PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sizce Turkiye NATO'dan cikmali midir?


sargon
06-08-2007, 16:36
Secimler basliginda baslayan tartisma gercekten ayri bir baslik altinda tartisilmaliydi. O yuzden bu basligi aciyorum. Forumdaki dostlarimizin ne dusundugunu merak ediyorum. NATO'ya iliskin cok sayida operasyondan sorumlu oldugu ve Gladio'larin da NATO tarafindan kuruldugunu iddia etmistim orda. Aslinda bu konular genellikle politik bakislara dayali olarak ileri surulen iddialar halindedir. Gelin burda bunu asip, gercekten nasil iliskiler olduguna deginelim.

Ben Gladio ile ilgili bir kitapla baslayayim.
http://www.tulumba.com/storeitem.asp?ic=zBK980573BI616&%20t=Gladio:%20Nato
Ayni konuda baska kitaplar da yazilmis:

http://www.amazon.de/Armies-Operation-Terrorism-Contemporary-Security/dp/0714685003

http://www.php.isn.ethz.ch/news/mediadesk/gladio.cfm

Ben sadece NATO'nun degil hicbir askeri orgutlenmenin basitce asker ve silahtan olustugunu dusunmemisimdir. Hemen her askeri orgutlenme beraberinde gizli orgutler ve bir suru kirli isi de tasir.

mhmd
06-08-2007, 17:43
NATO/Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünün Antlaşma Metni

- Bu Antlaşmanın taraf devletleri Birleşmiş Milletler Şartı’nın amaç ve ilkelerine sadık kalacaklarını ve tüm halklar ve tüm Hükümetlerle barış içersinde yaşamak istediklerini teyit ederler.
- Taraflar, kendi halklarının özgürlüklerini, ortak mirasını ve uygarlığını, demokrasi, bireysel özgürlük ve hukuk devleti ilkelerine bağlı kalarak korumaya kararlıdırlar.
- Taraflar, Kuzey Atlantik bölgesinde refahı ve istikrarı geliştirmeyi amaçlamaktadırlar.
- Taraflar, barış ve güvenliğin korunması ile toplu savunma yönünde verecekleri çabaları ortaklaştırma konusunda kararlıdırlar.
- Taraflar, bu nedenle aşağıdaki Kuzey Atlantik Antlaşması üzerinde mutabık kalmışlardır:

Madde 1
Birleşmiş Milletler Şartında belirtildiği üzere Taraflar, uluslar arası barış ve güvenlik ile adaleti tehlikeye atmadan ve kendi uluslar arası ilişkilerinde BM’in amaçlarına ters düşen bir şekilde tehdit ya da güç kullanımından kaçınarak, barışçı yollarla çözümlemek amacıyla müdahil olabilecekleri herhangi bir uluslar arası uzlaşmazlığı çözme girişiminde bulunacaklardır.

Madde 2
Taraflar, kendi bağımsız kurumlarını güçlendirerek, bu kurumların kuruluş amaçlarının daha iyi anlaşılmasını sağlayarak ve istikrar ve refah koşullarını iyileştirerek barış ve dostluk içindeki uluslar arası ilişkilerin daha da geliştirilmesine katkıda bulunacaklardır. Kendi uluslar arası ekonomi politikalarında çatışmaları ortadan kaldırmaya çalışacak ve üyelerinin bazıları ya da tümü arasında ekonomik işbirliğini teşvik edecektir.

Madde 3
Bu Antlaşmanın hedeflerine daha etkin bir şekilde ulaşabilmek için Taraflar, ayrı ayrı ve ortaklaşa olarak, sürekli ve etkin kendi kendine yardım ve karşılıklı yardımlar anlamında, silahlı saldırılara direnmede kendi bireysel ve kollektif kapasitelerini geliştirip, güçlendireceklerdir.

Madde 4
Taraflar, içlerinden herhangi birinin siyasal bağımsızlık ve güvenliği, toprak bütünlüğü tehdit altına girdiğinde , içlerinden birinin talebi durumunda bir araya gelerek durumu müzakere edeceklerdir.

Madde 5
Taraflar, Avrupa veya Kuzey Amerika’daki üyelerinden biri ya da daha fazlasına karşı silahlı bir saldırıyı, anlaşma taraflarının tümüne yapılmış sayacakları konusunda mutabık kalmışlar *ve sonuç olarak ta böyle bir silahlı saldırı gerçekleştiği taktirde , taraf devletlerin her biri, BM Şartının 51. maddesinde belirtilen toplu veya bireysel savunma hakkının kullanılmasında saldırının muhatabı olan taraf ya da taraflara derhal karşı saldırı konumuna geçerek yardım edecek, ve diğer taraflarla iş birliği içersinde silahlı güç kullanımı, Kuzey Atlantik Bölgesinin güvenliğinin devamının sağlanması da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemleri düzenleyeceklerdir.
Böyle herhangi bir saldırı ve alınan bütün önlemler acilen Güvenlik Konseyine rapor edilecektir. Bu önlemler, Güvenlik Konseyinin durumu çözüme kavuşturmak ve uluslar arası barış ve güvenliği sürdürmek için gerekli adımları atması halinde bu önlemlere son verilecektir.

Madde 6
5. Maddenin amacıyla ilgili olarak, Taraflardan biri ya da daha fazlasına yapılacak silahlı bir saldırının “silahlı saldırı” kapsamına girmesi için gereken koşullar aşağıdadır:

Avrupa veya Kuzey Amerika’daki, Fransa’nın Cezayir bölgelerindeki, Türkiye’deki veya Kuzey Atlantik Bölgesinin Yengeç Dönencesinin kuzeyinde kalan *kısmında yerleşik Antlaşma Tarafları ya da onların idaresi altındaki her hangi bir adanın toprak bütünlüğünü tehdit eden silahlı saldırılar;

Antlaşmanın yürürlük tarihinden itibaren, Akdeniz veya Kuzey Atlantik Bölgesinin Yengeç Dönencesinin kuzeyinde kalan *kısmında, Taraf ülkelerin işgal güçlerinin bulunduğu Avrupa’daki herhangi bir bölgede ya da bu toprakların üzerinde *Antlaşma Taraflarına ait uçak, araç ya da güvenlik güçlerine yönelik silahlı saldırılar.

Madde 7
Bu Antlaşma, Tarafların üyesi bulunduğu BM Şartı altında bulunulan taahhütler ya da Güvenlik Konseyinin uluslar arası barış ve güvenliğin devamı için üstlendiği öncelikli sorumluluğu etkileyecek biçimde yorumlanamaz.

Madde 8
Antlaşmanın bütün Tarafları, tarafların kendi aralarında veya üçüncü bir devletle imzalanmış olup halen yürürlükte olan uluslar arası anlaşmalardan hiç birinin bu Antlaşmanın hükümleriyle çatışmadığını ve ileride de bu Antlaşmayla çatışacak hiçbir uluslar arası angajmana taraf olmayacaklarını deklare ederler.

Madde 9
Taraflar burada Antlaşmanın uygulanmasıyla ilgili meseleleri görüşmek üzere ve her birinin temsil edileceği bir Konseyi kurmuşlardır. Konsey, her an ihtiyaçları karşılayabilecek bir şekilde organize edilecektir. Konsey, gerekli olabileceğinden hareketle bazı alt kurullar oluşturacaktır ve bu çerçevede derhal bir Savunma Komitesi kuracak ve Madde 3 ile Madde 5’in uygulanması için Komiteye öneriler getirecektir.

Madde 10
Taraflar, oy birliği ile karar almaları halinde, her hangi bir diğer Avrupa devletini bu Antlaşmanın ilkelerini daha ileriye taşıyacak pozisyonda olması ve Antlaşmaya dahil olarak Kuzey Atlantik bölgesinin güvenliğine katkıda bulunması koşuluyla davet edebilir. Davet edilen her hangi bir devlet, Antlaşmaya dahil oluşunu belgeleyen enstrümanını ABD Hükümetine depozit ederek Anlaşmaya taraf olur. ABD, böylesi bir giriş enstrümanının deposit edildiği bilgisini bütün Taraflara iletecektir.

Madde 11
Bu anlaşma, Taraf ülkelerin yasalarına geçirilecek ve Antlaşmanın hükümleri , tarafların kendi ülkelerinde yürürlükte olan Anayasa süreçlerine uygun olarak uygulanacaktır. Ülkelerde bununla ilgili çıkarılan uyum yasalarına ilişkin resmi belgeler olabildiğince kısa bir süre içinde ABD’ye depozit edilmek üzere gönderilecektir, ABD de her seferinde tüm diğer Tarafları durumdan haberdar edecektir. Antlaşma, antlaşmayı kendi ülke yasalarına geçiren büyük taraf devletler arasında derhal yürürlüğe girecektir ve bu ülkeler arasında Belçika, Kanada, Fransa, Luxemburg, Hollanda, İngiltere ve ABD bulunmaktadır. Uyum yasalarını daha sonra çıkaran taraf devletler için ise Antlaşma, uyum yasalarının çıkarıldığına dair resmi belgelerin depozit edildiği tarihte yürürlüğe girecektir.

Madde 12
Antlaşmanın 10 yıllık yürürlük süresi sonunda ya da bu sürenin bitiminden itibaren herhangi bir zamanda, Taraflardan birinin talebi halinde, Taraflar Antlaşmayı gözden geçirmek üzere müzakerelerde bulunacak, bunu yaparken, uluslar arası barış ve güvenliğin sürdürülmesi için BM Şartı’na bağlı olarak yapılmış bölgesel düzenlemelerin yanı sıra evrensel kalkınma da dahil olmak üzere Kuzey Atlantik Alanındaki barış ve güvenliği etkileyen faktörleri dikkate alacaklardır.

Madde 13
Antlaşma 20 yılını doldurduktan sonra, Taraflardan birinin Antlaşmadan çekilmek istemesi halinde, çekilme talebinin ABD’ye iletilmesini takip eden 1 yılın ardından Taraf Devlet Antlaşmadan çekilmiş olacaktır. ABD, kendisine iletilen her bir çekilme talebini diğer Taraflara iletecektir.

Madde 14
İngilizce ve Fransızca çevirileri eşit düzeyde güvenilir olan bu Antlaşma metni ABD Hükümeti Arşivlerinde saklanacaktır. Antlaşmanın resmi onaylı fotokopileri ise Antlaşmanın diğer imzacı Devletlerine iletilecektir.

