Orijinalini görmek için tıklayınız : Akıllı Tasarım
Evrim sitemiz her gün yenilenmekte, yeni yeni makaleler ve haberler ile gelişmekte. Site üyelerinin devamlı güncel olanı takip edip etmediklerini bilmiyorum, ama bir tek şeyden eminim spartan-troy asla dönüp bakmıyor bile. O sadece yaratılışçı hipotezleri bizim önümüze koyuyor, ve onlardan başka dogru olmadıgını savunuyor. Aşşagıda kolay okunabilmesi için parçalayarak verecegim Prof. Haluk Ertan'ın makalesi bizim sitenin de ilgi alanına giriyor. Evrim sitesine son hafta içinde göz atan arkadaşlar varsa onların affını diliyorum.
* * Bu rahat okunabilen makaleyi buraya koyarak evrimi reddeden yaratılışçı dostlarımıza en azından bir belge olması ve gösterilmesi amcını güdüyorum. Tabii verilecek cevapları varsa hocanın verdigi örnekleri de çürütmelerini bekliyorum.
* * *saygılarımla
Yaratılış dogmasının evriminde bir aşama:
Akıllı Tasarım hipotezi
Bilebildiğimiz birçok canlı, biyolojik açıdan “berbat tasarım” örneği olarak kabul edilebilecek özelliklere sahiptir. Kendimizden örnek verelim: İnsan dişlerinden çektiğini, çok az şeyden çekmiştir. Oysa köpekbalıklarının dişleri her sene yenileniyor. Şu hayvana bahşedilen güzelim tasarım, biz sevgili kullara da bağışlanamaz mıydı? Tıp bilimi insanın bedensel ve ruhsal eksikliklerini onarmak için çırpınıyor. Doğaüstü güçlere sahip bir yaratıcı, çok daha basit, hatası az, tamiri kolay, yüksek etkinlikte ürünler meydana getiremez miydi!
Prof. Dr. Haluk Ertan
İÜ Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü
Ülkemiz yaratılışçıları bir süredir yazılı ve görsel basındaki faaliyetlerini arttırdılar. Yüzlerce milyar liralık reklam ve programlarla, her gün bir yerde boy gösteriyorlar. Şeriatçı gazeteler ise sürekli Darwin’e saldırıyor. Görünen o ki yeni bir kampanya için bir yerlerden düğmeye basılmış. Türkiye’deki yaratılışçı hareket özgün bir oluşum olmayıp, hem para hem de bilgi desteği açısından dışa bağımlı, diğer bir ifadeyle taşeron bir akım olduğundan, düğmenin bulunduğu yerin ABD’deki Hıristiyan Yaratılış Araştırma Enstitüsü olması yüksek ihtimal.
Burada bunlar olurken, Ağustos’un ilk günlerinde ABD’de bu konuyla ilgili dikkat çekici bir gelişme daha meydana geldi. Basından öğrendiğimize göre, Teksas’lı bir grup gazeteci ile yaptığı toplantıda oğul Bush, okullarda evrim kuramıyla birlikte dinsel kökenli “akıllı tasarım” görüşünün de öğretilmesinden yana olduğunu söylemiş. Gerekçesi de öğrencilerin farklı görüşlerle karşılaşmasının iyi olacağıymış!
Kim bilir belki zamanla “farklı görüşler” kervanına astroloji, falcılık, muskacılık vs. de katılır. Şaka bir yana aslında böyle büyük bir para ve silah gücünün başında bu kafada insanların bulunması gerçekten ürkütücü.
Son duyduğumuz haber ise bizim yaratılışçıların, aynı ABD’nin bazı tutucu eyaletlerinde olduğu gibi, ülkemizin orta dereceli okullarında da evrim ile yaratılışın eşit sürelerde okutulması yönünde bir kampanya başlatma niyetinde oldukları. Gelişmeler önümüzdeki günlerde bu konuların gündemde daha fazla yer alacağını gösterir nitelikte.
Peki evrim kuramının alternatifi ya da eşdeğeri olarak öğrencilere okutulmak istenen “Akıllı Tasarım” nedir, ne değildir?
Yaratılışçılık *çeşitleri
Yaratılış dogması binlerce yıl boyunca, dinler içindeki inanç ayrışmalarına benzer şekilde, çeşitlenmeler geçirmiştir. Statik bir inanç sisteminin farklı biçimlerinin olması ilk bakışta bir çelişki gibi gelebilir, fakat zaman içinde insanlığın bilimsel, kültürel ve sosyal yaşamındaki evrime koşut olarak dinsel dogmalarda da, kaçınılmaz uyarlamalar olmuştur. Örneğin günümüzde yaratılışçılığın en az on farklı çeşidi bulunmaktadır. Bunlardan biri olan “Genç-Dünya” yaratılışçılığına göre dünyanın yaşı on bin yıldan daha azdır. Adem-Havva öyküsü de inanışın ekseninde yer almaktadır. Nuh Tufanı bu grup için tarihte gerçekleşmiş bir olaydır ve işlem sırasında tüm dünya sularla kaplanmıştır. Bu nedenle jeolojik olgular, bu olay temel alınarak yorumlanmalıdır.
Buna karşılık “İlerleyici” yaratılışçılık akımında Nuh Tufanı, küresel ölçekte gerçekleşmiş bir afet olarak düşünülmez, o daha çok bölgesel bir olaydır. Bu inanca göre Tanrı canlı çeşitliliğinin temelini oluşturan orijinal türleri en başta yaratmıştır, fakat daha sonra bu türler kendi içlerinde yeni formlara bölünerek çeşitliliği oluşturmuştur. Fakat canlı türlerinin birbirleriyle ya da eski canlılarla arasında bir akrabalık bağı veya genetik ilişki yoktur.
Charles Johnson’ın öncülüğünü yaptığı “Düz dünya” yaratılışçıları, yeryüzünün düz ve üstünün tek parçadan ibaret bir çatı ile kaplı olduğuna inanırlar. Bu inanç sahipleri, İncil’deki “yeryüzünün dört köşesi” vb. ifadelerden esinlenerek bu sonuca varmışlardır.
“Yer merkezci” yaratılışçılar, düz dünyacılardan farklı olarak dünyanın bir küre olduğuna inanırlar, fakat onun Güneş çevresinde döndüğünü ve hareket ettiğini kabul etmezler.
“Yaşlı Dünya” yaratılışçıları dünyanın yaşını saptayan radyometrik tarihlendirme yöntemlerini kabul etseler de, kendi içlerinde alt dallara ayrılırlar. Örneğin “Yaşlı Gün” yaratılışçılığı kutsal kitaplarda aktarılan altı günlük yaratma sürecindeki gün kavramının aslında bildiğimiz yirmi dört saatlik zaman diliminden çok daha uzun bir süreyi ifade ettiğini savunmaktadır.
“Boşluklu” yaratılışçılık kutsal kitaplarda aktarılan iki farklı yaratılış eylemi arasında yüz binlerce yıllık, uzun bir zaman aralığının olduğunu söylemektedir. Görüldüğü gibi tüm bunlarda bilimsel bulgulara, biraz da olsa, uyumlu bir yaklaşım içine girme çabası vardır.
Yaşlı dünyacıların en son versiyonlarından biri de “Akıllı Tasarım” yaratılışçılığıdır. Aslında bu akımın kuramsal kökleri 17. yüzyıl teologlarından John Ray, Robert Boyle ve ardılları William Paley’e dayanır. Bu tip yaratılışçılar Tanrı’nın varlığının, onun yarattıklarının incelenmesi ile kanıtlanabileceğine inanırlar. Bu görüş şu anda Amerikalı, zengin, tutucu, Hıristiyan Protestanlar tarafından en çok para yatırılan ve propagandası yapılan akımlardan biridir ve yazımızın bundan sonraki aşamalarında ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Yaratılışçılığın daha yeni versiyonlarından biri “Sürekli Yaratılış” inancıdır. Bunlar Tanrı’nın, yarattığı canlıların evriminde etkin bir şekilde rol aldığına inanırlar.
