PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Daha gelişmiş sosyal sistem var mı?


07-08-2007, 18:44
Bugün dünya uygarlığının reel olarak ulaşabildiği en iyi sosyal sistem: Çok partili parlamenter rejim+serbest piyasa ekonomisi+sosyal devlet+geniş sivil toplum örgütlenmesi+ bireysel özgürlükler olarak görünüyor.

Tüm bunlar, eksiklerine ve hatalarına rağmen batı ve kuzey avrupada uygulanıyor görünüyor. Özellikle batıdaki sistemi eleştiren arkadaşlara soruyorum:

1) Çok partili ve çoğulcu parlamenter rejimden daha iyi bir rejim var mıdır? Varsa somut olarak nasıl bir sistem olduğunu öğrenmek istiyorum.

2)Serbest piyasa ekonomisinden daha gelişmiş, insanlık için daha iyi bir ekonomik sistem var mıdır? Burada serbest piyasadan bahsettiğim 19. yy avrupa ekonomisi veya Türkiye ekonomisi değil devletin kontrol mekanzimalarını kullandığı serbest piyasa ekonomisidir kastettiğim. Günümüz anlayışı serbest piyasa ekonomisinin yıkıcı ve ezici etkilerine karşı sosyal devlet uygulamalarını artırarak dengelemeye çalışmaktır.

Yanıtlarda istediğim kriter yukarıda varolan en iyi sistem dediğim sistemin eleştirinden ziyade sizin alternatifiniz nedir, bunu öğrenmek istiyorum. Saygılar.

dilaver
08-08-2007, 02:45
Çok partili ve çogulcu bir sistemden ziyade insanların en alt birimden kendi kendilerini yönetebilecekleri bir sistem öneriyorum. Bir nevi yerel yönetim gibi yani. Bunu içinde yaşadıgımız sisteme baglı kalarak öneriyorum. Yoksa ideal yaşam tanımım komünal ve sınıfsız bir yaşamdır.

* *Merkezi parlementonun ancak savunma, dışişleri gibi tüm toplumun ortak ve ana meseleleri ile ilgilenebilecegi ve yetkisinin bunlar vb iile sınırlı olabilecegi bir devlet yapısı. Bu yapıda temel yönetim varolan anayasa ve genel ilkelere göre en alt birimlerden demokratik katılım ile yönetim esas olmalı. Hatta Pc lerin yaygınlaştıgı şartlarda ufak birimlerde tüm vatandaşların katılımı ile karar almaya bile gidilebilir.

* *Bu sistem köy meclislerinden, bucak, kasaba, il , eyalet ve merkezi bir meclise kadar uzanabilir. En alt birim olan köy kendi kendini yönetebilir hale getirilebilir. Bir köydeki sorunları en iyi o köy halkı bilebilir ve en iyi biçimde kendilerini o yörenin somut sorunlarını yaşayan insanlar yönetebilir.
Bu yönetim biçimi sorunlar geliştikçe ve yaygınlaştıkça bir üst kademeye dogru yükselip karara baglanabilir. Köy esasında gerçek katılımla oluşabilecek karar organları yukarıya dogru gidildikçe temsili bir hal alabilir.

* *Serbest piyasa ekonomisi dedigin tam bir rezillik ve kar çarkıdır. En basitinden saglık ve ilaç sektörünü ele alalım. Kar güdüsünün yön verdigi bu sektörde amaç insan saglıgı falan degildir, insan saglıgı üzerinden para kazanmaktır. Aynı şeyi egitim için de düşünebiliriz. Cem Uzanın dedigi gibi özel okullara ve dershanelere verilen para ile tüm ögrencileri okutabilecek okul ve üniversite kurabilmek mümkün.

* *Bu sorunun ayrıntılı yanıtı beni yeni bir sınıfsız toplum tartışmasının içine sürükleyeceginden diger görüşleri de almak için burada kesiyorum ve fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.

* * saygılarımla

08-08-2007, 12:04
Sevgili Cem,

"Özellikle batıdaki sistemi eleştiren arkadaşlara soruyorum:"

Kendi adima cevap vereyim, batidaki sistemi elestirenler genelde bu sistemin iki sinifindan yani somurulen ve somurenler siniflarindan somurulenler kismina ait olduklari icin elestirirler. Bati kendi insanlarina demokratik bir yasam ve adil haklar sunabilmektedir. Ama bu sistem kendi kendini ne finanse ne idare edebilir ve surekli olamaz. Ucuncu dunya ulkelerine silah ve teknoloji satmadan, gayet mesru bir sekilde cifte standart uygulamadan isleyemez. Bu sebeple batidaki zenginlik sistemin degil tarihin olusturdugu sartlarin zenginligidir. Diger bir deyisle batidaki sistem zenginligi yaratmamistir, zenginlik sistemi ve batidaki yasam ve dusunce tarzini yaratmistir. Bunlari daha fazla vaktim oldugu bir zaman daha detayli anlatmak isterim, anlaticamda.

sargon
08-08-2007, 22:46
Bu konularda ne düşündüğümü söyleyeyim. Bugün Batı ve Kuzey Avrupa'da ulaşılmış sosyal sistem şu ana kadar insanlığın geliştirebildiği en ileri sistem bence. Cem'in dediği gibi bu sistemin sorunları ortaya çıkıyor ve yine bu sistem içinde çözümler üretilebiliyor. İki başlığı ayrı ayrı kısaca ele almak gerekli.

1. Çok partili ve çoğulcu parlamenter demokratik sistem rüştünü artık tamamen ispat etmiştir. Bu sistemin yaşadığı sorunlar oldu geçmişte. Yine de hepsinin üstesinden demokrasi ile aşılabileceği ortaya çıktı. Bu açıdan bu siyasal biçimin eleştirilecek bir yanı yoktur artık.