KAYNAK; http://www.antimai.org/bn/natoanlasma.htm

Gerçekten de günümüzde, dünyada egemenliği korumak uğruna birliktelik ve güç birliğinden çok dünyanın egemeni olmak ülküsü ile nükleer silahları bile kullanabilecek kabiliyet ve cürette bir askeri örgütlenmedir, NATO.
Zaten böyle miydi? Anlaşma metnine ilk elden baktığımız en azından kuruluşunda bu kadar bariz, saldırganlık olduğunu sezinleyemiyoruz.

9 Nisan 1949 yılında kurulmuş olan NATO'ya karşı, 14 Mayıs 1955 yılında kurulmuştur Varşova Paktı. Dolayısı ile Soğuk savaş, Demir perde gibi sanal kavramların sonucu değil, bizatihi nedenidir de.

1991 yılında fiilen sonlandırılmış olan Varşova Paktına karşın yeni yeni görevler üretilerek! daima canlı tutulmaya çalışılmaktadır, NATO.

Kalmak mı zor? Gitmek mi zor?

Şimdiye kadarki yaptıkları ile bence; kalmak zor gibi duruyor.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

06-08-2007, 17:52
türkiye kendi halkından, kendi aydınından korkan bir devlettir. yaptığı her karanlık işi "dış mihraplara" bağlar. yinede "dış mihrapların" birliği olan NATO'dan çıkmayı hiç bir zaman düşünmez. çünkü içten korktuğu gibi dıştanda korkar. zanneder ki ona birisi saldırdığı zaman abisi sahip çıkacak, anlayamaz ki onu her çıkmazdan dışladığı, ezdiği evlatları çıkarır.

06-08-2007, 18:11
1991 yılında Varşova Paktının dağılması ve SSCB'de glasnost ve prestroyka yapılanmasından itibaren NATO'nun önemi azaldı. NATO'nun en büyük varlık sebebi, en azından kuruluş nedeni SSCB işgaline karşı Batı Avrupa'yı ve Atlantik bölgesini savunmak idi.

NATO, SSCB'nin dağılmasından sonra bölgesel çatışmaları önleme misyonuna yöneldi. Kurulduğu 1949 yılından itibaren sadece Bosna Savaşı'na ve geçtiğimiz yıllarda da Afganistan'da Taliban'a karşı mevcut devleti koruma misyonu edindi.

NATO, Türkiye hariç Hıristiyanlardan oluşan bir pakt olmasına rağmen Bosna Savaşı'nda Hıristiyan Sırplara karşı Müslüman Boşnakları savunarak tarihte ender görülen davranış gösterdi. Sırpları yenilgiye uğratarak daha fazla Boşnağın katledilmesini engelledi. Burada neden daha evvelden müdahale etmediği sorulabilir. Bunun kanımca iki yanıtı var:

1) Sırplar tarihi olarak ve mezhepsel açıdan Ruslara yakın olmuşlardır. Ruslar da onlara. Bu nedenle Sırplara karşı bir askeri harekata Ruslar uzun süre muhalif kalmışlar ve eski gücünde olmasa bile halen bir dev olan Rusya muhalefetine karşı NATO'nun harekatı gecikmiştir.

2) Katliamlar olmaksızın NATO kendisine meşru bir gerekçe bulamaz idi. Muhtemelen "ortada bir şey yok iken emperyalistler hemen müdahale etti" gibisinden eleştirilere maruz kalacak idi NATO. Bu nedenle savaşın seyrinin müdahaleyi meşru kılacak dereceye gelmesi beklendi.

NATO'nun tarihindeki 2. harekat Afganistan'daki Taliban güçlerine karşı yapıldı. Taliban'ın ne olduğunu hemen hepimiz bildiği için fazla açıklamaya gerek yok sanırım.

29 Mart 2004 Tarihinde NATO'ya 7 yeni üye ülke daha katıldı. Bu ülkeler;

* ** 1.Bulgaristan
* ** 2.Estonya
* ** 3.Letonya
* ** 4.Litvanya
* ** 5.Romanya
* ** 6.Slovakya
* ** 7.Slovenya' dır.

Şu an üyelik için aday ülkeler ise şunlar:

# Arnavutluk,
# Makedonya
# Hırvatistan ve
# Azerbaycan

Hal böyle iken Türkiye'nin çıkmaya çabalaması tuhaf değil mi?

06-08-2007, 18:15
neden tuhaf cem?

06-08-2007, 18:31
Birkaç ülke hariç bunca avrupa ülkesi girmek için çalışırken Türkiye'nin çıkma çabası bana tuhaf gelir. Elbette onların girme çabası onların kararlarının doğru olduğunu tek başına göstermez ama referansdır en azından. Ayrıca NATO'nun Türkiyeye yönelik hiçbir saldırgan davranışı olmamıştır. Aksine NATO üyesi olması sayesinde Türkiye ordusu için pek çok askeri yardımı hibe karşılığında sahip olmuştur (Türkiyenin bunları nasıl kullandığı ayrı bir mesele).

Türkiye'nin NATO veya ABD güdümünde bir ülke olduğu iddiası da kanımca doğru değildir. Eğer böyle olsaydı 1974'deki Kıbrıs çıkartması mümkün olmaz idi.

NATO karşıtlığının başlıca iki ideolojik temeli vardır Türkiyede:

1) Radikal İslamcıların NATO'yu hıristiyan kabul etmresinden doğan.

2) Marksist-Leninistlerin NATO'yu kapitalizmin askeri gücü olarak tanımlamasından kaynaklanan ideolojik karşı çıkış.

Bunların dışında son yıllarda avrupanın Kürt ve Ermeni sorununda Türkiyeye karşı cephede görünmesinden dolayı Türk milliyetçiliğinin artışının getirdiği ABD ve NATO karşıtlığı da sayılabilir.

Bunların dışında reel politik olarak, somut olarak NATO'ya karşı çıkış temellendirilememektedir düşüncesindeyim.

InVitatio
06-08-2007, 18:40
Degerli Forumdaslarim,

NATO amerikan kültür emperializmin özel silahli gücüdür, mesruhriyetini kapitalist sistemin ta kendisinden almaktadir. NATO bugün Bosna; Kosovaya "sahip" cikti görüntüsü, ilk bakista ne kadar "insancil" görünsede, asil neden magdur olan Müslüman Kosova Arnavutlari degil, Kosovadaki zengin yer alti madenleri'dir.
Bugün o yörede avrupanin en zengin kömür madenleri bulunmakta, ve sadece sirf bu yüzden Sirbistan icinde bir önem teskil edilmekte, Kosova ve Bosna sayesinde bu askeri güc , o topraklara Rusya'ya karsi bir siyasi kültür kök sallmak istemektedir.
NATO'nun bugüne kadar yaptigi Belgrad Bombardimanlari ise Birlesmis Milletlerinden "ok" alinmaksizin yapilmistir.
Türkiye'ye NATO icinde düsen görev ise, "Müslümanlik" kartini kullanrak bu kapitalist siyasi kültürünü o bölgelere yaymaktan baska birsey degildir.
Simdi kendi icindeki mantik acisindan sormak gerekiyor, Kosova ve Bosna Harekatlari sonrasi o yerlesim birimlerdeki alt yapi ihalelerinden kim faydalanmistir ?
Türkiye Asker yollamasina ragmen , Türk is adamlarina orada ihale edilen bir yatirim varmidir ?
Kömür madenleri isletmeciligini hangi sirketler üstlenmektedir ?
O bölgede diger yer alti maden sontaj hakki kimlere verilmistir ?
Birde konuya bu yönden bakarsak konuya daha farkli yorumlar olabilecegini düsünyorum.

Bu NATO degilmdir *Türkiye'nin PKK ile savasirken en zor günlerinde , "hayir benim verdigim silahlar" ile savasamazsin diyen ?
Bu ne bicim bir ortaklik ki , Türkiyenin milli cikarlarinin hic bir önemi yok...
Türkiyenin NATO üyesi olusu, NATO'nun en dogudaki karakolu konumu olmasin ?
Türkiye NATO sayesinde , ne Bulgaristan ile nede Sovyetler ile ciddi manada ikili iliskilere girebilmistir.

Evet Türkiye NATO'dan cikmalidir, ama bunu yaparkende bu konuda kendi halk destegi mutlaka olmalidir. Türkiye Askeri Gücü kücümsenmeyecek bir ülkenin NATO'ya sirt cevirmesi demek,
diger haklar icin ciddi bir kisilikli durus sergilmek olacaktir.
Eski Dogu Bloku ülkelerinin NATO'ya katilmak istemleri , kendi topraklarindaki NATO ile beraber gelen siyasi kültür ile alakalidir diye düsünüyorum, yani önce bu yeni siyasi kültüre kendi topraklarini acackasiniz sonra "artik sizde bizdensiniz" denilip bu siyasi kültürün askeri gücü tarafindan sahip cikilarak"koruncaksiniz"....

sargon
06-08-2007, 21:45
Cem, Nato'nun resmen üstlendiği askeri operasyonlar ile ilgili tartışabiliriz. Ama NATO bence asıl olarak bu operasyonlarla önem kazanmadı. Zaten Doğu bloğu dağılmıştı. Bu operasyonlar başka şekillerde de yapılabilirdi. Ya BM aracılığıyla yada Irak'ta olduğu gibi direk ABD ve müttefiklerinin girişimi ile. Sırbistan ve Afganistan'da NATO'nun varlığından öte zaten bir meşruiyet sağlanmıştı.

NATO'nun asıl rolü ise daha öncesine, yani soğuk savaş dönemine aittir. İkinci dünya savaşından sonra savaşta aynı saflarda yer aldığı SSCB'ye karşı ABD önderliğinde kapitalist ülkelerde bir örgütlenme gerçekleştirildi. NATO asıl olarak bu süreçte tüm dünyada kontrgerilla adıyla bilinen bir örgütlenmeyi gerçekleştirmesiyle tanındı. Doğrudur, bu süreçte devrimci ve marksist-leninist hareketler NATO'ya düşmanlık besleyen gruplar oldular. Çünkü NATO'nun amacı ABD egemenliğindeki kapitalist sistemi gerektiğinde her tür kirli yöntemi kullanarak ayakta tutmanın aracıydı. Dünyanın her tarafındaki devrimci örgütleri yok etmek için kirli suç örgütleri kuruldu. Sistem ancak böyle ayakta tutulabilirdi. Burda KGB gibi istihbaratların pür-i pak olduğunu iddia etmiyorum. Onlar da bir sürü suikast vb. yapmışlardır elbette. Ancak NATO'nun gizli bir şekilde örgütleyip organize ettiği kontrgerilla örgütlerinin yaptığı vahşete kimsenin yetişebileceğini sanmıyorum. Bu işlerde çok sayıda eski Nazi subayının da kullanıldığı defalarca yazıldı.