“Tektanrıcı” yaratılışçılık, canlıların Tanrı tarafından fakat evrimleşme yoluyla yaratıldığını savunur. Bu grup için Nuh Tufanı, tarihte gerçekleşmiş bir olaydan daha çok, Tanrı’ya boyun eğmenin önemini vurgulamak için kullanılan bir mecaz olarak algılanmaktadır. Bazı tektanrıcı yaratılışçılar Tanrı’nın evreni yaratıp, onun çalışma yasalarını ortaya koyduktan sonra, gelişen sürece müdahale etmediğini düşünürler. Bunlar Deistik yani “Yaradancı” bir inanca daha yakın tavır sergilemektedir. Tektanrıcı yaratılışçılığın resmi destekçisi Katolik Kilisesidir. Papa II. Jean Paul 1996 yılında yaptığı bir açıklamada, Tanrısal yaratılış sonrasında evrimin meydana geldiğini ve insanın daha ilkel bir formdan evrimleşmiş olabileceğini kabul etmiş, fakat insan ruhunun ancak Tanrısal bir yaratım ile oluşabileceğini vurgulamıştır.
“Evrimsel” yaratılışçılık teolojik anlamda tektanrıcı yaratılışçılardan farklı bir yaklaşım sergiler örneğin, “Adem” biyolojik anlamda ilk insan değildir fakat o ruhsal anlamda kendi bilincinin farkında olan ilk insandır.
Görüldüğü gibi tektanrılı göksel dinlerin kutsal kitaplarında dile getirilen yaratılış dogmasının, zaman içinde, farklı algılanış biçimleri ortaya çıkmıştır. Bu çeşitlenmede en belirleyici etmen, özellikle astronomi, jeoloji ve biyolojideki bilimsel ilerlemeler olmuştur. Ayrıca 17. yüzyıldan, 20. yüzyılın başına kadar olan dönemde bilimsel evrim kuramının temelini oluşturan bulguların ortaya konulmasında birçok din adamının bulunması dikkat çekicidir.
Bu açıdan bakıldığında canlıların dünyamızdaki tarihi konusu, kendisini dogmadan, inançtan ayıramayan din-bilim adamlarıyla, elde ettiği gözlem ve deney sonuçları inançlarıyla çeliştiğinde seçimini cesurca, akıl ve bilimden yana kullanan din-bilim adamları arasındaki bir mücadele olarak da kabul edilebilir.
"Bilinçli Tasarım"cıların öncülleri
Bu iki tip din ve bilim adamına John Ray ve Charles Darwin örnek olarak verilebilir. Her ikisi de İngiliz ve Cambridge Üniversitesi’ndendir. Fakat aralarında iki yüzyıllık önemli bir zaman farkı vardır.
John Ray 17. yüzyılın önemli felsefeci, teolog ve doğa bilginlerinden biridir. Tanrı’nın bilgelik ve gücünü anlayabilmenin en iyi yolunun yarattığı doğayı incelemek olduğunu söyleyerek teolojinin felsefi boyutuna, bilimsel bir boyut daha eklemek istemiştir. Başkaları tarafından yazılmış kitaplardaki bilgileri ya da doktrinleri körü körüne kabullenmeyi doğru bulmayan Ray, mutlaka kendi öğrenme ve araştırma çabamızın da devrede olması gerektiğini vurgulayarak dinbilime önemli bir katkı yapmıştır. Hem kendi çağdaşı hem de daha sonra gelen teologların önemli bir bölümünün, doğal ya da maddi dünyanın, insanın kötülüklerden arınma mücadelesinde onun aklını karıştırıp, çelen bir etmen olduğunu ve ondan uzak durulması gerektiğini söylediği bir dünyada, John Ray’in yaklaşımı daha iyi anlaşılır.
Ray, canlıların yaşam ortamlarına uyumu ile bedensel yapıları ve işlevleri arasındaki ilişkileri aydınlatmanın çok önemli olduğunu söyler, çünkü o bunlarda Tanrısal tasarımın izlerinin bulunduğu inancındadır. Canlıları fizyolojilerine, işlevlerine ve davranışlarına göre sınıflandırarak ilahi yaratılışın düzenini, mantığını anlamayı dener (onun bu yaklaşımı daha sonra büyük İsveçli sistematikçi ve yaratılışçı Linnaeus’a esin kaynağı olmuştur). Fakat bilginin evrensel niteliği sonucu yaratılışçıların gelişimine önemli katkıları olduğu canlıların sınıflandırılma ağacı, ileriki yıllarda evrimciler tarafından canlıların akrabalık ilişkilerini gösteren evrimsel sürece destek sağlayan etkin bir kanıt olarak kullanılmıştır. Günümüzde canlılar arasındaki doğal yani gerçek akrabalık ilişkilerini ortaya çıkarmak için moleküler sınıflandırma etkili olarak kullanılmaktadır (çocuğun gerçek ana veya babasını saptamak için yapılan DNA testine benzer bir uygulama). Sınıflandırma biyolojik evrimin kalbinde yer alan bir olgudur, çünkü canlıların moleküllerine bakarak yapılan sınıflandırmanın ortaya çıkardığı evrimsel soy ağacı, tüm canlıların ortak bir ata hücreden evrimleştiği tezini destekleyen en önemli kanıttır.
John Ray bilimden teolojiye doğru açılım yapan bir din adamıydı. Ondan bir yüzyıl sonra ortaya çıkan William Paley ise doğal düzenin açıklanmasında tamamıyla felsefi bir yaklaşım geliştirmişti. O da bir Cambridge’li idi.
Paley’in bilim tarihine tanıttığı bir metaforun onun günümüze kadar gelmesinde önemli etkisi olmuştur. Paley bu metaforda şöyle bir senaryo tasarlamıştır: “Şayet açık bir arazide yürürken, yerde duran bir saat bulsam, bu saati oluşturan parçaların karmaşık yapıları ve onların bir araya getiriliş biçiminden, onun belli bir hareket etkisi yaratmak amacıyla imal edildiği sonucuna varabilirim” diyor. Paley’ e göre, belli bir işi yapmak yani zamanı ölçmek için mükemmel bir şekilde tasarlanmış bu düzeneğin çok akıllı ve yetkin bir tasarımcı ve ustanın elinden çıktığı kolaylıkla görülebilir. İşte bu “usta” ve “tasarımcı” Tanrı’dır. Paley bu yapay ve mekanik kurgulamadan sonra yorumunu doğal yapılara çevirir ve organizmaların bir saatten daha karmaşık ve mükemmel bir tasarıma sahip olduğunu söyler. Yaşam koşullarına mükemmel uyum sağlayacak şekilde yapı ve işlevleri planlanmış bitki ve hayvanların, tıpkı saati var eden saat yapıcısı gibi, “akıllı bir tasarımcısı” olmalıdır. Paley’in hipotezi genel olarak “tasarımdan çıkarılan deliller” diye tanımlanmaktadır.
İşte günümüzde evrim kuramına alternatif bir kuram yarattıkları savında bulunan “Bilinçli Tasarım Yaratılışçıları”, tezlerinde yer alan temel mantık ve kavramları yüzyıllar öncesinde yaşamış bu kişilerden almışlardır.
Yaratılışçıların günümüzdeki durumu
1950’li ve 60’lı yıllar, çok farklı disiplinlerde, 21. yüzyıl biliminin temellerinin atıldığı bir döneme denk gelir. DNA yapısının keşfi sonrası moleküler biyolojide olan atılımlar, elektronik ve malzeme bilimindeki gelişmeler ve uzay çalışmalarındaki başarılar, bilimsel bir devrimin ayak seslerini oluşturuyordu. Uzun vadede insanlığın düşünce dünyasında büyük dönüşümler yapacak bu gelişmeleri sezen o yılların dincileri, yaratılış dogmasının halka sunumunda artık, yeni bir içerik ve propaganda yöntemi ortaya konması gerektiğini anlayıp, harekete geçtiler. Öncelikle Yaratılış dogmasının standart söyleminde yer alan “Adem-Havva”, “kaburgadan kadın yaratma”, “Nuh Tufanı”, “altı günde yaratılış”, “yasak elma”, “yılanın hinliği”, “cennet bahçelerinden kovuluş” gibi kavramlardan sıyrılmış bir söylem geliştirme çabası içine girildi. Bu bağlamda “indirgenemez karmaşıklık”, “yaratılış bilimi”, “özelleşmiş karmaşıklık”, “ani oluşum”, “tasarımdan gelen kanıt” gibi, dinsel çağrışımlar yapmaktan olabildiğince uzak yeni kavramlar üretildi. Hatta iş o kadar ileri gitti ki, artık Tanrı sözü dahi kullanmaktan kaçınılıyor. Bunun yerine “Tasarımcı”, “Doğaüstü Yaratıcı” veya “Akıllı Tasarımcı” gibi nitelemeleri tercih ediyorlar.