2. Serbest piyasa ekonomisi ise 19. yüzyıldaki halinden daha farklı durumda. Bir dönemlerin liberal politikaları yarattığı sosyal sorunlar nedeniyle ciddi biçimde tırpanlanmış durumda. Hatta Avrupa'nın bazı ülkelerinde yaşayan insanlar içinde bulundukları sistemin kapitalist mi sosyalist mi olduğunu bile tartışabiliyorlar. Bir defasında İran'lı bir sosyalistin sosyalizmi savunurken İsviçre'de olan sistem gibi dediğini hatırlıyorum. Gerçekte Avrupa'daki ekonomik sistem sosyalist değil kapitalist olduğu halde öyle bir devlet, yerel yönetimler ve halk kontrolü var ki, sosyal bir sistemin ortadan kaldırılabilmesi oldukça zor. Sosyal devlet anlayışının oluşmasında ise iki önemli baskı vardı. Birisi sosyalist sistemin yarattığı korku, diğeri ise Avrupa'daki sınıfsal mücadeleler. Birincisi ortadan kalktıktan sonra sosyal devleti yok edebilmek için girşimler olmuş ve bazı haklar tırpanlanmış olsa da hala güçlü bir sosyal devlet yapısının varlığını sürdürülüyor olması, nedenin sadece sosyalizm korkusu değil, demokratik sistemin ve sosyal mücadelelerin getirdiği zorunlu bir sonuç olduğunu gösteriyor. Bu açıdan Batı ve Kuzey Avrupa'daki sistem kapitalizmin sosyalizme doğru evrimleşmiş bir halidir aynı zamanda. Sosyalizme devrimlerle geçiş süreci demokratik geleneklerin zayıflığından dolayı tıkandı, halbuki evrimsel bir süreçle gelinen noktadan geri dönüş nerdeyse olanaksız hale gelmiş durumda.

Nebenbuhler
08-08-2007, 22:56
Hangi sistem olursa olsun,insanlar ne kadar medeni ve bilgili olursa olsun.Insanin bencilligini kendinden sonrada etrafindakileri düsündügünü unutmamak gerek,bunlara ters düsmeyeck sistem ideal ayakta kalacaktir..Düsüncem bu yönde..Sygl..

billguavera
09-08-2007, 00:53
meraba arkadaslar ben aranıza yeni katıldım henüz ve bu ilk mail im ama cem arkadasın sordugu soru dikkatimi çekti kısa bi yanıtım olacak küba nın üzerindeki ambaargoyu kaldırsınlar ki bu şimdilik imkansız görünüyo o bütün dünya halklarına ve cem sana en güzel cvp ve somut bi örnek olacak.bu dünyada en yasanılası özelliklere sahip sistem bene hiç kuşkusuz sosyalizm dir ama ne yazikki emperyalizm tüm örgülenmeleri,silahları,ambargoları ve tüm dünya halkları üzerinde uygulamış oldugu *baskılar nedeniyle hem bu dunyayıı yaşanmayacak hale getiriyo hemde bu sistemin uygulanması ve hayata geçirilmesini ımkansız hale getiriyo.batıda uygulanan sosyal devlet konusuna gelince o sadece emperyalistlerin tüm dünyayı sosyalizm den uzak tutmak için(alın size avunun benimde işime karışmayın) diyerek sunduğu bas belası yasamanın ve özgür düşünmenin yasalarla bile kısıtlandığı hatta imkansızlastırıldıgı bi sistem bunun karsısında tek ayakta ve ebedi duracak sistem marx ın geliştirdiği ve lenin in tam olarak hayatageçiremeden öldüğü dünyaca capında gercekleştirilecek olan devrim ve onun getireceği komun yasam *çünkü tek bir ülkede gerçekleştirilecek olan devrim fazla yasayamaz ki bunu sovyet rusyada gördük umarım kübada böyle olmaz ama gidişat kötü herneyse umarım bu cvbı biraz düşünürsün tabiki her türlü elştiriye acıgım * * * * * * * * * * * * * * * * * * * yasasın enrenasyonalizm ve sosyalizm

mhmd
09-08-2007, 08:59
Bu konuda, Sn. dilaver'in yorumlarına yakın bir görüşüm var.
Uygulanmakta olan herhangi bir yönetimi ileri süremem. Ancak düşündüğüm ve belki de ütopik bir kuram vermem gerekir ise;

1. Çoğulcu parlementer rejimin açılımı; temsili demokrasidir. Temsili demokrasilerde halkın seçtiği temsilciler ile yönetim esastır. Ancak en ileri sistemlerde bile bir sorun vardır. Temsil edilen kitlenin tam yansıması olamayan bir parlemento veya daha ağırı ile oligarşinin yumuşatılmış hali, günümüzde, gelişmekte olan toplumlar düzeyinde görülebilen en tipik ve olumsuz şeklidir.

Partizanlığa karşıyım. Partilerin ve temsilcilerin değil pratisyenlerin ve teorisyenlerin oluşturduğu, temsili değil direkt demokrasi anlayışını benimsiyorum.
Halkın üstünde hiçbir kişi, kurum ve kuruluş olmamalıdır. Yol ve yön taini konusunda teorisyenlerden oluşan bir kurumun önerdiği politikaların halk tarafından direkt ve derhal oylanması yolu ile tercih belirlemelerinin ardından pratisyen gurubun bu politikaları işler hale getirmelerini düşünüyorum.
Günümüz teknolojisi ile çok zor olmayacak bir elektronik oylama sistemi. 7 Gün 24 saat hakla açık politika anketleri değerleme merkezleri oluşturularak düzenlenmelidir.
Yerellik çok önemli bir etmen olmalı. Yerel halkı ilgilendiren sorun ve politikalar o yörede yaşayan insanların oyları ile tain edilip çözülmelidir.
Öngördüğüm sistem içinde, herhangi bir ideolojiyi benimseyerek paket program sunan particiliğe yer yoktur.