Solcuların NATO'dan bu kadar nefret etmesinin asıl nedeni gerçekleştirilen onbinlerce gizli ve kirli operasyonun asıl sorumlusunun NATO olmasıdır. Bu işler kesinlikle tesadüfü yada yerel iktidarların işleri değildir. Türkiye'de de MHP ve Hizbullah kontrgerilla örgütleri olarak bizzat NATO tarafından kumanda edildi. NATO komutanlarının gelip Türkiye'de birebir gizli teşkilatlar kurması değil tabii ki, bu iş için çok sayıda subay, polis vb. NATO karargahlarında eğitiliyor. Organizmanın beyni NATO'dur. Bu konuyla devrimciler yıllardır uğraştıkları için onların kaynaklarından bir alıntı yapacağım. Bilmiyorum geçerli kabul edilir mi, ancak araştırılırsa başka kaynaklar da bulunabilir.

Birkaç ülkede NATO'nun kontrgerilla örgütlenmesine örnekler:



NATO üyesi ülkelerde “Süper NATO” örgütlenmesi

‘90’lı yıllarda Avrupa ülkelerinde bir biçimde açığa çıkan ve “Süper NATO” adı altında NATO içerisinde merkezi bir üst örgütlenmeye sahip olan bu örgütlenmelerin belli başlıları şunlardır:

İtalya: İtalyan Gladio’sunun ortaya çıkarılması bir İtalyan savcısının 1972 yılında yaşanmış bir cinayetin soruşturmasını derinleştirmesiyle başladı. Savcının bu girişimi bir süre İtalyan devletince engellenmeye çalışıldıysa da sonunda kabul edilmek zorunda kalındı. İçinde Başbakan’ın da olduğu pekçok devlet yöneticisi Gladio ile ilişkilerinden dolayı görevden alınmak zorunda kalındı. Soruşturma sonucunda İtalya Gladio’sunun 622 üyesi, 139 gizli silah deposu ve Sardinya Adası’nda bir eğitim kampı ortaya çıkarıldı.

1988 yılında da Kuzey İtalya’da yere gömülü olarak 127 adet silah ve patlayıcı madde deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu depoların İtalya Haber Alma Örgütü SİSMİ’nin denetiminde olduğu anlaşıldı. SİSMİ arşivlerinin incelenmesiyle, Gladio’nun ABD ve İtalya gizli servisleri tarafından 1956 Kasım ayında kurulduğu ve ayrıca örgütün İtalya Cumhurbaşkanı Cossiga, P-2 Mason Locası ve 1993 yılında mafya ile ilişkileri nedeniyle yargılanan Başbakan Andreotti’yle bağlantılı olduğu anlaşıldı.

Aynı günlerde bir Belçika hükümet temsilcisi, bu örgütlerin 50’li yıllarda 16 NATO üyesi devlette kurulduğunu açıkladı.

Fransa: Kontr-gerillanın Fransa’daki adı “Rüzgar Gülü”ydü. Savunma bakanı Jean Pierre Chavenement, 1950’li yıllarda bu gizli örgütün Fransa’da da kurulduğunu kabul ediyor ve devlet başkanı Mitterand tarafından dağıtıldığını söylüyordu. Ancak İtalyan kaynakları, dağıtıldığı açıklanan tarihten sonra da, Brüksel’de yapılan “Süper NATO” toplantısına Fransa kontr-gerillasının temsilcisinin katıldığını söylüyor.

İspanya: Bir İtalyan Gladio üyesi, İspanya televizyonunda yaptığı açıklamada, 1966 yılında Kanarya Adaları’nda Amerikan askerleri tarafından İspanyollarla birlikte eğitim gördüklerini, bu eğitimden sonra benzer bir eğitim merkezi ve Gladio şubesini İspanya’da kurduklarını, bu iş için de İspanya ordusundan yardım gördüklerini söyleyerek, İspanya’da kontr-gerilla örgütlenmesinin varlığını duyurdu. 1994 yılında bir polisin yaptığı itiraflar ise gerçeği reddedilemeyecek biçimde ortaya koydu. BASK Bölgesi’nin bağımsızlığı için mücadele veren ETA üyesi olduğu gerekçesiyle 1987 yılında Anti-Terör Kurtarma Grubu (GAL) tarafından Fransa’dan kaçırılan Basklı bir kişinin ETA ile bir ilişkisinin olmadığı ortaya çıkmıştı. Bu olay üzerine açılan mahkeme ve yapılan araştırmalar sonucunda, 1983-1987 yıllarıarasında 23 kişinin ETA üyesi olduğu gerekçesiyle GAL tarafından kaçırıldığı ve öldürüldüğü açığa çıktı.

Belçika: Belçika’da kontr-gerilla “Glaive” (Kılıç) adıyla 1949 yılında, İngilizler’in yardımıyla, Belçika ordusu haber alma teşkilatı SGR’nın alt birimi SDRAB’ya bağlı olarak kurulmuştu. Çekirdek kadrosu 8 aktif ve 10 emekli subaydan oluşturuldu.

Hollanda: Yapılan araştırmalarda Hollanda’da “Operasyon ve Keşif” adlı gizli örgüt ortaya çıkarıldı. Örgütün daha önce 1983 yılında Velp şehrinde gizli bir silah deposu ortaya çıkarılmıştı. Bu örgüt her yıl Savunma Bakanlığı’nın gizli fonundan 2 ila 4 milyon mark alıyordu.

Yunanistan: Yunanistan kontr-gerillasının adı “Sheepskin”dir. Yunanistan hükümeti de başlangıçta kontr-gerillanın varlığını reddetti. Ancak Başbakan Papandreu, Ekim 1990’da yaptığı açıklamada, Yunanistan’da da İtalya’daki gibi bir Gladio örgütünün var olduğunu, 1984’te iktidara geldiklerinde de örgütün varlığını bildiklerini kabul etti ve o tarihte dağıtılmasını emrettiğini ileri sürdü.

Yunanistan 1952 yılında NATO’ya girmiş ve aynı yıl “Merkezi Bilgi Servisi (KYB)” adlı istihbarat örgütü ve bu örgüte bağlı “Özel Operasyon Müdürlüğü” kurulmuştu. Daha sonra “Sheepskin” adını alan kontr-gerilla örgütünün kuruluş anlaşması, 25 Mart 1955’te Yunanistan Genelkurmay Başkanı General Konstantin Davos ile CİA adına general Trascott arasında imzalanarak dönemin başbakanı Papagos tarafından onaylandı. 1500 kişilik birlikler, savaş halinde 3500 kişilik birlikler haline getirilebiliyordu. Silahların, cephanenin, patlayıcı maddelerin ve telsizlerin bulunduğu 800 deposu vardı.

Almanya: Almanya’da “Anti-komünist Saldırı Birliği” adını alan kontr-gerilla örgütünün başkanı, aynı zamanda 1945-1968 yılları arasında Alman İstihbarat Örgütü BND’nin de başkanlığını yapan emekli Nazi generali Reinhard Gehlen’di. Alman kontr-gerillası “Gehlen harekatı”, “Stay Behind”, “Sword” gibi adlarla da bilinmekteydi. 1950 yılında kurulan “Alman Gençlik Örgütü (BDJ)” de bu nitelikteydi. Örgütün eski ajanlarından Dieter von Glahn, basına BDJ’nin CIA tarafından finanse edilen çok sayıdaki örgütten biri olduğunu açıklamıştı.

İsviçre: İsviçre’nin kontr-gerillası 1950 yılında “Gizli Müdafaa Örgütü” adıyla kurulmuştu. Yapılan araştırma sonucunda örgütün İsviçre vatandaşlarının 1/6’sı yani 900 bin İsviçreli hakkında rapor tuttuğu ortaya çıkarıldı. Örgüt, İsviçre Genelkurmaylığı’na bağlı istihbarat örgütü “Haber ve Savunma Servisi (UNA)”ya bağlı olarak çalışmaktaydı. NATO üyesi olmamasına rağmen İsviçre kontr-gerillasının yöneticileri de Belçika’daki Süper NATO toplantılarına katılıyordu.

İsviçre parlamentosunda kurulan soruşturma komisyonu, “Proje 26 (P-26)” adlı bir gizli örgütü ve İsviçre’nin çeşitli bölgelerinde bu örgüte ait modern silah ve patlayıcıların bulunduğu depoları ortaya çıkardı. P-26 üyelerinin adı açıklanmayan bir ülkede eğitim gördükleri ve İsviçre ordusunda kullanılmayan, gizli NATO örgütlerinde bulunan telsizleri kullandıkları anlaşıldı.
http://www.kizilbayrak.de/2004/sikb08/sayfa_07.html

sargon
06-08-2007, 22:21
NATO'nun bahsettiğin operasyonları ile ilgili ise duruma biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Sırbistan'da yaşanan olay ilginçtir elbette. Ama olaya müslüman-hıristiyan dengesi üzerinden bakmak *bana pek doğru gelmiyor. Sırplar'ın saldırganlığının nedeni müslümanlar açısından Arnavutların müslüman olması olabilir ama gerçek acaba bu mudur? Ne Sırplar müslümanlara düşmanlıklarından dolayı saldırmış, ne de NATO müslümanları korumak gibi bir saikle hareket etmiştir. Avrupa ülkelerinin askeri koruma işi NATO aracılığıyla ABD tarafından üstlenilmiş durumda. Bu ülkelerin müdahale edebilecek bir askeri gücü yönlendirmesi ve bunu başarması çok zor belki de olanaksızdı. NATO, aslında parasının büyük ölçüde Avrupa'lılar tarafından ödendiği ama kumandasının ABD savaş aygıtı tarafından gerçekleştirildiği bir örgüt. Dolayısıyla Avrupa ülkelerinin paralarına rağman sözleri ABD kadar geçmiyor. Bu savaşın en ağır sonuçlarını da yine Avrupa ülkeleri yaşadılar aslında. ABD açısından stratejik önemi belki de daha az olduğu için müdahale süreci uzadı ve faturası da büyüdü.

Afganistan ise ABD'nin direk yaşamsal çıkarlarıyla ile ilgili olduğundan müdahale daha hızlı oldu. Ancak burda asıl önemli olan NATO'nun Taliban'ı ezip bir tür faşizm'den insanları kurtarması değil, daha sonra savaşacağı mücahitleri önceleri kendisinin beslemiş olmasıdır. Sovyetlerin kurduğu kukla rejime ve daha sonraki işgallerine karşı faşist Taliban rejimini ve Bin Ladin'i bizzat destekleyen NATO ve ABD'den başkası değildi.