Bu nedenle olsa gerek yaratılışçıların son dönem starlarından ve aynı zamanda “indirgenemez karmaşıklık” kavramının isim babası olan Michael Behe, yazı ve konuşmalarında dünyanın yaşı, Nuh Tufanı, Adem-Havva gibi dinsel söylemlerden özenle kaçınmaktadır. Derdini bazı hücresel sistemlerden dem vurarak anlatmaya çalışır. Ona göre bazı biyolojik sistemler, o kadar karmaşık bir bütünsellik içinde işlev görür ki, kendisini meydana getiren elemanlardan bir tekinin dahi devreden çıkması ya da bozulması, sistemi iş göremez hale getirecektir. Ona göre sistemin bu kaçınılmaz özelliği, onun bir tasarım ürünü olduğunu ispatlamaktadır. Neden? Çünkü sistemin bu çalışma düzeni onun, indirgenemez karmaşıklıkta olmasından kaynaklanmaktadır. Yani burada da Paley’in saatindeki bir çarkın çıkması ile saatin artık zamanı gösteremeyeceğine benzer bir mantık yürütülmektedir. Buna ilaveten Behe, böyle bir sistemin zaman içinde kademe kademe parça eklenmesi ile oluşmayacağını da söylemektedir. Yani her şey baştan beri orada olmalıdır.
Behe’nin genellikle kullandığı örnek bakterinin hareket organı olan kamçıdır. Araştırmacılar Behe’nin iddialarını çok kolaylıkla çürütmüşlerdir. Bunları kısaca sizlerle de paylaşmak isterim.
İndirgenebilir karmaşıklığa (!) örnekler
Bakterinin kamçısı onlarca farklı proteinden oluşan bir moleküler motordur. Kamçı burada hareketi sağlayan bir pervane görevindedir. Bu pervane bazı bakterilerde saatin çalışma yönü ya da tersi doğrultuda dönerek hareketi sağlar. Bakterilerde kamçı protein genlerinde yapılan mutasyon çalışmaları ile sisteme ait belli genlerde meydana getirilen bazı bozuklukların, kamçının çalışmasını durdurmadığı, ama bakterinin, kamçının sola ya da sağa dönüş yönünü düzgün ayarlayamadığı görülmüştür. Yani bu mutant bakterilerde kamçı iş görmekte ama organizma kendisinden çok etkin bir şekilde yararlanamamaktadır.
Aynı konuyu Paley’in sevdiği göz örneği üzerinden irdelemek de mümkün. Bilindiği gibi insanın önemli organlarından biri olan gözde, renk ayrımında iş gören ışık algılayıcı protein moleküllerinin genlerinde meydana gelen bir mutasyon nedeniyle, renk körlüğü olarak bilinen bir durum oluşur. Fakat bu mutasyondan dolayı, yaratılışçıların iddia ettiği gibi, kişilerin görme işlevleri son bulmaz, sadece çevrelerindeki kırmızı veya yeşil renkleri algılayamazlar. Burada sormak gerekiyor; hani o kadar mükemmel bir tasarım olan göz, tek bir parçası dahi zaafa uğrasa işlevini yerine getiremezdi? Hatta bu konuda çok ilginç bir durum daha bulunmaktadır. İnsan ve Yeni Dünya Maymunlarının gözlerinde mavi, yeşil ve kırmızı renkleri algılayacak üç ayrı tip alıcı molekül bulunur. Fakat yaklaşık otuz milyon yıl önce Yeni Dünya Maymunları ile yollarını ayırıp, evrimleşen Eski Dünya Maymunlarının gözlerinde ise üç yerine sadece iki alıcı molekül bulunur. İşte hem doğal hem de yapay yollardan oluşmuş ve birindeki bir parçayı diğerinin içermediği iki göz var ortada. Her ikisi de işini gayet iyi yapıyor… Görüldüğü gibi bilinçli tasarımcıların kendi verdikleri örnek dahi kendi tezlerini çürütmek için yardımcı olmaktadır.
Yaratılışçıların son yıllarda sarıldığı “indirgenemez karmaşıklık” olgusunun dahi iler-tutar yanının olmadığı görülüyor. Gözler görüyor, kamcılar çalışıyor. Hani, “kamçıyı oluşturan moleküler parçaların tek bir tanesi bile olmasa, ya da kusurlu olsa, kamçı çalışmaz ve dolayısıyla bakteriye hiçbir faydası olmaz”dı. İşte sistemler çalışıyor, yani yaratılışçı söyleme göre sistem “indirgenebilir bir karmaşıklığa” sahiptir.
Biyolojik gerçeklerle çelişen bu “indirgenemez karmaşıklık” önermesi diğer bir irdelemeyle de kolaylıkla çürütülebilmektedir. Yine kamçı konusuna dönersek ve yaratılışçıların akıllı tasarım ürünü mükemmel sistemleriyle aynı anda varolup, aynı işi yapan diğer sistemler için ne denilebilir? Örneğin, bakterilerden daha yüksek bir hücresel organizasyona sahip, ama bakteriler gibi tek hücreli olan bazı protozoonlar hareket etmek için farklı bir kamçı kullanırlar. Örneğin bunlarda kamçının hücreye bağlandığı kök bölgesinde, bakterilerdeki gibi bir motor yapı bulunmaz. Diğer bir ifade ile kamçı hareketi daha az karmaşık (indirgenmiş!) bir sistem ile yerine getirilmektedir. Şayet bakterideki kamçı “akıllı” bir tasarımcının “indirgenemez” karmaşıklıkta bir eseri ise, böyle motoru bulunmayan bir kamçıya ne gerek vardır ya da bunun tasarımcısı kimdir diye sormak gerekiyor? Açıkça görüldüğü gibi yaratılışçı hipotezlerin, bırakın tüm biyolojik çeşitliliği kapsayacak bir açıklama getirmeyi, kendi verdikleri örneklerdeki çalışma düzenini dahi açıklayacak gücü yoktur.
İnsandaki tasarım hataları
Bilebildiğimiz birçok canlı, biyolojik açıdan “berbat tasarım” örneği olarak kabul edilebilecek özelliklere sahiptir. Çünkü doğa yaratılışçının saat imalatçısı gibi çalışmadığı için, "bir şey ya akıllı tasarım ürünüdür ya da hiçtir" mantığı burada işlemez. Evrimsel gelişim eldeki malzemenin olabildiğince iyi kullanılması esasına dayanır. Tak-çıkar, yap-boz, eldekini yeni bir işlev için kullanma, yeni bir işlev kazanmak için o işle ilgisi bulunmayan iki şeyi bir araya getirip deneme vs. evrimin temel çalışma tarzıdır. Doğada “ol dedim oldu” yöntemi çalışmaz.
Kutsal kitaplara göre insan, melekten de üstün tutulmuş kutsal bir varlıktır. Tanrı’nın suretinde yaratılmıştır. Diğer tüm canlılar ona fayda sağlamak üzere var edilmiştir. Şeytan rahat mekanından ona secde etmedi diye kovulmuştur. Tüm bunlardan sonra insanın hiç olmazsa biyolojik açıdan yetkin bir varlık olması beklenmez miydi?. Ama ne gezer… Tıp bilimi insanın bedensel ve ruhsal eksikliklerini onarmak için çırpınıyor. Birer insan olarak hepimiz bunun doğrudan tanığıyız.
Toplumun önemli bir bölümünde burun kemiği doğuştan eğri. Bunun yol açtığı bir sürü sorun var. Başta nefes almak gibi çok önemli bir işlevimizi kötü etkiliyor. Ne gece rahat bir uyku, ne enerji dolu bir yaşam.
