Orijinalini görmek için tıklayınız : Sudan çıkış...
yeryüzüne çoktan yerleşmiş saglam adımlar atmış olan hayatın gezegenin bütün yüzeyini istila
etmek için neden bu kadar uzun süre beklemesi gerekmiştir acaba!!!
gerçektende karaların ele geçirilmesi olayı bundan en fazla 500 milyon yıl öncesine raslamaktadır.hayat bu adımı atmakta niçin bu kadar gecikti...
bu sorunun yanıtı çok basittir.hayatın karaya *ayak bastıgı gün sudan karaya atılmış olan bu adımın akla yatkın amaca uygun bir gerekçesini sunabilecek herhengi biyolojik bir argüman yoktu ortada.
o argümanı kimse bugün bile sunacak durumda degildir...dolayısıyla sorumuzu bir bakıma tersine çevirmek zorundayız.nasıl olmuşturda hayat beşigi dogal yurdu olan suyu terkedip kuru topraga geçmek üzere durup dururken sonuçları bakımından onca olumsuzlugu içeren bu sıçramayı gerçekleştirmiştir... 8O
suyun bugün bize hayata düşman yer eyer hayatı tehdit edici bir ortam olarak gelmesi tıpkı bir zamanlar ölümcül bir gaz olan oksijeni bugün hayatımızın olmazsa olmazı olarak algılamamızda oldugu gibi çok tipik ve oldukça etkileyici bir gelişmenin belirtisidir. bu gelişme sonucunda doga bizim açık ava ortamının o alabildigine -suya göre- *anormal güçlükler içeren vsrolms koşullsrına uyum saglamamızı mümkün kılmış suya göre çok büüyk zorluklar içeren bu ortam milyonlarca yıl sonra yaşamaya sudan daha çok elverişli bir ortam olup çıkmıştır bizler için... :?: *:!: *:!:
hayatın suyu terk etmek için *göze aldıgı onca zahmetin ve bu girişimin getirdigi kayıplar bilançosunun varayımsal bir tanıgı :!: *olup bitene şaşkın şaşkın başını sallardı her halde çünkü bu yeni girişimin hangi akla hizmet ettigini bulmak olanaksız oldugu gibi o zamana kadar suda hiç de gerekmeyen bir dizi karmaşık mı karmaşık *yani biyolojik faaliyetin ek işlevin ve mekanizmanın tümüyle yaniden geliştirilmesi bir anda kaçınılmaz hale gelmişti...
deri, vücudun kendi agırlıgıyla başlıyordu.sudayken böyle bir sorun yoktu. bütün canlıların organizmalarının büyük miktarda su içermeleri bunların sudaki özgül agırlıklarının 1 den pek fazla olmamasının saglıyordu.suya göre biraz fazlalıgı bulunan bu agırlıgı yüzme kesecikleriyle yada benzer mekanizmalarla karşılayıp dengelemek içten bile olmamıştı.bu nedenle su sakinleri su tarafından taşınırlar...
o güçlü dev balina bile suda agırlıksız sayılır.karadaysa en azından solucanlar sümüklü kabuklu böcekler ve yılanlar basamagından sonra gelen gelişme düzlemlerindeki canlılar enerjilerinin yüzde kırkını sırf agırlıklarını kaldırmak için tüketmek zorundadırlar.gerçektende gelişmenin o sıralarda ne akla hizmet edip bu ve benzeri dezavantajları beraberinde getiren bir yöne saptıgını anlamak olup bitene bir neden bir açıklaama bulmak hiç de kolay degildir.bildik bir anlamda biyolojik amaçlara uygun düşme kaygısı da burada geçerli degildir.....
devam edecek.........
Canlıların karaya çıkmak durumunda (karada devam etmek durumunda) kaldıkları bölgede suyun çekilmesi türünde bir doğa olayı meydana gelmiş olabilemez mi? kuraklık?
haklısın ihtimaldahilinde tabiki ama bilimsel araştırmalar ışıgında olaty derinleştirecegim elimden geldigince...
bu yer degiştirmenin beraberinde getirdigi başka dezavantajlarda mevcuttu. o zamana kadar bütün madde özümseme süreçleri bakımından vazgeçilmez madde olan su istenmedigi kadar boldu...
karada su bulunmaz hint kumaşı olup çıktı.dolayısıyla bir anda paha biçilemez deger kazanan bu maddenin olabildigince idareli kulllanılmasnı saglayacak birçok karmaşık ve yeni mekanizmanın geliştirilmesi kaçınılmazlaşmıştı...
ayrıca suyun madde özümseme süreçlerinin atıkları temizleme işlevide işin içine giriyordu...
bir deniz sakini vücudunu canı istedigi gibi yıkayıp temizleyebilir oysa şimdi su tüketimini azaltmak için yeni madde özümseme mekanizmaları bulmak gerekiyordu...
sudan karaya sıçramış bir canlının başı sadecee kendi agırlıgıyla derde girmekle kalmaz aynı zamanda kuruma tehlikesinin yanı sıra susuzluk diye bir duyguyla buluşur.öte yandan dolaşımı ve madde özümseme süreçlerini tehlikeye atabilecek ölçüdeki ısı iniş çıkışları sadece karaya özgüdür.sırf gece ile gündüz degil aynı zamanda mevsimler arasındaki ısı farkı da bu yeni kara misafirleriinn başına büyük belalar açmaya adaydır...
sudan milyonlarca yıl önce kopup ona iyice yabancılaşmış orgaizmalar olarak biz insanlar böyle bir ısı sorununun geçmişte mevcut olmadıgını çoktan unuttuk.okyanusların birkaç metre derinliginde yılın hangi mevsiminde olduguna pek baglı olmaksızın yaklaşık +4 derecelik bir ısı eşit olarak dagılmıştır.bu sabit deger o zamana kadar hayatın vazgeçilmez temel koşullarından birinide oluşturmuştur.çünkü ısı anımsayacak olursak bütün kimyasal tepkilerin motorudur. dolayısıyla ısı sabitliig bütün kimyasal süreçlerin aynı kalan ve hesaplanabilir bir hızla yürümenin güvencesidir...
ama madde özümseme ve dolaşım süreçleri karmaşık süreçlerdir.bu türden süreçlerin düzenini su dışında *dış ısının iniş çıkışlarından kaynaklanan güçlükler altında korumak pek de kolay degildir...