2. Serbest piyasa ekonomisi konusunda konuşurken bir nokta atlanmaktadır. Üretici ve tüketicinin eşit şartlarda buluştuğu, arz ve talep kanunlarının hüküm sürdüğü, giriş ve çıkışların tamamen serbest olduğu piyasaya verilen isimdir serbest piyasa. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir piyasa yoktur. Serbest piyasadan bahseden ekonomi bilimi bunu tamamen bir varsayım olarak kabul eder. *

Serbest piyasa ekonomisi konusundaki düşüncelerim ise birinci soruya verilen cevabın içinde gizlidir. Halkın istediği *ekonomi sistemini yine halk oylarıyla belirleyecektir. Hangi kural olursa olsun, genelin tamamının sorunlarını çözebileceğine inanmıyorum. Dolayısı ile ekonomide dahi halkın mikro ölçekte değişgen yöntemler isteyeceğini ve bunların da çözüm olacağını düşünüyorum.
Çok geri kalmış ve işsizliğin had safhada bulunduğu yörenin insanı; serbest piyasa ekonomisini ne kadar isteyebilecektir?
Ya da refah seviyesi yüksek, üretim ve istihdam problemi olmayan bir yörede tüketicinin korunması lehine hangi halk devletçi politika isteyecektir?

Sonuç olarak; her şey bireyin özgürleştirilmesi ve halkın bire bir kendi yönetimine katılmasını benimsiyor ve sizin ileri sürdüğünüz sistemden daha üstün olduğunu düşünüyorum.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

09-08-2007, 12:34
Yanıtlara baktığımda görüşlerimin sargon ile hemen hemen tam örtüştüğünü görüyorum.

Dilaver'in yerel yönetimlere daha fazla yetki fikrine de katılıyorum. Özellikle büyük etnik gruplar için bunu ben de savunuyorum. Ancak genel anlamda daha fazla açımlanmaya gereksinim var. Mesela 10.000 nüfuslu bir ilçemizi düşünelim. Bu ilçede yerel yönetim belediye başkanı ve meclisi tarafından yönetilir. Bir de muhtarlar vardır tabiki. Böyle bir yerleşim bölgesine ekstra olarak hangi haklar verilmelidir? Şu an için hangi haklar eksiktir belediyelerde? Konuyu somutlaştıralım.

respendial, alternatif bir sistem sunmamış sadece eleştiri yapmışsın. Oysa en üstteki yazımda şöyle demiştim: "Yanıtlarda istediğim kriter yukarıda varolan en iyi sistem dediğim sistemin eleştirinden ziyade sizin alternatifiniz nedir, bunu öğrenmek istiyorum."

mhmmd'in temsili değil tam demokrasi fikrini belki de ayrı bir başlık altında özellikle pratikte uygulanabilirliği açısından tartışmak faydalı olabilir.

Yanıtlarda özellikle dikkatimi çeken bir nokta serbest piyasa ekonomisine alternatif bir sistem sunulamayışı -veya sunulmayışı- oldu. Merkezi Planlama Ekonomisi 20.yy da Serbest Piyasa Ekonomisi'nin belki de tek alternatifi idi. Ancak günümüz sosyalistlerinde bile savunulmayan (belki karşı da çıkılmayan), adeta üstü örtülen bir konu oldu.

Yıllar önce ÖDP nin parti programını incelediğimde üretim araçlarının kamulaştırılmasını görememiştim. Serbest piyasa eleştiriliyor ancak alternatif bir sistem orta konulmuyor. Aynı durum şu son seçimde İstanbul bağımsız milletvekili adayı Baskın Oran'ın programında da belirli. Serbest piyasaya eleştiriler var ancak yaygın/sistematik bir kamulaştırma programda yok. Benzeri gözlemi sitemizdeki sosyalistlerde de yapıyorum.

Bu durum şunu gösteriyor kanımca: Serbest piyasa ekonomisi halen uygulanabilir en iyi sistem. Ancak ve ancak yıkıcı rekabet koşulları, insanın üzerinden para kazanılan bir nesne (meta) durumuna düşmesi, aşırı gelir dengesizlikleri, fırsat eşitsizliği gibi pek çok ciddi sorunu da beraberinde getiriyor bu sistem. Bu sorunları en aza indirgemek için de sistem içinde bulunan çözüm geniş katılımlı bir demokrasi ve özgürlükler sayesinde sendikalaşma, hükümette yer alacak partiler oluşturma, sivil toplum gibi araçlarla vergi, sigorta, çalışma saatleri ve koşulları gibi etkenleri halk lehinde düzenlemek oluyor. Bu durumda şu soru akla geliyor:

Respendialin dediği gibi Batı, esas olarak 3. dünyayı sömürerek mi ulaştı bu noktaya? başka şekilde de sorabiliriz: 3. dünya ülkelerinin Batıdaki gibi *sosyal devlet kurumunu uygulaması ve yükseltmesi mümkün değil midir?

mhmd
09-08-2007, 15:00
"Batı, esas olarak 3. dünyayı sömürerek mi ulaştı bu noktaya? başka şekilde de sorabiliriz: 3. dünya ülkelerinin Batıdaki gibi *sosyal devlet kurumunu uygulaması ve yükseltmesi mümkün değil midir?"

Sorumuz bu ise cevabımız biraz daha kolaylaştı.

Maslow'un, İhtiyaçlar Hiyerarşisini bilmeyenimiz yoktur. Bu yüzden vereceğim örnek buna benzer ve fakat farklı bir örnek olacak. Farklı olsun ki her daim belirli şeylerin çevresinde dönüp durmayalım. Yeni şeyler öğrenelim.

Herzberg'in İkili Etmen Kuramından bahsedelim.
Yazara göre güdüleme yönünden sırasıyla önemli iki grup etmen söz konusudur. Bunlardan ilki;
Ücret, saygınlık, emniyet, iş koşulları, yan ödemeler, siyasetler, yönetim uygulamaları ve kişilerarası ilişkilerdir. Bunlar çevreye ilişkin ve işin dışında kalan etmenlerdir. Bunlar olmaz ise çalışanlar tatminsiz kalırlar.
Ancak güdülenme için bunlardan sonra;
anlamlı ve zevk verici işte çalışma, başarısını görülmesi, başarı duygusundan zevk alma, sorumluluk üstlenme, işte gelişme ve yükselme olanakları bulma gibi koşullar gelmelidir.