İnsan dişlerinden çektiğini, çok az şeyden çekmiştir. Çürükler, diş eti hastalıkları, çıkmayan yirmi yaş dişleri, kanal tedavisi, protezler, kalp romatizmasına kadar giden dertler. Oysa köpekbalıklarının dişleri her sene yenileniyor. Şu hayvana bahşedilen güzelim tasarım, biz sevgili kullara da bağışlanamaz mıydı?
Geçenlerde sevgili Ender Helvacıoğlu Chris Colby ve Loren Pethrich tarafından hazırlanmış bir makale gönderdi. Doğadaki kötü tasarımların ele alındığı yazıda verilen bir örnek dikkatimi çekti. Yazarlar orta yaş ve üzeri erkelerin baş dertlerinden biri olan prostata değinmişler. Bilindiği gibi prostat adlı verilen bez, erkek üreme sisteminin önemli bir parçasıdır. İdrar borusu bu bezin içinden geçer. Prostat enfeksiyona ve ileriki yaşlarda kanserleşmeye yatkın bir yapıya sahip olduğundan, bunda bir sorun meydana geldiğinde bez genişleyip, idrar borusunu sıkıştırmaktadır. Sonuç olarak idrarı rahat bir şekilde yapamama gibi çok sıkıntılı bir durum ortaya çıkmaktadır. Yazarlar haklı olarak, idrar borusunu, böyle genişleme eğilimi olan bir yapının içinden geçirmedeki “akıllı tasarımı” sorguluyorlar. Hadi diyelim oradan geçmesi gerekti, buraya ezilmeye daha dirençli bir idrar borusu konamaz mıydı?
Karmaşıklık ilahi tasarıma uygun mu?
Bir biyolog olarak bugüne kadar yüzlerce biyolojik sistemi inceledim. Birçoğunda varolan aşırı karmaşıklık ve ayrıntı, sorun yaşanmasında baş etmen gibi gözüküyor. Sistemdeki ayrıntı, daha çok, sistemin çalışması ile ilgili olup, sistemdeki sorunların etkili çözümüne yönelik olmadığından, doğduğumuz andan itibaren hastalıklardan başımızı kaldıramıyoruz. Şimdikinden daha başarılı bir bağışıklık sistemi ve genetik bozuklukları tamir mekanizmamız olsaydı, kanser başta olmak üzere birçok hastalığa direnmemiz daha kolay olacaktı.
Yaratılış dogmasında olan işlere farklı bir bakış açısından bakıldığında, biyolojik sistemlerde yer alan moleküler düzeydeki bu kadar ayrıntının, “ilahi ya da akıllı tasarım” olgusuna pek uygun olmadığını düşünüyorum. Doğaüstü güçlerle bir şey yapabilme yetisine sahip bir yaratıcı, çok daha basit, hatası az, tamiri kolay, yüksek etkinlikte ürünler meydana getirebilirdi. Yani bir mucize olabilirdi. Fakat bu mucizeleri gerçek hayatta ne yazık ki göremiyoruz.
Evrim, eldeki mevcut malzemeyi, mevcut koşullar içinde kullanıp, organizmanın hayatta kalması yönünde çalıştığı için canlılarda, tarihin biyoloji çöplüğünden kalma birçok yapıyı görmek olasıdır. Örneğin balina avcılarının yakaladıkları kimi balinalarda gözlemledikleri arka extremite (ayak) kalıntılarının sırrı ancak moleküler çalışmalar ile anlaşılabilmiştir. Şöyle ki, moleküler sınıflandırma çalışmaları suda yaşadığı halde balinaların en yakın akrabasının bir balık değil su aygırı olduğunu ortaya koymuştur. Balinaların bedeninde yer alıp da artık kullanılmayan arka ayak kalıntılarının nedeni bir tasarım hatası değil, onun önce karada yaşayıp daha sonra denize dönen bir memeli olmasındandı.
İnançtan bilim olur mu?
Sözün özüne gelinirse yaratılışçılar artık insanları teolojik ve metafizik dogmalarla ikna etme olanakları kalmadığından çıkış yollarını bilime bağladılar. Bu nedenle “yaratılış bilimi” diye, dinsel olguları örtülü bir şekilde içeren, sahte bir bilim yaratma çabasına girdiler. Bilim dünyasında kendilerine yer açmak için hoyratça sağa-sola saldırıyorlar. Tezlerinin tutulacak bir yanı olmadığı için yaratılışçılar kendilerini, en zayıf savunma yöntemi olan, karşıtları ile ifade yolunu seçiyorlar. Darwin’i ve evrim kuramını ortadan kaldırarak insan bilincinde boşluk yaratma çabasındalar. Böylece oraya kendilerinin yerleşebileceklerine inanıyorlar. Bu yolla bilimsel bir kuram ortaya koymaları olanaksız. Şayet bir mücadele içinde iseniz hareketinizin ana eksenine öncelikle kendi tezinizi koymalısınız. Her şeyden önce onun sağlam ve inandırıcı olması gerek. Mücadelenizin merkezinde karşıtlarınızın karalanması oturuyorsa uzun vadede oradan bir yere varmanın olanağı yok. Bilimin çok güçlü ve tutarlı bir özeleştiri sistemi vardır ve bu işi, yaratılışçıların paralı, göz boyamalı kampanyalarına gereksinim duymadan zaten yapıyor. Bilimsel bilgi, bilimsel yönteme dayanır. Hipotezlerini, gözlem ve deneyle desteklemezsen, mantıksal sınamadan geçirmezsen, onu bilimsel kuram ya da yasa düzeyine çıkaramazsın.
Bilimsel eleştiri sisteminin gücünü düşündüğümde aklıma hep Charles Darwin ve kuzeni Francis Darwin gelir. Darwin’in, belki de en az biyolojik evrim kuramı kadar (kimilerine göre daha çok) sevip, savunduğu “Pangenesis” kuramının, Francis Darwin tarafından yapılan bir seri deney sonucu bilim tarihinin çöplüğüne gönderilişi bilim tarihinin ilginç öykülerindendir. Bilim öyle ciddi ve tutarlı bir etkinliktir ki, dünya çapında bir üne sahip olduğu bir dönemde dahi, zavallı Darwin’i kuzeninin gazabından koruyamamıştır.
Sevgili dostlar, bilimin açıklayamadığını, hiçbir şey açıklayamaz. Bugüne kadar bu hep böyle olmuştur. İnsanlığa safsatadan, falcıdan, büyücüden, muskacıdan vb. fayda yok. Her insan her istediğine inanmakta serbesttir. Bu en azından onun insani, hukuki ve ahlaki bir hakkıdır. Fakat hiç kimsenin inancını bilim diye yutturmaya hakkı yoktur. Çünkü akıl ve bilim dışındaki çözümlerin gözyaşı, sömürü ve acı getirdiği deneyimlerle sabittir. Toplumu bilim ve akıldışına karşı koruma görevi ilk aşamada bilimcilere aittir.
Birkaç ay sonra yaratılışçıların, yaratılış dogmasının evrim kuramıyla eşit sürelerde orta dereceli okullarda okutulması için, Milli Eğitim Bakanlığı düzeyinde girişimde bulunacağından söz ediliyor. Din tüccarları, inanç sömürücüleri kapımızın eşiğinde bekliyor. Evimizi korumamız gerek.
Prof. Dr. Haluk Ertan
http://www.evrim-teorisi.org//index.php?option=com_content&task=view&id=87&Itemid=1
spartan-troy
27-08-2007, 11:30
Bilebildiğimiz birçok canlı, biyolojik açıdan “berbat tasarım” örneği olarak kabul edilebilecek özelliklere sahiptir. Kendimizden örnek verelim: İnsan dişlerinden çektiğini, çok az şeyden çekmiştir. Oysa köpekbalıklarının dişleri her sene yenileniyor. Şu hayvana bahşedilen güzelim tasarım, biz sevgili kullara da bağışlanamaz mıydı? Tıp bilimi insanın bedensel ve ruhsal eksikliklerini onarmak için çırpınıyor. Doğaüstü güçlere sahip bir yaratıcı, çok daha basit, hatası az, tamiri kolay, yüksek etkinlikte ürünler meydana getiremez miydi!