NATO olduğu sürece dünyaya barışın gelebileceğini düşünmüyorum. NATO, daha önce doğu blokuna karşı kurulmuştu. Doğu bloku yıkıldı, şimdi ne yapacak. Yeni konsept terör odaklarını yok etmek. Brzezinki "Büyük Satranç Tahtası"nda böyle çiziyordu ABD'nin yeni dönem stratejisini. Adamlar terör olmadan terörün olacağını biliyorları yani. Nasıl bilinebilir bu? Bunu tersten okursak belki anlayabiliriz?

Terör, şiddet demektir. Şiddet ise baskı politikaları uygulandığında ortaya çıkar. Kimsenin İsviçre'de falan sağa sola bomba koymayı örgütlemesi mümkün değildir. Bunu ben şöyle okuyorum. Doğu Bloku'nun yıkılmasından sonra ABD egemenliğini sürdürmeyi daha saldırgan politikalarla sürdürme kararı almıştır. Dolayısıyla da ortaya terör çıkacaktır. Bu sorunu da halletmek için güçlü bir askeri örgüte ihtiyaç olacaktır. Hazır parasını Avrupa'lıların ödediği bir örgüt vardır zaten. Hem de kontrgerilla örgütlenmeleri konusunda sıkı bir birikim elde etmiş böyle bir örgüt varken niye NATO yokedilsin.

07-08-2007, 01:11
burda asıl önemli olan NATO'nun Taliban'ı ezip bir tür faşizm'den insanları kurtarması değil, daha sonra savaşacağı mücahitleri önceleri kendisinin beslemiş olmasıdır. Sovyetlerin kurduğu kukla rejime ve daha sonraki işgallerine karşı faşist Taliban rejimini ve Bin Ladin'i bizzat destekleyen NATO ve ABD'den başkası değildi.


SSCB'nin, Anadolunun işgaline karşı burjuva ideolojisinin temsilcisi saydıkları TBMM'yi desteklemesini de unutmayalım. Kurtuluş Savaşı'nın en büyük destekçisi Sovyet Rusya idi. Sonradan en büyük ideolojik düşmanlarından biri de TBMM olacak idi Sovyetlerin. Emperyalist gördükleri devletlere karşı anadoludaki ihtilali desteklemişlerdir. ABD'nin, Afganistanı işgal eden SSCB'ye karşı Talibanı desteklemesi de benzer mantıkladır. *Her iki örnekte de kullanılan mantık güçlü düşmanı yıpratmak için küçük düşmana destek vermektir. Ya da "düşmanımın düşmanı dostumdur" anlayışı. Bunun örnekleri sanırım çok daha fazladır. Mesela Türkiyenin 90 lı yıllarda PKK'ya karşı Barzaniyi desteklemesi da sanırım sayılabilir. Demek istediğim bu politikanın yaygın ve meşru olduğu değil. Bu taktiği güdenin sadece ABD olmadığıdır.

NATO, aslında parasının büyük ölçüde Avrupa'lılar tarafından ödendiği ama kumandasının ABD savaş aygıtı tarafından gerçekleştirildiği bir örgüt. Dolayısıyla Avrupa ülkelerinin paralarına rağman sözleri ABD kadar geçmiyor.

Katılmıyorum. Hangi NATO üyesi avrupa ülkesinin sözü NATO'da geçmemiştir? Hangi olayda ABD kendi istediğini diğer NATO ülkelerine dikte ettirmiştir? ABD hangi savaşa avrupalılar karşı olduğu halde NATO'yu sokabilmiştir? Gerçekte NATO kararları birlikte alınır. Ancak kararların uygulamasında ABD gücünün ağırlığı vardır.

asil neden magdur olan Müslüman Kosova Arnavutlari degil, Kosovadaki zengin yer alti madenleri'dir.

İnvitatio arkadaş, kömürle çalışan gemiler 19. yy da kaldı. Kömürle çalışan trenlerde 19. yy da kaldı. Avrupada artık kaloriferler de kömürle yakılmıyor biliyor musun? Bence kömür yerine başka bir neden bul Kosova'da.

Gladio örgütlenmesine gelirsek,

Avrupada Komünist partilerin oyları ortalama %5-10 civarlarında gezindi. Soğuk savaş döneminde hiçbir zaman ciddi tehdit oluşturmadı avrupalı komünistler. Ayrıca dünya komünist hareketleri tarafından genellikle "revizyonist" ya da "oprtünist" olarak sıfatlandırıldılar ve euro-komünizm gibi isimlerle anıldılar. Durum böyle olunca gladioları gerçek kabul etsek de kayde değer etkinliklerini sıralamk güçtür avrupada. Gladio avrupadaki hangi pis işleri yapmıştır, kimleri vurmuştur? kaydadeğer bir liste çıkabileceğini sanmıyorum.

Bu NATO degilmdir *Türkiye'nin PKK ile savasirken en zor günlerinde , "hayir benim verdigim silahlar" ile savasamazsin diyen ?

Yanlış hatırlıyorsun arkadaşım. Senin o bahsttiğin sözü NATO değil Almanya söylemiş idi. Nedenide şu idi: Basında bir Alman malı Türk panzerinin halatla çektiği ölü PKK lı fotoğrafları çıkmış idi. Bu fotoğraf Almanyada basılınca Alman kamuoyu "Bizim panzerimizle insnalıkdışı muameleler yapılıyor" diye ayağa kalkmış idi. Almanlar bu sözü o zaman söylediler. TSK ise "PKK lılar ölen arkadaşlarının altına bubi tuzağı yerleştiriyor ve cesedi Türk askeri çevirince patlıyor idi. Bu nednele önce pazere ip bağlayıp cesetleri biraz sürüklüyoruz" gibi savunma yapınca ortam durulmuş idi.

Türkiye NATO sayesinde , ne Bulgaristan ile nede Sovyetler ile ciddi manada ikili iliskilere girebilmistir.


Yapma gözüm, Türkler ve Ruslar 1700 lü yıllardan beri kedi-köpek gibi birbirlerine saldırmışlardır sürekli. En son da 1. dünya savaşında. Anlaşmazlığın derin bir tarihi var. Ayrıca Türkiye hala NATO üyesi ama son yıllarda turizm ve enerji alanı başta olmak üzere Ruslarla ilişkiler gelişiyor.

sargon
07-08-2007, 14:51
SSCB'nin genc Turkiye cumhuriyetini desteklemesi sosyalist bakis acisindan yanlis sayilamaz. Sosyalistlerin programinin geregidir. Somugecilige karsi olan demokratik devrimleri desteklerler. Baku'de yapilan uluslararasi kongrede alinan kararlara bakilabilir.

Cem'in bakisini ben makul buluyorum. Liberal bakis acisindan bakarak tutarli bir tutum aliyor. Asil merak ettigim ulusalci arkadaslarin ne dusundugu. Bilindigi gibi ulusalcilar anti-emperyalizm'de herkesi sollamis durumdalar. AB ve ABD'yi ayni keseye koyup dusman ilan ediyorlar. NATO konusunda ne diyorlar acaba?

07-08-2007, 17:16
SSCB'nin genc Turkiye cumhuriyetini desteklemesi sosyalist bakis acisindan yanlis sayilamaz.

yanlıştır çünkü tc abd .....dır. (hukuksal sorun çıkmaması için bu kısmı sildim. Cem)

frodo
07-08-2007, 17:26
Enkidu tarih nedir ? SSCB'nin desteklediği genç Türkiye Cumhuriyeti ne zaman Amerika uşağı olmuş ? SSCB Türk Kurtuluş Savaşının en büyük destekçisidir. Çünkü Kemalist önderlik (bu bir ideolojik saptama değildir) dünyanın ilk anti-emperyalist kurtuluş şavaşını vermektedir. Sosyalist bir ülkenin bunu desteklemesi kadar da doğal bir şey yoktur.

degisim
07-08-2007, 18:30
Nato'nun kuruluş amacındaki faktörler günümüz dünya ortamında işlevini yitirmiş ve zannediyorum ki daha çok ABD'nin *istek ve görüşleri doğrultusunda bir güç olmuş vaziyettedir.Şu an dünya üzerinde kime karşı yada hangi güce karşı varolmaktadır Nato ? Sorunun cevabını sanırım tam olarak kimse yanıtlayamaz çünkü böyle bir güç ortada yok şu an itibariyle.Nato ülkeleri bunları zaten tartışıyorlar kime karşı varız yada yeni bir görev nasıl üretilir diye.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212539



Hal böyleyken bizim çıkmamamız için bir neden olmalı, o nedende şahsi fikrim tek başımıza askeri olarak ayakta durabiliyormuyuz sorusudur ki hala bu konuda oldukça yetersiz olduğumuzu sanırım herkes biliyor.Burada amacım silahları savunmak amaçlı asla değil ancak dünya gerçeklerini bertaraf ederek olaya bakmak çok yanlış olur.Kaldıki ortadoğunun içinde heran patlamaya hazır bir kaos mevcuttur.

Saygılar

07-08-2007, 20:38
SSCB'nin genc Turkiye cumhuriyetini desteklemesi sosyalist bakis acisindan yanlis sayilamaz.

yanlıştır çünkü tc abd uşağıdır.

Türkiye Cumhuriyeti'ne hakaret ettiğinin farkında değilsin sanırım :x *:x Sen ve senin gibi sözde solcu olduklarını iddia eden marjinal kesimler Vatan hainliğine devam etmektedir.Sen ve senin gibiler emperyalizmin karşısında olduğunu iddia ederler ama tam tersi,emperyalizmin kucağı üzerindedir.Türkiye'yi bölmek isteyen her türlü propagandanın yanında dururlar.Acaba kim kimin uşağı söyler misin?Neredeyse,Türkiye Cumhuriyeti'ni ABD ile özdeşleştireceksin.Sözlerine dikkat et.Haddini aşma...

pante
07-08-2007, 21:38
Enkidu'nun şovenistliğinin farkındayız da iktidar diyeceği yerde TC diyerek şovenlikten de öte ırkçılaşıyor artık. ABD uşaklığını iyi tahlil etmelisin. Frodo'nun belirttiği gibi tüm cumhuriyet dönemini böyle nitelendiremezsin. 1950-1990 arası dönem demiş olsan doğrudur ama günümüzde devleti değil hükümeti iddia edebilirsin ancak.