Genelde kişisel kuramlar örgütlere, örgütsel kuramlar da toplumlara uygulanabilinir. Yukarıdaki bilgileri biraz daha konuya yaklaştırmak istersek;
Toplum sağlıklı bir gelişim grafiği izlemek isterse, bazı kademelerden geçmesi gerekmektedir. Doğması, büyümesi, gelişmesi gereken toplumların ekonomileri de gayrı değildir.
Toplumsal faktörler içindeki bir tanesidir ekonomi.

Bu faktörün (ekonomi) gelişme seyrini ise birçok düşünür farklı yorumlamıştır. Bu basamakta bizim kullanacağımız yorum W. Rostow’un modelidir. Yazar, modern tarihin seyri hakkında bir genellemeyi vermektedir. Bu kurama göre, her toplum ekonomik bakımdan aşağıda sıralanan evreleri geçirir.
a. Geleneksel Toplum,
b. Kalkışa (take-off) geçiş aşaması,
c. Kalkış aşaması,
d. Olgunluk aşaması,
e. Kütle tüketim çağı.

Bazılarımız daha da genelleştirerek,
- Toplayıcı ve avcı aşama,
- Yerleşik düzen ve tarım aşaması,
- Yoğun göçler ve sanayi aşaması,
- Hizmet toplum aşaması,
- Bilgi ve teknoloji aşaması,
gibi süreçleri de göz önünde bulundurabiliriz. Ancak ve ancak tüm bunlara dikkat eder isek, bir süreçten bahsetmekteyiz. Bu süreçtir ki; toplumları ve ekonomileri gelişmişlik seyrinde devamlı olmasını sağlar.

Dönelim sorumuza.
-Batı, bu gelişmişliğini 3. dünya ülkelerini sömürerek mi ulaştı?
Hem evet, (ki; bu konuda sn. antimuhammed' in gezi anlatımlarını bir kez daha gözden geçirmemizde fayda olur) ve hem de hayır (ki; söz konusu sömürgeci toplumların diğer dinamiklerini hiç görmemiş oluruz) diyebiliriz.
Ama sorunun ikinci kısmındaki;
-3. dünya ülkelerinin Batıdaki gibi *sosyal devlet kurumunu uygulaması ve yükseltmesi mümkün değil midir? Cevabı;
Kesinlikle hayır dır. Bu süreçlerden geçmeyen bir toplum ve ekonomi faktörü daima sömürülmeye mahkumdur.
Müsaadenizle bir de örnek vereyim.
- Dağdan inen çoban bankamatik kullanamaz mı?
Pek tabii ki kullanır. Ama ne bankamatik makinesi onundur, ne de teknolojisi!
Esasen hesabında para dahi yoktur, olsa bile orta vadede hem bankaya hem de sisteme o parayı kaptıracaktır.
Örnekler çoktur. Sonuç olarak şunu diyebiliriz.
Ekonomik gelişmişlik diyorsak basamakları teker teker geçmek şarttır derim.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

09-08-2007, 15:24
Vaktim olmadigi icin alternatif gorusumu dile getirememistim, sadece elestirilerimi aktarmistim. Su anki sistem, uygulanagelmis sistemlerin bir karmasi gibi. Benim elestirdigim kismi, hala homojen ve iktisadi anlamda acik vermeden isleyecek halde olmamasiydi. Cifte standartlar ve ambargolarla orulmus global bir ekonomide, bize bicilen rolu oynamak zorunda birakilmisiz. Simdi daha cok ekonomik anlamda serbest piyasayi elestirmek istiyorum.

Rekabetin faydasi:
Serbest ekonomi, rekabet ve buyume istegi ile, uretilen urunlerin kendi degerini bulmasi ve son kullaniciya ulastirilmasini saglar. Yani urun serbest bir piyasada arz-talep dengesi sayesinde ederini bulacaktir. Buna kismen katiliyorum, sovyetlerin ve diger sosyalist rejimin etkisindeki uydu devletlerin hayatlarinin renksizlesmesi, genclerin tekrar batinin renkli isiltili hayatlarina yoneltmistir. Dogu blogunun yikilmasinin en buyuk sebebi budur, bu noktada sovyetlerin sosyal rejiminin bir eksikligi olmustur.

Tekellesme:
Serbest piyasa ekonomisinin rekabet ortami gercektende urunlerin daha iyi bir hale getirirken, dogal olarak ureticiler icinde rahatsiz edici bir etken teskil etmektedir. Gunumuzde uygulanan serbest ekonominin en buyuk celiskilerinden biride, ureticinin rekabet etkeninden kurtulmak istemi ile, tekellesmeye gitmesidir. Tekellesmeler rekabet ortamini ortadan kaldirir ve urunun ederi uretici tarafindan keyfi belirlenir. Arz talep dengesi urun uzerindeki adaletli etkisini yitirir.

Teknoloji sermaye iliskisi:
Teknoloji insanligin mirasi olmaktan cikip ureticinin daha dogrusu sermayenin hizmetine girmistir. Basit bir ornek vermek gerekirse, bir urunu daha hizli uretmenin bir yolu bulundugunda, iscilerin bu teknolojiden istifade edip ayni paraya daha az calismalari gerekir. Ancak bugun varolan sistemde bu olmaz, uretimi daha ucuza getirmek icin isci cikartilir. Issizlik konusunba ayrica deginicem.

Sermaye sahiplerinin her alanda guclenmesi:
Bir noktadan sonra, sermaye sahiplerinin imkan dahilinde, butun olaylari ve insanlari ortak menfaatlerine uygun sekilde idare etme pesinde olduklarini goruyoruz. Bunun en guzel ornegi medyadir, medya bir kontrol aracina donustukten sonra, egitici ve ogretici niteligini kaybetmis, sadece sermayenin insanlari yonlendirme amacli bir aracina donusmustur. Bu en basit ornek, bugun dunya devi sirketlerin butun kurumlarda hatta ordularda bile etkisi oldugu bilinen bir gercek. Sermaye sahipleri bugun meclise istedikleri gibi soz gecirebilmektedir, devlette guvenilir bir kurum kalmamistir.