:D *:D *:D
dilaver bu adam profluk belgesini marketten mi almış
spartan-troy
27-08-2007, 11:56
sen şimdi bu işkembeciye inanıyon mu dilaver doğru soyle...köpek balığınla insanı karşılaştırıyor ve o bile bizden daha akıllı tasarım diyebilen bir adamın yazısına inanıyor musun sen...laa cheetah da bizden daha hızlı kosuyor...ona bakarsan...güldürme beni dilaver...evrim diye yazdıgınız seyler paso yalan zırva şeyler...biraz tarafsız bakın olaylara....
Tanıdığım tek "işkembeci" bu sitede sensin spartan. Her konuya maydanoz olma huyundan vazgeç artık.
Siz değil misiniz hücrelerde,gözde, insan elinde "yaratıcının" muhteşem dizaynınından dem vuran ? Yazı tasaraım olarak hiç de mükemmel olmadığımızı anlatıyor. Dersen ki ben-biz
mükemmel tasarım argümanını kabul etmiyorum zaten o zaman yazının muhattabı da sen değilsindir.
Sağdan soldan devşirme alıntı ve çalıntılarla millete laf yetiştirmeyi bırak artık. Gerçekten bildiğin
konularda yazı yazmayı dene. Biz de spartan ne demiş diye merak edelim,okuyalım öğrenelim.
spartan-troy
27-08-2007, 12:05
frodo tamam ya sizinle evrim mevrim konusulmaz..
bu sitede bir kere daha evrim yazısı yazmıcam
sagdan soldan bilgi getiriyor musun
siz kendiniz mi yazıyorsunuz evrim yazılarınızı
hadi evrim konusunu kapatıyorum.
sagdan soldan mış,neyse hadi bu konu kapanmıştır.
spartan-troy
27-08-2007, 12:06
dilaver ustteki yazıyı kendisi yazdı dimi frodo
ilk önce kendinize batırın iğneyi.
altına bak küçük.... Dilaver ben yazdım mı demiş ? Ama böyle diyen birilirini (başkasının
yazılarını ben yazdım diyen birilerini) ikimiz de hatırlıyoruz değil mi ?
spartan-troy
27-08-2007, 12:13
frodo şerefsizim evrimle ile ilgili bir yazı konusunda altında imzam varsa
ben yazarsam altıma imzamı koyarım...tek haklı oldugun konu; proteinlerde olasılık konusuydu...baska da yok zaten...ben yazarsam altına adımı yazarım...o halde sorun nedir frodo...tabi ki sağdan soldan alıcaz...bunda abes olan ne...kendimde yazıyorum...yazmıyor muyum hiç...bilgisiz değiliz cok sukur...ama dilaver kardeş...hemen bir yazı getiriyor benimkisine işkembe diyor kendkisine doğru diyor...nedir bu? cok doğru sey mi yapıyor dilaver...benim derdim evrim yok mok diye hava atmak değil,sadece eksikleri göstermek hepsi bu...ama dilaver...seninle tartıstıgım icin site sakinlerinden ozur diliyorum diyor...desin frodo ben ne kaybederim ki...hiç bir şey...
Akıllı tasarım bilimsel değildir. Bilimsellik nasıl olur bunu göstermek için bir çeviri yaparak "BİLİMSEL YÖNTEM" başlığı ile astım. Ancak her zamanki gördüğüm haliyle spartan-troy metni hiç okumadan hemen bir ileti ile standart yadsımasını ortaya koymuş. Şöyle diyor:
"burlap kardes,akıllı tasarım ayrı bir denklem....evrim ayrı bir denklem....
ikisi birbirine eşit değil....evrimle tum denklemleri cozemezsiniz.... "
sapartan-troy'un ne kadar doğru söylediğinin farkında olduğunu sanmıyorum. Akıllı tasarımla evrim gerçekten çok farklılar. Zira evrim bilimseldir. Evrimin çeşitli çürütmeler için akıllı tasarıma ihitacı yoktur. Çünkü evrim kapsamında ortaya atılan her yeni tez, her bilimsel tezde olduğu gibi acımasızca test edilir ve çürütülen çok şey çıkar. Bunu anlamak için bilimsel yöntemin ne olduğunu bilmek gerekir.
Elbette akıllı tasarımla evrim birbirine eşit olamaz. Çünkü akıllı tasarım bilimsel değildir, Amerikalı "YARATILIŞÇILAR"ın ABD mahkemelerinde reddedildikçe ortaya çıkardıkları kılıf değiştirmiş yaratıcılıktır. İşin özü, (evrimin yanlışlığını kanıtlamaya çalışmak dışında) doğadaki ilginç olayları gösterip, bunların kendi kendine olamayacağını aktarmaktır. Tabi, arkasından gelen soru, kendiliğinden olamayacağına göre bu işi kimin yaptığıdır. ABD'li yaratılışçılar buna "TANRI" diye yanıt verirlerse yine reddedileceklerini anladıkları için "AKILLI TASARIMCI" olarak adlandırdılar. Ama aslında ima ettikleri HIRİSTİYANLARIN ÜÇLÜ TANRISIdır. * *Ülkemizdeki HY tipi akıllı tasarımcılar da bu öğretilerden beslenmekteler.
Akıllı tasarım neden bilim dışıdır? Çünkü somut bir şey önermemektedir, zaten kapsam olarak bilim dışıdır. "Test edilemeyen kuramlar, örneğin gözlemlenebilir sonuçları olmayan (özellikleri kendisini gözlemlenemez yapan partiküller gibi) kuramların bilimsel niteliği yoktur." (Bilimsel Yöntem çevirisinden alıntı). Dolayısıyla akıllı tasarımla ilgili bütün dünyada tek akademik çalışma, yayın da yoktur.
Evrimle tüm denklemler elbette çözülmez. Ama evrimle gittikçe daha fazla bu dünyayı anlıyoruz. Bilim, insanın bilgi edinme sürecidir. Bu süreç hiç durmaz. İçinde bulunduğumuz doğayı her geçen gün daha iyi görüyor, biliyor ve anlıyoruz. Doğayı bilip ona egemen oldukça, ilk insanın yıldırımdan korkup ona biat etme şaşkınlığından ve benzerlerinden de kurtuluyoruz.
--------------------------------------------------------------
* Bütün bunlar ve akıllı tasarımcıların bazı savları ile bu savların incelenmesi "Kendini Açıklamaya Cesaret Edemeyen İman" adlı çeviride "Tercüme Çalışmaları" başlığında var. Makalenin son kısmını henüz çevirememiştim. Bu arada site "hack"lenmiş ve ilk yazı kaybolmuştu. Sıralamasını değiştirip düzgün hale getirip çeviriyi tamamlayacağım. O makale, James Coyn tarafından yazılmış ciddi bir referanstır.
spartan-troy
27-08-2007, 14:20
:D *:D
burlap bir şeyin farkında değilsin...evrim her detaya cevap vermez...
evrim her bilim dalına cevap vermez...o yüzden akıllı tasarım kelimesini bırakında işinize bakın...evrimi ispat edince Allah yok mu olucak yani..şaşarım aklınıza; cok bilimsel oldunuz massallah....siz canlılığın tarihçesinle uğraşıcaksınız..sizin işiniz bu...Allah yok felan masalları sizin işiniz değil....evrim atomun içindeki kuarslarla ilgilenmez...evrim parelel evrenlerle ilgilenmez...evrim sadece hayatın oluşum süreciyle ilgilenir...o yüzden çalıştığınız kapsamı iyi bilmeniz gerekiyor...kapsam dışına çıkarsanız,o zaman evrim haddini aşmış olur.
spartan-troy
27-08-2007, 14:30
ha unutmadan söyliyim burlap,,,,akıllı tasarım kelimesini kullanmayalım akılsız tasarım kelimesini kullanalım okey....akılsız tasarım güneş,akılsız tasarım ay,akılsız tasarım insan..
ama insan ondan da akılsız,,cunku bir insan yaratamıyor..o zaman insan tastamam gerizekalı;
kedi uzanamadığı ciğere pist dermiş...sizin haliniz aynı bu...bilim felan yapmıyorsunuz siz...hazemediğiniz gerçeklere çamur atıyorsunuz...cunku insanı gerizekalı yapıyorsunuz.
spartan-troy, siz ne dediğinizin farkında değilsiniz. Sırf yanıt olsun diye yanıt varmekle hiç bir yere gelinmez. Gene yazıyı okumadan hemen bir şey yazmışsınız. Evrimin her detaya cevap vermediği kesindir. Ben de yazımda bunu söylemiştim. Evrim elbette her bilim dalına yanıt vermez. Çünkü kendisi biyoloji bilim dalının çok büyük bir kısmını oluşturur. Konu evrim dışı konular değil ki. Bir bilim olarak evrimden bahsediyoruz. Allah'ın varlığı yokluğu da bilimi ilgilendirmez. Çünkü Allah bilim dışıdır. "Test edilemeyen kuramlar, örneğin gözlemlenebilir sonuçları olmayan (özellikleri kendisini gözlemlenemez yapan partiküller gibi) kuramların bilimsel niteliği yoktur." Sizin gülücükler yerleştirerek, masallardan bahsederek ve anlamaz görünüp işi başka mecraya sokmak istemeniz de bir sonuca varmaz.