Natoya gelince, sosyalist blok mevcutken Nato'dan çıkma isteği ve çabası mantıklıdır da bugün ne Nato'nun varlığı mantıklıdır ne de Türkiye'nin Nato'dan çıkması. Nato'da bulunmak Türkiye'ye büyük bir ekonomik külfet getiriyor olsa " Nato'nun varlığının anlamı kalmamıştır" diyerek tasfiyesini talep edebilir ama bu bir tavır alma gibi anlaşılacağından üyeliğini sürdürmesinde bir sakınca görmüyorum. *Tabi doğrusu Nato dahil tüm savaş organlarının tasfiyesi ve tüm sorunların barış içinde birarada yaşayarak çözülmesidir.

07-08-2007, 21:41
VATAN HAİNİ

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne,
kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,
* * * * * * * ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,
* * * * * Amerikan donanması, topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

* * * * * * * * * * * * * * * * * (28.7.962)

evet felsefeci dost. ben vatan hainiyim.
kore'ye abd üniformasıyla katil olarak gönderilen askerleri desteklemediğim için,
türk genelkurmay başkanı'nın göğsünde ki abd nişanını emperyalizmin uşaklığı olarak anladığım için,
kürt sorununda çarenin faşizm olmadığını söylediğim için vatan hainiyim.

sen en az muzaffer tekin kadar, sen en az abdullah çatlı kadar vatan perversin. ben nazım hikmet kadar, metin göktepe kadar vatan hainiyim. vatan için kurşun atanda yiyende kahramandır diyordu ya senin devletin. hiç durma vur benim gibileri felsefeci.

07-08-2007, 21:52
Nato'nun varlığının anlamı kalmamıştır" diyerek tasfiyesini talep edebilir ama bu bir tavır alma gibi anlaşılacağından üyeliğini sürdürmesinde bir sakınca görmüyorum.

pante.

m. kemal yaşasaydı bugün çok şaşırırdı diyordu savunmasında deniz gezmiş. bugün yaşasaydıda çok şaşırırdı. onun yolundan gittiğini söyleyenler, onun ilkelerini savunduğunu söyleyenler; bugün onun hiç yapmadığı bir şey üzerinden politika izliyorlar.

evet, m.kemal kimseden korkmamıştı, emperyalizme karşı mücadele etmişti ama bu dönemde ona sahip çıktığını söyleyen adamlar ağabeylerinden korkuyorlar. "aman onlar kızmasın başımıza bir iş gelmesin" diye ağabeylerinin önünde secde ediyorlar.

boşuna denilmemiştir "kemal'in kemalizmden haberi yoktur" diye. kemal cesur, kemalist korkak...

pante
07-08-2007, 22:09
Nazım Hikmet de doğru yazmış, Deniz Gezmiş de doğru söylemiş.
Bugün olsalardı benzer görüşleri savunurlardı.
Ama sanırım taşlayacakları birkaç kesim daha olurdu, oportünist sosyalistler.
Sosyalist geçinip Kürtçülük yapanlar, solcu geçinip 2. cumhuriyetçi-liberal ayaklarıyla iktidarın yalakalığını yapanlar ve kurtuluşu AB'de görenler, ulusalcı ve Kemalist geçinip ordudan medet uman statükocu sözde solcu sosyal demokratlar.

07-08-2007, 22:34
kemalist olmayan ya komprodordur, ya şovenisttir ya da kürtçüdür zaten.

tc'yi avrupa'ya esir eden kemalistlerdir. nato fikrini ortaya atan milli şefiniz inönü'dür. menderes'e kadar her şey iyi menderes geldi herşey bitti zihniyetiniz çok saçma. menderes'den önce başladı tc'nin esareti. tc 3. dünya ülkesidir, 3. dünya ülkesi demek esir olmak demektir.

pante
07-08-2007, 22:49
Mesele Menderes ya da İnönü değil. Mesele, ABD emperyalizminin 2. Dünya savaşından sonra Marshall yardımlarıyla yayılmacılığının doruğa ulaşmasıdır. Bu dönem Türkiye'de 50'li yıllardır ve bağımlılık bu dönemde başlar. Nazım da şiirini bu döneme dair yazar. İktidar Menderes'tir ama İnönü ve CHP de sessiz kalışıyla bağımlılığı kabullenmiş sayılır.

Geri kalmışlık, 3. dünya ülkesi olmak başkadır, emperyalizmin esareti altında olmak başka. Örneğin Küba. 3. dünya ülkesidir ama esir değildir. Atatürk Türkiyesi de aynıydı. Bağımlılığına dair tek bir örnek gösterilemez.

InVitatio
07-08-2007, 23:10
Sevgili Pante
simdi senin yazindan ben sence Türkiye Bagimsiz diyorsun ....
yanlis mi anlamisim ?

pante
07-08-2007, 23:22
Yanlış anlamışsın İnvitatio. Türkiye bağımlı demek ayrı, TC ABD uşağı demek ayrıdır.
TC devleti tüm kurumlarıyla birlikte ifade eder. 1990'lı yıllardan itibaren devlet içinde PKK'ya desteğinden dolayı ABD'ye karşı tutum oluşmaya başlamış ve bugün hükümet haricindeki ( Ki hükümetin ki de köprüyü geçene kadar) kurumların ABD bağlılığından sözetmek mümkün değildir.
Bağımlılığımız borçlarımız arttıkça daha da artıyor. Ama bağımlılığa karşı olanların sayısı da artıyor.
Benim de demek istediğim budur. Bağlıyız ama artık bağlılığa karşı olanlarımız geçmişten daha güçlü. 90 öncesi ABD karşıtlığı %20'lerde iken bugün %90'larda. 12 Eylül darbecileri ABD bağımlısı iken bugün ABD'ye rağmen diyebiliyorlar artık. Yani TC tepeden tırnağa bağımlı değil.

InVitatio
07-08-2007, 23:39
Dostum
senin ormanlarin, limanlarin satilmis
askerin elindeki silah'dan tutunda silahindaki kursuna kadar bagimliyiz
tarim toplumu olamiyoruz cünkü birileri karsi cikiyor
kendi milli sermayemizi kuramiyoruz cünkü ayni birileri tekrar karsi cikiyor...
türkiye borsasin yabanci sermayenin cirt attigi yer
türkiyde "milli" bankacilik diye bir deyim bile yok artik.
Anti Amerianist diyoruz bir yandan
Halkimiz Cumhuriyet tarihin en Amerikanci Adami Basbakan secti
Türkiyenin TSK ve "Galatasaray'dan" baska bir Markasi varmidir
disarida türk patentliligi ile tanilian ?
hani türkiye neye göre bagimsiz onu anlamis degilim

pante
08-08-2007, 00:09
Artık FB de markamız. Bak Anderlecth teknik direktörü "Korktuğumuz başımıza geldi" diyor. Demek ki FB'de markalaşmış, hele Roberto carlos'u aldıktan sonra. :)

Bağımlılık konusunda farklı birşey söylemiyorum. "Borçlarımız arttıkça bağımlılığımız da artıyor" demiştim. Bağımsızlık taraftarlarının çoğalmasıyla da bağımlılık azalmıyor. Ama geçmişte Amerikancı bir zihniyet vardı millette. Bugün bundan kurtulundu. Burjuva ve küçük burjuva kesimin haricinde pek kalmadı ABD yanlısı.
İktidar ABD yanlısı ama millet iktidarı destekledi diye ABD yanlısı sayılamaz. Geçmiş hükümetlerin de ABD yanlısı olduğunu gördüğü için bu konuyu önemsemeden diğer faktörlerden yola çıkarak oy verdi insanlar. Ama somut bir ihanet gördüğü takdirde bu desteğini çekeceğinden eminim. Çünkü milletin yurtseverliği bence herşeyin başında geliyor. Bunun geçmişte pek çık örneği var. Bir haşhaş meselesinde, bir Kıbrıs meselesinde bunu görmüştük.

InVitatio
08-08-2007, 00:25
Fenerbahce ne ? neresi ?
Galatasarayda bir mahalle mi ? :)

diger yorumun icin tesekür ederim
üc asaga bes yukari aslinda ayni düsünyoruz
iste fark da üc asga ile bes yukari arasindaki bölüm

08-08-2007, 00:34
Enkidu,senin gibiler ancak komprador solcudurlar.Bu ülkeyi arkadan vuran kişilerdir.Nazım Hikmet'in şiirini *yazmakla demogoji yapmana gerek yok..Ayrıca nato'ya karşı olmadığımı da nerden çıkardın.Ben senin türkiye'ye Abd'nin uşağı demene çok içerledim.Bu sözleri bölücülerde söylüyor.Sözlerinizde bir fark göremedim.Bugün Türkiye'yi bölmek isteyen ABD,sizin gibi marjinalleri bizlere karşı ne de güzel kullanıyor.Tehlikenin farkında bile değilsiniz.Ülkeyi bölmek için elinizden geleni yapıyorsunuz...Senin anlayışın marjinalleşmiş kalıptan öteye gitmez.Bu ülke için kaş yapayım derken,göz çıkarırsınız..Ayrıca merak etme,ben cani birisi değilim..Hiç kimseyi de vurmam.Hümanist birisiyim.. :)

sargon
08-08-2007, 01:39
Natoya gelince, sosyalist blok mevcutken Nato'dan çıkma isteği ve çabası mantıklıdır da bugün ne Nato'nun varlığı mantıklıdır ne de Türkiye'nin Nato'dan çıkması. Nato'da bulunmak Türkiye'ye büyük bir ekonomik külfet getiriyor olsa " Nato'nun varlığının anlamı kalmamıştır" diyerek tasfiyesini talep edebilir ama bu bir tavır alma gibi anlaşılacağından üyeliğini sürdürmesinde bir sakınca görmüyorum.

Gelen tek cevap Pante'den. Ama ne şiş yansın ne kebap gibi birşey bu. Netlikten uzak. NATO'nun gerçek anlamından uzak. Kirli savaş aygıtlarından uzak. Ayrıca Pante'nin cevabını ulusalcılardan gelmiş bir cevap saymıyorum. Panteyi başka bir kategoride değerlendiriyorum.