Issizlik:
Issizlik aslinda mantiga ayri bir kavramdir, bir toplumda issizlik olamaz ve olmamalidir. Lakin bugun serbest piyasa ekonomisinin at kosturdugu ulkelerin bircogunda artan bir issizlik gorulmektedir. Bir toplumda insan sayisi arttikca toplumun ihtiyaclari artacaktir, buna paralel olarak urun ihtiyaci yukselir. Daha fazla urun icin daha fazla isci gerekeceginden, issizlik gibi bir *kavram olamaz. Gerek rekabet icabi, gerek yeniden yapilanma adi altinda fabrikalarin ucuz iscilik ulkelerine kaydirilmasi issizlik denilen sosyal kansere sebep olmustur.

Karsiligi olmayan kar:
Serbest piyasa, celiski ile yasar ve krizlerle desarj olur demistik. Bunun sebebi serbest piyasa ekonomisinde varolan ve karsiligi olmayan, "kar" denilen paradir. Bir urun uretilir, satilir, tekrar satilir ve bu islemlerden gecerken kar denilen miktar araya girer. Bu karsiligi olmayan bir paradir, yani bu kar miktarinin yerine konmus bir urun yoktur. Bu acik surekli iscilerin ceplerinden tamamlansa bile, sermayenin tikandigi noktalarda birinin gelip butun okey istakalarini devirip karambole getirip oyunu yeniden baslatmasi gerekir. Yani bireyler uzerinde biriken baski, krizlerle ve savaslarla absorbe edilir.

Yukarida saydigim maddeler, serbest piyasa ekonomisinin, daha dogrusu sermayenin emek uzerindeki himayesinin sonuclaridir ve bugunki varolan sistemin eksikleridir. Batili ulkeler, bir taraftan kapitalizmi en vahsi kurallarla ve cifte standartlarla tatbik ederken, kapitalizmin yikici etkilerinden kendi halklarini koruyabilmek icin devleti bir takim sosyalist ilkelerle idare etme yoluna gitmislerdir. Bu politikalar neticesinde sinifsiz bir toplum yaratmislardir. Turkiye'de bu durum farklidir, akcç (altta kalanin cani ciksin) sistemi gorulur. Sinifsiz homojen bir toplumun ve Avrupa'daki sosyalist politikalarin faydalari sunlardir;

-Bireyler gercekten ilgilendikleri konularda egitim alirlar, para icin okumazlar. Boylece toplumda dengeli bir egitimli insan dagilimi sozkonusudur. Bireylerin yetenekleri toplum faydasina kullanilir, bir arkeoloji meraklisi para kazanma kaygisi ile tip okumaz.

-Medya uzerinde devletin tutucu, sansurcu ve yonetici baskilari ortadan kaldirilirken, ayni zamanda yogun bir denetimden gecirilerek, egitici ogretici niteligini kaybetmemistir. Medya rating boyundurugundan cikarilip, ilkeli ve seviyeli bir yayincilik anlayisi olusturulmustur.

-Sinifsiz toplumda, hirsizlik dolandiricilik gibi mulkiyet temelli suclarin onune gecilerek daha huzurlu bir toplum yaratilmistir. Kose donme hevesi olmayan bireyler, yetenekleri ve alakalari yonunde uzmanlasmaya yonelmistir.

-Agir vergilerle ve zorunluluklarla, kucuk burjuvazinin hizi kesilmistir. Kucuk burjuva ulke geneline esit miktarda dagitilarak haksiz rekabetin olusmasi engellenmistir. Boylece batma ihtimali serpilip buyume ihtimali kadar kucuk olan kucuk sermaye sahipleri, daha kalici ve istikrarli hareket edebilmislerdir.

Butun bu sosyalist ilkelere ragmen, batili ulkeler ellerindeki her imkani kullanarak dunyadan elde ettikleri kazancin bir kismini kendi halklarina dagitarak, tabandan homojen bir iyilestirmeye gitmislerdir. Bu iyilestirmenin bedelini bugun 3. dunya ulkesi vatandaslar odemektedir.

Peki butun celiskilerden uzak, iktisadi anlamda kendi kendine yetebilen bir sistem mumkun mudur? Evet benim aklimda canlandirdigim bir sistem var, adina da Respendialist sistem diyorum. Varolan sistemlerin celiskilerden arinmis bir sentezi demek daha dogru olur. Biraz daha vakit buldugumda yine bu baslikta Respendializm'i anlatmak isterim.

(isim konusunda ciddi degilim, isteyen istedigi ismi verebilir, benim egom o kadar buyuk degil)

thunderpoint
09-08-2007, 16:39
Aslında beni konuya çeken, öğrencilik yıllarımda serbest piyasa kurallarının oluşumunu, uygunluğunu, akılcılığını ve acımasız kârlılığını anlatan bilim adamlarının çoğunun Sosyalist *olması. Gerçek hayatta başka, derse girince başka ruhta olmaları. Tıpkı teorik ve pratik meselesi gibi …

Ben sevgili Cem’in tanımladığı kapitalizme ‘kendi içinde kanuni’ diyorum; yani ülke sınırları içerisinde eşitlikçi veya olma gayesi var. (Tabii ki ayrıntılarda delikler var; bunları da göz ardı etmiyorum.) Ama aynı kanunlunun işlevine küresel bakınca umursamaz bir sömürü ve hatta yok etme gayesi görüyorum. Çünkü makro ekonominin temasında tabanda etnik tasarımlar bulunuyor. Bu olumsuz durum da bize olması gerekeni işaret ediyor.
“Dünya insanları aynı türevin uzantılarıdır ve kardeştirler. Bu sebeple de ekonomik rejimler dünya üzerinde sömürüye mahal vermeyecek şekilde kontrol altında tutulmalıdır.”