"Akıllı tasarım" sözünü söyleyenler sizin gibi yaratılışçılar. Hristiyanların üçlü tanrısının öğretilerini pazarlamayı Müslümanlık içinde sürdürmek meselesinde kalmışsınız.
thunderpoint
27-08-2007, 15:42
Sevgili Burlap,
Bence boşa nefes tüketiyorsun! Muhattabın, ne yazdıklarını anlayabilecek ne de bunlara cevap verebilecek kapasitede biri...
Bir sömürü sitesinde, sıradan oynaklara oynadığı "biyoloji tahsil ettim" oyununu burada da oynayıp aklınca tatminkar cevaplar veriyor. Belli ki hiç bir işi gücü yok bu günlerde. Başka siteler de buna seviyesiz geliyor. Bu sebeple gelip burada 'cihad' takılıyor...
Sevgiler...
spartan-troy
27-08-2007, 17:11
burlap hakkaten sen beni hiç anlamıyorsun...ben akıllı tasarıma bilimsel dediğimi gördün mü hiç..ben islamiyete bilimsel diyor muyum....ben evrene bakarak Allaha ulasıyorum...bu benim inancım kardesım...ben evreni yorumluyorum...
burlap cok komik olan bir sey daha var...biyolojide evrim sadece ekoloji ve populasyonda geçiyor...fotosentezi evrimle acıklayamazsın sayın burlap...ben biyoloji okudum ve hiç senin dedigin gibi biyolojinin her konusunda evrim diyen biç bir hocayı görmedim.egolarınızı tatmin etmek için bilime hakaret ediyorsunuz farkında olmadan...
bana kursları acıklayamayan evrim lazım değil,evrim canlının tarihcesinle ilgilenir,başka da hiç bir alana cevap vermez evrim...yani kısır bir alana sahiptir...o alanda da net cevapları zaten 100 de 100 bulamıyor.o yüzden evrim akıllı tasarım yani Allahın varlıgını ve birliğini red edemez..cunku onun ne işi ve ne görevi,bu konuda net bir cevap vermeye hakkı yok...o yüzden bırakın su akıllı tasarım işlerini de evrimle bilim yapın...akıllı tasarım ayrı evrim ayrı..evrime bilimsel diyorsunuz...(ben red ediyorum bu cumleyi) evrim benim için zırva bir propaganda ürünüdür....bunu söylemektede cok özgürüm.
O yüzden ben her soruyu evrime sormam.Bilim bana yeterde artar bile,evrime ihtiyacım yok.bana ne canlının tarihcesinden.Bilmek zorunda değilim.
o yüzden akıllı tasarım kelimesini yok etmek için evrimle ilgilenilmez
o yüzden bu haldesiniz zaten.
bunlar benim düşüncelerim.
cunku evren komplex tir...ve usta bir teoristyenin eseridir.
paul dirac; tanrı bu evreni müthiş bir geometri kullanarak yaratmıştır.
spartan-troy
27-08-2007, 17:15
thunderpoint cık bir dısarı bak gokyuzune sence bunlar evrimin eseri mi?
asıl siz anlamıyorsunuz beni...ben akıllı tasarıma bilim demem...o benim inancım
ama ne yazık ki siz
akıllı tasarım diyenlere fit oluyorsunuz...tamam oyleyse berbat tasarım
insan berbat bir tasarımdır...buyrun o zaman,kabul ediyorsanız sorun yok
spartacus
27-08-2007, 18:00
Akıllı Tasarım konusunda temel önermeye(tasarım) tarihsel değini temelinde bende fikirlerimi yazmıştım ki aniden çıkmak zorunda kaldım. Kopyada alamadım... Yinede özet geçmek gerekirse;
Akıllı tasarım ın içeriğinden çok önce Kabul noktasına-metod- bakalım. Her şeyden evvel var olan her şeyin bir tasarım olduğu ön kabulu sağlandığı sürece teorik kurgu gerçekleştirilebilmektedir. Bu tür kişinin ön kabulune dayalı teroilerde bilimsel bir metod aramak zaten mümkün değildir.
.......
Akıllı Tasarım ile Yaratım arasında çelişki vardır.
.....
Asıl özne ise her şeyin ancak bir tasarı olduğu ve tasarlayanın olması gerektiği çelişkisidir. Bu bir ön koşuldur ve önsel(öznel) yargılara ihtiyaç duyar. Nesnel koşullar dahilinde, ilişkisel doğallık içerisinde Var olan hiç bir şeyin tasarlanmaya ihtiyacı yoktur, çünkü tasarı iradi bir şey iken doğada ki maddeler arası ilişki, kuvvetler ve buradan açığa çıkan değişimler yada dönüşümlerin tasarlanmaya yada tasarlı olmasına gerek yoktur, kaldı ki bu kuvvetler ve ilişkiler öznel değil(iradi), nesneldir bu bakımdan hem sarmal olarak işler, hem güncel ve gözlemlenebilir hemde fizik kuralları çerçevesinde ifade edilebilirdir. Doğaldır.
Oysa Akıllı tasarım kuramı tamamen özneldir, mesala peri Bacalarının oluşumunun anlatımında bu gün Coğrafya bilimi yanılmaktadır, peri bacaları hepsi önceden tasarlanmaış ve tasarlayan onların öyle olmasını sağlamıştır yada işçilik devam etmektedir.... Oysa peri bacalarında ki değişimler bu gün de gözlemlenebilirdir. O halde ya tasarlayan durmaksızın iradi bir şekilde revize etmekte yada ortada tasarlanmaya gerek duyulmayacak etmenler vardır. Buna nensel alnda kuvvetler denebilir. Ve fizik gözlemlenebilir alanda ki doğal değişimleri, reaksiyonları, dönüşümleri... vs... bu fizik kuralları temelinde ve ayrıca etki-tepki prensibi dahilinde açıklar iken, Akıllı tasarım her şey tasarlanmıştır ön kabulünden başka hiç bir şeye dayanamamakta ve bu da tamamen öznel(subjektif) bir temel olmakta, kuram bu iskelet üzerine yerleştirilmektedir. Konu nesnel olduğunda temelin öznel olması anlamsızdır.
....
Kısaca doğal yani nesnel, iradi olmayanın ne tasarlanmaya nede tasarlanmamaya gereksinimi yoktur, böyle bir gereksinim yüklemek, insanların öznel yani düşünsel sorunudur.
....
Bilhassa Kenan Ateş'in Akıllı tasarım'ın arakasındaki ABD menşeili ve çalışma şekilleri üzerine özetde olsa araştırmaları vardır, bazı bilim dergilerinde yayınlanmıştır. Bu inak Avrupada tutmamış, Türkiyede ise yeşil dolarlar ve finansman ile Toplumun inancına göre uyarlayarak, zaten hazır kitle(temeldeki ÖN KABUL) yerleşmesi sağlanmıştır. Akıllı Tasarımı ciddiye almak için, her şeyin bir tasarım olduğunu öncelikle kabul etmeniz gerekir. Buda yine akıl yürütmeler(nesnel hiç bir şey yok elde) ve mantıksal önermeler ile(yine öznel) inandırma temelinde sağlanabilir...
ozgur_beyin
27-08-2007, 18:33
Sevgili spartacus, yazını okuyunca bir fıkra geldi aklıma.
iki *eski arkadaş birbirleinden kopmuşlar. on -onbeş yıl sonra tesadüfen karşılaşmışlar. gitmişler bir restorana
eski anılardan konuşmaya başlamışlar.
birisi demişki
- ya senin bir kızın vardı. büyüdümü?
