli idim, uzun tartışmalara neden olacağını düşünüyordum. Ama
istediğim tartışma ortamını yaratmadı. Kimbilir belki hata, yeterli ilgiyi çekemeyen uslubumdadır.
Bu derlemeyi C.Sagan'ın Kozmos, Robert Osserman'ın Evrenin Şiiri adlı kitaplarıyla, Bilim Ve
Ütopya Dergisinde yayınlanan Yavuz Unat'ın makalesinden (Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Bilim Tarihi Anabilim Dalı Yardımcı Doçenti ) yaptım.
Cok kotu ve sindirici bir sekilde dinsizlikle suclandigini dusunuyorum.
Zira cok uzun sure hic takipcisi olmamis. Bu cok ilginc.
Ta ki , Seleucus of Seleucia'ya kadar. Hipparchus, Seleucus'un cagdasi olsa da, onun iddiasini reddetmis.
http://adaptiveblue.img.s3.amazonaws.com/topics/p/aristarchus_on_the_sizes_and_distances/small
aliyarasfal
08-12-2014, 02:51
Emeği ayrı değerli içeriği ayrı,okunmalı;
Şimdilik saygımla gittim..
İlahimasal
06-04-2015, 14:53
İnsan tarihi boyunca , yaşadığı dünyayı nasıl algılıyor ve yorumluyordu ? Bu gün bile hala kullandığımız 'güneşin doğuşu' ve ya 'batışı' fiziksel imkansızlığa rağmen dilimizde neden hala kullanılır ? Sanırım bu konuda yapılacak bir tartışma "bilginin" insan belleğinde yer etmesinin sancılı ve uzun yolunu bir kez daha hatırlamaktan öte sık sık tartışılan bilim-din karşıtlığının tarihsel köklerine eğlenceli bir yolculuk olacaktır.
Çinliler yaşadığımız dünyayı *dikdörtgen bir yüzey biçiminde düşünmüşlerdir. Yine M.Ö. 3800'lerde yapılmış ve günümüze ulaşmış olan haritalardan Babillilerin yeryüzünü düz olarak tasarladıkları anlaşılmaktadır.Hintliler de Yer'i, çevresi su kaplı daire biçiminde düz bir alan olarak düşünmekteydiler.
Yunan Düşünüşü
Fakat tüm kültürleri *etkileyen "dünya algılama biçimleri" Antik Yunan'da şekillenmiş ve zaman içerisinde yaygınlık kazanmıştır. Hangi dönemde yaşadığı ve hatta tek kişi olup olmadığı tartışmalı
Homeros'a göre Antik Yunan'da dünya şöyle bir şeydir :
http://img64.imageshack.us/img64/2029/screenhunter2.png
Görüldüğü gibi bu tasvir dünyayı geleneksel biçimde düz olarak tasavvur etmekte "direksiz" bir
gökkubbe ve alt tarafta da "öteki" dünyayı resmetmektedir. Bu düşünce tarzı Antik Yunan'da özellikle filozoflar ve biliminsanları düzeyinde hızla gerilese de ilerleyen tarihsel dönemlerde, moneteist dinler (özellikle hıristiyan taassubu) tarafından yeniden tedavüle sokulmuş ve yaygın algılama biçimi olarak insan belleğinde yer etmeyi başarmıştır
işde benim islam denen çemberden,çıkmama ,düşünmeme yol açan konu bu
bu paylaşımı okudukdan sonra forumu daha çok irdeleyerek takip ettim.
sonraki konu mhmd beyin tüm aile bireyleri ile nikah kıymaya olan rahatlığı
bu konular gibi bu forumda binlerce yazı var...tarafsız bir şekilde okununca insan doğruyu rahatlıkla bulabilir.