Aslında konu çok karmaşıktır. Çözüm ise zamana ve şartlara bağlıdır. Beni bu konuya bağlayan şey ise bir takım yansımalardır. Hiçbir rejimin yaşayışa uygun olmayışıdır.

Bence Sosyalist Sistemler’in arz üzerinde etkisini yitirmesinin en önemli nedeni yönetimlerin kalkınma talebine, maruzların gösterdiği farklı tepkidir. Milleti oluşturan kişiliklerin çalışma ve kazanma, dolayısıyla bu oranda refah isteği ya da diğer bir açıyla görev ve sorumluluk bilinci arasındaki farklar mikro düzeyde sermayeyi, makro düzeyde de Kapitalizmi doğurmuştur. Yani fertlerin hepsi aynı sosyal dayanışma isteği taşımamaktadır ve bu da engellenemez psikolojik bir olgudur. Bu etken ‘yok’ sayıldığında Sosyalizm ve sonucu olan Komünizm ideal görünür.

Oysa ‘İzm’ler toplumsal tecrübeler sonucu oluşmuştur ve zamanda ilerleyen ara birimlerdir. Nasıl ki sanayileşme döneminde gündeme gelen aydınlıkçı ve eşitlikçi düşünceler Sosyalizm’in özünü teşkil ettiyse, zaman içerisinde bu adil olgu farklı kişisel ve grupsal refah talepleri doğrultusunda yerini Kapitalizm’e bırakmıştır. Yani dışarıdan bakınca Sosyalizm ve ilerisi olan Komünizm ideal gibi görünüyorsa da zaman içinde küresel ekonomik döngünün bir parçası olmaktan öteye gidememiş ve bir sonraki sistemi doğurmuştur; tıpkı diğerleri gibi.


Sevgili dilaver’in söylediği tabandan tavana ekonomik yapılanma ve yönetim ne güzel olurdu.. *Ne yazık ki bu durum tabanı oluşturanların yukarıda izaha çalıştığım farklılıkları sebebiyle bozulur. Örneğin “çiftçi” veya “köylü” deyince akla üretim yapan kasketli geliverir de çiftlik sahibi gelmez. Bu durumda her iki örnek kişiyi bir önder tespit etmeden bir yapılandırma içinde tutmak son derece zordur. Önder de seçilirse, malumdur.

Önder kişiden bahsedince aklıma 96’da yaptığım kooperatifçilikle ilgili bir çalışma geldi. Kendi yöremde tasarlayıp uyguladığım anketten çıkan sonuç şu olmuştu: “Böyle bir yapılanma için bir sürükleyiciye ihtiyaç var. Bunun için kim öne çıksa aracı şirketler ve uzantıları olan üreticiler tarafından engelleniyor.” Yani artık çağımız köylüsünün ideali ortak değil. Hele buna bir de kozmopolit demografik yapı eklendiğinde durum daha da içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Sonuç olarak söylemek istediğim şudur ki günümüz dünyası küresel tecrübeler sonucu Kapitalizm'in optimum olduğuna inanmıştır. Döngü devam edip şartlar, bakış açıları, kanunlar değiştikçe yeni rejimler bizi kucaklayacaktır. Ta ki dünya insanlığı, ‘insanlığının farkına varana’ kadar. *

Sevgiler...

teotihuacan
09-08-2007, 19:11
Bu konuda Dilaver, respendial ve thunderpoint'in görüşlerine ek yapmak istiyorum. (Bu arada Cem'in serbest piyasa ile ilgili görüşlerine katılmadığımı da belirteyim.)

Bugün serbest piyasa denen rezil düzenin kaymağını yiyen kesime baktığımızda abartarak dünya nüfusunun %2'ni geçemeyeceğini görürüz. Geriye kalan %98'den %4'ün de sütü götürdüğünü varsayarsak, kalan %94'lük grup bırakın sütü - süt tozunu, peyniraltı suyu tozu ile idare eder durumdadır. Yani sitemizin 4394 üyesinden yaklaşık 4130'u bu durumdadır. Oysa imkanlar dahilinde 4394 kişinin de süt içebilmesi mümkündür.

Peki herkes nasıl süt içecek; sosyalist tek dünya devleti ile. Bence iktisadi anlamda sosyalist düzenin yaşaması ancak sosyalist tek dünya devleti ile mümkündür. Sosyalist tek dünya devletine nasıl ulaşılacak, sosyalist kıta devletleri ile. O nasıl olacak derseniz, insanlar dinlerden özgürleştiği; kendini eğitmenin, bilgi sahibi olmanın zevkine vardığı; bilgisi arttıkça köşeyi dönmesinin, zenginler kulübüne girmesinin mümkün olmadığını anladığı ve herkesin süt içebileceğinin farkına vardığı, insanların ülkelerde örgütlendiği ve örgütlenmelerin ülkeler arası aşamaya geçtiği uzun bir süreç ile mümkündür. Fikrimce, Güney Amerika kıtası bu yolda ilerliyor, Asya'dan da umutluyum. Umarım gelecek beni yanlış çıkarmaz...

saygılar...

NedimYilmaz
09-08-2007, 20:06
Aslında bu yönetim biçimini kafamızda oluşturmak mümkün.

Önemli ve zor olan bu dünyaya ya da ülkeye uygulamaktır.

O çok özgürlükçü ütopya olan Komün hayat bile hiçbir zaman uygulanamamış, daima teoride kalmıştır.

pante
09-08-2007, 20:35
Neden kimse İslam demiyor? *:roll:

InVitatio
09-08-2007, 20:38
Islam öncelikle *bir Devlet anlayisindan cok
Bireyin Nefis terbiyesidir.

Nebenbuhler
09-08-2007, 20:53
Öylemi dersin Invi Bazilarinin kalpleri gökten melekler inerek yikaniyor bizim kalbimizde pis kaliyor napalim arkadasim nefsimize hakim olamiyoruz kereta istedigini yapiyo;-)Nolcak simdi ?