-büyüdü amcası. benim kız liseden sonra okumadı. ama maaşallahı var. benim kız çok zeki çıktı. liseden sonra,
büyük bir şirkette pazarlamacı olan birisiyle karşılaştı. onunla beraber bir müddet çalıştı. sonra benim kızım çalışkanlığı sayesinde o çocuğun müdürünün dikkatini çekti. ve ilerlemesi durmadı. şu an firmanın genel müdürüyle
çalışıyor, altında bir porşe'si havuzlu bir villası bolcada parası var. dünyayı dolaşıyor genel müdürle...
arkadaşı bunları anlatırken, öteki iyice mahzunlaşır. bu sefer o sorar
- yahu seninde benim kızın yaşında bir kızın vardı, sahi ne oldu?
- Vallahi benim kızda ****** oldu ama, ben senin kadar, cafcaflı anlatamıyorum.
bu yüzden bazıları paraları ,bilgileri az olduğu için H.Y. gibi CAfcaflı anlatamıyorlar.
yahu özgür beyin tam rakı muhabbetinin adamısın, insan seninle oturunca herhalde muhabbetin koyulugundan eve ancak küfeyle dönebilir. *:lol:
* *saygılarımla
Sevgili spartacus, çok güzel yazmışsın başka açıdan, yani tasarım tarafından, vurgulamışsın. Ama vurguladıkların spartan-troy'un biyolog tarafına gelmiyor. Yani nesnel ve öznel şeyler biyoloji kapsamında mı acaba? Sana ne yanıt verceğini merak ediyorum. Sanırım benim gibi sen de boşa kendini yormuş olacaksın. Ama neyse, hiç olmazsa ben bir şeyler öğrendim.
spartan-troy
27-08-2007, 19:57
burlap bosa yormak ne demek
bir şeyi kabul etmemek bosa cabalamakmıdır.
evrim her şeye cevap vermez,bunu istediğiniz kozmik hadiseye uygulaya
bilirsiniz.
hadi gorusuruz
bir sure yokum...
aynı şeyleri yazarak zaman kaybetmek istemiyorum
benim davam benim,sizin davanız sizin.
gorusuruz
spartacus
27-08-2007, 21:09
Sevgili Özgür_Beyin, fıkra için teşekkür, eğer benim yazdıklarım aklına bu fıkrayı getirebildi ise : ) demek ki kötü sayılmaz. :)
Sevgili Burlap Hocam
Aslında ilk yazdığım yazı çok daha derli toplu idi, ama olmadı, Odamdan içeri birileri girince şırak kapatmak zorunda kaldım... Fırsat buldukça şu öznellik üzerine yazmaya çalışacağım, ama derli toplu olması lazım, pata küte olmuyor.
Akıllı Tasarım edebiyat, felsefe alanında daha iyi sonuçlar elde ederek incelenebilir, benim görüşüm hiç bir bilim dalı ile verisel açıdan irdelenemez ve dolayısıyla ABD de olduğu gibi Türkiyedede bilimsel bilgilerin Eğitim kurumlarında tedavülden kaldırılıp yerine(!) Akıllı Tasarım Kurgusunun geçirilmesininde anlamsal mantığı yoktur.
Eğer "bütün kuşlar kanatlıdır o halda kanatlı olan her şey uçar" önermesine bakarsak, bu tamamen mantıksal(subjektif) bir önerme olur, bu söze inanmak da, inanmamak da bilimsel bir metoda göre değerlendirilemez. Dolayısıyla inanıp inanmamak üzerinde kuram oluşturmak, sadece biraz felsefenin, çoğunlukla edebiyatın alanına girebilir.. Ortada var olan her şeyin ancak bir tasarım ürünü olabileceğini kabullendirmek yada kabullenmek, temel özne olmamalıdır. Çünkü sorun kişilerin iradesi(öznel,-düşünsel vs-) temelinde ele alınamaz.
Doğada bir düzen vardır - > O halde bir düzenleyeni vardır(OLMALI).
Doğada her şeyin belirli ölçekte şekli, hareketi ve düzeni(işleyişi) vardır - > O halde bu şekilde bir tasarlayanı vardır (OLMALI)
Bunlar birer önermelerdir ve aslında varsayımsal ön yargılar oluştururlar ve tabi ki bu kuramın temel taşını. Oysa bilimsel metod açısından böyle bir yargı oluşturulamaz, felsefik açıdan oluşturulabilir ancak buradan kuram yada kurgusal şeyler çıkartmak ise işin edebiyat tarafıdır. Felsefik açıdan ise sağlam değildir, çünkü bu tür önermelerde felsefe referans noktalarına göre tanımlar ve mutlaklaştırılamaz.
Akıllı Tasarım, buradaki Akıllı kelimeside karşıtı ile düşünülebilir, felsefik açıdan eğer ortada bir tasarım var ise bu bir akıldır denebilir ama yinede felsefe bize Akılsız Tasarımın nasıl olduğunuda nesnel olarak göstermelidir yada tasarımsızlığın ne olduğunu(böylece teoride kendisi ile çelişir). Bu durumda düzen kavramının düzensizlik kavramı ile ancak referans alınabileceğinide ve tabiki akıl kavramının subjektliğinide görebiliriz. *Ayrıca yine çözümsüz kalan Sıfır(0) noktasıdır, yani tasarlayanın tasarlanmazlığı ilkesi, teorinin bütünselliği ile çelişir ve hiç bir teori yada kuram hitap ettiği kişinin inanıp, inanmamasına sığınamaz, bu durumda bu kuram kendi tutarlılığınıda kaybeder. Felsefik ilkeler yöntemler üzerine oturtulabilirler kişisel kabuller üzerine değil. İşte bu nedenledir ki var olan her şeyin ancak(!) tasarlanmış olacağı ön kabulü(öznel) ile yola çıkmak zorundadır ki buda anlamsızdır. O halde düşünmeye de mantığada gerek yoktur, bundan gerisi edebiyatın işidir ve kulağa hoş gelir, kabul edilebilir şekilde devam etmelidir. İşte bilimsel metodunda bu kurgu için iler tutar bir done bulamamasının en önemli nedenlerinden biriside budur, çünkü bu teoride gözlemlenebilir nesnel koşullar ve fizik kuralları başlı başına anlamsızdır, salt öznellik(edebiyat ve felsefe).
Sevgili Spartacus,
Bundan önceki iletine tam olarak katılıyorum. Ben *bu başlığı sadece bilimsel açıdan yorumluyorum. Çünkü akıllı tasarım hareketi bilimsel olduğu savındadır.
Ancak bu iletini ilk okuyuşta tam anlamadım. Çünkü sonuca gelirken bayağı dolambaçlı yol izlemişsin. Sonuçta buluşuyoruz. Ama felsefe yönünden bakarken tamamen meseleyi karşı taraftan alıp olmazlığını öyle göstermişsin. Dikkatli okumasanm hemen yadsıyacaktım.
Elbette tasarlayanın tasarımsızlığı ilkesi çelişkilidir ve bahsettiğin önermeler ve ulaşılacak kuram tamamen bilim dışıdır. Çünkü soyut şeylerdir. Bilimsel yöntemde bu cins kurgular yoktur. "Gözlemlenebilir nesnel koşullar ve fizik kuralları başlı başına anlamsızdır" deyişine katılmıyorum. Bu cins gözlemlenebilir koşul ve fizik kuralı temeline oturacak bir şey yoktur. Bahsettiklerin sadece soyut kavramlardır.
Ancak öznellik üzerine fikirlerini bekliyorum. Çünkü nesnellik bilimselliğin ana ölçütlerinden belki de ilki. Ama küreselcilikten çıkarı olan finans sahibi varsılların bize dayattığı bu küresel dünyada öznellik bir silah olarak kullanılıyor.