Hala ulusalcılardan bir cevap gelmiş değil. AB(D)'ye bu kadar düşmanlık besliyorlar. Bizi bölmeye çalışıyorlar diyorlar. Ülkemizi parça parça satıyorlar diyorlar. Aydınları, üniversitelerin hocalarını, kitle örgütlerini emperyalizmin uşağı ve satılmış ilan ediyorlar. Herkes vatan haini sayılıyor. Orduyu ise emperyalizme karşı en önemli güç olarak görüyorlar. Tutarlı olabilmeleri için NATO'ya da karşı çıkmaları, en başta bunu istemeleri gerekmez mi? Çünkü sermayenin uluslarası dolaşımının bu seviyeye yükseldiği bir dünyada ekonomik bağımsızlık diye birşey yoktur. Kültürel olarak da durum aynıdır. Ancak askeri olarak bir bağımsızlık gerekmez mi? Türkiye en başta ve askeri açıdan bağımlıdır. Son 60 yıldır bağımlılığın en önemli noktası da askeri bağımlılık olmamış mıdır?

dilaver
08-08-2007, 02:10
Daha çok beklersin Sargon.

* *Ulusalcıların, milliyetçilerin Abd emperyalizmi ile dertleri bir statüko kavgasından başka bir şey degildir. Lafta mangalda kül bırakmazlar ama bu emperyalizm kimdir, kimin vasıtasıyla bu ülkede at oynatır ve madem ki bu kadar düşmandır ve bu ülkeyi bölmeye çalışmaktadır neden hala üslerine, tesislerine izin verilir açıklayamazlar. Çünkü öyle bir karşıtlıklıkları hiç bir zaman olmamıştır. Senin devletini bölmek isteyen bir güç ile hala neden ikili anlaşmalar, gizli anlaşmalar yaparsın açıklayamazlar. Lafta Atatürkçülerdir , yerine göre gençlige hitabeyi okurlar, yerine göre siteyi linklerle doldururlar ama asla natoya hayır diyemezler.

* *Sözüm ona Deniz Gezmişi savunur ve ululaştırırlar ama Denizlerin 6. filoyu denize döktüklerinden dem vurmazlar ve tekrar Abd yi denize dökmek için parmaklarını kıpırdatmazlar. Onlar için önemli olan statükonun degişmemesidir. Varolan bürokratik düzenin 80 senelik şekliyle süregelmesidir. Onların tek amacı budur, tüm söylemleri buna yöneliktir.

* * Ne yazıktır ki bunlar 12 Eylülün ürünleridirler. 12 Eylülden sonra Nazımı bunlara kaptırdık, Deniz Gezmişi bunlara kaptırdık, anti emperyalizmi bile bunlara kaptırdık. Ama artık uyanış ve toparlanış başlamıştır. 40 seneden sonra ilk defa sosyalistler meclisi bir üst kürsü olarak kullanma imkanına sahip oldular. 40 yıldan beri ilk defa emekçilerin sesi mecliste de hayat bulacak. Kaybettigimiz mevzileri yavaş yavaş geri almaya başlamanın günü gelmiştir. Yakında Nazım'ı da Denizi de onlardan geri alacagız. Ve tüm degerlerimizle birlikte bu degerleri de hakettikleri yerlere koyarak onların boşalttıkları ruhun içini gerçek mücadele ateşi ile dolduracagız.

* * *Türkiye de anti emperyalizm demek 6. filoyu denize dökmek demektir. Anti emperyalizm demek tüm Abd üslerine el koymak, ikili anlaşmaları fesh etmek ve halka açıklamak demektir. Abd ile dişe diş savaşmadan antiemperyalist olabilmenin imkanı var mı. Bu her alanda olmalıdır. Her zaman Kuvvayi Milliye ruhundan bahseden ulusalcılar Abd ye karşı kuvva mücadelesine iş geldi mi ortadan yok olurlar.


* * * *saygılarımla

08-08-2007, 09:49
Dilaver,sözlerindeki antiemperyalizm görüşüne sonuna dek katılıyorum.Fakat her Atatürkçü,sözde kalmaz.Özde de emperyalizme karşı olduğunu belirtir.Abd'ye karşı olmayan,olamayan bir insan zaten gerçe anlamda Atatürkçü de olamaz.Bazı kendini bilmezler,beni abdullah çatlılarla özdeşleştirse de (!) bile şunu belirtmek istiyorum.

1-Antiemperyalist mücadele,Abd ile her türlü ortaklığa karşı olmaktır.
2-Antiemperyalist mücadele,Nato'dan ayrılabilmektir.
3-Antiemperyalist mücadele,Kapitalizmin kalesi olan Serbest ekonomiye;(Liberal)''DUR''diyebilmektir.
4-Antiemperyalist mücadele,Burjuvaziye şiddetle karşı olmak demektir.
5-Antiemperyalist mücadele,ABD'ye dur diyebilmektir.
6-Antiemperyalist mücadele,Imf'yi Türkiye'den defetmektir.
7-Antiemperyalist mücadele,''Ne ABD Ne AB,Tam Bağımsız Türkiye''diyebilmektir.

saygılarımla..

08-08-2007, 09:59
Turkiye NATO'dan *cikmalidir cunku,

NATO kanla beslenen bir kurumdur, kendisini savas ve katliamlar sonucu ortaya cikan firsatlarla finanse eder. Turkiye'nin ve dolayli olarak benim NATO catisi altinda bulunmam, bana vicdani bir rahatsizlik verdigi icin cikmalidir. Uye ulkeleri Kuzey Atlantik ulkelerinin menfaatlerine gore hareket etmege zorlar. Disislerinde ve icislerinde bagimsiz dusunmegi ve hareketi imkansiz kilar. Faydasiz ve hantal bir ordudur, savasan askerlerin sirinler diye isim taktigi askerleri, savas alaninda gazeteci gibi muamele gorurler.

teotihuacan
08-08-2007, 11:17
Daha çok beklersin Sargon.

* *Ulusalcıların, milliyetçilerin Abd emperyalizmi ile dertleri bir statüko kavgasından başka bir şey degildir. Lafta mangalda kül bırakmazlar ama bu emperyalizm kimdir, kimin vasıtasıyla bu ülkede at oynatır ve madem ki bu kadar düşmandır ve bu ülkeyi bölmeye çalışmaktadır neden hala üslerine, tesislerine izin verilir açıklayamazlar. Çünkü öyle bir karşıtlıklıkları hiç bir zaman olmamıştır. Senin devletini bölmek isteyen bir güç ile hala neden ikili anlaşmalar, gizli anlaşmalar yaparsın açıklayamazlar. Lafta Atatürkçülerdir , yerine göre gençlige hitabeyi okurlar, yerine göre siteyi linklerle doldururlar ama asla natoya hayır diyemezler.

* *Sözüm ona Deniz Gezmişi savunur ve ululaştırırlar ama Denizlerin 6. filoyu denize döktüklerinden dem vurmazlar ve tekrar Abd yi denize dökmek için parmaklarını kıpırdatmazlar. Onlar için önemli olan statükonun degişmemesidir. Varolan bürokratik düzenin 80 senelik şekliyle süregelmesidir. Onların tek amacı budur, tüm söylemleri buna yöneliktir.

* * Ne yazıktır ki bunlar 12 Eylülün ürünleridirler. 12 Eylülden sonra Nazımı bunlara kaptırdık, Deniz Gezmişi bunlara kaptırdık, anti emperyalizmi bile bunlara kaptırdık. Ama artık uyanış ve toparlanış başlamıştır. 40 seneden sonra ilk defa sosyalistler meclisi bir üst kürsü olarak kullanma imkanına sahip oldular. 40 yıldan beri ilk defa emekçilerin sesi mecliste de hayat bulacak. Kaybettigimiz mevzileri yavaş yavaş geri almaya başlamanın günü gelmiştir. Yakında Nazım'ı da Denizi de onlardan geri alacagız. Ve tüm degerlerimizle birlikte bu degerleri de hakettikleri yerlere koyarak onların boşalttıkları ruhun içini gerçek mücadele ateşi ile dolduracagız.

* * *Türkiye de anti emperyalizm demek 6. filoyu denize dökmek demektir. Anti emperyalizm demek tüm Abd üslerine el koymak, ikili anlaşmaları fesh etmek ve halka açıklamak demektir. Abd ile dişe diş savaşmadan antiemperyalist olabilmenin imkanı var mı. Bu her alanda olmalıdır. Her zaman Kuvvayi Milliye ruhundan bahseden ulusalcılar Abd ye karşı kuvva mücadelesine iş geldi mi ortadan yok olurlar.


* * * *saygılarımla

Sevgili arkadaşlar, meydanı boş bulmuşsunuz bakıyorum...

Sizin anladığınız anlamda değil ama kendimi ulusalcı sayıyorum. Nato'ya da karşıyım. Mitinglerde "Ne ABD, Ne AB, tam bağımsız Türkiye" diye de bağırdım. IMF'ye de karşıyım. ABD üslerinin de kapatılmasındna yanayım. Milli varlıkların yabancı sermayeye peşkeş çekilmesine de karşıyım. 6. filoyu denize dökenlerin de yanındayım. ODTü'de ABD büyükelçisinin arabasını yakanların da, Atatürk heykellerinin önünde nöbet tutanların da, Ankara'ya yürüyenlerin de yanındayım.

Arkadaşlar sizin anlamadığınız veya işinize gelmeyen bir gerçek var. Ulusalcılar bu ülkede azınlıktır, azınlık. Ulusalcılar ne zaman iktidara geldiler, benim bildiğim 1938'den beri ulusal bir iktidar yok. Yav geldiler de bizim mi haberimiz olmadı??? Limanları, fabrikaları, bankaları peşkeş çekenler ulusalcı mı? Amerikan üslerini açanlar, here sene süresini uzatanlar ulusalcı mı? O sizin aydın dedikleriniz, bu ülkenin değerleri satılırken tek laf ettiler mi? Ülkede yolsuzluk almış yürümüş, herşeyi satıyorlar ama borç yine de artıyor, tek laf ettiler mi? Böyle aydınlık mı olur?

Gelelim Nato konusuna, bence Nato yarardan çok külliyen zarardır bu ülkeye. Hiçbir faydasını da görmedik aslında. TSK'nın ihtiyacı var mıdır? Bence yoktur, TSK bugün birçok teknolojik silahta ABD'ye ve AB'ye bağlıdır ama bu Nato'ya üyelik için bir koşul değildir. Zaten kapatırsan Avrupaya uçak satan fabrikanı, yapamıyorsan uçağını, bastırırsın parasını alırsın. Başka yol mu var? Kim uygun teklifle gelirse ondan alırsın. Açarsın ihaleni, yaparsın anlaşmanı kendi çıkarlarına uygun, yedek parçasını da burada üretebilecek şekilde. Daha iyisini nasıl yapacaksın? TSK mı, ulusalcılar mı kapattı uçak fabrikasını da şu an dışardan alıyoruz?