NedimYilmaz
09-08-2007, 23:31
Sevgili InVitatio;

Maide 44 ve 45 e bir göz atınız ve orada yönetme şeklini görünüz.

InVitatio
10-08-2007, 00:54
Sevgili NedimYilmaz

ben o ayetlerden bir Devlet yönetmek anlama ve manasi cikarmiyorum, müslüman olan bireylerin kendi yörelerindeki yerlesim birimlerinde , hüküm ve karar verenlerde "islami" bir durus isteniyor.
yani burada ümmet birliginden cok , müslümanlarin tabi olacagi ve müslümanlar üzerinde hüküm verecek olanlar hakkinda bir ögüt vardir.
Bu ayetlere nedeni ile Mezhepler kendi varliklari icin bir gerekce görüyorlar, nedeni ise o Mezhebin islam yoruma tabi olan insanlari "islam" adina yönlendirmek, yönetmek.

NedimYilmaz
10-08-2007, 01:19
Maide 44: Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Maide 45: Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.

Örneğin Maide 33 ve 38'de hırsızlık yapan kadın ve erkeklerin ve Allah'ı kabul etmeyen kişilerin ellerinin kesilmesini emreder.

Kuran emreder. Yani Allah emreder. Biz bunu uygulamaz isek kafir oluyoruz.

Türkiye'de böyle bir sistem ve hukuk bulunmamaktadır. Öyle ise biz bir müslüman olarak şeriat ile yönetilmediğimiz için otomatik olarak dinden de çıkmış oluyoruz.

Ayrıca hırsızın ellerini kemediğimiz için zalim de oluyoruz ayete göre.

InVitatio
10-08-2007, 01:29
Sevgili NedimYilmaz

izninle sana bir dostumun yorumunu önermek istiyorum ! biraz uzun soluklu ama zaman ayirip o yorumun tümünü *okursan ne demek istedigimi daha iyi anlayacaksin...
konu olarak farkli ama Kurani Kerim deki ayetleri konumu hakkinda bir farkli yorum
buyur bir alinti ve alintiya ayid link

........Hayir kesinlikle öyle demek istemiyorum. Insanlar vicdaniyla bagdasmayan ayetleri kendilerine gelmis gibi algiliyorlar, üstlerine aliniyorlar. Iste bu büyük gaflettir ! Dünya 1400 senedir bayagi bir degisti, zamanin hükmünü niye üstüne aliyorsun ? Uymayinca da tutup tatli su Seriatciligi yapip kelimelerin anlamlarina mecazet yada baska bir yan anlam yüklüyorlar. Alinmayacaksin ayeti üstüne, bu kadar basit. Kendine ögüt cikaracaksin, zamanin toplumuna geri dönüp bu hükümlerin muhattabi haline gelmeyeceksin. Tüm mesele bu......

Sevgiler,
Hidir
http://www.invitatio.org/Forum/viewtopic.php?t=340

NedimYilmaz
10-08-2007, 01:38
Orada Hidir arkadaşımız şunu söylemiş ve çok doğru söylemiş;

Seriat ile ilgili ayetler seriata asik olmamiz icin inmemistir aksine tiksinmemiz icin. Eger bir insan agir yöntemlerin muhattabi olmussa kendi haline cokca üzülsün ! Kur'an bize kanli hükümlerini acikliyorki biz bu kanli hükümlerin muhattabi haline gelmeyelim. Sopayi gösteriyorki bu hükümlere gerek duyacak kadar hayvanlasmayalim.

"Hirsizin elini kesin" diyorsa bir ayet bu hirsizligin zamaninda akil almaz ve ölcüsüz bir bicimde yapilip toplumu alt üst ettigini anlayabilmekteyiz. Tüm mesele bu, yoksa tutup Seriatcilarin yaptigi gibi "el kesme" cezasinin yüce hikmetini arastirmaya kalkmak yada "el kesme" ibaresine mecazi manalar yüklemek gercekten sacma. Aynisi da maalesef bu "kadini dövme" meselesiyle de yapiliyor.

Uzun sakalli seriatci gelip kadini dövmenin hikmetini ve evrenselligini anlatmaya calisiyor, reformist Müslüman da gelip kadini dövme ibaresine olur olmaz saptirmalar yapiyorki hüküm günümüz vicdanina uygun hale gelip rahatca uygulanabilir hale gelsin. Her iki tutumda yanlistir !

Bu yanıt gene benim açımdan bakmış olaya, siz bir yanıt vermiş olmadınız ki ?

10-08-2007, 01:42
Yine biri bir Islam demis, konu tamamen Islam'a donmus. Turan Dursun'un Dinbu serisinin 4. kitabinda, Islam'in ingiliz isbirligi ile nasil bir anayasaya donustugu cok guzel anlatilmis. Tavsiyemdir.

dilaver
10-08-2007, 02:19
serbest piyasa ile ilgili görüşler bir cevap teşkil etmesi için Fikret Başkaya Hoca ile yapılan bir söyleşiden bir kısım aktarmak istiyorum. Özellikle tıp ve ilaç ile ilgili bölümü seçtim, bu Cem'in de branşı. En azından dogru olup olmadıgı konusunda bizi aydınlatabilir :

Bir ilacın rantblitesinin [ kârlılığının] alt-sınırının 200 milyon dolar olduğu söyleniyor... Eger en az 200 milyon dolarlık bir pazarı yoksa o ilacın üretiminden vezgeçiliyor... Bu durumda yoksul ülkelerdeki birçok hastalık çokuluslu ilaç *firmalarının 'ilgi alanı' dışına çıkıyor... Bu ve benzer durumlar artık bizzat tıbbın kendisini de tartışmalı duruma getiriyor ve önemli deontoloji sorunları ortaya çıkarıyor. Bu durum da doğrudan tıp alanına giren herşeyin paralılaşması, metalaşması, özelleştirilmesiyle ilgili... Bu günkü eğilimler bu istikâmetti ve bu tempoyla devam ederse bunun sonu nereye
varacak?