Bu felsefe tartışman çok hoş oldu, sağol.
spartacus
28-08-2007, 00:09
Sevgili Burlap;
Yine aceleden,
"Gözlemlenebilir nesnel koşullar ve fizik kuralları başlı başına anlamsızdır" Bu sözüm;
"İşte bilimsel metodunda bu kurgu için iler tutar bir done bulamamasının en önemli nedenlerinden biriside budur, çünkü bu teoride gözlemlenebilir nesnel koşullar ve fizik kuralları başlı başına anlamsızdır, salt öznellik(edebiyat ve felsefe)."
Böyle ifade buldu ama aslında demek istediğime, zaten katılmadığını belirtirken aslında net açıklamışsında.
"Gözlemlenebilir nesnel koşullar ve fizik kuralları başlı başına anlamsızdır" deyişine katılmıyorum.Bu cins gözlemlenebilir koşul ve fizik kuralı temeline oturacak bir şey yoktur. Bahsettiklerin sadece soyut kavramlardır.
Fizik kuralı temeline Oturtamadığınız sürece somut açıdan eleştiremezsinizde, karşı görüş açısından önemsiz-anlamsız olur, oysa bilimsel eleştiri somuttur ve biliminsanlarını en çok zorlayanda bu ve inançsal yanıdır.
Soyut - > Öznel. (Öznel, Kurgusal - > Felsefik)
anaardev
28-08-2007, 00:10
sevgili dilaver:
yazın öyle uzunduki okuyamadım neyazıkk ki....muhakkak ki kurulacak çok cümle var ama yazıları kısaca özetlerseniz ben ve belki varsa benim gibi kısıtlı zamanı olan arkadaşlar da bilgilerinizden mahrum kalmayız......
saygılar......
bi arkadaşımız yukarıda yaratılışçıların mükemmel dizayn argümanını eleştirmiş ve hiçbir şeyin düzenli olmadığını söylemiştir. elbette ki bu bir inanç meselesidir ve insanlar bu inançlarına göre olayları değerlendirirler. yalnız bunu yaparken de yanlışlıkla tarafsız olduklarını iddia ederler. işte tarafsız düşündüğünü zanneden bir arkadaşımız da yaşamın düzensizliğinden yana görüş bildirmiş. şunu özellikle arkadaşımın düşünmesini isterim. ilk önce kafandaki tüm düşünceleri, fikirleri ve ideolojileri bir anlığına unut ve kafanı temizle. daha sonra kendi bedenin üzerinde düşünmeye başla. kulaklarını, gözlerini, burnunu..vb. vucut organlarını düşün. bunların bedenindeki yerlerini müşahede et ve başka bir yere bunları koyup koyamayacağını düşün. daha sonra yine düşünmeye devam et. bilgisayardaki yazılarını nasıl yazdığını ve bu yazdıklarının nasıl anlamlı olabildiğini; zaten bunların anlamlı olabilmesinin yazıdaki düzenle alakalı olduğunu untma. düşünmeye devam et. hücrelerine kadar in. hücrenin içindeki hararetli koşuşturmaların seni yaşatmak için olduğunu ve seni düşünen hücrelerin olmasının seni ne kadar mutlu ettiğini...mitekondriyi uzaktan seyret ne kadar da mükemmel çalıştığını bir fabrikadan farksız olduğunu (fabrika bir düzene göre işler)...akciğerlerine, kalbinin çalışmasına, böbreklerine hakeza bütün organlarına ve daha neye bamak istersen onlara bakıpyaşamın ne kadar da düzenli işlediğini gör. işte gözünü kapatıp etrafına bakan fakat her tarafı kendisine karanlık eden arkadaşım tüm bakışları belirleyen fikirlerdir, ideolojilerdir. eğer bunlardan kurtulamazsan çevreni hep düzensiz görür, hayatı da anlamsız zannedebilirsin. yalnız senden iastediğim tek şey var: kendi bedenine bak. çünkü kendi bedenini herşeyden daha objektif değerlendirebilirsin.( kısa ama düşünmek için yazıldı)
Sayın berae ;
* * Sizden bir şey isteyeceğim. "ilk önce kafandaki tüm düşünceleri, fikirleri ve ideolojileri bir anlığına unut ve kafanı temizle." sonra şu linkteki video görüntülerindeki çocuğun yerine kendini koy ve "kulaklarını, gözlerini, burnunu..vb. vucut organlarını düşün. bunların bedenindeki yerlerini müşahede et ve başka bir yere bunları koyup koyamayacağını düşün" ve cevap ver herşey
mükemmel bir şekilde mi dizayn edilmiş ?
http://www.youtube.com/watch?v=7xW4TVRLSgg
http://tr.wikipedia.org/wiki/Harlequin_tipi_iktiyozis
liopleurodon
04-09-2007, 14:40
>>> burlap *cok *komik *olan *bir *sey *daha *var...biyolojide *evrim *sadece *ekoloji *ve *populasyonda *geçiyor...fotosentezi *evrimle *acıklayamazsın *sayın *burlap...ben *biyoloji *okudum *ve *hiç *senin *dedigin *gibi *biyolojinin *her *konusunda *evrim *diyen *biç *bir *hocayı *görmedim.egolarınızı *tatmin *etmek *için *bilime *hakaret *ediyorsunuz *farkında *olmadan...
Sen biyolojiyi, İstiklal'de giderken, kırtasiyenin camındaki "Biyoloji kitabı geldi" yazısından okumusşun sadece, burası kesin.. Biyolojinin adından başka hiç bir şeyini bilmediğin kesin.. Aha ben bir biyoloji hocasıyım, hemde bir sürü kelli felli üniversitede ders verdim. Ve evrim olmadan hiç bir halt anlatamıyorum çocuklara.. Senin hocaların nasıl anlattı, allele frekans analizini filan sana?
Bak, birazcık biyoloji bilen bu ahmaklığı yapmaz, "fotosentezi *evrimle *acıklayamazsın *sayın *burlap" gibi kendi embesilliğiin afişe edecek bir laf etmez.. Fotosentez, canlılar var olmadan bile ortaya çıkabilen bir mevzudur. Öyleki, canlılığın ortaya çıkışında etkin olmuş bile olabilir. Gitte, "Metabolism first" teorilerini bir oku önce...
Evrim herşeye cevap verir, merak etme sen. Ama senin akıllı tasarım zırvalığın, kadınların neden her "ay" kaplumbağalar gibi yumurtladığını izah edemez..
thunderpoint
04-09-2007, 15:06
Sevgili liop,
İyi dedin de troyya artık maziden bir yaprak...
Sevgiler...
liopleurodon
04-09-2007, 15:24
Yok, yenilen pehlivan güreşe doymazmış.. Bunlar gene gelirler, bir dahaki sefer heraklion filan olarak.. Sopaların yer giderler..
thunderpoint
04-09-2007, 15:29
"Ekmek-Kuran çarpsın dönmeyeceğim" diye yemin etmişti giderken :D ; bilmiyorum...
Otobus carpsin ki deseydi ciddi sayabilirdik, ekmegin kimseyi carptigini duyan oldu mu simdiye kadar? Hem carpsa da, ekmek tazeyse sahisa bir zarar veremez. Yollarda ne ekmek ne de kuran dolasmadigina gore, carpma ihtimali de olamaz....
Da Vinci
05-09-2007, 20:07
Bilebildiğimiz birçok canlı, biyolojik açıdan “berbat tasarım” örneği olarak kabul edilebilecek özelliklere sahiptir. Kendimizden örnek verelim: İnsan dişlerinden çektiğini, çok az şeyden çekmiştir. Oysa köpekbalıklarının dişleri her sene yenileniyor. Şu hayvana bahşedilen güzelim tasarım, biz sevgili kullara da bağışlanamaz mıydı? Tıp bilimi insanın bedensel ve ruhsal eksikliklerini onarmak için çırpınıyor. Doğaüstü güçlere sahip bir yaratıcı, çok daha basit, hatası az, tamiri kolay, yüksek etkinlikte ürünler meydana getiremez miydi!
:D *:D *:D
dilaver bu adam profluk belgesini marketten mi almış
Canlılardaki kötü tasarıma 81 örnek (http://oolon.awardspace.com/SMOGGM.htm).