Sevgili Dilaver, uyanışın başladığı falan yok. Emekçilerin hangi sesi mecliste hayat bulacak? Ufuk Uras mı emekçi Ahmet Türk mü? Yav Bayram Meral, Rıdvan Budak bile onlardan daha emekçidir (bunu bile söylettiniz bana :x )! O yüzden geçiniz efendim, geçiniz...

Solun (sosyal demokrat, sosyalist ve komunist) ciddi anlamda öz eleştiri yapması lazım. Türk solu iktidar olma, yönetme yetisine sahip değil. Daha kendini bile yönetemiyor, bölük pörçük olmuş. Devleti nasıl yönetecek? İşte emekçi bu yüzden oy vermiyor...

08-08-2007, 12:29
Seçim sonuçlarından gelinen NATO'dan çıkma tartışması değişik ve konuyla ilgisiz yorumlara da sahne olmuş.

Bırakın yurt ve halk için yapılacak olana, genelde herhangi seçenek tartışması çıkarlara göre yapılır. Basitçe soru, "NATO'dan çıkmak mı yararlıdır, kalmak mı" şeklinde olmalı ve yorumlanmalıydı. Tabii burada herkes yorumunu kendi şartlanmasına göre yapacaktır.

Ben bu soruna ayrı bir yönden bakmak istiyorum. NATO'da kalınca veya çıkınca NATO ile ilişkileri kim yönlendirecektir? Yani yararlı olduğunu düşündüğümüz seçenek, kim tarafından idare edilecek ve o yararda kullanılacaktır? Eğer bu yönlendirmeyi yapmayacak bir iktidar varsa, veya olamayacaksa o yararı belirtip, o seçeneği savunmak boşuna olur. O zaman iktidarda Akepe var, onun görüşü ve becerisine göre düşünmek gerekir. Benim kanım NATO'dan çıkılsa da çıkılmasa da Türkiye'nin yararına hiçbir şey olmayacağıdır. Akepe küreselleşme içinde kalmış ve ezilmişliğin göstergesidir. Bağımsız bir dış siyaset güdemeyecek bir topluluktur. Gırtlağına kadar içerde ve dışarda borçlandırdığı bir devleti yönetmektedir. Alacaklıların istediği gibi davranmaya zorunlu olacaktır. NATO'ya yeni giren ve girecek olan devletler durumu yararlarına kullanabilirler. Ama hepsi de Türkiye'nin zararına olacaktır.

Seçim sonuçları ile ilgili yorumlar için bir önerim var. "Bilim ve Gelecek" dergisinin 42. sayısında 6. sayfada Ender Helvacıoğlu'nun bir yazısı var. Başlık "BOP Meclisinin Mumu Yatsıya Kadar Yanar". Chp neden az oy aldı veya Akp neden çok oy aldı, sol ne durumda ilginç yorum yapmış. Eskiden bu derginin yazılarını aktarabiliyorduk. Cem'den rica ediyorum, bu yazıyı da aktarsın. Liberal ekonomi uygulayacak, dinci uygulamalarda olmayacak, artık merkezci olacak partinin nasıl toplumu temsil ettiğini bir görelim.

degisim
08-08-2007, 13:49
Kimi arkadaşlar iktidara takılmış kalmış, bundan önceki iktidarlardan farklı bir tutum sergilemiyor şu an ki iktidar tek fark bugünkü iktidarın her şeyi bence ulu orta yapmasıyla alakalı.Biz gelecekten bahsetmeliyiz,yarın bu iktidar olmayabilir ama T.C’nin *Dünya içersindeki *yeri bizim için önemlidir.


Sanırım *Nato’ nun geçmişine bakarak gidiyoruz.Yeniden bir yapılanma olduğunu düşünerek tartışmaya devam etsek veya yeniden yapılanma mümkün müdür Nato içinde ? Birde böyle irdelense olay daha farklı bakış açıları yakalamış olmaz mıyız ?


Geçmişte ve bugün de, hala *Nato’nun bir sömürgeci yapı barındırdığını *biliyoruz.Bugün yeniden yapılanması gerektiğini bilen bir Nato içinde, *tam bağımsız ve güçlü bir *Türkiye *yaratma fikri insanlara *hoş gelebilir mi ? Yoksa sırf ulusalcı veya sosyalist olmak için mi karşı tavır takınmalıyız *? Oysa yeni bir yapı oluşturulsa Nato’da, herkesin kafasında kurduğu güçlü *ve tam bağımsız bir Türkiye olamaz mı ? Veya bu yapının içinde hiç mi olmamalıyız *içeriğine bile bakma ihtiyacı duymadan ?
Tabi yeniden yapılanma olacaksa , ki gidişat bence onu gösteriyor.
Nato’nun İçinde olunmamalı ise * kimlerle ve nasıl bir birliktelik yapmalıyız *? *böyle bir birlikteliğe *ihtiyacımız var mıdır *?



Sanırım çok soru sordum *:D
Varsa görüşleriniz *şimdiden teşekkürler.

Saygılar.

08-08-2007, 14:18
Arkadaslar,

bakin bizim NATO'ya hicbir sekilde ihtiyac duymadigimizi ya da NATO'nun bize hicbir faydasinin olmadigi ve olamayacagi defalarca ifade edilmis. NATO icerisinde kalmamizin ise tek sebebi, NATO'nun bizim icin bir tehdit teskil etmesidir. Eger ortada boyle bir baski varsa, yani icinden ciktigimiz NATO, bizim cikmamizla bir tehdit haline gelebilirse, secim yapmamiz sozkonusu olamaz. Yapilacak zorunlu secim ortadadir. Bu secim zoraki bir secim olacagi icin burada tartisilmasi yersizdir. Bu tehdit sozkonusu olmasaydi, secimimiz ne olurdu, bunu tartisalim, ya da sevgili Burlap'in ifade ettigi gibi "NATO'dan çıkmak mı yararlıdır, kalmak mı" olmalidir sorumuz ve neden tabiki.

08-08-2007, 20:10
ulusalcı (faşizmin makyajlanmış hali) olmayan her solcu yurtsever'i komprodorlukla suçlamak 5 yıllık bir adet. türk solu gazetesi, kemal kerinçsiz ve çetesi tarafından aşılanan; kürt ve türbanlı düşmanlığı kemalizmin yeni görüşleri olmuştur. marjinallikten bahsediyorsun. bu topraklarda yetişen en büyük marjinal m.kemal'dir. aykırı olmak hainlik demek değildir. düzen kahpeyse aykırı olmak en güzel şeydir. şu anda da düzen kahpedir ve türk devleti abd'nin uslu bir uşağıdır.

08-08-2007, 21:22
ulusalcı (faşizmin makyajlanmış hali) olmayan her solcu yurtsever'i komprodorlukla suçlamak 5 yıllık bir adet. türk solu gazetesi, kemal kerinçsiz ve çetesi tarafından aşılanan; kürt ve türbanlı düşmanlığı kemalizmin yeni görüşleri olmuştur. marjinallikten bahsediyorsun. bu topraklarda yetişen en büyük marjinal m.kemal'dir. aykırı olmak hainlik demek değildir. düzen kahpeyse aykırı olmak en güzel şeydir. şu anda da düzen kahpedir ve türk devleti abd'nin uslu bir uşağıdır.

Mustafa Kemal Atatürk'e marjinal demek *vatanhainlerinin başvurduğu *bir eylemdir.Bölücülük bu kişilerin kanına işlemiştir.Bu kompradorlar yüzünden,birçok insan sol'dan soğumuş ve solu yanlış anlamıştır.Mustafa Kemal'e marjinal diyen birisini samimi olduğuna inanmıyorum

pante
08-08-2007, 21:43
Sanırım marjinal kavramı farklı algılanıyor. Enkidu herhalde Atatürk'e marjinal derken en üst, en ileri, en büyük, en dahi anlamında ve olumlu bir bakışla söylemiştir.

08-08-2007, 21:51
Sevgili pante,o anlamda söylediğini hiç sanmıyorum.Bu kişi,Atatürk'e ve onun yolundan giden samimi kemalistlere faşist damgasını vuruyor..Emin olun böyle insanlar yüzünden 1 mayıs'a bile gidemez olduk.İnsanlara biz solcuyuz diyemeyecek duruma geldik.Neden? Çünkü bu şovenist ve marjinal kesimler yüzünden hepimiz aynı kefeye koyulduk.Kısacası;kurunun yanında yaş da yandı.Ben sadece şunu söylemek istiyorum.Bana,benim gibi samimi kemalistlere ve Mustafa Kemal Atatürk'e ağır ithamlarda bulunmak;talihsizlikten başka birşey değildir.Atatürk kötü,vatanını savunanlar faşist,askere kurşun sıkanlar ve kuyusunu kazıyanlar ise; ezilenler..Eee biz bu sözleri yıllarca duyduk.Peki bu sözleri söyleyen insanlar kim oluyor? Sadece yazıklar olsun...

pante
08-08-2007, 22:27
Bir kısım zamane solcuları bizim 80 öncesi ilerici-yurtsever-demokrat kimlik nitelendirmesinden uzaklar. İşçi sınıfı tamamen terkedilmiş. Devrimcilik ise hepten rafa kaldırılmış.
Bu bir kısım sözde solcuların takıntıları Atatürk'ü, orduyu eleştirmek, yurtseverleri faşistlerle aynı kaba koymak, Kürtçülük yapmak, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı kisvesi altında bölücülük yapmak, dincilerle sıcak ilişkiler içinde olmak ( düşmanımın düşmanı dostumdur politikası) ve antiemperyalist mücadeleyi terketmek, ABD'nin BOP'una ses çıkarmamak, Irak işgalini kıyıdan köşeden eleştirerek aslında desteklemek. Terör örgütüne verdiği destekten dolayı ABD'yi kurtarıcı gibi görerek sempati duymak. ABD'nin maşası Barzani-Talabani'yi desteklemek. Terör örgütü lideri Apo'yı mağdur ve mazlum görmek. 80 öncesi tüm solun karşı çıktığı Ortak Pazar'a ( Bugünkü AB) destek çıkmak.

Sosyal demokratların solculuğu neredeyse silindi de asıl önemlisi sosyalistlerin ne solculuğu kaldı anlamak mümkün değil?