İlaç üretiminin çok büyük bölümünün sayıları gittikçe azalan ve tekelleşen ulusötesi şirketlerin kontrolu altına girmesi ilacı çok pahalı hale getirdi. Çevre ülkelerin kendi ilaçlarını üretmesi güç.
Bunu kısmen de olsa başardıklarında da karşılarına Uluslararası ticari anlaşmalar, patent *yasaları ve İPRs çıkıyor. Tekeller patentlerini ellerinde tuttukları ilaçlara çok yüksek fiyatlar belirliyor. Zamanla
yoksul ülkelerin sosyal güvenlik sistemleri sadece ilaç maliyetleri yüzünden çökme noktasına gelecek. İlaç tekellerinin tek amacı maksimum kârdır. Bu da kapitalist işletmelerin doğası gereğidir. Onlardan sosyal kaygılar taşımaları tabii ki beklenemez. Hissedarları için yıl sonu grafikleri ve dağıtılacak kâr payı tek kaygıdır. İnsanlığın öncelikleri ile şirketlerin önceliklerinin örtüşmesi söz konusu olamaz. Zaten ihtiyaçlar için değil, kazanç için, kâr için üretim, sermayeci sistemin doğası gereği olduğuna göre, insanlığın temel gereksinimleri için kazancı değil faydayı esas alan toplumsal
yapılanmaların korunması veya yeniden inşası bir zorunluluk durumumda. Saç dökülmelerine karşı geliştirilecek bir ilaç yüksek gelir gruplarına yönelik olduğu için üreten firmaya milyarlarca dolarlık
yeni bir pazar *demektir. Halbuki Afrika'yı kırıp geçiren bulaşıcı hastalıklara yönelik ilaç geliştirmek rantabl olmaz. Zaten Afrika ülkelerinin tekellerin pahalı ilaçlarını *satın alacak paraları da
yoktur. Tek başına bu çelişki bile piyasa ekonomisinin herkes için en iyi sistem olduğu savını sorgulamak için yeterli bir neden sayılmalı.

İlaç endüstrisinin işleyiş biçimi ile ilgili önemli bir tartışma konusu da ilaç araştırmaları ve patentlerle ilgili. Artık çok az ülkede kamu desteği ve kontrolunda ilaç geliştirme çalışması yapılıyor. Bu çalışmalar da çok sınırlı. Hangi konuda ilaç geliştirileceğine, deneylerin nasıl yapılacağına ilaç tekelleri karar veriyor. Bir ilaç ortaya çıkarılıp patenti alındığı zaman, uzun süre çok yüksek fiyata satış garantisi söz konusu. Firmalar yüksek fiyatlara gerekçe olarak araştırma geliştirme maliyetlerinin yüksekliğini bahane ediyorlar. "Bedelini ödeyin ki insanlığın yararına bu ulvi çabalarımızı sürdürebilelim." Aslında maliyetin büyük bölümü pazarlama ve tanıtım giderlerinden ibaret. Örneğin statin türü, lipid düzenleyici bir ilacın reklam ve promosyon giderleri, Coca cola'nın
reklam giderleriyle yarışıyor. İlaç tekellerinin tanıtım giderleri hakkında bir fikir vermek için ABD de her doktor için yılda 15 bin dolar promosyon harcaması yaptıklarını söylemek kafi gelebilir. Bu
şirketlerin CEO ları ilaçla ilgili uzmanlardan değil, pazarlama dehaları arasından seçiliyor. İlaçların etkinliklerini ve yan etkilerini araştıran tarafsız çalışmalar yeterince yapılamıyor. Bu konuda gerekli kaynaklar kamu kurumlarınca karşılanamadığından çoğu çalışma yine firmaların sponsorluğunda yapılmakta. Bu durumda araştırma sonuçlarının şirket çıkarlarıyla çelişmemesi büyük ölçüde
garanti edilebilir.

Özellikle ilaç araştırmaları ile ilgili verilerde eski durum tersine dönmekte. Önceleri firmalar üniversitelerin verilerinden yararlanırken artık ilaç tekelleri kendi veri tabanlarını sınırlı biçimde ve belirli koşullara uymak kaydıyla lütfedip üniversitelere açıyorlar. Zaten hızla artan gen patent uygulamaları firmalarca sahiplenilen genlerle ilgili araştırmaları firmanın izniyle yapma koşulu getiriyor. Artık bilim dünyası tümüyle ulusötesi firmaların denetimine girmek üzere. Bu
durumda bağımsız bilim adamı kavramı yakın zamanda tarihe karışacaktır. Olsun, bu da bir gelişmedir... Gelişmenin karşısında durmak geri kafalılık ve vizyon eksikliği sayılır ki bu tavırdan uzak durmak gerekir...

* * *Oldukça uzun olan bu söyleşinin aslında daha pek çok çarpıcı gerçekler var. Acaba Başkaya Hocanın altını çizdigi serbest piyasa koşulları bir gerçek mi, buna Cem ne diyor, Sargon ne diyor.


* * * saygılarımla

10-08-2007, 21:52
Aklimda alternatif bir sistem oldugunu soylemistim. Simdi yalanci cikmayayim diye kisaca bahsetmek istiyorum. Bu sistem aslinda bugunki kapitalist sosyal devletlere cok benziyor, bahsettigim sosyal ve ekonomik sistemin bugunki sistemden iki onemli farki var;

1 Patron sinifinin kaldirilmasi, butun uretici firmalarin(kucuk burjuva haric) isleyisini degistirmeden kamulastirilmasi ve karin yine ayni eski oligarsik sistemle sirket calisanlara dagitilmasi.

2 Yuklu miras hakkinin ortadan kaldirilmasi, olen kisilerin mallarinin yine kamulastirilmasi ve karsiliginda ailelerine bir "tesekkur ederiz" plakarti verilmesi.

Bir de mazot 1YTL olacak :) , ne dusunuyorsunuz bu konuda?