Kemalistler statükocu olarak suçlanıyor ama anti-emperyalist mücadelede bayrak onlarda.
Gericiliğe karşı mücadelede de Kemalistler ön safta. Başka bir grup göremiyoruz.
Suçlandıkları gibi darbeci değil demokrasiye sözde değil özde bağlı olduklarını ifade ediyorlar.
Anti-faşistler. Aralarına MHP-BBP gibi ülkücüler de katılmıyor.
Geriye kaldı bir sosyalistlik. Onu da Kemalistlere kaptırdılar mı görün siz solun halini.:)

08-08-2007, 22:37
Sevgili pante,devrimcilik ülkeyi bölmek değildir.Devrimcilik ülkeyi arkadan vurmak da değildir.Bir kısım azınlık marjinal kesim,maalesef bunu anlayamamaktadır.Aslında bunlar 12 Eylül'ün hediyesidir..12 Eylül darbesinden sonra,bir kaç solcu kesim yönlerini şaşırmış ve demokrasi adı altında ülkeyi uçuruma sürükleyecek fikirler edinmiştir.Ülkemizde ki bu gruplar Abd'nin ve Ab'nin dediklerinden farklı şeyler söylememektedirler.Hatta biraz daha geriye gidersek Sevr'in dediklerini bugün bu marjinal kesim söylemektedir.Nedir bu söylenenler;bağımsız bir kürt devleti'nin kurulması,ermeni pontus ve rum soykırımlarını(!)tanımak gibi söylemleri bugün Sevr ağzıyla bu kişiler söylemektedir.Arada bir fark bulunmamaktadır.Bugün bunları;Abd ve Ab ise Türkiye'ye dayatmakta,bizim yurtsever solcularımız(!) ise emperyalizme karşı olacakları yerde,emperyalistlerin ağzıyla konuşmaktadır.Gerçekler apaçık ortadadır..

saygılarımla..

09-08-2007, 12:15
abd: yahu şef, koreye giricez, senin askerlerden versene bana. kelle başı 80 kuruş.
milli şef: tabi ki, abicim ne demek?!
abd:sağol uşak.


abd:bu zamana kadar bir dediğimi iki etmedin, seni nato'ya aldım, bir kıyak daha yapayım, sana biraz para yardımı yapacağım.
menderes:sağol abi
abd: lafı mı olur uşak.


abd:ben en kuvvetli uşağım, senin ülkende bana karşı gelen bazı gençler varmış. ben onların üstüne milliyetçi ve vatansever insanlar gönderdim ama yıkılmadı. şunları bi hallediver.
tsk: tabi abim benim. sallandırayım 3 tanesini bak bi dhaa yapabiliyorlar mı?


abd: çok kızgınım sana uşak!
tbmm: neden abi?
abd:ben sana haşhaşı yasakla, köylüyü tarımı bitir dedim hala tık yok.
tbmm: lafı mı olur güzel abim? değil haşhaşı yasaklamak fındığı, çayı, pamuğu bitiririm.
abd: aferim uşağım. gözüme yine girdin.


abd: sizin yan komşu var ya. onun eve girmem lazım. sizin incirliğin oraya birkaç bişey koyabilir miyim?
rte: tabi ki abim, sen yeter ki demokrasi getir.


-----------------------------------

felsefeci, benim hakkımda komprodor, hain diye ileri geri konuşuyorsun. afedersin, ben hatırlayamadım. nerden tanışıyoruz?

09-08-2007, 12:18
enkidu,senin gibi birisi ile zaten tanışmak istemem.Hiçbir yerden tanışmıyoruz.Tanışmamalıyız da..Fakat sen Mustafa Kemal Atatürk hakkında ileri geri konuşursan;bunları söylemek zorunda kalırım.Bugün senin gibi düşünenler Türk askerine kurşun sıkmıyor mu? Sana soruyorum;Ne zaman bir şehit cenazesine gidip te Kahrolsun Pkk diyebildin,ne zaman bir mitinge katılıpta Teröre karşı çıktın? Bunları çok merak ediyorum.Acaba bunları yapabilecek kapasiten var mı?

saygılarımla..

pante
09-08-2007, 12:29
Enkidu;
Son yazdıklarında biraz çarpıtma olsa da genelde doğru. Yazdıklarını okuyan antiemperyalist, antiAmerikancı görüşlerin olduğunu düşünür. Bunu daha da pekiştirmek için istersen konuyu biraz daha genişlet.
Örneğin, emperyalistlere karşı Kurtuluş mücadelesinde Türkiye Sovyetlerden, sosyalist bir ülkeden destek almıştı.
Barzani-Talabani ise emperyalist ABD'nin desteği ile Irak'ta egemen olmaya çalışıyor. PKK'da yıllardır ABD'den silah ve mühimmat alıyor.
Bu iki örnek arasındaki düşüncen ne?
Barzani-Talabani-PKK Amerika'nın nesi sence?

09-08-2007, 12:39
bu kısır tartışmada, sürekli hakaret ve iftiraya uğradığımdan dolayı forum üzerinden bu konuda kimseye cevap vermeyeceğim. son olarak, felsefeci benim m.kemal hakkında faşist dediğim bir yazımı bulursan özelden gönder.

pante
09-08-2007, 13:20
Türkiye için uşak derken, sıra Barzani-Talabani-Apo'yu konuşmaya gelince bahane üretip kaçmanın anlamı yok. Senden ısrarla bu konudaki görüşlerini yazmanı istiyorum. Aksi durumda seni bir ırkçı olarak nitelendireceğim.

09-08-2007, 13:44
kürt ırkçısı olmak için kürt olmak lazım. kürt değilim. barzani ve talabani hakkında daha önceden dediğim gibi feodal aşiret ağalarıdır, abd emperyalizmine hizmet etmişlerdir. hatırlarsan tsk ile birleşip pkk ile çatışmışlardı.

pante
09-08-2007, 15:35
kürt ırkçısı olmak için kürt olmak lazım. kürt değilim. barzani ve talabani hakkında daha önceden dediğim gibi feodal aşiret ağalarıdır, abd emperyalizmine hizmet etmişlerdir. hatırlarsan tsk ile birleşip pkk ile çatışmışlardı.

Kürt ırkçısı demedim. Türk ve Türkiye düşmanı olmak için Kürt olmak gerekmiyor.
Verdiğin örnekte PKK'yı ayrı tutuyor ve ona karşı alınmış tavrı ABD'ye hizmet olarak görüyorsun. Benim sorum PKK'yı da içeriyor. Amerikan desteği ve silahıyla terör yapan bir bölücü örgüt ABD'nin maşası, uşağı değil midir?

teotihuacan
10-08-2007, 10:54
Sevgili Pante,

Bu soruna cevap vermezler, veremezler.

" De ki, ne yamandır kendi kendiyle çelişmek. Şüphesiz ki bu ceza onlara yeter." Yaman 23 :)

10-08-2007, 12:22
tükürdüğümü yalıyorum ve son kez cevap yazıyorum. pkk abd'nin maşası değildir, sopasıdır. bu durumu en fazla gündeme getirende öcalan'dır. pekeke'de öcalan diktası son bulmuş, abd diktası başlamıştır. bu dikta öcalan'ın abd tarafından türkiye'ye teslim edilmesiyle başlamıştır.

saygılar...

10-08-2007, 14:40
Arkadaşın söylemiş olduğuna göre;abdullah öcalan yakalanmadan önce pkk,ulusal kurtuluş mücadelesi veren bir örgüttü(!)sadece kendisine bağlıydı.(!)ama pkk'nın elebaşısı yakalandıktan sonra abd'nin diktası altına girmiştir. diye söylenen sözler gerçeği yansıtmamaktadır.Bunun gerçek olmadığını ben değil,Küba devlet başkanı Fidel Castro bundan tam 13 yıl önce şu sözleriyle belirtiyor.

“Türkiye’deki olayları yakından izliyorum. Umarım ve dilerim ki, sizin
oradaki Kürt Hareketi, Yankee’nin (ABD’nin) petrol bekçisi olmaz.”
* * * *

Daha ortada ne Irak işgali var, nede Apo’nun yakalanması meselesi..

Yani işin özü;Bazıları bu gerçekleri görmemezlikten geliyor..Tabi insan olan anlar bunları..

saygılarımla..

10-08-2007, 14:57
Sevgili arkadaslar,

konu politikaya dayaninca size neler oluyor anlamiyorum. Gereksiz polemikler, tavirlar, yok sunlar yokbunlar. Yok ben seni taniyor muyum, tanimak istemiyorum. Bir anda duyarlilik bitiyor, polemik ve kin basliyor. Cahil cuheylaya gelince burada (takdir edemeyecegini bilsek bile) destanlar yaziliyor. enkidu sizin dusundugunuz gibi dusunmuyor mu? O zaman nasil dusunmesi gerektigini anlatin, sebeplerini aciklayin sizin gibi dusunsun. Yok hala olmuyor mu? O zaman kendi fikirlerinizi gozden gecirin, belki de sizin onun gibi dusunmenizdir dogru olan.

Kurtlerin meselesine gelince, o halki yillardir ABD tavina getirmekteydi, ne APO zamaninda, ne oncesinde ne sonrasinda, devrimci mucadelenin hicbiryerinde yer almadi bu zatlar. Devrimciler de, halklarin kendi kaderini tayin hakki mottosuyla PKK'yi savundu. PKK'nin bagimsizlik mucadelesi felan degil, once kendi icinde kulturel sosyal devrim mucadelesi vermesi gerekir. Yillardir bu halk TSK'nin NATO'nun ABD'nin isbirligi ile, ABD icin tava getirildi, hazir olduklari dakika APO yakalandi ve Turkiye'ye verildi. Barzani ve Talabani uc-bes aylik isimler degil, yillardir varlar ama simdi Turkiye'nin dilinden dusmez oldular, ya da bir tehdit teskil etmege basladilar. Bugun ABD askerleri ile halay ceken PKK askerlerinin ve kurt halkinin gordugu muamele ve dustugu durumlar cok hazin.

pante
10-08-2007, 18:08
“Türkiye’deki olayları yakından izliyorum. Umarım ve dilerim ki, sizin
oradaki Kürt Hareketi, Yankee’nin (ABD’nin) petrol bekçisi olmaz.”

Fidel Castro Yanki'nin bekçisi diyerek kibarca konuşmuş. 80 öncesi devrimciler " Yanki'nin köpeği" diye ifade ederdi.

10-08-2007, 22:26
Başlık altındaki mesajlar incelenince konunun başka yerlere geldiği açıkça görünüyor. Konumuz NATO idi. Lütfen konu sınırları içinde kalınız. Ulusalcılık, sosyalizm, anti-emperyalizm gibi konuları genel anlamda tartışacak iseniz lütfen ilgili bir başlık açınız. Bu başlığı kilitliyorum.